Back to word index

Words starting with M

4192 dictionary entries are listed for M.

More frequently visited entries for this letter.

M index

4192 word links are rendered on the server.

  • M

    Romen rakamları dizisinde 1000 sayısını gösteren işaret

  • m, M

    Türk alfabesinin on altıncı sırasında yer alan ve me adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından genizsil çift dudak ünsüzünü gösterir

  • maalesef

    Üzülerek söylüyorum ki, ne yazık ki; maatteessüf

  • maalmemnuniye

    İsteyerek

  • maarif

    Bilgi ve kültür

  • maarifçi

    Öğretim ve eğitim kurum veya kuruluşlarında çalışan kimse

  • maarifçilik

    Maarifçi olma durumu

  • maazallah

    "Tanrı korusun, Tanrı esirgesin" anlamlarında bir söz

  • maaş almak

    aylık almak

  • maaş bağlamak

    aylık bağlamak

  • maaş bordrosu

    Çalışanların bir aylık hizmet bedelini, vergi matrahını ve kesintileri ile aylık net ücretini gösteren cetvel; bordro

  • maaş vermek

    aylık vermek

  • maaşa geçmek

    aylığa geçmek

  • maaşlılık

    Maaşlı olma durumu

  • maaşsızlık

    Maaşsız olma durumu

  • mabat

    Bitmemiş yazı, roman vb.nde arka, devam

  • mabet

    İçinde ibadet edilen yapı; tapınak, ibadethane, ibadetgâh

  • mabet ağacı

    Dünyadaki tohumlu bitkilerin en eskisi ve yaşlısı olup yaşayan fosil olarak adlandırılan, sonbaharda altın sarısı yapraklarıyla dekoratif bir görünüm sergileyen, dona ve hava kirliliğine karşı dayanıklı bir süs ağacı; Çin çamı (Ginkgo biloba)

  • mabeyin

    İki şeyin arası

  • mabeyinci

    Osmanlı Devleti'nde padişahların dışarıyla olan ilişkilerine bakan, buyruklarını ilgililere bildiren, bazı kişilerin dileklerini kendisine ileten görevli

  • mabeyincilik

    Mabeyincinin görevi

  • mablak

    Hamur, merhem, boya vb. şeyleri ezip karıştırarak yoğurmak için kullanılan ve bir ucu ele alınacak biçimde saplı, öbür ucu yassı olan alet

  • mabude

    Tapınırcasına sevilen kadın, sevgili

  • mabut

    Tanrılaştırılıp tapılan varlık, kuvvet veya nesne

  • Macar

    Macaristan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Macaristanlı

  • Macar biberi

    Hafif acı kırmızıbiber

  • Macar ineği

    Eti ve sütü için beslenen bir tür inek

  • Macar salamı

    Bir tür salam

  • Macarca

    Macarların kullandığı dil

  • Macarlık

    Macar olma durumu

  • macera

    Baştan geçen ilginç olay veya olaylar zinciri; serüven, sergüzeşt, avantür

  • macera aramak

    başına geleceklerden habersiz, sonu bilinmeyen, tehlikeli, heyecanlı bir işe girişmek

  • macera yaşamak

    başından ilginç olay geçmiş olmak

  • maceracı

    İlginç ve tehlikeli olayları göze alan; serüvenci, sergüzeştçi, maceraperest

  • maceracılık

    Maceracı olma durumu; maceraperestlik, serüvencilik, sergüzeştçilik

  • maceradan maceraya koşmak

    sürekli macera yaşamak

  • maceralı

    Heyecan veren, karmaşık, olağan dışı olan; serüvenli

  • macerasever

    Doğal güzellikleri gezip görmeyi, doğa sporları yapmayı benimseyen (kimse)

  • maceraseverlik

    Macerasever olma durumu

  • macerasız

    Heyecan vermeyen, basit, sıradan; serüvensiz

  • maceraya atılmak

    tehlikeli, yorucu, sıkıntılı ve ne olacağı bilinmeyen bir işe kalkışmak

  • macun

    Hamur kıvamına getirilmiş madde

  • macun küreği

    Üzerinde macun hazırlanan ve sıva işlerinde kullanılan yardımcı el aleti

  • macun çekmek

    boyacılıkta, düzgünlük ve dayanıklılık sağlamak için boyanacak yüzeye macun sürmek

  • macuncu

    Macun yapan veya satan kimse

  • macunculuk

    Macun yapma veya satma işi

  • macunlama

    Macunlamak işi

  • macunlamak

    Macun çekmek

  • macunlanma

    Macunlanmak işi

  • macunlanmak

    Macunlamak işine konu olmak veya macunlamak işi yapılmak

  • macunlatma

    Macunlatmak işi

  • macunlatmak

    Macunlama işini yaptırmak

  • macunlaşma

    Macunlaşmak işi

  • macunlaşmak

    Macun koyuluğuna gelmek

  • macunluk

    İçine macun konulmaya yarayan özel kap

  • Madagaskarlı

    Madagaskar’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • madalya

    Savaşta yararlık gösterenlere, yarışlarda derece alanlara ödül, bazen de önemli bir olay dolayısıyla ilgililere hatıra olarak verilen metal nişan

  • madalya almak

    madalya kazanmak

  • madalya töreni

    Yararlılık gösteren veya bir yarışmada derece alan birine madalya verilirken yapılan toplantı

  • madalyalı

    Madalya almış olan

  • madalyasız

    Madalya almamış olan

  • madalyasızlık

    Madalyasız olma durumu

  • madalyon

    Boyna zincirle takılan, genellikle değerli metalden yapılmış, içine küçük resim gibi şeyler konulan, türlü biçimde süs eşyası

  • madalyoncu

    Madalyon yapan veya satan kimse

  • madalyonculuk

    Madalyoncunun yaptığı iş

  • madalyonun ters tarafı (veya tersi veya arka yüzü)

    "olumlu bir iş, bir durum veya bir olayın düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü" anlamında kullanılan bir söz

  • madam

    Fransa'da evli kadınlara verilen san; madama

  • madara

    Kötü, sevimsiz

  • madara etmek

    kötü duruma düşürmek

  • madara olmak

    kötü duruma düşmek

  • madaralaşma

    Madaralaşmak işi

  • madaralaşmak

    Madara durumunda olmak

  • madaralık

    Madara olma durumu

  • madde

    Duyularla algılanabilen nesne

  • madde başı

    Sözlük yapma düzeninde başlı başına bir anlam ifade eden ve siyah olarak yazılan, tanımı verilen sözlük birimi

  • madde madde

    Maddeler hâlinde sıralayarak

  • maddeci

    Para, mal vb.ne çok önem veren kimse

  • maddecilik

    Para, mal vb.ne çok önem verme

  • maddeleme

    Maddelemek işi

  • maddelemek

    Madde madde yazmak veya söylemek, maddeler hâlinde vermek

  • maddeleşme

    Maddeleşmek işi

  • maddeleşmek

    Madde durumuna gelmek

  • maddeleştirme

    Maddeleştirmek işi

  • maddeleştirmek

    Maddeleştirme işini yapmak

  • maddelik

    Madde içeren

  • maddesel

    Madde özelliğinde olan; maddi

  • maddesel nokta

    Bir maddenin, üç boyuttan soyutlanmış varsayılan çok küçük parçası

  • maddeten

    Maddi bakımdan, manen karşıtı

  • maddi

    Madde ile ilgili; maddesel, özdeksel, manevi karşıtı

  • maddi tazminat

    Mal varlığına karşı işlenen suçlara ilişkin dava sonucunda ödenmesine karar verilen bedel

  • maddi zarar

    Kişilerin bedenine veya mal varlığına verilen zarar

  • maddileşme

    Maddileşmek işi

  • maddileşmek

    Maddeye önem verir duruma gelmek

  • maddileştirme

    Maddileştirmek işi

  • maddileştirmek

    Maddi duruma getirmek

  • maddilik

    Maddi olma durumu; cismanilik, maddesellik, maddiyet

  • maddiyat

    Sahip olunan mal veya paralar

  • maddiyatçı

    Paraya, mala çok önem veren kimse

  • maddiyatçılık

    Maddiyatçı olma durumu

  • madem

    "Değil mi ki, -diği için, -diğine göre" anlamlarında sebep göstermek için, başına getirildiği cümleyi daha sonraki cümleye bağlayan bir söz; mademki

  • Maden

    Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri

  • maden

    Yer kabuğunun bazı bölgelerinde çeşitli iç ve dış doğal etkenlerle oluşan, ekonomik yönden değer taşıyan mineral

  • maden bilimsel

    Maden bilimi ile ilgili; minerolojik

  • maden cevheri

    İçindeki maden oranı işletilmeye elverişli miktarda olan filiz; maden filizi

  • maden damarı

    Maden cevherinin yoğun olarak bulunduğu bölüm

  • Maden Devri

    Tarihten önceki zamanların ayrıldığı üç çağdan sonuncusu olan ve madenlerin kullanılmaya başlandığı zaman dilimi

  • maden gazı

    Madende oluşan gaz

  • maden kirası

    Maden işletilsin veya işletilmesin devlete verilen para

  • maden mavisi

    Kül rengine çalan parlak mavi

  • maden ocağı

    Kazılarak maden cevheri çıkarılan yer; maden kuyusu

  • maden sodası

    Maden suyunun içine sıkıştırılmış gaz doldurulduktan sonra elde edilen şişe suyu

  • maden suyu

    İçinde erimiş mineraller bulunan ve bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan kaynak suyu

  • maden yatağı

    Maden filizi katmanlarının bulunduğu alan

  • maden yünü

    Yalıtkan olarak kullanılan bir madde; madenî yün

  • madenci

    Maden işleten kimse

  • madencilik

    Yer altındaki madenlerin araştırılması, çıkarılması ve işletilmesiyle ilgili teknik ve yöntemlerin bütünü

  • madenkırmız

    Antimon birleşimlerinden kırmızı renkte bir madde; kırmız madeni

  • madenselleşme

    Madenselleşmek durumu

  • madenselleşmek

    Madensel özellik kazanmak

  • madensi

    Madene benzeyen, madeni andıran, maden gibi; madenimsi

  • madenî

    Madenle ilgili veya madene özgü olan; madensel, metalik

  • madenî para

    Altın, gümüş, bakır, bronz, alüminyum vb. maddelerin alaşımından yapılan para; demir para, sikke (I)

  • madenî yağ

    Madensel ürünlerden elde edilen yağ

  • madik

    Miskete fiske vurarak oynanan zıpzıp oyunu

  • madik atmak (veya etmek veya oynamak)

    dolap çevirmek, hile yapmak

  • madikleme

    Madiklemek işi

  • madiklemek

    Hile yapmak, dolap çevirmek

  • madikçi

    Hile yapan, hileci kimse

  • madikçilik

    Madikçi olma durumu

  • madrabaz

    Hayvan, balık, sebze, meyve vb. yiyecekleri yerinden getirerek toptan satan kimse

  • madrabazlık

    Madrabaz olma durumu

  • madreporlar

    Mercanlar sınıfının kalkerli hayvanları içine alan bir takımı

  • madrup

    Dövülmüş (kimse)

  • madımak

    İlkbaharda kırlarda yetişen, ufak yeşil yapraklı, ıspanak gibi pişirilip yenilen bir bitki

  • maestoso

    Bir parça görkemli bir biçimde ve ağır tempoyla çalınarak

  • mafiş

    "Yok, kalmadı" anlamında kullanılan bir söz

  • mafsal

    Birbirine bağlanmış parçaların her yönden dönmesini sağlayan bağlantı ögesi

  • mafsallı

    Mafsalı olan

  • mafya

    Yasa dışı işlerle uğraşan, zor kullanarak birtakım gizli çıkarlar sağlayan örgüt

  • mafya babası

    Yasa dışı işlerle uğraşan, zor kullanarak birtakım gizli çıkarlar sağlayan örgütün lideri

  • mafya çizgisi

    Takım elbisenin kumaşında bulunan, ince, dikey çizgi

  • mafyacı

    Mafya gibi davranan

  • mafyacılık

    Mafyacı olma durumu, mafya üyesi olma

  • mafyalaşma

    Mafyalaşmak işi veya durumu

  • mafyalaşmak

    Mafya durumuna gelmek

  • mafyalık

    Mafyanın yaptığı iş

  • maganda

    Görgüsüz, kaba, terbiyesiz ve saldırgan kimse

  • magandalık

    Maganda olma durumu

  • magazin

    Halkın çoğunluğunu ilgilendirecek, çeşitli konulardan söz eden, bol resimli yayın

  • magazin basını

    Yazısı az, resmi bol, genellikle eğlence ve spor dünyasında tanınmış kişilerin yaşantılarıyla ilgili haber ve yorumlara yer veren yayın

  • magazin dünyası

    Genellikle eğlence ve spor dünyasında tanınmış kişilerin içinde bulunduğu çevre veya ortam

  • magazinleşme

    Magazinleşmek işi

  • magazinleşmek

    Magazin durumunu almak

  • magazinleştirme

    Magazinleştirmek işi

  • magazinleştirmek

    Magazinleşme işini yaptırmak

  • magazinsel

    Magazinle ilgili; magazinel

  • magma

    Yerin içinde, sıvı veya hamur kıvamında uçucu gazlarla doymuş olarak bulunan eriyik

  • magmatik

    Magma ile ilgili; magmasal

  • magnezyum

    Atom numarası 12, atom ağırlığı 24,30, yoğunluğu 1,7 olan, gümüş renginde, parlak bir alevle yanan, çok hafif bir element (simgesi Mg)

  • magnezyum karbonat

    Magnezit ve özellikle kalsiyum ve magnezyum karbonat tuzu olan dolomit biçiminde madde (MgCO3)

  • magnezyum klorür

    Hidratlı billurlar vererek billurlaşan deniz suyunun damıtılmasıyla elde edilen madde (MgCl2)

  • magnezyum oksit

    Yapısında %56 magnezyum bulunan, alkalik özellikli magnezyum kaynağı

  • magnezyum silikat

    Magnezyum, silikon ve oksijenden oluşan kimyasal bileşik

  • magnezyum sülfat

    Renksiz, küçük iğneler biçiminde ve hidratlı olarak billurlaşan, deniz suyunda ve bazı maden sularında bulunan madde (MgSO4)

  • magnezyumlu

    Özünde magnezyum bulunduran, magnezyum içeren

  • magri

    Yılan balığıgillerden, Avrupa kıyılarında yaşayan, yenebilen büyük bir balık (Conger conger)

  • mahal kalmamak

    gerek kalmamak, gereği olmamak

  • mahal vermek

    bir olayın gerçekleşmesine fırsat vermek

  • mahal yok

    gereği yok

  • mahalle

    Bir şehrin bir kasabanın, büyükçe bir köyün en az beş yüz nüfusa sahip parçalarından her biri

  • mahalle arası

    Mahallenin sokakları arasında kalan yer

  • mahalle arkadaşı

    Aynı mahallede oturan komşu veya dost

  • mahalle baskısı

    Köy, mahalle vb. dar bir yerleşim yerindeki normların bireyler üzerinde oluşturduğu baskı

  • mahalle bekçisi

    Mahallenin güvenliğini, düzenini sağlamada yardımcı olan güvenlik görevlisi

  • mahalle imamı

    Mahalledeki mescitte veya camide görevli imam

  • mahalle kahvesi

    Mahallede oturanların devam ettiği kahve

  • mahalle kahvesi gibi

    havasız, gürültülü ve kalabalık (yer)

  • mahalle karısı

    Görgüsüz, kavgacı kadın

  • mahalle kavgası

    Kaba sözlerin de sarf edildiği şiddetli kavga

  • mahalle mektebi

    Mahallede bulunan ilkokul

  • mahalle muhtarı

    Çevresinde olup biten her şeyden haberdar olan kimse

  • mahalle çapkını

    Başka mahallelerde çapkınlık edemeyecek kadar beceriksiz kimse

  • mahallece

    Mahallede oturanlar tarafından

  • mahalleli

    Aynı mahallede oturan kimselerin bütünü

  • mahallelilik

    Mahalleli olma durumu

  • mahallenin delisi

    Hiç kimseden çekinip korkmadan düşündüğü her şeyi söyleyen kimse

  • mahallevari

    Mahalle yaşayışına uygun

  • mahalleyi ayağa kaldırmak

    bağırıp çağırarak konu komşuyu tedirgin etmek

  • maharet kazanmak

    beceri edinmek, ustalaşmak

  • mahbube

    Sevilen kadın

  • mahbup

    Sevilen erkek

  • mahcup

    Utangaç bir biçimde

  • mahcup etmek

    utandırmak

  • mahcup kalmak

    utanmış olmak

  • mahcup olmak

    utanmak

  • mahcup çıkarmamak

    utandırmamak

  • mahcupça

    Utangaç bir biçimde; mahcubane

  • mahdut

    Çevrilmiş, sınırlanmış

  • mahfaza

    İçinde küpe, yüzük, bilezik vb. mücevherlerin saklandığı küçük, kapalı kutu

  • mahfazalı

    Mahfazası olan

  • mahfazasız

    Mahfazası olmayan

  • mahfe

    Deve, fil vb. hayvanların sırtına konulan, üzerine oturmaya yarayan sepet

  • mahfil

    Camilerde parmaklıkla ayrılmış yüksek yer

  • mahfuz

    Saklanmış, korunmuş, korunan, saklı

  • mahfuzen

    Gözaltında olarak

  • mahir

    Uzman, işini iyi bilen, işinin eri; usta

  • mahirlik

    Mahir olma durumu

  • mahiye

    Aylık olarak

  • mahiyet

    Nitelik, öz, asıl, esas; özlük, vasıf

  • mahkeme

    Bir yargıçtan veya bazen savcı ve yargıçlardan oluşan bir kurulun, yargı görevini yerine getirdikleri yer; yargı yeri, yargıevi, mahkeme kapısı

  • mahkeme açmak

    mahkemede dava açmak

  • mahkeme kadıya mülk değil

    "hiç kimse, bulunduğu kamu hizmetinde ömrünün sonuna kadar kalamaz" anlamında kullanılan bir söz

  • mahkemede dayısı olmak

    yüksek bir makamda koruyucusu, kayırıcısı bulunmak

  • mahkemeleşme

    Mahkemeleşmek işi

  • mahkemeleşmek

    Karşılıklı olarak birbirini dava etmek

  • mahkemelik

    Mahkemede yargılanması, çözümlenmesi gereken

  • mahkemelik olmak

    istemediği hâlde dava konusu olmak

  • mahkemeye düşmek

    mahkemelik olmak

  • mahkemeye vermek

    dava açmak

  • mahkûk

    Kazılmış, hakkedilmiş

  • mahkûkât

    Kazılmış, hakkedilmiş şeyler

  • mahkûm

    Zorunda olan; mecbur

  • mahkûm etmek

    hüküm giydirmek

  • mahkûm olmak

    hüküm giymek

  • mahkûmane

    Mahkûma yaraşır bir biçimde

  • mahkûmiyet

    Hüküm giyilen süre

  • mahlep

    Bu ağacın bahar olarak kullanılan, nohut büyüklüğündeki yemişi

  • mahlukat

    Yaratıklar

  • mahlul

    Hallolmuş, çözülmüş, dağılmış

  • mahmude

    Çit sarmaşığıgillerden, yaprakları ok ucu biçiminde, çiçekleri soluk sarı renkte, 50-100 santimetre boyunda, çok yıllık ve otsu bir bitki (Convolvulus scammonia)

  • Mahmudiye

    Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri

  • mahmudiye

    Bugün süs altını gibi kullanılan, II. Mahmut zamanında basılmış, ince altın sikke

  • mahmul

    Yükletilmiş

  • mahmul olmak

    dolu bulunmak

  • mahmur

    Sarhoşluğun sebep olduğu sersemlik içinde olan

  • mahmurlaşma

    Mahmurlaşmak durumu

  • mahmurlaşmak

    Mahmur bir duruma gelmek

  • mahmurluk

    İçki içmiş bir kimsenin duyduğu baş ağrısı ve sersemlik; ayıltı

  • mahmuz

    Çizmenin, potinin arkasına takılan ve binek hayvanlarını dürtüp hızlandırmaya yarayan demir veya çelik parça

  • mahmuz çiçeği

    İki çenekliler familyasından Akdeniz Bölgesi'nde yetişen kırmızı, pembe veya beyaz çiçekler açan iki yıllık otsu bir bitki (Centranthus)

  • mahmuzcu

    Mahmuz yapan veya satan kimse

  • mahmuzlama

    Mahmuzlamak işi

  • mahmuzlamak

    Hızlanması için hayvanı mahmuzla dürtmek; topuklamak

  • mahmuzlanma

    Mahmuzlanmak işi

  • mahmuzlanmak

    Mahmuzlamak işine konu olmak veya mahmuzlamak işi yapılmak

  • mahmuzlu

    Mahmuzu olan

  • mahpus

    Kapatılmış, hapsedilmiş (kimse); hapis, mapus

  • mahpusluk

    Mahpus olma durumu

  • mahra

    Üzüm taşımaya yarayan ağzı geniş, dibi dar tahta kap

  • mahrama

    Bazı bölgelerde kadınların sokağa çıkarken manto üstüne örtündükleri işlemeli geniş örtü; makrama

  • mahrem

    Yakın akrabadan olduğu için nikâh düşmeyen (kimse)

  • mahremiyetine girmek

    bir kimsenin özel hayatını öğrenecek kadar ona yakın olmak

  • mahremlik

    Mahrem olma durumu

  • mahrum etmek

    yoksun bırakmak

  • mahrum kalmak

    yoksun kalmak

  • mahrum olmak

    yoksun kalmak

  • mahsuben

    Hesaba geçirilerek, alacağa sayılarak, hesabına sayılmak üzere

  • mahsubunu yapmak

    hesabını yapmak, hesabına geçirmek

  • mahsul

    Ortaya çıkan, elde edilen şey

  • mahsulat

    Ürünler

  • mahsup

    Hesap edilmiş, hesaba geçirilmiş

  • mahsup etmek

    hesaba geçirmek

  • mahsur

    Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş

  • mahsur kalmak

    bir yerden çıkamamak

  • mahsus

    Biri veya bir şey için ayrılmış; münhasır

  • mahsusluk

    Mahsus (I) olma durumu; özgülük

  • mahsustan

    İsteyerek, özellikle

  • mahunya

    İki çeneklilerden, çiçekleri sarı renkte, kokulu ve salkım durumunda olan, köklerinden sarı boya çıkarılan bir süs bitkisi (Mahonia)

  • mahur

    Klasik Türk müziğinde bir makam

  • mahurbuselik

    Klasik Türk müziğinde bir birleşik bir makam

  • mahut

    Bilinen, adı geçen, sözü geçen

  • mahvedebilme

    Mahvedebilmek işi

  • mahvedebilmek

    Mahvetme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • mahvediş

    Mahvetmek işi

  • mahvetme

    Mahvetmek işi

  • mahvetmek

    Yok etmek

  • mahvolma

    Mahvolmak işi

  • mahvolmak

    Yok olmak

  • mahvoluş

    Mahvolmak işi

  • mahya

    Ramazan gecelerinde, camilerde iki minare arasına gerilen ipler üzerine kandil veya elektrik ampulleriyle yazılan yazı veya yapılan resim

  • mahya kiremidi

    Çatılarda mahyayı örtmek için dizilen, uzunca ve oluk biçiminde kiremit

  • mahya ışıklığı

    Mahya üzerine yazılan ışıklı yazı

  • mahya şenliği

    Batı Trakya'da et ve pilav yemeğinin topluca yenmesi geleneği

  • mahyacı

    Mahya yapan kimse

  • mahyacılık

    Mahya yapma işi

  • mahyalık

    Bir çatının köşelerini örten kurşun levha

  • mahzar

    Yüksek makamlı bir kimsenin yanı, huzuru

  • mahzen

    Yapılarda yer altı deposu

  • mahzun etmek

    üzüntü vermek

  • mahzun olmak

    üzgün durumda olmak, boynu bükülmek

  • mahzunca

    Mahzun bir biçimde, üzgün olarak; mahzunane

  • mahzunlaşma

    Mahzunlaşmak işi

  • mahzunlaşmak

    Mahzun duruma girmek, mahzun olmak

  • mahzunluk

    Mahzun olma durumu

  • mahzur doğurmak

    ortaya engel çıkarmak, sakınca yaratmak

  • mahzur görmek

    sakıncalı bulmak

  • mahzursuz

    Sakıncası olmayan

  • mahzuz

    Haz duymuş, hoşlanmış

  • mahıv

    Yok etme, yok olma

  • mahşer

    Ahirette bütün insanların tekrar dirilip toplanacakları yer

  • mahşer gibi

    çok kalabalık

  • mahşer midillisi

    Kısa boylu, fitneci kimse

  • mahşer yeri

    İslam inanışına göre kıyamet günü bütün ölülerin dirilip toplanacakları yer; arasat

  • mahşer yeri gibi

    çok kalabalık

  • mahşere dönmek

    çok kalabalıklaşmak

  • mahşerleşme

    Mahşerleşmek durumu

  • mahşerleşmek

    Çok kalabalık olmak

  • mahşerî

    Mahşeri andıran

  • mail

    Eğilimi olan

  • mail olmak

    hayran kalmak, vurulmak

  • maiyet

    Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler; tevabi

  • maiyet memuru

    Yüksek makamlı bir devlet memurunun yanında görev yapan memur

  • majeste

    Devlet başkanları için kullanılan san

  • majesteleri

    devlet başkanlarına yönelik kullanılan bir seslenme sözü

  • majör

    Büyük, önemli olan

  • majör gam

    Beş tonla iki yarım tondan oluşan gam

  • makabil

    Bir şeyin öncesi, geçmişi

  • makabline şamil

    Önceyi kapsayan

  • makadam

    Yolların kaplanması için genellikle 4-7 santimetre arasında parçalara bölünmüş taş

  • makadamlama

    Makadamlamak işi

  • makadamlamak

    Makadamla kaplamak

  • makak

    Güneydoğu Asya'da yaşayan kuyruklu bir maymun (Macacus)

  • makale

    Bilim, fen konularıyla siyasal, ekonomik ve toplumsal konuları açıklayıcı veya yorumlayıcı niteliği olan gazete veya dergi yazısı; yazı (I)

  • makam

    Devlet kademesinde yüksek ve önemli memuriyet; kat (I), huzur, mansıp, mevki, post

  • makam arabası

    Yüksek makamdaki bir kimsenin devlet tarafından kullanımına verilen araç; makam otomobili

  • makam odası

    Yüksek makamdaki bir kimsenin çalışması için ayrılmış oda; makam

  • makam tazminatı

    Yüksek makamda görevli bulunanlara aylık maaşları dışında fazladan ödenen ücret; makam ödeneği

  • makam şoförü

    Makam arabasını kullanan şoför

  • makamlı

    Makamı olan

  • makamlı makamlı

    Belli bir makamda, ahenkli biçimde

  • makamsız

    Makamı olmayan

  • makamında

    Yerinde, biçiminde, tarzında

  • makara

    Üzerine iplik, tel, şerit vb. sarılan, kenarları çıkıntılı, ekseni boyunca delik silindir; bobin

  • makara gibi

    aralıksız (konuşma)

  • makara çekmek

    ötücü kuşlar sürekli ötmek

  • makaraları koyuvermek (veya zapt edememek veya salıvermek)

    kendini tutamayarak kahkahayla gülmeye başlamak

  • makaralı

    Makarası olan, makara ile çalışan

  • makaralı kuş

    Sürekli öten kuş

  • makarasını çözmek

    ayrıntılarıyla sayıp dökmek

  • makaraya almak (veya sarmak)

    bir kimseyle alay etmek

  • makarena

    El kol hareketleri ile birlikte yapılan bir tür hızlı dans

  • makarna

    İrmik veya una yumurta karıştırılarak hazırlanmış türlü biçimlerdeki kuru hamur

  • makarnacı

    Makarna yapan veya satan kimse

  • makarnacılık

    Makarna yapma veya satma işi

  • makas

    Bir eksen çevresinde dönebilecek biçimde çapraz eklemlenmiş, birbirine bakan yüzleri keskin iki çelik lamadan oluşmuş, arasına yerleştirilen herhangi bir şeyi kesmeye yarayan araç; sındı

  • makas almak

    birinin yanağını orta parmak ile işaret parmağı arasına alıp sıkıştırmak, makaslamak

  • makas atmak

    kumaş, kâğıt, saç vb.ni makasla kesmek

  • makas değiştirmek

    tren yönünü değiştirmek

  • makas payı

    Kumaş biçerken ihtiyat olarak bırakılan pay; makas hakkı

  • makas vurmak

    makasla kesmek

  • makaskâr

    Kâğıt oymacılığı ile uğraşan kimse

  • makaslama

    Makaslamak işi

  • makaslamak

    Makasla kesmek

  • makaslanma

    Makaslanmak işi

  • makaslanmak

    Makas almak işine konu olmak

  • makaslı

    Makası olan

  • makaslı böcek

    Kın kanatlılarından, başı ve makasları iri bir böcek; bağkesen, yereşeği (Lucanius)

  • makassız

    Makası olmayan

  • makasçı

    Makas yapan veya satan kimse

  • makasçılık

    Makasçının görevi

  • makat

    Minderli alçak sedir

  • makbul

    Kabul edilen

  • makbul olmak

    beğenilmek

  • makbule geçmek

    çok beğenilmek, hoşa gitmek, işe yaramak

  • makbullük

    Makbul olma durumu

  • Makedon

    Makedonya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Makedonyalı

  • Makedonca

    Makedonların kullandığı dil

  • maket

    Mimarlıkta, sanayide ve bazı sanat dallarında yer alan eserlerin taslak durumundaki küçük örneği

  • maket bıçağı

    Genellikle maket yapımında kullanılan ince ve keskin bıçak

  • maketçi

    Maket yapan kimse

  • maketçilik

    Maket yapma veya satma işi

  • makferlan

    Omuzdan yarı bele kadar inen pelerini olan palto

  • makferlanlı

    Makferlan giymiş olan

  • maki

    Akdeniz dolaylarında yaygın olan, bodur ağaç ve çalılardan oluşan bitki örtüsü

  • makigiller

    Örneği maki (II) olan primatlar sınıfı

  • makilik

    Maki yetişen yer

  • makine

    Herhangi bir enerji türünü başka bir enerjiye dönüştürmek, belli bir güçten yararlanarak bir işi yapmak veya etki oluşturmak için çarklar, dişliler ve çeşitli parçalardan oluşan düzenekler bütünü

  • makine dolabı

    Makineler için özel yapılan dolap

  • makine gibi

    çok çabuk, art arda, aynı biçimde yapılan veya olan

  • makine gibi adam

    düzgün, çok ve çabuk iş çıkaran adam

  • makine gücü

    Bir makinenin bir saniyede yapabildiği iş miktarı

  • makine odası

    Makinelerin onarıldığı yer

  • makine parkı

    Bir işletmenin yüklendiği işi yapabilmesi için sahip olduğu araç ve gerecin bütünü

  • makine yağı

    Rafine edilmiş bir yağlama yağı ile bir sabunun, istenen kıvama göre değişen oranlarda iyice karıştırılmasından elde edilen yarı koyu yağlama yağı; gres, gres yağı

  • makine çekmek

    dikiş makinesinde dikmek

  • makineci

    Makine satan veya onaran kimse

  • makinecilik

    Makineci olma durumu

  • makineleşme

    Makineleşmek işi

  • makineleşmek

    Üretimde makine gücünden, giderek daha çok yararlanmak

  • makineleştirme

    Makineleştirmek işi

  • makineleştirmek

    Makine ile yapılmasını sağlamak

  • makineli

    Makinesi olan, makine ile işleyen

  • makineli tabanca

    Bir tür otomatik silah

  • makineli tüfek

    Tetiğine basıldığında sürekli kurşun atan bir tür tüfek; makineli

  • makineli tüfek gibi

    çok hızlı, birbiri ardınca

  • makineyi bozmak

    motoru bozmak

  • makinist

    Lokomotif, vapur, fabrika vb.nin makinesini işleten kimse

  • makinistlik

    Makinistin görevi

  • maklube

    Kızartılmış ve halka şeklinde doğranmış patateslerin üzerine kavrulmuş et ve pirincin eklenerek pişirilmesi ve tencerenin servis tabağına ters çevrilmesiyle yapılan bir tür yemek

  • makosen

    Kuzey Amerika Kızılderililerinin giydiği deriden yapılmış, tek parça ayakkabı

  • makroekonomik

    Makroekonomi ile ilgili olan

  • makrome

    Kalın iplikle elde örülmüş iş

  • makromeli

    Kol ve bacaklardan birinin veya birkaçının aşırı gelişmesi

  • makromolekül

    İçinde genellikle pek çok kere tekrarlanan atom gruplarından meydana gelmiş bir veya birçok yapısal motif bulunan molekül

  • makrosefal

    Başı anormal derecede büyük olan (kimse)

  • maksat gütmek

    bir işi yaparken gizli amaç beslemek

  • maksat hasıl olmak

    amaca ulaşılmak, amaç gerçekleşmek

  • maksat muhabbet olsun

    "dostların konu kıtlığında bile konuşacak şeyleri vardır" anlamında kullanılan bir söz

  • maksatlı

    Bilerek, isteyerek, kasıtlı olarak

  • maksatlıca

    Amaçlı bir biçimde

  • maksatsız

    Bilmeden, istemeden, kasıtsız olarak

  • maksatsızca

    Maksatsız bir biçimde

  • maksatsızlık

    Maksatsız olma durumu

  • maksimum

    Değişebilen bir niceliğin varabileceği en yüksek olan (sınır); maksimal, azami

  • maksure

    Camilerde, parmaklıklarla çevrilmiş yer

  • maksut

    İstenen, niyet edilen, güdülen, amaçlanan

  • makta

    Kalem ucunu düzeltmeye yarayan kemikten yapılmış araç

  • maktel

    Cinayet işlenen yer

  • maktu

    Kesilmiş

  • maktul

    Öldürülmüş, öldürülen

  • maktul düşmek (veya olmak)

    vurulup ölmek, öldürülmek, katledilmek

  • makul

    Aklın benimseyebileceği, aklın kabul edebileceği, akla uygun nitelikte olan

  • makul olmak

    akıllıca, akla uygun davranmak

  • makullük

    Makul olma durumu

  • makyaj

    Yüzü daha bakımlı ve güzel göstermek için kirpik, göz kapağı, burun, yanak ve dudaklara rimel, far, allık, fondöten, ruj vb. malzemeler sürme tekniği

  • makyaj odası

    Televizyon, sinema, fotoğrafçılık ve reklamcılıkta filmin çekiminden önce gerekli makyajın yapıldığı yer

  • makyaj takımı

    Makyaj için gerekli olan malzemeleri bir arada bulunduran set

  • makyaj yapmak

    yüzü daha bakımlı ve güzel göstermek için kirpik, göz kapağı, burun, yanak ve dudaklara rimel, far, allık, fondöten, ruj vb.malzemeler sürmek; makyajlamak

  • makyajcı

    Makyaj yaparak geçimini sağlayan kimse

  • makyajcılık

    Makyajcının yaptığı iş

  • makyajlama

    Makyajlamak işi

  • makyajlamak

    Makyaj yapmak

  • makyajlı

    Makyajı olan, makyaj yapmış; boyalı

  • makyajsız

    Makyajı olmayan; boyasız

  • makyajsızca

    Makyajsız bir biçimde

  • makyajsızlık

    Makyajsız olma durumu

  • Makyavelci

    Makyavelcilik yanlısı olan; Makyavelist

  • Makyavelcilik

    Politikada, amaca ulaşmak için ahlaka aykırı da olsa her türlü aracı hoş gören anlayış; Makyavelizm

  • makyör

    İyi görüntü sağlamak, belli bir tip yaratmak veya yalnızca bazı düzeltmeler yapmak için oyuncunun yüzünde ve vücudunda yapılan boyama ve değişim yapan erkek

  • makyöz

    İyi görüntü sağlamak, belli bir tip yaratmak veya yalnızca bazı düzeltmeler yapmak için oyuncunun yüzünde ve vücudunda yapılan boyama ve değişim yapan kadın

  • makûs

    Ters çevrilmiş, baş aşağı getirilmiş

  • mal

    Bir kimsenin, bir tüzel kişinin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü

  • mal adama hem dost hem düşmandır

    "malın insana yararı olduğu gibi zararı da vardır" anlamında kullanılan bir söz

  • mal bildirimi

    Mülkiyeti altında bulunan taşınır ve taşınmaz malların listelenerek istenen makama sunulması; mal beyanı, deklarasyon

  • mal birliği

    Hukuk bakımından karı ve kocanın mallarının bir bütün sayılması

  • mal bulmuş Mağribî gibi

    "büyük bir zenginliğe kavuşmuşçasına aşırı sevinç ve coşku ile" anlamında kullanılan bir söz

  • mal canlısı

    Mala çok düşkün, malı çok seven

  • mal canı kazanmaz, can malı kazanır

    "insan mal kazanacağım diye sağlığını tehlikeye atmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz

  • mal canın yongasıdır

    "insan, malına gelen zarardan, canına gelmişçesine acı duyar" anlamında kullanılan bir söz

  • mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan

    "bu dünya gelip geçicidir, mala mülke fazla değer vermemek gerekir" anlamında kullanılan bir söz

  • mal edinmek

    kendine mal sağlamak, mal sahibi olmak

  • mal etmek

    bir değer karşılığında sahip olmak

  • mal kaldırmak

    ürün elde etmek

  • mal kapatmak

    para karşılığında herhangi bir üretim alanındaki verimin sırf kendisine ayrılmasını sağlamak

  • mal meydanda

    bir işin gizli bir yönünün olmadığını belirten bir söz

  • mal mülk

    Her türlü taşınır ve taşınmaz maddi varlık

  • mal olmak

    bir şeye bir değer karşılığında sahip olmak

  • mal sahibi

    Bir malı kendi mülkiyeti altında bulunduran kimse

  • mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi

    malı mülkü yüzünden kendini üzüntüye kaptırmamak veya malı mülkü ile övünmemek gerektiğini anlatan bir söz

  • mal sandığı

    Para alıp veren devlet dairesi

  • mal varlığı

    Bir kişiye ait para ile ölçülebilen hakların bütünü; mamelek

  • mal yapmak

    servet sahibi olmak

  • mala

    Harç alıp sürmeye yarayan, çoğu üçgen biçiminde, yassı biçimli, tahta saplı, demirden sıvama aracı

  • malafa

    Önceden delinmiş parçaları tornalamaya özgü torna tezgâhı bağlama aleti

  • malaga

    İspanya'nın Malanga yöresinde yapılan bir şarap türü

  • malak

    Manda yavrusu

  • malakit

    Yeşil renkli, yontulup parlatılabilen, doğal bakırlı, hidratlı karbonat; bakır taşı

  • malaklama

    Malaklamak işi

  • malaklamak

    Manda yavrulamak

  • malakâr

    Ustuka işi yapan kimse; ustukacı

  • malakâri

    Tebeşir, beyaz mermer tozu, alçı, sönmüş kireç, yumurta akı, tutkal, farklı renkte boyalar ve su karıştırılarak elde edilen taş ve mermer taklidi sıva malzemesi, sıva macunu; ustuka

  • malalama

    Malalamak işi

  • malalamak

    Çimento veya alçı sürülmüş bir yüzeyi mala ile düzeltmek

  • malama

    Samanla karışık tahıl

  • Malatya

    Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • Malatyalı

    Malatya ilinden olan kimse

  • Malatyalılık

    Malatyalı olma durumu

  • Malay

    Malezya, Doğu Sumatra ve Brunei kıyılarında yaşayan bir halk veya bu halktan olan kimse

  • malayani

    Boş ve yararsız, saçma

  • malayanilik

    Malayani olma durumu

  • Malayca

    Malayların kullandığı dil

  • malaz

    Sulak yer

  • Malazgirt

    Muş iline bağlı ilçelerden biri

  • malca

    Mal olarak, mal bakımından; malen

  • malcı

    Mal alıp satan kimse

  • malcılık

    Malcının yaptığı iş

  • Malezyalı

    Malezya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • malgama

    Cıvanın herhangi bir madenle birleşerek yaptığı alaşım; amalgam

  • mali

    Mal ile ilgili; finansal

  • mali analist

    Ekonomik ve mali konuları çözümleyen uzman

  • mali belge

    Kredi açılışını göstermek için çıkarılan ve ikrazcı bankaya finansman yenilemesi yapmayı sağlayan senet; mali senet, enstrüman

  • mali cebir

    Paraya ilişkin konuları esas alan bilim dalı

  • mali yıl

    Devlet kurumlarının ve iş yerlerinin yıllık mali raporlarında belirlenen bütçelerinin uygulandığı, her yıl 1 Ocak'ta başlayıp 31 Aralık'ta kapanan süre

  • malik olmak

    sahip olmak

  • Maliki

    İslamiyet’te dört Sünni mezhepten biri

  • Malikilik

    Maliki olma durumu

  • malikiyet

    Malik olma durumu

  • malikâne

    Geniş bir alana kurulmuş, büyük ve gösterişli ev; yurtluk

  • maliye

    Kamu ile ilgili işlerin yürütülmesi için gerekli gelirleri ve harcanan paraları düzenleyen kuralların bütünü

  • maliyeci

    Maliye işlerinde uzman olan veya devletin maliye kuruluşlarında çalışan kimse

  • maliyecilik

    Bir devletin mali işleri

  • maliyet

    Üretimde bir mal elde edilinceye değin harcanan değerlerin toplamı

  • maliyet fiyatı

    Bir malın çeşitli üretim ve dağıtım dönemlerinde, o döneme kadar yapılan harcamaların bütünü; doğal fiyat, normal fiyat

  • maliyetli

    Maliyeti yüksek olan

  • maliyetsiz

    Maliyeti düşük olan

  • maliyetsizlik

    Maliyetsiz olma durumu

  • Malkara

    Tekirdağ iline bağlı ilçelerden biri

  • malkoç

    Osmanlılarda akıncılar ocağının komutanı

  • malkıran

    Hayvan vebası

  • mallanma

    Mallanmak işi

  • mallanmak

    Mal mülk edinmek

  • mallı mülklü

    Malı mülkü olan

  • malt

    Bira yapmak için çimlendirilip kurutularak hazırlanmış arpa

  • Malta humması

    Akdeniz ülkelerinde görülen, en çok keçi sütü ile bulaşan ateşli bir hastalık; Akdeniz humması

  • Malta palamudu

    Uskumrugillerden, ılık ve sıcak denizlerde yaşayan, üzerinde enlemesine mavi çizgiler bulunan, gri renkli bir balık (Naucrates ductor)

  • Malta taşı

    Bahçe, mutfak vb. yerleri döşemekte kullanılan, dört köşe, yassı, kolay kırılan bir taş türü

  • Maltaca

    Maltalıların kullandığı dil

  • Maltalı

    Malta’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Maltız

  • maltalık

    Malta taşı ile kaplı sofa, avlu

  • Maltepe

    İstanbul iline bağlı ilçelerden biri

  • maltlanma

    Maltlanmak işi

  • maltlanmak

    Malt ile işlem görmek, içine malt katılmak

  • maltoz

    Nişastası tam olmayan, hidroliz sırasında ortaya çıkan şeker (C12H12O11)

  • maltız

    Çoğunlukla yemek pişirmekte kullanılan, içinde ızgarası bulunan, ayaklı ve taşınır ocak

  • Maltız keçisi

    Ana yurdu Malta adası olan, çok süt veren, kısa tüylü, küçük bir cins keçi

  • malul

    Sakat (kimse); sökel

  • malul gazi

    Bir savaşta veya yurt savunmasında sakatlanmış güvenlik görevlisi

  • malulen

    Sakat, hasta bir biçimde

  • malulen emekli

    Sigortalı olarak çalışırken herhangi bir hastalık veya sakatlık sebebiyle iş yapma gücünü kaybetmesi dolayısıyla emekli edilmiş kimse

  • malulen emeklilik

    Malulen emekli olma durumu

  • malulen emekliye ayrılmak

    sigortalı olarak çalışırken hastalığı veya sakatlığı dolayısıyla erken emekli olmak

  • malum

    Herkes tarafından bilinen, gizli olmayan, öğrenilmiş şey

  • malum değil

    bilinmeyen konular için kullanılan bir söz

  • malum olmak

    içine doğmak

  • malum ya!

    "bilinen şey" anlamında kullanılan bir söz

  • malumat almak

    bilgi edinmek

  • malumat edinmek

    bilgi edinmek, öğrenmek

  • malumat vermek

    bilgi vermek

  • malumatfuruş

    Bilgiçlik taslayan

  • malumatfuruşluk

    Malumatfuruş olma durumu

  • malumattar etmek

    bilgi vermek

  • malumluk

    Malum olma durumu

  • malumu ilam etmek

    bilinen ve açık olan bir şeyi söylemeye, açıklamaya kalkmak

  • malumun ilamı

    Bilinen ve açık olan bir şeyi söylemeye, açıklamaya kalkma

  • malya

    Deniz dibinde otlara takılmış oltayı kurtarmaya ve deniz derinliklerinden ağ, halat, sicim vb. şeyleri çıkarmaya yarayan dört tırnaklı demir

  • malzeme

    Herhangi bir iş için gerekli her türlü nesne

  • malç

    Toprak ve rutubet muhafazası amaçları ile çayır ve mera üzerine bırakılan veya başka yerlerden getirilip serpilen her türlü bitki artığı

  • malı götürmek

    herkesin göz diktiği bir çıkarı elde etmek

  • malı ongun olanın adı angın olur

    "malından çok ürün alan kişinin adı her yerde anılır" anlamında kullanılan bir söz

  • malı taşı

    Bazen kayıklarda çıpa yerine kullanılan, ipe bağlı büyükçe taş

  • malın gözü

    Açıkgöz, kurnaz, çokbilmiş kimse

  • malın iyisi boğazdan geçer

    "kişinin, yiyemediği malının bir değeri yoktur" anlamında kullanılan bir söz

  • malını yemesini bilmeyen zengin her gün züğürttür

    "züğürt, yokluk içinde bulunduğundan yiyemez, varlık içinde olduğu hâlde yiyemeyen de bunun gibidir" anlamında kullanılan bir söz

  • mama

    Bebek için hazırlanan yiyeceklerin genel adı

  • Mamak

    Ankara iline bağlı ilçelerden biri

  • mamaliga

    Kaynayan suya mısır unu eklenip kıvam alıncaya kadar pişirildikten sonra üzerine kızdırılmış yağ, baharat vb. ilave edilen bir yemek

  • mambo

    Haiti kökenli, hızlı ve hareketli, rumba ve çaçaçaya benzeyen bir dans

  • mamografi

    Meme dokusunun tarama veya tanı amaçlı olarak röntgen ışınlarıyla görüntülenmesi işlemi

  • mamografi cihazı

    Meme dokusunu, tarama veya tanı amaçlı olarak röntgen ışınlarıyla görüntüleyen cihaz

  • mamografi çektirmek

    Mamografi cihazında meme dokusunu görüntületmek

  • mamul

    Yapılmış, işlenmiş, imal edilmiş (eşya, yiyecek)

  • mamulat

    Yapılmış şeyler

  • mamure

    Bayındır yer

  • mamut

    Filgillerden, Dördüncü Çağ’da Avrupa ve Asya'da yaşamış olan, şimdi ancak fosili bulunan iri, kıllı bir hayvan (Elephas primigenius)

  • mana (veya manası) çıkmak

    anlamına gelmek, anlamını taşımak

  • mana taşımak

    bir şey ifade etmek, bir anlamı olmak

  • mana vermek

    kendince bir yargıya varmak, yorumlamak

  • mana çıkarmak

    yersiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek

  • manalandırabilme

    Manalandırabilmek işi

  • manalandırabilmek

    Manalandırma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • manalandırma

    Manalandırmak işi

  • manalandırmak

    Anlam vermek

  • manalı

    Anlamlı bir biçimde; manalıca

  • manalılık

    Anlamlı olma durumu

  • manas

    Kın kanatlılardan, ergin evrede yaprakları, kurtçuk evresinde kökleri kemirerek tarım bitkilerine ve orman ağaçlarına büyük zarar veren bir böcek (Polyhylla fullo)

  • manastır

    Bazı kesin kurallara bağlı rahip veya rahibelerin dünya ile ilgilerini keserek yaşadıkları yapı; keşişhane

  • manası kalmamak

    anlamı olmamak

  • manasına gelmek

    anlamına gelmek

  • manasız

    Yararsız olan

  • manat

    Azerbaycan ve Türkmenistan'ın para birimi

  • Manav

    Batı Anadolu’da, özellikle Eskişehir yöresinde yerleşik hayata erken dönemde geçmiş olan Türk topluluğu

  • manav

    Meyve ve sebze satılan yer

  • Manavgat

    Antalya iline bağlı ilçelerden biri

  • manavlık

    Manavın işi veya mesleği

  • manaya gelmek

    anlam bildirmek

  • manca

    Kedi, köpek yiyeceği

  • mancana

    Sütleğengillerden, Antil Adaları'nda yetişen, çok zehirli bir ağaç (Manzenilla)

  • mancınık

    Top yapımının bilinmediği çağlarda, kale kuşatmalarında, ağır taş gülle fırlatmakta kullanılan basit bir savaş aracı

  • mancınık işi

    Kozadan ipek sağlama işi

  • mancınıkçı

    Mancınık kullanan kimse

  • manda

    Geviş getirenlerden, derisinin rengi siyaha yakın, uzun seyrek kıllı bir hayvan; su sığırı, camız, dombay, kömüş (Buffelus)

  • manda gibi

    çok iri ve hantal

  • manda gibi yayılmak

    dikkatsizce ve bütün ağırlığıyla oturmak

  • manda gibi yemek

    çok fazla yemek

  • mandacı

    Bir ülkeyi manda temeline göre yönetmesi için Birleşmiş Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen devlet; mandater

  • mandacılık

    Mandacı yanlısı tutum

  • mandagözü

    Nikel yirmi kuruş

  • mandal

    Kapı, pencere vb. şeyleri kapalı tutmaya yarayan, döner tahta veya metal parça

  • mandalina

    Turunçgillerden, ılıman iklimlerde yetişen ve portakala çok benzeyen bir ağaç (Citrus nobilis)

  • mandallama

    Mandallamak işi

  • mandallamak

    Kapı, pencere kanadını mandalla tutturmak

  • mandallanma

    Mandallanmak işi

  • mandallanmak

    Mandallama işi yapılmak, mandalla tutturulmak

  • mandallı

    Üzerinde mandal bulunan

  • mandalsız

    Üzerinde mandal bulunmayan

  • mandapost

    Banka, postane vb. aracılığıyla gönderilen para

  • mandar

    Gemilerde küçük makara

  • mandarin

    Çin’de bürokrat sınıfına mensup kişi

  • mandarinlik

    Mandarin olma durumu

  • mandepsi

    Tuzak, oyun

  • mandepsiye bastırmak (veya düşürmek)

    aldatmak, tuzağa düşürmek

  • mandolin

    İkişer ikişer aynı değerde dört çift teli olan, pena ile çalınan, şişkin gövdeli, kısa saplı bir çalgı

  • mandolinci

    Mandolin yapan, satan veya çalan kimse

  • mandolincilik

    Mandolincinin yaptığı iş

  • mandıra

    Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların süt elde etmek amacıyla beslenip barındırıldığı, süt ve süt ürünlerinin üretildiği çiftlik veya üreticiden satın alınan sütlerle süt ürünleri üretip satan yer

  • mandıra köpeği

    İri ve kuvvetli bir tür köpek

  • mandıracı

    Mandıra işleten kimse

  • mandıracılık

    Mandıracı olma durumu

  • manej

    At eğitimi

  • manen

    Kişinin iç dünyası yönünden, manevi bakımdan, maddeten karşıtı

  • manevi

    Gözle görülüp elle tutulamayan, madde ve cisimle ilgisi bulunmayan, inançla ilgili, manaya, içe, öze, ruha ait olan; ruhani, maddi karşıtı

  • manevi evlat

    Evlat yerine konularak benimsenen kimse

  • manevi ilim

    Din bilimlerine ait bilim dallarının tümü

  • manevi tazminat

    Kişilik haklarına karşı işlenen suçlara ilişkin dava sonucunda ödenmesine karar verilen bedel

  • manevi zarar

    Kişilik hakları bakımından uğranılan kayıp

  • manevileşme

    Manevileşmek durumu

  • manevileşmek

    Manevi durum almak

  • manevilik

    Manevi olma durumu; ruhanilik

  • maneviyat

    Maddi olmayan, manevi şeyler

  • maneviyatı bozulmak

    manevi değerlerden uzaklaşmak, yozlaşmak

  • maneviyatı kuvvetli tutmak

    karşılaşılan zorluklara dayanabilmek için güçlü olabilmek

  • maneviyatı kırılmak

    moral gücü sarsılmak

  • maneviyatını kırmak

    moral gücünü sarsmak

  • manevra

    Bir aletin işleyişini düzenleme, yönetme işi veya biçimi

  • manevra fişeği

    Askerî harekâtta kullanılan ve kurusıkı atım yapan fişek; manevra mermisi

  • manevra yapmak

    bir araca istenilen hareketi yaptırmak

  • manevralı

    Manevra yapılan

  • manevrasız

    Manevra yapılmayan

  • manga

    On kişilik asker birliği

  • mangal

    Üzerinde bir şey pişirmek veya ısınmak için kullanılan, sac, bakır, pirinç vb. malzemeden yapılan, türlü biçimlerdeki üstü açık ayaklı ocak; korluk

  • mangal gibi yüreği olmak

    cesareti çok olmak

  • mangal yağı

    Etin yapışmaması için mangaldaki ızgaraya sürülen yağ

  • mangal yürekli

    Korkusuz, gereğinden fazla cesur, gözünü daldan budaktan esirgemeyen, gözü pek olan kimse

  • mangal yüreklilik

    Mangal yürekli olma durumu

  • mangalda kül bırakmamak

    yapamayacağı işleri yapabilirmiş gibi söylemek

  • manganez

    Atom numarası 25, atom ağırlığı 54,93, yoğunluğu 7,39 olan, 1244 °C'de eriyen, doğada oksit durumunda bulunan, çeliği sertleştirmek için kullanılan, çok sert ve kırılgan bir element; mangan (simgesi Mn)

  • manganin

    Manganezin bakır ve nikelle yaptığı alaşım

  • mangiz bayılmak (veya uçlanmak)

    para vermek

  • mangır

    Bakırdan yapılmış, iki buçuk para değerinde sikke

  • mangırlı

    Bol parası olan

  • mangırsız

    Parası olmayan

  • mani

    Kişinin sevinç, güven ve her türlü etkinliğinin normal olmayan bir biçimde arttığı ruh hastalığı

  • Manici

    Maniciliği benimseyen

  • Manicilik

    İranlı düşünür Mani'nin III. yüzyılda kurduğu ve iyilik kötülük esasına dayalı dinî öğreti; Manihaizm

  • manifatura

    Fabrika yapımı her türlü kumaş, bez vb. dokuma; yırtım

  • manifaturacı

    Manifatura eşyası satan kimse; yırtımcı, bezzaz

  • manifaturacılık

    Manifaturacı olma durumu; yırtımcılık, bezzazlık

  • manifesto

    Bir gemideki malları göstermek için kaptan tarafından boşaltma işlemlerinin yapılacağı gümrük idaresine verilen liste

  • manifesto torbası

    Kargo taşımacılığında belge, dosya ve mi paketler ile toplu taşıma listelerinin konulduğu torba

  • manik depresif

    Duygu durumu bozukluğu olan (kimse)

  • manika

    Gemilerde, ambarlara ve makine bölümüne hava vermek için güverteye açılan baca

  • manikür

    El masajı, ölü derinin temizlenmesi, tırnaklara şekil verme, tırnak törpüleme gibi işleri içeren el bakımı

  • manikürcü

    Mesleği manikür yapmak olan kimse

  • manikürcülük

    Manikürcünün yaptığı iş

  • manikürlü

    Manikür yapılmış

  • manikürsüz

    Manikürü olmayan

  • manipülasyon

    Seçme, ekleme ve çıkarma yoluyla bilgileri değiştirme

  • manipülatif

    Yönlendirmeye uygun, kolayca yönlendirilebilen

  • manipülatör

    Telgraf işaretlerini göndermek için bir devredeki akımı kesmekte veya yeniden vermekte kullanılan araç

  • manipüle

    “Yönlendirmek” anlamında manipüle etmek, “yönlendirilmek” anlamında manipüle olmak birleşik fiillerinde kullanılan bir söz

  • Manisa

    Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • Manisa kebabı

    Manisa yöresine özgü, altında pide ve yanında domates, biber vb. ile sunulan, şiş köfteli bir kebap

  • Manisa lalesi

    Lalenin parçalı yapraklı, büyük çiçekli, otsu, çok yıllık türlerine verilen genel ad (Tulipa orphanidea)

  • Manisalı

    Manisa ilinden olan kimse

  • Manisalılık

    Manisalı olma durumu

  • manitacı

    Manitacılıkla para sızdıran dolandırıcı

  • manitacılık

    Tanışıyormuş gibi yaparak veya çevredeki yandaşlarından destek alarak birinden para sızdırma işi; manita

  • manivela

    Bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönen kol

  • manivelalı

    Manivelası olan

  • manişka

    İki dilli iki makara ile yapılan palanga

  • mankafa

    Sakağı hastalığına tutulmuş (at)

  • mankafalık

    Atlarda görülen süreğen, şiddetli sakağı

  • manken

    Genellikle defilelerde giysileri tanıtma, sunma, gösterme amacıyla giyip podyumda yürüyen kimse; model

  • manken gibi

    vücut ölçüleri orantılı ve ince yapılı olan

  • mankenlik

    Mankenin işi

  • mankurt

    Ulusal kimlikten uzaklaşan, içinde bulunduğu topluma yabancılaşan

  • mankurtlaşma

    Mankurtlaşmak durumu

  • mankurtlaşmak

    Ulusal kimlikten uzaklaşmak, içinde bulunduğu topluma yabancılaşmak

  • mankurtluk

    Mankurt olma durumu

  • mano

    Kumar oynatan kişinin kazançtan aldığı pay

  • manolya

    Manolyagillerden, yaprakları almaşık, iri ve parlak yeşil renkte bir süs ağacı (Magnolia grandiflora)

  • manolyagiller

    Ayrı taç yapraklı iki çeneklilerden, manolya vb. güzel kokulu bitkileri içine alan familya

  • mansiyon

    Bir yarışmada konulan ödüle uygun görülmemekle birlikte, anılmaya değer bulunan kimseye veya esere verilen derece

  • mantar

    Mantarlardan, içinde zehirlileri de bulunan, silindir bir gövde ve üst tarafı şapka biçiminde olan ilkel canlıların genel adı (Fungi)

  • mantar atmak

    yalan söylemek, martaval atmak

  • mantar ağacı

    Turunçgillerden, kerestesi çok gözenekli, süngerimsi, açık sarı renkli bir ağaç (Phelloderidron amurerıse)

  • mantar bilimci

    Mantar bilimi ile uğraşan kimse; mikolog

  • mantar bilimi

    Mantarların yapılarını, yaşayışlarını ve yol açtıkları hastalıkları inceleyen bilim dalı; mikoloji

  • mantar gibi (yerden) bitmek

    birdenbire veya kendiliğinden ortaya çıkmak

  • mantar gibi üremek

    hızla çoğalıp yayılmak

  • mantar hastalığı

    Bazı mantarların yol açtığı bitki veya hayvan hastalığı

  • mantar kent

    Nüfusu hızla artan yerleşim bölgesi

  • mantar meşesi

    Batı Akdeniz Bölgesi’nde yetişen bir tür meşe; sezü (Quercus suber)

  • mantar pano

    Sıkıştırılarak birbirine yapıştırılmış küçük mantar parçalarının düz bir yüzey hâline getirilip bir çerçeveye yerleştirilmesiyle yapılan, üzerine not, resim vb. tutturulan pano

  • mantar sotesi

    Yağda hafifçe kavrulan küçük küçük doğranmış mantara su, domates, biber vb. katılarak yapılan bir tür yemek

  • mantar tabakası

    Ağaçlarda hücrelerin çeperlerine mantar özü yığarak ve protoplazmasını yitirerek mantar oluşumuna yol açan, dış büyütken tabaka

  • mantar tabancası

    Borusunun ucuna içi barutlu mantar takılarak patlatılan, tabanca biçiminde bir tür çocuk oyuncağı

  • mantar çorbası

    Mantarlar küçük küçük doğranıp pişirildikten sonra un, karabiber, sıcak su vb. ilave edilerek yapılan bir çorba

  • mantar özü

    Karbon, hidrojen ve oksijenden oluşan bazı bitki hücrelerinin çeperlerini kaplayarak sıvı ve gazların geçmesini önleyen, bu sebeple hücrenin ölümüne veya mantar oluşumuna yol açan madde

  • mantara basmak

    birinin hazırladığı oyuna düşmek, oyuna gelmek

  • mantarcı

    Mantar yetiştiren veya satan kimse

  • mantarcılık

    Mantar yetiştirme veya satma işi

  • mantardoğuran

    Mantarlaşmış hücreler oluşturacak mantar tabakasını doğuran (sürgen doku)

  • mantarhane

    Mantarlar için gerekli nem oranı, sıcaklık, havalandırma vb. doğa şartlarını sağlayan düzeneklerin özel olarak kurulmuş olduğu çadırlar veya odalardan oluşan üretim ve depolama tesisi

  • mantarlama

    Mantarlamak işi

  • mantarlamak

    Aldatmak, yalan söylemek

  • mantarlar

    Sap, yaprak, çiçek vb. organlar yerine dallı veya düz iplikler görünüşünde emeçlerden oluşan, klorofilsiz, çiçeksiz, ilkel canlılar

  • mantarlaşma

    Mantarlaşmak işi

  • mantarlaşmak

    Hücre zarlarına mantar özü karışarak geçirimsiz duruma gelmek

  • mantarlı

    İçinde mantar bulunan, içine mantar konulmuş olan

  • mantarlık

    Yenilebilen mantarların yetiştirildiği yer

  • mantarsı

    Mantarı andıran, mantara benzeyen, mantar gibi; mantarımsı

  • manti

    Gemi serenlerini direklere asılı tutan halat ve makara

  • mantin

    Canfese benzeyen bir tür ipekli kumaş

  • mantis

    Bir sayının logaritmasının ondalık bölümü

  • manto

    Diz altından topuğa kadar uzanan, öbür kıyafetlerin üstüne giyilen, kalın kumaştan, kışlık kadın giysisi

  • mantolama

    Binaları soğuğa veya sıcağa karşı koruma amacıyla dış yüzeyini özel malzemeyle kaplama

  • mantolu

    Manto giymiş olan

  • mantoluk

    Manto yapmaya elverişli (kumaş)

  • mantosuz

    Mantosu olmayan

  • mantı

    İçine tuz, karabiber vb. ilave edilmiş kıyma konularak küçük bohçalar biçiminde kapatılan hamur parçaları

  • mantıcı

    Mantı yapan veya satan kimse

  • mantıcılık

    Mantıcının yaptığı iş

  • mantık

    Doğru düşünme sanatı ve bilimi

  • mantık dışı

    Mantıkla hiçbir ilgisi olmayan, mantığa uymayan

  • mantık öncesi

    Mantıksal düşüncesinin henüz oluşmadığı dönem

  • mantıklı

    Mantığa uygun, akla uygun; mantıksal, mantıki, lojik

  • mantıklıca

    Mantıklı bir biçimde

  • mantıklılık

    Mantıklı olma durumu; mantıksallık

  • mantıksız

    Mantığa, akla aykırı olan

  • mantıksızca

    Mantıksız bir biçimde; mantıksızcasına

  • mantıksızlık

    Mantıksız davranma durumu

  • mantıkça

    Mantık bakımından, mantığa göre; mantıken

  • mantıkçı

    Mantık bilimiyle uğraşan kimse

  • mantıkçılık

    Felsefede mantığa özel ve üstün bir yer ayıran, mantığı felsefenin temeli sayan görüş

  • manuel

    Elle işletilen

  • manuka yağı

    Yeni Zelanda ve Avustralya'nın doğu ve batı bölgelerinde bulunan, gri yeşil kabuklu, 8 metre uzunluğunda, beyaz yaprakları ince noktalı, pembe veya kırmızı çiçekli ince manuka ağacından elde edilen, antibakteriyel etkisinden dolayı sivilce, siğil, akne, açık yara ve yanıkların tedavisinde kullanılan bir yağ türü

  • manyak

    Mani hastalığına yakalanmış (kimse)

  • manyaklaşma

    Manyaklaşmak işi

  • manyaklaşmak

    Manyak duruma gelmek, manyak gibi davranmak

  • manyaklaştırma

    Manyaklaştırmak işi

  • manyaklaştırmak

    Manyak duruma getirmek

  • manyaklık

    Manyak olma durumu

  • manyakça

    Manyağa yakışan

  • manyaluka

    Küçük parça kumaşların bir kadife veya keçe zemin üzerine dikilip her parçanın etrafının ince, ipek sırmalarla işlenmesiyle meydana getirilen seccade

  • Manyas

    Balıkesir iline bağlı ilçelerden biri

  • manyat

    Alamanadan küçük, üç çifte balıkçı kayığı

  • manyetik

    Mıknatısla ilgili, kendinde mıknatıs özellikleri bulunan; mıknatısi

  • manyetik alan

    Bir mıknatısın N ucundan dışarı çıkıp dağıldıktan sonra yine toplanıp S ucundan içine giren kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu alan

  • manyetik disk

    Mıknatıslanma özelliği nedeniyle disk biçimindeki ortam

  • manyetik kart

    Mıknatıslanma özelliği nedeniyle bilginin depolanabildiği kart biçimindeki ortam

  • manyetik kartuş

    Bir kutu içinde bulunan ve kutusundan çıkarılmadan kullanılan manyetik kayıt ortamı; manyetik kaset

  • manyetik rezonans görüntüleme

    Dışardan bir manyetik alan uygulayarak vücuttaki yumuşak dokuların görüntülenmesini sağlayan yöntem

  • manyetik tambur

    Mıknatıslanma özelliği nedeniyle elektriksel işaretlerin kaydedilebildiği silindir yapı

  • manyetik şerit

    Mıknatıslanma özelliği nedeniyle elektriksel işaretlerin kaydedilebildiği şerit

  • manyetit

    Mıknatıs özelliği olan doğal demir oksit (Fe2O4)

  • manyetize

    Manyetizma ile etki altına alınmış

  • manyetize etmek

    manyetizma ile etkilemek

  • manyetize olmak

    manyetizma ile etkilenmek

  • manyetizma

    Mıknatıs özelliklerinin bütünü

  • manyetizmacı

    Manyetizma yapan kimse

  • manyetizmacılık

    Manyetizmacının yaptığı iş

  • manyeto

    İçinde mıknatıslı demir bulunan elektrik üreteci

  • manyetolu

    Manyetosu olan

  • manyetometre

    Manyetik momentleri ve manyetik alanların momentlerini ölçmeye, karşılaştırmaya yarayan alet

  • manyetosuz

    Manyetosu olmayan

  • manyezi

    Müshil olarak kullanılan, beyaz renkli, suda az eriyen, hiçbir tadı olmayan, magnezyum oksidin bir adı

  • manyok

    Sütleğengillerden, sıcak ülkelerde yetişen, yaprakları almaşık, üçü veya yedisi bir arada yelpaze durumunda olan, büyük bir ağaç (Manihot utilissima)

  • manzara

    Bakış, görüş alanına giren, dikkati çeken her yer; görüntü, dekor

  • manzara koymak

    televizyon yayını sırasında beklenmeyen kesinti aralarını doldurmak için ekrana değişik manzara resimlerini getirip göstermek

  • manzaralı

    Manzarası olan

  • manzarasız

    Manzarası olmayan

  • manzarasızlık

    Manzarasız olma durumu

  • manzum

    Şiir biçiminde yazılmış

  • Mançu

    Mançurya halkından olan kimse

  • Mançuca

    Mançu dili

  • manşet

    Gömlek kollarının ucunda bulunan, genellikle düğmesi olup iliklenen, çift katlı veya kalın kumaştan yapılan bölüm; kolluk (I)

  • manşet almak

    voleybolda karşı takımın attığı servisi karşılamak

  • manşetli

    Manşeti olan

  • manşon

    Elleri soğuktan korumak için kullanılan astarlanmış kürk; el kürkü

  • manşonlu

    Manşonu olan

  • Maocu

    Maoculuğu benimsemiş veya Maoculuk yanlısı olan

  • Maoculuk

    Çin lideri Mao Çe-Tung'un düşüncelerine dayanan Marksist akım

  • mapa

    Ucu halkalı cıvata

  • mapusa düşmek

    hapse girmek

  • mapushaneye düşmek

    hapse girmek

  • maraba

    Mesleği yalnız çiftçilik olan varlıksız kimse

  • marabut

    Kuzey Afrika'da dervişlere verilen ad; murabıt

  • maral

    Dişi geyik

  • marangoz

    Ağaç işleriyle uğraşan ve ağaçtan çeşitli eşya yapan usta

  • marangoz mengenesi

    Tutkallanmış veya işlenecek olan tahtaların tutturulduğu kıskaç

  • marangozhane

    Marangozun çalıştığı iş yeri

  • marangozluk

    Marangozun işi

  • maranta

    Bir çenekliler sınıfından, Antillerde ve bütün tropikal bölgelerde yetiştirilen, kökündeki yumrulardan ararot çıkarılan bir tür kamış; ararot kamışı (Maranta arundinaca)

  • maraton

    42.195 metrelik en uzun yol koşusu

  • maratoncu

    Maratonda yarışan sporcu

  • maratonculuk

    Maratoncu olma durumu

  • maraz

    Dayanılması güç durum

  • maraza aramak

    çekişmek, olay çıkarmak için bahane aramak

  • maraza çıkarmak

    kavgaya yol açmak, kavga çıkarmak, anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak

  • marazi

    Hastalıkla ilgili; sayrıl

  • marazlanma

    Marazlanmak işi

  • marazlanmak

    Hastalanmak, hasta olmak

  • marazlı

    Hastalıklı, hasta

  • marazlık

    Güç, sıkıntılı, huzursuz durum

  • marazlık etmek

    güç, sıkıntı veren, huzursuzluk doğuran bir durum yaratmak

  • Maraş dondurması

    Maraş yöresine özgü sert ve yoğun kıvamlı dondurma

  • Maraş işi

    Karton üzerine gerilmiş kumaşa çizilen desenin tamamen sim, sırma vb. sarılarak kapatılmasıyla yapılan bir nakış türü

  • marda

    Iskarta mal

  • Mardin

    Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • Mardinli

    Mardin ilinden olan kimse

  • Mardinlilik

    Mardinli olma durumu

  • mareşal

    En yüksek askerî rütbe

  • mareşallik

    Mareşal olma durumu; müşirlik

  • mareşallik asası

    Mareşallerin tören sırasında ellerinde tuttukları kısa ve üzeri süslü sopa

  • margarik asit

    Margarin yapımında kullanılan yapay yağ asidi

  • margarin

    İçyağlarında bulunan, margarik asidin gliserinle birleştirilmesiyle de yapay olarak elde edilen, 47 °C'de eriyen ve yemeklerde kullanılan bitkisel yağ.

  • marifet

    Herhangi bir işi yapmada ustalık

  • marifet (veya marifetini) göstermek

    ustalığını ortaya koymak

  • marifet iltifata tabidir

    "başarılı bir kimse, desteklenir, takdir edilir, övülürse daha iyi işler yapar" anlamında kullanılan bir söz

  • marifetli

    Usta, hünerli

  • marifetlilik

    Marifetli olma durumu

  • marifetsiz

    Ustalığı olmayan, hüner gerektirmeyen

  • marifetsizce

    Marifetsiz bir biçimde

  • marifetsizlik

    Marifetsiz olma durumu

  • marihuana

    Hindistan'da yetişen kenevirin çiçeklerinden ve yapraklarından elde edilen uyuşturucu madde (Cannabis sativa)

  • marinacı

    Marina işleten kimse

  • marinacılık

    Marina işletmeciliği

  • marinat

    Etlerin yumuşaması ve daha lezzetli olması için baharatlı sirke, zeytinyağı vb. ilave edilerek hazırlanan bir sos

  • marine

    "Etleri yumuşatmak ve daha lezzetli duruma getirmek için pişirmeden önce belirli bir süre baharatlı sirke, zeytinyağı vb. ilave edilerek hazırlanan sosun içerisinde bekletmek” anlamındaki marine etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • marizleme

    Marizlemek işi

  • marizlemek

    Birini dövmek

  • marj

    Yazılmış veya basılı bir kâğıdın kenarında bırakılmış boşluk

  • marjlı

    Marjı olan

  • marjsız

    Marjı olmayan

  • mark

    Alman para birimi

  • marka

    Bir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya, benzerinden ayırmaya yarayan özel ad veya işaret; alametifarika

  • marka giymek

    kullanmak için seçkin, kaliteli olan malı tercih etmek

  • marka olmak

    markalaşmak

  • markacı

    Marka satan kimse

  • markacılık

    Markacı olma durumu

  • markaj yapmak

    takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, tutmak, gölgelemek

  • markaja almak

    tutmak, perdelemek

  • markajcı

    Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izleyen, onun hareketlerini engelleyen

  • markalama

    Markalamak işi

  • markalamak

    Bir nesneyi tanıtmak veya benzerlerinden ayırmak için işaret koymak

  • markalanma

    Markalanmak işi

  • markalanmak

    Markalama işi yapılmak

  • markalaşma

    Markalaşmak işi

  • markalaşmak

    Ürün marka durumuna gelmek

  • markalı

    Markası olan

  • markasız

    Markası olmayan

  • markasızlık

    Markasız olma durumu

  • marke

    "Takım oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketine engel olmak, tutmak, gölgelemek, markaja almak" anlamındaki marke etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • market

    Özellikle her türlü yiyecek maddesi, temizlik malzemesi ile ev, büro vb. yerlere ait gereçlerin satıldığı dükkân

  • marketçi

    Market işleten kimse

  • marketçilik

    Market işletme işi

  • marki

    Bazı Batı devletlerinde kont ile dük arasındaki bir soyluluk ünvanı

  • markiz

    Markinin karısı

  • markizet

    İnce, pamuklu, genellikle çiçekli bir kumaş

  • markka

    Finlandiya'nın para birimi; mark

  • Marksçı

    Marksçılık yanlısı olan (görüş veya kimse); Marksist

  • Marksçılık

    Alman filozof Marks'ın düşüncelerine dayanan devrimci sosyalist akım; Marksizm

  • markör

    Önemli ibareleri veya dikkati çekmek istenilen yerleri işaretlemeye yarayan, parlak renkli boya kalemi

  • marley

    Yapılarda döşeme gereci olarak kullanılan plastik madde

  • Marmara

    Balıkesir iline bağlı ilçelerden biri

  • Marmara çırası

    "Perişan etmek, mahvetmek veya perişan olmak, mahvolmak" anlamlarındaki Marmara çırası gibi yakmak (veya yanmak) deyiminde geçen bir söz

  • Marmaraereğlisi

    Tekirdağ iline bağlı ilçelerden biri

  • Marmaris

    Muğla iline bağlı ilçelerden biri

  • marmelat

    Rendelenen veya ezilen meyvelerin şekerle kaynatılıp püre kıvamına getirilmesiyle yapılan, genellikle kahvaltılarda yenilen bir tatlı

  • marn

    Çok ince taneli kil minerallerinden ve kalsitin değişik oranlardaki karışımından oluşan tortul kayaç

  • marnlama

    Marnlamak işi

  • marnlamak

    Kireci az olan toprağın içine marn katarak daha iyi duruma getirmek

  • maroken

    Fas'ta işlenen yumuşak bir tür keçi derisi

  • marokenci

    Maroken eşya yapan kimse

  • marokencilik

    Maroken deriden çeşitli eşya yapma sanatı

  • maron

    Bu renkte olan

  • marpuç

    Nargileye takılan ve kolayca içmeyi sağlayan, hortum biçiminde uzun ve bükülgen boru

  • marpuççu

    Marpuç yapan veya satan kimse

  • marpuççuluk

    Marpuççu olma durumu

  • Mars

    Güneş’e uzaklığı, yerin Güneş’e uzaklığından daha çok olan dış gezegenlerin ilki; Merih

  • mars

    Tavlada oyunculardan birinin, karşı taraf pul toplamaya başlamadan kendi pullarının tamamını toplayıp iki sayı kazanması

  • mars etmek

    tavlada karşısındakine hiçbir pul toplamaya fırsat vermeden kendi pullarını toplayıp iki sayı kazanmak

  • mars olmak

    tavlada pul toplayamadan kaybetmek

  • marsık

    Üretilirken gerektiği kadar yakılmadığından tüterek ve koku vererek yanan, niteliksiz odun kömürü

  • marsık gibi

    koyu esmer, kömür gibi, simsiyah

  • marsıvan

    Sınırdaki koruma görevlisi

  • marsıvan eşeği

    İyi huylu ve güçlü bir cins eşek; marsıvan ayısı

  • marsıvan otu

    Birleşikgillerden, çok yıllık, küçük sarı çiçekleri olan, gıda ve tıp alanında kullanılan, kokulu bir bitki (Tanacetum balsamita)

  • mart

    Yılın üçüncü ayı

  • mart ayı dert ayı

    "mart ayında havalar sık sık değiştiği için insan kendisini koruyamaz ve hasta olur" anlamında kullanılan bir söz

  • mart dokuzu

    Gregoryen takvimine göre martın üçüncü haftasında görülen bir fırtına

  • mart dokuzunda çıra yak, bağ buda

    “mart ayının dokuzunda bağların kesinlikle budanması gerekir, bu iş gündüz yetiştirilemezse gece çıra ışığında yapılmaya değecek kadar önemlidir” anlamında kullanılan bir söz

  • mart havası gibi

    kararsız, huysuz (kimse)

  • mart içeri, pire dışarı

    tedirgin edici biri geldiğinde gitmeye kalkan kimseler için kullanılan bir söz

  • mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır

    “mart ayında zaman zaman güneş görünse de şiddetli soğuklar devam eder ve insanların yakıtları tükendiği için evdeki kazma kürek saplarını bile yakmak zorunda kalabilirler” anlamında kullanılan bir söz

  • mart kedisi

    Çiftleşme zamanında azgınlık gösteren kedi

  • mart kedisi gibi

    çapkın ve azgın (kimse)

  • mart martladı, tavuk yumurtladı

    “mart ayı gelince tavuklar yumurtlaya başlar” anlamında kullanılan bir söz

  • mart yağar, nisan övünür; nisan yağar, insan övünür

    “mart ayında yağış olursa nisan ayı için faydalıdır, nisan ayında yağış olursa insanlar için faydalıdır” anlamında kullanılan bir söz

  • mart yağmuru gümüş, nisan yağmuru altındır

    “mart ayında yağan yağmur kıymetlidir ama nisan ayında yağan yağmur daha da kıymetlidir” anlamında kullanılan bir söz

  • mart çıkmadıkça dert çıkmaz

    "kış hastalıkları, mart sona ermedikçe bitmez" anlamında kullanılan bir söz

  • martaval atmak (veya okumak)

    inanılmayacak sözler söylemek, yalan söylemek

  • martavalca

    Yalan, gerçeğe dayanmayan, uydurma olan

  • martin

    Tek kurşun atan bir tür tüfek

  • martini

    Portakal kabuğu, cin ve vermutla yapılan içki

  • martolos

    Türk garnizonlarında hizmet eden garson

  • martı

    Martıgillerden, çoğu beyaz renkte, eti yenmez, yüzücü, perde ayaklı deniz kuşlarının ortak adı (Larus)

  • martıgiller

    Omurgalı hayvanlardan kuşlar sınıfına giren, birçok türü bulunan bir familya

  • maruf

    Herkesçe bilinen, tanınan

  • marufiyet

    Bilinme, tanınma, belli olma

  • marul

    Birleşikgillerden, geniş ve uzun olan yeşil yaprakları taze olarak yenilen bir bitki (Lactuca sativa)

  • marulcu

    Marul yetiştiren veya satan kimse

  • marulculuk

    Marulcunun yaptığı iş

  • marulumsu

    Marulu andıran, marula benzeyen, marul gibi

  • Maruni

    Lübnan ve Suriye'de oturan Katolik Süryani topluluğu

  • maruz

    Bir olayın, bir durumun etkisinde veya bir olay veya durumla karşı karşıya bulunan

  • maruz bulunmak (veya olmak)

    bir olayın veya bir durumun etkisinde bulunmak

  • maruz bırakmak

    bir olayın veya bir durumun etkisinde bırakmak

  • maruz kalmak

    bir olay veya bir durumla karşı karşıya olmak

  • maruzat

    Mevki, makam veya yaş bakımından büyük birine sunulan, bildirilen dilek veya bilgi; sunuş

  • maruzluk

    Maruz olma durumu

  • marya

    Beş yaşından büyük veya damızlık dışı bırakılmış dişi koyun

  • marya ağı

    Uzunluğu altmış, genişliği üç dört kulaç olan bir tür balık ağı

  • marş

    Ritmi, yürüyen bir kimsenin veya topluluğun adımlarını hatırlatan müzik parçası

  • marş etmek

    askerî kıtaya yürümesi için komut vermek

  • marş marş

    "Yürü" anlamında kullanılan bir seslenme sözü

  • masa

    Ayaklar veya bir destek üzerine oturtulmuş tabladan oluşan mobilya

  • masa saati

    Masa üzerinde kullanılmak üzere yapılan saat

  • masa takvimi

    Masa üzerinde kullanılmak amacıyla yapılmış, dik veya yatık biçimde duran bir takvim türü

  • masa tenisi

    Kuralları tenisinkine benzeyen, masa üzerinde özel top ve raketlerle oynanan bir oyun; masa topu, pinpon (II)

  • masa örtüsü

    Masa üzerine serilen kumaş vb. maddeden yapılan örtü

  • masabaşı

    Kurum, kuruluş vb. yerlerde beden gücü gerektirmeyen, genellikle oturularak yapılan (iş, görev vb.)

  • masacık

    Küçük masa

  • masada kalmak

    konuşma veya görüşme yapılan masayı bu eylem sonlansa da terk etmemek

  • masada kaybetmek

    sahip olunan bir hak veya varlığı mahkeme kararı, sözleşme, diplomatik görüşme vb. aracılığıyla kaybetmek

  • masada kazanmak

    çeşitli sebeplerle kaybettiği hak ve varlıkları diplomatik bir görüşme, sözleşme veya mahkeme kararıyla kazanmak

  • masadan kalkamamak

    konuşma veya görüşme yapılan masayı bu eylem sonlansa da terk edememek

  • masaj

    Vücut yüzeyinde el, elektrik, su aracılığıyla çeşitli işlemler yapma biçiminde, iyileştirme, rahatlama ve bakım yöntemi

  • masaj yapmak

    sağlık, bakım ve yarışmalara hazırlık amacıyla vücudun çeşitli bölgelerini özel araç ve yöntemlerle ovmak, ovuşturmak

  • masajcı

    Sağlık veya tedavi amacıyla masaj yapan kimse

  • masajcılık

    Masajcı olma durumu

  • masajlama

    Masajlamak işi

  • masajlamak

    Masaj yapmak

  • masal

    Genellikle halkın yarattığı, hayale dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insanlar, hayvanlar ile cadı, cin, dev, peri vb. varlıkların başından geçen olağanüstü olayları anlatan edebî tür

  • masal gibi

    gerçekte olmayacak biçimde

  • masal okumak (veya anlatmak)

    inandırıcı olmayan, oyalayıcı sözlerle kandırmaya çalışmak

  • masal âlemi

    Doğaüstü, gerçek dışı ancak masallarda rastlanabilecek yerler

  • masal âleminde yaşamak

    gerçek olmayan, gerçekleşmesi güç olan şeyler düşünerek yaşamak

  • masalcı

    Masal anlatan, yazan veya okuyan kimse

  • masalcılık

    Masalcı olma durumu

  • masallaştırma

    Masallaştırmak işi

  • masallaştırmak

    Masal durumuna getirmek

  • masalsı

    Masalı andıran, masala benzeyen, masal gibi; masalımsı

  • masalı

    Masası olan

  • masara

    Küçük, dar yer veya hücre

  • masarif

    Giderler, masraflar

  • masarika

    Bağırsakları tutan karın iç zarı

  • masasız

    Masası olmayan

  • masasızlık

    Masasız olma durumu

  • masat

    Bıçak, orak, tırpan vb.ni bilemeye yarayan, çelikten yapılmış, çubuk biçiminde araç

  • masatlama

    Masatlamak işi

  • masatlamak

    Masat veya benzeri bir şeyle bıçak, orak, tırpan gibi aletleri bilemek

  • masaya oturmak

    bir anlaşmazlığı çözümlemek üzere bir araya gelmek, toplanmak

  • masaya yatırmak

    bir konuyu, olayı araştırmak veya irdelemek

  • masaüstü

    Bilgisayarda dizin, program vb.ne ait simgelerin yer aldığı ekran görüntüsü

  • masaüstü bilgisayar

    Kasası, ekranı ve klavyesi ayrı ayrı parçalar hâlinde olan bilgisayar; masaüstü

  • masaüstü yayıncı

    Masaüstü yayıncılık yapan kimse

  • masaüstü yayıncılık

    Kitap, dergi vb. yayınları bilgisayar ortamında baskıya hazırlama işi

  • masiko

    Rengi kırmızı ile sarı arasında değişen, boya olarak kullanılan, doğal kurşun oksit (PbO)

  • mask

    Genellikle ölünün yüzüne uygulanarak elde edilen yüz kalıbı

  • maskanyin

    Doğal amonyum sülfat

  • maskara

    Eğlendirici, sevimli, güldürücü, soytarı (kimse)

  • maskara etmek

    bir kimseyi veya şeyi gülünç ve şerefsiz duruma düşürmek

  • maskara olmak

    gülünç bir duruma düşmek

  • maskaraca

    Maskara gibi, maskaraya benzer bir biçimde

  • maskaralanma

    Maskaralanmak işi

  • maskaralanmak

    Maskaralık etmek

  • maskaralaşma

    Maskaralaşmak işi

  • maskaralaşmak

    Eğlendirici, hoş bir durum almak

  • maskaralık

    Maskara olma durumu

  • maskarası olmak

    birinin eğlencesi olmak

  • maskarasını çıkarmak

    birini rezil etmek, küçük düşürerek gülünç duruma sokmak

  • maskarata

    Ayakkabının üst yüzünün ön tarafında dikişle ayrılan burun bölümü

  • maskaraya almak

    biriyle eğlenmek, gülünç duruma düşürmek

  • maskaraya çevirmek

    gülünç bir duruma sokmak

  • maske

    Boyalı karton, kumaş, plastik vb.nden yapılan ve başkalarınca tanınmamak için yüze geçirilerek kullanılan yapma yüz

  • maskeleme

    Maskelemek işi

  • maskelemek

    Görünmemesini sağlamak, maske ile örtmek

  • maskelenme

    Maskelenmek işi

  • maskelenmek

    Maskeleme işi yapılmak veya maskeleme işine konu olmak

  • maskeli

    Maskesi olan, maskelenmiş

  • maskeli balo

    Davetlilerin farklı, ilginç kıyafetler giyip yüzlerine maske taktıkları balo

  • maskesi düşmek

    gerçek niyeti ve niteliği ortaya çıkmak

  • maskesini atmak

    amaçlarını gizlemesini bilen kimse, bu tutumunu bırakarak gerçek kişiliğini ve amaçlarını açığa vurmak

  • maskesini düşürmek (veya kaldırmak)

    gizli amaçlarını, gerçek kişiliğini ortaya çıkarmak

  • maskesiz

    Maskesi olmayan

  • maskot

    Uğur getireceğine inanılan şey

  • maslahat

    Önemli iş, mesele

  • maslahatgüzar

    Bir büyükelçinin temsilci olarak bulunduğu ülke dışına çıkması durumunda veya o ülkeye gelmesinden önce ona vekâlet eden diplomat; işgüder

  • maslahatgüzarlık

    Maslahatgüzar olma durumu, maslahatgüzarın mesleği; işgüderlik

  • maslak

    Sürekli su akan boru

  • maslup

    Asılmış, asılarak öldürülmüş (kimse)

  • masmavi

    Her yanı mavi; gömgök

  • masnu

    Sanatla yapılmış (ürün)

  • masnuat

    Sanatla yapılmış şeyler, sanat eserleri

  • mason

    Masonluk üyesi; farmason

  • mason locası

    Çeşitli derecelerdeki masonlardan oluşan gruplardan her biri; loca

  • masonluk

    Birtakım kardeşlik ilkelerini benimseyen, birbirlerini parola ve işaretlerle tanıyan, loca denilen bölümlere ayrılan kimselerden kurulu dernek

  • masraf

    Bir şeyin yapımında kullanılan harç vb. malzeme

  • masraf etmek

    para harcamak

  • masraf görmek

    alışveriş veya ödeme işlerini yapmak

  • masraf kapısı

    Para harcamayı gerektiren bir iş

  • masraf kapısı açmak

    para harcamayı gerektiren bir işe girişmek

  • masrafa girmek

    bir iş veya yapım için çok para harcamak

  • masraflı

    Çok masraf gerektiren, pahalıya çıkan

  • masraflılık

    Masraflı olma durumu

  • masrafsız

    Masraf gerektirmeyen veya az masrafı olan, ucuza mal olan

  • masrafsızlık

    Masrafsız olma durumu

  • masraftan çıkmak

    beklenmedik bir sırada para harcama durumunda kalmak, paradan çıkmak

  • masrafı çekmek

    bir iş için gereken parayı ödemek, gideri karşılamak

  • masruf

    Sarf edilmiş, harcanmış

  • massetme

    Massetmek işi

  • massetmek

    Emmek, içine çekmek

  • mastar

    Sıvacı ve duvarcıların sıva, alçı veya beton yüzeyleri düzeltmek için kullandıkları uzun, ensiz ve düz tahta, alüminyum, çelik vb.nden yapılmış araç

  • mastika

    Sakız ağacından çıkarılan reçine

  • mastor

    Çok sarhoş; mastur

  • mastor olmak

    esrar içerek kendinden geçmek

  • mastori

    Geminin en geniş yeri; masturi

  • mastori postası

    Gemi ve deniz araçlarının en geniş yerine isabet eden posta

  • mastürbasyon

    Cinsel bölgelere dokunarak orgazm sağlama; istimna, onanizm

  • mastı

    Kulakları uzun ve düşük, bacakları kısa, bodur bir köpek cinsi

  • masum

    Suçsuz, günahsız (kimse)

  • masumca

    Suçsuz, temiz, masum bir biçimde; masumane, masumcasına

  • masumcuk

    Zavallı, günahsız kimse

  • masume

    Suçsuz, günahsız (kadın)

  • masumluk

    Masum olma durumu; masumiyet, arılık (I)

  • masun

    Korunan, korunmuş

  • masuniyet

    Korunmuş olma durumu

  • masura

    Koni veya silindir biçiminde olup üzerine şerit, iplik vb. sarılan, karton, tahta, plastik vb.nden yapılan araç

  • masör

    Erkek masajcı

  • masöz

    Kadın masajcı

  • mat

    Satranç oyununda taraflardan birinin yenilgisi

  • mat etmek

    satranç oyununda yenmek

  • mat olmak

    satranç oyununda yenilmek

  • matafyon

    Yelkenlere ve teknelere açılan delik

  • matah

    İnsan, mal, eşya vb. için küçümseme yollu bir söz

  • matara

    Asker, sporcu, yolcu vb.nin kullandığı, genellikle askısı olan, deri, metal, cam veya plastikten yapılan su kabı

  • matem havası

    Bir yerde herhangi bir sebeple ortaya çıkan üzüntülü durum

  • matem tutmak

    yas tutmak

  • matematik

    Aritmetik, cebir, geometri gibi sayı ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adı; riyaziye

  • matematiksel

    Matematik bilimi ile ilgili olan; riyazi

  • matematikçi

    Matematikle uğraşan kimse; riyaziyeci, matematisyen

  • matematikçilik

    Matematikçi olma durumu

  • materyal

    Yazılı, sözlü, görüntülü, kaydedilmiş her türlü belge

  • matiz

    İki halatı ek yeri kalınlaşmayacak biçimde birbirine ekleme işi

  • matiz etmek

    iki halatı ek yeri kalınlaşmayacak biçimde birbirine eklemek

  • matiz olmak

    sarhoşluktan sızacak duruma gelmek

  • matkap

    Tahta, maden, beton vb. sert maddeler üzerinde delik açmaya yarayan alet, delik açma aleti; delgi

  • matla

    Gök cisimlerinin doğması

  • matlaşma

    Matlaşmak işi

  • matlaşmak

    Mat duruma gelmek

  • matlaştırma

    Matlaştırmak işi

  • matlaştırmak

    Mat duruma getirmek

  • matlup

    İstenilen, aranılan, arzu ve talep edilen şey

  • matlık

    Mat olma durumu

  • matmazel

    Evlenmemiş kadınlara Fransa’da verilen san

  • matrah

    Bir verginin miktarını belirtmek için temel olarak alınan değer

  • matrak

    Savaşmayı öğretmek için kullanılan, üzerine deri kaplanmış, başı yuvarlakça kalın sopa

  • matrak geçmek

    alay etmek, eğlenmek

  • matrakçı

    Osmanlı ordusunda acemilere matrakla savaşmayı öğreten usta

  • matrağa almak

    alaya almak, eğlenmek

  • matriks

    İçinde birçok biyolojik olayın meydana geldiği, akıcılığı az, cansız bir sıvı ortam

  • matris

    Elektronik hesap makinelerinde, renkli televizyon vb. cihazlarda hesap ve kumanda işlemlerinin yapılmasını sağlayan elektronik devre; dizey

  • matris kâğıdı

    Matbaacılıkta basılacak formanın kalıbını almada kullanılan yumuşak karton

  • matrut

    Kovulmuş, çıkarılmış

  • matruşka

    Özellikle Rusya'dan dünyaya yayılan, tahtadan yapılmış iç içe bebeklerden oluşan süs eşyası

  • matruşluk

    Sakalsız, bıyıksız olma durumu

  • matuf

    Bir yöne eğilmiş

  • matuf olmak

    bir şeye yöneltilmek

  • maun

    Tespih ağacıgillerden, Hindistan ve Honduras'ta yetişen büyük bir orman ağacı; akaju (Swietenia mahagoni)

  • maval

    Yalan, uydurma söz

  • maval okumak

    yalan söylemek, yalan söyleyerek oyalamak, masal okumak

  • mavera

    Görülen âlemin ötesi

  • mavi

    Yeşil ile mor arasında bir renk, bulutsuz gökyüzünün rengi; mai

  • mavi bayrak

    Deniz, kumsal ve çevresinin istenilen temizlikte olması dolayısıyla verilen uluslararası belgeye sahip olunduğunu gösteren bayrak

  • mavi boncuk

    Nazar değmesine engel olacağı inancıyla takılan, ortasında göze benzer şekil olan mavi renkli boncuk

  • mavi boncuk dağıtmak

    birçok kişiye birden sevgi göstermek

  • mavi yakalı

    Üretim sürecine bedensel gücüyle katılarak maaş veya ücret karşılığı çalışan kişi

  • mavi yolcu

    Mavi yolculuğa çıkan kimse

  • mavi yolculuk

    Kıyı boyunca koy koy veya ada ada dolaşılarak yapılan gezi

  • mavi çocuk

    Mavihastalığa yakalanmış çocuk

  • mavibalina

    En büyüklerinin boyu 33 metreyi bulabilen, ağırlığı 150 tonu geçebilen, daha çok tek başına veya yavrusuyla beraber yaşayan, yüksek ses çıkaran bir memeli hayvan; gökbalina. (Balaenoptera musculus)

  • mavihastalık

    Kalbi ikiye ayıran bölmenin bozulması sonucu temiz ve kirli kanın birbirine karışmasıyla ortaya çıkan hastalık

  • mavikantaron

    Birleşikgillerden, baharda buğday tarlalarında mora çalan mavi renkli çiçekler açan bir bitki; belemir, peygamber çiçeği, acımık (Centaurea cyanus)

  • maviküf

    Özellikle tütün fidelerinde üreyerek yaprak hastalığına yol açan asalak mantar

  • mavileşme

    Mavileşmek işi

  • mavileşmek

    Mavi duruma gelmek

  • mavileştirme

    Mavileştirmek işi

  • mavileştirmek

    Mavi duruma getirmek

  • mavili

    Üzerinde mavi renk olan

  • mavilik

    Mavi renkte olma durumu

  • mavimsi

    Rengi maviyi andıran, maviye benzeyen; mavimtırak

  • mavisinek

    Çift kanatlılardan, erginleri 6-12 mm uzunluğunda, metalik mavi renkte, genellikle çöplerin etrafında görülen, evcil hayvan dışkısı ve ölü hayvanlarla beslenen, bu nedenle hastalık taşıyıcı özelliği bulunan bir tür sinek (Calliphora vomitoria)

  • maviş

    Mavi gözlü olan (kimse)

  • maviş maviş bakmak

    mavi gözlerle bakmak

  • mavna

    Gemilere ve yakın kıyılara yük taşıyan, güvertesiz büyük tekne

  • mavnacı

    Mavna işleten kimse

  • mavnacılık

    Mavna işletmeciliği

  • mavra atmak (veya sıkmak)

    gevezelik etmek

  • mavruka

    Kurşundan dökülmüş uzun ve yuvarlak, iki ucu delikli, mazgallanıp cıvayla parlatılmış veya sarı madenden döküm yapılıp nikelajlanmış, 80-130 gr ağırlığında bir av aleti

  • mavzer

    Atış hızı dakikada ortalama altı mermi olan ve orduda kullanılan bir tüfek tipi

  • maya

    Bazı besinlerin yapımında mayalanmayı sağlamak için kullanılan madde; damızlık, ferment

  • maya ağacı

    Meyvelerinden yemek yağı çıkarılan bir tür hurma ağacı (Elaels)

  • maya çalmak

    mayalanmayı sağlamak

  • mayabozan

    Bir mayanın etkisine karşı koyan, protein yapısında madde

  • mayalama

    Mayalamak işi

  • mayalamak

    Maya koymak, içine maya karıştırmak

  • mayalandırma

    Mayalandırmak işi

  • mayalandırmak

    Mayalanmasını sağlamak

  • mayalanma

    Sıvı veya hamur durumda bulunan organik maddelerin kendiliğinden kabarıp köpürerek gaz çıkarması olayı

  • mayalanmak

    Mayanın etkisiyle kabarmak; ekşimek

  • mayalanış

    Mayalanmak işi

  • mayalaşma

    Mayalaşmak işi

  • mayalaşmak

    Maya durumuna gelmek

  • mayalı

    İçine maya karıştırılmış

  • mayalık

    Maya olarak kullanılmak için ayrılmış, maya olmaya yarar

  • mayası bozuk

    Kötü yaradılışlı, karaktersiz (kimse)

  • mayasıl

    Tende kızartı, kaşınma, sulanma, kabuk bağlama vb. doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı; egzama

  • mayasıl otu

    Ballıbabagillerden, ana vatanı Avrupa, Asya, Afrika olan, yaprakları karşılıklı dizili, deri hastalıklarının iyileştirilmesinde kullanılan, birçok türü bulunan, bir yıllık veya çok yıllık otsu bitkilerin genel adı (Teucirium polium)

  • mayasında olmak

    içinde olmak

  • mayasız

    İçinde maya bulunmayan

  • mayasız yoğurt tutmaz

    "çok para kazanabilmek için az da olsa elde bir sermaye olması gerekir" anlamında kullanılan bir söz

  • mayasızlık

    Mayasız olma durumu

  • maydanoz

    Maydanozgillerden, yenmek için yetiştirilen, 50-80 santimetre uzunluğunda, ufak yeşil ve parçalı yapraklı, hoş kokulu iki yıllık otsu bir bitki (Petroselinum crispum)

  • maydanoz olmak

    olur olmaz her işe karışmak

  • maydanozgiller

    Ayrı çanak yapraklı iki çeneklilerden, çiçekleri şemsiye biçiminde olan, anason, kereviz, maydanoz, kimyon vb. bitkileri içine alan bir familya

  • maydanozlu

    İçinde maydanoz bulunan

  • mayhoş

    Tadı az şekerli olmakla birlikte daha çok ekşi olan

  • mayhoşluk

    Mayhoş olma durumu

  • mayistra

    Grandi direğinin en alt sereni ve bu serene çekilen yelken

  • maymun

    Dört ayaklı, iki ayağı üzerinde de yürüyebilen, ormanda toplu olarak yaşayan, kuyruklu hayvan; primat

  • maymun balığı

    Yuvarlak başlı bir cins köpek balığı (Squatina vulgaris)

  • maymun gibi

    maymuna benzer bir biçimde

  • maymun gözünü açtı

    geçen bir olaydan ders alındığını anlatan bir söz

  • maymun iştahlı

    Hevesi çabuk geçen, kararsız

  • maymun iştahlılık

    Maymun iştahlı olma durumu

  • maymun mu oynuyor?

    “ne bakıyorsun, garip bir durum mu var?” anlamında bir söz

  • maymun suratlı

    Garip ve çirkin yüzlü

  • maymuna benzetmek (veya çevirmek veya döndürmek)

    gülünç ve çirkin duruma sokmak

  • maymuna dönmek

    çirkin ve gülünç duruma girmek

  • maymuncuk

    Küçük maymun

  • maymunlar

    Omurgalı hayvanlardan, memeliler sınıfının eteneliler alt sınıfına giren bir takım; primatlar

  • maymunlaşma

    Maymunlaşmak işi

  • maymunlaşmak

    Maymuna benzemek, maymun gibi davranmak

  • maymunlaştırma

    Maymunlaştırmak durumu

  • maymunlaştırmak

    Birini, kendi düşünceleriyle değil başkalarının yönlendirmesiyle hareket eder duruma getirmek

  • maymunluk

    Güldürmek veya dikkati çekmek için yapılan tuhaflık

  • maymunsu

    Maymun gibi, maymuna benzer, maymun gibi; maymunumsu

  • mayna

    Yelken, filika vb.ni aşağıya indirme

  • mayna etmek

    herhangi bir şeyi halat ve palanga aracılığıyla denize veya yere indirmek

  • mayna olmak

    yelken, filika vb. yukarıdan aşağıya indirilmek

  • mayo

    Deniz, göl, havuz vb. yerlere girerken veya güneşlenirken giyilen, tek parçadan oluşan giyisi

  • mayocu

    Mayo diken veya satan kimse

  • mayoculuk

    Mayo dikme veya satma işi

  • mayokin

    Mayo ile bikini arası, tek parçadan oluşan yüzme kıyafeti

  • mayonez

    Yumurta sarısı, zeytinyağı ve limonla yapılan bir tür koyu, soğuk yiyecek

  • mayonezli

    Mayonez katılmış veya karıştırılmış

  • mayonezsiz

    Mayonezi olmayan, mayonez katılmamış

  • maytaba almak

    biriyle alay etmek, eğlenmek

  • maytap

    Yandığında renkli ve parlak ışıklar saçan, şenlik gecelerinde yakılan havai fişek

  • maytap geçmek

    biriyle alay etmek

  • mayın

    Toprak altına, üstüne veya suyun içine yerleştirilen, doğrudan doğruya çarpma veya basınç etkisiyle patlayarak zarara yol açan patlayıcı madde

  • mayın arama tarama gemisi

    Deniz içine döşenmiş mayınları bulmaya yarayan bir aygıtla donanmış gemi

  • mayın dökmek (veya döşemek)

    denize mayın bırakmak, denizi mayınlamak

  • mayın gemisi

    Denize mayın dökmek için özel olarak yapılmış gemi

  • mayın taramak

    denizde ve karada bulunan mayınların yerini belirlemek ve kullanılmaz duruma getirmek

  • mayın tarlası

    Mayın vb. patlayıcı maddelerin döşendiği veya çokça bulunduğu yer

  • mayıncı

    Mayın dökmeye yardım eden veya mayın döşeyen kimse

  • mayıncılık

    Mayıncının yaptığı iş

  • mayınlama

    Mayınlamak işi

  • mayınlamak

    Bir yere mayın dökmek veya döşemek

  • mayınlanma

    Mayınlanmak işi

  • mayınlanmak

    Mayınlama işi yapılmak

  • mayınlatma

    Mayınlatmak işi

  • mayınlatmak

    Mayınlama işini yaptırmak

  • mayınlı

    Mayını olan, mayınlanmış yer

  • mayınsız

    Mayını olmayan, mayınlanmamış yer

  • mayıs

    Yılın beşinci ayı

  • mayıs böcekleri

    Otçul özellikleri dolayısıyla bitki sağlığı yönünden önem taşıyan böcekler topluluğu

  • mayıs böceği

    Kın kanatlılardan, uzunluğu 20-25 milimetre olan, kızıl kahverengi görünüşlü, gelişmesi üç beş yıl süren, bitkilere zararlı bir böcek (Melolontha vulgaris)

  • mayıslı

    Bolca taze sığır dışkısı karıştırılmış (toprak)

  • mayışma

    Mayışmak işi

  • mayışmak

    Çok yemekten, sıcaktan veya zevkten gevşemek, üzerine rehavet çökmek

  • mayışık

    Çok yemekten, sıcaktan veya zevkten gevşemiş olan, üzerine rehavet çökmüş olan (kimse)

  • mayışıklık

    Mayışık olma durumu

  • mazak

    Kırlangıç balığıgillerden, Atlantik Okyanusu, Akdeniz ve Marmara Denizi'nde yaşayan, kırmızı renkli, lezzetli bir balık (Trigla lineata)

  • mazbata muharriri

    Bir komisyon kararının gerekçesini kaleme alan üye

  • mazbut

    Ele geçirilmiş, zapt edilmiş

  • mazbutluk

    Mazbut olma durumu

  • mazeret bulmak

    içinde bulunulan durumu açıklayacak bir sebebi ortaya koymak

  • mazeret kâğıdı

    Öğrencinin okula gelemeyişinin sebebini bildiren ve velisi tarafından imzalanarak okul yönetimine verilen belge

  • mazeret sınavı

    Yükseköğretim kurumlarında yönetim kurulunca kabul edilen haklı ve geçerli bir mazeretten dolayı sınavlara katılamayan öğrenciler için yapılan sınav; engel sınavı, mazeret imtihanı

  • mazeretli

    Mazereti olan; mazur

  • mazeretsiz

    Mazereti olmayan

  • mazeretsizlik

    Mazeretsiz olma durumu

  • mazgal

    Yağmur sularını kanalizasyon şebekesine çekmek için kullanılan üzeri parmaklıklı demirle kapatılmış delik

  • mazgal deliği

    Kale duvarlarında açılmış iç yanı geniş, dış yanı dar delik; mazgal

  • mazgal siperi

    Kale burçlarına diş diş açılmış mazgalların çıkıntılı kısımları; mazgal dişi

  • mazgal şevi

    Mazgal siperlerinin duvar kalınlıklarının ok atmaya engel olmaması ve ok atanların kale önünde daha geniş bir sahayı görebilmeleri için duvar kalınlıklarının iç tarafa doğru tıraş edilmiş kısımları

  • mazgallı

    Mazgalları olan

  • Mazgirt

    Tunceli iline bağlı ilçelerden biri

  • mazhar

    Bir iyiliğe erişmiş, erişen (kimse)

  • mazhar olmak

    iyi bir şeye ermek, ulaşmak

  • mazhariyet

    Erişme, elde etme

  • maziperest

    Geçmişe bağlı olan, geçmişi yücelten

  • maziperestlik

    Geçmişe bağlı olma, geçmişi yüceltme

  • maziye karışmak

    geçmişte kalmak, yürürlükten ve işlerlikten çıkmak

  • mazlum

    Zulüm görmüş, kendisine zulmedilmiş

  • mazlumluk

    Haksızlığa ve zulme uğramış olma durumu

  • mazlumun ahı yerde kalmaz

    "zulüm gören kimsenin bedduası tutar" anlamında kullanılan bir söz

  • mazmun

    Divan edebiyatında bazı kavramları dolaylı anlatmak için kullanılan nükteli ve sanatlı söz

  • mazot

    Yakıt olarak kullanılan, ham petrolün damıtma ürünlerinden biri; motorin

  • mazot göstergesi

    Mazotla çalışan araçlarda mazotun düzeyini gösteren alet

  • mazotlama

    Mazotlamak işi

  • mazotlamak

    Mazot tabakasıyla kaplamak

  • mazur

    Mazereti olan; mazeretli

  • mazur görmek

    kusura bakmamak, hoş görmek, bağışlamak, affetmek

  • mazur olmak

    mazeretli olmak, bahanesi bulunmak

  • mazurka

    Bir tür Leh dansı

  • mazı

    Servigillerden, yaprakları almaşık ve küçük pullar biçiminde, gövdesi düz olan, dipten dallanan bir süs bitkisi (Thuya)

  • mazı meşesi

    Mazı üstünde urların oluştuğu bir tür meşe (Quercus infectoria)

  • Mazıdağı

    Mardin iline bağlı ilçelerden biri

  • mazılık

    Mazı ağaçlarının çok olduğu yer

  • maç maç

    Bir şeyi çiğnerken "maç" diye ses çıkararak

  • maç satmak

    karşılaşma sonucunu belirlemek amacıyla meşru olmayan yollardan veya para karşılığı anlaşmaya varmak

  • maç sayısı

    Voleybol, tenis vb. spor dallarında maçın kazanılması için alınması gereken son sayı

  • maç yapmak

    iki takım veya iki kişi kazanmak amacıyla aralarında karşılaşma yapmak

  • maça

    Oyun kâğıtlarında, mızrak ucuna benzer, ayaklı siyah beneklerle oluşan dizi; pik (III)

  • maça beyi

    İskambil destesinde maça dizisinde yer alan as

  • maça beyi gibi kurulmak

    saygısızca yayılarak oturmak

  • maça kızı

    İskambil destesinde maça dizisinde yer alan kız

  • Maçka

    Trabzon iline bağlı ilçelerden biri

  • maço

    Sert karakterli, kaba erkek

  • maçoluk

    Maço olma durumu

  • maçuna

    İslimle çalışan ağırlık kaldırma makası

  • mağara

    Bir yamaca veya kaya içine doğru uzanan, barınak olarak kullanılabilen yer kovuğu; in (I)

  • mağara bilimci

    Mağara bilimi ile uğraşan kimse

  • mağara bilimi

    Konusu mağaraları, yer altındaki uçurumları, yarıkları, oyukları, yer altı akarsularını araştırmak ve incelemek olan bilim

  • mağara resmi

    Tarih öncesi insanların mağara duvarlarına yaptıkları resim

  • mağara sesi

    Derin, boğuk ve korkmuş vurgulu ses

  • mağaza

    Büyük dükkân

  • mağazacı

    Mağazası olan veya mağaza işleten kimse

  • mağazacılık

    Mağazacı olma durumu

  • mağdur

    Haksızlığa uğramış (kimse); kıygın

  • mağdur etmek

    zarara uğratmak

  • mağdur olmak

    zarara uğramak

  • mağduriyet yaşamak

    mağdur olmak

  • mağduriyet yaşatmak

    mağdur etmek

  • mağdurluk

    Mağdur olma durumu, kıygınlık; mağduriyet

  • mağfiret dilemek

    bağışlanmayı istemek

  • mağfiret etmek

    Tanrı bağışlamak

  • mağfur

    Affolunmuş, bağışlanmış

  • mağlup etmek

    yenmek

  • mağlup olmak

    yenilmek (II)

  • mağmum

    Sıkıcı, kapanık (hava)

  • Mağribî

    Mağrip halkından olan kimse

  • Mağrip

    Afrika'nın Mısır dışındaki kuzey ülkeleri

  • mağrur

    Kurumlu (II), gururlu, kibirli, kendini beğenmiş

  • mağrur olmak

    kibirlenmek, gururlanmak, kendini beğenmek

  • mağrurca

    Gururlanarak, kibirlenerek, büyüklenerek; mağrurcasına, mağrurane

  • mağruren

    Affınıza sığınarak, güvenerek, itimat ederek

  • mağrurlanma

    Mağrurlanmak işi

  • mağrurlanmak

    Kurumlanmak(II), gururlanmak, kibirlenmek, kendini beğenmek

  • mağrurluk

    Mağrur olma durumu

  • mağşuş

    Hileli olan

  • maş

    Ana vatanı Hindistan olan, çoğunlukla Doğu ve Güneydoğu Asya’da yetiştirilen, küçük yeşil taneleri ile yemek yapılan bir bitki (Phaseolus aureus)

  • maşa

    Ateş veya kızgın bir şey tutmaya, korları karıştırmaya yarayan iki kollu metal araç

  • maşa gibi

    zayıf ve kuru (kimse)

  • maşa gibi kullanmak

    maşası olmak

  • maşa kadar

    çok küçük doğan (çocuk)

  • maşa varken elini yakmak

    bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak bir yol varken o yolu tutmamak

  • maşa yapmak

    maşa şeklindeki aletle saçları dalgalı, bukleli veya kıvırcık duruma getirmek

  • maşacı

    Maşa yapan veya satan kimse

  • maşacılık

    Maşacının işi veya mesleği

  • maşala

    Bağ ve bahçelerde kenarları set biçiminde birbirinden ayrılan, genellikle dikdörtgen toprak parçası

  • maşalama

    Maşalamak işi

  • maşalamak

    Maşa şeklindeki aletle saçları dalgalı, bukleli veya kıvırcık duruma getirmek; maşa yapmak

  • maşalanma

    Maşalanmak işi

  • maşalanmak

    Maşa ile tutturulmak

  • maşallah

    (ma:şalla:h) "Ne güzel, Allah nazardan saklasın" anlamlarında beğenme duyguları bildiren bir söz

  • maşallahı var

    bir kimsenin veya bir şeyin iyi bir durumu anlatılırken söylenen bir söz

  • maşalı

    Maşası olan

  • maşalık

    Başkasının pek de hoş olmayan, sakıncalı isteklerine, amaçlarına alet olma durumu

  • maşalık etmek

    başkalarının çıkarı, isteği ve amaçları doğrultusunda çalışmak

  • maşası olmak

    sakıncalı bir işte biri tarafından araç olarak kullanılmak

  • maşatlık

    Müslüman olmayanların, özellikle Yahudilerin mezarlığı

  • maşer

    İnsan topluluğu, toplum

  • maşerî

    Topluluğa ait olan, toplumu ilgilendiren

  • maşlah

    Tek parçalı ve kol yerine yarıkları olan, pelerine benzer bir tür kadın üstlüğü

  • maşrapa

    Metal, toprak, plastik vb.nden yapılmış, ağzı açık, kulplu, bardağa benzeyen, küçük kap

  • maşuk

    Sevilen, âşık olunan erkek

  • maşuka

    Sevilen, âşık olunan kadın

  • Md

    Mendelevyum elementinin simgesi

  • me

    Türk alfabesinin on altıncı harfinin adı, okunuşu

  • meal

    Arapçadan kelime kelime çevirmeksizin, asıl anlatılmak istenileni ifade ederek yapılan Kur’an çevirilerinin ortak adı

  • mebni

    Yapılmış, kurulmuş, bina olunmuş

  • mebzuliyet

    Çokluk, bolluk

  • mecali (veya mecal) kalmamak

    takati kalmamak, takatsizleşmek

  • mecalsiz düşmek

    güçsüzleşmek, takati kalmamak

  • mecaz

    Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz

  • mecazen

    Mecaz yoluyla, mecaz olarak

  • mecazi

    Mecazla ilgili, mecaz niteliğinde olan

  • mecazi aşk

    Dünyadaki kişi ve varlıklara duyulan güçlü sevgi ve bağlılık duygusu

  • mecazlaşma

    Mecazlaşmak durumu

  • mecazlaşmak

    Mecaz duruma gelmek

  • mecazlı

    Gerçek anlamından saptırılarak benzetmeli olarak kullanılmış (söz)

  • mecazımürsel

    Benzetme ilgisi bulunmaksızın, neden sonuç gibi türlü ilişkilerle bir sözcüğün başka bir sözcük yerinde kullanılması sanatı; ad aktarması

  • mecbur

    Herhangi bir konuda yükümlü, bir şeyi yapmak zorunda olan; eli mahkûm

  • mecbur etmek

    zorlamak

  • mecbur kalmak (veya olmak)

    herhangi bir şeyi yapmak zorunda bulunmak

  • mecbur tutmak

    zorlamak, yükümlü saymak, mecbur etmek

  • mecburcu

    Bazı iskambil oyunlarında oyuna kesin olarak katılması gereken kimse

  • mecburculuk

    Mecburcunun durumu

  • mecburen

    Kendi isteğinin dışında, zorla, kaçınılmaz, zorunlu olarak

  • mecburi hizmet

    Bursu veren kuruluşun hizmetinde zorunlu olarak belli bir süre çalışma

  • mecburi istikamet

    Gidilmesi gereken tek yön

  • mecelle

    Kitap, mecmua, risale vb. yayınlar

  • mecidit

    Uranyum ve kalsiyum hidratlı doğal sülfatı

  • mecidiye

    Osmanlı Devleti'nde 1840 yılında basılmış, 20 kuruş değerinde olan gümüş sikke

  • mecidiyelik

    Mecidiye değerinde olan

  • Mecitözü

    Çorum iline bağlı ilçelerden biri

  • meclis

    Bir konuyu konuşmak veya görüşmek için yapılan toplantı

  • meclis araştırması

    Belli bir konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinde bilgi edinmek için yapılan inceleme

  • meclis kurmak

    birkaç kişi konuşmak veya eğlenmek için toplanmak

  • meclisara

    Güzel konuşan, kendini toplantılarda konuşmasıyla sevdiren (kimse)

  • mecmu

    Bir araya getirilmiş, toplanmış

  • mecmuacı

    Dergi işleriyle uğraşan kimse

  • mecmuacılık

    Dergi işleriyle uğraşma

  • mecnun

    Sevdadan ötürü kendini kaybetmiş

  • mecnun olmak

    sevda sebebiyle kendini kaybetmek

  • mecnunane

    Çılgın gibi, çılgınca olan

  • mecnunca

    Çılgın bir biçimde, delice, deli gibi; mecnuncasına, mecnunane

  • mecnunluk

    Mecnun olma durumu

  • mecra

    Bir işin gidişi, bir olayın doğrultusu

  • mecrası değişmek

    bir iş, bir olay için gidişi, yönü, doğrultusu değişmek

  • mecrasında gitmek

    bir iş kurallarına uygun bir biçimde yürümek

  • mecruh

    İncinmiş olan (kimse)

  • Mecus

    Ateşe tapanların bağlı oldukları din

  • Mecusi

    Mecus dininden olan (kimse)

  • Mecusilik

    Mecusi olma durumu

  • meczup

    Aklını yitirmiş kimse

  • medar

    Dayanak, yardımcı

  • medar olmak

    yardımı, yararı dokunmak

  • medarıiftihar

    Övünülen, onur duyulan, iftihar edilen şey veya kimse

  • medarımaişet

    Geçimi sağlayacak koşul, iş

  • medarımaişet motoru

    Günlük geçim için kazanılan para

  • meddah

    Taklitler yaparak, hoş hikâyeler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı

  • meddahlık

    Meddahın yaptığı iş

  • medeni

    Kentlileşmiş, kırsallıktan kurtulmuş

  • medeni hukuk

    Şahıs, aile, eşya, miras ve borçlarla ilgili hukuk dalı

  • medeni hâl

    Evli olup olmama durumu

  • medeni kanun

    Şahıs, aile, eşya ve miras hukukuyla ilgili ilişkileri düzenleyen kanun

  • medenici

    Medeni hukuk dersini veren öğretim üyesi

  • medeniyetsiz

    Uygarlaşmamış

  • medeniyetsizlik

    Medeniyetsiz olma durumu

  • medet

    Yardım, imdat

  • medet Allah!

    zor durumda kalındığında söylenen bir söz

  • medet etmek (veya eylemek veya kılmak)

    yardım etmek

  • medet ummak (veya beklemek)

    birinden veya bir şeyden yardım beklemek

  • medikal

    Tıbba ait, tıpla ilgili

  • medikososyal

    Yükseköğretim kurumlarında personel ve öğrencilere sağlık hizmeti sunan birim

  • medine dilencisi

    Üstü başı perişan, kötü giyimli kimse

  • Medine kurdu

    İnsan ve birçok başka memelinin, deri altı katılgan dokusunda yaşayan sıcak ülkeler solucanı (Filaria medinensis)

  • mediyasten

    Göğsün, yanlardan akciğerler, önden göğüs kemiği, arkadan omurga ile sınırlanan orta bölgesi

  • medlul

    Gösterilen, işaret edilen

  • medrese

    İslam ülkelerinde, genellikle İslam dini kurallarına uygun bilimlerin okutulduğu yer

  • medreseli

    Medrese öğrencisi

  • medreseye düşmek

    içinden çıkılmaz boş tartışmaların konusu olmak

  • medya grubu

    Bir merkeze, bir ortaklığa bağlı olan basın yayın organlarının tümü

  • medya maydanozu

    Televizyonlarda sık sık programlara katılarak her konuda fikir beyan eden kimse

  • medya maymunu

    Medyada gerekli gereksiz, sık sık görünen kimse

  • medya okuryazarlığı

    Radyo, televizyon, gazete, dergi gibi elektronik veya yazılı basın organlarıyla video, sinema, reklam vb. görsel yayınlara ulaşma, bunları eleştirel olarak okuma, çözümleme, değerlendirme ve iletme yeteneği

  • medya starı

    Kitle iletişim araçlarında çok sık yer alan, görünen kimse

  • medyacı

    Medya görevlisi

  • medyacılık

    Medyacı olma durumu

  • medyatik

    İletişim araçlarına özgü, iletişim araçlarıyla ilgili

  • medyatiklik

    Medyatik olma durumu

  • medyum

    Ruhötesi iletişim kurma deneylerinde, ruhlarla insanlar arasında aracılık ettiğini ileri süren kimse

  • medyumluk

    Medyum olma durumu

  • medyun olmak

    kendini borçlu hissetmek

  • medyunuşükran

    Teşekkür borçlu

  • medyunuşükran olmak

    teşekkür borçlu olmak

  • mefahir

    Övünülecek şeyler, övünceler

  • mefharet

    Övünme, iftihar etme

  • mefhumcu

    Mefhumlara bağlı kalan kimse

  • mefhumculuk

    Mefhumcu olma durumu

  • mefkûreci

    Mefkûre sahibi olan

  • mefkûrecilik

    Mefkûre sahibi olma işi veya görevi

  • mefkûresizlik

    Mefkûre sahibi olmama durumu

  • mefluç

    Bozuk, düzgün olmayan

  • mefret

    Kocaman, iri, büyük

  • mefruşat

    Ev, iş yeri vb. yerleri döşemek için gereklihalı, kilim, koltuk vb. eşya; döşeme

  • mefruşatçı

    Mefruşat satan kimse

  • mefruşatçılık

    Mefruşatçının işi

  • mefsuh

    Feshedilmiş, kaldırılmış, dağıtılmış, bozulmuş

  • meftun etmek

    birini kendine bağlamak

  • meftun olmak

    tutulmak, gönül vermek, vurulmak

  • meful

    Yapılmış, işlenmiş

  • megabayt

    1024 (yaklaşık bin) kilobayttan oluşan bir belleğin veya verinin boyutunu ifade eden ölçü birimi

  • megafon

    Sesi yükseltip uzağa iletmeye yarayan koni biçiminde alet

  • megahertz

    Değeri bir milyon hertz olan frekans birimi

  • megakent

    Çok büyük, aşırı derecede büyümüş şehir; megapol

  • megaloman

    Megalomaniye tutulmuş olan kimse

  • megapiksel

    Bir milyon piksel değerindeki görüntü çözünürlük ölçüsü

  • megaton

    Bir milyon ton değerinde kütle birimi

  • megatonluk

    Herhangi bir megaton değerinde olan

  • megavat

    Bir milyon vat değerinde elektrik güç birimi

  • megavatlık

    Herhangi bir megavat değerinde olan

  • mehabet

    Büyük ve saygıdeğer kimselere duyulan saygı

  • mehabetli

    Büyük, ulu, yüce, gösterişli

  • mehaz

    Bir eser yazılırken başvurulan kaynak

  • mehdi

    Doğru yolda olan, hidayete ermiş olan

  • mehil

    Bir işin tamamlanması için tanınan ek süre; önel

  • mehil müddeti

    Önceden tanınan süre

  • mehil vermek

    süre tanımak

  • mehle

    Kasaplık hayvanların omuz başından çıkan külbastılık veya pastırmalık yumuşak et

  • Mehmetçik

    Türk askerine sevgi duygusu ile verilen ad

  • mehtaba çıkmak

    ay ışığında denizde gezip dolaşmak

  • mehter

    Mehter takımında görevli kimse

  • mehter marşı

    Mehter takımı tarafından okunan marş

  • mehter müziği

    Klasik Türk müziği makamları ile usullerinin kullanıldığı tek sesli bir müzik türü; mehter musikisi

  • mehter takımı

    Kös, nakkare, zil, zurna ve borulardan kurulan askerî mızıka takımı; mehter, mehteran bölüğü, mehterhane, nakkarhane

  • mehter yürüyüşü

    Mehter takımının mehter müziğinin ahengine uyarak ileri doğru attığı her üç adımdan sonra sağa ve sola selam vererek yaptığı yürüyüş

  • mehteran

    Mehterler

  • mehterbaşı

    Mehter takımının yetiştirilmesinden ve çalışmasından sorumlu kimse

  • mehterhane

    Bu takımın görev yaptığı yer

  • mekanik

    Kuvvetlerin maddeler ve hareketler üzerine etkisini inceleyen fizik dalı

  • mekanik enerji

    Mekanik bir sistemin parçalarında depolanan potansiyel ve kinetik enerjinin toplamı

  • mekanikleştirici

    Mekanikleştiricilik kuramını benimseyen

  • mekanikleştiricilik

    Makine insan ikilemini model alan maddeci kuram

  • mekanikçi

    Mekanikçiliğe ilişkin veya mekanikçilikten yana olan görüş, kimse vb

  • mekanikçilik

    Bütün fiziksel olayları, uzay ve uzayda yer değiştirmelerle açıklayan görüş; mekanizm, devimselcilik karşıtı

  • mekanizasyon

    Mekanik düzeni sağlama

  • mekanize

    Savaş ve taşıma gereçleriyle donatılmış (kıta veya birlik)

  • mekanize birliği

    Savaş ve ulaştırma araçlarıyla donatılmış birlik

  • mekanizma

    Organların işleyiş biçimi

  • mekanizmalı

    Mekanizması olan

  • mekatronik

    Makine, elektronik, yazılım ve kontrol mühendisliğine dayanan, çok disiplinli bir mühendislik dalı

  • meke

    Su kıyılarındaki böcekleri yiyerek yaşayan yaban ördeği

  • mekik

    El veya otomatik dokuma tezgâhlarında atkı veya argaç denilen ve enine olan iplikleri, uzunlamasına olan arışların arasından geçirmeye yarayan masuralı araç

  • mekik atmak

    mekiği arışlar arasından hızla geçirmek

  • mekik diplomasisi

    Bir sorunun çözümü için devletler arasında gerçekleştirilen, seri biçiminde yapılan diplomatik temaslar

  • mekik dokumak

    iki nokta veya durum arasında sürekli gidip gelmek

  • mekik gibi

    sürekli gidip gelen

  • mekik oyası

    Yaka, küpe, kolye vb. aksesuarlar ile çeşitli örtü ve dekoratif parçalar üretmek için mekik ile yapılan bir tür oya

  • mekkâre

    Osmanlı ordusunda taşıma işlerinde kullanılan at, deve, katır vb. hayvanlar

  • mekkâreci

    Yük hayvanı kiralayarak taşıma işi yapan kimse

  • mekkârecilik

    Mekkârecinin yaptığı iş

  • meknuz

    Gömülü, saklı

  • mekruh

    İslam dininde, dinî bakımdan kesin bir biçimde yasaklanmadığı hâlde yapılmaması istenen

  • mekruhluk

    Mekruh olma durumu

  • meksefe

    Otomobillerde kondansatör görevini yapan parça

  • Meksika dalgası

    Seyircilerin tribünde bir dalga görüntüsü verecek biçimde gruplar hâlinde ve birbiri ardınca hızla kollarını yukarıya doğru kaldırıp ayağa kalkmaları ve tekrar oturmaları biçiminde yaptıkları hareket

  • Meksikalı

    Meksika’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • mektebe başlatmak

    eşya vb.ni elden çıkarmak, satmak

  • mektebi asmak

    derslere girmemek için keyfî olarak okula gitmemek, okulu asmak

  • mektep görmemiş

    okula gitmemiş

  • mektep medrese görmüş

    okumuş, öğrenim görmüş

  • mektep çocuğu

    Acemi, toy

  • mektepli

    Okulda yetişmiş olan, alaylı (I) karşıtı

  • mektepli kahvesi

    Çok şekerli kahve

  • mekteplilik

    Mektepli olma durumu

  • mektepten çıkan eşek Marsıvan'dan çıkmaz

    "öğrenim görmüş olsalar bile bazıları eğitilmemiş gibi davranabilirler" anlamında kullanılan bir söz

  • mektepten çıkmak

    mektebi bitirmek, mezun olmak

  • mektubu dışından okumak

    bir kimsenin içinden geçeni yüz çizgilerinden anlamak

  • mektup

    Bir şey haber vermek, sormak, istemek veya duyguları bildirmek için birine çoğunlukla posta yoluyla gönderilen, zarfa konulmuş yazılı kâğıt; name, varakpare

  • mektup almak

    yazılan mektup adrese gelip ele geçmek

  • mektup atmak

    mektubu postaya vermek

  • mektuplaşma

    Mektuplaşmak işi

  • mektuplaşmak

    Karşılıklı mektup yazmak ve göndermek

  • mektupçu

    Osmanlılarda, bir resmî dairenin yazı işlerini yönetmekle yükümlü yüksek görevli kişi

  • mektupçuluk

    Mektupçunun görevi

  • mekân

    Bulunulan yer

  • mekân akustiği

    İçinde bulunulan yerin ses düzeninin uyumu

  • mekân grupları

    Bir yeri dolduran ögeler

  • mekân tutmak

    bir yere yerleşmek

  • mekâncı

    Bir yeri kendisine mekân tutan kimse

  • mekâncılık

    Mekâncı olma durumu

  • mekânsal

    Mekâna ait

  • mekânsallık

    Mekânsal olma durumu

  • mekânsız

    Mekânı olmayan; lamekân

  • melaike

    Melekler

  • melal

    Üzüntü, hüzün, dert

  • melal duymak

    üzüntülü olmak, dertlenmek

  • melamet

    Halkın gözünde kendisini kötü tanıtarak insanların beğenme ve saygısı yerine hor görmesini isteyen, böylelikle nefsi öldürerek Allah’a yaklaşmayı esas alan tasavvuf anlayışı

  • melamet hırkası

    Her türlü gösteriş ve dünya kaygılarından uzak kalmayı öğütleyen Melamilerin kendilerini gizlemek için giydikleri varsayılan mecazi bir hırka

  • Melami

    Melamilik yanlısı olan kimse

  • Melamilik

    Her türlü gösteriş ve dünya kaygılarından uzak kalmayı öğütleyen Sünni tarikatı

  • melamin

    Mutfak eşyası yapımında, kâğıt ve dokuma sanayisinde kullanılan yapay reçinelerin üretiminde yer alan kimyasal bir madde

  • melamin reçinesi

    Melamin formaldehitten elde edilen ve özellikle fırın boyalarda kullanılan sentetik reçine türü

  • melanet

    Büyük kötülük, lanetlenecek iş veya davranış

  • melanit

    Doğal demir ve kalsiyum silikat

  • melankolik

    Hüzün veren, hüzün belirtisi olan

  • melanurya

    İzmaritgillerden, gümüş renkli, eti kılçıklı bir Akdeniz balığı (Sparus melanuiya)

  • melas

    Şeker üretiminde, billurlaşan şeker alındıktan sonra kalan şekerli posa

  • melek

    Tanrı ile insan arasında aracılık yaptığına ve nurdan yaratıldığına inanılan manevi varlık; ferişte

  • melek gibi

    sessiz, sakin

  • melek otu

    Maydanozgillerden, su kenarlarında yetişen, çiçekleri yeşilimtırak beyaz çok yıllık bir bitki (Angelica sylvestris)

  • meleke

    Tekrarlama sonucu kazanılan yatkınlık, alışkanlık

  • melekût

    Ruhlar ve melekler âlemi

  • meleme

    Melemek işi

  • melemek

    Koyun, kuzu veya keçi bağırmak

  • meles

    Beli çökük at

  • meletme

    Meletmek işi

  • meletmek

    Meleme işini yaptırmak

  • melez

    Değişik türden hayvan veya bitkiden üremiş (hayvan veya bitki); kırık (I), kırma, azma, hibrit, metis

  • melezleme

    Melezlemek işi

  • melezlemek

    İki ayrı türü çiftleştirip birleştirmek

  • melezlenme

    Melezlenmek işi

  • melezlenmek

    Melezleme işi yapılmak

  • melezleşme

    Melezleşmek işi, hibritleşme

  • melezleşmek

    Bir bitki başka bir bitki türünün çiçekleriyle döllenmek; hibritleşmek

  • melezleştirme

    Melezleştirmek işi

  • melezleştirmek

    Melez duruma getirmek

  • melezlik

    Melez olma durumu; kırmalık

  • meleş

    İki kuzulu koyun

  • meleşme

    Meleşmek işi

  • meleşmek

    Birlikte melemek

  • melfuf

    Sarılmış, bağlanmış, eklenmiş

  • melfufen

    Eklenmiş olarak

  • melhuz

    Mülahaza edilen, düşünülen

  • melik

    Selçuklu Devleti'nde, hanedana mensup olup sultan olmayan kişilere verilen ünvan

  • melike

    Kadın hükümdar

  • Melikgazi

    Kayseri iline bağlı ilçelerden biri

  • melinit

    Aslı pikrik asit olan patlayıcı bir madde

  • melisa ruhu

    Baygınlığa karşı iyi gelen oğul otu özü

  • melodili

    Melodisi olan

  • melodisiz

    Melodisi olmayan

  • melodram

    Yunan trajedilerinde koro başı ile bir oyuncu arasında geçen şarkılı diyalog

  • melon

    Yuvarlak ve bombeli (şapka)

  • meltem

    Yazın karadan denize doğru esen mevsim rüzgârı; briz

  • melul

    Boynu bükük, zavallı bir biçimde

  • melul mahzun

    Çok üzgün, sıkıntılı, ağlamaklı bir biçimde

  • melul melul

    Üzgün bir biçimde

  • melun

    Lanetlenmiş kimse

  • melunca

    Meluna yakışan, melun gibi

  • melunluk

    Melun olma durumu

  • memalik

    Memleketler

  • memba

    Bir şeyin ilk olarak ortaya çıktığı yer

  • memba suyu

    İçinde erimiş mineraller bulunan, içme suyu olarak veya tedavi amacıyla kullanılan su

  • membran

    Binalarda su ile temas eden bölgelerin yalıtılması amacıyla kullanılan ve ana malzemesi bitüm olan malzeme

  • meme

    Yavrularını emzirmek için, memelilerin göğsünde türlü biçim ve sayıda bulunan, meme başı denilen çıkıntıları olan organ; bicik, emcek, emcik, göğüs

  • meme başı

    Memenin ucundaki çıkıntı; bicik

  • meme bezi

    Memenin süt salgılayan dokusu

  • meme emmek

    çocuk veya memeli hayvan yavrusu annenin göğsündeki sütü çekerek içmek

  • meme süngeri

    Meme başının çevresindeki koyu renkli yuvarlak bölüm

  • meme vermek

    emzirmek

  • meme yapmak

    motorlu araçlarda platin elektrik akımını geçirmeyecek ölçüde oksitlenmek, işlevini yapmaz olmak

  • memecik

    Deri ve sümük doku üzerinde görülen küçük ve sivri çıkıntı

  • memecik zeytini

    Hem yağlık hem sofralık olarak üretilen bir tür zeytin; memecik

  • memede olmak

    küçük çocuklar henüz meme ile beslenmek

  • memeden kesmek

    küçük çocukları artık emzirmemek

  • memeli

    Memesi olan

  • memeliler

    Doğurarak üreyen, memeleri olan, sıcakkanlı, iki akciğerli, kalbinde dört boşluğu olan, vücutları genellikle tüylerle örtülü omurgalı hayvanlar sınıfı

  • mememsi

    Memeyi andıran, memeye benzeyen, meme gibi

  • memesiz

    Memesi olmayan

  • memleket

    Bir kimsenin doğup büyüdüğü yer, şehir; yurt

  • memleket havası

    İnsanın kendi memleketine ait türkü ve onun ezgisi

  • memleketli

    Aynı memleketten olan kimse; toprak, yerdeş, hemşehri

  • memleketlilik

    Memleketli olma durumu; hemşehrilik

  • memleketsiz

    Memleketi olmayan

  • memleketsizlik

    Memleketsiz olma durumu

  • memleketçi

    Memleketin her bakımdan yükselmesini, gelişmesini isteyen, bu yolda çaba harcayan kimse

  • memleketçilik

    Memleketçi olma durumu

  • memnu meyve

    Dokunulması, elde edilmesi yasaklanan şey

  • memnu olmak

    yasaklanmak

  • memnun

    Herhangi bir olaydan veya durumdan ötürü sevinç duyan, kıvançlı, mutlu

  • memnun etmek

    bir kimseyi sevindirmek, ona kıvanç vermek

  • memnun olmak

    sevinmek, sevinç duymak, kıvanmak

  • memnunca

    Memnun gibi, az çok memnun

  • memnuniyet

    Memnun olma, sevinç duyma, sevinme

  • memnuniyetle

    Kıvanç duyarak, kıvançla; memnunlukla

  • memnuniyetsiz

    Memnun olmayan

  • memnuniyetsizlik

    Memnun olmama durumu

  • memnunluk

    Kıvanma, kıvanç

  • memul

    Umulan, düşünülen

  • memul etmek

    beklemek, ummak

  • memul olmak

    umulmak, beklenilmek

  • memur

    Devlet hizmetinde aylıkla çalışan kimse; görevli, işyar

  • memur etmek

    görevlendirmek

  • memur olmak

    memur kadrosuna atanmak

  • memure

    Kadın memur

  • memurin

    Memurlar

  • memurluk

    Memur olma durumu; memuriyet

  • men

    Engel olma

  • menafi

    Yararlar

  • menajer

    Bir sporcunun veya sanatçının mesleki işlerini düzenleyen ve yöneten kimse

  • menajerlik

    Menajer olma durumu

  • menakıp

    Menkıbeler

  • menakıpname

    Menkıbeleri konu edinen eserlerin ortak adı

  • mendebur

    Sümsük (I), sünepe, pis, iğrenç

  • mendeburluk

    Mendebur olma durumu

  • mendelevyum

    Atom numarası 101, kütle numarası 256 olan, izotopu 1957'de yapay olarak elde edilmiş olan element (simgesi Md)

  • Menderes

    İzmir iline bağlı ilçelerden biri

  • menderes

    Akarsuların geniş tabanlı vadilerde S harfine benzeyen kıvrımı

  • mendil

    Burun ve ter silmekte, el ve yüz kurulamakta kullanılan küçük, kare biçiminde kumaş veya yumuşak, ince kâğıt

  • mendil atmak

    herhangi bir duyguyu, gizli bir mesajı haberleşilen insana çeşitli anlamları olan renkli mendille bildirmek

  • mendil açmak

    yere oturup önüne bir mendil sererek dilenmek

  • mendil kadar

    çok küçük (alan)

  • mendil sallamak

    birini uzaktan mendil sallayarak selamlamak veya uğurlamak

  • mendilli

    Mendili olan

  • mendilsiz

    Mendili olmayan

  • mendirek

    Kıyılarda dalgakıranla yapılmış liman

  • menediliş

    Menedilmek işi

  • menedilme

    Menedilmek işi

  • menedilmek

    Önüne geçilmek

  • menediş

    Menetmek işi

  • menekşe

    Menekşegillerden, bir veya çok yıllık otsu bir bitki (Viola tricolor)

  • menekşe gözlü

    Gözleri koyu lacivert renkte olan

  • menekşe gülü

    Tırmanıcı, küçük çiçekli bir gül (Rosa chinensis)

  • menekşe rengi

    Menekşe çiçeğinin mor rengi

  • menekşegiller

    Çiçekleri ayrı taç yapraklı iki çenekli bitkiler familyası

  • Menemen

    İzmir iline bağlı ilçelerden biri

  • menemen

    Yumurta, soğan, yeşilbiber ve domatesle yapılan bir yemek

  • menenjit

    Ateş, şiddetli baş ağrısı, kusma, sayıklama vb. belirtilerle ortaya çıkan, beyin zarlarının iltihaplanmasıyla oluşan bir hastalık

  • menetme

    Menetmek işi

  • menetmek

    Engel olmak

  • meneviş

    Terementi ağacının tohumu

  • menevişleme

    Demir çelik sanayisinde bir ısıl işlem sonucu istenilen sertlik ve tokluk seviyesine ulaşmak için düşük sıcaklıklarda uygulanan termal işlem

  • menfaat elde etmek

    faydalanmak, çıkar elde etmek

  • menfaat görmek

    faydalanmak, çıkar elde etmek

  • menfaat gütmek

    çıkarını ön planda tutmak

  • menfaatine dokunmak

    faydasını engellemek

  • menfaatini ayaklar altına almak

    kendi çıkarlarını göz ardı etmek

  • menfez

    Girecek veya geçecek yer, delik

  • menfi

    Her şeyi olumsuz ve kötü yanlarıyla ele alan

  • Mengen

    Bolu iline bağlı ilçelerden biri

  • mengene

    Onarma, işleme, düzeltme vb. işlemlerin uygulanacağı nesneyi sıkıştırıp istenildiği gibi tutturmaya yarayan bir tür alet

  • mengene gibi

    çok kuvvetli, güçlü kuvvetli

  • menhiyat

    Dinin yapılmasını yasakladığı şeyler

  • meni

    Erkeklerin cinsel organından salgılanan madde; er suyu, bel (III), atmık, dikel, sperm, sperma

  • menisk

    Bir yüzü içbükey, öbür yüzü dışbükey olan mercek

  • menisküs

    Diz eklemlerinde kemik arasındaki kıkırdak yapı

  • menkul

    Bir yerden bir yere taşınabilen (mal)

  • menkul kıymetler

    Senet, bono, tahvil, hisse senedi vb. taşınır değerler; kâğıt

  • menkıbe

    Din büyüklerinin veya tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikâye

  • menolunma

    Menolunmak işi

  • menopoz

    Kadınlarda gebe kalma ve doğurma yeteneğinin sona ermesi, âdetten kesilme; yaş dönümü, âdetgörmezlik

  • menopoza girmek

    âdetten kesilmek, doğurma özelliğini yitirmek, hayızdan nifastan kesilmek

  • mensucat

    Dokumalar

  • mensup

    Bir yerle veya bir kimseyle bağlantısı olan, ilişkili, -den olan, -e bağlı (kimse)

  • mensup olmak

    bir şey veya kimseyle bağıntısı olmak

  • mensupluk

    Bir yerle, bir kimseyle ilgili, ilişkili olma durumu; mensubiyet

  • mensur şiir

    Şiir yönü ağır basan düzyazı; şiirce

  • Menteşe

    Muğla iline bağlı ilçelerden biri

  • menteşe

    Kapı, pencere, mobilya kapakları vb. açılır kapanır şeylerde kullanılan, bir mille birbirine tutturulmuş, biri sabit, öbürü hareketli iki parçadan oluşmuş metal parça; reze

  • mentol

    Nane kokusu

  • mentollü

    İçinde mentol bulunan

  • menus

    Yabancılık çekmeyen, alışmış, alışık

  • menzil

    Yolculukta dinlenmek amacıyla durulan veya konaklanan yer; çalım

  • menzil atmak

    ok atma yarışlarında rekor kırmak

  • menzil atı

    Menzil beygiri

  • menzil beygiri

    Menzillerde haber getirip götüren ulakların kullanması için beslenen at; menzil atı

  • menzil beygiri gibi koşmak

    durup dinlenmeden çalışmak

  • menzil dikmek

    atılan ok ile kırılan rekorun yerini belirten taş dikmek

  • menzil emini

    Menzillerin sevk ve idaresinden sorumlu kimse; menzilci

  • menzilci

    Uzak yerlere menzil beygirleriyle giden posta tatarı

  • menzile

    Aşama, kerte, yükseklik derecesi

  • menzile varmak

    hedefe ulaşmak

  • menü

    Sofraya çıkarılacak yemeklerin hepsi

  • Menşevik

    Menşeviklik yanlısı olan kimse

  • Menşeviklik

    Rus sosyalizmi içinde Bolşevikliğe karşıt olarak gelişen akım

  • menşur

    Yayılmış, dağıtılmış, neşredilmiş

  • mepsuten

    Yayılmış, açılmış bir biçimde

  • mera

    Kullanılmayan boş arazi

  • mera bitkileri

    Meralarda kendiliğinden yetişen veya yetiştirilen, yem değeri olan veya olmayan tüm bitki türleri

  • merak

    Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek

  • merak etme!

    “kaygılanma, tasalanma” anlamında kullanılan bir söz

  • merak etmek

    anlamak veya öğrenmek istemek

  • merak getirmek

    kara sevdaya tutulmak

  • merak olmak

    anlamak veya öğrenmek isteği olmak

  • merak sarmak (veya duymak veya salmak)

    bir şeyi edinme, yapma veya onunla uğraşma isteğine kapılmak, bir şeye eğilim duymak

  • meraka düşmek

    meraklanmak

  • meraka sokmak

    meraklandırmak

  • meraklandırma

    Meraklandırmak işi

  • meraklandırmak

    Meraklanmasına yol açmak, kaygılandırmak, tasalandırmak

  • meraklanma

    Meraklanmak işi

  • meraklanmak

    Kaygılanmak, üzülmek, tasalanmak

  • meraklanış

    Meraklanmak işi

  • meraklı

    Her şeyi anlamak ve bilmek isteyen; araştırıcı, mütecessis

  • meraklı Melahat

    Kendisini ilgilendirsin veya ilgilendirmesin her konuda soru soran, çok dedikodu yapan kimse

  • meraklılık

    Meraklı olma durumu

  • meraksız

    Anlama, öğrenme isteğini duymayan

  • meraksızca

    Meraksız bir biçimde

  • meraksızlık

    Meraksız olma durumu

  • merakta bırakmak (veya koymak)

    kaygı içinde bırakmak

  • merakta kalmak

    kaygı içinde olmak

  • merakta olmak

    merak içinde bulunmak

  • meraktan çatlamak (veya patlamak veya çıldırmak)

    merakından çatlamak

  • meraktan çatlatmak

    çokça merak ettirmek

  • meraktan ölmek

    çok kaygılanmak

  • merakına dokunmak

    ilgisini çekmek

  • merakına yenilmek

    çok merak etmek

  • merakından çatlamak

    çok kaygılanmak

  • merakını beslemek

    ilgisini artırmak

  • merakını gidermek

    merakını ortadan kaldırmak

  • merakını mucip olmak

    merakına dokunmak

  • merakını uyandırmak

    merak etmesine sebep olmak, meraklandırmak

  • merakını yenmek

    öğrenme isteğini engellemek

  • merakını çekmek (veya celbetmek)

    ilgisini çekmek

  • Meram

    Konya iline bağlı ilçelerden biri

  • meram (veya meramını) anlatmak

    isteğini, derdini anlatmak

  • meram etmek

    üstüne düşmek, yapmak istemek

  • meramın elinden bir şey kurtulmaz

    "bir şey yapmaya azmeden ve ona dört elle sarılan kişi, kesinlikle başarıya ulaşır" anlamında kullanılan bir söz

  • meraretli

    Acı dolu, acılı olan

  • merasim

    Resmî işlerde yol yöntem, yol yordam

  • merasim salonu

    Törenlerin yapıldığı salon

  • merasimli

    Kurallara, törelere aşırı bağlı olan

  • merasimsiz

    Resmî davranıştan uzak, sade

  • merbut

    Bağlı, bağlanmış

  • merbut olmak

    bağlı bulunmak

  • mercan

    Tropik ve ılık denizlerde yaşayan, geniş resifler oluşturan, mercanlar sınıfının örneği olan, kırmızı kalker iskeletli hayvan; mercan balığı (Corallium rubrum)

  • mercan adası

    Su yüzüne kadar çıkan yuvarlak mercan resiflerinden oluşmuş ada; atol

  • mercan otu

    Karanfilgillerden, nemli yerlerde yetişen, yaprakları karşılıklı, çiçekleri beyaz, çok yıllık otsu bir bitki (Sagyna procumbens)

  • mercan resifi

    Yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığı 20 °C'nin üzerinde bulunan bölgelerde, kıtasal kenardaki adaların sığ sahillerinde, kalkerli bitkisel ve hayvansal organizmaların yığılımı

  • mercan teknesi

    Mercan avlamak için yapılan özel bir tekne türü

  • mercan terliği

    Ayak topuğunu kavrayan, arka bölümü olmayan, ökçesiz, genellikle kırmızı deriden terlik

  • mercan tespih

    Mercandan yapılan, değerli tespih

  • mercan yeşili

    Mercan renginde olan yeşil renk

  • mercan yılanı

    Kırmızı olan vücudunda halka biçiminde siyah lekeler bulunan bir Amerika yılanı (Elaps corallinus)

  • mercanağacı

    Fasulyegillerden, sıcak ülkelerde yetişen, çiçekleri parlak kırmızı, tırmanıcı bir süs bitkisi (Erythrina)

  • mercancı

    Mercan avlayan kimse

  • mercaniğnesi

    Soldan sağa ve köşelerde birer düğüm oluşturarak yapılan zikzak işleme

  • mercanköşk

    Ballıbabagillerden, küçük yapraklı, güzel kokulu bir saksı bitkisi; şile, yayla kekiği, merzengûş (Origanum majorana)

  • mercanlar

    Örnek hayvanı mercan olan, sölenterlerden bir sınıf (Anthozoa)

  • mercanlı

    İçinde mercan bulunduran

  • mercek

    İçinden geçen paralel ışınları düzenli bir biçimde birbirine yaklaştıran veya birbirinden uzaklaştıran, camdan veya ışık kırıcı herhangi bir maddeden yapılmış, genellikle küresel yüzeylerle sınırlanmış saydam cisim; adese, lens

  • mercek altına almak

    çok titizlikle ve etraflıca incelemek

  • mercekli

    Merceği olan

  • merceksi

    Merceği andıran, merceğe benzeyen, mercek gibi

  • merci

    Başvurulacak yer veya makam

  • mercimek

    Baklagillerden, beyaz çiçekli bir tarım bitkisi (Lens culinaris)

  • mercimek kadar

    çok küçük ve yuvarlak

  • mercimek kemiği

    Orta kulakta örs ve üzengi kemiği arasında bulunan küçük kemik

  • mercimek köftesi

    Kırmızı mercimeğin hafifçe pişirilmesinden sonra soğan, maydanoz, taze nane ve yeşil soğan karışımına katılıp iyice yoğrulması sonunda hazırlanan bir yemek türü

  • mercimek pilavı

    Yeşil mercimek, kıyma, ince bulgur ve tereyağıyla yapılan bir pilav türü

  • mercimek çorbası

    Ana malzemesi kırmızı, yeşil veya sarı mercimekten oluşan, soğan, un, tereyağı, et suyu, tuz, kırmızı veya karabiber ile hazırlanan çorba

  • mercimeksi

    Mercimeği andıran, mercimeğe benzeyen, mercimek gibi

  • mercimeği fırına vermek

    kadınla erkek gizlice aşk ilişkisi kurmak

  • merdane

    Erkeğe yakışan

  • merdaneleme

    Merdanelemek işi

  • merdanelemek

    Bir şeyin üzerinden merdane geçirmek

  • merdikıpti

    Kıpti halkından olan kimse

  • merdiven

    Bir yere çıkmaya veya bir yerden inmeye yarayan basamaklar dizisi; badal, basak

  • merdiven altı

    Katlar arasındaki merdivenlerin altında kalan boşluk

  • merdiven altı üretim

    Yasal olmayan yollarla yapılan üretim

  • merdiven basamak basamak çıkılır

    "en yüksek yere, yavaş yavaş yükselerek çıkılır" anlamında kullanılan bir söz

  • merdiven boşluğu

    Çok katlı evlerde bulunan merdivenlerin çevresindeki boşluk

  • merdiven dayamak

    ileri bir yaşa yaklaşmak

  • merdiven korkuluğu

    Merdivenlerin boşluk tarafındaki demir veya ahşap parmaklık; tırabzan

  • merdiven sahanlığı

    Merdiven boşluğu veya başı

  • merdivenci

    Yapılardaki merdivenleri yapan kimse

  • merdivencilik

    Merdivencinin yaptığı iş

  • merdivenevi

    Binalarda merdivenden yapılan duvarlarla çevrili kısım

  • merdivenkovası

    Dönerek çıkılan merdivenlerde yukarıdan aşağıya bakıldığında ortada görülen boşluk

  • merdivenli

    Merdiveni olan

  • merdivensi

    Merdiveni andıran, merdivene benzeyen, merdiven gibi; merdivenimsi

  • merdümgiriz

    İnsan içine karışmaktan hoşlanmayan, insanlardan kaçan (kimse); mizantrop

  • merdümgirizlik

    Merdümgiriz olma durumu

  • merek

    Samanlık, odunluk, hayvan yemi deposu veya ahır

  • meres

    Köpeğin yaşı

  • meret

    Sıkıntı veren, hoşlanılmayan şeyler veya kimseler için kullanılan sövgü sözü

  • mergup

    Sevilip aranan, istenilen, beğenilen, rağbet edilen

  • merhaba

    (me'rhaba:) "Geniş ve mamur yere geldiniz, rahat ediniz, günaydın, hoş geldiniz" anlamlarında bir esenleşme veya selamlaşma sözü

  • merhaba etmek

    hâl hatır sormak, görüşüp konuşmak

  • merhaba siperi

    Kalelerde kapının karşısındaki duvarda yer alan ve kapıdan giren düşmana ok atılan mazgal deliği

  • merhaba çakmak

    selamlamak

  • merhabalaşma

    Merhabalaşmak işi

  • merhabalaşmak

    Karşılıklı selam verip hâl hatır sormak

  • merhabası olmak

    esenleşecek kadar tanışıklığı, yakınlığı olmak

  • merhabayı kesmek

    biriyle ilgisini kesmek

  • merhale

    Bir yolcunun sekiz saatte gidebileceği mesafe

  • merhamet

    Bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma

  • merhamet duymak

    acıma veya şefkat duygusu uyanmak veya kabarmak

  • merhamet etmek

    acımak

  • merhamete gelmek

    sonradan acıma duygusuna kapılmak

  • merhameten

    Acıyarak, merhamet ederek

  • merhametine sığınmak

    bir kimsenin merhametine güvenerek ona yaklaşmak

  • merhametli

    Acıması olan, merhamet eden

  • merhametlilik

    Merhametli olma durumu

  • merhametsiz

    Acıması olmayan; katı yürekli, katı kalpli, taş yürekli, taş kalpli, kalpsiz

  • merhametsiz olmak

    merhamet etmemek, merhametsizleşmek

  • merhametsizce

    Merhamet etmeksizin, merhametsiz bir biçimde, acımadan; merhametsizcesine, kalpsizce

  • merhametsizleşme

    Merhametsizleşmek durumu

  • merhametsizleşmek

    Merhametsiz duruma gelmek, merhametsiz olmak

  • merhametsizlik

    Acımama durumu; katı yüreklilik, katı kalplilik, taş yüreklilik, taş kalplilik, kalpsizlik

  • merhem

    Deriye sürülerek kullanılan, içinde birçok etken madde bulunan, yumuşak ve koyu kıvamda, yağlı ilaç

  • merhem olmak

    bir derde çare olmak

  • merhemleme

    Merhemlemek işi

  • merhemlemek

    Merhem sürmek

  • merhum

    Ölmüş Müslüman erkek; rahmetli, rahmetlik

  • merhum olmak

    ölmek

  • merhume

    Ölmüş Müslüman kadın; rahmetli, rahmetlik

  • merhun

    Rehin edilmiş, rehin bırakılmış

  • meridyen düzlemi

    İki kutup arasındaki doğru ile o yerin çekül doğrultusunun belirttiği düzlem; öğlen, nısfınnehar

  • meridyen çemberi

    Meridyen düzleminin gök küreyle ara kesiti; öğlen çemberi

  • merinos

    Uzun, çok ince, beyaz ve bol tüylü yapağısından dokumacılıkta yararlanılan bir koyun cinsi; merinos koyunu (Ovis aries hispanica)

  • meritokrasi

    Kişilerin yetenek ve bireysel üstünlüğüne dayanan yönetim biçimi

  • Meriç

    Edirne iline bağlı ilçelerden biri

  • merkantilist

    Merkantilizm yanlısı olan kimse

  • merkantilizm

    Ülkenin refahını sahip olduğu altın, gümüş vb. değerli madenlere bağlayan, ülkedeki değerli maden yataklarının işletilmesine önem veren ve ihracatı artırıp ithalatı azaltmaya çalışan iktisat öğretisi

  • merkat

    Mezar, kabir

  • merkez

    Bir bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri

  • merkez açı

    Köşesi çemberin merkezinde bulunan açı

  • merkez ilçe

    İl merkezini oluşturan ilçe veya ilçelerden her biri

  • merkez parti

    Görüş açısından uç noktalarda olmayan siyasi kuruluş

  • merkez valiliği

    Merkez valisi olma durumu

  • merkez valisi

    Bir kararnameyle görev yaptığı ilden alınarak İçişleri Bakanlığı bünyesine verilen vali

  • merkez üs

    Bir faaliyet, hareket vb.nin tam ortası

  • merkezce

    Merkeze göre, merkez bakımından

  • merkezcil

    Merkeze doğru yaklaşan

  • merkeze almak

    önem vermek, diğerlerine göre öncelikli duruma getirmek

  • merkeze alınmak

    önem kazanmak, diğerlerine göre öncelikli duruma gelmek

  • Merkezefendi

    Denizli iline bağlı ilçelerden biri

  • merkeziyetçi

    Merkeziyetçilik yanlısı olan (kimse); merkezci, üniter

  • merkeziyetçilik

    Otoritenin ve işin tek bir merkezde toplanmasını amaçlayan görüş; merkeziyet, merkezcilik

  • merkezkaç

    Merkezden uzaklaşan; santrifüj

  • merkezkaç kuvvet

    Bir merkez çevresinde dönen bir cismi merkezden uzaklaştıran kuvvet, merkezcil kuvvetin tepkisi

  • merkezkaçlama

    Bir karışımın bileşenlerini merkezkaç kuvvetle ayırma işlemi

  • merkezlenme

    Merkezlenmek işi

  • merkezlenmek

    Aynı merkezde toplanmak; temerküz etmek

  • merkezleşme

    Merkezleşmek durumu

  • merkezleşmek

    Merkez durumuna gelmek

  • merkezleştirme

    Merkezleştirmek işi; merkezleme

  • merkezleştirmek

    Merkez durumuna getirmek; merkezlemek

  • merkezî

    Merkezde olan, merkezi oluşturan

  • merkezî sinir sistemi

    Beyin ve omurilikten oluşan, sinir sisteminin en büyük bölümü

  • merkezî yönetim

    Yönetme, denetleme ve işletme bakımından yetkinin bir yerde toplandığı yönetim tarzı; merkezî idare

  • merkezî yıkama

    Merkeze bağlı veya bir merkezden yönetilen temizlik sistemi

  • merkezî ülke

    Yönetim, denetim veya konum bakımından merkezde bulunan ülke

  • merkezî ısıtma

    Merkeze bağlı ortak ısıtma sistemi

  • merkezîleşme

    Merkezîleşmek işi

  • merkezîleşmek

    Merkez durumuna gelmek

  • merkezîleştirme

    Merkezîleştirmek işi

  • merkezîleştirmek

    Otoriteyi ve işi bir merkezde toplamak

  • merkezîlik

    Merkezî olma durumu

  • merkum

    Yazılmış

  • merkûp

    Üzerine binilmiş olan

  • Merkür

    Güneş sisteminin Güneş'e en yakın olan gezegeni; Utarit

  • merlanos

    Bir tür mezgit balığı (Merlangus communis)

  • mermer

    Bileşiminde %75'ten çok kalsiyum karbonat bulunan, genellikle beyaz, renkli ve damarlısı da olan, cilalanabilen, billurlaşmış kireç taşı

  • mermer gibi

    beyaz, parlak, sert, sağlam ve pürüzsüz

  • mermer kireci

    Mermerden yapılmış kireç

  • mermerci

    Mermer çıkaran, işleyen, satan, mermer vb. taşlardan yapılarda ıslak zemin işleri, mutfak döşemesi, eviye veya mezar taşları yapan kimse

  • mermercilik

    Cilalı yüzeyler elde etmek için sert taşları işleme sanayisi

  • mermerleşme

    Genellikle başkalaşma etkisiyle, kireç taşlarının yeniden billurlaşma sonucu mermere dönüşmesi

  • mermerleşmek

    Mermer durumuna dönüşmek

  • mermerleştirme

    Mermerleştirmek işi

  • mermerleştirmek

    Mermer durumuna getirmek

  • mermerli

    Mermeri olan

  • mermerlik

    Mermerle döşeli yer

  • mermersi

    Mermeri andıran, mermere benzeyen, mermer gibi; mermerimsi

  • mermerşahi

    Tülbent ile patiska arasında ince bir tür pamuklu kumaş

  • mermi

    Ateşli silahlarla atılan patlayıcı ve delici madde

  • mermi çekirdeği

    Ateşli silahlarda kovan içerisinde bulunan barutun yanması ile namludan hedefe giden metal parça

  • merserize

    Kimyasal bir yöntemle parlaklık verilmiş pamuk ipliği

  • Mersin

    Türkiye'nin Akdeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • mersin

    Mersingillerden, Güney ve Batı Anadolu dağlarında yetişen, yaprakları yaz kış yeşil kalan, gıda ve parfüm sanayisinde ham madde olarak kullanılan, meyvesi murt adıyla bilinen, esansı çıkarılan, beyaz çiçekli, güzel kokulu bir ağaç; mersin ağacı, sazak (Myrtus communis)

  • mersin balıkları

    Mersin balığıgiller familyasını içine alan balıklar takımı

  • mersin balığı

    Mersin balığıgillerden, ılık denizlerde, göllerde yaşayan, tatlı sularda yumurtlayan, yumurtalarından havyar yapılan bir balık; kolan balığı (Acipenser sturio)

  • mersin balığıgiller

    Örneği mersin balığı olan, vücutları parlak pullarla veya kemik düğmeciklerle örtülü, çoğu yumurtlama zamanında ırmak ağızlarına gelen iğ biçiminde uzun balıklar familyası

  • mersin morinası

    Mersin balığıgillerden, Karadeniz, Hazar Denizi ve bu denizlere dökülen ırmaklarda yaşayan, yumurtasından havyar yapılan bir balık (Huso huso)

  • mersingiller

    İki çeneklilerden, mersin, karanfil, okaliptus gibi yaprakları almaşık, çiçekleri genellikle talkım durumunda bulunan, güzel kokulu bitkileri içine alan bir familya

  • Mersinli

    Mersin ilinden olan kimse

  • Mersinlilik

    Mersinli olma durumu

  • mert

    Sözünün eri, güvenilir (kimse); erkek

  • mertek

    Yapıda kullanılan dört köşe veya yuvarlak, kalınca ağaç; düver

  • mertçe

    Yiğide, erkeğe yakışan

  • Meryem Ana kandili

    Kilise, ev vb. yerlerde Meryem Ana ikonası önünde sürekli olarak yakılan kandil

  • Meryem Ana kandili gibi

    zayıf ve güçsüz yanan ışığa benzer biçimde

  • meryem pelesengi

    Kabuklarından aynı adla anılan bir reçine çıkarılan ve Antil Adaları'nda yetişen bir ağaç (Calophyilum calaba)

  • Merzifon

    Amasya iline bağlı ilçelerden biri

  • mesabe

    Derece, değer, rütbe

  • mesabesinde

    Yerinde, değerinde, hükmünde

  • mesafe

    İlişkilerde çok içten olmama durumu; resmiyet

  • mesafe almak (veya katetmek)

    bir konuda veya çalışmada önemli ölçüde ilerlemek

  • mesafe bırakmak (veya koymak)

    ilişkilerde samimi olmamak

  • mesafeli

    Arası olan, uzaklığı bulunan

  • mesafelik

    Herhangi bir uzaklıkta olan

  • mesafelilik

    Mesafeli olma durumu

  • mesai

    Çalışma, emek

  • mesai saati

    Çalışma saatleri, iş zamanı

  • mesai yapmak

    bir iş yerinde, yasal günlük iş süresi dışında ek bir ücretle fazla çalışmak

  • mesail

    Sorunlar

  • mesaiye kalmak

    mesai yapmak

  • mesaj

    Bir devlet büyüğünün, bir sorumlunun belirli bir olay veya durum dolayısıyla ilgililere gönderdiği bildiri

  • mesaj atmak (veya çekmek)

    cep telefonu veya genel ağ aracılığıyla ileti göndermek

  • mesaj bırakmak

    yazı veya sözle bilgi vermek

  • mesaj vermek

    duygu ve düşünceleri karşı tarafa dolaylı bir biçimde anlatmak

  • mesajlaşma

    Mesajlaşmak işi

  • mesajlaşmak

    Birine cep telefonu veya genel ağ aracılığıyla ileti göndermek

  • mesamat

    Gözenekler

  • mesane pedi

    İdrar kaçırma rahatsızlığı yaşayan kimselerin kullandığı ped

  • mescit

    Genellikle minaresiz, küçük cami

  • mesel

    Örnek alınacak söz

  • mesel olmak

    söz, cümle, dize vb. atasözü durumuna gelmek

  • mesele

    Güç iş

  • mesele etmek

    dert etmek

  • mesele olmak

    dert olmak

  • mesele yapmak

    önemsiz bir şeyi önemli bir sorun durumuna getirmek

  • mesele yok!

    "herhangi bir sıkıntı, güçlük yok!" anlamında kullanılan bir söz

  • mesele çıkarmak

    sorun çıkarmak

  • meseleyi açmak

    bir işi, bir sorunu çözmek için başkasına bahsetmek

  • mesen

    Sanat ve bilim adamlarını koruyan kimse

  • mesh

    Bir şeyi elle sıvazlama

  • mesh etmek

    abdest alırken ıslak eli başa ve meste sürmek

  • Mesih

    Hz. İsa'ya verilen adlardan biri

  • mesire

    Gezilecek, piknik yapılacak yer.

  • mesirelik

    Gezmeye elverişli yer, mesire yeri

  • mesken tutmak

    yerleşmek

  • meskûkât

    Sikkeler, metal paralar

  • meskûn

    İnsan oturan, şeneltilmiş (yer)

  • meskûn kılmak

    bir yeri şeneltmek

  • meskût

    Söylenmemiş

  • meskût geçmek

    söylemeden geçmek

  • meskût kalmak

    konuşulmamak

  • meslek

    Belli bir eğitim ile kazanılan, sistemli bilgi ve becerilere dayalı, insanlara yararlı mal üretmek, hizmet vermek ve karşılığında para kazanmak için yapılan, kuralları belirlenmiş iş

  • meslek edinmek

    bir işi meslek olarak yapacak bilgi ve beceriyi kazanmak

  • meslek içi eğitim

    Görevliye mesleğiyle ilgili olarak verilen kurs

  • meslek yaşamı

    Bir mesleği yaparken geçirilen süre

  • meslek yüksekokulu

    Ön lisans düzeyinde ara eleman yetiştiren yükseköğretim kurumu

  • mesleki

    Mesleğe ilişkin, meslekle ilgili olan; mesleksel

  • mesleksiz

    Mesleği olmayan, işsiz güçsüz (kimse)

  • mesleksizlik

    Mesleksiz olma durumu

  • meslektaş

    Aynı meslekten olanlardan her biri

  • meslektaşlık

    Meslektaş olma durumu

  • mesleğinin eri (veya erbabı) olmak

    işinin uzmanı veya ustası olmak

  • mesmu

    İşitilmiş, duyulmuş olan

  • mesnet

    Mevki, makam

  • mesnetli

    Dayanağı olan

  • mesnetsiz

    Dayanağı olmayan

  • mesnetsiz atmak

    dayanağı olmadan konuşmak

  • mesnetsizlik

    Mesnetsiz olma durumu

  • mesnevi

    Her beyti ayrı uyaklı bir divan edebiyatı nazım biçimi

  • mest

    Üzerine mesh edilebilen, kısa konçlu, hafif ve yumuşak bir ayakkabı türü

  • mest etmek

    kendinden geçirmek

  • mest olmak

    kendinden geçmek, çok mutlu olmak

  • mestane

    Sarhoş gibi, kendinden geçmişçesine

  • mestçi

    Mest yapan veya satan kimse

  • mestçilik

    Mest yapma veya satma işi

  • Mesudiye

    Ordu iline bağlı ilçelerden biri

  • mesul olmak

    sorumlu olmak

  • mesul tutmak

    sorumlu görmek

  • mesuliyet almak

    sorumluluk almak

  • mesuliyet duymak

    sorumlu hissetmek

  • mesuliyetli

    Sorumluluk gerektiren

  • mesuliyetsiz

    Sorumluluk gerektirmeyen

  • mesut etmek

    mutlu kılmak

  • mesut olmak

    mutlu olmak, onmak

  • mesutça

    Mesut bir biçimde, mesut olarak; mesudane

  • met

    Çelik çomak oyununda kullanılan değnek parçası

  • meta

    Mal, ticaret malı

  • metabolizma

    Canlı organizmada veya canlı hücrelerde hareketi, enerjiyi sağlamak için oluşan, biyolojik ve kimyasal değişimlerin bütünü, özümlemenin ve yadımlamanın toplamı

  • metafizikçi

    Metafizik ile uğraşan kimse

  • metafizikçilik

    Metafizikçinin işi veya mesleği

  • metaforik

    Metafor ile ilgili, metafora ait

  • metal

    Çok yüksek elektrik ve ısı iletkenliği, kendine özgü parlaklığı olan, oksijenli birleşimiyle çoğunlukla bazik oksitler veren madde; maden

  • metal bilimi

    Genellikle elementleri, özellikle metalleri saf olarak elde eden ve bunların işleme tekniğini belirleyen kimya endüstrisi kolu; metalürji

  • metal bilimsel

    Metal bilimi ile ilgili; metalürjik

  • metal yatak

    Yapımında metal kullanılan yatak

  • metal yorulması

    Metallerin molekül yapısında yük, direnç ve titreşim nedeniyle bozukluk oluşması

  • metalik

    Metal gibi parlak olan (renk)

  • metalik boya

    Bakır, alüminyum, bronz vb. metalik tozların eklenmesiyle parlak görünüş veren özel boya türü

  • metalik renk

    Parlak renk

  • metalografi

    Maden, alaşım ve maden filizlerinin yüzeylerini, kesitlerini ve billurlaşma özelliklerini mikroskopla inceleyerek çözümünü yapan bilim kolu

  • metalsi

    Metallerin fiziksel özelliklerini, metal olmayan ögelerin ise kimyasal özelliklerini taşıyan element; madensi, metaloit

  • metamorfik

    Başkalaşıma uğramış olan

  • metan

    Çürümekte olan karbonlu maddelerden çıkan, havada sarı bir alevle yanan, renksiz bir gaz; bataklık gazı (CH4)

  • metanet göstermek

    kötü bir duruma katlanmak, dayanmak

  • metbu

    Kendisine bağlanılan

  • metelik

    Çeyrek kuruş, on para değerinde demir para

  • metelik etmez

    "çok değersiz" anlamında kullanılan bir söz

  • metelik vermemek

    değer ve önem vermemek, umursamamak, aldırış etmemek

  • meteliksiz

    Parası olmadan

  • meteliğe kurşun atmak

    parası kalmamak, hiç parası olmamak

  • meteor

    Atmosfer içinde oluşan sıcaklık değişmeleri, rüzgâr, yıldırım, yağmur, dolu vb. olaylara verilen genel ad

  • meteoroloji

    Hava koşullarında meydana gelen değişmeleri, iklim türlerini araştırıp hava durumu tahminlerinde bulunan bilim dalı; hava bilgisi

  • meteoroloji istasyonu

    Hava kürede sık sık görülen değişiklikleri inceleyen ve ölçen gözlemevi

  • meteorolojik

    Meteoroloji ile ilgili olan

  • methaldar

    Bir işe karışmış olan, bir işte parmağı olan

  • methali olmak

    bir işe karışmış bulunmak, bir işte parmağı olmak

  • methediş

    Methetmek işi

  • methetme

    Methetmek işi

  • methini işitmek (veya duymak)

    ününden haberdar olmak

  • methiye

    Bir kimseyi veya bir şeyi övmek için yazılmış şiir

  • methiye düzmek

    övmek, övgü şiiri yazmak

  • methüsena

    Övme, ululama

  • metil

    Doymuş hidrokarbon kökleri serisinin ilk basamağı

  • metilen

    Metanın iki hidrojen atomunu yitirmesiyle türeyen bir kök (CH2)

  • metilik

    Metil özelliği taşıyan

  • metin

    Bir yazıyı biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan kelimelerin bütünü; tekst

  • metin tamiri

    Yapısı, dokusu, bütünlüğü bozulan eski bir metni çeşitli nüshalarından faydalanarak aslına en uygun duruma getirmek için yapılan onarım

  • metinler arasılık

    Bütüncül bir yapıya kavuşturulması amacıyla bir edebî metnin dokusuna hem edebiyat alanından hem de başka alanlardan metin parçalarının katılması

  • metinsel

    Metinle ilgili, metne ilişkin

  • metneryum

    Atom numarası 109, atom ağırlığı 268 olan, 25 °C'de katı olduğu, gümüş renginde veya gri renkte olduğu tahmin edilen yapay bir element (simgesi Mt)

  • metot defteri

    Sayfa boyutları 29,8x21 cm olan, spiralli veya spiralsiz, kareli, düz çizgili veya çizgisiz defter

  • metraj

    Metre olarak uzunluk

  • metrajlı

    Herhangi bir metre uzunluğunda olan

  • metrdotel

    Bir restoranda mesleğinin en üst seviyesine ulaşmış, müşteri karşısında patronu veya müdürü temsil eden, müşteriyle iyi ilişki kuran, servisleri sevk ve idare eden kimse

  • metrdotellik

    Metrdotelin mesleği ve yaptığı iş

  • metre

    Yer meridyen çemberinin kırk milyonda biri olarak kabul edilen, 100 cm'lik temel uzunluk ölçüsü birimi

  • metre sistemi

    Metre, metrekare, metreküp gibi kökü metreye dayanan ölçü sistemi; metrik sistem

  • metrekare

    Kenarı 1 metre olan bir karenin alanına eşit yüzey ölçüsü birimi

  • metreküp

    Kenarı 1 metre olan bir küpün hacmine eşit hacim ölçüsü birimi

  • metrelerce

    Mesafe olarak uzun olan

  • metrelik

    Uzunluğu herhangi bir metre olan

  • metres

    Evli bir erkekle nikâhsız yaşayan kadın; kapama, kapatma, mantinota, zamazingo, zamkinos

  • metres tutmak

    metresle yaşamak

  • metreslik

    Metres olma durumu

  • metreslik etmek

    bir erkekle metres olarak yaşamak

  • metris

    Askerin çarpışma sırasında korunması için yapılan toprak siper

  • metro

    Büyükşehirlerde semtler arasında işleyen, ulaşımı yerin altında sağlayan tren; yer altı treni

  • metro hattı

    Metro trenlerinin üzerinde hareket ettiği demir rayların döşendiği tahsisli yol

  • metrobüs

    Karayolunun ortasında kendisine ayrılan gidiş ve geliş olmak üzere iki şeritli yolda elektrik enerjisiyle çalışan, lastik tekerlekli, standart otobüslerden daha fazla yolcu kapasitesine sahip bir tür otobüs

  • metroloji

    Ağırlıklar ve ölçüler üstüne inceleme kitabı

  • metrolojik

    Metroloji ile ilgili

  • metronom

    Bir müzik parçasının hangi hızla çalınması gerektiğini gösteren alet

  • metropolit

    Ortodokslarda patrikten sonra gelen ve bir bölgenin din işlerine başkanlık eden din adamı

  • metropoliten

    Bir devletin veya bir ülkenin ana şehrine ilişkin

  • metruk

    Bırakılmış, terk edilmiş

  • metruke

    Bırakılmış, geriye kalmış

  • metrukiyet

    Bırakılma, terk edilme

  • metrukât

    Ölen birinin bıraktığı şeyler

  • metîn olmak

    dayanıklı ve sağlam olmak, metanetini yitirmemek

  • mevali

    Osmanlı Devleti'nde görev yapan yüksek dereceli ilim adamları

  • mevcudat

    Var olan şeyler, varlıklar

  • mevcut

    Var olan, bulunan

  • mevcut olmak

    var olmak, bulunmak

  • mevcutluk

    Mevcut olma durumu

  • mevdu

    Emanet edilmiş, verilmiş, bırakılmış

  • mevduat

    Belli bir süre sonunda veya istenildiğinde çekilmek üzere bankalara faizle yatırılan para; tevdiat

  • mevhibe

    Bağış, vergi, ihsan

  • mevhum

    Gerçekte olmayıp var sanılan, var diye düşünülen, kuruntuya dayanan

  • mevki

    Bazı ulaşım araçlarında yolculara veya tiyatro, sinema vb. yerlerde seyircilere sağlanan konfora ve bilet ücretlerine göre düzenlenmiş yer

  • mevkidaş

    Aynı mevkide olanlardan her biri

  • mevkisi olmak

    bir işte önemli bir makamda bulunmak

  • mevkuf

    Vakfedilmiş

  • mevkufen

    Tutuklu olarak

  • mevkufluk

    Mevkuf olma durumu

  • mevla

    Efendi, sahip, malik

  • Mevla'sına kavuşmak

    ölmek

  • mevlasını bulmak

    istediğini elde etmek

  • Mevlevi

    Mevlevilik tarikatına bağlı kimse

  • Mevlevi pilavı

    Kemiksiz koyun etinin hafifçe pişirilmesinden sonra nohut, kestane, havuç, soğan, yağ, fıstık ve pirinçle karıştırılıp kısık ateşte hazırlanan bir pilav türü

  • Mevlevihane

    Mevlevi tekkesi

  • Mevlevilik

    Mevlâna Celâlettin Rumi'nin görüşlerine dayanan ve oğlu tarafından kurulan tarikat

  • mevlit

    Hz. Muhammed'in doğumunu, hayatını anlatan mesnevi

  • mevlit alayı

    Hz. Muhammed’in doğum günü olan rebiyülevvel ayının on ikinci günü düzenlenen tören.

  • Mevlit Gecesi

    Hz. Muhammed’in doğum günü olan, kamerî aylardan Rebiyülevvel'in on ikinci gecesi

  • Mevlit Kandili

    Mevlit Gecesi kutlanan kandil

  • mevlit şekeri

    Mevlit okunduktan sonra dağıtılan, özel olarak yapılmış şeker

  • mevlithan

    Mevlit okuyan kimse

  • mevlut

    Yeni doğmuş çocuk

  • Mevlâna şekeri

    Konya’ya özgü, şeker, su ve limon tuzunun bakır kazanlarda 140 derecede kaynatılmasıyla çeşitli biçimlerde üretilen, beyaz renkli bir tür akide şekeri; peynir şekeri

  • mevrut

    Gelen, gelmiş

  • mevsim

    Yılın, güneşten ısı, ışık alma süresi ve dolayısıyla iklim şartları bakımından farklılık gösteren dört bölümünden her biri; sezon, sürem

  • mevsimli mevsimsiz

    Yersiz, gereksiz, zamansız

  • mevsimlik

    Bir mevsim için, bir mevsim süresince; mevsimsel, sezonluk

  • mevsimlik işçi

    Genellikle tütün, pamuk, çay veya fındık hasadında çalıştırılan geçici işçi

  • mevsimlik işçilik

    Mevsimlik işçi olma durumu

  • mevsimsiz

    Zamanı iyi seçilmemiş, uygun zamanı gelmeden olan veya yapılan

  • mevsuf

    Nitelenmiş, nitelikleriyle belirlenmiş

  • mevta

    Ölü, ölmüş kimse

  • mevut

    Vadolunmuş, söz verilmiş

  • mevzi

    Askerî birliğin savaş sırasında savunma tedbirleri alarak yerleştiği yer

  • mevzi almak

    mevzilenmek

  • mevzii yağış

    Belli bir bölgeye aniden yağan ve sele sebep olan yağış

  • mevzilendirme

    Mevzilendirmek işi

  • mevzilendirmek

    Mevzilenme işini yaptırmak

  • mevzileniş

    Mevzilenmek işi

  • mevzilenme

    Mevzilenmek işi

  • mevzilenmek

    Askerî birlik savaş sırasında savunma tedbirleri alarak bir bölgeye yerleşmek

  • mevzuat

    Bir ülkede yürürlükte olan yasa, tüzük, yönetmelik vb.nin bütünü

  • mevzubahis

    Adından söz edilen

  • mevzun

    Biçimli, düzgün, oranlı olan

  • mevzuya girmek

    asıl konuyu ele almak

  • mey

    Türk halk müziğinde kullanılan, ağzı yassı bir zurna türü

  • meyan

    Ara, orta

  • meyan balı

    Meyan kökünden elde edilen bir içecek türü

  • meyan kökü

    Fasulyegillerden, 30-60 santimetre yüksekliğinde, tüysü yapraklı, mavimsi, mor çiçekli, tatlı olan toprak altı bölümleri hekimlikte ve serinletici içeceklerin yapımında kullanılan, çok yıllık otsu bir bitki; meyan (I) (Glycyrrhiza glabra)

  • meyancı

    Aracı, aracılık eden kimse

  • meyancılık

    Aracılık eden kimsenin durumu

  • meyancılık etmek

    Aracılık etmek

  • meyane

    Çorba vb. yiyeceklere lezzet kazandırmak için un ve yağla yapılan sos

  • meyanesi gelmek

    helva vb. kıvamına gelmek

  • meydan

    Yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri

  • meydan almak

    gelişmek, yayılmak, geniş ölçüde olmak

  • meydan açmak

    sebep olmak

  • meydan bulamamak

    fırsat bulamamak

  • meydan bırakmamak

    fırsat vermemek

  • meydan dayağı

    Ceza olarak açıkta ve kalabalık içinde suçlulara atılan dayak

  • meydan dayağı yemek

    herkesin içinde iyice dövülmek

  • meydan kalmamak

    fırsat bulamamak

  • meydan okumak

    korkmadığını, çekinmediğini açıkça bildirmek, kavga veya yarışmaya çağırmak

  • meydan saati

    Halkın yararlanabilmesi için alanlara konulan büyük saat

  • meydan savaşı

    Bir savaşta, kesin sonuç almak için düşmana karşı bütün güçlerle yüklenilen ölüm kalım savaşı; meydan muharebesi

  • meydan sazı

    On iki teli olan, sesinin yüksekliği sebebiyle açık yerlerde çalınmaya uygun, halk ozanlarının kullandığı en büyük saz; divan sazı

  • meydan vermemek

    kötü bir durumun gerçekleşmesi için imkân veya zaman bırakmamak

  • meydana atmak

    ortaya çıkarmak

  • meydana dökmek

    hepsini sergilemek, ortaya dökmek

  • meydana düşmek

    bir iş yapmak için kendini ortaya atmak

  • meydana gelmek

    olmak, oluşmak

  • meydana getirmek

    olmasını sağlamak, oluşturmak

  • meydana koymak

    yapıp ortaya çıkarmak, göstermek

  • meydana vurmak

    belli etmek, ortaya çıkarmak

  • meydana çıkarmak

    açıklığa kavuşturmak, ortaya çıkarmak, belli etmek

  • meydana çıkmak

    ortaya çıkmak, görünmek

  • meydancı

    Avlu, bahçe vb. yerleri süpürüp temizleyen hizmetli

  • meydancık

    Küçük meydan

  • meydancılık

    Meydancı olma durumu

  • meydanda

    Ortada, ortalıkta olan

  • meydanda bırakmak

    açıkta, evsiz barksız bırakmak

  • meydani

    Beyaz veya renkli, yol yol ipek çözgülü dokunmuş kumaş

  • meydanı (birine veya bir şeye) bırakmak

    savunduğu şeyden vazgeçmek

  • meydanı boş bulmak

    kendisini engelleyecek kimse görmeyerek aşırı davranışlarda bulunmak

  • meydanı dar etmek

    birini çok sıkıntıya sokmak, her yönden sıkıştırmak

  • meyhane

    İçki satılan ve içilen eğlence yeri; harabat

  • meyhane pilavı

    Kıyma, soğan, biber ve domates kullanılarak bulgurdan yapılan bir pilav türü

  • meyhane tavuğu

    Katı yağ ile kavrulmuş soğan, domates, pirinç karışımının haşlanmış tavuk budunun üzerine dökülüp fırında pişirilmesiyle hazırlanan bir yemek türü

  • meyhaneci

    Meyhane işleten kimse

  • meyhaneciden şahit istemişler, bozacıyı göstermiş

    "uygunsuz iş yapan kimse, haklı olduğunu göstermek için kendisine benzeyen birini tanık gösterir" anlamında kullanılan bir söz

  • meyhanecilik

    Meyhane işletme işi

  • meyhaneli

    Meyhanesi olan

  • meyhanesiz

    Meyhanesi olmayan

  • meyil

    Eğiklik, eğim, akıntı

  • meyil vermek

    eğiklik sağlamak

  • meyillenme

    Meyillenmek işi

  • meyilli

    İlgili, gönül vermiş

  • meyillilik

    Meyilli olma durumu

  • meyilsiz

    Meyli olmayan

  • meyilsizlik

    Meyilsiz olma durumu

  • meylediş

    Meyletmek işi

  • meyletme

    Meyletmek işi; temayül

  • meyletmek

    Eğilmek; meyillenmek

  • meylettirme

    Meylettirmek işi

  • meylettirmek

    Meyletme işini yaptırmak

  • meyli olmak

    beğenmek, ilgisi olmak, hoşuna gitmek

  • meymenetsiz

    Suratsız, huysuz (kimse)

  • meyus etmek

    üzmek

  • meyus olmak

    üzgün ve umutsuz bir duruma düşmek

  • meyusluk

    Meyus olma durumu

  • meyve

    Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ; yemiş

  • meyve almak

    ürün elde etmek

  • meyve ağacı

    Meyve veren ağaç

  • meyve bahçesi

    İçinde meyve ağaçları olan bahçe

  • meyve dışı

    Meyvelerin derisi, dış kabuğu

  • meyve ezmesi

    Meyvelerin ezilmesi sonucu elde edilen yiyecek

  • meyve içi

    Meyvelerde, tohumların bulunduğu iç bölüm

  • meyve kabuğu

    Meyvenin dış yüzeyini kaplayan kalın tabaka

  • meyve ortası

    Yemişlerin meyve dışı ve meyve içi arasında bulunan sulu ve etli bölümü

  • meyve reçeli

    Meyveden yapılan şekerli tatlı

  • meyve salatası

    Çeşitli meyveler kesilip doğrandıktan sonra üzerine sade veya çeşitli soslar ilave edilerek hazırlanan yiyecek

  • meyve sineği

    Çift kanatlılardan, genellikle meyve bahçeleri, sebze alanları ve fermantasyon atıklarının etrafında görülen, parlak kırmızı gözlü, gövdesi alacalı renkte bir tür sinek (Drosophila species)

  • meyve sineğigiller

    Kanatlarında koyu renkli lekeler bulunan bir tür sinek familyası (Trypetidae)

  • meyve suyu

    Meyveden elde edilen su

  • meyve sıkacağı

    Meyveleri ezerek, öğüterek suyunu çıkarmaya yarayan, kol gücüyle veya elektrikle çalışan makine

  • meyve veren ağaç taşlanır

    "bilgili, hünerli, işinde başarılı olan kimseler kıskanılır, eleştirilir ve işlerini yapmaları zorlaştırılır" anlamında kullanılan bir söz

  • meyve vermek

    ürün vermek

  • meyve yaprak

    Çiçeğin döllenmeden sonra yemişi oluşturan yaprağı

  • meyve şekeri

    Balda ve birçok meyvede bulunan bir şeker türü; levüloz, fruktoz

  • meyveci

    Meyve yetiştiren veya satan kimse; yemişçi

  • meyvecilik

    Meyve yetiştirme işi

  • meyvehoş

    Kuru yemiş satılan yer

  • meyvelendirme

    Meyvelendirmek işi

  • meyvelendirmek

    Meyvelenme işini yaptırmak

  • meyvelenme

    Meyvelenmek işi

  • meyvelenmek

    Meyveli duruma gelmek, meyve vermek

  • meyveli

    Meyvesi olan, meyve veren; yemişli, meyvedar

  • meyveli ağacı taşlarlar

    meyve veren ağaç taşlanır

  • meyvelik

    Meyve ağacı dikili, belirli büyüklükte yer; yemişlik

  • meyvemsi

    Meyve gibi, meyveyi andıran

  • meyvesiz

    Meyve vermeyen

  • meyvesizlik

    Meyvesiz olma durumu

  • meyveye durmak

    meyve verecek duruma gelmek

  • meyyallik

    Meyyal olma durumu

  • mezada çıkarmak (veya koymak)

    açık artırma yoluyla bir malı satışa çıkarmak

  • mezalim

    Zulümler, haksızlıklar, kıyımlar

  • mezamir

    Düdükler

  • mezar

    Ölünün gömülü olduğu yer; çukur, kara toprak, kara yer, gömüt, kabir, sin (I), ebedî istirahatgâh, makber, metfen

  • mezar kaçkını

    Çok zayıflamış kimse

  • mezar soygunculuğu

    Mezar soyguncusunun yaptığı iş; kefen soyuculuk, nebbaşlık

  • mezar soyguncusu

    Ölüyle birlikte gömülen değerli eşyaları çalan kimse; ölü soyucu, kefen soyucu, nebbaş

  • mezar taşı

    Gömülen kişiye ait kimlik bilgileri, dua vb. yazıları kazınmış olarak üzerinde bulunduran ve mezarın baş ucuna dikilen taş; hece taşı

  • mezar taşı ile övünülmez

    "kişi geçmişteki atalarıyla değil ancak kendi değeri ile övünmelidir" anlamında kullanılan bir söz

  • mezarcı

    Mezar kazan kimse

  • mezarcılık

    Mezar kazma işi

  • mezardan çıkarmak

    bir kimseyi ölümden kurtarmak

  • mezarlık

    Mezarların bulunduğu yer; kabristan, gömütlük, sinle, sinlik, tahtalıköy, mezaristan, bamyatarlası

  • mezarını kazmak

    birinin kötülüğünü istemek, kötü duruma düşürmek için uğraşmak

  • mezat

    Açık artırma ile satış

  • mezat malı

    Bayağı ve ucuz mal

  • mezatçı

    Arttırma ile satışı yönlendiren kimse

  • mezatçılık

    Mezatçının yaptığı iş

  • mezbele

    Aşağılık ve kötü durum

  • mezcetme

    Mezcetmek işi

  • mezcetmek

    Birbirine katmak, katıştırmak

  • meze

    İçki içilirken yenilen yiyecek

  • mezeci

    Meze satan kimse

  • mezecilik

    Meze yapıp satma işi

  • mezelenme

    Mezelenmek işi

  • mezelenmek

    Alay konusu olmak

  • mezelik

    Meze yapılmaya elverişli, meze olarak kullanılan

  • mezgit

    Mezgitgillerden, Avrupa ve Türkiye denizlerinde yaşayan, uzun vücutlu, büyük ağızlı, eti lezzetli bir balık; tavuk balığı (Gadus merlangus)

  • mezgitgiller

    Balıklar sınıfının kemikli balıklar takımına giren, genellikle tatlı sularda yaşayan bir familyası

  • mezhebi geniş

    Namus konusunda aşırı hoşgörülü davranan (kimse); geniş mezhepli

  • mezhebi genişlik

    Mezhebi geniş olma durumu; geniş mezheplilik

  • mezhep

    Bir dinin görüş, yorum ve anlayış ayrılıkları sebebiyle ortaya çıkan kollarından her biri

  • mezhepsel

    Mezheple ilgili; mezhebî

  • mezhepçi

    Mezhep yanlısı olan kimse

  • mezhepçilik

    Mezhepçi olma durumu

  • Mezitli

    Mersin iline bağlı ilçelerden biri

  • meziyet

    Bir kişiyi veya nesneyi benzerinden üstün gösteren nitelik

  • meziyetli

    Beğenilen, üstün nitelikleri bulunan

  • meziyetlilik

    Meziyetli olma durumu

  • meziyetsiz

    Beğenilmeyen, üstün nitelikleri bulunmayan

  • meziyetsizlik

    Meziyetsiz olma durumu

  • mezkûr

    Adı geçen, anılan, sözü edilen, zikredilen, zikrolunan

  • mezmur

    Makamla okunan Zebur suresi

  • mezon

    Elektrondan ağır, protondan hafif bir atom cisimciği

  • mezosefal

    Alnının ve kafatasının en geniş yerleri arasındaki oran orta derecede olan (kimse)

  • mezozoik

    Bu zamanla ilgili

  • mezozom

    Bakterinin üremesi sırasında bakteri zarından kıvrımlar yaparak meydana gelen mitokondri benzeri yapı

  • mezra

    Ekime elverişli, ekilecek tarla veya yer; ekenek

  • mezun

    Bir okulu bitirerek diploma almış (kimse)

  • mezun olmak

    okul, kurs vb.ni bitirmek

  • mezuniyet

    Okulu bitirme

  • mezura

    Terzilikte ölçü almak için kullanılan, genellikle 1,5 metre uzunluğunda şerit metre; mezür

  • mezzo

    Orta hızda

  • mezzosoprano

    Soprano ile kontralto arasında kadın sesi

  • meç

    Süngü gibi yalnız batırılarak yaralamaya yarayan, kısa, düz ve ensiz kılıç

  • meç yapmak

    saç aralarına, yoğunluk gözetilmeksizin sık veya seyrek olarak ve beyaza yakın açıklıkta renk uygulaması yapmak

  • meç yaptırmak

    Saç aralarına, yoğunluk gözetilmeksizin sık veya seyrek olarak ve beyaza yakın açıklıkta renk uygulaması yaptırmak

  • meçhul

    Bilinmeyen, bilinmedik

  • meçhul çatı

    Geçişsiz fiillere -l- veya -n- eki getirilerek kurulan, kim tarafından yapıldığı söylenmeyen fiil çatısı: Gürültüden durulmuyor. Bu söze gülünür

  • meçhulat

    Bilinmeyen, anlaşılmayan şeyler, meçhuller

  • meğer

    Önceden bilinmeyen, farkında olunmayan, sonradan anlaşılan bir durumu bildiren bir söz; meğerse, meğersem

  • meğerki

    İstek veya emir kipinde olan ve biri diğerini engelleyecek durumda bulunan iki cümleyi birbirine bağlayan bir söz

  • meşakkat çekmek

    güçlüklerle karşılaşmak

  • meşakkate katlanmak

    güçlüklere, sıkıntıya dayanmak, göğüs germek

  • meşakkatsiz

    Güç olmayan

  • meşakkatsizlik

    Meşakkatsiz olma durumu

  • meşale

    Ucunda alev çıkarabilen yanıcı bir madde bulunan, aydınlatmaya yarayan değnek; çırakma, çırakman, yanarca

  • meşale çekmek

    önderlik etmek, önayak olmak

  • meşaleci

    Ortalığı aydınlatmak için çıra vb. yakmakla görevli kimse

  • meşalecilik

    Meşalecinin yaptığı iş

  • meşe

    Kayıngillerden, yaz kış yapraklarını dökmeyen türleri de bulunan, kerestesi dayanıklı bir orman ağacı (Quercus)

  • meşe kömürü

    Meşenin yakılması ile elde edilen dayanıklı kömür

  • meşe odunu

    Meşe ağacından elde edilen dayanıklı odun

  • meşelik

    Meşe korusu veya meşe ormanı

  • meşgul

    Bir işle uğraşan, iş görmekte olan

  • meşgul etmek

    vaktini almak

  • meşgul olmak

    vaktini vermek, uğraşmak, oyalanmak

  • meşguliyet

    Meşgul olma, uğraşma durumu

  • meşgullük

    Meşgul olma durumu

  • meşher

    Teşhir yeri

  • meşhet

    Şehit düşülen yer

  • meşhur olmak

    ün kazanmak, tanınmak, ün almak, ünlenmek

  • meşhut

    Görülen, gözle görülmüş, tanık olunmuş

  • meşin

    İşlenmiş koyun derisi

  • meşin gibi

    kararmış ve sertleşmiş (insan derisi)

  • meşin suratlı

    Utanmaz, şerefsiz (kimse)

  • meşin yuvarlak

    Futbol topu

  • meşk

    Yazı veya müzikte alışmak ve öğrenmek için yapılan çalışma, el alıştırması

  • meşk almak

    ders almak

  • meşk etmek

    alışmak veya öğrenmek için çalışmak

  • meşk vermek

    ders vermek

  • meşkûk

    Şüphe uyandıran, şüpheli

  • meşkûr

    Beğenilmiş, övülmüş

  • meşrep

    Yaradılış, huy, karakter, mizaç

  • meşru müdafaa

    Bir saldırı karşısında kişinin kendisini koruması

  • meşru sayılmak

    geçerli bulunmak

  • meşrubat

    Soğuk olarak tüketilen gazoz, maden suyu, meyve suyu vb. alkolsüz içecek

  • meşrubatçı

    Meşrubat hazırlayan, üreten veya satan kimse

  • meşrubatçılık

    Meşrubatçının yaptığı iş

  • meşruhat

    Bir maddenin açıklanması için yazılanlar, açıklamalar

  • meşruiyetçi

    Meşruluğu savunan kimse; lejitimist

  • meşrulaşabilme

    Meşrulaşabilmek işi

  • meşrulaşabilmek

    Meşru duruma gelebilmek

  • meşrulaşma

    Meşrulaşmak işi

  • meşrulaşmak

    Meşru duruma gelmek

  • meşrulaştırabilme

    Meşrulaştırabilmek işi

  • meşrulaştırabilmek

    Meşrulaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • meşrulaştırma

    Meşrulaştırmak işi

  • meşrulaştırmak

    Meşru duruma getirmek

  • meşruluk

    Geçerli olma durumu; meşruiyet

  • meşruta

    Bir kimseye, mirasçılara veya bir kuruluşa satılmamak şartı ile verilmiş mülk

  • meşruten

    Şarta bağlı olarak

  • meşruti

    Meşrutiyetle ilgili olan

  • Meşrutiyet

    Osmanlı Devleti'nde 1876 yılındaki Anayasa ile başlayan ve 1918 Mondros Mütarekesi'ne kadar süren, I. ve II. Meşrutiyet dönemi adlarıyla anılan süre

  • meşrutiyet

    Hükümdarlıkla yönetilen bir ülkede hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan hükûmet etme biçimi

  • meşrutiyetçi

    Meşrutiyet yanlısı olan

  • meşrutiyetçilik

    Meşrutiyetçi olma durumu

  • meşveret

    İki veya daha fazla kişinin birbiriyle fikir alışverişinde bulunması

  • meşveret etmek

    danışmak

  • Mg

    Magnezyum elementinin simgesi

  • mi

    Gam dizisinde re ile fa arasındaki ses ve bu sesi gösteren nota işareti

  • mi paket

    Kargo taşımacılığında manifesto torbası içinde taşınan, 3 kg’dan küçük paket

  • miadı dolmak

    bir şeyin kullanım süresi bitmek, eskimek

  • miadı gelmek

    zamanı gelmek

  • miat

    Bir şeyin yapılması için tanınan süre

  • mibzer

    Tohum ekme aleti

  • mide

    Omurgalılarda, sindirim sisteminin, yemek borusu ile onikiparmak bağırsağı arasında besinlerin sindirime hazır duruma getirildiği; omurgasız hayvanlarda ise sindirim kanalının bu bölgeye karşılık olan parçası; karın

  • mide (veya midesini) bulandırmak

    kusacak bir duruma getirmek

  • mide ağzı

    Yemek borusunun mideye açılan alt ucu

  • mide fesadı

    Çok ve çeşitli yemenin yol açtığı mide bozukluğu

  • mide fesadına uğramak

    çok ve çeşitli yiyecekler yemekten midesi bozulmak

  • mide kapısı

    Midenin onikiparmak bağırsağına açılan alt ucu

  • mide spazmı

    Mide duvarındaki düz kasların çeşitli sebeplerle kasılı kalması durumu

  • mideci

    Kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen (kimse)

  • midecilik

    Mideci olma durumu

  • midesi almamak (veya kaldırmamak veya kabul etmemek veya götürmemek)

    hastalık, tiksinme vb. sebeplerle bir şeyi yiyememek

  • midesi bulanmak

    kusacak gibi olmak

  • midesi ekşimek (veya kaynamak veya yanmak)

    yeni yenilmiş yiyeceklerden ötürü midede rahatsızlık duymak

  • midesi ezilmek (veya kazınmak)

    açlık duymak

  • midesiz

    Yenmeyecek şeyleri yiyen

  • midevi

    Mide ile ilgili olan

  • mideye indirmek

    yemek içmek

  • mideye oturmak

    yenilen şey sindirilmeyip mideye rahatsızlık vermek

  • mideyi bastırmak

    hafif şeyler yiyerek açlığını gidermek

  • midi etek

    Boyu diz kapağını örten veya diz kapağından üç dört santim kadar aşağı inebilen etek

  • midibüs

    Küçük otobüs

  • midibüsçü

    Midibüs alıp satan, işleten veya kullanan kimse

  • midibüsçülük

    Midibüsçünün yaptığı iş

  • midilli

    Normalden daha küçük boyda bir tür at

  • Midyat

    Mardin iline bağlı ilçelerden biri

  • midye

    Yassı solungaçlı, yumuşakçalardan, kabukları birbirine eşit, denizlerin kayalık yerlerinde kümeler durumunda yaşayan eti yenir bir hayvan (Mytilus)

  • midyeci

    Midye avlayan veya satan kimse

  • midyecilik

    Midyecinin işi

  • midyelik

    Yapay olarak midye üretilen yer

  • migmatit

    Tortul katmanlar arasına magma girmesiyle oluşan değişim kayacı

  • Mihalgazi

    Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri

  • Mihalıççık

    Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri

  • Mihalıççık peyniri

    Uzun ve büyük kalıplar hâlinde hazırlanan, çok tuzlu ve gözenekli sert bir peynir türü

  • mihaniki

    Düşünmeden, ölçülerek değil de yalnızca alışkanlığın verdiği kolaylıkla veya yalnız kasların hareketiyle yapılan (iş, hareket vb.)

  • mihenge vurmak

    ölçmek, denemek

  • mihenk

    Bir kimsenin veya bir nesnenin değerini, niteliğini anlamaya yarayan herhangi bir durum, olay vb

  • mihenk taşı

    Altın, gümüş vb. madenlerin ayarını anlamak için sürtüldükleri bir tür taş; mihenk, denek taşı

  • mihman olmak

    konuk olarak bulunmak

  • mihnet çekmek

    sıkıntılı bir duruma katlanmak, sıkıntı çekmek

  • mihnetli

    Sıkıntılı, eziyetli olan

  • mihnetsiz

    Sıkıntısız, eziyetsiz olan

  • mihnetsiz aş, ya karın ağrıtır ya baş

    gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır ya baş

  • mihr

    Müslüman bir erkeğin nikâh esnasında eşine vermeyi kabullendiği mal veya para

  • mihrace

    Hindistan'da racadan daha büyük hükümdarlara verilen ünvan

  • mihrap

    Cami, mescit vb. yerlerde Kâbe yönünü gösteren, duvarda bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili yer

  • mihriban

    Güler yüzlü, muhabbeti bol, sevgi dolu, candan dost olan (kimse)

  • mihribanlık etmek (veya eylemek)

    dostluk etmek, candan dost olmak

  • mika

    Püskürük ve başkalaşmış kayalar içinde bulunan, alüminyum silikat ile potasyumdan oluşmuş, yapraklar durumunda ayrılabilen, ateşe dayanıklı parlak bir mineral; evren pulu

  • mikado

    Japon imparatorlarına verilen ünvan

  • mikalı

    Yapımında mika maddesi kullanılan

  • mikalı cam

    Yapımında mika maddesi kullanılan, darbe aldığında tuz buz olup dağılmayan cam türü

  • mikamsı

    Mikayı andıran, mikaya benzeyen, mika gibi

  • mikaşist

    Küçük kuvars billurlarıyla mikadan oluşmuş, yaprak biçiminde başkalaşmış kaya

  • mikolojik

    Mantar bilimi ile ilgili

  • mikoz

    Mantarların neden olduğu hastalıklar

  • mikro

    Küçük, dar (I), makro karşıtı

  • mikroamper

    Amperin milyonda birine eşit akım şiddeti birimi

  • mikrobik

    Mikropla ilgili, mikroba dayalı

  • mikrobiyolog

    Mikrobiyoloji uzmanı

  • mikrobiyoloji

    Mikropları konu alan bilim dalı

  • mikrobiyolojik

    Mikrobiyoloji ile ilgili

  • mikrocerrahi

    Mikroskop altında çok özel araçlarla yapılan ameliyat

  • mikrodalga

    Boyları 1 milimetre ile 1 metre arasında değişen elektromanyetik dalga

  • mikrodalga fırın

    Elektromanyetik dalga ile yiyecekleri kısa sürede pişiren veya ısıtan fırın

  • mikroekonomi

    Ekonomik etkinlikleri ve hesapların kapsayabileceği nicelikleri inceleyen ekonomi dalı

  • mikroekonomik

    Mikroekonomi ile ilgili olan

  • mikrofilm

    Herhangi bir belge, yayın vb.ni küçük sinema filmi gibi bir şerit üzerine çeken, özel bir fotoğraf makinesiyle elde edilmiş film

  • mikrofiş

    Herhangi bir yayının küçültülerek üzerine aktarıldığı, genellikle 9x12,5 cm boyutunda düz film

  • mikrofon

    Elektrik akımı etkisiyle sesi uzakta bulunan alıcıya ulaştıran araç

  • mikrofona koymak

    hikâye, roman, oyun vb. eserleri radyo için elverişli duruma getirip yayımlamak

  • mikrofoncu

    Ses kaynağının yer değiştirmesine göre mikrofonu yöneten kimse

  • mikrofonik

    Mikrofona uygun olan

  • mikroklima

    Dar iklim bölgesi

  • mikrokok

    Nokta biçimdeki mikroplara verilen genel ad

  • mikrokozmos

    Uzayda dünya ve insanın durumu

  • mikrolit

    Bazı taşların yapısında bulunan, prizma biçiminde ve mikroskopla görülebilen billurlar

  • mikrometre

    Büyük ölçüde büyütme gücü olan teleskop, mikroskop vb. optik aletlerle incelenen nesnelerin oylumlarını ölçmede kullanılan alet

  • mikron

    Bir metrenin milyonda biri, milimetrenin binde biri; mikrometre

  • mikroorganizma

    Mikroskopla görülebilen organizma

  • mikrop

    Mikroskopla görülebilen, çürümeye, mayalanmaya ve hastalıklara yol açan bir hücreli canlı; intan

  • mikroplanma

    Mikroplanmak işi

  • mikroplanmak

    Mikroplu duruma gelmek

  • mikroplaşma

    Mikroplaşmak işi

  • mikroplaşmak

    Mikrop duruma gelmek

  • mikroplu

    Mikrop içeren, mikropla bulaşan; intani, mikrobik

  • mikropluk

    Yaramazlık, kötülük, fesatlık

  • mikropsuz

    Mikrop içermeyen, mikroptan arındırılmış olan

  • mikropsuzlaştırma

    Mikropsuzlaştırmak işi; sterilleştirme

  • mikropsuzlaştırmak

    Mikroplardan arındırmak; sterilleştirmek

  • mikropsuzluk

    Mikropsuz olma durumu

  • mikrosefal

    Yetersiz gelişme sonunda beyni ve kafatası küçük olan (kimse)

  • mikrosinema

    Mikroskopla görülebilecek nesnelerin görüntülerini tespit etmekle uğraşan sinema kolu

  • mikroskobik

    Mikroskopla görülebilecek kadar küçük olan

  • mikroskop

    Bir mercek düzeneği yardımıyla küçük nesneleri büyütüp daha belirgin duruma getirmeye veya çıplak gözle görülmeyenleri göstermeye yarayan alet

  • mikroskop altına koymak (veya almak)

    en ince noktasına kadar araştırmak, didik didik edip incelemek

  • mikroteknoloji

    1-100 mikron boyutundaki yapıların farklı alanlarda belirli bir amaca hizmet etmesi için tasarlanarak kullanıldığı bilim dalı

  • mikroteknolojik

    Mikroteknoloji ile ilgili

  • mikser

    İki veya daha çok giriş kanalı bulunan, bu kanallara girilen ses sinyallerini karıştırarak tek sinyal olarak çıkış veren ses kayıt cihazı

  • mikserlik

    Mikser olma durumu

  • mikserlik etmek

    dedikodu, fitne üreterek ortalığı karıştırmak

  • miktar

    Çok az

  • mikyas

    Bir şeyi ölçmeye yarayan alet

  • mikyaslı

    Ölçeği veya ölçüsü olan

  • mikyassız

    Ölçeği veya ölçüsü olmayan

  • Mikâil

    Allah tarafından insanların rızkını dağıtmakla ve doğa olaylarının gerçekleşmesini sağlamakla görevlendirilen melek

  • mil

    Selin sürükleyip getirdiği çok küçük taneli çamurlaşmış kum ve toprak karışımı

  • mil yapmak

    yol yapmak

  • miladi

    Milada dayanan, milatla ilgili olan

  • miladi takvim

    Hz. İsa'nın doğumunu başlangıç olarak alan takvim

  • miladi tarih

    Miladi takvimin belirttiği tarih

  • milat

    Hz. İsa'nın doğduğu gün

  • milattan sonra

    Miladi zaman başlangıcından bu yana sayılan yıllara göre belirtilen tarih; badelmilat

  • milattan önce

    Miladi zaman başlangıcından geriye doğru sayılan yıllara göre belirtilen tarih; kablelmilat

  • mildiyu

    En çok bağlarda görülen, peronospora cinsinden, emeçlerini bitkilerin yapraklarına salarak yaşayan asalak bir mantarın oluşturduğu hastalık

  • milel

    Milletler

  • milföy hamuru

    Çeşitli pastaların yapımında kullanılan, ince açılmış, yağlı bir hamur türü; milföy

  • milibar

    Bir barın binde biri değerinde atmosfer basıncı ölçü birimi

  • miligram

    Bir gramın binde birine eşit ağırlık ölçüsü birimi (mgr)

  • mililitre

    Bir litrenin binde birine eşit hacim ölçüsü birimi (ml)

  • mililitrelik

    Belli bir mililitre hacminde olan

  • milim

    En küçük veya en az miktarda

  • milim milim

    En ince ölçümlerle

  • milim oynamamak

    ölçüsüne tam olarak uygun düşmek

  • milim şaşmamak

    tam denk düşmek

  • milimetre

    Bir metrenin binde biri uzunluğunda bir ölçü birimi; milim

  • milimetrelik

    Belli bir milimetre uzunluğunda olan

  • milimetrik

    Milimetre ile ilgili olan

  • milimikron

    Bir mikronun binde biri (m)

  • milis

    Savaş sırasında orduya yardımcı olarak toplanan silahlı halk gücü

  • militan

    Bir düşüncenin, bir görüşün başarı kazanması için savaşan, mücadele eden kimse

  • militanlaşma

    Militanlaşmak durumu

  • militanlaşmak

    Militan olmak, militan durumuna girmek

  • militanlaştırma

    Militanlaştırmak işi

  • militanlaştırmak

    Militan durumuna getirmek

  • militanlık

    Militan olma durumu

  • militarist

    Militarizm yanlısı olan kimse

  • militarizm

    Bir ülkede ordu gücünün aşırı derecede ağır basması

  • millenme

    Millenmek işi

  • millenmek

    Akarsuyun getirdiği kumlu, çamurlu toprak, bir yere yığılmak

  • millet

    Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu; ulus, budun

  • millet meclisi

    Milletvekillerinin oluşturduğu kurul

  • milletin ağzı torba değil ki büzesin (veya dikesin)

    "başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız" anlamında kullanılan bir söz

  • milletleşebilme

    Milletleşebilmek durumu; uluslaşabilme

  • milletleşebilmek

    Milletleşme ihtimali veya imkânı bulunmak; uluslaşabilmek

  • milletleşme

    Milletleşmek durumu; uluslaşma

  • milletleşmek

    Millet durumuna gelmek; uluslaşmak

  • milletleştirme

    Millet durumuna getirme; uluslaştırma

  • milletleştirmek

    Millet durumuna getirmek; uluslaştırmak

  • milletsever

    Milletini seven (kimse); ulussever

  • milletseverlik

    Milletsever olma durumu; ulusseverlik

  • milletsiz

    Milleti olmayan; ulussuz

  • milletsizlik

    Milletsiz olma durumu; ulussuzluk

  • millettaş

    Aynı milletten olanlardan her biri; ulustaş

  • millettaşlık

    Millettaş olma durumu; ulustaşlık

  • milletvekili

    Anayasa'ya göre millet meclisine seçimle giren millet temsilcisi; saylav, mebus, vekil, parlamenter

  • milletvekilliği

    Milletvekilinin görevi; mebusluk, parlamenterlik

  • milletçe

    Millet tarafından, millete göre, millet olarak; ulusça

  • milli

    Mil içeren

  • milliyet

    Bağlı bulunulan millet

  • milliyetsiz

    Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma duygusunu taşımayan (kimse)

  • milliyetsizlik

    Milliyetsiz olma durumu

  • milliyetçi

    Milliyet ilkesini benimseyen; ulusçu, ulusalcı, milliyetsever, milliyetperver, nasyonalist

  • milliyetçilik

    Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı; ulusçuluk, ulusalcılık, milliyetseverlik, milliyetperverlik, nasyonalizm

  • millî

    Milletle ilgili; ulusal

  • millî değer

    Bir ulusun kendine özgü saydığı ve sahip olmakla övündüğü toplumsal ve kültürel ögelerin bütünü; ulusal değer

  • millî dil

    Bilinen bir tarihten beri bir ulusun bireyleri arasında kullandıkları iletişim aracı; ulusal dil

  • millî ekonomi

    Bir milletin kendine özgü ekonomi siyaseti; ulusal ekonomi, millî iktisat

  • millî eğitim

    Bir milletin kendine özgü eğitim sistemi; ulusal eğitim

  • millî gelir

    Bir yıllık toplumsal üretimde, üretim araçları için harcananların düşülmesinden sonra kalan bölüm; ulusal gelir

  • millî güvenlik

    Devletin her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması; ulusal güvenlik

  • millî hakem

    Belli sınavlarda başarı göstererek ulusal karşılaşmalarda görev alan hakem; ulusal hakem

  • millî irade

    Milletçe kullanılan ve hiçbir gücün etkileyemeyeceği kuvvet; ulusal irade

  • millî kimlik

    Bir milletin kendine özgü düşünüş ve yaşayış biçimi, dil, töre ve gelenekleri, toplumsal değer yargıları ve kuralları ile oluşan özellikler bütünü; ulusal kimlik, millî hüviyet

  • millî marş

    Ülkelerin bağımsızlık simgelerinden olan, resmî makamlarca onaylanmış, çeşitli etkinliklerde seslendirilen marş; ulusal marş

  • Millî Mücadele

    I. Dünya Savaşı sonunda düşman işgaline karşı Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla tam bağımsızlık amacına yönelik olarak başlatılan, işgalcilerin ve iş birlikçilerinin yenilgisi sonrasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve Lozan Antlaşması ile sonuçlanan askerî ve siyasi dönem

  • millî mücadele

    Bağımsızlık için yapılan savaş veya bu savaş süresi

  • millî oyuncu

    Uluslararası yarışmalarda bir ülkeyi temsil eden futbol, basketbol, voleybol vb. millî takım sporcularından her biri

  • millî park

    Bir bölgedeki doğal bitki örtüsünü ve orada yaşayan hayvanları veya üzerinde bulunan tarihî yapıları korumak amacıyla devlet tarafından koruma altına alınmış bölge; ulusal park

  • millî savunma

    Bir milletin kendine özgü savunma yöntemi; ulusal savunma, millî müdafaa

  • millî sporcu

    Uluslararası yarışmalarda bir ülkeyi temsil eden yüzme, boks, güreş, atletizm vb. millî takım sporcularından her biri

  • millî takım

    Uluslararası yarışmalarda bir ülkeyi temsil etmek için bir araya gelmiş sporcular grubu; ulusal takım

  • millî varlık

    Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik, bilimsel değerler ile yer altı ve yer üstü zenginliklerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü; ulusal varlık

  • millîci

    Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara hükûmeti yanlısı

  • millîcilik

    Millîci olma durumu

  • millîleşme

    Millîleşmek işi; ulusallaşma

  • millîleşmek

    Millî nitelik kazanmak; ulusallaşmak

  • millîleştirilme

    Millîleştirilmek işi; ulusallaştırılma

  • millîleştirilmek

    Millî duruma getirilmek; ulusallaştırılmak

  • millîleştirme

    Millîleştirmek işi; ulusallaştırma

  • millîleştirmek

    Millî bir nitelik vermek; ulusallaştırmak

  • millîlik

    Millete özgü olma; ulusallık, milliyet

  • milsiz

    Mil içermeyen

  • milyar

    Milyon kere bin, bin milyon, 1.000.000.000

  • milyarder

    Bir veya daha çok milyarı olan kimse

  • milyarderlik

    Milyarder olma durumu

  • milyarlarca

    Pek çok, çok sayıda

  • milyarlık

    Niceliği milyarla ölçülen

  • milyem

    Alaşım içindeki altın miktarını binde oranı ile ifade eden ölçü birimi

  • milyon

    Bin kere bin, 1.000.000

  • milyon kere

    Pek çok, tekrar tekrar, çok kez, defalarca

  • milyoner

    Bir veya daha çok milyonu olan kimse

  • milyonerlik

    Milyoner olma durumu

  • milyonlarca

    Pek çok, çok sayıda

  • milyonluk

    Niceliği milyonla ölçülen

  • Milâs

    Muğla iline bağlı ilçelerden biri

  • mim

    Arap alfabesinin yirmi dördüncü harfinin adı

  • mim koymak (veya yapıştırmak)

    unutulmaması için işaret koymak

  • mimar

    Yapıları belirli ölçü ve kurallara göre tasarlayan kimse

  • mimarbaşı

    Osmanlı sarayında, resmî yapıların onarım ve yapım işleriyle uğraşan mimarların başı

  • mimari

    Mimarlıkla ilgili, mimarlığa ilişkin

  • mimarisiz

    Mimarlığa uygun olarak yapılmayan (kaba yapı)

  • mimarlık

    Mimar olma durumu, mimarın işi ve mesleği

  • mimik

    Yüz, el, kol hareketleriyle düşünceyi anlatma sanatı

  • mimleme

    Mimlemek işi

  • mimlemek

    Birini, hoşa gitmeyen veya iyi olmayan bir davranışı dolayısıyla hakkında iyi düşünülmeyenler arasına koymak

  • mimlenme

    Mimlenmek işi

  • mimlenmek

    Mimlemek işine konu olmak

  • mimli

    Genellikle davranışlarından kuşku duyulan, kötü olarak bilinen, mimlenmiş

  • mimoza

    Baklagillerden, çiçekleri sarı, bazı türleri beyaz veya menekşe renginde, yaprakları akasya yaprağına benzeyen bir süs bitkisi; gümüşi akasya (Mimosa)

  • minare

    Camilerde müezzinin ezan okuduğu, sela verdiği, şerefesi olan, çoğunlukla taştan, yüksek ve ince yapı

  • minare boyu

    Aşağı yukarı 10-20 metre arasında olan yükseklik

  • minare de doğru ama içi eğri

    "doğru görünen nice kişiler vardır ki içyüzlerini bilenlerden nasıl düzenbaz oldukları öğrenilir" anlamında kullanılan bir söz

  • minare gibi

    çok uzun

  • minare kırması

    Çok uzun boylu (kimse)

  • minareci

    Minare yapan usta

  • minarecik

    Küçük minare

  • minarecilik

    Minarecinin yaptığı iş

  • minaregölgesi

    Elde edilmesi imkânsız nesne

  • minareli

    Minaresi olan

  • minaresiz

    Minaresi olmayan

  • minaresizlik

    Minaresiz olma durumu

  • minareyi yaptırmayan yerden bitmiş sanır

    "önemli iş yapmamış olanlar, yapılmış önemli işleri kendiliğinden oluvermiş sanırlar" anlamında kullanılan bir söz

  • minareyi çalan kılıfını hazırlar

    "kolay kolay gizlenemeyecek kadar büyük bir yolsuzluğu yapan kimse, sorumluluktan kurtulma yollarını önceden düşünür" anlamında kullanılan bir söz

  • minber

    Camilerde hutbe okunan merdivenli, yüksekçe yer

  • minder

    İçi yumuşak bir malzeme ile doldurularak dikilen, oturmaya, yaslanmaya yarar şilte

  • minder altı etmek

    bir işi isteyerek, bilerek ve haksız olarak yürütmemek, örtbas etmek

  • minder dışına atmak

    ortadan kaldırmak, silmek, kovmak

  • minder çürütmek

    işsiz, güçsüz oturmak

  • minderden kaçmak

    güreşte oyuna katılmamak

  • minderli

    Minderi olan

  • mindersiz

    Minderi olmayan

  • mine

    Metal eşya üzerine vurulan renkli cam katmanı

  • mine çiçeği

    Mine çiçeğigillerden, yaprakları karşılıklı ve oymalı, çiçekleri başak durumunda alacalı, mavi veya menekşe renginde, sapı dört köşeli olan güzel kokulu bir bitki (Verbena)

  • mine çiçeğigiller

    Bitişik taç yapraklı iki çeneklilerden, mine çiçeği vb. türleri içine alan bir bitki familyası

  • mineci

    Mine işi yapan kimse

  • minecilik

    Minecinin yaptığı iş

  • mineleme

    Minelemek işi

  • minelemek

    Mine ile süslemek

  • mineli

    Mine ile süslenmiş

  • mineral

    Normal sıcaklıkta doğada katı durumda birtakım maddelerle karışık veya birleşik olarak bulunan veya kimyasal yollarla elde edilen inorganik madde

  • mineral bilimci

    Mineral bilimi ile uğraşan kimse; minerolog

  • mineral bilimi

    Mineral ve billurlarla, onların fiziksel ve kimyasal özelliklerini inceleyen bilim; maden bilimi, mineroloji

  • mineral bilimsel

    Mineral bilimi ile ilgili; minerolojik

  • mineralleştirici

    Bir madenle birleşerek onu mineral duruma dönüştüren madde

  • mineralleştirme

    Mineralleştirmek işi

  • mineralleştirmek

    Bir metali mineral duruma getirmek

  • mineralli

    İçinde mineral bulunan

  • mineralsiz

    İçinde mineral bulunmayan

  • minesiz

    Minesi olmayan

  • mini

    Çok küçük veya kısa

  • mini etek

    Boyu diz kapağından yukarıda olan, çeşitli kısalıkta etek

  • minibüs

    10-17 kişilik oturma kapasitesi olan küçük otobüs

  • minibüsçü

    Minibüsü olan, minibüs alıp satan veya işleten kimse

  • minibüsçülük

    Minibüs işletme işi

  • minik

    Küçük ve sevimli

  • minimetre

    Silindir biçimindeki nesnelerin iç çaplarını denetlemekte kullanılan ölçü aleti

  • minimini

    Pek sevimli, küçük çocuk

  • minimum

    Değişken bir niceliğin inebileceği en alt olan (sınır); minimal

  • minnacık

    Çok küçük

  • minnet

    Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma; gönül borcu

  • minnet altında kalmamak

    birinin iyiliğine karşı kendini borçlu durumdan kurtarmak için karşılık olarak bir iyilikte bulunmak

  • minnet duymak

    birinin iyiliğine karşı kendini ona borçlu saymak

  • minnet etmemek

    boyun eğmemek

  • minnet çekmek

    bir iyiliğin yükü altında kalmak, ezilmek

  • minnetsiz

    Minnet duygusu olmayan

  • minnetsizce

    Minnetsiz bir biçimde

  • minnetsizlik

    Minnetsiz olma durumu

  • minnettar

    Birinden gördüğü iyiliğe karşı kendini borçlu sayan, gönül borcu olan kimse; gönül borçlusu

  • minnettar etmek

    birini iyilik yaparak borçlu bırakmak

  • minnettar kalmak

    birinden görülen iyiliğe karşı teşekkür duygusu beslemek

  • minnettarca

    Minnet duyarak; minnettarane

  • minnettarlık

    Minnettar olma durumu; şükran

  • minnoş

    Küçük ve sevimli kimselere söylenen bir seslenme sözü

  • minorka

    Genellikle siyah tüylü, balta veya gül ibikli yumurta tavuğu

  • mintan

    Yakasız, uzun kollu erkek gömleği

  • mintanlı

    Mintan giymiş olan

  • mintanlık

    Mintan yapmaya elverişli olan

  • mintansız

    Mintan giymemiş

  • minyatür

    Çoğunlukla eski yazma kitaplarda görülen, ışık, gölge ve hacim duygusu yansıtılmayan küçük, renkli resim sanatı

  • minyatür kale

    Normal boyuttaki kalelere oranla daha küçük, taşınabilir kale

  • minyatürcü

    Minyatür yapan sanatçı

  • minyatürcülük

    Minyatür yapma sanatı

  • minyatürleşme

    Minyatürleşmek durumu

  • minyatürleşmek

    Minyatür duruma gelmek

  • minyatürleştirme

    Minyatürleştirmek işi

  • minyatürleştirmek

    Bir şeyin küçük bir kopyasını, benzerini veya modelini oluşturmak

  • minyatürleştirtme

    Minyatürleştirtmek işi

  • minyatürleştirtmek

    Minyatürleştirme işini yaptırmak

  • minyon

    İnce, küçük, çıtı pıtı

  • minyonluk

    Minyon olma durumu

  • minör

    Daha küçük

  • mir

    Bey, emîr. mirim “beyim, aziz dostum, arkadaşım” anlamlarında bir seslenme sözü

  • mira

    Arazi üzerinde seçilmiş bir işaret noktasının düşeyini gösteren, yön belirtmek için uzaktan gözlenen, geometrik biçimli tahta lata

  • miras

    Birine, ölen bir yakınından kalan mal mülk, para veya servet; kalıt, bırakıt, tereke

  • miras helal, hele al demişler

    "miras, alabildiği takdirde mirasçının hakkıdır" anlamında kullanılan bir söz

  • miras hukuku

    Kişinin sağlığında yaptığı ölüme bağlı hukuk işlemlerinin şekil ve şartlarını, ölümden sonra kalan mirasın mirasçılara geçiş şekil ve şartlarını gösteren, mirastan doğan davaları düzenleyen hukuk kuralları

  • miras yemek

    kendine kalan mirası tüketmek

  • mirasa konmak

    bir kimseye önemlice bir kalıt kalmak

  • mirasyedi

    Kendisine önemli bir miras kalan, mirasa konan kimse

  • mirasyedilik

    Mirasyedi olma durumu

  • mirasçı

    Bir mirastan yasalar gereğince yararlanan kimse; kalıtçı, vâris

  • mirasçılık

    Mirasçı olma durumu; kalıtçılık, vârislik

  • miraç

    Göğe çıkma

  • Miraç Gecesi

    Hz. Muhammed'in göğe çıktığına inanılan, kamerî aylardan Recep’in yirmi yedinci gecesi

  • Miraç Kandili

    Miraç Gecesi kutlanan kandil

  • mirim

    "beyim, aziz dostum, arkadaşım" anlamlarında bir seslenme sözü

  • mirza

    Bazı Türk topluluklarında ve İran'da kullanılan bir soyluluk sanı

  • mirî

    Devletle ilgili, devlete özgü olan, devlet malı olan; beylik

  • mirî kâtibi

    Osmanlı Devleti'nde maliye ile halk arasında davalara bakan yargıç

  • mirî malı

    Devlete ait mal, hazineye ait mal

  • mirî malı balık kılçığıdır, yutulmaz

    “Devletin malını kendisine mal etmek tehlikelidir, mal edilse de onu yemek imkânsızdır.” anlamında bir söz

  • mirîci

    Osmanlı maliyesinde, koyunları sayıp vergilerini toplayan görevli

  • mis

    Güzel kokulu bir madde; misk

  • mis gibi

    çok güzel

  • mis sabunu

    Güzel kokulu sabun

  • misafir

    Gözün saydam tabakasında herhangi bir sebeple oluşan beyaz leke

  • misafir ağırlamak

    konuğa gerekli ilgiyi göstermek, ikramda bulunmak

  • misafir etmek

    konuk olarak karşılayıp yedirip içirmek, yatırmak

  • misafir gibi oturmak

    bulunduğu yerden her an ayrılacakmış gibi eğreti, üstünkörü oturmak

  • misafir kalmak

    bir yerde yiyip içmek, yatmak ve konuk olarak ilgi görmek

  • misafir kısmeti ile gelir

    "misafirin geldiği evde ya yiyecek bulunur veya beklenmedik bir yerden o sırada yiyecek gelir" anlamında kullanılan bir söz

  • misafir odası

    Evlerde konukların alındığı oda

  • misafir olmak

    bir yerde konuk olarak karşılanıp gerekli ilgiyi, izzet ve ikramı görmek

  • misafir salonu

    Evlerde veya resmî konutlarda konuklara ayrılan salon

  • misafir umduğunu değil bulduğunu yer

    "konuk, ev sahibinin kendisine çok şeyler ikram etmesini bekleyebilir ama ev sahibi ancak evinde olanları ikram edebilir" anlamında kullanılan bir söz

  • misafirhane

    Yolcuların konakladıkları han, kervansaray vb

  • misafirlik

    Konuk için, konuğa özgü

  • misak

    Sözleşme, antlaşma, bağlaşma

  • Misakımillî

    Erzurum ve Sivas kongrelerinde tespit edilip Osmanlı Mebusan Meclisinde 28 Ocak 1920'de kabul edilen ve milletçe sonuna kadar uygulanmasına karar verilen altı maddelik millî sözleşme; Millî Misak

  • misal

    ...-e benzer olan

  • misal göstermek

    örnek vermek

  • misel

    Koloit iyonlarında molekül yığılmasından oluşan ve yalnız başına koloidin bütün niteliğini taşıdığı kabul edilen bölüm

  • misil

    Eş, benzer

  • misilsiz

    Eşsiz, benzersiz

  • misina

    Yapay ve sentetik ham maddeden tek kat çekilmiş, değişik kalınlıkta iplik

  • misis

    Evlenmiş kadın

  • misk

    Asya'nın yüksek dağlarında yaşayan bir tür erkek ceylanın karın derisi altındaki bir bezden çıkarılan güzel kokulu madde

  • misk gibi

    mis gibi

  • misk otu

    İki çeneklilerden, 50-100 santimetre boyunda, sarımtırak renkli, şeker, uçucu yağ, A ve B vitaminleri içeren güzel kokulu bir bitki (Calamintha officinalis)

  • misk yerini belli eder

    "değerli kişi nerede olsa varlığını gösterir" anlamında kullanılan bir söz

  • miskal

    4,810 gram olan bir ağırlık ölçü birimi

  • miskalle

    Çok az ölçüde, çok az miktarda

  • misket

    Mis üzümünden yapılan şarap

  • misket bombası

    Atıldıktan sonra havada açılarak içindeki küçük bombaları dağılıp patlayan, etki alanı çok geniş bir tür bomba; salkım bombası

  • misket elması

    Ankara ve çevresinde yetiştirilen, Amasya elmasının daha küçük ve daha tatlı olanı

  • misket köfte

    Kıyma, yumurta, soğan, baharat vb. ile hazırlanan köfte harcından misket büyüklüğünde parçalar yuvarlanmasıyla yapılan, genellikle kızartılarak pişirilen küçük yuvarlak köfte

  • misket oyunu

    Bilyelerle oynanan oyun

  • misket üzümü

    Genellikle Ege Bölgesi'nde yetişen, küçük taneli, beyaz, kokulu bir tür üzüm; misket (I), mis üzümü (Vitis rotundifolia)

  • miskin

    Çok uyuşuk olan (kimse)

  • miskince

    Miskin gibi, miskin bir biçimde; miskinane

  • miskinler tekkesi

    Miskin hastalığına tutulanların barındırıldığı yer; miskinhane

  • miskinleşme

    Miskinleşmek durumu

  • miskinleşmek

    Uyuşuk, tembel duruma gelmek

  • miskinlik

    Miskin olma durumu; meskenet

  • misli menendi olmamak

    benzeri bulunmamak

  • misli menendi yok

    benzeri olmamak

  • miso

    Tuzlu ve zengin çeşnili bir tür tatlandırıcı

  • mistisizm

    Bir konuda en üst derecede bulunabilme tutkusu

  • misvak

    Kuzey Afrika, İran ve Hindistan'da yetişen dikensiz küçük bir ağaç (Salvadora persica)

  • misvaklama

    Misvaklamak işi

  • misvaklamak

    Dişleri misvakla temizlemek

  • misvaklanma

    Misvaklanmak işi

  • misvaklanmak

    Dişler misvakla temizlenmek

  • misyon

    Dinsel, bilimsel veya diplomatik bir görev yüklenmiş kimselerden oluşan kurul

  • misyon üstlenmek

    özel bir görevi üzerine almak

  • misyoner

    Bir dini, özellikle Hristiyanlığı yaymakla görevli kimse

  • misyonerlik

    Misyoner olma durumu

  • mit

    Geleneksel olarak yayılan veya toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren alegorik bir anlatımı olan halk hikâyesi; mitos

  • mitil

    İçine yün, pamuk vb. doldurulan beyaz yastık veya yorgan kılıfı

  • miting

    Gösteri amacıyla veya bir olaya dikkati çekmek için genellikle açık yerlerde yapılan toplantı

  • mitingci

    Miting düzenleyen veya mitinge katılan kimse

  • mitingcilik

    Mitingcinin yaptığı iş

  • mitleşme

    Mitleşmek durumu

  • mitleşmek

    Mit durumuna gelmek

  • mitleştirme

    Mitleştirmek işi

  • mitleştirmek

    Bir kimse, bir varlık, bir olay vb.ni hayal gücü ile büyütmek, yüceltmek, mit durumuna getirmek

  • mitokondri

    Hücrede enerji üretiminden sorumlu olan ve oksijenli solunumun gerçekleştiği organcık

  • mitoloji

    Mitleri, doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilim

  • mitolojik

    Mitoloji ile ilgili, mitolojiye ait; esatirî

  • mitoman

    Dikkat çekmek, toplumda odak noktası hâline gelmek için yalana başvuran, bir noktadan sonra kontrolü kaybederek söylediği yalana kendisi de inanmaya başlayan (kimse)

  • mitomani

    Dikkat çekmek, toplumda odak noktası hâline gelmek için yalana başvurma ve sonrasında söylediği bu yalana inanma biçiminde ortaya çıkan rahatsızlık

  • mitral

    Kalpte sol kulakçık ile sol karıncık arasında bulunan kapakla ilgili

  • mitral darlığı

    Kanın kulakçıktan karıncığa geçişini zorlaştıran mitral kapakçığının iki yaprakçığının kısmen birbirine kaynaması

  • mitral hücreler

    Beyinde koku lopu içinde bulunan sinir hücreleri

  • mitral kapakçığı

    Sol kulakçık ile sol karıncık arasında kanın akışını düzenleyen, iki yaprakçıktan oluşan kapak

  • mitral yetersizlik

    Karıncığın kasılması sırasında kanın kulakçığa geri gelmesi sonucu ortaya çıkan hastalık

  • mitralyöz

    Hafif makineli tüfek

  • mitralyöz gibi

    durmadan, ara vermeden (konuşma)

  • miyar

    Değerli madenlerde yasanın istediği ağırlık, saflık ve değer derecesini gösteren ölçü

  • miyasma

    Salgın hastalıklara yol açtığına inanılan etken

  • miyav

    Kedinin çıkardığı ses, kedi sesi

  • miyavlama

    Miyavlamak işi

  • miyavlamak

    Kedi “miyav” diye ses çıkarmak

  • miyavlatma

    Miyavlatmak işi

  • miyavlatmak

    Kediyi bağırtmak

  • miyavlayış

    Miyavlamak işi

  • miyaz

    Sinek kurtçuklarının insanda ve hayvanlarda ortaya çıkardığı bozukluk

  • miyom

    Kadınlarda döl yatağı kas dokusundaki ur

  • miyop

    Nesnelerin görüntüleri ağ tabakanın ön tarafında kaldığı için uzağı iyi göremeyen (göz)

  • miyopluk

    Miyop olma durumu

  • miyosen

    Üçüncü Çağ'ın memeliler ve maymunların gelişmiş olduğu bölümü

  • miza

    Kumarda ortaya sürülen para

  • mizahi

    İçinde gülmece bulunan, gülmece niteliği taşıyan (yazı, karikatür vb.)

  • mizahlı

    Mizah içeren

  • mizahsı

    Mizahı andıran, mizaha benzeyen, mizah gibi; mizahımsı

  • mizahsız

    Mizah içermeyen

  • mizahçı

    Gülmece sanatçısı

  • mizahçılık

    Gülmece sanatçılığı

  • mizan

    Tartı, ölçü aleti

  • mizana

    Üç veya daha çok direği bulunan yelkenli gemilerde arka direk

  • mizanpajlı

    Mizanpaj yapılan, mizanpajı olan

  • mizanpajsız

    Mizanpajı olmayan

  • mizanpli

    Islak saçın sarılıp sıcak hava yardımıyla kurutulmasından sonra fırça ve tarakla yapılan tarama biçimi

  • mizantrop

    İnsandan nefret eden (kimse)

  • mizantropi

    İnsandan nefret etme durumu

  • mizaç

    İnsan vücudunun fizyolojik yapısı

  • mizaçgir

    Herkesin huyuna ve keyfine göre davranan, nabza göre şerbet vermesini bilen (kimse)

  • mizaçgirlik

    Mizaçgir olma durumu

  • mizaçlı

    Mizacı herhangi bir özellikte olanı

  • miçel

    Mantarların ipliksi ve uzantılı tutunma ve gelişim organı

  • miço

    Gemilerde çalışan küçük yaştaki tayfa yamağı; muço

  • miçoluk

    Miçonun yaptığı iş

  • miçoluk etmek

    miço olarak çalışmak

  • miğfer

    Savaşçıların veya itfaiyecilerin başlarına giydikleri demir başlık; tolga

  • Mn

    Manganez elementinin simgesi

  • mnemotekni

    Birtakım alıştırma ve çağrışımlardan yararlanarak belleği geliştirme yöntemi

  • Mo

    Molibden elementinin simgesi

  • mobese

    Suç ve suçluyla mücadele eden güvenlik kuvvetlerinin çalışmalarına yardımcı olmak amacıyla kurulan kameralı güvenlik sistemi

  • mobil

    Hareketli olan, taşınabilir olan

  • mobilet

    Küçük motosiklet

  • mobilize etmek

    harekete geçirmek

  • mobilya

    Oturulan, yemek yenilen, çalışılan, yatılan yerlerin döşenmesine yarayan taşınabilir eşyaya verilen genel ad; möble

  • mobilyacı

    Mobilya yapan veya satan kimse

  • mobilyacılık

    Mobilya yapma veya satma işi

  • mobilyalı

    Mobilyası olan, döşenmiş; möbleli

  • mobilyasız

    Mobilyası olmayan, döşenmemiş; möblesiz

  • moda

    Değişiklik gereksinimi veya süslenme özentisiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik; nevzuhur

  • moda olmak

    yaygın duruma gelmek, herkesçe kabul edilmek

  • modacı

    Moda işleriyle uğraşan kimse

  • modacılık

    Modacının işi veya mesleği

  • modaevi

    Moda giysilerin yapıldığı ve satıldığı yer

  • modalaşma

    Modalaşmak durumu

  • modalaşmak

    Moda değeri kazanmak

  • modalaştırma

    Modalaştırmak işi

  • modalaştırmak

    Moda durumuna getirmek

  • modası geçmek

    moda olmaktan çıkmak

  • model

    Resim, heykel vb. yapılırken baka baka benzetilmeye çalışılan nesne veya kimse; örnek

  • model salonu

    Modellerin sergilendiği alan, yer

  • model çıkarmak

    kumaş kesiminden önce kâğıt vb. malzeme üzerine parçanın örneğini hazırlamak

  • modelci

    Model hazırlayan sanatçı

  • modelcilik

    Model yapma sanatı

  • modelist

    Modacının tasarım gücünü kalıplayan teknisyen

  • modelleme

    Modellemek işi

  • modellemek

    Model oluşturmak

  • modellik

    Modelin işi veya mesleği

  • moderato

    Tek başına kullanıldığında orta hızda bir tempoyu belirten bir söz

  • modern mantık

    Kavramları kelimelerle değil göstergelerle göstererek işlem yapan, matematiğe dayalı mantık; lojistik

  • modern mobilya

    Antika, taklit, stil mobilyaların dışında kalan ve genellikle düz hatlardan meydana gelen mobilya

  • modernist

    Modernizm yanlısı kimse

  • modernite

    Avrupa’da 17. yüzyıldan sonra ortaya çıkan, gelenek karşıtı, bireysel, toplumsal ve politik yaşam alanlarındaki dönüşüm veya değişime dayalı toplumsal düzen veya anlayış

  • modernize

    Yenileştirilmiş, modern, çağcıl duruma getirilmiş

  • modernize etmek

    yenileştirmek, çağcıl duruma getirmek

  • modernizm

    Güzel sanatlarda gelenekçiliğe karşı olan yenilikçi eğilim

  • modernleşebilme

    Modernleşebilmek işi

  • modernleşebilmek

    Modernleşme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • modifiye

    Değiştirilmiş

  • modifiye etmek

    değiştirmek, kişiselleştirmek

  • modistra

    Kadın terzi

  • modül

    Bir uzay taşıtının yapısı içinde yer alan ve kendi başına hareket edebilen bağımsız bölüm

  • modülasyon

    Bir sesin yayılmasında ortaya çıkan yeğinlik, vurgu, ton değişimlerinden her biri

  • modüler

    Belli bir ölçüye dayanarak oluşturulan (tasarım, yapı)

  • modüllü

    Modülü olan

  • moher

    Tiftikten yapılan

  • Mohs ölçeği

    Zımpara taneciklerinin sertliğini saptamada kullanılan değerler tablosu

  • moka

    Çok kokulu bir tür kahve

  • mola

    Yorgunluğu gidermek için duraklama

  • mola almak

    voleybol ve basketbolda taktik alışverişi yapmak için bir süre ara istemek

  • mola taşı

    Hamalların sırtlarındaki yükü dayayarak dinlenmeleri için sokak kenarlarına konulmuş yüksekçe taş

  • mola vermek

    uzun süren yolculuğa, yürüyüşe veya çalışmaya, dinlenmek amacıyla bir süre ara vermek, oturup dinlenmek

  • molalı

    Mola verilen

  • molas

    Karbonatlı kum taşı

  • molasız

    Mola verilmeyen

  • Moldovaca

    Moldovalıların kullandığı dil

  • Moldovalı

    Moldova’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Moldovan

  • molekül

    Element veya bileşikleri oluşturan ve onların özgül niteliklerini gösteren en küçük birim; madde

  • moleküler

    Moleküle ilişkin, molekülle ilgili

  • moleküllü

    Molekül içeren

  • molibden

    Atom numarası 42, atom ağırlığı 95,94 olan, 617 °C'ye doğru eriyen, gümüş beyazlığında, kırılgan, türlü çeliklerin alaşımına giren element (simgesi Mo)

  • molibdin

    Doğada ancak biçimsiz durumda bulunan, doğal molibden oksit

  • molla

    Büyük kadı

  • mollalık

    Molla olma durumu

  • molotofkokteyli

    Bir şişeye birtakım yanıcı maddeler doldurularak yapılan, fitilli bir tür yangın bombası

  • moloz

    Toprak ve kireçle karışık taş kırıntıları, yapı döküntüsü; inşaat atığı

  • moloz duvar

    Moloz taşlarla yapılan duvar

  • moloz taş

    Kaba, pürüzlü taş

  • molozluk

    Molozla dolu toprak yığını

  • moment

    Kuvvetin, bir cismi bir nokta veya bir eksen yörüngesinde döndürme etkisini belirleyen vektör niceliği

  • momentum

    Bir cismin hareket miktarı, kütlenin sürat ile çarpımı

  • monarşi

    Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim; tek erklik

  • monarşik

    Monarşi ile ilgili

  • monarşist

    Monarşizme ilişkin, bu rejimi benimseyen ve savunan; tek erkçi

  • monarşizm

    Monarşi yanlılarının siyasi öğretisi; tek erkçilik

  • monat

    Eski Yunan felsefesinde bölünmez birlik

  • monatçı

    Monatçılık yanlısı olan; monadist

  • monatçılık

    Evrenin monatlardan oluştuğunu ileri süren Leibniz'in öğretisi; monadizm

  • monbey

    Avrupa’da eğitim almış, giyim kuşamıyla Avrupalılara benzemeye çalışan Türk aydınları için alay yollu kullanılan monşer anlamında bir söz

  • monden

    Toplum yaşamı ile ilgili

  • mondenlik

    Monden olma durumu

  • Mongolist

    Moğol dili ve kültürü ile uğraşan kimse

  • Mongolistik

    Moğol dili ve kültürü araştırmaları

  • monitör

    Televizyon, bilgisayar vb.nde görüntü ile sesin niteliğini eşleme, görüntü seçimini gerçekleştirme, görüntüyü yayımlama gibi işlerin denetlenmesinde kullanılan alet; göstergeç

  • monografi

    Bilimsel alanlarda özel bir konu veya sorun üzerine yazılan inceleme

  • monokl

    Kaş kemerinin altına sıkıştırılarak kullanılan tek gözlük camı

  • monolog

    Bir oyunda, kişilerden birinin kendi kendine yaptığı konuşma

  • monoray

    Tek bir raydan oluşan demir yolu

  • monotip

    Harfleri ayrı ayrı dizip döken (dizgi makinesi)

  • monotip baskı

    Boyalı cam veya metal levhalar üzerine kâğıt batırılarak uygulanan baskı tekniği

  • monsenyör

    Hristiyanlıkta yüksek aşamalı din adamlarına verilen ünvan

  • mont

    Kumaştan veya deriden yapılan, genellikle belden kemerli, üstünde cepleri bulunan, gömlek, hırka vb. üzerine giyilen kısa, hafif giysi; montgomer

  • montaj

    Bir makine, cihaz veya mobilyanın parçalarını yerli yerine takma; monte

  • montajcı

    Bir makine, cihaz veya mobilyanın parçalarını yerli yerine takan kimse

  • montajcılık

    Montajcının yaptığı iş

  • montajlama

    Bir makine, cihaz veya mobilyanın parçalarını yerli yerine takma işi

  • montajlamak

    Bir makine, cihaz veya mobilyanın parçalarını yerli yerine takmak

  • montajlanmak

    Bir makine, cihaz veya mobilyanın parçaları yerli yerine takılmak

  • monte etmek

    kurmak

  • montür

    Çeşitli takılarda taşın yerleştirildiği çerçeve

  • monşer

    "Azizim, dostum" anlamında kullanılan bir seslenme sözü

  • mopet

    Bir tür küçük motosiklet

  • mor

    Kırmızı ile mavinin karışımından ortaya çıkan renk, menekşe renginin kırmızıya çalanı

  • moral

    Bir insanın ruhsal gücü, manevi güç; maneviyat

  • moral bulmak

    yürek gücünü, maneviyatını güçlendirmek

  • moral eğitim merkezi

    Kurum ve kuruluşlarda moral eğitiminin verildiği yer

  • moral eğitimi

    Ruhsal gücü, maneviyatı güçlendirme işi

  • moral vermek

    bir kimsenin ruhsal direnme gücünü artırmak

  • moral çöküntüsü

    Manevi dirençsizlik, ruhsal yönden direnememe, cesareti yitirme, demoralizasyon

  • morali bozulmak

    ruhsal yönden direnme gücünü yitirmek, içine korku düşmek

  • moralini bozmak

    bir kimsenin ruhsal yönden direnme gücünü azaltmak, sarsmak

  • moralman

    Moral bakımından

  • morarma

    Morarmak işi

  • morarmak

    Mor bir renk almak; gövermek

  • morartabilme

    Morartabilmek işi

  • morartabilmek

    Morartma gücü bulunmak

  • morartma

    Morartmak işi

  • morartmak

    Morarmasına sebep olmak, mor renk vermek

  • morartış

    Morartmak işi

  • morarış

    Morarmak işi

  • moratoryuma gitmek

    tüm borçların ödeme zorunluluğunu geri bırakmak, resmî olarak geciktirmek

  • mordut

    Dutgillerden, anavatanı Kuzey Amerika olan, yaprakları yeşil, ince ve kalp şeklinde olan bir tür dut ağacı (Morus rubra)

  • morfin

    Afyonda %10 oranında bulunan, uyuşturucu özelliği olan önemli bir alkaloit

  • morfinlenme

    Morfinlenmek işi

  • morfinlenmek

    Morfinle uyuşturulmak

  • morfinman

    Morfin kullanma alışkanlığı olan kimse, morfin tiryakisi

  • morg

    Hastanelerde veya mezarlıklarda ölülerin belirli süre için saklandıkları soğuk ortam

  • morg raporu

    Ölü üzerinde yapılan muayene veya otopsiden sonra düzenlenen rapor

  • morga kaldırmak

    ölüleri morga götürmek

  • morina

    Mezgitgillerden, kuzey denizlerinde yaşayan, eti yenilen, karaciğerinden yağ çıkarılan bir tür iri balık (Gadus morhua)

  • Moritanyalı

    Moritanya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • morkaraman

    Doğu Anadolu Bölgesi ile kuzeydoğu illerimizde yetiştirilen, kızıldan mora kadar değişen renklerde, göz, ağız, burun etrafı daha açık, baş ve ayaklar vücuduna göre daha koyu renkte, kaba karışık yapağılı bir tür koyun

  • morlaşma

    Morlaşmak işi

  • morlaşmak

    Mor duruma gelmek

  • morluk

    Mor olma durumu

  • mormenekşe

    Rengi mora çalan bir tür menekşe

  • Mors

    Bu işaretleri almaya ve göndermeye yarayan alet

  • mors

    Morsgillerden, Kuzey Atlantik'te yaşayan, derisi, dişi ve yağı için avlanan bir memeli hayvan; denizaygırı (Odobenus rosmarus)

  • Mors alfabesi

    Telgrafçılıkta kullanılan, nokta ve çizgilerden oluşan alfabe; Mors

  • morsalkım

    Baklagillerden, salkım durumunda mavi, mor, beyaz, pembe renkli çiçekler açan, 20 metreye kadar uzayabilen çok yıllık bir sarmaşık (Wisteria sinensis)

  • morsalkımlı

    Morsalkım bulunan (bahçe, çardak, duvar, ev vb.)

  • morsgiller

    Memeliler sınıfının yüzgeç ayaklılar alt takımına giren bir familya

  • mortadella

    Bir tür İtalyan sucuğu ve böreği

  • mortlama

    Mortlamak durumu

  • mortocu

    Hristiyanlarda cenaze taşımak için tutulan kimse

  • mortoyu çekmek

    ölmek

  • moruk

    Gençlere göre yaşlı anne, baba

  • morumsu

    Mora çalan, moru andıran; morumtırak

  • morötesi

    Gözle görülmeyen, dalga boyları yaklaşık 4000 angströmle 200 angström arasında olan, mor ışının ötesinde yer alan, yapay olarak da elde edilip tıpta kullanılan bir ışınım; ultraviyole

  • moskof

    Acımasız, zalim

  • Moskof camı

    Bir tür beyaz mika

  • Moskof gâvuru

    Ruslar için kullanılan kaba bir söz

  • Moskof toprağı

    Maden parlatmak için kullanılan sarı renkte bir tür gevrek taş

  • moskofluk

    Acımasızca davranış

  • mosmor

    Her yanı mor, koyu mor

  • mosmor kesilmek (veya olmak)

    kötü duruma düşmek, bozulmak, mahcup olmak

  • mostra

    Örnek, göstermelik, model

  • mostra olmak

    kendini gülünç bir duruma sokmak

  • mostralık

    Kötü veya yersiz davranışlarıyla göze batan kimse

  • motamot

    Hiç değiştirmeden

  • motamot çeviri

    Aslına bağlı kalınarak yapılan çeviri

  • motel

    Motorlu taşıtlarla yolculuk edenlerin barınmalarını, arabalarını park etmelerini ve başka gereksinimlerini karşılamak için işlek kara yolları üzerinde yapılmış otel

  • motelci

    Motel işleten kimse

  • motelcilik

    Motel işletme işi

  • motif

    Yan yana gelerek bir bezeme işini oluşturan ve kendi başlarına birer birlik olan ögelerden her biri

  • motifli

    Motifi olan

  • motifsiz

    Motifi olmayan

  • motive

    "İsteklendirmek, güdülemek" anlamlarındaki motive etmek, "isteklenmek, güdülenmek" anlamlarındaki motive olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz

  • motokros

    Kırlarda ve engebeli arazilerde motosikletle yapılan yarış

  • motokrosçu

    Motokros yarışçısı

  • motokrosçuluk

    Motokrosçu olma durumu

  • motopomp

    Motorlu tulumba

  • motor

    Herhangi bir enerjiyi mekanik enerjiye dönüştüren düzenek

  • motor yağı

    Makine parçaları arasındaki sürtünmeyi azaltmada, onları dış etkilerden korumada kullanılan hidrokarbonların ortak adı; yağ

  • motor yenileme

    Motorun aşınmış silindir, piston, krank mili vb. parçalarının çeşitli işlemler uygulanarak veya değiştirilerek tekrar ilk günkü gibi çalışır hâle getirilmesi; rektifiye

  • motorbot

    Motorla çalışan küçük deniz taşıtı

  • motorcu

    Deniz motoru işleten kimse

  • motorculuk

    Deniz motoru işletmeciliği

  • motorize

    Motorlu taşıtlarla donatılmış (kıta veya birlik)

  • motorlu

    Motorla çalışan

  • motorlu paraşüt

    Genellikle arama kurtarma, spor etkinlikleri vb. için kullanılan, uzun mesafe katedebilen, radara yakalanmayan, pervaneli motoru bulunan hava aracı; paramotor

  • motorlu taşıt

    İnsan ve yük taşıyan, iki veya daha çok dingilli, motor gücüyle hareket eden araçlara verilen genel ad

  • motorlu tren

    Bir termik motorla çalışan, kısa mesafeler arasında işleyen demir yolu taşıtı; mototren

  • motorsuz

    Motoru olmayan

  • motoru bozmak

    bağırsakları bozulmak, ishal olmak

  • motoru soğutmak

    taşıtlarda hararet yapan motorun soğumasını sağlamak

  • motosiklet

    Motor silindirinin hacmi 125 santimetreküpten büyük olan, iki tekerlekli motorlu taşıt; motor

  • motosikletli

    Motosikleti olan

  • motris

    Birkaç arabalı bir katarda elektrik motoru veya patlamalı motorla çalışan ve öbür arabaları çekmeye yarayan taşıt

  • moymul

    Atmaca ve doğana benzeyen bir tür yırtıcı kuş

  • mozaik

    Türlü renklerde, küçük küp biçiminde mermer, taş veya pişmiş toprak parçalarının yan yana getirilmesiyle yapılan resim ve bezeme işi

  • mozaik döşeme

    Mozaik karışımı yapılan yer döşemesi

  • mozaik plaka

    Mozaikle yapılmış kalıp döşeme maddesi

  • mozaikçi

    Mozaik yapan veya satan kimse

  • mozaikçilik

    Mozaikçinin yaptığı iş

  • mozak

    Domuz yavrusu

  • mozalak

    Olgunlaşmamış, eğri büğrü meyve

  • Mozambikli

    Mozambik’te yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse

  • mozerella

    İnek sütünden yapılan, küçük, yağlı, yuvarlak biçimde kızartılarak da yenilen bir peynir türü

  • Moğol

    Moğolistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Moğolca

    Moğolların kullandığı dil

  • Moğolistanlı

    Moğolistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Mt

    Metneryum elementinin simgesi

  • muaccel

    Acele olunmuş

  • muacciz

    Sıkıntı veren, taciz eden, bıktıran, usandıran

  • muadele

    Eşitlik, beraberlik, denklik

  • muadillik

    Muadil olma durumu

  • muaf

    Bağışlanmış, affedilmiş

  • muaf tutmak (veya kılmak)

    bir ödevi, bir görevi bağışlamak, ayrıcalık tanımak

  • muafiyet

    Ayrı tutulma, kendisine uygulanmama

  • muafiyet sınavı

    Öğrencilerin herhangi bir dersten veya sınıftaki derslerin tamamından muaf tutulması amacıyla yapılan sınav

  • muafiyet tanımak

    kendisinden beklenilen veya istenilenlerin bütününü istememek

  • muaflık

    Muaf olma durumu

  • muahedename

    Antlaşma metni

  • muaheze etmek

    kınamak

  • muahezename

    Eleştiri yazısı ve kitabı

  • muahhar

    Sonraki, sonradan gelen, ertelenmiş, daha sonraki

  • muakkip

    İzleyen, arkasından koşan, takip eden

  • mualla

    Yüksek, yüce

  • muallak

    Sonuca bağlanmamış, sürüncemede kalmış

  • muallakta olmak (veya kalmak)

    sonuca bağlanmamak, sürüncemede kalmak

  • muamelat

    İşlemler

  • muamele

    Yol, yöntem

  • muamele etmek

    davranmak

  • muamele görmek

    işlem uygulanmak, davranılmak

  • muamma

    Âşıklık geleneğinde manzum bilmece

  • muamma asmak

    âşıklık geleneğinde herhangi bir konuyu manzum olarak bilmece türünde düzenleyip genellikle kahvehanelerde herkesin göreceği bir yere koymak

  • muammalı

    Ayrıntısı bilinmeyen, açık olmayan, anlaşılması zor

  • muammalık

    Muamma dolu olma durumu

  • muammer

    Yaşamış

  • muammer olmak

    yaşamak

  • muare

    Dalgalı parıltılar verilmiş olan bir kumaş türü, kareli kumaş

  • muarefe

    Karşılıklı birbirini tanıma

  • muarefesi olmak

    birbirini tanımak, bilişmek, tanışmak

  • muarız

    Karşı koyan, karşı çıkan

  • muarızlık

    Muarız olma durumu

  • muattal

    İşlemez, kullanılmaz duruma gelmiş

  • muavenet etmek

    yardım etmek

  • muavin

    Bir görevlinin, bir yöneticinin işine yardım eden, yokluğunda yerini ve yetkilerini üzerine alan kimse

  • muavinlik

    Muavin olma durumu

  • muayene

    Bir kimsenin hasta olup olmadığını veya hastalığın ne olduğunu araştırma; sağlık muayenesi

  • muayene etmek

    bir kimsenin hasta olup olmadığını veya hastalığının yerini ve seyrini araştırmak

  • muayene olmak

    hekim tarafından kontrol edilmek, bakılmak

  • muayeneci

    Araştıran, yoklayan kimse

  • muayenehane

    Hekimlerin hastalarını muayene ettikleri yer

  • muayyen

    Belirlenmiş olan

  • muayyenlik

    Belli olma durumu; bedahet

  • muazzam

    Alışılmışın sınırlarını aşan, pek yüce

  • muazzamlık

    Muazzam olma durumu

  • muazzep

    Acı, sıkıntı, azap çeken

  • muazzep etmek

    acı, azap çektirmek

  • muazzep olmak

    acı, azap çekmek

  • muazzez

    Sayılan, saygı duyulan; aziz

  • muaşakada olmak

    sevişmek, birbirine âşık olmak

  • muaşeret

    Birbiriyle toplumsal ilişkiler içinde bulunma

  • mubassır

    Okullarda öğrencilerin durumu ile ilgilenen ve düzeni sağlamakla görevli kimse; sürveyan

  • mubassırlık

    Mubassırın yaptığı iş

  • mucip

    Gerektiren, gerektirici

  • mucip olmak

    gerektirmek

  • mucir

    Kiraya veren kimse

  • mucit

    Yeni bir buluş ortaya koyan, icat eden kimse

  • mucitlik

    Mucit olma durumu

  • mucize

    Peygamberlerin kendilerine inanmayan insanlara peygamberliklerini ispat etmek amacıyla Allah'ın iznine bağlı olarak gösterdikleri olağanüstü olaylar, hâller

  • mucize göstermek

    olağanüstü bir olay meydana getirmek, olağanüstü bir olaya sebep olmak

  • mucize kabîlinden

    umulmayan, beklenmeyen bir biçimde

  • mucizeli

    Mucize niteliği bulunan, olağanüstü niteliklere sahip olan; mucizevi

  • mucuk

    Bir tür küçük sinek

  • Mucur

    Kırşehir iline bağlı ilçelerden biri

  • Mudanya

    Bursa iline bağlı ilçelerden biri

  • mudarebe

    Bir yandan sermaye, öte yandan emek konularak kurulan şirket

  • mudhike

    Gülünecek şey

  • mudi

    Bankaya para yatıran kimse

  • Mudurnu

    Bolu iline bağlı ilçelerden biri

  • muf

    İki elektrik borusunu uç uca eklemekte kullanılan küçük boru parçası

  • mufla

    Cisimleri, aleve değdirmeden ateşin etkisine uğratmak için kullanılan büyük toprak kap

  • muflon

    Pardösülerin içine iliklenerek veya fermuarla geçirilen bir tür çok kalın, eğreti astar

  • muflonlu

    Muflon geçirilerek yapılan

  • mugalata

    Yanıltmak için, yanıltacak yolda söz söyleme

  • mugalatacı

    Mugalata yapan kimse

  • mugalatacılık

    Mugalatacı olma durumu

  • muganniye

    Kadın şarkıcı

  • muhabbet beslemek

    sevgi duymak

  • muhabbet etmek

    karşılıklı, dostça konuşmak

  • muhabbet kuşu

    Papağangillerden, asıl yurdu Avustralya olan, yurdumuzda da kafeslerde beslenen, basit bazı sesleri ve kelimeleri taklit edebilen, eşine çok düşkün, sarı, yeşil ve kül renginde tüyü olan, uzun ve sivri kuyruklu bir kuş (Melopsittacus undulatus)

  • muhabbet çiçeği

    Muhabbet çiçeğigillerden, çiçekleri yeşilimtırak beyaz, güzel kokulu bir süs bitkisi (Reseda odorata)

  • muhabbet çiçeğigiller

    Ayrı taç yapraklı, iki çenekli bitkiler sınıfı

  • muhabbetname

    Aşk mektubu

  • muhaberat

    Haberleşmeler, haberleşme dolayısıyla yapılan yazışmalar

  • muhabere etmek

    haberleşmek

  • muhabere sınıfı

    Savaşta haberleşme düzeninin kurulmasını, düşmanın elektronik araçlar kullanmasını engellemeyi veya bunu sınırlandırmayı sağlayan sınıf

  • muhabereci

    Muhabere sınıfından olan asker

  • muhaberecilik

    Muhabereci olma durumu

  • muhabir

    Basın ve yayın organlarına haber toplayan, bildiren veya yazan kimse

  • muhabirlik

    Muhabir olma durumu

  • muhaceret

    Yaşamakta olduğu ülkeden yabancı bir ülkeye uzun veya kısa süreli yerleşmek için gitme

  • muhaceret etmek

    yaşadığı ülkeden ayrılmak

  • muhacim

    Hücum eden, saldıran kimse

  • muhacir

    Hz. Muhammed'e uyarak Mekke'den Medine'ye göç eden

  • muhacir arabası

    Üstü ve yanları örtülü, dört tekerlekli, yaysız araba

  • muhacir gitmek

    göç etmek

  • muhacir olmak

    göçmen durumuna girmek

  • muhaddis

    Hadis bilimiyle uğraşan kimse

  • muhafaza altına almak

    korumak, saklamak, bir yerde tutmak, kapatmak

  • muhafaza etmek

    korumak

  • muhafazalı

    Muhafazası olan

  • muhafazasız

    Muhafazası olmayan

  • muhafız

    Bir kalenin veya bir şehrin önemli yerlerini korumak, düzeni ve güvenliği sağlamakla görevli komutan; kolcu

  • muhafız alayı

    Devlet başkanlarını, kralları korumakla görevli askerî birlik

  • muhafızlık

    Muhafız olma durumu

  • muhakemat

    Muhakemeler

  • muhakeme

    Bir sorunu çözmek için çıkar yol arama

  • muhakeme etmek

    yargılamak

  • muhakeme yürütmek

    düşünmek, fikir yürütmek

  • muhakkak

    Doğruluğu, gerçekliği kesin olarak bilinen, gerçekliği kesinleşmiş

  • muhakkik

    Gerçeği araştıran

  • muhakkiklik

    Muhakkik olma durumu

  • muhal

    Olması, gerçekleşmesi olanaksız

  • muhalefet

    Bir tutuma, bir görüşe, bir davranışa karşı olma durumu; aykırılık

  • muhalefet etmek

    karşı davranışta bulunmak, karşı çıkmak

  • muhalefet partisi

    Devletin yönetiminde bulunmayan parti

  • muhalefet şerhi

    Karşı olma yazısı, muhalefet gerekçesi

  • muhalif

    Bir görüşe, tutuma veya harekete karşı olan kimse

  • muhaliflik

    Muhalif olma durumu

  • muhallebi

    Süt, şeker ve pirinç ununun kaynatılmasıyla yapılan bir tatlı

  • muhallebi çocuğu

    Nazlı büyütülmüş kimse

  • muhallebici

    Muhallebi yapan veya satan kimse

  • muhallebicilik

    Muhallebici olma durumu

  • muhallik

    Muhal olma durumu

  • Muhammedî

    Hz. Muhammed’e ait, Hz. Muhammed’le ilgili

  • muhammen

    Oranlanan, tahmin edilen

  • muhammin

    Oranlayan, tahmin eden

  • muhannet

    Alçak, namert olan (kimse)

  • muhannetlik

    Muhannet olma durumu

  • muharebe

    Savaşta yapılan çarpışmalardan her biri

  • muharebe etmek

    savaşmak

  • muharebeci

    Muharebe yapan kimse

  • muharebecilik

    Muharebeci olma durumu

  • muharrem

    Ay takviminin birinci ayı; aşure ayı, matem ayı

  • muharrire

    Kadın yazar

  • muharriş

    Tırmalayan, tahriş eden

  • muhasamat

    Savaşta çarpışma

  • muhasara altına almak

    kuşatmak

  • muhasara etmek

    kuşatmak

  • muhasebat

    Hesap işleri

  • muhasebe

    Hesap işlerinin yürütüldüğü yer

  • muhasebeleştirme

    Muhasebeleştirmek işi

  • muhasebeleştirmek

    Hesapla ilgili verileri belli kurallar çerçevesinde kayıtlara almak işi

  • muhasebesini yapmak

    bir şeyin olumlu veya olumsuz yönlerini gözden geçirerek bir yargıya varmak

  • muhassala

    Elde edilen sonuç

  • muhassas

    Birine ayrılmış, tahsis olunmuş

  • muhassasat

    Bir kimseye maaş, tayın vb. olarak verilmiş şeyler

  • muhassenat

    Yararlı, güzel, hayırlı işler

  • muhassıl

    Osmanlı Devleti'nde vergi toplayan görevli

  • muhasım

    Birbirine düşman olanlardan her biri

  • muhasır

    Kuşatan, saran

  • muhat

    Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş

  • muhatap

    Kendisine söz söylenilen kimse, kendisiyle konuşulan kimse

  • muhatap olmak

    kendisine söz söylenmek, hitap edilmek

  • muhavere

    İki kişi arasında karşılıklı olarak yapılan konuşma

  • muhavere etmek

    birbiriyle konuşmak

  • muhavvil

    Değiştiren, dönüştüren

  • muhayyel

    Hayal gücüyle yaratılan, hayal edilen

  • muhayyer

    Sağlamlığı ve kullanılabilirliği açısından önerilen, beğenilmediğinde geri verilebilecek olan (eşya vb.)

  • muhayyer bırakmak

    seçmeli bırakmak, seçmeye izin vermek

  • muhayyerbuselik

    Klasik Türk müziğinde birleşik bir makam

  • muhayyerkürdi

    Klasik Türk müziğinde birleşik bir makam

  • muhayyerlik

    Seçmeli olma durumu

  • muhayyersümbüle

    Klasik Türk müziğinde bir makam

  • muhbir

    Yasa dışı olan bir durumu yetkili makamlara bildiren kimse; ihbarcı

  • muhbirlik

    Muhbir olma durumu; ihbarcılık

  • muhdes

    Yeni kurulan, sonradan oluşturulan

  • muhibbe

    Kadın arkadaş, kadın dost

  • muhil

    Dokunan, bozan, ihlal eden

  • muhip

    Seven, sevgi besleyen, dost olan

  • muhit

    Bir kimsenin sürekli ilişkide bulunduğu insanlar topluluğu; çevre

  • muhit edinmek

    ilişkili olduğu, tanışık olduğu kimselerin sayısını çoğaltmak

  • muhkemlik

    Muhkem olma durumu

  • muhlis

    Dostluğunda ve inançlarında içten olan

  • muhlislik

    Muhlis olma durumu

  • muhrik

    Yanık, dokunaklı (ses)

  • muhrip

    Torpido, top ve denizaltılara karşı silahlarla donatılmış, küçük, hızlı giden savaş gemisi; destroyer

  • muhtar

    Köy ve mahallenin yasalarla belirtilmiş işlerini yürütmek için o köy veya mahallede oturanların seçtikleri kimse; köy muhtarı, mahalle muhtarı

  • muhtarlık

    Muhtarın görevi veya makamı

  • muhtasar

    Kısaltılmış olan

  • muhtasaran

    Kısaltarak, özet olarak, kısa biçimde

  • muhtaç

    Bir şeye gereksinim duyan

  • muhtaç etmek

    birini, gereksinim duyduğu bir şeyi başkasından sağlamak zorunda bırakmak

  • muhtaç olmak

    gereksinim duymak

  • muhtaçlık

    Bakmaya mecbur olduğu aile bireylerini veya kendisini geçindirmeye yetecek geliri, malı, kazancı olmayanların içinde bulunduğu durum

  • muhtelif

    Zıt, birbirini tutmayan

  • muhteliflik

    Muhtelif olma durumu

  • muhtelis

    Kamu malını zimmetine geçiren, çalan

  • muhtemel

    Gerçekleşmesi de gerçekleşmemesi de ihtimal dâhilinde olan, beklenen, beklenir, umulur, görünüşe göre olacağı sanılan; olası, olasılı, belkili, ihtimalli, ihtimalî, mümkün

  • muhtemelen

    Umulur ki, beklenir ki, görünüşe bakılarak; ihtimalen

  • muhteri

    Yeni bir şey yaratan, icat eden

  • muhtesip

    İslam şehirlerinde çarşı ve pazar esnafını din kurallarına göre denetleyen görevli belediye memuru

  • muhtevi

    İhtiva eden, içine alan, kapsayan, içinde bulunduran

  • muhteviyat

    İçerikler

  • muhtıra

    Herhangi bir şeyi hatırlatmak, uyarmak amacıyla yazılan yazı

  • muhtıra vermek

    bir devlet başka bir devlete politik sorunlarla ilgili olarak uyarı yazısı göndermek

  • muhzır

    İlgililerin mahkemede bulunmalarını sağlayan görevli

  • muinli

    Askere alındığında ailesine bakacak kimsesi olan

  • muinsiz

    Askere alındığında ailesine bakacak kimsesi olmayan

  • muit

    Okullarda çocukları çalıştırmakla görevli kimse, öğretmen yardımcısı

  • mujik

    Rus köylüsü

  • mukabele

    Toplu yerlerde yüksek sesle hatim okunurken Kur'an okumasını bilenlerin gözleriyle Kur'an'ı takip etmesi, bilmeyenlerin dinlemesi

  • mukabele etmek

    karşılık vermek, karşılıkta bulunmak

  • mukabele okumak

    topluluk karşısında dinleyicilerin takip edebileceği biçimde Kur'an'ı okumak

  • mukabeleci

    Camilerde Kur'an okuyan kimse

  • mukabelecilik

    Mukabeleci olma durumu

  • mukabelede bulunmak

    karşılık vermek

  • mukabeleli

    Karşılığı olan

  • mukabelesiz

    Karşılığı olmayan

  • mukabil

    Bir şeye karşılık olarak yapılan, bir şeyin karşılığı olan

  • mukadder

    Yazgıda var olan, yazgı ile ilgili olan, alında yazılı olan

  • mukadder olmak

    alnında yazılı olmak, belirlenmiş olmak

  • mukaddesat

    Kutsal sayılan inanç ve davranışlar

  • mukaddesatçı

    Kutsal tanınan şeylere aşırı ölçüde bağlılık gösteren kimse

  • mukaddesatçılık

    Mukaddesatçı olma durumu

  • mukaddime

    Bir olayın başlangıcı

  • mukallitlik

    Mukallit olma durumu, mukallidin işi

  • mukannen

    Belli, belirli, kesinleşmiş, şaşmaz

  • mukarrer

    Kararlaşmış, kararlaştırılmış

  • mukarrer bulunmak

    kararlaştırılmış olmak

  • mukarrerat

    Alınan kararlar, kararlaştırılmış şeyler

  • mukassem

    Ayrılmış, bölünmüş olan

  • mukataalı

    Kesime verilmiş (yer)

  • mukatele

    Karşılıklı olarak birbirini öldürme, birbirini katletme

  • mukavele yapmak

    sözleşme yapmak

  • mukavemet

    Bir şeye veya kimseye karşı durma, karşı koyma, dayanma gücü

  • mukavemet etmek (veya göstermek)

    direnmek, dayanmak, karşı koymak

  • mukavemet koşusu

    3-15 kilometre arasındaki uzun mesafeli koşulardan her biri

  • mukavemeti kırılmak

    direnci, gücü azalmak

  • mukavemetsizlik

    Mukavemetsiz olma durumu

  • mukavemetçi

    Düşman saldırısına boyun eğmeyip her çeşit araçla karşı gelen yurtsever kimse

  • mukavemetçilik

    Mukavemetçi olma durumu

  • mukavim

    Karşı koyan, başkaldıran

  • mukavva

    Kalın karton

  • mukayese etmek

    karşılaştırmak

  • mukayyet

    Bağlı olan, bağlanmış

  • mukayyet olmak

    korumak, gözetmek

  • mukayyit

    Kayıt işlerini yapan kimse

  • mukim

    Bir yerde, bir evde oturan, eğleşen, ikamet eden

  • mukimlik

    Mukim olma durumu

  • mukni

    İnandıran, ikna eden

  • mukriz

    Ödünç para veren, borç veren

  • muktebes

    Yararlanmak için alınmış, aktarılmış

  • muktedir

    Bir şeyi yapmaya, başarmaya gücü yeten; erkli, kadir (II)

  • muktedir olmak

    yapmaya gücü yetmek, yapabilmek

  • muktedirlik

    Muktedir olma durumu; erklilik

  • mukteza

    Bir iş yapılırken gerekli işlemlerin bütünü

  • mukus

    Solunum yolları ve sindirim organlarının hücreleri tarafından salgılanan madde

  • mulaj

    Bir şeyin bal mumu, alçı vb. bir madde ile kalıbını çıkarmak için yapılan işlemlerin bütünü

  • mulaj kâğıdı

    Terzilerin patron (II) çıkarmak için kullandıkları bir tür saydam kâğıt

  • multimilyarder

    Çok zengin kimse

  • multimilyoner

    Çok zengin kimse

  • multipleks

    Aynı zamanda, aynı hat üzerinde birçok iletişimi bir arada sağlayan veya bu özellikte olan (alet)

  • mum

    Bir fitilin etrafına erimiş bal mumu, içyağı, stearik asit veya parafin dökülerek genellikle silindir biçiminde dondurulan ince, uzun aydınlatma aracı; şem

  • mum ampul

    Mum biçiminde ampul

  • mum ağacı

    Sıcak ülkeler ile Kuzey ve Batı Avrupa'da yetişen bir tür mum palmiyesi (Myrica cerifera)

  • mum boyası

    Mum, terebentin, su ve toprak boyalarla hazırlanan boya

  • mum cilası

    Parafin ve bal mumunun terebentin veya neft yağında çözüştürülmesi ile elde edilen, ağaç eşyaları cilalamakta kullanılan madde

  • mum dibine ışık vermez

    "etkili kişi kendi yakınlarına yardımcı olamaz" anlamında kullanılan bir söz

  • mum direk

    Çok uslu, yaramazlık yapmayan (çocuk)

  • mum duruşu

    Vücudun, ense ve omuzlara dayanarak ellerin kalçayı desteklemesiyle baş aşağı, yere dikey bulunduğu durum

  • mum etmek

    muma çevirmek

  • mum gibi

    dosdoğru, dimdik

  • mum kesilmek

    sessiz, uslu, doğru düzgün durmak

  • mum olmak

    hırçınlığı, yaramazlığı bırakmak

  • mum palmiyesi

    Ilıman bölgelerde yetişen, gövdesi boyunca 1 santimetre kalınlığında bir mum katmanı bulunan, yaprakları hurma yaprağına benzeyen bir ağaç (Ceroxylon andicola)

  • mum tutturmak

    aşırı disiplin altına almak

  • mum yakmak

    kutsal sayılan bir yere giderek adak adadığında mum yakıp koymak

  • mum yanmayınca pervane dönmez (veya yanmaz)

    "güzel yoluna baş koyanların ortaya çıkması için güzelin görünmesi gerekir" anlamında kullanılan bir söz

  • mum yapıştırmak

    bir şeyi kırmızı mumla mühürlemek

  • mum çiçeği

    İki çeneklilerden, güzel kokulu, şemsiye biçiminde küçük beyaz çiçekler açan, etli yapraklı, sarılıcı bir süs bitkisi (Cerinthe minor ve Cerinthe retortra)

  • muma döndürmek (veya çevirmek)

    birini her sözü dinler duruma getirmek, uslandırmak

  • mumaileyh

    Adı geçen, yukarıda anılan, sözü edilen kimse

  • mumbar dolması

    Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kalın bağırsağının soğan, baharat, pirinç, bulgur veya kıyma karışımıyla doldurulup pişirilmesiyle hazırlanan bir tür dolma; mumbar, şirden dolması

  • mumcu

    Mum yapan veya satan kimse

  • mumculuk

    Mumcunun yaptığı iş

  • mumhane

    Mum üretim yeri

  • mumla aramak

    çok isteyerek ve özlemle aramak

  • mumla aratmak

    daha kötü olan yeni bir şey, bir durum, bir kimse, pek iyi olmayan eskisini aratmak

  • mumlama

    Mumlamak işi

  • mumlamak

    Bal mumu sürmek, bal mumuna batırmak

  • mumlanma

    Mumlanmak işi

  • mumlanmak

    Mumlamak işi yapılmak veya mumlamak işine konu olmak

  • mumlayıcı

    Filmleri mumlamakta kullanılan alet

  • mumlaşma

    Mumlaşmak işi

  • mumlaşmak

    Bal mumu durumuna gelmek

  • mumlu

    Mumu olan, mum konulmuş olan

  • mumlu kâğıt

    Mürekkep geçirmeyen ve delinebilir bir dolgu maddesi emdirilmiş, mürekkebi geçiren fakat kolay delinmeyen bir cins pelürden veya lifli bir dokudan oluşturulmuş, teksir makinesinde basılacak yazıların yazıldığı kâğıt

  • mumluk

    Herhangi bir sayıda mumu olan

  • mumsöndü

    Cem ayinlerindeki çerağ dinlendirmenin maksatlı olarak yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıkarılan bir safsata

  • mumya

    Birtakım özel ilaçlar kullanılarak bozulmayacak duruma getirilmiş ceset

  • mumya gibi

    çok zayıf ve renksiz (kimse)

  • mumyalama

    Mumyalamak işi

  • mumyalamak

    Bir cesedi, bozulmaması için özel ilaçlarla mumya durumuna getirmek

  • mumyalanma

    Mumyalanmak işi

  • mumyalanmak

    Mumya durumuna gelmek

  • mumyalatma

    Mumyalatmak işi

  • mumyalatmak

    Mumya durumuna getirmek

  • munis

    Alışılan, alışılmış

  • munislik

    Munis olma durumu

  • munkabız

    Büzülmüş, toplanmış

  • munkalip

    Değişmiş, dönüşmüş olan

  • munsap

    Deniz, göl veya ırmağa dökülen, karışan (akarsu)

  • muntazam

    Düzenli olarak, düzgün biçimde

  • muntazaman

    Düzenli olarak, düzgün biçimde

  • muntazamlık

    Muntazam olma durumu

  • muntazır

    Bekleyen, gözleyen

  • muntazır olmak

    beklemek, gözlemek

  • munzam

    Katılmış, ulanmış, eklenmiş

  • murabaha

    Bir malı üzerine kâr koyarak satma

  • murabahacı

    Bir malı çok fazla kârla satan kimse

  • murabba

    Dört dizeli bentlerden oluşan divan edebiyatı şiiri

  • murabut kuşu

    Uzun bacaklılardan, leyleğe benzeyen, gagası iri ve uzun bir kuş (Leptoptilus)

  • murabıt

    Savaşçı derviş

  • murada (veya muradına) ermek

    isteğine kavuşmak, dileği gerçekleşmek, arzusu yerine gelmek

  • Muradiye

    Van iline bağlı ilçelerden biri

  • muradı gözünde kalmak

    emeline ulaşamamak

  • murahhas üye

    Yetkili olan üye; murahhas aza

  • murakabe

    Tasavvufta Tanrı'ya bağlanarak çile doldurma

  • murakabe etmek

    denetlemek

  • murakıp

    Tanrı'ya bağlanarak çile dolduran kimse

  • murana

    Yılan balığına benzeyen, çok yırtıcı, üst çenesi alt çenesinden daha uzun, sıcak denizlerde yaşayan, göğüs yüzgeci olmayan, eti beğenilen bir deniz balığı; şakıt (Muraena)

  • murassa

    Değerli taşlarla bezenmiş, cevherlerle süslenmiş

  • murat almak

    dileğine kavuşmak

  • murat etmek

    dilemek, istemek

  • Muratlı

    Tekirdağ iline bağlı ilçelerden biri

  • Muratpaşa

    Antalya iline bağlı ilçelerden biri

  • murdar

    Cinsel birleşmeden sonra yıkanmamış (kimse)

  • murdar etmek

    kirletmek, kullanılamaz hâle getirmek

  • murdar gitmek

    murdar bir biçimde ölmek

  • murdar olmak

    kirlenmek

  • murdarlık

    Murdar olma durumu

  • Murgul

    Artvin iline bağlı ilçelerden biri

  • muris

    Miras bırakan

  • murt

    Mersin ağacının yazın olgunlaşan, bezelye büyüklüğünde, morumsu siyah, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan meyvesi

  • murç

    Betonu kırmakta veya betona delik açmakta kullanılan sivri uçlu, çelikten yapılmış bir alet

  • mus

    Köpük kıvamında tatlı veya tuzlu bir tür yiyecek

  • Musabeyli

    Kilis iline bağlı ilçelerden biri

  • musaffa

    Temizlenmiş, arıtılmış

  • musahhihlik

    Musahhih olma durumu

  • musahip

    Sohbet, arkadaşlık eden kimse

  • musahiplik

    Musahibin yaptığı iş

  • musakka

    Ufak parçalar biçiminde doğranmış sebzelerin, kuşbaşı et veya kıyma ve soğanla pişirilmesiyle yapılan bir yemek

  • musalla

    Camilerde cenaze namazı kılınan yer

  • musalla taşı

    Cenaze namazı kılınmak için üstüne tabut konulan masa biçiminde yüksekçe taş

  • musallat

    Bir kimse veya şeyin üzerine bıktıracak kadar düşen (kimse)

  • musallat etmek

    birini, bir başkasının başına bela etmek

  • musallat olmak

    birini sürekli rahatsız etmek, birine sataşmak, peşini hiç bırakmamak

  • musalli

    Beş vakit namazını sürekli olarak kılan

  • musammat

    Divan şiirinde dörtlüklerden kurulu nazım şekillerinin genel adı

  • musandıra

    Mutfakta yüksek ve geniş raf

  • musannif

    Sınıflandırma işlemi yapan kimse

  • musap

    Başına bir kötülük, felaket gelmiş olan

  • musavver

    Zihinde tasarlanmış, düşünülmüş olan

  • Musevilik

    Hz. Musa ile ilgili, Hz. Musa’ya ait

  • musibet

    Ansızın gelen felaket, sıkıntı veren şey

  • musikar

    Gagasındaki deliklerden rüzgâr estikçe türlü sesler çıktığına inanılan bir masal kuşu

  • musiki

    Kulağa hoş gelen sesler dizisi

  • musikişinas

    Müzikle uğraşan

  • musikişinaslık

    Musikişinas olma durumu

  • muska

    İçinde dinsel veya büyüleyici bir gücün saklı olduğu sanılan, taşıyanı, takanı veya sahip olanı zararlı etkilerden koruyup iyilik getirdiğine inanılan bir nesne, yazılı kâğıt vb.; hamayıl

  • muska böreği

    Küçük parçalara ayrılmış yufkanın içine kıyma, peynir, patates, ıspanak vb. konulup üçgen biçiminde katlanmasıyla yapılan bir börek türü

  • muskacı

    Muska yazan kimse

  • muskacılık

    Muskacının işi

  • muslihane

    Barışçı bir yolla

  • muslin

    Sık dokunmuş, parlak, ince, yumuşak bir kumaş türü

  • musluk

    Takıldığı boru veya kabın içindeki akışkanı, istenildiğinde akıtabilecek bir düzende yapılmış açılır kapanır alet; burma

  • musluklu

    Musluğu olan

  • musluksuz

    Musluğu olmayan

  • muslukçu

    Musluk satan veya onaran kimse

  • muslukçuluk

    Muslukçunun yaptığı iş

  • muson

    Güney ve Güneybatı Asya kıyıları ile Avustralya’nın kuzey kıyılarında deniz ve karaların farklı ısınmasından kaynaklanan, yazın denizden karaya, kışın karadan denize doğru esen sürekli rüzgâr

  • muson iklimi

    Yazların sıcak ve bol yağışlı, kışlarınsa ılık ve kurak geçtiği bir iklim türü

  • Mustafakemalpaşa

    Bursa iline bağlı ilçelerden biri

  • musır

    Bir söz veya düşüncede direnen, ayak direyen (kimse)

  • Mut

    Mersin iline bağlı ilçelerden biri

  • mut

    Değeri kullanıldığı yere göre değişen bir tahıl ölçeği

  • muta

    Geçici kazanç

  • muta nikâhı

    Bazı yerlerde kadına verilen para karşılığında yapılan geçici nikâh; muta (II)

  • mutaassıplaşma

    Mutaassıplaşmak işi

  • mutaassıplaşmak

    Mutaassıp duruma gelmek

  • mutabakat sağlamak

    uzlaşmak

  • mutabakat zaptı

    İki ülke arasında karşılıklı olarak eğitim, kültür, spor, ekonomi ve hukuk alanlarında yapılacak programlar ile bunlara ilişkin uygulamaların onaylandığı ön anlaşma

  • mutabık

    Birbirine uyan, karşılıklı olarak anlaşmaya varan, birbiriyle uzlaşan

  • mutabık kalmak

    uyuşmak, karşılıklı olarak anlaşmaya varmak

  • mutabık olmak

    karşılıklı olarak anlaşmış olmak

  • mutabıklık

    Mutabık olma durumu

  • mutaf

    Keçi kılından hayvan çulu, yem torbası vb. dokuyan kimse

  • mutallaka

    Boşanarak dul kalmış kadın

  • mutant

    Mutasyona uğramış birey veya hücre

  • mutant virüs

    Mutasyona uğramış olan virüs

  • mutasarrıf

    Kendinde kullanım hakkı olan, elinde bulunduran

  • mutasarrıflık

    Mutasarrıfın görev ve makamı

  • mutasavver

    Tasarlanmış, düşünülmüş

  • mutasavvıf

    Tasavvuf inançlarını benimseyerek kendini Tanrı'ya adamış kimse; İslam gizemcisi, sufi

  • mutasyon

    Genlerde veya kromozomlarda oluşan hasara bağlı olarak ortaya çıkan ve sonraki kuşağa aktarılabilen kalıcı hücresel değişiklik; değişinim

  • mutasyona uğramak

    bir organizma veya virüsün genetiğinde kalıcı değişiklik meydana gelmek

  • mutavaat

    Boyun eğme

  • mutazarrır

    Zarar görmüş, zarara uğramış

  • muteber

    İnanılır, güvenilir

  • muteber olmak

    yürürlükte olmak, geçerli olmak

  • muteberlik

    Muteber olma durumu

  • mutedil rüzgâr

    Rüzgâr çizelgesinde hızı 11-16 deniz mili olan ve kuvveti 4 ile gösterilen rüzgâr

  • mutekit

    Bir şeye inanan, itikat eden (kimse)

  • mutemet

    Dairelerde, iş yerlerinde bazı para işlerine bakan görevli

  • mutemetlik

    Mutemedin görevi

  • mutena

    Özenilmiş, özenli bir biçimde yapılmış

  • muteriz

    İtiraz eden (kimse)

  • mutezile

    Kaderi inkâr ederek "kul, ettiklerinin yaratıcısıdır" diyen ve Tanrı'nın sıfatları konusunda sünnet ehlinden ayrılan bir felsefe

  • mutfak

    Yemek pişirilen yer; aş damı, aşhane, ocaklık

  • mutfak dolabı

    Mutfak aletlerinin yerleştirilmesi için yaptırılan özel dolap

  • mutfak havalandırması

    Mutfaklara yerleştirilen havalandırma sistemi

  • mutfak havlusu

    Mutfakta kullanılan havlu, el bezi

  • mutfak makası

    Mutfakta sebze, tavuk vb.ni kesmeye yarayan makas

  • mutfak merdiveni

    Mutfak ile dış avluyu birbirine bağlayan merdiven

  • mutfaktan yetişmek

    bir işi en temel, en basit aşamasından en üst aşamasına kadar deneyerek, tecrübe edinerek öğrenmek

  • mutfağında öğrenmek

    bir işi, o işin en iyi yapıldığı yerde öğrenmek

  • Mutki

    Bitlis iline bağlı ilçelerden biri

  • mutlak

    Kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan; saltık

  • mutlak mera

    Kendiliğinden gelişen ve otlatmaya elverişli bir bitki örtüsünü üzerinde taşıyan mera

  • mutlandırma

    Mutlandırmak işi

  • mutlandırmak

    Mutlanmasına yol açmak, mutlanmasını sağlamak

  • mutlanma

    Mutlu olmak işi

  • mutlanmak

    Mutlu olmak

  • mutlu

    Yaşadıklarından veya karşılaştıklarından dolayı hoşnutluk içinde bulunan; ongun (I), saadetli, bahtiyar, berhudar, hümayun, mesut

  • mutlu etmek (veya kılmak)

    mutluluk vermek, bahtiyar etmek

  • mutlu olmak

    mutluluk duymak, bahtiyar olmak

  • mutluca

    Mutlu olmaya yakın

  • mutlulandırma

    Mutlulandırmak işi

  • mutlulandırmak

    Mutlu etmek

  • mutlulanma

    Mutlulanmak işi

  • mutlulanmak

    Mutlu olmak

  • mutluluk

    Mutlu olma durumu; mut (I), ongunluk, kut, devlet, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik

  • mutluluk tablosu

    Başarılı, mutlu ve dost insanların bir aradaki görüntüsü

  • mutluluk çubuğu

    İktidarsızlık sorunu bulunan erkeklere sağlıklı cinsel yaşantı için özel olarak takılan yapay organ

  • mutmain

    İnanmış, gönlü kanmış, emin olan

  • mutmain olmak

    inanmak, gönlü kanmak

  • mutmainlik

    Mutmain olma durumu

  • mutsuz

    Mutlu olmayan; bedbaht, saadetsiz

  • mutsuzlaşma

    Mutsuzlaşmak işi

  • mutsuzlaşmak

    Mutsuz duruma gelmek

  • mutsuzluk

    Mutsuz olma durumu; bedbahtlık, saadetsizlik

  • muttali

    Öğrenmiş, haber almış, bilgi edinmiş

  • muttali olmak

    bir durumdan haberi olmak, bir durum üzerine bilgi edinmek

  • mutçu

    Mutçuluk öğretisini benimseyen; evdemonist

  • mutçuluk

    Hayatın anlamını mutlulukta bulan, insan davranışlarının mutluluk isteğiyle belirlendiği görüşüne dayanan ahlak öğretisi; evdemonizm

  • muvacehesinde

    Bir durum karşısında

  • muvafakat

    Uygun görme, onama, kabul etme

  • muvafakat belgesi

    Bireyin, şahsı dışında başka bir özel veya tüzel kişiyi, üzerindeki haklar ve izinler kapsamında yetkilendirmesini sağlayan belge; muvafakatname

  • muvafakat etmek

    uygun görmek, onaylamak, kabul etmek

  • muvafakat vermek

    yetkili kişi bir çalışanın kurumlar arası geçiş kapsamında görev yaptığı kurumdan başka bir kuruma geçişini onaylamak

  • muvaffak

    Başarmış, başarılı (kimse)

  • muvaffak olmak

    başarmak

  • muvafık bulmak

    uygun görmek kabul etmek

  • muvafık olmak

    uygun düşmek, kabul edilebilir olmak

  • muvahhit

    Tanrı'nın birliğine inanan

  • muvakkaten

    Az bir zaman süresince, geçici olarak, eğreti olarak

  • muvakkit

    Dünya’nın Güneş etrafındaki hareketine göre vakti, özellikle namaz vakitlerini belirleyen kimse

  • muvakkithane

    Zamanı belirlemek için gerekli araç ve gereçlerin bulunduğu, genellikle büyük camilerin yanında yer alan, muvakkitlerin görev yaptığı yer veya bina

  • muvasalat

    Bir yere ulaşma, varma

  • muvasalat etmek

    varmak, ulaşmak

  • muvazaa

    Hukuki işlemlerde tarafların, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında bir hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmaları

  • muvazene etmek

    dengelemek

  • muvazenesiz

    Ne yaptığını bilmeyen, bir sözü bir sözünü, bir davranışı bir başka davranışını tutmayan

  • muvazzaf

    Silahlı Kuvvetlerde görev başında olan subay ve astsubaylarla askerlik hizmetini yapan erler

  • muvazzaf hizmet

    Askerlik çağına giren erkeklerin yapmakla yükümlü bulundukları askerlik görevi

  • muvazzaf subay

    Mesleği askerlik olan subay

  • muvazzaflık

    Muvazzaf olma durumu

  • muylu

    Başka bir parça için dönme ekseni görevini yapan, silindir biçiminde parça

  • muylu yatağı

    Top kundağının yanlarında bulunan, silah muylularının geçmesi için açılmış delikli bölüm

  • muz

    Muzgillerden, sıcak bölgelerde yetişen, bir çenekli, çok yıllık bir bitki (Musa sapientum)

  • muzaffer

    Bir mücadelede üstünlük elde etmiş; utkulu

  • muzaffer olmak

    üstün gelmek, yenmek, zafer kazanmak

  • muzafferce

    Muzaffere yaraşır bir biçimde; muzafferane

  • muzafferiyet

    Bir mücadelede üstün gelme

  • muzafferlik

    Muzaffer olma durumu; utkululuk

  • muzdarip

    Izdırap ve acı çeken

  • muzdarip etmek

    acı ve ızdırap vermek

  • muzdariplik

    Muzdarip olma durumu

  • muzgiller

    Sıcak bölgelerde yetişen, özellikle muzları içine alan bir çenekliler familyası

  • muzip

    İnsanı, şaka yollu üzecek veya uğraştıracak davranışlarda bulunmayı huy edinmiş olan; takılgan

  • muzipleşme

    Muzipleşmek işi

  • muzipleşmek

    Takılgan davranışta bulunmak

  • muziplik

    Muzip olma durumu; azizlik, hınzırlık, takılganlık

  • muziplik etmek

    karşısındakini üzecek veya uğraştıracak davranışlarda bulunmak

  • muzipliğine uğramak

    aldatılmak, şakaya hedef olmak

  • muzipçe

    Muzibe yakışır biçimde, muzip gibi

  • muzluk

    Muz yetiştirilen bahçe

  • muzmahil

    Çökmüş, çöküntüye uğramış

  • muzsu

    Muzu andıran, muza benzeyen, muz gibi; muzumsu

  • muztar

    Bir şeyi yapmak zorunda kalmış olan

  • muztar kalmak

    bir şeyi yapmak zorunda kalmak

  • muzır

    Her şeyi bozan, karıştıran, zararlı işler yapan (çocuk)

  • muzır yayın

    Pedagojik açıdan belli bir yaş altındaki çocuklara zararlı olan kitap, gazete, dergi vb. yayın; muzır neşriyat

  • muzırlaşma

    Muzırlaşmak durumu

  • muzırlaşmak

    Muzır duruma gelmek

  • muzırlık

    Zararlı olma, zararlı iş veya davranışlarda bulunma durumu

  • muğber olmak

    gücenmek

  • Muğla

    Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • muğlaklık

    Muğlak olma durumu

  • Muğlalı

    Muğla ilinden olan kimse

  • Muğlalılık

    Muğlalı olma durumu

  • Muş

    Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • muş

    Altı düz, küçük gezinti vapuru

  • Muş lalesi

    Ağrı, Muş, Van ve çevresinde süs bitkisi olarak yetiştirilen bir tür lale (Tulipa sintenisii)

  • muşamba

    Bir tarafına kauçuk veya yağlı boya sürülerek su geçirmeyecek duruma getirilen kalın bez

  • muşamba gibi

    çok kirlenmiş (çamaşır, kumaş, örtü vb.)

  • muşambalaşma

    Muşambalaşmak işi

  • muşambalaşmak

    Muşamba gibi olmak, muşamba durumunu almak, muşambaya dönmek

  • muşambalı

    Muşambası olan

  • muşambasız

    Muşambası olmayan

  • Muşlu

    Muş ilinden olan kimse

  • Muşluluk

    Muşlu olma durumu

  • muşmula

    Gülgillerden, dikenli küçük bir ağaç (Mespilus germanica)

  • muşmula gibi

    asık (surat)

  • muşmula suratlı

    Asık suratlı olan (kimse)

  • muşta

    Karşısındakine vurmak için özel olarak açılmış deliklerine parmakların geçirilmesi ile kullanılan demir parçası

  • muştalama

    Muştalamak işi

  • muştalamak

    Muşta ile vurmak

  • muştu

    Sevindiren haber; sava, müjde, erim (II), beşaret

  • muştucu

    Muştu getiren kimse; savacı, müjdeci

  • muştulama

    Muştulamak işi; müjdeleme, tebşir

  • muştulamak

    Sevinilecek bir iş, olay vb.nin olduğunu birine haber vermek; müjdelemek

  • muştulanma

    Muştulanmak işi; müjdelenme

  • muştulanmak

    Sevinçli bir haber verilmek; müjdelenmek

  • muştulu

    Muştusu olan; müjdeli

  • muştuluk

    Muştucuya verilen armağan; müjde, müjdelik

  • Mv

    Mendelevyum elementinin eski simgesi

  • mâni

    Genellikle birinci, ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı olan, daha çok hecenin yedili ölçüsüyle söylenen halk şiiri

  • mâni düzmek (veya yakmak)

    mâni okumak

  • mâni olmak

    önüne geçmek, engellemek, önlemek

  • mânici

    Mâni söyleyen kimse

  • mânicilik

    Mâni söyleme işi

  • mösyö

    Erkeklere verilen bir ünvan

  • mübadele etmek

    değiş tokuş etmek, değişmek

  • mübadil

    Başkasının yerine getirilmiş, mübadele edilmiş

  • mübah

    Dinî bakımdan yapılmasında sakınca olmayan, yapılması günah veya sevap olmayan

  • mübah görmek (veya saymak)

    hoş görmek, sakıncasız bulmak

  • mübahase

    Bir konu hakkında iki veya daha çok kişinin karşılıklı konuşması

  • mübahlık

    Mübah olma durumu

  • mübalağa

    Sözün etkisini artırmak için bir şeyi olamayacağı biçimde yahut olduğundan çok veya az gösterme sanatı

  • mübalağa etmek

    abartmak

  • mübarek

    Çok saygı duyulan

  • mübarek ay

    Dinî bakımdan kutsal sayılan, özelliği veya önemi olduğuna inanılan ay

  • mübarek gün

    Dinî bakımdan özelliği ve önemi olan gün

  • mübarek olsun!

    "hayırlı, uğurlu olsun" anlamında kullanılan bir kutlama sözü

  • mübarek otu

    Birleşikgillerden, sarı çiçekli, bir yıllık ve otsu bir bitki (Cnicus benedictus)

  • mübareklik

    Mübarek olma durumu

  • mübareze

    Düşman olan taraflardan birer kişinin çıkarak çarpışması

  • mübayaa etmek

    satın almak

  • mübayaacı

    Satın almacı

  • mübayaacılık

    Satın almacılık

  • mübaşeret

    Bir işe başlama, bir işe girişme

  • mübaşir

    Mahkemede duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran, yargıcın emirlerini bildiren, kâğıtları getirip götüren görevli; çağrıcı

  • mübaşirlik

    Mübaşir olma durumu

  • mübeyyiz

    Yazıları temize çeken kimse

  • mübeşşir

    Muştu veren, müjde getiren (kimse)

  • mübrem

    Çok gerekli olan, kaçınılmaz, vazgeçilmez

  • mücadele

    Birbirlerine isteklerini kabul ettirmek için iki taraf arasında yapılan zorlu çaba; savaş, kavga

  • mücadele etmek

    bir amaca erişmek, bir güce karşı koyabilmek için uğraşmak, çaba göstermek, savaşım vermek

  • mücadele vermek

    savaş vermek, mücadele etmek

  • mücadeleci

    Mücadele etmeyi seven kimse; savaşımcı

  • mücadelecilik

    Mücadeleci olma durumu; savaşımcılık

  • mücahede

    Kutsal ülküler uğruna savaşma, cihat etme

  • mücahit

    Kutsal ülküler uğruna savaşan kimse

  • mücahitlik

    Alperen olma durumu

  • mücamaa

    Cinsel ilişkide bulunma

  • mücavir alan

    Bir şehrin gelişmesi bakımından gerekli görüldüğünde kullanılabilecek olan belediye sınırlarına komşu alan

  • mücazat

    İşlenen bir suçtan ötürü ceza verme

  • mücbir sebep

    Herhangi bir kimse tarafından alınacak önlemlere karşı, önüne geçilmesi olanaksız, borcun yerine getirilmesine engel, borçlunun iradesi dışında beklenmedik olaylar

  • mücehhez

    Bir işin olması için gerekli olan malzeme ile donanmış, donatılmış, teçhiz edilmiş

  • mücehhez olmak

    taşımak, kendinde bulundurmak

  • mücerrep

    Tecrübe edilmiş, denenmiş, sınanmış

  • mücerret

    Katışık ve karışık olmayan

  • mücerretlik

    Mücerret olma durumu

  • mücessem

    Cisim durumunda olan

  • mücevher

    Altın, yakut, pırlanta vb. değerli taşlardan yapılmış süs eşyası; cevher

  • mücevher kutusu

    Mücevherlerin saklandığı küçük kapalı kutu; mücevher mahfazası

  • mücevher tarih

    Divan edebiyatında, ebcet hesabına göre yalnız noktalı harfleri sayıldığında söz konusu olayın tarihini gösteren dize veya söz

  • mücevherat

    Mücevherler

  • mücevherli

    Mücevher takınmış olan

  • mücmel

    Özet olarak anlatılmış, kısa ve özlü

  • mücver

    Rendelenmiş kabağa un, yumurta, peynir, dereotu, tuz, karabiber, taze soğan katılmasıyla yapılan bir köfte türü

  • müdafaa etmek

    savunmak

  • müdahale

    Bir dava sonucu verilecek olan kararın, dolaylı olarak etkileyeceği üçüncü kişilerin davaya katılmaları

  • müdahale etmek

    karışmak, araya girmek, el atmak

  • müdahil

    Karışan, araya giren, el atan

  • müdahillik

    Müdahil olma durumu

  • müdana

    Yaranmaya, iyi görünmeye çalışma

  • müdana etmemek

    kendini borçlu hissedecek duruma düşürmemek, kendi ayakları üstünde durmak, kimseye açıklama yapma gereği hissetmemek

  • müdara

    Yüze gülme, yüze gülücülük, dost gibi görünme

  • müdara etmek

    dost gibi görünmek, yüze gülmek

  • müdavi

    Hastaya bakan, tedavi eden (kimse)

  • müdavim

    Bir yere sürekli olarak giden (kimse); devamcı, gedikli

  • müdavim olmak

    bir yere sürekli gitmek

  • müdavimlik

    Müdavim olma durumu; devamcılık

  • müddea

    İddia edilen

  • müdellel

    Kanıtlanmış, kanıtlı

  • müderris

    Tanzimattan sonra kurulan yüksek öğretim kurumlarında profesör

  • müderrislik

    Müderris olma durumu

  • müdevven

    Bir araya getirilerek divan durumunda toplanmış (şiir vb.)

  • müdevvenat

    Bir araya toplanmış eserler

  • müdire

    Kadın müdür, kadın yönetici

  • müdrik

    Anlamış, idrak etmiş olan

  • müdriklik

    Müdrik olma durumu

  • müdür

    Bir kurum veya kuruluşu yöneten kimse

  • müdür yardımcılığı

    Müdür yardımcısının yaptığı iş

  • müdür yardımcısı

    Müdürün işlerine yardım eden, yokluğunda yetkileri üzerine alıp işleri yöneten kimse; müdür muavini

  • müdürlük

    Müdür olma durumu; müdüriyet

  • müdürlük etmek

    yönetici olarak çalışmak

  • müebbeden

    Sürekli olarak, sonsuza kadar

  • müebbet

    Sonu olmayan

  • müebbet hapis

    Ömür boyu süren hapis cezası

  • müeccel

    İleriye atılmış, ertelenmiş

  • müellefat

    Yazılı eserler

  • müemmen

    Emniyete alınmış (kimse)

  • müesses

    Kurulu, kurulmuş

  • müessesat

    Kurumlar, müesseseler

  • müessese

    İktisat, kültür, siyaset, din vb. alanlarda hizmet veren, kendine özgü işleyiş kurallarına sahip yapı veya birlik

  • müesseseleştirme

    Müesseseleştirmek durumu

  • müesseseleştirmek

    Müessese durumuna getirmek

  • müessif

    Üzücü, üzüntü veren

  • müessir olmak

    etkili olmak

  • müezzin

    Namaz vakitlerini bildirmek için ezan okuyan din görevlisi; ezancı

  • müezzinlik

    Müezzin olma durumu; ezancılık

  • müfekkire

    Düşünme yetisi veya gücü

  • müferrih

    İç açıcı, ferahlık verici

  • müfessir

    Kısa ve anlaşılması güç bir metni açıklayan, açıklığa kavuşturan, metnin anlam ve amacı üstünde yorumda bulunan (kimse)

  • müfessirlik

    Müfessir olma durumu

  • müfettiş

    Kurum ve kuruluşlara genellikle habersiz olarak veya belli olayların şikâyeti üzerine gidip, işlerin mevzuata ve etik ilkelere göre yapılıp yapılmadığını inceleyip rapor hazırlayan kimse; denetmen

  • müfettişlik

    Müfettişin yaptığı iş

  • müfit

    Anlatan, ifade eden

  • müflis

    İflas eden; batkın

  • müflislik

    İflas etme durumu; batkınlık

  • müfredat

    Bir bütünü oluşturan bireyler, ayrıntılar

  • müfrez

    Bir bütünden ayrılmış

  • müfreze

    Türlü askerî görev ve hizmetlerin yapılması amacıyla küçük birliklerden, belli bir kuruluşa bağlı kalmadan geçici olarak oluşturulan grup

  • müfritlik

    Aşırı olma durumu

  • müft olsun da zift olsun

    "kimileri bedava bulduklarında yenmeyecek şeyleri yerler, işe yaramayan şeyleri alırlar" anlamında kullanılan bir söz

  • müftehir

    Bir şeyi övünç bilerek onunla sevinen, övünen, iftihar eden

  • müftü

    İl ve ilçelerde din görevlilerinin amiri olan ve dinî konularda fetva verme yetkisi bulunan devlet memuru

  • müftülük

    Müftü olma durumu

  • mühendis

    İnsanlığın ihtiyaçlarını karşılamak için iyi bir estetik tasarım ile temel bilimler çerçevesinde en az maliyette en yüksek verimlilik ve güvenlikte teknoloji veya sistem geliştiren kimse

  • mühendishane

    Osmanlı Devleti'nde mühendis yetiştiren yüksekokul

  • mühendislik

    Mühendis olma durumu

  • müheyyiç

    Coşturucu, heyecan verici

  • mühimmat

    Savaşta kullanılan top, tüfek vb. savaş gereçleri

  • mühimmat deposu

    Savaş gereçlerinin saklandığı yer

  • mühlet istemek

    bir işin yapılması, tamamlanması için belirli bir süre verilmesini istemek

  • mühlet vermek

    bir iş veya borç için belirli bir süre tanımak

  • mühlik

    Öldürücü, tehlikeli

  • mühmel

    Bırakılmış, bakılmamış, ilgisizliğe uğramış

  • mühre

    Her tür yuvarlak şey, küçük top

  • mühreleme

    Mührelemek işi

  • mührelemek

    Kâğıdı mühre ile cilalamak, parlatmak, düzeltmek

  • mühreli

    Mühre ile cilalanmış

  • mühresenk

    Süsleme nakışlarını ve yaldızları mührelemekte kullanılan araç

  • mührüsüleyman

    Kuzey Anadolu'da orman ve çalılıklar altında bulunan, 30-80 santimetre yüksekliğinde, tüysüz, çok yıllık ve otsu bir bitki (Polygonatum multiflorum)

  • mühür

    Bir kimsenin, bir kuruluşun adının veya ünvanının tersine kazılı bulunduğu, metal, lastik vb.nden yapılmış araç; kaşe (I)

  • mühür basmak

    mühürlemek

  • mühür beyti

    Halk şiirinde şairin adının veya takma adının geçtiği son dörtlük; karalama beyti, imza beyti

  • mühür göz

    Koyu renkte, iri, beğenilen göz

  • mühür gözlü

    Koyu renkte, iri, beğenilen gözleri olan (kimse)

  • mühür kazımak

    bir metal, lastik vb. üzerine bir kimsenin, bir kuruluşun adını, ünvanını ters olarak kazımak

  • mühür kimde ise Süleyman odur

    "bir işte yetki kimde ise kuvvet ondadır" anlamında kullanılan bir söz

  • mühür mumu

    Üstüne mühür basılan ve bal mumu ile reçineden yapılan genellikle kırmızı renkli madde

  • mühür pensi

    Elektrik, su ve doğal gaz sayaçlarını mühürlemek amacıyla bir kurşun parçasının teller üzerine tutturulup sıkıştırılması için kullanılan araç

  • mühürcü

    Mühür yapan veya kazıyan kimse

  • mühürcülük

    Mühürcü olma durumu

  • mühürdar

    Devlet büyüklerinin mühürlerini taşımak ve gereken kâğıtları mühürlemekle yükümlü görevli

  • mühürdarlık

    Mühürdarın yaptığı iş

  • mühürleme

    Mühürlemek işi; temhir

  • mühürlemek

    Bir yazı, belge vb.nin doğruluğunu veya kabul ve onayını belirtmek amacı ile altına mühür koymak, mühür basmak

  • mühürleniş

    Mühürlenmek işi

  • mühürlenme

    Mühürlenmek işi

  • mühürlenmek

    Mühürleme işi yapılmak, mühür basılmak

  • mühürletme

    Mühürletmek işi

  • mühürletmek

    Mühürleme işini yaptırmak

  • mühürleyiş

    Mühürlemek işi

  • mühürlü

    Mühür basılmış

  • mühürsüz

    Mührü olmayan

  • müjde

    Sevindirici haber verileceği zaman söylenen bir söz

  • müjde koşturmak

    bir muştuyu bir kimseye ivedilikle ulaştırmak

  • müjde vermek (veya götürmek)

    bir kimseye sevindirici, mutlu bir haberi ulaştırmak

  • müjdecilik

    Müjdeci olma durumu

  • müjdeleşme

    Müjdeleşmek işi

  • müjdeleşmek

    Birbirine müjde vermek, birbirini müjdelemek

  • mükedder

    Kederli biçimde

  • mükedder olmak

    kederlenmek

  • mükellef

    Eksiksiz, özenli bir biçimde yapılmış

  • mükelleflik

    Mükellef olma durumu

  • mükemmel

    Olgunlaşmış

  • mükemmelen

    Eksiksiz, kusursuz olarak

  • mükemmeliyet merkezi

    Çeşitli bilim ve endüstri alanlarında araştırma geliştirme çalışmalarının merkezîleştirilmesi amacıyla kurulan birim

  • mükemmeliyetçi

    Her şeyin mükemmel olmasını isteyen (kimse)

  • mükemmeliyetçilik

    Mükemmeliyetçi olma durumu

  • mükemmelleşebilme

    Mükemmelleşebilmek işi

  • mükemmelleşebilmek

    Mükemmelleşme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • mükemmelleşme

    Mükemmelleşmek durumu

  • mükemmelleşmek

    Mükemmel duruma gelmek

  • mükemmelleştirebilme

    Mükemmelleştirebilmek işi

  • mükemmelleştirebilmek

    Mükemmelleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • mükemmelleştirme

    Mükemmelleştirmek durumu

  • mükemmelleştirmek

    Mükemmel duruma getirmek

  • mükemmellik

    Eksiksiz, kusursuz, tam, yetkin olma; mükemmeliyet

  • mükerrer oy

    Bir kişi tarafından aynı seçimde birden fazla kullanılan oy

  • mükerreren

    Tekrarlanarak, tekrar edilmiş olarak

  • mükerrerlik

    Mükerrer olma durumu

  • mükevvenat

    Yaratıkların bütünü

  • mükeyyifat

    Keyif verici, uyuşturucu maddeler

  • müktesebat

    Edinilen, kazanılan bilgiler

  • müktesep

    Kazanılmış, edinilmiş

  • mükâfat

    Değerlendirici, sevindirici davranış

  • mükâfat almak

    ödül almak

  • mükâfaten

    Ödül olarak

  • mükâfatını görmek

    herhangi bir olumlu davranışın, özverinin veya bir sıkıntının iyi sonucunu elde etmek

  • mükâleme

    Karşılıklı konuşma

  • mülahaza etmek (veya yapmak)

    düşünmek

  • mülahazat

    Düşünceler

  • mülahazat hanesi

    Bir şey hakkındaki düşüncelerin yazıldığı yer

  • mülahazat hanesini açık bırakmak

    bir kimse hakkında kesin bir kanıya varamayarak zamanla ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek

  • mülakat

    Bir yerde buluşularak yapılan karşılıklı görüşme ve konuşma

  • mülakat vermek

    belli bir konuda konuşmak, demeç vermek

  • mülakat yapmak

    bir kimsenin bir konu veya sorunla ilgili görüşlerini almak

  • mülaki

    Buluşan, kavuşan, görüşen

  • mülaki olmak

    buluşmak, kavuşmak, görüşmek

  • mülayemet

    Bağırsakta yumuşaklık

  • mülayim

    Yumuşak huylu

  • mülayimlik

    Mülayim olma durumu

  • mülazım

    Bir işe girmek için bir süre parasız olarak o işe devam eden

  • mülazımlık

    Mülazım olma durumu

  • mülemma

    Alaca renkli, renk renk

  • müleyyin

    Yumuşaklık veren

  • mülga

    Yürürlükten kaldırılan, kapatılan

  • mülhak

    Bir bütüne sonradan katılmış olan, eklenmiş

  • mülhakat

    Bir bütüne katılanlar, ekler

  • mülhem

    İçe doğmuş, birinin içine doğmuş, esinlenmiş

  • mülhem olmak

    esinlenmek

  • mülhit

    Allah’ı inkâr eden, dinsiz, imansız (kimse)

  • mülhitlik

    Mülhit olma durumu

  • mülhiye

    Ihlamurgillerden, yaprakları sebze ve yeşillik olarak kullanılan bir bitki; Yahudi ebegümeci, mühliye (Corchorus olitorius)

  • mülk

    Ev, dükkân, arazi vb. taşınmaz mal

  • mülki

    Bir ülkeyle ilgili olan

  • mülki idare

    İl ve ilçe yönetimi

  • mülki idare amiri

    İl ve ilçelerde devleti temsil eden en yüksek makamlı görevli

  • mülkiye

    Devlet yönetimindeki sivil görevliler sınıfı

  • mülkiyeli

    Siyasal Bilgiler Okulu Fakültesi öğrencisi veya bu okulu bitirmiş kişi

  • mülkiyelilik

    Mülkiyeli olma durumu

  • mülklü

    Mülkü olan

  • mülksüz

    Mülkü olmayan

  • mülksüzleşme

    Mülksüzleşmek işi

  • mülksüzleşmek

    Mülksüz hâle gelmek

  • mülksüzleştirme

    Mülksüzleştirmek işi

  • mülksüzleştirmek

    Mülksüz hâle getirmek

  • mülksüzlük

    Mülksüz olma durumu

  • mültecilik

    Mülteci olma durumu

  • mümanaat

    Engel olma, karşı koyma

  • mümanaat etmek

    engel olmak, karşı koymak

  • mümas

    Dokunan, temas eden

  • mümeyyiz

    İyiyi, kötüyü, doğru ve yanlışı ayıran, seçen

  • mümeyyizlik

    Mümeyyizin görevi

  • müminlik

    Mümin olma durumu

  • mümkün

    Gerçekleşme imkânı bulunan; olası

  • mümkün görünmek

    olabilmek

  • mümkün görünmemek (veya olmamak)

    mümkün değil gibi olmak

  • mümkün mertebe

    Olabildiğince, yapabildiği kadar

  • mümkünsüzlük

    Mümkün olmama durumu

  • mümtazen

    Seçkin olarak

  • mümteni

    Bir şeyi yapmaktan çekinen, kaçınan

  • münacat

    Divan edebiyatında konusu Tanrı’ya yakarış olan şiir

  • münadi

    Kamuya duyurulmak istenilen şeyleri yüksek sesle haber vermeyi iş edinmiş olan kimse

  • münafık

    Dinî kurallara inanmadığı hâlde inanmış gibi görünen

  • münakale

    Bir şeyi bir yerden bir yere aktarma

  • münakaşa etmek

    tartışmak

  • münakaşa götürmemek

    tartışmaya yer vermeyecek biçimde kesin olmak

  • münasebat

    İlgiler, ilişkiler

  • münasebet

    İki şey arasındaki uygunluk

  • münasebet almak

    uygun düşmek

  • münasebet düşmek

    uygun bir durum ortaya çıkmak

  • münasebet kurmak

    iki şey arasında ilişki bulmak, yakınlık görmek

  • münasebete girmek

    tanışma yolu açmak, ilişki kurmak

  • münasebeti düşmek

    sırası gelmek

  • münasebetini getirmek

    sırasını getirmek

  • münasebetiyle

    Dolayısıyla, sebebiyle, itibarıyla, ilgisinden dolayı

  • münasebetli

    Uygun, yakışık alan

  • münasebetsiz

    Yakışıksız iş gören, sıra, saygı gözetmeyen (kimse)

  • münasebetsizce

    Münasebetsiz bir biçimde

  • münasebetsizlik

    Münasebetsiz olma durumu

  • münasebetsizlik etmek

    münasebetsizce davranmak

  • münasebette bulunmak

    ilişkisi olmak

  • münasip

    Beğenilen, hoşa giden

  • münasip bulmak

    uygun olduğunu, yerinde görüldüğünü kabul etmek

  • münasip düşmek

    uygun düşmek

  • münasip görmek

    uygun ve yerinde bulmak

  • münavebe ile

    nöbetleşe

  • münazaa

    Ağız kavgası, çekişme, münakaşa

  • münazara

    Bir konu üzerinde, belli kural ve yöntemlere uyularak yapılan tartışma

  • müncer

    Bir yana doğru çekilip sürüklenen

  • müncer olmak

    -e dökülmek, -e varmak

  • münderiç

    Bir şeyin içinde yer almış

  • münebbihli

    Uyarı sistemi olan

  • münebbihsiz

    Uyarı sistemi olmayan

  • müneccimbaşı

    Osmanlılarda, önemli bir işe girişilirken gök bilimi hesaplarına dayanarak uğurlu vakti seçmekle, takvim ve yıllık düzenlemekle uğraşan saray görevlisi

  • münevver

    Aydınlatılmış

  • münevverlik

    Münevver olma durumu

  • münezzeh

    Eksiklik, kötülük vb.nden uzak olan

  • münezzehlik

    Münezzeh olma durumu

  • münfail

    Gücenmiş, alınmış, kırgın

  • münferit

    Tek başına olan

  • münferitlik

    Münferit olma durumu

  • münfesih

    Bozulmuş, dağılmış, feshedilmiş

  • münfesih olmak

    dağılmak

  • münhal

    Eriyebilen, çözülebilen

  • münharif

    Bir tarafa sapmış, doğruluğunu yitirmiş

  • münhasır ekonomik bölge

    Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca bir devletin deniz kaynaklarının araştırılması ve kullanılmasında su ve rüzgâr enerjisi de dâhil olmak üzere özel haklara sahip olduğu deniz bölgesi

  • münhasırlık

    Münhasır olma durumu

  • münhezim

    Bozguna uğramış, bozulmuş, yenilmiş

  • münkesir

    Kırgın, gücenmiş

  • münkir

    İnkâr eden, kabul etmeyen

  • münkir olmak

    kabul etmemek, inkâr etmek

  • münkirlik

    Münkir olma durumu

  • münteha

    Sona ermiş, bitmiş

  • müntehabat

    Seçme yazılar veya eserler

  • müntehir

    Kendini öldüren, intihar eden

  • müntesip

    Bir yere, birine bağlanmış, kapılanmış, intisap etmiş olan (kimse)

  • münteşir

    Yaygın, yayılmış

  • münzevi

    Topluluktan kaçan, yalnız başına kalmayı seven

  • münzevilik

    Münzevi olma durumu

  • münşeat

    Sanatlı düzyazı veya mektupların toplandığı dergi

  • münşi

    Mektup türünde usta ve başarılı olan, inşası güçlü (kimse)

  • müphem

    Açık ve belirgin olmaksızın

  • müptela

    Tutulmuş

  • müptela olmak

    alışmak, düşkün olmak, tutulmak

  • müptelalık

    Müptela olma durumu

  • müptezel

    Saygınlığını yitirmiş

  • müptezellik

    Müptezel olma durumu

  • müracaat

    Herhangi bir eserden yararlanma

  • müracaat edilmek

    başvurulmak

  • müracaat etmek

    başvurmak

  • müracaatta bulunmak

    müracaat etmek

  • mürdesenk

    Doğal kurşun oksit (PbO)

  • mürdüm

    Mürdüm eriğinin mora çalan rengi

  • mürdüm eriği

    Reçeli veya hoşafı yapılan bir cins küçük ve koyu renkli erik; mürdüm

  • mürdümük

    Otsu bölümü hayvan yemi olarak kullanılan, beyaz, açık mavi veya mor çiçekleri olan bir yıllık otsu bitki; akburçak (Lathyrus sativus)

  • mürebbi

    Eğiten, terbiye eden, eğitici kimse

  • mürebbiye

    Bir çocuğun eğitim ve bakımıyla görevlendirilmiş kadın

  • mürebbiyelik

    Mürebbiye olma durumu

  • müreffehen

    Gönençle, sıkıntısız bir biçimde, bolluk içinde

  • mürekkebi kurumadan bozmak

    kararı, sözleşmeyi, anlaşmayı yazılmasından çok kısa süre sonra bozmak

  • mürekkep

    İki veya daha fazla şeyin karışmasından oluşan, birden çok ögeden veya parçadan oluşan, sade ve düz olmayan; bileşik

  • mürekkep balığı

    Kafadan bacaklılardan, ılıman ve sıcak denizlerde yaşayan, eti yenen, kendini korumak için siyah renkli bir sıvı salarak suyu bulandıran bir yumuşakça; sübye (Sepia officinalis)

  • mürekkep olmak

    -dan oluşmak

  • mürekkep yalamak

    çok okumuş, yazmış olmak

  • mürekkepleme

    Mürekkeplemek işi

  • mürekkeplemek

    Mürekkep (II) sürmek, mürekkep (II) dökerek veya damlatarak bir yüzeyi lekelemek

  • mürekkeplenme

    Mürekkeplenmek işi

  • mürekkeplenmek

    Mürekkep (II) sürülmek, dökülmek veya damlatılmak

  • mürekkepli

    Mürekkep (II) sürülmüş, dökülmüş veya damlatılmış olan

  • mürekkeplik

    İki veya daha fazla şeyin karışmasından, birden çok ögeden veya parçadan oluşma, sade ve düz olmama

  • mürekkepsiz

    Mürekkebi (II) olmayan

  • mürekkepçi

    Mürekkep (II) yapan veya satan kimse

  • mürekkepçilik

    Mürekkepçinin yaptığı iş

  • mürettebat

    Gemi, uçak vb. taşıtlardaki görevlilerin tümü

  • mürettep

    Gizli bir amaçla düzenlenmiş, yapılmış (iş)

  • mürettip

    Düzenleyen, hazırlayan, sıraya koyan

  • mürevviç

    Bir düşüncenin taraftarı veya yayıcısı

  • mürit

    Bir tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen, onun doğrultusunda ilerleyen kimse

  • müritlik

    Mürit olma durumu

  • mürt

    Ölmüş (hayvan)

  • mürt olmak

    hayvan ölmek

  • mürtekip

    Para, kazanç karşılığı olarak kötü, uygunsuz işler çeviren (kimse)

  • mürtet

    Müslümanlığı bırakıp başka bir dine geçmiş olan (kimse)

  • mürtetlik

    Mürtet olma durumu

  • mürteşi

    Rüşvet yiyen kimse

  • mürur

    Geçme, bir taraftan girip diğer taraftan çıkma

  • mürur tezkeresi

    Bir yere gitmek için gerekli olan izin belgesi

  • mürver

    Hanımeligillerden, yaprakları karşılıklı, demet durumundaki beyaz çiçeklerinden hekimlikte yararlanılan, meyvesi zeytine benzer bir ağaççık (Sambucus nigra)

  • mürüvvet

    Bir ailede çocukların doğumu, sünneti, evliliği, iyi bir göreve geçmeleri vb. olaylardan duyulan mutluluk, sevinç

  • mürüvvete endaze olmaz

    "yardım ve iyiliğin sınırı yoktur" anlamında kullanılan bir söz

  • mürüvvetini görmek

    anne ve baba çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak

  • mürşit

    Müritlerine tasavvufu öğreten, sırları ve gerçekleri gösteren tarikat şeyhi

  • mürşitlik

    Mürşit olma durumu

  • müsaade

    Elverişli olma, elverişlilik

  • müsaade almak

    izin almak

  • müsaade etmek (veya buyurmak)

    izin vermek

  • müsabakaya girmek

    yarışmak, yarışmaya katılmak

  • müsademe

    Silahlı iki grup arasındaki kısa çatışma, çarpışma

  • müsadere etmek

    zor alıma çarpmak

  • müsadif

    Rastlayan

  • müsadif olmak

    rastlamak

  • müsait

    Uygun, elverişli olan

  • müsaitlik

    Müsait olma durumu

  • müsakkafat

    Üzeri damla örtülmüş olan yapılar

  • müsamaha

    Görmezlikten gelme, göz yumma

  • müsamaha etmek

    hoşgörü ile davranmak

  • müsamere

    Okullarda öğrencilerin sunduğu, programında koşuk, oyun vb. gösterilerinin yer aldığı eğlence

  • müsebbip

    Bir şeyin olmasına, yapılmasına sebep olan, yol açan (kimse veya şey)

  • müseccel

    Kütüğe geçirilmiş, tescil edilmiş; sicilli

  • müseddes

    Divan edebiyatında her bendi altı dizeden oluşan nazım biçimi

  • müsellem

    Doğruluğu tartışılamayacak kadar açık olan, tersi savunulamayan, inkâr edilemeyen

  • müselles

    Kokteyl türünden karışık bir içki

  • müsellim

    Osmanlı Devleti'nde eyalet ve sancakta yönetimi elinde bulunduran kişi

  • müselsel

    Birbirine bağlı olan, art arda zincirleme olarak gelen

  • müsemma

    Ad verilmiş, adı olan

  • müsemmen

    Sekizer dizeli bentlerden oluşan şiir

  • müsevvit

    Müsvedde yapan kimse

  • müshil

    Bağırsakları çalıştırıp temizleyen, dışkının kolaylıkla dışarı atılmasını sağlayan ilaç

  • müskirat

    Sarhoş eden şeyler, alkollü içkiler

  • Müslüman

    İslam dininden olan kimse; Muhammedî, Müslim, Müselman, mümin

  • Müslüman adam

    Doğruluktan ayrılmaz, dürüst, hak yemeyen kimse

  • Müslüman mahallesinde salyangoz satmak

    körler mahallesinde ayna satmak

  • Müslümanca

    Müslümana yakışır biçimde, İslam dinine uygun olarak

  • Müslümanlaştırma

    Müslümanlaştırmak işi; İslamlaştırma

  • Müslümanlaştırmak

    Bir topluluğu veya bir kimseyi İslam dinine sokmak; İslamlaştırmak

  • Müslümanlık

    Hz. Muhammed’in temel öğreti ve esaslarını vahiy yoluyla Allah’tan alarak yaydığı din; İslam, İslamlık, İslamiyet, Hak dini

  • müsmir

    Sonuç veren

  • müsnet

    Yüklenmiş olan, dayandırılan, isnat olunan

  • müsnet suç

    Bir kimsenin üzerine atılmış olan suç

  • müstafi

    Kendi isteğiyle işinden çekilmiş, istifa etmiş

  • müstafilik

    Müstafi olma durumu

  • müstahak

    Bir kimsenin layık olduğu ödül veya ceza

  • müstahak olmak

    hak kazanmak, layık olmak

  • müstahaklık

    Müstahak olma durumu

  • müstahkem

    Berkitilmiş, sağlamlaştırılmış, tahkim edilmiş

  • müstahkem mevki

    Türlü savunma tesislerini kapsayan bölge

  • müstahzar

    Kullanıma hazır duruma getirilmiş, hazırlanmış

  • müstahzarat

    Eczanelerde hazır olarak bulundurulan ilaçlar

  • müstait

    Doğuştan yetenekli, kabiliyetli olan

  • müstakar

    İstikrar bulmuş, durulmuş

  • müstakbel

    İleri bir tarihte beklenen, ilerideki; gelecek

  • müstakil

    Kullanış yönünden başka bir yapı ile bağlantısı olmayan; bağımsız

  • müstakilen

    Bağımsız olarak

  • müstakillik

    Müstakil olma durumu

  • müstakim

    Doğruluktan şaşmayan

  • müstamel

    Kullanılmış olan

  • müstağni

    Nazlı davranan

  • müstağnilik

    Müstağni olma durumu

  • müstear

    Klasik Türk müziğinde bir makam

  • müstebat

    Olacağı sanılmayan, uzak görülen

  • müstefit

    Yararlanan

  • müstefit etmek

    yararlandırmak

  • müstefit olmak

    yararlanmak

  • müstehap

    Hoşa giden, sevilen, beğenilen

  • müstehaplık

    Müstehap olma durumu

  • müstehcen

    Açık saçık, edebe aykırı, yakışıksız

  • müstehcenleşme

    Müstehcenleşmek durumu

  • müstehcenleşmek

    Müstehcen duruma gelmek

  • müstehcenlik

    Müstehcen olma durumu

  • müstehzi

    Alaycı bir biçimde

  • müstekbir

    Kibirlenen, kendini büyük gören (kimse)

  • müstelzim

    Gerektiren, gerekli kılan

  • müstemirren

    Aralıksız olarak

  • müsteniden

    Dayanarak, dayandırarak

  • müstenit

    Dayanan

  • müstensih

    El yazması eseri el yazısıyla kopya eden kimse; çoğaltıcı

  • müsterih

    Bütün kaygılardan kurtulup gönlü rahata kavuşan, içi rahat olan

  • müsterih olmak

    içi rahat olmak, kaygıdan kurtulmak

  • müsterihlik

    Müsterih olma durumu

  • müstesna

    Bir bütünün veya kuralın dışında olan

  • müstesnalık

    Müstesna olma durumu

  • müstevli

    Bir yeri istila eden, yönetimi altına alan (kimse, devlet, ordu vb.)

  • müstezat

    Her dizesine bir küçük dize eklenmiş divan edebiyatı nazım türü

  • müsteşar

    Kendisinden bilgi alınan, kendisine danışılan kimse

  • müsteşarlık

    Müsteşar olma durumu

  • müsteşriklik

    Doğu bilimci olma durumu

  • müsvedde

    Bir şeyin kötü benzeri

  • müsveddelik

    Müsvedde yapmaya elverişli

  • müsveddelik kâğıt

    Karalama için kullanılan kâğıt

  • mütalaa

    Herhangi bir konu üzerinde ayrıntılı bir biçimde düşünme

  • mütalaa etmek

    okumak

  • mütalaa yürütmek

    herhangi bir görüş üzerinde ayrıntılarıyla düşünce üretmek

  • mütalaada bulunmak

    görüş veya düşünce ileri sürmek

  • müteahhitlik

    Müteahhidin yaptığı iş

  • müteakip

    -den sonra

  • müteammim

    Yaygın duruma gelmiş, genelleşmiş

  • mütebahhir

    Geniş, derin bilgisi olan

  • mütebeddil

    Bir kararda durmayan, değişen

  • mütebessim

    Gülümseyen; güleç

  • mütecasir

    Yeltenen, cüret eden

  • mütecaviz

    -den çok, -i aşan

  • mütecavizlik

    Mütecaviz olma durumu

  • mütecessis

    Gizliyi arayan, gizliyi gözetleyen

  • mütedair

    Ait, için, dolayı, üzerine, ... ile ilgili

  • mütedavil

    Tedavülde bulunan, elden ele gezen

  • müteessif

    Üzülen, esef eden

  • müteessif olmak

    üzülmek, acınmak, yerinmek, esef etmek

  • müteessir

    Etkilenmiş

  • müteessir olmak

    üzülmek

  • mütefennin

    Bilim veya teknik alanında bilgili olan kimse

  • müteferrik

    Birbirinden ayrılmış, dağılmış olan

  • müteferrika

    Küçük giderler için ayrılan para

  • mütehakkim

    Hâkim olan, hükmeden

  • müteharrik

    İşleyen, çalışan

  • mütehassis

    Duygulanmış olan

  • mütehassis etmek

    bir kimseyi duygulandırmak

  • mütehassis olmak

    herhangi bir sebeple duygulanmak

  • mütehayyil

    Hayale dalmış

  • mütehayyir

    Şaşmış, şaşırmış olan

  • mütekabiliyet esası üzerine

    karşılıklı olarak

  • mütekellim

    Söyleyen, konuşan

  • mütekâmil

    Olgunlaşmış, gelişmiş, gelişkin

  • mütekâsif

    Yoğunlaşmış, koyulaşmış

  • mütelezziz

    Lezzet bulan, tat alan, mutlu olan, hoşlanan

  • mütelezziz olmak

    lezzet duymak, tat almak, mutlu olmak

  • mütemayiz

    Kendini gösteren, sivrilen

  • mütemmim

    Tamamlayan, bütünleyen, bitiren

  • mütemmim cüz

    Bütünü oluşturan tamamlayıcı parça

  • mütemmimlik

    Mütemmim olma durumu

  • mütenakıs

    Gittikçe azalan, eksilen

  • mütenebbih

    Aklını başına toplamış, akıllanmış, uslanmış

  • müteneffir

    İğrenmiş, tiksinmiş

  • mütenekkir

    Kılık değiştiren, takma ad kullanan, kendini tanıtmak istemeyen

  • mütenekkiren

    Kılık değiştirerek, takma ad kullanarak, kendini tanıtmadan

  • müterakim

    Birikmiş, toplanmış, yığılmış

  • müterakki

    İleri, ilerlemiş

  • müterakki vergi

    Matrah arttıkça oranı yükselen vergi

  • mütercem

    Çevrilmiş, tercüme edilmiş

  • mütereddi

    Soysuzlaşmış

  • mütesanit

    Dayanışma içinde olan (kimse)

  • mütesanit olmak

    dayanışmak

  • müteselli

    Üzücü, yorucu veya bıktırıcı bir durum karşısında avunan (kimse)

  • müteselli olmak

    avunmak

  • müteselsil borç

    Bir borç ilişkisinde birden çok borçlunun, her birinin ayrı ayrı tamamından sorumlu bulundukları borç

  • müteselsil kefil

    Borcun yerine getirilmesinde aynen borçlu gibi borcun ödenmesini üstlenen kimse

  • müteselsilen

    Zincirleme olarak

  • mütevakkıf

    Gerçekleşmesi bir şeye bağlı bulunan

  • mütevazi

    Birbirine paralel olan

  • müteveccih

    Bir yere gitmeye, bir şeyi yapmaya karar veren

  • müteveccihen

    Bir yere doğru gitmek üzere

  • müteveffa

    Ölmüş, ölü kimse

  • mütevekkil

    Her işini Tanrı'ya veya oluruna bırakmış, kadere boyun eğmiş

  • mütevelli

    Bir vakfın yönetimi kendisine verilmiş olan kimse

  • mütevelli heyeti

    Bir vakfın veya bir kuruluşun yönetim işlerinin doğrudan bağlı bulunduğu kurul

  • mütevellit

    Doğmuş, dünyaya gelmiş

  • mütezayit

    Artan, çoğalan

  • müteşekkil

    Oluşmuş, meydana gelmiş

  • müteşekkir

    Teşekkür etme durumunda olan, teşekkür borçlu olan

  • müteşekkirlik

    Müteşekkir olma durumu

  • müthiş

    Çok rahatsız eden, dayanılmaz

  • müthişlik

    Müthiş olma durumu

  • müttefiken

    El birliğiyle, hep birlikte

  • müttefiklik

    Müttefik olma durumu

  • müttehiden

    Birlikte, birlik olarak

  • müttehit

    Birlik durumuna gelmiş, birlik olmuş; birleşik

  • müttehitlik

    Müttehit olma durumu

  • müvekkil

    Birini kendine vekil olarak seçen erkek

  • müvekkile

    Birini kendine vekil olarak seçen kadın

  • müvezzilik

    Müvezzi olma durumu

  • müyesser

    Kolaylıkla ortaya çıkan

  • müyesser olmak

    kolaylıkla ortaya çıkmak, kolaylıkla elde edilmek

  • müzaheret

    Yardım etme, destekleme, arkalama, arka çıkma

  • müzaheret etmek

    yardım etmek, desteklemek, arkalamak, arka çıkmak

  • müzahir

    Yardımcı, destekleyici, arkalayan, arka çıkan

  • müzahrefat

    Süprüntüler, pislikler

  • müzakerat

    Bir konuyla ilgili konuşmalar, danışmalar, müzakereler

  • müzakere

    Bir konuyla ilgili fikir alışverişinde bulunma; oylaşma

  • müzakere etmek

    bir konu üzerinde fikir alışverişinde bulunmak, oylaşmak

  • müzakereci

    Müzakere yapan kimse

  • müzakerecilik

    Müzakereci olma durumu

  • müze

    Sanat ve bilim eserlerinin veya sanat ve bilime yarayan nesnelerin saklandığı, halka gösterilmek için sergilendiği yer

  • müze gibi

    eski ve değerli eşyaları olan (yer)

  • müzebzep

    Çok karışık

  • müzeci

    Müze kuran veya müzede çalışan kimse

  • müzecilik

    Müze kurma veya işletme işi

  • müzehhep

    Altın suyuna batırılmış olan

  • müzekkere

    Bir iş için herhangi bir üst makama yazılan yazı

  • müzelik

    Müzeye konulacak değerde veya eskilikte olan

  • müzevirleme

    Müzevirlemek işi

  • müzevirlemek

    Birinin başkası aleyhine yaptıkları veya söylediklerini karşı tarafa iletmek, söz taşımak, ara bozmak

  • müzevirlik etmek

    söz getirip götürmek, ara bozmak

  • müzeyyen

    Süslenmiş, bezenmiş olan

  • müzik

    Birtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı; musiki

  • müzik bilimci

    Müzik bilimi alanında araştırmalar yapan bilgin veya uzman; müzikolog

  • müzik bilimi

    Müzik konularını, bilimsel yöntemlerle inceleyen bilim; müzikoloji

  • müzik defteri

    Sayfalarının her bir satırı beş yatay çizgiden oluşan, çizgilerin üzerine notaların yazıldığı defter

  • müzik dolabı

    Radyo, televizyon, teyp, pikap, video vb. ses cihaz ve aksesuarları koymaya yarayan mobilya

  • müzik kulağı

    Müziğin seslerine olan duyarlılık ve yatkınlık durumu

  • müzik köşesi

    Değişik müzik türlerinin bir mağazanın belli bir bölümünde veya köşesinde, plak, kaset, uzunçalar vb. olarak satışa sunulduğu yer

  • müzik marketi

    Değişik müzik aletlerinin, plak, kaset, disk vb. ürünlerin satıldığı yer

  • müzik odası

    Müzik dinlemeye ayrılmış yer

  • müzik salonu

    Müzik dinlenmesi için düzenlenmiş olan salon

  • müzikal

    Müzikle ilgili

  • müzikalite

    Müziğe uygun özellikleri taşıma

  • müzikevi

    Çeşitli müzik türlerine ait kursların verildiği, müzik aletlerinin satıldığı yer

  • müzikhol

    Fon müziğinden yararlanılarak eğlenceli, fantezi oyunların oynandığı yer

  • müziklendirme

    Müziklendirmek durumu

  • müziklendirmek

    Müzik ile çeşitlemek, süslemek

  • müzikleştirme

    Müzikleştirmek işi

  • müzikleştirmek

    Müzik durumuna getirmek

  • müzikli

    Bazı bölümlerinde müzik kullanılan (film, oyun)

  • müzikolojik

    Müzik bilimi ile ilgili

  • müziksel

    Müzik özellikleri taşıyan

  • müziksellik

    Müziksel olma durumu

  • müziksever

    Müzik tutkusu olan, müziği seven (kimse)

  • müzikseverlik

    Müziksever olma durumu

  • müziksiz

    Müziği olmayan

  • müzikçi

    Müzik öğretmeni

  • müzisyen

    Müzik eserleri yazan, besteleyen veya besteleri çalan kimse; müzikçi

  • müzisyenlik

    Müzisyenin yaptığı iş; müzikçilik

  • müziç

    Bunaltıcı, tedirgin edici

  • müzmin bekâr

    Evlilik çağını geçmiş olup da henüz evlenmemiş olan kimse

  • müzmin bekârlık

    Müzmin bekâr olma durumu

  • müçtehit

    Bir konuda ayet ve hadislere dayanarak yargıya varan, karar veren yetkin din bilgini

  • müşahede altına almak

    sürekli gözlem altında bulundurmak

  • müşahede etmek

    gözlemlemek

  • müşareket etmek

    ortaklaşa çalışmak

  • müşarünileyh

    Adı geçen, adı anılan kişi

  • müşebbeh

    Bir şeyle arasında benzerlik bulunan, benzetilen

  • müşekkel

    Biçim verilmiş

  • müşerref

    Onur verilerek yüceltilmiş

  • müşerref olmak

    onurlanmak, onur kazanmak, şereflenmek

  • müşevvik

    Arzusunu çoğaltan, isteğini artıran

  • müşir

    Yazı ile bildiren, haber veren

  • müşkülat

    Güçlük, güçlükler, zorluklar

  • müşkülat çekmek

    zorluk, güçlük içinde kalmak

  • müşkülat çıkarmak

    yapmakta bulunduğu işi güçleştirecek durumlar yaratmak

  • müşkülatlı

    Güçlüğü olan, zorluk içinde olan

  • müşküle

    Bağ bozumuna yakın bir zamanda yetişen, kalınca kabuklu, iri ve uzun taneli bir üzüm

  • müşküllük

    Müşkül olma durumu

  • müşkülpesent

    Bir işi yapmamak için türlü bahaneler uyduran

  • müşkülpesentlik

    Müşkülpesent olma durumu

  • müşrik

    Tanrı'ya ortak koşan

  • müşriklik

    Müşrik olma durumu

  • müştak

    Özleyen, göreceği gelen

  • müşteki olmak

    yakınmak, şikâyetçi olmak

  • müşterek

    Ortaklaşa, el birliğiyle yapılan veya hazırlanan

  • müşterek bahis

    At yarışlarında, en az iki koşuda yarışan hayvanlardan birinin kazanmasına bağlanan talih oyunu

  • müşterek bahisçi

    Oyunlarda ve at yarışlarında yarışın sonuçlarını tahmin ederek bahis oynayan veya oynatan kimse; bahisçi

  • müşteri

    Hizmet, mal vb. alan ve karşılığında ücret ödeyen kimse

  • mıcır

    Yol yapımında kullanılan taş kırıntısı; mucur

  • mıgri

    Sularımızda yaşayan bir tür yılan balığı (Conger conger)

  • mıgır

    Küçük, işe yaramaz (oyun kâğıdı veya eşya)

  • mıgırlık

    Mıgır olma durumu

  • mıh

    Büyük çivi

  • mıhbaşı

    Çimenlik alanlarda, yol kenarları ve parklarda ilkbahar aylarında öbekler hâlinde yetişen, çan biçimli, bazitli bir tür mantar; mıhtepesi (Marasmius oreades)

  • mıhlama

    Yumurta, un, soğan, ıspanak karışımıyla yağda yapılan bir yemek türü

  • mıhlamak

    Birini silahla yaralamak veya öldürmek

  • mıhlanmak

    Olduğu yerde kalıp bir yere kıpırdayamaz olmak

  • mıhlayıcı

    Altın, gümüş vb. taşları metal yuvalara işleyen ve sıkıştıran usta

  • mıhlayıcılık

    Mıhlayıcının yaptığı iş

  • mıhlı

    Dimdik, sabit

  • mıklep

    Ciltli kitapların sol cilt kapağında bulunan ve okunmakta olan yeri belli eden, ucu üçgenimsi, katlanabilir parça

  • mıklepli

    Mıklebi olan

  • mıklepsiz

    Mıklebi olmayan

  • mıknatıs

    Demiri ve daha başka bazı metalleri çeken demir oksit; demirkapan

  • mıknatıslama

    Mıknatıslamak işi

  • mıknatıslamak

    Bir demir çubuğa mıknatıs özelliği vermek

  • mıknatıslanma

    Mıknatıslanmak işi

  • mıknatıslanmak

    Mıknatıs özelliği kazanmak, mıknatıslı bir duruma gelmek

  • mıknatıslı

    Mıknatısı olan

  • mıknatıslı iğne

    Merkezinden bir iple asılı bulunan, dar ve sivri bir eşkenar dörtgen biçiminde yapılmış mıknatıs çubuğu

  • mıknatıslık

    Mıknatıslı olma özelliği; mıknatısiyet

  • mıncık

    "Ezilerek içi dışına çıkmak" anlamındaki mıncığı çıkmak deyiminde geçen bir söz

  • mıncık mıncık

    Yapışkan ve kaygan bir duruma gelmiş

  • mıncık mıncık etmek

    yapışkan ve kaygan bir duruma getirmek

  • mıncık mıncık olmak

    yapışkan ve kaygan bir duruma gelmek, ezilmek

  • mıncıklama

    Mıncıklamak işi

  • mıncıklamak

    Örseleyecek veya biçimini bozacak gibi ellemek, sıkıştırmak

  • mıncıklanma

    Mıncıklanmak işi

  • mıncıklanmak

    Mıncıklama işi yapılmak veya mıncıklama işine konu olmak

  • mıncırık

    Küçük, afacan, zeki (çocuk)

  • mır mır

    Mırıldanma sesi

  • mır mır etmek

    "mırıldanma" sesi çıkarmak

  • mırlama

    Mırlamak işi

  • mırlamak

    Kedi "mır mır" diye ses çıkarmak

  • mırmır

    Sularımızda yaşayan bir tür yılan balığı (Echelus myrus)

  • mırmırık

    Mırıldanan

  • mırnav

    Miyavlama sesi

  • mırra

    Acılık veren sıvılarla özel bir biçimde kaynatılarak pişirilen bir tür acı kahve

  • mırıl mırıl

    Mırıltılı ses çıkararak

  • mırıldama

    Mırıldamak işi

  • mırıldamak

    Alçak ve güç anlaşılır bir sesle bir şeyler söylemek

  • mırıldanabilme

    Mırıldanabilmek işi

  • mırıldanabilmek

    Mırıldanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • mırıldanma

    Mırıldanmak işi; mırlanma

  • mırıldanmak

    Alçak sesle kendi kendine bir şeyler söylemek; mırlanmak

  • mırıldanış

    Mırıldanmak işi

  • mırıltı

    Alçak ve anlaşılmaz bir ses çıkararak konuşma

  • mırıltılı

    Alçak ve anlaşılmaz sesli

  • mırın kırın etmek

    bir isteği yerine getirmemek için çeşitli sebepler ileri sürmek, nazlanmak

  • mıskal

    Her biri başka perdede bir sıra kamış boğumundan yapılmış düdük; musikar

  • mıskala

    Metal veya deri parlatmaya yarar alet

  • mısmıl

    Eti yenilebilen, murdar olmayan

  • mısır

    Buğdaygillerden, gövdesi boğumlu ve kalın, yaprakları şerit biçiminde, erkek çiçekleri tepede salkım durumunda, dişi çiçekleri yaprakla gövde arasında koçan biçiminde olan bir kültür bitkisi; darı, kokoroz, lazut (Zea mays)

  • mısır ekmeği

    Mısır unundan hazırlanarak yapılan ekmek

  • mısır kalburu

    Aleve tutularak içinde mısır patlatılan kalbur biçiminde bir kap

  • mısır koçanı

    Mısırın taneleri alındıktan sonra kalan sert kısmı; koçan

  • mısır koçanı gibi

    boru gibi dümdüz

  • mısır patlatmak

    cin mısırını kalbur, tencere, tava vb. içine koyup ateş üzerinde veya elektrikli tava vb. makinelerde patlamasını sağlamak

  • mısır püskülü

    Mısır koçanının ucundan sarkan sarı renkli püskül biçimindeki tepeciği

  • mısır püskülü gibi

    seyrek, ince ve cansız (saç)

  • mısır unu

    Kuru mısır tanelerinin öğütülmesiyle elde edilen un

  • mısır yağı

    Mısır tanelerinden çıkarılan sıvı yağ

  • mısır özü

    Mısırdan elde edilen öz madde

  • mısırcı

    Mısır yetiştiren veya satan kimse

  • mısırcılık

    Mısırcı olma durumu

  • Mısırlı

    Mısır’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • mısırlık

    Geniş mısır tarlaları bulunan yer

  • mıymıntı

    İnsanın sabrını tüketecek derecede yavaş ve mızmızca iş gören (kimse)

  • mıymıntılık

    Mıymıntı olma durumu

  • mızmız

    Her şeyde kusur bulan, hiçbir şeyden memnun olmayan

  • mızmızca

    Mızmıza yakışan, mızmız gibi

  • mızmızlanma

    Mızmızlanmak işi

  • mızmızlanmak

    Mızmızca davranışlarda bulunmak; mızmızlık etmek

  • mızmızlaşma

    Mızmızlaşmak işi

  • mızmızlaşmak

    Mızmız duruma gelmek

  • mızmızlık

    Mızmız olma durumu

  • mızmızlık etmek

    mızmızlanmak

  • mızrak

    Uzun saplı, sivri demir uçlu silah

  • mızrak çuvala girmez (veya sığmaz)

    gizli tutulması imkânsız durumlar karşısında söylenen bir söz

  • mızraklı

    Mızrağı olan, mızrak taşıyan

  • mızraklık

    Mızrak konulan yer

  • mızraksı

    Mızrağa veya mızrak ucuna benzeyen

  • mızraksız

    Mızrağı olmayan

  • mızrap

    Telli çalgıları çalmaya yarayan, kemik, maden, plastik veya özellikle kiraz ağacından yapılan alet; çalgıç, tezene, zahme, pena

  • mızraplı

    Telleri bir mızrap veya parmakla çalınan (saz)

  • mızıkacı

    Armonika çalan kimse

  • mızıkacılık

    Mızıkacı olma durumu

  • mızıkalı

    Mızıkası olan

  • mızıklanma

    Mızıklanmak işi

  • mızıklanmak

    Çeşitli sebeplerle oyun bozmak, yenilgiyi kabul etmemek, oyunbozanlık etmek, mızıkçılık etmek

  • mızıkçılık etmek

    mızıklanmak, oyunbozanlık etmek, cızlamak

  • mızıma

    Mızımak durumu

  • mızımak

    Mızıkçılık etmek

  • mızırdanma

    Mızırdanmak işi; mızıldanma, sızıldanma

  • mızırdanmak

    Yakınarak konuşmak; mızıldanmak, sızıldanmak

  • mışmış

    Kayısı veya zerdali

  • mışıl mışıl

    "Rahat, sessiz ve derin soluk alarak uyumak" anlamındaki mışıl mışıl uyumak deyiminde geçen bir söz

  • mışıldama

    Mışıldamak işi

  • mışıldamak

    Mışıl mışıl ses çıkarmak