Words starting with Ç
3318 dictionary entries are listed for Ç.
Popular Ç entries
More frequently visited entries for this letter.
- çeviri
Bir dilden başka bir dile aktarma, çevirme; tercüme
- çeşit çeşit
Çok değişik özellikleri olan nesneleri ve durumları bir arada bulunduran
- çevrim içi
Bir bilgisayarın sunucuya ve bilgisayar ağına bağlı olarak çalışır olma durumu
- çevrim dışı
Bir bilgisayarın sunucuya ve bilgisayar ağına bağlı olmaksızın kendi başına, bağımsız çalışır olma durumu
- çobana verme kızı, ya koyun güttürür ya kuzu
"nazik bir işi, o işin inceliğini anlamayan bir kimseye yaptırma" anlamında kullanılan bir söz
- çevre
Bir şeyin yakını, dolayı; etraf, periferi
- çevrim içi eğitim
Genel ağ üzerinden gerçekleştirilen eğitim biçimi
- çevrim içi öğrenme
Genel ağ ve bilişim teknolojileri aracılığı ile gerçekleştirilen öğrenme; elektronik öğrenme, e-öğrenme
- çayırgüzeli
Buğdaygillerden bir bitki (Erogrostis major)
- çetinleşmek
Çetin duruma gelmek
- çavlanma
Çavlanmak işi
- çağa
Küçük çocuk
- çevre teker
Sap ve kökte, merkez bölümünün en dış kuşağı
- çırpılma
Çırpılmak işi
- çağırış
Çağırmak işi
- çizmeleri çekmek
bir işe girişmek
- çavuş üzümü
Kabuğu ince, çekirdeği ufak, iri taneli bir tür beyaz üzüm
- çok sözlü
Tatlı dilli, konuşkan olan
- çocukla çocuk, büyükle büyük olmak
içinde bulunulan yere veya çevredeki insanlara uymak
- çarpım
Çarpma işleminin sonucu olan sayı; kerrat
- çağrısız
Çağrılmamış veya çağrılmayan (kimse)
- çiçekleşme
Çiçekleşmek işi
- çapalama
Çapalamak işi
- çımacılık
Çımacının yaptığı iş
- çelikleşmek
Çelik durumuna gelmek
- çelmeleme
Çelmelemek işi
- çoban aldı bağa gitti, kurt aldı dağa gitti
"malını, varlığını başkaları kullandı, kendisine bir şey kalmadı" anlamında kullanılan bir söz
- çırpınış
Çırpınmak işi
- çakırcı
Avcı çakırdoğan yetiştiren ve avda kullanan kimse
- çağ dışı
Çağın gerektirdiği şartların gerisinde kalmış, çağdaş olmayan; köhne
- çağrışımsız
Çağrışımı olmayan
- çekidüzen
Düzenli olma durumu
- çelişkililik
Çelişkili olma durumu
- çeviri dili
Bir bilgisayarın sembolik makine dili
- çevre kirliliği
Doğal kaynakların aşırı ve yanlış kullanılması, tahrip edilmesi sonucunda çevrede dengenin olumsuz yönde bozulması ve birtakım sorunların ortaya çıkması; çevresel kirlilik
- çaparız
İçinden çıkılamayacak kadar güç olan, karışık iş; paçarız
Ç index
3318 word links are rendered on the server.
- çaba
Herhangi bir işi yapmak için ortaya konan güç, zorlu, sürekli çalışma; gayret, ceht
- çaba göstermek
bir işi başarmak için çalışmak, uğraşmak, gayret göstermek
- çaba harcamak (veya sarf etmek)
bir işi yapabilmek için elinden geleni yapmak
- çabalama
Çabalamak işi
- çabalama kaptan ben gidemem
"bu işi yapacak güçte değilim, zorlamanın yararı yok" anlamında kullanılan bir söz
- çabalamak
Güç bir durumdan kurtulmaya uğraşmak
- çabalanma
Çabalanmak işi
- çabalanmak
Çabalama işi yapılmak
- çabalatma
Çabalatmak işi
- çabalatmak
Çaba göstermesini sağlamak
- çabalayabilme
Çabalayabilmek işi
- çabalayabilmek
Çabalama ihtimali veya imkânı bulunmak
- çabalayadurma
Çabalayadurmak işi
- çabalayadurmak
Çabalamasını sürdürmek
- çabalayış
Çabalamak işi
- çabasız
Çaba göstermeyen, çabalamayan
- çabasızca
Çabasız bir biçimde; çabasızcasına
- çabasızlık
Çabasız olma durumu
- çabucak
Çok çabuk olarak, kısa sürede; aceleten, acilen, alelacele, anında, bir anda, bir çırpıda, bir hamlede, bir koşu, bir lahzada, çabucacık, çabukça, çarçabuk, derakap, derhâl, hemen, hemencecik, hemencek, hızla, hızlı, hızlı hızlı, hoppadak, müstacelen, serian, süratle, şipşak, takkadak, tez beri, tezce, tezelden, vakit kaybetmeden, yellim yelalim
- çabuk
Hızlı olan, yavaş karşıtı
- çabuk olmak
çabuk davranmak, oyalanmamak
- çabuk parlayan çabuk söner
olağan sayılmayacak kadar kısa bir zamanda olan bir gelişmenin sürekli olamayacağını anlatan bir söz
- çabuklaşabilme
Çabuklaşabilmek işi
- çabuklaşabilmek
Çabuklaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çabuklaşma
Çabuklaşmak işi; aceleleşme
- çabuklaşmak
Çabukluk kazanmak; aceleleşmek
- çabuklaştırabilme
Çabuklaştırabilmek işi
- çabuklaştırabilmek
Çabuklaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çabuklaştırma
Çabuklaştırmak işi; tacil, aceleleştirme
- çabuklaştırmak
Bir işin yapılmasını hızlandırmak; aceleleştirmek, tesri etmek
- çabuklaştırılabilme
Çabuklaştırılabilmek işi
- çabuklaştırılabilmek
Çabuklaştırılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çabuklaştırılma
Çabuklaştırılmak işi
- çabuklaştırılmak
Çabuklaşma işi yaptırılmak
- çabukluk
Çabuk olma durumu; atiklik, acelelik, hızlılık, ivinti, sürat
- çadır
Keçe, deri, kıl dokuma, sık dokunmuş kalın bez veya plastik maddelerden yapılarak direklerle tutturulan, taşınabilir barınak
- çadır ağırşağı
Çadırın direk başlığı
- çadır bezi
Pamuk veya ketenden dokunmuş kalın, sık bir bez türü
- çadır devlet
Göçebe boy ve aşiretlerden oluşan devlet
- çadır direği
Çadırın düzgün ve gergin kurularak çökmemesini sağlayan orta direk
- çadır kent
Olağanüstü durumlarda afet bölgelerinde kurulan çadırlardan oluşan geçici yerleşim yeri
- çadır kurmak
çadır kurulacak bez, keçe vb. şeyleri direklere gerip uçlarını bağlayarak çadırı içinde oturulacak duruma getirmek
- çadır tiyatrosu
Oyunlarını ve diğer gösterilerini çok büyük bir çadır içinde halka sunan gezici tiyatro veya gösteri grubu
- çadır yıkmak
kurulu çadırları bozmak, çözüp toplamak
- çadır çanağı
Çadır direğinin ucunda, çadır bezini tutmaya yarayan oyuk ağaç
- çadır çatı
Orta noktadan başlayarak dört tarafa bakan yüzeyi bulunan ve kare piramit biçimindeki çatı
- çadır çiçeği
Nilüfergillerden, Çin ve Amerika ırmaklarında yetişen, büyük yapraklı, pembe ve beyaz çiçekli bir bitki (Euryaleferox)
- çadırcı
Çadır diken veya satan kimse
- çadırcılık
Çadırcının yaptığı iş
- çadırlı
Çadırı olan
- çadırlı ordugâh
Çadırlarda barındırılan askerî güç
- çadıruşağı
Maydanozgillerden, öz suyu hekimlikte kullanılan bir bitki (Dorema ammoniacum)
- çak
Söylenen sözü, yapılan davranışı onayladığını göstermek veya sevinci paylaşmak üzere karşısındaki kişinin elini kendi eline havada vurmasını istemek için söylenen bir söz
- çak yapmak
kişiler söylenen sözün, yapılan davranışın onaylandığını göstermek veya bir sevinci paylaşmak üzere tek veya çift ellerini havada birbirine vurmak
- çak çak olmak
çok yırtık, lime lime, parça parça olmak
- çakabilme
Çakabilmek işi
- çakabilmek
Çakma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çakal
Etoburlardan, sürü hâlinde yaşayan, kurttan küçük bir yaban hayvanı (Canis aureus)
- çakal eriği
Çok ekşi, sert, iri çekirdekli bir tür erik; yaban eriği, dağ eriği (Prunus spinosa)
- çakal yağmuru
Güneş varken yağan yağmur
- çakalboğan
Kırlarda rastlanan bir bitki
- çakaloz
Mermi olarak çakıl taşı atan bir top türü
- çakar
Belirli araçların trafikte üstünlük sağlamak için kullandığı, yanar dönerli kırmızı ve mavi ışık; çakar lamba
- çakaralmaz
Basit, ilkel çakmak
- çakarlı
Üzerinde çakar lamba bulunan (araç)
- çakarsız
Üzerinde çakar lamba bulunmayan (araç)
- çakma
Çakmak işi
- çakma kapı
Genellikle iki kuşak üzerine tahtaların çivi ile tutturulması yöntemiyle yapılan basit kapı
- çakmacı
Çakma işini yapan kimse
- çakmacılık
Çakmacının yaptığı iş
- çakmak
Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası
- çakmak taşı
Demir veya çeliğe sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir kuvars türü
- çakmak çakmak
ateş etmek
- çakmaklama
Çakmaklamak işi
- çakmaklamak
Düvenin altına sert taş veya keskin demir parçaları çakmak
- çakmaklaşma
Çakmaklaşmak durumu
- çakmaklaşmak
Göz çakmak çakmak olmak, kızarmak ve iyice açılmak
- çakmaklı
Çakmak taşı ve zemberekle ateş alan bir tüfek türü
- çakmaklık
İçine çakmak konulan koruyucu malzeme
- çakmaksız
Çakmağı olmayan
- çakmakçı
Çakmak yapan veya satan kimse
- çakmakçılık
Çakmakçının yaptığı iş
- çakmalık
Duvara çakılmak üzere hazırlanmış onurluk
- çakozlama
Çakozlamak durumu
- çakozlamak
Uygunsuz bir durumu fark etmek
- çakra
Hindu geleneklerine ve bazı inanç sistemlerine göre insan bedeninde bulunan enerjiyi tüm vücuda dağıtan enerji noktaları
- çaktırabilme
Çaktırabilmek işi
- çaktırabilmek
Çaktırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çaktırma
Çaktırmak işi
- çaktırmadan
Belli etmeden, gizlice, sezdirmeden
- çaktırmak
Çakma işini yaptırmak
- çaktırılma
Çaktırılmak işi
- çaktırılmak
Çaktırma işi yapılmak
- çaktırış
Çaktırmak işi
- çakı
Açılıp kapanan bir veya birkaç ağızlı küçük cep bıçağı
- çakı gibi
canlı ve atik
- çakı suyu kesiyor
bıçak suyu kesiyor
- çakıcı
Çakı yapan kimse
- çakıcılık
Çakıcının yaptığı iş
- çakıl döşeme
Dış mekânlarda, çeşitli renklerdeki küçük çakıl taşlarından desenler oluşturularak yapılan yer döşemesi
- çakıl kuşu
Yağmur kuşugiller familyasından kuzey bölgelerde yaşayan, sıcak aylarda güneye geçen göçmen kuş (Crocethia alba)
- çakıl taşlı
Çakıl taşı bulunan
- çakıl taşı
Deniz kıyılarında veya derelerde suyun aşındırması ile sivrilikleri kaybolmuş, toparlak veya badem biçiminde ufak bir taş türü; çakıl, çakıl kayaç
- çakıl yol
Çakıl taşı ile döşenmiş yol
- çakıl çukul
Karışık bir biçimde, ne dediği belli olmaksızın
- çakılabilme
Çakılabilmek işi
- çakılabilmek
Çakılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çakılayazma
Çakılayazmak işi
- çakılayazmak
Çakılır gibi olmak
- çakıldak
Bir çarkın yalnız bir yöne doğru işlemesine yol verip tersine dönmesini önleyen veya değirmen, su dolabı vb. makinelerin işleyişini çıkardığı sesle kontrole yarayan parça
- çakıldama
Çakıldamak işi
- çakıldamak
Sürtünen, yuvarlanan çakıl taşları gibi ses çıkarmak
- çakıldatma
Çakıldatmak işi
- çakıldatmak
Çakıldama işini yaptırmak
- çakıllı
Çakılı olan
- çakıllık
Çakıl döşenmiş veya birikmiş yer
- çakılma
Çakılmak işi
- çakılmak
Çakma işine konu olmak
- çakıltı
Çakıl taşı vb. kımıldatıldığında çıkan ses
- çakılı
Çivi, kazık vb. bir şeyle tutturulmuş
- çakılı kalmak
yerini veya biçimini değiştirmeden durmak
- çakılıp kalmak
bir yerde uzun süre hareketsiz kalmak
- çakılıverme
Çakılıvermek işi
- çakılıvermek
Çabucak veya ansızın çakılmak
- çakılış
Çakılmak işi
- çakıntı
Şimşek, yıldız, güneş, ışık vb.nin birdenbire ve geçici olarak verdiği aydınlık durumu
- çakıntılı
Çakıntısı olan
- çakıntısız
Çakıntısı olmayan
- çakır
Açık mavi, hareli ela (göz)
- çakır ayaz
Açık ancak çok soğuk hava
- çakır göz
Açık mavi, hareli ela göz
- çakır gözlü
Açık mavi, hareli ela gözleri olan (kimse)
- çakır pençe
Tuttuğunu koparan, giriştiği veya ele aldığı her işi başaran, becerikli (kimse)
- çakır pençelik
Tuttuğunu koparma, becerikli olma durumu
- çakır çukur
Girintili çıkıntılı, pürüzlü olan
- çakırcı
Avcı çakırdoğan yetiştiren ve avda kullanan kimse
- çakırcıbaşı
Osmanlı Devleti’nde çakırcıların yöneticisi olan kimse
- çakırcılık
Çakırcının yaptığı iş
- çakırdiken
Maydanozgillerden, hekimlikte kullanılan bir bitki; deveelması (Eryngium campestre)
- çakırdikenlik
Çakırdikeni bol olan yer
- çakırdoğan
Yırtıcı kuşlardan bir tür doğan; çakır (I), tuğrul (Accipiter gentilis)
- çakırkanat
Kanatları mavi hareli bir tür ördek (Anas crecca)
- çakırkeyif
Yarı sarhoş
- çakırkeyiflik
Çakırkeyif olma durumu
- çakırlaşma
Çakırlaşmak durumu
- çakırlaşmak
Çakırkeyif olmaya başlamak
- çakırımsı
Biraz çakır olan
- çakısız
Çakısı olmayan
- çakıverme
Çakıvermek işi
- çakıvermek
Çabucak veya ansızın çakmak
- çakış
Çakmak işi
- çakışabilme
Çakışabilmek işi
- çakışabilmek
Çakışma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çakışma
Çakışmak işi
- çakışmak
Birbirine geçip kenetlenmek, takılmak
- çakışmalı
Birbirine eşit olan (şekil)
- çakıştırabilme
Çakıştırabilmek işi
- çakıştırabilmek
Çakıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çakıştırma
Çakıştırmak işi
- çakıştırmak
Çakışma işini yaptırmak
- çakıştırılma
Çakıştırılmak işi
- çakıştırılmak
Çakışma işi yaptırılmak
- çakışık
Çakışmış olan
- çakışıklık
Çakışık olma durumu
- çakşır
Paça bölümü diz üstünde veya diz altında kalan bir tür erkek şalvarı
- çakşırlı
Çakşır giymiş
- çakşırsız
Çakşırı olmayan
- çal
Taşlık yer, çıplak tepe
- çalabilme
Çalabilmek işi
- çalabilmek
Çalma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çalacak
Yoğurt mayası
- çalak
Eline ayağına çabuk, atik, çevik olan
- çalakalem
Durmadan, çabucak yazarak
- çalakamçı
Durmadan kamçılayarak
- çalakaşık
Soluk almadan yiyerek
- çalakürek
Sürekli kürek çekerek
- çalakılıç
Durmadan kılıç sallayarak
- çalakırbaç
Şiddetli ve sürekli kırbaç vurarak
- çalapaça
Zorla yürüterek, sürükleye sürükleye
- çalar saat
Ayarlanışına göre istenilen zamanda çalan saat
- çalarma
Çalarmak işi
- çalarmak
Ekinler veya meyveler olmaya, olgunlaşmaya yüz tutmak
- çalataban
Hızlıca koşarak, kaçarak
- çaldırabilme
Çaldırabilmek işi
- çaldırabilmek
Çaldırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çaldırma
Çaldırmak işi
- çaldırmak
Çalma işini yaptırmak
- çaldırılma
Çaldırılmak işi
- çaldırılmak
Çalma işi yaptırılmak
- çaldırış
Çaldırmak işi
- çalgı
Müzik yapmak amacıyla kullanılan her türlü ses verebilen alet; çalgı aleti, saz (II), enstrüman
- çalgı çalmak
bir müzik aletini kullanmak
- çalgı çağanak
Çalgılı, neşeli ve gürültülü bir biçimde; çengüçağanak
- çalgıcı
Çalgı çalmayı kendine meslek edinmiş kimse; kerizci
- çalgıcı böcek
Yaklaşık 5 milimetre boyunda, başı sert bir kabukla örtülü, kahverengi veya siyah, zararlı bir tür böcek
- çalgıcı otu
Turpgillerden, kurak yerlerde yetişen bir bitki cinsi (Sisymbrium)
- çalgıcılık
Çalgıcının yaptığı iş
- çalgıhane
Müzik evi, çalgılı lokanta veya eğlence yeri
- çalgılı
İçinde çalgı çalınan
- çalgılı çağanaklı
Eğlenceli, şarkılı, çalgılı, gürültülü patırtılı, neşeli
- çalgın
Sıcak veya soğuktan gelişemeyerek cılız kalan ekin
- çalgısız
Çalgısı olmayan
- çalgıç
Bahçe süpürgesi; çalkı
- çalkalama
Çalkalamak işi; çalkama
- çalkalamak
Sulu bir şeyi sarsarak veya çırparak karıştırmak; çalkamak
- çalkalanabilme
Çalkalanabilmek işi
- çalkalanabilmek
Çalkalanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çalkalanma
Çalkalanmak işi
- çalkalanmak
Çalkama işine konu olmak
- çalkalanış
Çalkalanmak işi
- çalkalatma
Çalkalatmak işi; çalkatma
- çalkalatmak
Çalkalama işini yaptırmak; çalkatmak
- çalkalatış
Çalkalatmak işi
- çalkalayabilme
Çalkalayabilmek işi
- çalkalayabilmek
Çalkalama ihtimali veya imkânı bulunmak
- çalkalayış
Çalkalamak işi
- çalkama
Çalkalanarak yapılan
- çalkamak
Tahıl elemek
- çalkanabilme
Çalkanabilmek işi
- çalkanabilmek
Çalkalanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çalkanma
Çalkanmak işi
- çalkanmak
Çalkama işine konu olmak
- çalkantı
Deniz ve gölde dalgalanma
- çalkantı sacı
Dip tankında bulunan sıvının hareketini yavaşlatan metal perde
- çalkantılı
Çalkantısı olan
- çalkantısız
Çalkantısı olmayan
- çalkanış
Çalkanmak işi
- çalkar
Tahıl tanesini yabancı nesnelerden seçmeye veya tohumlukta kullanılacak tahılı ayırmaya yarayan döner kalburlu araç; çalkağı, çalkak
- çalkayış
Çalkamak işi
- çalma
Çalmak işi
- çalma elin kapısını, çalarlar kapını
"kimseye kötülük yapma yoksa onlar da sana aynı kötülüğü yaparlar" anlamında kullanılan bir söz
- çalmacı
Maden üzerine çalma işi yapan usta
- çalmacılık
Çalmacının yaptığı iş
- çalmadan oynamak
çok keyifli ve sevinçli durumda bulunmak
- çalmak
Başkasının malını gizlice almak; hırsızlamak, kaldırmak, tüydürmek, uğrulamak
- çalmaç
Tahtadan yapılmış kap
- çalpara
Parmaklara takılıp çalınan zil veya buna benzer ses çıkarıcı araç
- çaltı
Dikenli çalı
- çaltılık
Çaltısı çok olan yer
- çalyaka
Yakasına yapışıp sıkıca tutarak
- çalyaka etmek
yakasına yapışıp sıkıca tutmak
- çalçene
Durup dinlenmeden konuşan, çenesi düşük (kimse); geveze
- çalçenelik
Çalçene olma durumu
- çalı
Böğürtlen, ahududu gibi küçük, dalları dibinden çatallanan ve sapları odunsu bitki
- çalı bülbülü
Serçegillerden, güzel öten, küçük bir kuş; ötleğen, bayır kuşu (Sylvia communis)
- çalı gibi
sık ve sert (saç, sakal)
- çalı horozu
Tavukgillerden, eti beğenilen bir yaban kuşu (Tetraourogallus)
- çalı kakıcı
Eşkıya bozuntusu
- çalı kuşu
Serçegillerden, başı koyu kırmızı, gövdesine doğru rengi açılan, çalılık yerleri seven ötücü bir kuş (Troglodytes)
- çalı kuşugiller
Çalı kuşu vb. türleri içine alan kuşlar familyası
- çalı süpürgesi
Kurumuş bitki saplarından yapılan bir süpürge türü
- çalı çırpı
Kolayca ateş yakmaya yarayan ince ve kuru ağaç dalı, kuru ot vb. şeyler; çepel
- çalık
Verev kesilmiş
- çalık kavak
Dalları sepetçilikte kullanılan bir tür kavak; sepetçi kavağı
- çalılandırma
Çalılandırmak işi
- çalılandırmak
Çorak bir araziyi çalı ekimi yöntemi ile yeşertmek
- çalılı
Çalısı olan
- çalılık
Çalısı çok olan yer
- çalım
Karşıdakini etkilemek amacıyla sergilenen abartılı davranış; alım çalım, poz, zambır
- çalım atmak (veya yapmak)
çalımlamak
- çalım satmak
kurulup büyüklük taslamak
- çalım yemek
rakip oyuncunun çalımı ile geçilmek
- çalımcı
Çalım yapan kimse
- çalımlama
Çalımlamak işi
- çalımlamak
Bir oyuncu topu elinden veya ayağından kaçırmadan karşısındaki oyuncuları şaşırtıcı ve dikkat dağıtıcı kıvrak hareketlerle geçmek
- çalımlanma
Çalımlanmak işi
- çalımlanmak
Çalımlı davranmak
- çalımlanış
Çalımlanmak işi
- çalımlayabilme
Çalımlayabilmek işi
- çalımlayabilmek
Çalımlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- çalımlayış
Çalımlamak işi
- çalımlı
Çalımı olan; havalı, pozlu, zambırlı
- çalımlı çalımlı
Çalım satarak
- çalımlık
Yoğurt veya maya çalmaya yetecek kadar olan
- çalımlılık
Çalımlı olma durumu
- çalımsız
Çalımı olmayan; pozsuz
- çalımsızlık
Çalımsız olma durumu
- çalımına gelmek (veya getirmek)
uygun zaman veya durumu ele geçirmek
- çalımından geçilmemek
çok çalımlı olmak
- çalınabilme
Çalınabilmek işi
- çalınabilmek
Çalınma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çalınma
Çalınmak işi
- çalınmak
Çalma işine konu olmak
- çalıntı
Çalınmış olan
- çalınıverme
Çalınıvermek işi
- çalınıvermek
Aniden çalınmak
- çalınış
Çalınmak işi
- çalıp çırpmak
hırsızlık yapmak
- çalısız
Çalısı olmayan
- çalıverme
Çalıvermek işi
- çalıvermek
Çabucak çalmak
- çalış
Çalmak işi
- çalışabilme
Çalışabilmek işi
- çalışabilmek
Çalışma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çalışan
Çalışma işini yapan kimse
- çalışkan
Gayretli, çalışmayı seven; yüğrük, gayretkeş
- çalışkanlık
Çalışkan olma durumu
- çalışma
Çalışmak işi; faaliyet
- çalışma barışı
İş huzuru
- çalışma belgesi
Bir iş yerinde veya alanında çalışılabileceğini gösteren belge
- çalışma dolabı
Üst yüzeyinde çalışma tablası bulunan, ön yüzeyinde kapak ve çekmeceleri olan mobilya
- çalışma hayatı
Düşünsel veya bedensel gücün emekçi tarafından bir mal veya hizmet üretmek için kullanıldığı süreç
- çalışma izni
Bir konuda iş yapmak için resmî kuruluşlardan alınan izin; çalışma ruhsatı
- çalışma kampı
Herhangi bir suçtan tutuklu bulunan kimselerin, ceza süresi boyunca değişik amaçlı işlerde, toplu olarak çalıştırıldıkları yer
- çalışma karnesi
Çalışma hayatına başlayan işçiye işveren tarafından verilen, onun işçilik durumunu gösteren belge
- çalışma odası
Konutlarda çalışmak için özel olarak ayrılmış ve döşenmiş oda
- çalışma saati
Belirlenmiş, planlanmış çalışma zamanı; iş saati
- çalışma yöntemi
Bir çalışma veya iş süresinde izlenen bilimsel ve metodik yöntem
- çalışmacı
Sağlık, yönetim bilimi gibi konularda çalışma yapan kimse
- çalışmacılık
Çalışmacı olma durumu
- çalışmak
Bir şeyi oluşturmak veya ortaya çıkarmak için emek harcamak
- çalıştay
Bilim adamlarının ve uzmanların bir konuda ön hazırlık yapmak üzere katıldığı inceleme ve değerlendirme toplantısı
- çalıştırabilme
Çalıştırabilmek işi
- çalıştırabilmek
Çalıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çalıştırma
Çalıştırmak işi
- çalıştırmak
Çalışmasını sağlamak
- çalıştırtma
Çalıştırtmak işi
- çalıştırtmak
Çalıştırma işini yaptırmak
- çalıştırıcı
Bir spor dalında, sporcuyu eğiten, yetiştiren ve çalıştıran kişi; antrenör, koç (II)
- çalıştırıcılı
Çalıştırıcısı olan; antrenörlü
- çalıştırıcılık
Çalıştırıcının yaptığı iş; antrenörlük, koçluk
- çalıştırıcısız
Çalıştırıcısı olmayan; antrenörsüz
- çalıştırıcısızlık
Çalıştırıcısız olma durumu; antrenörsüzlük
- çalıştırılabilme
Çalıştırılabilmek işi
- çalıştırılabilmek
Çalıştırılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çalıştırılma
Çalıştırılmak işi
- çalıştırılmak
Çalışması sağlanmak
- çalıştırılış
Çalıştırılmak işi
- çalıştırıverme
Çalıştırıvermek işi
- çalıştırıvermek
Çabucak çalıştırmak
- çalıştırış
Çalıştırmak işi
- çalışılma
Çalışılmak işi
- çalışılmak
Çalışma işine konu olmak
- çalışıp çabalamak
çok gayret göstermek
- çam
Çamgillerin örnek bitkisi olan, dört mevsim yeşil kalabilen, iğne yapraklı, yurdumuzda birçok türü yetişen bir orman ağacı (Pinus)
- çam ağacından ağıl olmaz, el çocuğundan oğul olmaz
"her şeyin bir değeri vardır; yapacağı iş, kullanılacağı yer ayrıdır" anlamında kullanılan bir söz
- çam balı
Arıların sarı çam üzerinde bulunan yaprak bitlerine salgıladıkları sıvıdan oluşturdukları bir bal türü
- çam devirmek
karşısındakine dokunacak veya kötü bir sonuç doğuracak söz söylemek
- çam fıstığı
Fıstık çamının kozalak biçimindeki meyvesinden çıkarılan sert kabuklu, yağlı ve nişastalı tohum
- çam sakızı
Çam ağacından çıkarılan reçine; acı sakız
- çam sakızı gibi
tedirgin edecek kadar bir insanın peşinden ayrılmayan
- çam sakızı çoban armağanı
verilen bir armağanın sunulduğu kimseye değerine uygun olmadığını ve verenin gücünün ancak buna yettiğini özür yollu anlatmak için söylenen bir söz
- çam yarması
İri yarı, koca gövdeli (kimse); çam bölmesi
- çam yeşili
Yeşilin çam yapraklarına benzer bir tonu
- çamat
Avlanılmış balıkları elde taşımaya yarar çengel askı
- çamaşır
İç giysisi
- çamaşır azgını
Çok yıkanmaktan dolayı hırpalanmış, eskimiş, örselenmiş
- çamaşır deterjanı
Çamaşırların temizlenmesini sağlayan kimyasal bileşim
- çamaşır dolabı
Çamaşır saklamada kullanılan çekmeceli dolap
- çamaşır ertesi olmak
çamaşır yıkamaktan aşırı yorulup hasta olmak
- çamaşır ipeği
Nakış yapmakta kullanılan ipek iplik
- çamaşır ipi
Kurutmak için üzerine çamaşır asılan ip veya tel
- çamaşır kazanı
İçinde çamaşır kaynatılan kazan
- çamaşır leğeni
İçinde çamaşır yıkanan, metal veya plastikten yapılmış geniş kap
- çamaşır makinesi
Çamaşır yıkamaya yarayan araç
- çamaşır mandalı
Kuruması için asılmış çamaşırları ipe sıkıca tutturmak amacıyla kullanılan küçük, tahta veya plastik kıskaç
- çamaşır sabunu
Çamaşır yıkama işinde kullanılan sabun
- çamaşır sepeti
Kirli veya yıkanmış çamaşırların içinde toplandığı sepet
- çamaşır sodası
Beyaz çamaşırları ağartmak için kullanılan sodyum karbonat; soda
- çamaşır suyu
Çamaşır, bulaşık vb. alanlarda temizlemek ve beyazlatmak amacıyla kullanılan kimyasal sıvı
- çamaşır takımı
Fanila, atlet ve dondan oluşan iç giyim
- çamaşırcı
Para ile başkalarının çamaşırını yıkayan kimse
- çamaşırcılık
Çamaşırcının yaptığı iş
- çamaşırlık
Çamaşır yıkamak için kullanılan yer; çamaşırhane
- çamgiller
Kozalaklılardan, iğne gibi ince ve uzun yapraklarını yaz kış dökmeyen, tohumları çıplak olarak kozalak pulları üzerinde bulunan, çam, köknar, ladin vb. bitki türlerini içine alan reçineli ağaçlar familyası
- çamlık
Çam ağaçları çok olan yer
- çamuka
Gümüş balığına benzer bir balık (Atherina hepsetus)
- çamur
Su ile karışıp bulaşır ve içine batılır duruma gelmiş toprak
- çamur atmak (veya sıçratmak)
birini kötü bir işe karışmış göstermek, kara çalmak, iftira etmek
- çamur banyosu
Sağlık vb. amaçlarla bedenin bir bölümünü veya bütününü bir süre çamur içinde bulundurma
- çamur deryası
Her tarafı çamurla kaplı
- çamur gibi
iyi pişmemiş ve siyah unla yapılmış (ekmek)
- çamur kalemi
Heykeltıraşların çamura biçim verme sırasında kullandıkları şimşir araç
- çamur ığrıbı
Denizin sığ ve çamurlu yerlerinde kullanılan 25-30 kulaç uzunluğunda bir balık ağı
- çamura bulamak
kirletmek
- çamura bulaşmak (veya batmak)
kirli ve uygunsuz bir işe karışmak
- çamura taş atmak
çirkefe taş atmak
- çamura yatmak
borcunu ödememek
- çamurcuk
Sazangillerden, sazandan küçük, eti tatsız bir göl ve bataklık balığı (Chrondrostoma nasus)
- çamurcun
Anadolu ve Kuzey Afrika'da yaşayan bir tür ördek
- çamurdan çekip çıkarmak
birini kötü veya onurunu tehlikeye düşüren bir durumdan kurtarmak
- çamurlama
Çamurlamak işi
- çamurlamak
Çamur sürmek, çamurla sıvamak
- çamurlanabilme
Çamurlanabilmek işi
- çamurlanabilmek
Çamurlanma ihtimali bulunmak
- çamurlanma
Çamurlanmak işi
- çamurlanmak
Üzerine çamur sıçramak, bulaşmak
- çamurlatma
Çamurlatmak işi
- çamurlatmak
Çamur sürdürmek, çamurla sıvatmak
- çamurlayabilme
Çamurlayabilmek işi
- çamurlayabilmek
Çamurlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- çamurlaşabilme
Çamurlaşabilmek işi
- çamurlaşabilmek
Çamurlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çamurlaşma
Çamurlaşmak işi
- çamurlaşmak
Çamur durumuna gelmek
- çamurlu
Çamur bulaşmış, üstünde veya içinde çamur bulunan
- çamurluk
Çamuru çok olan yer
- çamurlukçu
Araçların çamurluklarını yapan veya onaran kimse
- çamurlukçuluk
Çamurlukçunun yaptığı iş
- çamursuz
Çamuru olmayan, üstünde çamur bulunmayan
- çamuru karnında, çiçeği burnunda
çok taze (sebze veya meyve)
- çamça
Sazangillerden, pullarından yalancı inci yapılan bir ırmak balığı (Leuciscus rutilus)
- çamçak
Ağaçtan oyularak yapılmış kulplu su kabı; çapçak
- çamçak çamçak
Bolca, bol miktarda
- çan
İçinden sarkan tokmağının kenarlara vurmasıyla ses çıkaran madenden araç; kampana
- çan kulesi
İçinde çan bulunan uzun, yüksek kule
- çan çalmak
herkese bildirmek
- çan çan
Sürekli ve yüksek sesle edilen gevezelik
- çan çan etmek (veya ötmek veya konuşmak)
yüksek sesle sürekli gevezelik etmek
- çan çiçeği
Çan çiçeğigillerden, ekseri mavi ve beyaz renkte çan biçimine benzer çiçekler açan, süs bitkisi olarak da yetiştirilen bir tür bitki; meryemanaeldiveni, boru çiçeği (Campanula medium)
- çan çiçeğigiller
Bitişik taç yapraklılardan, örneği çan çiçeği olan bir bitki familyası; boru çiçeğigiller
- çanak
Toprak, metal vb. bir maddeden yapılmış yayvan, çukurca kap
- çanak anten
Uzaydaki aktarıcıdan belirli frekanslarda yapılan radyo ve televizyon yayınlarını almaya yarayan tepsi biçiminde anten
- çanak ağızlı
Büyük ağızlı
- çanak tutmak (veya açmak)
davranışları veya sözleriyle kötü bir sonuca yol açmak
- çanak yalamak
dalkavukluk etmek
- çanak yaprak
Çanağı oluşturan yaprakların her biri
- çanak çömlek
Topraktan yapılmış türlü kaplar
- çanak çömlek patlamak
çocuk oyunlarında ebe yanılmak
- çanak çömlek patlatmak
çocuk oyunlarında ebeyi yanıltmak
- çanak üzengi
Basılan yeri, tabanın büyük bir bölümünü kaplayacak kadar geniş olan üzengi
- çanaksı
Çanağı andıran, çanağa benzeyen, çanak gibi
- çanaksı hücreler
Salgılanacağı zaman şişen ve belirli bir büyüklüğe geldiklerinde içlerindeki sıvı salgısını boşaltan bez hücreleri
- çanakçı
Çanak yapan veya satan kimse
- çanakçık
Küçük çanak
- çanakçılık
Çanakçının yaptığı iş
- çanağa ne doğrarsan kaşığında o çıkar
"kişi, kendisi için önceden yaptığı hazırlıkların verimini ileride alır" anlamında kullanılan bir söz
- çancı
Çan yapan veya satan kimse
- çancılık
Çancının yaptığı iş
- çandı
Çivisiz, birbirine geçirilme yöntemine göre kesilmiş hazır kereste
- çandır
Karışık, melez
- çangal
Ayakta güreşirken karşı güreşçinin koltuğu altından bir kolu sokarak bir ayakla o güreşçinin bir bacağına çengel taktıktan sonra onu öne doğru eğip başı üzerinden atma oyunu
- çangallı
Çangalı olan
- çangır çungur
Düşme veya birbirine çarpma sırasında kaba ve zevksiz ses çıkararak; çangıl çungul
- çangırdama
Çangırdamak işi
- çangırdamak
Düşerek veya birbirine çarparak gürültü çıkarmak
- çangırtı
Çangırdama sesi
- çanlı
Çanı olan
- çanlı şamandıra
Sisli havalarda şamandıranın yerini çan çalarak belirten şamandıra
- çansız
Çanı olmayan
- çanta
Kösele, meşin, kumaş vb. hafif malzemeden yapılıp büyüklüğüne göre para, evrak, yiyecek vb. koyup taşımaya yarayan kap
- çanta malı
Başkasına verilmeye veya öğretilmeye kıyılmayan değerli (eser)
- çanta çiçeği
İki çeneklilerden, beyaz, erguvani veya sarı renkli bir süs bitkisi
- çantacı
Çanta yapan veya satan kimse
- çantacılık
Çantacının yaptığı iş
- çantada keklik
Ele geçirilmesi, elde edilmesi kolay olan; torbada keklik
- çantadan yetişmek
bir mesleği eğitim görmeden deneyimlerle kazanmak
- çantalı
Çantası olan
- çantasız
Çantası olmayan
- çanına ot tıkmak (veya tıkamak)
sesini çıkaramayacak, kötülük edemeyecek bir duruma getirmek, susturmak
- çap
Cisimlerin genişliği; kutur
- çapa
Tarlalarda toprağı işlemek için kullanılan ağaç veya demir saplı kazı aracı
- çapacı
Çapa ile çalışan işçi
- çapacılık
Çapacının yaptığı iş
- çapak
Göz pınarında ve kirpiklerde birikerek pıhtılaşan veya kuruyan akıntı
- çapaklanabilme
Çapaklanabilmek işi
- çapaklanabilmek
Çapaklanma ihtimali bulunmak
- çapaklanma
Çapaklanmak işi
- çapaklanmak
Çapak oluşmak
- çapaklanış
Çapaklanmak işi
- çapaklı
Çapağı olan
- çapaksız
Çapağı olmayan
- çapalama
Çapalamak işi
- çapalamak
Çapa ile toprağı kabartmak
- çapalanabilme
Çapalanabilmek işi
- çapalanabilmek
Çapalanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çapalanma
Çapalanmak işi
- çapalanmak
Bir yer çapa ile kabartılmak
- çapalanış
Çapalanmak işi
- çapalatma
Çapalatmak işi
- çapalatmak
Çapalama işini yaptırmak
- çapalayabilme
Çapalayabilmek işi
- çapalayabilmek
Çapalama ihtimali veya imkânı bulunmak
- çapalayış
Çapalamak işi
- çapalı
Çapalanmış (yer)
- çapanoğlu
Bir işte gizli kalmış kötü ve aksak yan, kuşkulu durum
- çapanoğlunun abdest suyu gibi
çok sulu, tatsız ve kötü görünüşlü olan (içilecek şeyler)
- çapar
Benekli, alacalı (hayvan ve bitki)
- çaparhane
Menzillerde ulakların, postacıların bulunduğu yer
- çapari
Beden, köstek ve iğne bölümlerinden meydana gelen, her bir iğneye hindi, horoz, kaz, martı, tavuk, ördek vb. kuşların kanat, kuyruk tüyleri takılan çok iğneli bir tür olta takımı
- çaparız
İçinden çıkılamayacak kadar güç olan, karışık iş; paçarız
- çapasız
Çapalanmamış (yer)
- çapaçul
Düzensiz, özensiz, karışık olan
- çapaçulcu
Serseri, başıboş (kimse)
- çapaçulculuk
Çapaçulcu olma durumu
- çapaçullaştırma
Çapaçullaştırmak işi
- çapaçullaştırmak
Çapaçul duruma getirmek
- çapaçulluk
Çapaçul olma durumu
- çapkıma
Çapkımak işi
- çapkımak
Enini boyunu ölçmek, çaplamak
- çapkın
Geçici aşklar ve ilişkiler peşinde koşan (kimse); gönül avcısı, hovarda
- çapkınca
Çapkına benzer bir biçimde
- çapkınlaşma
Çapkınlaşmak işi
- çapkınlaşmak
Çapkın duruma gelmek
- çapkınlık
Çapkın olma durumu
- çapla
Maden kazımak için kullanılan çelik kalem
- çaplama
Çaplamak işi
- çaplamak
Bir şeyin enini, boyunu ölçmek; çapkımak
- çaplı
Çapı geniş olan
- çaplılık
Çaplı olma durumu
- çapma
Çapmak işi
- çapmak
Akın etmek, koşmak
- çaprak
Eyer örtüsü
- çapraz
Eğik olarak birbiriyle kesişen
- çapraz ateş
Karşılıklı yönlerden silahla saldırma
- çapraz bulmaca
Her cevabın birbirine ipucu olabilmesi için sorulara ait cevaplar tabloya yazıldığında bazı harflerin kesiştiği bir tür bulmaca
- çapraz kafiye
Dörtlüklerde birinci ile üçüncü, ikinci ile dördüncü dizelerin birbiriyle kafiyeli olduğu düzen; çapraz uyak
- çapraz koşu
Futbolda, oyuncuların rakip oyunculardan kurtulmak için farklı yöne yaptıkları koşu
- çapraz kur
İki ülke parası arasında üçüncü bir ülkenin parasıyla belirlenen kambiyo sürüm değeri
- çapraz sorgu
Ceza yargılamasında cumhuriyet savcısının, müdafi veya vekil sıfatlı avukatın, sanığa, katılana, tanığa, bilirkişiye ve duruşmaya çağrılmış kişilere, hâkim önünde, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilmesi biçimindeki sorgulama tekniği; çapraz sorgulama
- çapraza almak
karşı yönlerden kuşatmak
- çapraza sarmak
bir iş içinden çıkılmaz duruma gelmek, çaprazlaşmak
- çaprazda sürmek
çapraza alınan hasmı geriye doğru hızla sürmek
- çaprazlama
Çapraz olarak; çaprazlamasına, kılıçlama, kirişleme, makaslama, çaprazvari
- çaprazlamak
Çapraz duruma getirmek
- çaprazlaşma
Çaprazlaşmak işi
- çaprazlaşmak
İçinden çıkılamamak, ne yapılacağı bilinememek
- çaprazlaştırma
Çaprazlaştırmak işi
- çaprazlaştırmak
Çaprazlaşmasına yol açmak
- çaprazlık
Çapraz olma durumu
- çaprazölçer
Elde veya makinede çaprazlanan dişlerin eğimini denetlemede yararlanılan yardımcı alet
- çapraşma
Çapraşmak işi
- çapraşmak
Karışık, çapraşık, çözülmez duruma gelmek
- çapraşık
Anlaşılması, çözülmesi veya içinden çıkılması güç
- çapraşıklaşma
Çapraşıklaşmak işi
- çapraşıklaşmak
Çapraşık duruma gelmek
- çapraşıklık
Çapraşık olma durumu
- çapsız
Çapı geniş olmayan
- çapsızlık
Çapsız olma durumu
- çaptan düşmek
çalışma gücü, verimi azalmış veya tükenmiş olmak
- çapul
Birçok kimsenin bir mala üşüşüp bulduklarına el koyması; plaçka
- çapula
Kaba deriden yapılmış ucu sivri ve kıvrık ayakkabı
- çapulacı
Çapula yapan veya satan kimse
- çapulacılık
Çapulacının yaptığı iş
- çapulcu
Düzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan; plaçkacı
- çapulculuk
Çapulcunun yaptığı iş; plaçkacılık
- çapullama
Çapullamak işi
- çapullamak
Bir yeri soymak, yağmalamak
- çapullanma
Çapullanmak işi
- çapullanmak
Bir yer soyulmak, yağmalanmak
- çaput
Eskimiş bez parçası; paçavra
- çaput bağlamak
bez bağlamak
- çapçak
Ağzı açık fıçı
- çar
Rus imparatorlarına ve Bulgar krallarına verilen ünvan
- çardak
Tarla, bahçe vb. yerlerde ağaç dallarından örülmüş barınak; alaçık
- çardaklı
Çardağı olan
- çardaksız
Çardağı olmayan
- çardaş
Ağır ritimlerle başlayan ve giderek hızlanan Macar halk dansı
- çare
Bir sonuca varmak, ortadaki engelleri kaldırmak için tutulması gereken yol; umar
- çare edememek
tedavi yolu bulamamak, iyileştirememek
- çaresine bakmak
gerekeni yapmak, çözüm yolu aramak
- çaresiz
Çaresi bulunmayan, onulmaz; umarsız, devasız
- çaresiz kalmak
çözüm yolu, çıkar yolu bulamamak
- çaresizce
Çaresiz bir biçimde; umarsızca, umarsızcasına, çaresizcesine
- çaresizleşme
Çaresizleşmek durumu; umarsızlaşma
- çaresizleşmek
Çaresiz duruma gelmek; umarsızlaşmak
- çaresizleştirme
Çaresizleştirmek işi; umarsızlaştırma
- çaresizleştirmek
Çaresiz hâlde bırakmak; umarsızlaştırmak
- çaresizlik
Çaresiz olma durumu; umarsızlık, biçarelik
- çareviç
Çarın oğlu
- çargâh
Türk müziğinde "do" perdesinin adı
- çarha
Ordunun ileri birliklerinin düşman kuvvetlerini çevirme hareketi; çarka
- çarhacı
Ordunun düşman kuvvetlerini çevirme hareketinde görevli asker; çarkacı
- çariçe
Çarın karısına veya kadın çara verilen ünvan
- çariçelik
Çariçe olma durumu
- çark
Bir eksenin döndürdüğü tekerlek biçimindeki makine parçası
- çark etmek
bir doğrultuda giden kimse, şey sağa veya sola doğru yön değiştirmek
- çark çevirmek
aynı yol üzerinde dönerek gitmek
- çarka vermek (veya çektirmek)
kesici araçları bileği çarkı ile biletmek
- çarklı
Çarkı olan
- çarksız
Çarkı olmayan
- çarkçı
Kesici aletleri çarkla bileyen kimse; bileyici
- çarkçıbaşı
Vapurlarda birinci çarkçı
- çarkçılık
Çarkçının yaptığı iş
- çarkı döndürmek
geçimini sağlamak
- çarkıfelek
Yakıldığında dönerek kıvılcım saçan donanma fişeği
- çarkıfelekgiller
Ayrı çanak yapraklı iki çeneklilerden, örneği çarkıfelek olan bir bitki familyası
- çarkına etmek (veya okumak)
birine büyük kötülük yapmak veya işini bozarak zarar vermek
- çarkıt
Eski, bozuk olan
- çarliston
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da yaygınlaşan dans türü
- çarliston marka
Yeni icat, az bulunur, antika
- çarliston marka kereste
Az bulunan kereste
- çarlık
Çar olma durumu
- çarmıh
Suçlunun öldürülmek amacıyla çivilendiği haç biçimindeki darağacı
- çarmıha germek
haç biçimindeki darağacına çivilemek
- çarnaçar
Çaresiz bir biçimde
- çarpabilme
Çarpabilmek işi
- çarpabilmek
Çarpma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çarpan
Bir çarpma işleminde çarpılan sayının kaç kez tekrarlanacağını gösteren sayı; çoğaltan
- çarpan balığı
Levrekgillerden, yüzgeçleri dikenli ve zehirli, eti sevilen bir balık; trakunya (Trachinus draco)
- çarpanlara ayırma
Bir sayıyı veya cebirsel anlatımı, iki veya daha çok çarpanın çarpımı durumuna getirme
- çarpayazma
Çarpayazmak işi
- çarpayazmak
Çarpacak duruma gelmek
- çarpma
Çarpmak işi
- çarpma işareti
Çarpma işlemini gösteren "x veya . " işareti
- çarpma kapı
Özel menteşesi yardımı ile içe ve dışa doğru açılabilen, tek veya çift kanatlı kapı türü
- çarpmak
Hızla değmek, vurmak
- çarpmalı
Çarpma yapılabilen
- çarpmasız
Çarpma yapılamayan
- çarptırabilme
Çarptırabilmek işi
- çarptırabilmek
Çarptırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çarptırma
Çarptırmak işi
- çarptırmak
Çarpma işini yaptırmak veya çarpmasına yol açmak
- çarptırılma
Çarptırılmak işi
- çarptırılmak
Çarptırma işine konu olmak
- çarptırış
Çarptırmak işi
- çarpı
Kaba sıva, çarpma sıva
- çarpıcı
Etkili, dikkat çeken; sansasyonel
- çarpıcılık
Çarpıcı olma durumu; sansasyonellik
- çarpık
Düzgünlüğünü yitirerek eğrilmiş, doğru karşıtı
- çarpık kentleşme
Plansız, gelişigüzel, kent değerleri göz önüne alınmadan binalar yaparak kent kurma biçimi
- çarpık çurpuk
Değersiz, basit
- çarpıklaşma
Çarpıklaşmak işi
- çarpıklaşmak
Çarpık duruma gelmek
- çarpıklaştırma
Çarpıklaştırmak işi
- çarpıklaştırmak
Çarpık duruma getirmek
- çarpıklaştırılma
Çarpıklaştırılmak işi
- çarpıklaştırılmak
Çarpık duruma getirilmek
- çarpıklık
Çarpık olma durumu; eğrilik
- çarpıkça
Biraz çarpık
- çarpılabilme
Çarpılabilmek işi
- çarpılabilmek
Çarpılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çarpılan
Bir çarpma işleminde önce yazılan ve tekrarlanan sayı; madrup
- çarpılma
Çarpılmak işi
- çarpılmak
Çarpma işine konu olmak
- çarpılı
Çarpı işareti konmuş
- çarpılıverme
Çarpılıvermek işi
- çarpılıvermek
Çabucak çarpılmak
- çarpılış
Çarpılmak işi
- çarpım
Çarpma işleminin sonucu olan sayı; kerrat
- çarpım tablosu
Birden dokuza kadar birbiriyle çarpılan sayıların çarpımlarını gösteren çizelge; çarpım cetveli, kerrat cetveli
- çarpıntı
Kalbin hızlı ve sık vurması
- çarpıntılı
Heyecanlı, telaşlı
- çarpıntısı tutmak
heyecan, korku veya üzüntüden çarpıntı nöbeti gelmek
- çarpıntısız
Çarpıntısı olmayan
- çarpıtabilme
Çarpıtabilmek işi
- çarpıtabilmek
Çarpıtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çarpıtma
Çarpıtmak işi
- çarpıtmak
Çarpık duruma getirmek
- çarpıtılabilme
Çarpıtılabilmek işi
- çarpıtılabilmek
Çarpıtılma ihtimali bulunmak
- çarpıtılma
Çarpıtılmak işi
- çarpıtılmak
Çarpıtma işi yapılmak
- çarpıtılış
Çarpıtılmak işi
- çarpıtış
Çarpıtmak işi
- çarpıverme
Çarpıvermek işi
- çarpıvermek
Çabucak veya ansızın çarpmak
- çarpış
Çarpmak işi
- çarpışabilme
Çarpışabilmek işi
- çarpışabilmek
Çarpışma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çarpışma
Çarpışmak işi; müsademe, sadme
- çarpışmak
Birbirine çarpmak, tokuşmak
- çarpıştırabilme
Çarpıştırabilmek işi
- çarpıştırabilmek
Çarpıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çarpıştırma
Çarpıştırmak işi
- çarpıştırmak
Çarpışma işini yaptırmak
- çarpıştırılma
Çarpıştırılmak işi
- çarpıştırılmak
Çarpışmaları sağlanmak
- çarpışılma
Çarpışılmak işi
- çarpışılmak
Çarpışma işi yapılmak
- çarpışıverme
Çarpışıvermek işi
- çarpışıvermek
Ansızın çarpışmak
- çarçur
"Gereksiz yerlere harcayıp tüketmek" anlamındaki çarçur etmek ve "gereksiz yere harcanmak, ziyan olmak" anlamlarındaki çarçur olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
- çarık
İşlenmemiş sığır derisinden yapılan ve deliklerine geçirilen şeritle sıkıca bağlanan ayakkabı
- çarıklı
Ayağına çarık giymiş
- çarıklı erkânıharp
Kurnaz veya uyanık köylü
- çarıklık
Çarık konulacak yer
- çarıksız
Çarığı olmayan veya çarık giymemiş
- çarıkçı
Çarık yapan veya satan kimse
- çarıkçılık
Çarıkçının yaptığı iş
- çarşaf
Yatağın üstüne serilen veya yorgan kaplanan bez örtü
- çarşaf gibi
dalgasız, dümdüz ve durgun (deniz, göl)
- çarşaf kadar
pek büyük, çok geniş
- çarşaf çarşaf
Olabildiğince uzun
- çarşafa dolanmak
bir işin içinden çıkamamak, kötü ve başarısız duruma düşmek, zor durumda kalmak, çarşaflamak
- çarşafa girmek
çarşaf giymeye başlamak
- çarşaflama
Çarşaflamak işi
- çarşaflamak
Yorganı çarşafla kaplamak
- çarşaflanma
Çarşaflanmak işi
- çarşaflanmak
Çarşaflama işine konu olmak
- çarşaflatma
Çarşaflatmak işi
- çarşaflatmak
Çarşaflama işini yaptırmak
- çarşaflı
Üzerinde çarşaf olan
- çarşaflık
Çarşaf yapmaya elverişli olan (kumaş)
- çarşafsız
Üzerinde çarşaf olmayan
- çarşafsızlık
Çarşafsız olma durumu
- çarşafçı
Çarşaf yapan veya satan kimse
- çarşafçılık
Çarşafçının yaptığı iş
- çarşamba
Salı ile perşembe arasındaki gün
- çarşamba karısı
Masallarda geçen, kılıksız, saçı başı karmakarışık kadın
- çarşamba pazarı
Her şeyi karmakarışık ortada olan yer
- çarşamba pazarına çevirmek
özellikle yüze vurarak çok dayak atmak
- çarşı
Dükkânların bulunduğu alışveriş yeri
- çarşı ağası
Çarşıyı ve esnafı düzen altında tutmakla görevli kimse
- çarşı ekmeği
Çarşıda satılan, has undan yapılmış ekmek türü
- çarşı iti ev beklemez
"başıboş gezmeye alışanlar, disiplinli iş yapmaya gelemezler" anlamında kullanılan bir söz
- çarşı pazar dolaşmak (veya gezmek)
alışveriş edilen her yeri dolaşmak
- çarşılı
Çarşı esnafı
- çarşısız
Çarşısı olmayan
- çasar
Viyana'da oturan Alman imparatoruna verilen ünvan
- çat
Sert bir şeyin kırılırken çıkardığı ses
- çat etmek
"çat" diye ses çıkarmak
- çat kapı
Beklenmedik bir zamanda kapıyı çalarak
- çat orada çat burada çat kapı arkasında
çok çabuk yer değiştiren birinin durumunu anlatan bir söz
- çat pat
Az çok ve yalan yanlış biçimde; çatır patır, çatra patra
- çatabilme
Çatabilmek işi
- çatabilmek
Çatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çatak
İki dağ yamacının kesişmesi ile oluşmuş dere yatağı
- çatak bayrak
Yeniçerilerin yarısı sarı, yarısı kırmızı renkteki bayrağı
- çatal
Yemek yerken kullanılan iki, üç veya dört uzun dişli çoğunlukla metal araç
- çatal ayak
Ateşli bir silahın namlusuna destek olan, genellikle ters V biçiminde yere kurulan iki ayaklı parça
- çatal aşı
Yeşilmercimek, kuru barbunya, dövme soğan, tereyağı ve baharat kullanılarak hazırlanan bir çorba türü
- çatal bel
Bahçeyi bellemeye yarayan ucu çatallı ve saplı alet
- çatal bıçak takımı
Sofra için gerekli olan çatal, kaşık, bıçak ve diğer servis araçlarının tümü
- çatal don
Paçaları diz üstünde kalan don
- çatal flama
Uçkurluğun karşı kenarı çatal olarak yapılan işaret flaması
- çatal görmek
net görememek, bir şeyi iki görmek
- çatal iğne
İki veya üç çengeli olan olta iğnesi
- çatal kaldıraç
Önünde uzanan iki kolla özel hazırlanmış paletli yükleri kaldırıp taşıyan veya istif eden motorlu araç
- çatal kargı
Büyük balıkları zıpkınlayarak avlamakta kullanılan üç dişli, sivri uçlu araç; çatal zıpkın
- çatal kazık
Sonuçta ne olacağı belirsiz, karışık, karanlık ve şüpheli durum
- çatal kazık yere batmaz (veya geçmez veya çakılmaz)
birden çok kimsenin söz sahibi olduğu iş yürümez
- çatal kundak
Açıldığında V biçiminde olan iki ayaklı top kundağı
- çatal matal kaç çatal
üzerine atlanıp sırtına oturulacak gözleri kapalı kişinin, üzerinde oturanın tek veya çatal biçimde kaldırılmış çift parmağının kaç olduğunu bilmesi temeline dayanan bir tür birdirbir oyunu
- çatal sakal
Çatal biçiminde ikiye ayrılmış sakal
- çatal ses
İki perdeden çıkar gibi olan ve kulağı tırmalayan ses
- çatal yürekli
Cesur, korkusuz; çatal yürek
- çatal yüreklilik
Çatal yürekli olma durumu
- çatal çivi
Elektrik ve telefon kablolarını süpürgeliğe, kapı, pencere pervazı vb. ahşap yüzeylere tutturmakta kullanılan, iki ucu sivri, U biçiminde özel çivi
- çatalkara
Bir tür kara üzüm
- çatalkuyruk
Uzun ve ince gövdeli, ılık denizlerde yaşayan bir tür balık (Lepidopus caudatus)
- çatallanabilme
Çatallanabilmek işi
- çatallanabilmek
Çatallanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çatallanma
Çatallanmak işi
- çatallanmak
Çatal gibi ikiye ayrılmak
- çatallanış
Çatallanmak işi
- çatallaşabilme
Çatallaşabilmek işi
- çatallaşabilmek
Çatallaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çatallaşma
Çatallaşmak işi
- çatallaşmak
İki veya daha çok ihtimal ortaya çıkarak anlaşılması güç bir duruma gelmek
- çatallaştırma
Çatallaştırmak işi
- çatallaştırmak
Çatallaşmasına yol açmak
- çatallı
Çatalı olan
- çatallık
Çatal konulan yer
- çatalsız
Çatalı olmayan
- çatana
Filika büyüklüğünde, islimle işleyen deniz teknesi, küçük vapur; istimbot
- çatanacı
Çatana işleten kimse
- çatanacılık
Çatanacının yaptığı iş
- çatapat
Ayakla çiğnendiğinde veya bir yere sürtüldüğünde "çat pat" diye patlayan bir eğlence fişeği; çatpat, çıtpıt
- çatkı
Uç uca, birbirine çatılan şeylerin bütünü
- çatkı çatmak
başına çatkı örtmek
- çatkılı
Çatkısı olan
- çatkılık
Çift öküzlerini birbirlerine bağlayan çifte boyunduruklu ağaç
- çatkın olmak
kendini ağırdan satmak
- çatkınlık
Çatkın olma durumu
- çatkısız
Çatkısı olmayan
- çatladın mı?
aşırı sabırsızlık gösterenlere söylenen bir uyarma
- çatlak
Çatlamış olan
- çatlak ses
Pürüzlü, bozuk ses
- çatlak zurna
Çirkin sesli, geveze, boşboğaz kimse
- çatlaklık
Çatlak olma durumu
- çatlama
Çatlamak işi
- çatlamak
Parçaları ayrılıp dağılmayacak bir biçimde yarılmak
- çatlasa da (veya çatlasa da patlasa da)
"elinden gelen her çareye başvursa da" anlamında kullanılan bir söz
- çatlatabilme
Çatlatabilmek işi
- çatlatabilmek
Çatlatmak ihtimali veya imkânı bulunmak
- çatlatma
Çatlatmak işi
- çatlatmak
Çatlak duruma getirmek
- çatlatılabilme
Çatlatılabilmek işi
- çatlatılabilmek
Çatlatılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çatlatılma
Çatlatılmak işi
- çatlatılmak
Çatlatma işine konu olmak
- çatlatılış
Çatlatılmak işi
- çatlatış
Çatlatmak işi
- çatlayabilme
Çatlayabilmek işi
- çatlayabilmek
Çatlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- çatlayıverme
Çatlayıvermek işi
- çatlayıvermek
Çabucak veya ansızın çatlamak
- çatlayış
Çatlamak işi
- çatma
Çatmak işi
- çatma kaş
Aralarında kılsız yer olmayıp birbirine kavuşmuş olan kaşlar
- çatmacı
Çatma işini yapan kimse
- çatmacılık
Çatmacının yaptığı iş
- çatmak
Odun, değnek, kılıç, tüfek vb. uzun şeylerden birkaç tanesini, tepelerinden birbirine çaprazlama dayayarak durdurmak
- çattırma
Çattırmak işi
- çattırmak
Çatma işini yaptırmak
- çatı
Bir yapının, bir evin damını kuran parçaların bütünü; sakaf
- çatı aktarmak
çatının kırık kiremitlerini sağlamlarıyla değiştirmek
- çatı ekleri
Fiilin anlamını değiştirmeden cümledeki özne ve nesne ile olan bağlantısında durum değişikliği yapan dönüşlülük, edilgenlik, işteşlik, ettirgenlik ekleri: döv-ün-, sev-il-, bak-ış-, yaz-dır-, ak-ıt-, yap-tır-t- vb
- çatı eteği
Çatının, binanın dış duvarlarını aşan, yağışlara karşı duvarın en üst bölümünü koruyan dışa uzanmış kısmı
- çatı faresi
Kırsal alanlarda yaygın olarak bulunan, kuyruğu hariç 15-30 santimetre boyunda, 80-300 gram ağırlığında, burnu sivri, kulak ve gözleri iri olan, kahverengi veya siyah tüylü bir tür fare
- çatı kaplayıcı
İskele kurup ahşap çatı kaplamasını yapan, duvarları keçe veya özel kâğıtlar ile kaplayan usta
- çatı katı
Yapılarda çatı ile son kat arasında yapılan küçük kat
- çatı kirişi
Bir ucu tavanın üstüne bindirilen ve üzerine kiremit altı tahtalarının kaplandığı ana kiriş
- çatı penceresi
Tavan arasını aydınlatmaya yarayan pencere veya camlı kapak; baca, arnavutbacası
- çatı örtüsü
Çatıların üstüne kiremit, çinko ve oluklu sac vb. ile kaplanan, tavana su geçmesini önleyen yapı bölümü
- çatıcı
Çatma işini yapan kimse
- çatıcılık
Çatıcı olma durumu
- çatık
Çatılmış olan; çatkın
- çatık kaş
Hoşnutsuzluğunu, kızgınlığını veya öfkesini belli eden asılmış surattaki çatılmış kaş
- çatık kaşlı
Kaşları birbirine çok yakın ve çatık olan (kimse)
- çatık kaşlılık
Çatık kaşlı olma durumu
- çatıklaşma
Çatıklaşmak işi
- çatıklaşmak
Çatık duruma gelmek
- çatıklık
Çatık olma durumu
- çatılabilme
Çatılabilmek işi
- çatılabilmek
Çatılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çatıldama
Çatıldamak durumu
- çatıldamak
Çatık duruma gelmek
- çatılma
Çatılmak işi
- çatılmak
Çatma işine konu olmak
- çatılı
Çatısı olan (yapı)
- çatılık
Çatı yapımına gerekli olan
- çatılış
Çatılmak işi
- çatınma
Çatınmak işi
- çatınmak
Kaşlarını çatıp surat asmak
- çatır patır
Çat pat sesleri çıkararak
- çatır çatır
Sert bir şey kırılırken, yanarken, yerinden sökülürken veya sıkıştırılırken çıkan ses; çatır çutur
- çatır çatır etmek
çatır çatır ses çıkarmak
- çatır çatır sökmek
bir şeyi zorlayarak yerinden söküp çıkarmak
- çatır çatır söylemek
hiç çekinmeden konuşmak
- çatır çatır çatlamak
çok çatlamak
- çatır çutur
Belli belirsiz, anlaşılmayan
- çatırdama
Çatırdamak işi
- çatırdamak
"Çatır" diye ses çıkarmak
- çatırdatma
Çatırdatmak işi
- çatırdatmak
Bir şeyin "çatır" diye sesini çıkartmak
- çatırdayabilme
Çatırdayabilmek işi
- çatırdayabilmek
Çatırdama ihtimali bulunmak
- çatırdayış
Çatırdamak işi
- çatırtı
Çatırdama sesi
- çatırtılı
Çatırtısı olan
- çatırtısız
Çatırtısı olmayan
- çatısız
Çatısı olmayan, üstü açık (ev, kulübe)
- çatıverme
Çatıvermek işi
- çatıvermek
Çabucak veya ansızın çatmak
- çatıyı almak
çatıya ulaşmak
- çatış
Çatmak işi
- çatışabilme
Çatışabilmek işi
- çatışabilmek
Çatışma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çatışkı
Yasaların veya önermelerin kendi aralarında çelişikliği; antinomi
- çatışma
Çatışmak işi
- çatışmacı
Çatışma çıkaran kimse
- çatışmacılık
Çatışmacının işi
- çatışmak
Birbirine çatmak veya çatılmak
- çatışmasız
Çatışma olmayan
- çatışmasızca
Çatışmasız bir biçimde
- çatışmasızlık
Çatışma olmama durumu
- çatıştırabilme
Çatıştırabilmek işi
- çatıştırabilmek
Çatıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çatıştırma
Çatıştırmak işi
- çatıştırmak
Birbirine çattırmak, kavga ettirmek, birbirine düşürmek
- çatıştırılma
Çatıştırılmak işi
- çatıştırılmak
Çatıştırma işi yapılmak
- çatışıklık
Çatışık olma durumu
- çatışılma
Çatışılmak işi
- çatışılmak
Çatışma işi yapılmak
- çav
At, eşek vb. hayvanların erkeklik organı
- çavdar
Buğdaygillerden, unlu tane veren bir bitki (Secale cereale)
- çavdar ekmeği
Çavdar ve buğday unu karışımından yapılan ekmek
- çavdarlı
Çavdar katılmış
- çavdarmahmuzu
Çavdar ve benzeri bitkilerin başaklarında asalak olarak yetişen, gövdesi silindirik biçimli, hekimlikte kullanılan, doğrudan tüketildiğinde zehir etkisi gösteren asklı bir tür mantar (Claviceps purpurea)
- çavdarsız
Çavdar katılmamış
- çavela
Tutulan balıkların içine konduğu sepet; çavalye
- çavlanma
Çavlanmak işi
- çavlanmak
Gürültüsü çevreye yayılmak
- çavlı
Henüz ava alıştırılmamış doğan yavrusu
- çavma
Çavmak işi
- çavmak
Güneş doğmak
- çavun
Hayvan derisinden veya çavdan yapılmış kırbaç
- çavuş
Bir işin veya işçilerin başında bulunan ve onları yöneten sorumlu kimse
- çavuş kuşu
Çavuş kuşugillerden, uzun yay biçimli gagalı, güvercinden küçük, başı sorguçlu, kısa kanatlı bir kuş; ibibik, hüthüt (Upopa epops)
- çavuş kuşugiller
Örneği çavuş kuşu olan bir kuş familyası
- çavuş üzümü
Kabuğu ince, çekirdeği ufak, iri taneli bir tür beyaz üzüm
- çavuşluk
Çavuş olma durumu
- çavşır
Maydanozgillerden bir bitki (Opopanax chironium)
- çay
Çaygillerden, nemli iklimlerde yetişen bir ağaççık (Thea chinensis)
- çay bahçesi
Çay, kahve ve alkolsüz içkilerin içildiği bahçe
- çay bardağı
Çay içmekte kullanılan cam bardak
- çay dökmek
çay koymak
- çay fincanı
Genellikle porselenden yapılan, kulplu fincan
- çay kazanı
Kahvehane, çay ocağı vb. yerlerde, altta suyun kaynatıldığı bir kazan ile üzerinde demliklerin bulunduğu çay demleme aleti; çay ocağı
- çay kaşığı
Kahve yaparken, ilaç içerken veya çaya toz şeker koyarken ölçek olarak kullanılan ve şekeri karıştırmaya yarayan küçük kaşık
- çay kenarında kuyu kazmak
elde, amaca ulaşılacak bol araç varken emek harcayarak başka yollar aramak
- çay koymak
çay demleyip bardakta sunmak
- çay makinesi
Çay demlemek için üretilen elektrikli aygıt
- çay ocağı
Kahvehane veya çayevinde kahve, çay vb. içeceklerin hazırlandığı ve dağıtıldığı bölüm; kahve ocağı
- çay saati
Çay içmek için belirlenmiş saat
- çay servisi
İçecek olanlara çay dağıtma işi
- çay takımı
Çaydanlık, sütlük, şekerlik ve altı veya on iki çay fincanından oluşan takım
- çayan
Akrep, yılan, çıyan, kırkayak vb. zehirli hayvan
- çayağacı
Tavla vb. oyunlarda sürekli yenilip bir şeyler ısmarlamak zorunda kalan kimse
- çaycı
Çay yetiştiricisi
- çaycılık
Çaycının yaptığı iş
- çaydan geçip derede boğulmak
büyük güçlükleri yenmişken önemsiz bir sebepten başarısızlığa uğramak
- çaydanlık
Çay hazırlamak için kullanılan, genelde iki parçalı ve metalden yapılma, bazen demliği porselen olan mutfak eşyası
- çaydaçıra
Elâzığ ve çevresinde kına gecesi veya düğünlerde, ellerde yanan mum taşınarak oynanan türkülü bir halk oyunu
- çayevi
Çay, kahve vb. içeceklerin hazırlandığı, satıldığı ve içildiği küçük iş yeri; çaycı, çayhane
- çaygiller
İki çeneklilerden, yapraklarından çay yapılan bir bitki familyası
- çayhaneci
Çayhane işleten kimse; çaycı
- çayhanecilik
Çayhanecinin yaptığı iş
- çaykara
Çay kenarında çıkan göze; kaynak, pınar
- çaylak
Yırtıcılardan, uzun kanatlı, çengel gagalı, küçük kuşları ve fare gibi zararlı hayvanları avlayan, tavuk büyüklüğünde bir kuş (Milvus migrans)
- çaylak fırtınası
Kış mevsiminin başında olan fırtına
- çaylaklaşma
Çaylaklaşmak işi
- çaylaklaşmak
Çaylağa yakışır bir biçimde davranmak
- çaylaklık
Toyluk, deneyimsizlik, acemilik
- çaylakça
Çaylağa yakışır
- çaylı
İçinde çay bulunan
- çaylı kek
İçine çay karıştırılarak yapılan kek
- çaylık
Çay ağaççıklarının yetiştiği yer
- çayı geçerken at değiştirilmez
"bir yöntemden başka bir yönteme geçiş tehlikeli bir durum veya zamanda yapılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- çayı görmeden paçaları sıvamak
dereyi görmeden paçaları sıvamak
- çayır
Üzerinde gür ot biten düz ve nemli yer
- çayır köpeği
Sincapgillerden, Kuzey Amerika’nın otlaklarında doğal olarak bulunan, köpek havlamasına benzer bir ses çıkaran, kemirici bir hayvan (Cynomys)
- çayır mantarı
Çayır ve meralarda, orman altlarında ilkbahar ve sonbahar aylarında yetişen, şapkasının üstü genellikle beyaz, altı pembe tonlarında, zehirli türleri de bulunan, bazitli mantarların ortak adı (Agaricaceae)
- çayır otu
Çayır oluşturan çeşitli bitkilerin genel adı
- çayır peyniri
Az tuzlu veya tuzsuz bir tür taze peynir
- çayır tavuğu
Orman tavuğugillerden, sırtı beyaz çizgili siyah ve esmer, karnı siyah bir kuş (Tympanuchus cupido)
- çayır teresi
Turpgillerden, beyaz çiçekli, yabani bir bitki (Cardemina pratensis)
- çayır tirfili
Baklagillerden, hayvan yemi olarak yetiştirilen bir bitki (Trifolium pratense)
- çayır yulafı
Buğdaygillerden, yulafa benzeyen bir kır bitkisi (Avenastrum)
- çayırgüzeli
Buğdaygillerden bir bitki (Erogrostis major)
- çayırlama
Çayırlamak işi
- çayırlamak
Hayvan yediği çayırdan hastalanmak
- çayırlanma
Çayırlanmak işi
- çayırlanmak
Hayvan, çayırda otlamak; çayırlamak
- çayırlatma
Çayırlatmak işi
- çayırlatmak
Çayırlama işini yaptırmak
- çayırlaşma
Çayırlaşmak işi
- çayırlaşmak
Çayır durumuna gelmek
- çayırlı
Çayırı olan
- çayırlık
Çayırı olan yer
- çayırsedefi
Düğün çiçeğigillerden, sulak yerlerde yetişen, kökü kabızlık giderici olarak kullanılan bir bitki (Thalictrum)
- çayırsız
Çayırı olmayan
- çaça
Ticaret gemilerinde eski ve usta gemici
- çaça balığı
Hamsigillerden küçük bir balık (Clupea sprattus)
- çaçalık
Çaçanın işi
- çaçaron
Yüksek sesle, şirretçe ve karşısındakini bezdirip yıldıracak biçimde konuşan (kimse); yandan çarklı
- çaçaronca
Çaçarona yakışır (davranış)
- çaçaronluk
Çaçaron olma durumu
- çaçaronluk etmek
çaçaronca davranmak
- çaçaça
Dünyaya Meksika'dan yayılmış, hareketli, modern bir dans
- çağ
Zaman dilimi; asır, kurun, vakit
- çağ atlamak
büyük ilerleme sağlamak
- çağ açmak
herhangi bir bakımdan öncekilerden farklı olan yeni bir evrensel gidişe yol açmak
- çağ dışı
Çağın gerektirdiği şartların gerisinde kalmış, çağdaş olmayan; köhne
- çağ dışı olmak (veya kalmak)
çağın gerektirdiği şartların gerisinde kalmak
- çağ dışılık
Çağ dışı olma durumu
- çağa
Küçük çocuk
- çağanak
Zilli tef veya dansözlerin kullandığı zil
- çağanoz
Kabukluların ön ayaklılar alt takımından, eti için avlanan, pavuryaya benzer küçük su hayvanı (Carcinus)
- çağanoz gibi
eğri büğrü (kimse)
- çağcıl
Tekniğin, bilimin yeniliklerinden yararlanan; modern
- çağdaş
Aynı çağda yaşayan; çağcıl, gündeş, asri, muasır
- çağdaşlaşabilme
Çağdaşlaşabilmek işi
- çağdaşlaşabilmek
Çağdaşlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çağdaşlaşma
Çağdaşlaşmak işi; çağcıllaşma, modernleşme, asrileşme, muasırlaşma, modernizasyon
- çağdaşlaşmak
Çağın tutumuna, anlayışına, gereklerine uymak, çağdaş duruma gelmek; çağcıllaşmak, modernleşmek, asrileşmek, muasırlaşmak
- çağdaşlaştırabilme
Çağdaşlaştırabilmek işi
- çağdaşlaştırabilmek
Çağdaşlaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çağdaşlaştırma
Çağdaşlaştırmak işi; çağcıllaştırma, modernleştirme, asrileştirme, muasırlaştırma
- çağdaşlaştırmak
Çağdaşlaşmasına yol açmak; çağcıllaştırmak, modernleştirmek, asrileştirmek, muasırlaştırmak
- çağdaşlaştırılabilme
Çağdaşlaştırılabilmek işi
- çağdaşlaştırılabilmek
Çağdaşlaştırılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çağdaşlaştırılma
Çağdaşlaştırılmak işi
- çağdaşlaştırılmak
Çağdaşlaşması sağlanmak
- çağdaşlık
Çağdaş olma durumu; çağcıllık, modernlik, asrilik, muasırlık, modernizm
- çağla
Badem, kayısı, erik vb. tek çekirdekli yemişlerin körpeyken yenilebilen ham şekli
- çağla yeşili
Olmamış, ham olan yeşil meyvenin rengi
- çağlama
Çağlamak işi
- çağlamadan çatlamak
gerekli olgunluğa erişmeden olgun davranışlarda bulunmak, büyüklük taslamak
- çağlamak
Su köpürerek ve ses çıkararak coşkun bir biçimde akmak
- çağlayabilme
Çağlayabilmek işi
- çağlayabilmek
Çağlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- çağlayan
Küçük bir akarsuyun, çok yüksek olmayan bir yerden dökülüp aktığı yer, küçük şelale; çağlar
- çağlayık
Yerden ses çıkararak, gürültüyle kaynayarak çıkan genellikle sıcak su
- çağlayıverme
Çağlayıvermek işi
- çağlayıvermek
Çabucak veya ansızın çağlamak
- çağlayış
Çağlamak işi
- çağma
Çağmak işi
- çağmak
Güneş ışığı vurmak
- çağrı
Birinin bir yere gelmesini isteme; davet
- çağrı belgesi
Mahkeme tarafından dava edene, edilene veya tanıklara gönderilen belge; çağrı kâğıdı, celp, celp kâğıdı, celpname
- çağrı cihazı
Telefon sistemi ve ağı düzeninde belli bir numara verilerek taşıyanına kolayca ulaşılmasını veya ona haber bırakılmasını sağlayan alet; çağrı
- çağrıcı
Çağırma işini yapan, çağırmak için giden kimse; davetçi
- çağrıcılık
Çağrıcının yaptığı iş
- çağrılabilme
Çağrılabilmek işi
- çağrılabilmek
Çağrılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme
"kişi, çağrıldığı yere gitmeli, çağrılmadığı yere gitmemelidir" anlamında kullanılan bir söz
- çağrılma
Çağrılmak işi; çığrılma
- çağrılmak
Çağırma işi yapılmak; çığrılmak
- çağrılmayan yere çörekçiyle börekçi gider
"çağrılmadığın yere sakın gitme" anlamında kullanılan bir söz
- çağrılı
Bir toplantıya, bir yere veya birinin yanına çağrılmış kimse; davetli
- çağrılış
Çağrılmak işi
- çağrım
Yüksek bir sesin yetişebileceği kadar uzaklık
- çağrısız
Çağrılmamış veya çağrılmayan (kimse)
- çağrışma
Çağrışmak işi; çığrışma
- çağrışmak
Birbirini çağırmak
- çağrıştırabilme
Çağrıştırabilmek işi
- çağrıştırabilmek
Çağrıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çağrıştırma
Çağrıştırmak işi
- çağrıştırmak
Bir çağrışıma yol açmak
- çağrıştırıverme
Çağrıştırıvermek işi
- çağrıştırıvermek
Çabucak veya ansızın çağrıştırmak
- çağrıştırış
Çağrıştırmak işi
- çağrışım
Bir düşünce, görüntü vb.nin bir başkasını hatırlatması
- çağrışım yapmak
çağrıştırmak
- çağrışımcı
Çağrışımcılık öğretisi taraftarı olan
- çağrışımcılık
Bütün bellek işlemlerini, aklın bütün ilkelerini hatta bellek hayatının hepsini, düşüncelerin çağrışımı ile açıklamak isteyen öğreti
- çağrışımlı
Çağrışımı olan
- çağrışımsal
Çağrışımla ilgili
- çağrışımsız
Çağrışımı olmayan
- çağı geçmek
eskimek
- çağı yakalamak
çağın gerektirdiği gelişmişlik düzeyine ulaşmak
- çağıl çağıl
Çağıldayarak
- çağıldama
Çağıldamak işi
- çağıldamak
Sular akarken taşlara, kayalara çarparak "çağıl çağıl" ses çıkarmak
- çağıldayış
Çağıldamak işi
- çağıltı
Suyun, akarken taşlara, kayalara çarparak çıkardığı sesin adı
- çağıltılı
Çağıltısı olan
- çağın gerisinde kalmak
gelişmelere ve yeni düşüncelere uyum sağlayamamak, ayak uyduramamak
- çağını aşmak
düşünce, tutum ve davranışlarıyla bulunduğu çağdan daha ileride olmak
- çağırabilme
Çağırabilmek işi
- çağırabilmek
Çağırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çağırma
Çağırmak işi; davet
- çağırmak
Birinin gelmesini kendisine yüksek sesle söylemek, seslenmek
- çağırtabilme
Çağırtabilmek işi
- çağırtabilmek
Çağırtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çağırtma
Çağırtmak işi; çığırtma
- çağırtmak
Çağırma işini yaptırmak; çığırtmak
- çağırtı
Çağırma sesi
- çağırtılma
Çağırtılmak işi
- çağırtılmak
Çağırtma işine konu olmak
- çağırım
Çağırmak işi
- çağırıverme
Çağırıvermek işi
- çağırıvermek
Çabucak veya ansızın çağırmak
- çağırış
Çağırmak işi
- çaşıt
Ara bozmak amacıyla söz taşıyan kimse
- çaşıtlama
Çaşıtlamak işi
- çaşıtlamak
Casusluk yapmak
- çaşıtlık
Çaşıt olma durumu
- çe
Türk alfabesinin dördüncü harfinin adı, okunuşu
- çebiç
Bir yaşındaki keçi yavrusu
- çecik
Madenî kulp, halka, çivi
- çedene
Kendirin tohumu
- çedik
Mesh üzerine giyilen sarı pabuç
- çehre almak
tavır takınmak
- çehre etmek
surat etmek
- çehre züğürdü
Yüzü çirkin olan kimse
- çehrece
Çehre bakımından
- çehresi bozulmak
yüzü düşmek
- çehresinden okunmak
yüzünden anlaşılmak, yüz ifadesi her şeyi anlatmak
- çek
Bir kimsenin, satın aldığı hizmet veya ürün karşılığında para yerine verdiği ve karşılığı banka hesabından ödenen yazılı belge
- çek valf
Depodaki suyun geri kaçmasını önlemek için kullanılan araç; çek vana
- çek! (veya çek arabanı!)
"git buradan!" anlamında kullanılan bir söz
- çekbırak
Düzeneği tekerlekleri üzerinde geriye doğru çekildiğinde ileri gidecek biçiminde hazırlanmış (araba, otobüs vb. oyuncak)
- çekebilme
Çekebilmek işi
- çekebilmek
Çekme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çekecek
Ayakkabı ile topuk arasına sokularak ayağın ayakkabıya kolay girmesini sağlayan, maden, boynuz veya plastik maddeden yapılmış alet; kerata
- çekeceği olmak
başına sıkıntılı çok iş gelecek olmak
- çekek
Kayık, mavna ve küçük gemilerin karaya çekildikleri yer
- çekel
Küçük çapa
- çekeleme
Çekelemek işi
- çekelemek
Tekrar tekrar çekmek
- çekem
Yeşil yapraklı, dikensi, ateşe atıldığında çatırdayarak yanan bir bitki
- çekememe
Çekememek işi veya durumu
- çekememek
Çekme işini yapamamak
- çekemezlik
Çekememe durumu veya çekememekten, kıskançlıktan doğan davranış
- çeker
Bir tartma aletinin kaldırabildiği ağırlık miktarı
- çeki
Odun, kireç vb. ağır ve kaba şeyleri tartmakta kullanılan, 225,978 kilogram olan ağırlık ölçü birimi
- çeki taşı gibi
ağır ve kımıldamaz
- çekici
Kaza veya arıza yapan, yanlış yere park eden aracı belli bir yere götürmek için kullanılan taşıt
- çekicileşebilme
Çekicileşebilmek durumu; cazipleşebilme
- çekicileşebilmek
Çekicileşme ihtimali veya imkânı bulunmak; cazipleşebilmek
- çekicileşme
Çekicileşmek durumu; cazipleşme, cazibeleşme
- çekicileşmek
Çekici duruma gelmek; cazipleşmek, cazibeleşmek
- çekicileştirebilme
Çekicileştirebilmek durumu; cazipleştirebilme
- çekicileştirebilmek
Çekicileştirme ihtimali veya imkânı bulunmak; cazipleştirebilmek
- çekicileştirilebilme
Çekicileştirilebilmek durumu; cazipleştirilebilme
- çekicileştirilebilmek
Çekicileştirilme ihtimali veya imkânı bulunmak; cazipleştirilebilmek
- çekicileştirilme
Çekicileştirilmek durumu; cazipleştirilme
- çekicileştirilmek
Çekici duruma getirilmek; cazipleştirilmek
- çekicileştirme
Çekicileştirmek işi; cazipleştirme, cazibeleştirme
- çekicileştirmek
Çekici duruma getirmek; cazipleştirmek, cazibeleştirmek
- çekicilik
Çekici olma durumu; alım, albeni, alımlılık, caziplik, cazibe, cazibelilik, cazibedarlık, hava, gelgel
- çekidüzen
Düzenli olma durumu
- çekidüzen vermek
düzgün duruma getirmek, düzeltmek
- çekik
Yanlara doğru çekilerek gerilmiş gibi olan
- çekik göz
Şakaklara doğru gerilmiş göz
- çekik gözlü
Gözleri şakaklara doğru gerilmiş olan
- çekik gözlülük
Çekik gözlü olma durumu
- çekiklik
Çekik olma durumu
- çekikçe
Çekiğe yakın, biraz çekik
- çekilebilme
Çekilebilmek işi
- çekilebilmek
Çekilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çekiliverme
Çekilivermek işi
- çekilivermek
Çabucak veya ansızın çekilmek
- çekiliş
Çekilmek işi
- çekilme
Çekilmek işi
- çekilmek
Çekme işi yapılmak
- çekim
Çekmek işi
- çekim eki
Fiillere gelen zaman, kip, kişi ekleri veya adlara gelen durum (hâl), iyelik, çokluk ekleri: gel-di, gel-melisin; ev-e, ev-im, ev-ler
- çekim senaryosu
Çekimlere bölünmüş, her çekimin sayısı belirtilmiş, çevirim için bütün teknik açıklamaları ve konuşmaları içine alan senaryo; çevirim senaryosu
- çekimleme
Çekimlemek işi
- çekimlemek
Bir cisim genel çekim yasasına göre başka bir cismi çekmek
- çekimlenebilme
Çekimlenebilmek işi
- çekimlenebilmek
Çekimlenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çekimlenme
Çekimlenmek işi
- çekimlenmek
Çekimleme işine konu olmak
- çekimleyebilme
Çekimleyebilmek işi
- çekimleyebilmek
Çekimleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çekimleyiş
Çekimlemek işi
- çekimli
Çekimi olan, alımlı olan; cazibeli
- çekimli fiil
Kip, zaman ve kişi eklerini almış fiil
- çekimsenme
Çekimsenmek işi
- çekimsenmek
Bir şeyi yapmaktan geri durmak, kaçınmak, el çekmek; istinkâf etmek
- çekimser
Oy vermekten, eğilim göstermekten veya bir şey yapmaktan kaçınan, kararsız, taraf olmayan (kimse); müstenkif
- çekimser olmak
kararsız kalmak
- çekimserce
Çekimsere yakışır bir biçimde
- çekimserlik
Çekimser davranma durumu
- çekimsiz
Çekimi olmayan
- çekimsizleşme
Çekimsizleşmek durumu; ağırlıksızlaşma
- çekimsizleşmek
Çekim gücünden kurtulmak, çekim gücünü yitirmek; ağırlıksızlaşmak
- çekimsizlik
Çekimsiz olma durumu
- çekimölçer
Çekim kuvvetlerini ölçmeye yarayan araç
- çekince
Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek çekinmeyi gerektiren sebep veya durum; rezerv, ihtiraz
- çekince koymak
bir karara katılmadığını belirtmek
- çekinceli
Çekincesi olan
- çekincesiz
Çekincesi olmayan
- çekincesizlik
Çekincesiz olma durumu
- çekindirme
Çekindirmek işi
- çekindirmek
Çekinme işini yaptırmak
- çekinebilme
Çekinebilmek işi
- çekinebilmek
Çekinme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çekingen
Her şeyden çekinen, tutuk (kimse); çekinik, ürkek, muhteriz
- çekingen davranmak
ürkekçe davranışlarda bulunmak
- çekingence
Çekingene yakışır
- çekingenleşebilme
Çekingenleşebilmek işi
- çekingenleşebilmek
Çekingenleşme ihtimali bulunmak
- çekingenleşme
Çekingenleşmek işi
- çekingenleşmek
Çekingen duruma gelmek
- çekingenleştirme
Çekingenleştirmek işi
- çekingenleştirmek
Çekingen duruma getirmek
- çekingenlik
Çekingen olma durumu
- çekinik
Birkaç kuşak sonra ortaya çıkan ve o zamana kadar aradaki döllerde gizli kalan (soya çekim nitelikleri); resesif
- çekiniklik
Çekinik olma durumu
- çekinilme
Çekinilmek işi
- çekinilmek
Çekinme işine konu olmak
- çekiniş
Çekinmek işi
- çekinme
Çekinmek işi; ihtiraz, imtina, taharrüs
- çekinmek
Saygı, korku, utanma vb. duygularla bir şeyi yapmak istememek, kaçınmak
- çekinti
Duraksama, kararsızlık, tereddüt
- çekip almak
uzaklaştırmak, uğraşısına son vermek, koparmak
- çekip gitmek
bırakıp gitmek, ayrılmak, savuşmak
- çekip vurmak
bir anda karar verip silahla öldürmek
- çekip çevirmek
hâle yola koymak
- çekirdek
Etli meyvelerin içinde bir veya birden çok bulunan, çoğu sert bir kabukla kaplı tohum; çiğit
- çekirdek aile
Anne, baba ve henüz evlenmemiş çocuklardan oluşan aile
- çekirdek kahve
Çekilmemiş veya dövülmemiş kahve
- çekirdeklenme
Çekirdeklenmek işi
- çekirdeklenmek
Çekirdek bağlamak
- çekirdekli
Çekirdeği olan, içinde çekirdeği bulunan
- çekirdeksiz
Çekirdeği olmayan, içinde çekirdeği bulunmayan
- çekirdeksiz üzüm
Ege Bölgesi'nin bağlarında sofralık olarak üretilen, ince kabuklu, beyaz renkli, taneleri küçük, kehribar sarısı renginde kurusu yapılan bir tür üzüm; yuvarlak çekirdeksiz
- çekirdekten yetişme
Herhangi bir işte, meslekte, küçük yaştan veya ilk kademeden başlayarak yetişmiş
- çekirdekten yetişmek
bir işi küçük yaşta başlayarak öğrenmek
- çekirdekçi
Çekirdek satan kimse
- çekirdekçik
Hücre çekirdeğinin içinde tek veya birden çok bulunan yuvarlak cisim
- çekirdekçilik
Çekirdekçinin yaptığı iş
- çekirge
Düz kanatlılardan, uzun olan art bacaklarına dayanarak uzağa sıçrayabilen, birçok türü olan bir böcek (Acridium)
- çekirge ötleğeni
Orta Asya ve Avrupa içlerinde yaşayan ötücü bir kuş
- çekirge şalvar
Paçaları çok dar, bacak bölümü geniş olarak dikilmiş şalvar
- çekiver kuyruğunu
"artık ondan hayır bekleme" anlamında kullanılan bir söz
- çekiverme
Çekivermek işi
- çekivermek
Çabucak veya ansızın çekmek
- çekiye gelmek
düzene uymak
- çekiye gelmez
ölçüsüz derecede çok veya büyük
- çekiç
Çivi çakma, madenleri dövme vb. işlerde kullanılan saplı bir el aleti
- çekiç atma
Çekicin en uzağa atılması temeline dayanan atletizm dalı
- çekiç kemiği
Orta kulakta çekice benzeyen küçük bir kemik
- çekiç makinesi
Ayakkabı imalatında taban köşelerinin burun kısımlarını incelten ve köseleleri döverek düzelten bir makine
- çekiçhane
Demir fabrikalarında makine ile çalışan çok ağır çekiçlerin bulunduğu yer
- çekiçleme
Çekiçlemek işi
- çekiçlemek
Çekiçle dövmek
- çekiçlenebilme
Çekiçlenebilmek işi
- çekiçlenebilmek
Çekiçlenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çekiçlenme
Çekiçlenmek işi
- çekiçlenmek
Çekiçle dövülmek
- çekiçletebilme
Çekiçletebilmek işi
- çekiçletebilmek
Çekiçletme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çekiçletilebilme
Çekiçletilebilmek işi
- çekiçletilebilmek
Çekiçletme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çekiçletilme
Çekiçletilmek işi
- çekiçletilmek
Çekiçle dövdürülmek
- çekiçletme
Çekiçletmek işi
- çekiçletmek
Çekiçle dövdürmek
- çekiçleyebilme
Çekiçleyebilmek işi
- çekiçleyebilmek
Çekiçleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çekiçleyiverme
Çekiçleyivermek işi
- çekiçleyivermek
Çabucak çekiçlemek
- çekiş
Çekmek işi
- çekişe çekişe pazarlık etmek
bir malı ucuz almak için titizce pazarlık etmek
- çekişebilme
Çekişebilmek işi
- çekişebilmek
Çekişme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çekişilme
Çekişilmek işi
- çekişilmek
Çekişme işine konu olmak
- çekişilmeyince pekişilmez
"düşünceler karşılıklı tartışılmadan sağlam bir anlaşma ve uzlaşma ortaya çıkmaz" anlamında kullanılan bir söz
- çekişken
Çekişmeyi seven, kavgacı (kimse)
- çekişli
Çekme gücünü ön veya arka tekerleklerden alan (araç)
- çekişme
Çekişmek işi; dırıltı, muaraza, mübareze
- çekişmek
İki yönünden karşılıklı çekmek
- çekişmeli
Çekişmeye yol açan
- çekişmesiz
Çekişmeye yol açmayan
- çekişte
Tuzla terbiye edilmiş yeşil zeytin
- çekiştirebilme
Çekiştirebilmek işi
- çekiştirebilmek
Çekiştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çekiştirilme
Çekiştirilmek işi
- çekiştirilmek
Çekiştirme işine konu olmak
- çekiştiriş
Çekiştirmek işi
- çekiştirme
Çekiştirmek işi
- çekiştirmek
Uçlarından tutarak ayrı yönlere doğru çekmek
- çekme
Çekmek işi
- çekme demir
Haddeden geçirilmiş demir
- çekme halatı
Bozulmuş, kaza yapmış araçları çekmeye yarayan ip, plastik, zincir veya halattan yapılmış alet
- çekme kapı
İp veya başka malzemelerle çekilerek açılıp kapanan bir kapı türü
- çekme kat
Apartmanlarda veya evlerde dört yanı teras olarak bırakılan en üst kat
- çekmece
Masa, dolap vb. şeylerin dışarıya çekilen bölümü; göz, çekme
- çekmeceli
Çekmecesi olan
- çekmecesiz
Çekmecesi olmayan
- çekmek
Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek
- çekmeli
Çekmesi olan
- çekmeli vagon
Yükseltileri farklı iki nokta arasında çelik halatlarla ve motor gücüyle çalışan, iki vagonlu ulaşım aracı; füniküler
- çekmelik
Yemeni vb. giyeceklerde, ayağın daha rahat girmesi için topuk üzerinde bulunan uzun çıkıntı
- çekpas
Zemin suyunu almak için kullanılan, bir sopa ve onun ucuna geçirilmiş lastik, plastik, sünger vb. malzemeden oluşan temizlik aracı; çekçek
- çektirebilme
Çektirebilmek işi
- çektirebilmek
Çektirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çektiri
Yelkenleri olmakla birlikte kürekle de yol alan eski zaman gemisi; çektirme
- çektirici
Tekstil imalatında dokunmuş malzemeyi istenilen boy ve ene göre çektiren aracı çalıştıran işçi
- çektiricilik
Çektiricinin yaptığı iş
- çektirilebilme
Çektirilebilmek işi
- çektirilebilmek
Çektirilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çektirilme
Çektirilmek işi
- çektirilmek
Çekme işi yaptırılmak
- çektiriş
Çektirmek işi
- çektirme
Çektirmek işi
- çektirme ağı
Yan yana ilerleyen iki tekne tarafından çekilen geniş ağızlı büyük balık ağı
- çektirmek
Çekme işini yaptırmak
- çektirtme
Çektirtmek işi
- çektirtmek
Çektirme işini yaptırmak
- çekyat
Gerektiğinde açılıp yatak durumuna getirilebilen koltuk veya kanepe
- çekçek
Kişileri taşımak için kullanılan, insan gücüyle işleyen iki tekerlekli araç
- çekçekli
Çekerek taşıma özelliği olan (bavul, çanta vb.)
- çekül
Ucuna küçük bir ağırlık bağlanmış iple oluşturulan, yer çekiminin doğrultusunu belirtmek için sarkıtılarak kullanılan bir araç; şakul, şavul
- çeldirebilme
Çeldirebilmek işi
- çeldirebilmek
Çeldirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çeldirici
Test sınavında, sorunun cevapları arasında doğruya en yakın görünen ancak yanlış olan cevap seçeneği
- çeldirme
Çeldirmek işi
- çeldirmek
Çelme işini yaptırmak
- çelebi
Bektaşi ve Mevlevi pirlerinin en büyüklerine verilen ünvan
- çelebice
Çelebiye yakışır, çelebi gibi
- çelebileşme
Çelebileşmek işi
- çelebileşmek
Görgülü, terbiyeli, olgun bir kimse olmak
- çelebilik
Çelebi olma durumu
- çelebilme
Çelebilmek işi
- çelebilmek
Çelme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çelek
Boynuzu kırık veya eğri hayvan
- çelen
Ev saçağı
- çelenk
Çiçek, dal ve yapraklarla yapılmış halka
- çelenk koymak
bir kimseyi anmak için mezarına veya anıtına çelenk bırakmak
- çelgi
Alna bağlanan yazma, yemeni
- çelik
Su verilerek çok sert ve esnek bir duruma getirilebilen, birleşiminde az miktarda karbon bulunan demir ve karbon alaşımı; polat
- çelik başlık
Hafif piyade silahlarının, havan ve top mermi parçalarının etkilerine karşı başı korumak için giyilen özel başlık
- çelik boru
Çelikten yapılmış türlü ebatlardaki boru
- çelik halat
Çelikten yapılan, asma köprü ayaklarını birbirine bağlayan, trol ağını denizde çekmeye yarayan halat
- çelik kalemi
Her türlü metal, tahta ve taşları kesme, oyma ve yontma işlerinde çekiçle vurarak kullanılan, çelikten yapılmış, keskin uçlu alet
- çelik kapı
Genellikle çerçevesi ve içi çelikten, dış yüzeyi ahşaptan yapılan kapı
- çelik kasa
Kıymetli eşyayı ve parayı saklamak için çelikten yapılan kasa
- çelik macunu
Yağ, vernik, dolgu ve renk gereçlerinden hazırlanan boya astarı
- çelik metre
Üzerinde ölçü birimleri işaretlenmiş, küçük bir kutuya girebilen, ince çelik metalden yapılmış ölçme aracı
- çelik pamuğu
Verniklenmiş yüzeyleri düzeltmeye veya matlaştırmaya yarayan, uzun ve keskin kenarlı, çelik tel tomarı
- çelik yakalı
Üretim sürecinde kullanılan robot
- çelik yelek
Özel alaşım ve maddelerle kurşun geçirmeyecek bir biçimde yapılmış üst giysisi
- çelik çember
Balya, eşya, yük vb. sarılıp ambalajlanmasında kullanılan dar, çelik şerit
- çelik çomak
Çocukların, çomakla çeliğe vurarak oynadıkları oyun
- çelikhane
Çelik elde edilen fabrika
- çelikleme
Çeliklemek işi
- çeliklemek
Çelik dikerek ağaç yetiştirmek
- çelikleşebilme
Çelikleşebilmek işi
- çelikleşebilmek
Çelikleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çelikleşme
Çelikleşmek işi
- çelikleşmek
Çelik durumuna gelmek
- çelikleştirme
Çelikleştirmek işi
- çelikleştirmek
Çelik durumuna getirmek
- çelikli
Çeliği olan, çelik içeren
- çeliksi
Çeliğe benzeyen, çeliği andıran, çelik gibi
- çeliksiz
Çeliği olmayan
- çelimli
Güçlü olan
- çelimsiz
Güçsüz olan
- çelimsizce
Çelimsiz bir biçimde
- çelimsizlik
Çelimsiz olma durumu
- çeliğe su vermek
çeliği özel bir biçimde hızla soğutarak daha çok sertleşmesini sağlamak
- çelişebilme
Çelişebilmek işi
- çelişebilmek
Çelişme ihtimali bulunmak
- çelişiklik
Çelişik olma durumu
- çelişiklik ilkesi
İki çelişik önermenin hem doğru hem yanlış olamayacağı ilkesi
- çelişkenlik
Çelişken olma durumu
- çelişki
Sözlerin veya davranışların birbirini tutmaması; tenakuz, paradoks
- çelişkili
Çelişme durumunda olan; çelişken, çelişmeli, çelişik, çatışık, mütenakız
- çelişkililik
Çelişkili olma durumu
- çelişkisiz
Çelişme durumunda olmayan; çelişmesiz
- çelişkisizlik
Çelişkisiz olma durumu
- çelişme
Çelişmek durumu
- çelişmek
Düşünce ve davranış birbirini tutmamak, birbirlerine ters düşmek, tutarsız olmak, mütenakız olmak
- çelişmemezlik
bk. çelişmezlik
- çelişmezlik
Çelişmeme durumu
- çelişmezlik ilkesi
Çelişik önermeleri özünde bulundurmayan ve yasaklayan kuram
- çeliştirme
Çeliştirmek işi
- çeliştirmek
Çelişme işini yaptırmak
- çelme
Çelmek işi
- çelme atmak (veya takmak veya vurmak)
birini çelme ile yıkmaya çalışmak
- çelmece
Aklı karıştıracak biçimde
- çelmek
Ayak uzatarak birisini düşürmek
- çelmeleme
Çelmelemek işi
- çelmelemek
Çelme takmak
- çelmeleniş
Çelmelenmek işi
- çelmelenme
Çelmelenmek işi
- çelmelenmek
Çelme takılmak
- çelmeleyebilme
Çelmeleyebilmek işi
- çelmeleyebilmek
Çelmeleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çelmeleyiş
Çelmelemek işi
- çelmik
Buğday ve başakla karışık iri saman
- çeltek
Çobanın yardımcısı
- çeltik
Kabuğu ayıklanmamış pirinç
- çeltik tarlası
Pirinç yetiştirilen sulak tarla
- çeltikli
İçinde çeltik olan
- çeltiklik
Çeltik ekmeye veya üretmeye elverişli yer
- çeltiksiz
İçinde çeltik bulunmayan
- çeltikçi
Çeltik yetiştiricisi
- çeltikçilik
Çeltikçinin yaptığı iş
- çember
Merkez denilen sabit bir noktadan aynı uzaklık ve düzlemdeki noktalar kümesinin oluşturduğu kapalı eğri
- çember geçirmek
çemberle kuşatmak
- çember içine almak (veya çembere almak)
kuşatmak
- çember kayık
Arka tarafı yuvarlak kayık
- çember makası
Karyola ve somya imalatında kullanılacak olan çelik çemberleri kesmeye yarayan araç
- çember sakal
Yuvarlak bir biçimde kesilmiş sakal
- çember sakallı
Çember sakalı olan (kimse)
- çember sakallılık
Çember sakallı olma durumu
- çemberden dönmek
basketbolda potaya atılan top sayı olmayıp çembere çarparak geri dönmek
- çemberi yarmak
bir veya birkaç noktayı delerek kuşatmadan kurtulmak
- çemberimsi
Çembere benzeyen, çemberi andıran, çember gibi; çembersi
- çemberleme
Çemberlemek işi
- çemberlemek
Çemberle kuşatmak
- çemberlenme
Çemberlenmek işi
- çemberlenmek
Çemberle kuşatılmak
- çemberletme
Çemberletmek işi
- çemberletmek
Çemberlenmesini sağlamak
- çemberli
Çemberi olan
- çembersel bölge
Çember ve çemberin içindeki noktaların meydana getirdiği düz yüzey
- çembersiz
Çemberi olmayan
- çemen
Maydanozgillerden, kimyon türü bir bitki (Cuminum cyminum)
- çemenleme
Çemenlemek işi
- çemenlemek
Çemen sürmek
- çemenlenme
Çemenlenmek işi
- çemenlenmek
Çemen sürülmek
- çemenli
Çemeni olan veya çemen sürülmüş olan
- çemensiz
Çemeni olmayan
- çemiç
Dut veya üzüm kurusu
- çemiş
Sıska, zayıf (kimse)
- çemişlik
Çemiş olma durumu
- çemişlik etmek
kaba davranmak, görgüsüzlük etmek
- çemkirebilme
Çemkirebilmek işi
- çemkirebilmek
Çemkirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çemkiriverme
Çemkirivermek işi
- çemkirivermek
Ansızın çemkirmek
- çemkiriş
Çemkirmek işi
- çemkirme
Çemkirmek işi
- çemkirmek
Birine karşı gelmek, sert cevap vermek
- çemkirtme
Çemkirtmek işi
- çemkirtmek
Çemkirmesini sağlamak
- çemrek
Kolları ve bacakları sıvanmış (kimse)
- çemreme
Çemremek işi
- çemremek
Kolunu veya paçalarını sıvamak, eteğini toplamak
- çemrenme
Çemrenmek işi
- çemrenmek
Kendi kol ve paçalarını sıvamak, eteğini toplamak
- çene
Canlılarda baş bölümünde yer alan, kemik veya kıkırdak ile desteklenen, altlı üstlü dişleri taşıyan ve ağzın kapanıp açılmasını sağlayan kasları üzerinde barındıran iki parçaya verilen ad
- çene patlatmak
karşı tarafa anlatabilmek veya kabul etmesini sağlamak için bir konu üzerinde uzun uzun konuşmak
- çene yarıştırma
Karşılıklı gevezelik etme, karşılıklı çene çalma
- çene yarıştırmak
karşılıklı gevezelik etmek, çok konuşmak
- çene yarışı
Sürekli karşılıklı konuşma
- çene yarışına girmek
birbirinin sözünü keserek susmamacasına konuşmak
- çene yetiştirmek
konuşmayı sürdürmek
- çene yormak
boşuna söyleyip durmak
- çene çalmak
gevezelik etmek
- çene çukuru
Alt çenenin ucundaki çukur
- çenebaz
Çok konuşan; çenesi kuvvetli, çeneli
- çenebazlık
Çenebaz olma durumu
- çenek
Tohumda embriyoyu kaplayan etli bölüm
- çenekli
Çeneği olan
- çeneksiz
Çeneği olmayan veya çenekleri iyi görülemeyen
- çeneleşme
Çeneleşmek işi
- çeneleşmek
Karşılıklı olarak konuşmak
- çeneli
Çenesi olan
- çenelilik
Çeneli olma durumu
- çenen tutulsun!
şom ağızlılara "söyleyemez ol!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü
- çenesi atmak
can çekişirken çenesi titremek
- çenesi açılmak
durmadan konuşmak, gevezelik etmek
- çenesi durmamak
gereksiz yere sürekli konuşmak
- çenesi düşmek
yerli yersiz konuşup gevezelik etmek
- çenesi düşüklük
Çenesi düşük olma durumu
- çenesi kilitlenmek
alt ve üst çene sımsıkı bir durumda bir araya gelmek
- çenesi oynamak
bir şey yemek
- çenesine vurmak
aşırı derecede konuşmak, gevezelik etmek
- çenesini açmak
çok konuşmasına sebep olmak
- çenesini açtırmak
söz fırsatı vermek
- çenesini bağlamak
ölen bir kimsenin çenesi altından geçirilen tülbendi başının üstünde düğümlemek
- çenesini bıçak açmamak
ağzını bıçak açmamak
- çenesini dağıtmak
iyice dövmek
- çenesini kapatmak
susturmak
- çenesini tutmak
ağzını tutmak
- çenesinin bağı çözülmek
gevezelik etmek, yerli yersiz, sürekli konuşmak
- çenesiz
Çenesi olmayan
- çenesizlik
Çenesiz olma durumu
- çenet
Açıldığında tohumların ortaya çıktığı kabuk
- çenetli
İki veya daha çok çenedi bulunan
- çeneye kuvvet
Konuşma gücüyle, durmadan konuşup söyleyerek
- çengel
Bir yere takılmaya, geçirilmeye yarayan eğri ve ucu sivri demir
- çengel atmak
bir konuya taraftar toplama girişiminde bulunmak
- çengel atış
Basketbolda çembere yan durarak tek elle baş üzerinden geçirilerek atılan şut; hukşat
- çengel bulmaca
Soruları tablodaki karelerin içinde yer alan, cevaplara ait harflerin yazılması gerektiği yönü ok işaretiyle gösteren bir tür bulmaca
- çengel iğnesi
Çengel biçiminde ilmiklerden oluşan bir işleme türü
- çengel takmak
uğraşmak veya kötülük etmek için el atmak
- çengel çeneliler
Çeneleri gaga biçiminde uzamış ve tam kemikleşmemiş balıklar takımı; yapışık çeneliler
- çengelleme
Çengellemek işi
- çengellemek
Çengelini takmak
- çengellenme
Çengellenmek durumu
- çengellenmek
Çengel takılmak, çengelle tutturulmak
- çengelleyiş
Çengellemek işi
- çengelli
Çengeli olan veya ucu çengel biçiminde olan
- çengelli iğne
Tutturulduğu yerden kurtulmaması için ucu özel yuvaya geçirilen iğne; kancalı iğne, çengel iğnesi, çatallı iğne
- çengelsi
Çengeli andıran, çengel biçimli; çengelimsi
- çengi
Çalgı eşliğinde oynamayı meslek edinmiş kadın
- çengi kolu
Çengilerden oluşan topluluk; çengi takımı
- çengi takımı
Çengi kolu
- çengi ölüsü çalgı (veya daire veya tef) ile kalkar
"zevk ve sefa içinde ömür sürmüş bir kimse, en sıkıntılı günlerinde bile bu alışkanlığını bırakamaz" anlamında kullanılan bir söz
- çengilik
Çenginin yaptığı iş
- çengüçegane
Saz eğlentisi
- çenileme
Çenilemek işi
- çenilemek
Canı yanan köpek ağlar gibi acı acı ses çıkarmak
- çenk
Arpı andıran, telli bir çalgı
- çentebilme
Çentebilmek işi
- çentebilmek
Çentme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çentik
Bir şeyin kenarından ufak bir parçanın kopması veya bıçakla koparılmasıyla meydana gelen küçük oyuk; kertik, tırtık
- çentik atmak
çentiklemek
- çentik açmak
çentik oluşturmak
- çentikleme
Çentiklemek işi; kertikleme
- çentiklemek
Bir şeyde çentik açmak; kertiklemek
- çentiklenme
Çentiklenmek işi
- çentiklenmek
Çentikli duruma gelmek
- çentikli
Üzerinde çentik bulunan; kertikli, tırtık tırtık
- çentiksiz
Üzerinde çentik bulunmayan; kertiksiz
- çentilebilme
Çentilebilmek işi
- çentilebilmek
Çentilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çentilme
Çentilmek durumu; kertilme
- çentilmek
Çentme işine konu olmak; kertilmek
- çentme
Çentmek işi; kertme
- çentmek
Bir şeyin kenarında çentik açmak; kertmek
- çepel
Ürüne karışmış yabancı madde
- çepelleme
Çepellemek işi
- çepellemek
Çepel duruma getirmek
- çepellenme
Çepellenmek işi
- çepellenmek
Çepelli duruma gelmek
- çepelli
İçinde sap, taş, toprak vb. yabancı madde bulunan
- çepellilik
Çepelli olma durumu
- çepelsiz
İçinde sap, taş, toprak vb. yabancı madde bulunmayan
- çeper
Ahlaksız, huysuz, geçimsiz kimse
- çeper çekmek
çitten duvar çevirmek
- çeperli
Çeperi olan, çeperle çevrili bulunan
- çepersiz
Çeperi olmayan
- çepez
Bozuk ipek kozası
- çepeçevre
Bütün yanlarını kuşatan; çepçevre
- çepin
Bahçelerde kullanılan küçük çapa
- çer çöp
Çalı çırpı kırıntısı
- çerağ
Mum, kandil, lamba vb. ışık veren araç; çırağ
- çerağ dinlendirme
Cem ayinlerinde, güneşin batışıyla yakılan çerağın güneş doğarken parmaklarla söndürülmesi
- çerağ uyandırma
Cem ayinlerinde, güneşin batışıyla çerağın yakılması
- çerden çöpten
Dayanıksız, çürük malzeme kullanılarak yapılmış
- çerez
Asıl yemekten sayılmayan, peynir, zeytin vb. yiyecekler
- çerez gibi
çok kolay
- çerez gibi gelmek
bir iş çok kolay olmak
- çerez gibi yemek
gereğinden çok ve hızlı yemek
- çerezci
Çerez satan kimse
- çerezcilik
Çerezcinin yaptığı iş
- çerezlenme
Çerezlenmek işi
- çerezlenmek
Çerez türünden bir şeyler yemek
- çerezlik
Çerez olabilecek şeyler
- çerge
Derme çatma çadır, göçebe çadırı
- çergeci
Padişah çadırını beklemekle görevli yeniçeri
- çergecilik
Çergecinin yaptığı iş
- çergici
Pazarlarda sergi açan gezginci esnaf
- çergicilik
Çergicinin yaptığı iş
- çeribaşı
Alay beyi
- çeribaşılık
Çeribaşı olma durumu
- çerkeztavuğu
Tavuk, hindi vb. kümes hayvanlarının etinden yapılan ve salçasına dövülmüş ceviz, biber katılarak hazırlanan bir yemek
- çerviş
Kasaplık hayvanlardan elde edilen çeşitli yağların eritilmişi
- çervişli
Çervişi olan
- çervişsiz
Çervişi olmayan
- çerçeve
Resim, yazı, ayna vb.ni süslemek veya bir yere asılabilecek duruma getirmek için bunlara geçirilen kenarlık
- çerçeve anlaşma
Hükûmet ile sendika ve işverenler arasında toplu sözleşme öncesinde varılan ön anlaşma
- çerçeve çizmek
konunun sınırlarını belirlemek
- çerçeveci
Çerçeve yapan kimse
- çerçevecilik
Çerçevecinin yaptığı iş
- çerçeveleme
Çerçevelemek işi
- çerçevelemek
Bir şeyi çerçeve içine almak
- çerçevelenme
Çerçevelenmek işi
- çerçevelenmek
Çerçeve içine alınmak
- çerçeveletebilme
Çerçeveletebilmek işi
- çerçeveletebilmek
Çerçeveletme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çerçeveletilme
Çerçeveletilmek işi
- çerçeveletilmek
Çerçevelenmesi sağlanmak
- çerçeveletme
Çerçeveletmek işi
- çerçeveletmek
Çerçeve geçirtmek
- çerçevelettirilme
Çerçevelettirilmek işi
- çerçevelettirilmek
Çerçevelettirme işine konu olmak
- çerçevelettirme
Çerçevelettirmek işi
- çerçevelettirmek
Çerçeveleme işini yaptırmak
- çerçeveleyebilme
Çerçeveleyebilmek işi
- çerçeveleyebilmek
Çerçeveleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çerçeveli
Çerçeve geçirilmiş veya çerçeve içine alınmış olan
- çerçevesiz
Çerçeve içinde olmayan
- çerçi
Köy, pazar vb. yerlerde dolaşarak ufak tefek tuhafiye eşyası satan kimse; kırkambar
- çerçi başındakini satar
"satıcı elinde neyi varsa satar" anlamında kullanılan bir söz
- çerçi kızı boncuğa âşıktır
"bir insan hangi işle uğraşıyorsa yakınındakiler de o işi çok sever" anlamında kullanılan bir söz
- çerçilik
Çerçinin yaptığı iş
- çete
Yasa dışı işler yapmak veya etrafındakileri korkutmak amacıyla bir araya gelmiş topluluk
- çete savaşı
Küçük asker birlikleri veya çeteler tarafından düşmanı yıpratmak için her türlü yola başvurarak yapılan savaş
- çeteci
Çeteden olan kimse
- çetecilik
Çetecinin yaptığı iş
- çetele
Çizilerek veya oyularak açılan kertik
- çetele silmek
çizik veya kertiklerle tutulan hesap ödenince çizik veya kertikleri yok etmek
- çetele tablosu
Verilerin miktarının çizgilerle anlatıldığı tablo
- çetele çekmek (veya tutmak)
hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çizmek
- çeteleye dönmek
insanın yüzünde veya başka bir tarafında birçok kesik ve sıyrık oluşmak
- çeteleşme
Çeteleşmek işi
- çeteleşmek
Çete durumuna gelmek
- çeteleştirme
Çeteleştirmek işi
- çeteleştirmek
Çete durumuna getirmek
- çeten
Saman taşımak için kağnılara ve arabalara konulan ince dallardan örülmüş büyük sepet veya çit; çiten
- çetin
Amaçlanan duruma getirilmesi, elde edilmesi, çözümlenmesi, işlenmesi güç veya engeli çok olan; ağır, zorlu
- çetin ceviz
Kırılıp ayıklanması güç olan, sert kabuklu ceviz
- çetince
(çeti'nce) Çetin bir biçimde
- çetinleşme
Çetinleşmek işi
- çetinleşmek
Çetin duruma gelmek
- çetinleştirme
Çetinleştirmek işi
- çetinleştirmek
Çetin duruma getirmek
- çetinlik
Çetin olma durumu; sertlik
- çetrefil
Karışıklığı dolayısıyla, anlaşılması veya sonuca bağlanması güç
- çetrefilce
Biraz çetrefil
- çetrefilleşebilme
Çetrefilleşebilmek işi
- çetrefilleşebilmek
Çetrefilleşme ihtimali bulunmak
- çetrefilleşme
Çetrefilleşmek işi
- çetrefilleşmek
Çetrefil duruma gelmek
- çetrefilleştirme
Çetrefilleştirmek işi
- çetrefilleştirmek
Çetrefil duruma getirmek
- çetrefilli
Karışık ve anlaşılması güç olan
- çetrefillik
Çetrefil olma durumu
- çetrefillilik
Çetrefilli olma durumu
- çetrefilsiz
Basit ve anlaşılması kolay olan
- çevik
Kolaylık ve çabuklukla davranan; tetik (II), atik (I), atik tetik, kırnak
- çevikleşme
Çevikleşmek işi
- çevikleşmek
Çevik duruma gelmek
- çevikleştirme
Çevikleştirmek işi
- çevikleştirmek
Çevik duruma getirmek
- çeviklik
Çevikçe davranış; atiklik
- çevikçe
Çevik bir biçimde
- çevir kazı yanmasın
karşısındakine dokunacak yersiz bir söz söylediğini fark eder etmez sözünü çevirmeye kalkışanlara söylenen bir söz
- çevir sesi
Telefon numarasının aranmaya hazır olduğunu belirten ince ve monoton ses; sinyal, çevir sinyali
- çevirebilme
Çevirebilmek işi
- çevirebilmek
Çevirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çevirge
Sayısal sinyalleri telefon hatları üzerinden göndermek üzere dönüştüren ve bu hatlardan gelen sinyalleri sayısal biçime çeviren, iki yönlü çalışabilen aygıt; modem
- çevirgi
Anahtar, tokmak vb. çevrilebilen araç
- çeviri
Bir dilden başka bir dile aktarma, çevirme; tercüme
- çeviri dili
Bir bilgisayarın sembolik makine dili
- çeviri yapmak
bir dilden başka bir dile aktarmak, çevirmek, tercüme etmek
- çeviri yazı
Sözlü metinlerin ses inceliklerinin ayrıntılı bir biçimde özel işaretlerle yazıya geçirilmesi; transkripsiyon
- çevirici
Başka bir duruma dönüştüren, dönüştürme, çevirme işini yapan
- çevirici dili
Bilgisayarda makine dili komutlarının sembollerle kaydedildiği alçak düzeyli programlama dili
- çevirim
Çevirmek işi
- çeviriverme
Çevirivermek işi
- çevirivermek
Çabucak çevirmek
- çeviriş
Çevirmek işi
- çevirme
Çevirmek işi; tedvir
- çevirme ağı
Balık sürülerinin önce çevrelerinin sarılması, sonra ağın altının kapatılması yoluyla kaçmalarını önleyerek avlamayı sağlayan bir ağ türü
- çevirmek
Bir şeyin yönünü değiştirmek
- çevirmen
Konuşmayı bir dilden başka bir dile çeviren kimse; çevirici, dilmaç, tercüman, dragoman
- çevirmenlik
Çevirmenin yaptığı iş; çeviricilik, dilmaçlık, tercümanlık, mütercimlik
- çevirtebilme
Çevirtebilmek işi
- çevirtebilmek
Çevirtme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çevirtilebilme
Çevirtilebilmek işi
- çevirtilebilmek
Çevirtilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çevirtilme
Çevirtilmek işi
- çevirtilmek
Çevrilmesi sağlanmak
- çevirtme
Çevirtmek işi
- çevirtmek
Çevirme işi yaptırmak
- çevirttirme
Çevirttirmek işi
- çevirttirmek
Çevirtme işini yaptırma
- çevre
Bir şeyin yakını, dolayı; etraf, periferi
- çevre açı
Geometride, bir çemberin iç bölgesinde, köşesi çember üzerinde bulunan açı
- çevre bilimci
Çevre bilimleri uzmanı
- çevre bilimleri
Çeşitli bilim dallarını içerisinde toplayan, insan doğa ilişkilerini ve çevre sorunlarını inceleyen, uygulamalı ve disiplinler arası bilimler
- çevre bilimsel
Çevre bilimleriyle ilgili, çevre bilimlerine dayanan
- çevre felaketi
Çevre kirliliğinin aşırı boyutlara varması
- çevre kirliliği
Doğal kaynakların aşırı ve yanlış kullanılması, tahrip edilmesi sonucunda çevrede dengenin olumsuz yönde bozulması ve birtakım sorunların ortaya çıkması; çevresel kirlilik
- çevre sağlığı
Belli bir çevrede yaşayan kişilerin sağlığını etkileyen dış faktörler ve alınan önlemler
- çevre teker
Sap ve kökte, merkez bölümünün en dış kuşağı
- çevre temizlik vergisi
Belediyenin mücavir alan sınırları içinde bulunan ve katı atık toplama hizmetinden yararlanan konut ve iş yeri sahiplerinden alınan vergi; çöp vergisi
- çevre yolu
Şehir trafiğini aksatmamak amacıyla yerleşim yerinin dışından geçen ve şehir yollarına bağlanan ana yol
- çevre şartı
Bir dil biriminin dizge içinde bulunduğu konum
- çevreci
Çevre kirliliği sorunlarıyla uğraşan kimse veya topluluk
- çevrecilik
Çevrecinin yaptığı iş
- çevreleme
Çevrelemek işi
- çevrelemek
İçine almak
- çevreleniş
Çevrelenmek işi
- çevrelenme
Çevrelenmek işi
- çevrelenmek
Çevreleme işi yapılmak
- çevreleyebilme
Çevreleyebilmek işi
- çevreleyebilmek
Çevreleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çevreleyiş
Çevrelemek işi
- çevrelik
Marangozlukta, mimarlıkta ve dülgerlikte kullanılan bütün kenar parçaları
- çevrelik etmek
içinde bulunulacak ortam oluşmasını sağlamak
- çevren
Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü
- çevresel
Çevre ile ilgili
- çevresel etki değerlendirmesi
Gerçek ve tüzel kişilerin gerçekleştirmeyi planladıkları yönetmelik kapsamına giren faaliyetlerin çevre üzerinde yapabilecekleri bütün etkilerin belirlenerek değerlendirilmesi ve tespit edilen olumsuz etkilerin önlenmesi için gerçekleştirilecek esasları düzenleyen rapor, çevresel etki değerlendirme raporu
- çevresellik
Çevresel olma durumu
- çevri
Bir söz veya davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme; tevil
- çevrik
Çevrilmiş olan
- çevrilebilme
Çevrilebilmek işi
- çevrilebilmek
Çevrilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çevrileme
Çevrilemek işi
- çevrilemek
Çevriye uğratmak; tevil etmek
- çevrilgen
Serbestçe dövize çevrilebilen (para); konvertibl
- çevrilgenlik
Paranın serbestçe dövize çevrilebilirliği; konvertibilite
- çevrili
Etrafı çevrilmiş, çevresi kuşatılmış olan
- çevriliş
Çevrilmek işi
- çevrilme
Çevrilmek işi
- çevrilmek
Çevirme işine konu olmak
- çevrim
Bir elektrik akımının iletken üzerinde aldığı yol; devre (I)
- çevrim dışı
Bir bilgisayarın sunucuya ve bilgisayar ağına bağlı olmaksızın kendi başına, bağımsız çalışır olma durumu
- çevrim içi
Bir bilgisayarın sunucuya ve bilgisayar ağına bağlı olarak çalışır olma durumu
- çevrim içi eğitim
Genel ağ üzerinden gerçekleştirilen eğitim biçimi
- çevrim içi öğrenme
Genel ağ ve bilişim teknolojileri aracılığı ile gerçekleştirilen öğrenme; elektronik öğrenme, e-öğrenme
- çevrimli
İşi iyi yöneten, becerikli, idareli olan
- çevrimsel
Çevrimle ilgili veya çevrim biçiminde olan; devrî
- çevrimsellik
Çevrimsel olma durumu
- çevrinebilme
Çevrinebilmek işi
- çevrinebilmek
Çevrinme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çevrinme
Çevrinmek işi; tavaf
- çevrinmek
Bir şeyin etrafında saygı ile dolanmak; tavaf etmek
- çevrinti
Bir şeyin kendi ekseni çevresinde sürekli dönmesi
- çevrintili
Çevrintisi olan
- çevrintisiz
Çevrintisi olmayan
- çeyiz
Gelin olacak kız için hazırlanan her türlü eşya; dürü (I), çeyiz çemen, cihaz
- çeyiz alayı
Gelinin çeyizini damadın evine taşıyan alay
- çeyiz asmak
çeyiz sermek
- çeyiz düzmek
çeyiz hazırlamak
- çeyiz sermek
gelinin getirdiği çeyizleri herkesin görmesi için yaymak, teşhir etmek, çeyiz asmak
- çeyizci
Çeyiz hazırlayan veya satan kimse
- çeyizcilik
Çeyizcinin yaptığı iş
- çeyizleme
Çeyizlemek işi
- çeyizlemek
Çeyiz hazırlamak
- çeyizlenme
Çeyizlenmek işi
- çeyizlenmek
Çeyizleme işi yapılmak
- çeyizli
Çeyizi olan
- çeyizli çemenli
Çeyizi olan
- çeyizlik
Çeyiz eşyası
- çeyizsiz
Çeyizi olmayan
- çeyizsiz çemensiz
Çeyizi olmayan
- çeyrek
Dörtte bir
- çeyrek altın
Ön yüzünde ortada kûfi tarzda “Türkiye Cumhuriyeti” yazısı ve altında basıldığı tarih, arka yüzünde ortada Atatürk’ün profil rölyefi, her iki yüzünün kenar çevresinde otuz iki adet yıldız ve çiçek motifleri bulunan, 1,754 g ağırlığında, 22 ayar (916,6 milyem) altın; çeyrek, çeyreklik
- çeyrek final
Bir yarışmada ikili eşlemelerle son sekiz yarışmacı veya takımın oluşturduğu grup veya aşama
- çeyrek finalist
Çeyrek final aşamasına yükselme başarısını gösteren ekip veya kişi
- çeyrek saat
On beş dakikalık zaman dilimi
- çeyrek son
Koşularda yarı final yarışına katılacak dört kişiyi seçmek üzere sekiz kişi veya dört takımı ayırmak için sekiz takım arasında düzenlenen seçme yarışı
- çeyrekleme
Çeyreklemek işi
- çeyreklemek
Yatan bir kimsenin, özellikle süt çocuklarının kollarını ve bacaklarını çaprazlayarak vücutlarına idman yaptırmak
- çeç
Tahıl yığını; teç
- çeçe
İki kanatlılardan, insana uyku hastalığı aşılayan, sinekten büyük bir cins Güney Afrika böceği (Glossina)
- çeçil peyniri
Tel tel görünümlü, tellerin kitle içerisinde yapışık hâlde bulunduğu, yağlı veya yarım yağlı sütten yapılan bir tür peynir
- çeğmel
Yay veya çengel biçiminde bükülmüş olan
- çeğmellenme
Çeğmellenmek işi
- çeğmellenmek
Yay veya çengel biçimini almak
- çeşit
Aynı cinsten olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri; çeşitleme, makule, nevi
- çeşit çeşit
Çok değişik özellikleri olan nesneleri ve durumları bir arada bulunduran
- çeşitkenar
Kenarlarından hiçbiri ötekine eşit olmayan (çokgen)
- çeşitkenar üçgen
Üç kenarı da ayrı uzunlukta olan üçgen
- çeşitleme
Çeşitlemek işi
- çeşitlemek
Bir şeyin çeşidini artırmak
- çeşitlendirebilme
Çeşitlendirebilmek işi
- çeşitlendirebilmek
Çeşitlendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çeşitlendirilebilme
Çeşitlendirilebilmek işi
- çeşitlendirilebilmek
Çeşitlendirilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çeşitlendirilme
Çeşitlendirilmek işi
- çeşitlendirilmek
Çeşitlenmesi sağlanmak
- çeşitlendirme
Çeşitlendirmek işi
- çeşitlendirmek
Çeşitlerini artırmak
- çeşitlenebilme
Çeşitlenebilmek işi
- çeşitlenebilmek
Çeşitlenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çeşitlenme
Çeşitlenmek işi
- çeşitlenmek
Çeşitli duruma gelmek
- çeşitli
Çeşidi çok olan; muhtelif, mütenevvi
- çeşitlilik
Çeşidi çok olma durumu; izge, renk, yelpaze, tenevvü, spektrum
- çeşme
Genellikle yol kenarlarında herkesin yararlanması için yapılan, borularla gelen suyun bir oluktan veya musluktan aktığı, yalaklı su hazinesi veya yapısı; pınar
- çeşme başı
Çeşmenin etrafı
- çeşmeye gitse çeşme kuruyacak
çok talihsiz kimseler için söylenen bir söz
- çeşmibülbül
Üzeri beyaz, sarmal süsler ve çiçek motifleri ile bezenmiş cam işi
- çeşmisiyah
Gözü siyah olan, kara gözlü (kimse)
- çeşni
Yiyeceğin ve içeceğin tadı
- çeşni katmak
değişik bir katkı yapmak
- çeşni tutmak
ekmekçilikte una karıştırılacak suyun oranını belirtmek
- çeşnici
Saraylarda ve büyük konaklarda yemek ve sofra işlerini yöneten kimse
- çeşnicibaşı
Saraylarda ve büyük konaklarda yemeklerden sorumlu, çeşnicilerin amiri olan kimse
- çeşnicilik
Çeşnicinin yaptığı iş
- çeşnileme
Çeşnilemek işi
- çeşnilemek
Çeşni vermek
- çeşnilendirme
Çeşnilendirmek işi
- çeşnilendirmek
Çeşni vermek
- çeşnilenme
Çeşnilenmek işi
- çeşnilenmek
Tadı yerine gelmek
- çeşnili
Çeşni katılmış olan
- çeşnilik
Yemeğe çeşni vermek için katılan baharat vb
- çeşnisine bakmak
tadına bakmak
- çeşnisiz
Çeşnisi olmayan
- çi börek
Çiğ kıyma, soğan ve baharat karışımının açılmış yufkanın içine konulup yağda kızartılarak yapılan bir börek türü; çiğ börek
- çift
Birbirini tamamlayan iki tekten oluşan (nesneler)
- çift atış
Çıkış hakeminin, çıkışın yanlış olduğunu koşuculara bildirmek ve yarışı durdurmak için yaptığı iki el tabanca atışı
- çift ayaklılar
Duyargaları sekiz eklemli, vücut halkalarında ikişer çift ayak bulunan, ıslak ve karanlık yerleri seven çok ayaklılar topluluğu
- çift camlı
Aralarında boşluk bırakılarak takılmış iki camı bulunan (pencere)
- çift cinsellik
Kişinin beyninde bir dişi bir de erkek gizil gücün bulunması durumu
- çift dalma
Ayakta güreşirken beklenmeyen bir atakla karşısındakinin iki ayağını birden kapma
- çift dalmak
ayakta güreşirken beklenmeyen bir atılımla karşısındakinin iki ayağını birden kapmak
- çift desimetre
Üzerinde 20 santimetrelik bölüntüler bulunan ölçü cetveli
- çift dikiş
Birbirlerinden geçen iki sıra düz dikiş
- çift dikiş yapmak
bir sınıfta iki yıl üst üste okumak
- çift direkli
İki direği bulunan
- çift dirsek
Boruya 180 derecelik dönüş veren dirsek
- çift dişliler
Omurgalılardan, üst çenedeki bir çift kemirmeye yarayan kesici dişin arasında bir çift daha küçük dişleri bulunan kemiriciler takımının bir alt takımı
- çift edersen bağlanırsın, bağ edersen eğlenirsin
"bakımını iyi yaparsan bağın iyi olur, bağla uğraşmak bir eğlencedir" anlamında kullanılan bir söz
- çift görmek
sarhoş olmak
- çift ile koyun, gerisi oyun
"en zor çiftçilik, tarla sürülerek ve koyun beslenerek yapılan çiftçiliktir, diğer işler eğlence gibidir" anlamında kullanılan bir söz
- çift kanatlılar
Sinekler gibi iki kanadı olan ve emici ağızları bulunan böcekler takımı; iki kanatlılar
- çift kapı
Üst üste kapanan veya birbirine vidalanarak kullanılan, yalıtma özelliği çok, iki katlı kapı
- çift kişilik
İki kişi için
- çift kol
Aynı yönde ilerleyen, duran veya yürüyen birliklerden ve araçlardan oluşan yan yana iki kol
- çift koşmak
hayvanları sabana, pulluğa koşmak
- çift kâğıtlı
İki sigara kâğıdına sarılmış esrar
- çift küme
Birbirine çok yakın iki yıldız kümesi
- çift motorlu
İki motorlu küçük uçak
- çift parmaklılar
Memelilerin öküz, koyun gibi parmakları çift olan takımı; çift tırnaklılar
- çift pencere
Yalıtkanlığı artırmak amacıyla üst üste kapanan iki kanat biçiminde yapılmış pencere
- çift sayı
2 ve 4, 6, 8 gibi 2'nin katı olan ve 2'ye bölünebilen tam sayı
- çift sürmek
saban, pulluk kullanarak toprağı ekilebilir duruma getirmek
- çift tabanca
İşini kolaylaştırmak amacıyla gerekli olan şeyleri birden fazla bulunduran kimse
- çift vuruş
Kurala aykırı ancak kasıtlı olmayan bir davranış dolayısıyla topun doğrudan doğruya kaleye vurulamadığı, iki vuruşlu bir ceza türü; endirekt atış
- çift yumurta ikizi
İki ayrı yumurtada döllenen ikizler
- çift yıldız
Birbirinin çekim etkisi altında ortak kütle merkezi çevresinde dolanan iki yıldız
- çift zamanı
Tarla sürme zamanı
- çift çubuk
Çiftçilik yapabilmek için gereken her türlü araç
- çifte
İkisi bir arada bulunan veya ikili
- çifte atmak
at, eşek arka ayakları ile vurmak
- çifte bahis
At yarışlarında üzerine bahis konulan, art arda yapılan iki koşunun birincilerini tahmin etme biçiminde oynanan oyun
- çifte demir
Geminin baştaki her iki göz demiri
- çifte demir atmak
geminin sert, fırtınalı havada demir atma konumunda çevreye zarar vermemesi, rüzgâr ve akıntı yüzünden geniş bir alanda çok yer kaplamaması için baştaki her iki gözdemirini atmak
- çifte ezan
Birbirine yakın camilerde biri durup biri okumak suretiyle iki müezzin tarafından karşılıklı okunan ezan
- çifte gitmek
tarla sürmeye gitmek
- çifte hamam
Bir bölümü kadınlara, diğer bölümü erkeklere ayrılmış olan hamam
- çifte kavrulmuş
İki kez kavrulmuş (leblebi, nohut, çekirdek vb.)
- çifte kavrulmuşluk
Çifte kavrulmuş olma durumu
- çifte koşmak
çift koşmak
- çifte kumrular
Birbirini çok seven sevgili
- çifte kıskaç
İkili kıskaca alma durumu
- çifte standart
Kişiye veya duruma göre farklı davranışlarda bulunma, tutarlı olmama
- çifte standartlı
Çifte standardı olan
- çifte standartlık
Çifte standart olma durumu
- çifte standartsız
Çifte standardı olmayan
- çifte vatandaş
İki ayrı devlet vatandaşlığına sahip olan kimse
- çifte vatandaşlık
Çifte vatandaş olma durumu
- çifte vurmak
çiftelemek
- çifte yemek
hayvanın çiftesine maruz kalmak
- çifte çubuğa gitmek
ekim ve biçim işleriyle uğraşmak
- çifte şans
Toto vb.oyunlarda karşılaşan iki takım için ikili tahminde bulunma işi
- çiftehane
Kuş üretmeye yarar kafesli yer
- çifteleme
Çiftelemek işi
- çiftelemek
Hayvan arka ayaklarıyla tepmek, çifte vurmak
- çiftelenme
Çiftelenmek işi
- çiftelenmek
Çifte yemek
- çifteleyebilme
Çifteleyebilmek işi
- çifteleyebilmek
Çifteleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çifteleşme
Çifteleşmek işi
- çifteleşmek
Birbirini çiftelemek
- çifteli
Çiftesi bulunan
- çifter çifter
Her defasında, her yapılışında çift olarak
- çiftesiz
Çiftesi bulunmayan
- çiftetelli
Göğüs ve göbek titreterek, gerdan kırarak oynanan bir oyun
- çifti bozmak
çiftçilik yapmaktan vazgeçmek
- çiftleme
Çiftlemek işi
- çiftlemek
Çift duruma getirmek; ikilemek
- çiftlenme
Çiftlenmek işi
- çiftlenmek
İkili duruma getirilmek
- çiftleşebilme
Çiftleşebilmek işi
- çiftleşebilmek
Çiftleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çiftleşme
Çiftleşmek işi
- çiftleşmek
Bir şey tekken bir tanesinin daha katılmasıyla iki olmak; eşleşmek
- çiftleştirebilme
Çiftleştirebilmek işi
- çiftleştirebilmek
Çiftleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çiftleştirilebilme
Çiftleştirilebilmek işi
- çiftleştirilebilmek
Çiftleştirilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çiftleştirilme
Çiftleştirilmek işi
- çiftleştirilmek
Çiftleşmesi sağlanmak
- çiftleştiriş
Çiftleştirmek işi
- çiftleştirme
Çiftleştirmek işi
- çiftleştirmek
Çift yapmak
- çiftlik
Tarım yapılan, hayvan yetiştirilen, çalışanlarının da oturması için evler bulunan geniş toprak parçası
- çiftlik kebabı
Soğan ve biberle kavrulan kuzu etinin çeşitli baharat karıştırılarak kendi suyunda pişirilmesiyle yapılan bir kebap türü
- çiftlik kâhyası
Çiftlik işlerini yöneten kimse
- çiftlik mantısı
Sertçe yoğrulmuş ceviz iriliğindeki hamur parçalarının çay tabağı büyüklüğünde açılmasından sonra içine kıyma, soğan, pazı, havuç, tuz ve karabiber konup tavada pişirilmesiyle hazırlanan bir yemek türü
- çiftlik yumurtası
Tavuk çiftliklerinde kapalı kafeslerde önlerine yem konarak hareket ettirilmeden sürekli beslenen tavuklardan elde edilen yumurta; ziraat yumurtası
- çiftsiz çubuksuz
Çiftçilik yapabilmek için gereken araçlar olmadan
- çiftçi
Geçimini toprağı ekerek sağlayan kimse; fellah
- çiftçilik
Çiftçinin yaptığı iş
- çiftçilik etmek
tarımla uğraşmak, rençperlik yapmak
- çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane "gelecek yıl" çıkmış
"çiftçinin ürünü her yıl bir afete uğrar, o da hep gelecek yıla umut bağlar" anlamında kullanılan bir söz
- çiftçiye yağmur, yolcuya kurak; cümlenin muradını verecek Hak
"kullar Tanrı'dan kendilerine gerekli olan şeyleri dilerler, bu dilekleri kabul edecek olan Tanrı'dır" anlamında kullanılan bir söz
- çikolata
Kakaonun içerisine şeker, süt, fıstık, fındık vb. katılarak yapılan bir tür tatlı yiyecek
- çikolatacı
Çikolata yapan veya satan kimse
- çikolatacılık
Çikolatacının yaptığı iş
- çikolatalı
Çikolatası olan
- çikolatasız
Çikolatası olmayan
- çikolatasızlık
Çikolatasız olma durumu
- çil
Orman tavuğugillerden, eti için avlanan, ormanlarda yaşayan bir kuş; dağ tavuğu (Tetrastes bonasia)
- çil yavrusu gibi dağılmak
toplu olarak bulunan insanların her biri bir yana dağılmak
- çil çil
Pırıl pırıl, parlak olan
- çile
Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zahmetli ve perhizli dönem
- çile çekmek
büyük sıkıntı ve üzüntü içinde yaşamak
- çile çıkarmak (veya doldurmak)
sıkıntılı bir işin veya bir durumun sona ermesini beklemek
- çileci
Çile (I) çeken, sıkıntı sahibi
- çilecilik
Dinî amaçlarla ve törelere bağlı olarak doğal eğilimleri ve beden isteklerini yenmek için isteyerek acı çekme
- çileden çıkarmak
çok kızdırmak
- çileden çıkmak
olup bitenler karşısında sabrı ve dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek
- çilehane
Dervişlerin çile doldurdukları yer
- çilek
Gülgillerden, sapları sürüngen, çiçekleri beyaz bir bitki
- çilek üzümü
Çekirdekiz, iri, kırmızımsı renkli, çilek kokusunu andıran aroması bulunan bir tür melez üzüm
- çilekeş
Hayatı boyunca birçok sıkıntı ve üzüntü çekmiş (kimse)
- çilekeşlik
Çilekeş olma durumu
- çilekli
İçinde çilek bulunan (pasta, dondurma vb.)
- çileksi
Çileği andıran, çileğe benzeyen, çilek gibi; çileğimsi
- çilekçi
Çilek yetiştiren veya satan kimse
- çilekçilik
Çilek yetiştirme veya satma işi
- çileli
Çilesi olan, çok sıkıntı çekmiş olan
- çileme
Çilemek işi
- çilemek
Yağmur çiselemek
- çilesi dolmak
üzücü ve sıkıntılı bir durumdan kurtulmak
- çilesiz
Çilesi olmayan, sıkıntısı olmayan
- çileye girmek
dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zorlu ve perhizli döneme girmek
- çilingir sofrası
Üzerine meze ve içki konmuş tepsi, küçük içki sofrası
- çillenme
Çillenmek işi
- çillenmek
Bitki köklerinde kılı andıran uzantılar çıkmak
- çilli
Çili olan
- çilsiz
Çili olmayan
- çim
Buğdaygillerden, bahçelerin, yol kenarlarının ve parkların yeşillendirilmesinde yararlanılan çok yıllık bitki (Lolium)
- çim kayağı
Paletli iş makinelerinin çalışma düzeni örnek alınarak oluşturulmuş, yaz mevsiminde kayak yapma zevkini tattırmak amacıyla üretilmiş bir kayma aracı
- çim makası
Uzayan çimleri kısaltıp şekil vermekte kullanılan bir tür makas
- çim çim
İsteksiz bir biçimde
- çim çim etmek
isteksiz davranmak
- çimadam
İçine çim tohumu ve talaş doldurulan naylon çoraba insan kafası biçimi verilerek meydana getirilen bir tür eğlencelik bitki
- çimdik
Bir kimsenin etini başparmak ve işaret parmağının ucu arasına kıstırarak can yakacak şekilde burma, sıkma
- çimdik atmak (veya basmak)
çimdiklemek
- çimdik kadar
çok az miktarda
- çimdik süsleme
Çimdik biçiminde çıkıntılarla yapılan süsleme
- çimdik yemek
çimdiklenmek
- çimdik çimdik
Küçük parçacıklar hâlinde
- çimdik çimdik doğramak (veya yolmak veya koparmak)
eziyet etmek
- çimdikleme
Çimdiklemek işi
- çimdiklemek
Bir kimsenin etini başparmakla işaret parmağı arasında kıstırarak sıkıp acıtmak
- çimdiklenme
Çimdiklenmek işi
- çimdiklenmek
Çimdik atılmak
- çimdirme
Çimdirmek işi
- çimdirmek
Çimme işini yaptırmak
- çimek
Çimecek yer
- çimen
Kendiliğinden yetişmiş çim
- çimenleme
Çimenlemek işi
- çimenlemek
Çimenli hâle getirmek, çimen ekmek
- çimenli
Çimeni olan
- çimenlik
Çimeni olan yer
- çimensiz
Çimeni olmayan
- çimento
Killi kalkerleri özel fırınlarda pişirip ezmekle elde edilen, çamuru çarçabuk katılaşıp sertleşen ve yapılarda harç malzemesi olarak kullanılan kül renginde veya beyaz toz
- çimento boya
Suyla karıştırılarak hemen kullanılabilen çimento esaslı toz boya
- çimento kâğıdı
İçine çimento doldurulan, kalın sarı renkli paket kâğıdı
- çimentocu
Çimento üreten veya satan kimse
- çimentoculuk
Çimentocunun yaptığı iş
- çimentolama
Çimentolamak işi
- çimentolamak
Çimento sürmek, çimento ile sıvamak
- çimentolanma
Çimentolanmak işi
- çimentolanmak
Çimento sürülmek, çimento ile kaplanmak
- çimentolatma
Çimentolatmak işi
- çimentolatmak
Çimento ile sıvatmak, çimento karışımı malzeme ile yaptırmak
- çimentolayabilme
Çimentolayabilmek işi
- çimentolayabilmek
Çimentolama ihtimali veya imkânı bulunmak
- çimentolu
Çimentosu olan
- çimentosuz
Çimentosu olmayan
- çimleme
Çimlemek işi
- çimlemek
Çim ekmek
- çimlendirebilme
Çimlendirebilmek işi
- çimlendirebilmek
Çimlendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çimlendirilebilme
Çimlendirilebilmek işi
- çimlendirilebilmek
Çimlendirilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çimlendirilme
Çimlendirilmek işi
- çimlendirilmek
Çimlenmesi sağlanmak
- çimlendirme
Çimlendirmek işi
- çimlendirmek
Çimlenmesini sağlamak
- çimleniverme
Çimlenivermek işi
- çimlenivermek
Çabucak çimlenmek
- çimleniş
Çimlenmek işi
- çimlenme
Çimlenmek işi
- çimlenmek
Tohum çim hâline gelmek
- çimleyiş
Çimlemek işi
- çimme
Çimmek işi
- çimmek
Suya dalıp çıkmak
- çimçek
Bir tür küçük serçe
- çimçim
Ege Bölgesi’ne özgü, haşlanarak, kızartılarak, sotelenerek yenebilen, lezzetli, aynı zamanda levrek, karagöz, lagos vb. balıkların avlanmasında cansız yem olarak kullanılan küçük karides
- çinekop
Lüferin küçüğü (Temnodon altator)
- çingil
Küçük bakraç
- çini
Duvarları kaplayıp süslemek için kullanılan, bir yüzü sırlı ve genellikle çiçek resimleriyle bezeli, pişmiş, balçık levha
- çini döşemek
bir yeri çini ile kaplamak
- çini mürekkebi
Simsiyah, ince ve solmaz bir is mürekkebi
- çinici
Çini yapan veya satan kimse
- çinicilik
Çinicinin yaptığı iş
- çinili
Çinisi olan, çinilerle bezenmiş olan
- çinisiz
Çinisi olmayan
- çinko
Atom numarası 30, atom ağırlığı 65,37, mavimsi beyaz renkte olan sert bir element; tutya (simgesi Zn)
- çinkograf
Çinkografi ustası
- çinkografi
Çoğaltılmak istenilen resim veya yazıların kalıbını çinko üzerine çıkarma sanatı
- çinkolu
İçinde çinko bulunduran
- çinkomsu
Çinkoyu andıran, çinkoya benzeyen, çinko gibi
- çinkosuz
İçinde çinko bulundurmayan
- çintemani
Özellikle kumaşlara ve çinilere uygulanmış, ikisi altta biri üstte iç içe geçmiş halkalar ve şimşeği ifade eden iki yatık kıvılcımdan meydana gelen süsleme motifi; itayağı
- çintiyan
İçi astarlı, uzun kadın donu, kadın şalvarı
- çinçilya
Çinçilyagillerden, postu için avlanan, yumuşak ve gümüş rengi tüyleri olan kemirici hayvan (Chinchilla laniger)
- çinçilyagiller
Örnek hayvanı çinçilya olan kemiriciler familyası
- çip
Milimetrik yüzeyler üzerinde on binlerce devre elemanından oluşan, karmaşık elektronik devrelerin yerleştirildiği, genellikle silikon benzeri yarı iletken malzeme; yonga
- çipil
Ağrılı ve kirpikleri dökülmüş (göz)
- çipilleşme
Çipilleşmek işi
- çipilleşmek
Gözleri çipil duruma gelmek
- çipli
Çipi olan, çip takılmış olan
- çipsiz
Çipi olmayan, çip takılmamış olan
- çipura
Karagöz balığına benzer, eti beyaz bir Akdeniz balığı; çupra, çupra balığı (Sparus aurata)
- çir
Kayısı, erik, zerdali vb. meyvelerin kurusu
- çiriş
Çiriş otunun kökünün öğütülmesiyle yapılan ve su ile karılarak tutkal gibi kullanılan esmer, sarı bir toz
- çiriş gibi
yapışkan ve acı
- çiriş otu
Zambakgillerden, beyaz çiçekli bir bitki (Asphodelus)
- çirişleme
Çirişlemek işi
- çirişlemek
Çiriş sürmek
- çirişlenme
Çirişlenmek işi
- çirişlenmek
Çiriş sürülmek
- çirişli
Çiriş sürülmüş
- çirişsiz
Çiriş sürülmemiş olan
- çirişçi
Çiriş yapan ve satan kimse
- çirişçi çanağı
Çiriş hazırlamakta kullanılan derin kap
- çirişçilik
Çirişçinin yaptığı iş
- çirkef
Pis ve bulanık su
- çirkef atmak
iftira atmak
- çirkefe batmak (veya düşmek)
kirli ve kötü işlere bulaşmak
- çirkefe taş atma, üstüne sıçrar
“edepsiz bir kimsenin tepkisine yol açacak bir davranışta bulunma, zararlı çıkarsın” anlamında kullanılan bir söz
- çirkefe taş atmak
çirkefi üzerine sıçratmak
- çirkefi üzerine sıçratmak
edepsiz bir kimsenin tepkisine yol açacak bir davranışta bulunmak
- çirkefleşebilme
Çirkefleşebilmek işi
- çirkefleşebilmek
Çirkefleşme ihtimali bulunmak
- çirkefleşme
Çirkefleşmek işi
- çirkefleşmek
Çirkef durumuna gelmek
- çirkefli
Çirkef bulunan, içinden çirkef akan
- çirkeflik
Çirkef olma durumu
- çirkeflik etmek (veya yapmak)
çirkefe yaraşır biçimde davranmak
- çirkefçe
Çirkefe yakışır
- çirkin
Göze veya kulağa hoş gelmeyen; bet (III), bed, güzel karşıtı
- çirkin kaçmak
söz veya davranış yersiz ve yakışıksız olmak
- çirkince
Çirkine yakın
- çirkinleşebilme
Çirkinleşebilmek işi
- çirkinleşebilmek
Çirkinleşme ihtimali bulunmak
- çirkinleşiverme
Çirkinleşivermek işi
- çirkinleşivermek
Ansızın çirkinleşmek
- çirkinleşme
Çirkinleşmek işi
- çirkinleşmek
Çirkin bir duruma gelmek
- çirkinleştirebilme
Çirkinleştirebilmek işi
- çirkinleştirebilmek
Çirkinleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çirkinleştirilebilme
Çirkinleştirilebilmek işi
- çirkinleştirilebilmek
Çirkinleştirilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çirkinleştirilme
Çirkinleştirilmek işi
- çirkinleştirilmek
Çirkinleşmesi sağlanmak
- çirkinleştirme
Çirkinleştirmek işi
- çirkinleştirmek
Çirkin bir duruma getirmek
- çirkinlik
Çirkin olma durumu
- çirkinseme
Çirkinsemek işi
- çirkinsemek
Bir şeyi çirkin bulmak
- çiroz
Yumurtasını atarak zayıflamış uskumru balığı
- çirozlaşma
Çirozlaşmak işi
- çirozlaşmak
Uskumru, yumurtasını atarak zayıflamak
- çis
Bazı bitkilerden sızan ve katılaşarak sarımtırak bir cisim durumuna gelen bir tür şekerli öz su
- çiseleme
Çiselemek işi; çiseme
- çiselemek
Yağmur yavaşça ve ince ince yağmak; çisemek
- çiseleyiverme
Çiseleyivermek işi
- çiseleyivermek
Yağmur ansızın çiselemek
- çiseme
İnce yağmur
- çisen
İnce yağmur
- çisen çisen yağmak
ince ince yağmak
- çisenti
Yavaş ve ince ince yağan yağmur; ahmakıslatan, çise
- çisentili
Çisentisi olan, çisenti hâlinde yağan
- çiskin
Çiseleyen yağmur
- çit
Bağ, bahçe, bostan vb. yerlerin çevresine çalı, kamış, ağaç dalı gibi şeylerden çekilen duvar türü; çeper, barı
- çit makası
Bahçedeki çit ve çalıları budamak ve şekil vermek için kullanılan bir tür makas
- çit sarmaşığı
Çit sarmaşığıgillerin örnek bitkisi olan, genellikle tarla kenarlarında yetişen, beyaz çiçekli, tüysüz ve uzun saplı, çok yıllık ve otsu bir bitki (Convolvulus sepium)
- çit sarmaşığıgiller
Bitişik taç yapraklı iki çeneklilerden, çit sarmaşığı, kahkaha çiçeği, mahmude, küsküt vb. bitkileri içine alan bir familya
- çita
Etçil memeliler sınıfının etçiller takımının kedigiller familyasından bir hayvan
- çitari
İzmaritgillerden, üzerinde sarı çizgiler bulunan, en büyüğü yarım kiloyu aşmayan, kılçıklı bir balık (Boxsalpa)
- çiti
Çitmek işi
- çiti yapmak
saçları, çitilmiş tarakla taramak
- çitileme
Çitilemek işi
- çitilemek
Kirini çıkarmak için çamaşırın iki yanını birbirine sürtmek
- çitilenme
Çitilenmek işi
- çitilenmek
Çitileme işine konu olmak
- çitili
Çitilenmiş olan
- çitilme
Çitilmek işi
- çitilmek
Çitme işine konu olmak
- çitlembik
Kara ağaçgillerden, düz kabuklu, kerestesi sert ve dayanıklı bir ağaç; çıtlık, menengiç, bıttım (Celtis australis)
- çitlembik gibi
ufak tefek, esmer ve sevimli
- çitleme
Çitlemek işi
- çitlemek
Kabak çekirdeği, ayçiçeği, fıstık vb.nin kabuklarını çıkararak yemek
- çitme
Çitmek işi; çitime
- çitmek
Bir araya getirmek; çitilemek (II), çitimek
- çitmik
Üzüm salkımının küçük dalı
- çivi
İki şeyi birbirine tutturmak, bir nesneyi bir yere sabitlemek için çakılan, ucu sivri, başlı, metal veya ağaçtan yapılmış ufak çubuk; mıh
- çivi gibi
çok sağlam ve çevik (kimse)
- çivi gibi olmak
çok üşümek, donmak
- çivi gibi çakılmak
hiç çıkmayacak gibi sağlam yerleşmek
- çivi gibi çakılı (olmak)
hiç çıkmayacak gibi sağlam yerleşmiş (olmak)
- çivi kesmek
çok üşümek
- çivi kırmak
ayakkabıların içinden çıkan çivi uçlarını bir aletle kesip raspa ile eğeleyerek köselenin içine gömmek
- çivi sokmak (veya sürmek)
bir işin olmasında engel, güçlük çıkarmak
- çivi yapmak
voleybolda topu sert olarak karşı alana indirmek
- çivi yazısı
Eski Farsların, Medlerin ve Asurluların kullandığı yazı
- çivi çakmamak
üzerine yeni bir şey yapmamak
- çivi çakılmamak
üzerine yeni bir şey yapılmamak
- çivi çiviyi söker
"güçlü bir şey, kendisi güçlü olan başka bir şeyle veya durumla etkisiz bırakılır" anlamında kullanılan bir söz
- çivi çıkar ama yeri kalır
"gönül yarası kapansa da unutulmaz" anlamında kullanılan bir söz
- çivici
Çivi yapan veya satan kimse; mıhçı
- çivicilik
Çivicinin yaptığı iş; mıhçılık
- çividî
Bu renkte olan
- çivileme
Çivilemek işi; mıhlama
- çivilemek
Bir şeyi bir yere çivi ile tutturmak; mıhlamak
- çivilenebilme
Çivilenebilmek işi
- çivilenebilmek
Çivilenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çivilenme
Çivilenmek işi; mıhlanma
- çivilenmek
Çivi ile tutturulmak; mıhlanmak
- çiviletme
Çiviletmek işi
- çiviletmek
Çivi çaktırmak
- çivileyebilme
Çivileyebilmek işi; mıhlayabilme
- çivileyebilmek
Çivileme ihtimali veya imkânı bulunmak; mıhlayabilmek
- çivileyiverme
Çivileyivermek işi; mıhlayıverme
- çivileyivermek
Ansızın veya çabucak çivilemek; mıhlayıvermek
- çivili
Çivisi olan; mıhlı
- çivisi çıkmak
kargaşa içinde bulunmak
- çivisiz
Çivisi olmayan veya çivilenmemiş olan; mıhsız
- çivisiz kalkan
Vücudunda çivi yerine benekleri bulunan, eti çok lezzetli kalkan balığı cinsi
- çivit
Eskiden çivit otundan, bugün yapay yollarla elde edilen, mavi renkli, sarılığını gidermek için çamaşırın son suyuna karıştırılan toz boya
- çivit mavisi
Çivit rengindeki mavi
- çivit otu
Baklagillerden, yapraklarından çivit çıkarılan bir tür bitki (İndigofera)
- çivit rengi
Bir tür koyu mavi renk; çividî
- çivitleme
Çivitlemek işi
- çivitlemek
Çamaşırı çivitli suya sokup sarılığını gidermek
- çivitlenme
Çivitlenmek işi
- çivitlenmek
Çivitleme işine konu olmak
- çivitli
İçinde çivit bulunan
- çivitsiz
İçinde çivit bulunmayan
- çiviyukarı
Yağlı güreşte hasmı ayaklarından yakalayıp tepesi üstü diktikten sonra sırtını yere getirerek yenme biçimi
- çiy
Havada buğu durumundayken akşamın ve gecenin serinliğiyle yerde veya bitkilerde toplanan küçük su damlaları; şebnem, jale
- çizdirebilme
Çizdirebilmek işi
- çizdirebilmek
Çizdirme ihtimali bulunmak
- çizdirilebilme
Çizdirilebilmek işi
- çizdirilebilmek
Çizdirilme ihtimali bulunmak
- çizdirilme
Çizdirilmek işi
- çizdirilmek
Çizdirme işine konu olmak
- çizdirme
Çizdirmek işi
- çizdirmek
Çizme işini yaptırmak
- çizebilme
Çizebilmek işi
- çizebilmek
Çizme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çizecek
Ağacı çizmeye yarayan, çember kesitli, ucu sivri ve ağaç saplı el aracı
- çizelge
Çizgilerle bölümlere ayrılmış kâğıt
- çizgi
Çizilerek veya çeşitli yollarla oluşmuş iz; cızık, çizi, çizik, hat, tahrir
- çizgi film
Bir konuyla ilgili olarak karakterlerinin hareketlerini belirtecek biçimde art arda çizilmiş resimlerden oluşan sinema filmi
- çizgi hakemi
Voleybolda ve teniste topun veya ayağın çizgiye temas durumunu belirlemekle görevli hakem
- çizgi resim
Yalnız çizgilerle yapılmış resim
- çizgi roman
Konuyu ve olaylar zincirini kesintisiz olarak resimleme yöntemiyle okuyucuya sunan roman
- çizgi çekmek
bir noktayı hat biçiminde çeşitli yönde uzatmak
- çizgi ölçek
Plan veya haritanın alt köşesinde yatay bir çizgi ile gösterilen, harita üzerindeki uzunluğun gerçekte ne kadar uzunluğa karşılık olduğunu belirten ve bunun çizgi üzerinde işaretlenmesiyle elde edilen ölçek
- çizgileme
Çizgilemek işi
- çizgilemek
Çizgi çekmek, karikatür çizmek
- çizgilenme
Çizgilenmek işi
- çizgilenmek
Çizgi meydana gelmek
- çizgileşme
Çizgileşmek işi
- çizgileşmek
Çizgi durumuna gelmek
- çizgileştirme
Çizgileştirmek işi
- çizgileştirmek
Yazılı duruma getirmek
- çizgili
Üzerinde çizgi bulunan; tahrirli
- çizgili defter
Sayfalarının her satırı yatay çizgilerle belirtilen defter
- çizgilik
… çizgi miktarı olan
- çizgililik
Çizgili olma durumu
- çizginme
Çizginmek işi
- çizginmek
Bir şeyin etrafında dönüp durmak
- çizgisel
Çizgi ile gösterilmiş
- çizgisinden sapmamak
görüşlerinden vazgeçmemek, kararlı davranmak
- çizgisiz
Üzerinde çizgi olmayan
- çizgisiz defter
Sayfalarında yatay veya dikey olarak herhangi bir çizgi bulunmayan defter
- çizi
Saban demirinin toprakta bıraktığı iz
- çizici
Tarlada haşhaş kozalaklarını afyon almak için çizen kimse
- çizicilik
Çizicinin yaptığı iş
- çizik
Sıyrık, çizgi biçiminde yara
- çizik atmak
çizmek
- çizik plak gibi takılıp kalmak
aynı şeyleri tekrarlayıp durmak
- çizik çekmek
çizmek
- çizik çizik olmak
düzensiz kısa çizgiler biçiminde olmak
- çizikli
Çizikleri olan
- çiziksiz
Çiziği olmayan
- çiziktirebilme
Çiziktirebilmek işi
- çiziktirebilmek
Çiziktirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çiziktiriverme
Çiziktirivermek işi
- çiziktirivermek
Çabucak çiziktirmek
- çiziktiriş
Çiziktirmek işi
- çiziktirme
Çiziktirmek işi; cızıktırma, çızıktırma
- çiziktirmek
Çabucak çizmek; cızıktırmak, çızıktırmak
- çizilebilme
Çizilebilmek işi
- çizilebilmek
Çizilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çizili
Çizilmiş olan
- çiziliverme
Çizilivermek işi
- çizilivermek
Çabucak veya ansızın çizilmek
- çiziliş
Çizilmek işi
- çizilme
Çizilmek işi
- çizilmek
Çizme işine konu olmak
- çizim
Çizmek işi
- çizimci
Çizim yapan kimse
- çizimcilik
Çizimcinin yaptığı iş
- çizin çizin
Çizgi durumunda, sırayla
- çizinti
Ufak sıyrık
- çizintili
Çizinti içeren
- çizintisiz
Çizinti yapılmamış
- çiziverme
Çizivermek işi
- çizivermek
Çabucak çizmek
- çiziş
Çizmek işi
- çizme
Çizmek işi
- çizmeci
Çizme yapan veya satan kimse
- çizmecilik
Çizmecinin yaptığı iş
- çizmeden yukarı çıkmak
çizmeyi aşmak
- çizmek
Çizgi çekmek
- çizmeleri çekmek
bir işe girişmek
- çizmeli
Çizmesi olan
- çizmeyi aşmak
bilmediği, aklının ermediği, yetkisi dışındaki bir işe karışmak
- çizoynat
Fotoğraf veya resimleme gibi çeşitli görüntülerin çizilerek ardışık biçimde sıralanmasıyla oluşturulan sayfaları belli bir hızla çevrildiğinde hareket ediyormuş izlenimi veren bir tür küçük defter
- çiçek
Bir bitkinin, üreme organlarını taşıyan çoğu güzel kokulu, renkli bölümü
- çiçek açmak (veya vermek)
çiçeklenmek
- çiçek aşısı
Çiçek hastalığına karşı bağışıklık sağlamak amacıyla aşı olarak yapılan zayıflatılmış çiçek virüsü
- çiçek bahçesi
Çiçek yetiştirilen veya çiçeklerle kaplanmış süslü bahçe
- çiçek balı
Arıların ilkbaharda çiçeklerden yaptığı bal
- çiçek biti
Yarım kanatlılardan, küçük ve yumuşak vücutlu olan, bitkilerin üzerinde sürü durumunda yaşayan bir tür böcek
- çiçek bozuğu
Çiçek hastalığından yüzü delik deşik olmuş
- çiçek durumu
Çiçeklerin sap üzerindeki dizilişi
- çiçek gibi
temiz, bakımlı, güzel
- çiçek olmak
yaşına, durumuna uymayan aşırı davranışlarda bulunmak
- çiçek pazarı
Çiçeklerin alınıp satıldığı çarşı
- çiçek sapçığı
Çiçekleri sapa birleştiren ince ve küçük bölüm
- çiçek sapı
Bütün çiçeklerin, üzerinde toplandığı veya bitiştiği sap
- çiçek soğanı
Lale vb. çiçeklerin ekim zamanı köklerinde oluşan soğan biçimindeki yumru filiz
- çiçek suyu
Turunçgillerin çiçeklerinin imbikten geçirilmesiyle elde edilen güzel kokulu su
- çiçek tacı
Çiçeklerin üreme organlarının çevresinde türlü renkte yaprakçıklardan oluşan ve böcekleri çeken organ; tüveyç
- çiçek tozu
Çiçekli bitkilerde erkek organın başçığında bulunan döl hücresi; polen
- çiçek yaprağı
Çiçek sapı üzerinde ve çiçeğe yakın, özel biçimler gösteren yaprak
- çiçek çocukları
Çağdaş toplumu eleştiren, özgürlük hareketlerini destekleyen, kendine özgü düşüncelerini sergileyen gençlik kesimi
- çiçek çıkarmak
çiçek hastalığına tutulmak
- çiçekevi
Çiçek yetiştirilen ve satılan yer
- çiçekleme
Çiçeklemek işi
- çiçeklemek
Çiçek dikmek
- çiçeklendirme
Çiçeklendirmek işi
- çiçeklendirmek
Çiçekli duruma getirmek
- çiçeklenebilme
Çiçeklenebilmek işi
- çiçeklenebilmek
Çiçeklenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çiçekleniverme
Çiçeklenivermek işi
- çiçeklenivermek
Çabucak çiçeklenmek
- çiçekleniş
Çiçeklenmek işi
- çiçeklenme
Çiçeklenmek işi
- çiçeklenmek
Çiçek açmak, çiçek vermek, çiçekli duruma gelmek
- çiçekleşme
Çiçekleşmek işi
- çiçekleşmek
Çiçek durumuna girmek, çiçek gibi olmak
- çiçekli
Çiçeği veya çiçek resimleri olan
- çiçeklik
Çiçek saksılarını koymaya veya çiçek yetiştirmeye ayrılmış yer
- çiçeksever
Çiçeğe düşkün (kimse)
- çiçekseverlik
Çiçeksever olma durumu
- çiçeksi
Çiçeği andıran, çiçeğe benzeyen, çiçek gibi; çiçeğimsi
- çiçeksime
Çiçeksimek işi veya sonucu
- çiçeksimek
Çiçek gibi olmak
- çiçeksiz
Çiçeği olmayan
- çiçeksiz bitkiler
Üreme organları gizli olan mantarlar, eğrelti otları vb. bitkiler sınıfı
- çiçekçi
Çiçek yetiştiren, satan veya yapma çiçek işiyle uğraşan kimse
- çiçekçilik
Çiçekçinin yaptığı iş
- çiçeğe kesmek
çiçek açmak
- çiçeği burnunda
Çok yeni
- çiğ
Pişmemiş veya az pişmiş
- çiğ düşmek
hoş karşılanmamak, kaba ve yersiz bulunmak
- çiğ iplik
Bükülmemiş iplik
- çiğ kaçmak
yersiz, yakışıksız olmak
- çiğ köfte
İyice dövülmüş çiğ etle ince bulgura biber, soğan, baharat, salça, maydanoz katılıp bulgur yumuşayıncaya kadar yoğrulduktan sonra pişirilmeden biçim verilerek yenen köfte
- çiğ köfteci
Çiğ köfte yapan veya satan kimse
- çiğ köftecilik
Çiğ köftecinin yaptığı iş
- çiğ renkçi
Çiğ renkçilik anlayışında resim yapan sanatçı
- çiğ renkçilik
XX. yüzyılın başlangıcında ilk defa izlenimciliğin renklerini bırakıp gereğinden çok saf renkler kullanarak abartılmış tabiat biçimlerini gösteren resim anlayışı
- çiğ süt emmiş
iyiliğini gördüğü insana kötülük yapan kişiler için kullanılan bir söz
- çiğ toprak
Uzun zaman işlenmemiş, güç sürülür toprak
- çiğ yemedim ki karnım ağrısın
"suç işlemedim ki korkayım" anlamında kullanılan bir söz
- çiğ çiğ
Çiğ olarak, çiğ bir biçimde
- çiğ çiğ yemek
bir kimseye parça parça edecek derecede öfke duymak
- çiğde
Bu ağacın kırmızı kabuklu, sert çekirdekli, iri zeytin biçiminde ve büyüklüğünde, güzün olgunlaşan yemişi
- çiğdem
Zambakgillerden, türlü renklerde çiçek açan, çok yıllık, yumrulu bir kır bitkisi; mahmur çiçeği (Colchicum)
- çiğden vermek
yiyecek karşılığını para olarak ödemek
- çiğindirik
İki ucuna su kabı, yoğurt tablası vb. taşınacak şeyler asılarak omza alınan ağaç; omuzluk
- çiğit
Pamuk çekirdeği
- çiğitli
Çiğit karışmış olan
- çiğitsiz
Çiğidi olmayan
- çiğleşme
Çiğleşmek işi
- çiğleşmek
Göze batmak
- çiğlik
Çiğ olma durumu
- çiğlik etmek
ters veya yersiz bir davranışta bulunmak
- çiğnek
Üzerinden çok geçilmiş, çok çiğnenmiş toprak
- çiğneme
Çiğnemek işi
- çiğnemeden yutmak
kolayca inanmak, hemen kabul etmek
- çiğnemeden yutulmaz
"en kolay bir iş dahi emek gerektirir" anlamında kullanılan bir söz
- çiğnemek
Ağza alınan bir şeyi dişler arasında ezmek, öğütmek
- çiğnemik
Ağızda çiğnenip çıkarılan yemek; çiğnek (II)
- çiğnemlik
Ağızda çiğnenecek miktarda olan; çiğnek (II), çiğnem
- çiğnenebilme
Çiğnenebilmek işi
- çiğnenebilmek
Çiğnenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çiğneniş
Çiğnenmek işi
- çiğnenme
Çiğnenmek işi
- çiğnenmek
Çiğneme işi yapılmak
- çiğnetebilme
Çiğnetebilmek işi
- çiğnetebilmek
Çiğnetme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çiğnetilme
Çiğnetilmek işi
- çiğnetilmek
Çiğnenmesi sağlanmak
- çiğnetme
Çiğnetmek işi
- çiğnetmek
Çiğneme işini yaptırmak
- çiğneyebilme
Çiğneyebilmek işi
- çiğneyebilmek
Çiğneme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çiğneyiverme
Çiğneyivermek işi
- çiğneyivermek
Çabucak veya ansızın çiğnemek
- çiğneyiş
Çiğnemek işi
- çiş
Çocuk dilinde idrar
- çiş etmek (veya yapmak)
işemek
- çişi gelmek
işeyeceği gelmek
- çoban
Koyun ve keçi sürülerini otlatan kimse
- çoban aldı bağa gitti, kurt aldı dağa gitti
"malını, varlığını başkaları kullandı, kendisine bir şey kalmadı" anlamında kullanılan bir söz
- çoban böreği
Haşlanmış patateslerin sütle püre durumuna getirilip doğranmış soğanla kavrulmasından sonra üzerine et suyu, kıyma ve nane eklenerek pişirilmesiyle yapılan bir börek türü
- çoban kebabı
Tas kebabına benzeyen yoğurtlu et yemeği
- çoban kulübesinde padişah rüyası görmek
içinde bulunduğu duruma uygun düşmeyen düşler kurmak
- çoban köpeği
Sürüyü koruyan iri cins köpek; çomar, karabaş
- çoban merhemi
Terementi ve mum yağı ile yapılmış yara merhemi
- çoban salatası
Domates, salatalık ve biberlerin küçük küçük doğranmasıyla yapılan soğanlı salata
- çobana verme kızı, ya koyun güttürür ya kuzu
"nazik bir işi, o işin inceliğini anlamayan bir kimseye yaptırma" anlamında kullanılan bir söz
- çobanaldatan
Çobanaldatangillerden, kahverengimsi gri zemin üzerine benekli ve çizgili tüyleri olan, kanatları sivri, kuyruğu uzun, boynu kısa, başı iri ve enli, gagası ufak, kısa ve kancalı bir tür kuş; keçisağan (Caprimulgus europaeus)
- çobanaldatangiller
En iyi bilinen türü çobanaldatan olan, kuşlar sınıfının gökkuzgunumsular takımının bir familyası
- çobandeğneği
Karabuğdaygillerden, beyaz veya pembe çiçekli, yürek biçimi yapraklı, otsu bir kır bitkisi (Polygonum aviculare)
- çobandüdüğü
İki çeneklilerden, sap ve yapraklarında keskin bir koku ve acı bir tat olan, nemli yerlerde yetişen bir bitki; meyhaneci otu (Asarum europaeum)
- çobaniğnesi
Itır çiçeği cinsinden kokulu bir bitki; leylekgagası (Geranium)
- çobanlık
Çoban olma durumu
- çobanlık etmek
çoban olarak çalışmak, hayvan gütmek
- çobanpüskülü
Çobanpüskülügillerden, bir süs bitkisi (llex aquifolium)
- çobanpüskülügiller
İki çeneklilerden, örnek bitkisi çobanpüskülü olan bitki familyası
- çobansız
Çobanı olmayan
- çobansız davar, kurda kuşa yarar
“yöneticisi, koruyucusu olmayan kişiyi ve topluluğu düşman ezer” anlamında kullanılan bir söz
- çobansız koyunu kurt kapar
"yöneticisi, koruyucusu olmayan kişiyi ve topluluğu düşman ezer" anlamında kullanılan bir söz
- çobansızlık
Çobansız olma durumu
- çobantarağı
Maydanozgillerden, tarlalarda çok rastlanılan, beyaz çiçekli bir bitki (Scandix)
- çobançantası
Turpgillerden, yemişleri torbayı andıran bir yaban bitkisi (Capsella bursa pastoris)
- çobanın gönlü olursa (veya olunca) tekeden yağ (veya süt) çıkarır
"kişi istediğinde olmayacak gibi görünen işlere çözüm yolu bulur" anlamında kullanılan bir söz
- çocuk
Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız; yavru, bala, uşak, velet
- çocuk (veya çocuğunu) düşürmek
gebe kadın çocuğunu vaktinden önce ve ölü olarak doğurmak, düşük yapmak
- çocuk aldırmak
kadın karnındaki bebeği hekime ameliyatla aldırmak
- çocuk bahçesi
Genellikle okul öncesi ve ilkokul çağında bulunan çocukların oynamaları için ayrılan ve düzenlenen, içinde kum havuzu, salıncak, kaydırak, tahterevalli, tırmanma merdiveni gibi oyun araçlarının bulunduğu bahçe
- çocuk bakmak
bebeğin veya çocuğun eğitim ve bakımıyla ilgilenmek
- çocuk bakıcılığı
Çocuk bakıcısı olma durumu
- çocuk bakıcısı
Çocuk bakımı ile görevlendirilmiş kız veya kadın
- çocuk başına
Tek başına çocuk olarak
- çocuk bezi
Bebeklerin altına bağlanan bez; bebek bezi
- çocuk bilimci
Çocuk bilimi uzmanı; pedolog
- çocuk bilimi
Konu olarak çocuğu alan ve onu her bakımdan inceleyerek özelliklerini belirten bilim; pedoloji
- çocuk bilimsel
Çocuk bilimi ile ilgili; pedolojik
- çocuk dili
Çocukların belli birtakım seslerden, basitleştirilmiş kurallardan, örneklemelerden yararlanarak kullandıkları dil
- çocuk doktoru
Çocuk sağlığı ve hastalıkları doktoru; çocukçu
- çocuk dünyaya getirmek
çocuk doğurmak
- çocuk düşe kalka büyür
"çocuk yürümeye başladığı sırada sık sık düşer, anne baba bu duruma üzülmemelidir" anlamında kullanılan bir söz
- çocuk edebiyatı
Çocukların hayatı kavramasına yardımcı olacak, hayal gücünü geliştirici, okuma sevgisini aşılayan, eğitici bir edebiyat türü; çocuk yazını
- çocuk felci
Genellikle çocuklarda görülen ateş, kırıklık, baş ağrısı, kas ağrıları, ense sertliği, bulantı ve kusma ile aniden başlayıp ileri durumlarda özellikle bacak kaslarında felce kadar gidebilen bulaşıcı hastalık
- çocuk gibi
yetenekleri gelişmemiş, çocuk kalmış
- çocuk gibi sevinmek
çok sevinmek
- çocuk işi
Kolay veya önemsiz iş
- çocuk kalmak
büyümüş olmasına rağmen çocukça düşünceler taşıyıp çocuk gibi davranmak
- çocuk lafı
Çocukça söylenen basit söz
- çocuk mahkemesi
Çocukların yargılanmasıyla, gerekli tedbir ve cezaları hükmetmekle görevli ihtisas mahkemesi
- çocuk mu avutuyorsun (veya kandırıyorsun)
söylenenlere inanmadığını belirtmek için kullanılan bir söz
- çocuk muamelesi görmek
çocuk gibi davranılmak
- çocuk olmak
çocuklaşmak
- çocuk oyuncağı
Çocukların oynayıp eğlenmesi için yapılmış oyuncak
- çocuk oyuncağı hâline getirmek
yeteneksiz kimselerin karışmasıyla bir işi değerinden düşürmek
- çocuk oyunu
Çocukların oynadığı oyun
- çocuk peydahlamak
evli olmayan kadın, gebe kalmak
- çocuk ruhlu
Çocuklara benzeyen bir iç dünyası olan, çocuksu davranışları olan (kimse)
- çocuk ruhluluk
Çocuk ruhlu olma durumu
- çocuk yapmak
isteyerek çocuğu olmak
- çocuk yetiştirmek
çocuğu topluma yararlı bir duruma getirmek
- çocukcağız
Kendisine şefkat ve acıma duyulan çocuk
- çocukla çocuk, büyükle büyük olmak
içinde bulunulan yere veya çevredeki insanlara uymak
- çocuklama
Çocuklamak işi
- çocuklamak
Doğurmak, dünyaya getirmek
- çocuklar!
"arkadaşlar!" anlamında kullanılan bir seslenme sözü
- çocuklaşabilme
Çocuklaşabilmek işi
- çocuklaşabilmek
Çocuklaşma ihtimali bulunmak
- çocuklaşma
Çocuklaşmak işi
- çocuklaşmak
Çocuk gibi davranışlarda bulunmak
- çocuklaştırma
Çocuklaştırmak işi
- çocuklaştırmak
Çocuklaşmasına yol açmak
- çocuklu
Çocuğu olan
- çocukluk
Çocuk olma durumu
- çocukluk etmek
çocukça davranışlarda bulunmak
- çocukluluk
Çocuklu olma durumu
- çocukluğu tutmak
çocuksu davranışlarda bulunmak
- çocuksu
Çocuk gibi, çocukça olan, çocuğa benzeyen
- çocuksulaşma
Çocuksulaşmak durumu
- çocuksulaşmak
Çocuksu duruma gelmek
- çocuksuluk
Çocuksu olma durumu
- çocuksuz
Çocuğu olmayan
- çocuksuzluk
Çocuksuz olma durumu
- çocuktan al haberi
bir aile sorunu veya ailece gizli tutulan bir şey, çocukların rastgele söyledikleri bir sözle açığa çıktığında söylenen bir söz
- çocukça
Çocuğa yakışan, çocuk gibi
- çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider
"çocuk kendisine ısmarlanan işi yapamayacağından işi buyuran kimsenin onun arkasından gitmesi gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- çocuğu olmak
çocuğu doğmak
- çocuğun bulunduğu yerde dedikodu olmaz
"küçük çocuğun bulunduğu yerde kimse çocukla uğraşmaktan dedikodu yapmaya fırsat bulamaz" anlamında kullanılan bir söz
- çok
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan; hayli, az karşıtı
- çok anlamlı
Temel anlamı yanında, başka anlamları da karşılayan (kelime)
- çok anlamlılık
Bir kelimenin birçok anlam bildirme niteliği
- çok ayaklılar
Eklem bacaklı böceklerin, çıyan gibi her ekleminde bir veya iki çift ayağı olan takımı
- çok baharın otunu yemek
hayatı dolu dolu yaşamış olmak
- çok başlı
Birden fazla başı olan
- çok başlılık
Çok başlı olma durumu
- çok bilen (veya söyleyen) çok yanılır
"çok bildiği için kendine güvenen kişi, bilmediği şeylere de karışır ve bunlarda yanılır" anlamında kullanılan bir söz
- çok düzlemli
Birden fazla yüzeyi, yönü olan
- çok el ya yağmaya ya yolmaya
"çok kimsenin katılmasıyla her zaman istenilen sonuç elde edilemez" anlamında kullanılan bir söz
- çok eşli
Aynı zamanda birçok kadınla evli olan (erkek) veya birçok erkekle evli olan (kadın); poligam
- çok eşlilik
Karı veya kocadan herhangi birinin birden çok sayıda olmasının toplumsal olarak onaylandığı evlilik biçimi; poligami
- çok fazlı
Birden çok fazı bulunan (akım, sistem)
- çok gelmek
gereğinden fazla olmak
- çok gezen tavuk ayağında pislik getirir
"gezip dolaştığı yerlerde kötü şeyler de bulunan kimse, kötü alışkanlıklar ve zararlı bilgiler elde ederek yerine döner" anlamında kullanılan bir söz
- çok geçmeden
Kısa bir süre sonra
- çok gizli
Devlet ve ulusal güvenlik açısından son derece önemli bilgi içeren devlet sırrı niteliğindeki yazıların taşıdığı gizlilik derecesini bildiren terim
- çok görmek
yadırgamak
- çok havlayan köpek ısırmaz
"karşısındakini bağırıp çağırmakla korkutmaya çalışan kimse, eylemli bir saldırıda bulunmaz" anlamında kullanılan bir söz
- çok hücreli
Yapısında birden çok hücre bulunan (hayvan veya bitki); çok gözeli
- çok hücreliler
Yapısında birden çok hücre bulunan bitki ve hayvanlar
- çok hücrelilik
Çok hücreli olma durumu
- çok karılı
Birden çok karısı olan
- çok karılılık
Bir erkeğin yasalara uygun olarak aynı zamanda iki veya daha çok sayıda kadınla evli olabildiği evlilik biçimi; polijini
- çok katlı
Kat sayısı fazla olan bina vb.
- çok katlı otopark
Motorlu araçların park etmesi için yapılmış çok katlı yapı
- çok kocalılık
Bir kadının yasalara uygun olarak aynı zamanda iki veya daha çok sayıda erkekle evli olabildiği evlilik biçimi; poliandri
- çok koşan çabuk (veya çok veya tez) yorulur
"insan bir işi yaparken gücünü tasarruflu kullanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- çok kısa dalga
2,9 metreden 3,4 metreye (104 megahertze) kadar olan radyo dalgaları
- çok naz âşık usandırır
"başka şeylerde olduğu gibi nazlanmada da aşırı gidilmemelidir" anlamında kullanılan bir söz
- çok olmak
haddini aşarak karşısındakini usandırmak
- çok ortaklı
Birçok ortaktan oluşan (şirket); anonim
- çok ortaklılık
Çok ortaklı olma durumu
- çok partili
Birden fazla partinin katılımı ile yaşanan (siyasi hayat)
- çok partililik
Çok partili olma durumu
- çok sesli
Çok seslilikle ilgili; polifonik
- çok seslilik
Çok sesli olma durumu
- çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin
"bir kişiye bir uyarıyı sürekli olarak yapmak ve bir kişiyi istediğinden yoksun bırakmak daima kötü sonuç verir" anlamında kullanılan bir söz
- çok söylemek
gevezelik etmek
- çok sözlü
Tatlı dilli, konuşkan olan
- çok sözlülük
Çok sözlü olma durumu
- çok tanrıcı
Çok tanrıcılık yanlısı (kimse); pagan, payen, politeist
- çok tanrıcılık
Birçok tanrının varlığı düşüncesini benimseyen inanç; politeizm, paganizm
- çok tanrılı
Birden fazla tanrıya inanan
- çok terimli
Aralarında artı (+) veya eksi (-) işareti bulunan, birçok terimden oluşan cebir ile ilgili anlatım; polinom
- çok uluslu
İki veya daha çok ulusla ilgili olan (sanayi veya ticaret); çok milletli
- çok ulusluluk
Çok uluslu olma durumu; çok milletlilik
- çok yanlı
Farklı görüş açılarını içeren
- çok yanlılık
Çok yanlı olma durumu
- çok yaşayan (veya okuyan) bilmez, çok gezen bilir
"çok gezen insan çok yaşayandan daha fazla bilgiye sahip olabilir" anlamında kullanılan bir söz
- çok yönlü
İkiden çok yönü olan; çok taraflı, polifonik
- çok yönlülük
Çok yönlü olma durumu; çok taraflılık
- çok yüksek gerilim
Etkin değeri yüz elli dört bin volttan yukarı olan fazlar arası gerilim
- çok yüzlü
Birden fazla özelliği, yönü olan
- çok yüzlülük
Çok yüzlü olma durumu
- çok yıllık
Yıllarca toprak üstünde ve toprak altında canlılığını sürdürebilen bitki
- çok çok
Çok aşırı
- çok şey!
şaşma anlatan bir söz
- çok şiddetli fırtına
Rüzgâr çizelgesinde hızı 48-55 deniz mili olan ve kuvveti 10 ile gösterilen rüzgâr
- çok şükür
Tanrı'nın verdiği nimetlerden hoşnutluğu anlatan bir söz
- çokal
Savaşlarda giyilen zırh
- çokbilmiş
Her şeye aklı eren, zeki, akıllı
- çokbilmişlik
Çokbilmiş olma durumu
- çokbilmişlik taslamak
kendini çokbilmiş gibi göstermek
- çokgen
Açı oluşturacak biçimde üç ve üçten çok kenardan oluşan kapalı şekil; poligon
- çoklarınca
Birçok kimse tarafından
- çoklu
İçinde birden çok işlev barındıran
- çoklu gösterim
Görsel veya işitsel iletişim araçlarını bir arada kullanarak herhangi bir konuyu daha yönlü tanıtma; multivizyon
- çoklu organ yetmezliği
Kalp, karaciğer, böbrek vb. hayati organların işlevlerini yerine getirememesi durumu
- çoklu ortam
Yazı, grafik, ses ve canlandırma ögelerini birlikte sunan bilgisayar temelli yapı; multimedya
- çoklu zekâ
Birçok zekâ türünü bir arada kullanabilme becerisini içeren zekâ
- çoklu zekâ kuramı
Zekâyı tek ve baskın bir yetenek olarak görmekten çok, çeşitli ve özel boyutlardan oluştuğunu, insanın da birden çok zekâ türünü içinde barındırdığını, bir zekânın kullanımı sırasında diğer zekâlardan yararlanabileceğini savunan kuram; çoklu zekâ teorisi
- çokluk
Sayı veya ölçü yönünden çok olma durumu; çoğul, ekseriyet, kesafet, kesret, teklik karşıtı
- çokluk eki
Getirildiği kelimenin birden çok olduğunu anlatan ek; çoğul eki
- çoksama
Çoksamak işi
- çoksamak
Çok görmüş olmak
- çoksatar
En çok satılan yayın
- çoktan
Çok zaman önce, çok zamandan beri, öteden beri, uzun süreden beri; çoktandır
- çoktan seçmeli
Doğru cevabın aralarından bulunması için birden fazla cevap seçeneği bulunan
- çokça
Oldukça fazla, aşırı miktarda; fazlaca
- çokçu
Çokçuluk öğretisini benimseyen; plüralist
- çokçuluk
Gerçekçiliğin açıklanmasında birden çok ilkenin temelde bulunduğunu kabul eden öğreti; plüralizm, tekçilik karşıtı
- çolak
Eli veya kolu sakat olan (kimse)
- çolaklık
Çolak olma durumu
- çolpa
Ayağı sakat olan
- çolpalık
Çolpa olma durumu
- çoluk çocuk
Çocuklarla birlikte aile topluluğu; oğlan uşak
- çoluk çocuk elinde kalmak
deneyimsiz, çok genç kişilerin eline geçmek
- çoluk çocuk sahibi olmak
evlenip eşi ve çocukları olmak
- çoluk çocuğa karışmak
evlenip çocukları dünyaya gelmek
- çoluk çocuğun maskarası olmak
çocuklara bile gücü yetmemek, sözü geçmemek
- çoluklu çocuklu
Çoluk çocuğu olan
- çoluksuz çomaksız
Ailesi, çoluğu çocuğu olmayan
- çomak
Ucu topuzlu değnek
- çomak sokmak (veya koymak)
bir işi aksatan, engelleyen davranışta bulunmak
- çomaklama
Çomaklamak işi
- çomaklamak
Çomakla vurmak
- çomaklı
Elinde veya üstünde çomak bulunan
- çomaksız
Elinde veya üstünde çomak bulunmayan
- çomar
"Terbiyesiz, kaba, saldırgan kimse" anlamında kullanılan bir hakaret sözü
- çopra
Kayalıklarda yaşayan, iri bıyıklı bir tatlı su balığı
- çopur
Yüzü çiçek hastalığından kalma küçük yara izleri taşıyan, aşırı çiçek bozuğu olan (kimse); işkembe suratlı
- çopurina
İzmarite benzer bir balık
- çopurlaşma
Çopurlaşmak işi
- çopurlaşmak
Çopur duruma gelmek
- çopurlaştırma
Çopurlaştırmak işi
- çopurlaştırmak
Çopur duruma getirmek
- çopurluk
Çiçek bozuğu olma durumu
- çorak
Verimli olmayan (toprak); çöllük, hamhalat
- çoraklaşabilme
Çoraklaşabilmek işi
- çoraklaşabilmek
Çoraklaşma ihtimali bulunmak
- çoraklaşma
Çoraklaşmak işi
- çoraklaşmak
Çorak duruma gelmek
- çoraklaştırabilme
Çoraklaştırabilmek işi
- çoraklaştırabilmek
Çoraklaştırma ihtimali bulunmak
- çoraklaştırma
Çoraklaştırmak işi
- çoraklaştırmak
Çorak duruma getirmek
- çoraklaştırılma
Çoraklaştırılmak işi
- çoraklaştırılmak
Çorak duruma getirilmek
- çoraklık
Toprağın verimli olmama durumu
- çorap
Pamuk, yün vb.nden örülen, ayağa giyilen giyecek
- çorap kaçmak
çorabın bir teli kopup örgüsü uzunlamasına açılmak
- çorap söküğü gibi gitmek (veya gelmek)
başlayan bir iş veya birbirine bağlı birçok iş arka arkaya ve kolayca sürüp gitmek
- çorapçı
Çorap ören veya satan kimse
- çorapçılık
Çorapçının yaptığı iş
- çorba
Sebze, tahıl, et vb. ile hazırlanan sulu bir yemek türü
- çorba etmek
karıştırmak
- çorba gibi
pek sulu (yemek)
- çorba içmeye çağırmak (veya davet etmek)
yemek yemeye çağırmak
- çorba kaşığı
Yemek yerken kullanılan tatlı kaşığından büyük kaşık
- çorba olmak (veya çorbaya dönmek)
bir iş karmakarışık duruma gelmek, içinden çıkılmaz bir durum almak
- çorba tabağı
Çorba konmak için yapılan özel tabak
- çorbacı
Çorba pişirip satan kimse
- çorbacılık
Çorbacının yaptığı iş
- çorbada tuzu (veya maydanozu) bulunmak
bir iş veya görevde az da olsa emeği geçmiş olmak
- çorbalık
Çorba pişirmeye yarar
- çorbaya sinek düşmek
işin tadı kaçmak, yeteri kadar iyi ve güzel olmadığı anlaşılmak
- çotanak
Üzerinde birçok fındık bulunan dal
- çotira
Çotiragillerden, dikenli, sert pullu, kısa ve geniş, siyaha yakın esmer bir balık (Balistes capriscus)
- çotiragiller
Örnek hayvanı çotira olan kemikli balıklar familyası
- çotra
Ağaçtan yapılmış küçük su kabı
- çotuk
Dışarıda kalmış ağaç kökü
- çoğalabilme
Çoğalabilmek işi
- çoğalabilmek
Çoğalma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çoğalma
Çoğalmak işi; fazlalaşma, ziyadeleşme, tekessür
- çoğalmak
Azken çok olmak, çok duruma gelmek; artmak (II), bereketlenmek, fazlalaşmak, yükselmek, ziyadeleşmek
- çoğaltabilme
Çoğaltabilmek işi
- çoğaltabilmek
Çoğaltma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çoğaltma
Çoğaltmak işi; çoklaştırma, teksir, fazlalaştırma, ziyadeleştirme
- çoğaltmak
Miktarını, sayısını, ölçüsünü artırmak; çoğullaştırmak, çoklaştırmak, fazlalaştırmak, ziyadeleştirmek
- çoğalttırma
Çoğalttırmak işi
- çoğalttırmak
Çoğaltma işini yaptırmak
- çoğaltıcı
Çoğaltma işini gerçekleştiren düzenek
- çoğaltılabilme
Çoğaltılabilmek işi
- çoğaltılabilmek
Çoğaltılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çoğaltılma
Çoğaltılmak işi
- çoğaltılmak
Çoğalması sağlanmak
- çoğaltım
Çoğaltmak işi
- çoğaltıverme
Çoğaltıvermek işi
- çoğaltıvermek
Çabucak çoğaltmak
- çoğaltış
Çoğaltmak işi
- çoğalıverme
Çoğalıvermek işi
- çoğalıvermek
Çabucak veya ansızın çoğalmak
- çoğalış
Çoğalmak işi
- çoğu
Bir şeyin büyük bölümü
- çoğu gitti, azı kaldı
"yapılmakta olan işin en önemli, en güç bölümü bitti, az ve önemsiz bölümü kaldı" anlamında kullanılan bir söz
- çoğu zarar, azı karar
"hiçbir zaman aşırıya kaçılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- çoğulcu
Çoğulculukla ilgili olan (kimse veya görüş); plüralist
- çoğulculuk
Çeşitli eğilimlerin, düşüncelerin, yönetimde etkisini kabul eden siyasi yöntem; plüralizm
- çoğullama
Çoğullamak işi
- çoğullamak
Çoğul duruma getirmek
- çoğullaşma
Çoğullaşmak işi
- çoğullaşmak
Çoğul duruma gelmek
- çoğullaştırma
Çoğullaştırmak işi
- çoğullaştırılma
Çoğullaştırılmak işi
- çoğullaştırılmak
Bir kelime çokluk ifade edecek biçime getirilmek
- çoğulluk
Çoğul olma durumu
- çoğumsama
Çoğumsamak işi
- çoğumsamak
Bir şeyin düşünülenden daha çok olduğu yargısına varmak, çok görmek, çok bulmak
- çoğunluk
Sayı üstünlüğü; çokluk, ekseriyet, azınlık karşıtı
- çoğunluk sistemi
Çok partili sistemlere göre bir seçim bölgesinde en çok oy alan partinin seçimi kazanması
- çoğunlukla
Çoğunluğa dayanılarak; ekseriyetle
- çubuk
Körpe dal
- çubuk ağacı
Sütleğengillerden, içi delik olan, dalları çubuk gibi kullanılan bir ağaççık (Mabea)
- çubuk demir
İnşaatlarda kullanılan, üzerinde yiv bulunmayan demir
- çubuk kahve
Gözenekli çubuk biçiminde mahfazası olan, kullanıma hazır kahve
- çubuk makarna
İnce, uzun, çubuk biçiminde dökülmüş ve fırınlanmış makarna; spagetti
- çubuk çay
Gözenekli çubuk biçiminde mahfazası olan, kullanıma hazır çay
- çubuklama
Çubuklamak işi
- çubuklamak
Halı, kilim vb. örtülerin tozunu temizlemek veya şilte, pamuk gibi şeyleri kabartıp düzeltmek için üzerlerine değnekle vurmak
- çubuklu
Çubuğu olan
- çubuklu balinalar
Örnek hayvanı mavibalina olan, dişsiz, üst çenelerinde bulunan balina çubuğu ile deniz suyunu süzerek beslenen hayvanlar takımı
- çubukluk
Tütün çubuklarının saklandığı yer; çubuk odası
- çubuksuz
Çubuğu olmayan
- çubukçu
Çubuk yapıp satan kimse
- çubukçuluk
Çubukçunun yaptığı iş
- çubuğunu tüttürmek
üzüntüsüz, kaygısız yaşamak
- çuha
Tüysüz, ince, sık dokunmuş yün kumaş
- çuha çiçeği
İki çeneklilerden, çok yıllık, değişik renkli çiçekleri ve rozet yaprakları olan, dere kenarlarında da yetişen bir süs bitkisi; onbiraylık, tutya
- çuha çiçeğigiller
İki çeneklilerden, örneği çuha çiçeği olan bir bitki familyası
- çuhacı
Çuha dokuyan veya satan kimse
- çuhacılık
Çuhacının yaptığı iş
- çuhadar
Osmanlı Devleti'nde padişahın hizmetinde bulunan sarayın büyük memurlarından her biri
- çuhadarlık
Çuhadar olma durumu
- çuhalı
Çuhası olan
- çuhasız
Çuhası olmayan
- çuhçuh
Çocuk dilinde tren
- çuka
Akdeniz, Marmara ve Karadeniz'de yaşayan tekirlerin irisi
- çukur
Çevresine göre aşağı çökmüş olan yer
- çukur açmak
toprağı kazarak çukur yapmak
- çukur korozyonu
Metal yüzeyinde belli bir bölgede daha hızlı yayılan pas üzerinden oluşan pas çukuru
- çukura düşmek
kötü ve uygunsuz bir duruma girmek
- çukurca
Biraz çukur, az çukur
- çukurlanma
Çukurlanmak işi
- çukurlanmak
Çukur durumuna girmek veya çukurlu olmak
- çukurlatma
Çukurlatmak işi
- çukurlatmak
Çukur durumuna getirmek veya çukurlu yapmak
- çukurlaşma
Çukurlaşmak işi
- çukurlaşmak
Çukur duruma gelmek
- çukurlaştırma
Çukurlaştırmak işi
- çukurlaştırmak
Çukur duruma getirmek
- çukurlaştırılma
Çukurlaştırılmak işi
- çukurlaştırılmak
Çukur durumuna getirilmek
- çukurlu
Çukuru olan
- çukurluk
Çukur olma durumu
- çukurunu kazmak
birinin felaketine yol açacak bir düzen kurmak
- çul
Genellikle kıldan yapılmış kaba dokuma
- çul içinde aslan yatar
"bir kimsenin değeri, kılık kıyafeti ile değil kişiliğindeki cevherle ölçülür" anlamında kullanılan bir söz
- çul çaput
Dokunmuş eski eşya veya eski giysi
- çulaki
Çula benzeyen, az tüylü, kalın, kaba kumaş
- çulcu
Çul yapan veya satan kimse
- çulculuk
Çulcunun yaptığı iş
- çulha
El tezgâhında bez dokuyan kimse
- çulha kuşu
Baştankaragillerden, 10-11 cm boyunda, yuvasını çeşitli liflerden asılı torba biçiminde ve yalnız kendi girebileceği bir delik bırakacak şekilde yapan, sırtı kahverengi, karnı açık renk, küçük böcek ve örümceklerle beslenen bir iskete kuşu türü (Parus pendulinus)
- çullama
Çullamak işi
- çullamak
Hayvana çul örtmek
- çullanabilme
Çullanabilmek işi
- çullanabilmek
Çullanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çullandırabilme
Çullandırabilmek işi
- çullandırabilmek
Çullandırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çullandırma
Çullandırmak işi
- çullandırmak
Çullanmasına sebep olmak
- çullanma
Çullanmak işi
- çullanmak
Alta almak için birinin üzerine abanmak
- çullanıverme
Çullanıvermek işi
- çullanıvermek
Aniden çullanmak
- çullanış
Çullanmak işi
- çulluk
Çullukgillerden, Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'da yaşayan, tüyleri kahverengi ve kül rengi, göçebe, eti için avlanan, uzun gagalı, göçmen bir kuş; bekas (Scolopax rusticola)
- çullukgiller
Yağmur kuşlarının örnek hayvanı çulluk ve batak çulluğu olan alt familyası
- çulsuz
Çulu olmayan
- çulsuz çuvalsız
Züğürt, işi ve parası olmayan
- çulsuzluk
Çulsuz olma durumu
- çultar
Eyerin veya palanın üzerine örtülen kilim, halı vb. örtü
- çultutmaz
Cephe savaşlarında kullanılan bir tür top
- çulu düzmek (veya düzeltmek)
giyimi kuşamı yenilemek
- çurçur
Lapina familyasından, eti pek sevilmeyen, küçük bir deniz balığı (Crenilabrus)
- çuval
Pamuk, kenevir veya sentetik iplikten dokunmuş büyük torba
- çuval gibi
kaba ve seyrek (kumaş)
- çuvalcı
Çuval yapan veya satan kimse
- çuvalcılık
Çuvalcının yaptığı iş
- çuvaldız
Çuval vb. dokumalar dikmekte kullanılan, ucu yassı ve eğri, büyük iğne; kıyık (I)
- çuvalla para kazanmak
aşırı kazanç sağlamak
- çuvallama
Çuvallamak işi
- çuvallamak
Çuvala doldurmak
- çuvallanma
Çuvallanmak işi
- çuvallanmak
Çuvallama işine konu olmak
- çuvallatabilme
Çuvallatabilmek işi
- çuvallatabilmek
Çuvallatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çuvallatma
Çuvallatmak işi
- çuvallatmak
Çuvallamasını sağlamak
- çuvallayabilme
Çuvallayabilmek işi
- çuvallayabilmek
Çuvallama ihtimali veya imkânı bulunmak
- çuvallayıverme
Çuvallayıvermek işi
- çuvallayıvermek
Çabucak veya ansızın çuvallamak
- çuvallayış
Çuvallamak işi
- çuvallı
Çuvallanmış veya çuvalı olan
- çuvalsız
Çuvallanmamış veya çuvalı olmayan
- çuşka
Acı kırmızıbiber
- çökebilme
Çökebilmek işi
- çökebilmek
Çökme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çökek
Çukur yer
- çökel
Taşan bir suyun çekildikten sonra bıraktığı tortu
- çökelek
Yağı alınmış süt veya yoğurdun kaynatılmasıyla elde edilen bir peynir türü; kesik, ekşimik, torak
- çökelekli
İçinde çökelek bulunan, çökeleği olan
- çökelge
Batak ve çamurlu yer
- çökelme
Bir sıvının içinde erimiş durumda olan katı maddenin bir ayıracın yardımıyla sıvının dibine çökmesi, tortu oluşması; teressüp, sedimantasyon
- çökelmek
Bir sıvının içinde erimiş olan katı bir madde bir ayıracın yardımıyla sıvı dibine çökmek; teressüp etmek
- çökeltebilme
Çökeltebilmek işi
- çökeltebilmek
Çökeltme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çökelti
Çökelme sonunda bir sıvının dibine çöken katı madde; çökel, çökelek, tortu, toput, rüsup
- çökeltilebilme
Çökeltilebilmek işi
- çökeltilebilmek
Çökeltilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çökeltilme
Çökeltilmek işi
- çökeltilmek
Çökelmesi sağlanmak
- çökeltme
Çökeltmek işi
- çökeltmek
Çökelmeye uğratmak, çökelmesini sağlamak
- çökerme
Çökermek işi
- çökermek
Devenin çökmesini sağlamak
- çökertebilme
Çökertebilmek işi
- çökertebilmek
Çökertme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çökerti
Su içinde yüzer veya erimiş durumda bulunan maddelerin dibe çökerek tortullaşması
- çökerti sekisi
İçinde erimiş maddelerin bulunduğu sularda çökertilerin oluşturduğu basamak
- çökertilebilme
Çökertilebilmek işi
- çökertilebilmek
Çökertilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çökertiliş
Çökertilmek işi
- çökertilme
Çökertilmek işi
- çökertilmek
Çökertme işine konu olmak
- çökertiverme
Çökertivermek işi
- çökertivermek
Çabucak veya ansızın çökertmek
- çökertme
Çökertmek işi veya durumu
- çökertmek
Çöktürüp oturtmak
- çökkün
Çökmüş olan
- çökkünleşme
Çökkünleşmek işi
- çökkünleşmek
Çökkün duruma gelmek
- çökkünlük
Çökkün olma durumu
- çökme
Çökmek işi; çöküntü, obruma
- çökmek
Bulunduğu düzeyden aşağı inmek; çukurlaşmak, batmak, obrumak
- çöktürme
Çöktürmek işi
- çöktürme havuzu
Pis suyun arıtılması amacıyla birbirini izleyen çeşitli havuzlarda kimyasal işlemlerle çöktürüldüğü havuz
- çöktürmek
Çökmesine yol açmak, çökmesine sebep olmak
- çöktürtme
Çöktürtmek işi
- çöktürtmek
Çöktürme işini yaptırmak
- çöktürülme
Çöktürülmek işi
- çöktürülmek
Çökmesi sağlanmak
- çöktürülüş
Çöktürülmek işi
- çökük
Çökmüş, çukurlaşmış, içeri çekilmiş olan
- çöküklük
Çökük olma durumu
- çöküm
Çökmek işi; inhitat
- çöküntü
Çöken şeylerin kalıntısı; enkaz
- çöküntü gölü
Yer kabuğundaki çöküntü hendeklerinin sularla dolması sonucunda oluşmuş göl
- çöküntü hendeği
Yer kabuğunun birbirine paralel olarak uzanan kırıkları veya basamaklı kırık dizileri arasındaki çökmüş bölümü; yer çöküntüsü, graben
- çöküverme
Çöküvermek işi
- çöküvermek
Ansızın çökmek
- çöküş
Çökme işi
- çöküşme
Çöküşmek işi
- çöküşmek
Birlikte çökmek
- çöl
Kumluk, susuz ve ıssız geniş arazi; sahra, beyaban, badiye
- çöl iklimi
Yıllık yağış oranının çok düşük, gece ile gündüz arasındaki ısı farkının fazla olduğu iklim
- çöl tavuğu
Çöl tavuğugillerden, çöllerde yaşayan, uzun gövdeli, çarpık bacaklı, kanatları ve kuyrukları sivri, iyi uçan bir tür kuş
- çöl tavuğugiller
Omurgalılardan çöllerde yaşayan, uzun gövdeli, çarpık bacaklı kuşlar takımı (Ptero clidae)
- çöle dönmek
harap olmak, bozulmak
- çölleşebilme
Çölleşebilmek işi
- çölleşebilmek
Çölleşme ihtimali bulunmak
- çölleşme
Çölleşmek işi
- çölleşmek
Bir arazi, verimli toprağı akıp çöl durumuna gelmek
- çölleştirilme
Çölleştirilmek işi
- çölleştirilmek
Çöl durumuna getirilmek
- çölleştirme
Çölleştirmek işi
- çölleştirmek
Çöl durumuna getirmek
- çöllük
Çölü çok olan
- çölyak
Buğday, arpa, çavdar gibi tahılların içerdiği glütene karşı aşırı duyarlılığa bağlı olarak gelişen, karın şişmesi, yağlı besinleri sindirememe ve ishal şeklinde görülen hastalık
- çömelebilme
Çömelebilmek işi
- çömelebilmek
Çömelme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çömeliverme
Çömelivermek işi
- çömelivermek
Çabucak veya ansızın çömelmek
- çömeliş
Çömelmek işi
- çömelme
Çömelmek işi; çömme
- çömelmek
Dizlerini bükerek topukları üzerine oturmak; çömmek, çökmek
- çömeltilme
Çömeltilmek işi
- çömeltilmek
Çömelmesi sağlanmak
- çömeltme
Çömeltmek işi
- çömeltmek
Çömelme işini yaptırmak
- çömez
Medreselerde müderrisin hizmetine bakan ve ondan ders alan öğrenci
- çömezlik
Çömez olma durumu
- çömlek
Toprak tencere
- çömlek hamuru
Çanak çömlek yapımında kullanılan özlü kil veya çamur
- çömlek hesabı
Basit ve güvenilmez hesap
- çömlek kebabı
Çömlek içinde pişirilen et yemeği
- çömlekçi
Çanak, çömlek, testi yapan veya satan kimse
- çömlekçi suyu saksıdan içer
"kişi, geçimini sanatı ile sağlar" anlamında kullanılan bir söz
- çömlekçi çarkı
Çömlek yapımında yuvarlak biçim verebilmek için çamur kalıbı döndüren çark
- çömlekçilik
Çömlekçinin yaptığı iş
- çömçe
Tahta kepçe; çemçe
- çömçe gelin
Çocukların süpürgeyi gelin yaparak oynadıkları bir oyun
- çöp
Saman inceliğinde herhangi bir sap, dal veya tahta parçası
- çöp arabası
Süprüntülerin, atıkların taşındığı araba
- çöp gibi
çok ince, zayıf
- çöp kebabı
Kısa ve ince ağaç şişlere geçirilerek pişirilen et kebabı
- çöp sepeti
Büro ve evlerde çöpleri, atıkları koymaya yarayan kap; çöp kovası
- çöp tenekesi
Sokaklarda çöplerin içinde toplandığı büyük kap
- çöp torbası
Evlerde içine çöplerin konduğu kâğıt veya plastik torba
- çöp şiş
Kuşbaşı et parçalarının ince çubuklara dizilerek hazırlanmasıyla yapılan şiş kebabı
- çöp şişçi
Çöp şiş yapan veya satan kimse
- çöpatlamaz
Gözünden hiçbir şey kaçmayacak kadar titiz ve dikkatli olan, aldatılamaz
- çöpe dönmek
çok zayıflamak
- çöpe gitmek
yapılan iş boşa gitmek
- çöpkapar
Genellikle limanlarda deniz üzerinde oluşan katı atıkların toplanması için oluşturulmuş, su altı pompası sayesinde atıkları suyla beraber emerek filtresinde toplayıp suyu denize bırakan alet
- çöpleme
Çöplemek işi
- çöplemek
Pirinç, bulgur, fasulye vb.nin içindeki taşı, çöpü temizlemek
- çöplenebilme
Çöplenebilmek işi
- çöplenebilmek
Çöplenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çöpleniş
Çöplenmek işi
- çöplenme
Çöplenmek işi
- çöplenmek
Çeşitli yiyeceklerden azar azar yemek
- çöplü
Sapı olan (üzüm vb.)
- çöplük
Çöplerin atıldığı veya biriktirildiği yer; çöp tenekesi, küllük, süprüntülük, gübürlük, mezbele, mezbelelik
- çöplük horozu
Güzeli, çirkini ayırt etmeyen kadın düşkünü erkek
- çöplükçü
Çöplükleri satın alarak işe yarar madde ve malzemeleri yeniden değerlendirmek için hazırlayan kimse
- çöplükçülük
Çöplükçünün yaptığı iş
- çöpsüz
Çöpü olmayan
- çöpsüz üzüm
Sıkıntı vermeyen, kazançlı iş
- çöpten çelebi
Çok zayıf, güçsüz kişi
- çöpçatan
Evlenmelerde aracılık eden kimse
- çöpçatanlık
Çöpçatanın işi
- çöpçü
Evlerden çöpleri toplayan veya sokakları süpüren temizlik işçisi; gübürcü
- çöpçülük
Çöpçünün yaptığı iş; gübürcülük
- çördek
Bir şeyi yukarı çekmekte kullanılan halat
- çörek
Az yağlı, bazen şekerli ve yumurtalı, gevrekçe bir hamur işi; gato
- çörek mantarı
Çam, ladin, kayın ve meşe ormanlarında yaz ve sonbahar aylarında yetişen, kestane tonlarındaki şapkasının üstü kadifemsi, altı sünger görünümünde olan, bazitli bir tür mantar; fesleğen mantarı (Boletus edulis)
- çörek otu
Düğün çiçeğigiller familyasından, çiçekleri açık mavi, tohumları siyah renkli olan, tek yıllık otsu bitki; karacaot (Nigella damascena)
- çöreklenebilme
Çöreklenebilmek işi
- çöreklenebilmek
Çöreklenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çörekleniş
Çöreklenmek işi
- çöreklenme
Çöreklenmek işi
- çöreklenmek
Yılan halka durumunda kıvrılıp toplanmak
- çöreklik
Çörek yapmaya elverişli olan, çörek için ayrılmış olan
- çörekçi
Çörek yapan veya satan kimse
- çörekçilik
Çörekçinin yaptığı iş
- çörten
Dam çevresindeki yağmur sularını oluklardan alıp duvar temelinden uzağa akıtan, saçak kenarlarından dışarı doğru uzanmış ağaç oluk
- çörten gibi
oluk gibi, çok gür bir biçimde
- çörtü
Değirmende buğday teknesi oluğu
- çöven
Kökü ve dalları, suyu sabun katılmış gibi köpürten, kir temizleyici bir bitki; sabun otu, helvacı kökü (Saponaria officinalis)
- çöz yağı
Karın boşluğundaki sindirim organları üzerinde bulunan ve onların üzerinden sıyrılarak veya kesilerek alınan yağ
- çözdürebilme
Çözdürebilmek işi
- çözdürebilmek
Çözdürme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çözdürme
Çözdürmek işi
- çözdürmek
Çözme işini yaptırmak
- çözdürülebilme
Çözdürülebilmek işi
- çözdürülebilmek
Çözdürülme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çözdürülme
Çözdürülmek işi
- çözdürülmek
Çözülmesi sağlanmak
- çözebilme
Çözebilmek işi
- çözebilmek
Çözme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çözelti
Çözünme sonucu ortaya çıkan madde
- çözgü
Dokumacılıkta atkıların geçirildiği uzunlamasına ipler; arış (II)
- çözgü çözmek
iplikleri dokuma tezgâhında kumaş dokunabilecek biçimde hazırlamak
- çözgün
Çözülmüş, dağılmış
- çözgünlük
Çözgün olma durumu
- çözme
Çözmek işi
- çözmek
Düğümlü, bağlı veya sarılı bir şeyi açmak
- çözücü
Başka bir maddeyi çözme özelliği olan şey
- çözücülük
Çözücü olma durumu
- çözük
Çözülmüş olan
- çözülebilme
Çözülebilmek işi
- çözülebilmek
Çözülme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çözülme
Çözülmek işi
- çözülmek
Çözme işine konu olmak
- çözülüm
Çözülmek işi; dağılım, bozgun
- çözülüverme
Çözülüvermek işi
- çözülüvermek
Çabucak veya ansızın çözülmek
- çözülüş
Çözülmek işi
- çözüm
Bir sorunun çözülmesinden alınan sonuç; çıkış yolu, hal (I)
- çözüm yolu
Bir güçlüğü giderme çaresi; hal çaresi
- çözümcü
Çözüm getiren kimse
- çözümcülük
Çözümcü olma durumu
- çözümleme
Çözümlemek işi; analizleme, tahlil
- çözümlemek
Çözümleme yoluyla bir şeyi incelemek; tahlil etmek, analizlemek, analiz etmek
- çözümlemeli
Çözümlemeye dayanan, çözümle ilgili; çözümsel, tahlilî, analitik
- çözümlenebilme
Çözümlenebilmek işi
- çözümlenebilmek
Çözümlenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çözümleniverme
Çözümlenivermek işi
- çözümlenivermek
Çabucak çözümlenmek
- çözümleniş
Çözümlenmek işi
- çözümlenme
Çözümlenmek işi
- çözümlenmek
Çözümleme işine konu olmak; analiz edilmek, tahlil edilmek
- çözümler
Analiz yapan cihaz, aygıt veya organ; analizör
- çözümleyebilme
Çözümleyebilmek işi
- çözümleyebilmek
Çözümleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çözümleyici
Çözümleme özelliği olan, çözümleyen
- çözümleyicilik
Çözümleyici olma durumu; tahlilcilik, analistlik
- çözümleyiverme
Çözümleyivermek işi
- çözümleyivermek
Çabucak çözümlemek
- çözümleyiş
Çözümlemek işi
- çözümsüz
Çözümü olmayan, çözülemeyen
- çözümsüz kalmak
çözümü olmamak, çözüm bulunamamak
- çözümsüzleşme
Çözümsüzleşmek işi
- çözümsüzleşmek
Bir iş, bir konu artık çözülemez duruma gelmek
- çözümsüzleştirilme
Çözümsüzleştirilmek işi
- çözümsüzleştirilmek
Çözümsüz duruma getirilmek
- çözümsüzleştirme
Çözümsüzleştirmek işi
- çözümsüzleştirmek
Çözümsüz duruma getirmek
- çözümsüzlük
Çözümü olmama durumu
- çözündürebilme
Çözündürebilmek işi
- çözündürebilmek
Çözündürme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çözündürme
Çözündürmek işi
- çözündürmek
Çözünmesini sağlamak
- çözündürülme
Çözündürülmek işi
- çözündürülmek
Çözünmesi sağlanmak
- çözünebilme
Çözünebilmek işi
- çözünebilmek
Çözünme ihtimali bulunmak
- çözünme
Çözünmek işi
- çözünmek
Çözülme işine konu olmak; dağılmak, erimek
- çözüntü
Çözülme, dağılma durumu
- çözünürlük
Bir maddenin başka bir madde içinde çözünme özelliği; resolüsyon
- çözüverme
Çözüvermek işi
- çözüvermek
Çabucak çözmek
- çözüş
Çözmek işi
- çözüşme
Çözüşmek işi
- çözüşmek
Bir şeyi oluşturan ögeler birbirinden ayrılmak
- çözüştürme
Çözüştürmek işi
- çözüştürmek
Çözüşme işini yaptırmak
- çöğdürme
Çöğdürmek işi
- çöğdürmek
İleri doğru fışkırtmak
- çöğme
Çöğmek işi
- çöğmek
Aşağıya inmek
- çöğüncek
Dayanma noktası ortada olan kaldıraç
- çöğünme
Çöğünmek işi
- çöğünmek
Bir yanı inerken öbür yanı kalkmak
- çöğür
İri gövdeli, kısa saplı bir tür halk sazı
- çöğürcü
Çöğür (I) çalan kimse
- çükür
Bir yüzü balta, bir yüzü kazma olan araç
- çünkü
Şu sebeple; zira
- çünkülü
Herhangi bir açıklamaya gerek duyan
- çünküsüz
Herhangi bir açıklamaya gerek duymayan
- çürük
Çürümüş olan
- çürük (veya çürüğe) çıkmak
birinin sağlam olmadığı anlaşılmak
- çürük boya
Doğal olmayan ve basit kimyasal yollarla elde edilen boya
- çürük elma
Çürümüş elma
- çürük iş
Bozuk, kötü, işe yaramaz özellikleri olan durum veya iş
- çürük para
Ayarı düşük on akçe, sağ para karşıtı
- çürük raporu
Kişinin askerlik görevine elverişli olmadığını gösteren, askerî hastanelerce verilen rapor
- çürük sakız
Tadı bozulmuş, çiğnenmez duruma gelmiş sakız
- çürük tahta çivi (veya mıh) tutmaz
"aslında yaramaz olan veya sonradan o duruma getirilen şeyi, ne kadar uğraşsanız da işe yarar duruma getiremezsiniz" anlamında kullanılan bir söz
- çürük tahtaya basmak
tedbirsizlik edip sonu tehlikeli olabilecek bir işe girişmek
- çürük çarık
Sağlam olmayan, işe yaramaz
- çürüklü
Çürüğü olan
- çürüklük
Çürük olma durumu
- çürüksüz
Çürüğü olmayan
- çürükçül
Doğal olarak hayvan ve bitki kalıntılarının üzerinde yaşayan ve onların çürümesine yol açan (bitki ve organizmalar); saprofit
- çürüme
Çürümek işi; ufunet
- çürümek
Genellikle mikroorganizmaların etkisiyle, kimyasal değişikliğe uğrayarak bozulup dağılmak; ufunet
- çürütebilme
Çürütebilmek işi
- çürütebilmek
Çürütme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çürütme
Çürütmek işi
- çürütmek
Çürümesine sebep olmak
- çürütülebilme
Çürütülebilmek işi
- çürütülebilmek
Çürütülme ihtimali veya imkânı bulunmak
- çürütülme
Çürütülmek işi
- çürütülmek
Çürütme işine konu olmak
- çürütülüş
Çürütülmek işi
- çürütüverme
Çürütüvermek işi
- çürütüvermek
Çabucak çürütmek
- çürütüş
Çürütmek işi
- çürüyüverme
Çürüyüvermek işi
- çürüyüvermek
Çabucak veya ansızın çürümek
- çürüyüş
Çürümek işi
- çürüğe çıkarmak
bir nesneyi işe yaramayacak durumda olmasından dolayı kullanmayı bırakmak
- çüş
Yürüyen eşeği durdurmak için söylenen söz
- çıban
Vücudun herhangi bir yerinde oluşan ve çoğu, deride veya deri altında şişkinlik, kızartı, ağrı ve ateş ile kendini gösteren irin birikimi; karayanık
- çıban ağırşağı
Çıbanın patlamak üzere olan yeri
- çıban işlemek
çıban irin akıtmak
- çıbanbaşı
Yaranın ucu
- çıbanlaşma
Çıbanlaşmak durumu
- çıbanlaşmak
Çıban durumuna gelmek
- çıbanın başını koparmak
ağır bir sorunun patlak vermesine yol açmak
- çıdam
Dayanıklı olma
- çıfıt
Hile yapan
- çıfıt çarşısı
Türlü şeylerin karmakarışık bir durumda bulunduğu yer
- çıfıt çarşısına dönmek
karmakarışık duruma gelmek
- çıfıtlık
Hile yapma
- çıfıtlık etmek (veya yapmak)
hile yapmak
- çıkabilme
Çıkabilmek işi
- çıkabilmek
Çıkma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıkagelme
Çıkagelmek işi
- çıkagelmek
Beklenmedik bir zamanda gelmek
- çıkak
Çıkış yeri; çıkıt, mahreç
- çıkan
Çıkarma işleminde bütünden alınan sayı
- çıkar
Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç; menfaat, yarar
- çıkar budak
Çevresi ile bağlantısı zayıflayan ve bazı ağaç türlerinde kendiliğinden düşebilen bir tür budak
- çıkar gözetmek
çıkarına bakmak
- çıkar yol
Güç durumlarda insanı başarıya ulaştıran, kurtaran davranış
- çıkar çatışması
İki veya daha çok kişinin bir çıkar etrafında sadece kendine avantaj sağlama amacıyla giriştiği çaba
- çıkarabilme
Çıkarabilmek işi
- çıkarabilmek
Çıkarma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıkarayazma
Çıkarayazmak işi
- çıkarayazmak
Çıkaracak duruma gelmek
- çıkarcı
Yalnız kendi çıkarını düşünen, çıkarını kollayan (kimse); çıkarsever, menfaatçi, menfaat düşkünü, menfaatperest, menfaatperver, menfaattar
- çıkarcılık
Çıkarcı olma durumu; çıkarseverlik, menfaatçilik, menfaatperestlik, menfaatperverlik, menfaat düşkünlüğü
- çıkarma
Çıkarmak işi; emisyon
- çıkarma birliği
Deniz kıyısında çıkarma harekâtı yapmak üzere eğitilmiş, özel yapılmış hafif ve küçük teknelerden kurulmuş askerî birlik
- çıkarma botu
Çıkarma harekâtında kullanılan, çıkarma yerine kadar gemide götürülen özel yapılmış bot
- çıkarma gemisi
Çıkarma yapılacak kıyıya asker, araç ve cephane taşımaya yarayan, altı düz küçük deniz aracı
- çıkarma harekâtı
Düşman işgalinde olan bir kıyıya, güvenli bir köprübaşı kurmak amacıyla düzenlenen ve çeşitli birliklerin görev aldığı askerî harekât
- çıkarma işareti
Çıkarma işlemini gösteren "-" işareti
- çıkarma yeri
Çıkarma hareketinin daha kolay yapılacağı en uygun bölge veya kıyı
- çıkarmak
Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak
- çıkarsama
Bir önermeden, düşünce yoluyla bir başka önermeye geçme işi; istihraç
- çıkarsamada bulunmak
bir önermeden yeni bir önerme çıkarmak
- çıkartabilme
Çıkartabilmek işi
- çıkartabilmek
Çıkartma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıkartma
Çıkartmak işi
- çıkartmak
Çıkarma işini yapmak
- çıkarttırma
Çıkarttırmak işi
- çıkarttırmak
Çıkartma işini yaptırmak
- çıkartı
Boşaltım ile vücuttan dışarı çıkan madde, ıtrah maddesi
- çıkartılabilme
Çıkartılabilmek işi
- çıkartılabilmek
Çıkartılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıkartılma
Çıkartılmak işi
- çıkartılmak
Çıkartma işi yapılmak
- çıkartılış
Çıkartılmak işi
- çıkartıverme
Çıkartıvermek işi
- çıkartıvermek
Çabucak veya ansızın çıkarmak
- çıkartış
Çıkartmak işi
- çıkarılabilme
Çıkarılabilmek işi
- çıkarılabilmek
Çıkarılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıkarılma
Çıkarılmak işi
- çıkarılmak
Çıkarma işine konu olmak
- çıkarılıverme
Çıkarılıvermek işi
- çıkarılıvermek
Çabucak çıkarılmak
- çıkarılış
Çıkarılmak işi
- çıkarım
Çıkarmak işi
- çıkarına bakmak
yalnızca kendini ve kendi durumunu gözeterek çıkar sağlamak
- çıkarını tepmek
kendisine yarar sağlayacak bir şeyi veya bir durumu istememek
- çıkarıverme
Çıkarıvermek işi
- çıkarıvermek
Çabucak veya ansızın çıkarmak
- çıkarış
Çıkarmak işi
- çıkayazma
Çıkayazmak işi
- çıkayazmak
Çıkacak gibi olmak
- çıkkın
Dışa doğru çıkmış olan
- çıkkınlaşma
Çıkkınlaşmak işi
- çıkkınlaşmak
Kabarmak, şişmek
- çıkma
Çıkmak işi
- çıkma durumu
Adın fiile -dan eki aracılığıyla bağlandığı durum; ayrılma durumu, uzaklaşma durumu, ablatif: okul-dan (geldi), ev-den (çıktı), sokak-tan (geçti), iş-ten (ayrıldı) vb
- çıkma olmak
sarayda görevli olanlar saray dışında bir yerde görevlendirilmek
- çıkmadık canda umut var
"elden gitti sandığımız bir şeyle ilgimiz büsbütün kesilmemişse gereken çabayı harcayarak onun elimizde kalmasını sağlayabileceğimizi umabiliriz" anlamında kullanılan bir söz
- çıkmak
İçeriden dışarıya varmak, gitmek
- çıkmaklık
Çıkma durumunda olma
- çıkmalı
Çıkma durumunda olan
- çıkmalı tümleç
Yüklemin anlamını çeşitli yönlerden tümleyen ve çıkma durumunda bulunan dolaylı tümleç
- çıkmamazlık
bk. çıkmazlık
- çıkmaz
Sonu kapalı, çıkış yeri olmayan, hiçbir yere ulaşamayan yol, sokak
- çıkmaz ayın son çarşambası
işin hiçbir zaman yapılmayacağını anlatan bir söz
- çıkmaz sokak
Girişi ve çıkışı aynı olan sokak
- çıkmaza girmek
bir iş çözümlenemeyecek, içinden çıkılmayacak bir duruma düşmek
- çıkmaza sokmak
bir işi, bir durumu çözümlenemez, güç bir duruma getirmek
- çıkmazda olmak
çözüm bulamamak, çözümsüz durumda olmak
- çıkmazlık
Çıkmaz olma durumu
- çıkra
Sık çalı
- çıkralık
Çıkra ile örtülü yer
- çıkrık
Kuyudan kovayı çekmeye yarayan ve el ile çevrilen araç
- çıkrıklı
Çıkrığı olan
- çıkrıksız
Çıkrığı olmayan
- çıkrıkçı
Çıkrık yapıp satan kimse
- çıkrıkçılık
Çıkrıkçının yaptığı iş
- çıkrıkçın
Bir tür ördek
- çıktı
Üretim sonucu ortaya çıkan ürün, girdi karşıtı
- çıktı almak
bilgisayarda bulunan bir metni kâğıda yazdırmak
- çıkıcı
Çıkma işini yapan, çıkan
- çıkıcı aralık
Birbirini izleyen iki sesten birincisi kalın, ikincisinin ince olduğu aralık
- çıkıcı dizi
Kalından inceye gitme özelliği gösteren dizi
- çıkıcılık
Çıkıcı olma işi
- çıkık
Bir kemik veya organın yerinden çıkmış olması
- çıkıklık
Çıkık olma durumu
- çıkıkçı
Çıkıkları düzelten kimse
- çıkıkçılık
Çıkıkçının yaptığı iş
- çıkılabilme
Çıkılabilmek işi
- çıkılabilmek
Çıkılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıkılama
Çıkılamak işi
- çıkılamak
Çıkı yapmak
- çıkılanma
Çıkılanmak işi
- çıkılanmak
Çıkılama işi yapılmak
- çıkılatma
Çıkılatmak işi
- çıkılatmak
Çıkı yaptırmak
- çıkılatıverme
Çıkılatıvermek işi
- çıkılatıvermek
Çabucak çıkılatmak
- çıkılma
Çıkılmak işi
- çıkılmak
Çıkma işi yapılmak
- çıkım
Çıkmak işi
- çıkın
Bir beze sarılarak düğümlenmiş küçük bohça; çıkı
- çıkın etmek (veya yapmak)
çıkınlamak
- çıkınlama
Çıkınlamak işi
- çıkınlamak
Çıkına koyup bağlamak
- çıkıntı
Bir yüzeyde ileri doğru çıkan bölüm
- çıkıntılı
Çıkıntısı olan
- çıkıntılık
Çıkıntı olma durumu
- çıkıntılık etmek (veya yapmak)
itiraz etmek
- çıkıntısız
Çıkıntısı olmayan
- çıkır çıkır
Birbirine vurduğunda metalik ses çıkaran
- çıkıverme
Çıkıvermek işi
- çıkıvermek
Çabucak veya ansızın çıkmak
- çıkış
Çıkmak işi
- çıkış almak
işten ayrılmak
- çıkış belgesi
Bir kimsenin bir okulu bitirdiğini göstermek için geçici olarak verilen belge; çıkış
- çıkış hakemi
Yarışa başlama işaretini veren görevli
- çıkış işlemi
Konaklama yerlerinden ayrılırken yapılan işlem
- çıkış kapısı
Yapılarda dışarı çıkmayı sağlayan kapı
- çıkış takozu
Kısa mesafeli hız koşularında, sporcuların dizlerini yere dayadıktan sonra ayaklarını bastırıp itme gücü sağlamak ve hız kazanmak amacıyla kullandıkları özel araç
- çıkış tüneli
Soyunma odalarından sahaya güven içinde giriş çıkışı sağlayan kapalı geçit
- çıkış vermek
belge düzenleyip işine son vermek
- çıkış yapmak
bir tartışmada, karşı düşüncede olanları alt etmek için sert davranışta bulunmak
- çıkış yeri
Bir yerden çıkmak için kullanılan nokta; çıkım
- çıkış çizgisi
Yarışın başlama yerini belirleyen beyaz çizgi; başlangıç çizgisi
- çıkışabilme
Çıkışabilmek işi
- çıkışabilmek
Çıkışma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıkışamamak
boy ölçüşememek, eşit derecede olmamak
- çıkışlı
Belli bir okulu, bölümü veya öğrenim kademesini bitirmiş olan; mezun
- çıkışma
Çıkışmak işi
- çıkışmak
Bir kimseye hoşa gitmeyen bir davranışından dolayı sert sözler söylemek, azarlamak
- çıkıştırabilme
Çıkıştırabilmek işi
- çıkıştırabilmek
Çıkıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıkıştırma
Çıkıştırmak işi
- çıkıştırmak
Bir şeyi gereken miktara ulaştırmak
- çılbır
Kaynamış suyun içine kırılan yumurta piştikten sonra kevgirden geçirilip üzerine sarımsaklı yoğurt ve sos dökülerek hazırlanan bir yemek türü
- çıldır çıldır
Canlı bir biçimde
- çıldırabilme
Çıldırabilmek işi
- çıldırabilmek
Çıldırma ihtimali bulunmak
- çıldırma
Çıldırmak işi
- çıldırmak
Delirmek, aklını oynatmak
- çıldırtabilme
Çıldırtabilmek işi
- çıldırtabilmek
Çıldırtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıldırtma
Çıldırtmak işi
- çıldırtmak
Çıldırmasına sebep olmak
- çıldırtıcı
Çıldırmaya yol açan
- çıldırıverme
Çıldırıvermek işi
- çıldırıvermek
Ansızın çıldırmak
- çıldırış
Çıldırmak işi
- çılgın
Aşırı davranışlarda bulunan
- çılgına dönmek
sevinç, öfke, kızgınlık, korku vb. duygular sonucu aşırı ölçüde heyecanlanmak
- çılgınca
Deli gibi; çılgıncasına, çıldırasıya
- çılgınlaşabilme
Çılgınlaşabilmek işi
- çılgınlaşabilmek
Çılgınlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çılgınlaşma
Çılgınlaşmak işi
- çılgınlaşmak
Çılgınca davranışlarda bulunmak
- çılgınlık
Aşırı davranış
- çıma
Gemiyi iskeleye bağlamak için kullanılan halat
- çıma almak
gemiden uzatılan halatı tutmak
- çıma atmak
çıma vermek
- çıma salmak
çıma vermek
- çıma vermek
gemideki görevliye halat uzatmak
- çımacı
Vapur iskelelerinde çıma uzatan veya tutan işçi
- çımacılık
Çımacının yaptığı iş
- çımariva
Savaş gemilerinde askerî personelin selamlama töreni için küpeşte boyunca belirli aralıklarla dizilmesi için verilen komut
- çımariva ettirmek
savaş gemilerinde selamlama merasimi için askerî personelin küpeşte boyunca belirli aralıklarla dizilmesini sağlamak
- çımariva selamı
Savaş gemilerinde tüm askerî personelin küpeşte boyunca belirli aralıklarla dizilerek ve şapka çıkararak saygı gösterme, karşılama, uğurlama amacıyla verdiği sel
- çımbar
Dokuma tezgâhındaki kumaşı germeye yarayan iki tarafı dişli araç; cımbar
- çımbarlama
Çımbarlamak işi; cımbarlama
- çımbarlamak
Dokunmakta olan halının veya bezin kenarını çımbarla geriye alma; cımbarlamak
- çımkırma
Çımkırmak işi
- çımkırmak
Kuş pislemek
- çın tutmak
gerçek olduğunu söylemek
- çın çın
Metal eşyaya vurulduğunda çıkan ses
- çın çın inletmek
gür ve keskin ses çıkarmak
- çın çın çınlamak
gür ve keskin ses çıkarmak
- çın çın ötmek
sürekli olarak keskin ses çıkarmak
- çın çın öttürmek
bağırma sesinin yankısıyla doldurmak
- çınar
İki çeneklilerden, 30 metreye kadar uzayabilen, gövdesi kalın, uzun ömürlü, geniş yapraklı bir ağaç (Platanus)
- çınargiller
Örneği çınar olan bitki familyası
- çınarlı
Çınarı olan
- çınarlık
Çınar ağaçları çok olan yer
- çınayaz
Açık, mehtaplı, çok soğuk hava
- çıngar kopmak (veya çıkmak)
kavga çıkmak
- çıngar çıkarmak (veya koparmak)
kavga çıkarmak
- çıngıl
Boncuk, gümüş veya altın para ile yapılmış, başlığa veya giysiye takılan süs; cıngıl
- çıngıl çıngıl
Metal eşyaya vurulduğunda çıkan sese benzeyen bir ses çıkararak
- çıngıl çıngıl çınlamak
metal eşyalar birbirine vurduğunda gür ve keskin ses çıkarmak
- çıngıl çıtak
Ne bulduysa takmış, takıp takıştırmış olan
- çıngıllı
Çınlama sesi çıkaran
- çıngıllı çavuş
Çok süslenmiş ve üzerine aşırı takı takınmış (kadın)
- çıngır çıngır
Çıngırak sesine benzer bir ses
- çıngır çıngır çınlamak
çıngır çıngır ötmek
- çıngır çıngır ötmek
çıngırak sesine benzer keskin bir sesle ötmek
- çıngırak
Küçük çan
- çıngıraklı
Çıngırak taşıyan, üzerinde çıngırak bulunan
- çıngıraklı deve kaybolmaz
"kalıcı eser bırakan kimseler hiçbir zaman unutulmaz" anlamında kullanılan bir söz
- çıngıraklı yılan
Çıngıraklı yılangillerden, kuyruk ucundaki sert pulları kımıldatarak kuru yaprak hışırtısına benzer bir ses çıkartan tehlikeli bir yılan (Crotalus)
- çıngıraklı yılangiller
Omurgalı hayvanlardan sürüngenler sınıfına giren bir familya
- çıngırakçı
Çıngırak yapan veya satan kimse
- çıngırakçılık
Çıngırakçının yaptığı iş
- çıngırağı çekmek
ölmek
- çıngırdak
Düğünlerde, bayramlarda kız ve erkek çocuklarının toplu olarak oynadıkları bir oyun
- çıngırdama
Çıngırdamak işi
- çıngırdamak
Çıngırak sesi çıkarmak
- çıngırdatma
Çıngırdatmak işi
- çıngırdatmak
Çıngırak sesi çıkarmasını sağlamak
- çıngırtı
Çıngırağın sesine benzer keskin ve kesik sesin adı
- çınlak
Çınlaması, yankısı çok olan (yer)
- çınlama
Çınlamak işi
- çınlamak
"Çın" diye ses çıkarmak
- çınlamalı
Çınlaması olan
- çınlatabilme
Çınlatabilmek işi
- çınlatabilmek
Çınlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çınlatma
Çınlatmak işi
- çınlatmak
Çınlamasını sağlamak
- çınlatış
Çınlatmak işi
- çınlayabilme
Çınlayabilmek işi
- çınlayabilmek
Çınlama ihtimali bulunmak
- çınlayış
Çınlamak işi
- çıp
Ellerin birbirine vurulmasıyla çıkan ses
- çıpa
Gemilerin dalgalara, akıntılara kapılarak yer değiştirmemesi için suya atılan, zincirle gemiye bağlı bulunan, ucu çengelli ağır demir araç; çapa, çipo, demir
- çıpalama
Çıpalamak işi
- çıpalamak
Gemi, kayık vb.nin dalgalara, akıntılara kapılarak yer değiştirmesini çıpa aracılığıyla önlemek
- çıplak
Üstünde bulunması gereken giysi, örtü vb. bulunmayan; ari, üryan, nü, cıbıl, cıbıldak, cılcıbık, şallak, yalıncak
- çıplak alev
Isıtılacak maddelere veya bunların içinde bulunduğu kaplara doğrudan doğruya yöneltilen ateş veya alev
- çıplak at
Koşumları ve gemi takılmamış, eyerlenmemiş at
- çıplak gözle
Görmeye yardımcı olacak hiçbir araç kullanmaksızın
- çıplak maden
Tamamen saf durumda, içinde hiçbir yabancı madde bulunmayan maden
- çıplak model
Bir ressama veya heykeltıraşa çıplak olarak modellik yapan kimse
- çıplak mülkiyet
Yararlanma hakkı başkasının olan bir mal üzerindeki sahiplik durumu
- çıplak resim
Resim sanatında çıplak insanı konu alan bir resim türü; nü
- çıplak tohumlular
Açık tohumlular
- çıplak ücret
Vergiler, yan ödemeler veya primler dışında kalan asli ücret; çıplak maaş
- çıplaklar kampı
İnsanların giysisiz dolaştıkları dinlenme bölgesi
- çıplaklaşma
Çıplaklaşmak işi
- çıplaklaşmak
Çıplak duruma gelmek
- çıplaklaştırma
Çıplaklaştırmak işi
- çıplaklaştırmak
Çıplak duruma getirmek
- çıplaklık
Çıplak olma durumu; cıbıldaklık
- çıplanma
Çıplanmak durumu
- çıplanmak
Çıplak duruma gelmek
- çıpı çıpı
Çocuk dilinde yıkanma
- çıpı çıpı yapmak
yıkanmak
- çıpıl çıpıl
Suyun içinde el ve ayaklarıyla çıp çıp ses çıkararak
- çıpır makinesi
Elyaflı plaka imalatında kullanılmak üzere odunları yonga durumuna getiren makine
- çır çır
"Ne yapacağını şaşırmış bir durumda çok üzüntü ve telaş içinde olmak" anlamındaki çır çır çırpınmak deyiminde geçen bir söz
- çıra
Çam vb. reçineli ağaçların yağlı ve çabuk yanmaya elverişli bölümü
- çıra gibi yanmak
cayır cayır yanmak
- çıracı
Eskiden sokaklarda dolaşarak çıra satan kimse
- çıracılık
Çıracının yaptığı iş
- çırak
Zanaat öğrenmek için bir ustanın yanında çalışan kimse; şakirt
- çırak almak
yanında çırak çalıştırmak
- çırak vermek
çırak olarak çalışması için bir iş yerine göndermek
- çırak çıkarmak
bir kimseyi beklediğinden az bir kazançla ortaklıktan uzaklaştırmak
- çırak çıkmak (veya çıkarılmak)
öğrendiği sanatı tek başına yapmak
- çıraklık
Çırak olma durumu
- çıraklık etmek
çırak olarak çalışmak
- çırakman
Üzerinde meşale yakılan kule veya demir direk
- çırakmana çıkmak
çok kızmak, öfkelenmek
- çıralı
Çırası olan
- çıralık
Çıra olarak kullanılmaya elverişli (ağaç, tahta)
- çıramoz
Balıkçıların, ateş balığı avlarken üzerinde çıra ve funda yaktıkları veya ucuna lamba koydukları ızgara
- çırasız
Çırası olmayan
- çırnık
Küçük boyda kayık
- çırpabilme
Çırpabilmek işi
- çırpabilmek
Çırpma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çırpma
Çırpmak işi
- çırpmacı
Çırpma işini yapan kimse
- çırpmacılık
Çırpmacının yaptığı iş
- çırpmak
Halı, kilim vb. şeyleri hızla ve kesik kesik silkelemek; dövmek
- çırptırma
Çırptırmak işi
- çırptırmak
Çırpma işini yaptırmak
- çırpı
Dal, budak kırpıntısı
- çırpı gibi
çok ince, çok zayıf (kol ve bacak)
- çırpı ipi
İki nokta arasında düzgünlüğü sağlamak için kullanılan ip
- çırpı vurmak (veya çırpmak)
boyaya batırılmış ipin gerilip çabucak çırpılmasıyla yüzeylere çizgi çekmek
- çırpı çekmek
tahta üzerinde biçilecek yere boyalı ve gergin bir iple çizgi işareti koymak
- çırpıcı
Çırpma işini yapan kimse veya şey
- çırpıcı değirmeni
Boyaların daha iyi tutması için kumaşların çırpıldığı araç
- çırpıcılık
Çırpıcının yaptığı iş
- çırpıdan çıkmak
bir sıra veya çizgiden taşmak
- çırpılabilme
Çırpılabilmek işi
- çırpılabilmek
Çırpılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çırpılma
Çırpılmak işi
- çırpılmak
Çırpma işine konu olmak
- çırpınabilme
Çırpınabilmek işi
- çırpınabilmek
Çırpınma ihtimali bulunmak
- çırpınma
Çırpınmak işi; çarpınma, çırpıntı, ihtilaç
- çırpınmak
Acı ile debelenmek; çarpınmak
- çırpıntı
Suların ufak ve oynak dalgalarla kaynaşması
- çırpıntılı
Ufak ve oynak dalgalı (deniz)
- çırpınıverme
Çırpınıvermek işi
- çırpınıvermek
Ansızın çırpınmak
- çırpınış
Çırpınmak işi
- çırpıya gelmek
bir sıra veya çizgi üzerine gelmek
- çırpıya getirmek
bir sıra veya çizgi üzerine getirmek
- çırpış
Çırpmak işi
- çırpışma
Çırpışmak işi
- çırpışmak
Kuşlar kanatlarını oynatmak
- çırpıştırma
Çırpıştırmak işi
- çırpıştırmak
Hafif hafif vurmak, dövmek, çarpmak
- çırpıştırılma
Çırpıştırılmak işi
- çırpıştırılmak
Çırpıştırma işi yaptırılmak
- çırpıştırılış
Çırpıştırılmak işi
- çırpıştırıverme
Çırpıştırıvermek işi
- çırpıştırıvermek
Çabucak çırpıştırmak
- çırpıştırış
Çırpıştırmak işi
- çırçıl
Gemilere fıçı, varil vb. yükü yükleme, boşaltma sırasında kullanılan iki tarafı kancalı sapan
- çırçır
Pamuk kozalarının pamuğunu ve çekirdeğini birbirinden ayıran alet; cırcır
- çırçırlama
Çırçırlamak işi
- çırçırlamak
Pamuk, keten, kendir vb. bitkisel dokuma ham maddelerini çekirdek veya kabuklarından temizlemek
- çırçırlanma
Çırçırlanmak işi
- çırçırlanmak
Çırçırlamak işi yapılmak
- çırılçıplak
Tamamen çıplak; çırçıplak, dımdızlak, anadan doğma, anadan üryan
- çırılçıplaklık
Çırılçıplak olma durumu; çırçıplaklık
- çıt
Hafif ve anlık ses
- çıt (veya çıtını) çıkarmamak
ses çıkarmamak
- çıt etmek
"çıt" sesi çıkarmak
- çıt çıkmamak
en hafif bir ses bile çıkmamak
- çıt çıt
Birbiri ardınca çıkan çıtırtılı ses
- çıta
Düzgün biçilmiş uzun ve ensiz tahta
- çıtak
Dağda yaşayan ve geçimini odun satarak sağlayan
- çıtayı yükseltmek
hedefi yüksek belirlemek
- çıtkırıldım
Aşırı incelik, dayanıksızlık ve çekingenlik gösteren (kimse)
- çıtkırıldımlık
Çıtkırıldım olma durumu
- çıtlama
Çıtlamak işi
- çıtlamak
"Çıt" sesi çıkarmak
- çıtlatabilme
Çıtlatabilmek işi
- çıtlatabilmek
Çıtlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıtlatma
Çıtlatmak işi
- çıtlatmak
Bir şeyden "çıt" sesi çıkarmak
- çıtlatılabilme
Çıtlatılabilmek işi
- çıtlatılabilmek
Çıtlatılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıtlatılma
Çıtlatılmak işi
- çıtlatılmak
Çıtlatma işi yapılmak
- çıtlatılış
Çıtlatılmak işi
- çıtlatıverme
Çıtlatıvermek işi
- çıtlatıvermek
Çabucak çıtlatmak
- çıtlatış
Çıtlatmak işi
- çıtlayabilme
Çıtlayabilmek işi
- çıtlayabilmek
Çıtlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıtlayış
Çıtlamak işi
- çıtpıt
Ayak altında ezilerek çıtır çıtır ses çıkaran bir patlangaç türü; çatapat
- çıtçıt
Üzerinde dikili bulundukları şeyin iki kenarını üst üste getirerek birleştirmeye ve tutturmaya yarayan, iki parçadan yapılmış metal nesne; fermejüp
- çıtçıtlama
Çıtçıtlamak işi
- çıtçıtlamak
Çıtçıtla tutturmak
- çıtçıtçı
Giyim sanayisinde giysilere çıtçıt diken kimse
- çıtçıtçılık
Çıtçıtçının yaptığı iş
- çıtı pıtı
Ufak tefek ve sevimli; çıtır pıtır
- çıtı çıkmamak
hiç konuşmamak
- çıtır pıtır
Kolaylıkla ve tatlı tatlı (konuşmak)
- çıtır çıtır
Çok taze, gevrek
- çıtır çıtır etmek
çıtırdamak
- çıtır çıtır konuşmak
düzgün ve uzunca konuşmak
- çıtır çıtır kızarmak
çok güzel kızarmak
- çıtırdama
Çıtırdamak işi
- çıtırdamak
Çıtır çıtır ses çıkarmak
- çıtırdatabilme
Çıtırdatabilmek işi
- çıtırdatabilmek
Çıtırdatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çıtırdatma
Çıtırdatmak işi
- çıtırdatmak
Çıtır çıtır ses çıkarmasına yol açmak
- çıtırdatış
Çıtırdatmak işi
- çıtırdayabilme
Çıtırdayabilmek işi
- çıtırdayabilmek
Çıtırdama ihtimali bulunmak
- çıtırdayış
Çıtırdamak işi
- çıtırtı
Çıtırdama sırasında çıkan sesin adı
- çıvgar
Çift sürmekte veya araba çekmekte olan hayvanlara yardımcı olarak koşulan hayvan
- çıvgara getirmek
güreşte rakibi yorarak yenmek
- çıvma
Çıvmak işi
- çıvmak
Atlamak, sıçramak, zıplamak
- çıyan
Çok ayaklılardan, sarımtırak renkte, zehirli bir böcek (Scolopendra)
- çıyan gibi
hain bakışlı (kimse)
- çıyan gözlü
Mavi gözlü
- çıyanlık
Hain olma durumu; hainlik
- çıyanlık etmek
hainlik etmek
- çığ
Dağın bir noktasından kopup yuvarlanan ve yuvarlandıkça büyüyen kar kümesi
- çığ düşmek
dağdan aşağı çığ yuvarlanmak
- çığ gibi büyümek
bir olay birdenbire ve etkileyici bir biçimde büyümek
- çığa
Yumurtasından havyar yapılan bir tür mersin balığı (Acipenser ruthenus)
- çığalanma
Çığalanmak işi
- çığalanmak
Atın kuyruğu horoz kuyruğu gibi dikilmek
- çığalı
Başında çığası bulunan
- çığlık
Acı, ince ve keskin ses; feryat, vaveyla
- çığlık atmak (veya koparmak veya basmak)
kulak tırmalayıcı korkunç sesler çıkararak acı acı bağırmak
- çığlık çığlığa
Çığlık atarak, bağırıp çağırarak
- çığralık
Karda kürekle, dallarla açılan dar yol
- çığrışmak
Hep birlikte çığlık atmak
- çığıltı
Çığlıkla karışık ses
- çığır
Çığın kar üzerinde açtığı iz
- çığır açmak
bir alanda yeni bir yol, yöntem başlatmak
- çığırabilme
Çığırabilmek işi
- çığırabilmek
Çığırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- çığırma
Çığırmak işi
- çığırtkan
Ötüşüyle kendi türünden olan kuşların çevresine toplanması için avcıların yararlandığı kuş
- çığırtkanlık
Çığırtkanın yaptığı iş
- çığırtkanlık etmek (veya yapmak)
eğlence yerlerinin, dükkânların önünde yüksek sesle müşteriyi içeri çağırmak
- çığırtma
Basit, küçük, kamış veya ağaçtan yapılmış, düdük şeklinde nefesli bir çalgı
- çığırtmacı
Çığırtma çalan kimse
- çığırtı
Çığırma sesi
- çığırından çıkmak
bir iş amacından saparak düzeltilmesi güç bir durum almak
- çığırış
Çığırmak işi