Words starting with M
4192 dictionary entries are listed for M.
Popular M entries
More frequently visited entries for this letter.
- maymuna dönmek
çirkin ve gülünç duruma girmek
- maymun gibi
maymuna benzer bir biçimde
- maymun gözünü açtı
geçen bir olaydan ders alındığını anlatan bir söz
- meydan dayağı yemek
herkesin içinde iyice dövülmek
- maymuna benzetmek (veya çevirmek veya döndürmek)
gülünç ve çirkin duruma sokmak
- makam şoförü
Makam arabasını kullanan şoför
- majör
Büyük, önemli olan
- maval okumak
yalan söylemek, yalan söyleyerek oyalamak, masal okumak
- Maden
Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri
- mahya şenliği
Batı Trakya'da et ve pilav yemeğinin topluca yenmesi geleneği
- medarıiftihar
Övünülen, onur duyulan, iftihar edilen şey veya kimse
- mesnetli
Dayanağı olan
- madalya töreni
Yararlılık gösteren veya bir yarışmada derece alan birine madalya verilirken yapılan toplantı
- makineleşme
Makineleşmek işi
- medlul
Gösterilen, işaret edilen
- meşalecilik
Meşalecinin yaptığı iş
- makine odası
Makinelerin onarıldığı yer
- mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan
"bu dünya gelip geçicidir, mala mülke fazla değer vermemek gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- mareşal
En yüksek askerî rütbe
- meşkûk
Şüphe uyandıran, şüpheli
- motor yağı
Makine parçaları arasındaki sürtünmeyi azaltmada, onları dış etkilerden korumada kullanılan hidrokarbonların ortak adı; yağ
- macerasız
Heyecan vermeyen, basit, sıradan; serüvensiz
- muhtıra vermek
bir devlet başka bir devlete politik sorunlarla ilgili olarak uyarı yazısı göndermek
- musahiplik
Musahibin yaptığı iş
- müzisyen
Müzik eserleri yazan, besteleyen veya besteleri çalan kimse; müzikçi
- muzır yayın
Pedagojik açıdan belli bir yaş altındaki çocuklara zararlı olan kitap, gazete, dergi vb. yayın; muzır neşriyat
- mahmuzlanma
Mahmuzlanmak işi
- mülksüz
Mülkü olmayan
- müsvedde
Bir şeyin kötü benzeri
- modistra
Kadın terzi
- murdar etmek
kirletmek, kullanılamaz hâle getirmek
- mutlak
Kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan; saltık
- mahşer yeri
İslam inanışına göre kıyamet günü bütün ölülerin dirilip toplanacakları yer; arasat
- muallakta olmak (veya kalmak)
sonuca bağlanmamak, sürüncemede kalmak
- mumculuk
Mumcunun yaptığı iş
- mutlak mera
Kendiliğinden gelişen ve otlatmaya elverişli bir bitki örtüsünü üzerinde taşıyan mera
M index
4192 word links are rendered on the server.
- M
Romen rakamları dizisinde 1000 sayısını gösteren işaret
- m, M
Türk alfabesinin on altıncı sırasında yer alan ve me adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından genizsil çift dudak ünsüzünü gösterir
- maalesef
Üzülerek söylüyorum ki, ne yazık ki; maatteessüf
- maalmemnuniye
İsteyerek
- maarif
Bilgi ve kültür
- maarifçi
Öğretim ve eğitim kurum veya kuruluşlarında çalışan kimse
- maarifçilik
Maarifçi olma durumu
- maazallah
"Tanrı korusun, Tanrı esirgesin" anlamlarında bir söz
- maaş almak
aylık almak
- maaş bağlamak
aylık bağlamak
- maaş bordrosu
Çalışanların bir aylık hizmet bedelini, vergi matrahını ve kesintileri ile aylık net ücretini gösteren cetvel; bordro
- maaş vermek
aylık vermek
- maaşa geçmek
aylığa geçmek
- maaşlılık
Maaşlı olma durumu
- maaşsızlık
Maaşsız olma durumu
- mabat
Bitmemiş yazı, roman vb.nde arka, devam
- mabet
İçinde ibadet edilen yapı; tapınak, ibadethane, ibadetgâh
- mabet ağacı
Dünyadaki tohumlu bitkilerin en eskisi ve yaşlısı olup yaşayan fosil olarak adlandırılan, sonbaharda altın sarısı yapraklarıyla dekoratif bir görünüm sergileyen, dona ve hava kirliliğine karşı dayanıklı bir süs ağacı; Çin çamı (Ginkgo biloba)
- mabeyin
İki şeyin arası
- mabeyinci
Osmanlı Devleti'nde padişahların dışarıyla olan ilişkilerine bakan, buyruklarını ilgililere bildiren, bazı kişilerin dileklerini kendisine ileten görevli
- mabeyincilik
Mabeyincinin görevi
- mablak
Hamur, merhem, boya vb. şeyleri ezip karıştırarak yoğurmak için kullanılan ve bir ucu ele alınacak biçimde saplı, öbür ucu yassı olan alet
- mabude
Tapınırcasına sevilen kadın, sevgili
- mabut
Tanrılaştırılıp tapılan varlık, kuvvet veya nesne
- Macar
Macaristan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Macaristanlı
- Macar biberi
Hafif acı kırmızıbiber
- Macar ineği
Eti ve sütü için beslenen bir tür inek
- Macar salamı
Bir tür salam
- Macarca
Macarların kullandığı dil
- Macarlık
Macar olma durumu
- macera
Baştan geçen ilginç olay veya olaylar zinciri; serüven, sergüzeşt, avantür
- macera aramak
başına geleceklerden habersiz, sonu bilinmeyen, tehlikeli, heyecanlı bir işe girişmek
- macera yaşamak
başından ilginç olay geçmiş olmak
- maceracı
İlginç ve tehlikeli olayları göze alan; serüvenci, sergüzeştçi, maceraperest
- maceracılık
Maceracı olma durumu; maceraperestlik, serüvencilik, sergüzeştçilik
- maceradan maceraya koşmak
sürekli macera yaşamak
- maceralı
Heyecan veren, karmaşık, olağan dışı olan; serüvenli
- macerasever
Doğal güzellikleri gezip görmeyi, doğa sporları yapmayı benimseyen (kimse)
- maceraseverlik
Macerasever olma durumu
- macerasız
Heyecan vermeyen, basit, sıradan; serüvensiz
- maceraya atılmak
tehlikeli, yorucu, sıkıntılı ve ne olacağı bilinmeyen bir işe kalkışmak
- macun
Hamur kıvamına getirilmiş madde
- macun küreği
Üzerinde macun hazırlanan ve sıva işlerinde kullanılan yardımcı el aleti
- macun çekmek
boyacılıkta, düzgünlük ve dayanıklılık sağlamak için boyanacak yüzeye macun sürmek
- macuncu
Macun yapan veya satan kimse
- macunculuk
Macun yapma veya satma işi
- macunlama
Macunlamak işi
- macunlamak
Macun çekmek
- macunlanma
Macunlanmak işi
- macunlanmak
Macunlamak işine konu olmak veya macunlamak işi yapılmak
- macunlatma
Macunlatmak işi
- macunlatmak
Macunlama işini yaptırmak
- macunlaşma
Macunlaşmak işi
- macunlaşmak
Macun koyuluğuna gelmek
- macunluk
İçine macun konulmaya yarayan özel kap
- Madagaskarlı
Madagaskar’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- madalya
Savaşta yararlık gösterenlere, yarışlarda derece alanlara ödül, bazen de önemli bir olay dolayısıyla ilgililere hatıra olarak verilen metal nişan
- madalya almak
madalya kazanmak
- madalya töreni
Yararlılık gösteren veya bir yarışmada derece alan birine madalya verilirken yapılan toplantı
- madalyalı
Madalya almış olan
- madalyasız
Madalya almamış olan
- madalyasızlık
Madalyasız olma durumu
- madalyon
Boyna zincirle takılan, genellikle değerli metalden yapılmış, içine küçük resim gibi şeyler konulan, türlü biçimde süs eşyası
- madalyoncu
Madalyon yapan veya satan kimse
- madalyonculuk
Madalyoncunun yaptığı iş
- madalyonun ters tarafı (veya tersi veya arka yüzü)
"olumlu bir iş, bir durum veya bir olayın düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü" anlamında kullanılan bir söz
- madam
Fransa'da evli kadınlara verilen san; madama
- madara
Kötü, sevimsiz
- madara etmek
kötü duruma düşürmek
- madara olmak
kötü duruma düşmek
- madaralaşma
Madaralaşmak işi
- madaralaşmak
Madara durumunda olmak
- madaralık
Madara olma durumu
- madde
Duyularla algılanabilen nesne
- madde başı
Sözlük yapma düzeninde başlı başına bir anlam ifade eden ve siyah olarak yazılan, tanımı verilen sözlük birimi
- madde madde
Maddeler hâlinde sıralayarak
- maddeci
Para, mal vb.ne çok önem veren kimse
- maddecilik
Para, mal vb.ne çok önem verme
- maddeleme
Maddelemek işi
- maddelemek
Madde madde yazmak veya söylemek, maddeler hâlinde vermek
- maddeleşme
Maddeleşmek işi
- maddeleşmek
Madde durumuna gelmek
- maddeleştirme
Maddeleştirmek işi
- maddeleştirmek
Maddeleştirme işini yapmak
- maddelik
Madde içeren
- maddesel
Madde özelliğinde olan; maddi
- maddesel nokta
Bir maddenin, üç boyuttan soyutlanmış varsayılan çok küçük parçası
- maddeten
Maddi bakımdan, manen karşıtı
- maddi
Madde ile ilgili; maddesel, özdeksel, manevi karşıtı
- maddi tazminat
Mal varlığına karşı işlenen suçlara ilişkin dava sonucunda ödenmesine karar verilen bedel
- maddi zarar
Kişilerin bedenine veya mal varlığına verilen zarar
- maddileşme
Maddileşmek işi
- maddileşmek
Maddeye önem verir duruma gelmek
- maddileştirme
Maddileştirmek işi
- maddileştirmek
Maddi duruma getirmek
- maddilik
Maddi olma durumu; cismanilik, maddesellik, maddiyet
- maddiyat
Sahip olunan mal veya paralar
- maddiyatçı
Paraya, mala çok önem veren kimse
- maddiyatçılık
Maddiyatçı olma durumu
- madem
"Değil mi ki, -diği için, -diğine göre" anlamlarında sebep göstermek için, başına getirildiği cümleyi daha sonraki cümleye bağlayan bir söz; mademki
- Maden
Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri
- maden
Yer kabuğunun bazı bölgelerinde çeşitli iç ve dış doğal etkenlerle oluşan, ekonomik yönden değer taşıyan mineral
- maden bilimsel
Maden bilimi ile ilgili; minerolojik
- maden cevheri
İçindeki maden oranı işletilmeye elverişli miktarda olan filiz; maden filizi
- maden damarı
Maden cevherinin yoğun olarak bulunduğu bölüm
- Maden Devri
Tarihten önceki zamanların ayrıldığı üç çağdan sonuncusu olan ve madenlerin kullanılmaya başlandığı zaman dilimi
- maden gazı
Madende oluşan gaz
- maden kirası
Maden işletilsin veya işletilmesin devlete verilen para
- maden mavisi
Kül rengine çalan parlak mavi
- maden ocağı
Kazılarak maden cevheri çıkarılan yer; maden kuyusu
- maden sodası
Maden suyunun içine sıkıştırılmış gaz doldurulduktan sonra elde edilen şişe suyu
- maden suyu
İçinde erimiş mineraller bulunan ve bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan kaynak suyu
- maden yatağı
Maden filizi katmanlarının bulunduğu alan
- maden yünü
Yalıtkan olarak kullanılan bir madde; madenî yün
- madenci
Maden işleten kimse
- madencilik
Yer altındaki madenlerin araştırılması, çıkarılması ve işletilmesiyle ilgili teknik ve yöntemlerin bütünü
- madenkırmız
Antimon birleşimlerinden kırmızı renkte bir madde; kırmız madeni
- madenselleşme
Madenselleşmek durumu
- madenselleşmek
Madensel özellik kazanmak
- madensi
Madene benzeyen, madeni andıran, maden gibi; madenimsi
- madenî
Madenle ilgili veya madene özgü olan; madensel, metalik
- madenî para
Altın, gümüş, bakır, bronz, alüminyum vb. maddelerin alaşımından yapılan para; demir para, sikke (I)
- madenî yağ
Madensel ürünlerden elde edilen yağ
- madik
Miskete fiske vurarak oynanan zıpzıp oyunu
- madik atmak (veya etmek veya oynamak)
dolap çevirmek, hile yapmak
- madikleme
Madiklemek işi
- madiklemek
Hile yapmak, dolap çevirmek
- madikçi
Hile yapan, hileci kimse
- madikçilik
Madikçi olma durumu
- madrabaz
Hayvan, balık, sebze, meyve vb. yiyecekleri yerinden getirerek toptan satan kimse
- madrabazlık
Madrabaz olma durumu
- madreporlar
Mercanlar sınıfının kalkerli hayvanları içine alan bir takımı
- madrup
Dövülmüş (kimse)
- madımak
İlkbaharda kırlarda yetişen, ufak yeşil yapraklı, ıspanak gibi pişirilip yenilen bir bitki
- maestoso
Bir parça görkemli bir biçimde ve ağır tempoyla çalınarak
- mafiş
"Yok, kalmadı" anlamında kullanılan bir söz
- mafsal
Birbirine bağlanmış parçaların her yönden dönmesini sağlayan bağlantı ögesi
- mafsallı
Mafsalı olan
- mafya
Yasa dışı işlerle uğraşan, zor kullanarak birtakım gizli çıkarlar sağlayan örgüt
- mafya babası
Yasa dışı işlerle uğraşan, zor kullanarak birtakım gizli çıkarlar sağlayan örgütün lideri
- mafya çizgisi
Takım elbisenin kumaşında bulunan, ince, dikey çizgi
- mafyacı
Mafya gibi davranan
- mafyacılık
Mafyacı olma durumu, mafya üyesi olma
- mafyalaşma
Mafyalaşmak işi veya durumu
- mafyalaşmak
Mafya durumuna gelmek
- mafyalık
Mafyanın yaptığı iş
- maganda
Görgüsüz, kaba, terbiyesiz ve saldırgan kimse
- magandalık
Maganda olma durumu
- magazin
Halkın çoğunluğunu ilgilendirecek, çeşitli konulardan söz eden, bol resimli yayın
- magazin basını
Yazısı az, resmi bol, genellikle eğlence ve spor dünyasında tanınmış kişilerin yaşantılarıyla ilgili haber ve yorumlara yer veren yayın
- magazin dünyası
Genellikle eğlence ve spor dünyasında tanınmış kişilerin içinde bulunduğu çevre veya ortam
- magazinleşme
Magazinleşmek işi
- magazinleşmek
Magazin durumunu almak
- magazinleştirme
Magazinleştirmek işi
- magazinleştirmek
Magazinleşme işini yaptırmak
- magazinsel
Magazinle ilgili; magazinel
- magma
Yerin içinde, sıvı veya hamur kıvamında uçucu gazlarla doymuş olarak bulunan eriyik
- magmatik
Magma ile ilgili; magmasal
- magnezyum
Atom numarası 12, atom ağırlığı 24,30, yoğunluğu 1,7 olan, gümüş renginde, parlak bir alevle yanan, çok hafif bir element (simgesi Mg)
- magnezyum karbonat
Magnezit ve özellikle kalsiyum ve magnezyum karbonat tuzu olan dolomit biçiminde madde (MgCO3)
- magnezyum klorür
Hidratlı billurlar vererek billurlaşan deniz suyunun damıtılmasıyla elde edilen madde (MgCl2)
- magnezyum oksit
Yapısında %56 magnezyum bulunan, alkalik özellikli magnezyum kaynağı
- magnezyum silikat
Magnezyum, silikon ve oksijenden oluşan kimyasal bileşik
- magnezyum sülfat
Renksiz, küçük iğneler biçiminde ve hidratlı olarak billurlaşan, deniz suyunda ve bazı maden sularında bulunan madde (MgSO4)
- magnezyumlu
Özünde magnezyum bulunduran, magnezyum içeren
- magri
Yılan balığıgillerden, Avrupa kıyılarında yaşayan, yenebilen büyük bir balık (Conger conger)
- mahal kalmamak
gerek kalmamak, gereği olmamak
- mahal vermek
bir olayın gerçekleşmesine fırsat vermek
- mahal yok
gereği yok
- mahalle
Bir şehrin bir kasabanın, büyükçe bir köyün en az beş yüz nüfusa sahip parçalarından her biri
- mahalle arası
Mahallenin sokakları arasında kalan yer
- mahalle arkadaşı
Aynı mahallede oturan komşu veya dost
- mahalle baskısı
Köy, mahalle vb. dar bir yerleşim yerindeki normların bireyler üzerinde oluşturduğu baskı
- mahalle bekçisi
Mahallenin güvenliğini, düzenini sağlamada yardımcı olan güvenlik görevlisi
- mahalle imamı
Mahalledeki mescitte veya camide görevli imam
- mahalle kahvesi
Mahallede oturanların devam ettiği kahve
- mahalle kahvesi gibi
havasız, gürültülü ve kalabalık (yer)
- mahalle karısı
Görgüsüz, kavgacı kadın
- mahalle kavgası
Kaba sözlerin de sarf edildiği şiddetli kavga
- mahalle mektebi
Mahallede bulunan ilkokul
- mahalle muhtarı
Çevresinde olup biten her şeyden haberdar olan kimse
- mahalle çapkını
Başka mahallelerde çapkınlık edemeyecek kadar beceriksiz kimse
- mahallece
Mahallede oturanlar tarafından
- mahalleli
Aynı mahallede oturan kimselerin bütünü
- mahallelilik
Mahalleli olma durumu
- mahallenin delisi
Hiç kimseden çekinip korkmadan düşündüğü her şeyi söyleyen kimse
- mahallevari
Mahalle yaşayışına uygun
- mahalleyi ayağa kaldırmak
bağırıp çağırarak konu komşuyu tedirgin etmek
- maharet kazanmak
beceri edinmek, ustalaşmak
- mahbube
Sevilen kadın
- mahbup
Sevilen erkek
- mahcup
Utangaç bir biçimde
- mahcup etmek
utandırmak
- mahcup kalmak
utanmış olmak
- mahcup olmak
utanmak
- mahcup çıkarmamak
utandırmamak
- mahcupça
Utangaç bir biçimde; mahcubane
- mahdut
Çevrilmiş, sınırlanmış
- mahfaza
İçinde küpe, yüzük, bilezik vb. mücevherlerin saklandığı küçük, kapalı kutu
- mahfazalı
Mahfazası olan
- mahfazasız
Mahfazası olmayan
- mahfe
Deve, fil vb. hayvanların sırtına konulan, üzerine oturmaya yarayan sepet
- mahfil
Camilerde parmaklıkla ayrılmış yüksek yer
- mahfuz
Saklanmış, korunmuş, korunan, saklı
- mahfuzen
Gözaltında olarak
- mahir
Uzman, işini iyi bilen, işinin eri; usta
- mahirlik
Mahir olma durumu
- mahiye
Aylık olarak
- mahiyet
Nitelik, öz, asıl, esas; özlük, vasıf
- mahkeme
Bir yargıçtan veya bazen savcı ve yargıçlardan oluşan bir kurulun, yargı görevini yerine getirdikleri yer; yargı yeri, yargıevi, mahkeme kapısı
- mahkeme açmak
mahkemede dava açmak
- mahkeme kadıya mülk değil
"hiç kimse, bulunduğu kamu hizmetinde ömrünün sonuna kadar kalamaz" anlamında kullanılan bir söz
- mahkemede dayısı olmak
yüksek bir makamda koruyucusu, kayırıcısı bulunmak
- mahkemeleşme
Mahkemeleşmek işi
- mahkemeleşmek
Karşılıklı olarak birbirini dava etmek
- mahkemelik
Mahkemede yargılanması, çözümlenmesi gereken
- mahkemelik olmak
istemediği hâlde dava konusu olmak
- mahkemeye düşmek
mahkemelik olmak
- mahkemeye vermek
dava açmak
- mahkûk
Kazılmış, hakkedilmiş
- mahkûkât
Kazılmış, hakkedilmiş şeyler
- mahkûm
Zorunda olan; mecbur
- mahkûm etmek
hüküm giydirmek
- mahkûm olmak
hüküm giymek
- mahkûmane
Mahkûma yaraşır bir biçimde
- mahkûmiyet
Hüküm giyilen süre
- mahlep
Bu ağacın bahar olarak kullanılan, nohut büyüklüğündeki yemişi
- mahlukat
Yaratıklar
- mahlul
Hallolmuş, çözülmüş, dağılmış
- mahmude
Çit sarmaşığıgillerden, yaprakları ok ucu biçiminde, çiçekleri soluk sarı renkte, 50-100 santimetre boyunda, çok yıllık ve otsu bir bitki (Convolvulus scammonia)
- Mahmudiye
Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri
- mahmudiye
Bugün süs altını gibi kullanılan, II. Mahmut zamanında basılmış, ince altın sikke
- mahmul
Yükletilmiş
- mahmul olmak
dolu bulunmak
- mahmur
Sarhoşluğun sebep olduğu sersemlik içinde olan
- mahmurlaşma
Mahmurlaşmak durumu
- mahmurlaşmak
Mahmur bir duruma gelmek
- mahmurluk
İçki içmiş bir kimsenin duyduğu baş ağrısı ve sersemlik; ayıltı
- mahmuz
Çizmenin, potinin arkasına takılan ve binek hayvanlarını dürtüp hızlandırmaya yarayan demir veya çelik parça
- mahmuz çiçeği
İki çenekliler familyasından Akdeniz Bölgesi'nde yetişen kırmızı, pembe veya beyaz çiçekler açan iki yıllık otsu bir bitki (Centranthus)
- mahmuzcu
Mahmuz yapan veya satan kimse
- mahmuzlama
Mahmuzlamak işi
- mahmuzlamak
Hızlanması için hayvanı mahmuzla dürtmek; topuklamak
- mahmuzlanma
Mahmuzlanmak işi
- mahmuzlanmak
Mahmuzlamak işine konu olmak veya mahmuzlamak işi yapılmak
- mahmuzlu
Mahmuzu olan
- mahpus
Kapatılmış, hapsedilmiş (kimse); hapis, mapus
- mahpusluk
Mahpus olma durumu
- mahra
Üzüm taşımaya yarayan ağzı geniş, dibi dar tahta kap
- mahrama
Bazı bölgelerde kadınların sokağa çıkarken manto üstüne örtündükleri işlemeli geniş örtü; makrama
- mahrem
Yakın akrabadan olduğu için nikâh düşmeyen (kimse)
- mahremiyetine girmek
bir kimsenin özel hayatını öğrenecek kadar ona yakın olmak
- mahremlik
Mahrem olma durumu
- mahrum etmek
yoksun bırakmak
- mahrum kalmak
yoksun kalmak
- mahrum olmak
yoksun kalmak
- mahsuben
Hesaba geçirilerek, alacağa sayılarak, hesabına sayılmak üzere
- mahsubunu yapmak
hesabını yapmak, hesabına geçirmek
- mahsul
Ortaya çıkan, elde edilen şey
- mahsulat
Ürünler
- mahsup
Hesap edilmiş, hesaba geçirilmiş
- mahsup etmek
hesaba geçirmek
- mahsur
Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş
- mahsur kalmak
bir yerden çıkamamak
- mahsus
Biri veya bir şey için ayrılmış; münhasır
- mahsusluk
Mahsus (I) olma durumu; özgülük
- mahsustan
İsteyerek, özellikle
- mahunya
İki çeneklilerden, çiçekleri sarı renkte, kokulu ve salkım durumunda olan, köklerinden sarı boya çıkarılan bir süs bitkisi (Mahonia)
- mahur
Klasik Türk müziğinde bir makam
- mahurbuselik
Klasik Türk müziğinde bir birleşik bir makam
- mahut
Bilinen, adı geçen, sözü geçen
- mahvedebilme
Mahvedebilmek işi
- mahvedebilmek
Mahvetme ihtimali veya imkânı bulunmak
- mahvediş
Mahvetmek işi
- mahvetme
Mahvetmek işi
- mahvetmek
Yok etmek
- mahvolma
Mahvolmak işi
- mahvolmak
Yok olmak
- mahvoluş
Mahvolmak işi
- mahya
Ramazan gecelerinde, camilerde iki minare arasına gerilen ipler üzerine kandil veya elektrik ampulleriyle yazılan yazı veya yapılan resim
- mahya kiremidi
Çatılarda mahyayı örtmek için dizilen, uzunca ve oluk biçiminde kiremit
- mahya ışıklığı
Mahya üzerine yazılan ışıklı yazı
- mahya şenliği
Batı Trakya'da et ve pilav yemeğinin topluca yenmesi geleneği
- mahyacı
Mahya yapan kimse
- mahyacılık
Mahya yapma işi
- mahyalık
Bir çatının köşelerini örten kurşun levha
- mahzar
Yüksek makamlı bir kimsenin yanı, huzuru
- mahzen
Yapılarda yer altı deposu
- mahzun etmek
üzüntü vermek
- mahzun olmak
üzgün durumda olmak, boynu bükülmek
- mahzunca
Mahzun bir biçimde, üzgün olarak; mahzunane
- mahzunlaşma
Mahzunlaşmak işi
- mahzunlaşmak
Mahzun duruma girmek, mahzun olmak
- mahzunluk
Mahzun olma durumu
- mahzur doğurmak
ortaya engel çıkarmak, sakınca yaratmak
- mahzur görmek
sakıncalı bulmak
- mahzursuz
Sakıncası olmayan
- mahzuz
Haz duymuş, hoşlanmış
- mahıv
Yok etme, yok olma
- mahşer
Ahirette bütün insanların tekrar dirilip toplanacakları yer
- mahşer gibi
çok kalabalık
- mahşer midillisi
Kısa boylu, fitneci kimse
- mahşer yeri
İslam inanışına göre kıyamet günü bütün ölülerin dirilip toplanacakları yer; arasat
- mahşer yeri gibi
çok kalabalık
- mahşere dönmek
çok kalabalıklaşmak
- mahşerleşme
Mahşerleşmek durumu
- mahşerleşmek
Çok kalabalık olmak
- mahşerî
Mahşeri andıran
- mail
Eğilimi olan
- mail olmak
hayran kalmak, vurulmak
- maiyet
Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler; tevabi
- maiyet memuru
Yüksek makamlı bir devlet memurunun yanında görev yapan memur
- majeste
Devlet başkanları için kullanılan san
- majesteleri
devlet başkanlarına yönelik kullanılan bir seslenme sözü
- majör
Büyük, önemli olan
- majör gam
Beş tonla iki yarım tondan oluşan gam
- makabil
Bir şeyin öncesi, geçmişi
- makabline şamil
Önceyi kapsayan
- makadam
Yolların kaplanması için genellikle 4-7 santimetre arasında parçalara bölünmüş taş
- makadamlama
Makadamlamak işi
- makadamlamak
Makadamla kaplamak
- makak
Güneydoğu Asya'da yaşayan kuyruklu bir maymun (Macacus)
- makale
Bilim, fen konularıyla siyasal, ekonomik ve toplumsal konuları açıklayıcı veya yorumlayıcı niteliği olan gazete veya dergi yazısı; yazı (I)
- makam
Devlet kademesinde yüksek ve önemli memuriyet; kat (I), huzur, mansıp, mevki, post
- makam arabası
Yüksek makamdaki bir kimsenin devlet tarafından kullanımına verilen araç; makam otomobili
- makam odası
Yüksek makamdaki bir kimsenin çalışması için ayrılmış oda; makam
- makam tazminatı
Yüksek makamda görevli bulunanlara aylık maaşları dışında fazladan ödenen ücret; makam ödeneği
- makam şoförü
Makam arabasını kullanan şoför
- makamlı
Makamı olan
- makamlı makamlı
Belli bir makamda, ahenkli biçimde
- makamsız
Makamı olmayan
- makamında
Yerinde, biçiminde, tarzında
- makara
Üzerine iplik, tel, şerit vb. sarılan, kenarları çıkıntılı, ekseni boyunca delik silindir; bobin
- makara gibi
aralıksız (konuşma)
- makara çekmek
ötücü kuşlar sürekli ötmek
- makaraları koyuvermek (veya zapt edememek veya salıvermek)
kendini tutamayarak kahkahayla gülmeye başlamak
- makaralı
Makarası olan, makara ile çalışan
- makaralı kuş
Sürekli öten kuş
- makarasını çözmek
ayrıntılarıyla sayıp dökmek
- makaraya almak (veya sarmak)
bir kimseyle alay etmek
- makarena
El kol hareketleri ile birlikte yapılan bir tür hızlı dans
- makarna
İrmik veya una yumurta karıştırılarak hazırlanmış türlü biçimlerdeki kuru hamur
- makarnacı
Makarna yapan veya satan kimse
- makarnacılık
Makarna yapma veya satma işi
- makas
Bir eksen çevresinde dönebilecek biçimde çapraz eklemlenmiş, birbirine bakan yüzleri keskin iki çelik lamadan oluşmuş, arasına yerleştirilen herhangi bir şeyi kesmeye yarayan araç; sındı
- makas almak
birinin yanağını orta parmak ile işaret parmağı arasına alıp sıkıştırmak, makaslamak
- makas atmak
kumaş, kâğıt, saç vb.ni makasla kesmek
- makas değiştirmek
tren yönünü değiştirmek
- makas payı
Kumaş biçerken ihtiyat olarak bırakılan pay; makas hakkı
- makas vurmak
makasla kesmek
- makaskâr
Kâğıt oymacılığı ile uğraşan kimse
- makaslama
Makaslamak işi
- makaslamak
Makasla kesmek
- makaslanma
Makaslanmak işi
- makaslanmak
Makas almak işine konu olmak
- makaslı
Makası olan
- makaslı böcek
Kın kanatlılarından, başı ve makasları iri bir böcek; bağkesen, yereşeği (Lucanius)
- makassız
Makası olmayan
- makasçı
Makas yapan veya satan kimse
- makasçılık
Makasçının görevi
- makat
Minderli alçak sedir
- makbul
Kabul edilen
- makbul olmak
beğenilmek
- makbule geçmek
çok beğenilmek, hoşa gitmek, işe yaramak
- makbullük
Makbul olma durumu
- Makedon
Makedonya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Makedonyalı
- Makedonca
Makedonların kullandığı dil
- maket
Mimarlıkta, sanayide ve bazı sanat dallarında yer alan eserlerin taslak durumundaki küçük örneği
- maket bıçağı
Genellikle maket yapımında kullanılan ince ve keskin bıçak
- maketçi
Maket yapan kimse
- maketçilik
Maket yapma veya satma işi
- makferlan
Omuzdan yarı bele kadar inen pelerini olan palto
- makferlanlı
Makferlan giymiş olan
- maki
Akdeniz dolaylarında yaygın olan, bodur ağaç ve çalılardan oluşan bitki örtüsü
- makigiller
Örneği maki (II) olan primatlar sınıfı
- makilik
Maki yetişen yer
- makine
Herhangi bir enerji türünü başka bir enerjiye dönüştürmek, belli bir güçten yararlanarak bir işi yapmak veya etki oluşturmak için çarklar, dişliler ve çeşitli parçalardan oluşan düzenekler bütünü
- makine dolabı
Makineler için özel yapılan dolap
- makine gibi
çok çabuk, art arda, aynı biçimde yapılan veya olan
- makine gibi adam
düzgün, çok ve çabuk iş çıkaran adam
- makine gücü
Bir makinenin bir saniyede yapabildiği iş miktarı
- makine odası
Makinelerin onarıldığı yer
- makine parkı
Bir işletmenin yüklendiği işi yapabilmesi için sahip olduğu araç ve gerecin bütünü
- makine yağı
Rafine edilmiş bir yağlama yağı ile bir sabunun, istenen kıvama göre değişen oranlarda iyice karıştırılmasından elde edilen yarı koyu yağlama yağı; gres, gres yağı
- makine çekmek
dikiş makinesinde dikmek
- makineci
Makine satan veya onaran kimse
- makinecilik
Makineci olma durumu
- makineleşme
Makineleşmek işi
- makineleşmek
Üretimde makine gücünden, giderek daha çok yararlanmak
- makineleştirme
Makineleştirmek işi
- makineleştirmek
Makine ile yapılmasını sağlamak
- makineli
Makinesi olan, makine ile işleyen
- makineli tabanca
Bir tür otomatik silah
- makineli tüfek
Tetiğine basıldığında sürekli kurşun atan bir tür tüfek; makineli
- makineli tüfek gibi
çok hızlı, birbiri ardınca
- makineyi bozmak
motoru bozmak
- makinist
Lokomotif, vapur, fabrika vb.nin makinesini işleten kimse
- makinistlik
Makinistin görevi
- maklube
Kızartılmış ve halka şeklinde doğranmış patateslerin üzerine kavrulmuş et ve pirincin eklenerek pişirilmesi ve tencerenin servis tabağına ters çevrilmesiyle yapılan bir tür yemek
- makosen
Kuzey Amerika Kızılderililerinin giydiği deriden yapılmış, tek parça ayakkabı
- makroekonomik
Makroekonomi ile ilgili olan
- makrome
Kalın iplikle elde örülmüş iş
- makromeli
Kol ve bacaklardan birinin veya birkaçının aşırı gelişmesi
- makromolekül
İçinde genellikle pek çok kere tekrarlanan atom gruplarından meydana gelmiş bir veya birçok yapısal motif bulunan molekül
- makrosefal
Başı anormal derecede büyük olan (kimse)
- maksat gütmek
bir işi yaparken gizli amaç beslemek
- maksat hasıl olmak
amaca ulaşılmak, amaç gerçekleşmek
- maksat muhabbet olsun
"dostların konu kıtlığında bile konuşacak şeyleri vardır" anlamında kullanılan bir söz
- maksatlı
Bilerek, isteyerek, kasıtlı olarak
- maksatlıca
Amaçlı bir biçimde
- maksatsız
Bilmeden, istemeden, kasıtsız olarak
- maksatsızca
Maksatsız bir biçimde
- maksatsızlık
Maksatsız olma durumu
- maksimum
Değişebilen bir niceliğin varabileceği en yüksek olan (sınır); maksimal, azami
- maksure
Camilerde, parmaklıklarla çevrilmiş yer
- maksut
İstenen, niyet edilen, güdülen, amaçlanan
- makta
Kalem ucunu düzeltmeye yarayan kemikten yapılmış araç
- maktel
Cinayet işlenen yer
- maktu
Kesilmiş
- maktul
Öldürülmüş, öldürülen
- maktul düşmek (veya olmak)
vurulup ölmek, öldürülmek, katledilmek
- makul
Aklın benimseyebileceği, aklın kabul edebileceği, akla uygun nitelikte olan
- makul olmak
akıllıca, akla uygun davranmak
- makullük
Makul olma durumu
- makyaj
Yüzü daha bakımlı ve güzel göstermek için kirpik, göz kapağı, burun, yanak ve dudaklara rimel, far, allık, fondöten, ruj vb. malzemeler sürme tekniği
- makyaj odası
Televizyon, sinema, fotoğrafçılık ve reklamcılıkta filmin çekiminden önce gerekli makyajın yapıldığı yer
- makyaj takımı
Makyaj için gerekli olan malzemeleri bir arada bulunduran set
- makyaj yapmak
yüzü daha bakımlı ve güzel göstermek için kirpik, göz kapağı, burun, yanak ve dudaklara rimel, far, allık, fondöten, ruj vb.malzemeler sürmek; makyajlamak
- makyajcı
Makyaj yaparak geçimini sağlayan kimse
- makyajcılık
Makyajcının yaptığı iş
- makyajlama
Makyajlamak işi
- makyajlamak
Makyaj yapmak
- makyajlı
Makyajı olan, makyaj yapmış; boyalı
- makyajsız
Makyajı olmayan; boyasız
- makyajsızca
Makyajsız bir biçimde
- makyajsızlık
Makyajsız olma durumu
- Makyavelci
Makyavelcilik yanlısı olan; Makyavelist
- Makyavelcilik
Politikada, amaca ulaşmak için ahlaka aykırı da olsa her türlü aracı hoş gören anlayış; Makyavelizm
- makyör
İyi görüntü sağlamak, belli bir tip yaratmak veya yalnızca bazı düzeltmeler yapmak için oyuncunun yüzünde ve vücudunda yapılan boyama ve değişim yapan erkek
- makyöz
İyi görüntü sağlamak, belli bir tip yaratmak veya yalnızca bazı düzeltmeler yapmak için oyuncunun yüzünde ve vücudunda yapılan boyama ve değişim yapan kadın
- makûs
Ters çevrilmiş, baş aşağı getirilmiş
- mal
Bir kimsenin, bir tüzel kişinin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü
- mal adama hem dost hem düşmandır
"malın insana yararı olduğu gibi zararı da vardır" anlamında kullanılan bir söz
- mal bildirimi
Mülkiyeti altında bulunan taşınır ve taşınmaz malların listelenerek istenen makama sunulması; mal beyanı, deklarasyon
- mal birliği
Hukuk bakımından karı ve kocanın mallarının bir bütün sayılması
- mal bulmuş Mağribî gibi
"büyük bir zenginliğe kavuşmuşçasına aşırı sevinç ve coşku ile" anlamında kullanılan bir söz
- mal canlısı
Mala çok düşkün, malı çok seven
- mal canı kazanmaz, can malı kazanır
"insan mal kazanacağım diye sağlığını tehlikeye atmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- mal canın yongasıdır
"insan, malına gelen zarardan, canına gelmişçesine acı duyar" anlamında kullanılan bir söz
- mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan
"bu dünya gelip geçicidir, mala mülke fazla değer vermemek gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- mal edinmek
kendine mal sağlamak, mal sahibi olmak
- mal etmek
bir değer karşılığında sahip olmak
- mal kaldırmak
ürün elde etmek
- mal kapatmak
para karşılığında herhangi bir üretim alanındaki verimin sırf kendisine ayrılmasını sağlamak
- mal meydanda
bir işin gizli bir yönünün olmadığını belirten bir söz
- mal mülk
Her türlü taşınır ve taşınmaz maddi varlık
- mal olmak
bir şeye bir değer karşılığında sahip olmak
- mal sahibi
Bir malı kendi mülkiyeti altında bulunduran kimse
- mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi
malı mülkü yüzünden kendini üzüntüye kaptırmamak veya malı mülkü ile övünmemek gerektiğini anlatan bir söz
- mal sandığı
Para alıp veren devlet dairesi
- mal varlığı
Bir kişiye ait para ile ölçülebilen hakların bütünü; mamelek
- mal yapmak
servet sahibi olmak
- mala
Harç alıp sürmeye yarayan, çoğu üçgen biçiminde, yassı biçimli, tahta saplı, demirden sıvama aracı
- malafa
Önceden delinmiş parçaları tornalamaya özgü torna tezgâhı bağlama aleti
- malaga
İspanya'nın Malanga yöresinde yapılan bir şarap türü
- malak
Manda yavrusu
- malakit
Yeşil renkli, yontulup parlatılabilen, doğal bakırlı, hidratlı karbonat; bakır taşı
- malaklama
Malaklamak işi
- malaklamak
Manda yavrulamak
- malakâr
Ustuka işi yapan kimse; ustukacı
- malakâri
Tebeşir, beyaz mermer tozu, alçı, sönmüş kireç, yumurta akı, tutkal, farklı renkte boyalar ve su karıştırılarak elde edilen taş ve mermer taklidi sıva malzemesi, sıva macunu; ustuka
- malalama
Malalamak işi
- malalamak
Çimento veya alçı sürülmüş bir yüzeyi mala ile düzeltmek
- malama
Samanla karışık tahıl
- Malatya
Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Malatyalı
Malatya ilinden olan kimse
- Malatyalılık
Malatyalı olma durumu
- Malay
Malezya, Doğu Sumatra ve Brunei kıyılarında yaşayan bir halk veya bu halktan olan kimse
- malayani
Boş ve yararsız, saçma
- malayanilik
Malayani olma durumu
- Malayca
Malayların kullandığı dil
- malaz
Sulak yer
- Malazgirt
Muş iline bağlı ilçelerden biri
- malca
Mal olarak, mal bakımından; malen
- malcı
Mal alıp satan kimse
- malcılık
Malcının yaptığı iş
- Malezyalı
Malezya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- malgama
Cıvanın herhangi bir madenle birleşerek yaptığı alaşım; amalgam
- mali
Mal ile ilgili; finansal
- mali analist
Ekonomik ve mali konuları çözümleyen uzman
- mali belge
Kredi açılışını göstermek için çıkarılan ve ikrazcı bankaya finansman yenilemesi yapmayı sağlayan senet; mali senet, enstrüman
- mali cebir
Paraya ilişkin konuları esas alan bilim dalı
- mali yıl
Devlet kurumlarının ve iş yerlerinin yıllık mali raporlarında belirlenen bütçelerinin uygulandığı, her yıl 1 Ocak'ta başlayıp 31 Aralık'ta kapanan süre
- malik olmak
sahip olmak
- Maliki
İslamiyet’te dört Sünni mezhepten biri
- Malikilik
Maliki olma durumu
- malikiyet
Malik olma durumu
- malikâne
Geniş bir alana kurulmuş, büyük ve gösterişli ev; yurtluk
- maliye
Kamu ile ilgili işlerin yürütülmesi için gerekli gelirleri ve harcanan paraları düzenleyen kuralların bütünü
- maliyeci
Maliye işlerinde uzman olan veya devletin maliye kuruluşlarında çalışan kimse
- maliyecilik
Bir devletin mali işleri
- maliyet
Üretimde bir mal elde edilinceye değin harcanan değerlerin toplamı
- maliyet fiyatı
Bir malın çeşitli üretim ve dağıtım dönemlerinde, o döneme kadar yapılan harcamaların bütünü; doğal fiyat, normal fiyat
- maliyetli
Maliyeti yüksek olan
- maliyetsiz
Maliyeti düşük olan
- maliyetsizlik
Maliyetsiz olma durumu
- Malkara
Tekirdağ iline bağlı ilçelerden biri
- malkoç
Osmanlılarda akıncılar ocağının komutanı
- malkıran
Hayvan vebası
- mallanma
Mallanmak işi
- mallanmak
Mal mülk edinmek
- mallı mülklü
Malı mülkü olan
- malt
Bira yapmak için çimlendirilip kurutularak hazırlanmış arpa
- Malta humması
Akdeniz ülkelerinde görülen, en çok keçi sütü ile bulaşan ateşli bir hastalık; Akdeniz humması
- Malta palamudu
Uskumrugillerden, ılık ve sıcak denizlerde yaşayan, üzerinde enlemesine mavi çizgiler bulunan, gri renkli bir balık (Naucrates ductor)
- Malta taşı
Bahçe, mutfak vb. yerleri döşemekte kullanılan, dört köşe, yassı, kolay kırılan bir taş türü
- Maltaca
Maltalıların kullandığı dil
- Maltalı
Malta’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Maltız
- maltalık
Malta taşı ile kaplı sofa, avlu
- Maltepe
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri
- maltlanma
Maltlanmak işi
- maltlanmak
Malt ile işlem görmek, içine malt katılmak
- maltoz
Nişastası tam olmayan, hidroliz sırasında ortaya çıkan şeker (C12H12O11)
- maltız
Çoğunlukla yemek pişirmekte kullanılan, içinde ızgarası bulunan, ayaklı ve taşınır ocak
- Maltız keçisi
Ana yurdu Malta adası olan, çok süt veren, kısa tüylü, küçük bir cins keçi
- malul
Sakat (kimse); sökel
- malul gazi
Bir savaşta veya yurt savunmasında sakatlanmış güvenlik görevlisi
- malulen
Sakat, hasta bir biçimde
- malulen emekli
Sigortalı olarak çalışırken herhangi bir hastalık veya sakatlık sebebiyle iş yapma gücünü kaybetmesi dolayısıyla emekli edilmiş kimse
- malulen emeklilik
Malulen emekli olma durumu
- malulen emekliye ayrılmak
sigortalı olarak çalışırken hastalığı veya sakatlığı dolayısıyla erken emekli olmak
- malum
Herkes tarafından bilinen, gizli olmayan, öğrenilmiş şey
- malum değil
bilinmeyen konular için kullanılan bir söz
- malum olmak
içine doğmak
- malum ya!
"bilinen şey" anlamında kullanılan bir söz
- malumat almak
bilgi edinmek
- malumat edinmek
bilgi edinmek, öğrenmek
- malumat vermek
bilgi vermek
- malumatfuruş
Bilgiçlik taslayan
- malumatfuruşluk
Malumatfuruş olma durumu
- malumattar etmek
bilgi vermek
- malumluk
Malum olma durumu
- malumu ilam etmek
bilinen ve açık olan bir şeyi söylemeye, açıklamaya kalkmak
- malumun ilamı
Bilinen ve açık olan bir şeyi söylemeye, açıklamaya kalkma
- malya
Deniz dibinde otlara takılmış oltayı kurtarmaya ve deniz derinliklerinden ağ, halat, sicim vb. şeyleri çıkarmaya yarayan dört tırnaklı demir
- malzeme
Herhangi bir iş için gerekli her türlü nesne
- malç
Toprak ve rutubet muhafazası amaçları ile çayır ve mera üzerine bırakılan veya başka yerlerden getirilip serpilen her türlü bitki artığı
- malı götürmek
herkesin göz diktiği bir çıkarı elde etmek
- malı ongun olanın adı angın olur
"malından çok ürün alan kişinin adı her yerde anılır" anlamında kullanılan bir söz
- malı taşı
Bazen kayıklarda çıpa yerine kullanılan, ipe bağlı büyükçe taş
- malın gözü
Açıkgöz, kurnaz, çokbilmiş kimse
- malın iyisi boğazdan geçer
"kişinin, yiyemediği malının bir değeri yoktur" anlamında kullanılan bir söz
- malını yemesini bilmeyen zengin her gün züğürttür
"züğürt, yokluk içinde bulunduğundan yiyemez, varlık içinde olduğu hâlde yiyemeyen de bunun gibidir" anlamında kullanılan bir söz
- mama
Bebek için hazırlanan yiyeceklerin genel adı
- Mamak
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
- mamaliga
Kaynayan suya mısır unu eklenip kıvam alıncaya kadar pişirildikten sonra üzerine kızdırılmış yağ, baharat vb. ilave edilen bir yemek
- mambo
Haiti kökenli, hızlı ve hareketli, rumba ve çaçaçaya benzeyen bir dans
- mamografi
Meme dokusunun tarama veya tanı amaçlı olarak röntgen ışınlarıyla görüntülenmesi işlemi
- mamografi cihazı
Meme dokusunu, tarama veya tanı amaçlı olarak röntgen ışınlarıyla görüntüleyen cihaz
- mamografi çektirmek
Mamografi cihazında meme dokusunu görüntületmek
- mamul
Yapılmış, işlenmiş, imal edilmiş (eşya, yiyecek)
- mamulat
Yapılmış şeyler
- mamure
Bayındır yer
- mamut
Filgillerden, Dördüncü Çağ’da Avrupa ve Asya'da yaşamış olan, şimdi ancak fosili bulunan iri, kıllı bir hayvan (Elephas primigenius)
- mana (veya manası) çıkmak
anlamına gelmek, anlamını taşımak
- mana taşımak
bir şey ifade etmek, bir anlamı olmak
- mana vermek
kendince bir yargıya varmak, yorumlamak
- mana çıkarmak
yersiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek
- manalandırabilme
Manalandırabilmek işi
- manalandırabilmek
Manalandırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- manalandırma
Manalandırmak işi
- manalandırmak
Anlam vermek
- manalı
Anlamlı bir biçimde; manalıca
- manalılık
Anlamlı olma durumu
- manas
Kın kanatlılardan, ergin evrede yaprakları, kurtçuk evresinde kökleri kemirerek tarım bitkilerine ve orman ağaçlarına büyük zarar veren bir böcek (Polyhylla fullo)
- manastır
Bazı kesin kurallara bağlı rahip veya rahibelerin dünya ile ilgilerini keserek yaşadıkları yapı; keşişhane
- manası kalmamak
anlamı olmamak
- manasına gelmek
anlamına gelmek
- manasız
Yararsız olan
- manat
Azerbaycan ve Türkmenistan'ın para birimi
- Manav
Batı Anadolu’da, özellikle Eskişehir yöresinde yerleşik hayata erken dönemde geçmiş olan Türk topluluğu
- manav
Meyve ve sebze satılan yer
- Manavgat
Antalya iline bağlı ilçelerden biri
- manavlık
Manavın işi veya mesleği
- manaya gelmek
anlam bildirmek
- manca
Kedi, köpek yiyeceği
- mancana
Sütleğengillerden, Antil Adaları'nda yetişen, çok zehirli bir ağaç (Manzenilla)
- mancınık
Top yapımının bilinmediği çağlarda, kale kuşatmalarında, ağır taş gülle fırlatmakta kullanılan basit bir savaş aracı
- mancınık işi
Kozadan ipek sağlama işi
- mancınıkçı
Mancınık kullanan kimse
- manda
Geviş getirenlerden, derisinin rengi siyaha yakın, uzun seyrek kıllı bir hayvan; su sığırı, camız, dombay, kömüş (Buffelus)
- manda gibi
çok iri ve hantal
- manda gibi yayılmak
dikkatsizce ve bütün ağırlığıyla oturmak
- manda gibi yemek
çok fazla yemek
- mandacı
Bir ülkeyi manda temeline göre yönetmesi için Birleşmiş Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen devlet; mandater
- mandacılık
Mandacı yanlısı tutum
- mandagözü
Nikel yirmi kuruş
- mandal
Kapı, pencere vb. şeyleri kapalı tutmaya yarayan, döner tahta veya metal parça
- mandalina
Turunçgillerden, ılıman iklimlerde yetişen ve portakala çok benzeyen bir ağaç (Citrus nobilis)
- mandallama
Mandallamak işi
- mandallamak
Kapı, pencere kanadını mandalla tutturmak
- mandallanma
Mandallanmak işi
- mandallanmak
Mandallama işi yapılmak, mandalla tutturulmak
- mandallı
Üzerinde mandal bulunan
- mandalsız
Üzerinde mandal bulunmayan
- mandapost
Banka, postane vb. aracılığıyla gönderilen para
- mandar
Gemilerde küçük makara
- mandarin
Çin’de bürokrat sınıfına mensup kişi
- mandarinlik
Mandarin olma durumu
- mandepsi
Tuzak, oyun
- mandepsiye bastırmak (veya düşürmek)
aldatmak, tuzağa düşürmek
- mandolin
İkişer ikişer aynı değerde dört çift teli olan, pena ile çalınan, şişkin gövdeli, kısa saplı bir çalgı
- mandolinci
Mandolin yapan, satan veya çalan kimse
- mandolincilik
Mandolincinin yaptığı iş
- mandıra
Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların süt elde etmek amacıyla beslenip barındırıldığı, süt ve süt ürünlerinin üretildiği çiftlik veya üreticiden satın alınan sütlerle süt ürünleri üretip satan yer
- mandıra köpeği
İri ve kuvvetli bir tür köpek
- mandıracı
Mandıra işleten kimse
- mandıracılık
Mandıracı olma durumu
- manej
At eğitimi
- manen
Kişinin iç dünyası yönünden, manevi bakımdan, maddeten karşıtı
- manevi
Gözle görülüp elle tutulamayan, madde ve cisimle ilgisi bulunmayan, inançla ilgili, manaya, içe, öze, ruha ait olan; ruhani, maddi karşıtı
- manevi evlat
Evlat yerine konularak benimsenen kimse
- manevi ilim
Din bilimlerine ait bilim dallarının tümü
- manevi tazminat
Kişilik haklarına karşı işlenen suçlara ilişkin dava sonucunda ödenmesine karar verilen bedel
- manevi zarar
Kişilik hakları bakımından uğranılan kayıp
- manevileşme
Manevileşmek durumu
- manevileşmek
Manevi durum almak
- manevilik
Manevi olma durumu; ruhanilik
- maneviyat
Maddi olmayan, manevi şeyler
- maneviyatı bozulmak
manevi değerlerden uzaklaşmak, yozlaşmak
- maneviyatı kuvvetli tutmak
karşılaşılan zorluklara dayanabilmek için güçlü olabilmek
- maneviyatı kırılmak
moral gücü sarsılmak
- maneviyatını kırmak
moral gücünü sarsmak
- manevra
Bir aletin işleyişini düzenleme, yönetme işi veya biçimi
- manevra fişeği
Askerî harekâtta kullanılan ve kurusıkı atım yapan fişek; manevra mermisi
- manevra yapmak
bir araca istenilen hareketi yaptırmak
- manevralı
Manevra yapılan
- manevrasız
Manevra yapılmayan
- manga
On kişilik asker birliği
- mangal
Üzerinde bir şey pişirmek veya ısınmak için kullanılan, sac, bakır, pirinç vb. malzemeden yapılan, türlü biçimlerdeki üstü açık ayaklı ocak; korluk
- mangal gibi yüreği olmak
cesareti çok olmak
- mangal yağı
Etin yapışmaması için mangaldaki ızgaraya sürülen yağ
- mangal yürekli
Korkusuz, gereğinden fazla cesur, gözünü daldan budaktan esirgemeyen, gözü pek olan kimse
- mangal yüreklilik
Mangal yürekli olma durumu
- mangalda kül bırakmamak
yapamayacağı işleri yapabilirmiş gibi söylemek
- manganez
Atom numarası 25, atom ağırlığı 54,93, yoğunluğu 7,39 olan, 1244 °C'de eriyen, doğada oksit durumunda bulunan, çeliği sertleştirmek için kullanılan, çok sert ve kırılgan bir element; mangan (simgesi Mn)
- manganin
Manganezin bakır ve nikelle yaptığı alaşım
- mangiz bayılmak (veya uçlanmak)
para vermek
- mangır
Bakırdan yapılmış, iki buçuk para değerinde sikke
- mangırlı
Bol parası olan
- mangırsız
Parası olmayan
- mani
Kişinin sevinç, güven ve her türlü etkinliğinin normal olmayan bir biçimde arttığı ruh hastalığı
- Manici
Maniciliği benimseyen
- Manicilik
İranlı düşünür Mani'nin III. yüzyılda kurduğu ve iyilik kötülük esasına dayalı dinî öğreti; Manihaizm
- manifatura
Fabrika yapımı her türlü kumaş, bez vb. dokuma; yırtım
- manifaturacı
Manifatura eşyası satan kimse; yırtımcı, bezzaz
- manifaturacılık
Manifaturacı olma durumu; yırtımcılık, bezzazlık
- manifesto
Bir gemideki malları göstermek için kaptan tarafından boşaltma işlemlerinin yapılacağı gümrük idaresine verilen liste
- manifesto torbası
Kargo taşımacılığında belge, dosya ve mi paketler ile toplu taşıma listelerinin konulduğu torba
- manik depresif
Duygu durumu bozukluğu olan (kimse)
- manika
Gemilerde, ambarlara ve makine bölümüne hava vermek için güverteye açılan baca
- manikür
El masajı, ölü derinin temizlenmesi, tırnaklara şekil verme, tırnak törpüleme gibi işleri içeren el bakımı
- manikürcü
Mesleği manikür yapmak olan kimse
- manikürcülük
Manikürcünün yaptığı iş
- manikürlü
Manikür yapılmış
- manikürsüz
Manikürü olmayan
- manipülasyon
Seçme, ekleme ve çıkarma yoluyla bilgileri değiştirme
- manipülatif
Yönlendirmeye uygun, kolayca yönlendirilebilen
- manipülatör
Telgraf işaretlerini göndermek için bir devredeki akımı kesmekte veya yeniden vermekte kullanılan araç
- manipüle
“Yönlendirmek” anlamında manipüle etmek, “yönlendirilmek” anlamında manipüle olmak birleşik fiillerinde kullanılan bir söz
- Manisa
Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Manisa kebabı
Manisa yöresine özgü, altında pide ve yanında domates, biber vb. ile sunulan, şiş köfteli bir kebap
- Manisa lalesi
Lalenin parçalı yapraklı, büyük çiçekli, otsu, çok yıllık türlerine verilen genel ad (Tulipa orphanidea)
- Manisalı
Manisa ilinden olan kimse
- Manisalılık
Manisalı olma durumu
- manitacı
Manitacılıkla para sızdıran dolandırıcı
- manitacılık
Tanışıyormuş gibi yaparak veya çevredeki yandaşlarından destek alarak birinden para sızdırma işi; manita
- manivela
Bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönen kol
- manivelalı
Manivelası olan
- manişka
İki dilli iki makara ile yapılan palanga
- mankafa
Sakağı hastalığına tutulmuş (at)
- mankafalık
Atlarda görülen süreğen, şiddetli sakağı
- manken
Genellikle defilelerde giysileri tanıtma, sunma, gösterme amacıyla giyip podyumda yürüyen kimse; model
- manken gibi
vücut ölçüleri orantılı ve ince yapılı olan
- mankenlik
Mankenin işi
- mankurt
Ulusal kimlikten uzaklaşan, içinde bulunduğu topluma yabancılaşan
- mankurtlaşma
Mankurtlaşmak durumu
- mankurtlaşmak
Ulusal kimlikten uzaklaşmak, içinde bulunduğu topluma yabancılaşmak
- mankurtluk
Mankurt olma durumu
- mano
Kumar oynatan kişinin kazançtan aldığı pay
- manolya
Manolyagillerden, yaprakları almaşık, iri ve parlak yeşil renkte bir süs ağacı (Magnolia grandiflora)
- manolyagiller
Ayrı taç yapraklı iki çeneklilerden, manolya vb. güzel kokulu bitkileri içine alan familya
- mansiyon
Bir yarışmada konulan ödüle uygun görülmemekle birlikte, anılmaya değer bulunan kimseye veya esere verilen derece
- mantar
Mantarlardan, içinde zehirlileri de bulunan, silindir bir gövde ve üst tarafı şapka biçiminde olan ilkel canlıların genel adı (Fungi)
- mantar atmak
yalan söylemek, martaval atmak
- mantar ağacı
Turunçgillerden, kerestesi çok gözenekli, süngerimsi, açık sarı renkli bir ağaç (Phelloderidron amurerıse)
- mantar bilimci
Mantar bilimi ile uğraşan kimse; mikolog
- mantar bilimi
Mantarların yapılarını, yaşayışlarını ve yol açtıkları hastalıkları inceleyen bilim dalı; mikoloji
- mantar gibi (yerden) bitmek
birdenbire veya kendiliğinden ortaya çıkmak
- mantar gibi üremek
hızla çoğalıp yayılmak
- mantar hastalığı
Bazı mantarların yol açtığı bitki veya hayvan hastalığı
- mantar kent
Nüfusu hızla artan yerleşim bölgesi
- mantar meşesi
Batı Akdeniz Bölgesi’nde yetişen bir tür meşe; sezü (Quercus suber)
- mantar pano
Sıkıştırılarak birbirine yapıştırılmış küçük mantar parçalarının düz bir yüzey hâline getirilip bir çerçeveye yerleştirilmesiyle yapılan, üzerine not, resim vb. tutturulan pano
- mantar sotesi
Yağda hafifçe kavrulan küçük küçük doğranmış mantara su, domates, biber vb. katılarak yapılan bir tür yemek
- mantar tabakası
Ağaçlarda hücrelerin çeperlerine mantar özü yığarak ve protoplazmasını yitirerek mantar oluşumuna yol açan, dış büyütken tabaka
- mantar tabancası
Borusunun ucuna içi barutlu mantar takılarak patlatılan, tabanca biçiminde bir tür çocuk oyuncağı
- mantar çorbası
Mantarlar küçük küçük doğranıp pişirildikten sonra un, karabiber, sıcak su vb. ilave edilerek yapılan bir çorba
- mantar özü
Karbon, hidrojen ve oksijenden oluşan bazı bitki hücrelerinin çeperlerini kaplayarak sıvı ve gazların geçmesini önleyen, bu sebeple hücrenin ölümüne veya mantar oluşumuna yol açan madde
- mantara basmak
birinin hazırladığı oyuna düşmek, oyuna gelmek
- mantarcı
Mantar yetiştiren veya satan kimse
- mantarcılık
Mantar yetiştirme veya satma işi
- mantardoğuran
Mantarlaşmış hücreler oluşturacak mantar tabakasını doğuran (sürgen doku)
- mantarhane
Mantarlar için gerekli nem oranı, sıcaklık, havalandırma vb. doğa şartlarını sağlayan düzeneklerin özel olarak kurulmuş olduğu çadırlar veya odalardan oluşan üretim ve depolama tesisi
- mantarlama
Mantarlamak işi
- mantarlamak
Aldatmak, yalan söylemek
- mantarlar
Sap, yaprak, çiçek vb. organlar yerine dallı veya düz iplikler görünüşünde emeçlerden oluşan, klorofilsiz, çiçeksiz, ilkel canlılar
- mantarlaşma
Mantarlaşmak işi
- mantarlaşmak
Hücre zarlarına mantar özü karışarak geçirimsiz duruma gelmek
- mantarlı
İçinde mantar bulunan, içine mantar konulmuş olan
- mantarlık
Yenilebilen mantarların yetiştirildiği yer
- mantarsı
Mantarı andıran, mantara benzeyen, mantar gibi; mantarımsı
- manti
Gemi serenlerini direklere asılı tutan halat ve makara
- mantin
Canfese benzeyen bir tür ipekli kumaş
- mantis
Bir sayının logaritmasının ondalık bölümü
- manto
Diz altından topuğa kadar uzanan, öbür kıyafetlerin üstüne giyilen, kalın kumaştan, kışlık kadın giysisi
- mantolama
Binaları soğuğa veya sıcağa karşı koruma amacıyla dış yüzeyini özel malzemeyle kaplama
- mantolu
Manto giymiş olan
- mantoluk
Manto yapmaya elverişli (kumaş)
- mantosuz
Mantosu olmayan
- mantı
İçine tuz, karabiber vb. ilave edilmiş kıyma konularak küçük bohçalar biçiminde kapatılan hamur parçaları
- mantıcı
Mantı yapan veya satan kimse
- mantıcılık
Mantıcının yaptığı iş
- mantık
Doğru düşünme sanatı ve bilimi
- mantık dışı
Mantıkla hiçbir ilgisi olmayan, mantığa uymayan
- mantık öncesi
Mantıksal düşüncesinin henüz oluşmadığı dönem
- mantıklı
Mantığa uygun, akla uygun; mantıksal, mantıki, lojik
- mantıklıca
Mantıklı bir biçimde
- mantıklılık
Mantıklı olma durumu; mantıksallık
- mantıksız
Mantığa, akla aykırı olan
- mantıksızca
Mantıksız bir biçimde; mantıksızcasına
- mantıksızlık
Mantıksız davranma durumu
- mantıkça
Mantık bakımından, mantığa göre; mantıken
- mantıkçı
Mantık bilimiyle uğraşan kimse
- mantıkçılık
Felsefede mantığa özel ve üstün bir yer ayıran, mantığı felsefenin temeli sayan görüş
- manuel
Elle işletilen
- manuka yağı
Yeni Zelanda ve Avustralya'nın doğu ve batı bölgelerinde bulunan, gri yeşil kabuklu, 8 metre uzunluğunda, beyaz yaprakları ince noktalı, pembe veya kırmızı çiçekli ince manuka ağacından elde edilen, antibakteriyel etkisinden dolayı sivilce, siğil, akne, açık yara ve yanıkların tedavisinde kullanılan bir yağ türü
- manyak
Mani hastalığına yakalanmış (kimse)
- manyaklaşma
Manyaklaşmak işi
- manyaklaşmak
Manyak duruma gelmek, manyak gibi davranmak
- manyaklaştırma
Manyaklaştırmak işi
- manyaklaştırmak
Manyak duruma getirmek
- manyaklık
Manyak olma durumu
- manyakça
Manyağa yakışan
- manyaluka
Küçük parça kumaşların bir kadife veya keçe zemin üzerine dikilip her parçanın etrafının ince, ipek sırmalarla işlenmesiyle meydana getirilen seccade
- Manyas
Balıkesir iline bağlı ilçelerden biri
- manyat
Alamanadan küçük, üç çifte balıkçı kayığı
- manyetik
Mıknatısla ilgili, kendinde mıknatıs özellikleri bulunan; mıknatısi
- manyetik alan
Bir mıknatısın N ucundan dışarı çıkıp dağıldıktan sonra yine toplanıp S ucundan içine giren kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu alan
- manyetik disk
Mıknatıslanma özelliği nedeniyle disk biçimindeki ortam
- manyetik kart
Mıknatıslanma özelliği nedeniyle bilginin depolanabildiği kart biçimindeki ortam
- manyetik kartuş
Bir kutu içinde bulunan ve kutusundan çıkarılmadan kullanılan manyetik kayıt ortamı; manyetik kaset
- manyetik rezonans görüntüleme
Dışardan bir manyetik alan uygulayarak vücuttaki yumuşak dokuların görüntülenmesini sağlayan yöntem
- manyetik tambur
Mıknatıslanma özelliği nedeniyle elektriksel işaretlerin kaydedilebildiği silindir yapı
- manyetik şerit
Mıknatıslanma özelliği nedeniyle elektriksel işaretlerin kaydedilebildiği şerit
- manyetit
Mıknatıs özelliği olan doğal demir oksit (Fe2O4)
- manyetize
Manyetizma ile etki altına alınmış
- manyetize etmek
manyetizma ile etkilemek
- manyetize olmak
manyetizma ile etkilenmek
- manyetizma
Mıknatıs özelliklerinin bütünü
- manyetizmacı
Manyetizma yapan kimse
- manyetizmacılık
Manyetizmacının yaptığı iş
- manyeto
İçinde mıknatıslı demir bulunan elektrik üreteci
- manyetolu
Manyetosu olan
- manyetometre
Manyetik momentleri ve manyetik alanların momentlerini ölçmeye, karşılaştırmaya yarayan alet
- manyetosuz
Manyetosu olmayan
- manyezi
Müshil olarak kullanılan, beyaz renkli, suda az eriyen, hiçbir tadı olmayan, magnezyum oksidin bir adı
- manyok
Sütleğengillerden, sıcak ülkelerde yetişen, yaprakları almaşık, üçü veya yedisi bir arada yelpaze durumunda olan, büyük bir ağaç (Manihot utilissima)
- manzara
Bakış, görüş alanına giren, dikkati çeken her yer; görüntü, dekor
- manzara koymak
televizyon yayını sırasında beklenmeyen kesinti aralarını doldurmak için ekrana değişik manzara resimlerini getirip göstermek
- manzaralı
Manzarası olan
- manzarasız
Manzarası olmayan
- manzarasızlık
Manzarasız olma durumu
- manzum
Şiir biçiminde yazılmış
- Mançu
Mançurya halkından olan kimse
- Mançuca
Mançu dili
- manşet
Gömlek kollarının ucunda bulunan, genellikle düğmesi olup iliklenen, çift katlı veya kalın kumaştan yapılan bölüm; kolluk (I)
- manşet almak
voleybolda karşı takımın attığı servisi karşılamak
- manşetli
Manşeti olan
- manşon
Elleri soğuktan korumak için kullanılan astarlanmış kürk; el kürkü
- manşonlu
Manşonu olan
- Maocu
Maoculuğu benimsemiş veya Maoculuk yanlısı olan
- Maoculuk
Çin lideri Mao Çe-Tung'un düşüncelerine dayanan Marksist akım
- mapa
Ucu halkalı cıvata
- mapusa düşmek
hapse girmek
- mapushaneye düşmek
hapse girmek
- maraba
Mesleği yalnız çiftçilik olan varlıksız kimse
- marabut
Kuzey Afrika'da dervişlere verilen ad; murabıt
- maral
Dişi geyik
- marangoz
Ağaç işleriyle uğraşan ve ağaçtan çeşitli eşya yapan usta
- marangoz mengenesi
Tutkallanmış veya işlenecek olan tahtaların tutturulduğu kıskaç
- marangozhane
Marangozun çalıştığı iş yeri
- marangozluk
Marangozun işi
- maranta
Bir çenekliler sınıfından, Antillerde ve bütün tropikal bölgelerde yetiştirilen, kökündeki yumrulardan ararot çıkarılan bir tür kamış; ararot kamışı (Maranta arundinaca)
- maraton
42.195 metrelik en uzun yol koşusu
- maratoncu
Maratonda yarışan sporcu
- maratonculuk
Maratoncu olma durumu
- maraz
Dayanılması güç durum
- maraza aramak
çekişmek, olay çıkarmak için bahane aramak
- maraza çıkarmak
kavgaya yol açmak, kavga çıkarmak, anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak
- marazi
Hastalıkla ilgili; sayrıl
- marazlanma
Marazlanmak işi
- marazlanmak
Hastalanmak, hasta olmak
- marazlı
Hastalıklı, hasta
- marazlık
Güç, sıkıntılı, huzursuz durum
- marazlık etmek
güç, sıkıntı veren, huzursuzluk doğuran bir durum yaratmak
- Maraş dondurması
Maraş yöresine özgü sert ve yoğun kıvamlı dondurma
- Maraş işi
Karton üzerine gerilmiş kumaşa çizilen desenin tamamen sim, sırma vb. sarılarak kapatılmasıyla yapılan bir nakış türü
- marda
Iskarta mal
- Mardin
Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Mardinli
Mardin ilinden olan kimse
- Mardinlilik
Mardinli olma durumu
- mareşal
En yüksek askerî rütbe
- mareşallik
Mareşal olma durumu; müşirlik
- mareşallik asası
Mareşallerin tören sırasında ellerinde tuttukları kısa ve üzeri süslü sopa
- margarik asit
Margarin yapımında kullanılan yapay yağ asidi
- margarin
İçyağlarında bulunan, margarik asidin gliserinle birleştirilmesiyle de yapay olarak elde edilen, 47 °C'de eriyen ve yemeklerde kullanılan bitkisel yağ.
- marifet
Herhangi bir işi yapmada ustalık
- marifet (veya marifetini) göstermek
ustalığını ortaya koymak
- marifet iltifata tabidir
"başarılı bir kimse, desteklenir, takdir edilir, övülürse daha iyi işler yapar" anlamında kullanılan bir söz
- marifetli
Usta, hünerli
- marifetlilik
Marifetli olma durumu
- marifetsiz
Ustalığı olmayan, hüner gerektirmeyen
- marifetsizce
Marifetsiz bir biçimde
- marifetsizlik
Marifetsiz olma durumu
- marihuana
Hindistan'da yetişen kenevirin çiçeklerinden ve yapraklarından elde edilen uyuşturucu madde (Cannabis sativa)
- marinacı
Marina işleten kimse
- marinacılık
Marina işletmeciliği
- marinat
Etlerin yumuşaması ve daha lezzetli olması için baharatlı sirke, zeytinyağı vb. ilave edilerek hazırlanan bir sos
- marine
"Etleri yumuşatmak ve daha lezzetli duruma getirmek için pişirmeden önce belirli bir süre baharatlı sirke, zeytinyağı vb. ilave edilerek hazırlanan sosun içerisinde bekletmek” anlamındaki marine etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- marizleme
Marizlemek işi
- marizlemek
Birini dövmek
- marj
Yazılmış veya basılı bir kâğıdın kenarında bırakılmış boşluk
- marjlı
Marjı olan
- marjsız
Marjı olmayan
- mark
Alman para birimi
- marka
Bir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya, benzerinden ayırmaya yarayan özel ad veya işaret; alametifarika
- marka giymek
kullanmak için seçkin, kaliteli olan malı tercih etmek
- marka olmak
markalaşmak
- markacı
Marka satan kimse
- markacılık
Markacı olma durumu
- markaj yapmak
takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, tutmak, gölgelemek
- markaja almak
tutmak, perdelemek
- markajcı
Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izleyen, onun hareketlerini engelleyen
- markalama
Markalamak işi
- markalamak
Bir nesneyi tanıtmak veya benzerlerinden ayırmak için işaret koymak
- markalanma
Markalanmak işi
- markalanmak
Markalama işi yapılmak
- markalaşma
Markalaşmak işi
- markalaşmak
Ürün marka durumuna gelmek
- markalı
Markası olan
- markasız
Markası olmayan
- markasızlık
Markasız olma durumu
- marke
"Takım oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketine engel olmak, tutmak, gölgelemek, markaja almak" anlamındaki marke etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- market
Özellikle her türlü yiyecek maddesi, temizlik malzemesi ile ev, büro vb. yerlere ait gereçlerin satıldığı dükkân
- marketçi
Market işleten kimse
- marketçilik
Market işletme işi
- marki
Bazı Batı devletlerinde kont ile dük arasındaki bir soyluluk ünvanı
- markiz
Markinin karısı
- markizet
İnce, pamuklu, genellikle çiçekli bir kumaş
- markka
Finlandiya'nın para birimi; mark
- Marksçı
Marksçılık yanlısı olan (görüş veya kimse); Marksist
- Marksçılık
Alman filozof Marks'ın düşüncelerine dayanan devrimci sosyalist akım; Marksizm
- markör
Önemli ibareleri veya dikkati çekmek istenilen yerleri işaretlemeye yarayan, parlak renkli boya kalemi
- marley
Yapılarda döşeme gereci olarak kullanılan plastik madde
- Marmara
Balıkesir iline bağlı ilçelerden biri
- Marmara çırası
"Perişan etmek, mahvetmek veya perişan olmak, mahvolmak" anlamlarındaki Marmara çırası gibi yakmak (veya yanmak) deyiminde geçen bir söz
- Marmaraereğlisi
Tekirdağ iline bağlı ilçelerden biri
- Marmaris
Muğla iline bağlı ilçelerden biri
- marmelat
Rendelenen veya ezilen meyvelerin şekerle kaynatılıp püre kıvamına getirilmesiyle yapılan, genellikle kahvaltılarda yenilen bir tatlı
- marn
Çok ince taneli kil minerallerinden ve kalsitin değişik oranlardaki karışımından oluşan tortul kayaç
- marnlama
Marnlamak işi
- marnlamak
Kireci az olan toprağın içine marn katarak daha iyi duruma getirmek
- maroken
Fas'ta işlenen yumuşak bir tür keçi derisi
- marokenci
Maroken eşya yapan kimse
- marokencilik
Maroken deriden çeşitli eşya yapma sanatı
- maron
Bu renkte olan
- marpuç
Nargileye takılan ve kolayca içmeyi sağlayan, hortum biçiminde uzun ve bükülgen boru
- marpuççu
Marpuç yapan veya satan kimse
- marpuççuluk
Marpuççu olma durumu
- Mars
Güneş’e uzaklığı, yerin Güneş’e uzaklığından daha çok olan dış gezegenlerin ilki; Merih
- mars
Tavlada oyunculardan birinin, karşı taraf pul toplamaya başlamadan kendi pullarının tamamını toplayıp iki sayı kazanması
- mars etmek
tavlada karşısındakine hiçbir pul toplamaya fırsat vermeden kendi pullarını toplayıp iki sayı kazanmak
- mars olmak
tavlada pul toplayamadan kaybetmek
- marsık
Üretilirken gerektiği kadar yakılmadığından tüterek ve koku vererek yanan, niteliksiz odun kömürü
- marsık gibi
koyu esmer, kömür gibi, simsiyah
- marsıvan
Sınırdaki koruma görevlisi
- marsıvan eşeği
İyi huylu ve güçlü bir cins eşek; marsıvan ayısı
- marsıvan otu
Birleşikgillerden, çok yıllık, küçük sarı çiçekleri olan, gıda ve tıp alanında kullanılan, kokulu bir bitki (Tanacetum balsamita)
- mart
Yılın üçüncü ayı
- mart ayı dert ayı
"mart ayında havalar sık sık değiştiği için insan kendisini koruyamaz ve hasta olur" anlamında kullanılan bir söz
- mart dokuzu
Gregoryen takvimine göre martın üçüncü haftasında görülen bir fırtına
- mart dokuzunda çıra yak, bağ buda
“mart ayının dokuzunda bağların kesinlikle budanması gerekir, bu iş gündüz yetiştirilemezse gece çıra ışığında yapılmaya değecek kadar önemlidir” anlamında kullanılan bir söz
- mart havası gibi
kararsız, huysuz (kimse)
- mart içeri, pire dışarı
tedirgin edici biri geldiğinde gitmeye kalkan kimseler için kullanılan bir söz
- mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır
“mart ayında zaman zaman güneş görünse de şiddetli soğuklar devam eder ve insanların yakıtları tükendiği için evdeki kazma kürek saplarını bile yakmak zorunda kalabilirler” anlamında kullanılan bir söz
- mart kedisi
Çiftleşme zamanında azgınlık gösteren kedi
- mart kedisi gibi
çapkın ve azgın (kimse)
- mart martladı, tavuk yumurtladı
“mart ayı gelince tavuklar yumurtlaya başlar” anlamında kullanılan bir söz
- mart yağar, nisan övünür; nisan yağar, insan övünür
“mart ayında yağış olursa nisan ayı için faydalıdır, nisan ayında yağış olursa insanlar için faydalıdır” anlamında kullanılan bir söz
- mart yağmuru gümüş, nisan yağmuru altındır
“mart ayında yağan yağmur kıymetlidir ama nisan ayında yağan yağmur daha da kıymetlidir” anlamında kullanılan bir söz
- mart çıkmadıkça dert çıkmaz
"kış hastalıkları, mart sona ermedikçe bitmez" anlamında kullanılan bir söz
- martaval atmak (veya okumak)
inanılmayacak sözler söylemek, yalan söylemek
- martavalca
Yalan, gerçeğe dayanmayan, uydurma olan
- martin
Tek kurşun atan bir tür tüfek
- martini
Portakal kabuğu, cin ve vermutla yapılan içki
- martolos
Türk garnizonlarında hizmet eden garson
- martı
Martıgillerden, çoğu beyaz renkte, eti yenmez, yüzücü, perde ayaklı deniz kuşlarının ortak adı (Larus)
- martıgiller
Omurgalı hayvanlardan kuşlar sınıfına giren, birçok türü bulunan bir familya
- maruf
Herkesçe bilinen, tanınan
- marufiyet
Bilinme, tanınma, belli olma
- marul
Birleşikgillerden, geniş ve uzun olan yeşil yaprakları taze olarak yenilen bir bitki (Lactuca sativa)
- marulcu
Marul yetiştiren veya satan kimse
- marulculuk
Marulcunun yaptığı iş
- marulumsu
Marulu andıran, marula benzeyen, marul gibi
- Maruni
Lübnan ve Suriye'de oturan Katolik Süryani topluluğu
- maruz
Bir olayın, bir durumun etkisinde veya bir olay veya durumla karşı karşıya bulunan
- maruz bulunmak (veya olmak)
bir olayın veya bir durumun etkisinde bulunmak
- maruz bırakmak
bir olayın veya bir durumun etkisinde bırakmak
- maruz kalmak
bir olay veya bir durumla karşı karşıya olmak
- maruzat
Mevki, makam veya yaş bakımından büyük birine sunulan, bildirilen dilek veya bilgi; sunuş
- maruzluk
Maruz olma durumu
- marya
Beş yaşından büyük veya damızlık dışı bırakılmış dişi koyun
- marya ağı
Uzunluğu altmış, genişliği üç dört kulaç olan bir tür balık ağı
- marş
Ritmi, yürüyen bir kimsenin veya topluluğun adımlarını hatırlatan müzik parçası
- marş etmek
askerî kıtaya yürümesi için komut vermek
- marş marş
"Yürü" anlamında kullanılan bir seslenme sözü
- masa
Ayaklar veya bir destek üzerine oturtulmuş tabladan oluşan mobilya
- masa saati
Masa üzerinde kullanılmak üzere yapılan saat
- masa takvimi
Masa üzerinde kullanılmak amacıyla yapılmış, dik veya yatık biçimde duran bir takvim türü
- masa tenisi
Kuralları tenisinkine benzeyen, masa üzerinde özel top ve raketlerle oynanan bir oyun; masa topu, pinpon (II)
- masa örtüsü
Masa üzerine serilen kumaş vb. maddeden yapılan örtü
- masabaşı
Kurum, kuruluş vb. yerlerde beden gücü gerektirmeyen, genellikle oturularak yapılan (iş, görev vb.)
- masacık
Küçük masa
- masada kalmak
konuşma veya görüşme yapılan masayı bu eylem sonlansa da terk etmemek
- masada kaybetmek
sahip olunan bir hak veya varlığı mahkeme kararı, sözleşme, diplomatik görüşme vb. aracılığıyla kaybetmek
- masada kazanmak
çeşitli sebeplerle kaybettiği hak ve varlıkları diplomatik bir görüşme, sözleşme veya mahkeme kararıyla kazanmak
- masadan kalkamamak
konuşma veya görüşme yapılan masayı bu eylem sonlansa da terk edememek
- masaj
Vücut yüzeyinde el, elektrik, su aracılığıyla çeşitli işlemler yapma biçiminde, iyileştirme, rahatlama ve bakım yöntemi
- masaj yapmak
sağlık, bakım ve yarışmalara hazırlık amacıyla vücudun çeşitli bölgelerini özel araç ve yöntemlerle ovmak, ovuşturmak
- masajcı
Sağlık veya tedavi amacıyla masaj yapan kimse
- masajcılık
Masajcı olma durumu
- masajlama
Masajlamak işi
- masajlamak
Masaj yapmak
- masal
Genellikle halkın yarattığı, hayale dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insanlar, hayvanlar ile cadı, cin, dev, peri vb. varlıkların başından geçen olağanüstü olayları anlatan edebî tür
- masal gibi
gerçekte olmayacak biçimde
- masal okumak (veya anlatmak)
inandırıcı olmayan, oyalayıcı sözlerle kandırmaya çalışmak
- masal âlemi
Doğaüstü, gerçek dışı ancak masallarda rastlanabilecek yerler
- masal âleminde yaşamak
gerçek olmayan, gerçekleşmesi güç olan şeyler düşünerek yaşamak
- masalcı
Masal anlatan, yazan veya okuyan kimse
- masalcılık
Masalcı olma durumu
- masallaştırma
Masallaştırmak işi
- masallaştırmak
Masal durumuna getirmek
- masalsı
Masalı andıran, masala benzeyen, masal gibi; masalımsı
- masalı
Masası olan
- masara
Küçük, dar yer veya hücre
- masarif
Giderler, masraflar
- masarika
Bağırsakları tutan karın iç zarı
- masasız
Masası olmayan
- masasızlık
Masasız olma durumu
- masat
Bıçak, orak, tırpan vb.ni bilemeye yarayan, çelikten yapılmış, çubuk biçiminde araç
- masatlama
Masatlamak işi
- masatlamak
Masat veya benzeri bir şeyle bıçak, orak, tırpan gibi aletleri bilemek
- masaya oturmak
bir anlaşmazlığı çözümlemek üzere bir araya gelmek, toplanmak
- masaya yatırmak
bir konuyu, olayı araştırmak veya irdelemek
- masaüstü
Bilgisayarda dizin, program vb.ne ait simgelerin yer aldığı ekran görüntüsü
- masaüstü bilgisayar
Kasası, ekranı ve klavyesi ayrı ayrı parçalar hâlinde olan bilgisayar; masaüstü
- masaüstü yayıncı
Masaüstü yayıncılık yapan kimse
- masaüstü yayıncılık
Kitap, dergi vb. yayınları bilgisayar ortamında baskıya hazırlama işi
- masiko
Rengi kırmızı ile sarı arasında değişen, boya olarak kullanılan, doğal kurşun oksit (PbO)
- mask
Genellikle ölünün yüzüne uygulanarak elde edilen yüz kalıbı
- maskanyin
Doğal amonyum sülfat
- maskara
Eğlendirici, sevimli, güldürücü, soytarı (kimse)
- maskara etmek
bir kimseyi veya şeyi gülünç ve şerefsiz duruma düşürmek
- maskara olmak
gülünç bir duruma düşmek
- maskaraca
Maskara gibi, maskaraya benzer bir biçimde
- maskaralanma
Maskaralanmak işi
- maskaralanmak
Maskaralık etmek
- maskaralaşma
Maskaralaşmak işi
- maskaralaşmak
Eğlendirici, hoş bir durum almak
- maskaralık
Maskara olma durumu
- maskarası olmak
birinin eğlencesi olmak
- maskarasını çıkarmak
birini rezil etmek, küçük düşürerek gülünç duruma sokmak
- maskarata
Ayakkabının üst yüzünün ön tarafında dikişle ayrılan burun bölümü
- maskaraya almak
biriyle eğlenmek, gülünç duruma düşürmek
- maskaraya çevirmek
gülünç bir duruma sokmak
- maske
Boyalı karton, kumaş, plastik vb.nden yapılan ve başkalarınca tanınmamak için yüze geçirilerek kullanılan yapma yüz
- maskeleme
Maskelemek işi
- maskelemek
Görünmemesini sağlamak, maske ile örtmek
- maskelenme
Maskelenmek işi
- maskelenmek
Maskeleme işi yapılmak veya maskeleme işine konu olmak
- maskeli
Maskesi olan, maskelenmiş
- maskeli balo
Davetlilerin farklı, ilginç kıyafetler giyip yüzlerine maske taktıkları balo
- maskesi düşmek
gerçek niyeti ve niteliği ortaya çıkmak
- maskesini atmak
amaçlarını gizlemesini bilen kimse, bu tutumunu bırakarak gerçek kişiliğini ve amaçlarını açığa vurmak
- maskesini düşürmek (veya kaldırmak)
gizli amaçlarını, gerçek kişiliğini ortaya çıkarmak
- maskesiz
Maskesi olmayan
- maskot
Uğur getireceğine inanılan şey
- maslahat
Önemli iş, mesele
- maslahatgüzar
Bir büyükelçinin temsilci olarak bulunduğu ülke dışına çıkması durumunda veya o ülkeye gelmesinden önce ona vekâlet eden diplomat; işgüder
- maslahatgüzarlık
Maslahatgüzar olma durumu, maslahatgüzarın mesleği; işgüderlik
- maslak
Sürekli su akan boru
- maslup
Asılmış, asılarak öldürülmüş (kimse)
- masmavi
Her yanı mavi; gömgök
- masnu
Sanatla yapılmış (ürün)
- masnuat
Sanatla yapılmış şeyler, sanat eserleri
- mason
Masonluk üyesi; farmason
- mason locası
Çeşitli derecelerdeki masonlardan oluşan gruplardan her biri; loca
- masonluk
Birtakım kardeşlik ilkelerini benimseyen, birbirlerini parola ve işaretlerle tanıyan, loca denilen bölümlere ayrılan kimselerden kurulu dernek
- masraf
Bir şeyin yapımında kullanılan harç vb. malzeme
- masraf etmek
para harcamak
- masraf görmek
alışveriş veya ödeme işlerini yapmak
- masraf kapısı
Para harcamayı gerektiren bir iş
- masraf kapısı açmak
para harcamayı gerektiren bir işe girişmek
- masrafa girmek
bir iş veya yapım için çok para harcamak
- masraflı
Çok masraf gerektiren, pahalıya çıkan
- masraflılık
Masraflı olma durumu
- masrafsız
Masraf gerektirmeyen veya az masrafı olan, ucuza mal olan
- masrafsızlık
Masrafsız olma durumu
- masraftan çıkmak
beklenmedik bir sırada para harcama durumunda kalmak, paradan çıkmak
- masrafı çekmek
bir iş için gereken parayı ödemek, gideri karşılamak
- masruf
Sarf edilmiş, harcanmış
- massetme
Massetmek işi
- massetmek
Emmek, içine çekmek
- mastar
Sıvacı ve duvarcıların sıva, alçı veya beton yüzeyleri düzeltmek için kullandıkları uzun, ensiz ve düz tahta, alüminyum, çelik vb.nden yapılmış araç
- mastika
Sakız ağacından çıkarılan reçine
- mastor
Çok sarhoş; mastur
- mastor olmak
esrar içerek kendinden geçmek
- mastori
Geminin en geniş yeri; masturi
- mastori postası
Gemi ve deniz araçlarının en geniş yerine isabet eden posta
- mastürbasyon
Cinsel bölgelere dokunarak orgazm sağlama; istimna, onanizm
- mastı
Kulakları uzun ve düşük, bacakları kısa, bodur bir köpek cinsi
- masum
Suçsuz, günahsız (kimse)
- masumca
Suçsuz, temiz, masum bir biçimde; masumane, masumcasına
- masumcuk
Zavallı, günahsız kimse
- masume
Suçsuz, günahsız (kadın)
- masumluk
Masum olma durumu; masumiyet, arılık (I)
- masun
Korunan, korunmuş
- masuniyet
Korunmuş olma durumu
- masura
Koni veya silindir biçiminde olup üzerine şerit, iplik vb. sarılan, karton, tahta, plastik vb.nden yapılan araç
- masör
Erkek masajcı
- masöz
Kadın masajcı
- mat
Satranç oyununda taraflardan birinin yenilgisi
- mat etmek
satranç oyununda yenmek
- mat olmak
satranç oyununda yenilmek
- matafyon
Yelkenlere ve teknelere açılan delik
- matah
İnsan, mal, eşya vb. için küçümseme yollu bir söz
- matara
Asker, sporcu, yolcu vb.nin kullandığı, genellikle askısı olan, deri, metal, cam veya plastikten yapılan su kabı
- matem havası
Bir yerde herhangi bir sebeple ortaya çıkan üzüntülü durum
- matem tutmak
yas tutmak
- matematik
Aritmetik, cebir, geometri gibi sayı ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adı; riyaziye
- matematiksel
Matematik bilimi ile ilgili olan; riyazi
- matematikçi
Matematikle uğraşan kimse; riyaziyeci, matematisyen
- matematikçilik
Matematikçi olma durumu
- materyal
Yazılı, sözlü, görüntülü, kaydedilmiş her türlü belge
- matiz
İki halatı ek yeri kalınlaşmayacak biçimde birbirine ekleme işi
- matiz etmek
iki halatı ek yeri kalınlaşmayacak biçimde birbirine eklemek
- matiz olmak
sarhoşluktan sızacak duruma gelmek
- matkap
Tahta, maden, beton vb. sert maddeler üzerinde delik açmaya yarayan alet, delik açma aleti; delgi
- matla
Gök cisimlerinin doğması
- matlaşma
Matlaşmak işi
- matlaşmak
Mat duruma gelmek
- matlaştırma
Matlaştırmak işi
- matlaştırmak
Mat duruma getirmek
- matlup
İstenilen, aranılan, arzu ve talep edilen şey
- matlık
Mat olma durumu
- matmazel
Evlenmemiş kadınlara Fransa’da verilen san
- matrah
Bir verginin miktarını belirtmek için temel olarak alınan değer
- matrak
Savaşmayı öğretmek için kullanılan, üzerine deri kaplanmış, başı yuvarlakça kalın sopa
- matrak geçmek
alay etmek, eğlenmek
- matrakçı
Osmanlı ordusunda acemilere matrakla savaşmayı öğreten usta
- matrağa almak
alaya almak, eğlenmek
- matriks
İçinde birçok biyolojik olayın meydana geldiği, akıcılığı az, cansız bir sıvı ortam
- matris
Elektronik hesap makinelerinde, renkli televizyon vb. cihazlarda hesap ve kumanda işlemlerinin yapılmasını sağlayan elektronik devre; dizey
- matris kâğıdı
Matbaacılıkta basılacak formanın kalıbını almada kullanılan yumuşak karton
- matrut
Kovulmuş, çıkarılmış
- matruşka
Özellikle Rusya'dan dünyaya yayılan, tahtadan yapılmış iç içe bebeklerden oluşan süs eşyası
- matruşluk
Sakalsız, bıyıksız olma durumu
- matuf
Bir yöne eğilmiş
- matuf olmak
bir şeye yöneltilmek
- maun
Tespih ağacıgillerden, Hindistan ve Honduras'ta yetişen büyük bir orman ağacı; akaju (Swietenia mahagoni)
- maval
Yalan, uydurma söz
- maval okumak
yalan söylemek, yalan söyleyerek oyalamak, masal okumak
- mavera
Görülen âlemin ötesi
- mavi
Yeşil ile mor arasında bir renk, bulutsuz gökyüzünün rengi; mai
- mavi bayrak
Deniz, kumsal ve çevresinin istenilen temizlikte olması dolayısıyla verilen uluslararası belgeye sahip olunduğunu gösteren bayrak
- mavi boncuk
Nazar değmesine engel olacağı inancıyla takılan, ortasında göze benzer şekil olan mavi renkli boncuk
- mavi boncuk dağıtmak
birçok kişiye birden sevgi göstermek
- mavi yakalı
Üretim sürecine bedensel gücüyle katılarak maaş veya ücret karşılığı çalışan kişi
- mavi yolcu
Mavi yolculuğa çıkan kimse
- mavi yolculuk
Kıyı boyunca koy koy veya ada ada dolaşılarak yapılan gezi
- mavi çocuk
Mavihastalığa yakalanmış çocuk
- mavibalina
En büyüklerinin boyu 33 metreyi bulabilen, ağırlığı 150 tonu geçebilen, daha çok tek başına veya yavrusuyla beraber yaşayan, yüksek ses çıkaran bir memeli hayvan; gökbalina. (Balaenoptera musculus)
- mavihastalık
Kalbi ikiye ayıran bölmenin bozulması sonucu temiz ve kirli kanın birbirine karışmasıyla ortaya çıkan hastalık
- mavikantaron
Birleşikgillerden, baharda buğday tarlalarında mora çalan mavi renkli çiçekler açan bir bitki; belemir, peygamber çiçeği, acımık (Centaurea cyanus)
- maviküf
Özellikle tütün fidelerinde üreyerek yaprak hastalığına yol açan asalak mantar
- mavileşme
Mavileşmek işi
- mavileşmek
Mavi duruma gelmek
- mavileştirme
Mavileştirmek işi
- mavileştirmek
Mavi duruma getirmek
- mavili
Üzerinde mavi renk olan
- mavilik
Mavi renkte olma durumu
- mavimsi
Rengi maviyi andıran, maviye benzeyen; mavimtırak
- mavisinek
Çift kanatlılardan, erginleri 6-12 mm uzunluğunda, metalik mavi renkte, genellikle çöplerin etrafında görülen, evcil hayvan dışkısı ve ölü hayvanlarla beslenen, bu nedenle hastalık taşıyıcı özelliği bulunan bir tür sinek (Calliphora vomitoria)
- maviş
Mavi gözlü olan (kimse)
- maviş maviş bakmak
mavi gözlerle bakmak
- mavna
Gemilere ve yakın kıyılara yük taşıyan, güvertesiz büyük tekne
- mavnacı
Mavna işleten kimse
- mavnacılık
Mavna işletmeciliği
- mavra atmak (veya sıkmak)
gevezelik etmek
- mavruka
Kurşundan dökülmüş uzun ve yuvarlak, iki ucu delikli, mazgallanıp cıvayla parlatılmış veya sarı madenden döküm yapılıp nikelajlanmış, 80-130 gr ağırlığında bir av aleti
- mavzer
Atış hızı dakikada ortalama altı mermi olan ve orduda kullanılan bir tüfek tipi
- maya
Bazı besinlerin yapımında mayalanmayı sağlamak için kullanılan madde; damızlık, ferment
- maya ağacı
Meyvelerinden yemek yağı çıkarılan bir tür hurma ağacı (Elaels)
- maya çalmak
mayalanmayı sağlamak
- mayabozan
Bir mayanın etkisine karşı koyan, protein yapısında madde
- mayalama
Mayalamak işi
- mayalamak
Maya koymak, içine maya karıştırmak
- mayalandırma
Mayalandırmak işi
- mayalandırmak
Mayalanmasını sağlamak
- mayalanma
Sıvı veya hamur durumda bulunan organik maddelerin kendiliğinden kabarıp köpürerek gaz çıkarması olayı
- mayalanmak
Mayanın etkisiyle kabarmak; ekşimek
- mayalanış
Mayalanmak işi
- mayalaşma
Mayalaşmak işi
- mayalaşmak
Maya durumuna gelmek
- mayalı
İçine maya karıştırılmış
- mayalık
Maya olarak kullanılmak için ayrılmış, maya olmaya yarar
- mayası bozuk
Kötü yaradılışlı, karaktersiz (kimse)
- mayasıl
Tende kızartı, kaşınma, sulanma, kabuk bağlama vb. doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı; egzama
- mayasıl otu
Ballıbabagillerden, ana vatanı Avrupa, Asya, Afrika olan, yaprakları karşılıklı dizili, deri hastalıklarının iyileştirilmesinde kullanılan, birçok türü bulunan, bir yıllık veya çok yıllık otsu bitkilerin genel adı (Teucirium polium)
- mayasında olmak
içinde olmak
- mayasız
İçinde maya bulunmayan
- mayasız yoğurt tutmaz
"çok para kazanabilmek için az da olsa elde bir sermaye olması gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- mayasızlık
Mayasız olma durumu
- maydanoz
Maydanozgillerden, yenmek için yetiştirilen, 50-80 santimetre uzunluğunda, ufak yeşil ve parçalı yapraklı, hoş kokulu iki yıllık otsu bir bitki (Petroselinum crispum)
- maydanoz olmak
olur olmaz her işe karışmak
- maydanozgiller
Ayrı çanak yapraklı iki çeneklilerden, çiçekleri şemsiye biçiminde olan, anason, kereviz, maydanoz, kimyon vb. bitkileri içine alan bir familya
- maydanozlu
İçinde maydanoz bulunan
- mayhoş
Tadı az şekerli olmakla birlikte daha çok ekşi olan
- mayhoşluk
Mayhoş olma durumu
- mayistra
Grandi direğinin en alt sereni ve bu serene çekilen yelken
- maymun
Dört ayaklı, iki ayağı üzerinde de yürüyebilen, ormanda toplu olarak yaşayan, kuyruklu hayvan; primat
- maymun balığı
Yuvarlak başlı bir cins köpek balığı (Squatina vulgaris)
- maymun gibi
maymuna benzer bir biçimde
- maymun gözünü açtı
geçen bir olaydan ders alındığını anlatan bir söz
- maymun iştahlı
Hevesi çabuk geçen, kararsız
- maymun iştahlılık
Maymun iştahlı olma durumu
- maymun mu oynuyor?
“ne bakıyorsun, garip bir durum mu var?” anlamında bir söz
- maymun suratlı
Garip ve çirkin yüzlü
- maymuna benzetmek (veya çevirmek veya döndürmek)
gülünç ve çirkin duruma sokmak
- maymuna dönmek
çirkin ve gülünç duruma girmek
- maymuncuk
Küçük maymun
- maymunlar
Omurgalı hayvanlardan, memeliler sınıfının eteneliler alt sınıfına giren bir takım; primatlar
- maymunlaşma
Maymunlaşmak işi
- maymunlaşmak
Maymuna benzemek, maymun gibi davranmak
- maymunlaştırma
Maymunlaştırmak durumu
- maymunlaştırmak
Birini, kendi düşünceleriyle değil başkalarının yönlendirmesiyle hareket eder duruma getirmek
- maymunluk
Güldürmek veya dikkati çekmek için yapılan tuhaflık
- maymunsu
Maymun gibi, maymuna benzer, maymun gibi; maymunumsu
- mayna
Yelken, filika vb.ni aşağıya indirme
- mayna etmek
herhangi bir şeyi halat ve palanga aracılığıyla denize veya yere indirmek
- mayna olmak
yelken, filika vb. yukarıdan aşağıya indirilmek
- mayo
Deniz, göl, havuz vb. yerlere girerken veya güneşlenirken giyilen, tek parçadan oluşan giyisi
- mayocu
Mayo diken veya satan kimse
- mayoculuk
Mayo dikme veya satma işi
- mayokin
Mayo ile bikini arası, tek parçadan oluşan yüzme kıyafeti
- mayonez
Yumurta sarısı, zeytinyağı ve limonla yapılan bir tür koyu, soğuk yiyecek
- mayonezli
Mayonez katılmış veya karıştırılmış
- mayonezsiz
Mayonezi olmayan, mayonez katılmamış
- maytaba almak
biriyle alay etmek, eğlenmek
- maytap
Yandığında renkli ve parlak ışıklar saçan, şenlik gecelerinde yakılan havai fişek
- maytap geçmek
biriyle alay etmek
- mayın
Toprak altına, üstüne veya suyun içine yerleştirilen, doğrudan doğruya çarpma veya basınç etkisiyle patlayarak zarara yol açan patlayıcı madde
- mayın arama tarama gemisi
Deniz içine döşenmiş mayınları bulmaya yarayan bir aygıtla donanmış gemi
- mayın dökmek (veya döşemek)
denize mayın bırakmak, denizi mayınlamak
- mayın gemisi
Denize mayın dökmek için özel olarak yapılmış gemi
- mayın taramak
denizde ve karada bulunan mayınların yerini belirlemek ve kullanılmaz duruma getirmek
- mayın tarlası
Mayın vb. patlayıcı maddelerin döşendiği veya çokça bulunduğu yer
- mayıncı
Mayın dökmeye yardım eden veya mayın döşeyen kimse
- mayıncılık
Mayıncının yaptığı iş
- mayınlama
Mayınlamak işi
- mayınlamak
Bir yere mayın dökmek veya döşemek
- mayınlanma
Mayınlanmak işi
- mayınlanmak
Mayınlama işi yapılmak
- mayınlatma
Mayınlatmak işi
- mayınlatmak
Mayınlama işini yaptırmak
- mayınlı
Mayını olan, mayınlanmış yer
- mayınsız
Mayını olmayan, mayınlanmamış yer
- mayıs
Yılın beşinci ayı
- mayıs böcekleri
Otçul özellikleri dolayısıyla bitki sağlığı yönünden önem taşıyan böcekler topluluğu
- mayıs böceği
Kın kanatlılardan, uzunluğu 20-25 milimetre olan, kızıl kahverengi görünüşlü, gelişmesi üç beş yıl süren, bitkilere zararlı bir böcek (Melolontha vulgaris)
- mayıslı
Bolca taze sığır dışkısı karıştırılmış (toprak)
- mayışma
Mayışmak işi
- mayışmak
Çok yemekten, sıcaktan veya zevkten gevşemek, üzerine rehavet çökmek
- mayışık
Çok yemekten, sıcaktan veya zevkten gevşemiş olan, üzerine rehavet çökmüş olan (kimse)
- mayışıklık
Mayışık olma durumu
- mazak
Kırlangıç balığıgillerden, Atlantik Okyanusu, Akdeniz ve Marmara Denizi'nde yaşayan, kırmızı renkli, lezzetli bir balık (Trigla lineata)
- mazbata muharriri
Bir komisyon kararının gerekçesini kaleme alan üye
- mazbut
Ele geçirilmiş, zapt edilmiş
- mazbutluk
Mazbut olma durumu
- mazeret bulmak
içinde bulunulan durumu açıklayacak bir sebebi ortaya koymak
- mazeret kâğıdı
Öğrencinin okula gelemeyişinin sebebini bildiren ve velisi tarafından imzalanarak okul yönetimine verilen belge
- mazeret sınavı
Yükseköğretim kurumlarında yönetim kurulunca kabul edilen haklı ve geçerli bir mazeretten dolayı sınavlara katılamayan öğrenciler için yapılan sınav; engel sınavı, mazeret imtihanı
- mazeretli
Mazereti olan; mazur
- mazeretsiz
Mazereti olmayan
- mazeretsizlik
Mazeretsiz olma durumu
- mazgal
Yağmur sularını kanalizasyon şebekesine çekmek için kullanılan üzeri parmaklıklı demirle kapatılmış delik
- mazgal deliği
Kale duvarlarında açılmış iç yanı geniş, dış yanı dar delik; mazgal
- mazgal siperi
Kale burçlarına diş diş açılmış mazgalların çıkıntılı kısımları; mazgal dişi
- mazgal şevi
Mazgal siperlerinin duvar kalınlıklarının ok atmaya engel olmaması ve ok atanların kale önünde daha geniş bir sahayı görebilmeleri için duvar kalınlıklarının iç tarafa doğru tıraş edilmiş kısımları
- mazgallı
Mazgalları olan
- Mazgirt
Tunceli iline bağlı ilçelerden biri
- mazhar
Bir iyiliğe erişmiş, erişen (kimse)
- mazhar olmak
iyi bir şeye ermek, ulaşmak
- mazhariyet
Erişme, elde etme
- maziperest
Geçmişe bağlı olan, geçmişi yücelten
- maziperestlik
Geçmişe bağlı olma, geçmişi yüceltme
- maziye karışmak
geçmişte kalmak, yürürlükten ve işlerlikten çıkmak
- mazlum
Zulüm görmüş, kendisine zulmedilmiş
- mazlumluk
Haksızlığa ve zulme uğramış olma durumu
- mazlumun ahı yerde kalmaz
"zulüm gören kimsenin bedduası tutar" anlamında kullanılan bir söz
- mazmun
Divan edebiyatında bazı kavramları dolaylı anlatmak için kullanılan nükteli ve sanatlı söz
- mazot
Yakıt olarak kullanılan, ham petrolün damıtma ürünlerinden biri; motorin
- mazot göstergesi
Mazotla çalışan araçlarda mazotun düzeyini gösteren alet
- mazotlama
Mazotlamak işi
- mazotlamak
Mazot tabakasıyla kaplamak
- mazur
Mazereti olan; mazeretli
- mazur görmek
kusura bakmamak, hoş görmek, bağışlamak, affetmek
- mazur olmak
mazeretli olmak, bahanesi bulunmak
- mazurka
Bir tür Leh dansı
- mazı
Servigillerden, yaprakları almaşık ve küçük pullar biçiminde, gövdesi düz olan, dipten dallanan bir süs bitkisi (Thuya)
- mazı meşesi
Mazı üstünde urların oluştuğu bir tür meşe (Quercus infectoria)
- Mazıdağı
Mardin iline bağlı ilçelerden biri
- mazılık
Mazı ağaçlarının çok olduğu yer
- maç maç
Bir şeyi çiğnerken "maç" diye ses çıkararak
- maç satmak
karşılaşma sonucunu belirlemek amacıyla meşru olmayan yollardan veya para karşılığı anlaşmaya varmak
- maç sayısı
Voleybol, tenis vb. spor dallarında maçın kazanılması için alınması gereken son sayı
- maç yapmak
iki takım veya iki kişi kazanmak amacıyla aralarında karşılaşma yapmak
- maça
Oyun kâğıtlarında, mızrak ucuna benzer, ayaklı siyah beneklerle oluşan dizi; pik (III)
- maça beyi
İskambil destesinde maça dizisinde yer alan as
- maça beyi gibi kurulmak
saygısızca yayılarak oturmak
- maça kızı
İskambil destesinde maça dizisinde yer alan kız
- Maçka
Trabzon iline bağlı ilçelerden biri
- maço
Sert karakterli, kaba erkek
- maçoluk
Maço olma durumu
- maçuna
İslimle çalışan ağırlık kaldırma makası
- mağara
Bir yamaca veya kaya içine doğru uzanan, barınak olarak kullanılabilen yer kovuğu; in (I)
- mağara bilimci
Mağara bilimi ile uğraşan kimse
- mağara bilimi
Konusu mağaraları, yer altındaki uçurumları, yarıkları, oyukları, yer altı akarsularını araştırmak ve incelemek olan bilim
- mağara resmi
Tarih öncesi insanların mağara duvarlarına yaptıkları resim
- mağara sesi
Derin, boğuk ve korkmuş vurgulu ses
- mağaza
Büyük dükkân
- mağazacı
Mağazası olan veya mağaza işleten kimse
- mağazacılık
Mağazacı olma durumu
- mağdur
Haksızlığa uğramış (kimse); kıygın
- mağdur etmek
zarara uğratmak
- mağdur olmak
zarara uğramak
- mağduriyet yaşamak
mağdur olmak
- mağduriyet yaşatmak
mağdur etmek
- mağdurluk
Mağdur olma durumu, kıygınlık; mağduriyet
- mağfiret dilemek
bağışlanmayı istemek
- mağfiret etmek
Tanrı bağışlamak
- mağfur
Affolunmuş, bağışlanmış
- mağlup etmek
yenmek
- mağlup olmak
yenilmek (II)
- mağmum
Sıkıcı, kapanık (hava)
- Mağribî
Mağrip halkından olan kimse
- Mağrip
Afrika'nın Mısır dışındaki kuzey ülkeleri
- mağrur
Kurumlu (II), gururlu, kibirli, kendini beğenmiş
- mağrur olmak
kibirlenmek, gururlanmak, kendini beğenmek
- mağrurca
Gururlanarak, kibirlenerek, büyüklenerek; mağrurcasına, mağrurane
- mağruren
Affınıza sığınarak, güvenerek, itimat ederek
- mağrurlanma
Mağrurlanmak işi
- mağrurlanmak
Kurumlanmak(II), gururlanmak, kibirlenmek, kendini beğenmek
- mağrurluk
Mağrur olma durumu
- mağşuş
Hileli olan
- maş
Ana vatanı Hindistan olan, çoğunlukla Doğu ve Güneydoğu Asya’da yetiştirilen, küçük yeşil taneleri ile yemek yapılan bir bitki (Phaseolus aureus)
- maşa
Ateş veya kızgın bir şey tutmaya, korları karıştırmaya yarayan iki kollu metal araç
- maşa gibi
zayıf ve kuru (kimse)
- maşa gibi kullanmak
maşası olmak
- maşa kadar
çok küçük doğan (çocuk)
- maşa varken elini yakmak
bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak bir yol varken o yolu tutmamak
- maşa yapmak
maşa şeklindeki aletle saçları dalgalı, bukleli veya kıvırcık duruma getirmek
- maşacı
Maşa yapan veya satan kimse
- maşacılık
Maşacının işi veya mesleği
- maşala
Bağ ve bahçelerde kenarları set biçiminde birbirinden ayrılan, genellikle dikdörtgen toprak parçası
- maşalama
Maşalamak işi
- maşalamak
Maşa şeklindeki aletle saçları dalgalı, bukleli veya kıvırcık duruma getirmek; maşa yapmak
- maşalanma
Maşalanmak işi
- maşalanmak
Maşa ile tutturulmak
- maşallah
(ma:şalla:h) "Ne güzel, Allah nazardan saklasın" anlamlarında beğenme duyguları bildiren bir söz
- maşallahı var
bir kimsenin veya bir şeyin iyi bir durumu anlatılırken söylenen bir söz
- maşalı
Maşası olan
- maşalık
Başkasının pek de hoş olmayan, sakıncalı isteklerine, amaçlarına alet olma durumu
- maşalık etmek
başkalarının çıkarı, isteği ve amaçları doğrultusunda çalışmak
- maşası olmak
sakıncalı bir işte biri tarafından araç olarak kullanılmak
- maşatlık
Müslüman olmayanların, özellikle Yahudilerin mezarlığı
- maşer
İnsan topluluğu, toplum
- maşerî
Topluluğa ait olan, toplumu ilgilendiren
- maşlah
Tek parçalı ve kol yerine yarıkları olan, pelerine benzer bir tür kadın üstlüğü
- maşrapa
Metal, toprak, plastik vb.nden yapılmış, ağzı açık, kulplu, bardağa benzeyen, küçük kap
- maşuk
Sevilen, âşık olunan erkek
- maşuka
Sevilen, âşık olunan kadın
- Md
Mendelevyum elementinin simgesi
- me
Türk alfabesinin on altıncı harfinin adı, okunuşu
- meal
Arapçadan kelime kelime çevirmeksizin, asıl anlatılmak istenileni ifade ederek yapılan Kur’an çevirilerinin ortak adı
- mebni
Yapılmış, kurulmuş, bina olunmuş
- mebzuliyet
Çokluk, bolluk
- mecali (veya mecal) kalmamak
takati kalmamak, takatsizleşmek
- mecalsiz düşmek
güçsüzleşmek, takati kalmamak
- mecaz
Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz
- mecazen
Mecaz yoluyla, mecaz olarak
- mecazi
Mecazla ilgili, mecaz niteliğinde olan
- mecazi aşk
Dünyadaki kişi ve varlıklara duyulan güçlü sevgi ve bağlılık duygusu
- mecazlaşma
Mecazlaşmak durumu
- mecazlaşmak
Mecaz duruma gelmek
- mecazlı
Gerçek anlamından saptırılarak benzetmeli olarak kullanılmış (söz)
- mecazımürsel
Benzetme ilgisi bulunmaksızın, neden sonuç gibi türlü ilişkilerle bir sözcüğün başka bir sözcük yerinde kullanılması sanatı; ad aktarması
- mecbur
Herhangi bir konuda yükümlü, bir şeyi yapmak zorunda olan; eli mahkûm
- mecbur etmek
zorlamak
- mecbur kalmak (veya olmak)
herhangi bir şeyi yapmak zorunda bulunmak
- mecbur tutmak
zorlamak, yükümlü saymak, mecbur etmek
- mecburcu
Bazı iskambil oyunlarında oyuna kesin olarak katılması gereken kimse
- mecburculuk
Mecburcunun durumu
- mecburen
Kendi isteğinin dışında, zorla, kaçınılmaz, zorunlu olarak
- mecburi hizmet
Bursu veren kuruluşun hizmetinde zorunlu olarak belli bir süre çalışma
- mecburi istikamet
Gidilmesi gereken tek yön
- mecelle
Kitap, mecmua, risale vb. yayınlar
- mecidit
Uranyum ve kalsiyum hidratlı doğal sülfatı
- mecidiye
Osmanlı Devleti'nde 1840 yılında basılmış, 20 kuruş değerinde olan gümüş sikke
- mecidiyelik
Mecidiye değerinde olan
- Mecitözü
Çorum iline bağlı ilçelerden biri
- meclis
Bir konuyu konuşmak veya görüşmek için yapılan toplantı
- meclis araştırması
Belli bir konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinde bilgi edinmek için yapılan inceleme
- meclis kurmak
birkaç kişi konuşmak veya eğlenmek için toplanmak
- meclisara
Güzel konuşan, kendini toplantılarda konuşmasıyla sevdiren (kimse)
- mecmu
Bir araya getirilmiş, toplanmış
- mecmuacı
Dergi işleriyle uğraşan kimse
- mecmuacılık
Dergi işleriyle uğraşma
- mecnun
Sevdadan ötürü kendini kaybetmiş
- mecnun olmak
sevda sebebiyle kendini kaybetmek
- mecnunane
Çılgın gibi, çılgınca olan
- mecnunca
Çılgın bir biçimde, delice, deli gibi; mecnuncasına, mecnunane
- mecnunluk
Mecnun olma durumu
- mecra
Bir işin gidişi, bir olayın doğrultusu
- mecrası değişmek
bir iş, bir olay için gidişi, yönü, doğrultusu değişmek
- mecrasında gitmek
bir iş kurallarına uygun bir biçimde yürümek
- mecruh
İncinmiş olan (kimse)
- Mecus
Ateşe tapanların bağlı oldukları din
- Mecusi
Mecus dininden olan (kimse)
- Mecusilik
Mecusi olma durumu
- meczup
Aklını yitirmiş kimse
- medar
Dayanak, yardımcı
- medar olmak
yardımı, yararı dokunmak
- medarıiftihar
Övünülen, onur duyulan, iftihar edilen şey veya kimse
- medarımaişet
Geçimi sağlayacak koşul, iş
- medarımaişet motoru
Günlük geçim için kazanılan para
- meddah
Taklitler yaparak, hoş hikâyeler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı
- meddahlık
Meddahın yaptığı iş
- medeni
Kentlileşmiş, kırsallıktan kurtulmuş
- medeni hukuk
Şahıs, aile, eşya, miras ve borçlarla ilgili hukuk dalı
- medeni hâl
Evli olup olmama durumu
- medeni kanun
Şahıs, aile, eşya ve miras hukukuyla ilgili ilişkileri düzenleyen kanun
- medenici
Medeni hukuk dersini veren öğretim üyesi
- medeniyetsiz
Uygarlaşmamış
- medeniyetsizlik
Medeniyetsiz olma durumu
- medet
Yardım, imdat
- medet Allah!
zor durumda kalındığında söylenen bir söz
- medet etmek (veya eylemek veya kılmak)
yardım etmek
- medet ummak (veya beklemek)
birinden veya bir şeyden yardım beklemek
- medikal
Tıbba ait, tıpla ilgili
- medikososyal
Yükseköğretim kurumlarında personel ve öğrencilere sağlık hizmeti sunan birim
- medine dilencisi
Üstü başı perişan, kötü giyimli kimse
- Medine kurdu
İnsan ve birçok başka memelinin, deri altı katılgan dokusunda yaşayan sıcak ülkeler solucanı (Filaria medinensis)
- mediyasten
Göğsün, yanlardan akciğerler, önden göğüs kemiği, arkadan omurga ile sınırlanan orta bölgesi
- medlul
Gösterilen, işaret edilen
- medrese
İslam ülkelerinde, genellikle İslam dini kurallarına uygun bilimlerin okutulduğu yer
- medreseli
Medrese öğrencisi
- medreseye düşmek
içinden çıkılmaz boş tartışmaların konusu olmak
- medya grubu
Bir merkeze, bir ortaklığa bağlı olan basın yayın organlarının tümü
- medya maydanozu
Televizyonlarda sık sık programlara katılarak her konuda fikir beyan eden kimse
- medya maymunu
Medyada gerekli gereksiz, sık sık görünen kimse
- medya okuryazarlığı
Radyo, televizyon, gazete, dergi gibi elektronik veya yazılı basın organlarıyla video, sinema, reklam vb. görsel yayınlara ulaşma, bunları eleştirel olarak okuma, çözümleme, değerlendirme ve iletme yeteneği
- medya starı
Kitle iletişim araçlarında çok sık yer alan, görünen kimse
- medyacı
Medya görevlisi
- medyacılık
Medyacı olma durumu
- medyatik
İletişim araçlarına özgü, iletişim araçlarıyla ilgili
- medyatiklik
Medyatik olma durumu
- medyum
Ruhötesi iletişim kurma deneylerinde, ruhlarla insanlar arasında aracılık ettiğini ileri süren kimse
- medyumluk
Medyum olma durumu
- medyun olmak
kendini borçlu hissetmek
- medyunuşükran
Teşekkür borçlu
- medyunuşükran olmak
teşekkür borçlu olmak
- mefahir
Övünülecek şeyler, övünceler
- mefharet
Övünme, iftihar etme
- mefhumcu
Mefhumlara bağlı kalan kimse
- mefhumculuk
Mefhumcu olma durumu
- mefkûreci
Mefkûre sahibi olan
- mefkûrecilik
Mefkûre sahibi olma işi veya görevi
- mefkûresizlik
Mefkûre sahibi olmama durumu
- mefluç
Bozuk, düzgün olmayan
- mefret
Kocaman, iri, büyük
- mefruşat
Ev, iş yeri vb. yerleri döşemek için gereklihalı, kilim, koltuk vb. eşya; döşeme
- mefruşatçı
Mefruşat satan kimse
- mefruşatçılık
Mefruşatçının işi
- mefsuh
Feshedilmiş, kaldırılmış, dağıtılmış, bozulmuş
- meftun etmek
birini kendine bağlamak
- meftun olmak
tutulmak, gönül vermek, vurulmak
- meful
Yapılmış, işlenmiş
- megabayt
1024 (yaklaşık bin) kilobayttan oluşan bir belleğin veya verinin boyutunu ifade eden ölçü birimi
- megafon
Sesi yükseltip uzağa iletmeye yarayan koni biçiminde alet
- megahertz
Değeri bir milyon hertz olan frekans birimi
- megakent
Çok büyük, aşırı derecede büyümüş şehir; megapol
- megaloman
Megalomaniye tutulmuş olan kimse
- megapiksel
Bir milyon piksel değerindeki görüntü çözünürlük ölçüsü
- megaton
Bir milyon ton değerinde kütle birimi
- megatonluk
Herhangi bir megaton değerinde olan
- megavat
Bir milyon vat değerinde elektrik güç birimi
- megavatlık
Herhangi bir megavat değerinde olan
- mehabet
Büyük ve saygıdeğer kimselere duyulan saygı
- mehabetli
Büyük, ulu, yüce, gösterişli
- mehaz
Bir eser yazılırken başvurulan kaynak
- mehdi
Doğru yolda olan, hidayete ermiş olan
- mehil
Bir işin tamamlanması için tanınan ek süre; önel
- mehil müddeti
Önceden tanınan süre
- mehil vermek
süre tanımak
- mehle
Kasaplık hayvanların omuz başından çıkan külbastılık veya pastırmalık yumuşak et
- Mehmetçik
Türk askerine sevgi duygusu ile verilen ad
- mehtaba çıkmak
ay ışığında denizde gezip dolaşmak
- mehter
Mehter takımında görevli kimse
- mehter marşı
Mehter takımı tarafından okunan marş
- mehter müziği
Klasik Türk müziği makamları ile usullerinin kullanıldığı tek sesli bir müzik türü; mehter musikisi
- mehter takımı
Kös, nakkare, zil, zurna ve borulardan kurulan askerî mızıka takımı; mehter, mehteran bölüğü, mehterhane, nakkarhane
- mehter yürüyüşü
Mehter takımının mehter müziğinin ahengine uyarak ileri doğru attığı her üç adımdan sonra sağa ve sola selam vererek yaptığı yürüyüş
- mehteran
Mehterler
- mehterbaşı
Mehter takımının yetiştirilmesinden ve çalışmasından sorumlu kimse
- mehterhane
Bu takımın görev yaptığı yer
- mekanik
Kuvvetlerin maddeler ve hareketler üzerine etkisini inceleyen fizik dalı
- mekanik enerji
Mekanik bir sistemin parçalarında depolanan potansiyel ve kinetik enerjinin toplamı
- mekanikleştirici
Mekanikleştiricilik kuramını benimseyen
- mekanikleştiricilik
Makine insan ikilemini model alan maddeci kuram
- mekanikçi
Mekanikçiliğe ilişkin veya mekanikçilikten yana olan görüş, kimse vb
- mekanikçilik
Bütün fiziksel olayları, uzay ve uzayda yer değiştirmelerle açıklayan görüş; mekanizm, devimselcilik karşıtı
- mekanizasyon
Mekanik düzeni sağlama
- mekanize
Savaş ve taşıma gereçleriyle donatılmış (kıta veya birlik)
- mekanize birliği
Savaş ve ulaştırma araçlarıyla donatılmış birlik
- mekanizma
Organların işleyiş biçimi
- mekanizmalı
Mekanizması olan
- mekatronik
Makine, elektronik, yazılım ve kontrol mühendisliğine dayanan, çok disiplinli bir mühendislik dalı
- meke
Su kıyılarındaki böcekleri yiyerek yaşayan yaban ördeği
- mekik
El veya otomatik dokuma tezgâhlarında atkı veya argaç denilen ve enine olan iplikleri, uzunlamasına olan arışların arasından geçirmeye yarayan masuralı araç
- mekik atmak
mekiği arışlar arasından hızla geçirmek
- mekik diplomasisi
Bir sorunun çözümü için devletler arasında gerçekleştirilen, seri biçiminde yapılan diplomatik temaslar
- mekik dokumak
iki nokta veya durum arasında sürekli gidip gelmek
- mekik gibi
sürekli gidip gelen
- mekik oyası
Yaka, küpe, kolye vb. aksesuarlar ile çeşitli örtü ve dekoratif parçalar üretmek için mekik ile yapılan bir tür oya
- mekkâre
Osmanlı ordusunda taşıma işlerinde kullanılan at, deve, katır vb. hayvanlar
- mekkâreci
Yük hayvanı kiralayarak taşıma işi yapan kimse
- mekkârecilik
Mekkârecinin yaptığı iş
- meknuz
Gömülü, saklı
- mekruh
İslam dininde, dinî bakımdan kesin bir biçimde yasaklanmadığı hâlde yapılmaması istenen
- mekruhluk
Mekruh olma durumu
- meksefe
Otomobillerde kondansatör görevini yapan parça
- Meksika dalgası
Seyircilerin tribünde bir dalga görüntüsü verecek biçimde gruplar hâlinde ve birbiri ardınca hızla kollarını yukarıya doğru kaldırıp ayağa kalkmaları ve tekrar oturmaları biçiminde yaptıkları hareket
- Meksikalı
Meksika’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- mektebe başlatmak
eşya vb.ni elden çıkarmak, satmak
- mektebi asmak
derslere girmemek için keyfî olarak okula gitmemek, okulu asmak
- mektep görmemiş
okula gitmemiş
- mektep medrese görmüş
okumuş, öğrenim görmüş
- mektep çocuğu
Acemi, toy
- mektepli
Okulda yetişmiş olan, alaylı (I) karşıtı
- mektepli kahvesi
Çok şekerli kahve
- mekteplilik
Mektepli olma durumu
- mektepten çıkan eşek Marsıvan'dan çıkmaz
"öğrenim görmüş olsalar bile bazıları eğitilmemiş gibi davranabilirler" anlamında kullanılan bir söz
- mektepten çıkmak
mektebi bitirmek, mezun olmak
- mektubu dışından okumak
bir kimsenin içinden geçeni yüz çizgilerinden anlamak
- mektup
Bir şey haber vermek, sormak, istemek veya duyguları bildirmek için birine çoğunlukla posta yoluyla gönderilen, zarfa konulmuş yazılı kâğıt; name, varakpare
- mektup almak
yazılan mektup adrese gelip ele geçmek
- mektup atmak
mektubu postaya vermek
- mektuplaşma
Mektuplaşmak işi
- mektuplaşmak
Karşılıklı mektup yazmak ve göndermek
- mektupçu
Osmanlılarda, bir resmî dairenin yazı işlerini yönetmekle yükümlü yüksek görevli kişi
- mektupçuluk
Mektupçunun görevi
- mekân
Bulunulan yer
- mekân akustiği
İçinde bulunulan yerin ses düzeninin uyumu
- mekân grupları
Bir yeri dolduran ögeler
- mekân tutmak
bir yere yerleşmek
- mekâncı
Bir yeri kendisine mekân tutan kimse
- mekâncılık
Mekâncı olma durumu
- mekânsal
Mekâna ait
- mekânsallık
Mekânsal olma durumu
- mekânsız
Mekânı olmayan; lamekân
- melaike
Melekler
- melal
Üzüntü, hüzün, dert
- melal duymak
üzüntülü olmak, dertlenmek
- melamet
Halkın gözünde kendisini kötü tanıtarak insanların beğenme ve saygısı yerine hor görmesini isteyen, böylelikle nefsi öldürerek Allah’a yaklaşmayı esas alan tasavvuf anlayışı
- melamet hırkası
Her türlü gösteriş ve dünya kaygılarından uzak kalmayı öğütleyen Melamilerin kendilerini gizlemek için giydikleri varsayılan mecazi bir hırka
- Melami
Melamilik yanlısı olan kimse
- Melamilik
Her türlü gösteriş ve dünya kaygılarından uzak kalmayı öğütleyen Sünni tarikatı
- melamin
Mutfak eşyası yapımında, kâğıt ve dokuma sanayisinde kullanılan yapay reçinelerin üretiminde yer alan kimyasal bir madde
- melamin reçinesi
Melamin formaldehitten elde edilen ve özellikle fırın boyalarda kullanılan sentetik reçine türü
- melanet
Büyük kötülük, lanetlenecek iş veya davranış
- melanit
Doğal demir ve kalsiyum silikat
- melankolik
Hüzün veren, hüzün belirtisi olan
- melanurya
İzmaritgillerden, gümüş renkli, eti kılçıklı bir Akdeniz balığı (Sparus melanuiya)
- melas
Şeker üretiminde, billurlaşan şeker alındıktan sonra kalan şekerli posa
- melek
Tanrı ile insan arasında aracılık yaptığına ve nurdan yaratıldığına inanılan manevi varlık; ferişte
- melek gibi
sessiz, sakin
- melek otu
Maydanozgillerden, su kenarlarında yetişen, çiçekleri yeşilimtırak beyaz çok yıllık bir bitki (Angelica sylvestris)
- meleke
Tekrarlama sonucu kazanılan yatkınlık, alışkanlık
- melekût
Ruhlar ve melekler âlemi
- meleme
Melemek işi
- melemek
Koyun, kuzu veya keçi bağırmak
- meles
Beli çökük at
- meletme
Meletmek işi
- meletmek
Meleme işini yaptırmak
- melez
Değişik türden hayvan veya bitkiden üremiş (hayvan veya bitki); kırık (I), kırma, azma, hibrit, metis
- melezleme
Melezlemek işi
- melezlemek
İki ayrı türü çiftleştirip birleştirmek
- melezlenme
Melezlenmek işi
- melezlenmek
Melezleme işi yapılmak
- melezleşme
Melezleşmek işi, hibritleşme
- melezleşmek
Bir bitki başka bir bitki türünün çiçekleriyle döllenmek; hibritleşmek
- melezleştirme
Melezleştirmek işi
- melezleştirmek
Melez duruma getirmek
- melezlik
Melez olma durumu; kırmalık
- meleş
İki kuzulu koyun
- meleşme
Meleşmek işi
- meleşmek
Birlikte melemek
- melfuf
Sarılmış, bağlanmış, eklenmiş
- melfufen
Eklenmiş olarak
- melhuz
Mülahaza edilen, düşünülen
- melik
Selçuklu Devleti'nde, hanedana mensup olup sultan olmayan kişilere verilen ünvan
- melike
Kadın hükümdar
- Melikgazi
Kayseri iline bağlı ilçelerden biri
- melinit
Aslı pikrik asit olan patlayıcı bir madde
- melisa ruhu
Baygınlığa karşı iyi gelen oğul otu özü
- melodili
Melodisi olan
- melodisiz
Melodisi olmayan
- melodram
Yunan trajedilerinde koro başı ile bir oyuncu arasında geçen şarkılı diyalog
- melon
Yuvarlak ve bombeli (şapka)
- meltem
Yazın karadan denize doğru esen mevsim rüzgârı; briz
- melul
Boynu bükük, zavallı bir biçimde
- melul mahzun
Çok üzgün, sıkıntılı, ağlamaklı bir biçimde
- melul melul
Üzgün bir biçimde
- melun
Lanetlenmiş kimse
- melunca
Meluna yakışan, melun gibi
- melunluk
Melun olma durumu
- memalik
Memleketler
- memba
Bir şeyin ilk olarak ortaya çıktığı yer
- memba suyu
İçinde erimiş mineraller bulunan, içme suyu olarak veya tedavi amacıyla kullanılan su
- membran
Binalarda su ile temas eden bölgelerin yalıtılması amacıyla kullanılan ve ana malzemesi bitüm olan malzeme
- meme
Yavrularını emzirmek için, memelilerin göğsünde türlü biçim ve sayıda bulunan, meme başı denilen çıkıntıları olan organ; bicik, emcek, emcik, göğüs
- meme başı
Memenin ucundaki çıkıntı; bicik
- meme bezi
Memenin süt salgılayan dokusu
- meme emmek
çocuk veya memeli hayvan yavrusu annenin göğsündeki sütü çekerek içmek
- meme süngeri
Meme başının çevresindeki koyu renkli yuvarlak bölüm
- meme vermek
emzirmek
- meme yapmak
motorlu araçlarda platin elektrik akımını geçirmeyecek ölçüde oksitlenmek, işlevini yapmaz olmak
- memecik
Deri ve sümük doku üzerinde görülen küçük ve sivri çıkıntı
- memecik zeytini
Hem yağlık hem sofralık olarak üretilen bir tür zeytin; memecik
- memede olmak
küçük çocuklar henüz meme ile beslenmek
- memeden kesmek
küçük çocukları artık emzirmemek
- memeli
Memesi olan
- memeliler
Doğurarak üreyen, memeleri olan, sıcakkanlı, iki akciğerli, kalbinde dört boşluğu olan, vücutları genellikle tüylerle örtülü omurgalı hayvanlar sınıfı
- mememsi
Memeyi andıran, memeye benzeyen, meme gibi
- memesiz
Memesi olmayan
- memleket
Bir kimsenin doğup büyüdüğü yer, şehir; yurt
- memleket havası
İnsanın kendi memleketine ait türkü ve onun ezgisi
- memleketli
Aynı memleketten olan kimse; toprak, yerdeş, hemşehri
- memleketlilik
Memleketli olma durumu; hemşehrilik
- memleketsiz
Memleketi olmayan
- memleketsizlik
Memleketsiz olma durumu
- memleketçi
Memleketin her bakımdan yükselmesini, gelişmesini isteyen, bu yolda çaba harcayan kimse
- memleketçilik
Memleketçi olma durumu
- memnu meyve
Dokunulması, elde edilmesi yasaklanan şey
- memnu olmak
yasaklanmak
- memnun
Herhangi bir olaydan veya durumdan ötürü sevinç duyan, kıvançlı, mutlu
- memnun etmek
bir kimseyi sevindirmek, ona kıvanç vermek
- memnun olmak
sevinmek, sevinç duymak, kıvanmak
- memnunca
Memnun gibi, az çok memnun
- memnuniyet
Memnun olma, sevinç duyma, sevinme
- memnuniyetle
Kıvanç duyarak, kıvançla; memnunlukla
- memnuniyetsiz
Memnun olmayan
- memnuniyetsizlik
Memnun olmama durumu
- memnunluk
Kıvanma, kıvanç
- memul
Umulan, düşünülen
- memul etmek
beklemek, ummak
- memul olmak
umulmak, beklenilmek
- memur
Devlet hizmetinde aylıkla çalışan kimse; görevli, işyar
- memur etmek
görevlendirmek
- memur olmak
memur kadrosuna atanmak
- memure
Kadın memur
- memurin
Memurlar
- memurluk
Memur olma durumu; memuriyet
- men
Engel olma
- menafi
Yararlar
- menajer
Bir sporcunun veya sanatçının mesleki işlerini düzenleyen ve yöneten kimse
- menajerlik
Menajer olma durumu
- menakıp
Menkıbeler
- menakıpname
Menkıbeleri konu edinen eserlerin ortak adı
- mendebur
Sümsük (I), sünepe, pis, iğrenç
- mendeburluk
Mendebur olma durumu
- mendelevyum
Atom numarası 101, kütle numarası 256 olan, izotopu 1957'de yapay olarak elde edilmiş olan element (simgesi Md)
- Menderes
İzmir iline bağlı ilçelerden biri
- menderes
Akarsuların geniş tabanlı vadilerde S harfine benzeyen kıvrımı
- mendil
Burun ve ter silmekte, el ve yüz kurulamakta kullanılan küçük, kare biçiminde kumaş veya yumuşak, ince kâğıt
- mendil atmak
herhangi bir duyguyu, gizli bir mesajı haberleşilen insana çeşitli anlamları olan renkli mendille bildirmek
- mendil açmak
yere oturup önüne bir mendil sererek dilenmek
- mendil kadar
çok küçük (alan)
- mendil sallamak
birini uzaktan mendil sallayarak selamlamak veya uğurlamak
- mendilli
Mendili olan
- mendilsiz
Mendili olmayan
- mendirek
Kıyılarda dalgakıranla yapılmış liman
- menediliş
Menedilmek işi
- menedilme
Menedilmek işi
- menedilmek
Önüne geçilmek
- menediş
Menetmek işi
- menekşe
Menekşegillerden, bir veya çok yıllık otsu bir bitki (Viola tricolor)
- menekşe gözlü
Gözleri koyu lacivert renkte olan
- menekşe gülü
Tırmanıcı, küçük çiçekli bir gül (Rosa chinensis)
- menekşe rengi
Menekşe çiçeğinin mor rengi
- menekşegiller
Çiçekleri ayrı taç yapraklı iki çenekli bitkiler familyası
- Menemen
İzmir iline bağlı ilçelerden biri
- menemen
Yumurta, soğan, yeşilbiber ve domatesle yapılan bir yemek
- menenjit
Ateş, şiddetli baş ağrısı, kusma, sayıklama vb. belirtilerle ortaya çıkan, beyin zarlarının iltihaplanmasıyla oluşan bir hastalık
- menetme
Menetmek işi
- menetmek
Engel olmak
- meneviş
Terementi ağacının tohumu
- menevişleme
Demir çelik sanayisinde bir ısıl işlem sonucu istenilen sertlik ve tokluk seviyesine ulaşmak için düşük sıcaklıklarda uygulanan termal işlem
- menfaat elde etmek
faydalanmak, çıkar elde etmek
- menfaat görmek
faydalanmak, çıkar elde etmek
- menfaat gütmek
çıkarını ön planda tutmak
- menfaatine dokunmak
faydasını engellemek
- menfaatini ayaklar altına almak
kendi çıkarlarını göz ardı etmek
- menfez
Girecek veya geçecek yer, delik
- menfi
Her şeyi olumsuz ve kötü yanlarıyla ele alan
- Mengen
Bolu iline bağlı ilçelerden biri
- mengene
Onarma, işleme, düzeltme vb. işlemlerin uygulanacağı nesneyi sıkıştırıp istenildiği gibi tutturmaya yarayan bir tür alet
- mengene gibi
çok kuvvetli, güçlü kuvvetli
- menhiyat
Dinin yapılmasını yasakladığı şeyler
- meni
Erkeklerin cinsel organından salgılanan madde; er suyu, bel (III), atmık, dikel, sperm, sperma
- menisk
Bir yüzü içbükey, öbür yüzü dışbükey olan mercek
- menisküs
Diz eklemlerinde kemik arasındaki kıkırdak yapı
- menkul
Bir yerden bir yere taşınabilen (mal)
- menkul kıymetler
Senet, bono, tahvil, hisse senedi vb. taşınır değerler; kâğıt
- menkıbe
Din büyüklerinin veya tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikâye
- menolunma
Menolunmak işi
- menopoz
Kadınlarda gebe kalma ve doğurma yeteneğinin sona ermesi, âdetten kesilme; yaş dönümü, âdetgörmezlik
- menopoza girmek
âdetten kesilmek, doğurma özelliğini yitirmek, hayızdan nifastan kesilmek
- mensucat
Dokumalar
- mensup
Bir yerle veya bir kimseyle bağlantısı olan, ilişkili, -den olan, -e bağlı (kimse)
- mensup olmak
bir şey veya kimseyle bağıntısı olmak
- mensupluk
Bir yerle, bir kimseyle ilgili, ilişkili olma durumu; mensubiyet
- mensur şiir
Şiir yönü ağır basan düzyazı; şiirce
- Menteşe
Muğla iline bağlı ilçelerden biri
- menteşe
Kapı, pencere, mobilya kapakları vb. açılır kapanır şeylerde kullanılan, bir mille birbirine tutturulmuş, biri sabit, öbürü hareketli iki parçadan oluşmuş metal parça; reze
- mentol
Nane kokusu
- mentollü
İçinde mentol bulunan
- menus
Yabancılık çekmeyen, alışmış, alışık
- menzil
Yolculukta dinlenmek amacıyla durulan veya konaklanan yer; çalım
- menzil atmak
ok atma yarışlarında rekor kırmak
- menzil atı
Menzil beygiri
- menzil beygiri
Menzillerde haber getirip götüren ulakların kullanması için beslenen at; menzil atı
- menzil beygiri gibi koşmak
durup dinlenmeden çalışmak
- menzil dikmek
atılan ok ile kırılan rekorun yerini belirten taş dikmek
- menzil emini
Menzillerin sevk ve idaresinden sorumlu kimse; menzilci
- menzilci
Uzak yerlere menzil beygirleriyle giden posta tatarı
- menzile
Aşama, kerte, yükseklik derecesi
- menzile varmak
hedefe ulaşmak
- menü
Sofraya çıkarılacak yemeklerin hepsi
- Menşevik
Menşeviklik yanlısı olan kimse
- Menşeviklik
Rus sosyalizmi içinde Bolşevikliğe karşıt olarak gelişen akım
- menşur
Yayılmış, dağıtılmış, neşredilmiş
- mepsuten
Yayılmış, açılmış bir biçimde
- mera
Kullanılmayan boş arazi
- mera bitkileri
Meralarda kendiliğinden yetişen veya yetiştirilen, yem değeri olan veya olmayan tüm bitki türleri
- merak
Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek
- merak etme!
“kaygılanma, tasalanma” anlamında kullanılan bir söz
- merak etmek
anlamak veya öğrenmek istemek
- merak getirmek
kara sevdaya tutulmak
- merak olmak
anlamak veya öğrenmek isteği olmak
- merak sarmak (veya duymak veya salmak)
bir şeyi edinme, yapma veya onunla uğraşma isteğine kapılmak, bir şeye eğilim duymak
- meraka düşmek
meraklanmak
- meraka sokmak
meraklandırmak
- meraklandırma
Meraklandırmak işi
- meraklandırmak
Meraklanmasına yol açmak, kaygılandırmak, tasalandırmak
- meraklanma
Meraklanmak işi
- meraklanmak
Kaygılanmak, üzülmek, tasalanmak
- meraklanış
Meraklanmak işi
- meraklı
Her şeyi anlamak ve bilmek isteyen; araştırıcı, mütecessis
- meraklı Melahat
Kendisini ilgilendirsin veya ilgilendirmesin her konuda soru soran, çok dedikodu yapan kimse
- meraklılık
Meraklı olma durumu
- meraksız
Anlama, öğrenme isteğini duymayan
- meraksızca
Meraksız bir biçimde
- meraksızlık
Meraksız olma durumu
- merakta bırakmak (veya koymak)
kaygı içinde bırakmak
- merakta kalmak
kaygı içinde olmak
- merakta olmak
merak içinde bulunmak
- meraktan çatlamak (veya patlamak veya çıldırmak)
merakından çatlamak
- meraktan çatlatmak
çokça merak ettirmek
- meraktan ölmek
çok kaygılanmak
- merakına dokunmak
ilgisini çekmek
- merakına yenilmek
çok merak etmek
- merakından çatlamak
çok kaygılanmak
- merakını beslemek
ilgisini artırmak
- merakını gidermek
merakını ortadan kaldırmak
- merakını mucip olmak
merakına dokunmak
- merakını uyandırmak
merak etmesine sebep olmak, meraklandırmak
- merakını yenmek
öğrenme isteğini engellemek
- merakını çekmek (veya celbetmek)
ilgisini çekmek
- Meram
Konya iline bağlı ilçelerden biri
- meram (veya meramını) anlatmak
isteğini, derdini anlatmak
- meram etmek
üstüne düşmek, yapmak istemek
- meramın elinden bir şey kurtulmaz
"bir şey yapmaya azmeden ve ona dört elle sarılan kişi, kesinlikle başarıya ulaşır" anlamında kullanılan bir söz
- meraretli
Acı dolu, acılı olan
- merasim
Resmî işlerde yol yöntem, yol yordam
- merasim salonu
Törenlerin yapıldığı salon
- merasimli
Kurallara, törelere aşırı bağlı olan
- merasimsiz
Resmî davranıştan uzak, sade
- merbut
Bağlı, bağlanmış
- merbut olmak
bağlı bulunmak
- mercan
Tropik ve ılık denizlerde yaşayan, geniş resifler oluşturan, mercanlar sınıfının örneği olan, kırmızı kalker iskeletli hayvan; mercan balığı (Corallium rubrum)
- mercan adası
Su yüzüne kadar çıkan yuvarlak mercan resiflerinden oluşmuş ada; atol
- mercan otu
Karanfilgillerden, nemli yerlerde yetişen, yaprakları karşılıklı, çiçekleri beyaz, çok yıllık otsu bir bitki (Sagyna procumbens)
- mercan resifi
Yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığı 20 °C'nin üzerinde bulunan bölgelerde, kıtasal kenardaki adaların sığ sahillerinde, kalkerli bitkisel ve hayvansal organizmaların yığılımı
- mercan teknesi
Mercan avlamak için yapılan özel bir tekne türü
- mercan terliği
Ayak topuğunu kavrayan, arka bölümü olmayan, ökçesiz, genellikle kırmızı deriden terlik
- mercan tespih
Mercandan yapılan, değerli tespih
- mercan yeşili
Mercan renginde olan yeşil renk
- mercan yılanı
Kırmızı olan vücudunda halka biçiminde siyah lekeler bulunan bir Amerika yılanı (Elaps corallinus)
- mercanağacı
Fasulyegillerden, sıcak ülkelerde yetişen, çiçekleri parlak kırmızı, tırmanıcı bir süs bitkisi (Erythrina)
- mercancı
Mercan avlayan kimse
- mercaniğnesi
Soldan sağa ve köşelerde birer düğüm oluşturarak yapılan zikzak işleme
- mercanköşk
Ballıbabagillerden, küçük yapraklı, güzel kokulu bir saksı bitkisi; şile, yayla kekiği, merzengûş (Origanum majorana)
- mercanlar
Örnek hayvanı mercan olan, sölenterlerden bir sınıf (Anthozoa)
- mercanlı
İçinde mercan bulunduran
- mercek
İçinden geçen paralel ışınları düzenli bir biçimde birbirine yaklaştıran veya birbirinden uzaklaştıran, camdan veya ışık kırıcı herhangi bir maddeden yapılmış, genellikle küresel yüzeylerle sınırlanmış saydam cisim; adese, lens
- mercek altına almak
çok titizlikle ve etraflıca incelemek
- mercekli
Merceği olan
- merceksi
Merceği andıran, merceğe benzeyen, mercek gibi
- merci
Başvurulacak yer veya makam
- mercimek
Baklagillerden, beyaz çiçekli bir tarım bitkisi (Lens culinaris)
- mercimek kadar
çok küçük ve yuvarlak
- mercimek kemiği
Orta kulakta örs ve üzengi kemiği arasında bulunan küçük kemik
- mercimek köftesi
Kırmızı mercimeğin hafifçe pişirilmesinden sonra soğan, maydanoz, taze nane ve yeşil soğan karışımına katılıp iyice yoğrulması sonunda hazırlanan bir yemek türü
- mercimek pilavı
Yeşil mercimek, kıyma, ince bulgur ve tereyağıyla yapılan bir pilav türü
- mercimek çorbası
Ana malzemesi kırmızı, yeşil veya sarı mercimekten oluşan, soğan, un, tereyağı, et suyu, tuz, kırmızı veya karabiber ile hazırlanan çorba
- mercimeksi
Mercimeği andıran, mercimeğe benzeyen, mercimek gibi
- mercimeği fırına vermek
kadınla erkek gizlice aşk ilişkisi kurmak
- merdane
Erkeğe yakışan
- merdaneleme
Merdanelemek işi
- merdanelemek
Bir şeyin üzerinden merdane geçirmek
- merdikıpti
Kıpti halkından olan kimse
- merdiven
Bir yere çıkmaya veya bir yerden inmeye yarayan basamaklar dizisi; badal, basak
- merdiven altı
Katlar arasındaki merdivenlerin altında kalan boşluk
- merdiven altı üretim
Yasal olmayan yollarla yapılan üretim
- merdiven basamak basamak çıkılır
"en yüksek yere, yavaş yavaş yükselerek çıkılır" anlamında kullanılan bir söz
- merdiven boşluğu
Çok katlı evlerde bulunan merdivenlerin çevresindeki boşluk
- merdiven dayamak
ileri bir yaşa yaklaşmak
- merdiven korkuluğu
Merdivenlerin boşluk tarafındaki demir veya ahşap parmaklık; tırabzan
- merdiven sahanlığı
Merdiven boşluğu veya başı
- merdivenci
Yapılardaki merdivenleri yapan kimse
- merdivencilik
Merdivencinin yaptığı iş
- merdivenevi
Binalarda merdivenden yapılan duvarlarla çevrili kısım
- merdivenkovası
Dönerek çıkılan merdivenlerde yukarıdan aşağıya bakıldığında ortada görülen boşluk
- merdivenli
Merdiveni olan
- merdivensi
Merdiveni andıran, merdivene benzeyen, merdiven gibi; merdivenimsi
- merdümgiriz
İnsan içine karışmaktan hoşlanmayan, insanlardan kaçan (kimse); mizantrop
- merdümgirizlik
Merdümgiriz olma durumu
- merek
Samanlık, odunluk, hayvan yemi deposu veya ahır
- meres
Köpeğin yaşı
- meret
Sıkıntı veren, hoşlanılmayan şeyler veya kimseler için kullanılan sövgü sözü
- mergup
Sevilip aranan, istenilen, beğenilen, rağbet edilen
- merhaba
(me'rhaba:) "Geniş ve mamur yere geldiniz, rahat ediniz, günaydın, hoş geldiniz" anlamlarında bir esenleşme veya selamlaşma sözü
- merhaba etmek
hâl hatır sormak, görüşüp konuşmak
- merhaba siperi
Kalelerde kapının karşısındaki duvarda yer alan ve kapıdan giren düşmana ok atılan mazgal deliği
- merhaba çakmak
selamlamak
- merhabalaşma
Merhabalaşmak işi
- merhabalaşmak
Karşılıklı selam verip hâl hatır sormak
- merhabası olmak
esenleşecek kadar tanışıklığı, yakınlığı olmak
- merhabayı kesmek
biriyle ilgisini kesmek
- merhale
Bir yolcunun sekiz saatte gidebileceği mesafe
- merhamet
Bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma
- merhamet duymak
acıma veya şefkat duygusu uyanmak veya kabarmak
- merhamet etmek
acımak
- merhamete gelmek
sonradan acıma duygusuna kapılmak
- merhameten
Acıyarak, merhamet ederek
- merhametine sığınmak
bir kimsenin merhametine güvenerek ona yaklaşmak
- merhametli
Acıması olan, merhamet eden
- merhametlilik
Merhametli olma durumu
- merhametsiz
Acıması olmayan; katı yürekli, katı kalpli, taş yürekli, taş kalpli, kalpsiz
- merhametsiz olmak
merhamet etmemek, merhametsizleşmek
- merhametsizce
Merhamet etmeksizin, merhametsiz bir biçimde, acımadan; merhametsizcesine, kalpsizce
- merhametsizleşme
Merhametsizleşmek durumu
- merhametsizleşmek
Merhametsiz duruma gelmek, merhametsiz olmak
- merhametsizlik
Acımama durumu; katı yüreklilik, katı kalplilik, taş yüreklilik, taş kalplilik, kalpsizlik
- merhem
Deriye sürülerek kullanılan, içinde birçok etken madde bulunan, yumuşak ve koyu kıvamda, yağlı ilaç
- merhem olmak
bir derde çare olmak
- merhemleme
Merhemlemek işi
- merhemlemek
Merhem sürmek
- merhum
Ölmüş Müslüman erkek; rahmetli, rahmetlik
- merhum olmak
ölmek
- merhume
Ölmüş Müslüman kadın; rahmetli, rahmetlik
- merhun
Rehin edilmiş, rehin bırakılmış
- meridyen düzlemi
İki kutup arasındaki doğru ile o yerin çekül doğrultusunun belirttiği düzlem; öğlen, nısfınnehar
- meridyen çemberi
Meridyen düzleminin gök küreyle ara kesiti; öğlen çemberi
- merinos
Uzun, çok ince, beyaz ve bol tüylü yapağısından dokumacılıkta yararlanılan bir koyun cinsi; merinos koyunu (Ovis aries hispanica)
- meritokrasi
Kişilerin yetenek ve bireysel üstünlüğüne dayanan yönetim biçimi
- Meriç
Edirne iline bağlı ilçelerden biri
- merkantilist
Merkantilizm yanlısı olan kimse
- merkantilizm
Ülkenin refahını sahip olduğu altın, gümüş vb. değerli madenlere bağlayan, ülkedeki değerli maden yataklarının işletilmesine önem veren ve ihracatı artırıp ithalatı azaltmaya çalışan iktisat öğretisi
- merkat
Mezar, kabir
- merkez
Bir bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri
- merkez açı
Köşesi çemberin merkezinde bulunan açı
- merkez ilçe
İl merkezini oluşturan ilçe veya ilçelerden her biri
- merkez parti
Görüş açısından uç noktalarda olmayan siyasi kuruluş
- merkez valiliği
Merkez valisi olma durumu
- merkez valisi
Bir kararnameyle görev yaptığı ilden alınarak İçişleri Bakanlığı bünyesine verilen vali
- merkez üs
Bir faaliyet, hareket vb.nin tam ortası
- merkezce
Merkeze göre, merkez bakımından
- merkezcil
Merkeze doğru yaklaşan
- merkeze almak
önem vermek, diğerlerine göre öncelikli duruma getirmek
- merkeze alınmak
önem kazanmak, diğerlerine göre öncelikli duruma gelmek
- Merkezefendi
Denizli iline bağlı ilçelerden biri
- merkeziyetçi
Merkeziyetçilik yanlısı olan (kimse); merkezci, üniter
- merkeziyetçilik
Otoritenin ve işin tek bir merkezde toplanmasını amaçlayan görüş; merkeziyet, merkezcilik
- merkezkaç
Merkezden uzaklaşan; santrifüj
- merkezkaç kuvvet
Bir merkez çevresinde dönen bir cismi merkezden uzaklaştıran kuvvet, merkezcil kuvvetin tepkisi
- merkezkaçlama
Bir karışımın bileşenlerini merkezkaç kuvvetle ayırma işlemi
- merkezlenme
Merkezlenmek işi
- merkezlenmek
Aynı merkezde toplanmak; temerküz etmek
- merkezleşme
Merkezleşmek durumu
- merkezleşmek
Merkez durumuna gelmek
- merkezleştirme
Merkezleştirmek işi; merkezleme
- merkezleştirmek
Merkez durumuna getirmek; merkezlemek
- merkezî
Merkezde olan, merkezi oluşturan
- merkezî sinir sistemi
Beyin ve omurilikten oluşan, sinir sisteminin en büyük bölümü
- merkezî yönetim
Yönetme, denetleme ve işletme bakımından yetkinin bir yerde toplandığı yönetim tarzı; merkezî idare
- merkezî yıkama
Merkeze bağlı veya bir merkezden yönetilen temizlik sistemi
- merkezî ülke
Yönetim, denetim veya konum bakımından merkezde bulunan ülke
- merkezî ısıtma
Merkeze bağlı ortak ısıtma sistemi
- merkezîleşme
Merkezîleşmek işi
- merkezîleşmek
Merkez durumuna gelmek
- merkezîleştirme
Merkezîleştirmek işi
- merkezîleştirmek
Otoriteyi ve işi bir merkezde toplamak
- merkezîlik
Merkezî olma durumu
- merkum
Yazılmış
- merkûp
Üzerine binilmiş olan
- Merkür
Güneş sisteminin Güneş'e en yakın olan gezegeni; Utarit
- merlanos
Bir tür mezgit balığı (Merlangus communis)
- mermer
Bileşiminde %75'ten çok kalsiyum karbonat bulunan, genellikle beyaz, renkli ve damarlısı da olan, cilalanabilen, billurlaşmış kireç taşı
- mermer gibi
beyaz, parlak, sert, sağlam ve pürüzsüz
- mermer kireci
Mermerden yapılmış kireç
- mermerci
Mermer çıkaran, işleyen, satan, mermer vb. taşlardan yapılarda ıslak zemin işleri, mutfak döşemesi, eviye veya mezar taşları yapan kimse
- mermercilik
Cilalı yüzeyler elde etmek için sert taşları işleme sanayisi
- mermerleşme
Genellikle başkalaşma etkisiyle, kireç taşlarının yeniden billurlaşma sonucu mermere dönüşmesi
- mermerleşmek
Mermer durumuna dönüşmek
- mermerleştirme
Mermerleştirmek işi
- mermerleştirmek
Mermer durumuna getirmek
- mermerli
Mermeri olan
- mermerlik
Mermerle döşeli yer
- mermersi
Mermeri andıran, mermere benzeyen, mermer gibi; mermerimsi
- mermerşahi
Tülbent ile patiska arasında ince bir tür pamuklu kumaş
- mermi
Ateşli silahlarla atılan patlayıcı ve delici madde
- mermi çekirdeği
Ateşli silahlarda kovan içerisinde bulunan barutun yanması ile namludan hedefe giden metal parça
- merserize
Kimyasal bir yöntemle parlaklık verilmiş pamuk ipliği
- Mersin
Türkiye'nin Akdeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- mersin
Mersingillerden, Güney ve Batı Anadolu dağlarında yetişen, yaprakları yaz kış yeşil kalan, gıda ve parfüm sanayisinde ham madde olarak kullanılan, meyvesi murt adıyla bilinen, esansı çıkarılan, beyaz çiçekli, güzel kokulu bir ağaç; mersin ağacı, sazak (Myrtus communis)
- mersin balıkları
Mersin balığıgiller familyasını içine alan balıklar takımı
- mersin balığı
Mersin balığıgillerden, ılık denizlerde, göllerde yaşayan, tatlı sularda yumurtlayan, yumurtalarından havyar yapılan bir balık; kolan balığı (Acipenser sturio)
- mersin balığıgiller
Örneği mersin balığı olan, vücutları parlak pullarla veya kemik düğmeciklerle örtülü, çoğu yumurtlama zamanında ırmak ağızlarına gelen iğ biçiminde uzun balıklar familyası
- mersin morinası
Mersin balığıgillerden, Karadeniz, Hazar Denizi ve bu denizlere dökülen ırmaklarda yaşayan, yumurtasından havyar yapılan bir balık (Huso huso)
- mersingiller
İki çeneklilerden, mersin, karanfil, okaliptus gibi yaprakları almaşık, çiçekleri genellikle talkım durumunda bulunan, güzel kokulu bitkileri içine alan bir familya
- Mersinli
Mersin ilinden olan kimse
- Mersinlilik
Mersinli olma durumu
- mert
Sözünün eri, güvenilir (kimse); erkek
- mertek
Yapıda kullanılan dört köşe veya yuvarlak, kalınca ağaç; düver
- mertçe
Yiğide, erkeğe yakışan
- Meryem Ana kandili
Kilise, ev vb. yerlerde Meryem Ana ikonası önünde sürekli olarak yakılan kandil
- Meryem Ana kandili gibi
zayıf ve güçsüz yanan ışığa benzer biçimde
- meryem pelesengi
Kabuklarından aynı adla anılan bir reçine çıkarılan ve Antil Adaları'nda yetişen bir ağaç (Calophyilum calaba)
- Merzifon
Amasya iline bağlı ilçelerden biri
- mesabe
Derece, değer, rütbe
- mesabesinde
Yerinde, değerinde, hükmünde
- mesafe
İlişkilerde çok içten olmama durumu; resmiyet
- mesafe almak (veya katetmek)
bir konuda veya çalışmada önemli ölçüde ilerlemek
- mesafe bırakmak (veya koymak)
ilişkilerde samimi olmamak
- mesafeli
Arası olan, uzaklığı bulunan
- mesafelik
Herhangi bir uzaklıkta olan
- mesafelilik
Mesafeli olma durumu
- mesai
Çalışma, emek
- mesai saati
Çalışma saatleri, iş zamanı
- mesai yapmak
bir iş yerinde, yasal günlük iş süresi dışında ek bir ücretle fazla çalışmak
- mesail
Sorunlar
- mesaiye kalmak
mesai yapmak
- mesaj
Bir devlet büyüğünün, bir sorumlunun belirli bir olay veya durum dolayısıyla ilgililere gönderdiği bildiri
- mesaj atmak (veya çekmek)
cep telefonu veya genel ağ aracılığıyla ileti göndermek
- mesaj bırakmak
yazı veya sözle bilgi vermek
- mesaj vermek
duygu ve düşünceleri karşı tarafa dolaylı bir biçimde anlatmak
- mesajlaşma
Mesajlaşmak işi
- mesajlaşmak
Birine cep telefonu veya genel ağ aracılığıyla ileti göndermek
- mesamat
Gözenekler
- mesane pedi
İdrar kaçırma rahatsızlığı yaşayan kimselerin kullandığı ped
- mescit
Genellikle minaresiz, küçük cami
- mesel
Örnek alınacak söz
- mesel olmak
söz, cümle, dize vb. atasözü durumuna gelmek
- mesele
Güç iş
- mesele etmek
dert etmek
- mesele olmak
dert olmak
- mesele yapmak
önemsiz bir şeyi önemli bir sorun durumuna getirmek
- mesele yok!
"herhangi bir sıkıntı, güçlük yok!" anlamında kullanılan bir söz
- mesele çıkarmak
sorun çıkarmak
- meseleyi açmak
bir işi, bir sorunu çözmek için başkasına bahsetmek
- mesen
Sanat ve bilim adamlarını koruyan kimse
- mesh
Bir şeyi elle sıvazlama
- mesh etmek
abdest alırken ıslak eli başa ve meste sürmek
- Mesih
Hz. İsa'ya verilen adlardan biri
- mesire
Gezilecek, piknik yapılacak yer.
- mesirelik
Gezmeye elverişli yer, mesire yeri
- mesken tutmak
yerleşmek
- meskûkât
Sikkeler, metal paralar
- meskûn
İnsan oturan, şeneltilmiş (yer)
- meskûn kılmak
bir yeri şeneltmek
- meskût
Söylenmemiş
- meskût geçmek
söylemeden geçmek
- meskût kalmak
konuşulmamak
- meslek
Belli bir eğitim ile kazanılan, sistemli bilgi ve becerilere dayalı, insanlara yararlı mal üretmek, hizmet vermek ve karşılığında para kazanmak için yapılan, kuralları belirlenmiş iş
- meslek edinmek
bir işi meslek olarak yapacak bilgi ve beceriyi kazanmak
- meslek içi eğitim
Görevliye mesleğiyle ilgili olarak verilen kurs
- meslek yaşamı
Bir mesleği yaparken geçirilen süre
- meslek yüksekokulu
Ön lisans düzeyinde ara eleman yetiştiren yükseköğretim kurumu
- mesleki
Mesleğe ilişkin, meslekle ilgili olan; mesleksel
- mesleksiz
Mesleği olmayan, işsiz güçsüz (kimse)
- mesleksizlik
Mesleksiz olma durumu
- meslektaş
Aynı meslekten olanlardan her biri
- meslektaşlık
Meslektaş olma durumu
- mesleğinin eri (veya erbabı) olmak
işinin uzmanı veya ustası olmak
- mesmu
İşitilmiş, duyulmuş olan
- mesnet
Mevki, makam
- mesnetli
Dayanağı olan
- mesnetsiz
Dayanağı olmayan
- mesnetsiz atmak
dayanağı olmadan konuşmak
- mesnetsizlik
Mesnetsiz olma durumu
- mesnevi
Her beyti ayrı uyaklı bir divan edebiyatı nazım biçimi
- mest
Üzerine mesh edilebilen, kısa konçlu, hafif ve yumuşak bir ayakkabı türü
- mest etmek
kendinden geçirmek
- mest olmak
kendinden geçmek, çok mutlu olmak
- mestane
Sarhoş gibi, kendinden geçmişçesine
- mestçi
Mest yapan veya satan kimse
- mestçilik
Mest yapma veya satma işi
- Mesudiye
Ordu iline bağlı ilçelerden biri
- mesul olmak
sorumlu olmak
- mesul tutmak
sorumlu görmek
- mesuliyet almak
sorumluluk almak
- mesuliyet duymak
sorumlu hissetmek
- mesuliyetli
Sorumluluk gerektiren
- mesuliyetsiz
Sorumluluk gerektirmeyen
- mesut etmek
mutlu kılmak
- mesut olmak
mutlu olmak, onmak
- mesutça
Mesut bir biçimde, mesut olarak; mesudane
- met
Çelik çomak oyununda kullanılan değnek parçası
- meta
Mal, ticaret malı
- metabolizma
Canlı organizmada veya canlı hücrelerde hareketi, enerjiyi sağlamak için oluşan, biyolojik ve kimyasal değişimlerin bütünü, özümlemenin ve yadımlamanın toplamı
- metafizikçi
Metafizik ile uğraşan kimse
- metafizikçilik
Metafizikçinin işi veya mesleği
- metaforik
Metafor ile ilgili, metafora ait
- metal
Çok yüksek elektrik ve ısı iletkenliği, kendine özgü parlaklığı olan, oksijenli birleşimiyle çoğunlukla bazik oksitler veren madde; maden
- metal bilimi
Genellikle elementleri, özellikle metalleri saf olarak elde eden ve bunların işleme tekniğini belirleyen kimya endüstrisi kolu; metalürji
- metal bilimsel
Metal bilimi ile ilgili; metalürjik
- metal yatak
Yapımında metal kullanılan yatak
- metal yorulması
Metallerin molekül yapısında yük, direnç ve titreşim nedeniyle bozukluk oluşması
- metalik
Metal gibi parlak olan (renk)
- metalik boya
Bakır, alüminyum, bronz vb. metalik tozların eklenmesiyle parlak görünüş veren özel boya türü
- metalik renk
Parlak renk
- metalografi
Maden, alaşım ve maden filizlerinin yüzeylerini, kesitlerini ve billurlaşma özelliklerini mikroskopla inceleyerek çözümünü yapan bilim kolu
- metalsi
Metallerin fiziksel özelliklerini, metal olmayan ögelerin ise kimyasal özelliklerini taşıyan element; madensi, metaloit
- metamorfik
Başkalaşıma uğramış olan
- metan
Çürümekte olan karbonlu maddelerden çıkan, havada sarı bir alevle yanan, renksiz bir gaz; bataklık gazı (CH4)
- metanet göstermek
kötü bir duruma katlanmak, dayanmak
- metbu
Kendisine bağlanılan
- metelik
Çeyrek kuruş, on para değerinde demir para
- metelik etmez
"çok değersiz" anlamında kullanılan bir söz
- metelik vermemek
değer ve önem vermemek, umursamamak, aldırış etmemek
- meteliksiz
Parası olmadan
- meteliğe kurşun atmak
parası kalmamak, hiç parası olmamak
- meteor
Atmosfer içinde oluşan sıcaklık değişmeleri, rüzgâr, yıldırım, yağmur, dolu vb. olaylara verilen genel ad
- meteoroloji
Hava koşullarında meydana gelen değişmeleri, iklim türlerini araştırıp hava durumu tahminlerinde bulunan bilim dalı; hava bilgisi
- meteoroloji istasyonu
Hava kürede sık sık görülen değişiklikleri inceleyen ve ölçen gözlemevi
- meteorolojik
Meteoroloji ile ilgili olan
- methaldar
Bir işe karışmış olan, bir işte parmağı olan
- methali olmak
bir işe karışmış bulunmak, bir işte parmağı olmak
- methediş
Methetmek işi
- methetme
Methetmek işi
- methini işitmek (veya duymak)
ününden haberdar olmak
- methiye
Bir kimseyi veya bir şeyi övmek için yazılmış şiir
- methiye düzmek
övmek, övgü şiiri yazmak
- methüsena
Övme, ululama
- metil
Doymuş hidrokarbon kökleri serisinin ilk basamağı
- metilen
Metanın iki hidrojen atomunu yitirmesiyle türeyen bir kök (CH2)
- metilik
Metil özelliği taşıyan
- metin
Bir yazıyı biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan kelimelerin bütünü; tekst
- metin tamiri
Yapısı, dokusu, bütünlüğü bozulan eski bir metni çeşitli nüshalarından faydalanarak aslına en uygun duruma getirmek için yapılan onarım
- metinler arasılık
Bütüncül bir yapıya kavuşturulması amacıyla bir edebî metnin dokusuna hem edebiyat alanından hem de başka alanlardan metin parçalarının katılması
- metinsel
Metinle ilgili, metne ilişkin
- metneryum
Atom numarası 109, atom ağırlığı 268 olan, 25 °C'de katı olduğu, gümüş renginde veya gri renkte olduğu tahmin edilen yapay bir element (simgesi Mt)
- metot defteri
Sayfa boyutları 29,8x21 cm olan, spiralli veya spiralsiz, kareli, düz çizgili veya çizgisiz defter
- metraj
Metre olarak uzunluk
- metrajlı
Herhangi bir metre uzunluğunda olan
- metrdotel
Bir restoranda mesleğinin en üst seviyesine ulaşmış, müşteri karşısında patronu veya müdürü temsil eden, müşteriyle iyi ilişki kuran, servisleri sevk ve idare eden kimse
- metrdotellik
Metrdotelin mesleği ve yaptığı iş
- metre
Yer meridyen çemberinin kırk milyonda biri olarak kabul edilen, 100 cm'lik temel uzunluk ölçüsü birimi
- metre sistemi
Metre, metrekare, metreküp gibi kökü metreye dayanan ölçü sistemi; metrik sistem
- metrekare
Kenarı 1 metre olan bir karenin alanına eşit yüzey ölçüsü birimi
- metreküp
Kenarı 1 metre olan bir küpün hacmine eşit hacim ölçüsü birimi
- metrelerce
Mesafe olarak uzun olan
- metrelik
Uzunluğu herhangi bir metre olan
- metres
Evli bir erkekle nikâhsız yaşayan kadın; kapama, kapatma, mantinota, zamazingo, zamkinos
- metres tutmak
metresle yaşamak
- metreslik
Metres olma durumu
- metreslik etmek
bir erkekle metres olarak yaşamak
- metris
Askerin çarpışma sırasında korunması için yapılan toprak siper
- metro
Büyükşehirlerde semtler arasında işleyen, ulaşımı yerin altında sağlayan tren; yer altı treni
- metro hattı
Metro trenlerinin üzerinde hareket ettiği demir rayların döşendiği tahsisli yol
- metrobüs
Karayolunun ortasında kendisine ayrılan gidiş ve geliş olmak üzere iki şeritli yolda elektrik enerjisiyle çalışan, lastik tekerlekli, standart otobüslerden daha fazla yolcu kapasitesine sahip bir tür otobüs
- metroloji
Ağırlıklar ve ölçüler üstüne inceleme kitabı
- metrolojik
Metroloji ile ilgili
- metronom
Bir müzik parçasının hangi hızla çalınması gerektiğini gösteren alet
- metropolit
Ortodokslarda patrikten sonra gelen ve bir bölgenin din işlerine başkanlık eden din adamı
- metropoliten
Bir devletin veya bir ülkenin ana şehrine ilişkin
- metruk
Bırakılmış, terk edilmiş
- metruke
Bırakılmış, geriye kalmış
- metrukiyet
Bırakılma, terk edilme
- metrukât
Ölen birinin bıraktığı şeyler
- metîn olmak
dayanıklı ve sağlam olmak, metanetini yitirmemek
- mevali
Osmanlı Devleti'nde görev yapan yüksek dereceli ilim adamları
- mevcudat
Var olan şeyler, varlıklar
- mevcut
Var olan, bulunan
- mevcut olmak
var olmak, bulunmak
- mevcutluk
Mevcut olma durumu
- mevdu
Emanet edilmiş, verilmiş, bırakılmış
- mevduat
Belli bir süre sonunda veya istenildiğinde çekilmek üzere bankalara faizle yatırılan para; tevdiat
- mevhibe
Bağış, vergi, ihsan
- mevhum
Gerçekte olmayıp var sanılan, var diye düşünülen, kuruntuya dayanan
- mevki
Bazı ulaşım araçlarında yolculara veya tiyatro, sinema vb. yerlerde seyircilere sağlanan konfora ve bilet ücretlerine göre düzenlenmiş yer
- mevkidaş
Aynı mevkide olanlardan her biri
- mevkisi olmak
bir işte önemli bir makamda bulunmak
- mevkuf
Vakfedilmiş
- mevkufen
Tutuklu olarak
- mevkufluk
Mevkuf olma durumu
- mevla
Efendi, sahip, malik
- Mevla'sına kavuşmak
ölmek
- mevlasını bulmak
istediğini elde etmek
- Mevlevi
Mevlevilik tarikatına bağlı kimse
- Mevlevi pilavı
Kemiksiz koyun etinin hafifçe pişirilmesinden sonra nohut, kestane, havuç, soğan, yağ, fıstık ve pirinçle karıştırılıp kısık ateşte hazırlanan bir pilav türü
- Mevlevihane
Mevlevi tekkesi
- Mevlevilik
Mevlâna Celâlettin Rumi'nin görüşlerine dayanan ve oğlu tarafından kurulan tarikat
- mevlit
Hz. Muhammed'in doğumunu, hayatını anlatan mesnevi
- mevlit alayı
Hz. Muhammed’in doğum günü olan rebiyülevvel ayının on ikinci günü düzenlenen tören.
- Mevlit Gecesi
Hz. Muhammed’in doğum günü olan, kamerî aylardan Rebiyülevvel'in on ikinci gecesi
- Mevlit Kandili
Mevlit Gecesi kutlanan kandil
- mevlit şekeri
Mevlit okunduktan sonra dağıtılan, özel olarak yapılmış şeker
- mevlithan
Mevlit okuyan kimse
- mevlut
Yeni doğmuş çocuk
- Mevlâna şekeri
Konya’ya özgü, şeker, su ve limon tuzunun bakır kazanlarda 140 derecede kaynatılmasıyla çeşitli biçimlerde üretilen, beyaz renkli bir tür akide şekeri; peynir şekeri
- mevrut
Gelen, gelmiş
- mevsim
Yılın, güneşten ısı, ışık alma süresi ve dolayısıyla iklim şartları bakımından farklılık gösteren dört bölümünden her biri; sezon, sürem
- mevsimli mevsimsiz
Yersiz, gereksiz, zamansız
- mevsimlik
Bir mevsim için, bir mevsim süresince; mevsimsel, sezonluk
- mevsimlik işçi
Genellikle tütün, pamuk, çay veya fındık hasadında çalıştırılan geçici işçi
- mevsimlik işçilik
Mevsimlik işçi olma durumu
- mevsimsiz
Zamanı iyi seçilmemiş, uygun zamanı gelmeden olan veya yapılan
- mevsuf
Nitelenmiş, nitelikleriyle belirlenmiş
- mevta
Ölü, ölmüş kimse
- mevut
Vadolunmuş, söz verilmiş
- mevzi
Askerî birliğin savaş sırasında savunma tedbirleri alarak yerleştiği yer
- mevzi almak
mevzilenmek
- mevzii yağış
Belli bir bölgeye aniden yağan ve sele sebep olan yağış
- mevzilendirme
Mevzilendirmek işi
- mevzilendirmek
Mevzilenme işini yaptırmak
- mevzileniş
Mevzilenmek işi
- mevzilenme
Mevzilenmek işi
- mevzilenmek
Askerî birlik savaş sırasında savunma tedbirleri alarak bir bölgeye yerleşmek
- mevzuat
Bir ülkede yürürlükte olan yasa, tüzük, yönetmelik vb.nin bütünü
- mevzubahis
Adından söz edilen
- mevzun
Biçimli, düzgün, oranlı olan
- mevzuya girmek
asıl konuyu ele almak
- mey
Türk halk müziğinde kullanılan, ağzı yassı bir zurna türü
- meyan
Ara, orta
- meyan balı
Meyan kökünden elde edilen bir içecek türü
- meyan kökü
Fasulyegillerden, 30-60 santimetre yüksekliğinde, tüysü yapraklı, mavimsi, mor çiçekli, tatlı olan toprak altı bölümleri hekimlikte ve serinletici içeceklerin yapımında kullanılan, çok yıllık otsu bir bitki; meyan (I) (Glycyrrhiza glabra)
- meyancı
Aracı, aracılık eden kimse
- meyancılık
Aracılık eden kimsenin durumu
- meyancılık etmek
Aracılık etmek
- meyane
Çorba vb. yiyeceklere lezzet kazandırmak için un ve yağla yapılan sos
- meyanesi gelmek
helva vb. kıvamına gelmek
- meydan
Yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri
- meydan almak
gelişmek, yayılmak, geniş ölçüde olmak
- meydan açmak
sebep olmak
- meydan bulamamak
fırsat bulamamak
- meydan bırakmamak
fırsat vermemek
- meydan dayağı
Ceza olarak açıkta ve kalabalık içinde suçlulara atılan dayak
- meydan dayağı yemek
herkesin içinde iyice dövülmek
- meydan kalmamak
fırsat bulamamak
- meydan okumak
korkmadığını, çekinmediğini açıkça bildirmek, kavga veya yarışmaya çağırmak
- meydan saati
Halkın yararlanabilmesi için alanlara konulan büyük saat
- meydan savaşı
Bir savaşta, kesin sonuç almak için düşmana karşı bütün güçlerle yüklenilen ölüm kalım savaşı; meydan muharebesi
- meydan sazı
On iki teli olan, sesinin yüksekliği sebebiyle açık yerlerde çalınmaya uygun, halk ozanlarının kullandığı en büyük saz; divan sazı
- meydan vermemek
kötü bir durumun gerçekleşmesi için imkân veya zaman bırakmamak
- meydana atmak
ortaya çıkarmak
- meydana dökmek
hepsini sergilemek, ortaya dökmek
- meydana düşmek
bir iş yapmak için kendini ortaya atmak
- meydana gelmek
olmak, oluşmak
- meydana getirmek
olmasını sağlamak, oluşturmak
- meydana koymak
yapıp ortaya çıkarmak, göstermek
- meydana vurmak
belli etmek, ortaya çıkarmak
- meydana çıkarmak
açıklığa kavuşturmak, ortaya çıkarmak, belli etmek
- meydana çıkmak
ortaya çıkmak, görünmek
- meydancı
Avlu, bahçe vb. yerleri süpürüp temizleyen hizmetli
- meydancık
Küçük meydan
- meydancılık
Meydancı olma durumu
- meydanda
Ortada, ortalıkta olan
- meydanda bırakmak
açıkta, evsiz barksız bırakmak
- meydani
Beyaz veya renkli, yol yol ipek çözgülü dokunmuş kumaş
- meydanı (birine veya bir şeye) bırakmak
savunduğu şeyden vazgeçmek
- meydanı boş bulmak
kendisini engelleyecek kimse görmeyerek aşırı davranışlarda bulunmak
- meydanı dar etmek
birini çok sıkıntıya sokmak, her yönden sıkıştırmak
- meyhane
İçki satılan ve içilen eğlence yeri; harabat
- meyhane pilavı
Kıyma, soğan, biber ve domates kullanılarak bulgurdan yapılan bir pilav türü
- meyhane tavuğu
Katı yağ ile kavrulmuş soğan, domates, pirinç karışımının haşlanmış tavuk budunun üzerine dökülüp fırında pişirilmesiyle hazırlanan bir yemek türü
- meyhaneci
Meyhane işleten kimse
- meyhaneciden şahit istemişler, bozacıyı göstermiş
"uygunsuz iş yapan kimse, haklı olduğunu göstermek için kendisine benzeyen birini tanık gösterir" anlamında kullanılan bir söz
- meyhanecilik
Meyhane işletme işi
- meyhaneli
Meyhanesi olan
- meyhanesiz
Meyhanesi olmayan
- meyil
Eğiklik, eğim, akıntı
- meyil vermek
eğiklik sağlamak
- meyillenme
Meyillenmek işi
- meyilli
İlgili, gönül vermiş
- meyillilik
Meyilli olma durumu
- meyilsiz
Meyli olmayan
- meyilsizlik
Meyilsiz olma durumu
- meylediş
Meyletmek işi
- meyletme
Meyletmek işi; temayül
- meyletmek
Eğilmek; meyillenmek
- meylettirme
Meylettirmek işi
- meylettirmek
Meyletme işini yaptırmak
- meyli olmak
beğenmek, ilgisi olmak, hoşuna gitmek
- meymenetsiz
Suratsız, huysuz (kimse)
- meyus etmek
üzmek
- meyus olmak
üzgün ve umutsuz bir duruma düşmek
- meyusluk
Meyus olma durumu
- meyve
Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ; yemiş
- meyve almak
ürün elde etmek
- meyve ağacı
Meyve veren ağaç
- meyve bahçesi
İçinde meyve ağaçları olan bahçe
- meyve dışı
Meyvelerin derisi, dış kabuğu
- meyve ezmesi
Meyvelerin ezilmesi sonucu elde edilen yiyecek
- meyve içi
Meyvelerde, tohumların bulunduğu iç bölüm
- meyve kabuğu
Meyvenin dış yüzeyini kaplayan kalın tabaka
- meyve ortası
Yemişlerin meyve dışı ve meyve içi arasında bulunan sulu ve etli bölümü
- meyve reçeli
Meyveden yapılan şekerli tatlı
- meyve salatası
Çeşitli meyveler kesilip doğrandıktan sonra üzerine sade veya çeşitli soslar ilave edilerek hazırlanan yiyecek
- meyve sineği
Çift kanatlılardan, genellikle meyve bahçeleri, sebze alanları ve fermantasyon atıklarının etrafında görülen, parlak kırmızı gözlü, gövdesi alacalı renkte bir tür sinek (Drosophila species)
- meyve sineğigiller
Kanatlarında koyu renkli lekeler bulunan bir tür sinek familyası (Trypetidae)
- meyve suyu
Meyveden elde edilen su
- meyve sıkacağı
Meyveleri ezerek, öğüterek suyunu çıkarmaya yarayan, kol gücüyle veya elektrikle çalışan makine
- meyve veren ağaç taşlanır
"bilgili, hünerli, işinde başarılı olan kimseler kıskanılır, eleştirilir ve işlerini yapmaları zorlaştırılır" anlamında kullanılan bir söz
- meyve vermek
ürün vermek
- meyve yaprak
Çiçeğin döllenmeden sonra yemişi oluşturan yaprağı
- meyve şekeri
Balda ve birçok meyvede bulunan bir şeker türü; levüloz, fruktoz
- meyveci
Meyve yetiştiren veya satan kimse; yemişçi
- meyvecilik
Meyve yetiştirme işi
- meyvehoş
Kuru yemiş satılan yer
- meyvelendirme
Meyvelendirmek işi
- meyvelendirmek
Meyvelenme işini yaptırmak
- meyvelenme
Meyvelenmek işi
- meyvelenmek
Meyveli duruma gelmek, meyve vermek
- meyveli
Meyvesi olan, meyve veren; yemişli, meyvedar
- meyveli ağacı taşlarlar
meyve veren ağaç taşlanır
- meyvelik
Meyve ağacı dikili, belirli büyüklükte yer; yemişlik
- meyvemsi
Meyve gibi, meyveyi andıran
- meyvesiz
Meyve vermeyen
- meyvesizlik
Meyvesiz olma durumu
- meyveye durmak
meyve verecek duruma gelmek
- meyyallik
Meyyal olma durumu
- mezada çıkarmak (veya koymak)
açık artırma yoluyla bir malı satışa çıkarmak
- mezalim
Zulümler, haksızlıklar, kıyımlar
- mezamir
Düdükler
- mezar
Ölünün gömülü olduğu yer; çukur, kara toprak, kara yer, gömüt, kabir, sin (I), ebedî istirahatgâh, makber, metfen
- mezar kaçkını
Çok zayıflamış kimse
- mezar soygunculuğu
Mezar soyguncusunun yaptığı iş; kefen soyuculuk, nebbaşlık
- mezar soyguncusu
Ölüyle birlikte gömülen değerli eşyaları çalan kimse; ölü soyucu, kefen soyucu, nebbaş
- mezar taşı
Gömülen kişiye ait kimlik bilgileri, dua vb. yazıları kazınmış olarak üzerinde bulunduran ve mezarın baş ucuna dikilen taş; hece taşı
- mezar taşı ile övünülmez
"kişi geçmişteki atalarıyla değil ancak kendi değeri ile övünmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- mezarcı
Mezar kazan kimse
- mezarcılık
Mezar kazma işi
- mezardan çıkarmak
bir kimseyi ölümden kurtarmak
- mezarlık
Mezarların bulunduğu yer; kabristan, gömütlük, sinle, sinlik, tahtalıköy, mezaristan, bamyatarlası
- mezarını kazmak
birinin kötülüğünü istemek, kötü duruma düşürmek için uğraşmak
- mezat
Açık artırma ile satış
- mezat malı
Bayağı ve ucuz mal
- mezatçı
Arttırma ile satışı yönlendiren kimse
- mezatçılık
Mezatçının yaptığı iş
- mezbele
Aşağılık ve kötü durum
- mezcetme
Mezcetmek işi
- mezcetmek
Birbirine katmak, katıştırmak
- meze
İçki içilirken yenilen yiyecek
- mezeci
Meze satan kimse
- mezecilik
Meze yapıp satma işi
- mezelenme
Mezelenmek işi
- mezelenmek
Alay konusu olmak
- mezelik
Meze yapılmaya elverişli, meze olarak kullanılan
- mezgit
Mezgitgillerden, Avrupa ve Türkiye denizlerinde yaşayan, uzun vücutlu, büyük ağızlı, eti lezzetli bir balık; tavuk balığı (Gadus merlangus)
- mezgitgiller
Balıklar sınıfının kemikli balıklar takımına giren, genellikle tatlı sularda yaşayan bir familyası
- mezhebi geniş
Namus konusunda aşırı hoşgörülü davranan (kimse); geniş mezhepli
- mezhebi genişlik
Mezhebi geniş olma durumu; geniş mezheplilik
- mezhep
Bir dinin görüş, yorum ve anlayış ayrılıkları sebebiyle ortaya çıkan kollarından her biri
- mezhepsel
Mezheple ilgili; mezhebî
- mezhepçi
Mezhep yanlısı olan kimse
- mezhepçilik
Mezhepçi olma durumu
- Mezitli
Mersin iline bağlı ilçelerden biri
- meziyet
Bir kişiyi veya nesneyi benzerinden üstün gösteren nitelik
- meziyetli
Beğenilen, üstün nitelikleri bulunan
- meziyetlilik
Meziyetli olma durumu
- meziyetsiz
Beğenilmeyen, üstün nitelikleri bulunmayan
- meziyetsizlik
Meziyetsiz olma durumu
- mezkûr
Adı geçen, anılan, sözü edilen, zikredilen, zikrolunan
- mezmur
Makamla okunan Zebur suresi
- mezon
Elektrondan ağır, protondan hafif bir atom cisimciği
- mezosefal
Alnının ve kafatasının en geniş yerleri arasındaki oran orta derecede olan (kimse)
- mezozoik
Bu zamanla ilgili
- mezozom
Bakterinin üremesi sırasında bakteri zarından kıvrımlar yaparak meydana gelen mitokondri benzeri yapı
- mezra
Ekime elverişli, ekilecek tarla veya yer; ekenek
- mezun
Bir okulu bitirerek diploma almış (kimse)
- mezun olmak
okul, kurs vb.ni bitirmek
- mezuniyet
Okulu bitirme
- mezura
Terzilikte ölçü almak için kullanılan, genellikle 1,5 metre uzunluğunda şerit metre; mezür
- mezzo
Orta hızda
- mezzosoprano
Soprano ile kontralto arasında kadın sesi
- meç
Süngü gibi yalnız batırılarak yaralamaya yarayan, kısa, düz ve ensiz kılıç
- meç yapmak
saç aralarına, yoğunluk gözetilmeksizin sık veya seyrek olarak ve beyaza yakın açıklıkta renk uygulaması yapmak
- meç yaptırmak
Saç aralarına, yoğunluk gözetilmeksizin sık veya seyrek olarak ve beyaza yakın açıklıkta renk uygulaması yaptırmak
- meçhul
Bilinmeyen, bilinmedik
- meçhul çatı
Geçişsiz fiillere -l- veya -n- eki getirilerek kurulan, kim tarafından yapıldığı söylenmeyen fiil çatısı: Gürültüden durulmuyor. Bu söze gülünür
- meçhulat
Bilinmeyen, anlaşılmayan şeyler, meçhuller
- meğer
Önceden bilinmeyen, farkında olunmayan, sonradan anlaşılan bir durumu bildiren bir söz; meğerse, meğersem
- meğerki
İstek veya emir kipinde olan ve biri diğerini engelleyecek durumda bulunan iki cümleyi birbirine bağlayan bir söz
- meşakkat çekmek
güçlüklerle karşılaşmak
- meşakkate katlanmak
güçlüklere, sıkıntıya dayanmak, göğüs germek
- meşakkatsiz
Güç olmayan
- meşakkatsizlik
Meşakkatsiz olma durumu
- meşale
Ucunda alev çıkarabilen yanıcı bir madde bulunan, aydınlatmaya yarayan değnek; çırakma, çırakman, yanarca
- meşale çekmek
önderlik etmek, önayak olmak
- meşaleci
Ortalığı aydınlatmak için çıra vb. yakmakla görevli kimse
- meşalecilik
Meşalecinin yaptığı iş
- meşe
Kayıngillerden, yaz kış yapraklarını dökmeyen türleri de bulunan, kerestesi dayanıklı bir orman ağacı (Quercus)
- meşe kömürü
Meşenin yakılması ile elde edilen dayanıklı kömür
- meşe odunu
Meşe ağacından elde edilen dayanıklı odun
- meşelik
Meşe korusu veya meşe ormanı
- meşgul
Bir işle uğraşan, iş görmekte olan
- meşgul etmek
vaktini almak
- meşgul olmak
vaktini vermek, uğraşmak, oyalanmak
- meşguliyet
Meşgul olma, uğraşma durumu
- meşgullük
Meşgul olma durumu
- meşher
Teşhir yeri
- meşhet
Şehit düşülen yer
- meşhur olmak
ün kazanmak, tanınmak, ün almak, ünlenmek
- meşhut
Görülen, gözle görülmüş, tanık olunmuş
- meşin
İşlenmiş koyun derisi
- meşin gibi
kararmış ve sertleşmiş (insan derisi)
- meşin suratlı
Utanmaz, şerefsiz (kimse)
- meşin yuvarlak
Futbol topu
- meşk
Yazı veya müzikte alışmak ve öğrenmek için yapılan çalışma, el alıştırması
- meşk almak
ders almak
- meşk etmek
alışmak veya öğrenmek için çalışmak
- meşk vermek
ders vermek
- meşkûk
Şüphe uyandıran, şüpheli
- meşkûr
Beğenilmiş, övülmüş
- meşrep
Yaradılış, huy, karakter, mizaç
- meşru müdafaa
Bir saldırı karşısında kişinin kendisini koruması
- meşru sayılmak
geçerli bulunmak
- meşrubat
Soğuk olarak tüketilen gazoz, maden suyu, meyve suyu vb. alkolsüz içecek
- meşrubatçı
Meşrubat hazırlayan, üreten veya satan kimse
- meşrubatçılık
Meşrubatçının yaptığı iş
- meşruhat
Bir maddenin açıklanması için yazılanlar, açıklamalar
- meşruiyetçi
Meşruluğu savunan kimse; lejitimist
- meşrulaşabilme
Meşrulaşabilmek işi
- meşrulaşabilmek
Meşru duruma gelebilmek
- meşrulaşma
Meşrulaşmak işi
- meşrulaşmak
Meşru duruma gelmek
- meşrulaştırabilme
Meşrulaştırabilmek işi
- meşrulaştırabilmek
Meşrulaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- meşrulaştırma
Meşrulaştırmak işi
- meşrulaştırmak
Meşru duruma getirmek
- meşruluk
Geçerli olma durumu; meşruiyet
- meşruta
Bir kimseye, mirasçılara veya bir kuruluşa satılmamak şartı ile verilmiş mülk
- meşruten
Şarta bağlı olarak
- meşruti
Meşrutiyetle ilgili olan
- Meşrutiyet
Osmanlı Devleti'nde 1876 yılındaki Anayasa ile başlayan ve 1918 Mondros Mütarekesi'ne kadar süren, I. ve II. Meşrutiyet dönemi adlarıyla anılan süre
- meşrutiyet
Hükümdarlıkla yönetilen bir ülkede hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan hükûmet etme biçimi
- meşrutiyetçi
Meşrutiyet yanlısı olan
- meşrutiyetçilik
Meşrutiyetçi olma durumu
- meşveret
İki veya daha fazla kişinin birbiriyle fikir alışverişinde bulunması
- meşveret etmek
danışmak
- Mg
Magnezyum elementinin simgesi
- mi
Gam dizisinde re ile fa arasındaki ses ve bu sesi gösteren nota işareti
- mi paket
Kargo taşımacılığında manifesto torbası içinde taşınan, 3 kg’dan küçük paket
- miadı dolmak
bir şeyin kullanım süresi bitmek, eskimek
- miadı gelmek
zamanı gelmek
- miat
Bir şeyin yapılması için tanınan süre
- mibzer
Tohum ekme aleti
- mide
Omurgalılarda, sindirim sisteminin, yemek borusu ile onikiparmak bağırsağı arasında besinlerin sindirime hazır duruma getirildiği; omurgasız hayvanlarda ise sindirim kanalının bu bölgeye karşılık olan parçası; karın
- mide (veya midesini) bulandırmak
kusacak bir duruma getirmek
- mide ağzı
Yemek borusunun mideye açılan alt ucu
- mide fesadı
Çok ve çeşitli yemenin yol açtığı mide bozukluğu
- mide fesadına uğramak
çok ve çeşitli yiyecekler yemekten midesi bozulmak
- mide kapısı
Midenin onikiparmak bağırsağına açılan alt ucu
- mide spazmı
Mide duvarındaki düz kasların çeşitli sebeplerle kasılı kalması durumu
- mideci
Kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen (kimse)
- midecilik
Mideci olma durumu
- midesi almamak (veya kaldırmamak veya kabul etmemek veya götürmemek)
hastalık, tiksinme vb. sebeplerle bir şeyi yiyememek
- midesi bulanmak
kusacak gibi olmak
- midesi ekşimek (veya kaynamak veya yanmak)
yeni yenilmiş yiyeceklerden ötürü midede rahatsızlık duymak
- midesi ezilmek (veya kazınmak)
açlık duymak
- midesiz
Yenmeyecek şeyleri yiyen
- midevi
Mide ile ilgili olan
- mideye indirmek
yemek içmek
- mideye oturmak
yenilen şey sindirilmeyip mideye rahatsızlık vermek
- mideyi bastırmak
hafif şeyler yiyerek açlığını gidermek
- midi etek
Boyu diz kapağını örten veya diz kapağından üç dört santim kadar aşağı inebilen etek
- midibüs
Küçük otobüs
- midibüsçü
Midibüs alıp satan, işleten veya kullanan kimse
- midibüsçülük
Midibüsçünün yaptığı iş
- midilli
Normalden daha küçük boyda bir tür at
- Midyat
Mardin iline bağlı ilçelerden biri
- midye
Yassı solungaçlı, yumuşakçalardan, kabukları birbirine eşit, denizlerin kayalık yerlerinde kümeler durumunda yaşayan eti yenir bir hayvan (Mytilus)
- midyeci
Midye avlayan veya satan kimse
- midyecilik
Midyecinin işi
- midyelik
Yapay olarak midye üretilen yer
- migmatit
Tortul katmanlar arasına magma girmesiyle oluşan değişim kayacı
- Mihalgazi
Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri
- Mihalıççık
Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri
- Mihalıççık peyniri
Uzun ve büyük kalıplar hâlinde hazırlanan, çok tuzlu ve gözenekli sert bir peynir türü
- mihaniki
Düşünmeden, ölçülerek değil de yalnızca alışkanlığın verdiği kolaylıkla veya yalnız kasların hareketiyle yapılan (iş, hareket vb.)
- mihenge vurmak
ölçmek, denemek
- mihenk
Bir kimsenin veya bir nesnenin değerini, niteliğini anlamaya yarayan herhangi bir durum, olay vb
- mihenk taşı
Altın, gümüş vb. madenlerin ayarını anlamak için sürtüldükleri bir tür taş; mihenk, denek taşı
- mihman olmak
konuk olarak bulunmak
- mihnet çekmek
sıkıntılı bir duruma katlanmak, sıkıntı çekmek
- mihnetli
Sıkıntılı, eziyetli olan
- mihnetsiz
Sıkıntısız, eziyetsiz olan
- mihnetsiz aş, ya karın ağrıtır ya baş
gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır ya baş
- mihr
Müslüman bir erkeğin nikâh esnasında eşine vermeyi kabullendiği mal veya para
- mihrace
Hindistan'da racadan daha büyük hükümdarlara verilen ünvan
- mihrap
Cami, mescit vb. yerlerde Kâbe yönünü gösteren, duvarda bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili yer
- mihriban
Güler yüzlü, muhabbeti bol, sevgi dolu, candan dost olan (kimse)
- mihribanlık etmek (veya eylemek)
dostluk etmek, candan dost olmak
- mika
Püskürük ve başkalaşmış kayalar içinde bulunan, alüminyum silikat ile potasyumdan oluşmuş, yapraklar durumunda ayrılabilen, ateşe dayanıklı parlak bir mineral; evren pulu
- mikado
Japon imparatorlarına verilen ünvan
- mikalı
Yapımında mika maddesi kullanılan
- mikalı cam
Yapımında mika maddesi kullanılan, darbe aldığında tuz buz olup dağılmayan cam türü
- mikamsı
Mikayı andıran, mikaya benzeyen, mika gibi
- mikaşist
Küçük kuvars billurlarıyla mikadan oluşmuş, yaprak biçiminde başkalaşmış kaya
- mikolojik
Mantar bilimi ile ilgili
- mikoz
Mantarların neden olduğu hastalıklar
- mikro
Küçük, dar (I), makro karşıtı
- mikroamper
Amperin milyonda birine eşit akım şiddeti birimi
- mikrobik
Mikropla ilgili, mikroba dayalı
- mikrobiyolog
Mikrobiyoloji uzmanı
- mikrobiyoloji
Mikropları konu alan bilim dalı
- mikrobiyolojik
Mikrobiyoloji ile ilgili
- mikrocerrahi
Mikroskop altında çok özel araçlarla yapılan ameliyat
- mikrodalga
Boyları 1 milimetre ile 1 metre arasında değişen elektromanyetik dalga
- mikrodalga fırın
Elektromanyetik dalga ile yiyecekleri kısa sürede pişiren veya ısıtan fırın
- mikroekonomi
Ekonomik etkinlikleri ve hesapların kapsayabileceği nicelikleri inceleyen ekonomi dalı
- mikroekonomik
Mikroekonomi ile ilgili olan
- mikrofilm
Herhangi bir belge, yayın vb.ni küçük sinema filmi gibi bir şerit üzerine çeken, özel bir fotoğraf makinesiyle elde edilmiş film
- mikrofiş
Herhangi bir yayının küçültülerek üzerine aktarıldığı, genellikle 9x12,5 cm boyutunda düz film
- mikrofon
Elektrik akımı etkisiyle sesi uzakta bulunan alıcıya ulaştıran araç
- mikrofona koymak
hikâye, roman, oyun vb. eserleri radyo için elverişli duruma getirip yayımlamak
- mikrofoncu
Ses kaynağının yer değiştirmesine göre mikrofonu yöneten kimse
- mikrofonik
Mikrofona uygun olan
- mikroklima
Dar iklim bölgesi
- mikrokok
Nokta biçimdeki mikroplara verilen genel ad
- mikrokozmos
Uzayda dünya ve insanın durumu
- mikrolit
Bazı taşların yapısında bulunan, prizma biçiminde ve mikroskopla görülebilen billurlar
- mikrometre
Büyük ölçüde büyütme gücü olan teleskop, mikroskop vb. optik aletlerle incelenen nesnelerin oylumlarını ölçmede kullanılan alet
- mikron
Bir metrenin milyonda biri, milimetrenin binde biri; mikrometre
- mikroorganizma
Mikroskopla görülebilen organizma
- mikrop
Mikroskopla görülebilen, çürümeye, mayalanmaya ve hastalıklara yol açan bir hücreli canlı; intan
- mikroplanma
Mikroplanmak işi
- mikroplanmak
Mikroplu duruma gelmek
- mikroplaşma
Mikroplaşmak işi
- mikroplaşmak
Mikrop duruma gelmek
- mikroplu
Mikrop içeren, mikropla bulaşan; intani, mikrobik
- mikropluk
Yaramazlık, kötülük, fesatlık
- mikropsuz
Mikrop içermeyen, mikroptan arındırılmış olan
- mikropsuzlaştırma
Mikropsuzlaştırmak işi; sterilleştirme
- mikropsuzlaştırmak
Mikroplardan arındırmak; sterilleştirmek
- mikropsuzluk
Mikropsuz olma durumu
- mikrosefal
Yetersiz gelişme sonunda beyni ve kafatası küçük olan (kimse)
- mikrosinema
Mikroskopla görülebilecek nesnelerin görüntülerini tespit etmekle uğraşan sinema kolu
- mikroskobik
Mikroskopla görülebilecek kadar küçük olan
- mikroskop
Bir mercek düzeneği yardımıyla küçük nesneleri büyütüp daha belirgin duruma getirmeye veya çıplak gözle görülmeyenleri göstermeye yarayan alet
- mikroskop altına koymak (veya almak)
en ince noktasına kadar araştırmak, didik didik edip incelemek
- mikroteknoloji
1-100 mikron boyutundaki yapıların farklı alanlarda belirli bir amaca hizmet etmesi için tasarlanarak kullanıldığı bilim dalı
- mikroteknolojik
Mikroteknoloji ile ilgili
- mikser
İki veya daha çok giriş kanalı bulunan, bu kanallara girilen ses sinyallerini karıştırarak tek sinyal olarak çıkış veren ses kayıt cihazı
- mikserlik
Mikser olma durumu
- mikserlik etmek
dedikodu, fitne üreterek ortalığı karıştırmak
- miktar
Çok az
- mikyas
Bir şeyi ölçmeye yarayan alet
- mikyaslı
Ölçeği veya ölçüsü olan
- mikyassız
Ölçeği veya ölçüsü olmayan
- Mikâil
Allah tarafından insanların rızkını dağıtmakla ve doğa olaylarının gerçekleşmesini sağlamakla görevlendirilen melek
- mil
Selin sürükleyip getirdiği çok küçük taneli çamurlaşmış kum ve toprak karışımı
- mil yapmak
yol yapmak
- miladi
Milada dayanan, milatla ilgili olan
- miladi takvim
Hz. İsa'nın doğumunu başlangıç olarak alan takvim
- miladi tarih
Miladi takvimin belirttiği tarih
- milat
Hz. İsa'nın doğduğu gün
- milattan sonra
Miladi zaman başlangıcından bu yana sayılan yıllara göre belirtilen tarih; badelmilat
- milattan önce
Miladi zaman başlangıcından geriye doğru sayılan yıllara göre belirtilen tarih; kablelmilat
- mildiyu
En çok bağlarda görülen, peronospora cinsinden, emeçlerini bitkilerin yapraklarına salarak yaşayan asalak bir mantarın oluşturduğu hastalık
- milel
Milletler
- milföy hamuru
Çeşitli pastaların yapımında kullanılan, ince açılmış, yağlı bir hamur türü; milföy
- milibar
Bir barın binde biri değerinde atmosfer basıncı ölçü birimi
- miligram
Bir gramın binde birine eşit ağırlık ölçüsü birimi (mgr)
- mililitre
Bir litrenin binde birine eşit hacim ölçüsü birimi (ml)
- mililitrelik
Belli bir mililitre hacminde olan
- milim
En küçük veya en az miktarda
- milim milim
En ince ölçümlerle
- milim oynamamak
ölçüsüne tam olarak uygun düşmek
- milim şaşmamak
tam denk düşmek
- milimetre
Bir metrenin binde biri uzunluğunda bir ölçü birimi; milim
- milimetrelik
Belli bir milimetre uzunluğunda olan
- milimetrik
Milimetre ile ilgili olan
- milimikron
Bir mikronun binde biri (m)
- milis
Savaş sırasında orduya yardımcı olarak toplanan silahlı halk gücü
- militan
Bir düşüncenin, bir görüşün başarı kazanması için savaşan, mücadele eden kimse
- militanlaşma
Militanlaşmak durumu
- militanlaşmak
Militan olmak, militan durumuna girmek
- militanlaştırma
Militanlaştırmak işi
- militanlaştırmak
Militan durumuna getirmek
- militanlık
Militan olma durumu
- militarist
Militarizm yanlısı olan kimse
- militarizm
Bir ülkede ordu gücünün aşırı derecede ağır basması
- millenme
Millenmek işi
- millenmek
Akarsuyun getirdiği kumlu, çamurlu toprak, bir yere yığılmak
- millet
Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu; ulus, budun
- millet meclisi
Milletvekillerinin oluşturduğu kurul
- milletin ağzı torba değil ki büzesin (veya dikesin)
"başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız" anlamında kullanılan bir söz
- milletleşebilme
Milletleşebilmek durumu; uluslaşabilme
- milletleşebilmek
Milletleşme ihtimali veya imkânı bulunmak; uluslaşabilmek
- milletleşme
Milletleşmek durumu; uluslaşma
- milletleşmek
Millet durumuna gelmek; uluslaşmak
- milletleştirme
Millet durumuna getirme; uluslaştırma
- milletleştirmek
Millet durumuna getirmek; uluslaştırmak
- milletsever
Milletini seven (kimse); ulussever
- milletseverlik
Milletsever olma durumu; ulusseverlik
- milletsiz
Milleti olmayan; ulussuz
- milletsizlik
Milletsiz olma durumu; ulussuzluk
- millettaş
Aynı milletten olanlardan her biri; ulustaş
- millettaşlık
Millettaş olma durumu; ulustaşlık
- milletvekili
Anayasa'ya göre millet meclisine seçimle giren millet temsilcisi; saylav, mebus, vekil, parlamenter
- milletvekilliği
Milletvekilinin görevi; mebusluk, parlamenterlik
- milletçe
Millet tarafından, millete göre, millet olarak; ulusça
- milli
Mil içeren
- milliyet
Bağlı bulunulan millet
- milliyetsiz
Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma duygusunu taşımayan (kimse)
- milliyetsizlik
Milliyetsiz olma durumu
- milliyetçi
Milliyet ilkesini benimseyen; ulusçu, ulusalcı, milliyetsever, milliyetperver, nasyonalist
- milliyetçilik
Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı; ulusçuluk, ulusalcılık, milliyetseverlik, milliyetperverlik, nasyonalizm
- millî
Milletle ilgili; ulusal
- millî değer
Bir ulusun kendine özgü saydığı ve sahip olmakla övündüğü toplumsal ve kültürel ögelerin bütünü; ulusal değer
- millî dil
Bilinen bir tarihten beri bir ulusun bireyleri arasında kullandıkları iletişim aracı; ulusal dil
- millî ekonomi
Bir milletin kendine özgü ekonomi siyaseti; ulusal ekonomi, millî iktisat
- millî eğitim
Bir milletin kendine özgü eğitim sistemi; ulusal eğitim
- millî gelir
Bir yıllık toplumsal üretimde, üretim araçları için harcananların düşülmesinden sonra kalan bölüm; ulusal gelir
- millî güvenlik
Devletin her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması; ulusal güvenlik
- millî hakem
Belli sınavlarda başarı göstererek ulusal karşılaşmalarda görev alan hakem; ulusal hakem
- millî irade
Milletçe kullanılan ve hiçbir gücün etkileyemeyeceği kuvvet; ulusal irade
- millî kimlik
Bir milletin kendine özgü düşünüş ve yaşayış biçimi, dil, töre ve gelenekleri, toplumsal değer yargıları ve kuralları ile oluşan özellikler bütünü; ulusal kimlik, millî hüviyet
- millî marş
Ülkelerin bağımsızlık simgelerinden olan, resmî makamlarca onaylanmış, çeşitli etkinliklerde seslendirilen marş; ulusal marş
- Millî Mücadele
I. Dünya Savaşı sonunda düşman işgaline karşı Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla tam bağımsızlık amacına yönelik olarak başlatılan, işgalcilerin ve iş birlikçilerinin yenilgisi sonrasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve Lozan Antlaşması ile sonuçlanan askerî ve siyasi dönem
- millî mücadele
Bağımsızlık için yapılan savaş veya bu savaş süresi
- millî oyuncu
Uluslararası yarışmalarda bir ülkeyi temsil eden futbol, basketbol, voleybol vb. millî takım sporcularından her biri
- millî park
Bir bölgedeki doğal bitki örtüsünü ve orada yaşayan hayvanları veya üzerinde bulunan tarihî yapıları korumak amacıyla devlet tarafından koruma altına alınmış bölge; ulusal park
- millî savunma
Bir milletin kendine özgü savunma yöntemi; ulusal savunma, millî müdafaa
- millî sporcu
Uluslararası yarışmalarda bir ülkeyi temsil eden yüzme, boks, güreş, atletizm vb. millî takım sporcularından her biri
- millî takım
Uluslararası yarışmalarda bir ülkeyi temsil etmek için bir araya gelmiş sporcular grubu; ulusal takım
- millî varlık
Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik, bilimsel değerler ile yer altı ve yer üstü zenginliklerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü; ulusal varlık
- millîci
Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara hükûmeti yanlısı
- millîcilik
Millîci olma durumu
- millîleşme
Millîleşmek işi; ulusallaşma
- millîleşmek
Millî nitelik kazanmak; ulusallaşmak
- millîleştirilme
Millîleştirilmek işi; ulusallaştırılma
- millîleştirilmek
Millî duruma getirilmek; ulusallaştırılmak
- millîleştirme
Millîleştirmek işi; ulusallaştırma
- millîleştirmek
Millî bir nitelik vermek; ulusallaştırmak
- millîlik
Millete özgü olma; ulusallık, milliyet
- milsiz
Mil içermeyen
- milyar
Milyon kere bin, bin milyon, 1.000.000.000
- milyarder
Bir veya daha çok milyarı olan kimse
- milyarderlik
Milyarder olma durumu
- milyarlarca
Pek çok, çok sayıda
- milyarlık
Niceliği milyarla ölçülen
- milyem
Alaşım içindeki altın miktarını binde oranı ile ifade eden ölçü birimi
- milyon
Bin kere bin, 1.000.000
- milyon kere
Pek çok, tekrar tekrar, çok kez, defalarca
- milyoner
Bir veya daha çok milyonu olan kimse
- milyonerlik
Milyoner olma durumu
- milyonlarca
Pek çok, çok sayıda
- milyonluk
Niceliği milyonla ölçülen
- Milâs
Muğla iline bağlı ilçelerden biri
- mim
Arap alfabesinin yirmi dördüncü harfinin adı
- mim koymak (veya yapıştırmak)
unutulmaması için işaret koymak
- mimar
Yapıları belirli ölçü ve kurallara göre tasarlayan kimse
- mimarbaşı
Osmanlı sarayında, resmî yapıların onarım ve yapım işleriyle uğraşan mimarların başı
- mimari
Mimarlıkla ilgili, mimarlığa ilişkin
- mimarisiz
Mimarlığa uygun olarak yapılmayan (kaba yapı)
- mimarlık
Mimar olma durumu, mimarın işi ve mesleği
- mimik
Yüz, el, kol hareketleriyle düşünceyi anlatma sanatı
- mimleme
Mimlemek işi
- mimlemek
Birini, hoşa gitmeyen veya iyi olmayan bir davranışı dolayısıyla hakkında iyi düşünülmeyenler arasına koymak
- mimlenme
Mimlenmek işi
- mimlenmek
Mimlemek işine konu olmak
- mimli
Genellikle davranışlarından kuşku duyulan, kötü olarak bilinen, mimlenmiş
- mimoza
Baklagillerden, çiçekleri sarı, bazı türleri beyaz veya menekşe renginde, yaprakları akasya yaprağına benzeyen bir süs bitkisi; gümüşi akasya (Mimosa)
- minare
Camilerde müezzinin ezan okuduğu, sela verdiği, şerefesi olan, çoğunlukla taştan, yüksek ve ince yapı
- minare boyu
Aşağı yukarı 10-20 metre arasında olan yükseklik
- minare de doğru ama içi eğri
"doğru görünen nice kişiler vardır ki içyüzlerini bilenlerden nasıl düzenbaz oldukları öğrenilir" anlamında kullanılan bir söz
- minare gibi
çok uzun
- minare kırması
Çok uzun boylu (kimse)
- minareci
Minare yapan usta
- minarecik
Küçük minare
- minarecilik
Minarecinin yaptığı iş
- minaregölgesi
Elde edilmesi imkânsız nesne
- minareli
Minaresi olan
- minaresiz
Minaresi olmayan
- minaresizlik
Minaresiz olma durumu
- minareyi yaptırmayan yerden bitmiş sanır
"önemli iş yapmamış olanlar, yapılmış önemli işleri kendiliğinden oluvermiş sanırlar" anlamında kullanılan bir söz
- minareyi çalan kılıfını hazırlar
"kolay kolay gizlenemeyecek kadar büyük bir yolsuzluğu yapan kimse, sorumluluktan kurtulma yollarını önceden düşünür" anlamında kullanılan bir söz
- minber
Camilerde hutbe okunan merdivenli, yüksekçe yer
- minder
İçi yumuşak bir malzeme ile doldurularak dikilen, oturmaya, yaslanmaya yarar şilte
- minder altı etmek
bir işi isteyerek, bilerek ve haksız olarak yürütmemek, örtbas etmek
- minder dışına atmak
ortadan kaldırmak, silmek, kovmak
- minder çürütmek
işsiz, güçsüz oturmak
- minderden kaçmak
güreşte oyuna katılmamak
- minderli
Minderi olan
- mindersiz
Minderi olmayan
- mine
Metal eşya üzerine vurulan renkli cam katmanı
- mine çiçeği
Mine çiçeğigillerden, yaprakları karşılıklı ve oymalı, çiçekleri başak durumunda alacalı, mavi veya menekşe renginde, sapı dört köşeli olan güzel kokulu bir bitki (Verbena)
- mine çiçeğigiller
Bitişik taç yapraklı iki çeneklilerden, mine çiçeği vb. türleri içine alan bir bitki familyası
- mineci
Mine işi yapan kimse
- minecilik
Minecinin yaptığı iş
- mineleme
Minelemek işi
- minelemek
Mine ile süslemek
- mineli
Mine ile süslenmiş
- mineral
Normal sıcaklıkta doğada katı durumda birtakım maddelerle karışık veya birleşik olarak bulunan veya kimyasal yollarla elde edilen inorganik madde
- mineral bilimci
Mineral bilimi ile uğraşan kimse; minerolog
- mineral bilimi
Mineral ve billurlarla, onların fiziksel ve kimyasal özelliklerini inceleyen bilim; maden bilimi, mineroloji
- mineral bilimsel
Mineral bilimi ile ilgili; minerolojik
- mineralleştirici
Bir madenle birleşerek onu mineral duruma dönüştüren madde
- mineralleştirme
Mineralleştirmek işi
- mineralleştirmek
Bir metali mineral duruma getirmek
- mineralli
İçinde mineral bulunan
- mineralsiz
İçinde mineral bulunmayan
- minesiz
Minesi olmayan
- mini
Çok küçük veya kısa
- mini etek
Boyu diz kapağından yukarıda olan, çeşitli kısalıkta etek
- minibüs
10-17 kişilik oturma kapasitesi olan küçük otobüs
- minibüsçü
Minibüsü olan, minibüs alıp satan veya işleten kimse
- minibüsçülük
Minibüs işletme işi
- minik
Küçük ve sevimli
- minimetre
Silindir biçimindeki nesnelerin iç çaplarını denetlemekte kullanılan ölçü aleti
- minimini
Pek sevimli, küçük çocuk
- minimum
Değişken bir niceliğin inebileceği en alt olan (sınır); minimal
- minnacık
Çok küçük
- minnet
Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma; gönül borcu
- minnet altında kalmamak
birinin iyiliğine karşı kendini borçlu durumdan kurtarmak için karşılık olarak bir iyilikte bulunmak
- minnet duymak
birinin iyiliğine karşı kendini ona borçlu saymak
- minnet etmemek
boyun eğmemek
- minnet çekmek
bir iyiliğin yükü altında kalmak, ezilmek
- minnetsiz
Minnet duygusu olmayan
- minnetsizce
Minnetsiz bir biçimde
- minnetsizlik
Minnetsiz olma durumu
- minnettar
Birinden gördüğü iyiliğe karşı kendini borçlu sayan, gönül borcu olan kimse; gönül borçlusu
- minnettar etmek
birini iyilik yaparak borçlu bırakmak
- minnettar kalmak
birinden görülen iyiliğe karşı teşekkür duygusu beslemek
- minnettarca
Minnet duyarak; minnettarane
- minnettarlık
Minnettar olma durumu; şükran
- minnoş
Küçük ve sevimli kimselere söylenen bir seslenme sözü
- minorka
Genellikle siyah tüylü, balta veya gül ibikli yumurta tavuğu
- mintan
Yakasız, uzun kollu erkek gömleği
- mintanlı
Mintan giymiş olan
- mintanlık
Mintan yapmaya elverişli olan
- mintansız
Mintan giymemiş
- minyatür
Çoğunlukla eski yazma kitaplarda görülen, ışık, gölge ve hacim duygusu yansıtılmayan küçük, renkli resim sanatı
- minyatür kale
Normal boyuttaki kalelere oranla daha küçük, taşınabilir kale
- minyatürcü
Minyatür yapan sanatçı
- minyatürcülük
Minyatür yapma sanatı
- minyatürleşme
Minyatürleşmek durumu
- minyatürleşmek
Minyatür duruma gelmek
- minyatürleştirme
Minyatürleştirmek işi
- minyatürleştirmek
Bir şeyin küçük bir kopyasını, benzerini veya modelini oluşturmak
- minyatürleştirtme
Minyatürleştirtmek işi
- minyatürleştirtmek
Minyatürleştirme işini yaptırmak
- minyon
İnce, küçük, çıtı pıtı
- minyonluk
Minyon olma durumu
- minör
Daha küçük
- mir
Bey, emîr. mirim “beyim, aziz dostum, arkadaşım” anlamlarında bir seslenme sözü
- mira
Arazi üzerinde seçilmiş bir işaret noktasının düşeyini gösteren, yön belirtmek için uzaktan gözlenen, geometrik biçimli tahta lata
- miras
Birine, ölen bir yakınından kalan mal mülk, para veya servet; kalıt, bırakıt, tereke
- miras helal, hele al demişler
"miras, alabildiği takdirde mirasçının hakkıdır" anlamında kullanılan bir söz
- miras hukuku
Kişinin sağlığında yaptığı ölüme bağlı hukuk işlemlerinin şekil ve şartlarını, ölümden sonra kalan mirasın mirasçılara geçiş şekil ve şartlarını gösteren, mirastan doğan davaları düzenleyen hukuk kuralları
- miras yemek
kendine kalan mirası tüketmek
- mirasa konmak
bir kimseye önemlice bir kalıt kalmak
- mirasyedi
Kendisine önemli bir miras kalan, mirasa konan kimse
- mirasyedilik
Mirasyedi olma durumu
- mirasçı
Bir mirastan yasalar gereğince yararlanan kimse; kalıtçı, vâris
- mirasçılık
Mirasçı olma durumu; kalıtçılık, vârislik
- miraç
Göğe çıkma
- Miraç Gecesi
Hz. Muhammed'in göğe çıktığına inanılan, kamerî aylardan Recep’in yirmi yedinci gecesi
- Miraç Kandili
Miraç Gecesi kutlanan kandil
- mirim
"beyim, aziz dostum, arkadaşım" anlamlarında bir seslenme sözü
- mirza
Bazı Türk topluluklarında ve İran'da kullanılan bir soyluluk sanı
- mirî
Devletle ilgili, devlete özgü olan, devlet malı olan; beylik
- mirî kâtibi
Osmanlı Devleti'nde maliye ile halk arasında davalara bakan yargıç
- mirî malı
Devlete ait mal, hazineye ait mal
- mirî malı balık kılçığıdır, yutulmaz
“Devletin malını kendisine mal etmek tehlikelidir, mal edilse de onu yemek imkânsızdır.” anlamında bir söz
- mirîci
Osmanlı maliyesinde, koyunları sayıp vergilerini toplayan görevli
- mis
Güzel kokulu bir madde; misk
- mis gibi
çok güzel
- mis sabunu
Güzel kokulu sabun
- misafir
Gözün saydam tabakasında herhangi bir sebeple oluşan beyaz leke
- misafir ağırlamak
konuğa gerekli ilgiyi göstermek, ikramda bulunmak
- misafir etmek
konuk olarak karşılayıp yedirip içirmek, yatırmak
- misafir gibi oturmak
bulunduğu yerden her an ayrılacakmış gibi eğreti, üstünkörü oturmak
- misafir kalmak
bir yerde yiyip içmek, yatmak ve konuk olarak ilgi görmek
- misafir kısmeti ile gelir
"misafirin geldiği evde ya yiyecek bulunur veya beklenmedik bir yerden o sırada yiyecek gelir" anlamında kullanılan bir söz
- misafir odası
Evlerde konukların alındığı oda
- misafir olmak
bir yerde konuk olarak karşılanıp gerekli ilgiyi, izzet ve ikramı görmek
- misafir salonu
Evlerde veya resmî konutlarda konuklara ayrılan salon
- misafir umduğunu değil bulduğunu yer
"konuk, ev sahibinin kendisine çok şeyler ikram etmesini bekleyebilir ama ev sahibi ancak evinde olanları ikram edebilir" anlamında kullanılan bir söz
- misafirhane
Yolcuların konakladıkları han, kervansaray vb
- misafirlik
Konuk için, konuğa özgü
- misak
Sözleşme, antlaşma, bağlaşma
- Misakımillî
Erzurum ve Sivas kongrelerinde tespit edilip Osmanlı Mebusan Meclisinde 28 Ocak 1920'de kabul edilen ve milletçe sonuna kadar uygulanmasına karar verilen altı maddelik millî sözleşme; Millî Misak
- misal
...-e benzer olan
- misal göstermek
örnek vermek
- misel
Koloit iyonlarında molekül yığılmasından oluşan ve yalnız başına koloidin bütün niteliğini taşıdığı kabul edilen bölüm
- misil
Eş, benzer
- misilsiz
Eşsiz, benzersiz
- misina
Yapay ve sentetik ham maddeden tek kat çekilmiş, değişik kalınlıkta iplik
- misis
Evlenmiş kadın
- misk
Asya'nın yüksek dağlarında yaşayan bir tür erkek ceylanın karın derisi altındaki bir bezden çıkarılan güzel kokulu madde
- misk gibi
mis gibi
- misk otu
İki çeneklilerden, 50-100 santimetre boyunda, sarımtırak renkli, şeker, uçucu yağ, A ve B vitaminleri içeren güzel kokulu bir bitki (Calamintha officinalis)
- misk yerini belli eder
"değerli kişi nerede olsa varlığını gösterir" anlamında kullanılan bir söz
- miskal
4,810 gram olan bir ağırlık ölçü birimi
- miskalle
Çok az ölçüde, çok az miktarda
- misket
Mis üzümünden yapılan şarap
- misket bombası
Atıldıktan sonra havada açılarak içindeki küçük bombaları dağılıp patlayan, etki alanı çok geniş bir tür bomba; salkım bombası
- misket elması
Ankara ve çevresinde yetiştirilen, Amasya elmasının daha küçük ve daha tatlı olanı
- misket köfte
Kıyma, yumurta, soğan, baharat vb. ile hazırlanan köfte harcından misket büyüklüğünde parçalar yuvarlanmasıyla yapılan, genellikle kızartılarak pişirilen küçük yuvarlak köfte
- misket oyunu
Bilyelerle oynanan oyun
- misket üzümü
Genellikle Ege Bölgesi'nde yetişen, küçük taneli, beyaz, kokulu bir tür üzüm; misket (I), mis üzümü (Vitis rotundifolia)
- miskin
Çok uyuşuk olan (kimse)
- miskince
Miskin gibi, miskin bir biçimde; miskinane
- miskinler tekkesi
Miskin hastalığına tutulanların barındırıldığı yer; miskinhane
- miskinleşme
Miskinleşmek durumu
- miskinleşmek
Uyuşuk, tembel duruma gelmek
- miskinlik
Miskin olma durumu; meskenet
- misli menendi olmamak
benzeri bulunmamak
- misli menendi yok
benzeri olmamak
- miso
Tuzlu ve zengin çeşnili bir tür tatlandırıcı
- mistisizm
Bir konuda en üst derecede bulunabilme tutkusu
- misvak
Kuzey Afrika, İran ve Hindistan'da yetişen dikensiz küçük bir ağaç (Salvadora persica)
- misvaklama
Misvaklamak işi
- misvaklamak
Dişleri misvakla temizlemek
- misvaklanma
Misvaklanmak işi
- misvaklanmak
Dişler misvakla temizlenmek
- misyon
Dinsel, bilimsel veya diplomatik bir görev yüklenmiş kimselerden oluşan kurul
- misyon üstlenmek
özel bir görevi üzerine almak
- misyoner
Bir dini, özellikle Hristiyanlığı yaymakla görevli kimse
- misyonerlik
Misyoner olma durumu
- mit
Geleneksel olarak yayılan veya toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren alegorik bir anlatımı olan halk hikâyesi; mitos
- mitil
İçine yün, pamuk vb. doldurulan beyaz yastık veya yorgan kılıfı
- miting
Gösteri amacıyla veya bir olaya dikkati çekmek için genellikle açık yerlerde yapılan toplantı
- mitingci
Miting düzenleyen veya mitinge katılan kimse
- mitingcilik
Mitingcinin yaptığı iş
- mitleşme
Mitleşmek durumu
- mitleşmek
Mit durumuna gelmek
- mitleştirme
Mitleştirmek işi
- mitleştirmek
Bir kimse, bir varlık, bir olay vb.ni hayal gücü ile büyütmek, yüceltmek, mit durumuna getirmek
- mitokondri
Hücrede enerji üretiminden sorumlu olan ve oksijenli solunumun gerçekleştiği organcık
- mitoloji
Mitleri, doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilim
- mitolojik
Mitoloji ile ilgili, mitolojiye ait; esatirî
- mitoman
Dikkat çekmek, toplumda odak noktası hâline gelmek için yalana başvuran, bir noktadan sonra kontrolü kaybederek söylediği yalana kendisi de inanmaya başlayan (kimse)
- mitomani
Dikkat çekmek, toplumda odak noktası hâline gelmek için yalana başvurma ve sonrasında söylediği bu yalana inanma biçiminde ortaya çıkan rahatsızlık
- mitral
Kalpte sol kulakçık ile sol karıncık arasında bulunan kapakla ilgili
- mitral darlığı
Kanın kulakçıktan karıncığa geçişini zorlaştıran mitral kapakçığının iki yaprakçığının kısmen birbirine kaynaması
- mitral hücreler
Beyinde koku lopu içinde bulunan sinir hücreleri
- mitral kapakçığı
Sol kulakçık ile sol karıncık arasında kanın akışını düzenleyen, iki yaprakçıktan oluşan kapak
- mitral yetersizlik
Karıncığın kasılması sırasında kanın kulakçığa geri gelmesi sonucu ortaya çıkan hastalık
- mitralyöz
Hafif makineli tüfek
- mitralyöz gibi
durmadan, ara vermeden (konuşma)
- miyar
Değerli madenlerde yasanın istediği ağırlık, saflık ve değer derecesini gösteren ölçü
- miyasma
Salgın hastalıklara yol açtığına inanılan etken
- miyav
Kedinin çıkardığı ses, kedi sesi
- miyavlama
Miyavlamak işi
- miyavlamak
Kedi “miyav” diye ses çıkarmak
- miyavlatma
Miyavlatmak işi
- miyavlatmak
Kediyi bağırtmak
- miyavlayış
Miyavlamak işi
- miyaz
Sinek kurtçuklarının insanda ve hayvanlarda ortaya çıkardığı bozukluk
- miyom
Kadınlarda döl yatağı kas dokusundaki ur
- miyop
Nesnelerin görüntüleri ağ tabakanın ön tarafında kaldığı için uzağı iyi göremeyen (göz)
- miyopluk
Miyop olma durumu
- miyosen
Üçüncü Çağ'ın memeliler ve maymunların gelişmiş olduğu bölümü
- miza
Kumarda ortaya sürülen para
- mizahi
İçinde gülmece bulunan, gülmece niteliği taşıyan (yazı, karikatür vb.)
- mizahlı
Mizah içeren
- mizahsı
Mizahı andıran, mizaha benzeyen, mizah gibi; mizahımsı
- mizahsız
Mizah içermeyen
- mizahçı
Gülmece sanatçısı
- mizahçılık
Gülmece sanatçılığı
- mizan
Tartı, ölçü aleti
- mizana
Üç veya daha çok direği bulunan yelkenli gemilerde arka direk
- mizanpajlı
Mizanpaj yapılan, mizanpajı olan
- mizanpajsız
Mizanpajı olmayan
- mizanpli
Islak saçın sarılıp sıcak hava yardımıyla kurutulmasından sonra fırça ve tarakla yapılan tarama biçimi
- mizantrop
İnsandan nefret eden (kimse)
- mizantropi
İnsandan nefret etme durumu
- mizaç
İnsan vücudunun fizyolojik yapısı
- mizaçgir
Herkesin huyuna ve keyfine göre davranan, nabza göre şerbet vermesini bilen (kimse)
- mizaçgirlik
Mizaçgir olma durumu
- mizaçlı
Mizacı herhangi bir özellikte olanı
- miçel
Mantarların ipliksi ve uzantılı tutunma ve gelişim organı
- miço
Gemilerde çalışan küçük yaştaki tayfa yamağı; muço
- miçoluk
Miçonun yaptığı iş
- miçoluk etmek
miço olarak çalışmak
- miğfer
Savaşçıların veya itfaiyecilerin başlarına giydikleri demir başlık; tolga
- Mn
Manganez elementinin simgesi
- mnemotekni
Birtakım alıştırma ve çağrışımlardan yararlanarak belleği geliştirme yöntemi
- Mo
Molibden elementinin simgesi
- mobese
Suç ve suçluyla mücadele eden güvenlik kuvvetlerinin çalışmalarına yardımcı olmak amacıyla kurulan kameralı güvenlik sistemi
- mobil
Hareketli olan, taşınabilir olan
- mobilet
Küçük motosiklet
- mobilize etmek
harekete geçirmek
- mobilya
Oturulan, yemek yenilen, çalışılan, yatılan yerlerin döşenmesine yarayan taşınabilir eşyaya verilen genel ad; möble
- mobilyacı
Mobilya yapan veya satan kimse
- mobilyacılık
Mobilya yapma veya satma işi
- mobilyalı
Mobilyası olan, döşenmiş; möbleli
- mobilyasız
Mobilyası olmayan, döşenmemiş; möblesiz
- moda
Değişiklik gereksinimi veya süslenme özentisiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik; nevzuhur
- moda olmak
yaygın duruma gelmek, herkesçe kabul edilmek
- modacı
Moda işleriyle uğraşan kimse
- modacılık
Modacının işi veya mesleği
- modaevi
Moda giysilerin yapıldığı ve satıldığı yer
- modalaşma
Modalaşmak durumu
- modalaşmak
Moda değeri kazanmak
- modalaştırma
Modalaştırmak işi
- modalaştırmak
Moda durumuna getirmek
- modası geçmek
moda olmaktan çıkmak
- model
Resim, heykel vb. yapılırken baka baka benzetilmeye çalışılan nesne veya kimse; örnek
- model salonu
Modellerin sergilendiği alan, yer
- model çıkarmak
kumaş kesiminden önce kâğıt vb. malzeme üzerine parçanın örneğini hazırlamak
- modelci
Model hazırlayan sanatçı
- modelcilik
Model yapma sanatı
- modelist
Modacının tasarım gücünü kalıplayan teknisyen
- modelleme
Modellemek işi
- modellemek
Model oluşturmak
- modellik
Modelin işi veya mesleği
- moderato
Tek başına kullanıldığında orta hızda bir tempoyu belirten bir söz
- modern mantık
Kavramları kelimelerle değil göstergelerle göstererek işlem yapan, matematiğe dayalı mantık; lojistik
- modern mobilya
Antika, taklit, stil mobilyaların dışında kalan ve genellikle düz hatlardan meydana gelen mobilya
- modernist
Modernizm yanlısı kimse
- modernite
Avrupa’da 17. yüzyıldan sonra ortaya çıkan, gelenek karşıtı, bireysel, toplumsal ve politik yaşam alanlarındaki dönüşüm veya değişime dayalı toplumsal düzen veya anlayış
- modernize
Yenileştirilmiş, modern, çağcıl duruma getirilmiş
- modernize etmek
yenileştirmek, çağcıl duruma getirmek
- modernizm
Güzel sanatlarda gelenekçiliğe karşı olan yenilikçi eğilim
- modernleşebilme
Modernleşebilmek işi
- modernleşebilmek
Modernleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- modifiye
Değiştirilmiş
- modifiye etmek
değiştirmek, kişiselleştirmek
- modistra
Kadın terzi
- modül
Bir uzay taşıtının yapısı içinde yer alan ve kendi başına hareket edebilen bağımsız bölüm
- modülasyon
Bir sesin yayılmasında ortaya çıkan yeğinlik, vurgu, ton değişimlerinden her biri
- modüler
Belli bir ölçüye dayanarak oluşturulan (tasarım, yapı)
- modüllü
Modülü olan
- moher
Tiftikten yapılan
- Mohs ölçeği
Zımpara taneciklerinin sertliğini saptamada kullanılan değerler tablosu
- moka
Çok kokulu bir tür kahve
- mola
Yorgunluğu gidermek için duraklama
- mola almak
voleybol ve basketbolda taktik alışverişi yapmak için bir süre ara istemek
- mola taşı
Hamalların sırtlarındaki yükü dayayarak dinlenmeleri için sokak kenarlarına konulmuş yüksekçe taş
- mola vermek
uzun süren yolculuğa, yürüyüşe veya çalışmaya, dinlenmek amacıyla bir süre ara vermek, oturup dinlenmek
- molalı
Mola verilen
- molas
Karbonatlı kum taşı
- molasız
Mola verilmeyen
- Moldovaca
Moldovalıların kullandığı dil
- Moldovalı
Moldova’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Moldovan
- molekül
Element veya bileşikleri oluşturan ve onların özgül niteliklerini gösteren en küçük birim; madde
- moleküler
Moleküle ilişkin, molekülle ilgili
- moleküllü
Molekül içeren
- molibden
Atom numarası 42, atom ağırlığı 95,94 olan, 617 °C'ye doğru eriyen, gümüş beyazlığında, kırılgan, türlü çeliklerin alaşımına giren element (simgesi Mo)
- molibdin
Doğada ancak biçimsiz durumda bulunan, doğal molibden oksit
- molla
Büyük kadı
- mollalık
Molla olma durumu
- molotofkokteyli
Bir şişeye birtakım yanıcı maddeler doldurularak yapılan, fitilli bir tür yangın bombası
- moloz
Toprak ve kireçle karışık taş kırıntıları, yapı döküntüsü; inşaat atığı
- moloz duvar
Moloz taşlarla yapılan duvar
- moloz taş
Kaba, pürüzlü taş
- molozluk
Molozla dolu toprak yığını
- moment
Kuvvetin, bir cismi bir nokta veya bir eksen yörüngesinde döndürme etkisini belirleyen vektör niceliği
- momentum
Bir cismin hareket miktarı, kütlenin sürat ile çarpımı
- monarşi
Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim; tek erklik
- monarşik
Monarşi ile ilgili
- monarşist
Monarşizme ilişkin, bu rejimi benimseyen ve savunan; tek erkçi
- monarşizm
Monarşi yanlılarının siyasi öğretisi; tek erkçilik
- monat
Eski Yunan felsefesinde bölünmez birlik
- monatçı
Monatçılık yanlısı olan; monadist
- monatçılık
Evrenin monatlardan oluştuğunu ileri süren Leibniz'in öğretisi; monadizm
- monbey
Avrupa’da eğitim almış, giyim kuşamıyla Avrupalılara benzemeye çalışan Türk aydınları için alay yollu kullanılan monşer anlamında bir söz
- monden
Toplum yaşamı ile ilgili
- mondenlik
Monden olma durumu
- Mongolist
Moğol dili ve kültürü ile uğraşan kimse
- Mongolistik
Moğol dili ve kültürü araştırmaları
- monitör
Televizyon, bilgisayar vb.nde görüntü ile sesin niteliğini eşleme, görüntü seçimini gerçekleştirme, görüntüyü yayımlama gibi işlerin denetlenmesinde kullanılan alet; göstergeç
- monografi
Bilimsel alanlarda özel bir konu veya sorun üzerine yazılan inceleme
- monokl
Kaş kemerinin altına sıkıştırılarak kullanılan tek gözlük camı
- monolog
Bir oyunda, kişilerden birinin kendi kendine yaptığı konuşma
- monoray
Tek bir raydan oluşan demir yolu
- monotip
Harfleri ayrı ayrı dizip döken (dizgi makinesi)
- monotip baskı
Boyalı cam veya metal levhalar üzerine kâğıt batırılarak uygulanan baskı tekniği
- monsenyör
Hristiyanlıkta yüksek aşamalı din adamlarına verilen ünvan
- mont
Kumaştan veya deriden yapılan, genellikle belden kemerli, üstünde cepleri bulunan, gömlek, hırka vb. üzerine giyilen kısa, hafif giysi; montgomer
- montaj
Bir makine, cihaz veya mobilyanın parçalarını yerli yerine takma; monte
- montajcı
Bir makine, cihaz veya mobilyanın parçalarını yerli yerine takan kimse
- montajcılık
Montajcının yaptığı iş
- montajlama
Bir makine, cihaz veya mobilyanın parçalarını yerli yerine takma işi
- montajlamak
Bir makine, cihaz veya mobilyanın parçalarını yerli yerine takmak
- montajlanmak
Bir makine, cihaz veya mobilyanın parçaları yerli yerine takılmak
- monte etmek
kurmak
- montür
Çeşitli takılarda taşın yerleştirildiği çerçeve
- monşer
"Azizim, dostum" anlamında kullanılan bir seslenme sözü
- mopet
Bir tür küçük motosiklet
- mor
Kırmızı ile mavinin karışımından ortaya çıkan renk, menekşe renginin kırmızıya çalanı
- moral
Bir insanın ruhsal gücü, manevi güç; maneviyat
- moral bulmak
yürek gücünü, maneviyatını güçlendirmek
- moral eğitim merkezi
Kurum ve kuruluşlarda moral eğitiminin verildiği yer
- moral eğitimi
Ruhsal gücü, maneviyatı güçlendirme işi
- moral vermek
bir kimsenin ruhsal direnme gücünü artırmak
- moral çöküntüsü
Manevi dirençsizlik, ruhsal yönden direnememe, cesareti yitirme, demoralizasyon
- morali bozulmak
ruhsal yönden direnme gücünü yitirmek, içine korku düşmek
- moralini bozmak
bir kimsenin ruhsal yönden direnme gücünü azaltmak, sarsmak
- moralman
Moral bakımından
- morarma
Morarmak işi
- morarmak
Mor bir renk almak; gövermek
- morartabilme
Morartabilmek işi
- morartabilmek
Morartma gücü bulunmak
- morartma
Morartmak işi
- morartmak
Morarmasına sebep olmak, mor renk vermek
- morartış
Morartmak işi
- morarış
Morarmak işi
- moratoryuma gitmek
tüm borçların ödeme zorunluluğunu geri bırakmak, resmî olarak geciktirmek
- mordut
Dutgillerden, anavatanı Kuzey Amerika olan, yaprakları yeşil, ince ve kalp şeklinde olan bir tür dut ağacı (Morus rubra)
- morfin
Afyonda %10 oranında bulunan, uyuşturucu özelliği olan önemli bir alkaloit
- morfinlenme
Morfinlenmek işi
- morfinlenmek
Morfinle uyuşturulmak
- morfinman
Morfin kullanma alışkanlığı olan kimse, morfin tiryakisi
- morg
Hastanelerde veya mezarlıklarda ölülerin belirli süre için saklandıkları soğuk ortam
- morg raporu
Ölü üzerinde yapılan muayene veya otopsiden sonra düzenlenen rapor
- morga kaldırmak
ölüleri morga götürmek
- morina
Mezgitgillerden, kuzey denizlerinde yaşayan, eti yenilen, karaciğerinden yağ çıkarılan bir tür iri balık (Gadus morhua)
- Moritanyalı
Moritanya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- morkaraman
Doğu Anadolu Bölgesi ile kuzeydoğu illerimizde yetiştirilen, kızıldan mora kadar değişen renklerde, göz, ağız, burun etrafı daha açık, baş ve ayaklar vücuduna göre daha koyu renkte, kaba karışık yapağılı bir tür koyun
- morlaşma
Morlaşmak işi
- morlaşmak
Mor duruma gelmek
- morluk
Mor olma durumu
- mormenekşe
Rengi mora çalan bir tür menekşe
- Mors
Bu işaretleri almaya ve göndermeye yarayan alet
- mors
Morsgillerden, Kuzey Atlantik'te yaşayan, derisi, dişi ve yağı için avlanan bir memeli hayvan; denizaygırı (Odobenus rosmarus)
- Mors alfabesi
Telgrafçılıkta kullanılan, nokta ve çizgilerden oluşan alfabe; Mors
- morsalkım
Baklagillerden, salkım durumunda mavi, mor, beyaz, pembe renkli çiçekler açan, 20 metreye kadar uzayabilen çok yıllık bir sarmaşık (Wisteria sinensis)
- morsalkımlı
Morsalkım bulunan (bahçe, çardak, duvar, ev vb.)
- morsgiller
Memeliler sınıfının yüzgeç ayaklılar alt takımına giren bir familya
- mortadella
Bir tür İtalyan sucuğu ve böreği
- mortlama
Mortlamak durumu
- mortocu
Hristiyanlarda cenaze taşımak için tutulan kimse
- mortoyu çekmek
ölmek
- moruk
Gençlere göre yaşlı anne, baba
- morumsu
Mora çalan, moru andıran; morumtırak
- morötesi
Gözle görülmeyen, dalga boyları yaklaşık 4000 angströmle 200 angström arasında olan, mor ışının ötesinde yer alan, yapay olarak da elde edilip tıpta kullanılan bir ışınım; ultraviyole
- moskof
Acımasız, zalim
- Moskof camı
Bir tür beyaz mika
- Moskof gâvuru
Ruslar için kullanılan kaba bir söz
- Moskof toprağı
Maden parlatmak için kullanılan sarı renkte bir tür gevrek taş
- moskofluk
Acımasızca davranış
- mosmor
Her yanı mor, koyu mor
- mosmor kesilmek (veya olmak)
kötü duruma düşmek, bozulmak, mahcup olmak
- mostra
Örnek, göstermelik, model
- mostra olmak
kendini gülünç bir duruma sokmak
- mostralık
Kötü veya yersiz davranışlarıyla göze batan kimse
- motamot
Hiç değiştirmeden
- motamot çeviri
Aslına bağlı kalınarak yapılan çeviri
- motel
Motorlu taşıtlarla yolculuk edenlerin barınmalarını, arabalarını park etmelerini ve başka gereksinimlerini karşılamak için işlek kara yolları üzerinde yapılmış otel
- motelci
Motel işleten kimse
- motelcilik
Motel işletme işi
- motif
Yan yana gelerek bir bezeme işini oluşturan ve kendi başlarına birer birlik olan ögelerden her biri
- motifli
Motifi olan
- motifsiz
Motifi olmayan
- motive
"İsteklendirmek, güdülemek" anlamlarındaki motive etmek, "isteklenmek, güdülenmek" anlamlarındaki motive olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
- motokros
Kırlarda ve engebeli arazilerde motosikletle yapılan yarış
- motokrosçu
Motokros yarışçısı
- motokrosçuluk
Motokrosçu olma durumu
- motopomp
Motorlu tulumba
- motor
Herhangi bir enerjiyi mekanik enerjiye dönüştüren düzenek
- motor yağı
Makine parçaları arasındaki sürtünmeyi azaltmada, onları dış etkilerden korumada kullanılan hidrokarbonların ortak adı; yağ
- motor yenileme
Motorun aşınmış silindir, piston, krank mili vb. parçalarının çeşitli işlemler uygulanarak veya değiştirilerek tekrar ilk günkü gibi çalışır hâle getirilmesi; rektifiye
- motorbot
Motorla çalışan küçük deniz taşıtı
- motorcu
Deniz motoru işleten kimse
- motorculuk
Deniz motoru işletmeciliği
- motorize
Motorlu taşıtlarla donatılmış (kıta veya birlik)
- motorlu
Motorla çalışan
- motorlu paraşüt
Genellikle arama kurtarma, spor etkinlikleri vb. için kullanılan, uzun mesafe katedebilen, radara yakalanmayan, pervaneli motoru bulunan hava aracı; paramotor
- motorlu taşıt
İnsan ve yük taşıyan, iki veya daha çok dingilli, motor gücüyle hareket eden araçlara verilen genel ad
- motorlu tren
Bir termik motorla çalışan, kısa mesafeler arasında işleyen demir yolu taşıtı; mototren
- motorsuz
Motoru olmayan
- motoru bozmak
bağırsakları bozulmak, ishal olmak
- motoru soğutmak
taşıtlarda hararet yapan motorun soğumasını sağlamak
- motosiklet
Motor silindirinin hacmi 125 santimetreküpten büyük olan, iki tekerlekli motorlu taşıt; motor
- motosikletli
Motosikleti olan
- motris
Birkaç arabalı bir katarda elektrik motoru veya patlamalı motorla çalışan ve öbür arabaları çekmeye yarayan taşıt
- moymul
Atmaca ve doğana benzeyen bir tür yırtıcı kuş
- mozaik
Türlü renklerde, küçük küp biçiminde mermer, taş veya pişmiş toprak parçalarının yan yana getirilmesiyle yapılan resim ve bezeme işi
- mozaik döşeme
Mozaik karışımı yapılan yer döşemesi
- mozaik plaka
Mozaikle yapılmış kalıp döşeme maddesi
- mozaikçi
Mozaik yapan veya satan kimse
- mozaikçilik
Mozaikçinin yaptığı iş
- mozak
Domuz yavrusu
- mozalak
Olgunlaşmamış, eğri büğrü meyve
- Mozambikli
Mozambik’te yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse
- mozerella
İnek sütünden yapılan, küçük, yağlı, yuvarlak biçimde kızartılarak da yenilen bir peynir türü
- Moğol
Moğolistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Moğolca
Moğolların kullandığı dil
- Moğolistanlı
Moğolistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Mt
Metneryum elementinin simgesi
- muaccel
Acele olunmuş
- muacciz
Sıkıntı veren, taciz eden, bıktıran, usandıran
- muadele
Eşitlik, beraberlik, denklik
- muadillik
Muadil olma durumu
- muaf
Bağışlanmış, affedilmiş
- muaf tutmak (veya kılmak)
bir ödevi, bir görevi bağışlamak, ayrıcalık tanımak
- muafiyet
Ayrı tutulma, kendisine uygulanmama
- muafiyet sınavı
Öğrencilerin herhangi bir dersten veya sınıftaki derslerin tamamından muaf tutulması amacıyla yapılan sınav
- muafiyet tanımak
kendisinden beklenilen veya istenilenlerin bütününü istememek
- muaflık
Muaf olma durumu
- muahedename
Antlaşma metni
- muaheze etmek
kınamak
- muahezename
Eleştiri yazısı ve kitabı
- muahhar
Sonraki, sonradan gelen, ertelenmiş, daha sonraki
- muakkip
İzleyen, arkasından koşan, takip eden
- mualla
Yüksek, yüce
- muallak
Sonuca bağlanmamış, sürüncemede kalmış
- muallakta olmak (veya kalmak)
sonuca bağlanmamak, sürüncemede kalmak
- muamelat
İşlemler
- muamele
Yol, yöntem
- muamele etmek
davranmak
- muamele görmek
işlem uygulanmak, davranılmak
- muamma
Âşıklık geleneğinde manzum bilmece
- muamma asmak
âşıklık geleneğinde herhangi bir konuyu manzum olarak bilmece türünde düzenleyip genellikle kahvehanelerde herkesin göreceği bir yere koymak
- muammalı
Ayrıntısı bilinmeyen, açık olmayan, anlaşılması zor
- muammalık
Muamma dolu olma durumu
- muammer
Yaşamış
- muammer olmak
yaşamak
- muare
Dalgalı parıltılar verilmiş olan bir kumaş türü, kareli kumaş
- muarefe
Karşılıklı birbirini tanıma
- muarefesi olmak
birbirini tanımak, bilişmek, tanışmak
- muarız
Karşı koyan, karşı çıkan
- muarızlık
Muarız olma durumu
- muattal
İşlemez, kullanılmaz duruma gelmiş
- muavenet etmek
yardım etmek
- muavin
Bir görevlinin, bir yöneticinin işine yardım eden, yokluğunda yerini ve yetkilerini üzerine alan kimse
- muavinlik
Muavin olma durumu
- muayene
Bir kimsenin hasta olup olmadığını veya hastalığın ne olduğunu araştırma; sağlık muayenesi
- muayene etmek
bir kimsenin hasta olup olmadığını veya hastalığının yerini ve seyrini araştırmak
- muayene olmak
hekim tarafından kontrol edilmek, bakılmak
- muayeneci
Araştıran, yoklayan kimse
- muayenehane
Hekimlerin hastalarını muayene ettikleri yer
- muayyen
Belirlenmiş olan
- muayyenlik
Belli olma durumu; bedahet
- muazzam
Alışılmışın sınırlarını aşan, pek yüce
- muazzamlık
Muazzam olma durumu
- muazzep
Acı, sıkıntı, azap çeken
- muazzep etmek
acı, azap çektirmek
- muazzep olmak
acı, azap çekmek
- muazzez
Sayılan, saygı duyulan; aziz
- muaşakada olmak
sevişmek, birbirine âşık olmak
- muaşeret
Birbiriyle toplumsal ilişkiler içinde bulunma
- mubassır
Okullarda öğrencilerin durumu ile ilgilenen ve düzeni sağlamakla görevli kimse; sürveyan
- mubassırlık
Mubassırın yaptığı iş
- mucip
Gerektiren, gerektirici
- mucip olmak
gerektirmek
- mucir
Kiraya veren kimse
- mucit
Yeni bir buluş ortaya koyan, icat eden kimse
- mucitlik
Mucit olma durumu
- mucize
Peygamberlerin kendilerine inanmayan insanlara peygamberliklerini ispat etmek amacıyla Allah'ın iznine bağlı olarak gösterdikleri olağanüstü olaylar, hâller
- mucize göstermek
olağanüstü bir olay meydana getirmek, olağanüstü bir olaya sebep olmak
- mucize kabîlinden
umulmayan, beklenmeyen bir biçimde
- mucizeli
Mucize niteliği bulunan, olağanüstü niteliklere sahip olan; mucizevi
- mucuk
Bir tür küçük sinek
- Mucur
Kırşehir iline bağlı ilçelerden biri
- Mudanya
Bursa iline bağlı ilçelerden biri
- mudarebe
Bir yandan sermaye, öte yandan emek konularak kurulan şirket
- mudhike
Gülünecek şey
- mudi
Bankaya para yatıran kimse
- Mudurnu
Bolu iline bağlı ilçelerden biri
- muf
İki elektrik borusunu uç uca eklemekte kullanılan küçük boru parçası
- mufla
Cisimleri, aleve değdirmeden ateşin etkisine uğratmak için kullanılan büyük toprak kap
- muflon
Pardösülerin içine iliklenerek veya fermuarla geçirilen bir tür çok kalın, eğreti astar
- muflonlu
Muflon geçirilerek yapılan
- mugalata
Yanıltmak için, yanıltacak yolda söz söyleme
- mugalatacı
Mugalata yapan kimse
- mugalatacılık
Mugalatacı olma durumu
- muganniye
Kadın şarkıcı
- muhabbet beslemek
sevgi duymak
- muhabbet etmek
karşılıklı, dostça konuşmak
- muhabbet kuşu
Papağangillerden, asıl yurdu Avustralya olan, yurdumuzda da kafeslerde beslenen, basit bazı sesleri ve kelimeleri taklit edebilen, eşine çok düşkün, sarı, yeşil ve kül renginde tüyü olan, uzun ve sivri kuyruklu bir kuş (Melopsittacus undulatus)
- muhabbet çiçeği
Muhabbet çiçeğigillerden, çiçekleri yeşilimtırak beyaz, güzel kokulu bir süs bitkisi (Reseda odorata)
- muhabbet çiçeğigiller
Ayrı taç yapraklı, iki çenekli bitkiler sınıfı
- muhabbetname
Aşk mektubu
- muhaberat
Haberleşmeler, haberleşme dolayısıyla yapılan yazışmalar
- muhabere etmek
haberleşmek
- muhabere sınıfı
Savaşta haberleşme düzeninin kurulmasını, düşmanın elektronik araçlar kullanmasını engellemeyi veya bunu sınırlandırmayı sağlayan sınıf
- muhabereci
Muhabere sınıfından olan asker
- muhaberecilik
Muhabereci olma durumu
- muhabir
Basın ve yayın organlarına haber toplayan, bildiren veya yazan kimse
- muhabirlik
Muhabir olma durumu
- muhaceret
Yaşamakta olduğu ülkeden yabancı bir ülkeye uzun veya kısa süreli yerleşmek için gitme
- muhaceret etmek
yaşadığı ülkeden ayrılmak
- muhacim
Hücum eden, saldıran kimse
- muhacir
Hz. Muhammed'e uyarak Mekke'den Medine'ye göç eden
- muhacir arabası
Üstü ve yanları örtülü, dört tekerlekli, yaysız araba
- muhacir gitmek
göç etmek
- muhacir olmak
göçmen durumuna girmek
- muhaddis
Hadis bilimiyle uğraşan kimse
- muhafaza altına almak
korumak, saklamak, bir yerde tutmak, kapatmak
- muhafaza etmek
korumak
- muhafazalı
Muhafazası olan
- muhafazasız
Muhafazası olmayan
- muhafız
Bir kalenin veya bir şehrin önemli yerlerini korumak, düzeni ve güvenliği sağlamakla görevli komutan; kolcu
- muhafız alayı
Devlet başkanlarını, kralları korumakla görevli askerî birlik
- muhafızlık
Muhafız olma durumu
- muhakemat
Muhakemeler
- muhakeme
Bir sorunu çözmek için çıkar yol arama
- muhakeme etmek
yargılamak
- muhakeme yürütmek
düşünmek, fikir yürütmek
- muhakkak
Doğruluğu, gerçekliği kesin olarak bilinen, gerçekliği kesinleşmiş
- muhakkik
Gerçeği araştıran
- muhakkiklik
Muhakkik olma durumu
- muhal
Olması, gerçekleşmesi olanaksız
- muhalefet
Bir tutuma, bir görüşe, bir davranışa karşı olma durumu; aykırılık
- muhalefet etmek
karşı davranışta bulunmak, karşı çıkmak
- muhalefet partisi
Devletin yönetiminde bulunmayan parti
- muhalefet şerhi
Karşı olma yazısı, muhalefet gerekçesi
- muhalif
Bir görüşe, tutuma veya harekete karşı olan kimse
- muhaliflik
Muhalif olma durumu
- muhallebi
Süt, şeker ve pirinç ununun kaynatılmasıyla yapılan bir tatlı
- muhallebi çocuğu
Nazlı büyütülmüş kimse
- muhallebici
Muhallebi yapan veya satan kimse
- muhallebicilik
Muhallebici olma durumu
- muhallik
Muhal olma durumu
- Muhammedî
Hz. Muhammed’e ait, Hz. Muhammed’le ilgili
- muhammen
Oranlanan, tahmin edilen
- muhammin
Oranlayan, tahmin eden
- muhannet
Alçak, namert olan (kimse)
- muhannetlik
Muhannet olma durumu
- muharebe
Savaşta yapılan çarpışmalardan her biri
- muharebe etmek
savaşmak
- muharebeci
Muharebe yapan kimse
- muharebecilik
Muharebeci olma durumu
- muharrem
Ay takviminin birinci ayı; aşure ayı, matem ayı
- muharrire
Kadın yazar
- muharriş
Tırmalayan, tahriş eden
- muhasamat
Savaşta çarpışma
- muhasara altına almak
kuşatmak
- muhasara etmek
kuşatmak
- muhasebat
Hesap işleri
- muhasebe
Hesap işlerinin yürütüldüğü yer
- muhasebeleştirme
Muhasebeleştirmek işi
- muhasebeleştirmek
Hesapla ilgili verileri belli kurallar çerçevesinde kayıtlara almak işi
- muhasebesini yapmak
bir şeyin olumlu veya olumsuz yönlerini gözden geçirerek bir yargıya varmak
- muhassala
Elde edilen sonuç
- muhassas
Birine ayrılmış, tahsis olunmuş
- muhassasat
Bir kimseye maaş, tayın vb. olarak verilmiş şeyler
- muhassenat
Yararlı, güzel, hayırlı işler
- muhassıl
Osmanlı Devleti'nde vergi toplayan görevli
- muhasım
Birbirine düşman olanlardan her biri
- muhasır
Kuşatan, saran
- muhat
Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş
- muhatap
Kendisine söz söylenilen kimse, kendisiyle konuşulan kimse
- muhatap olmak
kendisine söz söylenmek, hitap edilmek
- muhavere
İki kişi arasında karşılıklı olarak yapılan konuşma
- muhavere etmek
birbiriyle konuşmak
- muhavvil
Değiştiren, dönüştüren
- muhayyel
Hayal gücüyle yaratılan, hayal edilen
- muhayyer
Sağlamlığı ve kullanılabilirliği açısından önerilen, beğenilmediğinde geri verilebilecek olan (eşya vb.)
- muhayyer bırakmak
seçmeli bırakmak, seçmeye izin vermek
- muhayyerbuselik
Klasik Türk müziğinde birleşik bir makam
- muhayyerkürdi
Klasik Türk müziğinde birleşik bir makam
- muhayyerlik
Seçmeli olma durumu
- muhayyersümbüle
Klasik Türk müziğinde bir makam
- muhbir
Yasa dışı olan bir durumu yetkili makamlara bildiren kimse; ihbarcı
- muhbirlik
Muhbir olma durumu; ihbarcılık
- muhdes
Yeni kurulan, sonradan oluşturulan
- muhibbe
Kadın arkadaş, kadın dost
- muhil
Dokunan, bozan, ihlal eden
- muhip
Seven, sevgi besleyen, dost olan
- muhit
Bir kimsenin sürekli ilişkide bulunduğu insanlar topluluğu; çevre
- muhit edinmek
ilişkili olduğu, tanışık olduğu kimselerin sayısını çoğaltmak
- muhkemlik
Muhkem olma durumu
- muhlis
Dostluğunda ve inançlarında içten olan
- muhlislik
Muhlis olma durumu
- muhrik
Yanık, dokunaklı (ses)
- muhrip
Torpido, top ve denizaltılara karşı silahlarla donatılmış, küçük, hızlı giden savaş gemisi; destroyer
- muhtar
Köy ve mahallenin yasalarla belirtilmiş işlerini yürütmek için o köy veya mahallede oturanların seçtikleri kimse; köy muhtarı, mahalle muhtarı
- muhtarlık
Muhtarın görevi veya makamı
- muhtasar
Kısaltılmış olan
- muhtasaran
Kısaltarak, özet olarak, kısa biçimde
- muhtaç
Bir şeye gereksinim duyan
- muhtaç etmek
birini, gereksinim duyduğu bir şeyi başkasından sağlamak zorunda bırakmak
- muhtaç olmak
gereksinim duymak
- muhtaçlık
Bakmaya mecbur olduğu aile bireylerini veya kendisini geçindirmeye yetecek geliri, malı, kazancı olmayanların içinde bulunduğu durum
- muhtelif
Zıt, birbirini tutmayan
- muhteliflik
Muhtelif olma durumu
- muhtelis
Kamu malını zimmetine geçiren, çalan
- muhtemel
Gerçekleşmesi de gerçekleşmemesi de ihtimal dâhilinde olan, beklenen, beklenir, umulur, görünüşe göre olacağı sanılan; olası, olasılı, belkili, ihtimalli, ihtimalî, mümkün
- muhtemelen
Umulur ki, beklenir ki, görünüşe bakılarak; ihtimalen
- muhteri
Yeni bir şey yaratan, icat eden
- muhtesip
İslam şehirlerinde çarşı ve pazar esnafını din kurallarına göre denetleyen görevli belediye memuru
- muhtevi
İhtiva eden, içine alan, kapsayan, içinde bulunduran
- muhteviyat
İçerikler
- muhtıra
Herhangi bir şeyi hatırlatmak, uyarmak amacıyla yazılan yazı
- muhtıra vermek
bir devlet başka bir devlete politik sorunlarla ilgili olarak uyarı yazısı göndermek
- muhzır
İlgililerin mahkemede bulunmalarını sağlayan görevli
- muinli
Askere alındığında ailesine bakacak kimsesi olan
- muinsiz
Askere alındığında ailesine bakacak kimsesi olmayan
- muit
Okullarda çocukları çalıştırmakla görevli kimse, öğretmen yardımcısı
- mujik
Rus köylüsü
- mukabele
Toplu yerlerde yüksek sesle hatim okunurken Kur'an okumasını bilenlerin gözleriyle Kur'an'ı takip etmesi, bilmeyenlerin dinlemesi
- mukabele etmek
karşılık vermek, karşılıkta bulunmak
- mukabele okumak
topluluk karşısında dinleyicilerin takip edebileceği biçimde Kur'an'ı okumak
- mukabeleci
Camilerde Kur'an okuyan kimse
- mukabelecilik
Mukabeleci olma durumu
- mukabelede bulunmak
karşılık vermek
- mukabeleli
Karşılığı olan
- mukabelesiz
Karşılığı olmayan
- mukabil
Bir şeye karşılık olarak yapılan, bir şeyin karşılığı olan
- mukadder
Yazgıda var olan, yazgı ile ilgili olan, alında yazılı olan
- mukadder olmak
alnında yazılı olmak, belirlenmiş olmak
- mukaddesat
Kutsal sayılan inanç ve davranışlar
- mukaddesatçı
Kutsal tanınan şeylere aşırı ölçüde bağlılık gösteren kimse
- mukaddesatçılık
Mukaddesatçı olma durumu
- mukaddime
Bir olayın başlangıcı
- mukallitlik
Mukallit olma durumu, mukallidin işi
- mukannen
Belli, belirli, kesinleşmiş, şaşmaz
- mukarrer
Kararlaşmış, kararlaştırılmış
- mukarrer bulunmak
kararlaştırılmış olmak
- mukarrerat
Alınan kararlar, kararlaştırılmış şeyler
- mukassem
Ayrılmış, bölünmüş olan
- mukataalı
Kesime verilmiş (yer)
- mukatele
Karşılıklı olarak birbirini öldürme, birbirini katletme
- mukavele yapmak
sözleşme yapmak
- mukavemet
Bir şeye veya kimseye karşı durma, karşı koyma, dayanma gücü
- mukavemet etmek (veya göstermek)
direnmek, dayanmak, karşı koymak
- mukavemet koşusu
3-15 kilometre arasındaki uzun mesafeli koşulardan her biri
- mukavemeti kırılmak
direnci, gücü azalmak
- mukavemetsizlik
Mukavemetsiz olma durumu
- mukavemetçi
Düşman saldırısına boyun eğmeyip her çeşit araçla karşı gelen yurtsever kimse
- mukavemetçilik
Mukavemetçi olma durumu
- mukavim
Karşı koyan, başkaldıran
- mukavva
Kalın karton
- mukayese etmek
karşılaştırmak
- mukayyet
Bağlı olan, bağlanmış
- mukayyet olmak
korumak, gözetmek
- mukayyit
Kayıt işlerini yapan kimse
- mukim
Bir yerde, bir evde oturan, eğleşen, ikamet eden
- mukimlik
Mukim olma durumu
- mukni
İnandıran, ikna eden
- mukriz
Ödünç para veren, borç veren
- muktebes
Yararlanmak için alınmış, aktarılmış
- muktedir
Bir şeyi yapmaya, başarmaya gücü yeten; erkli, kadir (II)
- muktedir olmak
yapmaya gücü yetmek, yapabilmek
- muktedirlik
Muktedir olma durumu; erklilik
- mukteza
Bir iş yapılırken gerekli işlemlerin bütünü
- mukus
Solunum yolları ve sindirim organlarının hücreleri tarafından salgılanan madde
- mulaj
Bir şeyin bal mumu, alçı vb. bir madde ile kalıbını çıkarmak için yapılan işlemlerin bütünü
- mulaj kâğıdı
Terzilerin patron (II) çıkarmak için kullandıkları bir tür saydam kâğıt
- multimilyarder
Çok zengin kimse
- multimilyoner
Çok zengin kimse
- multipleks
Aynı zamanda, aynı hat üzerinde birçok iletişimi bir arada sağlayan veya bu özellikte olan (alet)
- mum
Bir fitilin etrafına erimiş bal mumu, içyağı, stearik asit veya parafin dökülerek genellikle silindir biçiminde dondurulan ince, uzun aydınlatma aracı; şem
- mum ampul
Mum biçiminde ampul
- mum ağacı
Sıcak ülkeler ile Kuzey ve Batı Avrupa'da yetişen bir tür mum palmiyesi (Myrica cerifera)
- mum boyası
Mum, terebentin, su ve toprak boyalarla hazırlanan boya
- mum cilası
Parafin ve bal mumunun terebentin veya neft yağında çözüştürülmesi ile elde edilen, ağaç eşyaları cilalamakta kullanılan madde
- mum dibine ışık vermez
"etkili kişi kendi yakınlarına yardımcı olamaz" anlamında kullanılan bir söz
- mum direk
Çok uslu, yaramazlık yapmayan (çocuk)
- mum duruşu
Vücudun, ense ve omuzlara dayanarak ellerin kalçayı desteklemesiyle baş aşağı, yere dikey bulunduğu durum
- mum etmek
muma çevirmek
- mum gibi
dosdoğru, dimdik
- mum kesilmek
sessiz, uslu, doğru düzgün durmak
- mum olmak
hırçınlığı, yaramazlığı bırakmak
- mum palmiyesi
Ilıman bölgelerde yetişen, gövdesi boyunca 1 santimetre kalınlığında bir mum katmanı bulunan, yaprakları hurma yaprağına benzeyen bir ağaç (Ceroxylon andicola)
- mum tutturmak
aşırı disiplin altına almak
- mum yakmak
kutsal sayılan bir yere giderek adak adadığında mum yakıp koymak
- mum yanmayınca pervane dönmez (veya yanmaz)
"güzel yoluna baş koyanların ortaya çıkması için güzelin görünmesi gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- mum yapıştırmak
bir şeyi kırmızı mumla mühürlemek
- mum çiçeği
İki çeneklilerden, güzel kokulu, şemsiye biçiminde küçük beyaz çiçekler açan, etli yapraklı, sarılıcı bir süs bitkisi (Cerinthe minor ve Cerinthe retortra)
- muma döndürmek (veya çevirmek)
birini her sözü dinler duruma getirmek, uslandırmak
- mumaileyh
Adı geçen, yukarıda anılan, sözü edilen kimse
- mumbar dolması
Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kalın bağırsağının soğan, baharat, pirinç, bulgur veya kıyma karışımıyla doldurulup pişirilmesiyle hazırlanan bir tür dolma; mumbar, şirden dolması
- mumcu
Mum yapan veya satan kimse
- mumculuk
Mumcunun yaptığı iş
- mumhane
Mum üretim yeri
- mumla aramak
çok isteyerek ve özlemle aramak
- mumla aratmak
daha kötü olan yeni bir şey, bir durum, bir kimse, pek iyi olmayan eskisini aratmak
- mumlama
Mumlamak işi
- mumlamak
Bal mumu sürmek, bal mumuna batırmak
- mumlanma
Mumlanmak işi
- mumlanmak
Mumlamak işi yapılmak veya mumlamak işine konu olmak
- mumlayıcı
Filmleri mumlamakta kullanılan alet
- mumlaşma
Mumlaşmak işi
- mumlaşmak
Bal mumu durumuna gelmek
- mumlu
Mumu olan, mum konulmuş olan
- mumlu kâğıt
Mürekkep geçirmeyen ve delinebilir bir dolgu maddesi emdirilmiş, mürekkebi geçiren fakat kolay delinmeyen bir cins pelürden veya lifli bir dokudan oluşturulmuş, teksir makinesinde basılacak yazıların yazıldığı kâğıt
- mumluk
Herhangi bir sayıda mumu olan
- mumsöndü
Cem ayinlerindeki çerağ dinlendirmenin maksatlı olarak yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıkarılan bir safsata
- mumya
Birtakım özel ilaçlar kullanılarak bozulmayacak duruma getirilmiş ceset
- mumya gibi
çok zayıf ve renksiz (kimse)
- mumyalama
Mumyalamak işi
- mumyalamak
Bir cesedi, bozulmaması için özel ilaçlarla mumya durumuna getirmek
- mumyalanma
Mumyalanmak işi
- mumyalanmak
Mumya durumuna gelmek
- mumyalatma
Mumyalatmak işi
- mumyalatmak
Mumya durumuna getirmek
- munis
Alışılan, alışılmış
- munislik
Munis olma durumu
- munkabız
Büzülmüş, toplanmış
- munkalip
Değişmiş, dönüşmüş olan
- munsap
Deniz, göl veya ırmağa dökülen, karışan (akarsu)
- muntazam
Düzenli olarak, düzgün biçimde
- muntazaman
Düzenli olarak, düzgün biçimde
- muntazamlık
Muntazam olma durumu
- muntazır
Bekleyen, gözleyen
- muntazır olmak
beklemek, gözlemek
- munzam
Katılmış, ulanmış, eklenmiş
- murabaha
Bir malı üzerine kâr koyarak satma
- murabahacı
Bir malı çok fazla kârla satan kimse
- murabba
Dört dizeli bentlerden oluşan divan edebiyatı şiiri
- murabut kuşu
Uzun bacaklılardan, leyleğe benzeyen, gagası iri ve uzun bir kuş (Leptoptilus)
- murabıt
Savaşçı derviş
- murada (veya muradına) ermek
isteğine kavuşmak, dileği gerçekleşmek, arzusu yerine gelmek
- Muradiye
Van iline bağlı ilçelerden biri
- muradı gözünde kalmak
emeline ulaşamamak
- murahhas üye
Yetkili olan üye; murahhas aza
- murakabe
Tasavvufta Tanrı'ya bağlanarak çile doldurma
- murakabe etmek
denetlemek
- murakıp
Tanrı'ya bağlanarak çile dolduran kimse
- murana
Yılan balığına benzeyen, çok yırtıcı, üst çenesi alt çenesinden daha uzun, sıcak denizlerde yaşayan, göğüs yüzgeci olmayan, eti beğenilen bir deniz balığı; şakıt (Muraena)
- murassa
Değerli taşlarla bezenmiş, cevherlerle süslenmiş
- murat almak
dileğine kavuşmak
- murat etmek
dilemek, istemek
- Muratlı
Tekirdağ iline bağlı ilçelerden biri
- Muratpaşa
Antalya iline bağlı ilçelerden biri
- murdar
Cinsel birleşmeden sonra yıkanmamış (kimse)
- murdar etmek
kirletmek, kullanılamaz hâle getirmek
- murdar gitmek
murdar bir biçimde ölmek
- murdar olmak
kirlenmek
- murdarlık
Murdar olma durumu
- Murgul
Artvin iline bağlı ilçelerden biri
- muris
Miras bırakan
- murt
Mersin ağacının yazın olgunlaşan, bezelye büyüklüğünde, morumsu siyah, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan meyvesi
- murç
Betonu kırmakta veya betona delik açmakta kullanılan sivri uçlu, çelikten yapılmış bir alet
- mus
Köpük kıvamında tatlı veya tuzlu bir tür yiyecek
- Musabeyli
Kilis iline bağlı ilçelerden biri
- musaffa
Temizlenmiş, arıtılmış
- musahhihlik
Musahhih olma durumu
- musahip
Sohbet, arkadaşlık eden kimse
- musahiplik
Musahibin yaptığı iş
- musakka
Ufak parçalar biçiminde doğranmış sebzelerin, kuşbaşı et veya kıyma ve soğanla pişirilmesiyle yapılan bir yemek
- musalla
Camilerde cenaze namazı kılınan yer
- musalla taşı
Cenaze namazı kılınmak için üstüne tabut konulan masa biçiminde yüksekçe taş
- musallat
Bir kimse veya şeyin üzerine bıktıracak kadar düşen (kimse)
- musallat etmek
birini, bir başkasının başına bela etmek
- musallat olmak
birini sürekli rahatsız etmek, birine sataşmak, peşini hiç bırakmamak
- musalli
Beş vakit namazını sürekli olarak kılan
- musammat
Divan şiirinde dörtlüklerden kurulu nazım şekillerinin genel adı
- musandıra
Mutfakta yüksek ve geniş raf
- musannif
Sınıflandırma işlemi yapan kimse
- musap
Başına bir kötülük, felaket gelmiş olan
- musavver
Zihinde tasarlanmış, düşünülmüş olan
- Musevilik
Hz. Musa ile ilgili, Hz. Musa’ya ait
- musibet
Ansızın gelen felaket, sıkıntı veren şey
- musikar
Gagasındaki deliklerden rüzgâr estikçe türlü sesler çıktığına inanılan bir masal kuşu
- musiki
Kulağa hoş gelen sesler dizisi
- musikişinas
Müzikle uğraşan
- musikişinaslık
Musikişinas olma durumu
- muska
İçinde dinsel veya büyüleyici bir gücün saklı olduğu sanılan, taşıyanı, takanı veya sahip olanı zararlı etkilerden koruyup iyilik getirdiğine inanılan bir nesne, yazılı kâğıt vb.; hamayıl
- muska böreği
Küçük parçalara ayrılmış yufkanın içine kıyma, peynir, patates, ıspanak vb. konulup üçgen biçiminde katlanmasıyla yapılan bir börek türü
- muskacı
Muska yazan kimse
- muskacılık
Muskacının işi
- muslihane
Barışçı bir yolla
- muslin
Sık dokunmuş, parlak, ince, yumuşak bir kumaş türü
- musluk
Takıldığı boru veya kabın içindeki akışkanı, istenildiğinde akıtabilecek bir düzende yapılmış açılır kapanır alet; burma
- musluklu
Musluğu olan
- musluksuz
Musluğu olmayan
- muslukçu
Musluk satan veya onaran kimse
- muslukçuluk
Muslukçunun yaptığı iş
- muson
Güney ve Güneybatı Asya kıyıları ile Avustralya’nın kuzey kıyılarında deniz ve karaların farklı ısınmasından kaynaklanan, yazın denizden karaya, kışın karadan denize doğru esen sürekli rüzgâr
- muson iklimi
Yazların sıcak ve bol yağışlı, kışlarınsa ılık ve kurak geçtiği bir iklim türü
- Mustafakemalpaşa
Bursa iline bağlı ilçelerden biri
- musır
Bir söz veya düşüncede direnen, ayak direyen (kimse)
- Mut
Mersin iline bağlı ilçelerden biri
- mut
Değeri kullanıldığı yere göre değişen bir tahıl ölçeği
- muta
Geçici kazanç
- muta nikâhı
Bazı yerlerde kadına verilen para karşılığında yapılan geçici nikâh; muta (II)
- mutaassıplaşma
Mutaassıplaşmak işi
- mutaassıplaşmak
Mutaassıp duruma gelmek
- mutabakat sağlamak
uzlaşmak
- mutabakat zaptı
İki ülke arasında karşılıklı olarak eğitim, kültür, spor, ekonomi ve hukuk alanlarında yapılacak programlar ile bunlara ilişkin uygulamaların onaylandığı ön anlaşma
- mutabık
Birbirine uyan, karşılıklı olarak anlaşmaya varan, birbiriyle uzlaşan
- mutabık kalmak
uyuşmak, karşılıklı olarak anlaşmaya varmak
- mutabık olmak
karşılıklı olarak anlaşmış olmak
- mutabıklık
Mutabık olma durumu
- mutaf
Keçi kılından hayvan çulu, yem torbası vb. dokuyan kimse
- mutallaka
Boşanarak dul kalmış kadın
- mutant
Mutasyona uğramış birey veya hücre
- mutant virüs
Mutasyona uğramış olan virüs
- mutasarrıf
Kendinde kullanım hakkı olan, elinde bulunduran
- mutasarrıflık
Mutasarrıfın görev ve makamı
- mutasavver
Tasarlanmış, düşünülmüş
- mutasavvıf
Tasavvuf inançlarını benimseyerek kendini Tanrı'ya adamış kimse; İslam gizemcisi, sufi
- mutasyon
Genlerde veya kromozomlarda oluşan hasara bağlı olarak ortaya çıkan ve sonraki kuşağa aktarılabilen kalıcı hücresel değişiklik; değişinim
- mutasyona uğramak
bir organizma veya virüsün genetiğinde kalıcı değişiklik meydana gelmek
- mutavaat
Boyun eğme
- mutazarrır
Zarar görmüş, zarara uğramış
- muteber
İnanılır, güvenilir
- muteber olmak
yürürlükte olmak, geçerli olmak
- muteberlik
Muteber olma durumu
- mutedil rüzgâr
Rüzgâr çizelgesinde hızı 11-16 deniz mili olan ve kuvveti 4 ile gösterilen rüzgâr
- mutekit
Bir şeye inanan, itikat eden (kimse)
- mutemet
Dairelerde, iş yerlerinde bazı para işlerine bakan görevli
- mutemetlik
Mutemedin görevi
- mutena
Özenilmiş, özenli bir biçimde yapılmış
- muteriz
İtiraz eden (kimse)
- mutezile
Kaderi inkâr ederek "kul, ettiklerinin yaratıcısıdır" diyen ve Tanrı'nın sıfatları konusunda sünnet ehlinden ayrılan bir felsefe
- mutfak
Yemek pişirilen yer; aş damı, aşhane, ocaklık
- mutfak dolabı
Mutfak aletlerinin yerleştirilmesi için yaptırılan özel dolap
- mutfak havalandırması
Mutfaklara yerleştirilen havalandırma sistemi
- mutfak havlusu
Mutfakta kullanılan havlu, el bezi
- mutfak makası
Mutfakta sebze, tavuk vb.ni kesmeye yarayan makas
- mutfak merdiveni
Mutfak ile dış avluyu birbirine bağlayan merdiven
- mutfaktan yetişmek
bir işi en temel, en basit aşamasından en üst aşamasına kadar deneyerek, tecrübe edinerek öğrenmek
- mutfağında öğrenmek
bir işi, o işin en iyi yapıldığı yerde öğrenmek
- Mutki
Bitlis iline bağlı ilçelerden biri
- mutlak
Kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan; saltık
- mutlak mera
Kendiliğinden gelişen ve otlatmaya elverişli bir bitki örtüsünü üzerinde taşıyan mera
- mutlandırma
Mutlandırmak işi
- mutlandırmak
Mutlanmasına yol açmak, mutlanmasını sağlamak
- mutlanma
Mutlu olmak işi
- mutlanmak
Mutlu olmak
- mutlu
Yaşadıklarından veya karşılaştıklarından dolayı hoşnutluk içinde bulunan; ongun (I), saadetli, bahtiyar, berhudar, hümayun, mesut
- mutlu etmek (veya kılmak)
mutluluk vermek, bahtiyar etmek
- mutlu olmak
mutluluk duymak, bahtiyar olmak
- mutluca
Mutlu olmaya yakın
- mutlulandırma
Mutlulandırmak işi
- mutlulandırmak
Mutlu etmek
- mutlulanma
Mutlulanmak işi
- mutlulanmak
Mutlu olmak
- mutluluk
Mutlu olma durumu; mut (I), ongunluk, kut, devlet, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik
- mutluluk tablosu
Başarılı, mutlu ve dost insanların bir aradaki görüntüsü
- mutluluk çubuğu
İktidarsızlık sorunu bulunan erkeklere sağlıklı cinsel yaşantı için özel olarak takılan yapay organ
- mutmain
İnanmış, gönlü kanmış, emin olan
- mutmain olmak
inanmak, gönlü kanmak
- mutmainlik
Mutmain olma durumu
- mutsuz
Mutlu olmayan; bedbaht, saadetsiz
- mutsuzlaşma
Mutsuzlaşmak işi
- mutsuzlaşmak
Mutsuz duruma gelmek
- mutsuzluk
Mutsuz olma durumu; bedbahtlık, saadetsizlik
- muttali
Öğrenmiş, haber almış, bilgi edinmiş
- muttali olmak
bir durumdan haberi olmak, bir durum üzerine bilgi edinmek
- mutçu
Mutçuluk öğretisini benimseyen; evdemonist
- mutçuluk
Hayatın anlamını mutlulukta bulan, insan davranışlarının mutluluk isteğiyle belirlendiği görüşüne dayanan ahlak öğretisi; evdemonizm
- muvacehesinde
Bir durum karşısında
- muvafakat
Uygun görme, onama, kabul etme
- muvafakat belgesi
Bireyin, şahsı dışında başka bir özel veya tüzel kişiyi, üzerindeki haklar ve izinler kapsamında yetkilendirmesini sağlayan belge; muvafakatname
- muvafakat etmek
uygun görmek, onaylamak, kabul etmek
- muvafakat vermek
yetkili kişi bir çalışanın kurumlar arası geçiş kapsamında görev yaptığı kurumdan başka bir kuruma geçişini onaylamak
- muvaffak
Başarmış, başarılı (kimse)
- muvaffak olmak
başarmak
- muvafık bulmak
uygun görmek kabul etmek
- muvafık olmak
uygun düşmek, kabul edilebilir olmak
- muvahhit
Tanrı'nın birliğine inanan
- muvakkaten
Az bir zaman süresince, geçici olarak, eğreti olarak
- muvakkit
Dünya’nın Güneş etrafındaki hareketine göre vakti, özellikle namaz vakitlerini belirleyen kimse
- muvakkithane
Zamanı belirlemek için gerekli araç ve gereçlerin bulunduğu, genellikle büyük camilerin yanında yer alan, muvakkitlerin görev yaptığı yer veya bina
- muvasalat
Bir yere ulaşma, varma
- muvasalat etmek
varmak, ulaşmak
- muvazaa
Hukuki işlemlerde tarafların, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında bir hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmaları
- muvazene etmek
dengelemek
- muvazenesiz
Ne yaptığını bilmeyen, bir sözü bir sözünü, bir davranışı bir başka davranışını tutmayan
- muvazzaf
Silahlı Kuvvetlerde görev başında olan subay ve astsubaylarla askerlik hizmetini yapan erler
- muvazzaf hizmet
Askerlik çağına giren erkeklerin yapmakla yükümlü bulundukları askerlik görevi
- muvazzaf subay
Mesleği askerlik olan subay
- muvazzaflık
Muvazzaf olma durumu
- muylu
Başka bir parça için dönme ekseni görevini yapan, silindir biçiminde parça
- muylu yatağı
Top kundağının yanlarında bulunan, silah muylularının geçmesi için açılmış delikli bölüm
- muz
Muzgillerden, sıcak bölgelerde yetişen, bir çenekli, çok yıllık bir bitki (Musa sapientum)
- muzaffer
Bir mücadelede üstünlük elde etmiş; utkulu
- muzaffer olmak
üstün gelmek, yenmek, zafer kazanmak
- muzafferce
Muzaffere yaraşır bir biçimde; muzafferane
- muzafferiyet
Bir mücadelede üstün gelme
- muzafferlik
Muzaffer olma durumu; utkululuk
- muzdarip
Izdırap ve acı çeken
- muzdarip etmek
acı ve ızdırap vermek
- muzdariplik
Muzdarip olma durumu
- muzgiller
Sıcak bölgelerde yetişen, özellikle muzları içine alan bir çenekliler familyası
- muzip
İnsanı, şaka yollu üzecek veya uğraştıracak davranışlarda bulunmayı huy edinmiş olan; takılgan
- muzipleşme
Muzipleşmek işi
- muzipleşmek
Takılgan davranışta bulunmak
- muziplik
Muzip olma durumu; azizlik, hınzırlık, takılganlık
- muziplik etmek
karşısındakini üzecek veya uğraştıracak davranışlarda bulunmak
- muzipliğine uğramak
aldatılmak, şakaya hedef olmak
- muzipçe
Muzibe yakışır biçimde, muzip gibi
- muzluk
Muz yetiştirilen bahçe
- muzmahil
Çökmüş, çöküntüye uğramış
- muzsu
Muzu andıran, muza benzeyen, muz gibi; muzumsu
- muztar
Bir şeyi yapmak zorunda kalmış olan
- muztar kalmak
bir şeyi yapmak zorunda kalmak
- muzır
Her şeyi bozan, karıştıran, zararlı işler yapan (çocuk)
- muzır yayın
Pedagojik açıdan belli bir yaş altındaki çocuklara zararlı olan kitap, gazete, dergi vb. yayın; muzır neşriyat
- muzırlaşma
Muzırlaşmak durumu
- muzırlaşmak
Muzır duruma gelmek
- muzırlık
Zararlı olma, zararlı iş veya davranışlarda bulunma durumu
- muğber olmak
gücenmek
- Muğla
Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- muğlaklık
Muğlak olma durumu
- Muğlalı
Muğla ilinden olan kimse
- Muğlalılık
Muğlalı olma durumu
- Muş
Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- muş
Altı düz, küçük gezinti vapuru
- Muş lalesi
Ağrı, Muş, Van ve çevresinde süs bitkisi olarak yetiştirilen bir tür lale (Tulipa sintenisii)
- muşamba
Bir tarafına kauçuk veya yağlı boya sürülerek su geçirmeyecek duruma getirilen kalın bez
- muşamba gibi
çok kirlenmiş (çamaşır, kumaş, örtü vb.)
- muşambalaşma
Muşambalaşmak işi
- muşambalaşmak
Muşamba gibi olmak, muşamba durumunu almak, muşambaya dönmek
- muşambalı
Muşambası olan
- muşambasız
Muşambası olmayan
- Muşlu
Muş ilinden olan kimse
- Muşluluk
Muşlu olma durumu
- muşmula
Gülgillerden, dikenli küçük bir ağaç (Mespilus germanica)
- muşmula gibi
asık (surat)
- muşmula suratlı
Asık suratlı olan (kimse)
- muşta
Karşısındakine vurmak için özel olarak açılmış deliklerine parmakların geçirilmesi ile kullanılan demir parçası
- muştalama
Muştalamak işi
- muştalamak
Muşta ile vurmak
- muştu
Sevindiren haber; sava, müjde, erim (II), beşaret
- muştucu
Muştu getiren kimse; savacı, müjdeci
- muştulama
Muştulamak işi; müjdeleme, tebşir
- muştulamak
Sevinilecek bir iş, olay vb.nin olduğunu birine haber vermek; müjdelemek
- muştulanma
Muştulanmak işi; müjdelenme
- muştulanmak
Sevinçli bir haber verilmek; müjdelenmek
- muştulu
Muştusu olan; müjdeli
- muştuluk
Muştucuya verilen armağan; müjde, müjdelik
- Mv
Mendelevyum elementinin eski simgesi
- mâni
Genellikle birinci, ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı olan, daha çok hecenin yedili ölçüsüyle söylenen halk şiiri
- mâni düzmek (veya yakmak)
mâni okumak
- mâni olmak
önüne geçmek, engellemek, önlemek
- mânici
Mâni söyleyen kimse
- mânicilik
Mâni söyleme işi
- mösyö
Erkeklere verilen bir ünvan
- mübadele etmek
değiş tokuş etmek, değişmek
- mübadil
Başkasının yerine getirilmiş, mübadele edilmiş
- mübah
Dinî bakımdan yapılmasında sakınca olmayan, yapılması günah veya sevap olmayan
- mübah görmek (veya saymak)
hoş görmek, sakıncasız bulmak
- mübahase
Bir konu hakkında iki veya daha çok kişinin karşılıklı konuşması
- mübahlık
Mübah olma durumu
- mübalağa
Sözün etkisini artırmak için bir şeyi olamayacağı biçimde yahut olduğundan çok veya az gösterme sanatı
- mübalağa etmek
abartmak
- mübarek
Çok saygı duyulan
- mübarek ay
Dinî bakımdan kutsal sayılan, özelliği veya önemi olduğuna inanılan ay
- mübarek gün
Dinî bakımdan özelliği ve önemi olan gün
- mübarek olsun!
"hayırlı, uğurlu olsun" anlamında kullanılan bir kutlama sözü
- mübarek otu
Birleşikgillerden, sarı çiçekli, bir yıllık ve otsu bir bitki (Cnicus benedictus)
- mübareklik
Mübarek olma durumu
- mübareze
Düşman olan taraflardan birer kişinin çıkarak çarpışması
- mübayaa etmek
satın almak
- mübayaacı
Satın almacı
- mübayaacılık
Satın almacılık
- mübaşeret
Bir işe başlama, bir işe girişme
- mübaşir
Mahkemede duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran, yargıcın emirlerini bildiren, kâğıtları getirip götüren görevli; çağrıcı
- mübaşirlik
Mübaşir olma durumu
- mübeyyiz
Yazıları temize çeken kimse
- mübeşşir
Muştu veren, müjde getiren (kimse)
- mübrem
Çok gerekli olan, kaçınılmaz, vazgeçilmez
- mücadele
Birbirlerine isteklerini kabul ettirmek için iki taraf arasında yapılan zorlu çaba; savaş, kavga
- mücadele etmek
bir amaca erişmek, bir güce karşı koyabilmek için uğraşmak, çaba göstermek, savaşım vermek
- mücadele vermek
savaş vermek, mücadele etmek
- mücadeleci
Mücadele etmeyi seven kimse; savaşımcı
- mücadelecilik
Mücadeleci olma durumu; savaşımcılık
- mücahede
Kutsal ülküler uğruna savaşma, cihat etme
- mücahit
Kutsal ülküler uğruna savaşan kimse
- mücahitlik
Alperen olma durumu
- mücamaa
Cinsel ilişkide bulunma
- mücavir alan
Bir şehrin gelişmesi bakımından gerekli görüldüğünde kullanılabilecek olan belediye sınırlarına komşu alan
- mücazat
İşlenen bir suçtan ötürü ceza verme
- mücbir sebep
Herhangi bir kimse tarafından alınacak önlemlere karşı, önüne geçilmesi olanaksız, borcun yerine getirilmesine engel, borçlunun iradesi dışında beklenmedik olaylar
- mücehhez
Bir işin olması için gerekli olan malzeme ile donanmış, donatılmış, teçhiz edilmiş
- mücehhez olmak
taşımak, kendinde bulundurmak
- mücerrep
Tecrübe edilmiş, denenmiş, sınanmış
- mücerret
Katışık ve karışık olmayan
- mücerretlik
Mücerret olma durumu
- mücessem
Cisim durumunda olan
- mücevher
Altın, yakut, pırlanta vb. değerli taşlardan yapılmış süs eşyası; cevher
- mücevher kutusu
Mücevherlerin saklandığı küçük kapalı kutu; mücevher mahfazası
- mücevher tarih
Divan edebiyatında, ebcet hesabına göre yalnız noktalı harfleri sayıldığında söz konusu olayın tarihini gösteren dize veya söz
- mücevherat
Mücevherler
- mücevherli
Mücevher takınmış olan
- mücmel
Özet olarak anlatılmış, kısa ve özlü
- mücver
Rendelenmiş kabağa un, yumurta, peynir, dereotu, tuz, karabiber, taze soğan katılmasıyla yapılan bir köfte türü
- müdafaa etmek
savunmak
- müdahale
Bir dava sonucu verilecek olan kararın, dolaylı olarak etkileyeceği üçüncü kişilerin davaya katılmaları
- müdahale etmek
karışmak, araya girmek, el atmak
- müdahil
Karışan, araya giren, el atan
- müdahillik
Müdahil olma durumu
- müdana
Yaranmaya, iyi görünmeye çalışma
- müdana etmemek
kendini borçlu hissedecek duruma düşürmemek, kendi ayakları üstünde durmak, kimseye açıklama yapma gereği hissetmemek
- müdara
Yüze gülme, yüze gülücülük, dost gibi görünme
- müdara etmek
dost gibi görünmek, yüze gülmek
- müdavi
Hastaya bakan, tedavi eden (kimse)
- müdavim
Bir yere sürekli olarak giden (kimse); devamcı, gedikli
- müdavim olmak
bir yere sürekli gitmek
- müdavimlik
Müdavim olma durumu; devamcılık
- müddea
İddia edilen
- müdellel
Kanıtlanmış, kanıtlı
- müderris
Tanzimattan sonra kurulan yüksek öğretim kurumlarında profesör
- müderrislik
Müderris olma durumu
- müdevven
Bir araya getirilerek divan durumunda toplanmış (şiir vb.)
- müdevvenat
Bir araya toplanmış eserler
- müdire
Kadın müdür, kadın yönetici
- müdrik
Anlamış, idrak etmiş olan
- müdriklik
Müdrik olma durumu
- müdür
Bir kurum veya kuruluşu yöneten kimse
- müdür yardımcılığı
Müdür yardımcısının yaptığı iş
- müdür yardımcısı
Müdürün işlerine yardım eden, yokluğunda yetkileri üzerine alıp işleri yöneten kimse; müdür muavini
- müdürlük
Müdür olma durumu; müdüriyet
- müdürlük etmek
yönetici olarak çalışmak
- müebbeden
Sürekli olarak, sonsuza kadar
- müebbet
Sonu olmayan
- müebbet hapis
Ömür boyu süren hapis cezası
- müeccel
İleriye atılmış, ertelenmiş
- müellefat
Yazılı eserler
- müemmen
Emniyete alınmış (kimse)
- müesses
Kurulu, kurulmuş
- müessesat
Kurumlar, müesseseler
- müessese
İktisat, kültür, siyaset, din vb. alanlarda hizmet veren, kendine özgü işleyiş kurallarına sahip yapı veya birlik
- müesseseleştirme
Müesseseleştirmek durumu
- müesseseleştirmek
Müessese durumuna getirmek
- müessif
Üzücü, üzüntü veren
- müessir olmak
etkili olmak
- müezzin
Namaz vakitlerini bildirmek için ezan okuyan din görevlisi; ezancı
- müezzinlik
Müezzin olma durumu; ezancılık
- müfekkire
Düşünme yetisi veya gücü
- müferrih
İç açıcı, ferahlık verici
- müfessir
Kısa ve anlaşılması güç bir metni açıklayan, açıklığa kavuşturan, metnin anlam ve amacı üstünde yorumda bulunan (kimse)
- müfessirlik
Müfessir olma durumu
- müfettiş
Kurum ve kuruluşlara genellikle habersiz olarak veya belli olayların şikâyeti üzerine gidip, işlerin mevzuata ve etik ilkelere göre yapılıp yapılmadığını inceleyip rapor hazırlayan kimse; denetmen
- müfettişlik
Müfettişin yaptığı iş
- müfit
Anlatan, ifade eden
- müflis
İflas eden; batkın
- müflislik
İflas etme durumu; batkınlık
- müfredat
Bir bütünü oluşturan bireyler, ayrıntılar
- müfrez
Bir bütünden ayrılmış
- müfreze
Türlü askerî görev ve hizmetlerin yapılması amacıyla küçük birliklerden, belli bir kuruluşa bağlı kalmadan geçici olarak oluşturulan grup
- müfritlik
Aşırı olma durumu
- müft olsun da zift olsun
"kimileri bedava bulduklarında yenmeyecek şeyleri yerler, işe yaramayan şeyleri alırlar" anlamında kullanılan bir söz
- müftehir
Bir şeyi övünç bilerek onunla sevinen, övünen, iftihar eden
- müftü
İl ve ilçelerde din görevlilerinin amiri olan ve dinî konularda fetva verme yetkisi bulunan devlet memuru
- müftülük
Müftü olma durumu
- mühendis
İnsanlığın ihtiyaçlarını karşılamak için iyi bir estetik tasarım ile temel bilimler çerçevesinde en az maliyette en yüksek verimlilik ve güvenlikte teknoloji veya sistem geliştiren kimse
- mühendishane
Osmanlı Devleti'nde mühendis yetiştiren yüksekokul
- mühendislik
Mühendis olma durumu
- müheyyiç
Coşturucu, heyecan verici
- mühimmat
Savaşta kullanılan top, tüfek vb. savaş gereçleri
- mühimmat deposu
Savaş gereçlerinin saklandığı yer
- mühlet istemek
bir işin yapılması, tamamlanması için belirli bir süre verilmesini istemek
- mühlet vermek
bir iş veya borç için belirli bir süre tanımak
- mühlik
Öldürücü, tehlikeli
- mühmel
Bırakılmış, bakılmamış, ilgisizliğe uğramış
- mühre
Her tür yuvarlak şey, küçük top
- mühreleme
Mührelemek işi
- mührelemek
Kâğıdı mühre ile cilalamak, parlatmak, düzeltmek
- mühreli
Mühre ile cilalanmış
- mühresenk
Süsleme nakışlarını ve yaldızları mührelemekte kullanılan araç
- mührüsüleyman
Kuzey Anadolu'da orman ve çalılıklar altında bulunan, 30-80 santimetre yüksekliğinde, tüysüz, çok yıllık ve otsu bir bitki (Polygonatum multiflorum)
- mühür
Bir kimsenin, bir kuruluşun adının veya ünvanının tersine kazılı bulunduğu, metal, lastik vb.nden yapılmış araç; kaşe (I)
- mühür basmak
mühürlemek
- mühür beyti
Halk şiirinde şairin adının veya takma adının geçtiği son dörtlük; karalama beyti, imza beyti
- mühür göz
Koyu renkte, iri, beğenilen göz
- mühür gözlü
Koyu renkte, iri, beğenilen gözleri olan (kimse)
- mühür kazımak
bir metal, lastik vb. üzerine bir kimsenin, bir kuruluşun adını, ünvanını ters olarak kazımak
- mühür kimde ise Süleyman odur
"bir işte yetki kimde ise kuvvet ondadır" anlamında kullanılan bir söz
- mühür mumu
Üstüne mühür basılan ve bal mumu ile reçineden yapılan genellikle kırmızı renkli madde
- mühür pensi
Elektrik, su ve doğal gaz sayaçlarını mühürlemek amacıyla bir kurşun parçasının teller üzerine tutturulup sıkıştırılması için kullanılan araç
- mühürcü
Mühür yapan veya kazıyan kimse
- mühürcülük
Mühürcü olma durumu
- mühürdar
Devlet büyüklerinin mühürlerini taşımak ve gereken kâğıtları mühürlemekle yükümlü görevli
- mühürdarlık
Mühürdarın yaptığı iş
- mühürleme
Mühürlemek işi; temhir
- mühürlemek
Bir yazı, belge vb.nin doğruluğunu veya kabul ve onayını belirtmek amacı ile altına mühür koymak, mühür basmak
- mühürleniş
Mühürlenmek işi
- mühürlenme
Mühürlenmek işi
- mühürlenmek
Mühürleme işi yapılmak, mühür basılmak
- mühürletme
Mühürletmek işi
- mühürletmek
Mühürleme işini yaptırmak
- mühürleyiş
Mühürlemek işi
- mühürlü
Mühür basılmış
- mühürsüz
Mührü olmayan
- müjde
Sevindirici haber verileceği zaman söylenen bir söz
- müjde koşturmak
bir muştuyu bir kimseye ivedilikle ulaştırmak
- müjde vermek (veya götürmek)
bir kimseye sevindirici, mutlu bir haberi ulaştırmak
- müjdecilik
Müjdeci olma durumu
- müjdeleşme
Müjdeleşmek işi
- müjdeleşmek
Birbirine müjde vermek, birbirini müjdelemek
- mükedder
Kederli biçimde
- mükedder olmak
kederlenmek
- mükellef
Eksiksiz, özenli bir biçimde yapılmış
- mükelleflik
Mükellef olma durumu
- mükemmel
Olgunlaşmış
- mükemmelen
Eksiksiz, kusursuz olarak
- mükemmeliyet merkezi
Çeşitli bilim ve endüstri alanlarında araştırma geliştirme çalışmalarının merkezîleştirilmesi amacıyla kurulan birim
- mükemmeliyetçi
Her şeyin mükemmel olmasını isteyen (kimse)
- mükemmeliyetçilik
Mükemmeliyetçi olma durumu
- mükemmelleşebilme
Mükemmelleşebilmek işi
- mükemmelleşebilmek
Mükemmelleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- mükemmelleşme
Mükemmelleşmek durumu
- mükemmelleşmek
Mükemmel duruma gelmek
- mükemmelleştirebilme
Mükemmelleştirebilmek işi
- mükemmelleştirebilmek
Mükemmelleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- mükemmelleştirme
Mükemmelleştirmek durumu
- mükemmelleştirmek
Mükemmel duruma getirmek
- mükemmellik
Eksiksiz, kusursuz, tam, yetkin olma; mükemmeliyet
- mükerrer oy
Bir kişi tarafından aynı seçimde birden fazla kullanılan oy
- mükerreren
Tekrarlanarak, tekrar edilmiş olarak
- mükerrerlik
Mükerrer olma durumu
- mükevvenat
Yaratıkların bütünü
- mükeyyifat
Keyif verici, uyuşturucu maddeler
- müktesebat
Edinilen, kazanılan bilgiler
- müktesep
Kazanılmış, edinilmiş
- mükâfat
Değerlendirici, sevindirici davranış
- mükâfat almak
ödül almak
- mükâfaten
Ödül olarak
- mükâfatını görmek
herhangi bir olumlu davranışın, özverinin veya bir sıkıntının iyi sonucunu elde etmek
- mükâleme
Karşılıklı konuşma
- mülahaza etmek (veya yapmak)
düşünmek
- mülahazat
Düşünceler
- mülahazat hanesi
Bir şey hakkındaki düşüncelerin yazıldığı yer
- mülahazat hanesini açık bırakmak
bir kimse hakkında kesin bir kanıya varamayarak zamanla ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek
- mülakat
Bir yerde buluşularak yapılan karşılıklı görüşme ve konuşma
- mülakat vermek
belli bir konuda konuşmak, demeç vermek
- mülakat yapmak
bir kimsenin bir konu veya sorunla ilgili görüşlerini almak
- mülaki
Buluşan, kavuşan, görüşen
- mülaki olmak
buluşmak, kavuşmak, görüşmek
- mülayemet
Bağırsakta yumuşaklık
- mülayim
Yumuşak huylu
- mülayimlik
Mülayim olma durumu
- mülazım
Bir işe girmek için bir süre parasız olarak o işe devam eden
- mülazımlık
Mülazım olma durumu
- mülemma
Alaca renkli, renk renk
- müleyyin
Yumuşaklık veren
- mülga
Yürürlükten kaldırılan, kapatılan
- mülhak
Bir bütüne sonradan katılmış olan, eklenmiş
- mülhakat
Bir bütüne katılanlar, ekler
- mülhem
İçe doğmuş, birinin içine doğmuş, esinlenmiş
- mülhem olmak
esinlenmek
- mülhit
Allah’ı inkâr eden, dinsiz, imansız (kimse)
- mülhitlik
Mülhit olma durumu
- mülhiye
Ihlamurgillerden, yaprakları sebze ve yeşillik olarak kullanılan bir bitki; Yahudi ebegümeci, mühliye (Corchorus olitorius)
- mülk
Ev, dükkân, arazi vb. taşınmaz mal
- mülki
Bir ülkeyle ilgili olan
- mülki idare
İl ve ilçe yönetimi
- mülki idare amiri
İl ve ilçelerde devleti temsil eden en yüksek makamlı görevli
- mülkiye
Devlet yönetimindeki sivil görevliler sınıfı
- mülkiyeli
Siyasal Bilgiler Okulu Fakültesi öğrencisi veya bu okulu bitirmiş kişi
- mülkiyelilik
Mülkiyeli olma durumu
- mülklü
Mülkü olan
- mülksüz
Mülkü olmayan
- mülksüzleşme
Mülksüzleşmek işi
- mülksüzleşmek
Mülksüz hâle gelmek
- mülksüzleştirme
Mülksüzleştirmek işi
- mülksüzleştirmek
Mülksüz hâle getirmek
- mülksüzlük
Mülksüz olma durumu
- mültecilik
Mülteci olma durumu
- mümanaat
Engel olma, karşı koyma
- mümanaat etmek
engel olmak, karşı koymak
- mümas
Dokunan, temas eden
- mümeyyiz
İyiyi, kötüyü, doğru ve yanlışı ayıran, seçen
- mümeyyizlik
Mümeyyizin görevi
- müminlik
Mümin olma durumu
- mümkün
Gerçekleşme imkânı bulunan; olası
- mümkün görünmek
olabilmek
- mümkün görünmemek (veya olmamak)
mümkün değil gibi olmak
- mümkün mertebe
Olabildiğince, yapabildiği kadar
- mümkünsüzlük
Mümkün olmama durumu
- mümtazen
Seçkin olarak
- mümteni
Bir şeyi yapmaktan çekinen, kaçınan
- münacat
Divan edebiyatında konusu Tanrı’ya yakarış olan şiir
- münadi
Kamuya duyurulmak istenilen şeyleri yüksek sesle haber vermeyi iş edinmiş olan kimse
- münafık
Dinî kurallara inanmadığı hâlde inanmış gibi görünen
- münakale
Bir şeyi bir yerden bir yere aktarma
- münakaşa etmek
tartışmak
- münakaşa götürmemek
tartışmaya yer vermeyecek biçimde kesin olmak
- münasebat
İlgiler, ilişkiler
- münasebet
İki şey arasındaki uygunluk
- münasebet almak
uygun düşmek
- münasebet düşmek
uygun bir durum ortaya çıkmak
- münasebet kurmak
iki şey arasında ilişki bulmak, yakınlık görmek
- münasebete girmek
tanışma yolu açmak, ilişki kurmak
- münasebeti düşmek
sırası gelmek
- münasebetini getirmek
sırasını getirmek
- münasebetiyle
Dolayısıyla, sebebiyle, itibarıyla, ilgisinden dolayı
- münasebetli
Uygun, yakışık alan
- münasebetsiz
Yakışıksız iş gören, sıra, saygı gözetmeyen (kimse)
- münasebetsizce
Münasebetsiz bir biçimde
- münasebetsizlik
Münasebetsiz olma durumu
- münasebetsizlik etmek
münasebetsizce davranmak
- münasebette bulunmak
ilişkisi olmak
- münasip
Beğenilen, hoşa giden
- münasip bulmak
uygun olduğunu, yerinde görüldüğünü kabul etmek
- münasip düşmek
uygun düşmek
- münasip görmek
uygun ve yerinde bulmak
- münavebe ile
nöbetleşe
- münazaa
Ağız kavgası, çekişme, münakaşa
- münazara
Bir konu üzerinde, belli kural ve yöntemlere uyularak yapılan tartışma
- müncer
Bir yana doğru çekilip sürüklenen
- müncer olmak
-e dökülmek, -e varmak
- münderiç
Bir şeyin içinde yer almış
- münebbihli
Uyarı sistemi olan
- münebbihsiz
Uyarı sistemi olmayan
- müneccimbaşı
Osmanlılarda, önemli bir işe girişilirken gök bilimi hesaplarına dayanarak uğurlu vakti seçmekle, takvim ve yıllık düzenlemekle uğraşan saray görevlisi
- münevver
Aydınlatılmış
- münevverlik
Münevver olma durumu
- münezzeh
Eksiklik, kötülük vb.nden uzak olan
- münezzehlik
Münezzeh olma durumu
- münfail
Gücenmiş, alınmış, kırgın
- münferit
Tek başına olan
- münferitlik
Münferit olma durumu
- münfesih
Bozulmuş, dağılmış, feshedilmiş
- münfesih olmak
dağılmak
- münhal
Eriyebilen, çözülebilen
- münharif
Bir tarafa sapmış, doğruluğunu yitirmiş
- münhasır ekonomik bölge
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca bir devletin deniz kaynaklarının araştırılması ve kullanılmasında su ve rüzgâr enerjisi de dâhil olmak üzere özel haklara sahip olduğu deniz bölgesi
- münhasırlık
Münhasır olma durumu
- münhezim
Bozguna uğramış, bozulmuş, yenilmiş
- münkesir
Kırgın, gücenmiş
- münkir
İnkâr eden, kabul etmeyen
- münkir olmak
kabul etmemek, inkâr etmek
- münkirlik
Münkir olma durumu
- münteha
Sona ermiş, bitmiş
- müntehabat
Seçme yazılar veya eserler
- müntehir
Kendini öldüren, intihar eden
- müntesip
Bir yere, birine bağlanmış, kapılanmış, intisap etmiş olan (kimse)
- münteşir
Yaygın, yayılmış
- münzevi
Topluluktan kaçan, yalnız başına kalmayı seven
- münzevilik
Münzevi olma durumu
- münşeat
Sanatlı düzyazı veya mektupların toplandığı dergi
- münşi
Mektup türünde usta ve başarılı olan, inşası güçlü (kimse)
- müphem
Açık ve belirgin olmaksızın
- müptela
Tutulmuş
- müptela olmak
alışmak, düşkün olmak, tutulmak
- müptelalık
Müptela olma durumu
- müptezel
Saygınlığını yitirmiş
- müptezellik
Müptezel olma durumu
- müracaat
Herhangi bir eserden yararlanma
- müracaat edilmek
başvurulmak
- müracaat etmek
başvurmak
- müracaatta bulunmak
müracaat etmek
- mürdesenk
Doğal kurşun oksit (PbO)
- mürdüm
Mürdüm eriğinin mora çalan rengi
- mürdüm eriği
Reçeli veya hoşafı yapılan bir cins küçük ve koyu renkli erik; mürdüm
- mürdümük
Otsu bölümü hayvan yemi olarak kullanılan, beyaz, açık mavi veya mor çiçekleri olan bir yıllık otsu bitki; akburçak (Lathyrus sativus)
- mürebbi
Eğiten, terbiye eden, eğitici kimse
- mürebbiye
Bir çocuğun eğitim ve bakımıyla görevlendirilmiş kadın
- mürebbiyelik
Mürebbiye olma durumu
- müreffehen
Gönençle, sıkıntısız bir biçimde, bolluk içinde
- mürekkebi kurumadan bozmak
kararı, sözleşmeyi, anlaşmayı yazılmasından çok kısa süre sonra bozmak
- mürekkep
İki veya daha fazla şeyin karışmasından oluşan, birden çok ögeden veya parçadan oluşan, sade ve düz olmayan; bileşik
- mürekkep balığı
Kafadan bacaklılardan, ılıman ve sıcak denizlerde yaşayan, eti yenen, kendini korumak için siyah renkli bir sıvı salarak suyu bulandıran bir yumuşakça; sübye (Sepia officinalis)
- mürekkep olmak
-dan oluşmak
- mürekkep yalamak
çok okumuş, yazmış olmak
- mürekkepleme
Mürekkeplemek işi
- mürekkeplemek
Mürekkep (II) sürmek, mürekkep (II) dökerek veya damlatarak bir yüzeyi lekelemek
- mürekkeplenme
Mürekkeplenmek işi
- mürekkeplenmek
Mürekkep (II) sürülmek, dökülmek veya damlatılmak
- mürekkepli
Mürekkep (II) sürülmüş, dökülmüş veya damlatılmış olan
- mürekkeplik
İki veya daha fazla şeyin karışmasından, birden çok ögeden veya parçadan oluşma, sade ve düz olmama
- mürekkepsiz
Mürekkebi (II) olmayan
- mürekkepçi
Mürekkep (II) yapan veya satan kimse
- mürekkepçilik
Mürekkepçinin yaptığı iş
- mürettebat
Gemi, uçak vb. taşıtlardaki görevlilerin tümü
- mürettep
Gizli bir amaçla düzenlenmiş, yapılmış (iş)
- mürettip
Düzenleyen, hazırlayan, sıraya koyan
- mürevviç
Bir düşüncenin taraftarı veya yayıcısı
- mürit
Bir tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen, onun doğrultusunda ilerleyen kimse
- müritlik
Mürit olma durumu
- mürt
Ölmüş (hayvan)
- mürt olmak
hayvan ölmek
- mürtekip
Para, kazanç karşılığı olarak kötü, uygunsuz işler çeviren (kimse)
- mürtet
Müslümanlığı bırakıp başka bir dine geçmiş olan (kimse)
- mürtetlik
Mürtet olma durumu
- mürteşi
Rüşvet yiyen kimse
- mürur
Geçme, bir taraftan girip diğer taraftan çıkma
- mürur tezkeresi
Bir yere gitmek için gerekli olan izin belgesi
- mürver
Hanımeligillerden, yaprakları karşılıklı, demet durumundaki beyaz çiçeklerinden hekimlikte yararlanılan, meyvesi zeytine benzer bir ağaççık (Sambucus nigra)
- mürüvvet
Bir ailede çocukların doğumu, sünneti, evliliği, iyi bir göreve geçmeleri vb. olaylardan duyulan mutluluk, sevinç
- mürüvvete endaze olmaz
"yardım ve iyiliğin sınırı yoktur" anlamında kullanılan bir söz
- mürüvvetini görmek
anne ve baba çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak
- mürşit
Müritlerine tasavvufu öğreten, sırları ve gerçekleri gösteren tarikat şeyhi
- mürşitlik
Mürşit olma durumu
- müsaade
Elverişli olma, elverişlilik
- müsaade almak
izin almak
- müsaade etmek (veya buyurmak)
izin vermek
- müsabakaya girmek
yarışmak, yarışmaya katılmak
- müsademe
Silahlı iki grup arasındaki kısa çatışma, çarpışma
- müsadere etmek
zor alıma çarpmak
- müsadif
Rastlayan
- müsadif olmak
rastlamak
- müsait
Uygun, elverişli olan
- müsaitlik
Müsait olma durumu
- müsakkafat
Üzeri damla örtülmüş olan yapılar
- müsamaha
Görmezlikten gelme, göz yumma
- müsamaha etmek
hoşgörü ile davranmak
- müsamere
Okullarda öğrencilerin sunduğu, programında koşuk, oyun vb. gösterilerinin yer aldığı eğlence
- müsebbip
Bir şeyin olmasına, yapılmasına sebep olan, yol açan (kimse veya şey)
- müseccel
Kütüğe geçirilmiş, tescil edilmiş; sicilli
- müseddes
Divan edebiyatında her bendi altı dizeden oluşan nazım biçimi
- müsellem
Doğruluğu tartışılamayacak kadar açık olan, tersi savunulamayan, inkâr edilemeyen
- müselles
Kokteyl türünden karışık bir içki
- müsellim
Osmanlı Devleti'nde eyalet ve sancakta yönetimi elinde bulunduran kişi
- müselsel
Birbirine bağlı olan, art arda zincirleme olarak gelen
- müsemma
Ad verilmiş, adı olan
- müsemmen
Sekizer dizeli bentlerden oluşan şiir
- müsevvit
Müsvedde yapan kimse
- müshil
Bağırsakları çalıştırıp temizleyen, dışkının kolaylıkla dışarı atılmasını sağlayan ilaç
- müskirat
Sarhoş eden şeyler, alkollü içkiler
- Müslüman
İslam dininden olan kimse; Muhammedî, Müslim, Müselman, mümin
- Müslüman adam
Doğruluktan ayrılmaz, dürüst, hak yemeyen kimse
- Müslüman mahallesinde salyangoz satmak
körler mahallesinde ayna satmak
- Müslümanca
Müslümana yakışır biçimde, İslam dinine uygun olarak
- Müslümanlaştırma
Müslümanlaştırmak işi; İslamlaştırma
- Müslümanlaştırmak
Bir topluluğu veya bir kimseyi İslam dinine sokmak; İslamlaştırmak
- Müslümanlık
Hz. Muhammed’in temel öğreti ve esaslarını vahiy yoluyla Allah’tan alarak yaydığı din; İslam, İslamlık, İslamiyet, Hak dini
- müsmir
Sonuç veren
- müsnet
Yüklenmiş olan, dayandırılan, isnat olunan
- müsnet suç
Bir kimsenin üzerine atılmış olan suç
- müstafi
Kendi isteğiyle işinden çekilmiş, istifa etmiş
- müstafilik
Müstafi olma durumu
- müstahak
Bir kimsenin layık olduğu ödül veya ceza
- müstahak olmak
hak kazanmak, layık olmak
- müstahaklık
Müstahak olma durumu
- müstahkem
Berkitilmiş, sağlamlaştırılmış, tahkim edilmiş
- müstahkem mevki
Türlü savunma tesislerini kapsayan bölge
- müstahzar
Kullanıma hazır duruma getirilmiş, hazırlanmış
- müstahzarat
Eczanelerde hazır olarak bulundurulan ilaçlar
- müstait
Doğuştan yetenekli, kabiliyetli olan
- müstakar
İstikrar bulmuş, durulmuş
- müstakbel
İleri bir tarihte beklenen, ilerideki; gelecek
- müstakil
Kullanış yönünden başka bir yapı ile bağlantısı olmayan; bağımsız
- müstakilen
Bağımsız olarak
- müstakillik
Müstakil olma durumu
- müstakim
Doğruluktan şaşmayan
- müstamel
Kullanılmış olan
- müstağni
Nazlı davranan
- müstağnilik
Müstağni olma durumu
- müstear
Klasik Türk müziğinde bir makam
- müstebat
Olacağı sanılmayan, uzak görülen
- müstefit
Yararlanan
- müstefit etmek
yararlandırmak
- müstefit olmak
yararlanmak
- müstehap
Hoşa giden, sevilen, beğenilen
- müstehaplık
Müstehap olma durumu
- müstehcen
Açık saçık, edebe aykırı, yakışıksız
- müstehcenleşme
Müstehcenleşmek durumu
- müstehcenleşmek
Müstehcen duruma gelmek
- müstehcenlik
Müstehcen olma durumu
- müstehzi
Alaycı bir biçimde
- müstekbir
Kibirlenen, kendini büyük gören (kimse)
- müstelzim
Gerektiren, gerekli kılan
- müstemirren
Aralıksız olarak
- müsteniden
Dayanarak, dayandırarak
- müstenit
Dayanan
- müstensih
El yazması eseri el yazısıyla kopya eden kimse; çoğaltıcı
- müsterih
Bütün kaygılardan kurtulup gönlü rahata kavuşan, içi rahat olan
- müsterih olmak
içi rahat olmak, kaygıdan kurtulmak
- müsterihlik
Müsterih olma durumu
- müstesna
Bir bütünün veya kuralın dışında olan
- müstesnalık
Müstesna olma durumu
- müstevli
Bir yeri istila eden, yönetimi altına alan (kimse, devlet, ordu vb.)
- müstezat
Her dizesine bir küçük dize eklenmiş divan edebiyatı nazım türü
- müsteşar
Kendisinden bilgi alınan, kendisine danışılan kimse
- müsteşarlık
Müsteşar olma durumu
- müsteşriklik
Doğu bilimci olma durumu
- müsvedde
Bir şeyin kötü benzeri
- müsveddelik
Müsvedde yapmaya elverişli
- müsveddelik kâğıt
Karalama için kullanılan kâğıt
- mütalaa
Herhangi bir konu üzerinde ayrıntılı bir biçimde düşünme
- mütalaa etmek
okumak
- mütalaa yürütmek
herhangi bir görüş üzerinde ayrıntılarıyla düşünce üretmek
- mütalaada bulunmak
görüş veya düşünce ileri sürmek
- müteahhitlik
Müteahhidin yaptığı iş
- müteakip
-den sonra
- müteammim
Yaygın duruma gelmiş, genelleşmiş
- mütebahhir
Geniş, derin bilgisi olan
- mütebeddil
Bir kararda durmayan, değişen
- mütebessim
Gülümseyen; güleç
- mütecasir
Yeltenen, cüret eden
- mütecaviz
-den çok, -i aşan
- mütecavizlik
Mütecaviz olma durumu
- mütecessis
Gizliyi arayan, gizliyi gözetleyen
- mütedair
Ait, için, dolayı, üzerine, ... ile ilgili
- mütedavil
Tedavülde bulunan, elden ele gezen
- müteessif
Üzülen, esef eden
- müteessif olmak
üzülmek, acınmak, yerinmek, esef etmek
- müteessir
Etkilenmiş
- müteessir olmak
üzülmek
- mütefennin
Bilim veya teknik alanında bilgili olan kimse
- müteferrik
Birbirinden ayrılmış, dağılmış olan
- müteferrika
Küçük giderler için ayrılan para
- mütehakkim
Hâkim olan, hükmeden
- müteharrik
İşleyen, çalışan
- mütehassis
Duygulanmış olan
- mütehassis etmek
bir kimseyi duygulandırmak
- mütehassis olmak
herhangi bir sebeple duygulanmak
- mütehayyil
Hayale dalmış
- mütehayyir
Şaşmış, şaşırmış olan
- mütekabiliyet esası üzerine
karşılıklı olarak
- mütekellim
Söyleyen, konuşan
- mütekâmil
Olgunlaşmış, gelişmiş, gelişkin
- mütekâsif
Yoğunlaşmış, koyulaşmış
- mütelezziz
Lezzet bulan, tat alan, mutlu olan, hoşlanan
- mütelezziz olmak
lezzet duymak, tat almak, mutlu olmak
- mütemayiz
Kendini gösteren, sivrilen
- mütemmim
Tamamlayan, bütünleyen, bitiren
- mütemmim cüz
Bütünü oluşturan tamamlayıcı parça
- mütemmimlik
Mütemmim olma durumu
- mütenakıs
Gittikçe azalan, eksilen
- mütenebbih
Aklını başına toplamış, akıllanmış, uslanmış
- müteneffir
İğrenmiş, tiksinmiş
- mütenekkir
Kılık değiştiren, takma ad kullanan, kendini tanıtmak istemeyen
- mütenekkiren
Kılık değiştirerek, takma ad kullanarak, kendini tanıtmadan
- müterakim
Birikmiş, toplanmış, yığılmış
- müterakki
İleri, ilerlemiş
- müterakki vergi
Matrah arttıkça oranı yükselen vergi
- mütercem
Çevrilmiş, tercüme edilmiş
- mütereddi
Soysuzlaşmış
- mütesanit
Dayanışma içinde olan (kimse)
- mütesanit olmak
dayanışmak
- müteselli
Üzücü, yorucu veya bıktırıcı bir durum karşısında avunan (kimse)
- müteselli olmak
avunmak
- müteselsil borç
Bir borç ilişkisinde birden çok borçlunun, her birinin ayrı ayrı tamamından sorumlu bulundukları borç
- müteselsil kefil
Borcun yerine getirilmesinde aynen borçlu gibi borcun ödenmesini üstlenen kimse
- müteselsilen
Zincirleme olarak
- mütevakkıf
Gerçekleşmesi bir şeye bağlı bulunan
- mütevazi
Birbirine paralel olan
- müteveccih
Bir yere gitmeye, bir şeyi yapmaya karar veren
- müteveccihen
Bir yere doğru gitmek üzere
- müteveffa
Ölmüş, ölü kimse
- mütevekkil
Her işini Tanrı'ya veya oluruna bırakmış, kadere boyun eğmiş
- mütevelli
Bir vakfın yönetimi kendisine verilmiş olan kimse
- mütevelli heyeti
Bir vakfın veya bir kuruluşun yönetim işlerinin doğrudan bağlı bulunduğu kurul
- mütevellit
Doğmuş, dünyaya gelmiş
- mütezayit
Artan, çoğalan
- müteşekkil
Oluşmuş, meydana gelmiş
- müteşekkir
Teşekkür etme durumunda olan, teşekkür borçlu olan
- müteşekkirlik
Müteşekkir olma durumu
- müthiş
Çok rahatsız eden, dayanılmaz
- müthişlik
Müthiş olma durumu
- müttefiken
El birliğiyle, hep birlikte
- müttefiklik
Müttefik olma durumu
- müttehiden
Birlikte, birlik olarak
- müttehit
Birlik durumuna gelmiş, birlik olmuş; birleşik
- müttehitlik
Müttehit olma durumu
- müvekkil
Birini kendine vekil olarak seçen erkek
- müvekkile
Birini kendine vekil olarak seçen kadın
- müvezzilik
Müvezzi olma durumu
- müyesser
Kolaylıkla ortaya çıkan
- müyesser olmak
kolaylıkla ortaya çıkmak, kolaylıkla elde edilmek
- müzaheret
Yardım etme, destekleme, arkalama, arka çıkma
- müzaheret etmek
yardım etmek, desteklemek, arkalamak, arka çıkmak
- müzahir
Yardımcı, destekleyici, arkalayan, arka çıkan
- müzahrefat
Süprüntüler, pislikler
- müzakerat
Bir konuyla ilgili konuşmalar, danışmalar, müzakereler
- müzakere
Bir konuyla ilgili fikir alışverişinde bulunma; oylaşma
- müzakere etmek
bir konu üzerinde fikir alışverişinde bulunmak, oylaşmak
- müzakereci
Müzakere yapan kimse
- müzakerecilik
Müzakereci olma durumu
- müze
Sanat ve bilim eserlerinin veya sanat ve bilime yarayan nesnelerin saklandığı, halka gösterilmek için sergilendiği yer
- müze gibi
eski ve değerli eşyaları olan (yer)
- müzebzep
Çok karışık
- müzeci
Müze kuran veya müzede çalışan kimse
- müzecilik
Müze kurma veya işletme işi
- müzehhep
Altın suyuna batırılmış olan
- müzekkere
Bir iş için herhangi bir üst makama yazılan yazı
- müzelik
Müzeye konulacak değerde veya eskilikte olan
- müzevirleme
Müzevirlemek işi
- müzevirlemek
Birinin başkası aleyhine yaptıkları veya söylediklerini karşı tarafa iletmek, söz taşımak, ara bozmak
- müzevirlik etmek
söz getirip götürmek, ara bozmak
- müzeyyen
Süslenmiş, bezenmiş olan
- müzik
Birtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı; musiki
- müzik bilimci
Müzik bilimi alanında araştırmalar yapan bilgin veya uzman; müzikolog
- müzik bilimi
Müzik konularını, bilimsel yöntemlerle inceleyen bilim; müzikoloji
- müzik defteri
Sayfalarının her bir satırı beş yatay çizgiden oluşan, çizgilerin üzerine notaların yazıldığı defter
- müzik dolabı
Radyo, televizyon, teyp, pikap, video vb. ses cihaz ve aksesuarları koymaya yarayan mobilya
- müzik kulağı
Müziğin seslerine olan duyarlılık ve yatkınlık durumu
- müzik köşesi
Değişik müzik türlerinin bir mağazanın belli bir bölümünde veya köşesinde, plak, kaset, uzunçalar vb. olarak satışa sunulduğu yer
- müzik marketi
Değişik müzik aletlerinin, plak, kaset, disk vb. ürünlerin satıldığı yer
- müzik odası
Müzik dinlemeye ayrılmış yer
- müzik salonu
Müzik dinlenmesi için düzenlenmiş olan salon
- müzikal
Müzikle ilgili
- müzikalite
Müziğe uygun özellikleri taşıma
- müzikevi
Çeşitli müzik türlerine ait kursların verildiği, müzik aletlerinin satıldığı yer
- müzikhol
Fon müziğinden yararlanılarak eğlenceli, fantezi oyunların oynandığı yer
- müziklendirme
Müziklendirmek durumu
- müziklendirmek
Müzik ile çeşitlemek, süslemek
- müzikleştirme
Müzikleştirmek işi
- müzikleştirmek
Müzik durumuna getirmek
- müzikli
Bazı bölümlerinde müzik kullanılan (film, oyun)
- müzikolojik
Müzik bilimi ile ilgili
- müziksel
Müzik özellikleri taşıyan
- müziksellik
Müziksel olma durumu
- müziksever
Müzik tutkusu olan, müziği seven (kimse)
- müzikseverlik
Müziksever olma durumu
- müziksiz
Müziği olmayan
- müzikçi
Müzik öğretmeni
- müzisyen
Müzik eserleri yazan, besteleyen veya besteleri çalan kimse; müzikçi
- müzisyenlik
Müzisyenin yaptığı iş; müzikçilik
- müziç
Bunaltıcı, tedirgin edici
- müzmin bekâr
Evlilik çağını geçmiş olup da henüz evlenmemiş olan kimse
- müzmin bekârlık
Müzmin bekâr olma durumu
- müçtehit
Bir konuda ayet ve hadislere dayanarak yargıya varan, karar veren yetkin din bilgini
- müşahede altına almak
sürekli gözlem altında bulundurmak
- müşahede etmek
gözlemlemek
- müşareket etmek
ortaklaşa çalışmak
- müşarünileyh
Adı geçen, adı anılan kişi
- müşebbeh
Bir şeyle arasında benzerlik bulunan, benzetilen
- müşekkel
Biçim verilmiş
- müşerref
Onur verilerek yüceltilmiş
- müşerref olmak
onurlanmak, onur kazanmak, şereflenmek
- müşevvik
Arzusunu çoğaltan, isteğini artıran
- müşir
Yazı ile bildiren, haber veren
- müşkülat
Güçlük, güçlükler, zorluklar
- müşkülat çekmek
zorluk, güçlük içinde kalmak
- müşkülat çıkarmak
yapmakta bulunduğu işi güçleştirecek durumlar yaratmak
- müşkülatlı
Güçlüğü olan, zorluk içinde olan
- müşküle
Bağ bozumuna yakın bir zamanda yetişen, kalınca kabuklu, iri ve uzun taneli bir üzüm
- müşküllük
Müşkül olma durumu
- müşkülpesent
Bir işi yapmamak için türlü bahaneler uyduran
- müşkülpesentlik
Müşkülpesent olma durumu
- müşrik
Tanrı'ya ortak koşan
- müşriklik
Müşrik olma durumu
- müştak
Özleyen, göreceği gelen
- müşteki olmak
yakınmak, şikâyetçi olmak
- müşterek
Ortaklaşa, el birliğiyle yapılan veya hazırlanan
- müşterek bahis
At yarışlarında, en az iki koşuda yarışan hayvanlardan birinin kazanmasına bağlanan talih oyunu
- müşterek bahisçi
Oyunlarda ve at yarışlarında yarışın sonuçlarını tahmin ederek bahis oynayan veya oynatan kimse; bahisçi
- müşteri
Hizmet, mal vb. alan ve karşılığında ücret ödeyen kimse
- mıcır
Yol yapımında kullanılan taş kırıntısı; mucur
- mıgri
Sularımızda yaşayan bir tür yılan balığı (Conger conger)
- mıgır
Küçük, işe yaramaz (oyun kâğıdı veya eşya)
- mıgırlık
Mıgır olma durumu
- mıh
Büyük çivi
- mıhbaşı
Çimenlik alanlarda, yol kenarları ve parklarda ilkbahar aylarında öbekler hâlinde yetişen, çan biçimli, bazitli bir tür mantar; mıhtepesi (Marasmius oreades)
- mıhlama
Yumurta, un, soğan, ıspanak karışımıyla yağda yapılan bir yemek türü
- mıhlamak
Birini silahla yaralamak veya öldürmek
- mıhlanmak
Olduğu yerde kalıp bir yere kıpırdayamaz olmak
- mıhlayıcı
Altın, gümüş vb. taşları metal yuvalara işleyen ve sıkıştıran usta
- mıhlayıcılık
Mıhlayıcının yaptığı iş
- mıhlı
Dimdik, sabit
- mıklep
Ciltli kitapların sol cilt kapağında bulunan ve okunmakta olan yeri belli eden, ucu üçgenimsi, katlanabilir parça
- mıklepli
Mıklebi olan
- mıklepsiz
Mıklebi olmayan
- mıknatıs
Demiri ve daha başka bazı metalleri çeken demir oksit; demirkapan
- mıknatıslama
Mıknatıslamak işi
- mıknatıslamak
Bir demir çubuğa mıknatıs özelliği vermek
- mıknatıslanma
Mıknatıslanmak işi
- mıknatıslanmak
Mıknatıs özelliği kazanmak, mıknatıslı bir duruma gelmek
- mıknatıslı
Mıknatısı olan
- mıknatıslı iğne
Merkezinden bir iple asılı bulunan, dar ve sivri bir eşkenar dörtgen biçiminde yapılmış mıknatıs çubuğu
- mıknatıslık
Mıknatıslı olma özelliği; mıknatısiyet
- mıncık
"Ezilerek içi dışına çıkmak" anlamındaki mıncığı çıkmak deyiminde geçen bir söz
- mıncık mıncık
Yapışkan ve kaygan bir duruma gelmiş
- mıncık mıncık etmek
yapışkan ve kaygan bir duruma getirmek
- mıncık mıncık olmak
yapışkan ve kaygan bir duruma gelmek, ezilmek
- mıncıklama
Mıncıklamak işi
- mıncıklamak
Örseleyecek veya biçimini bozacak gibi ellemek, sıkıştırmak
- mıncıklanma
Mıncıklanmak işi
- mıncıklanmak
Mıncıklama işi yapılmak veya mıncıklama işine konu olmak
- mıncırık
Küçük, afacan, zeki (çocuk)
- mır mır
Mırıldanma sesi
- mır mır etmek
"mırıldanma" sesi çıkarmak
- mırlama
Mırlamak işi
- mırlamak
Kedi "mır mır" diye ses çıkarmak
- mırmır
Sularımızda yaşayan bir tür yılan balığı (Echelus myrus)
- mırmırık
Mırıldanan
- mırnav
Miyavlama sesi
- mırra
Acılık veren sıvılarla özel bir biçimde kaynatılarak pişirilen bir tür acı kahve
- mırıl mırıl
Mırıltılı ses çıkararak
- mırıldama
Mırıldamak işi
- mırıldamak
Alçak ve güç anlaşılır bir sesle bir şeyler söylemek
- mırıldanabilme
Mırıldanabilmek işi
- mırıldanabilmek
Mırıldanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- mırıldanma
Mırıldanmak işi; mırlanma
- mırıldanmak
Alçak sesle kendi kendine bir şeyler söylemek; mırlanmak
- mırıldanış
Mırıldanmak işi
- mırıltı
Alçak ve anlaşılmaz bir ses çıkararak konuşma
- mırıltılı
Alçak ve anlaşılmaz sesli
- mırın kırın etmek
bir isteği yerine getirmemek için çeşitli sebepler ileri sürmek, nazlanmak
- mıskal
Her biri başka perdede bir sıra kamış boğumundan yapılmış düdük; musikar
- mıskala
Metal veya deri parlatmaya yarar alet
- mısmıl
Eti yenilebilen, murdar olmayan
- mısır
Buğdaygillerden, gövdesi boğumlu ve kalın, yaprakları şerit biçiminde, erkek çiçekleri tepede salkım durumunda, dişi çiçekleri yaprakla gövde arasında koçan biçiminde olan bir kültür bitkisi; darı, kokoroz, lazut (Zea mays)
- mısır ekmeği
Mısır unundan hazırlanarak yapılan ekmek
- mısır kalburu
Aleve tutularak içinde mısır patlatılan kalbur biçiminde bir kap
- mısır koçanı
Mısırın taneleri alındıktan sonra kalan sert kısmı; koçan
- mısır koçanı gibi
boru gibi dümdüz
- mısır patlatmak
cin mısırını kalbur, tencere, tava vb. içine koyup ateş üzerinde veya elektrikli tava vb. makinelerde patlamasını sağlamak
- mısır püskülü
Mısır koçanının ucundan sarkan sarı renkli püskül biçimindeki tepeciği
- mısır püskülü gibi
seyrek, ince ve cansız (saç)
- mısır unu
Kuru mısır tanelerinin öğütülmesiyle elde edilen un
- mısır yağı
Mısır tanelerinden çıkarılan sıvı yağ
- mısır özü
Mısırdan elde edilen öz madde
- mısırcı
Mısır yetiştiren veya satan kimse
- mısırcılık
Mısırcı olma durumu
- Mısırlı
Mısır’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- mısırlık
Geniş mısır tarlaları bulunan yer
- mıymıntı
İnsanın sabrını tüketecek derecede yavaş ve mızmızca iş gören (kimse)
- mıymıntılık
Mıymıntı olma durumu
- mızmız
Her şeyde kusur bulan, hiçbir şeyden memnun olmayan
- mızmızca
Mızmıza yakışan, mızmız gibi
- mızmızlanma
Mızmızlanmak işi
- mızmızlanmak
Mızmızca davranışlarda bulunmak; mızmızlık etmek
- mızmızlaşma
Mızmızlaşmak işi
- mızmızlaşmak
Mızmız duruma gelmek
- mızmızlık
Mızmız olma durumu
- mızmızlık etmek
mızmızlanmak
- mızrak
Uzun saplı, sivri demir uçlu silah
- mızrak çuvala girmez (veya sığmaz)
gizli tutulması imkânsız durumlar karşısında söylenen bir söz
- mızraklı
Mızrağı olan, mızrak taşıyan
- mızraklık
Mızrak konulan yer
- mızraksı
Mızrağa veya mızrak ucuna benzeyen
- mızraksız
Mızrağı olmayan
- mızrap
Telli çalgıları çalmaya yarayan, kemik, maden, plastik veya özellikle kiraz ağacından yapılan alet; çalgıç, tezene, zahme, pena
- mızraplı
Telleri bir mızrap veya parmakla çalınan (saz)
- mızıkacı
Armonika çalan kimse
- mızıkacılık
Mızıkacı olma durumu
- mızıkalı
Mızıkası olan
- mızıklanma
Mızıklanmak işi
- mızıklanmak
Çeşitli sebeplerle oyun bozmak, yenilgiyi kabul etmemek, oyunbozanlık etmek, mızıkçılık etmek
- mızıkçılık etmek
mızıklanmak, oyunbozanlık etmek, cızlamak
- mızıma
Mızımak durumu
- mızımak
Mızıkçılık etmek
- mızırdanma
Mızırdanmak işi; mızıldanma, sızıldanma
- mızırdanmak
Yakınarak konuşmak; mızıldanmak, sızıldanmak
- mışmış
Kayısı veya zerdali
- mışıl mışıl
"Rahat, sessiz ve derin soluk alarak uyumak" anlamındaki mışıl mışıl uyumak deyiminde geçen bir söz
- mışıldama
Mışıldamak işi
- mışıldamak
Mışıl mışıl ses çıkarmak