Back to word index

Words starting with F

1529 dictionary entries are listed for F.

More frequently visited entries for this letter.

  • felek

    Dünya, âlem

  • fosfatlatmak

    Fosfatlama işini yaptırmak

  • fahrenhayt

    Erimekte olan buzun sıcaklığını 32 °C, kaynar suyun buhar sıcaklığını 212 °C'de gösterebilecek biçimde derecelenmiş bulunan bir termometre türü

  • façetasız

    Üzerinde façetaları bulunmayan

  • fanfar

    Bakırdan yapılmış üflemeli sazlardan oluşan orkestra

  • fıtıklı

    Fıtığı olan

  • fikir alışverişi

    Herhangi bir konuda düşünceleri karşılıklı olarak paylaşma; düşünce alışverişi, fikir teatisi

  • fal açmak (veya bakmak)

    bakla, su, iskambil vb.ne bakarak gelecekte olacak şeyleri anlamaya çalışmak

  • faturasızlık

    Faturasız olma durumu

  • fiil çekimi

    Fiillerin ve adların kök veya gövdelerine zaman kavramı ile birlikte kişi kavramı da veren eklerin getirilmesi; fiil tasrifi, sarf, siga

  • fantezisiz

    Fantezisi olmayan

  • fasıl

    Belli bir sürede yapılan iş, karşılaşılan durum veya olay

  • faturalandırma

    Faturalandırmak işi

  • failimuhtar

    Kendi isteğiyle hareket eden, isteğini yapmakta serbest olan

  • fare deliği

    Evlerde farenin yaşadığı küçük yer

  • fizyolojik anne

    Kişinin öz annesi

  • fırın gibi

    çok sıcak (yer)

  • fa anahtarı

    Bas seslerin porte üzerinde gösterilmesine ve adlandırılmasına olanak sağlayan işaret

  • faiz haddi

    Elde tutulmak istenen para miktarı ile memleketteki para stokunu eşitleyen fiyat

  • faturalı yaşam

    Yapılan alışverişte fatura alma alışkanlığı

  • ferda

    Gelecek günler, zamanlar

  • Fin hamamı

    Çok sıcak yerden ve sudan çok soğuk yere ve suya girmeyi sağlayarak vücudu uyaran bir hamam türü

  • fırıncı

    Fırın işleten kimse

  • fışkılık

    Fışkının biriktirildiği yer

  • faka bastırmak

    birini aldatmak, oyuna getirmek, tuzağa düşürmek

  • fan

    Bir şeye, bir kimseye aşırı hayranlık duyan (kimse)

  • fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (veya kıçına) kabak bağlamış

    "yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş" anlamında kullanılan bir söz

  • faturasız

    Faturası olmayan

  • fağfur

    Çin imparatorlarına verilen ünvan

  • fe

    Türk alfabesinin yedinci harfinin adı, okunuşu

  • fen bilimleri

    Fizik, kimya, biyoloji gibi bilimlerin ortak adı

  • ferahfeza

    Klasik Türk müziğinde, yegâh perdesinde karar kılan makamlardan biri

  • fernez

    Sünger toplamak için kullanılan makineli dalma aracı

  • feryat etmek

    yüksek sesle haykırmak

  • figan

    Bağırarak ağlama, inleme

  • filarizleme

    Filarizlemek işi

F index

1529 word links are rendered on the server.

  • F

    Flor elementinin simgesi

  • f, F

    Türk alfabesinin yedinci sırasında yer alan ve fe adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından sert, sürtünücü diş dudak ünsüzünü gösterir

  • fa

    Müzikal ses dizilerinde mi ile sol arasındaki ses

  • fa anahtarı

    Bas seslerin porte üzerinde gösterilmesine ve adlandırılmasına olanak sağlayan işaret

  • faaliyet

    Bir yerde bulunan canlılık, hareketlilik durumu

  • faaliyet göstermek

    çalışmak

  • faaliyete geçmek

    çalışmaya başlamak, çalışır duruma geçmek, işlemeye başlamak

  • faaliyette bulunmak

    çalışma içine girmek

  • faaliyetten alıkoymak

    çalışmasını durdurmak, çalışmadan alıkoymak

  • fabl

    Kahramanları çoklukla hayvanlardan seçilen, sonunda ders verme amacı güden, genellikle manzum hikâye; öykünce

  • fabrika

    İşlenmemiş veya yarı işlenmiş maddelerin makine, araç vb. ile işlenerek tüketime hazır duruma getirildiği sanayi kuruluşu; üretimevi, üretimlik

  • fabrika ayarları

    Piyasaya sürülmüş olan ürünün özgün ayarları

  • fabrika ayarlarına dönmek

    piyasaya sürülmüş olan ürünün özgün ayarlarına dönmek

  • fabrika fiyatı

    Bir malın fabrikadan çıkışındaki satış fiyatı

  • fabrikacı

    Fabrika sahibi veya fabrika işleten kimse; fabrikatör

  • fabrikacılık

    Fabrikacının yaptığı iş; fabrikatörlük

  • fabrikasyon

    Fabrikada üretilerek tüketime hazır duruma getirilen (madde)

  • facia

    Çok üzüntü veren, acıklı olay

  • facialaşma

    Facialaşmak durumu

  • facialaşmak

    Facia durumuna gelmek

  • facialaştırma

    Facialaştırmak işi

  • facialaştırmak

    Facia durumuna getirmek

  • facialı

    Facia içeren, facia gibi karşılanan

  • fagot

    Tahtadan parçaları uç uca takılı, uzun bir boru biçiminde, perdeli bir üflemeli çalgı

  • fahiş

    Ölçüyü aşan, aşırı, çok fazla olan

  • fahişe

    Toplumda cinsel ilişki açısından geçerli olan ahlak kurallarına uymayan kadın; orospu, kötü kadın, mal, paçoz

  • fahişelik

    Fahişe olma durumu; orospuluk, paçozluk

  • fahişlik

    Fahiş olma durumu

  • fahrenhayt

    Erimekte olan buzun sıcaklığını 32 °C, kaynar suyun buhar sıcaklığını 212 °C'de gösterebilecek biçimde derecelenmiş bulunan bir termometre türü

  • fahri konsolos

    Dışişleri mensubu olmamasına rağmen büyükelçisi bulunmayan ülkelerde o yabancı memleketin işlerini yapan ve çıkarlarını gözeten tanınmış kimse

  • fahri trafik müfettişi

    Trafikte tespit ettikleri kural ihlallerine ilişkin olarak düzenledikleri tutanakları veya trafik güvenliğine ilişkin görüş ve önerilerini ilgili birimlere bildirmek üzere ilgili makamlarca görevlendirilen, gönüllü kimse; trafik müfettişi

  • fahri trafik müfettişliği

    Fahri trafik müfettişinin yaptığı iş; trafik müfettişliği

  • fahrilik

    Fahri olma durumu

  • fahriye

    Divan edebiyatında şairlerin kendi özelliklerinden övünerek söz ettikleri manzume veya manzumenin bir bölümü

  • fahte

    Klasik Türk müziğinde genellikle ilahi, beste ve özellikle peşrev formlarında kullanılan, yirmi zamanlı ve on iki vuruşlu bir büyük usul

  • fahur

    Çok övünen, çok böbürlenen

  • fail

    Eden, yapan, işleyen

  • faili meçhul

    Kimin yaptığı belli olmayan veya bilinmeyen

  • failimuhtar

    Kendi isteğiyle hareket eden, isteğini yapmakta serbest olan

  • faillik

    Fail olma durumu

  • faiz

    İşletmek için bir yere ödünç verilen paraya karşılık alınan kâr; ürem, nema

  • faiz fiyatı

    Faize verilen para karşılığında alınan bir yıllık faiz

  • faiz haddi

    Elde tutulmak istenen para miktarı ile memleketteki para stokunu eşitleyen fiyat

  • faiz oranı

    Kredi işlemlerinin kısa, orta ve uzun vadeli olmasına, kredi tiplerine ve sermaye piyasası, para piyasası vb. piyasa biçimlerine bağlı farklılıklardan oluşan ve para sahibinin üretimden aldığı pay oranı; faiz haddi

  • faize yatırmak (veya vermek)

    parasını faizle çoğaltmak için bankaya para yatırmak

  • faizlendirme

    Faizlendirmek işi

  • faizlendirmek

    Parayı faize verip işletmek, çoğaltmak; nemalandırmak

  • faizli

    Faizi olan, faizle işlem gören (para)

  • faizsiz

    Faizi olmayan (para)

  • Fak Fuk Fonu

    Yardımlaşmak amacıyla Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu adıyla 1990'lı yıllarda kurulan, halk arasında bu kısaltmayla tanınan fakir fukara fonu

  • faka basmak

    aldatılmak, tuzağa düşmek

  • faka bastırmak

    birini aldatmak, oyuna getirmek, tuzağa düşürmek

  • fakat

    Aykırılık bildirmek amacıyla başına geldiği cümleyi önceki cümleye bağlayan bir söz

  • fakatlı

    Herhangi bir bahane, şart ileri süren

  • fakatsız

    Herhangi bir bahane, şart ileri sürmeyen

  • fakfon

    Bakır, nikel ve çinkodan oluşan gümüş görünümünde bir alaşım

  • fakih

    Fıkıh bilgini

  • fakir

    Olması gerekenden az

  • fakir cevher

    İçindeki madenin oranı düşük olan maden cevheri

  • fakir düşmek

    yoksullaşmak

  • fakir fukara

    Yoksullar, geçimini sağlamakta güçlük çekenler

  • fakir fukara babası

    Yoksulları koruyup gözeten, yardım eden kimse; fukara babası

  • fakir kol

    Kol boyu dirsek ile bilek arasında olan (giysi); truvakar, truvakar kol

  • fakir tavuğu tek tek yumurtlar

    "destekçisi olmayan, dayanağı olmayan kimsenin işleri yavaş yürür" anlamında kullanılan bir söz

  • fakirane

    Fakir gibi, fakire uygun düşen

  • fakirce

    Yoksula benzer

  • fakirhane

    Alçak gönüllülük göstermek için kendi evinden bahsederken kullanılan bir söz

  • fakirizm

    Hint felsefesinde insan vücudu bütün kötülüklerin kaynağı sayıldığından, bedene eziyeti ruhun kurtuluşu ve mutluluğu için gerekli gören çilekeşlik

  • fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp

    "yoksulluk utanılacak bir şey değildir, çalışmamak en büyük ayıptır" anlamında kullanılan bir söz

  • fakruzaruret

    İleri derecede yoksulluk

  • fakülte

    Bir üniversitenin, öğrenim alanı veya uzmanlık konusu bakımından ayrılmış kollarından her biri; medrese

  • fakülteli

    Fakülte öğrencisi olan (kimse)

  • fal

    Geleceği öğrenmek, şans ve kısmeti anlamak amacıyla oyun kâğıdı, kahve telvesi, el ayası vb.ne bakarak anlam çıkarma; bakı

  • fal açmak (veya bakmak)

    bakla, su, iskambil vb.ne bakarak gelecekte olacak şeyleri anlamaya çalışmak

  • fal taşı

    Falcıların fala bakmak için kullandıkları değişik biçim ve renklerdeki taş

  • fal tutmak

    aklından bir şey geçirip belli bir işin olup olmamasında veya oluş tarzında ona cevap aramak, niyet tutmak

  • fala bakmak

    fal açmak

  • falaka

    Sopa vurmak için ayak tabanlarını uygun bir biçimde sıkıştırıp tutmak üzere iki ucuna bağlı bir ipi olan cezalandırma aracı

  • falakacı

    Sadrazamın, İstanbul kadısının, yeniçeri ağasının veya sekbanbaşının denetlemeler sırasında yanında bulunan ve suçluyu falakaya yatıran görevli

  • falakalı

    Falakası olan

  • falakasız

    Falakası olmayan

  • falakaya çekmek (veya yatırmak veya vurmak veya yıkmak)

    falakaya bağlayarak dövmek

  • falan

    Söylenmesi istenmeyen veya gerekli görülmeyen bir özel adın yerini tutan kelime; filan, falanca

  • falan filan

    Önem verilmeyen, hafifsenen kimse veya şey; estek köstek, filan falan, falan festekiz, falan feşmekân, falan fıstık

  • falanj

    Eski Yunanlarda, özellikle Makedonya yayalarının çekirdeğini oluşturan mızraklı alay

  • falanjist

    İspanya'da falanj üyesi

  • falanıncı

    Söylenmesi gerekli görülmeyen sıra sayısı yerine kullanılan bir söz; filanıncı

  • falcı

    Fala bakmayı kendine geçim yolu yapan kimse; bakıcı, bakımcı

  • falcılık

    Falcının yaptığı iş; bakıcılık, bakımcılık, Taoizm

  • fallop tüpü

    Döl yatağının üst köşesinden yumurtalığa kadar uzanan, yaklaşık 10 santimetre uzunluğundaki boru; tüp, fallop borusu

  • falname

    Fala bakmanın inceliklerini ve yorumlama yöntemlerini anlatan kitap

  • falso

    Yanlış davranış

  • falso almak

    top rakip oyuncuları yanıltacak biçimde eğri gitmek

  • falso vermek

    bozulmaya yüz tutmak

  • falso yapmak

    yanlış davranışta bulunmak

  • falso çıkmak

    bozuk olmak

  • falsolu

    Yanlış, hatalı, kusurlu olan

  • falsosuz

    Hatasız, kusursuz olan

  • falsosuzluk

    Falsosuz olma durumu

  • falya

    Topları ateşlemek için ağızotunun konulduğu delik

  • falyanos

    Bir tür iri yunus

  • falçata

    Eğri kunduracı bıçağı

  • falçatalı

    Falçatası olan

  • falçatasız

    Falçatası olmayan

  • familya

    Çok belirli ve kendilerine özgü ortak özelliklerinden dolayı bir arada değerlendirilen cinsler topluluğu; fasile

  • fan

    Bir şeye, bir kimseye aşırı hayranlık duyan (kimse)

  • fanatik

    Bir kimse, grup, takım vb.ne aşırı bağlı olan

  • fanatikleşme

    Fanatikleşmek işi

  • fanatikleşmek

    Fanatik duruma gelmek

  • fanfan

    Konuşması çok iyi anlaşılmayan (kimse)

  • fanfar

    Bakırdan yapılmış üflemeli sazlardan oluşan orkestra

  • fanfin

    "Anlaşılmayan bir dille konuşmak" anlamında kullanılan fanfin etmek sözünde geçer

  • fangri

    Bir tür mercan balığı

  • fani

    İnsan gözünün algıladığı ışık şiddeti

  • fanila

    Genellikle ince pamuk ipliğinden dokunmuş, ten üzerine giyilen iç çamaşırı; atlet

  • fanta

    Mavimsi yeşil renkli bir tür baştankara; dağ isketesi

  • fantasma

    Gerçekte olmadığı hâlde var gibi görünen hayal

  • fantastik

    XVIII. yüzyıldan başlayarak Fransa'da gelişen bir edebî tür

  • fantazya

    Arap atlılarının bayramlarda yaptıkları gösteri

  • fantezi

    Sonsuz, sınırsız hayal; fantazya (II)

  • fantezili

    Fantezisi olan; fantazyalı

  • fantezisiz

    Fantezisi olmayan

  • fantezist

    Fantezi meraklısı, fanteziye düşkün kimse

  • fanti

    İskambilde oğlan, bacak veya vale adlarıyla bilinen kâğıt

  • fanus

    Süslü, ayaklı fener

  • fanuslu

    Fanusu olan

  • fanya

    Bir balık ağına eklenen iri gözlü ikinci ağ

  • fanyalı

    Fanyası bulunan, fanya eklenmiş olan

  • fanyalı ağ

    Palamut, kalkan, tekir, barbunya gibi balıkları avlamakta kullanılan, fanya eklenmiş ağ

  • fanyol

    Bariton veya tenor ses veren, bakırdan yapılmış çalgı

  • far

    Taşıtların ön bölümünde bulunan, kısa ve uzun mesafeyi aydınlatmaya yarayan ışık düzeneği

  • far paleti

    Gözlerin ön plana çıkarılması, daha parlak ve büyük görünmesi, göz pınarlarının daha aydınlık görünmesi için bir rengin tonlarından veya birlikte kullanılabilecek renklerden oluşan göz farlarının bir arada bulunduğu makyaj ürünü

  • farad

    Elektrik sığa birimi

  • faraza

    Diyelim ki, sayalım ki, tutalım ki, varsayalım ki

  • faraş

    Toplanan süprüntüleri alıp atmak için kullanılan teneke veya plastikten yapılmış bir tür kürek

  • faraş gibi (veya kadar)

    normalinden fazla açılan (ağız)

  • fare

    Sıçangillerden, küçük vücutlu, kemirgen, memeli hayvan (Mus)

  • fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (veya kıçına) kabak bağlamış

    "yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş" anlamında kullanılan bir söz

  • fare deliği

    Evlerde farenin yaşadığı küçük yer

  • fare deliği bin altın

    sığınacak, barınacak bir yer bulmanın sıkıntılı olduğunu anlatan söz

  • fare düşse başı yarılır

    bir yerin boş ve yoksulluk içinde bulunduğunu anlatan bir söz

  • fare otu

    Sütleğengillerden, mavi çiçekli, tohumları fare zehri olarak kullanılan bir bitki

  • fare surat

    Çirkin, sevimsiz yüz

  • fare suratlı

    Çirkin yüzlü, sevimsiz (kimse)

  • fare çıktığı deliği bilir

    "bir kabahate, suça veya gizli işe kalkışan kişi, yakalanacağını anladığında nereye sığınacağını bilir" anlamında kullanılan bir söz

  • faredişi

    Bir iğne veya boncuk oyası türü

  • farekulağı

    Çuha çiçeğigillerden, tohumu kuş yemi olarak kullanılan bitkilerin cins adı; bağırsak otu, sıçankulağı (Anagallis)

  • farekuyruğu

    Tahta işlemeciliğinde veya ahşap doğramada, kilit yeri açmakta kullanılan ince; dar testere

  • fareler cirit atmak (veya oynamak)

    bir yerde hiç insan bulunmamak, o yer çok ıssız olmak

  • farfara

    Çok konuşan

  • farfaracı

    Gürültücü, şamatacı kimse

  • farfaracılık

    Farfaracı olma durumu

  • farfaralık

    Farfara olma durumu

  • faril

    Balık ağlarının alt ve üst yanlarına geçirilen keçi kılından yapılmış ip

  • fariza

    İslam dinine göre geçerli bir mazeret olmadıkça terki düşünülmeyen ve mutlaka yapılması gereken iş veya görev

  • fariğ

    Vazgeçmiş, çekilmiş

  • fariğ olmak

    vazgeçmek, çekilmek, el çekmek

  • fark

    Bir kimse veya nesnenin bir başkasıyla karıştırılmamasını sağlayan ayrılık, benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik; ayırt, ayrım

  • fark atmak

    ileri gitmek, çok üstün gelmek

  • fark etmek

    görmek, seçmek, ayrımsamak

  • fark etmez

    "önemi yok, etkisi olmaz, değişmez" anlamında kullanılan bir söz

  • fark gözetmek

    ayrı tutmak

  • fark olunmak

    seçilip ayırt edilmek

  • fark yapmak

    üstünlük sağlamak

  • farklı

    Aralarında fark bulunan; değişik, ayrımlı, daha bir, alternatif

  • farklıca

    Biraz farklı; ayrımlıca

  • farklılaşma

    Farklılaşmak işi; ayrımlaşma

  • farklılaşmak

    Farklı duruma gelmek; ayrımlaşmak

  • farklılaştırma

    Farklılaştırmak işi; ayrımlaştırma

  • farklılaştırmak

    Farklı duruma getirmek; ayrımlaştırmak

  • farklılık

    Farklı olma durumu; ayrımlılık, ayrışım, değişiklik, tefavüt

  • farksız

    Farkı olmayan; ayrımsız

  • farksızca

    Farksız bir biçimde; ayrımsızca

  • farksızlaşma

    Farksızlaşmak durumu

  • farksızlaşmak

    Farksız duruma gelmek

  • farksızlık

    Farksız olma durumu; ayrımsızlık

  • farkı kalmamak

    onun gibi olmak

  • farkına varmak

    fark etmek

  • farkında olmak

    görülmesi veya bilinmesi gereken şeylerden haberi bulunmak, kavranması gereken bir şeye dikkat etmek

  • farkındalık

    Farkında olma durumu

  • farmakodinami

    İlaçların organizma üzerindeki etkisini inceleyen ilaç bilimi dalı

  • farmakodinamik

    Farmakodinami ile ilgili

  • farmakognozi

    İlaçların doğada bulundukları durumda incelenmesi

  • farmakolog

    İlaç bilimi ile uğraşan, ilaç bilimi uzmanı

  • farmakolojik

    İlaç bilimi ile ilgili

  • farmakope

    İlaç üretiminde kullanılan etkin ve yardımcı maddelerin nitel ve nicel çözümleme yöntemlerinin yer aldığı, yasal ve bilimsel olarak uyulması gereken ulusal ve uluslararası kuralları ve yöntemleri içeren resmî kitap

  • farmason

    Dinsiz, imansız olan

  • Fars

    İran'ın güneybatısında yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Farsça

    Farsların kullandığı dil; Acemce, Farisi

  • fart furt

    Anlamsız, boş söz; farta furta

  • fart furt etmek

    anlamsız, boş sözlerle böbürlenmek, farta furta etmek

  • farta furta etmek

    fart furt etmek

  • fartası furtası olmamak

    patavatsızca konuşmak

  • farz

    İslam dinine göre Allah’ın emri olduğu kesin delille sabit olan, yapılması sevabı, özürsüz olarak yapılmaması günahı, inkârı ise küfrü getiren yükümlülük

  • farz etmek

    varsaymak

  • farz olmak

    yapılması kaçınılmaz olmak

  • farz olunmak

    varsayılmak

  • farzımuhal

    Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir şeyi olacakmış, gerçekleşecekmiş gibi düşünerek, sayarak

  • farıma

    Farımak işi

  • farımak

    Güçsüz düşmek, yorulmak

  • fasa fiso

    Değer ve önemi olmayan, boş (şey veya söz)

  • fasarya

    Boş, anlamsız olan (söz)

  • fasaryalık

    Fasarya olma durumu

  • faset

    Baskı işlerinde harf ve satırları formada tutmak ve sıkmak için kullanılan kama

  • fasih

    Açık ve düzgün (anlatış)

  • fasihlik

    Fasih olma durumu

  • fasikül

    Büyük eserlerin ayrı ayrı bölümler hâlinde yayımlanan parçalarından her biri; cüz

  • fasit

    Kötü, işe yaramaz olan

  • fasit olmak

    namaz, oruç, abdest vb. bozulmak

  • fasitlik

    Fasit olma durumu

  • faska

    Kundak çocuklarının beline, zıbının üzerinden sarılan geniş sargı

  • fasletme

    Fasletmek işi

  • fasletmek

    Bir sorunu, olayı çözmek

  • Faslı

    Fas’ta yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • fason

    Malzemesi marka sahibi tarafından karşılanarak başka bir firmaya yaptırılan mal; fason mal

  • fason üretim

    Malzemesi marka sahibi tarafından karşılanarak başka bir firmaya yaptırılan üretim; fason imalat

  • fasone

    Çözgü veya atkının kumaş yüzeyi üzerinde, kendiliğinden bir desen oluşturduğu her tür kumaş

  • fasulye

    Fasulyegillerden, barbunya, çalı, ayşekadın, horoz vb. türleri bulunan bitki (Phaseolus vulgaris)

  • fasulye gibi kendini nimetten saymak

    kendine çok değer vermek, kendini bir şey sanmak

  • fasulye pilakisi

    Kuru fasulyenin pişirilmesi ile yapılan pilaki

  • fasulye piyazı

    Haşlanmış kuru fasulye ile katı yumurta ve kuru soğan karışımı piyaz

  • fasulye sırığı gibi

    zayıf, sıska ve çok uzun boylu

  • fasulyegiller

    Kapalı tohumlu, iki çenekli, ayrı taç yapraklı çiçekli bitkiler familyası

  • fasulyemsi

    Fasulyeyi andıran, fasulyeye benzeyen, fasulye gibi

  • fasık

    Allah'ın emirlerini tanımayan, sapkın, günah işleyen

  • fasıklık

    Fasık olma durumu

  • fasıl

    Belli bir sürede yapılan iş, karşılaşılan durum veya olay

  • fasıl heyeti

    Bir faslı icra eden alaturka ses ve saz topluluğu

  • fasıla vermek

    bir şeyi yapmaya ara vermek

  • fasılasız

    Durmadan, ara vermeden

  • Fatih

    İstanbul iline bağlı ilçelerden biri

  • fatih

    Zafer kazanan, fetheden (kimse)

  • Fatiha

    Kur'an'ın ilk suresi

  • Fatiha okumak

    o şeyden umudunu kesmek

  • Fatiha okumak (veya göndermek veya ihsan etmek)

    ölmüşlerinin ruhu için Fatiha veya üç İhlas, bir Fatiha suresi okumak

  • Fatiha çekmek (veya demek)

    “elfatiha” veya sadece “Fatiha” diyerek insanları Fatiha okumaya davet etmek

  • Fatiha'sını çekmek

    bir işe başlamak

  • fatihane

    Fatih gibi, fatihe benzercesine

  • Fatsa

    Ordu iline bağlı ilçelerden biri

  • fatura

    Satılan bir malın cinsini, miktarını ve fiyatını bildirmek için satıcının alıcıya verdiği hesap pusulası

  • fatura etmek

    faturalamak

  • fatura kesmek

    satılan bir şey için fatura düzenlemek

  • faturalama

    Faturalamak işi

  • faturalamak

    Satılan bir malın veya verilen bir hizmetin niteliklerini ve tutarını belirterek fatura düzenlemek

  • faturalandırma

    Faturalandırmak işi

  • faturalandırmak

    Faturalama işini yapmak

  • faturalandırılma

    Faturalandırılmak işi

  • faturalandırılmak

    Faturalandırma işi yapılmak

  • faturalatma

    Faturalatmak işi

  • faturalatmak

    Faturalama işini yaptırmak

  • faturalı

    Faturası olan

  • faturalı hat

    Bağlı bulunulan işletme tarafından faturalandırılan cep telefonu hattı

  • faturalı yaşam

    Yapılan alışverişte fatura alma alışkanlığı

  • faturasını (birine) çıkarmak (veya ödetmek)

    sorumluluğu birine yüklemek

  • faturasız

    Faturası olmayan

  • faturasız hat

    Bağlı bulunulan işletme tarafından fatura gönderilmeden, kontör satın alınarak kullanılan cep telefonu hattı

  • faturasızlık

    Faturasız olma durumu

  • faul

    Karşılaşmalarda rakip oyuncuya yapılan kural dışı hareket

  • faul almak

    oyuncu oyun içinde rakibin kendisine faul yapmasını sağlamak

  • faul vermek

    hakem bir oyuncunun oyunda sergilediği kural dışı harekete ceza uygulamak

  • faul yapmak

    oyuncu oyunda rakibine kural dışı bir harekette bulunmak

  • faullü

    Faulü olan, faul yapmış olan

  • faulsüz

    Faulü olmayan, faul yapmayan

  • fava

    İçine limon, şeker ve zeytinyağında pembeleştirilmiş soğan koyularak suda haşlanan bakla tanelerinin püre kıvamına getirilmesiyle yapılan ezme

  • favori

    Herhangi bir iş veya yarışmada üstünlük sağlayacağına inanılan (kimse, taraf, takım vb.)

  • favorili

    Favorisi uzun olan

  • favorilik

    Favori olma durumu

  • favorisiz

    Favorisi olmayan

  • fay

    Yer kabuğu kayaçlarının ters yönlü sıkıştırma veya gerilme kuvvetlerinin etkisiyle koparak birbirine göre yer değiştirmesi sonucu ortaya çıkan hareketli kesimi; kırık (III)

  • fay hattı

    Genellikle yanal olarak devam eden faylar için kullanılan ve fayın uzanışını gösteren hat

  • fayans

    Duvarları kaplayıp süslemek için kullanılan, bir yüzü sırlı ve türlü desenlerle bezenmiş, pişmiş balçıktan levha

  • fayansçı

    Fayans döşeyen veya satan kimse

  • fayansçılık

    Fayansçının yaptığı iş

  • fayda etmek (veya vermek)

    etkisi olmak, işe yaramak, yarar sağlamak

  • fayda etmemek

    etkisi olmamak, işe yaramamak, yararlı olmamak

  • fayda vermemek

    yararlı olmamak

  • faydalı olmak

    yararlı olmak

  • faydası dokunmak

    yararı dokunmak

  • faydası olmak

    yararı olmak

  • faydasını görmek

    yarar sağlamak

  • faydasız baş mezara yaraşır

    "yaşayan kimse bir işe yaramalıdır, bir işe yaramayan kimsenin ölüden farkı yoktur" anlamında kullanılan bir söz

  • fayrap

    İstim kazanının buhar oluşturacak biçimde yanması durumu

  • fayrap etmek

    ocağın ateşini harlandırmak

  • fayton

    Tek körüklü, dört tekerlekli, genellikle çift atlı binek arabası; payton

  • faytoncu

    Fayton süren kimse

  • faytonculuk

    Faytoncunun yaptığı iş

  • faz

    Elektrik geriliminde evre; safha

  • faz kalemi

    Priz, dağıtma tabloları vb. yerlerde gerilim bulunup bulunmadığını anlamaya yarayan araç

  • fazla

    Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan; ziyade

  • fazla gelmek (veya kaçmak)

    çekilmeyecek, bıktıracak, tedirgin edecek bir durum almak

  • fazla gitmek

    ölçüyü aşmak, ileri gitmek

  • fazla görmek

    bir kimsenin varlığından rahatsız olmak

  • fazla kaçırmak

    yeme, içme veya konuşma konusunda ölçüyü aşmak

  • fazla mal göz çıkarmaz

    "ne kadar ve ne türden mal olursa olsun malın fazlası elden çıkarılmamalıdır çünkü mutlaka bir gün gelir lazım olur" anlamında kullanılan bir söz

  • fazla mesai

    Resmî kurum, kuruluş veya iş yerlerinde kanunla belirtilmiş saatler dışında yapılan çalışma

  • fazla olmak

    dayanma gücünü aşacak davranışlarda bulunmak, çok olmak

  • fazladan

    Alışılana ek olarak, alışılandan çok; cabadan

  • fazlalık

    Çokluk, gereğinden artık olma durumu

  • fazlalık etmek

    birinin varlığı, bulunduğu yerde gereksiz olmak

  • fazlasıyla

    Olağandan, gerekenden çok; ziyadesiyle

  • fazıl

    Faziletli, erdemli olan (kimse)

  • fazıla

    Faziletli, erdemli olan (kadın)

  • faça

    İskambil destesinin en altındaki kâğıt

  • faça açmak

    kesici bir şeyle birini yüzünden yaralamak

  • faça etmek

    serenleri başa veya geriye doğru çevirerek yelkenleri sarmak

  • faça façaya

    Karşı karşıya, yüz yüze olarak

  • façalı

    Havalı, gösterişli olan

  • façası olmak

    havalı, gösterişli olmak

  • façasını almak (veya al aşağı etmek)

    birini mahcup etmek, bozmak

  • façeta

    Elmasın yontulmuş yüzlerinden her biri

  • façetalı

    Üzerinde façetaları bulunan

  • façetasız

    Üzerinde façetaları bulunmayan

  • façuna

    Halatın örselenecek yerine tel veya sicimle yapılan sargı

  • façuna etmek

    sürtünme veya hava olaylarından korumak amacıyla halatı ince iple sarmak

  • façunalık

    Façuna yapmakta kullanılan tel veya sicim

  • fağfur

    Çin imparatorlarına verilen ünvan

  • fağfuri

    Çin’de yapılmış olan (kâse, tabak, vazo vb. porselen eşya)

  • faş

    "Gizli olanı açığa vurmak, duyurmak, ortaya dökmek, dile vermek" anlamlarındaki faş etmek, "belli olmak, açıklanmak, ortaya çıkmak" anlamlarındaki faş olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz

  • faşing

    Almanlarda Hristiyanlık inancına göre belli günlerde düzenlenen şenlik ve eğlenceler

  • faşist

    Faşizm yanlısı olan kimse, görüş vb

  • faşistleşme

    Faşistleşmek durumu

  • faşistleşmek

    Faşist duruma gelmek

  • faşistleştirme

    Faşistleştirmek işi

  • faşistleştirmek

    Faşistleşmesini sağlamak

  • faşizan

    Faşist eğilimli

  • faşizanlık

    Faşizan olma durumu

  • faşizm

    İtalya'da 1922-1943 yılları arasında etkinliğini sürdüren, meslek kuruluşlarına dayanan, devlet sınırlarını genişletmeyi amaçlayan, yetkinin, tek partinin elinde toplandığı düzen; faşistlik

  • faşır faşır

    Bol ve çok bir biçimde (akarak)

  • Fe

    Demir elementinin simgesi

  • fe

    Türk alfabesinin yedinci harfinin adı, okunuşu

  • fecaat

    Çok acıklı, yürekler acısı durum

  • feci

    Çok acıklı

  • fecrisadık

    Tan yerinde gün doğuncaya kadar süren kesintisiz aydınlık

  • feda

    Bir amaç uğrunda bir değer veya varlıktan vazgeçme, uğruna verme

  • feda etmek

    kıymak, gözden çıkarmak

  • feda olmak

    uğrunda yok olmak

  • feda olsun!

    "varsın gitsin, uğrunda yok olsun!" anlamında kullanılan bir söz

  • fedai

    Bir ülkü uğruna tehlikeli işlere girişerek canını esirgemeyen kimse; serdengeçti

  • fedaice

    Fedai gibi, fedaiye yakışır bir biçimde

  • fedailik

    Fedaice davranış; serdengeçtilik

  • fedakârlık etmek (veya yapmak)

    özverili davranmak

  • fedakârlık göstermek

    özverisini ortaya koymak

  • fedakârlığa katlanmak

    bir amaca, bir emele ulaşmak için birçok sıkıntıya, üzüntüye, güçlüğe dayanmaya çalışmak

  • federal

    Federasyon durumunda birleşmiş olan

  • federalist

    Federalizme bağlı olan kimse

  • federalizm

    Birçok devletin özel yasalara ve bağımsızlığa sahip olarak tek bir devlet durumunda birleşmeleri yöntemi

  • federalleşme

    Federalleşmek durumu

  • federalleşmek

    Federal duruma gelmek

  • federasyon

    Savunma ve dış politika alanında dayanışma amacıyla birden fazla devletin bir birlik devleti içinde birleşmesi

  • federatif

    Federalizme bağlı veya uygun olan

  • federe

    Bir federasyona bağlı olan

  • fehamet

    Büyük, ulu olma durumu

  • fehametli

    Büyüklük, ululuk gösteren (kimse)

  • fehvasınca

    Uyarınca, sözü gereğince

  • fek

    Bir şeyi açma, ayırma

  • Feke

    Adana iline bağlı ilçelerden biri

  • fekül

    Patates gibi bazı bitkilerin yumrularında bulunan nişasta

  • felah bulmak

    kurtulmak

  • felaket

    Büyük zarar, üzüntü ve sıkıntılara yol açan olay veya durum; yıkım, katastrof

  • felaketini hazırlamak

    kötü bir sona yol açmak

  • felaketli

    Felaket getiren

  • felaketzede

    Felakete uğramış (kimse)

  • felce uğramak

    bir iş yarım kalmak, yürümez duruma gelmek, tam olarak durmak

  • felce uğratmak

    felç etmek

  • feldmareşal

    Alman, Avusturya, İngiliz, Rus ve İsveç askerî hiyerarşisinde en yüksek rütbe

  • feldspat

    Potasyumlu, sodyumlu ve kalsiyumlu olmak üzere üçe ayrılan en önemli silikatlı mineral grubu

  • felek

    Dünya, âlem

  • felek Mustafa'ya yâr olmadı

    “talihi yaver gitmedi, şansı yardım etmedi” anlamında kullanılan bir söz

  • felek yâr olursa

    "bir terslik çıkmazsa, şartlar uygun giderse" anlamında kullanılan bir söz

  • felek, kimine kavun yedirir kimine kelek

    "bu dünyada kimi insanlar mutluluk içinde yaşarlar, kimileri de talihsizdirler" anlamında kullanılan bir söz

  • felekten bir gün (veya gece) çalmak

    güzel bir gün veya gece geçirmek

  • felekten kâm almak

    güzel vakit geçirmek, istediği gibi eğlenmek

  • Felemenk

    Bugünkü Hollanda, Belçika ve Kuzeydoğu Fransa'ya eskiden verilen ad

  • Felemenkli

    Felemenk bölgesinde yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Felemenkçe

    Felemenklerin kullandığı dil

  • feleğe küsmek (veya küskün olmak)

    talihten yakınmak, şanstan ümidini kesmek

  • feleği şaşmak

    feleğini şaşırmak

  • feleğin sillesini yemek (veya sillesine uğramak)

    büyük bir yıkıma uğramak

  • feleğin çemberinden geçmek

    hayatta acı tatlı günler görmüş geçirmiş olmak, olgunlaşmış, deneyim kazanmış olmak

  • feleğini şaşırmak

    ummadığı bir durumda kalmak, şaşkınlık içine düşmek

  • felfelek

    Bir tür küçük kelebek

  • felfelek sokmak

    birini kuşkuya düşürmek

  • felfelleme

    Felfellemek işi

  • felfellemek

    Eski canlılığını yitirmek

  • feliks

    Palmiye yaprağına benzeyen, park ve bahçelerde süs için kullanılan iri gövdeli bir bitki (Phoenix canariersis)

  • fellah

    Mısır köylüsü

  • fellik fellik

    Telaşlı bir biçimde, heyecan içinde, koşarak, koşuşturarak; fellek fellek

  • felsefe

    Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması

  • felsefe yapmak

    felsefe ile uğraşmak

  • felsefeci

    Felsefe öğretmeni

  • felsefecilik

    Felsefeci olma durumu

  • felsefi

    Felsefe ile ilgili, felsefeye ilişkin

  • Felâhiye

    Kayseri iline bağlı ilçelerden biri

  • felç

    İşlemez durumda olma

  • felç etmek

    bir organı veya bedenin bir bölümünü çalışamaz duruma getirmek

  • felç gelmek

    inme inmek

  • felç inmek

    inme inmek

  • felç olmak

    inme inmek

  • felçlilik

    Felçli olma durumu

  • feminist

    Feminizm yanlısı kimse veya görüş

  • feminizm

    Toplumda kadının haklarını çoğaltma, erkeğinkiler düzeyine çıkarma, eşitlik sağlama amacını güden düşünce akımı; kadın hareketi

  • fen

    Fizik, kimya, matematik ve biyolojiye verilen ortak ad

  • fen bilgisi

    Okullarda birlikte okutulan fizik, kimya, biyoloji derslerinin adı

  • fen bilimi

    Fenle ilgili konuları araştıran, inceleyen bilim dalı

  • fen bilimleri

    Fizik, kimya, biyoloji gibi bilimlerin ortak adı

  • fena

    İstenilen ve gereken nitelikte olmayan (kimse)

  • fena bulmak

    ölmek, yok olmak

  • fena değil (veya sayılmaz)

    oldukça iyi

  • fena etmek

    kötü davranmak

  • fena gözle bakmak

    kötü niyetini anlatır biçimde bakmak

  • fena hâlde

    Aşırı ölçüde, son derece, pek çok, adamakıllı bir biçimde

  • fena olmak

    bir iş kötü olmak, iyi ve isabetli olmamak

  • fena vurmak

    çok kötü vurmak

  • fena yaparım

    “çok döverim, canını yakarım” anlamında bir tehdit sözü

  • fena yapmak

    kötü duruma düşürmek

  • fenafillah

    Allah'ın varlığı içinde yok olma

  • fenalaşma

    Fenalaşmak işi

  • fenalaşmak

    Kötü bir duruma girmek

  • fenalaştırma

    Fenalaştırmak işi

  • fenalaştırmak

    Fenalaşmasına sebep olmak, fena duruma getirmek

  • fenalık

    Bayılacak gibi olma, baygınlık hissetme durumu

  • fenalık etmek

    kötülük etmek, kötülükte bulunmak

  • fenalık geçirmek (veya gelmek veya çökmek)

    kendini bilmeyecek veya bayılacak bir duruma gelmek

  • fenasına gitmek

    üzülmek, gücenmek, kırılmak, sinirlenmek

  • fenaya sarmak

    iş veya durum kötüye gitmek

  • fenaya çekmek

    söylenen bir sözü kötü tarafından anlamak

  • fenci

    Fenle uğraşan kimse

  • fener

    Saydam bir maddeden yapılmış veya böyle bir madde ile donatılmış, içinde ışık kaynağı bulunan aydınlatma aracı

  • fener alayı

    Bayram gecelerinde kalabalık halk topluluklarının, ellerinde fener veya meşalelerle şehri dolaşarak yaptıkları gösteri

  • fener balığı

    Fener balığıgillerden, vücudunda pek çok ışık verme organı bulunan, tropik denizlerde yaşayan bir balık (Lophius piscatorius)

  • fener balığıgiller

    Kemikli balıklar takımının, vücutları basık, derileri çıplak, ağızları çok büyük olan, derin denizlerde yaşayan balıklar familyası

  • fener gemisi

    Deniz feneri yapmaya elverişsiz limanların veya kanalların giriş yerlerinde ve tehlikeli kıyılarda demirleyen, üstünde büyük fenerler bulunan gemi

  • fener çekmek

    elinde fenerle önden gitmek

  • fenerci

    Fener yapan veya satan kimse

  • fenercilik

    Fenercinin yaptığı iş

  • feneri nerede söndürdün

    geç kalanlara takılmak için söylenen bir söz

  • fenerli

    Feneri olan

  • fenerli burgu

    Ahşap bölümleri delmeye yarayan matkap

  • fenersiz

    Feneri olmayan

  • fenersiz yakalanmak

    beklenmedik bir zamanda istenmeyen bir durumla karşılaşmak

  • fenik

    Alman markının yüzde biri

  • fenlenme

    Fenlenmek işi

  • fenlenmek

    Yaşına göre bilmemesi gereken şeyleri öğrenmiş olmak

  • fennen

    Bilimsel olarak, teknik olarak

  • fennini almak (veya kapmak)

    bir işin inceliklerini, püf noktalarını kavrayıp o alanda usta olduğunu göstermeye başlamak

  • fennî

    Fenle ilgili

  • fennî muayene

    Motorlu araçların belli sürelerde teknik yönden yapılan denetimi

  • fennî sünnetçi

    Bilimsel ve teknik yöntemleri kullanarak sünnet yapan kimse

  • fenol

    Boyacılıkla, plastik maddelerin ve bazı ilaçların yapımında kullanılan, çoğunlukla maden kömürünün katranından çıkarılan benzinin oksijenli türevi; asit fenik

  • fenomen

    Herhangi bir özelliğiyle dikkat çeken, kitleleri etkileme gücü olan kimse veya nesne

  • fenomen olmak

    herhangi bir özelliğiyle dikkat çeken, kitleleri etkileme gücü olan kimse durumuna gelmek

  • fenomenal

    Şaşılacak, olağanüstü olan

  • fent çevirmek

    hile yapmak

  • feodal

    Derebeylikle ilgili

  • feodalizm

    Derebeylik sistemi

  • fer

    Bir şeyin parlak olması

  • ferace

    Kadınların sokakta giydikleri, mantoya benzer, arkası bol, yakasız, çoğu kez eteklere kadar uzayan üst giysisi

  • feraceli

    Ferace giymiş olan

  • feracelik

    Ferace yapmaya elverişli (kumaş)

  • feracesiz

    Ferace giymemiş olan

  • ferade ferade

    Teker teker, ayrı ayrı bir biçimde

  • feragat

    Hakkından kendi isteğiyle vazgeçme

  • feragat etmek (veya göstermek)

    hakkından vazgeçmek, el çekmek

  • feragatli

    Vazgeçebilen, özveride bulunabilen, özveri gösterebilen

  • ferah

    Kalp, gönül, iç vb.nin sıkıntısız, tasasız olma durumu

  • ferah fahur

    Bolluk içinde

  • ferah ferah

    Bol ve geniş bir biçimde

  • ferah tutmak

    iç rahatlığını, huzurunu korumak

  • ferahfeza

    Klasik Türk müziğinde, yegâh perdesinde karar kılan makamlardan biri

  • ferahi

    Bol ve geniş olma durumu

  • ferahlama

    Ferahlamak işi veya durumu; ferahlanma

  • ferahlamak

    Bir yer geniş, rahat ve iç açıcı duruma gelmek; ferahlanmak

  • ferahlandırma

    Ferahlandırmak işi veya durumu

  • ferahlandırmak

    Ferahlamasını sağlamak

  • ferahlatma

    Ferahlatmak işi

  • ferahlatmak

    Ferah duruma getirmek, rahatlatmak

  • ferahlayıverme

    Ferahlayıvermek durumu

  • ferahlayıvermek

    Çabucak ferahlamak

  • ferahlık

    Ferah olma durumu; hafiflik

  • ferahlık duymak

    içinin açıklığını, rahatlığını hissetmek

  • ferahlık vermek

    iç açmak, rahatlık hissettirmek

  • ferahnak

    Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam

  • ferahnakaşiran

    Klasik Türk müziğinde bir makam

  • ferahnüma

    Klasik Türk müziğinde bir makam

  • ferağ

    Bir işten vazgeçme, çekilme, el çekme, terk etme

  • ferda

    Gelecek günler, zamanlar

  • ferden ferda

    Tek tek

  • ferdî kaza sigortası

    Deprem dâhil her yerde oluşacak kaza sonunda ortaya çıkan sakatlık, hastalık veya ölüm dolayısıyla ödenecek para tutarını belirleyen sözleşme

  • ferdîlik

    Bireysel olma durumu

  • ferforje

    Kapılara, pencerelere veya evlerin iç bölümlerine süsleme amacıyla yapılıp takılan dövme demir

  • ferhane

    Birden çok mağazası bulunan eski hanların tipinde, avlulu geniş bina, büyük han veya kervansaray

  • ferih

    Çok sevinçli, neşeli olan

  • ferih fahur yaşamak

    bağımsız, bağlantısız bir biçimde yaşamak

  • ferik

    Kümes hayvanlarının civcivlikten çıkmış yavrusu; piliç

  • Ferizli

    Sakarya iline bağlı ilçelerden biri

  • feriştah

    En iyi, en üstün

  • feriştahı gelse

    "en güçlüsü, en yetkilisi, en üstünü olsa" anlamında kullanılan bir söz

  • ferli

    Parlak olan (göz, ışık)

  • ferma

    Av köpeğinin gizlendiği yerden avı gözetlemesi

  • ferman

    Osmanlı Devleti'nde padişahın verdiği, uyulması gerekli hükümleri taşıyan yazılı belge; yarlık, kaime

  • ferman buyurmak

    emretmek

  • ferman dinlememek

    yasa, kural, yol yöntem tanımamak

  • ferman sizin

    "siz nasıl isterseniz öyle olsun" anlamında kullanılan bir söz

  • ferman yürütmek

    buyruğunu dinletmek, hükmünü sürmek

  • ferman çıkarmak

    padişah tarafından herhangi bir konuda emir verilmek

  • fermanlı

    Hükûmete karşı gelmek suçuyla aranan ve cezalandırılması için hakkında ferman çıkan (kimse)

  • fermanlı deli

    Deli olduğu herkesçe bilinen kişi

  • fermene

    Türlü nakışlarla işlemeli, önü kavuşmayan, yeleğe benzeyen bir giysi

  • fermeneci

    Fermene yapan veya satan kimse

  • fermenecilik

    Fermenecinin yaptığı iş

  • fermeneli

    Fermenesi olan

  • fermiyum

    Aynştaynyumla aynı zamanda bulunan ve atom sayısı 100 olan yapay element (simgesi Fm)

  • fermuar

    Giysi, çanta vb. yerlerde kullanılan, karşılıklı dişler ve bunların üzerinde yürüyen kapatıcıdan oluşan düzenek; cırcır, carcur (II)

  • fermuarcı

    Giyim sanayisinde giysilere fermuar diken kimse

  • fermuarcılık

    Fermuarcının yaptığı iş

  • fernez

    Sünger toplamak için kullanılan makineli dalma aracı

  • fersah

    Yaklaşık 5 kilometrelik bir uzaklık ölçüsü

  • fersah fersah

    Çok, pek çok

  • fersahlık

    Arası ... fersah olan

  • fersiz

    Donuk, cansız olan (göz, ışık, yüz)

  • fersizleşme

    Fersizleşmek durumu

  • fersizleşmek

    Fersiz duruma gelmek

  • fersizlik

    Fersiz olma durumu

  • fersude

    Eskimiş, yıpranmış, aşınmış

  • fersudelik

    Fersude olma durumu

  • fertik

    "Kaç, uzaklaş; tamam, bitti" anlamlarında kullanılan bir seslenme sözü

  • fertik çekmek (veya fertiği kırmak)

    kaçmak

  • feryadı basmak

    çığlık koparmak, yüksek sesle haykırmaya başlamak

  • feryat etmek

    yüksek sesle haykırmak

  • feryat figan

    Haykırarak, ağlayarak

  • feryat koparmak

    yüksek sesle bağırmak, haykırmak

  • ferz çıkarmak

    acemi bir oyuncuya karşı vezirsiz oynamak

  • ferz çıkmak

    satrançta piyon, karşıdaki en son kareye kadar sürülüp vezir olmak

  • ferç

    Dişi canlılarda üreme organının dış bölümü; vulva

  • ferî

    Ayrıntılarla ilgili, ayrıntı niteliğinde olan

  • fes

    Şapka yerine kullanılan, kırmızı, kalın çuhadan yapılmış, tepesinde püskülü olan, silindir biçiminde başlık

  • fes rengi

    Koyu kırmızı renk

  • fesahat

    Kurallı, etkileyici, heyecan verici, inandırıcı, sanatlı söz söyleme

  • fesat

    Karışıklık, kargaşalık, ara bozuculuk

  • fesat karıştırmak

    hile yapmak

  • fesat kumkuması

    Fesat kaynağı, ortaklığı karıştırmayı huy edinmiş, kötülük peşinde koşan kimse

  • fesat çıkarmak (veya fesada vermek)

    ara bozmak, ortalığı karıştırmaya çalışmak, insanları birbirine düşürecek işler yapmak

  • feshedebilme

    Feshedebilmek işi

  • feshedebilmek

    Feshetme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • feshediliş

    Feshedilmek işi

  • feshedilme

    Feshedilmek işi

  • feshedilmek

    Kapatılmak, dağıtılmak, faaliyetten men edilmek; lağvedilmek

  • feshetme

    Feshetmek işi

  • feshetmek

    Verilmiş bir yargıyı kaldırmak, bozmak

  • fesholma

    Fesholmak işi

  • fesholmak

    Verilmiş bir yargı kaldırılmak, bozulmak

  • fesholunma

    Fesholunmak işi; lağvolunma

  • fesholunmak

    Bir topluluğun, kuruluşun varlığı son bulmak, dağılmak; lağvolunmak

  • fesih

    Verilmiş bir yargıyı kaldırma, bozma

  • fesini havaya atmak

    sevinmek

  • fesleğen

    Ballıbabagillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, yaprakları güzel kokulu, beyaz veya pembe çiçekli, bir yıllık ve otsu bir süs bitkisi; reyhan (Ocimum basilicum)

  • fesleğen sosu

    Ezilmiş fesleğen, sarımsak, tuz, çam fıstığı, peynir ve zeytinyağı karıştırılarak yapılan bir sos; pesto sosu

  • fesleğenli

    Fesleğeni olan

  • fesleğensiz

    Fesleğeni olmayan

  • festival

    Dönemi, yapıldığı çevre, katılanların sayısı veya niteliği programla belirtilen ve özel önemi olan sanat gösterisi

  • fesüphanallah

    Kızgınlık anında kendi kendine sabır telkin etmek için söylenen bir söz; süphanallah

  • fethedebilme

    Fethedebilmek işi

  • fethedebilmek

    Fethetme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • fethediş

    Fethetmek işi

  • fethetme

    Fethetmek işi

  • fethetmek

    Bir yeri veya ülkeyi savaşarak almak, ülke açmak

  • fethettirme

    Fethettirmek işi

  • fethettirmek

    Fethetme işini yaptırmak

  • Fethiye

    Muğla iline bağlı ilçelerden biri

  • fetih

    Bir şehir veya ülkeyi savaşarak alma

  • fetihname

    Bir yerin alındığını müjdelemek için hükümdarların yabancı devlet adamları, şehzadeler, valiler vb.ne yazdıkları resmî mektup

  • fetiş

    Uğurlu sayılan şey

  • fetişist

    Fetişizmi uygulayan kimse veya görüş

  • fetişizm

    İlkel toplumlarda doğaüstü bir güç ve etkisi olduğuna inanılan canlı veya cansız nesnelere tapınma; tapıncakçılık, putperestlik

  • fetret

    İki peygamber arasında peygambersiz geçen süre

  • fettanca

    Fettan gibi

  • fettanlaşma

    Fettanlaşmak işi

  • fettanlaşmak

    Fettan bir duruma gelmek

  • fettanlık

    Fettan olma durumu

  • fetva

    Bir sorunun dinî hukuk kurallarına göre çözümünü açıklamak amacıyla müftü veya şeyhülislam tarafından ilgili kişinin adı söylenmeden yapılan açıklama, hüküm veya cevap

  • fetva vermek

    herhangi bir işlemin veya eylemin din kurallarına uygun olup olmadığı konusunda konuyla ilgili bilim adamlarınca açıklama yapılmak

  • fetva çıkarmak

    belli bir konuda dinî hukuk kurallarına göre izin almak

  • fetvacı

    Fetva veren kimse

  • fetvacılık

    Fetvacının yaptığı iş

  • fetvayişerife

    Şeyhülislam fetvası

  • fetvayişerife çıkarmak

    şeyhülislam fetvası ilan etmek

  • feveran

    Kaynayıp fışkırma

  • feveran etmek

    birdenbire öfkelenmek, köpürmek, parlamak

  • fevkalade

    Alışılmış olandan ayrı

  • fevkalbeşer

    Üstün nitelikli (kimse)

  • fevkani

    Üstte olan, üstteki

  • fevri

    Birdenbire, düşünmeden yapan

  • fevrilik

    Fevri olma durumu

  • fevt

    Elden çıkma

  • fevt etmek

    yitirmek, elden kaçırmak

  • fevt olmak

    yitmek

  • fevç

    İnsan kalabalığı

  • feyiz

    Artma, çoğalma

  • feyizlendirme

    Feyizlendirmek işi

  • feyizlendirmek

    Feyizlenme işini yaptırmak

  • feyizlenme

    Feyizlenmek işi

  • feyizlenmek

    Feyzalıp aydınlanmak, faydalanmak

  • feyizli

    Çok ürün veren, verimli olan

  • feyzalma

    Feyzalmak işi; tefeyyüz

  • feyzalmak

    Etkilenmek, olgunlaşmak, ders almak

  • fezleke

    Bir kararın kısaca yazılması

  • fi tarihinde

    Oldukça eski bir zamanda, bir zamanlar

  • fiber

    Sıkıştırılmış bitki tellerinden yapılmış mukavva veya tahta

  • fiberglas

    Plastik maddelerden, özellikle polyesterden parçalar yapımında kullanılan sağlamlaştırma maddesi

  • fibrin

    Kanda pıhtılaşma sonucu oluşan bir protein

  • fibrinojen

    Pıhtılaşma sırasında fibrine dönüşen bir kan proteini

  • fibula

    Ataş prensibiyle çalışan, bir elbisenin farklı kesimlerini birbirine iliştiren, tutturan bir çeşit kopça

  • fidan

    Yeni yetişen ağaç veya ağaççık

  • fidan boylu

    İnce, uzun ve biçimli (kimse)

  • fidan gibi

    ince ve uzun (boy)

  • fidanca

    Fidana benzeyen, fidanı andıran

  • fidancık

    Küçük fidan

  • fidanlık

    Fidan yetiştirilen yer; dikmelik

  • fide

    Tohumdan yetiştirilip başka yerlere dikilmek için hazırlanan sebze veya körpe çiçek

  • fideci

    Fide yetiştirip satan kimse

  • fidecilik

    Fidecinin yaptığı iş

  • fideleme

    Fidelemek işi

  • fidelemek

    Fide dikmek

  • fidelenme

    Fidelenmek işi

  • fidelenmek

    Fide toprağa dikilmek

  • fidelik

    Fide yetiştirilen yer

  • fidye

    Tutsak edilen veya rehin alınan bir kimsenin serbest bırakılması için istenen para; kurtulmalık, fidyeinecat

  • fifre

    Yanlamasına çalınan, altı tane deliği olan, tahtadan bir flüt türü

  • figan

    Bağırarak ağlama, inleme

  • figan etmek

    bağırarak ağlamak, inlemek

  • figür

    Resim ve heykel sanatlarında varlıkların biçimi

  • figüran

    Genellikle tiyatro ve sinemada, konuşması olmayan veya konuşması çok az olan rollere çıkan kimse

  • figüranlık

    Figüranın yaptığı iş

  • figüratif

    Dış gerçeği somut biçimde yansıtan, içinde insan, hayvan ve doğa ögeleri bulunan (resim veya heykel); betili

  • figüratif sanat

    Dış gerçeği somut biçimde yansıtan, içinde insan, hayvan ve doğa ögeleri yer alan sanat; betili sanat

  • figürlü

    Figürü olan

  • figürsüz

    Figürü olmayan

  • fihrist

    Alfabetik sıralamalar için kullanılan, kenarında bütün harflerin yer aldığı not defteri

  • fihristleme

    Fihristlemek işi

  • fihristlemek

    Fihriste geçirmek

  • fiil

    Bir kılışı, bir oluşu veya bir durumu anlatan, zaman ve kiplerle çekimlenebilen, -ma- ekiyle olumsuz biçimi yapılabilen kelime türü; eylem

  • fiil cümlesi

    Yüklemi çekimli fiille kurulan cümle; eylem tümcesi

  • fiil gövdesi

    Ad veya fiil köklerinden fiil yapma ekleriyle türetilen, kökü ve eki tanınamayacak biçimde bütünleşmiş fiil: kayır-mak, esirge-mek vb

  • fiil kökü

    Fiilin ek almamış biçimi

  • fiil çekimi

    Fiillerin ve adların kök veya gövdelerine zaman kavramı ile birlikte kişi kavramı da veren eklerin getirilmesi; fiil tasrifi, sarf, siga

  • fiile koymak

    eyleme geçirmek

  • fiilen

    Fiilî olarak; bilfiil

  • fiili bozuk

    Ahlakça düşük (kimse)

  • fiilimsi

    Olumlu veya olumsuz fiillere belirli ekler getirilerek yapılan, geçici isim, sıfat, zarf olarak kullanılan ad-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiilin genel adı; eylemsi

  • fiiliyat

    Sözde kalmayıp eyleme dönüştürülen işler

  • fiilî

    Sözde kalmayıp gerçekten yapılan, yapılmış ve yapılmakta olan

  • fiilî hizmet

    Memur, işçi vb. çalışanların bağlı oldukları sosyal güvenlik kurumunda tam kesenek vermek suretiyle geçirdikleri süre

  • fikir adamı

    Herhangi bir düşünce alanındaki görüşlerine değer verilen kimse

  • fikir almak

    birinin düşüncesinden yararlanmak

  • fikir alışverişi

    Herhangi bir konuda düşünceleri karşılıklı olarak paylaşma; düşünce alışverişi, fikir teatisi

  • fikir babası

    Bir düşünceyi ilk olarak ortaya koyan kimse

  • fikir danışmak

    bilgi edinmek için bir yetkiliden bilgi almak

  • fikir edinmek

    kanaat sahibi olmak

  • fikir eseri

    Düşünce yönü ağır basan eser

  • fikir işçiliği

    Fikir işçisi olma durumu

  • fikir işçisi

    Bilim ve fikir alanında çalışan kimse

  • fikir vermek

    düşüncesini bildirmek

  • fikir yazısı

    Düşünce yönü ağır basan yazı veya makale

  • fikir yormak

    bir konuda çok düşünmek

  • fikir yürütmek

    bir konu üzerine düşüncesini söylemek

  • fikirci

    Sürekli düşünce üreten kimse

  • fikirleşme

    Fikirleşmek işi

  • fikirleşmek

    Bir konuyu karşılıklı olarak tartışıp görüş alışverişinde bulunmak

  • fikirleştirme

    Fikirleştirmek işi

  • fikirleştirmek

    Fikrî yanını geliştirmek, olgunlaştırmak

  • fikirli

    Herhangi bir konu üzerinde düşüncesi olan; düşünceli

  • fikirlilik

    Fikirli olma durumu

  • fikirsiz

    Herhangi bir konu üzerinde düşünemeyen, görüşü olmayan; düşüncesiz

  • fikirsizlik

    Fikirsiz olma durumu; düşüncesizlik

  • fikren

    Düşünce yoluyla, düşünerek

  • fikrini almak

    fikir almak

  • fikrini çelmek

    kandırmak, düşüncesini değiştirtmek, ikna etmek

  • fikriyat

    Düşünceler

  • fikstür

    Yarışma veya karşılaşmaların zamanını ve sırasını belirleyen çizelge

  • fil

    Filgillerin hortumlular takımından, Afrika ve Asya'nın sıcak bölgelerinde yaşayan, çok iri, kalın derili hayvan (Elephas)

  • fil dişi

    Filin kendini korumakta veya karşısındakine saldırmakta kullandığı hortumunun iki yanında bulunan uzun ve eğri dişi

  • fil dişi karası

    Fil dişi külünden yapılan kara boya

  • fil dişi kule

    Kendini toplumdan soyutlayan insanın, kendi içinde oluşturduğu dünya

  • fil dişi kuleden bakmak

    herkesi küçümseyip kendini farklı görmek

  • fil dişi kuleye çekilmek

    herkesi küçümseyip kendisine özgü dünyasına çekilmek

  • fil elması

    Turunçgillerden, Hindistan'da yetişen bir ağaç (Feronia elephantum)

  • fil faresi

    Memeliler sınıfından, burun bölümü hortum gibi uzun olan, uzun kuyruklu, kanguru gibi sıçrayabilen bir hayvan (Macroscelides proboscideus)

  • fil gibi

    çok yemek yiyen (kimse)

  • fil hastalığı

    Çoğunlukla bacakların şişip fil ayağı biçimini almasıyla beliren bir hastalık

  • fil yürüyüşü

    Ellerin ve ayakların gergin bir biçimde birbirine çok yakın basarak yapılan bir yürüyüş biçimi

  • filaman

    Elektrik ampullerinden akım geçtiğinde akkor duruma gelen ince iletken tel

  • filantrop

    İnsansever, insanların iyiliği için çalışan (kimse)

  • filar

    Hafif bir terlik

  • filariz

    Keten dövmeye yarayan tokmak

  • filarizleme

    Filarizlemek işi

  • filarizlemek

    Keteni döverek tel durumuna getirmek

  • filarlı

    Fiları olan

  • filarmoni

    Güçlü müzik sevgisi

  • filarmonik

    Müzikseverlerin kurduğu dernek

  • filarsız

    Fiları olmayan

  • filato

    Çeşitli ağaç kaplamalarından elde edilen, tek veya çok renkli, dar ve uzun şeritler biçimdeki bir kaplama türü

  • filbahri

    Düğün çiçeğigillerden, ilkbaharda beyaz ve güzel kokulu çiçekler açan, park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen ağaççık (Philadelphus)

  • fildekoz

    İskoçya ipliği

  • fildişi

    Fil dişinin kırık beyaz rengi; fildişi rengi

  • fildişi gibi

    donuk, beyaz (ten)

  • file

    Yün, pamuk vb. ipliklerden düğümlerle oluşmuş ağ

  • filenk

    Ağır cisimleri bir yerden bir yere kaydırmak ve özellikle deniz teknelerini karaya çekmek için bunların altına sürülen yuvarlak ağaç

  • filet

    Derinliği her yerinde aynı olan sığ su alanı

  • fileto

    Kasaplık hayvanların sırtından ve bel kemiğinin iki yanından çıkarılan et

  • fileto çıkarmak

    kasaplık hayvanların sırtında ve bel kemiğinin iki yanında bulunan eti çıkarmak

  • filgiller

    Memeliler sınıfının hortumlular takımının bir familyası

  • filigranlı

    Filigranı olan

  • filikacı

    Filikalara bakmakla görevli kimse

  • filikacılık

    Filikacının yaptığı iş

  • filikalık

    Herhangi bir filika sayısında olan

  • filinta

    Namlusu kısa, kurşun atan bir tür küçük tüfek

  • filinta gibi

    genç, ince uzun boylu, çevik, yakışıklı (kimse)

  • filintalı

    Filintası olan

  • Filipince

    Filipinlilerin kullandığı dil

  • Filipinli

    Filipinler’de yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • filiskin

    Yerden 2-3 karış yükseklikte, çok yıllık ve otsu bir bitki (Mentha pulegium)

  • Filistinli

    Filistin’de yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • filiz

    Tohumdan veya tomurcuktan çıkan körpe ve küçük dal; sürgün, ışkın, eşkin (II), cımbar

  • filiz gibi

    ince ve güzel vücutlu

  • filiz rengi

    Asma filizinin rengi, açık yeşil renk; filizî

  • filiz vermek

    sürgün çıkmaya başlamak

  • filizcik

    Küçük sürgün

  • filizkıran

    Mayıs ayında ağaçların filizlendiği mevsimde esen bir fırtına

  • filizleme

    Filizlemek işi

  • filizlemek

    Bitkilerin gereğinden çok olan filizlerini kırmak

  • filizlendirme

    Filizlendirmek işi

  • filizlendirmek

    Filizlenme işini yaptırmak

  • filizlenme

    Filizlenmek işi

  • filizlenmek

    Bitki filiz vermek

  • filizli

    Filizi olan

  • filizî

    Bu renkte olan

  • filkulağı

    Yılan yastığıgillerden, ana yurdu tropikal Amerika olan, kökü yumrulu bir süs bitkisi (Caladium)

  • film

    Fotoğrafçılıkta, radyografide ve sinemacılıkta resim çekmek için kullanılan, selülozdan, saydam, bükülebilir şerit

  • film banyosu

    Fotoğraf makinesinde kullanılan filmin karanlık bir odada çeşitli kimyasallar ilave edilen suların içine batırılmasıyla fotoğrafların ortaya çıkarılması işlemi

  • film müziği

    Filmin görüntülerine eşlik etmek amacıyla özel olarak bestelenmiş veya hazırlanmış müzik

  • film oynamak

    bir film, sinemada gösterilmekte olmak

  • film oynatmak

    bir filmi sinemada göstermek

  • film yıldızı

    Sinema dünyasında çok ünlü olan oyuncu

  • film çekmek

    bir sinema kamerasıyla görüntüleri tespit etmek veya bir hareket ve görünüşün sıralı resmini çekmek

  • film çevirmek

    beyaz perdede oynatılacak bir eseri filme almak veya bu eserin çekilişi sırasında rol yapmak

  • filmleştirilme

    Filmleştirilmek işi

  • filmleştirilmek

    Film durumuna getirilmek

  • filmleştirme

    Filmleştirmek işi

  • filmleştirmek

    Film durumuna getirmek

  • filo

    Bir arada ve bir komuta altında bulunan savaş gemilerinin veya uçaklarının bütünü

  • filoksera

    Asma bitinin yol açtığı bağ hastalığı

  • filoloji

    Dili ve yazılı belgeleri dil ve tarih açısından inceleme

  • filotilla

    Küçük gemiler veya tekneler topluluğu

  • filoz

    Balıkçıların ağları su yüzünde tutmak için kullandıkları kabak veya mantardan yapılmış ağ şamandırası

  • filozof

    Felsefe ile uğraşan ve felsefenin gelişmesine katkıda bulunan kimse; felsefeci, feylesof

  • filozofik

    Felsefe ile ilgili, felsefeye dayanan

  • filozoflaşma

    Filozoflaşmak durumu

  • filozoflaşmak

    Filozof özelliği kazanmak

  • filozofluk

    Filozof olma durumu; feylesofluk

  • filozofça

    Filozofa yakışan; feylesofça

  • filsi

    Fili andıran, file benzeyen, fil gibi

  • filtreli

    Filtre takılmış olan

  • filtresiz

    Filtre takılmamış olan

  • filum

    Canlıların bölümlenmesinde, dalların bir araya gelmesiyle oluşan birlik

  • Fin

    Finlandiya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Fin hamamı

    Çok sıcak yerden ve sudan çok soğuk yere ve suya girmeyi sağlayarak vücudu uyaran bir hamam türü

  • Fin-Ugor dilleri

    Fince, Macarca, Ugorca, Permceden oluşan dil grubu

  • final

    Bir işin sonu

  • finale kalmak

    şampiyonu belirleyecek son yarışmaya katılma hakkını kazanmak

  • finalist

    Şampiyonu belirleyecek son yarışmaya kalan sporcu veya takım

  • finalistlik

    Finalist olma durumu

  • finans

    Para ve para ile ilgili araçları, değerleri konu edinen iş alanı

  • finanse

    "Akçalanmak" anlamındaki finanse edilmek, "akçalamak" anlamındaki finanse etmek birleşik fiillerinde geçen bir söz

  • finansman

    Bir girişime işleyebilmesi, gelişebilmesi için gereken para ve krediyi sağlama işi

  • fincan

    Çay, kahve vb. sıcak şeyler içmekte kullanılan, genellikle kulplu, porselen veya camdan yapılmış küçük kap

  • fincan böreği

    Tepsiye serilen yufkayı fincan ağzı biçiminde yuvarlak parçalara ayırıp içine kıyma, peynir, patates, ıspanak vb. konularak yapılan bir börek türü

  • fincan fincan

    Fincanı andırarak, fincan biçiminde

  • fincan gibi

    iri ve patlak (göz)

  • fincan oyunu

    Fincanların altına yüzük saklayarak oynanan bir oyun

  • fincancı

    Porselen veya cam eşya satan kimse

  • fincancı katırlarını ürkütmek

    zararı dokunabilecek bir kimsenin hoşuna gitmeyen bir davranışta bulunmak

  • fincancılık

    Fincancının yaptığı iş

  • fincandibi

    Arazi koşulları nedeniyle inilmesi zor olan, çukurda kalan havaalanı

  • fincanlık

    Miktarı herhangi bir fincan kadar olan

  • Fince

    Finlandiyalıların kullandığı dil

  • fingir fingir

    Oynak, cilveli olan

  • fingirdek

    Yerinde duramayan, hareketli, cilveli olan; fıkırdak, fındıkçı, kaynaşık, yelli

  • fingirdeklik

    Fingirdek olma durumu; fıkırdaklık

  • fingirdeme

    Fingirdemek işi

  • fingirdemek

    Dikkati çekecek kadar kırıtkan, oynak davranmak

  • fingirdeşme

    Fingirdeşmek işi

  • fingirdeşmek

    Karşılıklı fingirdemek

  • Finike

    Antalya iline bağlı ilçelerden biri

  • Finike portakalı

    Finike ve yöresinde yetiştirilen sulu ve kokulu bir tür portakal

  • fink

    "Hiçbir şeye aldırmadan gönlünce gezip eğlenmek" anlamına gelen fink atmak deyiminde geçen bir söz

  • Finlandiyalı

    Finlandiya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • fino

    Küçük boylu, çok tüylü, yuvarlak başlı, kısa burunlu bir ev köpeği türü

  • fintek

    Finansal hizmetleri yenilikçi, tamamlayıcı ve hızlandırıcı iş modelleri ile sayısal teknolojiler kullanarak sunan kuruluş veya ürün

  • firaklı

    Üzüntülü, dokunaklı, içe işleyen

  • firar

    Bir sanık, tutuklu veya hükümlünün gözcülerin elinden kurtulması

  • firar etmek

    kaçmak

  • firari

    Kaçak, kaçkın, kaçmış olan (kimse)

  • firarilik

    Firari olma durumu

  • firavun

    Eski Mısır hükümdarlarına verilen ünvan

  • firavun faresi

    Etçillerden, Afrika'da, özellikle Mısır'da yaygın, kedi büyüklüğünde bir hayvan; kuyruksüren (Herpestes ichneumon)

  • firavunlaşma

    Firavunlaşmak işi

  • firavunlaşmak

    Kötü, acımasız bir insan olmak

  • firavunluk

    Firavun olma durumu

  • fire

    Bir iş yapılırken çıkan artık parça

  • fire vermek

    eksilmek, azalmak

  • firez

    Biçilmiş tarlada kalan tahıl kökleri

  • firfiri

    Parlak kızıl renk

  • firik

    Olgunlaşmak üzere olan tahıl

  • firkete

    Kadınların saçlarını tutturmak için kullandıkları U biçimindeki naylon veya telden saç tokası

  • firketeleme

    Firketelemek işi

  • firketelemek

    Firkete ile tutturmak

  • firma

    Tüzel kişiliği olsun olmasın bir ekonomik etkinlik birimi

  • firuze

    Küpe ve yüzük taşı gibi süslemede kullanılan, mavi renkli, saydam olmayan hidratlı doğal alüminyum ve fosfattan oluşan değerli bir mineral

  • fisebilillah

    Hiçbir karşılık beklemeden

  • fiskal

    Hazineye ilişkin

  • fiske

    Parmak uçlarıyla yapılan hafif vuruş

  • fiske fiske kabarmak (veya olmak)

    kabarcıklar oluşmak

  • fiske kondurmamak (veya dokundurmamak)

    bir kimse veya nesneyi en küçük bir tehlikeden bile korumak, titizlikle savunmak

  • fiskeleme

    Fiskelemek işi

  • fiskelemek

    Fiske vurmak

  • fiskos

    Başkalarının duyamayacağı biçimde gizli ve alçak sesle konuşma

  • fiskos etmek

    başkalarının bulunduğu yerde birkaç kişi gizlice, alçak sesle konuşmak

  • fiskos sehpası

    Etrafına iki sandalye veya koltuk konabilen yuvarlak sehpa; fiskos masası

  • fissür

    Anüs çıkışındaki mukozanın genellikle arka kenardan çatlaması veya yırtılması

  • fistan

    Tek parça kadın giysisi

  • fistanlı

    Fistan giymiş

  • fistanlık

    Fistan yapmaya elverişli

  • fistansız

    Fistan giymemiş

  • fisto

    Elde veya makinede işlenmiş süslü şerit

  • fistolu

    Üzerine fisto dikilmiş olan

  • fit

    Birini başkasına karşı kışkırtma

  • fit olmak

    uygun vücut ölçülerine sahip olmak

  • fit vermek (veya sokmak)

    birini başkasına karşı kışkırtmak, arayı açmak

  • fitil

    Lambada, kandilde ve mumda yağın, çakmakta benzinin yanmasını sağlayan, türlü biçimlerde bükülmüş veya dokunmuş pamuktan yapılan genellikle yağ çekici madde

  • fitil gibi

    çok sarhoş

  • fitil olmak

    çok kızmak

  • fitil vermek

    kızdırmak, azdırmak, kışkırtmak

  • fitilci

    Fitil yapan veya satan kimse

  • fitilcilik

    Fitilcinin yaptığı iş

  • fitili almak

    birdenbire telaşlanmak, kaygılanmak, öfkelenmek

  • fitilleme

    Fitillemek işi

  • fitillemek

    Fişek, dinamit vb. patlayıcı maddelerin fitilini ateşlemek

  • fitillenme

    Fitillenmek işi

  • fitillenmek

    Fitil takılmak

  • fitilli

    Fitili olan veya fitille ateşlenen

  • fitilsiz

    Fitili olmayan

  • fitin

    Fitik asidin C6H6[OPO(OH)2]6, bir tuzu olan, fosforu tek mideliler tarafından değerlendirilemeyen organik bir bileşik

  • fitleme

    Fitlemek işi

  • fitlemek

    Birini, başkasına karşı kışkırtmak

  • fitlenme

    Fitlenmek işi

  • fitlenmek

    Biri başkasına karşı kışkırtılmak

  • fitne

    İnsanları birbirine düşürerek oluşturulan kargaşa

  • fitne fesat çıkarmak

    ara bozucu söz söylemek

  • fitne sokmak

    ara bozmak, insanları birbirine katmak

  • fitneci

    Fitne çıkaran, ara bozuculuk yapan; cazgır, karıştırıcı, fettan, fitne fücur, fitne kumkuması

  • fitnecilik

    Fitneci olma durumu; karıştırıcılık

  • fitneleme

    Fitnelemek işi

  • fitnelemek

    Birini çekiştirmek, yermek, gammazlamak

  • fitnelik

    Karıştırma, çekiştirme, ara bozma

  • fitopatoloji

    Bitki hastalıklarını inceleyen bilim dalı

  • fitopatolojik

    Fitopatoloji ile ilgili

  • fitre

    Asli ve zorunlu ihtiyaçları dışında 80,18 g altın veya bu değerde mala sahip olan Müslüman'ın zekâttan ayrı olarak ibadet niyetiyle ramazan bayramından önce fakirlere vermesi vacip olan sadaka; fıtır sadakası

  • fiyaka satmak (veya sökmek)

    gösteriş yapmak, caka yapmak, çalım satmak

  • fiyasko

    Bir girişimde başarısız sonuç; katastrof

  • fiyasko vermek

    bir girişim başarısızlıkla sonuçlanmak

  • fiyaskolu

    Fiyasko veren

  • fiyaskosuz

    Fiyasko vermeyen

  • fiyat

    Alım veya satımda bir şeyin para karşılığındaki değeri; bedel, eder, hediye, kemal, paha

  • fiyat ayarlamak

    para değerindeki değişiklik ve başka ekonomik şartlar dolayısıyla fiyatları düzenlemek

  • fiyat biçmek

    bir değer için ödenecek para karşılığını belirlemek

  • fiyat kırmak

    fiyatı düşürmek, fiyatı indirmek

  • fiyat vermek

    isteyeceği veya ödeyeceği fiyatı bildirmek

  • fiyatlandırma

    Fiyatlandırmak işi

  • fiyatlandırmak

    Fiyatını belirlemek, fiyat tespit etmek

  • fiyatlanma

    Fiyatlanmak işi

  • fiyatlanmak

    Bir şeyin fiyatı yükselmek, pahalılaşmak

  • fiyatları dondurmak

    fiyatların yükselmesini önlemek, fiyatların olduğu gibi kalmasını sağlamak

  • fiyatlı

    Fiyatı olan

  • fiyatlılık

    Fiyatlı olma durumu

  • fiyonk

    Kurdele, şerit, kumaş vb.nin kelebek şeklinde bağlanmış biçimi; fiyongo

  • fiyonk makarna

    Biçimi fiyonga benzeyen makarna

  • fiyonklu

    Fiyongu olan

  • fiyonksuz

    Fiyongu olmayan

  • fiyort

    Deniz seviyesinin yükselmesi sonucunda dar ve uzun körfeze dönüşen buzul vadisi

  • fizik

    Maddenin kimyasal yapısındaki değişiklikler dışında genel veya geçici yasalara bağlı, deneysel olarak araştırılabilen, ölçülebilen, matematiksel olarak tanımlanabilen madde ve enerji olgularıyla uğraşan bilim dalı

  • fizik gücü

    İnsan veya hayvanın beden yapısı

  • fizik kondisyonu

    Bir sporcunun fiziksel bakımdan durumu

  • fizik tedavi

    Hastalıkları su, ışık, hava, elektrik vb. fiziksel ve mekanik yöntemlerle tedavi etme; fizyoterapi

  • fizik tedavi uygulayıcısı

    Uzman hekimin koyduğu tanıya göre hastalar için uygun fizyoterapi ve rehabilitasyon tedavi programlarını uygulayan kimse; fizyoterapist

  • fizik tedavi uzmanı

    Hastaya tanı koyarak fizik tedavi ve rehabilitasyon tedavi programlarını belirleyen hekim

  • fizik yapısı

    Bir insanın vücut görünüşü

  • fiziken

    Fizik bilimine göre

  • fiziki coğrafya

    Yeryüzündeki doğal olayların sebeplerini, dağılımını ve sonuçlarını inceleyen coğrafya dalı; doğal coğrafya

  • fiziki harita

    Yeryüzü şekillerini kabartma, renklendirme gibi yöntemlerle gösteren harita

  • fizikokimya

    Kimyasal olayları fiziksel yöntemlerle çözümleyen, fizik ve kimya konularını kapsayan bilim

  • fiziksel

    Fizikle ilgili olan

  • fiziksel mesafe

    Salgın dönemlerinde mevcut hastalığın bulaşmasını önlemek amacıyla yan yana olan kişiler arasında bırakılması gereken belli mesafe; korunma mesafesi, sosyal mesafe

  • fiziksellik

    Fiziksel olma durumu

  • fizikçe

    Fizik bakımından

  • fizikçi

    Fizik bilgini veya fizikle uğraşan kimse

  • fizyokrat

    XVIII. yüzyılda ortaya çıkan, tarım emeğinin üretici emek olduğunu ve yalnızca bu emeğin değeri yarattığını ileri süren ekonomi görüşünü savunan

  • fizyokratlık

    Fizyokrat olma durumu

  • fizyoloji

    Canlıların hücre, doku ve organlarının görevlerini ve bu görevlerin nasıl yerine geldiklerini inceleyen bilim dalı

  • fizyolojik

    Fizyoloji ile ilgili, vücutla ilgili

  • fizyolojik anne

    Kişinin öz annesi

  • fizyolojik annelik

    Fizyolojik anne olma durumu

  • fizyolojist

    Fizyoloji bilgini; fizyolog

  • fizyonomi

    Yüz çizgilerinin genel durumundan çıkan anlam

  • fiğ

    Baklagillerden, hayvan yemi olarak yetiştirilen bir bitki (Vicia sativa)

  • fiş

    Prizden elektrik akımı almaya yarayan araç

  • fiş açmak

    bir işle ilgili konuda gereken bilgileri fiş üzerine yazmaya başlamak, fişlemek

  • fişe

    Bazı mobilya kilitlerinin içinde bulunan, birbirinin benzeri fakat farklı ölçüdeki uçları yaylı kilit elemanı

  • fişek

    Tüfek, tabanca vb. hafif ateşli silahlara, atılmak için sürülen ve içinde barut bulunan bir kovan ile bu kovanın ucuna yerleştirilmiş mermiden oluşan cephane

  • fişek atmak

    ortalığı karıştıracak bir söz söylemek

  • fişek gibi

    hızla

  • fişek salıvermek

    ara bozacak söz söylemek

  • fişekhane

    Fişek yapılan yer

  • fişekli

    İçinde fişek bulunan

  • fişeklik

    Üzerine tüfek, tabanca fişekleri geçirilip bele asılan veya omuzdan bele doğru çapraz geçirilen kemer; kargılık

  • fişeklikli

    Fişekliği olan

  • fişeksiz

    İçinde fişeği bulunmayan

  • fişekçi

    Fişek yapan veya satan kimse

  • fişekçilik

    Fişekçinin yaptığı iş

  • fişini tutmak

    bir kimsenin davranışlarını fiş üzerinde belirlemek

  • fişini çekmek

    birine zarar vermek

  • fişka

    Çipo tırnağını kaldırıp asmak için geminin kenarında bulunan sabit veya hareketli demir askı

  • fişleme

    Fişlemek işi

  • fişlemek

    Fiş üzerine yazmak

  • fişlenme

    Fişlenmek işi

  • fişlenmek

    Fişleme işi yapılmak

  • fişletme

    Fişletmek işi

  • fişletmek

    Fişleme işini yaptırmak

  • fişli

    Fişe yazılmış olan

  • fişlik

    Fiş koymaya yarar yer veya kutu

  • fişsiz

    Fişi olmayan

  • fiştekleme

    Fişteklemek işi; fıştaklama

  • fişteklemek

    Sinsice destekleyip kışkırtmak; fıştaklamak

  • flama

    İşaret olarak veya çeşitli amaçlarla kullanılan küçük bayrak

  • flamacı

    Flama kullanarak anlaşmayı sağlayan kimse

  • Flaman

    Hollanda, Fransa ve Belçika’nın bazı bölümlerinde yaşayan bir halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Flaman atı

    Belçika kökenli, iri yapılı koşum atı

  • Flamanca

    Flamanların kullandığı dil

  • flamangiller

    Kuşlar sınıfının leyleksiler takımına bağlı flamanlar alt takımının bir familyası

  • flamanlar

    Kuşlar sınıfının, leyleksiler takımının bir alt takımı

  • flambe

    Aleve tutarak pişirme yöntemi

  • Flamenko

    Endülüs halk müziği

  • flamingo

    Leyleksilerden, tüyleri beyaz, pembe, kanatlarının ucu kara, bir kuş türü; Flaman kuşu (Phoenicopterus ruber)

  • flandra

    Genellikle ince bezden yapılmış, uçkurluk bölümü dar, kurdele biçiminde bayrak

  • flanel

    Keten ve yünden dokunan kumaş

  • flaş

    Fotoğraf çekiminde ışık yeterli olmadığında bir görüntüyü net almak için kullanılan çok kısa süreli ve güçlü parıltı

  • flaş bellek

    bk. taşınır bellek

  • flaş conta

    Su motorlarında motor ile su borusu arasına geçirmezliği sağlamak için yerleştirilen yuvarlak lastik veya kauçuk madde

  • flaş haber

    Ülke veya dünya gündeminde aniden ortaya çıkan, haber programlarında öncelikle duyurulan çok önemli haber

  • flebit

    Toplardamarlarda iç zar yangısı

  • flegmon

    Deri altındaki veya organlar arasındaki katılgan dokunun iltihaplanması

  • flit

    Sinek, sivrisinek vb. böcekleri öldürmek için püskürtülen ilaç

  • flitleme

    Flitlemek işi

  • flitlemek

    Flit vb. kullanarak bir yere ilaç püskürtmek

  • flok

    Geminin cıvadrasına çekilen üçgen yelken

  • flor

    Atom numarası 9, atom ağırlığı 19, yoğunluğu 1,265 olan, kokusu ozonu andıran, yeşilimtırak sarı renkte, halojenler grubunun ilk elementi olan basit element (simgesi F)

  • flora

    Bir ülke, bir bölge veya belirli bir yöredeki bitki türlerinin tümü; bitey

  • floresan lamba

    Yüzeyi parlak maddelerle kaplı, içi cıva buharı ile dolu cam tüpten oluşan lamba

  • flori

    Altın para

  • florin

    Hollanda'nın para birimi; gulden

  • florit

    Çeşitli renkleri olan, kalsiyum florür birleşiminde bir mineral

  • florya

    İspinozgillerden, tüyleri yeşilimsi, ağaçlık ve fundalıklarda yaşayan, güzel ötüşlü bir kuş; yelve (Chloris chloris)

  • florür

    Florun başka bir elementle verdiği ikili birleşik

  • florışı

    Bazı cisimlerin aldıkları ışığı, boyu daha uzun ışık ışınımlarına dönüştürmesi özelliği; floresans

  • florışıl

    Florışı özelliği gösteren; floresan

  • floş

    Selülozdan yapılan, parlak, bükümsüz iplik

  • flu

    Tam olarak belli olmayan

  • flöre

    Bu kılıç kullanılarak oynanan, hedef bölgesi sadece gövde olan bir tür kılıç oyunu

  • flört

    Kadınla erkek arasındaki duygusal ilişki

  • flört etmek

    karşı cinsten biriyle duygusal ilişki kurmak, çıkmak

  • flörtleşme

    Flörtleşmek işi

  • flörtleşmek

    Flört etmek

  • flörtlü

    Flörtü olan

  • flörtlük

    Flört olma durumu

  • flörtsüz

    Flörtü olmayan

  • flörtsüzlük

    Flörtsüz olma durumu

  • flörtöz

    Flört etmeye düşkün olan, flört etmeyi seven, çok flört eden

  • flüt

    Yan tutularak çalınan, orkestrada yer alan bir üflemeli çalgı; flavta

  • flütçü

    Flüt çalan kimse

  • flütçülük

    Flütçünün yaptığı iş

  • Fm

    Fermiyum elementinin simgesi

  • fobi

    Belirli nesneler veya durumlar karşısında duyulan olağan dışı güçlü korku; yılgı

  • fodla

    Çoğunlukla imaretlerde yoksullara verilen kepekli undan yapılmış pideye benzer bir ekmek türü

  • fodlacı

    Evlere fodla dağıtan kimse

  • fodlacılık

    Fodlacının yaptığı iş

  • fodra

    Düz ve dik durması için elbisenin bazı yerlerine kumaşla astar arasına konulan sert ve kolalı bez

  • fodul

    Üstünlük taslayan, kibirlenen

  • fodulca

    Fodul gibi

  • fodulluk

    Üstünlük taslama durumu, fodulca davranış

  • fok

    Etçiller takımının fokgiller familyasından, 1-2 metre boyunda, postu değerli, memeli deniz hayvanı; ayı balığı (Phoca)

  • fokgiller

    Soğuk denizlerin kıyılarında yaşayan, etçiller takımının yüzgeç ayaklılar alt takımından bir familya

  • fokstrot

    Dört tempolu bir dans

  • fokur fokur

    Fokurdayarak

  • fokurdak

    Fokurdama özelliği olan

  • fokurdama

    Fokurdamak işi

  • fokurdamak

    Fokur fokur ses çıkararak kaynamak

  • fokurdatma

    Fokurdatmak işi

  • fokurdatmak

    Fokurdamasını sağlamak

  • fokurtu

    Sıvıların fokurdama sırasında çıkardığı sesin adı

  • fol

    Tavuğun istenilen yere yumurtlaması için o yere konulan yumurta veya yumurtaya benzeyen şey

  • fol yok yumurta yok

    bir konu ile ilgili ortada hiçbir belirti olmadığı hâlde varmış gibi bir kuşkuya düşüldüğünde kullanılan bir söz

  • folk müziği

    Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika'da başlayan, halk şarkılarından esinlenen müzik

  • folk sanatçısı

    Halk müziği ile uğraşan veya söyleyen sanatçı

  • folklorcu

    Halk oyunlarını öğreten veya oynayan kimse

  • folklorculuk

    Folklorcunun işi veya mesleği

  • folluk

    Tavukların yumurtlaması için hazırlanmış özel yer

  • folyo kâğıdı

    Yiyecekleri korumak ve saklamak için kullanılan, ince, şeffaf kâğıt; folyo

  • fon

    Belirli bir iş için gerektikçe harcanmak üzere ayrılıp işletilen para, kaynak

  • fon kâğıdı

    Fon için kullanılan özel, kalın bir kâğıt türü

  • fon müziği

    Bir sahne eseri oynanırken çalınan müzik

  • fonda

    Geminin demir attığı yer

  • fonda etmek

    demir atmak

  • fondan

    İçinde likör, tatlı veya hoş kokulu maddeler bulunan, ağızda kolayca eriyen bir şekerleme türü

  • fondip

    Sonuna kadar, bir solukta, bir dikişte

  • fondip yapmak

    bir solukta, bir dikişte içmek

  • fondöten

    Pürüzsüz göstermek veya renk vermek için cilde sürülen, yarı sıvı veya boyalı krem; düzgün

  • fondü

    Terbiyelenmiş ve şişe dizilmiş kuşbaşı etin veya peynirin önceden kızdırılan yağ içinde ve ortaya konulan ispirto ocağı üzerindeki kapta pişirilmesiyle yenen bir tür yemek

  • fonetik

    Herhangi bir dilde yer alan seslerin fiziksel özellikleri

  • fonetikçi

    Ses bilgisi ile uğraşan, ses bilgisi uzmanı

  • fonksiyon

    Bir kümedeki her bir elemanı diğer bir kümede yalnız bir elemana bağlayan kural

  • fonksiyonel

    Bir kimyasal fonksiyon ile ilgili

  • fonlama

    Fonlamak işi

  • fonlamak

    Bir yere fon oluşturmak

  • fonografi

    Seslerin gerektikçe tekrarlanmasını sağlamak için bunların titreşimlerini, madde üzerine iz olarak geçirme yöntemi

  • fonojenik

    Sesi radyoya veya fonografa uygun olan (kimse)

  • fonotelgraf

    Telefonla iletilen telgraf

  • fora

    Yelken açtırma, mayna karşıtı

  • fora etmek

    açmak, çözmek

  • forint

    Macaristan'ın para birimi

  • form

    Bir şeyin istenilen ve olması gereken durumu

  • forma

    Öğrencilerin, sporcuların, bazı mesleklerde çalışanların giydikleri, bağlı bulundukları okul, spor kulübü veya meslekleri belirten tek tip giysi

  • forma başlık

    Dalgıçların kullandığı yuvarlak metal başlık

  • forma girmek

    (günlük hayatta veya sporda yapılacak iş için) gerekli olan güç ve yeteneklere sahip olmak

  • formaldehit

    Doymuş aldehitlerin ilk üyesi olan, renksiz, keskin ve yakıcı kokulu, mukozaları aşırı tahriş eden, kolayca alevlenen bir gaz

  • formalite

    Yerine getirilmesi kanunca zorunlu kılınan işlem

  • formaliteci

    Özellikle resmî işlerde yöntemlere, tüzüklere sıkı sıkıya bağlanıp işlerin yürümesini güçleştiren kimse

  • formalitecilik

    Formaliteci olma durumu

  • formaliteli

    Formalitesi olan

  • formalitesiz

    Formalitesi olmayan

  • formalık

    Forma yapmak için ayrılmış, forma yapmaya uygun

  • format atmak (veya çekmek)

    biçimlendirmek

  • formatlı

    Bilgisayarda kullanılabilir duruma getirilmiş

  • formatsız

    Bilgisayarda kullanılabilir duruma getirilmemiş

  • formatsızlık

    Formatsız olma durumu

  • formatör

    Belirli bir alanda özel bir eğitimden geçirilerek yetiştirilen öğretici

  • formda olmak

    günlük hayatta veya sporda yapılacak iş için gerekli olan güç ve yeteneklere sahip olmak

  • formdan düşmek

    günlük hayatta veya sporda yapılacak iş için gerekli olan güç ve yeteneği yitirmek

  • formen

    İşçilerin düzenli ve verimli çalışmasını sağlayan ve işçiler üzerinde otoritesi olan işçi

  • formik asit

    Karıncalarda ve bazı bitkilerde bulunan asit; karınca asidi

  • formika

    Fenol formol reçinesine batırılmış ve yüzeyi yapay reçine ile kaplanmış birkaç kat kâğıttan oluşan ve çoğu marangozlukta kullanılan bir tür madde

  • formol

    Formaldehitin %40'lık sulu çözeltisi

  • formunu korumak

    günlük hayatta veya sporda yapılacak iş için gerekli olan güç ve yeteneği bozmadan sürdürmek

  • formül

    Genel bir olguyu, bir kuralı veya ilkeyi açıklayan simgeler takımı

  • formül bulmak

    bir işi çözümleyecek çıkar yol bulmak, çözüm bulmak

  • formülasyon

    Herhangi bir ürünün oluşturulması sırasında karıştırılacak ham maddelerin oranlarının hesaplanması

  • formüle

    "Bir düşünceye bir anlatım biçimi vermek" anlamında kullanılan formüle etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • formüler

    Formüllerin bir araya toplandığı kitap veya dergi

  • formülleşme

    Formülleşmek işi

  • formülleşmek

    Formül durumuna gelmek

  • formülleştirme

    Formülleştirmek işi

  • formülleştirmek

    Formül durumuna getirmek

  • formüllü

    Formülü olan

  • formülsüz

    Formülü olmayan

  • formülsüzlük

    Formulsüz olma durumu

  • foroz

    Bir ağ atılışında çıkarılan balık miktarı

  • foroz kayığı

    Dalyandan balık çıkarmak için kullanılan kayık

  • fors

    Devlet başkanının bulunduğu yerlere, amirallerin çalıştıkları kuruluşlara veya gemilere, generallerin garnizonlarına ve bu düzeydeki görevlilerin arabalarına çekilen üç veya dört köşeli bayrak

  • forsa

    Gemilerde kürek çeken tutsak veya hükümlü kimse

  • forse

    “Gücünü hissettirmek, güç uygulamak” anlamlarındaki forse etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • forslu

    Üzerine fors çekilmiş (gemi, otomobil)

  • forsluluk

    Forslu olma durumu

  • forsmajör

    Zorlayıcı sebep

  • forsu olmak

    bir konuda saygınlığı, gücü, söz geçirirliği bulunmak

  • forsunu yitirmek (veya kaybetmek)

    etkinliğini ve saygınlığını kaybetmek

  • fort pense

    Küçük başlı vidaları sıkmakta kullanılan özel bir alet

  • forte

    Güçlü bir biçimde (çalınmak)

  • fortepiano

    Önce güçlü daha sonra hafif bir biçimde (çalınmak)

  • fortissimo

    Bazı bölümler çok güçlü bir biçimde (çalınmak)

  • fortçu

    Taşıtlarda kalabalıktan yararlanarak başkalarına sürtünen, sarkıntılık eden kimse

  • fortçuluk

    Fortçu olma durumu

  • forum

    Eski Romalılar zamanında, Roma'da ve diğer şehirlerde kamu işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan

  • forza

    Güç, kudret

  • fos

    Sonu boş olan (iş, olay)

  • fos çıkmak

    bir işin sonu gelmemek, boş çıkmak

  • fosfat

    Yapay gübre ve bazı ilaçların yapımında kullanılan fosforik asidin tuzu veya esteri

  • fosfatlama

    Fosfatlamak işi

  • fosfatlamak

    Ekilen topraklara fosfatlı gübre vermek

  • fosfatlatma

    Fosfatlatmak işi

  • fosfatlatmak

    Fosfatlama işini yaptırmak

  • fosfatlı

    İçinde fosfat olan

  • fosfatsız

    İçinde fosfat olmayan

  • fosfor

    Atom numarası 15, atom ağırlığı 30,97, yoğunluğu 1,83 olan, yarı saydam, bal mumu kıvamında, karanlıkta ışıldayan, sarımsak kokulu, zehirli bir element (simgesi P)

  • fosfor bombası

    Beyaz fosforun havadaki oksijenle birleşmesiyle hızlı bir şekilde yanan, suyla birleştiğinde ise sönmeyen bir ateş yaratan kimyasal silah

  • fosforik asit

    Fosfor, hidrojen ve oksijenden oluşan, suda kolay çözünen, 42 °C'de eriyen, gübre, sabun, deterjan yapımında ve eczacılıkta kullanılan, kristal yapılı, sıvı durumda, renksiz bir asit (H3PO4)

  • fosforlu

    Bileşiminde fosfor olan

  • fosforsuz

    Fosfor içermeyen

  • fosforışı

    Bazı cisimlerin veya canlı varlıkların normal sıcaklığında hissedilir bir artış olmadan karanlıkta ışık verme özelliği

  • fosforışıl

    Fosforışı özelliği olan

  • fosgen

    Karbonmonoksit ile klordan meydana gelen boğucu bir gaz

  • fosil

    Geçmiş yer bilimi zamanlarına ilişkin hayvanların ve bitkilerin, yer kabuğu kayaçları içindeki kalıntıları veya izleri; müstehase, taşıl

  • fosilleşme

    Fosilleşmek durumu; taşıllaşma

  • fosilleşmek

    Fosil durumuna gelmek; taşıllaşmak

  • fosilli

    İçinde fosil bulunan; taşıllı

  • foslama

    Foslamak işi

  • foslamak

    Fos çıkmak

  • foslatma

    Foslatmak işi

  • foslatmak

    Yanlışını veya hilesini ortaya çıkararak birini bozmak, utandırmak

  • fosnot

    Bir müzik eseri çalınır veya söylenirken yapılan nota yanlışlığı

  • fosnot yapmak

    müzik eserini çalarken veya söylerken nota yanlışlığı yapmak

  • fosur fosur

    Dumanını savurarak (sigara vb. içmek)

  • fosurdama

    Fosurdamak işi

  • fosurdamak

    Solurken ağızdan ses çıkarmak

  • fosurdatma

    Fosurdatmak işi

  • fosurdatmak

    Tütün, sigara vb.ni duman çıkararak içmek

  • fosurtu

    Sigara fosur fosur içilirken çıkarılan ses

  • fota

    İçinde şarap yapılan bir tür fıçı

  • fotoakım

    Fotoelektrik olayından elde edilen akım

  • fotoelektrik

    Işığın etkisiyle elektrik üretme

  • fotofiniş

    Bir yarışta, yarışanların varış anını belirleyen aygıt

  • fotojen

    Işık yaratan, doğuran

  • fotojenik

    Işığın bazı cisimler üzerine yaptığı kimyasal etki ile ilgili veya bu etkileri yaratma özelliği taşıyan

  • fotojeniklik

    Fotojenik olma durumu

  • fotokapan

    Genellikle ormanlık alanlara, dağlık bölgelere veya sulak alanların yakınlarına yerleştirilen, yaban hayatı gözlemlemek ve türlerin gelişimini kayıt altına almak amacıyla kullanılan, hareket sensörü veya kızılötesi sensör ile donatılarak otomatik görüntü yakalama esasına göre çalışan düzenek

  • fotokimya

    Işık etkisiyle oluşan kimyasal tepkimeleri inceleyen bilim; fotoşimi

  • fotokinezi

    Bazı hayvanları karanlıkta ışık, çok aydınlıkta ise karanlık aramaya iteleyen dürtü

  • fotokopi

    Bir yazı, kitap veya biçimin fotoğraf yoluyla kopyasını çıkarma yöntemi; tıpkıçekim

  • fotokopici

    Fotokopi işlerini yapan, fotokopi çeken kimse

  • fotokopicilik

    Fotokopicinin yaptığı iş

  • fotolitografi

    Taş, maden üzerindeki örneklerin, ışığa duyarlı tabakalar üzerinde fotoğraf veya kopya yoluyla çıkarılmasında kullanılan baskı tekniği

  • fotomekanik

    Fotoğraftan baskı klişesi elde etmek için uygulanan her türlü yöntem

  • fotomodel

    Fotoğraf veya reklam fotoğrafları için modellik eden kimse

  • fotomodellik

    Fotomodelin yaptığı iş

  • fotomontaj

    Bir konu üzerindeki eksik bölümleri tamamlamak veya daha çok konuyu bir araya toplamak için birkaç fotoğrafın birleştirilmesi

  • fotomorfoz

    Canlı varlıkların birey oluş sırasındaki gelişimi üzerinde ışığın yaptığı etki

  • fotoroman

    Bir metinle bir dizi fotoğraftan oluşan hikâye veya roman

  • fotosentez

    Yeşil bitkilerin ışıkta basit birleşiklerinden karmaşık yapılı organik moleküller üretmesi

  • fotoskop

    Merceklerin uyumundaki değişiklikleri, onların yüzeylerindeki yansımalarla gözlemeye yarayan alet

  • fototek

    Fotoğraf belgeliği

  • fototerapi

    Işık kullanılarak yapılan tedavi

  • fotoğraf

    Çeşitli araç ve malzeme kullanarak görüntüyü özel bir yüzey üzerinde sabitleme

  • fotoğraf makinesi

    Fotoğraf çekerken görüntüyü duyarlıklı yüzey üzerinde tespit etmeye yarayan cihaz

  • fotoğraf çekmek

    fotoğraf makinesiyle görüntü tespit etmek

  • fotoğrafhane

    Fotoğrafçının çalıştığı, fotoğraf çekilen veya fotoğraf makinesi satılan yer; fotoğrafçı

  • fotoğrafik

    Fotoğrafla ilgili

  • fotoğraflama

    Fotoğraflamak işi

  • fotoğraflamak

    Fotoğrafla tespit etmek, fotoğrafını çekmek, görüntülemek

  • fotoğrafçı

    Fotoğraf çeken veya basan kimse

  • fotoğrafçılık

    Fotoğrafçının yaptığı iş

  • fotoğrafını almak

    fotoğraf makinesiyle görüntüsünü tespit etmek

  • foya

    Parıltısını artırmak için elmas taşlarının altlarına konan ince metal yaprak

  • foyası meydana (veya ortaya) çıkmak

    bir olay dolayısıyla bir kimsenin kötü niteliği ortaya çıkmak

  • foyasını belli etmek

    göz boyacılığı, suçu, kötü niteliği veya gizli niyeti ortaya çıkmak

  • Foça

    İzmir iline bağlı ilçelerden biri

  • foş

    Suyun ani ve fazla miktarda dökülmesi sırasında çıkan ses

  • foşa

    Tombul fındık grubunda standart bir tür fındık

  • foşurdama

    Foşurdamak işi

  • foşurdamak

    Foşur foşur ses çıkarmak

  • foşurdatma

    Foşurdatmak işi

  • foşurdatmak

    Suyun foşurdamasına yol açmak

  • Fr

    Fransiyum elementinin simgesi

  • frak

    Resmî törenlerde giyilen uzun etekli, eteğinin arkası beline kadar yırtmaçlı, siyah erkek ceketi veya takımı

  • fraklı

    Frak giymiş olan

  • fraksiyon

    Bir siyasi partinin politikasını parlamentoda, yerel yönetimlerde, çeşitli kuruluşlarda yürütmek için teşkilatlanmış grup

  • fraksız

    Frak giymemiş olan

  • francala

    İyi nitelikli undan yapılan ince uzun ekmek

  • francalacı

    Francala yapan veya satan kimse

  • francalacılık

    Francalacının yaptığı iş

  • francalalık

    Francala yapmaya uygun olan (un)

  • frank

    Fransa, İsviçre, Belçika vb. ülkelerin para birimi

  • franklık

    Frank değerinde olan

  • Frankofon

    Fransızca konuşan kimse veya ülke

  • fransiyum

    Atom numarası 87, atom ağırlığı 223 olan, aktinyumdan elde edilen radyoaktif element (simgesi Fr)

  • Fransız

    Fransa'da yaşayan halk ve bu halkın soyundan olan kimse; Fransalı

  • Fransız kalmak

    anlatılan bir konuyu anlayamamak

  • Fransızca

    Fransa ve Fransız uygarlığını benimsemiş ülkelerdeki halkın kullandığı dil; Frenkçe

  • Fransızlaşma

    Fransızlaşmak durumu

  • Fransızlaşmak

    Fransızlara özgü yaşayış tarzını benimsemek

  • Fransızlaştırma

    Fransızlaştırmak durumu

  • Fransızlaştırmak

    Fransızlara özgü yaşayış tarzını benimsetmek

  • Fransızlık

    Fransız olma durumu

  • frapan

    Göz alıcı, göze çarpıcı, alımlı olan

  • frape

    Buzlu veya dondurulmuş olarak sunulan içki, meşrubat

  • frekansı tutmamak

    bir konuda anlaşamamak

  • fren

    Bir makinenin, herhangi bir taşıtın hızını kesmeye veya onu durdurmaya yarayan mekanizma

  • fren mesafesi

    Hareket durumundaki aracın frene basıldığında durana kadar aldığı yol uzunluğu

  • fren yapmak

    freni kullanarak taşıtın hızını kesmek veya taşıtı durdurmak

  • frenci

    Tren yolu dönemecinde yol boyundaki frenlere kumanda eden görevli

  • frencilik

    Frencinin yaptığı iş

  • frengi

    Genellikle cinsel birleşmelerle bulaşan, tedavi edilmediğinde inme, körlük, delilik vb. sonuçlara kadar varan, döle de geçerek vücutça ve akılca sakat bir soyun yetişmesine yol açan bir hastalık; yenirce, sifilis

  • frengili

    Frengi hastalığına tutulmuş olan

  • freni patlamak (veya tutmamak)

    fren, görevini yapmamak

  • Frenk

    Anglosakson, Cermen veya Latin ırklarının birinden olan kimse

  • Frenk asması

    Asmagillerden, sonbaharda yaprakları güzel bir renk alan süs sarmaşığı (Ampelopsis)

  • Frenk gömleği

    Yakası kravat takmaya uygun, çoğu uzun kollu, ceket veya yelek altına giyilen erkek gömleği

  • Frenk inciri

    Kaktüsgillerden, yaprakları etli ve yayvan dikenli bir bitki; firavun inciri, Hint inciri (Opuntia ficus-indica)

  • Frenk lahanası

    Ceviz büyüklüğünde bir tür lahana; Brüksel lahanası (Brassica oleracea gemmifera)

  • Frenk maydanozu

    Maydanozgillerden, salata ve salçalarda kullanılan bodur ve güzel kokulu bir bitki

  • Frenk menekşesi

    Turpgillerden, çiçekleri güzel kokulu bir tür süs bitkisi (Hesperis)

  • Frenk çileği

    Kokusuz, kırmızı iri meyve veren bir tür çilek

  • Frenk üzümü

    Taşkırangillerden bir çalı (Fibes nigrum)

  • Frenkleşme

    Frenkleşmek işi

  • Frenkleşmek

    Frenge benzemek, Frenk gibi davranışlarda bulunmak

  • Frenkleştirme

    Frenkleştirmek işi

  • Frenkleştirmek

    Frenklere özgü yaşayış tarzı kazandırmak

  • Frenklik

    Frenk gibi davranma

  • Frenkçe

    Frenklere özgü olan

  • frenleme

    Frenlemek işi

  • frenlemek

    Bir taşıtın, mekanizmanın hareketini fren yardımıyla yavaşlatmak veya durdurmak

  • frenlenme

    Frenlenmek işi

  • frenlenmek

    Frenleme işi yapılmak

  • frenleyebilme

    Frenleyebilmek işi

  • frenleyebilmek

    Frenleme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • frenleyici

    Bazı organların çalışmasını engelleyen

  • frenoloji

    Kafatasının biçimine bakarak insanın karakterini ve zihinsel yeteneğini inceleme

  • frenolojik

    Frenoloji ile ilgili

  • frer

    Yabancılara ait okullarda görevli papaz

  • fresk

    Yaş duvar sıvası üzerine kireç suyunda eritilmiş madenî boyalarla resim yapma yöntemi

  • freze

    Tornacılıkta, bir deliğin ağzını genişletmeye yarayan çelik alet

  • frezeci

    Teknik resme veya modele uygun her çeşit parçayı freze tezgâhında yapabilen işçi

  • frezecilik

    Frezecinin yaptığı iş

  • frezeleme

    Frezelemek işi

  • frezelemek

    Bir parçayı freze tezgâhında işlemek

  • frezya

    Süsengiller familyasından yirmi kadar süs bitkisi türünü içeren cins (Freesia)

  • frigo

    Dondurulmuş krema

  • frijidite

    Kadında cinsel isteksizlik

  • frijit

    Cinsel bakımdan soğuk (kadın)

  • frikik

    Giysinin kazara açılmasıyla göğüs veya bacağın görünmesi

  • frikik vermek

    göğüs, bacak gibi vücudun belirli bölümlerini, bilerek veya bilmeyerek gereğinden fazla açarak göstermek

  • frikik yakalamak

    bilerek veya bilmeyerek gereğinden fazla açılmış olan göğüs, bacak gibi vücudun belirli bölümlerini görmek

  • frisa

    Tütsüleme suretiyle kurutulmuş ringa balığı

  • fritöz

    Yiyecekleri özellikle patatesi kızartmaya yarayan özel kap

  • friz

    Tavandan inerek sahnenin üst kısmını, sahne boyunca kaplayan kısa, dar perde

  • frizbi

    Genellikle esnek ve dayanıklı plastikten yapılan, kenarları kıvrık, el ile kolay kavranabilen, fırlatılarak oynanan bir araç

  • frize kaplama

    Ağacın yıl halkalarının kaplama yüzeyinde paralel çizgiler hâlinde görülmesiyle elde edilen bir kaplama türü

  • frişka

    Yelkeni dolduramayacak kadar hafif rüzgâr

  • fuar

    Belli zamanlarda, belli yerlerde ticari mal sergilemek ve satmak amacıyla açılan büyük sergi

  • fuarcı

    Fuar düzenleyen kimse

  • fuarcılık

    Fuarcının yaptığı iş

  • fuhuş

    İçinde bulunulan toplumun kurallarına uymayan bir biçimde bir veya birkaç kişiyle para karşılığında cinsel ilişkide bulunma

  • fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar

    "talih, fakire hiç gülmez; aynı sermaye zengine daha çok, fakire daha az gelir getirir" anlamında kullanılan bir söz

  • fukuslar

    Su yosunlarından, gelgitli denizlerin kayalıklara yakın yerlerinde yetişen esmer bir yosun

  • ful

    Taşkırangillerden, birçok türü bulunan ağaççık ve bunun güzel kokulu beyaz çiçeği (Jasminum sambac)

  • fular

    Genellikle boyna bağlanan, bir tür ince ipek kumaş

  • fule

    Adım aralığı

  • fulya

    Nergisgillerden, soğan köklü bir bitki; soğan çiçeği, zerrin (Narcissus jonquilla)

  • fulya balığı

    Fulya balığıgillerden, yan kanatları çok geniş, kuyruğu testere gibi dişli bir tür balık (Myliobatis aquila)

  • fulya balığıgiller

    Örnek hayvanı fulya balığı olan omurgalı hayvanlar sınıfı

  • funda sıçanı

    Şili ve Peru'da yaşayan, kemiriciler takımından bir tür memeli (Octadon degus)

  • funda tavuğu

    Avustralya'da yaşayan tavuksulardan bir tür kuş (Cathetfurus lathami)

  • funda toprağı

    Funda yapraklarının çürümesiyle oluşan ve gübre olarak yararlanılan toprak

  • fundagiller

    Fundalar takımından, bayağı funda veya süpürge çalısı, açelya, yaban mersini, koca yemiş gibi çoğu her zaman yeşil birçok çalı ve ağaççığı içine alan bir bitki familyası

  • fundalar

    Fundagillerle birlikte bunlara benzeyen daha başka familyaları da içinde toplayan bir bitki takımı

  • fundalık

    Funda ile kaplı yer

  • furgon

    Yolcu katarlarına eklenen yük vagonu

  • furya

    Olağandan çok fazla bulunma durumu

  • futa

    Dar, uzun ve hafif bir yarış kayığı; kik

  • futbol

    Topu, kafa veya ayak vuruşları ile karşı kaleye sokma kuralına dayanan ve biri kaleci olmak üzere on birer kişilik iki takım arasında oynanan top oyunu; ayak topu

  • futbolcu

    Futbol oynayan kimse; topçu

  • futbolculuk

    Futbolcunun yaptığı iş

  • fuzulen

    Yersiz, haksız olarak

  • fuzuli

    Yersiz, gereksiz olan

  • fuzulilik

    Fuzuli olma durumu

  • fön

    Sıcak veya soğuk hava üfleyen bir aletle saçı kurutup biçim vererek tarama

  • fön çekmek

    aletle saçı kurutup biçim vererek taramak

  • fötr

    Şapka, çanta, çiçek ve başka süs eşyası yapmak için kullanılan ince ve yumuşak keçe

  • fötrlü

    Fötr şapkası olan

  • fötrsüz

    Fötr şapkası olmayan

  • föy

    Kısa bilgileri içeren belge

  • fücceten gitmek

    ansızın ölmek

  • füg

    Çok sesli müzikte üretici bir konunun birbirine benzer biçimde yenilenmesinden oluşan bir beste türü

  • fülsüahmere muhtaç olmak

    çok fakir, düşkün, zavallı olmak

  • fülüs

    Bakır para

  • füme

    Bu renkte olan

  • fümerol

    Etkin olmayan dönemlerde, yanardağların ağzından yayılan gaz

  • fünye

    Barut vb. patlayıcı maddeleri ateşlemek için kullanılan kapsül

  • Fürs

    Eski Fars halkından olan kimse

  • füru

    Dallar, kollar, ayrıntılar

  • fürumaye

    Sütü bozuk, mayası bozuk, soysuz olan

  • fütuhat

    Fetihler

  • fütuhatçı

    Bir yeri fetheden

  • fütuhatçılık

    Fütuhatçı olma durumu

  • fütur

    Bezginliğin verdiği gevşeklik ve gayretsizlik

  • fütur etmemek

    umursamamak, önemsememek

  • fütur getirmek

    bezginlik getirmek, bezmek

  • fütursuz

    Hiçbir şeye aldırmayan, hiçbir şeyden çekinmeyen

  • fütursuzca

    Hiçbir şeye aldırmadan, hiçbir şeyden çekinmeden; fütursuzcasına

  • fütursuzluk

    Fütursuz olma durumu

  • fütüvvet

    Dinî ve mesleki birlik, esnaf teşkilatı

  • füze

    Bir yanıcı ve bir yakıcı maddenin sürekli olarak yanmasından doğan itiş gücü ile hareket eden düzenek

  • füzeatar

    Otomatik olarak füze atan silah

  • füzeci

    Füze teknolojisiyle ilgilenen araştırmacı

  • füzen

    Bu kalemle yapılmış resim

  • füzesavar

    Saldırı nitelikli füzeleri etkisiz duruma getirmek amacıyla üretilen savunma sistemi

  • füzyometre

    Erime ısısını ölçmeye yarayan cihaz

  • füzyon

    Hafif çekirdeklerin çok yüksek basınçta ve yüksek sıcaklıklarda kaynaşıp daha ağır çekirdeklere dönüşürken dışarıya ısı yayması

  • fıkra

    Kısa ve özlü anlatımı olan, nükteli, güldürücü hikâyecik

  • fıkracı

    Fıkra anlatan kimse

  • fıkracılık

    Fıkra anlatma işi

  • fıkrama

    Fıkramak işi; fışlama

  • fıkramak

    Herhangi bir yiyecek ekşimek; fışlamak

  • fıkramsı

    Fıkrayı andıran, fıkraya benzeyen, fıkra gibi

  • fıkıh

    Bir şeyi derinlemesine anlayıp bilme

  • fıkır fıkır

    Cilveli, oynak olan

  • fıkır fıkır kaynamak

    bir şeyden bir yerde çok bulunmak

  • fıkırdama

    Fıkırdamak işi

  • fıkırdamak

    Fıkır fıkır kaynamak

  • fıkırdatma

    Fıkırdatmak işi

  • fıkırdatmak

    Fıkır fıkır kaynatmak

  • fıkırdayış

    Fıkırdamak işi

  • fıkırdaşma

    Fıkırdaşmak işi

  • fıkırdaşmak

    Oynakça davranışlarda bulunmak

  • fıkırtı

    Hafif kaynamayı anlatan yansıma sesinin adı

  • fıldır

    Hızlı hareket eden

  • fıldır fıldır

    Göz sürekli ve hızlı bir biçimde sağa sola dönerek

  • fındık

    Kayıngillerden, kuzey yarım kürenin ılık yerlerinde ve yurdumuzun genellikle Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yetişen, boyu 6-7 metre, yaygın tepeli bir ağaççık (Corylus avellana)

  • fındık altını

    Osmanlı Devleti'nde kenar süsleri fındığa benzediğinden bu adla anılan altın sikke; fındıki

  • fındık ateşi

    Nargilede tütünün üstüne ortalamasına konulan yuvarlak, küçük, yanar kömürler

  • fındık biti

    Kın kanatlılardan, fındık kurdu denilen kurtçukları dolayısıyla fındık ürününün en büyük düşmanı olan, uzun gagalı böcek (Balaninus nucum)

  • fındık faresi

    Kemiricilerden, karnı beyazımsı, sırtı boz renkli, fındıklıklarda çok zarara yol açan bir tür memeli; fındık sıçanı (Muscardinus avellanarius)

  • fındık içi

    Fındığın kabuğu kırıldıktan sonra kalan, yenilebilir iç kısmı

  • fındık kabuğunu doldurmaz

    önemsiz, değersiz

  • fındık kurdu

    Fındık bitinin fındık içinde gelişerek onun dökülmesine, değerini yitirmesine yol açan kurtçuğu

  • fındık kurdu gibi

    ufak tefek, tombulca, sevimli

  • fındık kırmak

    çapkınlık yapmak

  • fındık yağı

    Fındıktan elde edilen yağ

  • fındık yuvası

    Tombul ellerin dış yüzünde, parmak diplerinde görülen çukurluklar

  • fındıkkabuğu

    Fındığın kabuğunun rengini andıran bir tür kahverengi; fındık rengi, fındıki

  • fındıkkıran

    Fındık ve buna benzer kabuklu yemişlerin kabuğunu kırmaya yarayan araç

  • Fındıklı

    Rize iline bağlı ilçelerden biri

  • fındıklık

    Fındık ağaçları dikilmiş yer, fındık korusu

  • fındıkçı

    Fındık yetiştiren veya satan kimse

  • fındıkçılık

    Fındıkçının yaptığı iş

  • fır dönmek

    bir kimseye yaranmak veya yardım etmek için üstün çaba harcamak

  • fırdöndü

    Biri döndüğünde ötekinin de dönmesini engellemek için uç uca getirilerek serbest bir eksenle bağlanmış çift halka

  • fırfır

    Giysi, perde vb.nin kenarlarına dikilen kırmalı veya büzgülü süs; farba, farbala

  • fırfırlı

    Fırfırı olan; farbalalı, farbalı

  • fırfırsız

    Fırfırı olmayan; farbalasız, farbasız

  • fırka

    İnsan topluluğu

  • fırkacı

    Parti üyesi

  • fırkata

    10-15 çift kürekli, hızlı bir savaş gemisi

  • fırkateyn

    Üç direkli, bir tür yelkenli savaş gemisi

  • fırlak

    Dışarı doğru fırlamış, çıkmış, çıkık olan

  • fırlama

    Fırlamak işi

  • fırlamak

    Hızla, birdenbire bulunduğu yerden çıkmak, ayrılmak

  • fırlatabilme

    Fırlatabilmek işi

  • fırlatabilmek

    Fırlatma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • fırlatma

    Fırlatmak işi

  • fırlatmak

    Hızla atmak, bulunduğu yerden dışarı atmak

  • fırlatılma

    Fırlatılmak işi

  • fırlatılmak

    Fırlatma işi yapılmak

  • fırlatıverme

    Fırlatıvermek işi

  • fırlatıvermek

    Ansızın fırlatmak

  • fırlatış

    Fırlatmak işi

  • fırlayıverme

    Fırlayıvermek işi

  • fırlayıvermek

    Çabucak fırlamak

  • fırlayış

    Fırlamak işi

  • fırsat

    Herhangi bir şey için en uygun zaman, uygun durum veya şart; vesile, okazyon

  • fırsat beklemek (veya aramak)

    en uygun şartı, durumu veya zamanı kollamak

  • fırsat bilmek

    bir şeyden belli bir amaçla hemen yararlanmak

  • fırsat bu fırsat

    "yararlanılacak en uygun zaman" anlamında kullanılan bir söz

  • fırsat bulmak

    uygun, elverişli zaman bulmak

  • fırsat düşkünlüğü

    Fırsat düşkünü olma durumu

  • fırsat düşkünü

    Kötülük yapmak için fırsat kollayan (kimse)

  • fırsat düşmek (veya çıkmak)

    bir imkâna kavuşmak

  • fırsat eşitliği

    Sunulan olanaklardan herkesin ayrım yapılmaksızın eşit biçimde yararlanması

  • fırsat her vakit ele geçmez

    "fırsat insanın eline çok seyrek geçtiği için çıkan fırsat iyi değerlendirilmelidir" anlamında kullanılan bir söz

  • fırsat kollamak (veya gözlemek)

    yapmak istediği iş için uygun bir zaman veya bir durum beklemek

  • fırsat sakal altından geçer

    "fırsatı yakalayabilmek için uygun zamanı kollamak gerekir" anlamında kullanılan bir söz

  • fırsat vermek

    bir işi yapmak için uygun, elverişli şartı sağlamak

  • fırsat yoksulu

    Eline fırsat geçmeyen (kimse)

  • fırsata çevirmek

    kötü bir durumdan yararlanarak iyi sonuç almak

  • fırsattan istifade etmek

    ele geçirilen imkân veya durumdan en iyi biçimde yararlanmak

  • fırsatçı

    Fırsatları iyi değerlendiren, fırsat kollayan kimse

  • fırsatçılık

    Fırsatçı olma durumu

  • fırsatı ganimet bilmek

    çıkan fırsattan en iyi biçimde yararlanmak

  • fırsatı kaçırmak

    elverişli durumdan yararlanamamak

  • fırsatını düşürmek

    kolayını bulmak

  • fırt

    Baskı sonucu birdenbire yerinden çıkan bir şeyin çıkardığı sesin adı

  • fırt fırt

    Sürekli olarak

  • fırtlama

    Fırtlamak işi

  • fırtlamak

    Baskı sonucu birdenbire yerinden çıkmak

  • fırtına

    Rüzgâr çizelgesinde hızı 34-40 deniz mili olan ve kuvveti 8 ile gösterilen, genellikle yağmur getiren güçlü rüzgâr

  • fırtına atlatmak

    güç durumdan kurtulmak

  • fırtına gibi

    hızla, birdenbire

  • fırtına koparmak

    kavga, gürültü, kargaşa ortamı yaratmak

  • fırtına kopmak (veya patlamak)

    şiddetli fırtına çıkmak

  • fırtına kuşu

    Perde ayaklılardan, kıvrık gagalı, açık denizlerde yaşayan bir kuş; deniz ördeği (Thalassidroma pelagica)

  • fırtına kuşugiller

    Omurgalı hayvanlardan kuşlar sınıfına giren bir familya

  • fırtına uğrağı

    Fırtınanın çok olduğu yer

  • fırtına çıkmak

    sert rüzgâr esmeye başlamak

  • fırtınalı

    Çok rüzgârlı

  • fırtınamsı

    Fırtınaya benzer, fırtına gibi

  • fırtınaya yakın rüzgâr

    Rüzgâr çizelgesinde hızı 28-33 deniz mili olan ve kuvveti 7 ile gösterilen rüzgâr

  • fırça

    Bir şeyin tozunu, kirini gidermekte veya bir şeye boya, cila sürmekte kullanılan, bir araya getirilerek bağlanmış kıl vb.nden yapılan araç

  • fırça gibi

    dik, sık ve sert (saç, sakal)

  • fırça yemek

    paylanmak

  • fırça çekmek (veya atmak)

    paylamak

  • fırçacı

    Fırça yapıp satan kimse

  • fırçacılık

    Fırçacının yaptığı iş

  • fırçalama

    Fırçalamak işi

  • fırçalamak

    Temizlemek veya parlatmak için fırça ile sürtmek

  • fırçalanma

    Fırçalanmak işi

  • fırçalanmak

    Fırça ile ovulmak, düzgünleştirilip parlatmak veya temizlenmek

  • fırçalatma

    Fırçalatmak işi

  • fırçalatmak

    Fırçalama işini yaptırmak

  • fırçalayabilme

    Fırçalayabilmek işi

  • fırçalayabilmek

    Fırçalama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • fırçalayış

    Fırçalamak işi

  • fırçalı

    Fırçası olan

  • fırçalık

    Resim yapmada kullanılan fırçaların konulduğu süzgeçli kap

  • fırıl fırıl

    Sürekli ve hızlı bir biçimde; fır, fır fır

  • fırıldak

    Rüzgârla dönen, çember biçiminde çocuk oyuncağı

  • fırıldak gibi

    düşüncesini sürekli değiştiren, sözünden dönen (kimse)

  • fırıldak çevirmek (veya döndürmek)

    isteğini elde etmek için hileli yollara başvurmak

  • fırıldaklık

    Fırıldak olma durumu

  • fırıldakçı

    Fırıldak yapan veya satan kimse

  • fırıldakçılık

    Fırıldakçının yaptığı iş

  • fırıldanma

    Fırıldanmak işi

  • fırıldanmak

    Fırıl fırıl dönmek

  • fırıldatma

    Fırıldatmak işi

  • fırıldatmak

    Fırıl fırıl çevirmek

  • fırın

    İçinde genellikle odun yanan, her yanda aynı derecede ısı oluşturarak ekmek, pasta vb. pişirmeye yarayan, tavanı tonoz biçiminde, önünde tek açıklık bulunan ocak

  • fırın boya

    Kuruma ve sertleşmesi genellikle 80 derecenin üzerinde olan boya türü

  • fırın gibi

    çok sıcak (yer)

  • fırın kebabı

    Büyük tencerelere yerleştirilerek fırında pişirilen et yemeği, kebabı

  • fırın torbası

    İçine konulan et, tavuk, balık ve sebzelerin yağ ilavesine gerek kalmadan kendi suyu ile pişmelerini sağlayan, ısıya dayanıklı polyester veya naylon torba

  • fırıncı

    Fırın işleten kimse

  • fırıncılık

    Fırıncının yaptığı iş

  • fırında makarna

    Haşlanmış makarnaların arasına özellikle kaşar peyniri konularak üzerine süt dökülüp fırında pişirilen makarna yemeği

  • fırınlama

    Fırınlamak işi

  • fırınlamak

    Fırında pişirmek

  • fırınlanma

    Fırınlanmak işi

  • fırınlanmak

    Fırına konulmak veya fırında kurutulmak

  • fırınlatma

    Fırınlatmak işi

  • fırınlatmak

    Fırınlama işini yaptırmak

  • fırınlı

    Fırınlanmış

  • fırınlık

    Fırında pişirilmeye hazır (yemek)

  • fısfıs

    Koku, ilaç vb. sıvıları püskürtmek için kullanılan araç

  • fısfıslama

    Fısfıslamak işi

  • fısfıslamak

    Koku, ilaç vb. sıvıları püskürtmek

  • fısfıslanma

    Fısfıslanmak işi

  • fısfıslanmak

    Koku, ilaç vb. sıvılar püskürtülmek

  • fısfıslatma

    Fısfıslatmak işi

  • fısfıslatmak

    Koku, ilaç vb. sıvıları püskürttürmek

  • fısfıslı

    Püskürtme özelliği olan

  • fıskiye

    Suyu yukarıya doğru, türlü biçimlerde fışkırtan ağızlık; fışkırık, fevvare

  • fıslama

    Fıslamak işi

  • fıslamak

    Gizlice haber vermek

  • fıslanma

    Fıslanmak işi

  • fıslanmak

    Fıslama işi yapılmak

  • fıslatma

    Fıslatmak işi

  • fıslatmak

    Fıslama işini yaptırmak

  • fıstık

    Antep fıstığı, çam fıstığı veya yer fıstığı denilen yemişlerin genel adı

  • fıstık ezmesi

    Fıstıkla yapılan bir şekerleme

  • fıstık gibi

    dolgun, besili ve canlı

  • fıstık içi

    Fıstığın kabuğu kırıldıktan sonra kalan, yenilebilir iç kısmı

  • fıstık rengi

    Sarıya çalan açık yeşil renk; fıstıki

  • fıstık çamı

    Çamgillerden, genellikle Ege ve Akdeniz Bölgesi'nde yetişen, 20-25 metre boyunda, kozalakları kestane renginde, yumurtamsı veya yuvarlak olan, tohumları yuvarlak olan bir çam türü (Pinus pinea)

  • fıstıki makam

    Ağır, yavaş biçimde

  • fıstıklama

    Fıstıklamak işi

  • fıstıklamak

    Kışkırtmak amacıyla araya nifak sokmak

  • fıstıklık

    Fıstık ağaçları dikilmiş yer, fıstık bahçesi

  • fıstıkçı

    Fıstık yetiştiren veya satan kimse

  • fıstıkçılık

    Fıstıkçının yaptığı iş

  • fısıl fısıl

    Fısıltı hâlinde, fısıldayarak, alçak sesle; fıs fıs

  • fısıldama

    Fısıldamak işi

  • fısıldamak

    Başkalarının duyamayacağı kadar alçak sesle konuşmak; fıslamak

  • fısıldanma

    Fısıldanmak işi

  • fısıldanmak

    Fısıltı hâlinde söylenmek

  • fısıldayabilme

    Fısıldayabilmek işi

  • fısıldayabilmek

    Fısıldama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • fısıldaşma

    Fısıldaşmak işi

  • fısıldaşmak

    Birbirine fısıldamak

  • fısıltı

    Fısıldarken çıkan, güçlükle duyulan sesin adı; fısırtı

  • fısıltı gazetesi

    Toplumu ilgilendiren bir konu ile ilgili dedikodu

  • fısır fısır

    Fısır sesi çıkararak

  • fıtrilik

    Fıtri olma durumu

  • fıttırma

    Fıttırmak durumu

  • fıttırmak

    Aklını kaçırmak, delirmek, aklını yitirmek, çıldırmak

  • fıtık

    İç organlardan bir parçanın, genellikle bağırsak bölümünün karın çeperlerini geçip deri altında ur gibi bir şişkinlik yapması; kavlıç, yarımlık

  • fıtık etmek

    sıkıntı vermek, üzmek

  • fıtık olmak

    büyük sıkıntı duymak, kahrolmak, çaresiz kalmak

  • fıtıklı

    Fıtığı olan

  • fıçı

    Bir araya getirilerek çemberlerle tutturulmuş ensiz tahtalardan yapılan, yuvarlak, karnı şişkin ve altı üstü düz kap

  • fıçı balığı

    Fıçıya istif edilmiş balık tuzlaması

  • fıçı gibi

    kısa boylu ve çok şişman

  • fıçıcı

    Fıçı yapan veya satan kimse

  • fıçıcılık

    Fıçının yaptığı iş

  • fıçılama

    Fıçıya koyma, fıçıya doldurma

  • fıçılamak

    Fıçıya koymak

  • fışkı

    Atgillerin taze dışkısı

  • fışkılama

    Fışkılamak işi

  • fışkılamak

    Toprağı fışkı ile gübrelemek

  • fışkılık

    Fışkının biriktirildiği yer

  • fışkın

    Bir ağacın dibinden süren ince dal

  • fışkırabilme

    Fışkırabilmek işi

  • fışkırabilmek

    Fışkırma ihtimali bulunmak

  • fışkırdak

    Sıvıları fışkırtmaya yarayan araç

  • fışkırma

    Fışkırmak işi

  • fışkırmak

    Gaz veya sıvılar bir yerden basınç etkisiyle yukarıya doğru birdenbire ve hızla çıkmak

  • fışkırtma

    Fışkırtmak işi

  • fışkırtmak

    Fışkırmasını sağlamak; püskürtmek

  • fışkırtı

    Fışkıran bir şeyin çıkardığı sesin adı

  • fışkırtıcı

    Belli hızla hareket eden bir akışkan yardımıyla, başka bir akışkanın boşalmasını sağlayan alet; ejektör

  • fışkırtılma

    Fışkırtılmak işi

  • fışkırtılmak

    Fışkırması sağlanmak

  • fışkırıverme

    Fışkırıvermek işi

  • fışkırıvermek

    Ansızın veya çabucak fışkırmak

  • fışkırış

    Fışkırmak işi

  • fışıldama

    Fışır fışır ses çıkarma

  • fışıldamak

    Fışır fışır ses çıkarmak

  • fışıltı

    Fışırdama sırasında çıkan sesin adı

  • fışır fışır

    Fışır sesi çıkararak; fış fış

  • fışırdama

    Fışırdamak işi

  • fışırdamak

    Fışır fışır ses çıkartmak

  • fışırdatma

    Fışırdatmak işi

  • fışırdatmak

    Fışır fışır ses çıkartmak

  • fışırtı

    Fışırdama sırasında çıkan sesin adı

  • fışırtılı

    Fışırtı sesi çıkaran

  • fışırtısız

    Fışırtı sesi çıkarmayan