Words starting with Ü
633 dictionary entries are listed for Ü.
Popular Ü entries
More frequently visited entries for this letter.
- üstünkörü
İnceliklerine inmeden, özen göstermeden; gelişigüzel, baştan savma, yalan yanlış
- ürküntü vermek
ürkütmek
- ülkeler arası
İki veya daha çok ülke arasında oluşan, gerçekleşen
- ülkeler coğrafyası
Ülkelerin konumunu, fiziki, beşerî ve ekonomik özelliklerini inceleyen coğrafya dalı
- üstünden atmak
bir şeyi ödev olarak kabul etmemek
- üstünlük duygusu
Kişinin kendini bazı yönlerden veya genellikle insanların çoğundan üstün görmesi; üstünlük hissi, üstünlük karmaşası, üstünlük kompleksi
- ümit serpmek
umut serpmek
- üstlü
Belden üst kısmında giysi olan
- üstündeki üstünde, başındaki başında
"üstündekinden başka hiçbir şey kalmadan" anlamında kullanılan bir söz
- üzme
Üzmek işi; tazip
- üç durum yasası
Toplumun Tanrı bilimi, fizikötesi ve tanıtlı olmak üzere üç durumdan geçerek geliştiğini savunan Auguste Comte yasası; üç hâl kanunu
- üçüncü dünya ülkeleri
Hemen hepsi eski sömürgeler olan, ulusal bağımsızlıklarını kazanmış veya bu uğurda mücadele veren Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri
- üretim ilişkileri
Toplum hayatında maddi zenginliklerin üretimi, değişimi ve dağılımı süreci içinde toplum üyeleri arasında ortaya çıkan ve insan bilincinden bağımsız olarak var olan nesnel, maddi ilişkiler
- ütü yastığı
Giysilerin omuz ve kol ağızlarının kolaylıkla ütülenmesini sağlayan, içi pamukla dolu araç; kambur
- üvey anne
Öz olmayan anne; analık, üvey ana, cicianne
- üyelik
Üye olma durumu
- ülke
Bir devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü; diyar, arz (III), iklim, memleket, mülk
- ümidi kırılmak
umudu kırılmak
- ünlem işareti
Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma vb. duyguları vurgulu olarak anlatan ifadelerin veya seslenme için kullanılan kelimelerin sonuna konulan noktalama işaretinin adı; ünlem (!)
- ünlü daralması
Geniş ünlülerin kelimedeki bir ünsüzün etkisiyle darlaşması durumu: geymek > giymek, yene > yine vb
- ünsüz ikizleşmesi
Kelime içindeki ünsüzlerin çeşitli sebeplerle ikiz olarak söylenmesi; ikizleşme: döşek > döşşek, eşek > eşşek, sakız > sakkız, otuz > ottuz vb
- üstyapı
Altyapı üzerine kurulan, oturmaya veya üretime yarayan yapıların tümü
- üstü kapalı
Açık ve kesin olmayan; eskülabi
- üvey baba
Öz olmayan baba; babalık, cicibaba
- üzmek
Üzüntü vermek
- üzüm asması
Üzüm çubuğunun ve dallarının asılarak yetiştirilmesi sonucu oluşturulan asma
- üç maymunu oynamak
gördüğü ve duyduğu bir olay hakkında görmemiş, duymamış gibi davranmak ve bu konuda konuşmamak
- üçgen prizma
Tabanı üçgen olan prizma
- üfleyiş
Üflemek işi
- üleştirme sıfatı
Sayı adlarına -ar, -şar ekleri getirilerek kurulan ve ilgili nesneyi paylaştırma, dağıtma, ayırma vb. yönleriyle gösteren sıfat: otuzar (kitap), ikişer (kalem) vb
- ümit kesmek
umut kesmek
- ümmet
Bir peygamberin getirdiklerine inanıp ona tabi olanların oluşturduğu topluluk
- ünlü kaynaşması
Birleşik kelimelerde ünlüyle biten bir kelimeden sonra ünlüyle başlayan kelime geldiğinde bu iki ünlünün tek hecede toplanması; kontraksiyon: kahve altı > kahvaltı, ne için > niçin, sütlü aş > sütlaç vb
- ünlülü
İçinde ünlü harf bulunan (söz)
- ünsüz türemesi
Daha çok ağızlarda görülen, kelimenin özgün biçiminde bulunmayan bir ünsüzün ortaya çıkması
- ünsüz uyumu
Türkçede sert ünsüzle biten bir kelimeye c, d, g ünsüzlerinden biriyle başlayan bir ek getirildiğinde ekin başındaki ünsüzün sertleşmesi; sessiz uyumu: açık-ça, sepet -te, bıç-kı vb
Ü index
633 word links are rendered on the server.
- ücra
Çok uçta, kenarda veya kıyıda köşede olan
- ücret
İş gücünün karşılığı olan para veya mal; ecir
- ücretlendirme
Ücretlendirmek işi
- ücretlendirme makinesi
Posta işlemlerinde zarfların üstüne pul yerine ücreti gösteren damga basan makine
- ücretlendirmek
Bir malın, bir işin ücretini, rayicini belirlemek
- ücretli
Ücretle çalıştırılan kimse
- ücretlilik
Ücretlinin yaşama biçimi
- ücretsiz
Bir karşılık ödemeden alınan
- ücretsizlik
Ücretsiz olma durumu
- üdeba
Edebî eser yazanlar, yazarlar, edipler
- üf
Usanç, bezginlik, tiksinti vb. duygular anlatan bir söz
- üfleme
Üflemek işi
- üflemek
Dudakları büzerek soluğu bir şey üzerine hızla vermek; üfürmek
- üflemeli
Üflenerek çalınan (çalgı); nefesli
- üflemeli sazlar
Üflenerek seslendirilen müzik araçları; üflemeli çalgılar, nefesli sazlar
- üfleniş
Üflenmek işi
- üflenme
Üflenmek işi
- üflenmek
Üfleme işi yapılmak
- üfletme
Üfletmek işi
- üfletmek
Üfleme işini yaptırmak
- üfleyebilme
Üfleyebilmek işi
- üfleyebilmek
Üfleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- üfleyiverme
Üfleyivermek işi
- üfleyivermek
Aniden üflemek
- üfleyiş
Üflemek işi
- üfleç
Kaynak yapımında, metalleri kesme ve eritme işlemlerinde kullanılan, alev püskürten araç; hamlaç
- üfürme
Üfürmek işi
- üfürmek
Üfleyerek bulunduğu yerden uzaklaştırmak
- üfürük
Üfürülerek verilen soluk
- üfürükçü
Maddi çıkar sağlamak için okuyup üfleyerek hastalıkları iyileştirdiğine, karı koca ilişkilerini düzenlediğine vs. inanılan, ilaç terkipleri yapan, muska yazan sahtekâr kimse
- üfürükçülük
Üfürükçünün işi
- üfürüm
Kalbin kanı damarlara pompalaması sırasında, zarında veya kapakçığında bulunan delik yüzünden ortaya çıkan normal dışı ses
- üfürüş
Üfürmek işi
- üleştirim
Üleştirmek işi
- üleştirimli tüze
Ödül ve cezanın herkesin hakkına göre üleştirilmesi temeline dayanan tüze
- üleştirme sıfatı
Sayı adlarına -ar, -şar ekleri getirilerek kurulan ve ilgili nesneyi paylaştırma, dağıtma, ayırma vb. yönleriyle gösteren sıfat: otuzar (kitap), ikişer (kalem) vb
- ülfet
Anlaşabileceği kişilerle güzel bir şekilde görüşüp konuşma
- ülfet etmek
görüşüp konuşmak, sohbet etmek
- ülger
Şeftali vb.nin üzerinde bulunan ince tüy
- ülke
Bir devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü; diyar, arz (III), iklim, memleket, mülk
- ülke açmak
bir ülkeyi savaşarak almak; fethetmek
- ülkece
Ülke çapında
- ülkeler arası
İki veya daha çok ülke arasında oluşan, gerçekleşen
- ülkeler coğrafyası
Ülkelerin konumunu, fiziki, beşerî ve ekonomik özelliklerini inceleyen coğrafya dalı
- ülkesel
Ülkeye ilişkin
- ülkesellik
Ülkeye ilişkin olma durumu
- ülkü
Amaç edinilen, ulaşılmak istenen şey; dava, ideal
- ülkücü
Bir ülküye çıkar gütmeden bağlı olan; idealist
- ülkücülük
Bir ülküyle belirlenmiş olan, bu ülküye çıkar gütmeden bağlı kalan yaşama biçimi ve dünya görüşü; idealizm
- ülküdaş
Aynı ülküye bağlı olanlardan her biri
- ülküdaşlık
Ülküdaş olma durumu
- ülküleştirilme
Ülküleştirilmek işi
- ülküleştirilmek
Ülküleştirme işi yapılmak
- ülküleştirme
Ülkü durumuna getirme
- ülküleştirmek
Ülkü durumuna getirmek
- ülküsel
Ülkü ile ilgili; ideal
- ülser
Sindirim organlarında ve özellikle mide ile onikiparmak bağırsağında görülen yara; karha
- ültimatom
Bir devletin başka bir devlete verdiği ve hiçbir tartışma veya karşı koymaya yer bırakmaksızın, tanıdığı sürede isteklerinin yerine getirilmesini istediği nota
- ültimatom vermek
nota vermek, istekleri sert bir biçimde bildirmek
- ültimatomsu
Ültimatomu andıran, ültimatoma benzeyen, ültimatom gibi
- ülüş
Kesilen hayvanın etinden alınan pay
- ümera
Beyler, amirler
- ümide düşmek
umuda düşmek
- ümide kapılmak
umuda kapılmak
- ümidi boşa çıkmak
umudu boşa çıkmak
- ümidi kırılmak
umudu kırılmak
- ümidi sönmek
umudu sönmek
- ümidini kesmek (veya kaybetmek)
umudunu kesmek
- ümidini kırmak
umudunu kırmak
- ümit (veya ümidini) bağlamak
umut bağlamak
- ümit beslemek
umut beslemek
- ümit bırakmak
umut bırakmak
- ümit etmek
umut etmek
- ümit kesmek
umut kesmek
- ümit serpmek
umut serpmek
- ümit uyanmak
umut uyanmak
- ümit vermek
umut vermek
- ümitli
Verim beklenen
- ümitsizliğe düşmek
umutsuzluğa düşmek
- ümmet
Bir peygamberin getirdiklerine inanıp ona tabi olanların oluşturduğu topluluk
- ümmetçe
Ümmet olarak
- ümmetçi
Ümmetçilik yanlısı olan (kimse, görüş vb.)
- ümmetçilik
Müslüman nüfusun yoğun olduğu tüm ülkelerin tek bir çatı altında birleştirilmesi düşüncesi
- ümmi
Okuyup yazması olmayan
- ümmilik
Ümmi olma durumu
- ümranlı
Bayındır, gelişmiş olan
- ümransızlık
Bayındır olmama durumu
- ümüğüne sarılmak (veya basmak)
bir iş için birini çok sıkıştırmak
- ümüğünü sıkmak
ümüğüne sarılmak
- ün
Herkesçe bilinme, tanınma durumu; san, nam, şöhret, şan (I)
- ün almak (veya kazanmak veya salmak veya yapmak)
ünü herkesçe bilinmek ve her yerden duyulmak
- ündeş
Benzer sesle biten söz veya cümle
- ündeşlik
Ses benzerliği veya birliği
- üne kavuşmak
ün kazanmak, şöhret bulmak
- üniforma
Aynı işi yapanların giydikleri, tüzükle belirtilmiş, bir örnek giysi
- üniformalı
Üniforması olan, üniforma giymiş olan (kimse)
- üniformasız
Üniforması olmayan
- ünik
Tek, eşi olmayan
- üniseks
Herhangi bir cinsiyete özgü olmayan, kadın ve erkek için uygun
- ünite
Birlik, birleşmiş olma durumu
- üniter
Birlikçi, birlikten yana, birleştirici (siyaset)
- üniversite
Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip, yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksekokul vb. kuruluş ve birimlerden oluşan öğretim kurumu; darülfünun
- üniversiteler arası
Birçok üniversite ile ilgili olan
- üniversiteli
Üniversite öğrencisi
- üniversitelilik
Üniversiteli olma durumu
- ünlem
Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma vb. duyguları vurgulu olarak anlatan veya seslenme için kullanılan kelime; nida: Ah!, Oh!, Eyvah!; Kardeşim!, Canım! vb
- ünlem işareti
Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma vb. duyguları vurgulu olarak anlatan ifadelerin veya seslenme için kullanılan kelimelerin sonuna konulan noktalama işaretinin adı; ünlem (!)
- ünleme
Ünlemek işi
- ünlemek
Yüksek sesle bildirmek
- ünleniş
Ünlenmek işi veya durumu
- ünlenme
Ünlenmek işi
- ünlenmek
Ün sahibi olmak, ün kazanmak, meşhur olmak
- ünletme
Ünletmek işi
- ünletmek
Bağırtmak, çağırtmak
- ünlü
Herkesçe bilinen, ün salmış olan; angın, adlı sanlı, anlı şanlı, şöhretli, tanınmış, meşhur, şanlı, namlı (I), namdar
- ünlü daralması
Geniş ünlülerin kelimedeki bir ünsüzün etkisiyle darlaşması durumu: geymek > giymek, yene > yine vb
- ünlü düzleşmesi
Kelimedeki yuvarlak ünlülerin çeşitli sebeplerle düz ünlülere dönüşmesi
- ünlü düşmesi
Kelimedeki bir ünlünün düşmesi: gönülüm > gönlüm, kayın ana > kaynana, dokuz on > doksan vb
- ünlü harf
bk. ünlü
- ünlü kaynaşması
Birleşik kelimelerde ünlüyle biten bir kelimeden sonra ünlüyle başlayan kelime geldiğinde bu iki ünlünün tek hecede toplanması; kontraksiyon: kahve altı > kahvaltı, ne için > niçin, sütlü aş > sütlaç vb
- ünlü kısalması
Aslında uzun olan bir ünlünün zamanla kısalması: cân > can, hâzır > hazır, beyâz > beyaz
- ünlü türemesi
Ses özelliklerine veya birbirleriyle birleşme şartlarına uygun olarak kelimenin önüne, içine veya sonuna ünlü getirilmesi: scarpina > iskarpin, ruza > oruç, limon > ilimon vb
- ünlü uyumu
Kelimelerdeki ünlülerin incelik, kalınlık veya düzlük, yuvarlaklık bakımlarından birbirine benzeşmesi; ünlü benzeşmesi, ahenk kaidesi, sesli uyumu, vokal uyumu
- ünlü yuvarlaklaşması
Kelimedeki düz ünlülerin çeşitli sebeplerle yuvarlak ünlülere dönüşmesi: savırmak > savurmak, kavışmak > kavuşmak, yımışak > yumuşak vb.
- ünlü çatışması
Eklemelerde veya birleştirmelerde iki ünlünün yan yana gelmesi: ne ise > neyse, ne asıl > nasıl vb
- ünlülü
İçinde ünlü harf bulunan (söz)
- ünlülük
Ünlü olma durumu; meşhurluk, namdarlık, şöhretlilik
- ünsiyet etmek (veya peyda etmek)
yakınlık kurmak
- ünsüz
Ünü olmayan; şansız, şöhretsiz
- ünsüz benzeşmesi
Bir kelimedeki iki ünsüzden birinin boğumlanma nitelikleri bakımından diğer ünsüzle kısmen veya tam olarak uyuma girmesi: ögsüz > öksüz, binmek > minmek vb
- ünsüz düşmesi
Daha çok ağızlarda görülen, kelimenin ünsüzlerinden birinin düşmesi: yip > ip, arslan > aslan
- ünsüz harf
bk. ünsüz
- ünsüz ikizleşmesi
Kelime içindeki ünsüzlerin çeşitli sebeplerle ikiz olarak söylenmesi; ikizleşme: döşek > döşşek, eşek > eşşek, sakız > sakkız, otuz > ottuz vb
- ünsüz tekleşmesi
Bir kelimenin içindeki çift ünsüzden birinin düşmesi; tekleşme: kassap > kasap, sarraç > saraç vb
- ünsüz türemesi
Daha çok ağızlarda görülen, kelimenin özgün biçiminde bulunmayan bir ünsüzün ortaya çıkması
- ünsüz uyumu
Türkçede sert ünsüzle biten bir kelimeye c, d, g ünsüzlerinden biriyle başlayan bir ek getirildiğinde ekin başındaki ünsüzün sertleşmesi; sessiz uyumu: açık-ça, sepet -te, bıç-kı vb
- ünsüzlü
İçinde ünsüz harf bulunan (söz)
- ünsüzlük
Ünsüz olma durumu; şöhretsizlik
- ünvan
Bir kimsenin memuriyetindeki rütbesini, makamını veya mevkisini gösteren ad; san, titr
- ünvanlı
Ünvanı olan
- ünvansız
Ünvanı olmayan
- ünvansızlık
Ünvansız olma durumu
- ürat
Sidik asidi tuzu
- üre
Azotlu besinlerin vücutta yanmasıyla oluşan, erimiş bir durumda idrarla dışarı atılan azotlu madde
- üreme
Üremek işi
- üreme organları
Organizmada üreme görevi için birlikte oluşmuş organlar bütünü
- üremek
Canlılar doğup çoğalmak
- üremi
Ürenin idrarla çıkmayıp kanda birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalık
- üremik
Üremiyle ilgili olan
- üremsel
Üremeye ilişkin
- üretebilme
Üretebilmek işi
- üretebilmek
Üretme ihtimali veya imkânı bulunmak
- üreteç
Herhangi bir mekanik enerjiyi elektrik akımına çeviren aygıt; elektrik üreteci, jeneratör, dinamo
- üretici
Üretimle uğraşan kimse; yetiştirici, müstahsil, prodüktör, tüketici karşıtı
- üretici alan
Maddi refahın yaratılması, dağılımı ve değişimi konularını kapsayan ekonomik etkinliklerin tümü
- üretici dönüşümlü dil bilgisi
Konuşma dilini inceleyerek özne ve fiilden oluşan çekirdek cümleyi birim olarak ele alıp belli bir sıra izleyen dönüştürümlerle sonsuz sayıda cümle türetme yollarını açıklamaya çalışan dil bilgisi
- üretici olmayan alan
Sonucunda maddi ürünlerin değil, hizmetlerin doğduğu etkinlikleri kapsayan üretim alanı
- üreticilik
Üreticinin işi
- üretilebilme
Üretilebilmek işi
- üretilebilmek
Üretilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- üretiliş
Üretilmek işi
- üretilme
Üretilmek işi
- üretilmek
Üretme işi yapılmak
- üretim
Belirli faaliyet ve işlemler sonucu yeni bir mal veya hizmet meydana getirme; istihsal, prodüksiyon, tüketim karşıtı
- üretim araçları
Üretim sürecinde kullanılan iş, araç ve gereçlerin bütünü
- üretim artığı
Ekonomide üretim fazlalığı
- üretim bandı
Fabrikalarda ürünün daha hızlı bir biçimde üretilmesi amacıyla üstünde çeşitli parçaların takıldığı, çeşitli işlemlerin yapıldığı hareketli şerit
- üretim biçimi
Toplum hayatında insanların yaşamları için gerekli olan şeyleri elde etmelerinin tarih içinde gösterdiği türlü düzenlemeler olan kölecilik, sermayecilik, toplumculuk vb.nin her biri
- üretim güçleri
Bir toplumdaki insan ögesi, üretim araçları, üretim deneyleri ve alışkanlıklarının bütünü
- üretim ilişkileri
Toplum hayatında maddi zenginliklerin üretimi, değişimi ve dağılımı süreci içinde toplum üyeleri arasında ortaya çıkan ve insan bilincinden bağımsız olarak var olan nesnel, maddi ilişkiler
- üretim kooperatifi
Anamalı olmayan işçilere kendi aralarında ortaklık kurma imkânı sağlayan kooperatif sistemi
- üretimsel
Üretimle ilgili
- üretiş
Üretmek işi
- üretken
Üretme gücü olan, çok üreten
- üretkenlik
Üretken olma durumu
- üretme
Üretmek işi
- üretmek
Aynı türden canlıları çoğaltmak
- ürettirme
Ürettirmek işi
- ürettirmek
Üretme işini yaptırmak
- üreyebilme
Üreyebilmek işi
- üreyebilmek
Üreme ihtimali veya imkânı bulunmak
- üreyiş
Üremek işi
- ürik asit
Suda çok az eriyen, soda ve amonyakla birleştiğinde kısmen eriyebilen, asit ve nötr tuzlar oluşturan asit (C5H4N4O3)
- ürkek
Çok ürken, korkuya çabuk kapılan; ürkekçe
- ürkekleşme
Ürkekleşmek durumu
- ürkekleşmek
Ürkek duruma gelmek
- ürkeklik
Ürkek olma durumu
- ürkekçe
(ürke'kçe) Ürkek bir biçimde
- ürkme
Ürkmek işi; tevahhuş
- ürkmek
Bir şeyden korkup sıçramak; tevahhuş etmek
- ürkülü
Ürkü veren
- ürküntü
Ürkme duygusu
- ürküntü vermek
ürkütmek
- ürküntülü
Ürküntü veren
- ürküntüsüz
Ürküntü vermeyen
- ürkünç
Ürkme, çekinme duygusu veren
- ürkünçlük
Ürkünç olma durumu
- ürküsüz
Ürkü vermeyen
- ürkütme
Ürkütmek işi
- ürkütmek
Ürküntü vermek
- ürkütücü
Ürkme, çekinme duygusu veren, ürküten
- ürkütücülük
Ürkütücü olma durumu
- ürkütülme
Ürkütülmek işi
- ürkütülmek
Ürkütme işi yapılmak
- ürkütülüş
Ürkütülmek işi
- ürkütüş
Ürkütmek işi
- ürküş
Ürkmek işi
- ürokültür
İdrardan alınan örnekle yapılan bakteri kültürü
- ürolog
İdrar yolu hastalıkları hekimi; bevliyeci
- üroloji
Böbrek ve idrar yolları hastalıkları ile erkek üreme sistemi bozukluklarıyla uğraşan bilim dalı; bevliye
- ürolojik
Üroloji ile ilgili
- ürperiş
Ürpermek işi
- ürperme
Ürpermek işi
- ürpermek
Korku, tiksinti, üşüme vb. yüzünden tüylerin dikilip derinin nokta nokta kabarmasıyla görülen ani titreme; ifildemek
- ürperti
Ürperme duygusu
- ürperti vermek
korkutmak
- ürpertili
Titreşimi olan
- ürpertme
Ürpertmek işi
- ürpertmek
Ürperti vermek
- üryani eriği
İnce kabuklu bir tür erik; üryani
- ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirir
beceriksiz kimselerin iyilik yapayım derken zarara yol açtıklarını anlatan bir söz
- ürün
Doğadan elde edilen, üretilen yararlı şey; hasılat, mahsul
- ürün yelpazesi
Üretilen maddelerin, değişik ve yaygın çok çeşitlilik durumu
- ürünlü
Ürünü olan
- ürünsüz
Ürünü olmayan
- ürünsüzlük
Ürünsüz olma durumu
- ürüyen köpek ısırmaz
"bağırıp çağırarak başkalarını korkutmak isteyen kimseden zarar gelmez" anlamında kullanılan bir söz
- ürüşme
Ürüşmek işi
- ürüşmek
Hep birden ürümek
- üs
Bir sayının üstüne yazılan ve kendisiyle kaç defa çarpıldığını gösteren sayı; kuvvet: 53 anlatımında 3 rakamı üstür, 5 ise tabandır
- üsera
Esirler, köleler
- üsküf
Yüksek aşamadaki yeniçeri subaylarının giydikleri, yarısı arkaya sarkan uzun bir börk
- üsküre
Topraktan veya madenden yapılmış çorba tası, çukur çanak
- üsleniş
Üslenmek işi
- üslenme
Üslenmek işi
- üslenmek
Bir yeri kendine üs seçerek orada yerleşmek
- üslup
Sanatçının görüş, duyuş ve anlayışındaki kendine özgü anlatış biçimi; biçem, hava, stil
- üsluplaştırma
Üsluplaştırmak işi
- üsluplaştırmak
Doğal biçimlerin görünüş özelliklerini yitirmeden yalınlaştırılması ile motif oluşturmak
- üsluplu
Üslubu olan
- üslupsuz
Üslubu olmayan
- üslupsuzluk
Üslupsuz olma durumu
- üslupçu
Üslubu beğenilen yazar
- üslupçuluk
Üsluba gösterilen aşırı özen
- üst
Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı; üzeri, fevk, alt karşıtı
- üst alize
Atmosferin üst katmanlarında yıl boyu düzenli olarak alizelere ters yönde esen rüzgâr
- üst anlam
Alt anlamlı sözlük biriminin anlamını kapsayan anlam
- üst anlamlı
Üst anlamı olan
- üst anlamlılık
Bir sözlük biriminin bir veya birden çok alt anlamlı sözlük biriminin anlamını kapsama ilişkisi
- üst açı
Kameranın göz seviyesinin üstünde kalan bölümü çeken açısı
- üst baş
Giyecekler, giysiler; giyim kuşam
- üst başı
yukarı yanı, yukarıda olan bölümü
- üst bitken
Başka bir bitkinin üzerinde biten ancak asalak olmayan (bitki); epifit
- üst deri
Deriyi oluşturan iki tabakadan dışta olanı; epiderm
- üst deri altı
Üst derinin altında bulunan hücre katmanı
- üst dil
Dille ilgili bir konuyu veya kavramı anlatmak için kullanılan dil
- üst direk
Takımla oynanan bazı top oyunlarında, iki dikey kale direğinin üzerinde bulunan yatay direk
- üst diş
Üst damak üzerinde sıralanan dişlerin her biri
- üst dudak
Dudaklardan üstte bulunanı
- üst geçit
Trafik akışını kesmemek için bir yolun üstünden geçirilen köprü biçiminde geçit
- üst geçiş
Bir yıldızın ufuk üzerinde en yüksek noktadan geçiş durumu; yücelim
- üst güverte
Gemilerde güvertenin yüksekte kalan bölümü
- üst insan
Görüş, irade vb. nitelikleri yüksek, yetenek ve erdemleri herkesten üstün olan insan
- üst kat
Bulunulan yere göre bir üst daire ve bölüm
- üst katman
Toplumun bir bölümü tarafından ulaşılmaz olduğuna inanılan para, bilgi vb. şeylere sahip sınıf
- üst katman dili
Bir dil alanı içinde siyasi, ekonomik veya kültürel egemenlik sonucunda etkili olan dil
- üst kavuşum
Güneş’in Dünya ile iç gezegenlerden Merkür veya Venüs’ün arasında kaldığında Dünya’ya olan en uzak konumu
- üst kurul
Kendilerine bağlı kurum veya kuruluşların yaptıkları işleri denetleyen ve onaylayan üst bir birim
- üst küme
İçinde bulunulan lig maçlarının bir üst ligi
- üst perdeden
Yüksekten
- üst perdeden konuşmak
üstünlük taslayarak söz söylemek
- üst soy
Bir kimsenin ana, baba, dede ve nineleri; usul (I)
- üst sınıf
Bir üst sınıf veya ileri sınıf
- üst tabaka
İleri gelenler sınıfı
- üst tarafı
Olup olacağı, sonuç olarak
- üst yanı
yukarı yanı, yukarıda olan bölümü
- üst çene
Çenenin üst bölümü, üst dudağın bulunduğu yöndeki çene
- üst çıkmak (veya gelmek)
yenmek
- üst üste
Çok kalabalık, sıkışık
- üst üste gelmek
çakışmak
- üstat
Bilim veya sanat alanlarından herhangi birinde üstün bilgisi ve yeteneği olan kimse
- üstatlık
Üstat olma durumu
- üstatça
Üstat gibi, üstadın yaptığına benzer bir biçimde üstada yakışır tarzda; üstadane
- üste
Bir mal değişiminde, malı daha değerli olanın aldığı para
- üste para almak
herhangi emek harcamadığı hâlde bir de para kazanmak
- üste vermek
bir mal değişiminde malı değerli olana bir miktar para ödemek
- üste vurmak
aynı mala birkaç kişinin talip olması durumunda fiyatı artırmak
- üste çıkmak
suçlu olduğu hâlde karşısındakini suçlamak
- üstel
Üstü olan
- üsteleme
Üstelemek işi; tekit
- üstelemek
Bir düşünce veya istek üzerinde tekrar tekrar durmak; tekit etmek
- üsteleniş
Üstelenmek işi
- üstelenme
Üstelenmek işi
- üstelenmek
Üsteleme işine konu olmak
- üsteleyiş
Üstelemek işi
- üstelik
Üste verilen şey, fazladan verilen şey; fark
- üstenme
Üstenmek işi; taahhüt
- üstenmek
Bir iş yapmayı üstüne almak; taahhüt etmek
- üstesinden gelmek
bir işi beklenildiği yapmak, becermek, başarmak
- üsteğmen
Orduda rütbesi teğmenle yüzbaşı arasında olan subay
- üsteğmenlik
Üsteğmen olma durumu
- üstlenim
Üstlenmek işi
- üstleniş
Üstlenmek işi
- üstlenme
Üstlenmek işi; deruhte, taahhüt
- üstlenmek
Üstüne almak; yüklenmek, deruhte etmek
- üstlü
Belden üst kısmında giysi olan
- üstlük
Üst olma durumu
- üstsubay
Binbaşı, yarbay ve albay rütbesindeki subaylara verilen genel ad
- üstsüz
Belden üst kısmında giysi olmayan
- üstsüz başsız
Üstü başı bulunmayan, giysisi olmayan
- üstsüzlük
Üstsüz olma durumu
- üstten
Tepeden, yüksekten
- üstten almak
kendini üstün görerek üst perdeden konuşmak
- üstten bakmak
kibirli, gururlu bir biçimde
- üstyapı
Altyapı üzerine kurulan, oturmaya veya üretime yarayan yapıların tümü
- üstyapısal
Üstyapı ile ilgili
- üstçavuş
Orduda astsubaylığın ikinci aşaması olan, çavuşla başçavuş arasındaki görevli
- üstçavuşluk
Üstçavuş olma durumu
- üstü başı dökülmek
giyecekleri çok eski olmak
- üstü kalsın
hesaptan artakalan az miktardaki paranın alınmaması, bahşiş olarak bırakılması sırasında söylenen bir söz
- üstü kapalı
Açık ve kesin olmayan; eskülabi
- üstübeç
Boyacılıkta kullanılan zehirli, bazik kurşun karbonat
- üstübeç macunu
Üstübeç veya tutkaldan, dövülmüş tebeşir tozu ile hazırlanan, dış hava etkisine açık ve dar olan yarık ve çatlakları doldumak amacıyla kullanılan onarma macunu
- üstüme (veya üstümüze veya üstünüze) sağlık (veya iyilik sağlık veya şifalar)
"Tanrı esirgesin, üstümden uzak olsun" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü
- üstün
Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan
- üstün bulmak (veya görmek)
bir şeyi veya kimseyi başkasından daha değerli bulmak veya görmek
- üstün olmak (veya gelmek)
benzerlerinden daha yüksek düzeyde olmak
- üstün tutmak
bir kimseye, bir şeye başkasından daha çok değer vermek
- üstün yapım
Çok büyük giderlerle çevrilen, kalabalık oyuncu kadrosuna sahip, göz kamaştırıcı süs ve giysili, büyük reklamlarla piyasaya sürülen ancak sanat yönünden genellikle büyük bir değer taşımayan film
- üstün zekâ
Algılama, öğrenme, düşünme, fikir yürütme, karar verme, sorun çözme, bedeni kontrol edebilme, iletişim kurma vb. yeteneklerin ve becerilerin normalin üstünde olduğu zekâ
- üstün zekâlı
Üstün zekâya sahip olan
- üstün zekâlılık
Üstün zekâlı olma durumu
- üstünde durmak
bir işe önem vermek, bir işle yakından ve sürekli ilgilenmek
- üstünde hakkı olmak
birinde emeği, iyiliği, hakkı bulunmak
- üstünde kalmak
mal, artırma sonucunda bir kimsenin olmak
- üstündeki üstünde, başındaki başında
"üstündekinden başka hiçbir şey kalmadan" anlamında kullanılan bir söz
- üstünden (şu kadar zaman) geçmek
aradan herhangi bir zaman geçmek
- üstünden akmak
bir durumu çok belli olmak
- üstünden atmak
bir şeyi ödev olarak kabul etmemek
- üstünden başından akmak
durumu belirgin bir biçimde anlaşılmak
- üstünden dökülmek
giysi, giyecek bol ve biçimsiz olmak, yakışmamak
- üstünden geçmek
daha önceden yapılmış bir işi, denetlemek amacıyla yeniden gözden geçirmek
- üstünden kibarlık akmak
aşırı derecede kibar davranmak
- üstünden silindir gibi geçmek
perişan etmek, çok yormak
- üstüne
Bir konu hakkında, ... konusunda, ... ile ilgili; üzerine, dair
- üstüne almak
bir işi yapmaya söz vermek, ödev alınmak
- üstüne alınmak
bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak
- üstüne atmak
bir suçu birine yüklemek
- üstüne basmak
yerinde bir düşünce ileri sürmek
- üstüne başına etmek
ağır bir biçimde sövmek
- üstüne bir bardak (soğuk) su içmek
bir işten umudunu kesmek, o işin olacağına inanmamak, o işten vazgeçmek
- üstüne bir iki güneş doğmak
sabah yataktan geç kalkmak
- üstüne düşmek
bir kimseyle veya bir şeyle çok ilgilenmek
- üstüne fenalık gelmek
aşırı derecede sıkılmak, pek bunalmak
- üstüne gelmek
bir şey yapılırken veya konuşulurken çıkagelmek
- üstüne geçirmek
bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak
- üstüne gitmek
bir işe el atmak, karışmak
- üstüne gül koklamamak
sevdiği birinden başkasını sevmemek
- üstüne güneş doğmamak
güneş doğmadan önce kalkmak
- üstüne iyilik sağlık
üstünüze afiyet
- üstüne kalmak
güçlükler birinin omuzlarına yüklenmek
- üstüne kapanmak
belli bir işi aralıksız bir biçimde yapmak
- üstüne koymak
katmak, eklemek
- üstüne kuma gelmek
kocası, başka bir kadın almak
- üstüne kuş kondurmak
olağanüstü, o ana kadar görülmemiş bir şey yapmak
- üstüne mal etmemek
kendisiyle ilgili saymamak
- üstüne olmamak
daha üstü, iyisi bulunmamak
- üstüne oturmak
hakkı yokken bir şeyi kendisine mal etmek
- üstüne perde çekmek
isteyerek örtmek, gizlemek
- üstüne sevmek
birini severken bir başkasını daha sevmek
- üstüne sıçratmak
kendini kötü bir işin veya kimsenin hedefi hâline getirmek
- üstüne titremek
bir şeye veya kimseye sevgi, özen göstermek
- üstüne toz kondurmamak
bir şeyin veya bir kimsenin kusurlu olabileceğini kabul etmemek
- üstüne tuz biber ekmek
üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak
- üstüne tüy dikmek
zor olan bir işi daha da zor hâle getirmek
- üstüne varmak
bir şey yapmasını baskı yaparak istemek
- üstüne vazife olmamak
görevi olmamak, o görev kendini ilgilendirmemek
- üstüne yaptırmak
bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak
- üstüne yatmak
hakkı yokken bir şeyi kendine mal etmek, bir şeyi alıp vermemek
- üstüne yok
"bundan daha iyisi olamaz, hepsinden iyisi bu" anlamında kullanılan bir söz
- üstüne yüklenmek
saldırmak
- üstüne yürümek
korkutmak, yıldırmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak
- üstüne yıkmak
kendisinin de sorumlu olduğu bir işin ağırlığını başkalarına yüklemek
- üstüne yıkılmak
yamanmak
- üstüne çekmek
kendi üzerine almak, muhatap olmak
- üstüne çullanmak
saldırarak üzerine abanmak
- üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi
tembel, uyuşuk, cansız, miskin
- üstüne üstlük
Fazla olarak
- üstüne üstüne gitmek
çekinmeden sonucu tehlikeli olabilecek bir şeyle uğraşmak, yılmamak
- üstünkörü
İnceliklerine inmeden, özen göstermeden; gelişigüzel, baştan savma, yalan yanlış
- üstünleşme
Üstünleşmek durumu
- üstünleşmek
Üstün duruma gelmek
- üstünlük
Üstün olma durumu; faiklik, faikiyet, galebe, rüçhan, avantaj
- üstünlük derecesi
Sıfat veya zarflara karşılaştırmaya dayalı olarak kazandırılan üst anlam derecesi
- üstünlük duygusu
Kişinin kendini bazı yönlerden veya genellikle insanların çoğundan üstün görmesi; üstünlük hissi, üstünlük karmaşası, üstünlük kompleksi
- üstünseme
Üstünsemek durumu
- üstünsemek
Üstün, iyi, yeğlenir olduğuna inanmak
- üstünü görmek
gebeyken aybaşı olmak
- üstünü çizmek
kötü ve yararsız kabul etmek, gözden çıkarmak
- üstünüze afiyet (veya sağlık)
hastalıktan söz ederken karşısındakinin o hastalığa tutulmaması dileğiyle söylenen söz
- üstüpü
Gemi kalafatında, işliklerde, buharlı makinelerde, temizlik işlerinde, otomobilcilikte kullanılan genellikle yoluntu ve artık pamuk ipliği veya didilmiş kenevir
- üstüpüleme
Üstüpülemek işi
- üstüpülemek
Üstüpü ile silmek veya temizlemek
- üstüvani
Silindir biçiminde olan
- ütme
Ütmek işi
- ütmek
Bir şeyi, tüylerini yakmak için alevden geçirmek
- ütopya
Gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce
- ütopyacı
Ütopyalara inanan
- ütopyacılık
Ütopyacı olma durumu
- ütü
Genellikle giysilerin buruşukluklarını gidermek için bunların üzerinden geçirilen kızgın demir araç
- ütü altlığı
Ütü yapılırken ütünün altına konulan ateşe dayanıklı veya yanmaz madde
- ütü bezi
Ütülenen şeyin yanmaması için üzerine serilen, nemli veya kuru olarak kullanılan ince pamuklu bez
- ütü makinesi
Sıcaklık veren bir levha ile bunun üzerinde çamaşırı sıkıştırmak için bir pedalla döndürülen, silindirden yapılmış makine
- ütü masası
Üzerinde ütü yapılan yüksek ayaklı araç; ütü tahtası
- ütü yastığı
Giysilerin omuz ve kol ağızlarının kolaylıkla ütülenmesini sağlayan, içi pamukla dolu araç; kambur
- ütücü
İşi kumaş, giysi, çamaşır vb. ütülemek olan kimse
- ütücülük
Ütücü olma durumu
- ütüleme
Ütülemek işi
- ütülemek
Ütü ile buruşukluklarını gidermek
- ütüleniş
Ütülenmek işi
- ütülenme
Ütülenmek işi
- ütülenmek
Ütüleme işine konu olmak
- ütületme
Ütületmek işi
- ütületmek
Ütülü duruma getirtmek
- ütüleyebilme
Ütüleyebilmek işi
- ütüleyebilmek
Ütüleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ütülme
Ütülmek işi
- ütülmek
Oyunda, yenilmek, kaybetmek
- ütülü
Ütülenmiş, ütü ile buruşuklukları giderilmiş
- ütülük
Ütülenecek olan, ütüye ayrılmış olan
- ütüsü üzerinde
Yeni ütülenmiş
- ütüsüz
Ütülenmemiş veya ütüsü bozulmuş
- üvendire
Çifte koşulan öküzleri yürütmek için kullanılan, ucuna nodul çakılmış uzun değnek; gönder
- üvey
Yalnız yasaca akraba sayılan, aralarında kan bağı bulunmayan, öz olmayan
- üvey anne
Öz olmayan anne; analık, üvey ana, cicianne
- üvey baba
Öz olmayan baba; babalık, cicibaba
- üvey evlat
Karı kocanın her birine göre öbürünün ayrı bir eşinden dünyaya gelmiş olan evlat; üvey çocuk, emeksiz evlat
- üvey evlat gibi tutmak (veya saymak)
horlamak, haksızlık etmek, iyi davranmamak
- üvey evlat muamelesi yapmak
dışlamak
- üvey kardeş
Anaları veya babaları ayrı olan kardeşlerden her biri
- üvey kız
Karı kocanın her birine göre öbürünün ayrı bir eşinden dünyaya gelmiş olan kız çocuk; kızlık
- üvey oğul
Karı kocanın her birine göre öbürünün ayrı bir eşinden dünyaya gelmiş olan erkek çocuk; oğulluk
- üveyik
Güvercinlerden, korularda yaşayan, eti için avlanan, boz renkli bir kuş (Streptopelia turtur)
- üveyme
Üveymek işi
- üveymek
Güvercin, kumru vb. kuşlar, göğüslerinden ötmek
- üvez
Gülgillerden, orta boylu bir ağaç (Pirus sorbus)
- üye
Herhangi bir topluluğu oluşturan bireylerden her biri; aza
- üye olmak
bir kuruluşa üye olarak girmek
- üye tam sayısı
Bir meclisi, derneği veya kurulu oluşturan üyelerin toplamı olan sayı
- üyelik
Üye olma durumu
- üyelik aidatı
Bir kurum ve kuruluşa üye olurken ve üyelik sırasında yıllık olarak ödenen önceden belirlenmiş ücret; üye aidatı
- üyelik dondurmak
herhangi bir sebeple bir üyenin bağlı olduğu kuruluşun çalışmalarında yer almasını veya toplantılarda bulunmasını belirli bir süre için engellemek
- üyeliği düşmek
üye olma niteliğini kaybetmek
- üzengi
Eyerin iki yanında asılı bulunan ve hayvana binildiğinde ayakların basılmasına yarayan, altı düz demir halka
- üzengi kayışı
Eyerin sağına ve soluna takılan üzengi demirini özel toka ile eyere bağlayan kayış
- üzengi kemiği
Orta kulakta üzengiye benzeyen küçük bir kemik
- üzengi taşı
Bir kemerin iki yanında ayaklar üzerine gelen ilk taş
- üzengileme
Üzengilemek işi
- üzengilemek
Koşturmak için hayvana üzengi ile vurmak
- üzengilenme
Üzengilenmek işi
- üzengilenmek
Hayvan, üzengi ile vurulmak
- üzengili
Üzengisi bulunan
- üzengisiz
Üzengisi bulunmayan
- üzenti
Manevi hazdan yoksunluk
- üzere
... amacıyla
- üzeri
Vücudun beden bölümü
- üzerinde
Bir şeyin üstünde
- üzerinde durmak
bir işe önem vermek, bir işle yakından, sürekli ilgilenmek
- üzerinde etkisi olmak
bir kimsenin kişiliğinin oluşumunda etkin olmak
- üzerinde kalmak
mal veya iş, artırma sırasında bir kimsenin olmak
- üzerinde tesir bırakmak
etki bırakmak
- üzerinden atlamak
bir şeyi ödev edinmemek
- üzerinden atmak
sıkıntı veren bir iş veya durumdan kurtulmak
- üzerinden dökülmek
bol ve biçimsiz olmak
- üzerine
-den dolayı
- üzerine almak
bir işi görev edinmek, deruhte etmek
- üzerine alınmak
üstüne alınmak
- üzerine atmak
üstüne atmak
- üzerine bir bardak (soğuk) su içmek
üstüne bir bardak su içmek
- üzerine bir iki güneş doğmak
üstüne bir iki güneş doğmak
- üzerine düşmek
üstüne düşmek
- üzerine koymak
üstüne koymak
- üzerine oturmak
üstüne oturmak
- üzerine titremek
üstüne titremek
- üzerine toz kondurmamak
üstüne toz kondurmamak
- üzerine tuz biber ekmek
üstüne tuz biber ekmek
- üzerine tüy dikmek
yaşanan durumu veya olayı daha da kötüleştirmek
- üzerine varmak
üstüne varmak
- üzerine vazife olmamak
üstüne vazife olmamak
- üzerine yaptırmak
üstüne yaptırmak
- üzerine yatmak
üstüne yatmak
- üzerine yok
üstüne yok
- üzerine yüklenmek
üstüne yüklenmek
- üzerine yürümek
üstüne yürümek
- üzerine yıkmak
üstüne yıkmak
- üzerine çekmek
üstüne çekmek
- üzerine çullanmak
üstüne çullanmak
- üzerine çökmek
duygu, durum vb. bastırmak, kaplamak
- üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi
üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi
- üzerine üzerine gitmek
üstüne üstüne gitmek
- üzerinize afiyet (veya sağlık)
üstünüze afiyet
- üzerlik
Sedef otugillerden, yaprakları almaşık, çiçekleri beyaz renkte, susama benzeyen tohumları acı olan, halk hekimliğinde tedavi amaçlı, tütsü olarak kullanılan bir bitki (Peganum harmala)
- üzgün
Üzülmüş, üzüntü duymuş; mahzun, melul, meyus
- üzgün balığı
Kaya balığıgillerden, kemikli, küçük bir balık (Collionymus İyra)
- üzgünlük
Üzgün olma durumu
- üzlük
Topraktan yapılmış, kulpsuz, küçük çömlek
- üzme
Üzmek işi; tazip
- üzmek
Üzüntü vermek
- üzücü
Üzüntü veren; fena (I)
- üzücülük
Üzücü olma durumu
- üzülebilme
Üzülebilmek durumu
- üzülebilmek
Üzülme ihtimali bulunmak
- üzülme
Üzülmek durumu
- üzülmek
Üzme işine konu olmak
- üzülüverme
Üzülüvermek durumu
- üzülüvermek
Çabucak üzülmek
- üzülüş
Üzülmek durumu
- üzüm
Asmanın taze veya kuru olarak yenilen ve salkım durumunda bulunan meyvesi
- üzüm asması
Üzüm çubuğunun ve dallarının asılarak yetiştirilmesi sonucu oluşturulan asma
- üzüm pekmezi
Üzümün önce çiğnenerek, ezilerek şıra durumuna getirilmesi sonra kazanda şeker ve üzüm topağı ile kaynatılması sonucu elde edilen pekmez
- üzüm salkımı
Üzüm tanelerinin dizi dizi bulunduğu salkım
- üzüm sirkesi
Üzüm suyundan yapılan sirke
- üzüm üzüm
Anlamlarını pekiştirmek için üzmek ve üzülmek fiillerine getirilen bir söz
- üzüm üzüme baka baka kararır
"her zaman bir arada bulunan, arkadaşlık eden kimseler, birbirlerine huy aşılar" anlamında kullanılan bir söz
- üzüm şırası
Üzümün ezilerek suyunun çıkarılması ve dinlendirilmesi ile elde edilen şıra, dinlendirilmiş üzüm suyu
- üzümcü
Üzüm yetiştiren veya satan kimse
- üzümcülük
Üzümcünün işi
- üzümgüneşi
İnce uzun gövdeli, ön kanatlı ve ince duyargalı küçük kelebek
- üzümlü
İçinde üzüm olan
- üzümlü kek
İçine üzüm konularak yapılan kek
- üzümsü
Üzümü andıran, üzüme benzeyen, üzüm gibi
- üzümsüz
İçinde üzüm olmayan
- üzümün çöpü armudun sapı var demek
her şeyde bir eksiklik bulmak, güç beğenir olmak
- üzümünü ye de bağını sorma
"yararlandığın şeyin nereden geldiğini araştırma" anlamında kullanılan bir söz
- üzüntü
Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği; burkuntu, üzünç, dert, eza, meyusiyet, teessür
- üzüntü vermek
tedirginlik yaratmak, sıkıntı ve huzursuzluğa yol açmak
- üzüntülü
Üzüntüsü olan; acılı, üzünçlü, müteessir
- üzüntüsüz
Üzüntüsü olmayan; acısız
- üzüntüsüzlük
Üzüntüsüz olma durumu
- üç
İkiden sonra gelen sayının adı; se (II)
- üç adım atlama
Gelişme koşusunun verdiği hızla tek ayak üzerinde sıçrayıp aynı ayak üzerine düştükten sonra dingin bacakla bir adım atarak yine bu bacakla üçüncü sıçramayı yapmak kuralına bağlı olarak vücudu yerden koparıp üç sıçrama ile uzağa kondurma; üç adım
- üç aylar
İslam inancında kutsal sayıldıkları için ayrı bir önem taşıyan, ay takvimine göre recep, şaban ve ramazan aylarına verilen toplu ad
- üç aylık
Üç ayda bir ödenen emekli aylığı
- üç aşağı beş yukarı
yaklaşık olarak, az bir farkla
- üç aşağı beş yukarı dolaşmak
kararsızlık içinde, düşünerek, bir karara varmaya çalışarak gezinmek
- üç başlı
Üç başı olan
- üç beyaz
Un, şeker ve tuzu anlatan bir söz
- üç beş
Nicelik yönünden az
- üç birlik kuralı
Klasik tiyatroda yer, zaman ve konu birliğini esas alan kural
- üç boyutlu
Eninden ve boyundan başka derinliği de olan; üç buutlu
- üç boyutlu film
Görüntüsü en ve boydan başka derinlik duygusu da uyandıran, özel gözlüklerle izlenen film
- üç boyutluluk
Üç boyutlu olma durumu
- üç buçuk
Yarım yamalak, üstünkörü olan
- üç buçuk atmak
çok korkmak
- üç ders sınavı
Açıköğretim Üniversitesinin İktisat ve İşletme Fakültesinin lisans veya ön lisans programlarında en fazla üç dersten başarısız olup bu dersleri başarması durumunda mezun olabilecek öğrenciler için bahar döneminin sonunda yapılan sınav; üç ders imtihanı
- üç durum yasası
Toplumun Tanrı bilimi, fizikötesi ve tanıtlı olmak üzere üç durumdan geçerek geliştiğini savunan Auguste Comte yasası; üç hâl kanunu
- üç düzlemli
İki düzlem kesiştikten sonra üçüncü bir düzlemi eğik olarak kestiğinde ortaya çıkan (açı)
- üç etek
Genellikle köylü kadınlarının giydiği üç ayrı etekten oluşmuş özel bir giysi
- üç etekli
Üç etek giymiş olan
- üç günlük ömür (veya dünya)
ömrün kısalığını anlatan bir söz
- üç katlı
Üç katı olan; tripleks
- üç maymunu oynamak
gördüğü ve duyduğu bir olay hakkında görmemiş, duymamış gibi davranmak ve bu konuda konuşmamak
- üç nalla bir ata kaldı
eline önemsiz bir imkân geçtiğinde büyük işlerin düşüne kapılanlar için söylenen bir söz
- üç nokta
Tam olmayan cümlelerin başına veya sonuna, alıntı cümlelerin içinden çıkarılan bölümlerinin yerine yan yana konulan noktalama işaretinin adı (...)
- üç otuzunda
Çok yaşlı (kimse)
- üç parmaklı
Bir ayağında üç parmak bulunan (hayvan)
- üçayak
Fotoğraf makinesi, televizyon kameraları vb. aletlerin üzerine oturduğu üç ayaklı düzen
- üçbudak
İzmir'de üretilen bir tütün türü
- üçe beşe bakmamak
fiyat üzerinde küçük farkları önemsememek
- üçer
Üç sayısının üleştirme sayı sıfatı
- üçer beşer
Yaklaşık üçü beşi bir arada
- üçerli
Üçer üçer sıralanmış
- üçgen
Aynı doğrultuda bulunmayan üç noktanın ikişer ikişer birleştirilmesi ile meydana gelen, üç kenarlı ve üç açılı kapalı yüzey; müselles
- üçgen piramit
Tabanı üçgen olan piramit
- üçgen prizma
Tabanı üçgen olan prizma
- üçgenleşme
Üçgenleşmek işi
- üçgenleşmek
Üçgen biçimini almak, üçgene benzemek
- üçgensel bölge
Üçgenin sınırladığı düzlemsel bölge
- üçgül
Bir tür yonca
- üçkat
Bir kumaş örgüsünde üç ipliğin bir iplik yerine kullanılması
- üçkâğıda bağlamak (veya getirmek)
karşısındakini şaşırtarak aldatmak
- üçkâğıt
Oynatıcının el çabukluğuyla yer değiştirip kapalı olarak bıraktığı, ikisi aynı, biri değişik üç iskambil kâğıdından değişik olanını bulmaya dayanan hileli oyun
- üçkâğıtçı
Üçkâğıt oyunu oynatan kimse
- üçkâğıtçılık
Üçkâğıtçının işi
- üçleme
Üçlemek işi
- üçlemek
Üçe çıkarmak
- üçler
Halkın inançlarına göre bir kutup, iki erenden oluşan üç kişilik ermişler topluluğu
- üçler yediler kırklar
Halk inançlarında yaşayan ermişler topluluğu
- üçleşme
Üçleşmek işi
- üçleşmek
Üçe çıkmak, bir veya ikiyken üç olmak
- üçlü
Üç parçadan oluşan, kendinde herhangi bir şeyden üç tane bulunan; müselles, troyka
- üçlü bahis
At yarışlarında aynı koşuda ilk üçü tahmin etmeye yönelik müşterek bahis oyunu
- üçlü ganyan
At yarışlarında aynı gün üzerine bahis konulan ve birbiri ardınca düzenlenen üç koşunun birincilerini tahmin etme biçiminde oynanan oyun
- üçlük
Üç tanesi bir arada bulunan, üç tane alabilen, üç taneden oluşmuş
- üçtaş
Üç taşla oynanan bir tür çocuk oyunu
- üçteker
İkisi arkada, biri önde üç tekerleği olan, çocukların düşmeden binmesi için yapılmış araç
- üçtelli
Üç teli olan saz
- üçten dokuza
İslam hukukuna göre kocanın üç defada üç kez “boş ol” sözünü tekrarlayıp karısını boşaması hakkında kullanılan söz
- üççatal
Büyük balıkları avlamak için kullanılan ucu üç çatallı zıpkın
- üççeyrek
Çocuklar için yapılan keman
- üçüncü
Üç sayısının sıra sıfatı, sırada ikinciden sonra gelen
- üçüncü ayak
Altılı ganyanda yer alan üçüncü koşu
- üçüncü dünya ülkeleri
Hemen hepsi eski sömürgeler olan, ulusal bağımsızlıklarını kazanmış veya bu uğurda mücadele veren Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri
- üçüncü kişi
Konuyla doğrudan ilgisi olmayan kişi
- üçüncü mevki
Gemi, tren vb. taşıtlarda veya tiyatro, sinema vb. yerlerde normal tarifeden ucuz olan ve daha az hizmet verilen mevki; üçüncü sınıf
- üçüncü sınıf
Derecelendirmede üçüncü sırada olan
- üçüncü çeyrek
Basketbolda onar dakikalık bölümlerden üçüncüsü
- üçüncül
Organik bir birleşiğin formülünde öbür üç karbon atomuna bağlı olan (karbon atomu); tersiyer
- üçüncülük
Üçüncü olma durumu
- üçüncünün olmazlığı
Birinin yalanladığı, ötekinin doğruladığı iki önermeden birinin doğru olması gerektiğini, üçüncü bir ihtimalin söz konusu olmayacağını anlatan yasa
- üçüz
Üçü bir arada doğan (çocuk)
- üçüzleme
Bir dizenin hem ritmik hem anlam olarak üç ayrı öbek oluşturması
- üçüzlü
Üçüzleri olan (ana)
- üğrüm
Çoğunlukla ayın neden olduğu, yerin dönme ekseninin yaptığı koni hareketindeki dönemsel salınım; nütasyon
- üşengeç
Çok üşenen; üşengen
- üşengeçlik
Üşengeç olma durumu; üşenç, üşengenlik, tekâsül
- üşeniş
Üşenmek işi
- üşenme
Üşenmek işi; erinme
- üşenmek
Kendinde bir gevşeklik duyarak bir işi yapmaya isteği olmamak; erinmek
- üşüme
Üşümek işi
- üşümek
Isı yokluğundan, azlığından veya ısı kaybından etkilenmek, soğuğun etkisini duymak
- üşüntü
Toplanma, üşüşme, üşüşüp bir araya gelme
- üşüntü etmek
üşüşmek
- üşüntü köpekler mandayı paralar
"birlikten güç doğar" anlamında kullanılan bir söz
- üşütme
Üşütmek durumu
- üşütmek
Üşümesine sebep olmak
- üşütük
Aklını yitirmiş, delirmiş (kimse)
- üşüyebilme
Üşüyebilmek işi
- üşüyebilmek
Üşüme ihtimali bulunmak
- üşüşme
Üşüşmek işi; üşme
- üşüşmek
Her yandan çokça bir araya gelmek, toplanmak, birikmek; üşmek
- üşüşüverme
Üşüşüvermek işi
- üşüşüvermek
Çabucak üşüşmek