Back to word index

Words starting with T

5401 dictionary entries are listed for T.

More frequently visited entries for this letter.

  • tarikatçı

    Tarikatları yaymak ve yaşatmak isteyen, o yolda çalışan kimse

  • tıraş

    Saç veya sakalı kesme işi; yülüme

  • teminat vermek

    güvence vermek

  • tahripkârlık

    Tahripkâr olma durumu

  • tıraş köpüğü

    Tıraş olmayı kolaylaştıran özel hazırlanmış köpük

  • tıraş makinesi

    Tıraş etmeye yarayan araç veya aygıt

  • tıraş olmak

    erkek saçını, sakalını kesmek veya berberde kestirmek, yülünmek

  • tıraş sabunu

    Tıraşı kolaylaştırmak, sert kılları yumuşatmak için kullanılan sabun

  • tatar

    Mektup, haber vb. şeyleri gidecekleri yere götüren atlı posta arabasını süren kimse

  • tıraş fırçası

    Sakal tıraşı olurken yüze sabun sürmeye yarayan fırça

  • tıraş losyonu

    Tıraştan sonra deriyi canlandırıcı, özel kokulu kolonya

  • tek başına

    Yanında başkaları olmadan, yalnız olarak; bir başına, kendi kendine, yalın kılıç, yalnız, yalnız başına, münferiden

  • top sağır

    Sağırlığı ileri derecede olan

  • toplaşmak

    Top durumuna gelmek

  • tıraş tası

    Tıraş suyunun konulduğu, içinde tıraş bıçağının, fırçanın çalkalandığı metal veya plastik tas

  • tıraşa tutmak

    birini bıkkınlık verici uzun konuşmalarla oyalamak

  • tıraşı gelmek (veya uzamak)

    saçı, sakalı tıraş edilecek duruma gelmek

  • tıpışlama

    Tıpışlamak işi

  • temassız alışveriş

    Temassızlık özelliği bulunan banka kartıyla yapılan alışveriş

  • tentesiz

    Tentesi olmayan

  • terfi maaşı

    Devlet Memurları Kanunu’na göre terfi etmiş devlet memuruna terfiden kaynaklı verilen ek ödenek

  • tıraş kremi

    Tıraştan sonra deriyi yumuşak tutmak için sürülen krem

  • tazallüm etmek

    sızlanmak, yakınmak (II)

  • Tb

    Terbiyum elementinin simgesi

  • tonaj

    Bir taşıtın alabildiği ton miktarı

  • takışma

    Takışmak işi

  • tarih değiştirme çizgisi

    Güney Kutbu ile Kuzey Kutbu arasında uzanan, uluslararası gün çizgisi olarak da bilinen, bir takvim gününden bir sonrakine geçişi belirleyen sanal çizgi

  • tartarak yenme

    Yağlı güreşte, rakibini kucağına alıp ayaklarını yerden keserek üç adım taşıma veya yarım çember dönüşü durumuna getirerek onu yenik saydırma

  • teminat altına almak

    güvence altına almak

  • tepkisel davranış

    Dış çevreden gelen bir uyarının etkisiyle ortaya çıkan bir davranış

  • tıraş etmek

    tıraş işini yapmak, yülümek

  • tav

    İşlenecek bir nesnede bulunması gereken ısının, nemin yeterli olması durumu

  • tuvalet takımı

    Tuvalet veya makyaj malzemeleri bulunan çanta veya kutu

  • tahtalıköye yollamak (veya göndermek)

    öldürmek

  • takırdatma

    Takırdatmak işi

  • tahakküm

    Baskı yaparak hükmetme, zorbalıkla hüküm sürme

T index

5401 word links are rendered on the server.

  • T

    Trityum elementinin simgesi

  • T borusu

    Sıhhi tesisatta su borusunu üç yönlü kullanabilme durumuna getiren parça

  • T cetveli

    Bir kenarını çizim yapılan yüzeyin kenarına dayayıp diğer kenarıyla birbirine paralel yatay çizgiler çizmeye yarayan T biçimindeki cetvel

  • t, T

    Türk alfabesinin yirmi dördüncü sırasında yer alan ve te adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından sert, patlayıcı diş ünsüzünü gösterir

  • Ta

    Tantal elementinin simgesi

  • ta

    Dek, değin, kadar, beri vb. edatlarla birlikte kullanılarak bir fiilin, bir hareketin, bir yerin, bir şeyin başladığı veya sona erdiği noktayı, zaman ve uzaklık bakımından abartmalı bir biçimde anlatan bir söz

  • ta kendisi

    (ta kısa söylenir) o kimse, tastamam kendisi

  • ta ki

    yeter ki, sonunda

  • taaccüp etmek

    hayrete düşmek, hayrette kalmak, şaşmak

  • taaddüt

    Çoğalma, sayısı artma

  • taaddüt etmek (veya eylemek)

    çoğalmak, sayısı artmak

  • taaffün

    Kokuşma, pis kokma

  • taaffün etmek

    kokuşmak, pis kokmak

  • taahhüt

    Bir şey yapmayı üstüne alma; üstenme, üstlenme

  • taahhüt etmek

    üstlenmek

  • taahhütlü

    Taahhüt edilmiş, üstlenilmiş olan

  • taahhütlü mektup

    Kayba uğramadan yerine ulaştırılması posta idaresi tarafından kayda alınarak üstlenilmiş olan mektup

  • taahhütname

    Bir şeyi yapmayı üstüne aldığını bildiren yazılı kâğıt

  • taala

    “Allah”, “Tanrı” ve “Hak” kelimelerinden sonra gelen “şanı yüce olsun” anlamında bir söz

  • taalluk etmek

    ilgili bulunmak, ilgili olmak, ilgilendirmek

  • taallukat

    Hısımlar, yakınlar

  • taam

    Yemek yeme

  • taam etmek

    yemek yemek

  • taammüm etmek

    yayılmak, genelleşmek

  • taammüt

    Bir işi veya suçu bile bile, tasarlayarak yapma

  • taannüt

    Direnme, ayak direme, inat etme

  • taannüt etmek (veya göstermek)

    direnmek, inat etmek, ayak diremek

  • taarruz etmek

    saldırmak

  • taarruz helikopteri

    Zorlayıcı çevresel etmenlere dayanıklı, ileri teknoloji, hedef takip ve görüntüleme, elektronik savaş, seyrüsefer, haberleşme ve silah sistemleriyle donatılmış, yüksek manevra kabiliyetine ve performansına sahip helikopter

  • taarruza geçmek

    saldırmak

  • taarruzi

    Saldırı ile ilgili, saldırıya ilişkin

  • taat

    Allah'ın buyruklarını yerine getirme, ibadet etme

  • taat etmek

    Allah’ın buyruklarını yerine getirmek, ibadet etmek

  • taayyün

    Belli olma, ortaya çıkma, belirme

  • taayyün etmek

    belirmek

  • taayyüş

    Geçimini sağlama

  • taayyüş etmek

    geçimini sağlamak

  • taaşşuk

    Karşılıklı âşık olma

  • taba

    Kuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi; tütün rengi

  • tababet

    Tıp bilgisi

  • tabak

    Yiyecek koymaya yarar, az derin ve yayvan kap

  • tabak gibi

    dümdüz ve açık (yer)

  • tabak sevdiği deriyi taştan taşa (veya yerden yere) çalar

    "birinin yakınlarına gösterdiği sert davranış onun iyiliği içindir" anlamında kullanılan bir söz

  • tabak yapmak

    içinde yiyeceklerin olduğu bir tabak hazırlamak

  • tabaka

    Baskı ve yazıda kullanılan, değişik boyutlarda kesilmiş (kâğıt)

  • tabakalama

    Tabakalamak işi

  • tabakalamak

    Tabaka (I) durumuna getirmek

  • tabakalanma

    Tabakalamak işi

  • tabakalanmak

    Tabakalar birbiri üstüne veya birbirinin ardınca sıralı duruma gelmek

  • tabakalaşma

    Tabakalaşmak işi

  • tabakalaşmak

    Tabaka (I) durumuna gelmek

  • tabakalı

    Tabakası (II) olan

  • tabakasız

    Tabakası (II) olmayan

  • tabakhane

    Hayvan postunu kullanılacak duruma getirme işleminin yapıldığı yer, sepi yeri

  • tabaklama

    Tabaklamak (I) işi

  • tabaklamak

    Yemeği servis etmek üzere göze hoş gelecek düzende tabağa yerleştirmek

  • tabaklanma

    Tabaklanmak (I) işi

  • tabaklanmak

    Yemek göze hoş gelecek bir biçimde tabağa yerleştirilmek

  • tabaklı

    Tabağı olan

  • tabaklık

    Tabak koymaya yarayan ve üst üste birkaç kattan oluşan raf

  • tabaksız

    Tabağı olmayan

  • tabakçı

    Tabak yapan veya satan kimse

  • tabakçılık

    Tabakçı olma durumu

  • taban

    Ayağın alt yüzü; aya

  • taban basma

    Güreşçinin bir ayağının tabanıyla hasmının ayağına basıp eliyle çenesinden veya omuzlarından tutarak çevirmesi

  • taban düzeyi

    Bir akarsuyun, aşındırma ile erişebileceği en alçak yer

  • taban fiyatı

    Bir mala resmî kuruluşlarca konulan fiyatın en alt sınırı, en düşük satış bedeli

  • taban halısı

    Tabana serilen büyük halı

  • taban lağımı

    Eğimli bir cevher yatağının tabanındaki tabakalar içinde ve cevher yatağı doğrultusuna paralel olarak sürülen lağım türü

  • taban tabana zıt (olmak)

    birbirine son derece aykırı

  • taban tepmek (veya patlatmak)

    uzun yol yürümek

  • taban yapmak

    fiyat, en aşağı duruma düşmek

  • taban çıkmak (veya girmek veya koymak)

    futbolda topla oynayan oyuncunun hareketini engellemek için doğrudan doğruya tabanla müdahale etmek

  • tabana kuvvet

    bir yere yayan gitmekten başka çare olmadığını anlatan bir söz

  • tabana kuvvet kaçmak

    çok hızlı, koşarak kaçmak

  • tabanca

    Kısa, hafif, cepte veya belde taşınan ateşli silah

  • tabanca boyası

    Tabanca ile yapılan boya

  • tabanca cilası

    Tabanca ile püskürterek yapılan cila

  • tabancalı

    Tabancası olan

  • tabancasız

    Tabancası olmayan

  • tabancaya davranmak

    ateş etmek için tabancayı bulunduğu yerden almaya kalkışmak

  • tabanları kaldırmak

    koşarak kaçmak

  • tabanları patlamak

    çok yürümekten, çok ayakta durmaktan aşırı yorulmak

  • tabanları yağlamak

    uzak bir yere yayan gitmeye hazırlanmak

  • tabanlı

    Tabanı olan

  • tabanlık

    Üzerine rayların yerleştirildiği, yere enine konulmuş demir veya ağaç parçaların her biri; travers

  • tabansız

    Tabanı olmayan

  • tabansızlık

    Tabansız olma durumu

  • tabanvayla gitmek

    yürüyerek gitmek

  • tabanı yanmış it gibi

    yerinde duramayan, oradan oraya koşan kimseler için söylenen bir söz

  • tabanı yanık

    Çok gezip dolaşan (kimse)

  • tabanı yarık

    Korkak, güven vermeyen (kimse)

  • tabasbus etmek

    yaltaklanmak

  • tabela

    Üzerinde tanıtıcı, belirtici bir yazı, açıklama, işaret veya resim bulunan nesne; levha

  • tabela bahis

    At yarışlarında üzerine bahis konulan koşuda ilk dört sırayı paylaşan atları sıralı veya sırasız olarak doğru tahmin etme biçiminde oynanan oyun

  • tabela partisi

    Seçimlere tek başına girme kabiliyeti olmayan, sadece başka bir partiyle pazarlık yapabilmek için kurulmuş kısa ömürlü siyasi parti

  • tabelacı

    Tabela yazan kimse

  • tabelacılık

    Tabelacının işi

  • tabelalı

    Tabelası olan

  • tabelasız

    Tabelası olmayan

  • tabi

    Birine veya bir şeye uyan, onun arkası sıra giden

  • tabi kılmak

    egemenliği altına almak, boyun eğdirmek, kendine uydurmak

  • tabi olmak

    birinin kontrolü altına girmek, bir şeye veya bir kimseye bağlı olmak

  • tabi tutmak

    tabi kılmak

  • tabiat

    Doğal özellik

  • tabiat bilgisi

    İlkokulda doğa ile ilgili bilgileri içine alan dersin adı; doğa bilgisi

  • tabiatlı

    Herhangi bir yaradılışta, huyda olan

  • tabiatlılık

    Herhangi bir yaradılışta, huyda olma durumu

  • tabiatsız

    Tabiatı olmayan

  • tabiatsızlık

    Tabiatsız olma durumu

  • tabiatıyla

    Doğal bir biçimde, tabii olarak

  • tabii

    Olağan, alışılmış, her zamanki gibi olan, beklenildiği gibi

  • tabii hukuk

    İnsanın doğuştan sahip olduğuna inanılan haklarını ele alan hukuk

  • tabiiye

    Tabiat bilgisi dersi

  • tabiiyeci

    Tabiat bilgisi öğretmeni

  • tabiiyun

    Tabiat bilimiyle uğraşan bilginler

  • tabildot

    alakart karşıtı

  • tabildot boy

    Normal boyutlardan daha küçük (gazete)

  • tabilik

    Tabi (I) olma durumu

  • tabir

    Rüya yorumlama

  • tabir etmek

    yorumlamak

  • tabirci

    Rüya yorumlayan kimse; yorumcu

  • tabiri (veya tabir) caizse

    "sözün özünü söylemek gerekirse" anlamında kullanılan bir söz

  • tabirname

    Rüyaların yorumunu yapan kitap, rüya tabirleri kitabı

  • tabiye

    Yerli yerine koyup hazırlama, yerleştirme

  • tabiye etmek

    yerleştirmek

  • tabla

    Satıcı vb.nin kullandığı tahtadan tepsi

  • tabla taşı

    Üzerine kitabe yazılan taş; kitabe taşı

  • tablacı

    Mallarını tabla üzerinde satan kimse; tablakâr

  • tablacılık

    Tablacının yaptığı iş; tablakârlık

  • tablakâr

    Büyük konaklarda mutfaktan yemek tablalarını götürüp getiren görevli

  • tablalı

    Tablası olan

  • tablet

    Düz ve yassı biçimli, çiğnenecek veya yutulacak madde

  • tablet bilgisayar

    Ekranı dokunmalı özellikte olan, sağladığı depolama alanıyla verilerin kolayca taşınmasını sağlayan bilgisayar; tablet

  • tablet boya

    Sulu boya resim yapmak için dört köşe veya yuvarlak kalıplara dökülerek kurutulmuş olan ve bir tabak içinde su ile ezilerek kullanılan boya

  • tabliye

    Köprü yapımında ilk olarak yerleştirilen ve köprüyü oluşturan bölüm

  • tablo

    Bez, tahta, kâğıt vb. maddeler üzerine yapılmış yağlı boya, sulu boya, pastel veya kara kalem resim; levha

  • tablo çizmek

    durumu detaylıca anlatmak

  • tablolaştırma

    Tablolaştırmak işi

  • tablolaştırmak

    Tablo durumuna getirmek

  • tablolaştırılma

    Tablolaştırılmak işi

  • tablolaştırılmak

    Tablo durumuna getirilmek

  • tabu

    Kutsal sayılan bazı insanlara, hayvanlara, nesnelere dokunulmasını, kullanılmasını yasaklayan, aksi yapıldığında zararı dokunacağı düşünülen dinî inanç

  • tabulaşma

    Tabulaşmak durumu

  • tabulaşmak

    Tabu kabul edilmek, tabu gibi görünmek, tabu değeri kazanmak, tabu durumuna getirilmek

  • tabulaştırma

    Tabulaştırmak işi

  • tabulaştırmak

    Tabu durumuna getirmek

  • tabulaştırılma

    Tabulaştırılmak işi

  • tabulaştırılmak

    Tabu durumuna getirilmek

  • tabur

    Dört bölükten kurulan, bir binbaşının komutasındaki asker birliği

  • taburcu

    Hastaneden çıkması kararlaştırılmış (hasta)

  • taburcu etmek

    doktor hastayı yatarak tedavi gerekmediğinde hastaneden çıkarmak

  • taburcu olmak

    tedavi edilerek hastaneden çıkmak

  • taburculuk

    Taburcu olma durumu

  • tabure

    Sırt ve kol dayayacak yeri olmayan iskemle; sekmen

  • tabut

    Ölünün içine konulduğu sandık biçiminde araç; sal (II), ölü salı, dört kollu, imamkayığı

  • tabutluk

    Camide boş tabutların konulduğu yer

  • tabya

    Bir bölgeyi savunmak için yapılan ve silahlarla güçlendirilen yapı; tabiye

  • tabütüvan

    Güç, kuvvet, takat

  • taca çıkmak

    top sahanın yan çizgilerinin dışına çıkmak

  • Tacik

    Tacikistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Tacikistanlı

    Tacikistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Tacikçe

    Taciklerin kullandığı dil

  • tacil

    Acele ettirme

  • tacil etmek

    hızlandırmak, çabuklaştırmak, tezleştirmek

  • taciz

    Tedirgin etme, rahatsız etme

  • taciz ateşi

    Hasmı veya düşmanı tedirgin etmek için silahla açılan ateş

  • taciz etmek

    sıkıntı vermek, rahatsız etmek

  • taciz olmak

    sıkıntı duymak, rahatsız olmak

  • tacizlik

    Tedirginlik verme

  • tacizlik etmek

    tedirgin etmek, can sıkmak

  • tacizlik getirmek

    tedirgin olmak

  • tacizlik vermek

    tedirgin etmek

  • tadabilme

    Tadabilmek işi

  • tadabilmek

    Tatma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tadada çıkmak

    yoklamaya katılmak üzere toplanmak

  • tadat

    Sayarak yoklama yapma

  • tadat etmek

    saymak

  • tadil etmek

    değiştirmek

  • tadilat

    Değişiklikler

  • tadilat geçirmek

    değişiklik yapılmak

  • tadilat yapmak

    değiştirmek

  • tadı damağında kalmak

    yenen bir şeyin tadını unutamamak

  • tadı gelmek

    tat kazanmak

  • tadı kaçmak (veya gitmek)

    tatsız bir duruma gelmek, tadını yitirmek

  • tadı tuzu kalmamak (veya kaçmak veya bozulmak)

    yemek, lezzeti gitmek, tatsızlaşmak

  • tadı tuzu yok

    zevksiz, yavan

  • tadılma

    Tadılmak işi

  • tadılmak

    Tatma işi yapılmak

  • tadım

    Tatmak için ağza alınan miktar

  • tadımlık

    Bir şeyin tadına bakmaya yeter miktarda olan; çeşni

  • tadına bakmak

    ağzına alıp tadını denemek, test etmek

  • tadına doyum olmamak

    bir şeyin tadı çok beğenilmek

  • tadına varmak

    bir şeydeki ince güzelliği kavramak

  • tadında bırakmak

    aşırılığa kaçmamak

  • tadından yenmemek

    çok tatlı, çok hoşa gider olmak

  • tadını almak

    bir şeyin ne tatta olduğunu anlamak

  • tadını bulmak

    tadı yerine gelmek

  • tadını kaçırmak

    güzel giden bir şeyi tatsız bir duruma sokacak ölçüsüzlüğe vardırmak

  • tadını tuzunu bulmak

    kıvamına gelmek, beklenen ölçülere ulaşmak

  • tadını çıkarmak

    bir şeyin güzelliğinden veya sağladığı imkânlardan yeterince yararlanmak

  • tadıverme

    Tadıvermek işi

  • tadıvermek

    Çabucak tatmak

  • taflan

    Gülgillerden, kışın yapraklarını dökmeyen, çiçekleri salkım durumunda, beyaz veya yeşil olan, süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen küçük bir ağaç; karayemiş ağacı, karayemiş (Prunus laurocerasus)

  • tafra

    Kendisini olduğundan büyük gösterip böbürlenme, yüksekten atma

  • tafra satmak

    böbürlenmek, büyüklenmek, büyüklük taslamak

  • tafracı

    Böbürlenen, yüksekten atan (kimse)

  • tafracılık

    Tafracı olma durumu

  • tafrafuruş

    Böbürlenen, yüksekten atan

  • tafrafuruşluk

    Böbürlenme, yüksekten atma

  • tafsil

    Bir şeyi ayrıntılarıyla anlatma, açıklama

  • tafsilat

    Ayrıntılı açıklama

  • tafsilat vermek

    bir kimse, bir şey veya durumun özelliklerini, inceliklerini, ayrıntılarıyla anlatmak, uzun uzadıya anlatmak

  • tafsilata girmek

    ayrıntılar üzerinde durmak

  • tafta

    Bir tür sert, ipekli kumaş

  • tagayyür

    Değişme, başkalaşma

  • tagayyür etmek

    değişmek

  • tahaccür

    Taşlaşma, taş kesilme, taş gibi katılaşma

  • tahaccür etmek

    taşlaşmak

  • tahaffuzhane

    Sefer sırasında, yolcu ve çalışanların arasında bulaşıcı hastalık görülen gemilerin karantina sürelerini geçirmeleri, gerekli sağlık önlemlerinin alınması ve hastaların iyileştirilmeleri için büyük limanlara yakın kıyılara kurulmuş sağlık kuruluşu

  • tahakkuk

    Gerçekleşme, yerine gelme

  • tahakkuk etmek

    gerçekleşmek

  • tahakkuk ettirmek

    kurum, kuruluş veya kişilerin herhangi bir konuda ödemesi gereken miktarı belirlemek

  • tahakkuk fişi

    Ödenmiş olan bir vergiyi gösteren fiş

  • tahakküm

    Baskı yaparak hükmetme, zorbalıkla hüküm sürme

  • tahakküm etmek

    zorbalık etmek, hükmetmek

  • tahakküm kurmak

    hükmetmek

  • tahammül

    Nesnenin, güçlü, zorlayıcı dış etkenlere karşı koyabilmesi, dayanması

  • tahammül etmek

    dayanmak, katlanmak, kaldırmak

  • tahammüllü

    Tahammülü olan

  • tahammülsüz

    Tahammülü olmayan

  • tahammülsüzlük

    Tahammülsüz olma durumu

  • tahammülsüzlük etmek (veya duymak)

    tahammülsüz olmak

  • tahammür etmek

    mayalanmak

  • taharet

    Temizlik, temiz olma

  • taharet almak

    sidik veya dışkı yapıldıktan sonra suyla temizlenmek, taharetlenmek

  • taharet bezi

    Sidik ve dışkı yapıldıktan sonra kullanılan küçük kurulama bezi

  • taharet borusu

    Alafranga tuvaletlerde temizlenmek için suyun akmasını sağlayan kıvrımlı boru; taharet çubuğu

  • taharet etmek

    taharet almak

  • taharet musluğu

    Alafranga tuvaletlerde temizlenmek için suyun akmasını sağlayan musluk

  • taharetlenme

    Taharetlenmek işi

  • taharetlenmek

    Sidik ve dışkı yapıldıktan sonra suyla temizlenmek

  • taharri etmek

    aramak

  • taharrüş

    Tırmalanma, kurcalanma, azdırılma

  • taharrüş etmek

    tırmalanmak, kurcalanmak, azdırılmak

  • tahassun

    Korunmak için bir yere çekilme; sığınma

  • tahassür

    Kavuşmak istenen şey veya kimse için üzülme, yanıp yakılma

  • tahassüsat

    Duygulanmalar, duygulanımlar

  • tahattur etmek

    hatırlamak

  • tahavvül etmek

    değişmek, dönüşmek

  • tahayyül

    Duyu organlarıyla algılanmış bir şeyi mevcut olmadığı zaman zihinde veya hayalde canlandırma; imgeleme

  • tahayyül etmek

    zihinde veya hayalde canlandırmak

  • tahayyüle dalmak

    tahayyül etmek

  • tahdidat

    Sınırlamalar, kısıntılar

  • tahdit

    Sınırlama, çevreleme, çevresini daraltma

  • tahdit etmek

    sınırlamak

  • tahdit kılınmak

    sınırlandırılmak

  • tahdit olunmak

    sınırlandırılmak

  • tahfif etmek

    hafifletmek

  • tahfif ettirmek

    hafiflettirmek

  • tahfif kılınmak

    hafifletilmek

  • tahfif olunmak

    hafifletilmek

  • tahin

    Susam tohumlarının kavrulup öğütülmesiyle yapılan koyu kıvamlı, yağlı yiyecek

  • tahin helvası

    Tahinin şekerle karıştırılmasıyla yapılan bir helva türü

  • tahin rengi

    Kirli, koyu sarı renk; tahinî

  • tahinli

    İçinde tahin bulunan (çörek, ekmek, pide vb.)

  • tahinsiz

    İçinde tahin bulunmayan

  • tahir

    Klasik Türk müziğinde basit bir makam

  • tahirbuselik

    Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam

  • tahkik etmek

    soruşturmak

  • tahkikat yapmak

    belli bir konuyu araştırmak, soruşturmak

  • tahkim

    Anlaşmazlıkların hakem yoluyla çözülmesi yöntemi

  • tahkim etmek

    kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak

  • tahkim kurulu

    Anlaşmazlıkları çözmek üzere oluşturulmuş hakem heyeti

  • tahkim şartı

    Bir sözleşmede çıkacak bir ihtilafın nasıl çözüleceğini belirleyen ve hakeme başvurmanın önceden karşılıklı olarak taahhüt edildiğini bildiren şart

  • tahkimat

    Bir yeri düşman saldırısına karşı koyabilecek duruma getirmek için yapılan türlü haberleşme, hendek, siper vb. savunma tesisleri

  • tahkime gitmek

    herhangi bir anlaşmazlığı, çözülmesini sağlamak için tahkim kuruluna taşımak

  • tahkimli

    Tahkim edilmiş olan

  • tahkimname

    Bir anlaşmazlığın hakem tarafından çözülebilmesi için taraflarca yapılan yazılı sözleşme

  • tahkir

    Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma

  • tahkir etmek

    aşağılamak, onur kırmak

  • tahkire uğramak

    hakaret görmek

  • tahkiye

    Bir olayı anlatmadaki düzen, anlatış düzeni

  • tahkiye etmek

    hikâye etmek, anlatmak

  • tahlif

    Ant içirme, yemin ettirme

  • tahlil

    Bileşik bir maddenin birleşimindeki yalın maddelerin niteliğini veya niceliğini anlamak için yapılan iş; analiz

  • tahlil etmek

    bileşik bir maddenin birleşimindeki yalın maddelerin niteliğini veya niceliğini tespit etmek, analiz etmek

  • tahlilden geçirmek

    gözden geçirmek

  • tahlis etmek

    kurtarmak

  • tahlisiye

    Can kurtarma

  • tahlisiye sandalı

    Kaza sırasında yolcuların kurtarılması için gemi güvertesinde bulundurulan sandal; tahlisiye

  • tahliye

    Tutukluyu serbest bırakma

  • tahliye edilmek

    boşaltılmak

  • tahliye etmek

    boşaltmak

  • tahliye olmak

    boşalmak

  • tahmil etmek

    yüklemek

  • tahmin

    Yaklaşık olarak değerlendirme; oranlama

  • tahmin etmek

    yaklaşık olarak değerlendirmek, oranlamak

  • tahminci

    Tahmin eden kimse

  • tahmincilik

    Tahminci olma durumu

  • tahminen

    Yaklaşık olarak; kararlama

  • tahminî

    Oranlamaya, tahmine göre; kararlama, kestirmece

  • tahmis

    Divan edebiyatında bir gazelin her beytinin başına birinci mısranın kafiyesine uygun üç dize katılması durumu; beşleme

  • tahmishane

    Kahve tanelerinin kavrularak ve öğütülerek kuru kahve hâline getirildiği yer

  • tahnit

    Bozulmaması için ölüyü ilaçlama

  • tahnit etmek

    bozulmaması için ölüyü ilaçlamak

  • tahnit sanatı

    İçi doldurulmuş süs hayvanı maketi yapma sanatı

  • tahra

    Bir tür eğri budama bıçağı

  • tahribat

    Yıkıp bozma, harap etme

  • tahrif

    Bir şeyin aslını bozma; değiştirme

  • tahrif etmek

    bozmak, değiştirmek

  • tahrifat

    Bir şeyin aslını bozma, değiştirme

  • tahrifat yapmak

    tahrif etmek

  • tahrik

    Cinsel isteği, duyguları uyandırma, artırma

  • tahrik etmek

    cinsel isteği, duyguları uyandırmak, artırmak

  • tahrik olmak

    cinsel isteği, duyguları uyanmak, artmak

  • tahrikât

    Kışkırtmalar

  • tahrikçi

    Tahrik eden kimse

  • tahrikçilik

    Tahrikçinin işi

  • tahrikçilik etmek (veya yapmak)

    kışkırtıcılık etmek

  • tahrip

    Yıkma, kırıp dökme, harap etme, bozma

  • tahrip etmek

    yıkmak, kırıp dökmek, bozmak

  • tahripkâr

    Yıkıcı, yıkan, zarar veren, tahrip eden

  • tahripkâr olmak

    tahrip edici olmak

  • tahripkârlık

    Tahripkâr olma durumu

  • tahrir

    Gözün renkli kısmındaki çizgiler; tahril

  • tahrir etmek

    yazmak

  • tahrirat

    Resmî bir daire tarafından yazılan yazılar ve mektuplar

  • tahrirat kâtibi

    İlçede resmî yazı işleriyle görevli kimse

  • tahriren

    Yazıyla, yazılı olarak

  • tahrirli

    Renkli kısmı çizgi çizgi olan (göz); tahrilli

  • tahrirî

    Yazılı, yazı ile, şifahi karşıtı

  • tahriş

    Tırmalanma, tırmalama

  • tahriş etmek

    tırmalamak

  • tahriş olmak

    zedelenmek

  • tahsil

    Parayı alma, toplama

  • tahsil etmek

    parayı toplamak

  • tahsil görmek (veya yapmak)

    eğitim almak

  • tahsilat

    Alacakların ve vergilerin toplanması veya süresi içinde ödenmeyenlerin yasal yollarla alınması

  • tahsildar

    Bir kimse veya bir kuruluş adına para toplamakla görevli kimse; alımcı

  • tahsildarlık

    Tahsildarın görevi; alımcılık, vergicilik

  • tahsilli

    Tahsil görmüş olan; öğrenimli

  • tahsin

    Güzel bulup takdir etme

  • tahsin etmek

    beğenmek, takdir etmek

  • tahsis

    Bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma

  • tahsis etmek

    ayırmak, özgülemek

  • tahsisat

    Bir iş için ayrılmış para

  • tahsisen

    Tahsis yoluyla

  • tahsisli

    Bir şeye özgü kılınmış, bir şeye ayrılmış

  • tahsisli yol

    Belediyece görevlendirilmiş toplu taşıma araçları için kentin ana caddelerinde ayrılmış yol şeridi

  • taht

    Hükümdarların oturduğu büyük, süslü koltuk

  • tahta

    Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası

  • tahta göğüslü

    Göğsü küçük olan; tahta göğüs

  • tahta kaşık

    Genellikle şimşir ağacından yapılan, yemek pişirirken, yerken veya halk oyunlarında kullanılan kaşık

  • tahta kurdu

    Tahtadan yapılma eşyayı kemirerek delik deşik eden kın kanatlı böcek; odun kurdu (Anobium punctatum)

  • tahta pabucu

    Evde giyilen topuksuz ve arkalıksız terlik

  • tahta pamuk

    Döşemecilikte kullanılan bir dolgu ve örtü malzemesi

  • tahta perde

    İki yeri birbirinden ayıran tahta duvar; tahta havale, taraba

  • tahta sakal

    Enli ve yassı sakal

  • tahta çıkmak (veya geçmek veya oturmak)

    hükümdar olmak

  • tahtaboş

    Evlerin damlarında çamaşır sermeye veya yaz gecelerinde oturmaya yarayan, zemini tahta, üzeri genellikle çinko döşeli teras

  • Tahtacı

    Anadolu’da yaşayan bazı Alevi topluluklarına verilen ad

  • tahtacı

    Orman işletmelerinin izni doğrultusunda ağaçları işleyen, budayan, doğrayan kişi

  • tahtacılık

    Tahtacı olma durumu

  • tahtakuruları

    Yarım kanatlılardan, pis kokulu, kan emici böcekler topluluğu

  • tahtakurusu

    Yarım kanatlılardan, uzunluğu 3-5 milimetre, vücudu oval ve yassı, kanatları körelmiş, oturulan, yatılan yerlerde üreyen, kan emerek beslenen, pis kokulu böcek; tahta biti (Cimex lectularius)

  • tahtalaşma

    Tahtalaşmak işi

  • tahtalaşmak

    Tahta durumuna gelmek

  • tahtalı

    Tahtası olan

  • tahtalı güvercin

    Avrupa, güneybatı Asya, kuzeybatı Afrika ve ülkemizde genellikle ormanlık ve ağaçlık bölgelerde yaşayan, boynunun iki yanında ve kanatlarında tahtaya benzeyen beyaz leke bulunan bir tür güvercin; tahtalı

  • tahtalıköye yollamak (veya göndermek)

    öldürmek

  • tahtalıköyü boylamak

    ölmek

  • tahtası eksik

    Aklı tam olmayan, şaşkın, alık, budala olan (kimse)

  • tahtaya kaldırmak

    öğrenciyi sözlü sınav yapmak, bir soruyu çözmek veya bir konu anlatmak için sınıftaki tahtanın önüne çağırmak

  • tahtaya kalkmak

    öğrenci sözlü sınav, soru çözmek veya bir konuyu anlatmak için sınıftaki tahtanın önüne çıkmak

  • tahterevalli

    İki ucuna birer kişi oturup karşılıklı olarak havada yükselip inerek eğlenmeyi sağlayan, ortasından bir yere dayalı tahta veya metal araç; çöğüncek

  • tahttan indirmek

    hükümdarlığına son vermek

  • tahtırevan

    Omuzda veya deve, fil, at vb. hayvanlara yüklenerek götürülen, üstü örtülü, yanda pencereleri bulunan, ufak bir oda biçiminde insan taşınan tekerleksiz araç

  • tahvil

    Devletin veya özel bir kuruluşun ödünç para almak için çıkardığı, değişik dönemlerde belirli oranlarda faiz getiren yazılı senet; obligasyon

  • tahvil etmek

    dönüştürmek

  • tahvilat

    Tahviller

  • tahıl

    Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat edilen ürünler ile tohumlarının genel adı; hububat

  • tahıl ambarı

    Tahıl depolanan ambar

  • tahşiye

    Dipnot yazma, çıkma yapma

  • tak

    Tahta vb. bir şeye vurulduğunda veya silah patlayınca çıkan tok ve sert ses

  • tak etmek

    tak diye ses çıkarmak

  • tak tak

    Vurma, çarpma sırasında çıkan ses

  • tak tuk

    Vurma, çarpma sırasında çıkan ses

  • taka

    Doğu Karadeniz Bölgesi'ne özgü yelkenli bir tür kıyı teknesi

  • takabilme

    Takabilmek işi

  • takabilmek

    Takma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • takacı

    Taka işleten kimse

  • takacılık

    Takacının işi

  • takaddüm etmek

    öncesine gelmek, öncesinde yer almak

  • takallüs etmek

    kasılmak

  • takanak

    Takıntı hâline gelmiş ilişki

  • takarrüp

    Yakınlaşma, yaklaşma, yanaşma

  • takarrüp etmek

    yakınlaşmak, yaklaşmak, yanaşmak

  • takarrür

    Bir yerde karar kılma, yerleşme

  • takarrür etmek

    bir yerde karar kılmak, yerleşmek

  • takas

    İki ülke arasında yapılan alışverişin karşılıklı olarak malla ödenmesi

  • takas etmek

    sayışmak

  • takas tukas etmek

    takas etmek

  • takat

    Vücuttaki iş yapabilme, başarabilme gücü; derman, hâl, mecal

  • takat getirmek

    dayanmak, katlanmak

  • takati kalmamak (veya kesilmek)

    iş yapabilme, başarabilme gücü azalmak, bitmek

  • takati yetmemek

    iş yapabilme, başarabilme gücü yeterli olmamak

  • takatli

    Takati olan

  • takatsiz

    Takati kalmamış; dermansız, hâlsiz, mecalsiz

  • takatsizce

    Takatsiz bir biçimde; dermansızca, hâlsizce, mecalsizce

  • takatsizleşme

    Takatsizleşmek durumu; dermansızlaşma, hâlsizleşme, mecalsizleşme

  • takatsizleşmek

    Vücutta iş yapabilme, başarabilme gücü kalmamak; dermansızlaşmak, hâlsizleşmek, mecalsizleşmek

  • takatsizleştirme

    Takatsizleştirmek durumu; dermansızlaştırma, hâlsizleştirme, mecalsizleştirme

  • takatsizleştirmek

    Takatsiz bir duruma getirmek; dermansızlaştırmak, hâlsizleştirmek, mecalsizleştirmek

  • takatsizlik

    Takatsiz olma durumu; dermansızlık, hâlsizlik, mecalsizlik

  • takatsizlik duymak

    iş yapabilme, başarabilme gücünün kalmadığı anlamak

  • takatuka

    Basımevlerinde kurşun dökülmüş, satır olarak dizilmiş harfleri iyice yerleştirmek için üzerlerine vurmaya yarar takoz

  • takatukacı

    Takatuka yapan veya satan kimse

  • takatukacılık

    Takatukacının yaptığı iş

  • takayyüt

    Üstüne düşme, özen gösterme

  • takaza

    Başa kakma

  • takaza etmek

    azarlamak

  • takbih

    Çirkin görme, beğenmeme

  • takbih etmek

    kınamak

  • takdim

    Bir şeyi karşılıksız olarak birine verme

  • takdim etmek

    sunmak

  • takdim olunmak (veya edilmek)

    sunulmak

  • takdim tehir

    Çeşitli amaçlarla cümledeki ögelerin yerlerini değiştirme

  • takdir

    Beğenip belirtme, değer verme; beğeni

  • takdir etmek (veya eylemek)

    beğenmek

  • takdir hakkı

    Kanunun belirlediği durumlarda yargıca tanınan değerlendirme serbestliği; takdir yetkisi

  • takdir olunmak

    beğenilmek

  • takdirde

    ...-dığı zaman

  • takdirini kazanmak

    bir kimse veya bir topluluk tarafından beğenilmek

  • takdirkâr

    Takdir eden, beğenen

  • takdirkârlık

    Takdirkâr olma durumu

  • takdirname

    Yapılan bir işin beğenildiğini belirtmek amacıyla verilen yazılı belge; takdir

  • takdis

    Kutsal sayma; kutsama

  • takdis etmek

    kutsamak

  • takeometre

    Düzenlenmiş arazinin yüz ölçümünü bulup planını yapmaya yarayan alet

  • takibe vermek

    banka, alacağını hukuki yoldan tahsil edilebilmek için işi avukata havale etmek

  • takiben

    İzleyerek, hemen sonra

  • takim

    Verimsiz duruma getirme, sonuçsuz bırakma, kısırlaştırma

  • takimetre

    Hareket durumundaki bir cismin hızını ölçmeye yarayan alet

  • takip

    Yetişmek, yakalamak veya bulmak amacıyla birinin arkasından gitme; izleme

  • takip etmek

    yetişmek, yakalamak veya bulmak amacıyla birinin arkasından gitmek, izlemek

  • takipleşme

    Takipleşmek işi

  • takipleşmek

    Sosyal medyada birbirini takip etmek

  • takipsiz

    Üzerinde durulmayan, takip edilmeyen

  • takipsizlik

    Takipsiz olma durumu

  • takipsizlik kararı

    Herhangi bir suçtan ötürü sanık durumunda olan bir kimse için kovuşturmadan vazgeçme kararı

  • takipçi

    Takip eden, izleyen kimse

  • takipçilik

    Takipçinin işi

  • takiye

    Mezhep belirtmeme, gizleme

  • takiye yapmak

    olduğundan farklı görünmek

  • takke

    İnce kumaştan dikilmiş veya ipten örülmüş, çoğunlukla yarım küre biçiminde başlık

  • takke düştü, kel göründü

    bir ayıbı örten şey ortadan kalktığı zaman gerçeğin ortaya çıktığını anlatan bir söz

  • takkeli

    Takkesi olan

  • takkesiz

    Takkesi olmayan

  • takkeyi önüne koyup düşünmek

    uzun ve derin düşünmek

  • takla

    Elleri yere koyduktan sonra ayakları kaldırıp vücudu üstten aşırtarak öne veya arkaya yapılan dönme hareketi; cumbalak

  • takla atmak

    takla hareketini yapmak

  • takla attırmak

    takla hareketini yaptırmak

  • takla böcekleri

    Takla böceği türlerini içine alan kın kanatlılar familyası

  • takla böceği

    Kın kanatlılardan, sırtüstü çevrildiğinde göğsündeki özel bir organın yardımıyla takla atarak düzgün durma yeteneğinde olan ve tel kurdu denilen kurtçukları dolayısıyla önem taşıyan böcek (Agriotes lineatus)

  • taklacı güvercin

    Uçarken taklalar atan bir tür güvercin; taklacı

  • taklidini yapmak

    bir kimsenin konuşmasını veya davranışını, bir hayvanın sesini veya hareketini komik bir biçimde tekrarlamak

  • taklidî

    Taklit yoluyla yapılan

  • taklip

    Bir şeyin biçim ve kalıbını değiştirme

  • taklip etmek

    bir şeyin biçim ve kalıbını değiştirmek, evirmek

  • taklit

    Belli bir örneğe benzemeye veya benzetmeye çalışma; öykünme

  • taklit etmek

    birinin yaptığı gibi yapmak, birine veya bir şeye benzemeye çalışmak; öykünmek

  • taklit mobilya

    Antika mobilyanın özelliklerini aynen uygulayarak sonradan üretilen mobilya

  • taklitçi

    Bir şeyin benzerini yapan kimse; öykünmeci

  • taklitçilik

    Taklitçi olma durumu; öykünmecilik

  • takma

    Takmak işi

  • takma ad

    Kendi adından başka eğreti alınan ad; takma isim, mahlas

  • takma ayak

    Kesilen, kopan bir ayağın yerine takılmak üzere ağaç, plastik vb. bir maddeden özel olarak yapılmış ayak; takma bacak

  • takma diş

    Gerçek diş yerini tutabilecek biçimde yapılmış eğreti diş

  • takma kirpik

    Göz kapağına takılan yapay kirpik

  • takma kol

    Kesilen, kopan bir kolun yerine takılan yapma kol

  • takma saç

    Farklı görüntüye sahip olmak için değişik renk ve boyda yapılarak başa takılan saç; peruk, peruka

  • takmak

    Bir şeyi başka bir yere uygun bir biçimde tutturmak, iliştirmek, geçirmek

  • takmazlık

    Dikkate veya ciddiye almama durumu

  • takometre

    Kameraya takılan ve çekim sırasında geçen kare sayısını ölçen aygıt

  • takoz

    Bir eşyanın altına yerinden oynamadan dik durması için yerleştirilen ağaç kama

  • takoz atmak

    takoz koymak

  • takoz koymak

    aracın hareketini önlemek için tekerleklerden birinin önüne veya arkasına takoz yerleştirmek, takoz atmak

  • takozlama

    Takozlamak işi

  • takozlamak

    Takoz koymak

  • takrir

    Belli bir yere yerleştirme, orada bulundurma

  • takrir etmek

    ders anlatmak

  • takrir vermek

    tapu dairesinde taşınmaz malını başkasına sattığını veya ipotek ettiğini sözle ifade etmek

  • takriz

    Hakkında yazı yazarak bir eseri övme

  • taksa

    Pulu yapıştırılmadan veya eksik yapıştırılarak gönderilen mektup için alıcının cezalı olarak ödediği posta ücreti

  • taksa pulu

    Taksalı mektuplara yapıştırılan pul

  • taksalı

    Pulu yapıştırılmadığı veya eksik yapıştırıldığı için parası, cezasıyla birlikte kendisine gönderilen kimseden alınan (mektup)

  • taksi

    Belirli bir ücret karşılığı yolcu taşıyan, taksimetresi olan otomobil

  • taksi dolmuş

    Dolmuş tarzında çalışan taksi

  • taksi çevirmek

    hareket hâlindeki taksiyi bir yere gitmek için durdurmak

  • taksici

    Taksi çalıştıran kimse

  • taksicilik

    Taksicinin işi

  • taksim

    Klasik Türk müziğinde faslın başında ve ortasında çalgıcının doğaçlama yöntemiyle çaldığı müzik

  • taksim etmek

    paylaştırmak

  • taksim geçmek (veya yapmak)

    klasik Türk müziğinde faslın başında ve ortasında doğaçlama yöntemiyle müzik icra etmek

  • taksimat

    Bölme, bölüştürme işleri

  • taksimetre

    Taksilerde ödenecek ücreti gösteren sayaç

  • taksir

    Kusurda bulunma

  • taksirat

    Kusurlar, suçlar

  • taksirli suç

    Dikkatsizlik, tedbirsizlik, meslekte acemilik veya düzene, buyruklara ve talimata uymazlıktan doğan, istem dışı ve kasıt olmaksızın gerçekleştirilen suç

  • taksit

    Bir borcun belli zamanlarda ödenmesi gerekli olan parçalarından her biri

  • taksit taksit

    Taksitlere bağlanarak

  • taksit ödemek (veya vermek)

    belli zamanlarda ödeme şartlarına bağlanmış bir paranın bir bölümünü vermek

  • taksite bağlamak

    bir şeyi belli aralıklarla, belli miktarlarda ödeme şartları ile almak veya satmak

  • taksitlendirebilme

    Taksitlendirebilmek işi

  • taksitlendirebilmek

    Taksitlendirme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • taksitlendirilme

    Taksitlendirilmek işi

  • taksitlendirilmek

    Taksitli duruma getirilmek

  • taksitlendirme

    Taksitlendirmek işi

  • taksitlendirmek

    Taksitlere bağlamak

  • taksitli

    Taksit yapılan

  • taksitsiz

    Taksit yapılmayan

  • taksonomi

    Sınıflandırma ve bu sınıflandırmada kullanılan kurallar bütünü

  • takt

    Yerinde konuşma veya davranma

  • takti

    Bir şeyi kesme, parçalama

  • takti etmek

    parçalara ayırmak

  • taktik

    İstenen sonuca ulaşmak için izlenen yol; tabiye

  • taktik vermek

    çeşitli sorunlarda sonuca ulaşmak için yol ve yöntem göstermek

  • taktikçi

    Taktik uygulamasında becerikli olan kimse

  • taktikçilik

    Taktikçi olma durumu

  • taktir etmek

    damıtmak

  • taktırabilme

    Taktırabilmek işi

  • taktırabilmek

    Taktırma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • taktırma

    Taktırmak işi

  • taktırmak

    Takma işini yaptırmak

  • taktırtma

    Taktırtmak işi

  • taktırtmak

    Taktırma işini yaptırmak

  • takunya

    Genellikle hamam vb. ıslak tabanlı yerlerde kullanılan, yüksek ökçeli, ağaçtan yapılmış bir tür ayak giysisi; nalın

  • takunyacı

    Takunyacılık işini yapan kimse; nalıncı

  • takunyacılık

    Takunyacının işi veya mesleği; nalıncılık

  • takunyalı

    Takunyası olan; nalınlı

  • takunyasız

    Takunyası olmayan; nalınsız

  • takva

    Allah korkusu ile onun yasakladığı şeylerden, günah ve haram olması ihtimali bulunan şüpheli durumlardan, gereksiz şeylerden korunma; züht

  • takvim

    Zamanı yıllara, aylara ve günlere ayıran yöntem

  • takvime bağlamak

    Yapılacak bir işin türlü evrelerini zamana bağlı olarak göstermek

  • takviye

    Yardımcı kuvvet, destek

  • takviye etmek

    sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek, desteklemek

  • takyit etmek

    bağlı kılmak, bir davranışı kısıtlamak, birtakım şartlara bağlamak, kayıtlamak

  • takı

    Çoğunlukla evlenen veya nişanlanan birine armağan olarak verilen küpe, bilezik, yüzük, zincir gibi şeylerin tümü

  • takık

    Kafaya takmış olan

  • takıklık

    Takık olma durumu

  • takılma

    Takılmak işi

  • takılmak

    Takma işi yapılmak

  • takılı

    Takılmış, tutturulmuş, asılmış

  • takılı kalmak

    bir iş bitmemek

  • takılıp kalmak

    herhangi bir noktadan ayrılamamak

  • takılıverme

    Takılıvermek işi

  • takılıvermek

    Ansızın veya çabucak takılmak

  • takılış

    Takılmak işi

  • takım

    Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı; ekipman

  • takım elbise

    Ceket ve pantolondan oluşan giysi; takım

  • takım oyunu

    Basketbol, voleybol gibi takım hâlinde oynanan oyun

  • takım taklavat

    Araç gereçlerin bütünü

  • takım takım

    Küçük topluluklar hâlinde

  • takım tutmak

    spor takımlarından birine gönül vermek, onun taraftarı olmak

  • takım yapmak

    değişik parçaları bir araya getirerek bir bütün oluşturmak

  • takımada

    Birbirine yakın büyüklü küçüklü birkaç adanın tümü

  • takımyıldız

    Gök kürenin ayrıldığı seksen sekiz parselden her biri

  • takınabilme

    Takınabilmek işi

  • takınabilmek

    Takınma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • takınak

    Bilince takılarak korku ve bunalım yaratan, kişinin çabalarına karşın kurtulamadığı düşünce

  • takınaklı

    Takınakları olan (kimse)

  • takınaklı davranış

    Bilince takılan ve bütün kurtulma uğraşılarına karşı direnen bir düşüncenin yarattığı davranış

  • takınaksız

    Takınağı olmayan (kimse)

  • takınma

    Takınmak işi

  • takınmak

    Kendine takmak

  • takıntı

    Bir durum ve sorunla ilişkisi olan başka durum veya sorun

  • takıntılı

    Takıntısı olan; obsesif

  • takıntılılık

    Takıntılı olma durumu; obsesiflik

  • takıntısız

    Takıntısı olmayan

  • takıntısızlık

    Takıntısız olma durumu

  • takınış

    Takınmak işi

  • takıp takıştırmak

    özenerek süslenmek

  • takır takır

    Sert ve kuru; takır tukur

  • takırdama

    Takırdamak işi

  • takırdamak

    "Takırtı" sesi çıkarmak

  • takırdatma

    Takırdatmak işi

  • takırdatmak

    Takırdamasına yol açmak, takırdamasına sebep olmak

  • takırdayış

    Takırdamak işi

  • takırtı

    Bir şeyin çıkardığı kuru ve sert ses

  • takırtılı

    Takırtısı olan

  • takırtısız

    Takırtısı olmayan

  • takıverme

    Takıvermek işi

  • takıvermek

    Çabucak takmak

  • takışma

    Takışmak işi

  • takışmak

    Birbirine takılmak

  • takıştırma

    Takıştırmak işi

  • takıştırmak

    Küpe, bilezik, yüzük vb. süs eşyasını çokça takmak

  • takıştırış

    Takıştırmak işi

  • tal

    Kök, sap ve yaprak şeklinde farklılaşmamış bir bitkinin yaşama ve büyüme organı

  • talak

    Evliliğin sona ermesi, erkeğin karısını boşaması

  • talakat

    Kolayca düzgün söz söyleme durumu

  • talakatli

    Sözü düzgün ve güzel söyleyerek

  • talakıselase

    Mecelle'ye göre, kocanın ayrı ayrı üç kez veya bir arada üç kez karısını boşadığını bildirmesiyle gerçekleşen boşanma

  • talan etmek

    yağmalamak, talanlamak

  • talancı

    Talan eden kimse

  • talancılık

    Talancının yaptığı iş

  • talandan geçmek

    yağmalanmak

  • Talas

    Kayseri iline bağlı ilçelerden biri

  • talaz

    Büyük ve kabarık dalga

  • talazlanma

    Talazlanmak işi

  • talazlanmak

    İpekli kumaşların örselenmesiyle yüzündeki tellerde kabarıklık oluşmak

  • talazlık

    Dalga serpintilerini önlemek için kayıkların küpeştesine baştan kıça doğru yerleştirilen tahta

  • talaş

    Testere ile biçilen veya rende, matkap, törpü vb. araçlarla işlenen bir şeyden dökülen kırıntılar

  • talaş böreği

    Mayalı hamurdan ince ve kâse büyüklüğünde açılan yufkanın içine pişirilmiş kuşbaşı et ve sebze konarak yapılan bir börek türü; talaş kebabı

  • talaşlama

    Talaşlamak işi

  • talaşlamak

    Talaş dökmek

  • talaşlanma

    Talaşlanmak işi

  • talaşlanmak

    Talaş dökülmek

  • talep

    Bir kimseden bir şeyi yapmasını veya yapmamasını isteme

  • talep etmek (veya eylemek)

    istemek, istekte bulunmak

  • talepname

    İstek bildiren belge

  • taler

    15-19. yüzyıllar arasında çeşitli Alman kentlerinde basılmış olan gümüş paraların genel adı

  • tali yol

    Ana yola bağlanan ve trafik bakımından daha az yoğunluğu olan yol

  • talihi yaver gitmek

    talihi iyi olmak, işi yolunda gitmek

  • talihi yâr olmak

    talihi yaver gitmek

  • talihin kucağına atılmak

    kendi kaderine boyun eğmek

  • talihine küsmek

    kötü bir durum veya olayla karşılaşıldığında yalnızca talihi suçlamak

  • talik

    Arap alfabesinde geliştirilen, yatık olarak yazılan yazı türlerinden biri

  • talik etmek

    asmak

  • talika

    Dört tekerlekli, üstü kapalı, yaylı bir tür at arabası

  • talil

    Sebep gösterme

  • talim

    Uygulamalı olarak yapılan askerlik eğitimi

  • talim etmek

    öğrenmek, bilgi kazanmak

  • talimar

    Baş bodoslamasından omurgaya kadar uzanan, cıvadra donanımına desteklik etmek amacıyla konulan ekleme

  • talimarlı

    Talimarı olan (gemi)

  • talimat

    Görevin gerektirdiği türlü hizmetlerin başarıyla yürütülmesi için kumandan, başkan veya daire başkanları tarafından verilen, o hizmetle ilgili sorumluluk, düzen ve ilkeleri içine alan buyruklar

  • talimat vermek

    üst düzeyde bulunan biri, yaptıracağı işle ilgili olarak emir vermek

  • talimgâh

    Çeşitli uzmanlık dallarına gerekli olan uzman, öğretici vb.ni yetiştirmek amacıyla uygulamalı olarak eğitim ve öğretim vermek için oluşturulmuş askerî kuruluş

  • talimli

    Talim görmüş, eğitilmiş

  • talimname

    Savaşta uygulanan türlü manevraları, araç ve gereçlerin nasıl kullanılacağını, her sınıfın görev ve davranışını belirten kuralların toplandığı kitap

  • talimsiz

    Talim görmemiş, eğitilmemiş

  • talip

    İsteyen, talep eden, istekli olan kimse

  • talip (veya talibi) çıkmak

    kız evlenme teklifi almak

  • talip olmak

    istekli olmak

  • talipli

    Talibi bulunan

  • taliplik

    Talip olma durumu

  • taliplilik

    Talipli olma durumu

  • talk

    Genellikle açık yeşil, toz durumundayken yağlı bir görünümde, özgül ağırlığı 2,7, sertliği 1 olan, hidratlı doğal magnezyum

  • talk pudrası

    Nişasta, bizmut, karbonat vb. ile karıştırılarak yapılan, özellikle bebeklerin pişik gibi deri hastalıkları için kullanılan pudra

  • talk şist

    Talktan oluşmuş billur şist

  • talkım

    Ana sapın bir çiçekle sonuçlandığı, büyümeyi yan sapların sürdürdüğü bir tür uzama biçimi

  • talkın

    Gömüldükten sonra mezar başında imamın ölüye hitaben söylediği dinî sözler ve dualar; telkin

  • talkın vermek

    ölü gömüldükten sonra mezar başında imam dinî sözler söylemek

  • tallı bitkiler

    Kök, gövde, yaprak gibi ana organlardan yoksun bulunan ve çoğu asalak veya çürükçül olarak yaşayan ilkel bitkiler topluluğu

  • taltif

    İyilik ederek gönül alma

  • taltif etmek

    gönül almak, gönül okşamak

  • talveg

    Bir vadinin en derin yerlerini birleştiren çizgi

  • talyum

    Atom numarası 81, atom ağırlığı 204,39, yoğunluğu 11,85 olan, 303 °C'de eriyen, fizik özellikleri bakımından kurşuna çok yaklaşan, tuzları ve bileşikleri zehirli bir element (simgesi Tl)

  • tam

    Bir bütün olarak ele alınan; bütün

  • tam adamına çatmak

    olumsuz bir davranış ve tutum içinde bulunan kimseyle karşı karşıya gelmek

  • tam adamını bulmak (veya adamına düşmek)

    en uygun kişiyi seçmek

  • tam algı

    Bir tasarın veya algı içeriğinin bilinçli olarak kavranması

  • tam anlamıyla

    Tam olarak; tam manasıyla, halis muhlis

  • tam asalak

    Toprağa ve özümlemeye bağlı bütün besinlerini konakçıdan sağlayan bitki asalağı

  • tam açı

    360 derecelik açı

  • tam bakım

    Sağlık yönünden yapılan genel yoklama

  • tam bakım merkezi

    Tam bakımın yapıldığı yer

  • tam bakım yaptırmak

    sağlık yönünden genel bir yoklama yaptırmak

  • tam bilet

    İndirimli olmayan bilet

  • tam bölen

    Bir tam sayıyı kalansız bölen tam sayı

  • tam ekmek

    Geleneksel mayalama tekniği ile üretilen, kepeği alınmamış ekmek

  • tam ekran

    Bilgisayardaki görüntünün herhangi bir pencere içerisinde olmadan tümüyle kullanıcıya verildiği ve ekranın tüm alanının kullanıldığı görüntü modu

  • tam ekran yapmak

    bilgisayardaki görüntüyü ekranın tüm alanını kullanarak vermek

  • tam er

    Tam teçhizatlı asker

  • tam gaz

    Hızla, hızlı olarak

  • tam gelmek (veya olmak)

    uygun gelmek, uymak

  • tam gün

    Yasalara göre kabul edilmiş olan bir iş günü süresi

  • tam kafiye

    Dize sonundaki kelimelerin son harfleri arasında bir sesli bir sessiz harf benzeşmesinden oluşan kafiye; tam uyak

  • tam maaşla tekaüt (veya emekli)

    işi az, ödeneği çok olan bir işe yerleşenler için söylenen bir söz

  • tam mesai

    Tam gün çalışma

  • tam not

    "Değerlendirmede en yüksek dereceyi almak, üstün başarı göstermek" anlamlarındaki tam not almak ve "değerlendirmede en yüksek dereceyi vermek" anlamındaki tam not vermek deyimlerinde kullanılan bir söz

  • tam otomatik

    Bütünüyle otomatik olan (araç)

  • tam pansiyon

    Konaklama tesislerinde önceden veya girişte ödenen ücret karşılığında oda, kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri gibi hizmetlerin tamamının verilmesine dayanan sistem

  • tam sayı

    Bir bütünü oluşturan tekler için kararlaşmış bulunan sayı; adedimürettep

  • tam siper

    Hiçbir yeri görünmeyecek biçimde sipere yatma

  • tam sırası

    En uygun zamanı

  • tam yol

    Çok çabuk, yüksek hızda, süratli olan

  • tam üstüne basmak

    kesin olarak belirlemek

  • tamah etmek

    açgözlü davranmak

  • tamahkârlık etmek

    açgözlülük etmek

  • tamam

    Tamamlanmış, bitmiş

  • tamam bulmak

    bitmek, sona ermek

  • tamam etmek

    tamamlamak

  • tamam gelmek

    bir şeye uygun düşmek

  • tamam mı?

    "oldu mu, anlaştık mı?" anlamında kullanılan bir söz

  • tamam olmak

    sona ermek, tamamlanmak

  • tamamen

    Her şeyiyle kapsayıcı bir biçimde, bütün olarak, olduğu gibi; ağız ağıza, baştan aşağı, baştan başa, baştan sona, boylu boyunca, büsbütün, bütün bütün, bütün bütüne, bütünüyle, hepten, heyetiyle, iyice, külliyen, milimi milimine, satır satır, sıkı sıkı, tam tamına, tamamı tamamına, tamamıyla, tamı tamına, tastamam, tekmil, temelli, tepeden ayağa, tepeden tırnağa, top, tümden, tümüyle

  • tamamlama

    Tamamlamak işi; tamlama, itmam

  • tamamlamak

    Tam ve eksiksiz duruma getirmek; tamlamak

  • tamamlanabilme

    Tamamlanabilmek işi

  • tamamlanabilmek

    Tamamlanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tamamlanma

    Tamamlanmak işi

  • tamamlanmak

    Tam ve eksiksiz duruma getirilmek

  • tamamlanış

    Tamamlanmak işi

  • tamamlatabilme

    Tamamlatabilmek işi

  • tamamlatabilmek

    Tamamlatma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tamamlatma

    Tamamlatmak işi

  • tamamlatmak

    Tamamlanmasını sağlamak

  • tamamlattırma

    Tamamlattırmak işi

  • tamamlattırmak

    Tamamlatma işini yaptırmak

  • tamamlayabilme

    Tamamlayabilmek işi

  • tamamlayabilmek

    Tamamlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tamamlayıcı

    Tamamlama özelliği olan, tamamlayan

  • tamamlayıcı eğitim

    Resmî özel eğitim okullarında örgün eğitim saatleri dışında hafta içi veya hafta sonu öğrencilerle yürütülen eğitim

  • tamamlayıcılık

    Tamamlayıcı olma durumu

  • tamamlayıverme

    Tamamlayıvermek işi

  • tamamlayıvermek

    Çabucak bitirmek

  • tamamlayış

    Tamamlamak işi

  • tamanit

    Doğal kalsiyum ve demir fosfat

  • tambur

    Klasik Türk müziğinin başlıca çalgılarından biri olan, yay veya mızrapla çalınan, uzun saplı, telli çalgı

  • tambur majör

    Bando takımının çaldığı parçayı, yürüyüşünü, ritmini elindeki asa ile yönlendiren kimse

  • tambura

    Türk halk müziğinde kullanılan, cura, bulgari, çöğür, bağlama gibi telli ve mızrapla çalınan çalgıların genel adı

  • tamburacı

    Tambura çalan veya yapan kimse

  • tamburacılık

    Tamburacı olma durumu

  • tamburi

    Tambur çalan kimse

  • tamim etmek

    genellemek

  • tamir

    Yapılan bir yanlışı, kusuru düzeltmeye çalışma

  • tamir etmek

    onarmak

  • tamir görmek

    onarılmak, düzeltilmek, yenilenmek

  • tamir takımı

    Onarım işlerinde kullanılan araç ve gereçlerin hepsi veya bunları içinde bulunduran çanta

  • tamirci

    Onarım yapılan yer

  • tamircilik

    Tamircinin işi

  • tamire vermek

    onarılmak için bir şeyi onaracak kimse veya yere vermek

  • tamirhane

    Genellikle teknik araçların onarıldığı yer

  • tamkare

    Bir rasyonel sayının veya cebirsel ifadenin karesi olan sayı veya ifade

  • tamlama

    Bir tamlayan ile bir tamlanandan oluşan kelime grubu; terkip: Evin kapısı, bizim evimiz, karlı dağlar vb

  • tamlamak

    Tamlama oluşturmak

  • tamlamalı

    Tamlama içeren; terkipli

  • tamlamasız

    Tamlama içermeyen; terkipsiz

  • tamlanan

    Tamlamada anlamı belirtilen, açıklanan ad; belirtilen, mevsuf: Evin önü. Öğretmenin kâhyası. Elma ağacı. Yeşil kitap vb

  • tamlayan

    Tamlamalarda temel olan bir adın anlamını açıklayan ad, zamir veya sıfat; belirten, tamlayıcı: Evin kapısı. Öğretmenin kitabı. Su yolu. Kırmızı defter gibi

  • tamlık

    Eksik olmama durumu; tamamiyet

  • tampon

    Bir deliği kapamaya yarayan, herhangi bir maddeden yapılmış büyük tıkaç

  • tampon bölge

    İki devlet arasında, hudut boyunca, askerden arındırılmış toprak parçası

  • tampon devlet

    Coğrafi konumu bakımından, güçlü ve birbirine düşman iki devlet arasında bulunan devlet

  • tamponlama

    Tamponlamak işi

  • tamponlamak

    Tampon koymak, yerleştirmek

  • tamtakır

    İçinde bulunması gereken şeylerden hiçbiri bulunmayan; bomboş

  • tamtakır kuru (veya kırmızı) bakır

    boş, bomboş

  • tamtakır olmak

    içinde gerekli hiçbir şey kalmamak

  • tamtam

    Orkestrada yer alan bir tür Çin gongu

  • tamtur

    Çepeçevre değerli taşlarla kaplanmış yüzük

  • tamzara

    Doğu Anadolu'da, toplu olarak oynanan bir halk oyunu

  • tan

    Güneş doğmadan önce ortalığın ağarmaya başladığı vakit; fecir

  • tan ağarmak (veya atmak veya sökmek)

    gün doğmaya başlamak, şafak sökmek

  • tan kızıllığı

    Güneş doğmadan önce doğuda görülen aydınlık; tan, fecir

  • tan tun

    “Öldürülmek veya başı belaya uğramak” anlamına gelen tan tuna gitmek, “öldürmek veya başını belaya sokmak” anlamına gelen tan tuna getirmek deyimlerinde geçen bir söz

  • tan yeli

    Sabaha doğru çıkan hafif rüzgâr

  • tan yeri

    Güneşin doğmak üzere olduğu sırada, ufukta hafifçe aydınlanan yer

  • tan yeri ağarmak

    sabah olmaya başlamak, ufku belli belirsiz bir aydınlık kaplamak

  • tanatoloji

    Ölümün belirtilerini, koşullarını ve nedenlerini inceleyen bilim dalı

  • tandem

    İki kişilik bisiklet

  • tandem filtre

    Birbirine aktarmalı yapıda oluşturulan ikiz filtre

  • tandem oynamak

    savunmak amacıyla kalecinin önünde duran iki oyuncu paslaşarak oynamak

  • tandem paraşütü

    İki kişilik yamaç paraşütü

  • tandır

    Yere çukur kazılarak yapılan bir fırın türü

  • tandır alevi

    Tandırda meşe odununun çıkardığı yakıcı ve etkili alev

  • tandır böreği

    Mayalı hamurdan ince açılan yufkanın içine kıyma, peynir, patates, ıspanak vb. konulup tandırda pişirilen bir börek türü

  • tandır ekmeği

    Tandırda pişirilen ekmek

  • tandır kebabı

    Kuşbaşı et ve soğanla hazırlanarak tandırda pişirilen et yemeği

  • tandır çorbası

    Nohut, rendelenmiş patates ve bulgur karışımıyla hazırlanan bir çorba türü

  • tandır çöreği

    Tandırda pişirilen çörek

  • tandırname

    Tandır başında oturulurken söylenen veya okunan masal

  • tane

    Herhangi bir sayıda olan şey; adet, kıta, parça, pare

  • tane bağlamak

    meyve veya herhangi bir bitkinin tohumları tane durumuna gelmek

  • tane tane söylemek (veya konuşmak veya anlatmak)

    acele etmeden, seslerin hakkını vererek herkesin anlayabileceği gibi konuşmak

  • tanecik

    Küçük tane

  • tanecikli

    Küçücük tanelerden oluşmuş

  • taneciksiz

    Taneciği olmayan

  • tanecil

    Tahılla beslenen

  • taneleme

    Tanelemek işi

  • tanelemek

    Tanelerini ayırmak

  • taneleniş

    Tanelenmek işi

  • tanelenme

    Tanelenmek işi

  • tanelenmek

    Tanelere ayrılmak

  • taneli

    Tanelerden oluşmuş

  • tanen

    Birçok bitkisel maddede bulunan, deri tabaklamada, hekimlikte kullanılan, tadı buruk bir madde

  • tanesiz

    Tanesi olmayan

  • tango

    Özel ritimli ağır bir dans

  • tangram

    Bir kareden belli bir düzene göre kesilmiş iki büyük iki küçük, bir orta boy ikizkenar dik üçgen, bir kare ve bir paralel kenardan oluşan eski bir Çin bulmacası

  • tangır tangır

    Boş nesnelere vurulduğunda çıkan kaba ve çınlayıcı ses

  • tangır tungur

    Genellikle boş nesnelerin yuvarlanırken çıkardığı kaba ve çınlayıcı ses

  • tangırdama

    Tangırdamak işi

  • tangırdamak

    Madenî şeyler kuru ve gürültülü ses çıkarmak

  • tangırdatma

    Tangırdatmak işi

  • tangırdatmak

    Madenî şeyler kuru ve gürültülü ses çıkartmak

  • tangırtı

    Madenî şeylerin çıkardığı kuru ve gürültülü sesin adı

  • tangırtılı

    Tangırtısı olan; gürültülü

  • tanjant

    Başka bir çizgiye, eğriye veya yüzeye dokunan fakat onu kesmeyen çizgi, eğri veya yüzey

  • tank

    Zırhlı ve silahlı, tekerlekleri paletli, motorlu savaş taşıtı

  • tanker

    Petrol, benzin gibi akaryakıt ürünleriyle, sanayi ile ilgili yağ, şarap vb. sıvı maddeleri taşıyan gemi veya kamyon

  • tankerci

    Tankerle taşımacılık yapan kimse

  • tankercilik

    Tankercinin işi veya mesleği

  • tanksavar

    Tankları hedef olarak seçen ve onları etkisiz hâle getirmek için kullanılan silah

  • tankçı

    Tank kullanan veya tankla birlikte savaşan asker

  • tankçılık

    Tankçı olma durumu

  • tanlama

    Tanlamak işi

  • tannan

    Tınlayan, çınlayan

  • tanrı

    Çok tanrıcılıkta var olduğuna inanılan insanüstü varlıklardan her biri; ilah

  • tanrı bilimci

    Tanrı bilimiyle uğraşan kimse; ilahiyatçı, teolog

  • tanrı bilimcilik

    Tanrı bilimcinin yaptığı iş; ilahiyatçılık

  • tanrı bilimi

    Tanrı'nın varlığı ve nitelikleriyle ilgili konuları ele alan bir bilim kolu; ilahiyat, teoloji

  • Tanrı kayrası

    Tanrı'nın dünya işlerinde beliren iyilik ve bilgeliği

  • Tanrı korusun

    Allah korusun

  • Tanrı misafiri

    Tanınmayan, çağrılmadan kendiliğinden gelen konuk

  • Tanrı vergisi

    Sonradan elde edilmeyip yaratılıştan var olan nitelik, yetenek veya özellik; Allah vergisi, mevhibeiilahiye

  • Tanrı yarattı dememek

    Allah yarattı dememek

  • Tanrı'nın günü

    Allah'ın günü

  • Tanrı'ya şükür

    Allah'a şükür

  • tanrıcı

    Evreni yaratan ve yöneten, vahiy yoluyla insanlara buyruklar veren bir Tanrı'nın varlığına inanan; teist

  • tanrıcılık

    Evreni yaratan ve yöneten, vahiy yoluyla insanlara buyruklar veren bir Tanrı'nın varlığına inanma; teizm

  • tanrılaşma

    Tanrılaşmak işi

  • tanrılaşmak

    Tanrı durumuna gelmek

  • tanrılaştırma

    Tanrılaştırmak işi

  • tanrılaştırmak

    Birini veya bir şeyi tanrı diye tanımak, tanrı yerine koymak

  • tanrılık

    Tanrıya özgü olan varlık, nitelik; uluhiyet

  • tanrısallaşma

    Tanrısallaşmak durumu

  • tanrısallaşmak

    Tanrısal bir duruma gelmek

  • tanrısallaştırma

    Tanrısallaştırmak durumu

  • tanrısallaştırmak

    Tanrısal duruma getirmek

  • tanrısallık

    Tanrısal olma durumu; uluhiyet

  • tanrısız

    Tanrısı olmayan, tanrı tanımayan; mülhit

  • tanrıtanımamazlık

    bk. tanrıtanımazlık

  • tanrıtanımaz

    Tanrı'nın varlığını inkâr eden; ate, ateist

  • tanrıtanımazlık

    Tanrı'nın varlığını inkâr eden öğreti; ateizm

  • tanrıça

    Çok tanrıcılıkta kadın tanrı; ilahe, mabude

  • tansiyon aleti

    Ölçümün yapıldığı andaki kan basıncı değerlerini gösteren alet

  • tansiyon düşürücü

    Atardamar basıncını düşüren ilaç

  • tansiyon ölçmek

    bir kimsenin özel bir aletle kan basıncını tespit etmek

  • tansiyonu düşürmek

    gerilimi azaltmak

  • tansiyonu yükseltmek

    gerilimi arttırmak

  • tansiyonu çıkmak (veya fırlamak veya yükselmek)

    kan basıncı aniden yükselmek

  • tansıksı

    Mucizeye yakın, mucizeye benzer, mucizeyi andıran

  • tantal

    Atom numarası 73, atom ağırlığı 180,88, yoğunluğu 16,6 olan, 3000 °C'ye doğru eriyen ve siyah bir toz durumunda elde edilen bir element (simgesi Ta)

  • tantana

    Gereksiz, boş söz

  • tantana yapmak (veya etmek)

    kuru gürültü çıkarmak

  • tantanacı

    Kuru gürültü çıkaran kimse

  • tantanacılık

    Tantanacı olma durumu

  • tantanalı

    Gürültülü, patırtılı olan

  • tantanasız

    Tantanası olmayan

  • tantuni

    Kuşbaşından daha küçük et parçalarının soğan, biber, maydanoz, domates vb. ile bir sac üzerinde pişirilmesi sonunda hazırlanan kebap türü

  • Tanzanyalı

    Tanzanya halkından olan kimse

  • tanzifat

    Belediyece yaptırılan temizlik işleri

  • tanzifat amelesi

    Temizlik işi yapan kimse

  • tanzifat arabası

    Temizlik arabası

  • tanzim

    Sıraya koyma, sıralama

  • tanzim etmek

    sıralamak

  • tanzim olunmak

    sıralanmak

  • tanzim satışı

    Satıcı fiyatlarının yükselmesini önlemek, bazı malların tüketiciye ulaşmasını sağlamak için belediye veya başka kamu kuruluşları tarafından yapılan satış

  • Tanzimat

    Sultan Abdülmecit zamanında, 1839'da Gülhane Hattıhümayunu adıyla anılan bir fermanla ilan edilen, yönetimi iyileştirme tasarısı ve bu iyileştirmenin yapıldığı dönem

  • tanzimat

    İdari işlerin düzeltilmesi için alınan önlemlerin ve uygulamaların tamamı

  • Tanzimatçı

    Tanzimat hareketinde görev almış olan kimse

  • Tanzimatçılık

    Tanzimat yanlısı olma durumu

  • tanzir

    Divan edebiyatında bir şiiri örnek alarak ona benzer bir şiir yazma

  • tanzir etmek

    benzetmek

  • tanı

    Hastalığın ne olduğunu araştırıp ortaya koyma; tanılama, teşhis

  • tanı kiti

    Bir hastalıkla ilgili test yapılabilmesi için hazırlanmış tüp içerisinde sıvı, toz veya katı hâldeki kimyasal madde; test kiti

  • tanı koymak

    hastalığın ne olduğunu araştırıp ortaya koymak

  • tanıdık

    Tanışılıp konuşulan (kimse); bildik, biliş, tanış

  • tanıdık çıkmak

    önceden birbirlerini tanımış olmak, tanış olmak

  • tanıdıklık

    Tanıdık olma durumu

  • tanık

    Gördüğünü ve bildiğini anlatan, bilgi veren kimse; şahit

  • tanık olmak

    bir olayı görmek ve duymak, şahit olmak

  • tanık tepe

    Yatay veya bir yana eğimli katmanlardan oluşan bir arazide aşınma sonucu önceki yüzeyin bir parçası olarak kalan tepe; şahit tepe

  • tanıklama

    Tanıklamak işi

  • tanıklamak

    Bir iddiayı tanıkla desteklemek, tanık göstermek

  • tanıklanma

    Tanıklanmak işi

  • tanıklanmak

    Bir iddia tanıkla desteklenmek, tanık gösterilmek

  • tanıklanış

    Tanıklanmak işi

  • tanıklı

    Tanığı olan; şahitli

  • tanıklık

    Tanık olma durumu; şahitlik, şehadet

  • tanıklık etmek

    mahkemede, tanık olunan bir durumu söylemek, şahitlik etmek

  • tanıklılık

    Tanıklı olma durumu; şahitlilik

  • tanıksız

    Tanığı olmayan; şahitsiz

  • tanıksızlık

    Tanıksız olma durumu; şahitsizlik

  • tanılama

    Tanılamak işi

  • tanılamak

    Teşhis etmek

  • tanım

    Bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtme veya açıklama; tarif

  • tanıma

    Tanımak işi

  • tanımak

    Daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak

  • tanımaz

    Tanımayan

  • tanımazlık

    Tanımama durumu

  • tanımazlıktan gelmek

    bir kimseyi tanıdığı hâlde tanımıyormuş gibi davranmak

  • tanımlama

    Tanımlamak işi

  • tanımlamak

    Bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtmek ve açıklamak; tarif etmek

  • tanımlanma

    Tanımlanmak işi

  • tanımlanmak

    Tanımı yapılmak

  • tanımlanış

    Tanımlanmak işi

  • tanımlatma

    Tanımlatmak işi

  • tanımlatmak

    Tanımlama işini yaptırmak

  • tanımlayabilme

    Tanımlayabilmek işi

  • tanımlayabilmek

    Tanımlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tanımlayıverme

    Tanımlayıvermek işi

  • tanımlayıvermek

    Çok çabuk veya kolayca tanımlamak

  • tanımlayış

    Tanımlamak işi

  • tanımlı

    Tanımı olan, tanımlanmış

  • tanımlık

    Dillerde genellikle adlardan önce gelerek adlar arasındaki belirlilik belirsizlik, teklik çokluk, dişillik erillik, vb. durumları gösteren biçim birimi; harfitarif

  • tanımışlık

    Tanımış olma durumu

  • tanınabilme

    Tanınabilmek işi

  • tanınabilmek

    Tanınma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tanınma

    Tanınmak işi; tanılma

  • tanınmak

    Kim veya ne olduğu bilinmek; tanılmak

  • tanınmış

    Herhangi bir özelliği ile ün kazanmış olan

  • tanınmışlık

    Tanınmış olma durumu

  • tanınış

    Tanınmak işi

  • tanısız

    Tanısı olmayan

  • tanısızlık

    Duyularda herhangi bir bozukluk olmamasına rağmen sinir sisteminin belirli bir yerindeki doku bozukluğundan ileri gelen algı kaybı veya yokluğu; agnosi

  • tanıt

    Gerekli ve zorunlu sonuca ulaşan bir akıl yürütmenin dayandığı gerçek

  • tanıtabilme

    Tanıtabilmek işi

  • tanıtabilmek

    Tanıtma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tanıtlama

    Tanıtlamak işi; ispat, ispatlama

  • tanıtlamak

    Öne sürülen bir iddianın doğruluğunu akıl yürütme yöntemiyle ortaya koymak; ispatlamak, ispat etmek

  • tanıtlandırma

    Tanıtlandırmak işi; ispatlandırma

  • tanıtlandırmak

    Tanıtlamak işini yaptırmak; ispatlandırmak

  • tanıtlanma

    Tanıtlanmak işi; ispatlanma

  • tanıtlanmak

    Tanıtlama işi yapılmak veya tanıtlama işine konu olmak; ispatlanmak

  • tanıtlanış

    Tanıtlanmak işi; ispatlanış

  • tanıtlayabilme

    Tanıtlayabilmek işi; ispatlayabilme

  • tanıtlayabilmek

    Tanıtlama ihtimali veya imkânı bulunmak; ispatlayabilmek

  • tanıtlayış

    Tanıtlamak işi; ispatlayış

  • tanıtlı

    Tanıtlanmış, tanıta dayanan; ispatlı

  • tanıtma

    Tanıtmak işi; takdim, prezantasyon

  • tanıtma adı

    Tanıtımı ayrıntılı bir biçimde sağlayan, ilgi çekici kısa ad; jenerik

  • tanıtma filmi

    Bir sinemada bir sonraki programı veya filmi tanıtmak için filmden önce gösterilen örnek parçalar; fragman

  • tanıtma yazısı

    Kitap, dergi, film vb. eserlerin özelliklerini genel çizgileriyle anlatan yazı; tanıtmalık

  • tanıtmacı

    Tanıtma işiyle görevli kimse; takdimci

  • tanıtmacılık

    Tanıtmacının işi; takdimcilik

  • tanıtmak

    Bir kimsenin veya bir şeyin tanınmasını sağlamak

  • tanıtmalık

    İlaçların bileşimi, yan etkileri vb. ile nasıl kullanılacağını anlatan bilgileri içeren tanıtma yazısı; tarife, prospektüs

  • tanıtsız

    Tanıtlanmamış, tanıta dayanmayan; ispatsız

  • tanıtsızlık

    Tanıtı olmama durumu; ispatsızlık

  • tanıttırma

    Tanıttırmak işi

  • tanıttırmak

    Tanıtma işini yaptırmak

  • tanıtı

    İletişim araçları yoluyla tanıtma işi

  • tanıtıcı

    Tanıtma işini yapan, tanıtan

  • tanıtıcı reklam

    Tanıtılacak ürünün kullanımını ve etkilerini değişik ögeler yardımıyla ayrıntılı olarak haber biçiminde anlatan reklam

  • tanıtıcılık

    Tanıtıcı olma durumu

  • tanıtılabilme

    Tanıtılabilmek işi

  • tanıtılabilmek

    Tanıtılma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tanıtılma

    Tanıtılmak işi

  • tanıtılmak

    Tanıtma işine konu olmak, takdim edilmek

  • tanıtılış

    Tanıtılmak işi

  • tanıtım

    Tanıtmak işi; lansman

  • tanıtım sunumu

    Bir ürünün veya hizmetin satışa sunulduğunda nasıl çalışacağını veya işleyeceğini gösteren sunum; tanıtım gösterisi, demonstrasyon, demo

  • tanıtım ürünü

    Bir ürünün veya hizmetin son hâli olmayıp satışa sunulduğunda nasıl çalışacağını veya işleyeceğini gösteren biçimi; demo

  • tanıtımcık

    Kısa, çarpıcı, akılda kalıcı tanıtım sözü; spot

  • tanıtıverme

    Tanıtıvermek işi

  • tanıtıvermek

    Hemen tanıtmak

  • tanıtış

    Tanıtmak işi

  • tanıyabilme

    Tanıyabilmek işi

  • tanıyabilmek

    Tanıma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tanıyıverme

    Tanıyıvermek işi

  • tanıyıvermek

    Çabucak tanımak

  • tanıyış

    Tanımak işi

  • tanış çıkmak

    birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanıştıklarını anlamak

  • tanışabilme

    Tanışabilmek işi

  • tanışabilmek

    Tanışma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tanışlık

    Tanış olma durumu

  • tanışma

    Tanışmak işi

  • tanışmak

    Daha önce birbirini tanımayan kimseler birbirini tanır duruma gelmek

  • tanıştırabilme

    Tanıştırabilmek işi

  • tanıştırabilmek

    Tanıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tanıştırma

    Tanıştırmak işi; takdim

  • tanıştırmak

    Birbirini tanımayanların tanışmasını sağlamak

  • tanışık

    Birbirini tanıyanlardan her biri

  • tanışıklık

    Birbiriyle tanışmış bulunma, birbirini tanımış olma durumu

  • tanışış

    Tanışmak işi

  • Taocu

    Taoculuk yanlısı

  • Taoculuk

    Çin'de Tao'nun öğretisini ilke edinen felsefe ve din sistemi; Taoizm

  • tapa

    Şişe gibi dar delikleri tıkamaya yarayan mantar, cam, tahta veya plastikten tıkaç; tıpa

  • tapabilme

    Tapabilmek işi

  • tapabilmek

    Tapma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tapalama

    Tapalamak işi; tıpalama

  • tapalamak

    Şişe vb.nin ağzına tapa koymak; tıpalamak

  • tapalanma

    Tapalanmak işi; tıpalanma

  • tapalanmak

    Tapa ile tıkanmak; tıpalanmak

  • tapalı

    Tapa konmuş olan; tıpalı

  • tapan

    Tarlaya atılan tohumu örtmek için gezdirilen, ağaçtan geniş araç; sürgü

  • tapan çekmek

    tapanlamak

  • tapanlama

    Tapanlamak işi

  • tapanlamak

    Tarlaya atılan tohumu örtmek için sürgü çekmek

  • taparcasına

    Tapar biçimde, aşırı sevgiyle

  • tapasız

    Tapa konmamış olan; tıpasız

  • tapi

    Pokerde kâğıtlar dağıtılmadan önce oyunculardan birinin fiş veya parasını ortaya sürdükten sonra önünde fişi veya parası kalmadığını belirtmek için söylediği söz

  • tapi kalmak

    kumar oyunlarında fişsiz veya parasız kalmak

  • tapir

    Tapirgillerden, bir çeşidi Asya ve Afrika'nın tropikal bölgelerinde yaşayan, 2 metre uzunluğunda, kısa hortumlu bir tür hayvan (Tapirus)

  • tapirgiller

    Tek parmaklılardan tapir türlerini içine alan bir familya

  • tapma

    Tapmak işi

  • tapmak

    İlah olarak tanınan varlığa karşı inancını ve bağlılığını belirli kurallar çerçevesinde göstermek

  • tapon

    Niteliği düşük, eski, elde kalmış

  • tapon mal

    Niteliği düşük, eski mal

  • taponcu

    Tapon mal alıp satan kimse

  • taponculuk

    Taponcunun yaptığı iş

  • taptaze

    Çok taze

  • taptırabilme

    Taptırabilmek işi

  • taptırabilmek

    Taptırma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • taptırma

    Taptırmak işi

  • taptırmak

    Tapmasını sağlamak

  • tapu

    Bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren belge

  • tapu kütüğü

    Bir taşınmazın üstündeki hak ve yükümlülüklerin yazıldığı resmî kütük; tapu sicili

  • tapu memuru

    Tapu kütüğü tutmakla görevli memur; tapucu

  • tapu sicili

    Tapu kütüğü

  • tapuculuk

    Tapu memurunun yaptığı iş

  • tapulama

    Tapulamak işi

  • tapulamak

    Taşınmazlar ve bunlarla ilgili ipotek, şufa, irtifak gibi bazı hakları tapu kütüğüne geçirmek

  • tapulu

    Tapusu olan

  • tapusuz

    Tapusu olmayan

  • tapyoka

    Manyok kökünden çıkarılan nişasta

  • tapı

    Tapınılan şey

  • tapıklama

    Tapıklamak işi

  • tapıklamak

    Birini beğenerek arkasını okşamak; tapışlamak

  • tapınabilme

    Tapınabilmek işi

  • tapınabilmek

    Tapınma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tapınak

    İçinde tapınılan yapı

  • tapınma

    Tapınmak işi; perestiş

  • tapınmak

    Tapma işi yapılmak

  • tapınış

    Tapınmak işi

  • tapırdama

    Tapırdamak işi

  • tapırdamak

    "Tapırtı" sesi çıkarmak

  • tapırtı

    Yürürken çıkan ayak sesini andırır sesin adı

  • tapış

    Tapmak işi

  • tapışlama

    Tapışlamak işi

  • tapışlamak

    Hamurun üzerini düzeltmek için hafif hafif vurarak elle sıvamak

  • tapışlanma

    Tapışlanmak işi

  • tapışlanmak

    Tapışlama işi yapılmak

  • tapşırma

    Tapşırmak işi

  • tapşırmak

    Saz şiirinde âşık son dörtlükte kendi adını belirtmek

  • tar

    Doğu Anadolu ile Azerbaycan'da çalınan bir çalgı türü

  • taraf

    Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri; yüz (II), cenah, canip

  • taraf (veya tarafını) tutmak

    birinden yana olmak, birinin görüş ve düşüncesini desteklemek

  • taraf gözetmek

    birinden yana olmak

  • taraf çıkmak (veya olmak)

    taraf tutmak

  • tarafa olmak (veya çıkmak)

    birinin görüş ve düşüncesini benimsemek, desteklemek

  • tarafeyn

    İki taraf

  • tarafgir

    Bir tarafı kayıran, bir tarafı tutan

  • tarafgirlik

    Tarafgir olma durumu

  • taraflı

    Yanı ve yönü olan

  • tarafsız

    Birinden yana olmayan veya bir düşünceye, bir isteğe katılmayan, onu desteklemeyen, yan tutmayan; yansız, bitaraf, nötr

  • tarafsız bölge

    Savaşta iki taraf yetkilileri veya kumandanları tarafından verilen kararla oluşturulan askerden arınmış bölge

  • tarafsızca

    Tarafsız bir biçimde

  • tarafsızlaştırma

    Tarafsızlaştırmak işi

  • tarafsızlaştırmak

    Tarafsız duruma getirmek

  • tarafsızlık

    Tarafsız olma durumu; yansızlık, bitaraflık

  • taraftar

    Sporcunun veya sporcuların temsil ettikleri renklere, kulübe veya bayrağa bağlı kimse

  • taraftarlık

    Sporcu veya sporcuların temsil ettikleri renklere, kulübe veya bayrağa bağlı olma durumu

  • taraftarlık etmek

    bir tarafı tutmak, bir yanı desteklemek

  • tarafından

    ...-ınca

  • tarak

    Saçların, sakalın, hayvan tüylerinin karışıklığını gidermeye veya kadınların saçlarını tutturmaya yarayan dişli araç

  • tarak dubası

    Denizi taraklama işinde kullanılan dolaplı duba

  • tarak işi

    Tarak dişleri gibi yol yol yapılmış el işi

  • tarak kemiği

    El ve ayaklarda parmaklarla bilek arasında bulunan kemik

  • tarak otu

    Tarak otugillerden otsu bir bitki (Dispacus)

  • tarak otugiller

    Bitişik taç yapraklı iki çeneklilerden bir familya

  • tarak vurmak

    taramak

  • taraklama

    Taraklamak işi

  • taraklamak

    Bağ, bahçe toprağının yüzünü tarakla düzeltmek

  • Taraklı

    Sakarya iline bağlı ilçelerden biri

  • taraklı

    Tarağı olan

  • taraklılar

    Sölenterlerin, saydam ve jelatinli deniz hayvanlarını içine alan sınıfı

  • taraksı

    Tarağı andıran, tarağa benzeyen, tarak gibi

  • taraksı kas

    Uyluğun üst bölümünde bulunan kas

  • taraksız

    Tarağı olmayan

  • tarakçı

    Tarak yapan veya satan kimse

  • tarakçılık

    Tarakçının işi

  • taralı

    Taranmış olan

  • tarama

    Taramak işi

  • taramak

    Bir şeyin tellerini birbirinden ayırıp karışıklığını gidermek

  • taranabilme

    Taranabilmek işi

  • taranabilmek

    Taranma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • taranga

    Bir tür tatlı su balığı

  • taranma

    Taranmak işi

  • taranmak

    Tarama işi yapılmak

  • tarantula

    Eklem bacaklıların, örümceğimsiler sınıfından, daha çok Güney Avrupa'da yaşayan, kıllarla kaplı, yaklaşık 2,5 santimetre uzunluğunda, sekiz bacaklı, iki kollu, etçil bir tür örümcek (Lycosidae tarantula)

  • tarantı

    Taramak sonunda çıkan gereksiz şeyler

  • taranış

    Taranmak işi

  • tarassut etmek

    gözlemek, gözetlemek

  • taratabilme

    Taratabilmek işi

  • taratabilmek

    Taratma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • taratma

    Taratmak işi

  • taratmak

    Tarama işini yaptırmak

  • tarator

    Ceviz içi, sarımsak, tuz, ekmek içi, sirke ve tahinin limon suyu ile çırpılmasından sonra kıyılmış maydanozla hazırlanan salça veya sos

  • tarattırma

    Tarattırmak işi

  • tarattırmak

    Taratma işini yaptırmak

  • taratış

    Taratmak işi

  • tarayabilme

    Tarayabilmek işi

  • tarayabilmek

    Tarama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tarayıcı

    Kâğıt üzerindeki resim, yazı vb. simgeleri tanıyıp bilgisayar ortamına aktaran araç

  • tarayıcılık

    Tarayıcının yaptığı iş

  • tarayış

    Taramak işi

  • taraz

    İpek gibi düz ve parlak bir kumaşın üzerinde bulunan tel tel iplik

  • taraz taraz

    Üzeri tel tel ipliklenmiş (kumaş)

  • tarazlama

    Tarazlamak işi

  • tarazlamak

    Tezgâhtan çıkan yeni dokunmuş kumaşın tarazlarını ayıklamak

  • tarazlanma

    Tarazlanmak işi

  • tarazlanmak

    Kumaşın üzeri tel tel ipliklerle kaplanmak, iplikleri kabarmak

  • tarazlı

    Tel tel kabarmış olan

  • tarazsız

    Tarazı olmayan

  • taraça

    Toprak veya başka malzemeyle elde edilen, önü bir duvarla desteklenen yüksek düzlük

  • taraş

    Tarla, bağ, bahçe vb. yerlerden toplanan üründen artakalanlar

  • taraşlama

    Taraşlamak işi

  • taraşlamak

    Tarla, bağ, bahçe vb. yerlerden kaldırılan üründen artakalanları toplamak

  • tardiye

    Beş dizelik bentlerden oluşan nazım parçası

  • taret

    Gemilerde veya kalelerde, topçu mevzilerinde topun makine bölümünü ve topçuları koruyacak biçimde yapılmış zırhlı kule

  • tarh

    Bahçelerde çiçek dikmeye ayrılmış yer

  • tarh etmek

    bir sayıyı bir sayıdan çıkarmak

  • tarhana

    İçine domates, biber, soğan, kokulu otlar, süt veya yoğurt katılan, bulgur, mayalanmış ve kurutularak ufalanmış hamur vb.nden yapılan çorba malzemesi

  • tarhana çorbası

    İçine tarhana katılarak hazırlanan çorba; tarhana

  • tarhanalık

    Tarhana yapmak için ayrılmış

  • tarhun

    Birleşikgillerden, hekimlikte kullanılan, güzel kokulu bir bitki (Artemisia dracunculus)

  • tarif

    Bir işin yapılış yöntemini açıklama ve belirtme

  • tarif etmek

    tanımlamak

  • tarife

    Fiyat gösteren çizelge

  • tarife gelmemek

    açıklanması güç olmak

  • tarifeli

    Belli bir tarifeye göre olan

  • tarifeli uçuş

    Rotası, gün ve saatleri önceden belirlenmiş, sürekli olarak yapılan uçak seferi

  • tarifesiz

    Tarifesi olmayan

  • tariflendirme

    Tariflendirmek işi

  • tariflendirmek

    Tarifini yapmak

  • tarifli

    Tarifi olan

  • tarifname

    Bir işin yapılışını, bir aletin çalışmasını açıklayan yazı veya broşür

  • tarifsiz

    Tarifi olmayan

  • tarifsizlik

    Tarifsiz olma durumu

  • tarih

    Bir olayın gününü, ayını ve yılını bildiren söz

  • tarih atlası

    İçinde ülkelerin veya bölgelerin tarihî dönemlerine ait haritalarının bulunduğu atlas

  • tarih atmak (veya koymak)

    bir şeyin üzerine tarih yazmak

  • tarih değiştirme çizgisi

    Güney Kutbu ile Kuzey Kutbu arasında uzanan, uluslararası gün çizgisi olarak da bilinen, bir takvim gününden bir sonrakine geçişi belirleyen sanal çizgi

  • tarih düşürmek

    doğum, ölüm, savaş vb. yaşanmış önemli bir olayın veya yeni yapılmış bir eserin yıl olarak tarihini göstermek amacıyla Arap alfabesindeki harflere verilen sayı değerlerini esas alan ebcet hesabıyla bir mısra veya beyit söyleme

  • tarih öncesi

    Yazının bulunmasından önceki çağlar

  • tarihe geçmek

    önemi bakımından unutulmayacak bir durum kazanmak

  • tarihe karışmak

    unutulmak, yalnız adı kalmak

  • tarihen

    Tarih bakımından, tarihe göre

  • tarihleme

    Tarihlemek işi

  • tarihlemek

    Bir şeyin yapıldığı veya ortaya çıktığı tarihi belirlemek

  • tarihlendirme

    Tarihlendirmek işi

  • tarihlendirmek

    Tarihini belirtmek, belirlemek

  • tarihlenebilme

    Tarihlenebilmek durumu

  • tarihlenebilmek

    Hangi tarihte yapıldığı veya yazıldığı belirlenebilmek

  • tarihlenme

    Tarihlenmek işi

  • tarihlenmek

    Tarihleme işi yapılmak

  • tarihli

    Herhangi bir tarihi taşıyan; günlü

  • tarihsel

    Tarihe dair, tarihle ilgili; tarihî

  • tarihsel özdekçi

    Tarihsel özdekçilik yanlısı olan; tarihî maddeci

  • tarihsel özdekçilik

    Toplumsal gelişmenin özdeksel yapıya dayandığını savunan Marksçı görüş; tarihî maddecilik

  • tarihsellik

    Tarihsel olma durumu; tarihîlik

  • tarihsiz

    Tarihi yazılmamış, yazıldığı gün, ay veya yıl belirtilmemiş

  • tarihsizlik

    Tarihsiz olma durumu

  • tarihçe

    Bir olay veya nesnenin özet olarak yazılmış tarihi

  • tarihçi

    Tarihsel konular üzerinde araştırmalar yapan, tarih kitapları yazan kimse; müverrih

  • tarihçilik

    Tarihçinin işi

  • tarihî

    Tarihe geçmiş

  • tarihî coğrafya

    Coğrafyanın tarihî yönünü ve gelişmesini ele alan ve inceleyen coğrafya kolu

  • tarihî eser

    Tarihsel bir konuyu işleyen eser

  • tarihî film

    Tarihsel bir konuyu işleyen film

  • tarihî roman

    Başlıca kişileri ve olayları tarihten alınan roman; tarihsel roman

  • tarihî tiyatro

    Tarihsel bir konuyu veya tarihe mal olmuş bir şahsiyeti işleyen tiyatro eseri

  • tarikat

    Aynı dinin içinde birtakım yorum ve uygulama farklılıklarına dayanan, bazı ilkelerde birbirinden ayrılan Tanrı'ya ulaşma ve onu tanıma yollarından her biri

  • tarikatçı

    Tarikatları yaymak ve yaşatmak isteyen, o yolda çalışan kimse

  • tarikatçılık

    Tarikatçı olma durumu

  • tariz etmek

    sataşmak, dokundurmak

  • tarizde bulunmak

    sözle sataşmak, taşlamak

  • tarla

    Tarıma elverişli olan, sınırlı ve belirli toprak parçası

  • tarla açmak

    çalıları, ağaçları, taşları kaldırarak veya ormanlık bölgede ağaç keserek, yakarak bir yeri sürülüp ekilir duruma getirmek

  • tarla faresi

    Sıçangillerden, toprağı oyup yuva yapan, ekinlere zarar veren bir tür fare; tarla sıçanı (Microtus arvalis)

  • tarla kuşu

    Tarla kuşugillerden, tarlalarda yuva yapan, sırtı kahverengi, karnı beyaz olan, küçük, ötücü kuş; çayır kuşu, toygar, turgay (Alauda arvensis)

  • tarla kuşugiller

    Ötücü kuşlardan, örnek hayvanı tarla kuşu olan bir familya

  • tarlada izi olmayanın harmanda sözü (veya yüzü) olmaz

    "kendini işe vermeyenden, bir iş üretmeyenden hayır gelmez" anlamında kullanılan bir söz

  • tarlakoz

    Bir tür küçük manyat ağı

  • tarlamsı

    Tarlayı andıran, tarlaya benzeyen, tarla gibi

  • tarlanın taşlısı, karının (veya kadının) saçlısı

    "kadının saçlı olanı, tarlanın taşlı olanı halk arasında daha yeğ tutulur" anlamında kullanılan bir söz

  • tarlatan

    Kabarık görüntü vermek için değişik malzemelerle yapılan bir tür iç giysisi

  • tarlayı taşlı, kızı kardeşli yerden almalı

    "tarlanın taşlısı, evlenilecek kızın kardeşlisi halk arasında daha yeğ tutulur" anlamında kullanılan bir söz

  • tarpan

    Atgillerden, soyu tükenmiş olan, küçük, çevik bir yaban atı (Equus gmelini)

  • tarsin etmek

    sağlamlaştırmak

  • Tarsus

    Mersin iline bağlı ilçelerden biri

  • tarsusbeyazı

    Adana ve Mersin çevresinde üretilen, kalın kabuklu, beyaz renkli bir tür yerli üzüm

  • tart

    Kovma, çıkarma

  • tart suçu

    Disiplin suçuyla belli süreler için okuldan veya meslekten uzaklaştırılma

  • tartabilme

    Tartabilmek işi

  • tartabilmek

    Tartma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tartak martak

    "Kazıp dağıtmak, darmadağın etmek" anlamındaki tartak martak etmek deyiminde geçen bir söz

  • tartaklama

    Tartaklamak işi

  • tartaklamak

    Çekerek ve iterek hırpalamak

  • tartaklanma

    Tartaklanmak işi

  • tartaklanmak

    Tartaklama işine maruz kalmak

  • tartaklanış

    Tartaklanmak işi

  • tartaklayış

    Tartaklamak işi

  • tartar

    Suda eriyen, alkol ve eterde erimeyen, asit tadında beyaz bir tuz

  • tartarak yenme

    Yağlı güreşte, rakibini kucağına alıp ayaklarını yerden keserek üç adım taşıma veya yarım çember dönüşü durumuna getirerek onu yenik saydırma

  • tartarat

    Tartarik asit tuzlarının ortak adı

  • tartarik

    Yapısında iki alkol ve iki asit bulunan (madde)

  • tartarik asit

    Pastacılıkta, kumaş basmacılığında, bazı içkilerin hazırlanmasında, fotoğrafçılıkta kullanılan, izomerli kristal organik bileşik (C4H6O6)

  • tartma

    Tartmak işi

  • tartma tartmak

    başörtüsü takmak

  • tartmak

    Bir şeyin birim cinsten ağırlığını bulmak

  • tarttırma

    Tarttırmak işi

  • tarttırmak

    Tartma işini yaptırmak

  • tartura

    Çıkrıkçı çarkı

  • tartı

    Tartma aleti; çeki, vezin

  • tartıcı

    Tartı aletiyle tartan kimse

  • tartıcılık

    Tartıcının yaptığı iş

  • tartıl

    Tartıya dayanan

  • tartılabilme

    Tartılabilmek işi

  • tartılabilmek

    Tartılma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tartılma

    Tartılmak işi

  • tartılmak

    Tartma işi yapılmak veya tartma işine konu olmak; çekilmek

  • tartılı

    Tartılmış; vezinli

  • tartılış

    Tartılmak işi

  • tartısız

    Tartılmamış; vezinsiz

  • tartıya vurmak

    tartma işini yapmak

  • tartış

    Tartmak işi

  • tartışabilme

    Tartışabilmek işi

  • tartışabilmek

    Tartışma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tartışma

    Bir konuyla ilgili karşıt düşünceleri karşılıklı savunma

  • tartışma götürmek

    bir konu tartışılabilir olmak

  • tartışmacı

    Bir konu ile ilgili ayrı görüşleri savunan kimselerin her biri

  • tartışmacılık

    Tartışmacı olma durumu

  • tartışmagötürmez

    Başka bir tartışmaya elverişli olmayan

  • tartışmagötürmezlik

    Tartışmagötürmez olma durumu

  • tartışmak

    Bir konu üzerinde, birbirine ters olan görüş ve inançları çeşitli deliller ileri sürerek karşılıklı savunmak

  • tartışmalı

    Tartışma yapılan

  • tartışmasız

    Tartışma yapılmadan

  • tartışmaya girmek

    münakaşa etmeye başlamak

  • tartıştırma

    Tartıştırmak işi

  • tartıştırmak

    Tartışma işini yaptırmak

  • tartışılabilme

    Tartışılabilmek işi

  • tartışılabilmek

    Tartışılma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tartışılma

    Tartışılmak işi

  • tartışılmak

    Tartışma işi yapılmak

  • tarumar etmek

    dağıtmak, karıştırmak, darmadağın etmek

  • tarumar olmak

    dağılmak, karışmak, darmadağın olmak

  • tarz

    Anlatma, oluş, deyiş veya yapış biçimi; minval, usul (II), üslup, vetire, stil, janr, ambiyans

  • tarziye

    Söylenen kırıcı bir söz veya yapılan kötü bir davranış için karşıdakinden özür dileme, gönül alma

  • tarziye vermek

    gönül almaya çalışmak, özür dilemek

  • tarçın

    Defnegillerden, genellikle Asya'nın güneyinde yetişen ve değişik türleri bulunan bir ağaç (Cinnamomum)

  • tarçın rengi

    Sarı ile kahverengi arası bir renk; tarçıni

  • tarçıni

    Bu renkte olan

  • tarçınlı

    İçinde tarçın bulunan

  • tarçınsız

    İçinde tarçın bulunmayan

  • tarım

    Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi, kalite ve verimlerinin yükseltilmesi, uygun koşullarda korunması, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanması; ziraat, kültür

  • tarım bilimi

    Çiftçilikle ilgili bilgilerin araştırıldığı bilim dalı; agronomi

  • tarım coğrafyası

    Toprağa dayalı tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yeryüzündeki dağılımını inceleyen coğrafya dalı

  • tarımcı

    Tarım işleriyle uğraşan kimse; ziraatçı

  • tarımcılık

    Tarım işleriyle uğraşma; ziraatçılık

  • tarımsal

    Tarımla ilgili; zirai

  • tas

    Genellikle içine sulu şeyler konulan metal vb.nden yapılmış kap

  • tas gibi

    saçsız, dazlak

  • tas kebabı

    Yağsız kuşbaşı etlerin üzerine tas kapatılıp pirinç, soğan, patates vb. malzeme ile hazırlanan bir yemek türü

  • tas tarak

    "Gitmek üzere bütün eşyasını toplamak" anlamındaki tası tarağı toplamak deyiminde geçer

  • tasa

    Tatmin edici olmayan veya tedirgin eden durumların ortaya çıkmasını önleyebilmede, güvensizlik içinde bulunulduğunda duyulan tedirgin edici duygu

  • tasa etmek

    üzülmek, kaygıya kapılmak

  • tasa çekmek

    kaygılanmak

  • tasallut

    Sıkıntı verecek derecede sataşma, rahatsız etme, musallat olma, saldırma

  • tasallut etmek

    sarkıntılık etmek

  • tasannu

    Bir şeyi olduğundan daha değerli göstermek için doğallıktan uzaklaşma; yapmacık

  • tasar

    Bir iş, bir düşünce sırasını, düzeyini gösteren resim, yazı, plan

  • tasarlama

    Tasarlamak işi

  • tasarlamak

    Bir şeyin nasıl gerçekleşebileceğini zihinde hazırlamak, zihinde kurmak; düşünmek

  • tasarlanabilme

    Tasarlanabilmek işi

  • tasarlanabilmek

    Tasarlanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tasarlanma

    Tasarlanmak işi

  • tasarlanmak

    Tasarlama işi yapılmak

  • tasarlanış

    Tasarlanmak işi

  • tasarlatma

    Tasarlatmak işi

  • tasarlatmak

    Tasarlama işini yaptırmak

  • tasarlayabilme

    Tasarlayabilmek işi

  • tasarlayabilmek

    Tasarlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tasarlayış

    Tasarlamak işi

  • tasarruf

    Bir şeye sahip olma ve onu istediği gibi kullanma yetkisi; kullanım

  • tasarruf bonosu

    Maaş gibi kazançlarla bazı satışlarda devletin borçlanması yolu ile yapılan kesintiye karşılık verilen ve üzerinde faiz kuponları bulunan senet

  • tasarruf etmek

    bir malın sahibi olmak, onu istediği gibi kullanmak

  • tasarruflu

    Parasını ölçülü, dikkatli harcayan

  • tasarrufluluk

    Tasarruflu olma durumu

  • tasarı

    Olması veya yapılması düşünülen bir şeyin zihinde aldığı biçim

  • tasarı geometri

    Uzaydaki tasavvur edilmiş biçimleri iz düşümleriyle gösteren geometri

  • tasarım

    Zihinde canlandırılan biçim; tasavvur

  • tasarımcı

    Tasarım yapan kimse; tasar çizimci, dizayncı

  • tasarımcılık

    Tasarımcı olma durumu; tasar çizimcilik, dizayncılık

  • tasarımlama

    Tasarımlamak işi

  • tasarımlamak

    Bir şeyin biçimini zihinde canlandırmak

  • tasarımlanma

    Tasarımlanmak durumu

  • tasarımlanmak

    Tasarımlama işi yapılmak

  • tasarımlayabilme

    Tasarımlayabilmek işi

  • tasarımlayabilmek

    Tasarımlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tasarımlı

    Tasarımlanmış, zihinde canlandırılarak biçim verilmiş; dizaynlı, edimsel karşıtı

  • tasarımsız

    Tasarım yapılmamış; dizaynsız

  • tasarımsızlık

    Tasarımsız olma durumu

  • tasası sana (veya bana) mı düştü?

    "sen karışma, seni ilgilendirmez" anlamında kullanılan bir söz

  • tasasına düşmek

    yapılması gereken bir şeyi gerçekleştirmenin yollarını aramak

  • tasasız

    Hiçbir şeyi kendine dert edinmeden

  • tasasız olmak

    kaygısız olmak

  • tasavvuf

    Tanrı'nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği anlayışıyla açıklayan dinî ve felsefi akım

  • tasavvufi

    Tasavvufla ilgili, tasavvufa ait

  • tasavvur

    Göz önüne getirme, hayal etme, zihinde canlandırma

  • tasavvur etmek

    zihinde canlandırmak, göz önüne getirmek

  • tasdi

    Baş ağrıtma, baş ağrısı verme

  • tasdik etmek

    doğrulamak

  • tasdikname

    Verilen onayı gösteren belge

  • tasfiye

    Arıtma, ayıklama, temizleme

  • tasfiye etmek

    arıtmak, temizlemek

  • tasfiyeci

    Herhangi bir toplumsal olgudan yabancı ögelerin ayıklanması taraftarı olan kimse

  • tasfiyecilik

    Tasfiyeci olma durumu

  • tasgir

    Bir isim veya sıfatı küçültmek suretiyle kullanma

  • tashih etmek

    düzeltmek, doğrultmak

  • tashihikarar

    Mahkemece alınan kararın düzeltilmesi

  • taslak

    Bir şeyi, bir sanat veya edebiyat eserini ana çizgileriyle, türlü bölümleriyle belirten ön çalışma

  • taslama

    Taslamak işi

  • taslamak

    Kendinde olmayan bir özelliği varmış gibi göstermek; geçinmek, satmak

  • taslatma

    Taslatmak işi

  • taslatmak

    Taslama işini yaptırmak

  • taslayabilme

    Taslayabilmek işi

  • taslayabilmek

    Taslama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tasma

    Bazı hayvanların boynuna takılan, bu hayvanları bir yere bağlamaya, çekip götürmeye yarayan kemer biçiminde bağ

  • tasmim etmek

    tasımlamak

  • tasnif etmek

    bölümlemek

  • tasrif etmek

    çekmek, çekimlemek

  • tasrih etmek

    açıkça belirtmek

  • tastir

    Yazı yazma

  • tastir etmek

    yazmak

  • tasvip

    Bir düşünce veya davranışın doğru ve isabetli olduğunu belirtme, uygun bulma; onama

  • tasvip etmek

    bir düşünce veya davranışın doğru ve isabetli olduğunu belirtmek, onamak, uygun bulmak

  • tasvip görmek

    birinin bir düşünce veya davranışı başkalarınca uygun, yerinde bulunmak

  • tasvir

    Bir şeyin veya kimsenin resmini yapma

  • tasvir etmek

    betimlemek

  • tasvir fiili

    Bir fiile -e veya -i zarf fiil ekleriyle bilmek, vermek, durmak, kalmak, yazmak vb. fiiller getirilerek oluşturulan birleşik fiil; tasvirî fiil: gelebilmek, gidivermek, yapadurmak, bakakalmak, öleyazmak vb

  • tasvir gibi

    çok güzel (kimse)

  • tasım

    Doğru olarak kabul edilen iki yargıdan üçüncü bir yargı çıkarma temeline dayanan bir uslamlama yolu; kıyas

  • tasımlama

    Tasımlamak işi

  • tasımlamak

    Bir işin tasarısını hazırlamak; tasmim etmek

  • tasımsal

    Tasımla ilgili

  • Tat

    Türklerin egemen olduğu yerlerde yaşayan Arap veya İranlılar

  • tat

    Canlıların besinlerdeki uçucu olmayan bileşikleri damak, boğaz ve dil yüzeyindeki mukoza noktaları aracılığıyla algıladığı duyum

  • tat alma duyusu

    Ağza konulan nesnelerin tadını anlamaya yarayan duyu; tat duyusu

  • tat almak

    tadı algılamak

  • tat kazanmak

    belli bir tada kavuşmak, olgunlaşmak, tatlanmak

  • tat vermek

    acı, tatlı, ekşi vb. bir tat kazandırmak

  • Tatar

    Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nde ve Kırım’da yaşayan Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse

  • tatar

    Mektup, haber vb. şeyleri gidecekleri yere götüren atlı posta arabasını süren kimse

  • tatar arabası

    Posta arabası

  • tatar ağası

    Posta görevi yapan tatarların amiri

  • Tatar böreği

    Mayalı hamurdan ince açılan yufkanın küçük karelere bölündükten sonra haşlanıp üzerine sarımsaklı yoğurt ve kızdırılmış pul biberli tereyağı dökülmesiyle yapılan bir yemek türü; çimdik

  • Tatar Türkçesi

    Tatar Türklerinin kullandığı konuşma ve yazı dili; Tatarca

  • Tatar çorbası

    Hafifçe kavrulmuş una soğan, domates, patates vb. malzeme eklenmesiyle yapılan bir çorba türü

  • tatarcık

    Sıcak ülkelerde, özellikle Akdeniz çevresinde yaşayan, türlü hastalıklara yol açan küçük bir sinek; yakarca (Phlebotomus)

  • tatarcık humması

    Tatarcıklarla insana geçen, şiddetli ateş ve baş ağrısı ile beliren bir hastalık

  • Tataristanlı

    Tataristan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Tatarlaşma

    Tatarlaşmak durumu

  • Tatarlaşmak

    Tatar gibi davranmak

  • tatarı

    Tam pişmemiş

  • tatava

    Çok fazla söz

  • tatava etmek

    gereksiz yere çok konuşmak

  • tatavacı

    Tatava yapan kimse

  • tatavacılık

    Tatavacı olma durumu

  • tatbik

    Bir şeyi başka bir şeye uygun duruma getirme

  • tatbik etmek

    uygulamak

  • tatbik imzası

    Bir kimsenin, resmî makamlara sunulan ve onlar tarafından tanınan imzası

  • tatbik mührü

    Bir kimsenin, resmî makamlarca tanınmış olan mührü

  • tatbikat

    Asker birliklerini savaşa hazırlamak amacıyla, arazi üzerinde yapılan geniş ölçüde savaş denemesi; manevra

  • tatil

    Kanun gereğince çalışmaya ara verileceği belirtilen süre; dinlence

  • tatil etmek

    okul, iş yeri vb.ni kapatmak, çalışmasına ara vermek

  • tatil köyü

    Turistlerin dinlenmesine uygun bir yerde kurulmuş olan ve evleri gerektiğinde belirli bir süre dinlenmek isteyenlere kiralanan yerleşim yeri

  • tatil olmak

    kapanmak, ara verilmek

  • tatil yapmak

    tatile çıkmak

  • tatilci

    Tatile çıkmış kimse

  • tatilcilik

    Tatilci olma durumu

  • tatile girmek

    belirli bir süre için çalışmalara ara vermek

  • tatlandırabilme

    Tatlandırabilmek işi

  • tatlandırabilmek

    Tatlandırma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tatlandırma

    Tatlandırmak işi

  • tatlandırmak

    Tat vermek, tadını kazanmasını sağlamak

  • tatlandırıcı

    Yiyecek ve içeceklere tat vermek için kullanılan (madde)

  • tatlandırıcılı

    İçinde tatlandırıcı bulunan

  • tatlanma

    Tatlanmak işi

  • tatlanmak

    Tat kazanmak, tadı gelmek

  • tatlı

    Şeker tadında olan

  • tatlı badem

    Yağ bakımından zengin, albüminli maddeler, şekerler ve E vitamini içeren, içi şekercilikte, çikolata ve badem şurubu yapımında kullanılan lezzetli bir tür badem (Prunus dulcis)

  • tatlı bela

    Sevildikleri için verdikleri sıkıntı ve üzüntülere katlanılan kimse; tatlı kaçık

  • tatlı canından etmek

    öldürmek

  • tatlı canından olmak

    ölmek

  • tatlı canını sıkmak

    gereksiz şeylere üzülmek ve bunları dert edinmek

  • tatlı dil

    Gönül alıcı söz; tatlı söz

  • tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır

    "gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir" anlamında kullanılan bir söz

  • tatlı dilli

    Güzel, kandırıcı, gönül alıcı konuşan; tatlı sözlü

  • tatlı dillilik

    Tatlı dilli olma durumu; tatlı sözlülük

  • tatlı kaşığı

    Tatlı yerken kullanılan çorba kaşığından küçük kaşık

  • tatlı limon

    Suyu tatlı olan bir limon türü

  • tatlı sert

    Ne çok sert ne çok yumuşak (söz, davranış)

  • tatlı su

    Acı veya tuzlu olmayan, içilebilen su

  • tatlı sülümen

    Cıva birleşimlerinden, hekimlikte kullanılan zehirli bir madde; kalomel

  • tatlı tatlı

    Güzel, hoşa gidecek bir biçimde; güzel güzel

  • tatlı yerinde bırakmak (veya kesmek)

    bir işi can sıkıcı bir duruma sokmadan sona erdirmek

  • tatlıca

    Biraz tatlı, az tatlı

  • tatlıcı

    Tatlı yapan veya satan kimse

  • tatlıcılık

    Tatlı yapıp satma işi

  • tatlılaşma

    Tatlılaşmak işi

  • tatlılaşmak

    Tatlı duruma gelmek, tat kazanmak

  • tatlılaştırma

    Tatlılaştırmak işi

  • tatlılaştırmak

    Tatlı bir duruma getirmek

  • tatlılı

    Tatlısı olan, içinde tatlı bulunan

  • tatlılık

    Tatlı olma durumu; tat

  • tatlılıkla

    Tatlı dille, anlayışla, hoşgörü göstererek

  • tatlımsı

    Tatlıyı andıran, tatlıya benzeyen, tatlı gibi

  • tatlımsılık

    Tatlımsı olma durumu

  • tatlısu

    Suyu acı veya tuzlu olmayan akarsu, göl vb

  • tatlısu gelinciği

    Tatlı sularda biten bir tür gelincik

  • tatlısu kayası

    Tatlı sularda yaşayan bir çeşit balık; karabalık, yeşilsazan

  • tatlısu kefali

    Sazangillerden, uzunluğu 80 santimetre olan, eti kılçıklı bir balık (Leuciscus cephalus)

  • tatlısu levreği

    Akarsularda, göllerde yaşayan, uzunluğu 30-50 santimetre olan, sırtı yüzgeçli, beyaz etli bir balık; aklevrek, perki (Perca fluviatilis)

  • tatlısıyla tuzlusuyla

    Eksiksiz bir biçimde

  • tatlısız

    Tatlısı olmayan, içinde tatlı bulunmayan

  • tatlısızlık

    Tatlısız olma durumu

  • tatlıya bağlamak

    kavgalı bir işi gönül hoşluğuyla bitirmek

  • tatma

    Tatmak işi

  • tatmak

    Dil yardımıyla bir şeyin tadının nasıl olduğunu anlamak

  • tatmin

    İstenen bir şeyin gerçekleşmesini sağlama, gönül doygunluğuna erme; doyum

  • tatmin etmek

    karşısındakinin cinsel isteklerini gidermek

  • tatmin olmak

    istediği bir şeye ulaşarak hoşnut olmak, rahatlamak, doyurulmak

  • tatminkâr

    Tatmin eden, tatmin edici özellikte olan

  • tatminkârlık

    Tatminkâr olma durumu

  • tatminsiz

    Tatmin olmayan

  • tatminsizlik

    Tatmin olmama durumu

  • tatsal

    Tat alma duyusu ile ilgili

  • tatsız

    Tadı iyi olmayan, lezzetsiz olan

  • tatsız tuzsuz

    Yavan, lezzetsiz olan

  • tatsızlaşma

    Tatsızlaşmak işi

  • tatsızlaşmak

    Tadı azalmak, tadı kalmamak

  • tatsızlık

    Tatsız olma durumu

  • tatsızlık çıkarmak

    hoşa gitmeyen, can sıkıcı, gergin bir duruma sebep olmak

  • tattırabilme

    Tattırabilmek işi

  • tattırabilmek

    Tattırma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tattırma

    Tattırmak işi

  • tattırmak

    Tatma işini yaptırmak, tadına baktırmak

  • tatula

    Patlıcangillerden, çiçekleri beyaz veya mor renkte, meyveleri dikenli, hekimlikte kasların kasılmasını gidermek üzere kullanılan bir yıllık ve otsu bir bitki; şeytan elması, boru çiçeği (Datura stramonium)

  • Tatvan

    Bitlis iline bağlı ilçelerden biri

  • tav

    İşlenecek bir nesnede bulunması gereken ısının, nemin yeterli olması durumu

  • tav olmak

    kanmak

  • tav vermek

    gereken ve uygun nemi sağlamak

  • tava

    Yağ kızdırma, yiyecek kızartma vb. işlere yarayan, uzun saplı yayvan kap

  • tava böreği

    Mayalı hamurdan ince açılan yufkanın içine kıyma, peynir, patates, ıspanak vb. konup tavada pişirilen bir börek türü

  • tava ekmeği

    Özel bir kapta pişirilen ekmek

  • tava gelmek

    toprak sürülecek duruma gelmek

  • tava getirmek

    gereği kadar ısıtmak

  • tavaf

    İslam dininde hac ve umre sırasında Kâbe'nin çevresini yedi kez dönme

  • tavaf etmek (veya eylemek veya kılmak)

    bir şeyin çevresini dolaşmak

  • tavalık

    Tavada pişirilmeye uygun (et, balık, midye)

  • tavan

    Bir yapının, kapalı bir yerin üst bölümünü oluşturan düz ve yatay yüzey, taban karşıtı

  • tavan arası

    Bir yapının tavanı ile çatısı arasında kalan bölüm; tavan aralığı, çatı arası

  • tavan başına çökmek (veya yıkılmak)

    beklenmeyen bir durum karşısında şaşırıp kalmak

  • tavan fiyatı

    Bir mala resmî kuruluşlarca belirlenen fiyatın üst sınırı

  • tavan penceresi

    Binalarda veya evlerde tavan kısmında bulunan pencere

  • tavan süpürgesi

    Tavandaki örümcek ağlarını temizlemek için kullanılan uzun saplı süpürge

  • tavan yapmak

    Menkul Kıymetler Borsasında işlem görmekte olan hisse senedinin değeri en üst düzeye ulaşmak

  • tavana vurmak

    tavan yapmak

  • tavanlık

    Tavan döşemesine gerekli olan

  • Tavas

    Denizli iline bağlı ilçelerden biri

  • tavassut etmek

    aracılık etmek

  • tavattun

    Bir yeri vatan kabul etme, yurt edinme

  • tavattun etmek

    yurt edinmek

  • tavazzuh etmek

    aydınlanmak, açıklık kazanmak, belirli duruma gelmek

  • tavaşi

    Osmanlılarda saray hizmetlerinde kullanılan, hadım edilmiş kimse

  • tavcı

    Birini kandırarak, yüze gülerek aldatan kimse

  • tavcılık

    Tavcı olma durumu

  • taverna

    Çalgılı meyhane

  • tavernacı

    Taverna işleten kimse

  • tavernacılık

    Tavernacının yaptığı iş

  • tavhane

    Yoksul hastaların iyileştikten sonra nekahet dönemini geçirdikleri hayır kurumu

  • tavhane gibi

    karmakarışık, altüst olmuş yer

  • taviz vermek

    ödün vermek

  • tavla

    At beslenip bakıldığı yer, at ahırı

  • tavla atmak

    tavla oynamak

  • tavla uşağı

    At ahırında çalışan seyis uşağı

  • tavlacı

    At beslenen tavlaya bakan kimse

  • tavlacılık

    Tavlacı (I) olma durumu

  • tavlama

    Tavlamak işi

  • tavlama derecesi

    Demir çelik işletmelerinde kütük demirin şekillendirilmesi veya haddelenmesi için en uygun ısı ve nem oranı

  • tavlamak

    İşlenilecek bir nesneye gereken ısıyı veya nemi sağlamak, tav vermek

  • tavlandırma

    Tavlandırmak işi

  • tavlandırmak

    Tavlanmasını sağlamak

  • tavlanma

    Tavlanmak işi

  • tavlanmak

    Tavlama işi yapılmak

  • tavlayabilme

    Tavlayabilmek işi

  • tavlayabilmek

    Tavlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tavlı

    Tavlanmış, tavı olan, tav verilmiş

  • tavsama

    Tavsamak işi

  • tavsamak

    Bir iş, bir durum vb. gücünü, hızını kaybetmek

  • tavsatma

    Tavsatmak işi

  • tavsatmak

    Tavsamasına sebep olmak

  • tavsif

    Nitelendirme, niteliklerini söyleme

  • tavsif etmek

    nitelendirmek, niteliklerini söylemek

  • tavsiye

    Öğütleme, öğüt verme, yol gösterme

  • tavsiye etmek

    bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını öğütlemek, salık vermek

  • tavsiye mektubu

    Birinin işe uygun olduğunu, işe alınmasını bildirmek amacıyla yazılmış mektup; tavsiyename, referans

  • tavsiyeli

    Birisi tarafından tavsiye edilen

  • tavsiyesiz

    Birisi tarafından tavsiye edilmeyen

  • tavsız

    Tavlanmamış, tav verilmemiş, henüz işlenecek kıvama gelmemiş

  • tavuk

    Sülüngillerden, eti ve yumurtası için üretilen kümes hayvanı (Gallus)

  • tavuk ayağı yemek

    gevezelik etmek, dedikodu yapmak

  • tavuk biti

    Kümes hayvanlarında bulunan ve kümesleri saran bir tür bit

  • tavuk eti

    Tavuğun kesilip parçalanmış eti

  • tavuk gibi

    erken yatıp uyuyan

  • tavuk kaza bakmış da kıçını yırtmış

    "başkalarından geri kalmamak için gücünü aşan işlere girişenler büyük zararlara uğrarlar" anlamında kullanılan bir söz

  • tavuk köftesi

    Haşlanıp ince kıyılmış tavuk etine ekmek içi, soğan, maydanoz, yumurta ve baharat eklenmesinden sonra hazırlanan karışımın yoğrulup galeta ununa bulanarak yağda kızartılmasıyla yapılan bir köfte türü

  • tavuk kümesi

    Tavukların korunması ve bakımı için yapılmış kümes

  • tavuk sarması

    Haşlanmış patates, kabak, havuç, biber karışımıyla doldurulan tavuğun göğüs etinin sosla kaplanıp fırında pişirilmesiyle hazırlanan bir tür sarma

  • tavuk suyu

    Tavuk etinin haşlanmasıyla elde edilen su

  • tavuk yahnisi

    Domates, patates, soğan karışımına tavuğun katılması ve kısık ateşte pişirilmesiyle yapılan bir yemek türü

  • tavuk yemi

    Kümes hayvanlarını beslemek için kullanılan besin

  • tavukayağı

    Bir tür maymuncuk

  • tavukgöğsü

    Lifleri yumuşayıncaya kadar haşlanmış, didiklenmiş tavuk göğüs etinin pirinç ve süt ile koyulaşıncaya kadar pişirilmesiyle yapılan muhallebiye şeker ve tavuk suyu katılarak hazırlanan bir tatlı türü

  • tavuklar

    Tavuksular takımının bir alt takımı

  • tavuklu

    İçinde tavuk eti bulunan

  • tavukpençesi

    Tropikal bölgelerin karakteristik çim bitkisi

  • tavuksu

    Tavuğu andıran, tavuğa benzeyen, tavuk gibi

  • tavuksular

    Tavukları ve tepeli tavukları içine alan bir takım

  • tavukyelpazesi

    Tavuk bifteğinin pişirilmesinden sonra domates, biber ve sarımsağın beşamel sosla karıştırılarak tavuğun üzerine dökülmesiyle hazırlanan bir yemek

  • tavukçu

    Tavuk besleyicisi

  • tavukçuluk

    Tavukçunun işi veya mesleği

  • tavulga

    Kabuğu kırmızı veya erguvan renginde olan ve tabaklamada kullanılan bir tür söğüt

  • tavus kuşu

    Sülüngillerden, erkeğinin tüyleri uzun, kuyruğu parlak, güzel renkli, acı ve tiz sesli, süs hayvanı olarak beslenen bir kuş; tavus (Pavo)

  • tavus tüyü

    Erkek tavus kuşunun renkli ve gösterişli tüyü

  • tavus yeşili

    Bu renkte olan

  • tavus çıkarmak

    sarhoş kusmak

  • tavuskuyruğu

    Sarhoş kusmuğu

  • tavzif etmek

    görevlendirmek

  • tavzih etmek

    açıklamak

  • tavı kaçmak (veya geçmek)

    uygun zamandan yararlanamamak

  • tavına getirmek

    işi en uygun duruma getirmek

  • tavını bulmak

    iş vb. için en uygun şartları yakalamak

  • tavır

    Bir olay, bir durum karşısında kişinin takındığı davranış

  • tavır almak (veya takınmak veya koymak)

    mesafeli davranmak, uzak durmak

  • tavır almak (veya takınmak)

    belli bir durum veya davranış biçimini benimsemek, vaziyet almak

  • tavırlı

    Mesafeli davranan, uzak duran

  • tavşan

    Tavşangillerden, eti yenen, hızlı koşan, kemirgen, postundan yararlanılan bir tür memeli (Lepus europeus)

  • tavşan atlet

    Atletizm yarışlarında rekor kırılabilmesi için tempoyu yüksek tutup belirli bir mesafeyi diğer atletlerin önünde koştuktan sonra pistten çıkan atlet; tavşan

  • tavşan boku gibi (ne kokar ne bulaşır)

    ne yararı ne de zararı olan (kimse)

  • tavşan dağa küsmüş de dağın haberi olmamış

    "önemsiz kişi, önemli kişiye küsse önemli kişinin umurunda bile olmaz" anlamında kullanılan bir söz

  • tavşan diş

    Tavşanın dişlerine benzeyen, normal boyutundan daha uzun olan, üst çene ön bölge dişleri

  • tavşan dişli

    Tavşan dişi olan

  • tavşan dudak

    Doğuştan üst dudağı yarık olan (kimse); yarık dudak

  • tavşan eti

    Tavşanın kesilip parçalanmış pembemsi eti

  • tavşan uykusu

    Yarı uyanık biçimdeki uyku, hemen uyanılabilen uyku; kuş uykusu, tilki uykusu

  • tavşan yürekli

    Çok ürkek, korkak olan

  • tavşana kaç, tazıya tut demek

    davalı iki tarafı birbirlerine karşı kışkırtmak, ikili oynamak

  • tavşanayağı

    Demir yollarında iki rayın kesişme noktasında bulunan parçalardan her biri

  • tavşanağzı

    Pembe renkli bir tür çiçek

  • tavşanbıyığı

    Bir tür yonca

  • tavşancı

    Tavşan yetiştiren kimse

  • tavşancıl

    Çoğu tavşan avlamakla beslenen kartal, akbaba vb. yırtıcı kuş

  • tavşancıl otu

    Maydanozgillerden, nemli yerlerde yetişen, körpesi bazı yerlerde hayvan yemi olarak kullanılan bir bitki (Heracleum)

  • tavşancılık

    Tavşancının yaptığı iş

  • tavşangiller

    Örnek hayvanı tavşan olan kemirgenlerden bir familya

  • tavşankanı

    Parlak ve koyu kırmızı renk

  • Tavşanlı

    Kütahya iline bağlı ilçelerden biri

  • tavşanlık

    Tavşan üretmeye elverişli yer

  • tavşanmemesi

    Yüksekliği 30-100 santimetre olan, kışın yapraklarını dökmeyen bir ağaççık (Ruscus aculeatus)

  • tavşanı araba ile avlamak

    taşıt farlarını üzerine tutarak tavşanı avlamak

  • tavşanın suyunun suyu

    iki şey arasındaki ilginin çok uzak olduğunu anlatan bir söz

  • tay

    Üç yaşına kadar olan at yavrusu

  • tay gelmek

    denk, eşit olmak

  • tay tay

    "Emekleme döneminde, henüz yürüyemeyen çocuk ayakları üzerinde durmak" anlamındaki tay tay durmak deyiminde geçen bir söz

  • tay tay bisikleti

    Küçük çocuklar için pedalsız, zincirsiz ve frensiz öğrenme bisikleti

  • Tayca

    Taylandlıların kullandığı dil

  • tayf

    Görüntü, hayalet, ruh

  • tayf ölçümü

    Işın tayflarının incelenmesi; spektroskopi

  • tayfa

    Gemide türlü işlerde çalıştırılan sefer işçisi; uşak

  • tayfun

    Okyanuslarda görülen ve doğudan batıya doğru esen güçlü kasırga

  • tayfölçer

    Işın tayflarını incelemeye yarayan alet; spektroskop

  • tayga

    Orman kuşağı, kozalaklı orman bitki örtüsü

  • taygeldi

    İkinci kez evlenen kadının beraberinde getirdiği çocuk veya çocuklar

  • tayin

    Ne olduğunu anlama, gösterme, belirtme, kararlaştırma belirleme

  • tayin etmek

    kararlaştırmak

  • tayini çıkmak

    atanmak

  • tayinli

    Tayine bağlı olan

  • tayinsiz

    Tayine bağlı olmayan

  • taylak

    At veya deve yavrusu

  • taylama

    Taylamak işi

  • taylamak

    Kısrak doğurmak

  • Taylandlı

    Tayland’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Taylorcu

    Taylorculuk yöntemini benimseyen

  • Taylorculuk

    İş verimini artıracak biçimde işçiliği düzenlemek için Taylor tarafından ileri sürülen yöntem

  • tayt

    Bacakları sıkı saran özel kumaştan yapılmış bir pantolon türü

  • Tayvanlı

    Tayvan halkından olan kimse

  • tayyarecilik

    Tayyarecinin işi

  • tayyetme

    Tayyetmek işi

  • tayyetmek

    Aradan çıkarmak, yok etmek

  • tayyör

    Ceket ve etekten oluşan kadın giysisi

  • tayın

    Asker azığı

  • tayın bedeli

    Bir aylık asker azığının karşılığı olan para

  • tazallüm etmek

    sızlanmak, yakınmak (II)

  • tazammun etmek

    içermek

  • tazarruda bulunmak

    Tanrı'ya yakarmak

  • taze

    Bozulmamış, bayatlamamış olan

  • taze fasulye

    Fasulye bitkisinin taze ve turfanda olanı; yeşil fasulye

  • taze ot görmüş eşek gibi

    iştahlanmış bir biçimde

  • taze para

    İş gücünü güçlendirmek amacıyla farklı kaynaklardan sağlanan para

  • taze soğan

    Soğan bitkisinin yeşil renkli yaprak kısmı; yeşil soğan, gök soğan

  • tazece

    Tazeliğini koruyan, tazeliğini yitirmemiş

  • tazekan

    Kan ihtiyacı olan hastaya verilmek üzere bir başkasından yeni alınan kan

  • tazeleme

    Tazelemek işi

  • tazelemek

    Yenisiyle veya tazesiyle değiştirmek

  • tazelendirme

    Tazelendirmek işi

  • tazelendirmek

    Tazelenme işini yaptırmak

  • tazeleniş

    Tazelenmek işi

  • tazelenme

    Tazelenmek işi

  • tazelenmek

    Tazeleme işi yapılmak

  • tazeletme

    Tazeletmek işi

  • tazeletmek

    Taze duruma getirmek

  • tazeleyebilme

    Tazeleyebilmek işi

  • tazeleyebilmek

    Tazeleme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tazeleyiş

    Tazelemek işi

  • tazeleşme

    Tazeleşmek işi

  • tazeleşmek

    Taze bir durum almak

  • tazeleştirme

    Tazeleştirmek işi

  • tazeleştirmek

    Tazeleşme işini yaptırmak

  • tazelik

    Taze olma durumu

  • tazim etmek

    saygı göstermek, ululamak

  • tazimat

    Yüksek saygı

  • tazip etmek

    üzmek, sıkıntıya sokmak

  • taziyeevi

    Cenaze sahibinin evi

  • taziyetname

    Başsağlığı dilemek için yazılan mektup

  • tazmin

    Zararı ödeme

  • tazmin etmek

    zararı ödemek

  • tazminat

    Zarar karşılığı ödenen para; ödence

  • tazminat davası

    Maddi ve manevi zararın ödenmesini kapsayan şahsi dava; ödence davası

  • tazyik

    Bir şeyi sıkıştırma, darlaştırma

  • tazyik etmek

    zorlamak, baskı yapmak

  • tazyikli

    Tazyiki olan

  • tazyiksiz

    Tazyiki olmayan

  • tazı

    Genellikle tavşan avında kullanılan, uzun bacaklı, çekik karınlı, çok çevik bir tür köpek (Canis familiaris grajus hibernicus)

  • tazı gibi

    çok zayıf ve ince kemikli (kimse)

  • tazı o tazı ama çulu değişmiş

    "tanıdığımız sıradan kişi işbaşına geçmiş" anlamında kullanılan bir söz

  • tazıcı

    Tazı yetiştiren veya satan kimse

  • tazılaşma

    Tazılaşmak işi

  • tazılaşmak

    Tazı gibi zayıflayıp incelmek

  • tazılık

    Tazı gibi olma durumu

  • tazıya dönmek

    çok zayıflamak

  • taç

    Soyluluk, iktidar, güç veya hükümdarlık sembolü olarak başa giyilen, değerli taşlarla süslü başlık; iklil

  • taç atışı

    Futbol ve hentbolda taca çıkan topun, karşı takım oyuncusu tarafından oyuna sokulması; yan atışı

  • taç atışı kullanmak

    taca çıkan topu elle baş üzerinden geçirip arkadan öne doğru oyun alanına atmak

  • taç beyit

    Kasidede şairin adının veya mahlasının geçtiği beyit

  • taç giyme töreni

    Hükümdar olacak kimsenin başına tacını giydirerek hükümdarlığının resmen ilanı amacıyla düzenlenen tören

  • taç giymek

    tahta çıkmak

  • taç kapı

    Büyük bir yapının görkemli biçimde süslenmiş girişi

  • taç yaprak

    Tacı oluşturan yaprakçıklardan her biri; taç yaprağı

  • taç yapraklı

    Taç yaprakları olan

  • taç çizgisi

    Takımla oynanan top oyunlarında sahanın her iki uzun kenarındaki çizgi

  • taçlandırma

    Taçlandırmak işi

  • taçlandırmak

    Taçlanma işini yaptırmak

  • taçlanma

    Taçlanmak işi

  • taçlanmak

    Taç giymek

  • taçlı

    Tacı olan

  • taçsız

    Tacı olmayan

  • taçsız kral

    Herhangi bir konuda büyük ün yapmış olan kimse

  • taçsızlar

    Çiçeklerinde taç bulunmayan bitki familyaları ve bitkiler

  • tağyir

    Değiştirme, başkalaştırma

  • tağyir etmek

    değiştirmek, başkalaştırmak

  • tağşiş

    Bir şeyin içine başka bir madde karıştırma; katıştırma

  • tağşiş etmek

    karıştırmak

  • taş

    Kimyasal veya fiziksel durumu değişiklikler gösteren, rengini içindeki maden, tuz ve oksitlerden alan sert ve katı madde

  • taş arabası

    Aptal, sersem olan

  • taş atmak

    birine dolaylı olarak iğneleyici, dokunacak bir söz söylemek

  • taş attın da kolun mu yoruldu?

    "bu kazancı hiç yorulmadan elde ettin" anlamında kullanılan bir söz

  • taş atıp kolu yorulmamak

    bir kazancı hiç yorulmadan sağlamak

  • taş bademi

    Kabuğu çok sert bir tür badem

  • taş balığı

    Gölge balığıgillerden, Akdeniz'de yaşayan, vücudu yassı, pullu, eti lezzetli bir balık; işkine (Sciaena umbra)

  • taş basmacı

    Taş basması ile uğraşan kimse

  • taş basmacılık

    Taş basmacının yaptığı iş

  • taş basması

    Kalkerli taş yüzeyine sert bir cisimle kazındıktan sonra basılmış olan yazı, resim; taş baskı, litografya

  • taş bebek

    Genellikle alçı vb.nden yapılmış oyuncak bebek

  • taş bebek gibi

    çok güzel fakat genellikle soğuk ve donuk (kadın)

  • taş bilimi

    Taşların yapısını inceleyen bilim; litoloji, petrografi

  • taş bilimsel

    Taş bilimi ile ilgili; litolojik

  • taş böceği

    Kabuğu katır boncuğuna benzeyen bir yumuşakça (Cypraea)

  • Taş Devri

    İnsanın ortaya çıkışı ve taştan araçlar yapmasından başlayarak kalkolitiğin sonuna kadar geçen tarih öncesi dönem; Taş Çağı

  • taş dolgu

    Taş ile yapılmış dolgu

  • taş döşeme

    Geniş yüzeyli taşlarla yapılmış döşeme

  • taş düşürmek

    böbrekte oluşan kum ve taşları vücuttan atmak

  • taş fırın ekmeği

    İçi taş döşeli fırında pişmiş olan ekmek; taş ekmek

  • taş gibi

    çok sert, çok katı

  • taş iliği

    Taşların yapraklar durumunda ayrılmasını sağlayan ara katmanı

  • taş kafa

    Kafası sağlam, dayanıklı kimse

  • taş kesilmek

    çok şaşırıp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilememek, sesini çıkaramaz olmak

  • taş koymak

    engelleyecek biçimde davranmak

  • taş kömürü

    Jeolojik dönemler boyunca dönüşüme uğrayarak büyük bir kalori gücü kazanan, bitki fosillerinden oluşan doğal yakıt; maden kömürü

  • taş kırdırmak

    böbrek taşlarını çeşitli yollarla parçalara ayırarak vücuttan atmak

  • taş nanesi

    Yüksekliği 10-50 santimetre olan, tüylü ve çok yıllık bir bitki (Micromeria fruticosa)

  • taş ocağı

    Yapı işlerinde kullanılacak taşların çıkarıldığı yer

  • taş plak

    Bakalitten imal edilen gramofon plağı

  • taş pudra

    Süslenmek için kullanılan pudra ve krem karışımı katı madde

  • taş sürmek

    satranç, dama, domino vb. oyunlarda taşlardan birini oynatmak

  • taş tahta

    Kayağan taştan yapılmış hesap tahtası

  • taş taş üstünde bırakmamak

    baştan başa yıkıp yerle bir etmek

  • taş toprak

    Yüzeyi taş ve toprakla kaplı alan

  • taş yağar kıyamet koparken

    telaşlı ve tehlikeli zamanları anlatan bir söz

  • taş yerinde ağırdır

    herkesin, her şeyin kendi çevresinde önem taşıdığını anlatan bir söz

  • taş yuvarı

    Yer kabuğunu oluşturan ve yer yuvarlağının merkez çekirdeği çevresinde bulunan katı yuvar; taş küre, litosfer

  • taş yünü

    Volkanik kayaçlardan elde edilen minerallerin çok yüksek sıcaklıklarda eritilip elyaf hâline getirilmesiyle üretilen, uygulandığı yapılarda ısı ve ses yalıtımı sağlayan malzeme

  • taş çatlasa

    bütün olanakların kullanılmış olmasına karşın

  • taş çıkarmak (veya çıkartmak)

    biri ötekinden özellik, yetenek vb. bakımından üstün olmak

  • taşa tutmak

    üst üste taş atmak, aralıksız taşlamak

  • taşa çekmek

    bileği taşında kılağılamak

  • taşabilme

    Taşabilmek işi

  • taşabilmek

    Taşma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • taşak

    Üreme için gerekli spermleri üreten ve erkeklik hormonu salgılayan, sağ ve sol olmak üzere iki tane oval şekilli organ; er bezi, torba, yumurta, haya, husye, testis

  • taşaklı

    Taşağı olan

  • taşayazma

    Taşayazmak işi

  • taşayazmak

    Neredeyse taşmak

  • taşemen

    Taşemengillerden, suda yaşayan, çok ilkel yapılı omurgalı hayvan (Petromyzon)

  • taşemengiller

    Taşemenleri içine alan, yuvarlak ağızlı omurgalı hayvanlar familyası

  • taşeron

    Büyük bir işin bir bölümünü yaptırmayı, asıl müteahhitten alarak kendisi üstlenen diğer yüklenici

  • taşeronluk

    Taşeronun yaptığı iş

  • taşikardi

    Kalp atım sayısının dakikada 100 atımın üstüne çıkması

  • Taşkent

    Konya iline bağlı ilçelerden biri

  • Taşköprü

    Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri

  • taşkın

    Taşmış bir durumda olan

  • taşkın ıslahı

    Akarsu yatağının sel zararını önleyecek biçimde yeniden düzenlenmesi

  • taşkınca

    Biraz taşkın

  • taşkınlaşma

    Taşkınlaşmak işi

  • taşkınlaşmak

    Taşkın duruma gelmek

  • taşkınlık

    Taşkın olma durumu; tuğyan

  • taşkıran otu

    Taşkırangillerden, bazı türleri süs bitkisi olarak yetiştirilen, saplarının parçalanmasıyla üreyen bir bitki; taşkıran (Saxifraga)

  • taşkıran çiçeği

    Taşkırangillerden, 2500 metreden yukarı yerlerde sert kayaları yarıp yetişen bir çiçek (Leontopodium alpinum)

  • taşkırangiller

    Ayrı taç yapraklı iki çeneklilerden, örnek bitkisi taşkıran otu olan bir familya

  • taşlama

    Taşlamak işi

  • taşlamacı

    Taşlama işiyle uğraşan usta

  • taşlamacılık

    Taşlama ustasının yaptığı iş

  • taşlamak

    Taş atmak, taşa tutmak

  • taşlanma

    Taşlanmak işi

  • taşlanmak

    Taşlama işi yapılmak

  • taşlanmış ipek

    İpekten dokunmuş kumaşın birtakım kimyasal işlemlerden geçirilerek dayanıklı ve parlak duruma getirilmiş biçimi

  • taşlanmış kot

    Sert bir yüzeye sürtülerek yer yer rengi açılmış ve kullanılmış görünümü verilmiş kumaş

  • taşlar yerine oturmak

    her şey yerli yerinde olmak

  • taşlatma

    Taşlatmak işi

  • taşlatmak

    Taş attırmak, taşa tutturmak

  • taşlayabilme

    Taşlayabilmek işi

  • taşlayabilmek

    Taşlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • taşlaşma

    Taşlaşmak durumu

  • taşlaşmak

    Taş durumuna gelmek

  • taşlı

    İçinde taş olan, taş karışmış olan (tahıl, bakliyat vb.)

  • taşlık

    Taşı bol, taşlı (yer)

  • Taşlıçay

    Ağrı iline bağlı ilçelerden biri

  • taşma

    Taşmak işi

  • taşmak

    Sıvı maddeler, içinde bulundukları kaba sığmayacak kadar çoğalma ve kabarma yüzünden kenarları aşmak

  • Taşova

    Amasya iline bağlı ilçelerden biri

  • taşra

    Bir ülkenin başkenti veya en önemli şehirleri dışındaki yerlerin hepsi; dışarılık, dışarlık

  • taşralı

    Taşra halkından olan (kimse); dışarılı, dışarlıklı

  • taşralı kalmak

    bir kimse taşrada edindiği görgü, örf ve âdetleri büyükşehre gelince bırakmamak

  • taşralılık

    Taşralı olma durumu

  • taşsarımsağı

    Genç yaprakları soğan yerine kullanılan bir tür bitki (Allium scorodoprasum)

  • taşsı

    Taşı andıran, taşa benzeyen, taş gibi; taşımsı

  • taşsız

    Taşı olmayan

  • taşçı

    Taş yontan, satan veya taş ocağından taş çıkaran kimse

  • taşçı tarağı

    Mozaik sıvayı taramak için kullanılan dişli çelik kalem

  • taşçıl

    Taşı andıran, taş gibi

  • taşçılık

    Taşçı olma durumu

  • taşı gediğine koymak

    gerekli bir sözü tam zamanında ve yerinde söyleyerek karşısındaki kimseyi susturmak, zekice davranmak

  • taşı sıksa suyunu çıkarır

    "çok güçlü biridir, her zorluğun üstesinden gelir" anlamında kullanılan bir söz

  • taşı toprağı altın olmak

    arazisi çok değerli olmak

  • taşı ölçeyim

    kırık, ezik, yara vb. durumlar anlatılırken bir kimsenin vücudu üzerinde yer gösterildiğinde "benden uzak olsun" anlamında söylenen bir söz

  • taşıl bilimi

    Taşıllara dayanarak jeolojik devirlerde yeryüzünde yaşamış varlıkları, yerin geçmişini inceleyen bilim dalı; paleontoloji

  • taşıl bilimsel

    Taşıl bilimi ile ilgili; paleontolojik

  • taşım

    Yemeğin taşacak kadar kaynaması

  • taşıma

    Taşımak işi

  • taşıma sayısı

    Bir iyon tarafından taşınan akımın geçen toplam akım miktarına olan oranı

  • taşıma su ile değirmen dönmez

    "işi yapacak olanda yeteri kadar güç bulunmadıkça başkalarının küçük katkılarıyla sürekli ve büyük bir iş yürütülemez" anlamında kullanılan bir söz

  • taşımacı

    Başkalarının eşyasını istenilen yere taşımayı sağlayan kimse; nakliyeci, nakliyatçı

  • taşımacılık

    İnsan, mal vb.nin çeşitli araçlarla bir yerden bir yere taşınması işi; nakliyatçılık, nakliyecilik, nakliyat, transport

  • taşımak

    Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek; gezdirmek

  • taşımalı eğitim

    İlköğretim öğrencilerinin köy vb. yerleşim yerlerinden okulun bulunduğu daha büyük merkezlere araçlarla taşınması yoluyla yapılan eğitim

  • taşımalık

    Çeşitli eşyaları taşımak için uluslararası standartlara göre tahtadan veya metalden yapılmış büyük kasa; konteyner

  • taşımlık

    Taşma süresi, taşacak kadar

  • taşın altına elini koymak

    elini taşın altına koymak

  • taşınabilme

    Taşınabilmek işi

  • taşınabilmek

    Taşınma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • taşınma

    Taşınmak işi

  • taşınmak

    Taşıma işi yapılmak

  • taşınmamazlık

    bk. taşınmazlık

  • taşınmaz

    Taşınamayan

  • taşınmazlık

    Taşınmaz olma durumu; gayrimenkullük

  • taşıntı

    Sel ile taşınmış taş, toprak

  • taşınım

    Taşınma işi

  • taşınır

    Taşınabilen (eşya)

  • taşınır bellek

    Bilişim uygulamalarıyla üretilmiş olan yazı, fotoğraf, müzik vb. verilerin gerektiğinde kullanılmak üzere saklandığı araç

  • taşınır değer

    Senet, bono, tahvil, hisse senedi vb. belge

  • taşınır ev

    Geçici bir süre kullanılmak üzere değişik yerlere kurulan küçük konut; konteyner ev

  • taşınırlık

    Taşınır olma durumu

  • taşınış

    Taşınmak işi

  • taşırabilme

    Taşırabilmek işi

  • taşırabilmek

    Taşırma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • taşırma

    Taşırmak işi

  • taşırmak

    Taşmasına yol açmak

  • taşırıverme

    Taşırıvermek işi

  • taşırıvermek

    Aniden taşırmak

  • taşıt

    Otomobil, tren, gemi, uçak gibi taşıma araçlarının ortak adı; araç, nakil aracı, nakil vasıtası, vasıta

  • taşıtabilme

    Taşıtabilmek işi

  • taşıtabilmek

    Taşıtma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • taşıtma

    Taşıtmak işi

  • taşıtmak

    Taşıma işini yaptırmak

  • taşıtçı

    Taşıt yapan, satan veya onaran kimse

  • taşıtış

    Taşıtmak işi

  • taşıverme

    Taşıvermek işi

  • taşıvermek

    Ansızın veya çok kısa sürede taşmak

  • taşıyabilme

    Taşıyabilmek işi

  • taşıyabilmek

    Taşıma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • taşıyıcı

    Taşıma işini yapan kimse veya şey; yükçü

  • taşıyıcı anne

    Başka bir çiftin laboratuvar ortamında döllenmiş yumurtası rahmine yerleştirilip hamilelik dönemini geçiren, doğumdan sonra bebeği genetik aileye teslim eden kadın

  • taşıyıcı annelik

    Taşıyıcı anne olma durumu

  • taşıyıcılık

    Taşıyıcı olma durumu; yükçülük

  • taşıyıverme

    Taşıyıvermek işi

  • taşıyıvermek

    Çok çabuk veya kısa sürede taşımak

  • taşıyış

    Taşımak işi

  • Tb

    Terbiyum elementinin simgesi

  • Tc

    Teknetyum elementinin simgesi

  • Te

    Tellür elementinin simgesi

  • te

    Türk alfabesinin yirmi dördüncü harfinin adı, okunuşu

  • teakup

    Art arda gelme

  • teakup etmek

    birbiri ardınca gelmek

  • teamül

    Bir yerde öteden beri olagelen davranış

  • teamül hukuku

    Örf ve âdete dayanan hukuk

  • tearuz

    Çatışma, birbirine ters düşme

  • teati

    Karşılıklı alıp verme

  • teati etmek

    karşılıklı alıp vermek

  • tebahhur etmek

    buharlaşmak

  • tebaiyet

    Kanun, buyruk vb.ne uyma

  • tebarüz etmek

    belirmek

  • tebarüz ettirmek

    belirtmek

  • tebcil

    Saygı gösterip ağırlama

  • tebcil etmek

    yüceltmek, ululamak

  • tebdil etmek

    değiştirmek

  • tebdil gezmek

    tanınmamak için kılık değiştirerek gezmek

  • tebdili şaşmak

    ne yapacağını bilememek, telaşa kapılmak

  • tebdilimekânda ferahlık vardır

    sağlık veya görev değişikliği nedeniyle bir yerden başka bir yere giderek huzur sağlanacağını bildiren bir söz

  • tebeddül

    Bir durumdan başka bir duruma geçme

  • tebeddülat

    Değişiklikler, değişmeler

  • tebelleş

    İstenmediği hâlde, birinden veya bir yerden ayrılmayan, gitmeyen, musallat olan

  • tebelleş etmek

    birini veya bir şeyi birinin başına bela etmek

  • tebelleş olmak

    bir kimsenin veya şeyin başına dert olmak, musallat olmak

  • tebellür etmek

    billurlaşmak

  • tebellüğ

    Bildirimi alma

  • tebellüğ etmek

    bir bildirimi almak

  • teber

    Bazı dervişlerin taşıdıkları sapı uzun, keskisi ayça biçiminde, küçük ve hafif balta

  • teberli

    Teberi olan

  • teberru etmek

    bağışlamak

  • teberrük

    Uğur sayma

  • teberrüken

    Uğur sayarak, mutlu olsun diye

  • teberrüz ettirmek

    belirtmek

  • tebersiz

    Teberi olmayan

  • tebessüm etmek

    gülümsemek

  • tebessümlü

    Tebessüm eden, tebessümü olan

  • tebessümsüz

    Tebessüm etmeyen, tebessümü olmayan

  • tebeyyün

    Belli olma

  • tebeyyün etmek

    belli olmak, ortaya çıkmak

  • tebeşir

    Toz zerreciklerinden oluşan, çizdiği yerde iz bırakan, beyaz veya açık renkte kireçli kaya

  • tebeşirleme

    Tebeşirlemek işi

  • tebeşirlemek

    Tebeşir tozu ile kirletmek

  • tebeşirlenme

    Tebeşirlenmek işi

  • tebeşirlenmek

    Tebeşir tozu ile kirlenmek

  • tebeşirleşme

    Bir dokunun kalınlığında tebeşire benzer katı birikintilerin oluşması

  • tebeşirli

    Tebeşir ile yazılmış

  • tebeşirsiz

    Tebeşir ile yazılmamış

  • tebligatta bulunmak

    bildirim yayımlamak, bildirimden haberdar etmek, bildirim göndermek

  • tebliğ

    Haber verme

  • tebliğ etmek

    bildirmek

  • tebliğ olunmak

    bildirilmek

  • tebrik etmek

    kutlamak

  • tebrik kartı

    Bayram vb.ni kutlamak için gönderilen kart; tebrik

  • tebrik mesajı

    Herhangi bir olayı kutlamak için gönderilen mesaj

  • tebriye etmek

    aklamak

  • tebyiz

    Bir yazı ile ilgili taslağı temize çekme

  • tebyiz etmek

    temize çekmek

  • tebşir etmek

    sevinilecek bir haber vermek, müjdelemek, muştulamak

  • tecahül

    Bilmez gibi görünme, bilmezlikten gelme

  • tecahül etmek (veya göstermek)

    bilmez gibi görünmek, bilmezlenmek

  • tecahülüarifaneden gelmek

    bilmez gibi davranmak

  • tecanüs

    Bir bütünü oluşturan ögeler arasında uyum bulunması durumu

  • tecavüz

    Zor kullanarak ırzına geçme

  • tecavüz etmek

    başkasının hakkına el uzatmak

  • tecavüze uğramak

    tecavüzle karşı karşıya kalmak

  • tecavüzkâr

    Tecavüz eden

  • tecavüzkârlık, -ğı

    Tecavüzkâr olma durumu

  • tecdit

    Bir şeyi yenileme

  • tecelli

    Belirme, görünme, ortaya çıkma, zuhur etme, meydana çıkma

  • tecelli etmek

    belirmek, görünmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, meydana çıkmak

  • tecelligâh

    Tecelli yeri

  • tecennün

    Çıldırma, delirme, aklını oynatma

  • tecennün etmek

    çıldırmak, delirmek

  • tecerrüt

    Her şeyden uzaklaşma, sıyrılma, soyutlanma

  • tecerrüt etmek

    sıyrılmak, soyutlanmak

  • tecessüm etmek

    cisimlenmek

  • tecessüs

    Kendini ilgilendirmeyen şeyleri belli etmeden öğrenmeye çalışma

  • tecezzi

    Parçalara ayrılma, ayrılma, bölünme

  • tecezzi etmek

    bölünmek, parçalara ayrılmak

  • tecil etmek

    ertelemek

  • tecimsel

    Ticaret ile ilgili, ticarete ait

  • tecriden

    Tecrit ederek

  • tecrit

    Bir insanı dış dünyadan kopararak kendi hâline bırakma

  • tecrit etmek

    herkesten veya her şeyden ayırmak, bir kenara koymak

  • tecrit odası

    Bulaşıcı hastalık durumlarında hastanın tecrit edilerek tedavi edildiği özel oda

  • tecrübe etmek

    denemek, sınamak

  • tecrübe tahtasına dönmek

    üst üste başarısız denemelere konu olmak

  • tecrübe tahtasına çevirmek

    üst üste başarısız denemelere konu etmek

  • tecvit

    Kelimelerin söylenişinde, seslerin çıkaklarına, uzunluk ve kısalıklarına göre okunması

  • tecvitli

    Tecvidi olan, tecvidi ortaya koyan

  • tecviz

    Yapılmasını uygun bulma, izin verme

  • tecviz etmek

    uygun bulmak, izin vermek

  • tecziye etmek

    cezalandırmak

  • tedahül

    Birbirinin içine girme

  • tedahülde kalmak

    ödenmeden birikmek

  • tedarik

    Araştırıp bulma, sağlama, elde etme

  • tedarik etmek

    bulmak, sağlamak

  • tedarikleme

    Tedariklemek işi

  • tedariklemek

    Sağlamak, tedarik etmek

  • tedarikli

    Her şeyi önceden sağlamış olarak, hazırlıklı bir biçimde

  • tedariksiz

    Önceden gereken şeyleri sağlamadan, hazırlıksız bir biçimde

  • tedariksizlik

    Tedariksiz olma durumu

  • tedarikte bulunmak

    hazırlık yapmak

  • tedarikçi

    Gerekli malzemeyi sağlayan kimse

  • tedarikçilik

    Tedarikçinin yaptığı iş

  • tedavi

    Çeşitli yöntemlerle hastalığı iyileştirme; terapi

  • tedavi etmek

    iyileştirmek amacıyla sağlık uygulamalarından geçirmek, sağaltmak

  • tedavi görmek (veya olmak)

    iyileşmek amacıyla sağlık uygulamalarından geçmek

  • tedavici

    Tedavi eden kimse; sağaltıcı, terapist

  • tedavülde olmak

    para vb. geçerli olmak, sürümde bulunmak

  • tedavülden kalkmak

    para artık kullanılmamak

  • tedavüle sürmek

    tedavüle çıkarmak

  • tedavüle çıkarmak

    parayı piyasaya çıkarmak

  • tedbir

    Bir şeyin sonucu düşünülerek önceden yapılan hazırlık

  • tedbir almak

    önlem almak

  • tedbiren

    Önlem olarak, önlem amacıyla

  • tedbirli

    Önceden hazırlıklı davranan, önlemini zamanında alan; müdebbir

  • tedbirlilik

    Tedbirli olma durumu

  • tedbirsiz

    Önceden hazırlıklı davranmayan, önlemini zamanında almayan

  • tedbirsizce

    Tedbirsiz bir biçimde, tedbirsiz olarak

  • tedbirsizlik

    Tedbirsiz olma durumu

  • tedenni

    Gerileme, düşme

  • tedenni etmek

    gerilemek, düşmek

  • tedhiş

    Dehşet uyandırma, dehşete düşürme

  • tedhiş etmek

    dehşete düşürmek, korkutmak

  • tedhişli

    Terör dolu

  • tedhişsiz

    Terörü olmayan

  • tedhişçi

    Korkutucu şiddet hareketinde bulunan

  • tedip

    Uslandırma, yola getirme, terbiye etme

  • tedip etmek

    yola getirmek, uslandırmak, terbiye etmek

  • tedirgin

    Rahatı, huzuru kaçmış

  • tedirgin etmek

    rahatını, huzurunu kaçırmak

  • tedirgin olmak

    rahatı, huzuru kaçmak

  • tedirginleşme

    Tedirginleşmek durumu

  • tedirginleşmek

    Tedirgin olmak

  • tedirginlik

    Tedirgin olma durumu

  • tediye etmek

    ödemek

  • tedricî

    Derece derece, yavaş yavaş olan

  • tedricî olarak

    derece derece

  • tedvin etmek

    derlemek

  • tedvir

    Yönetme, çekip çevirme

  • tedvir etmek

    çevirmek, döndürmek

  • tedviren

    Devretmek üzere

  • tedviren görevlendirme

    Boş bir kadroya asıl olarak atanma şartlarını taşımayanların daha sonra devretmek üzere o kadroda görevlendirilmesi; tedviren atama

  • teeddüp etmek

    utanmak, sıkılmak

  • teehhül etmek

    evlenmek

  • teemmül

    Bir işi ayrıntılarıyla düşünme, düşünüp taşınma

  • teenni

    İlerisini düşünerek acelesiz iş görme, ağır davranma

  • teessüf ederim!

    yazıklar olsun!

  • teessüf etmek

    acımak, üzülmek, yazıklanmak

  • teessür

    Bir şeyden etkilenme

  • teessür etmek

    üzülmek, acımak

  • teessür göstermek

    üzüntüsünü açığa vurmak

  • teessürat

    Üzüntüler

  • teessüs

    Kurulma, ortaya çıkma

  • teessüs etmek

    kurulmak, ortaya çıkmak

  • teeyyüt etmek

    doğru çıkmak, gerçeklenmek

  • tef

    Zilli bir kasnağa geçirilmiş kursak zarından oluşan çalgı

  • tef çalsan oynayacak

    karmakarışık, yerli yerinde olmayan eşyalar için söylenen bir söz

  • tefahhus

    İnceden inceye araştırma

  • tefarik

    Genellikle kırmızı, beyaz ve mor kumaştan dikilen, gömlek ve şalvardan oluşan, kol ağızları, paça kenarları ile şalvarın yanları işlenmiş kadın giysisi

  • tefavüt etmek

    farklı duruma getirmek

  • tefe

    Dokuma tezgâhında tarağı tutan ağaç veya metal parça

  • tefe koymak

    biri hakkında alaylı dedikodu yapmak

  • tefe koyup çalmak

    tefe koymak

  • tefeci

    El altından yüksek faizle ödünç para veren kimse; faizci, murabahacı

  • tefecilik

    Tefecinin işi; faizcilik, murabaha, murabahacılık

  • tefekkür etmek

    düşünmek

  • tefekküre dalmak

    derin düşünmek, düşünceye dalmak

  • tefeli

    Sık dokunmuş (bez)

  • Tefenni

    Burdur iline bağlı ilçelerden biri

  • teferrüt

    Tek, yalnız olma, herkesten uzaklaşarak yalnız kalma

  • teferrüç

    İç açılması

  • tefessüh

    Organ, yiyecek vb.nin çürüyerek bozulması

  • tefessüh etmek

    organ, yiyecek vb. çürüyerek bozulmak

  • tefevvuk

    Üstünlük, üstün gelme

  • tefevvuk etmek

    üstün gelmek, bastırmak

  • tefeyyüz etmek

    yükselmek, ilerlemek

  • tefeül

    Fal açma, fala bakma

  • tefeül etmek

    fala bakmak, fal açmak

  • tefhim etmek

    anlatmak

  • tefrik etmek

    ayrımlamak

  • tefrika

    Gazete veya dergilerde çıkan, birbirini tamamlayan yazılardan oluşan dizi

  • tefrika etmek

    yazı dizisi, roman vb.ni gazete ve dergilerde bölümler hâlinde yayımlamak

  • tefrika roman

    Süreli yayınlarda her gün veya sayıda bir bölümü yayımlanan roman

  • tefrika çıkarmak

    birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık yaratmak

  • tefrit

    Herhangi bir konuda çok geride kalma, yeterli ölçüde olmama durumu, ifrat karşıtı

  • tefriş

    Döşeme işi

  • tefriş etmek

    döşemek

  • tefrişat

    Döşeme işleri

  • tefsir

    Kur'an'ın ayetlerini açıklayarak görüşler ileri sürme ve bunları yazma

  • tefsir etmek

    yorumlamak

  • teftiş etmek

    denetlemek

  • tefviz

    Bir taşınmaz malı bilinen değeri karşılığı bir kimseye verme

  • tegafül

    Anlamazlıktan gelme

  • tegafül etmek

    anlamazlıktan gelmek

  • teganni

    Şarkı söyleme

  • teganni etmek

    şarkı söylemek

  • tehacüm

    Üşüşme, bir yere toplaşma

  • tehalüf etmek

    birbirine aykırı olmak

  • tehalük

    Can atma, çok isteme

  • tehalük etmek

    can atmak, çok istemek

  • tehalük göstermek

    can atmak, çok istemek

  • tehcir

    Göç ettirme, göç etmesine sebep olma; sürme (I)

  • tehcir etmek

    bir yerden göç ettirmek, sürmek

  • tehdit

    Bir kimseyi, gelecek herhangi bir tehlike ile korkutma

  • tehdit etmek

    bir kimseyi, gelecek herhangi bir tehlike ile korkutmak

  • tehdit savurmak

    korkutmak, gözdağı vermek

  • tehditkâr

    Tehdit edici

  • tehditkârlık

    Tehditkâr olma durumu

  • tehditli

    Tehdidi bulunan

  • tehditsiz

    Tehdidi bulunmayan, tehditten uzak

  • tehevvür

    Çok kızma, çok öfkelenme

  • tehevvür etmek

    çok kızmak, öfkelenmek, köpürmek

  • tehir etmek

    ertelemek

  • tehiriicra

    Yürütmenin durdurulması

  • tehirli

    Geciktirilmiş

  • tehirsiz

    Gecikmesi olmadan, gecikmeden

  • tehlike

    Büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek durum; muhatara

  • tehlike atlatmak

    büyük zarar ve sıkıntılara yol açacak bir olayı savuşturmak

  • tehlike yaratmak

    tehlike oluşturmak

  • tehlike çanları çalmak

    kötü bir durumun ortaya çıkacağı belli olmaya başlamak

  • tehlikeli

    Tehlikesi olan; muhataralı

  • tehlikelilik

    Tehlikeli olma durumu

  • tehlikesiz

    Tehlikesi olmayan; emin, muhatarasız

  • tehlikesizlik

    Tehlikesiz olma durumu

  • tehlikeye atmak

    tehlikeye düşürmek, sıkıntı, üzüntü veya zarar oluşturacak bir duruma sokmak

  • tehlikeye atılmak

    zarar ve sıkıntılara yol açacak bir davranışta bulunmak

  • tehlikeye düşürmek

    sıkıntı, üzüntü veya zarar oluşturacak bir duruma sokmak

  • tehyiç etmek

    heyecanlandırmak

  • tehzil

    Alaya alma

  • tein

    Çayda bulunan ve kafein niteliğinde olan etkili madde

  • tek

    Eşi, benzeri olmayan; vahit, yegâne

  • tek adam

    Teklik özelliğini gösteren kimse

  • tek adamcı

    Tek adamcılık yanlısı

  • tek adamcılık

    Yönetimle ilgili sorumluluk ve yetkilerin bir kişide olması durumu

  • tek anlamlılık

    Kelimenin tek bir kavramı karşılaması durumu

  • tek başına

    Yanında başkaları olmadan, yalnız olarak; bir başına, kendi kendine, yalın kılıç, yalnız, yalnız başına, münferiden

  • tek başınalık

    Tek başına olma durumu; bir başınalık

  • tek bilek

    Hep birlikte

  • tek dalmak

    güreşte rakip güreşçinin tek bacağını kapmak

  • tek delikliler

    Kuşlar gibi yumurtlayarak üreyen, dışkılığı olan memeliler takımı

  • tek ders sınavı

    Mezuniyetleri için devam ve uygulama şartlarını yerine getirmiş ancak tek dersten başarısız olmuş öğrenciler için bir defaya mahsus olmak üzere kaldığı ders için final veya bütünleme sınav döneminin sonunda yapılan sınav; tek ders imtihanı

  • tek durmak

    uslu durmak, yaramazlık etmemek, sessiz kalmak

  • tek durmamak

    bir taraf öbür tarafa karşı bazı hareket ve çalışmalar içinde bulunmak

  • tek duvar mutfak

    Dolapları ve tezgâhı tek bir duvara bağlantılı olan mutfak

  • tek elden

    Bir kimsenin, bir yerin veya bir merkezin yönetiminde olarak

  • tek eşli

    Eşi bir tek olan; tek evli, monogam

  • tek eşlilik

    Kadının veya erkeğin karşı cinsten yalnız bir kişiyle evlenebilmesini onaylayan, birden çok kadınla veya erkekle evlenmeyi yasaklayan evlilik biçimi; tek evlilik, monogami

  • tek fazlı

    Bir fazı bulunan (elektrik sistemi)

  • tek geçmek

    sadece onunla ilgilenmek, sadece ona önem veya değer vermek

  • tek heceli dil

    Çince ve Tibetçe gibi kelimeleri tek heceden oluşan dil

  • tek kale oynamak

    futbolda rakibi kendi sahasına sıkıştırıp sürekli hücum etmek

  • tek kişilik

    Tek kişinin kullanabileceği, tek kişiye göre, tek kişi için olan

  • tek kürekle mehtaba çıkmak

    eksik hazırlıkla bir işe kalkışmak

  • tek liste

    Seçimde muhalefeti olmayan liste

  • tek parmaklılar

    Memeliler sınıfının otçul, geviş getirmeyen, beş parmaklı fil, üç parmaklı gergedan, tapir veya bir parmaklı toynaklıları içine alan alt takımı; tek tırnaklılar

  • tek partili

    Tek partiye dayanan (siyasi hayat)

  • tek partililik

    Tek partili olma durumu

  • tek pas

    Oyuncunun kendisine gelen topu bekletmeden en uygun durumda olan arkadaşına vererek karşı takımın oyun kurmasını engellediği pas

  • tek pas yapmak

    kendisine gelen topu bekletmeden en uygun durumda olan arkadaşına vererek karşı takımın oyun kurmasını engellemek

  • tek renkli

    Tek rengi olan

  • tek renklilik

    Tek renkli olma durumu

  • tek sayı

    1, 3, 5, 7, 9 gibi kesirsiz olarak 2'ye bölünemeyen sayılar

  • tek sesli

    Benzer seslerin kullanılmasıyla yapılan (müzik vb.)

  • tek seslilik

    Tek sesli olma durumu

  • tek seçici

    Herhangi bir seçimde tek yetkili olan kimse

  • tek seçicilik

    Tek seçici olma durumu

  • tek sıra olmak

    sıraya girmek, sıralanmak

  • tek tabanca

    Tek başına hareket eden kimse

  • tek tanrıcı

    Tek tanrıcılığa inanan; monoteist

  • tek tanrıcılık

    İnsanın, doğada ve toplumda, ilk veya değişmez sebebi araştırmasına yol açan tarihsel şartların etkisiyle her şeye gücü yeten bir tek tanrı düşüncesine varması; monoteizm

  • tek tanrılı

    İnandığı tek bir tanrı olan

  • tek taraflı

    Bir yanı, tarafı olan

  • tek taraflılık

    Tek taraflı olma durumu; tek yanlılık

  • tek tip

    Aynı biçim veya nitelikte

  • tek tipleşebilme

    Tek tipleşebilmek durumu

  • tek tipleşebilmek

    Tek tipleşme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tek tipleşme

    Tek tipleşmek durumu

  • tek tipleşmek

    Aynı biçim veya niteliğe gelmek

  • tek tipleştirilme

    Tek tipleştirilmek durumu

  • tek tipleştirilmek

    Aynı biçim veya niteliğe getirilmiş olmak

  • tek tipleştirme

    Tek tipleştirmek işi

  • tek tipleştirmek

    Aynı biçim veya niteliğe getirmek

  • tek tipçi

    Aynı biçim veya nitelikte olma yanlısı

  • tek tipçilik

    Tek tipçi olma durumu

  • tek tük

    Az, seyrek olan

  • tek tırnak işareti

    Çift tırnak işareti içinde verilen ifadelerin içerisinde özellikle belirtilmek istenen bir sözü veya ibareyi göstermek üzere kullanılan noktalama işaretinin adı, (‘...’)

  • tek vücut

    Hep birlikte

  • tek vücut olmak

    birlikte hareket etmek

  • tek yumurta ikizi

    Tek yumurtada döllenen ikizler

  • tek yön

    Araçlara gitmeleri için sadece bir istikamette izin verilen yol

  • tek yönlü

    Tek yönü olan

  • tek yönlü yol

    Üzerinde trafiğin yalnız bir yönde hareket edebildiği kara yolu

  • tek yönlülük

    Tek yönlü olma durumu

  • tek yürek

    Hep birlikte

  • tek çekirdekli

    Yalnız bir çekirdeği olan (hücre)

  • tek çekirdekliler

    Yalnız bir çekirdeği olan hücreliler

  • tek çenekli

    Tek çeneği olan

  • tek çenekliler

    Buğdaygiller, zambakgiller, palmiyeler, salepgiller, ananasgiller, muzgiller gibi bitkilerin önemli bir sınıfı

  • tek çeneklilik

    Tek çenekli olma durumu

  • tekabül

    Karşılık olma, karşılama, yerini tutma

  • tekabül etmek

    karşılamak

  • tekaüt

    Emekliye ayrılma

  • tekaüt olmak

    emekli olmak, emekliye ayrılmak

  • tekbenci

    Tekbencilik yanlısı olan

  • tekbencilik

    "Yalnız ben varım, benden başka her şey yalnızca benim tasarımımdır" diyen, öznel beni bilinç içerikleriyle birlikte tek gerçek, tek var olarak kabul eden görüş; solipsizm

  • tekbir

    Müslümanlıkta Tanrı'nın büyüklüğünü, yüceliğini anmak için söylenen ve "Allahuekber" sözü ile başlayan dua

  • tekbir getirmek

    Müslümanlıkta Tanrı'nın büyüklüğünü, yüceliğini anmak için söylenen ve "Allahuekber" sözü ile başlayan duayı okumak

  • tekdir etmek

    azarlamak

  • tekdüze

    Değişmeksizin, düzenli, aynı biçimde tekrarlanan, sürüp giden; tek örnek, muttarit, yeknesak, monoton

  • tekdüzeleşme

    Tekdüzeleşmek işi; monotonlaşma

  • tekdüzeleşmek

    Tekdüze bir duruma gelmek; monotonlaşmak

  • tekdüzeleştirme

    Tekdüzeleştirmek işi; monotonlaştırma

  • tekdüzeleştirmek

    Tekdüze bir duruma getirmek; monotonlaştırmak

  • tekdüzelik

    Tekdüze olma durumu; yeknesaklık, biteviyelik, monotonluk

  • teke

    Erkek keçi

  • teke dikeni

    Patlıcangiller familyasından yüksek çalı biçiminde dikenli bitki

  • teke tek

    Bire karşı bir; yeke yek

  • tekeden süt çıkarmak

    olamayacak şeyleri olur duruma getirmek

  • tekeffül

    Kefil olma

  • tekeffül etmek

    yükümlenmek

  • tekel

    Bir malın yapımının yalnızca bir kuruluşun elinde bulunduğu durum; inhisar, monopol

  • tekel bayisi

    Tekel ürünlerinin satıldığı iş yeri

  • tekel maddesi

    Tekel ürünleri arasında satışa sunulmuş madde

  • tekel ürünleri

    Devlet tarafından üretimi yapılan içki, sigara vb. maddeler

  • tekelci

    Tekel kuran ve bu tekeli kabul ettiren kimse; inhisarcı

  • tekelci anamalcılık

    Ana sermayenin merkezleşme eğiliminden doğan tekelleşme aşaması

  • tekelcilik

    Tekelci olma durumu; inhisarcılık

  • tekelinde olmak

    herhangi bir şey tekeli altında bulunmak, elinde tutmak, inhisarında olmak

  • tekeline (veya tekellerine) almak

    bir şeye tek başına sahip olmak, inhisarına almak, patentini almak

  • tekelleşme

    Tekelleşmek işi

  • tekelleşmek

    Tekel durumuna gelmek

  • tekelleştirme

    Tekelleştirmek işi

  • tekelleştirmek

    Tekel durumuna getirmek

  • tekellüf

    Zahmet veren bir iş görme, güçlüğe katlanma

  • tekellüm

    Söz söyleme

  • tekemmül etmek

    olgunlaşmak

  • teker

    Tekerlek biçimde olan

  • teker meker yuvarlanmak

    döne döne yuvarlanmak

  • teker teker

    Birer birer, ayrı ayrı olarak; teker tüker, tane tane

  • tekere çomak sokmak

    birinin yolunda giden işini aksatan, engelleyen davranışta bulunmak

  • tekerine (veya tekerinin önüne) taş koymak

    tekere çomak sokmak

  • tekerlek

    Merkezde bulunan, bir eksenin çevresinde dönebilen çember; teker

  • tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur

    "sonucu kötü çıktıktan sonra bir davranış üzerine akıl öğreten çok bulunur" anlamında kullanılan bir söz

  • tekerlek pabucu

    Arabaların, yokuş inerken hızlanmalarını önlemek amacıyla tekerlek altına sürülen ve arabaya zincirle bağlı bulunan demir parçası

  • tekerlekli

    Tekerleği olan; tekerli

  • tekerlekli kayak

    Tekerlekli kayakla asfalt üzerinde yapılan bir tür kayma sporu; asfalt kayağı

  • tekerlekli sandalye

    Sakatların bir yere gidebilmek için kullandıkları tekerlekleri olan oturma aracı; tekerlekli koltuk

  • tekerleksiz

    Tekerleği olmayan

  • tekerlekçi

    Araba tekerliği yapan kimse

  • tekerlekçilik

    Tekerlekçinin işi veya mesleği

  • tekerleme

    Çoğunlukla basmakalıp söz

  • tekerlenme

    Tekerlenmek işi

  • tekerlenmek

    Durumu bozulmak, kötüye gitmek

  • tekerrür etmek

    tekrarlanmak

  • tekesakalı

    Birleşikgillerden, kökleri sebze olarak kullanılan otsu bir bitki (Tragopogon porrifolius)

  • tekeseme

    Tekesemek işi

  • tekesemek

    Dişi keçi çiftleşmek için teke istemek

  • tekessür etmek

    çoğalmak

  • tekfin etmek

    kefenlemek

  • tekfir

    Kâfir sayma

  • tekfir etmek

    birini kâfir saymak

  • tekfur

    Bizans İmparatorluğu zamanında askerî ve idari hizmetlerde bulunan valilik düzeyindeki Anadolu ve Rumeli’deki Hristiyan beylerine verilen ad

  • tekfurluk

    Tekfur olma durumu

  • tekgövde

    Parçalara ayrılmayan, bütün olarak bulunan; monoblok

  • tekiden

    Tekit ederek, tekit yoluyla, üsteleyerek, yineleyerek

  • tekila

    Sert bir Meksika içkisi

  • tekilacı

    Tekila yapıp satan kimse

  • tekillik

    Tekil olma durumu

  • tekin

    Boş, içinde kimse bulunmayan

  • tekinsiz

    Tekin olmayan; uğursuz

  • tekir

    Barbunyaya (I) benzeyen bir balık (Mullus surmuletus)

  • Tekirdağ

    Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • Tekirdağlı

    Tekirdağ ilinden olan kimse

  • Tekirdağlılık

    Tekirdağlı olma durumu

  • tekit

    Bir şeyi kuvvetleştirme, sağlamlaştırma; pekitme

  • tekit etmek

    kuvvetleştirmek, sağlamlaştırmak, pekiştirmek, pekitmek

  • tekke

    Tarikattan olanların barındıkları, ibadet ve tören yaptıkları yer; dergâh

  • Tekkeköy

    Samsun iline bağlı ilçelerden biri

  • tekkeyi bekleyen çorbayı içer

    "bir şeyi elde etmek için bazı sıkıntılara katlanmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz

  • tekleme

    Teklemek işi

  • teklemek

    Sık fideleri seyrekleştirmek

  • tekleşme

    Tek duruma gelme

  • tekleşmek

    Tek özellik göstermek

  • tekli

    Tek yataklı otel odası

  • teklif

    Yapması için birinden bir iş isteme

  • teklif almak

    teklifte bulunulmak

  • teklif etmek

    teklifte bulunmak

  • teklif tekellüf

    Samimi olmama, resmî olma durumu, teklifli olma

  • teklifsiz

    Samimi, içli dışlı, sıkı fıkı

  • teklifsiz konuşma

    Senli benli, samimi, resmî olmadan konuşma ve davranma

  • teklifsizce

    Teklifsiz bir biçimde, içten olarak

  • teklifsizlik

    Teklifsiz olma durumu

  • teklik

    Tek, bir olma durumu

  • teklilik

    Tekli olma durumu

  • Tekman

    Erzurum iline bağlı ilçelerden biri

  • tekme

    Ayakla vuruş; tepik, tepme

  • tekme atmak (veya vurmak)

    ayakla bir yere sertçe vurmak

  • tekme tokat girişmek

    dayak atmak

  • tekme yemek

    birinin ayağından darbe almak

  • tekmeleme

    Tekmelemek işi

  • tekmelemek

    Tekme vurmak, tekme atmak; tepiklemek

  • tekmelenme

    Tekmelenmek işi

  • tekmelenmek

    Tekme vurulmak

  • tekmeletme

    Tekmeletmek işi

  • tekmeletmek

    Tekme attırmak, tekme vurdurmak

  • tekmelik

    Oyunlarda tekmelerden korunmak için diz kapağı ile bilek arasında kalan bacak bölümünün ön yüzüne takılan, plastik vb. sert maddeden yapılmış koruyucu

  • tekmil

    Bir şeyi tamamlama, bitirme

  • tekmil almak

    üst, birliğin o andaki durumunu bildiren sözlü bilgiyi asttan almak

  • tekmil haberi

    Askerlikte astın üste verdiği sözlü rapor; tekmil

  • tekmil olmak

    tamamlanmak

  • tekmil vermek

    ast, bir iş ve durum hakkında üste bilgi vermek

  • tekmilleme

    Tekmillemek işi

  • tekmillemek

    Tamamlamak, bütünlemek, bitirmek

  • tekne

    Türlü işlerde kullanılmak için çoğu ağaçtan veya taştan yapılan, uzun ve geniş kap

  • tekne kazıntısı

    Kişilerin yaşları ilerlediğinde doğan çocukları

  • tekneci

    Tekne, özellikle deniz teknesi yapan ve satan kimse

  • teknecilik

    Teknecinin işi

  • teknetyum

    Atom numarası 43, atom ağırlığı yaklaşık 98 olan, yapay olarak elde edilen radyoaktif element; mazuryum (simgesi Tc)

  • teknik

    Bir sanat, bir bilim, bir meslek dalında kullanılan yöntemlerin hepsi

  • teknik adam

    İlgili olduğu spor dalında teknik açıdan uzmanlığı bulunan kişi

  • teknik direktör

    Spor takımının oyuncularını kurduğu düzene göre oynatan, oyuncularla spor kulübü arasında ilişkileri düzenleyen kişi

  • teknik direktörlük

    Teknik direktör olma durumu

  • teknik eğitim

    Mekanik alandaki uğraşlara, sanayi ile ilgili işlere veya uygulamalı bilim alanlarına ilişkin eğitim

  • teknik lise

    Teknik alanlarda eğitim vererek öğrenciyi yükseköğretim kurumlarına hazırlayan ortaöğretim kurumu

  • teknik okul

    Öğrencileri teknik alanlarda yetiştiren okul

  • teknik öğretim

    Bir tekniğin veya teknik yöntem ve becerilerin kazandırılmasına ağırlık veren öğretim

  • teknik üniversite

    Ağırlıklı olarak teknikle ilgili öğretimin yapıldığı yükseköğretim kurumu

  • teknik şartname

    İhalenin teknik özelliklerini içeren şartname

  • teknikçi

    Bir işin bilim yönünden çok, uygulama ve pratik yönü ile uğraşan kimse; teknik adam, teknisyen, tekniker

  • teknikçilik

    Teknikçi olma durumu

  • teknokent

    Bilişim alanında belirli bir üniversitenin veya enstitünün olanaklarından yararlanarak teknoloji veya yazılım üreten, geliştiren şirketlerden oluşan alan; teknopark

  • teknokrasi

    Sanayi, ekonomi ve devlet yönetiminin politikacılar değil, uzmanlar, teknisyenler ve uygulayımcılar tarafından yönetilmesine dayanan sistem

  • teknokrat

    Teknokrasiden yana olan

  • teknokratçılık

    Teknokrat yanlısı olma durumu

  • teknolog

    Teknoloji üzerinde çalışan kimse

  • teknoloji

    Bir sanayi dalı ile ilgili yapım yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri, bunların kullanım biçimlerini kapsayan uygulama bilgisi; uygulayım bilimi

  • teknolojik

    Teknoloji ile ilgili

  • tekrar

    Aynı olayın, işin, hareketin yeniden ortaya çıkışı, tekrarlanması

  • tekrar etmek

    yeni baştan söylemek veya yapmak

  • tekrar tekrar

    Durmadan tekrarlayarak; yana yana

  • tekraren

    Tekrar tekrar, tekrarlanarak

  • tekrarlama

    Tekrarlamak işi; yineleme

  • tekrarlamak

    Bir işi bir kez daha yapmak; yinelemek, tazelemek, tekrar etmek

  • tekrarlanabilme

    Tekrarlanabilmek işi; yinelenebilme

  • tekrarlanabilmek

    Tekrarlanma ihtimali veya imkânı bulunmak; yinelenebilmek

  • tekrarlanma

    Tekrarlanmak durumu; yinelenme, tekerrür

  • tekrarlanmak

    Tekrar edilmek; yinelenmek

  • tekrarlanış

    Tekrarlanmak işi; yineleniş

  • tekrarlatabilme

    Tekrarlatabilmek işi; yineletebilme

  • tekrarlatabilmek

    Tekrarlatma ihtimali veya imkânı bulunmak; yineletebilmek

  • tekrarlatma

    Tekrarlatmak işi; yineletme

  • tekrarlatmak

    Tekrar ettirmek, yeni baştan yaptırmak; yineletmek

  • tekrarlayabilme

    Tekrarlayabilmek işi; yineleyebilme

  • tekrarlayabilmek

    Tekrarlama ihtimali veya imkânı bulunmak; yineleyebilmek

  • tekrarlayış

    Tekrarlamak işi; yineleyiş

  • tekrarlı

    Üst üste veya tekrar tekrar yapılan, tekrar edilen; yinelemeli, mükerrer

  • tekrarlı bağlaç

    Hem ... hem, ne ... ne, gerek ... gerek gibi en az iki kelimeden oluşan ve seçenekli durumlarda kullanılan bağlaç türü

  • tekrarsız

    Tekrarı olmayan; yinelemesiz

  • tekrir

    Tekrar etme, yeniden söyleme

  • tekrir etmek

    tekrarlamak

  • teksif etmek

    yoğunlaştırmak

  • teksir etmek

    yazıyı çoğaltmak

  • teksir kâğıdı

    Çoğaltma makinesinde kullanılan baskı kâğıdı

  • teksir makinesi

    Özel bir kâğıt üzerine yazılmış yazıyı çoğaltmaya yarayan makine; çoğaltma makinesi, müstensih

  • tekstilci

    Tekstil işiyle uğraşan kimse

  • tekstilcilik

    Tekstilci olma durumu

  • tektaş

    Sadece bir pırlantası veya elması olan (yüzük, küpe)

  • tektonik

    Parçalanıp dağılmış yer katmanlarının birbirleri ile olan ilgilerini araştıran yer bilimi kolu

  • tekvando

    El ve kol vuruşlarından çok, ayak ve tekme tekniklerine önem veren, Uzak Doğu'ya özgü dövüş sanatı

  • tekvin

    Oluşturma, var etme

  • tekvin etmek

    yaratmak

  • tekzip etmek

    yalanlamak, doğru olmadığını açıklamak

  • tekâlif

    Teklifler

  • tekâmül etmek

    olgunlaşmak

  • tekâpu

    Dalkavukluk etme, birinin her dediğini, her yaptığını onaylama

  • tekâsüf etmek

    toplanmak

  • tekçi

    Tekçilik taraflısı olan, tekçilikle ilgisi olan; birci, monist

  • tekçilik

    Gerçekliğin temeli olarak yalnızca tek bir ilkeyi benimseyen dünya görüşü; bircilik, monizm, çokçuluk karşıtı

  • tel

    Türlü metallerden yapılmış, kopmaya karşı bir direnç gösteren ince uzun nesne

  • tel cambazı

    Tel üzerinde yürüyen, çeşitli akrobatik hareketler yapan cambaz

  • tel dikiş

    Telle yapılan dikiş

  • tel dokuma

    Telle örülmüş dokuma

  • tel dolap

    Yanları ve kapağı ince delikli telden yapılmış dolap

  • tel fırça

    Tel ile yapılmış sert fırça

  • tel halat

    Telden yapılan kalın halat

  • tel kadayıf

    Özel kalıplardan ince tel biçiminde dökülerek sıcak sac üzerinde kurutulan hamur

  • tel kafes

    Tellerle örülmüş kafes

  • tel kurdu

    Ekin ve sebze köklerini kemirerek büyük zararlara yol açması sebebiyle tarım için çok zararlı tarla böceği kurtçuklarına verilen ad

  • tel küf

    Vücutta hemen bütün dokularda yerleşebilen asalak bir tür mantar (Sporotrichum schnecki)

  • tel küflüce

    Tel küften ileri gelen ilkel mantar hastalığı

  • tel peynir

    Tel tel görünümlü, tellerin kitle içerisinde birbirinden bağımsız hâlde bulunduğu bir tür peynir

  • tel takınmak

    teller takmak

  • tel tel

    Tel biçiminde olan

  • tel tel dökülmek

    dağılıp gitmek

  • tel zımba

    Kâğıtları birbirine tutturmaya yarayan teli basan araç; zımba

  • tel çekmek

    telle çevirmek, tel germek

  • tel çivi

    Telden yapılan çivi

  • tel örgü

    Dikenli tellerden yapılmış engel

  • tel şehriye

    Açılan hamurun ince tel biçiminde kesilip kurutulmasıyla elde edilen ve genellikle çorbası yapılan bir yiyecek türü

  • tela

    Kumaşla astar arasına konularak giysinin dik durmasını sağlayan kolalı bez

  • telaffuz

    Kelimenin ses, hece, ton ve vurgu bakımından söylenişi; sesletim, söyleyiş, artikülasyon

  • telaffuz cihazı

    Bir dildeki söz varlıklarının doğru ve düzgün telaffuzunu gösteren alet

  • telaffuz etmek

    söylemek

  • telaffuz organları

    Seslerin söz durumuna gelmesini sağlayan organlar

  • telafi

    Kötü bir etkiyi veya sonucu başka bir etki ile yok etme, karşılama

  • telafi etmek

    ziyan olan veya elden çıkan bir şeyin yerini doldurmak, karşılamak

  • telaki etmek

    buluşmak

  • telakki

    Kabul etme

  • telakki etmek

    saymak, öyle kabul etmek, öyle anlamak

  • telakki olunmak

    sayılmak, öyle kabul edilmek

  • telalama

    Telalamak işi

  • telalamak

    İki kumaş parçası arasına tela koymak

  • telatin

    Bir tür sağlam, yumuşak dana veya öküz derisi

  • telaş

    Herhangi bir sebeple acelecilik; telaşe

  • telaş almak

    herhangi bir sebeple heyecanlanmak, endişelenmek, acele etmek

  • telaş etmek

    sıkıntı duyarak acele etmek, endişelenmek, telaşlanmak

  • telaş göstermek

    telaşını belli etmek

  • telaşa düşmek

    telaşlanmak

  • telaşa gelmek

    bir iş telaş sırasında yapılmak

  • telaşa vermek

    davranış ve hareketleriyle çevresindekileri heyecana, aceleye, sıkıntıya sokmak

  • telaşe memuru

    Çabucak telaşa kapılan, aceleci kimse

  • telaşe müdürlüğü

    Telaşe müdürü olma durumu

  • telaşe müdürü

    Çok telaşlı veya çevresini telaşa veren kimse; telaşe nazırı

  • telaşlandırma

    Telaşlandırmak işi

  • telaşlandırmak

    Telaşlanmasına sebep olmak

  • telaşlanma

    Telaşlanmak işi

  • telaşlanmak

    Sıkıntı duyarak acele etmek, endişelenmek; tutuşmak, telaş etmek

  • telaşlanış

    Telaşlanmak işi

  • telaşlı

    Telaş eden, telaşa düşen; pürtelaş

  • telaşlılık

    Telaşlı olma durumu

  • telaşsız

    Soğukkanlılıkla, şaşırmadan, telaş etmeden

  • telaşsızlık

    Telaşsız olma durumu

  • telaşına dalmak

    herhangi bir şeyle ilgili olarak heyecan içinde, aceleyle, sıkıntıyla davranmak

  • telcik

    Çok ince tel; lifçik

  • telef

    Hayvanı yok etme, öldürme

  • telef etmek

    hayvanı öldürmek

  • telef olmak

    hayvan, ölmek

  • telefat

    Hastalık, afet vb. sebeplerle hayvanların toplu ölümü

  • teleferik

    Birbirinden uzak iki yüksek yer arasında, havada gerilmiş bir veya birkaç çelik halat üzerinde kayarak hareket eden asılı taşıt

  • telefon

    Konuşmaları ileten ve yansıtan düzenek

  • telefon diplomasisi

    Devletler arası ilişkilerde telefon aracılığıyla kurulan görüşme yolu

  • telefon direği

    Telefon tellerinin aktarımı için dikilen ağaç veya metal direk

  • telefon etmek (veya açmak)

    birini telefonla aramak ve bir şey söylemek

  • telefon hattı

    Telefon tesisini ve iletişimini sağlayan tel örgü ağı

  • telefon ihbarlı

    Kargonun, alıcıya telefon ile duyurulması ve alıcının kargosunu şubeden teslim alması biçiminde gerçekleşen (kargo hizmeti)

  • telefon kartı

    Telefon edebilmek için kullanılan, manyetik gücü ile telefon makinesini çalıştıran kart

  • telefon kulübesi

    Şehir veya mahallelerin belli yerlerinde telefon edilebilecek özel yer; telefon kabini

  • telefon operatörlüğü

    İletişim alanında abonelik hizmetleri yürütme, telefon görüşmelerinin yapılmasına aracılık etme, müşterilere hizmet verme işi

  • telefon operatörü

    Telefon operatörlüğü yapan kimse

  • telefon rehberi

    Belirli il, ilçe veya kurumdaki telefon numaralarının sahiplerini alfabetik sıraya göre gösteren kitap

  • telefon santrali

    Aynı merkeze bağlı ve iletişim akışı için giriş ve çıkışın otomatik olarak yapılmasını sağlayan sistem

  • telefon sapığı

    Telefonla sürekli tacizde bulunan kimse

  • telefoncu

    Telefon düzeni kuran veya telefon onaran kimse

  • telefonculuk

    Telefoncunun yaptığı iş

  • telefonlaşma

    Telefonlaşmak işi

  • telefonlaşmak

    Birbiriyle telefonda konuşmak

  • telefonlu

    Telefonu olan

  • telefonometre

    Telefon konuşmalarının süresini ve sayısını gösteren sayaç

  • telefonsuz

    Telefonu olmayan

  • telefonsuzluk

    Telefonsuz olma durumu

  • telefotografi

    Fotoğraf, resim, yazı vb. durağan görüntülerin elektrik akımıyla uzaklara iletilmesi yolu

  • telejenik

    Televizyon, bilgisayar vb. görüntülü yayın araçlarında olduğundan daha etkileyici ve güzel görünen (kimse)

  • telek

    Kuşların gövde, kanat ve kuyruğunda bulunan, çeşitli renklerde kalın eksenli, büyük tüy; yelek

  • telekart

    Telefon etmek için kullanılan kart

  • teleke

    Uzun ve sert kanat telekleri

  • telekli

    Teleği olan

  • telekomünikasyon

    Haber, yazı, resim, sembol veya her çeşit bilginin tel, radyo, optik vb. elektromanyetik sistemlerle iletilmesi, bunların yayımı veya alınması; uz iletişim

  • telekonferans

    Ses ve görüntünün uzağa iletilmesi yoluyla katılanların bir arada olmamalarına karşın birbirleriyle konuşup görüşebildikleri elektronik konferans türü

  • teleks

    Telsiz ve telem araçlarına uzaktan haber yazdırma düzeni

  • teleksçi

    Teleks görevlisi

  • teleksçilik

    Teleksçinin işi veya mesleği

  • telekız

    Telefon ile iletişim kurarak fuhuş yapan kadın

  • telem

    Bir metnin doğrudan doğruya gönderilmesini ve alıcı olarak basımevi harfleriyle yazılmasını sağlayan araç

  • teleme

    Sütten doğal yollarla ve bazı bitki özlerini kullanarak bir çeşit peynir elde etme

  • teleme peyniri

    Tuzsuz ve yumuşak bir peynir türü; teleme

  • teleme peyniri gibi

    tombul ve beyaz tenli (kadın)

  • teleme yapmak

    teleme işlemini gerçekleştirmek

  • telemetre

    İki nokta arasındaki uzaklığı ölçmeye yarayan gereç

  • telemetri

    Ölçü değerlerinin veya verilerin haberleşme araçları yardımıyla uzak mesafelere otomatik olarak aktarılması

  • teleobjektif

    Uzaktaki cisimlerin çok yakın görüntülerinin elde edilmesini sağlayan, çok uzun odaklı mercek türü

  • telepati

    Birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama; uza duyum

  • telepatik

    Telepati ile ilgili

  • teleradar

    Televizyon aracılığıyla radar görüntüsü alma işi

  • teles

    Yıpranmış, hırpalanmış bir biçimde telleri, lifleri meydana çıkmış

  • telesekreter

    Telefon cihazının içinde yer alan, arayanların mesajlarını kaydeden araç

  • telesime

    Telesimek durumu

  • telesimek

    Yorulmak, güçsüz kalmak, yorgunluktan bayılacak duruma gelmek

  • telesinema

    Bir sinema filmini televizyonda göstermeye yarayan cihaz

  • telesiyej

    Kayakçıları veya turistleri sürekli hareket hâlindeki bir kabloya asılı oturma yerlerinde taşıyan bir teleferik türü

  • teleskobik

    Teleskop aracılığıyla yapılan

  • teleskop

    Sonsuzdaki bir nesnenin gerçek görüntüsünü, içbükey bir aynadan yapılmış merceğinin odak düzleminde veren ve gök bilimiyle ilgili gözlemlerde kullanılan optik aygıt; gözlemci, ırakgörür

  • teletıp

    Hastanın yaşamsal verilerinin mobil cihazlar kullanılarak sağlık kuruluşuna gönderilmesiyle gerçek zamanlı tanı, tedavi, takip ve değerlendirme yapılabilmesini sağlayan sağlık hizmeti

  • televizyon

    Vericiden iletilen dalgaların görüntü ve ses olarak görünmesini ve duyulmasını sağlayan aygıt; televizyon alıcısı, beyaz cam, buzlu cam, camekânlı kutu

  • televizyon bandrolü

    Televizyon alıcısı ile birlikte verilen ve alıcının vergisinin ödenmiş olduğunu gösteren belge

  • televizyon filmi

    Televizyonda gösterilmek için hazırlanmış film

  • televizyon oyunu

    Televizyonda gösterilmek için hazırlanmış oyun

  • televizyon programı

    Televizyonda sunulan, haber, müzik, eğlence gibi kendi başına bir bütün oluşturan yayınlardan her biri

  • televizyon verici istasyonu

    Televizyon yayını yapmak üzere donatılmış her türlü hareketli veya sabit tesis

  • televizyon yayını

    Televizyon verici istasyonlarının aracılığıyla alıcılara ulaştırılan yayın düzeni

  • televizyoncu

    Televizyon satan kimse

  • televizyonculuk

    Televizyon yapma, onarma veya satma işi

  • Teleüt

    Rusya Federasyonu içerisinde Batı Sibirya bölgesinde yaşayan bir Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse

  • Teleüt Türkçesi

    Teleüt Türklerinin kullandığı konuşma ve yazı dili; Teleütçe

  • telfin

    Lakerda yapılmak için kesilmiş torik balığı parçası; takoz

  • telgraf

    İki merkez arasında, kararlaştırılmış işaretlerin yardımıyla yazılı haberlerin veya belgelerin iletimini sağlayan bir telekomünikasyon düzeni; tel (II)

  • telgraf direği

    Telgraf hattını aktarmada kullanılan ağaç veya metal direk

  • telgraf hattı

    Telgraf iletişimini sağlayan tel örgü ağı

  • telgraf teli

    Telgraf iletişimini sağlayan tel

  • telgraf çekmek

    telgrafla haber göndermek, tellemek

  • telgraf çiçeği

    Bir çeneklilerden, boğumlu sarkık dallı, yaprakları etli, uçları sivri, bazı türlerinde yaprakların alt ve üst yüzü mor ve gümüşi yollu, beyaz, mavi veya pembe çiçekli bir süs bitkisi (Tradescantia)

  • telgraf üslubu

    Kısa ve özlü anlatım

  • telgrafhane

    Telgraf aracılığıyla haberleşmeyi sağlayan resmî kuruluş

  • telgrafname

    Telgraf metni

  • telgrafçı

    Telgraf gönderen görevli; muhabere memuru

  • telgrafçılık

    Telgrafçı olma durumu

  • telhis

    Sadrazamın bir sorunu kendi düşünceleriyle birlikte özet olarak yazıp padişaha sunduğu kâğıt

  • telhis etmek

    özetlemek

  • telhisçi

    Padişaha sunulacak işlerin özetini çıkarmakla görevli kimse

  • telhisçilik

    Telhisçinin yaptığı iş

  • teli kırmak

    bağlı bulunduğu kuruluşlarla ilişkisini kesmek

  • telif

    Kitap yazma

  • telif etmek

    uzlaştırmak

  • telif hakkı

    Bir fikir veya sanat eserini yaratan kişinin, bu eserden doğan haklarının hepsi; telif, yazar hakkı, röyalti

  • telin etmek

    lanetlemek

  • telin mitingi

    Herhangi bir siyasi veya sosyal olayı lanetlemek için gerçekleştirilen protestolu gösteri

  • telis

    Bitkisel tellerden yapılmış, kaba örgülü büyük çuval

  • telkin

    Bir duyguyu, bir düşünceyi aşılama

  • telkin etmek

    aşılamak

  • telkâri

    Tel durumundaki gümüşü, altını örerek veya bir şey üzerine kakarak yapılan iş

  • tellak

    Hamamda hizmet eden ve erkek müşterileri yıkayan erkek

  • tellaklık

    Tellağın yaptığı iş

  • tellal

    Herhangi bir şeyi, olayı veya bir şeyin satılacağını halka duyurmak için çarşıda, pazarda yüksek sesle bağıran kimse; çağırtmaç

  • tellal çağırtmak (veya bağırtmak)

    bir haber, bir istek vb.ni tellal aracılığıyla duyurmak

  • tellaliye resmi

    Yerel yönetimlerde duyuru işi için alınan ve yönetmeliklerle belirlenmiş vergi

  • tellallık

    Tellalın yaptığı iş

  • telleme

    Tellemek işi

  • tellemek

    Tel geçirmek, tel takmak

  • tellendirebilme

    Tellendirebilmek işi

  • tellendirebilmek

    Tellendirme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tellendirme

    Tellendirmek işi

  • tellendirmek

    Sigara, nargile, çubuk vb.ni keyifle tüttürerek içmek

  • tellenme

    Tellenmek işi

  • tellenmek

    Tel takınmak

  • teller takmak

    sevincini aşırı davranışlarla gösterenler için kullanılan bir söz

  • telletme

    Telletmek işi

  • telletmek

    Telleme işini yaptırmak

  • telleyip pullamak

    birçok süsle süslemek

  • telli

    Teli olan

  • telli balıkçıl

    Başında ok biçiminde bir tel demeti bulunan balıkçıl; okar

  • telli duvaklı

    Duvakla ve telle süslenmiş olan (gelin)

  • telli pullu

    Zevksiz bir biçimde süslenmiş (şey veya kimse)

  • telli sazlar

    Tellerine vurulduğunda veya tellere yay sürtüldüğünde oluşan titreşimler sayesinde ses çıkaran çalgılar; telli çalgılar

  • telli turna

    Turnagillerden, su kıyılarında yaşayan, uzunluğu 85 santimetre olan, vücudu gümüşi, başı ve boynu kara, büyük bir kuş (Anthropoides virgo)

  • tellice

    Tek kadın tarafından oynanan bir oyun türü

  • tellür

    Atom numarası 52, atom ağırlığı 127,60, yoğunluğu 6,24 olan, 450 °C'de eriyen, mavimtırak beyaz renkte bir element (simgesi Te)

  • telmih

    Anlatılmak istenen şeyi söz arasında imalı olarak belli etme, açıkça söylememe

  • telmih etmek

    üstü kapalı, imalı bir biçimde anlatmak

  • telmihen

    Telmih yoluyla, ima ederek

  • telsel

    Tel gibi olan

  • telsi

    Çok ince telciklerden oluşan

  • telsiz

    Teli olmayan

  • telsiz bağlantısı

    İki telsiz arasında kurulan haberleşme bağlantısı

  • telsiz telefon

    Elektromanyetik dalgalar yardımıyla çalışan telefon; radyotelefon

  • telsiz telgraf

    Elektromanyetik dalgalar yardımıyla çalışan telgraf düzeni; radyotelgraf

  • telsizci

    Genellikle gemilerde, uçaklarda karayla gemi, yerle uçak arasında ve daha başka gemi ve uçaklarla telsiz bağlantısı kurmakla görevli kimse

  • telsizcilik

    Telsizcinin görevi

  • teltik

    Hata, kusur içerme

  • teltikli

    Hatalı, kusurlu olan

  • teltiksiz

    Hatasız, kusursuz olan

  • telve

    Fincanın dibine çöken kahve tortusu

  • telvis

    Pislik bulaştırma

  • telvis etmek

    pislik bulaştırmak

  • telyazısı

    Telgrafla gönderilen yazı

  • tema

    Asıl konu, temel motif; ana konu

  • temadi

    Bir şey sürüp gitme, uzama

  • temadi etmek

    sürmek, uzamak, sürüp gitmek

  • temaruz etmek

    sayrımsamak

  • temas

    Buluşup görüşme, ilişki kurma; münasebet

  • temas etmek

    dokunmak

  • temas kurmak

    ilişkiye geçmek, bağlantı sağlamak

  • temas takibi

    Hastalık kaynağının ve etkenin belirlenmesine yönelik çalışma yapılması; filyasyon

  • temasa gelmek

    buluşup görüşmek

  • temasa geçmek

    arada bir bağlantı kurmak, görüşme yapmak

  • temaslı

    Teması olan

  • temaslılık

    Temaslı olma durumu

  • temassız

    Teması olmayan

  • temassız alışveriş

    Temassızlık özelliği bulunan banka kartıyla yapılan alışveriş

  • temassız kart

    Temassızlık özelliği bulunan banka kartı

  • temassız ödeme

    Belli bir işletim sistemi ve uygulama çerçevesinde, temassızlık özelliğine sahip bir banka kartı ve pos makinesi aracılığıyla yapılan ödeme

  • temassızlık

    Temassız olma durumu

  • temasta bulunmak

    temas etmek

  • tematik

    Bir tema etrafında oluşan

  • temayül

    Bir kimseye veya bir şeye ilgi duyma

  • temayüz

    Başkalarına göre üstün duruma gelme, sivrilme, seçkinleşme

  • temayüz etmek

    sivrilmek, seçkinleşmek

  • temaşa

    Hoşlanarak bakma, seyretme

  • temaşa etmek

    seyretmek, bakmak

  • temaşa sanatı

    Oyun, temsil, piyes, tiyatro, sahne sanatları

  • tembel

    İş görmeyi, çalışmayı sevmeyen, çaba göstermekten, sıkıntıdan kaçan (kimse); ağırcanlı, haymana

  • tembel teneke

    Çalışmakta isteksiz davranan, çok tembel kimse

  • tembelce

    Tembel bir biçimde; tembelcesine

  • tembele iş buyur, sana akıl öğretsin

    kendisinden bir konuda yardımcı olması istendiğinde yardım edeceği yerde çözüm yolları gösteren kimseler için kullanılan bir söz

  • tembelhane

    İçinde bulunanların çalışmaya karşı isteksiz davrandıkları yer

  • tembelleşme

    Tembelleşmek işi

  • tembelleşmek

    Tembel duruma gelmek

  • tembelleştirme

    Tembelleştirmek işi

  • tembelleştirmek

    Tembel olmasına sebep olmak

  • tembellik

    Tembel olma durumu; lapacılık, atalet, kesel

  • tembellik etmek

    tembelce davranmak

  • tembelliği tutmak

    tembelleşmek

  • tembih

    Bir şeyin belli biçimde ve yolda yapılmasını söyleme, bunu üsteleyerek hatırlatma

  • tembih etmek

    bir şeyin belli biçimde ve yolla yapılmasını istemek, söylemek

  • tembihat

    Tembihler, uyarılar

  • tembihatta bulunmak

    uyarmak

  • tembihleme

    Tembihlemek işi

  • tembihlemek

    Hatırlatmak, tembih etmek

  • tembihlenme

    Tembihlenmek işi

  • tembihlenmek

    Tembihleme işi yapılmak, tembih edilmek

  • tembihli

    Hatırlatılmış, tembih edilmiş

  • tembihsiz

    Hatırlatılmamış, tembih edilmemiş

  • tembul

    Hindistan'da yetişen, tırmanıcı bir tür biber ağacı (Piper betle)

  • temcit

    Recep, şaban ve ramazan ayları süresince, sabah ezanından sonra minarelerden okunan ve Allah'ın yüceliğini belirten dua

  • temcit pilavı

    İftardan kalan ve sahurda ısıtılan pilav

  • temcit pilavı gibi (ısıtıp ısıtıp öne sürmek)

    bir şeyi birçok kez tekrarlamak

  • temdit etmek

    uzatmak, sürdürmek

  • temeddüh etmek

    övünmek

  • temek

    Ahırdaki gübreyi dışarı atmak için kullanılan kapaklı veya kapaksız delik; pencere

  • temel

    Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü

  • temel atmak

    bir yapının temellerini yapmaya başlamak

  • temel bilimler

    Değişik bilim alanlarının fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi temel bilgilerini içeren bilim dalları

  • temel cümle

    Birleşik veya girişik cümlelerde, yan cümle, ara cümle ve iç cümlelerin bağlı olduğu asıl yargıyı belirten cümle; temel tümce

  • temel direk

    Bir şeyin dayandığı, güç aldığı en önemli öge, nesne veya kişi

  • temel direği

    Binalarda yerin altında bulunan büyük, kalın direk

  • temel duruş

    Bir jimnastik alıştırmasına başlamak için vücudun dayanak yüzeyine göre aldığı, değişen ilk durum

  • temel duvarı

    Temeli oluşturan duvarlar

  • temel eğitim

    İlköğretimi kapsayan eğitim sistemi

  • temel haklar

    Kişiye bağlı dokunulmaz, devredilmez hak ve özgürlükler

  • temel harf

    Kanunla kabul edilmiş yeni Türk alfabesindeki harflerin tamamı

  • temel kakmak

    bulunduğu yerden kolay kolay ayrılacak gibi olmamak

  • temel kazısı

    Temel atmak için yapılan kazı işleri

  • temel taşı

    Bir yapının temeline konan taş

  • temel tutmak

    temelin kazılacağı zemin sağlam olmak

  • temel çivisi

    Yapı işlerinde kullanılan büyük çivi

  • temel önerme

    Değişik önermelerin özünü oluşturan önerme

  • temel öğretim

    Temel eğitimin uygulanması

  • temellendirebilme

    Temellendirebilmek işi

  • temellendirebilmek

    Temellendirme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • temellendirilme

    Temellendirilmek işi

  • temellendirilmek

    Temellendirme işi yapılmak

  • temellendirme

    Temellendirmek işi

  • temellendirmek

    Temel tutmasını sağlamak, yerleştirmek

  • temellenme

    Temellenmek işi

  • temellenmek

    Temel tutmak

  • temelleşme

    Temelleşmek işi

  • temelleşmek

    Temel tutmak, yerleşmek

  • temelleştirme

    Temelleştirmek işi

  • temelleştirmek

    Temel tutmasını, yerleşmesini sağlamak

  • temelli

    Herhangi bir nitelikte temeli olan

  • temelli senatör

    Belli bir süreye bağlı olmadan atanmış senatör

  • temellilik

    Temelli olma durumu

  • temellük

    Kendine mal etme

  • temelsiz

    Temeli olmayan

  • temelsizlik

    Temelsiz olma durumu

  • temenna

    Öne doğru eğildikten sonra doğrulurken eli başa götürerek verilen selam

  • temenna etmek

    öne doğru eğildikten sonra doğrulurken eli başa götürerek selam vermek

  • temenni

    Bir şeyin gerçekleşmesini dileme

  • temenni etmek

    dilemek

  • temennide bulunmak

    dilemek

  • temerküz

    Bir yerde toplanma

  • temerküz etmek

    bir yerde, noktada toplanmak, derişmek, merkezlenmek

  • temerrüde düşmek

    ödenmesi hâlâ mümkün olan borcu ödememekte direnmek

  • temerrüt

    Dikkafalılık, kafa tutma, direnme

  • temerrüt etmek

    kafa tutmak

  • temerrüt faizi

    Borcun zamanında ödenememesi sonucu daha sonra ödenen ek faiz

  • temeyyüz etmek

    kendini göstermek, sivrilmek

  • temin

    Korkusunu giderme, inanç verme

  • temin etmek

    korkusunu gidermek, güven vermek

  • teminat akçesi

    Artırma ve eksiltmeye girenlerden garanti karşılığı alınan para

  • teminat altına almak

    güvence altına almak

  • teminat mektubu

    Bir kimsenin belirli bir işi yapabileceğine ilişkin, bankalarca verilen para güvencesini içeren belge

  • teminat senedi

    Ticari kuruluşların kullanabilecekleri krediye karşılık olarak bankalarda bulundurdukları müşteri çeki ve senetleri

  • teminat vermek

    güvence vermek

  • teminatlı

    Teminatı olan

  • teminatsız

    Teminatı olmayan

  • temiz

    Kirli, lekeli, pis, bulaşık olmayan; arı (I), pak, sili (II), tahir, hijyen, hijyenik

  • temiz bir dayak atmak

    adamakıllı dövmek

  • temiz bir dayak yemek

    adamakıllı dayak yemek

  • temiz iş altı ayda çıkar

    "doğru dürüst yapılması istenen iş uzun zaman ister" anlamında kullanılan bir söz

  • temiz kalpli

    Olaylara iyimser ve olumlu yönden bakan

  • temiz kalplilik

    Temiz kalpli olma durumu

  • temiz kan

    Atardamarlarda dolaşan, akciğerlerden aldığı oksijeni taşıyarak vücudun her yanına giden kan

  • temiz kâğıdı

    Bir otomobilin fabrika çıkış belgesi

  • temiz pak

    Çok temiz

  • temiz para

    Kesintiden veya masraflardan sonra elde kalan para miktarı

  • temiz raporu

    Bir kimsenin herhangi bir hastalığı olmadığını gösteren rapor

  • temiz tutmak

    bir şeyi kirletmeden, bozmadan kullanmak, temiz olmasına özen göstermek

  • temiz yürekli

    İçi dışı bir olan, kalbi temiz olan

  • temiz yüreklilik

    Temiz yürekli olma durumu

  • temizce

    Temiz bir biçimde

  • temize havale etmek

    uzayıp giden bir işi bitirivermek

  • temize çekmek

    bir yazının karalamasını temiz olarak yazmak

  • temize çıkmak

    aklanmak

  • temizleme

    Temizlemek işi; paklama

  • temizlemeci

    Giyim sanayisinde kumaş, ip vb. dikiş artıklarını temizleyen kimse

  • temizlemecilik

    Temizlemecinin yaptığı iş

  • temizlemek

    Bir şeyi, bir yeri temiz duruma getirmek; paklamak

  • temizlenebilme

    Temizlenebilmek işi

  • temizlenebilmek

    Temizlenme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • temizleniş

    Temizlenmek işi

  • temizlenme

    Temizlenmek işi; arınma, paklanma

  • temizlenmek

    Temiz duruma gelmek; arınmak, paklanmak

  • temizletebilme

    Temizletebilmek işi

  • temizletebilmek

    Temizletme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • temizletme

    Temizletmek işi

  • temizletmek

    Temizleme işini yaptırmak

  • temizlettirme

    Temizlettirmek işi

  • temizlettirmek

    Temizletme işini yaptırmak

  • temizleyebilme

    Temizleyebilmek işi

  • temizleyebilmek

    Temizleme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • temizleyici

    Buhar makineleri aracılığıyla temizleme işini yapan kimse

  • temizleyicilik

    Temizleyici olma durumu

  • temizleyiş

    Temizlemek işi

  • temizlik

    Temiz olma durumu; arılık (I), paklık, sililik, ismet, saffet, nezafet

  • temizlik malzemesi

    Temizlik için kullanılan sabun, deterjan, süpürge, çeşitli boy ve ebatta fırça, bez vb. gereçlerin tümü

  • temizlik yapmak

    temizlemek

  • temizlikçi

    Temizlik işini yapan kimse

  • temizlikçi kadın

    Ev, iş yeri vb. yerlerde ücret karşılığı temizlik işleri yapan kadın

  • temizlikçilik

    Temizlikçi olma durumu

  • temkin

    Bir işin sonunu düşünerek ölçülü, tedbirli davranma

  • temkinli

    Davranışlarında ölçülü olan

  • temkinlice

    Temkinli olarak, temkinli bir biçimde

  • temkinlilik

    Temkinli olma durumu

  • temkinsiz

    Davranışlarında ölçülü olmayan

  • temkinsizlik

    Temkinsiz olma durumu

  • temlik

    Mülk olarak verme

  • temlik etmek

    bir malı bir kimseye mülk olarak vermek

  • temlikname

    Bir hakkın diğer bir kimseye geçirildiğini gösteren belge

  • temmuz

    Yılın yedinci ayı; orak ayı

  • temperleme

    Temperlemek işi

  • temperlemek

    Camı özel ısıtma sistemleri ile 600 °C - 650 °C sıcaklığa getirip aniden soğuk hava ile temas ettirerek sertleştirmesini sağlamak

  • temperlenme

    Temperlenmek işi

  • temperlenmek

    Temperleme işi yapılmak

  • temperli

    Temperlenmiş olan

  • temperli cam

    Kırılmaya ve ısıya karşı normal camlara göre daha dayanıklı, kırıldığında keskin olmayan küçük parçacıklara ayrılan cam

  • tempo

    Bir müzik parçasındaki bölümlerin hızı; ezgi

  • tempo tutmak

    el çırparak veya el ve ayaklarını bir yere vurarak bir müziğe eşlik etmek

  • tempolu

    Temposu olan

  • temposuz

    Temposu olmayan

  • temposuzluk

    Temposuz olma durumu

  • temren

    Cirit, ok, mızrak vb.nin ucundaki üçgen bölüm; başak (II)

  • temriye

    Deride yer yer küme durumundaki birtakım kabartılarla kendini gösteren hastalık

  • temsil

    Birinin veya bir topluluğun adına davranma

  • temsil etmek

    hak ve görev bakımından bir kimse veya topluluğun adına davranmak

  • temsilci

    Hak ve görev bakımından birinin veya bir topluluğun adına davranan kimse; mümessil

  • temsilcilik

    Hak ve görev bakımından birinin veya bir topluluğun adına davranma görevi

  • temsilî

    Bir şeyi göz önünde canlandıran, temsille ilgili

  • temsilî istiare

    Alegorik anlatım

  • temsilî resim

    Tahayyülde canlandırılmış resim

  • temyiz

    Ayırt etme

  • temyiz etmek

    ayırt etmek

  • temyize gitmek

    mahkemelerce verilen kararın kanun ve usul yönünden incelenmesi için Yargıtay, Askerî Yargıtay veya Danıştaya başvurmak

  • ten

    İnsan vücudunun dış yüzü; cilt

  • ten fanilası

    Doğrudan doğruya ten üzerine giyilen ince fanila

  • ten rengi

    Kahverengi, kırmızı ve beyazın karışımından ortaya çıkan renk

  • tenakuza düşmek

    birbiriyle çelişen sözler söylemek

  • tenasüp

    Birbirleriyle ilgili söz veya kavramların dizelerde toplanması sanatı

  • tenasüpsüz

    Tenasüp olmayan, aralarında uygunluk, düzgünlük bulunmayan

  • tencere

    İçinde yemek pişirilen, kapaklı, genellikle metal kap

  • tencere dibin kara, seninki benden kara

    "kötülük, kusur yönünden sen benden daha betersin" anlamında kullanılan bir söz

  • tencere tava, herkeste bir hava

    "herkes kendi bildiği gibi davranıyor, ortada düşünce birliği kalmamış" anlamında kullanılan bir söz

  • tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş

    "hoşa gitmeyen herhangi bir nitelik yönünden birbiriyle benzeşen iki kişi bir araya gelmiş" anlamında kullanılan bir söz

  • tencerede pişirip kapağında yemek

    geçinme konusunda var olanla yetinmek

  • tenceresi (veya tencereleri) kaynamak

    geçimleri az çok yerinde olmak

  • tenceresi kaynarken, maymunu oynarken

    geçimi yolunda, keyfi yerindeyken

  • tender

    Lokomotifin arkasına bağlanan, gerekli yakıtı, suyu taşıyan vagon

  • teneffüs

    Temiz hava almak, dinlenmek için verilen ara

  • teneffüs etmek

    soluk almak

  • teneffüs zili

    Okullarda dersin bittiğini bildiren zil sesi

  • teneffüshane

    Genellikle okullarda, ders aralarında dinlenmek için öğrencilerin çıktığı salon veya bahçe

  • teneke

    Yumuşak çelikten yapılmış üzeri kalay kaplı ince sac

  • teneke caz

    Kötü çalan orkestra veya müzik topluluğu

  • teneke mahallesi

    Damlarının çoğu teneke kaplı, derme çatma evlerden oluşan mahalle

  • teneke sele

    Herhangi bir kimyasal madde kullanmadan, siyah zeytinin tuz ve zeytinyağı ile harmanlanarak tenekelere doldurulması yöntemiyle yapılan zeytin

  • tenekeci

    Tenekeden kap ve öteberi yapan, tenekeden yapılmış malzemeyi onaran kimse

  • tenekecilik

    Tenekecinin yaptığı iş

  • tenekeleme

    Tenekelemek işi

  • tenekelemek

    Teneke kutuya doldurmak

  • tenevvür etmek

    aydınlanmak

  • tenezzül

    Kendi durumundan daha aşağıdaki bir işi, bir durumu kabul etme

  • tenezzül etmek

    alçak gönüllülük göstermek

  • teneşir

    Üzerinde ölü yıkanan ayaklı tahta; salacak, teneşir tahtası

  • teneşir horozu

    Çok zayıf kimse; teneşir kargası

  • teneşir paklamak

    yaşarken kirli işlere bulaşan kimseler için tek çıkar yol ölüm olmak

  • teneşire gelesi

    "gebersin" anlamında kullanılan bir ilenme sözü

  • teneşirlik

    Cami avlularında teneşir ve tabut konulan yer

  • tenfiz

    Hükmünü yürütme

  • tenge

    Kazakistan'ın para birimi

  • tenha

    Kalabalık olmayan

  • tenha kalmak

    ıssızlaşmak

  • tenhaca

    Kalabalık olmayan

  • tenhalaşma

    Tenhalaşmak işi

  • tenhalaşmak

    Yalnız kalmak

  • tenhalık

    Tenha olma durumu

  • tenis

    Ağ ile ortasından ikiye bölünen bir alanda tek veya çift oyuncuların raketle karşılıklı vurdukları, çeldikleri topu, belli kurallara göre, karşılanamayacak biçimde birbirlerinin alanına düşürerek sayı kazanmaları esasına dayanan oyun; alan topu

  • tenisçi

    Tenis oynayan kimse

  • tenisçi dirseği

    Bileğin zorlanarak dışa bükülmesiyle oluşan, dirseğin ağrılı yangısı

  • tenisçilik

    Tenisçi olma durumu

  • tenkil

    Herkese örnek olacak bir ceza verme

  • tenkil etmek

    düşman veya zararlı kimseleri topluca ortadan kaldırmak

  • tenkis etmek

    azaltmak, eksiltmek

  • tenkisat

    Eksiltmeler

  • tenkit etmek

    eleştirmek

  • tenkitsiz

    Eleştirisi olmayan

  • tenkiye

    Anüsten su vererek kalın bağırsağın içini temizleme

  • tennure

    Mevlevi dervişlerinin giydiği kolsuz, yakasız, yırtmaçlı, beli kırmalı, uzun ve geniş giysi

  • tenor

    En tiz erkek sesi

  • tensel

    Bedene ait, tenle ilgili

  • tensik

    Düzenleme, düzeltme, yoluna koyma

  • tensik etmek

    düzeltmek

  • tensikat

    Düzen vermeler, düzenlemeler

  • tensil

    Ağacın düşen yapraklarını toplayıp dibine gömme

  • tensil sahası

    Ağaçların düşen yapraklarının toplandığı alan

  • tensip etmek

    yaraştırmak

  • tente

    Genellikle güneşten korunmak için bir yerin üzerine gerilen bez, naylon vb.nden yapılmış örtü

  • tenteli

    Tentesi olan

  • tentesiz

    Tentesi olmayan

  • tentür

    Alkolün bir veya birden çok bitki üstündeki eritici etkisi sonucu elde edilen sıvı ilaç

  • tentürdiyot

    Mikrop kapmasını önlemek için bir kesik veya sıyrığa sürülen iyot tentürü

  • tenvir

    Bilgi verme, aydınlatma

  • tenvir etmek

    ışıklandırmak, aydınlatmak

  • tenvirat

    Aydınlatmalar

  • tenya

    Şeritgillerden, vücudu yassı, birbirine kenetlenmiş boğumları bulunan ve bazısı metrelerce boyda olan bir bağırsak asalağı; şerit, sığır tenyası, sığır şeridi, abdestbozan

  • tenzih

    Kusur ve günahlardan temiz olduğunu söyleme

  • tenzih etmek

    kusurlu ve kabahatli olmadığını, kötü vasıflardan soyutlandırıldığını, dışında tutulduğunu bildirmek

  • tenzihen

    Tenzih ederek, tenzih etmek yoluyla

  • tenzihî

    Tenzihle ilgili

  • tenzil etmek

    indirmek

  • tenzilat yapmak

    indirim yapmak

  • teogoni

    Tanrıların meydana gelişi hakkında bilgi

  • teokrasi

    Siyasi iktidarın, Tanrı'nın temsilcileri olduklarına inanılan din adamlarının elinde bulunduğu toplumsal, siyasi düzen; din erki

  • teokrat

    Teokrasiye dayanan iktidar sahibi kimse

  • teokratik

    Teokrasiye dayanan

  • teolojik

    Tanrı bilimiyle ilgili

  • teorem

    Kanıtlanabilen bilimsel önerme

  • tepe

    Bir şeyin en üstteki bölümü; kaban (I)

  • tepe açısı

    Eksenden dikey kesitte yumuşakça çenetlerinin uç kısmında oluşan açı

  • tepe camı

    Tavanda veya tavana yakın yerde, tepeye yakın bulunan camlı pencere

  • tepe lambası

    Cankurtaran, itfaiye gibi trafikte geçiş üstünlüğüne sahip araçların ve kurtarıcı gibi yardımcı araçların üzerinde bulunan, aralıklarla renkli ışık yayan lamba

  • tepe tepe kullanmak

    sağlamlığına güvenilen şeyleri yıpranacağını düşünmeden, esirgemeden, sakınmadan hoyratça kullanmak

  • tepe tomurcuğu

    Dalların ucunda bulunup o dalların uzamalarını sağlayan tomurcuk

  • tepe üstü

    Trafikte karşı yoldan gelen aracın görülmediği en yüksek nokta

  • Tepebaşı

    Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri

  • tepebaşı

    Siyah pullarla işlenmiş kumaş veya giysi

  • tepebilme

    Tepebilmek işi

  • tepebilmek

    Tepme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tepecik

    Yerden yükseklikleri çok az olan tepeler

  • tepeden bakmak

    küçümsemek

  • tepeden inme

    Beklenmedik, şaşırtıcı olan

  • tepeden inmeci

    Tepeden inme taraftarı; jakoben

  • tepeden inmecilik

    Egemen güçlerin, toplumun çıkarına birtakım görüşleri, uygulamaları topluma benimsetmesine dayanan akım; jakobenizm

  • tepeden tırnağa

    Baştan aşağı, her yanıyla, tepeden ayağa

  • tepeden tırnağa süzmek

    herhangi bir sebeple birine dikkatlice bakmak

  • tepegöz

    Derslerde, konferanslarda asetat üzerine yazılan yazıyı veya grafiği kuvvetli bir ışık kaynağı aracılığıyla perdeye yansıtan optik araç

  • tepegözler

    Birçok türü, önemli solucan türlerine ara konakçılık eden, duyargaları tek kollu, beşinci çift ayakları körelmiş kabuklular familyası

  • tepeleme

    Tepelemek işi

  • tepelemek

    Ayakları altında ezmek

  • tepelenme

    Tepelenmek işi

  • tepelenmek

    Tepeleme işi yapılmak

  • tepeletme

    Tepeletmek işi

  • tepeletmek

    Tepeleme işini yaptırmak

  • tepeli

    Tepesi olan

  • tepeli akbaba

    Güney Amerika'da, genellikle sazlık göllerde yaşayan, siyah beyaz tüylü, büyük boylu, boynu ve başı çıplak, erkeklerinde koyu kırmızı tepelik bulunan yırtıcı kuş; kondor (Vultur gryphus)

  • tepeli bülbül

    Tepesi tüylü bir tür bülbül

  • tepeli dalgıç

    Dalgıç kuşlarından, başında kara tüylerden bir tepelik bulunan, sazlık göllerde yaşayan bir kuş; elmabaş (Podiceps cristatus)

  • tepeli deve kuşu

    Uçma yeteneği olmayan, Yeni Gine ve Avustralya'da yaşayan bir tür deve kuşu

  • tepeli deve kuşugiller

    Deve kuşu familyasından olan kuş türü

  • tepeli horoz

    İbiği iri ve yüksek dövüşçü horoz

  • tepeli köstebek

    Burun deliklerinin çevresinde dokunma organı görevi yapan dokunaçları bulunan, uzun kuyruklu köstebek

  • tepeli patka

    Orta Anadolu'da yaşayan dalıcı ördek

  • tepeli tarla kuşu

    Tepeli, uzun kuyruklu, at dışkıları arasında beslenen tarla kuşu; tepeli toygar

  • tepeli tavuk

    Tepeli tavukgillerden, Güney Amerika'da yaşayan, ağaçlara tırmanan bir tür tavuk (Opisthocomus hoazin)

  • tepeli tavukgiller

    Tavuksular takımının bir familyası

  • tepelik

    Tepesi çok olan (yer)

  • tepelikli

    Tepeliği olan

  • tepesi atmak

    birdenbire öfkeye kapılmak, öfkelenmek

  • tepesi aşağı gitmek

    işleri bozulup büyük zarara uğramak

  • tepesi üstü

    başı yere gelmek üzere, tepetakla

  • tepesinde bitmek

    istenmediği hâlde birinin yanına gelip ayrılmak istememek, türlü isteklerle canını sıkmak, rahatsız etmek

  • tepesinde değirmen çevirmek

    tepesinde havan dövmek

  • tepesinde havan dövmek

    üst katta oturan biri, gürültü yaparak alt kattakini rahatsız etmek

  • tepesinden kaynar sular dökülmek

    başından aşağı kaynar sular dökülmek

  • tepesine binmek (veya çıkmak)

    genellikle kendinden daha güçsüz kimseleri ezmek, kötü davranmak

  • tepesine dikilmek

    başına dikilmek

  • tepesinin tası atmak

    birdenbire çok sinirlenmek

  • tepesiz

    Tepesi olmayan

  • tepetakla

    Başı aşağı gelecek biçimde; tepetaklak

  • tepetakla etmek (veya devirmek)

    birinin toplumsal veya ekonomik durumunu bozmak

  • tepetakla gitmek (veya yuvarlanmak)

    hızlı bir biçimde toplumsal ve ekonomik durumu bozulmak

  • tepetaklak olmak

    tepetakla gitmek

  • tepeüstü düşmek

    başının üzerine düşmek, yuvarlanmak

  • tephir

    Buharlaşma, buharlaştırma

  • tepi

    Bir işi yapmak, harekete geçmek için duyulan ve bireyin engelleyemeyeceği kadar güçlü istek; içtepi, itki

  • tepikleme

    Tepiklemek işi

  • tepiklemek

    Binek hayvanını yürütmek için ayakla vurmak; tekmelemek

  • tepilme

    Tepilmek işi

  • tepilmek

    Tepme işi yapılmak

  • tepindirme

    Tepindirmek işi

  • tepindirmek

    Tepinmesine yol açmak

  • tepiniş

    Tepinmek işi

  • tepinme

    Tepinmek işi

  • tepinmek

    Ayaklarını hızla yere veya bir şeye üst üste vurmak

  • tepir

    Tahılı saman ve kavuzlardan ayırmaya yarayan, kıldan veya kamıştan yapılmış elek

  • tepirleme

    Tepirlemek işi

  • tepirlemek

    Tahılın taşını ayırmak, elemek

  • tepiş

    Tepmek işi

  • tepişme

    Tepişmek işi

  • tepişmek

    Birbirini tepmek

  • tepki

    Bir cismin kendini iten veya sıkıştıran başka bir cisme gösterdiği karşı etki; reaksiyon

  • tepki duymak

    bir olay veya durum karşısındaki düşüncesini söz veya davranışla belirtmek, tepki koymak

  • tepki göstermek

    bir olay veya durum karşısındaki düşüncesini söz veya davranışla belirtmek, tepki koymak

  • tepki koymak

    bir düşünce veya harekete karşı çıkmak

  • tepki vermek

    herhangi bir etkiye karşı söz veya davranışla karşılık vermek

  • tepki çekmek

    olumsuz, sert bir eleştiriyle karşı karşıya kalmak

  • tepkide bulunmak

    tepki göstermek

  • tepkili

    Tepkisi olan

  • tepkililik

    Tepkili olma durumu

  • tepkime

    Birbirini etkileyen maddeler arasında ortaya çıkan durum; reaksiyon, teamül

  • tepkimek

    Bir madde etkisi altında kaldığı bir şeye karşı tepki göstermek

  • tepkimeli

    Tepkimesi olan

  • tepkimeye girmek

    bir cisim etkisi altında kaldığı bir şeye karşı tepki vermek

  • tepkin

    Tepkime özelliği olan, tepkiyen

  • tepkinlik

    Tepkin olma durumu

  • tepkisel

    Tepkiyle ilgili, tepkiye ait

  • tepkisel davranış

    Dış çevreden gelen bir uyarının etkisiyle ortaya çıkan bir davranış

  • tepkisiz

    Tepkisi olmayan, tepki vermeyen

  • tepkisizlik

    Tepkisiz olma durumu

  • tepme

    Tepmek işi

  • tepmek

    Hayvan, ayağıyla vurmak

  • tepserme

    Tepsermek işi

  • tepsermek

    Kuruyup çatlamak

  • tepsi

    Fincan, tabak, bardak vb. şeyleri taşımaya yarayan, derinliği olmayan, türlü büyüklükte düz kap

  • tepsi mantısı

    Ağzı açık olarak yapılmış içi kıymalı mantıların tepsiye dizilerek fırınlandıktan sonra üzerine salçalı su dökülmesiyle yapılan mantı

  • teptim keçe oldu, sivrilttim külah oldu

    bir şeyi işine geldiği gibi gösterenler veya yorumlayanlar için söylenen bir söz

  • ter

    Derinin gözeneklerinden sızan, kendine özgü bir kokusu olan, yapışkan, renksiz, tuzlu sıvı; arak (I)

  • ter alıştırmak

    terinin biraz kurumasını beklemek

  • ter atmak

    vücudu rahatlatmak amacıyla aşırı derecede terlemek

  • ter basmak

    sıkıntı veya heyecandan dolayı çok terlemek

  • ter bezi

    Derinin içinde bulunan ve ter salgılayan bez

  • ter boşanmak

    hastalık, sıkıntı veya heyecandan dolayı çok terlemek

  • ter dökmek

    çok terlemek

  • ter ter

    "Direnmek, istememek, inat etmek, sinirlenmek" anlamlarındaki ter ter tepinmek deyiminde geçen bir söz

  • terabayt

    1024 (yaklaşık bin) cigabayttan oluşan bir belleğin veya verinin boyutunu ifade eden ölçü birimi

  • terakki

    İlerleme, yükselme, gelişme

  • terakki etmek

    ilerlemek

  • terakki göstermek

    geliştiğini, ilerlediğini ortaya koymak

  • teraküm etmek

    birikmek

  • terane

    Ezgi, makam, nağme

  • teraryum

    Böcekler, sürüngenler ve bazı bitki türlerinin yaşadıkları doğal alanların taklidi olan, akvaryum benzeri yapay yaşam alanları

  • teras

    Apartmanlarda veya evlerde en üst katın üç tarafı ve üstü açık olan bölümü; ayazlık, taraça

  • teravih

    Ramazan ayı boyunca, yatsı namazından sonra kılınan namaz; teravih namazı

  • terazi

    Bir kolun iki ucuna asılı iki kefeden oluşan tartı; mizan, vezne

  • Terazi Burcu

    Zodyak üzerinde Başak Burcu ile Akrep Burcu arasında bulunan takımyıldızın adı; Terazi

  • terazileme

    Terazilemek işi

  • terazilemek

    Cambazlıkta kol veya sırık yardımıyla denge sağlamak

  • terazilenme

    Terazilenmek durumu

  • terazilenmek

    Düşmemek için dengeyi korumak

  • teraziye vurmak

    iyice tartarak düşünmek

  • terbiye

    Bazı yemeklerin suyunu türlü yollarla koyulaştırma

  • terbiye almak (veya görmek)

    belli bir eğitimle, görgüyle yetişmek

  • terbiye etmek

    eğitmek

  • terbiyece

    Terbiye bakımından

  • terbiyeleme

    Terbiyelemek işi

  • terbiyelemek

    Çeşitli katkı maddeleriyle yemeği lezzetli duruma getirmek

  • terbiyelenme

    Terbiyelenmek işi

  • terbiyelenmek

    Yemek çeşitli katkı maddeleriyle lezzetli duruma getirilmek

  • terbiyeli

    Terbiye işlemi yapılmış (yemek)

  • terbiyeli köfte

    Kıyma, ekmek içi, soğan, maydanoz ve baharat karışımının unlandıktan sonra kaynamakta olan su ve tuz içinde pişirilmesi ve limon suyu ile yumurtanın çırpılarak azar azar üzerine dökülmesiyle yapılan bir köfte türü

  • terbiyeli maymun gibi

    çok saygılı, çekingen, itaatkâr

  • terbiyeli çorba

    Çeşitli katkı maddeleriyle lezzetli hâle getirilen çorba

  • terbiyelilik

    Terbiyeli olma durumu

  • terbiyesini bozmak

    terbiyesizlik etmek

  • terbiyesini vermek

    sert sözlerle terbiyesizliğini kendisine anlatmak, haddini bildirmek

  • terbiyesiz

    Terbiyesi olmayan

  • terbiyesizce

    Terbiyesiz olan

  • terbiyesizleşme

    Terbiyesizleşmek işi; edepsizleşme

  • terbiyesizleşmek

    Terbiyesizce davranışlarda bulunmak; edepsizleşmek

  • terbiyesizlik

    Terbiyesiz olma durumu; edepsizlik

  • terbiyesizlik etmek (veya yapmak)

    toplum kurallarına, görgü kurallarına aykırı davranışta bulunmak

  • terbiyum

    Atom numarası 65, atom ağırlığı 159 olan, az bulunan bir element (simgesi Tb)

  • Tercan

    Erzincan iline bağlı ilçelerden biri

  • tercih etmek

    yeğlemek

  • tercihane

    Terciibentte vasıta beytinden önceki beyitlerin oluşturduğu bent

  • tercihen

    Yeğleyerek, yeğleme yolu ile

  • tercihli yol

    Trafikte ana yolların kenarında veya ortasında bulunan, belirli araçlara ayrılmış özel yol

  • terciibent

    Divan edebiyatında uyakları başka başka olan birkaç bentten oluşan ve her bendin sonunda tekrarlanan bir beyit bulunan manzume biçimi

  • tercüman olmak

    başkasının düşüncesini ve duygusunu bildirmek, dile getirmek, anlatmak

  • tercüme etmek

    çeviri yapmak

  • terdit

    Yazıda beklenmedik bir sonuçla karşılaşma

  • tere

    Turpgillerden, yaprakları salata olarak yenen baharlı bir bitki (Lepidium sativum)

  • tere batmak

    çok terlemek

  • terebentin

    Kozalaklılardan ve bazı ağaçlardan ya kendi kendine ya da ağacın çizilmesiyle akan, yağlı boya, yağlı vernik üretiminde ve inceltilmesinde kullanılan, ince, renksiz, kokulu reçine; terementi

  • tereci

    Tere yetiştiren veya satan kimse

  • terecilik

    Terecinin yaptığı iş

  • tereciye tere satmak

    birine çok iyi bildiği bir şeyi öğretmeye kalkmak

  • tereddi etmek

    yozlaşmak

  • tereddüt etmek (veya geçirmek)

    kararsız davranmak

  • tereddütlü

    Tereddüde yol açan

  • tereddütsüz

    Tereddüde yol açmayan

  • tereddütsüzlük

    Tereddütsüz olma durumu

  • terek

    Evlerin veya dükkânların yüksekçe yerinde bulunan raf

  • terekküp etmek

    bileşmek

  • terelelli

    Hafif kaçık, dengesiz olan

  • terennüm

    Güzel ve alçak sesle şarkı söyleme

  • terennüm etmek

    güzel ve alçak sesle şarkı söylemek

  • teressüp etmek

    dibe çökmek

  • terettüp

    Gerekme, icap etme

  • terettüp etmek

    gerekmek

  • tereyağlı

    Tereyağı ile yapılmış

  • tereyağı

    Sütten çıkarılan yemeklik yağ; sağyağ, sadeyağ, sarı yağ

  • tereyağı gibi

    çok yumuşak (elma, armut)

  • tereyağından kıl çeker gibi

    her türlü mecburiyetten, mükellefiyetten ve sorumluluktan kolayca sıyrılarak

  • terfi

    Derecesini, makamını, rütbesini derece olarak arttırma; yükselme

  • terfi etmek

    bir görevde derecesi yükselmek

  • terfi maaşı

    Devlet Memurları Kanunu’na göre terfi etmiş devlet memuruna terfiden kaynaklı verilen ek ödenek

  • terfien

    Terfi ederek, yükselerek

  • terfih

    Ferahlatma, rahat yaşamasını sağlama

  • terfih etmek

    iyileştirmek, ferahlatmak

  • terfik

    Bir kimseyi arkadaş olarak yanına alma

  • terfik etmek

    yanına katmak, yanına almak

  • tergal

    Bu iplikten yapılmış

  • terhin

    Rehin olarak bırakma, rehine koyma, tutuya koyma

  • terhin etmek

    rehin olarak bırakmak, rehine koymak, tutuya koymak

  • terhis

    Askerlik ödevini bitirenleri ordudan bırakma

  • terhis etmek

    askerlik görevini bitirenleri bırakmak

  • terhis olmak

    askerlik görevini bitirmek

  • terilen

    Yapay polyester lifleri veya ipliği; tergal

  • terim

    Bir bilim, sanat, meslek dalıyla veya bir konu ile ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan kelime; ıstılah

  • terim bilimi

    Bilim dalları, sanat kolları ve çeşitli uzmanlık alanlarıyla ilgili kavramları tespit edip bunları adlandırmaya yarayan terimleri türetmeyi, terimlerle ilgili sorunları incelemeyi amaç edinmiş dil biliminin bir dalı; terminoloji

  • terimler dizgesi

    Bir sanat kolunda, bilim dallarında veya teknik alanlarda özel olarak kullanılan terimlerin tümü; terminoloji

  • terimleştirme

    Terimleştirmek işi

  • terimleştirmek

    Bir kelimeyi bilim veya sanat dallarından herhangi birinde kullanılmak üzere terim durumuna getirmek

  • terimli

    Terimi olan

  • terini soğutmak

    terinin kurumasını bekleyerek dinlenmek

  • terk

    Bakmama, ihmal etme

  • terk etmek

    ayrılmak

  • terki

    Eyerin arka bölümü

  • terkibibent

    Divan edebiyatında uyakları başka başka olan birkaç bentten oluşan ve her bendin sonunda kafiyeleri aynı birer beyti bulunan manzume biçimi

  • terkibî

    Tamlama ile ilgili

  • terkin

    Yazılmış bir şeyi çizerek silme

  • terkin etmek

    yazılmış bir şeyi çizerek silmek

  • terkip

    Birleşim, birleştirme, bir araya getirme

  • terkip etmek

    birleştirmek, bir araya getirmek

  • terkiphane

    Terkibibentte vasıta beytinden önceki beyitlerin oluşturduğu bent

  • terkipli

    Bileşim içeren

  • terkipsiz

    Bileşim içermeyen

  • terkisine almak

    üzerinde bulunduğu atın sağrısına bindirmek

  • Terkos suyu

    Özellikle İstanbul’da şebeke kanalıyla şehre dağıtılan su

  • terleme

    Terlemek işi

  • terlemek

    Ter çıkarmak, ter dökmek

  • terletiş

    Terletmek işi

  • terletme

    Terletmek işi

  • terletmek

    Terlemesine sebep olmak

  • terleyiş

    Terlemek işi

  • terli

    Terlemiş olan

  • terlik

    Genellikle ev içinde giyilen, deri, naylon vb. şeylerden yapılan, arkası açık, hafif ve türlü biçimlerde ayak giysisi; çedik

  • terliksi

    Terlik biçiminde olan

  • terliksi hayvan

    Durgun ve kirli sularda yaşayan, yassı gövdeli, kendinden küçük bakterileri yiyen tek hücreli hayvan (Paramaecium)

  • terlikçi

    Terlik yapan veya satan kimse

  • terlikçilik

    Terlik yapma veya satma işi

  • terlilik

    Terli olma durumu

  • Termal

    Yalova iline bağlı ilçelerden biri

  • termal

    Sıcak kaplıca suyu

  • termal kamera

    Canlıların yaydığı vücut ısısından yararlanarak hareketlerini tespit edip yerlerini belirleyen kamera

  • Terme

    Samsun iline bağlı ilçelerden biri

  • terme

    Bir tür yaban turpu

  • termik

    Isının üretilmesini, iletilmesini ve kullanılmasını inceleyen fizik dalı

  • termik santral

    Yakıtla oluşan ısıdan elektrik üreten santral

  • termikleştirme

    Termikleştirmek işi

  • termikleştirmek

    Yüksek enerji nötronlarını termik nötron durumuna getirmek için yavaşlatmak

  • terminal

    Otobüs, uçak vb. taşıtların yolcularını ilk aldığı veya son bıraktığı yer

  • terminal dönem

    Yaşamın son günlerini kapsayan süreç

  • terminolojik

    Terimler dizgesi ile ilgili

  • termiye

    İki çenekliler sınıfının baklagiller familyasından beyaz çiçekleri olan, acı taneleri suda tatlılaştırılarak yenilen bir yıllık otsu bitki; acı bakla, delice bakla, gâvur baklası, koyun baklası, kurt baklası, Mısır baklası, yaban baklası, Yahudi baklası (Lupinus termis)

  • termodinamik

    Isı enerjisi ile kinetik enerji arasındaki ilişkileri ve bu konuyla ilgili olayları inceleyen fizik kolu

  • termoelektrik

    Isı enerjisi ile elektrik enerjisi arasındaki ilişkileri ve bu konuyla ilgili olayları inceleyen fizik kolu

  • termoelektrik maşa

    Çok küçük nesnelerin sıcaklığını ölçmekte kullanılan, seri olarak bağlı iki elemandan oluşan maşa

  • termoelektrik çifti

    Isı enerjisini doğrudan doğruya elektrik enerjisine dönüştürebilen iki metalden oluşan pil; termoelektrik pil

  • termofor

    Kauçuk vb. maddelerden yapılan, içi su veya kimyasal bir madde ile doldurularak ısının aynı düzeyde kalmasını sağlayan kap

  • termokimya

    Tepkimelere eşlik eden termik olayları inceleyen kimya dalı

  • termonükleer

    Ancak çok yüksek sıcaklıklarda, hafif elementler arasında doğan (çekirdeksel tepkime)

  • termoplast

    Sıcakta biçim verilmeye elverişli, soğukta oldukça sert olan, kalıplandıktan sonra biçim değiştirmeyen yapı malzemesi

  • termos

    Yalıtım maddesiyle kaplı metal bir kılıf içine yerleştirilen, aralarında hava boşluğu bulunan çift çeperli cam şişeden oluşan, içine konan sıvının ısısını uzun süre koruyan kap

  • termosifon

    Soğuk suyu ısıtan, bir kazan ve içindeki borulardan oluşmuş araç

  • ters

    Bir şeyin içe gelen yanı, arkası

  • ters anlamak

    yanlış yorumlamak, doğru anlam vermemek

  • ters açı

    Birinin kenarları öbürünün kenarlarının uzantısından oluşan açılardan her biri

  • ters baskı

    Basım işlerinde kâğıt, plastik film vb. malzemelerin arka veya alt yüzeyine yapılan baskı

  • ters düz

    "Bir süre kullanılmış olan giysilerin içini dışına çevirmek" anlamında kullanılan ters düz etmek deyiminde geçen bir söz

  • ters düşmek

    aykırı durumda olmak, karşıt olmak

  • ters evirme

    Olumlu veya olumsuz olan bir önermenin konusunun tersini, yüklem ve yüklemin tersini konu yapma

  • ters gitmek

    bir iş doğru ve düzgün yürümemek, sorun çıkmak

  • ters orantı

    Birbirine bağlı olan ve biri artarken ötekinin azaldığı iki büyüklük arasındaki bağıntı

  • ters orantılı

    Birbirine bağlı olan ve biri artarken diğeri azalan (büyüklük)

  • ters pers

    Düzelemeyecek kadar ters bir biçimde

  • ters pers olmak

    yüzükoyun düşmek

  • ters tarafından kalkmak

    sol tarafından kalkmak

  • ters ters

    Uygun olmayan

  • ters ters bakmak

    düşmanca ve öfkeli bir biçimde bakmak

  • ters türs

    Tamamen ters, birbirinin zıddı

  • ters yüz

    Bir şeyin arka yüzü

  • ters yüz dönmek

    ters yüzüne dönmek

  • ters yüz etmek

    bir süre kullanılmış olan giysilerin içini dışına çevirmek

  • ters yüz geri dönmek

    gittiği bir yerden istediğini elde edemeden dönmek

  • ters yüz çevirmek

    ters yüzüne çevirmek

  • ters yüzü geri dönmek

    gerisin geriye gitmek

  • ters yüzüne dönmek

    geri gitmek, geri dönüp gitmek

  • ters yüzüne çevirmek

    geri döndürmek

  • tersane

    Gemi yapılan yer; gemilik

  • tersane kethüdası

    Tersanede kaptan paşadan sonra gelen en yüksek aşamalı ve en yetkili Osmanlı subayı

  • tersane sergisi

    Osmanlı Devleti'nde tersanede çalışanların alacaklarını gösteren çizelge

  • tersaneli

    Osmanlı Devleti'nde deniz subayı ve eri

  • tersbeşik

    Sırtüstü yatıp kollarla, bükülü durumdaki dizleri kavrayarak sırt üzerinde baş ve ayak yönünde sallanma

  • tersi dönmek

    şaşırıp bulunduğu ve gideceği yeri kestirememek

  • tersim

    Resmini yapma

  • tersim etmek

    resmetmek

  • tersin tersin

    Ters olarak

  • tersinden okumak

    yanlış anlamak

  • tersine

    Beklenenin, umulanın aksine, karşıt olarak; bilakis, aksine

  • tersine dönmek

    beklenildiği, umulduğu gibi gerçekleşmemek, aksi olmak

  • tersine gitmek

    istenildiği gibi gerçekleşmemek, iyi sonuç vermemek

  • tersine çevirmek

    içini dışına çevirmek

  • tersinir

    Bir olayın ortaya çıkma şartlarındaki sonsuz küçük bir değişikliğin etkisiyle herhangi bir anda yön değiştirebilen (kimyasal, fiziksel ve mekanik dönüşüm)

  • tersinir elektrot

    Potansiyeli çok az ölçüde azaltıldığı veya çoğaltıldığı zaman elektrot reaksiyonu her iki yönde de yürüyebilen elektrot

  • tersinirlik

    Tersinir bir olayın özelliği

  • tersinme

    Tersinmek işi

  • tersinmek

    Geri dönmek, rücu etmek

  • tersleme

    Terslemek işi

  • terslemek

    Bir kimseye gönül kırıcı, sert söz söylemek veya gönül kırıcı davranmak

  • tersleniş

    Terslenmek işi

  • terslenme

    Terslenmek işi

  • terslenmek

    Tersleme işine konu olmak

  • tersleyiş

    Terslemek işi

  • tersleşme

    Tersleşmek işi

  • tersleşmek

    Terslik etmek, zıt davranmak

  • terslik

    Ters olma durumu

  • terslik etmek

    zıt davranmak

  • tertemiz

    Çok temiz, her yanı temiz; arı sili, tiril tiril, pirüpak

  • tertemizlik

    Tertemiz olma durumu

  • tertibat

    Düzen, düzenleniş

  • tertibat almak

    olacağı düşünülen sakıncalı bir duruma, harekete karşı hazırlık yapmak

  • tertibe düşürmek

    zarar verici bir eyleme, komploya uğratmak

  • tertip

    Doktorun hastaya verdiği ilaç düzeni

  • tertip etmek

    düzenlemek, hazırlamak

  • tertip olunmak

    düzenlenmek

  • tertipleme

    Tertiplemek işi

  • tertiplemek

    Sıraya, düzene koymak, düzenli bir biçim vermek

  • tertipleniş

    Tertiplenmek işi

  • tertiplenme

    Tertiplenmek işi

  • tertiplenmek

    Sıraya konulmak, düzene sokulmak

  • tertipletme

    Tertipletmek işi

  • tertipletmek

    Tertipleme işini yaptırmak

  • tertipleyebilme

    Tertipleyebilmek işi

  • tertipleyebilmek

    Tertipleme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tertipli

    Düzenli, derli toplu, yerli yerinde

  • tertiplilik

    Tertipli olma durumu

  • tertipsiz

    Savruk, dağınık, intizamsız (kimse)

  • tertipsizlik

    Tertipsiz olma durumu

  • tertipçi

    Tertip eden, düzenleyen kimse

  • tertipçilik

    Tertipçi olma durumu

  • terviç etmek

    bir düşünceyi tutmak, desteklemek

  • terzi

    Giysi biçip diken kimse; dikici, dikişçi

  • terzi kendi söküğünü dikemez

    "insanlar başkalarına yaptıkları hizmetleri kendilerine yapamazlar" anlamında kullanılan bir söz

  • terzi kuşu

    Ötücü kuşlardan, Avrupa, Afrika ve Asya’nın sazlık bölgelerinde yaşayan, sırtı ve kanatları kahverengi, karnı sarı, kendisine çok özel bir yuva yapan kuş (Orthotomus sutorius)

  • terzil

    Küçük düşürme

  • terzil etmek

    küçük düşürmek, rezil etmek

  • terzilik

    Terzinin yaptığı iş; dikişçilik

  • terör

    Karşı tarafa korku salma, cana kıyma, malı yakıp yıkma; yıldırı, tedhiş

  • terörist

    Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana veya mala kıyacak davranışlarda bulunan kimse; yıldırıcı, yıldırmacı, terörcü, tedhişçi

  • terörizm

    Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana veya mala kıyacak davranışlarda bulunma; yıldırıcılık, yıldırmacılık, terörcülük, tedhişçilik

  • terütaze

    Dinç bir biçimde

  • tesadüf

    Yalnızca ihtimallere bağlı olduğu düşünülen olayların kesin olmayan, değişebilen sebebi

  • tesadüf eseri

    Rastlantı sonucu

  • tesadüf etmek

    rastlamak, rast gelmek

  • tesadüfen

    Rast gelerek, rastlantı sonucu olarak; kazara

  • tesahup

    Arkadaşlık etme

  • tesahup etmek

    benimsemek

  • tesalüp

    İki şeyin birbiri üzerine çapraz biçimde gelmesi

  • tescil

    Herhangi bir şeyi resmî olarak kaydetme, kütüğe geçirme

  • tescil etmek

    bir şeyi bir yere kaydederek resmîleştirmek, kütüğe geçirmek

  • tescilli

    Tescil edilmiş, resmen kayıtlı

  • tescilsiz

    Tescil edilmemiş

  • tesdis

    Sayısını altıya çıkarma veya altıya bölme

  • teselli

    Piyangoda büyük ikramiyeyi kaybeden en yakın numaralara yapılan ödeme

  • teselli bulmak

    avunmak

  • teselli etmek (veya vermek)

    avutmak

  • teselli mükâfatı

    Bir yarışma vb.nde kazanamayana onu yüreklendirmek amacıyla verilen ödül

  • tesellisiz

    Teselli edilemeyen

  • tesellisizlik

    Tesellisiz olma durumu

  • tesellüm

    Verilen bir şeyi alma, teslim alma

  • tesellüm etmek

    verilen bir şeyi almak

  • teselsül

    Birbirine bağlı, birbiri ile ilgili şeylerin oluşturduğu dizi; sıra, silsile

  • teselsül etmek

    kesintisiz, zincirleme sürüp gitmek

  • tesettür

    Kadınların başı kapalı bir biçimde giyinmesi

  • tesettürlü

    Başı kapalı kıyafetler giyinen (kadın)

  • tesettürlülük

    Tesettürlü olma durumu

  • teseyyüp

    Kayıtsızlık, tembellik, ihmalcilik

  • teshil etmek

    kolaylaştırmak, kolaylık sağlamak

  • teshin etmek

    ısıtmak

  • teshir

    Ele geçirme, zapt etme

  • teshir etmek

    büyülemek

  • tesir altında kalmak

    etkilenmek

  • tesir bırakmak

    etki bırakmak

  • tesir etmek

    etkilemek

  • tesirini göstermek

    etkisini göstermek

  • tesis

    Yapma, kurma, temelini atma

  • tesis etmek

    kurmak, ortaya çıkarmak, oluşturmak

  • tesisat

    Belli bir işin sağlanmasına yardım eden araçların uygun yerlere döşenmesi veya döşenen bu araçların tümü; döşem, donanım

  • tesisatçı

    Tesisatı döşeyen kimse; döşeyici, döşemci

  • tesisatçılık

    Tesisatçının yaptığı iş; döşeyicilik, döşemcilik

  • tesit etmek

    kutlamak

  • teskere

    Özellikle yapılarda malzeme taşımak için kullanılan, dört kollu ve iki kişinin taşıdığı tahta araç

  • teskin

    Acı, öfke, heyecan vb. duyguları yatıştırma, dindirmeye çalışma

  • teskin etmek

    acı, öfke, heyecan vb. duyguları yatıştırmak, dindirmek

  • teslim

    Bir şeyi sahibine verme

  • teslim almak

    kendisine verilen bir şeyi almak

  • teslim bayrağı çekmek

    savaşta yenilgiyi kabul etmek

  • teslim etmek

    bir şeyi sahibine vermek

  • teslim olmak

    üstün bir güç karşısında mücadeleden vazgeçip yenilgiyi kabul etmek

  • teslim taşı

    Bektaşilerin sembol olarak kullandıkları on iki köşeli yassı taş

  • teslim tesellüm

    Biri verip öteki alma, verme ve alma

  • teslimat

    Teslim etme işleri

  • teslimatçı

    Teslimat işiyle uğraşan kimse

  • teslimatçılık

    Teslimatçının yaptığı iş

  • teslimiyet

    Teslim olma, kendini verme, boyun eğme

  • teslimiyet göstermek

    birinin isteğini olduğu gibi kabul etmek

  • teslimiyetçi

    Boyun eğme eğiliminde olan, kabullenmiş

  • teslimiyetçilik

    Teslimiyetçi olma durumu

  • teslis

    Üçe çıkarma; üçleme

  • tesmiye

    Adlandırma, ad koyma, ad verme

  • tesmiye etmek

    adlandırmak

  • tespih

    "Süphanallah" sözünü söyleme

  • tespih ağacı

    Tespih ağacıgillerden, Hindistan'da ve Avrupa'nın sıcak bölgelerinde yetişen, meyvesi zehirli, kabukları ateş düşürücü bir ağaç; tespih çalısı, Çin leylağı (Melia azedarach)

  • tespih ağacıgiller

    İki çeneklilerden, tespih ağacı ve maun ağacı ile benzer cinsleri içine alan bir bitki familyası

  • tespih böcekleri

    Örnek hayvanı tespih böceği olan kabuklular takımı

  • tespih böceği

    Kabuklulardan, karada, nemli yerlerde yaşayan, dokunulduğunda top biçimini alan, yemek artıkları, kök ve meyvelerle beslenen bir tür böcek (Armadillidium vulgare)

  • tespih böceği gibi büzülmek

    tortop olmak

  • tespih çekmek

    tespihin tanelerini birer birer iki parmak arasından geçirmek

  • tespihe dizer gibi dizmek

    futbolda, rakip takımın oyuncuları arasından birer birer geçip gitmek

  • tespihli

    Tespihi olan

  • tespihli silme

    Üzerinde bir sıraya dizilmiş tespih taneleri gibi yuvarlakları olan silme

  • tespihçi

    Tespih yapan veya satan kişi

  • tespihçilik

    Tespihçinin işi veya mesleği

  • tespit

    Bir şeyi sağlam bir biçimde yerleştirme, yerinden oynamaz duruma getirme

  • tespit etmek

    bir şeyi sağlam bir biçimde yerleştirmek, oynamaz duruma getirmek, saptamak

  • tesri

    Bir işi çabuklaştırma, hızlandırma

  • tesri etmek

    çabuklaştırmak, hızlandırmak

  • test

    Bir kimsenin, bir topluluğun doğal veya sonradan kazanılmış yeteneklerini, bilgi ve becerilerini ölçmeye yarayan sınama

  • test etmek

    denemek, ölçmek

  • test kiti

    Sıvı maddelerin içeriğini analiz etmek için kullanılan kimyasal madde

  • testere

    Ağaç, demir vb. şeyleri kesmeye yarayan, genellikle üçgen biçiminde dişleri olan, dar ve uzunca çelik araç

  • testere balığı

    Testere balığıgillerden, Atlantik Okyanusu ve Akdeniz’de yaşayan, burnu uzun ve burnunun iki yanında testere gibi dişleri bulunan, köpek balığına benzer iri bir balık; marangoz balığı (Pristis pristis)

  • testere balığıgiller

    Gövdesi basık, burnu testere biçiminde, örnek cinsi testere balığı olan bir köpek balığı familyası

  • testere çaprazı

    Testerenin ağzını açmak için kullanılan alet

  • testereleme

    Testerelemek işi

  • testerelemek

    Testere ile kesmek

  • testereli

    Testere biçiminde dişleri olan

  • testi

    Toprak, cam, metal vb. maddelerden yapılan, geniş gövdeli, dar boğazlı, emzikli veya emziksiz su kabı

  • testi gibi

    büyük ve sarkık (meme)

  • testi kebabı

    İçi et ve sebze ile doldurulmuş ve ağzı hamurla sıvanmış testinin ocak veya fırına verilmesi yoluyla pişirilen bir kebap türü

  • testi kırılmadan

    iş işten geçmeden

  • testi kırılsa da kulpu elde kalır

    "zarar da etse varlıklı bir kimse büsbütün yoksul kalmaz" anlamında kullanılan bir söz

  • testici

    Testi yapan veya satan kimse

  • testicilik

    Testicinin işi

  • testilik

    Eskiden evlerin iç avlularına su dolu testileri koymak için yapılan delikli tahta raf

  • testiyi kıran da bir, suyu getiren de

    "görevini iyi yapanla kötüye kullanan arasında bir fark gözetilmemektedir" anlamında kullanılan bir söz

  • testleme

    Testlemek işi

  • testlemek

    Test yapmak, teste tabi tutmak

  • testlenme

    Testlenmek işi

  • testlenmek

    Testleme işi yapılmak

  • testosteron

    Erkek cinsiyet hormonu

  • tesvit

    Karalama, müsvedde yapma

  • tesviye

    Düz duruma getirme; düzleme

  • tesviye etmek

    düzlemek

  • tesviyeci

    Metal, tahta vb. maddelerden yapılmış parçaları istenilen biçime sokmak için işleyerek düzelten usta

  • tesviyecilik

    Tesviyecinin işi veya mesleği

  • tetabuk

    Uyma, uygun gelme

  • tetabuk etmek

    uymak, uygun gelmek

  • tetanos

    İnsan ve hayvan vücuduna açık yaralardan giren, genellikle toprakta, gübrede yaşayan bir basilin yol açtığı, kasların sürekli ağrılı kasılmasıyla kendini gösteren ateşli ve tehlikeli bir hastalık; kazıklı humma

  • tetbeş

    Birbirine baş başa, yan yana ve taban tabana olmak üzere ters biçimde basılmış iki pul

  • tetebbu

    Bir şeyi iyice inceleme, onunla ilgili bilgi edinme, araştırma

  • tetebbu etmek

    inceleme yapmak, araştırmak

  • tetik

    Ateşli silahlarda ateşlemeyi sağlamak için çekilen küçük parça

  • tetik bulunmak

    tetikte bulunmak

  • tetik davranmak

    anında, çok çabuk davranmak

  • tetik durmak

    hazır ve uyanık bulunmak

  • tetik üstünde beklemek

    hazır, dikkatli, uyanık bulunmak, tetikte olmak

  • tetikleme

    Tetiklemek işi

  • tetiklemek

    Harekete geçirmek

  • tetikleyebilme

    Tetikleyebilmek işi

  • tetikleyebilmek

    Tetikleme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tetikleşme

    Tetikleşmek işi

  • tetikleşmek

    Tetik duruma gelmek

  • tetikli

    Tetiği (I) olan

  • tetiklik

    Tetik (II) olma durumu

  • tetikte (veya tetik) olmak (veya beklemek veya bulunmak veya durmak)

    her an uyanık ve hazır bulunmak

  • tetikçilik

    Tetikçi olma durumu

  • tetir

    Cevizin yeşil kabuğu

  • tetiğe basmak (veya dokunmak)

    ateş etmek

  • tetiği çekmek

    tetiğe basmak

  • tetiğini bozmamak

    soğukkanlılığını bozmamak, telaş göstermeyerek durumunu değiştirmemek

  • tetkik etmek

    incelemek

  • tetkikat

    İncelemeler

  • tevafuk

    Birbirine uyma, uygun gelme

  • tevafuk etmek

    birbirine uymak, uygun gelmek

  • tevahhuş etmek

    ürkmek

  • tevakki etmek

    sakınmak

  • tevakkuf

    Bağlı olma, ilgili olma

  • tevakkuf etmek

    eğleşmek

  • tevali

    Art arda gelme, ardı arası kesilmeme, sürüp gitme

  • tevali etmek

    arkası gelmek, sürüp gitmek

  • tevarüs

    Bir kimseden miras kalma, mirasa konma

  • tevarüs etmek

    mal vb. miras olarak birinden diğerine kalmak

  • tevatür

    Yaygın söylenti

  • tevazusuz

    Alçak gönüllü olmayan

  • tevazün

    Birbirine denk olma, dengede bulunma

  • tevcih

    Aşama, makam, mevki verme, terfi ettirme

  • tevcih etmek

    yöneltmek

  • tevdi

    Emanet etme

  • tevdi etmek

    emanet etmek

  • tevdiatta bulunmak

    para yatırmak

  • teveccüh

    Bir yana doğru yönelme, yüzünü çevirme

  • teveccüh etmek

    bir yere yönelmek

  • teveccüh göstermek

    güler yüz göstermek

  • teveccühünüz

    "iyi görüşünüz, iyi değerlendirmeniz" anlamında kullanılan bir söz

  • tevehhüm

    Kuruntuya düşme

  • tevek

    Asma, kavun, karpuz vb. bitkilerin sürgünü veya dalı

  • tevekkel

    Her şeyi oluruna bırakan

  • tevekkül

    Herhangi bir işte elinden geleni yapıp daha sonrasını Allah'a bırakma, Allah’a güvenme

  • tevekkül etmek

    herhangi bir işte elinden geleni yapıp daha sonrasını Allah'a bırakmak

  • tevekküllü

    Tevekkülü olan

  • tevekkülsüz

    Tevekkülü olmayan

  • tevekkülsüzlük

    Tevekkülsüz olma durumu

  • tevekleme

    Teveklemek işi

  • teveklemek

    Üzüm kütüklerinde dip ve gövdeden çıkan gereksiz sürgünleri temizlemek

  • teverrüm

    Verem olma

  • teverrüm etmek

    vereme yakalanmak, verem olmak

  • tevessü etmek

    genişlemek

  • tevessül

    Elde etmek istenilene ulaşmak için birini ve bir şeyi aracı yapma

  • tevessül etmek

    elde etmek istenilene ulaşmak için birini ve bir şeyi aracı yapmak

  • tevfik

    Allah'ın yardımına kavuşma

  • tevfikan

    Uyarak, uygun olarak, -e göre

  • tevhit

    Allah'ın birliğine inanma, bir sayma, bir olarak bakma

  • tevhit ehli

    Allah'ın birliğine inananlar

  • tevhit etmek

    Allah'ın bir olduğunu söylemek

  • tevil etmek

    söz veya davranışa başka bir anlam vermek

  • tevil götürmek

    söz veya davranışa başka bir anlam verebilmek

  • tevki

    Padişah fermanlarına çekilen tuğra

  • tevkif

    Bir suç dolayısıyla birini tutuklama

  • tevkif etmek

    tutuklamak

  • tevkifat

    Para konusunda kesintiler

  • tevkil

    Vekil etme

  • tevkil etmek

    birini vekil etmek

  • tevlit

    Sebep olma, oluşturma

  • tevlit etmek

    doğurmak

  • tevliyet

    Vakıf mallarına bakma görevi

  • Tevrat

    Museviliğin temel ilkelerini, Hz. Musa'ya gönderilen Tanrı buyruklarını içeren Musevilerin kutsal kitabı; Ahd-i Atik

  • tevriye

    Birden çok anlamı olan bir sözün yakın anlamının değil de uzak anlamının kullanılması sanatı

  • tevsi etmek

    genişletmek

  • tevsik etmek

    belgelemek

  • tevzi bürosu

    Dağıtım işleri ile uğraşan büro

  • tevzi etmek

    dağıtmak

  • tevziat

    Dağıtmalar

  • teyakkuz

    Olması muhtemel bir şeyi dikkatle bekleme

  • teyakkuza geçmek

    dikkatli ve tetikte olmak

  • teybe almak

    söylenilen söz, müzik vb.ni teyp makinesindeki banda geçirmek

  • teyel

    Seyrek ve eğreti dikiş; ilinti

  • teyel ipliği

    Teyel yapmakta kullanılan iplik

  • teyel yapmak (veya atmak)

    dikilecek parçaları birbirine teyelle tutturmak

  • teyelleme

    Teyellemek işi; ilintileme, ilgileme

  • teyellemek

    İki parçayı eğreti olarak seyrek dikişle elde dikmek; ilintilemek, ilgilemek

  • teyellenme

    Teyellenmek işi

  • teyellenmek

    Kumaş teyelle tutturulmak, üzerine teyel yapılmak

  • teyelli

    Teyelle tutturulmuş, teyellenmiş

  • teyemmüm

    Su bulunmayan yerde su niyetiyle toprak, kum vb. şeylerle abdest alma

  • teyit etmek

    gerçeklemek

  • teyp

    Manyetik bir bant üzerine sesleri kaydeden ve okuyan aygıt

  • teyze

    Annenin kız kardeşi; ana yarısı, anne yarısı

  • teyze kızı

    Teyzenin kızı

  • teyze oğlu

    Teyzenin oğlu; teyzezade

  • teyzelik

    Teyze olma durumu

  • tez

    Süratli bir biçimde

  • tez vakitte

    En kısa sürede; tez vakit

  • tezada düşmek

    bir sözü öbürünü tutmamak

  • tezahür

    Ortaya çıkma

  • tezahür etmek

    ortaya çıkmak

  • tezahürat

    Bağırıp çağırarak, alkışlayıp tempo tutarak yapılan gösteri

  • tezat

    Anlatımda birbirine karşıt iki sözü yan yana kullanma sanatı

  • tezatlık

    Tezat olma durumu

  • tezayüt etmek

    artmak

  • tezek

    Yakıt olarak kullanılan kurutulmuş sığır dışkısı

  • tezekkür

    Bir sorunu konuşma

  • tezellül

    Kendini hakir görme

  • tezevvüç etmek

    evlenmek

  • tezgâh

    Genellikle dükkânlarda satıcıların önündeki uzun masa

  • tezgâh açmak

    seyyar satıcı, herhangi bir yere tezgâhını kurmak

  • tezgâh mengenesi

    İş yerlerinde sabit tezgâha bağlanan ve boru, demir vb.ni kesme işlerinde kullanılan bir mengene türü

  • tezgâhlama

    Tezgâhlamak işi

  • tezgâhlamak

    Dokunacak bezi tezgâha yerleştirmek

  • tezgâhlanma

    Tezgâhlanmak işi

  • tezgâhlanmak

    Tezgâhlama işine konu olmak

  • tezgâhlayabilme

    Tezgâhlayabilmek işi

  • tezgâhlayabilmek

    Tezgâhlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tezgâhtar

    Kahve, gazino, mağaza vb. yerlerde tezgâhta duran, satış yapan kimse

  • tezgâhtar ağzı

    Bir şeyi beğendirmek için fazlaca konuşma, gereksiz övme

  • tezgâhtarlık

    Tezgâhtar olma durumu, tezgâhtarın işi

  • tezgâhtarlık etmek

    bir iş yerinde tezgâhtar olarak çalışmak

  • tezgâhçı

    Tezgâh yapıp satan kimse

  • tezgâhçılık

    Tezgâhçı olma durumu

  • tezgâhı kurmak

    işe başlamak üzere çalışma araçlarını hazırlamak, çalışmaya başlamak

  • tezhip

    Levhaların, yazma kitapların, sayfaların yaldız ve boya ile bezenmesi, yaldızlanması ile yapılan süsleme sanatı

  • tezhipçi

    Tezhip yapan kimse

  • tezhipçilik

    Tezhipçi olma durumu

  • tezkere

    Bir iş için izin verildiğini bildiren resmî kâğıt

  • tezkere almak

    askerlik görevini tamamlayarak bunu bildiren bir belge almak

  • tezkere bırakmak

    askerlik görevini bitirdiği hâlde orduda çalışmasını sürdürmek, orduda kalmak

  • tezkereci

    Askerlik ödevini tamamlamış, terhis olmuş er

  • tezkerecilik

    Tezkereci olma durumu

  • tezkeresini eline vermek

    işine son vermek, kovmak

  • tezkiye

    Bir kimsenin iyi bir insan olduğunu kendisini tanıyanlardan soruşturarak ortaya çıkarma

  • tezkiyesi bozuk

    Doğruluğuna güvenilmez (kimse)

  • tezkiyesini düzeltmek

    ahlakça kötü tanınmışken durumunu düzeltmek

  • tezleme

    Tezlemek işi

  • tezlemek

    Bir şeyi çabuklaştırmak

  • tezleşme

    Tezleşmek (I) işi

  • tezleşmek

    Çabukluk kazanmak, çabuklaşmak

  • tezleştirme

    Tezleştirmek işi

  • tezleştirmek

    Bir işi çabuklaştırmak, acele ettirmek

  • tezli

    Tezi olan, bir iddia ileri süren

  • tezlik

    Tez olma durumu

  • tezlik fiili

    Çabukluk, kolaylık vb. kavramları kazandırmak üzere bir fiile -i zarf-fiil eki ve vermek fiili getirilerek oluşturulan tasvir fiili; tezlik eylemi: açıvermek, yapıvermek vb

  • tezvir

    Yalan söyleme

  • tezvir çıkarmak

    birisi hakkında dedikodu etmek

  • tezvirat

    Yalan dolan şeyler

  • tezyif

    Bir şeyi değersiz, adi, bayağı, aşağılık göstermeye çalışma, küçültmek isteme

  • tezyif etmek

    aşağılamak

  • tezyifkâr

    Aşağılayıcı olan

  • tezyin etmek

    süslemek

  • tezyinat

    Bezekler, süsler

  • tezyinî

    Bezemecilikle, süslemecilikle ilgili

  • tezyinî sanat

    Süsleme sanatı

  • tezyit etmek

    artırmak

  • teçhil etmek

    birinin bilgisizliğini göstermek, bilmezlemek

  • teçhiz etmek

    donatmak

  • teçhizat

    Silah dışındaki savaş gereçleri; donatı

  • teçhizatlı

    Teçhizatı bulunan, teçhizatlanmış

  • teğelti

    Binek hayvanlarında eyerin altına konulan keçe

  • teğet

    Bir eğrinin yanından geçen ve ona ancak bir noktada değen doğru; mümas

  • teğet geçmek

    yakınından geçmek

  • teğmen

    Orduda rütbesi asteğmenle üsteğmen arasında olan, takım komutanlığı yapan subay; mülazım

  • teğmenlik

    Teğmen olma durumu; mülazımlık

  • teşbih etmek

    benzetmek

  • teşbihte hata olmaz (veya olmasın)

    "yeri geldiği zaman çirkin, kaba bir benzetme ile anlatıma daha etkili bir hava verilmesi, saygısızca bir davranış değildir, kimse bundan alınmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz

  • teşci etmek

    cesaretlendirmek

  • teşdit

    Şiddetini artırma, güç verme

  • teşebbüs

    Girişim, girişme

  • teşebbüs etmek

    girişmek, el atmak

  • teşebbüse geçmek

    bir işi yapmak için davranmak, girişmek

  • teşebbüsü ele almak

    öne atılıp bir işi yönetmeye başlamak

  • teşehhüt

    Namazda oturarak "ettehiyyatü" duasını okuma

  • teşehhüt miktarı

    Çok kısa bir süre

  • teşekkül etmek

    belirmek, belli bir biçim almak

  • teşekkür

    Yapılan bir iyiliğe karşı duyulan kıvanç ve gönül borcunu anlatma

  • teşekkür etmek

    hoşnutluğunu anlatmak

  • teşekkürname

    Okullarda belli bir başarı düzeyinin üzerine çıkan öğrenciye karnesiyle birlikte verilen belge; teşekkür

  • teşerrüf

    Bir kimse ile tanışmaktan şeref duyma

  • teşerrüf etmek

    bir kimse ile tanışmaktan şeref duymak

  • teşhir

    Herkese duyurma, dile düşürme

  • teşhir etmek

    göstermek

  • teşhis

    Kim ve ne olduğunu anlama, tanıma, seçme

  • teşhis etmek (veya koymak)

    kim ve ne olduğunu anlamak, tanımak, seçmek

  • teşkil

    Oluşturma, ortaya çıkarma, meydana getirme

  • teşkil etmek

    oluşturmak, ortaya çıkarmak

  • teşkilatsız

    Örgütsüz bir biçimde

  • teşmil

    Kapsamına alma

  • teşmil etmek

    kapsamını genişletmek, kapsamına almak

  • teşne

    Susamış

  • teşne olmak

    çok istekli görünmek

  • teşrif

    Bir yeri onurlandırma, şereflendirme

  • teşrif etmek

    şereflendirmek, onurlandırmak

  • teşrifat

    Resmî günlerde ve toplantılarda devlet büyüklerinin makam ve mevki sıralarına göre kabulü

  • teşrifatlı

    Resmî veya geleneksel kurallara bağlı

  • teşrifatsız

    Resmî veya geleneksel kurallara bağlı olmayan

  • teşrifatçı

    Resmî gün ve törenlerde davetlileri kurallara göre karşılamakla ve ağırlamakla görevli kimse

  • teşrifatçılık

    Teşrifatçı olma durumu

  • teşrih

    Bir sorunu veya konuyu ele alıp en ince noktalarına kadar gözden geçirerek anlatma; açımlama

  • teşrih etmek

    açımlamak

  • teşrih masası

    Otopsi yapılan özel masa

  • teşrihhane

    Otopsi yapılan yer

  • teşrik

    Yaptığı bir işe bir kimseyi ortak etme

  • teşrikimesai

    Bir gaye uğruna kurulan çalışma ortaklığı, birlikte çalışma; iş birliği

  • teşrin

    Eski takvimde ekim ve kasım ayları için kullanılan ortak isim

  • teşt

    Çamaşır leğeni

  • teşvik

    Bir kimseyi kötü bir iş yapması için kışkırtma

  • teşvik etmek

    isteklendirmek, özendirmek

  • teşvikçilik

    Teşvikçi olma durumu

  • teşyi etmek

    uğurlamak, geçirmek

  • Th

    Toryum elementinin simgesi

  • Ti

    Titan elementinin simgesi

  • ti

    Bir tören sırasında, askerleri bir araya toplamak, törenin başladığını bildirmek vb. amaçlarla çalınan borazanın çıkardığı tiz ses

  • ti borusu

    Ti işareti veren boru

  • ti işareti

    Borazanla "ti" sesi çıkararak verilen işaret

  • Tibetli

    Tibet halkından olan kimse

  • Tibetçe

    Tibet dili

  • Ticani

    Kuzey Afrika'da kurulmuş bir tarikat ve bu tarikattan olan kimse

  • ticani

    Yobaz, gerici

  • Ticanilik

    Ticani tarikatı

  • ticanilik

    Yobazlık, aşırı gericilik

  • ticaret

    Ürün, mal vb. alım satımı; tecim

  • ticaret ataşesi

    Büyükelçiliklerde ticaret işleri ve hareketleriyle ilgilenmek üzere görevlendirilen elçilik görevlisi; ticari ataşe

  • ticaret borsası

    Ticaret mallarının işlem gördüğü borsa

  • ticaret coğrafyası

    Bir ülkenin ticaretle ilgili her türlü ilişkisini ve bunun nedenlerini inceleyen coğrafya bilimi

  • ticaret filosu

    Aynı bayrak altında çalışan her türden ticaret gemilerinin tümü

  • ticaret gemisi

    Devlet veya özel sermayece işletilen, ticaret amacıyla kullanılan gemi

  • ticaret işletmesi

    Kazanç sağlamak amacıyla çalışan işletme

  • ticaret limanı

    Dış ülkelerle alışverişin yapıldığı liman

  • ticaret mahkemesi

    Ticaret davalarına bakan mahkeme

  • ticaret merkezi

    Çeşitli ürünlerin ve malların pazarlandığı, ticari ilişkilerin kurulduğu yer

  • ticaret odası

    Tüccarlar arasında dayanışmayı sağlamak, ortak sorunlarla uğraşmak, yabancı tüccarlarla ilişki kurmak, ortak çıkarları korumak için kanun ile kurulan tüzel kişiliğe sahip kurum

  • ticaret sicili

    Ticaret mahkemelerinin bulunduğu yerlerde ticari işlemlerin kayıt ve tescil edildiği ve herkesin yararlanabileceği resmî kütük

  • ticaretgâh

    Ticaret yeri, ticarete elverişli yer

  • ticarethane

    Ticaret işlerinin yürütüldüğü yer; tecimevi

  • ticari

    Ticaretle ilgili, ticarete ilişkin

  • ticari dava

    Ticaret mahkemesinin görev alanına giren davalar

  • ticari tüketim

    Ticaret mallarının tüketilmesi

  • ticari ünvan

    Ticarethanelerin kullanmak zorunda oldukları ad veya ünvan

  • ticarileşme

    Ticarileşmek işi

  • ticarileşmek

    Ticari duruma gelmek

  • tifdruk

    Oyulmuş bakır kalıplarla yapılan, renkli fotoğraf baskılarına elverişli bir baskı tekniği

  • tifo

    Kirli sularda, bu sularla sulanmış sebzelerde bulunan, mikroplarla oluşan, ortalama üç hafta süren, ateşli ve tehlikeli bir bağırsak hastalığı; karahumma

  • tiftik

    Tiftik keçisinin ince, yumuşak, parlak yünü; moher

  • tiftik keçisi

    Uzun, kıvırcık ve ipek gibi yumuşak kılları olan, evcil bir tür keçi; Ankara keçisi

  • tiftik tiftik

    Telleri birbirinden ayrılıp kabarmış

  • tiftik tiftik olmak

    kumaşın telleri birbirinden ayrılmak, çok eskimek

  • tiftiklenme

    Tiftiklenmek işi

  • tiftiklenmek

    Kumaşın telleri birbirinden ayrılmak, kabarmak, tiftik tiftik olmak

  • tifüs

    Bitle geçen, ortalama on beş gün süren, vücutta pembe lekelerle beliren, ateşli ve tehlikeli bir hastalık; lekeli humma

  • tik

    Herhangi bir kas kümesinin irade dışı hareketi

  • tik atmak

    yazının bir tarafına onay işareti koymak

  • tik ağacı

    Çift çeneklilerden, kaplamada kerestesinden yararlanılan, doğal rengi sarı, zamanla havada kendiliğinden koyulaşan bir sıcak iklim ağacı (Tectona grandis)

  • tik tak

    Genellikle saatin çalışırken çıkardığı ses

  • tike

    Et, ekmek, peynir vb.nde parça, lokma, dilim

  • tike kebabı

    Koyun eti ve kuyruk yağının kömürde pişirilmesiyle yapılan, üzerine baharatlardan oluşan sos dökülen bir kebap türü

  • tikel

    Bir türün bütün bireylerine değil de bir veya birkaç bireyine ilişkin olan; cüzi, tümel karşıtı

  • tikel önerme

    Konunun kapsamına giren bütün bireyler için değil de bazıları için belli bir şey bildiren önerme

  • tikellik

    Tikel olma durumu

  • tiksindirici

    Tiksinilecek durumda olan; tiksinç, menfur

  • tiksindiricilik

    Tiksindirici olma durumu

  • tiksindirme

    Tiksindirmek işi

  • tiksindirmek

    Tiksinmesine yol açmak

  • tiksinilme

    Tiksinilmek işi

  • tiksinilmek

    Tiksinme işine konu olmak

  • tiksiniş

    Tiksinmek işi

  • tiksinme

    Tiksinmek işi; ikrah, istikrah, kerahet, nefret

  • tiksinmek

    Bir şey, bir kimse, bir düşünce, bir durum vb.ni kötü, iğrenç veya aşağılık bularak ondan uzak durma duygusuna kapılmak, ikrah etmek, istikrah etmek

  • tiksinti

    Tiksinme işi, tiksinme; ikrahlık

  • tilavet

    Kur'an'ı güzel ve yüksek sesle, usulünce okuma

  • tilki

    Köpekgillerden, uzunluğu 90, kuyruğu 30 santimetre kadar, ırklarına göre çeşitli renklerde olan, ağız ve burnu uzun ve sivri, kümes hayvanlarına zarar veren, kürkü beğenilen bir tür memeli (Vulpes)

  • tilki gibi

    kurnaz (kimse)

  • tilki tilkiliğini anlatıncaya kadar post elden gider

    "bir gerçeği anlatıncaya kadar çoğu kez başa gelmedik şey kalmaz" anlamında kullanılan bir söz

  • tilki uykusuna vermek

    uyuyormuş gibi yaparak fırsat kollamak

  • tilki uykusuna yatmak

    uyuyormuş gibi yaparak fırsat kollamak

  • tilkikuyruğu

    Uzun salkımlı bir çeşit üzüm

  • tilkileşme

    Tilkileşmek işi

  • tilkilik

    Kurnazlık veya kurnazca davranış

  • tilkimsi

    Tilkiyi andıran, tilkiye benzeyen, tilki gibi

  • tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır

    "bir kişi ne kadar farklı yerlerde yaşarsa yaşasın, ne kadar farklı işlerle uğraşırsa uğraşsın, bağlı bulunduğu çevreye veya işe dönmek zorunda kalır" anlamında kullanılan bir söz

  • Tillo

    Siirt iline bağlı ilçelerden biri

  • tim

    Güvenlik güçlerinde belirli bir iş veya hizmeti başarabilecek güçteki en küçük birlik

  • timbal

    Üstü deri ile kaplı, bakırdan yapılan, küre biçiminde bir davul türü

  • timsah

    Sürüngenlerden, sıcak bölgelerin akarsularında yaşayan, kalın derili, uzun kuyruklu, iri bir hayvan (Crocodilus)

  • timsah gözyaşları

    Sahte gözyaşları

  • timsahlar

    Örneği timsah olan sürüngenler takımı

  • timsal olmak

    simge durumuna gelmek

  • timüs

    Göğüs kemiği arkasında bulunan iç salgı bezi; özden

  • tin

    Birtakım fizikötesi kurucularının, gerçeği ve evreni açıklamak için her şeyin özü, temeli veya yapıcısı olarak benimsedikleri madde dışı varlık

  • tin tin

    Sessiz, patırtısız bir biçimde

  • tinerci

    Uçucu madde bağımlısı olan kimse

  • tinercilik

    Tinercinin yaptığı iş

  • tip

    Aynı cinsten bütün varlıkların veya nesnelerin temel özelliklerini büyük ölçüde kendinde toplayan örnek

  • tipik

    Bir kimseyi veya nesneyi niteleyen; karakteristik

  • tipileme

    Tipilemek işi

  • tipilemek

    Kar tipiye çevirmek

  • tipili

    Kar fırtınalı

  • tipleme

    Tiplemek işi

  • tiplemek

    Belirli bir tipin bütün çapraşık özelliklerini, bunu en iyi, en rahat, en inandırıcı biçimde temsil edebilecek kişiyle canlandırmak

  • tipleşme

    Tipleşmek durumu

  • tipleşmek

    Tip özelliği kazanmak

  • tipleştirme

    Tipleştirmek işi

  • tipleştirmek

    Tip özelliği vermek veya kazandırmak

  • tipo

    Kurşundan dökülmüş harflerin bir araya getirilmesiyle yapılan bir baskı türü

  • tipocu

    Basımevlerinde tipo baskısıyla uğraşan kimse

  • tipoculuk

    Tipocunun yaptığı iş

  • tipografi

    Kabartma biçimlerle ilgili baskı yöntemi; tipografya

  • tipografik

    Tipografi ile ilgili

  • tipoloji

    İnsan tiplerini belirleme ve ayırt etme yöntemi

  • tipolojik

    Tipolojiye ilişkin

  • tipolojik tasnif

    İnsan tiplerini sınıflandırma

  • tir tir

    "Çok üşümek, çok korkmak" anlamlarındaki tir tir titremek deyiminde geçen bir söz; tiril tiril

  • tiramola

    Geminin rüzgârüstüne veya rüzgâraltına dönmesi için yelkenlerin bazısını gevşetme, bazısını germe işlemi

  • tiran

    Eski Yunan'da siyasal gücü zorla ele geçiren, onu kötüye kullanan kimse

  • tiranlık

    Tiran olma durumu

  • tirat

    Bir tiyatro oyununda oyuncuların bir defada söylediği parça

  • Tire

    İzmir iline bağlı ilçelerden biri

  • tire

    Dikişte kullanılan pamuk ipliği

  • Tirebolu

    Giresun iline bağlı ilçelerden biri

  • tireleme

    Tirelemek işi

  • tirelemek

    Bir yazıya tire (II) koymak

  • tirendaz

    Ok atan

  • tirendazlık

    Tirendaz olma durumu

  • tirfil

    Bir tür yonca

  • tirfillenme

    Tirfillenmek işi

  • tirfillenmek

    Kumaş havı dökülmek

  • tirhandil

    Yelken ve kürekle yürütülen ve genellikle Bodrum'a özgü dayanıklı ve zarif tekne türü

  • tirhos

    Taze sardalya balığı

  • tirhos vohozu

    Sardalya balığının küçüğü

  • tiridi çıkmak

    iyice ihtiyarlamak, çok yaşlanmak

  • tiridine banmak

    yemeğin suyuna banmak

  • tiril tiril

    Titrer gibi dalgalanan, ince (kumaş, elbise)

  • tiril tiril giyinmek

    tertemiz biçimde

  • tiril tiril titremek

    çok üşümek

  • tirildeme

    Tirildemek işi

  • tirink

    Peşin olarak

  • tirit

    Et suyuna kızartılmış veya bayat ekmek konularak yapılan yemek

  • tirit gibi

    yerinden kımıldayamayacak kadar ihtiyar (kimse)

  • tiritleşme

    Tiritleşmek işi; tiritlenme

  • tiritleşmek

    Çok yaşlanıp gücü kalmamak; tiritlenmek

  • tiriz

    Giysilerin yırtmacına ve eteğine eklenen ensiz kumaş parçası

  • tirle

    Meme başı üzerine yerleştirilip sütün alınmasına yarayan araç

  • tirlin

    Mürekkeple çizgi çizmeye yarayan, türlü kalınlıklarda gereç

  • tiroit bezi

    Gırtlağın ön ve alt bölümünde bulunan, çok damarlı, salgısını kana veren bir bez; kalkan bezi, tiroit

  • tirokalsitonin

    Tiroit bezinden salgılanan, kandaki kalsiyumu azaltan hormon

  • tiroksin

    Tiroit hormonlarının ilk keşfedileni

  • tirpidin

    Ufak bahçe çapası

  • tirsi

    Hamsigillerden, yumurtalarını tatlı sulara bırakan bir tür balık (Alosa alosa)

  • tiryaki

    Afyon, tütün, kahve, çay vb. keyif veren maddelere alışmış olan (kimse)

  • tiryakisi olmak

    bir şeye veya birine çok düşkün olmak

  • tirşe

    Yeşil ile mavi arası renk

  • tirşe gözlü

    Gözü tirşe renkli olan

  • tirşeleşme

    Tirşeleşmek işi

  • tirşeleşmek

    Tirşe rengine dönüşmek

  • titan

    Atom numarası 22, atom ağırlığı 47,90, yoğunluğu 4,5 olan, 1675 °C'ye doğru eriyen, özellikleri bakımından silisyumla kalaya yaklaşan, parlak beyaz renkli, basit element (simgesi Ti)

  • titiz

    Çok dikkat ve özenle davranan veya böyle davranılmasını isteyen (kimse), memnun edilmesi güç; müşkülpesent

  • titizce

    Titiz bir biçimde

  • titizlenme

    Titizlenmek işi; titizleşme

  • titizlenmek

    Çok dikkat ve özenle davranmak veya böyle davranılmasını istemek, titiz olmak, titizlik göstermek; titizleşmek

  • titizlik

    Titiz olma, titizce davranma durumu

  • titizlik göstermek

    titizlenmek

  • titrek

    Titreyen; lerzan

  • titrek kavak

    Avrupa, Kuzey Afrika, Ön Asya, Kafkasya, Sibirya, Japonya ve Türkiye'nin orman bölgelerinde yetişen, çalı veya ağaççık hâlinde bir tür kavak; acı kavak, dağ kavağı (Populus tremula)

  • titrekleşme

    Titrekleşmek işi

  • titrekleşmek

    Titrek duruma gelmek

  • titreklik

    Titrek olma durumu

  • titreme

    Titremek işi; lerze

  • titreme gelmek

    titremeye başlamak, titremeye tutulmak

  • titremek

    Küçük ve hızlı salınım hareketleri yapmak; tirildemek

  • titremleme

    Titremlemek işi

  • titremlemek

    Konuşmada, düşünce veya duyuştan gelen yumuşaklık ve sertlik özelliklerini belirtmek için tonları düzenlemek

  • titretiş

    Titretmek işi

  • titretme

    Titretmek işi

  • titretmek

    Titremesine yol açmak

  • titreyebilme

    Titreyebilmek işi

  • titreyebilmek

    Titreme ihtimali bulunmak

  • titreyiverme

    Titreyivermek işi

  • titreyivermek

    Aniden titremek

  • titreyiş

    Titremek işi

  • titreşim

    Küçük ve hızlı salınım; ihtizaz, vibrasyon, rezonans

  • titreşim önleyici

    Yapılarda hidrofor, elektrik motoru, boyler üniteleri, kalorifer kazanı vb. araçların titreşimleriyle etrafa zarar vermemeleri için yapılan yalıtım; vibrasyon tecridi

  • titreşimli

    Titreşim yapan veya titreşim oluşturan; vibrasyonlu

  • titreşimlilik

    Titreşimli olma durumu

  • titreşimsiz

    Titreşim yapmayan veya titreşim oluşturmayan

  • titreşimsizlik

    Titreşimsiz olma durumu

  • titreşme

    Titreşmek işi; ihtizaz

  • titreşmek

    Her yanı titremek

  • titreştirme

    Titreştirmek işi

  • titreştirmek

    Her yanı titretmek

  • tiyatro

    Dram, komedi, vodvil vb. eserleri sahneleme sanatı

  • tiyatrocu

    Tiyatro oyuncusu

  • tiyatroculuk

    Tiyatro sanatçılığı

  • tiyatrolaştırma

    Tiyatrolaştırmak işi

  • tiyatrolaştırmak

    Yazılı bir eseri oyun durumuna getirmek

  • tiyatrosever

    Tiyatro tutkusu olan, tiyatroyu seven (kimse)

  • tiyatroseverlik

    Tiyatrosever olma durumu

  • tiye almak

    biriyle alay etmek, eğlenmek

  • tiz

    İnce keskin (ses), pes karşıtı

  • tiz sesli

    Sesi tiz olan

  • tiz seslilik

    Tiz sesli olma durumu

  • tizleşme

    Tizleşmek işi

  • tizleşmek

    Ses, tiz bir durum almak

  • tişört

    Genellikle kısa kollu, pamuklu spor giysi

  • Tl

    Talyum elementinin simgesi

  • Tm

    Tulyum elementinin simgesi

  • Togolu

    Togo’da yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse

  • Toharca

    Orta Asya'da kullanılmış olan eski bir Hint-Avrupa dili

  • toht

    Çoban köpeklerinin boynuna takılan dikenli demir tasma

  • tohum

    Bitkilerde döllenme sonunda yumurtacıktan oluşan ve yeni bir bitki oluşmasını sağlayan tane; ekecek

  • tohum zarı

    Tohumu dıştan sararak onu koruma altına alan zar

  • tohuma kaçmak

    üreme veya üretme gücü kalmamak

  • tohumcu

    Tohum yetiştiren veya satan kimse

  • tohumculuk

    Tohumcunun işi

  • tohumlama

    Döllemek işi

  • tohumlamak

    Dişi bir hayvanı, erkeğinden alınan tohumla yapay olarak döllemek

  • tohumlanma

    Tohumlanmak işi

  • tohumlanmak

    Tohumlu duruma gelmek

  • tohumlu

    Tohumu olan

  • tohumlu bitkiler

    Bitkiler dünyasının büyük bir şubesi; çiçekli bitkiler

  • tohumluk

    Bitki yetiştirmede kullanılan tane, çekirdek, kök, sap vb.nin bütünü

  • tohumu dökülmek

    geçirdiği büyük bir korku dolayısıyla dölden kesilmek

  • tok

    Açlığını gidermiş, doymuş, aç karşıtı

  • tok açın hâlinden bilmez

    "varlıklı olan, yoksulun ne denli sıkıntı içinde bulunduğunu bilmez" anlamında kullanılan bir söz

  • tok evin aç kedisi

    gereksinimi olmadığı hâlde açgözlülük eden

  • tok karnına

    Yemek yedikten sonra

  • tok sözlü

    Hatır ve gönül dinlemeden, hiçbir şeyden çekinmeden konuşan

  • tok sözlülük

    Tok sözlü olma durumu

  • tok tok

    Kalın ve gür sesle

  • tok tok yürümek

    kendinden emin, heybetli bir biçimde yürümek

  • tok tutmak

    açlığı uzun süre giderme veya doyurma özelliği olmak

  • toka

    Kemer, kayış, ayakkabı vb.nin iki ucunu birbirine bağlamaya, bunları istenilen genişlikte tutmaya yarayan, türlü biçimlerde tutturmalık

  • toka etmek

    el sıkışmak

  • tokalaşabilme

    Tokalaşabilmek işi

  • tokalaşabilmek

    Tokalaşma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tokalaşma

    Tokalaşmak işi

  • tokalaşmak

    Birbirinin elini sıkmak, el sıkışmak

  • tokalı

    Tokası olan, toka takılmış olan

  • tokasız

    Tokası olmayan

  • Tokat

    Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • tokat

    El içi ile vuruş

  • tokat (veya tokadı) yemek

    kendine tokat vurulmak

  • tokat atmak (veya patlatmak)

    el içi ile vurmak

  • tokat aşk etmek (veya eylemek)

    hızla vurmak

  • Tokat kebabı

    Tokat yöresine özgü, domates, biber, patlıcan ve etle özel fırınlarda yapılan bir kebap türü

  • tokatlama

    Tokatlamak işi

  • tokatlamak

    Tokat atmak

  • tokatlanma

    Tokatlanmak işi

  • tokatlanmak

    Tokat atılmak

  • tokatlatma

    Tokatlatmak işi

  • tokatlatmak

    Tokatlama işini yaptırmak

  • tokatlayabilme

    Tokatlayabilmek işi

  • tokatlayabilmek

    Tokatlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • Tokatlı

    Tokat ilinden olan kimse

  • Tokatlılık

    Tokatlı olma durumu

  • tokaç

    Çamaşır yıkarken kullanılan, tahtadan, yassı tokmak

  • tokaçlama

    Tokaçlamak işi

  • tokaçlamak

    Çamaşırı tokaçla dövmek

  • tokaçlanma

    Tokaçlanmak işi

  • tokaçlanmak

    Çamaşır tokaçla dövülmek

  • tokgözlü

    açgözlü karşıtı

  • toklu

    Bir yıllık kuzu

  • tokluk

    Tok olma durumu

  • tokmak

    Ağaçtan yapılmış iri çekiç

  • tokmak gibi

    tıkız etli

  • tokmak tokmak

    Etli, kalın bir biçimde

  • tokmaklama

    Tokmaklamak işi

  • tokmaklamak

    Tokmakla vurmak

  • toksikolog

    Toksikoloji ile uğraşan kimse

  • toksikoloji

    Zehirle, onların organizmaya olan etkileriyle ve zehirlerin belirlenmesiyle uğraşan bilim dalı

  • toksikolojik

    Toksikoloji ile ilgili

  • toksikoman

    Dıştan sağlanan her türlü maddeye, özellikle toksik bir maddeye karşı fiziksel ve ruhsal bir bağımlılık duyan, vücudunda bu maddenin yarattığı olağanüstü etkilerin arayışı içinde olan kişi

  • toksikomani

    Uyuşturucu madde tutkunluğu

  • toksin

    Canlı organizmalarda görülen zehir

  • tokurdama

    Tokurdamak işi

  • tokurdamak

    Hava, suyun içinde kabarcıklar durumunda yükselirken ses çıkarmak

  • tokurdatma

    Tokurdatmak işi

  • tokurdatmak

    Tokurdama işini yaptırmak

  • tokurtu

    Tokurdama sırasında çıkan sesin adı

  • tokuz

    Sık ve kalınca, tok (kumaş)

  • tokuşma

    Tokuşmak işi

  • tokuşmak

    İki şey birbirine çarpmak, çarpışmak

  • tokuşturabilme

    Tokuşturabilmek işi

  • tokuşturabilmek

    Tokuşturma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tokuşturma

    Tokuşturmak işi

  • tokuşturmak

    Birbirine dokundurmak, çarpıştırmak

  • tokyo

    Genellikle plastikten yapılmış bir terlik türü

  • tol

    Taş kemer veya taş kemerlerle yapılmış ev, oda, kapı vb. şey

  • tolerans

    İşlenmiş bir parçanın yapım ölçüsünde olabilecek özür payı

  • tolere

    "Hoş görmek; kaldırmak, katlanmak, tahammül etmek; gidermek" anlamlarındaki tolere etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • tolgalı

    Miğferi olan

  • tolgasız

    Miğferi olmayan

  • tolüen

    Maden kömürü katranından çıkarılan, eritici ve leke çıkarıcı olarak kullanılan, yanabilir sıvı hidrokarbür (CH)

  • tomahavk

    Amerikan yapısı güdümlü füzelerin bir türü

  • tomak

    Ağaçtan yapılmış top

  • tomar

    Dürülerek boru biçimi verilmiş deriler veya kâğıtlar

  • tomar tomar

    Tomar durumunda olan

  • tomarla

    (toma'rla) Çok fazla bir biçimde

  • tomarlama

    Tomarlamak durumu

  • tomarlamak

    Tomar durumuna getirmek

  • tomarlanma

    Tomarlanmak durumu

  • tomarlanmak

    Tomar durumuna getirilmek

  • tomarlatma

    Tomarlatmak işi

  • tomarlatmak

    Tomar durumuna getirilmek

  • Tomarza

    Kayseri iline bağlı ilçelerden biri

  • tombak

    Kuyumculukta kullanılan, %80 bakır, %20 çinkodan oluşan sarı renkli alaşım

  • tombala

    Torbadan numaralı taşlar çekilerek üzerinde numara yazılı kâğıtlarla oynanan bir talih oyunu

  • tombala çekmek

    tombala oynamak

  • tombalacı

    Tombala çektirerek para kazanan kimse

  • tombalacılık

    Tombalacının işi

  • tombalak

    Kısa boylu, şişman, tıknaz ve tombulca

  • tombaz

    Irmaklarda işleyen, altı düz kayık

  • tombik

    Kuzey Afrika kıyılarında avlanan bir çeşit orkinosun yavrusu; tombilya

  • tombilik

    Küçük ton balığı

  • tombul

    Şişman, etine dolgun olan; yumuk

  • tombulca

    Biraz tombul

  • tombullaşma

    Tombullaşmak işi

  • tombullaşmak

    Tombul duruma gelmek

  • tombulluk

    Tombul olma durumu

  • tomografi

    Bir organ veya organizma kesitinin röntgenle filmini çekme yöntemi

  • tomruk

    Ağacın kesilerek silindir biçimine getirilmiş gövdesi

  • tomruklama

    Tomruklamak işi

  • tomruklamak

    Tomruk durumuna getirmek

  • tomruklanma

    Tomruklanmak işi

  • tomruklanmak

    Tomruk durumuna gelmek

  • tomruğa atmak

    tutukevine koymak

  • tomruğa vermek

    işkence aracına suçlunun ayaklarını geçirmek

  • tomurcuk

    Bir bitkinin üzerinde bulunan ve ileride sap, çiçek veya yaprak verecek olan filiz; domur

  • tomurcuklanma

    Tomurcuklanmak işi

  • tomurcuklanmak

    Tomurcuk oluşmak

  • tomurma

    Tomurmak işi

  • tomurmak

    Ağacı dibinden kesmek

  • ton

    Bir metreküp hacminde ve + 4 °C'deki arı suyun ağırlığı

  • ton balığı

    Uskumrugillerden, boyu 2,5 metre kadar olabilen, eti yenir bir balık; istavrit azmanı, orkinos (Thunnus)

  • tonaj

    Bir taşıtın alabildiği ton miktarı

  • tonalite

    Belirli bir tonda yazılmış müzik parçasının niteliği

  • toner

    Bilgisayar yazıcısı veya fotokopi makinesinde kullanılan toz durumundaki mürekkep

  • tonga

    Hile, düzen, tuzak

  • tongaya basmak (veya düşmek)

    kendisini kötü bir duruma düşürmek için hazırlanan bir düzene uğramak, tuzağa düşmek

  • tonik

    Organları uyaran ve güçlendiren ilaç

  • tonilato

    Gemilerin alabileceği yükü belirtmekte kullanılan, bir tona eşit birim

  • tonilatoluk

    Herhangi bir tonilato hacminde olan

  • tonlarca

    Çok miktarda olan; tonla

  • tonlu

    Akciğerlerden gelen havanın ses tellerini titreştirmesiyle boğumlanan (ses); yumuşak, sedalı, ötümlü, titreşimli

  • tonlu vurgu

    Hem yüksek hem yeğin hem de dinamik vurgu

  • tonlu ünsüz

    Akciğerlerden gelen havanın ses tellerini titreştirmesiyle boğumlanan ünsüz; yumuşak sessiz, yumuşak ünsüz, sedalı ünsüz, ötümlü ünsüz

  • tonluk

    Belli bir ton ağırlığında olan

  • tonlulaşma

    Tonsuz ünsüzlerin tonlu ünsüze dönüşmesi; yumuşama, sedalılaşma, ötümlüleşme

  • tonlulaşmak

    Tonlu duruma gelmek; yumuşamak, sedalılaşmak, ötümlüleşmek

  • tonluluk

    Tonlu olma durumu; yumuşaklık, sedalılık, ötümlülük

  • tonoz

    Tuğla ve harçla örülmüş, alttan obruk, yarım silindir biçiminde tavan örtüsü

  • tonsuz

    Akciğerlerden gelen havanın titreşime uğramadan boğumlanmasıyla oluşan (ses); sert, sedasız, ötümsüz, titreşimsiz

  • tonsuz ünsüz

    Akciğerlerden gelen havanın titreşime uğramadan boğumlanmasıyla oluşan ünsüz; sert sessiz, sert ünsüz, sedasız ünsüz, ötümsüz ünsüz

  • tonsuzlaşma

    Ünsüzlerin boğumlanması sırasında ses tellerinin akciğerlerden gelen havayı titreştirmemesi ve ton vermemesi; sertleşme, sedasızlaşma, ötümsüzleşme

  • tonsuzlaşmak

    Tonsuz duruma gelmek; sertleşmek, sedasızlaşmak, ötümsüzleşmek

  • tonsuzluk

    Tonsuz olma durumu; sertlik, sedasızlık, ötümsüzlük

  • tonsürton

    Tek bir rengin farklı tonlarının bir arada kullanılması

  • tonton

    Sevimli, hoş (kimse)

  • Tonya

    Trabzon iline bağlı ilçelerden biri

  • Tonya yağı

    Besin değeri yüksek, hafif ve hoş kokulu, koyu sarı renkli bir tereyağı türü; Trabzon yağı

  • top

    Birçok spor oyununda kullanılan, türlü büyüklükte, genellikle kauçuktan yapılmış yuvarlak nesne

  • top (veya topu) atmak

    batkınlığa uğramak, iflas etmek

  • top arabası

    Sahra topunun oturtulmuş bulunduğu tekerlekli taşıt

  • top atımı

    Top atma işi

  • top ağaç

    Gövdesi yüksekçe bir yerden kesilerek dallandırılan ağaç

  • top başı yapmak

    kişi veya takım devre arası vb. tatillerden veya sakatlıktan sonra idmanlara yeniden başlamak

  • top etmek

    bir şeyi yığın durumuna getirmek

  • top gibi gürlemek

    gürültülü bir biçimde bağırmak veya konuşmak

  • top gibi patlamak

    birden gelen şaşırtıcı ve ürkütücü haber duyulmak

  • top kandil

    Birçok kandilin birleştirilmesiyle yapılmış avize

  • top mermisi

    Top ile atılan sivri uçlu, silindir biçiminde mermi

  • top patlıcan

    Bir tür yuvarlak ve etli patlıcan

  • top sakal

    Çene bölgesinde yusyuvarlak düzeltilip kesilmiş olan, uzun ve gür sakal

  • top sakallı

    Top sakalı olan

  • top sağır

    Sağırlığı ileri derecede olan

  • top sektirmek

    futbol topunu ayak, diz veya kafa üzerinde düşürmeden hareket ettirmek

  • top sürme

    Futbolda kısa vuruşlarla, topu kaçırmadan karşı takımın kalesine doğru götürmek işi

  • top sürmek

    kısa vuruşlarla, topu kaçırmadan karşı takımın kalesine veya potasına doğru götürmek

  • top tekniği

    Oyuncunun topla dilediği gibi oynayabilmesi, topu kullanabilme becerisi

  • top top

    Birçok topu bir arada bulunan (kumaş vb.)

  • top toplayıcı

    Maçlarda oyun sahasının dışına çıkan topları toplayıp atışı yapacak oyuncuya veren kimse

  • top toplayıcılık

    Top toplayıcının yaptığı iş

  • top tüfek

    Türlü silahlar

  • top yapmak

    topu rakibe kaptırmadan takım oyuncuları arasında dolaştırmak, topa daha uzun süre sahip olmak

  • top yuvarlaktır

    "karşılaşma bitmeden sonuç belli olmaz, değişebilir" anlamında kullanılan bir söz

  • top çam

    Yaklaşık 1,5 metre boyunda olan, fazla büyümeyen, yuvarlak biçimde bir tür çam

  • topa tutmak

    üzerine topla ateş etmek

  • topa çıkmak

    rakibin topu rahatça kullanmasına engel olmak için topa hamle etmek

  • topak

    Yuvarlak biçimde olan nesne; toparlak

  • topaklama

    Topaklamak işi

  • topaklamak

    Toz veya küçük parçalar durumundaki bir şeyi kütle veya yığın biçiminde birleştirmek

  • topaklanma

    Topaklanmak işi

  • topaklanmak

    Topak durumuna gelmek

  • topaklaşma

    Topaklaşmak durumu

  • topaklaşmak

    Topak durumunu almak

  • topaklaştırma

    Topaklaştırmak işi

  • topaklaştırmak

    Bir maddenin, bir cevherin en küçük parçalarını birbirine yapışık duruma getirmek

  • topal

    Bacak veya ayağındaki sakatlık sebebiyle seker gibi veya iki adımda bir, bir yana eğilerek yürüyen (insan veya hayvan)

  • topal eşekle kervana katılmak (veya karışmak)

    yetkisi ve yeteneği olmadığı hâlde önemli bir işe katılmaya yeltenmek

  • topal kapı

    Kanatlarından birinin yerinde, altında duvar üstünde pencere olan kapı

  • topalak

    Hünnapgillerden, yapraklarından yeşil boya çıkarılan bir bitki (Rhamnus clorophorus globosus)

  • topallama

    Topallamak işi

  • topallamak

    Bacak veya ayağındaki sakatlık sebebiyle seker gibi veya iki adımda, bir yana eğilerek yürümek

  • topallayış

    Topallamak işi

  • topallık

    Topal olma durumu

  • topaltı

    Kale toplarının koruması altındaki yer

  • toparlacık

    Çok yuvarlak

  • toparlak

    Top cephanesi taşıyan araba

  • toparlakça

    Toparlağa yakın bir biçimde olan

  • toparlama

    Toparlamak işi

  • toparlamak

    Bir araya getirmek, toplu bir duruma sokmak

  • toparlanabilme

    Toparlanabilmek işi

  • toparlanabilmek

    Toparlanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • toparlanma

    Toparlanmak işi

  • toparlanmak

    Toparlama işine konu olmak veya toparlama işi yapılmak

  • toparlanış

    Toparlanmak işi

  • toparlayabilme

    Toparlayabilmek işi

  • toparlayabilmek

    Toparlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • toparlayıcı krem

    Esnekliğini yitirmiş cildi sıkıştırıp düzelten krem türü

  • toparlayış

    Toparlamak işi

  • toparlağımsı

    Top biçiminde olan

  • topatan

    Güzel kokulu, sarı renkte, uzunca bir tür kavun

  • topaz

    Alüminyum silikatı ve florinden oluşan, kahverengi veya soluk sarı renkte değerli taş

  • topaç

    Çevresine ip sarılıp birden bırakılarak veya kamçı ile vurularak döndürülen koni biçiminde ucu sivri oyuncak

  • topaç gibi

    vücutça toplu ve sağlıklı (çocuk)

  • topaç çevirmek

    topacı, çevresine sarılmış ipi çevirerek döndürmek

  • topaççı

    Topaç yapan veya satan kimse

  • topbaş

    Anadolu'da özellikle Tokat yöresinde yetiştirilen açık renkli, orta boy yapraklı ve tatlı içimli bir tütün türü

  • tophane

    Top yapılan, top dökülen yer

  • topik

    Tahin, nohut, patates ve soğanla yapılan meze

  • topla

    Üç parmaklı dirgen

  • topla buluşmak

    oyuncu karşılaşma esnasında topla temas etmek

  • topla!

    taşıtlarda sürücünün direksiyonu gideceği yöne çevirmesini söylemek için kullanılan bir söz

  • toplam

    Toplama işleminin sonucu; mecmu, yekûn

  • toplama

    Toplamak işi; cemetme, icma

  • toplama işareti

    Toplama işlemini gösteren “+” işareti

  • toplama kampı

    Düşman olan milletten sivil halkın, savaş tutsaklarının veya siyasi tutukluların topluca tutuldukları yer; temerküz kampı

  • toplamak

    Bir araya getirmek; cemetmek

  • toplanabilme

    Toplanabilmek işi

  • toplanabilmek

    Toplanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • toplanan

    Toplama işleminde toplamı oluşturan sayılardan her biri

  • toplanma

    Toplanmak işi; tekâsüf

  • toplanmak

    Toplama işine konu olmak

  • toplantı

    Birden çok kimsenin belirli amaçlarla bir araya gelmesi; derinti, içtima

  • toplantı salonu

    Toplantıların yapıldığı mekân

  • toplantı yeri

    Toplantının yapıldığı yer veya merkez

  • toplanık

    Toplanmış durumda olan

  • toplanılma

    Toplanılmak işi

  • toplanılmak

    Toplama işi yapılmak

  • toplanıverme

    Toplanıvermek işi

  • toplanıvermek

    Çok çabuk veya kısa zamanda toplanmak

  • toplanış

    Toplanmak işi

  • toplardamar

    Kirli kanın vücudun her yanından kalbe gitmesini sağlayan damar; vena, verit

  • toplatabilme

    Toplatabilmek işi

  • toplatabilmek

    Toplatma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • toplatma

    Toplatmak işi

  • toplatmak

    Toplama işini yaptırmak

  • toplatılabilme

    Toplatılabilmek işi

  • toplatılabilmek

    Toplatılma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • toplatılma

    Toplatılmak işi

  • toplatılmak

    Toplama işi yaptırılmak

  • toplayabilme

    Toplayabilmek işi

  • toplayabilmek

    Toplama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • toplayıverme

    Toplayıvermek işi

  • toplayıvermek

    Çabucak veya kısa zamanda toplamak

  • toplayış

    Toplamak işi

  • toplaç

    Elektrik dinamolarında, hareketli bölümün üzerindeki iletken devrelerde oluşan akımı toplayıp tek bir devreye veren araç; kolektör

  • toplaşma

    Toplaşmak işi

  • toplaşmak

    Top durumuna gelmek

  • toplaştırma

    Toplaştırmak işi

  • toplaştırmak

    Toplamak, bir araya getirmek

  • toplaşık

    Bir araya getirilmiş, toplu hâle getirilmiş

  • toplu

    Topu olan

  • toplu caz

    Caz müzisyenlerinin bir araya gelerek müzik yapmaları

  • toplu iğne

    Başında küçük bir toparlak bulunan iğne

  • toplu konut

    Önceden planlanmış belli bir yerleşim bölgesinde, vatandaşa devletin açtığı kredi yardımları ve katkılarıyla oluşturulan yapılar bütünü

  • toplu sözleşme

    İş kanununa göre, işverenle bir yerde çalışan işçiler arasındaki çalışma şartlarını ve ücretleri düzenlemek amacıyla işçilerin bağlı olduğu sendika ile işveren arasında belli bir süre için imzalanan anlaşma

  • toplu tabanca

    Mermileri şarjöre değil bir eksen etrafında dönen top içerisine yerleştirilen tabanca

  • toplu tartışma

    Dinleyici durumunda olanların da söz alabildikleri belli bir konu üzerinde düzenlenmiş toplantı; forum

  • toplu taşıma

    Bir şehir halkının ulaşım gereksiniminin, çok sayıda insan taşımaya elverişli büyük taşıma araçlarıyla karşılanmasını sağlayan ulaşım sistemi

  • toplu taşımacı

    Toplu taşıma yapan

  • toplu taşımacılık

    Toplu taşıma yapma durumu

  • toplu çalışma

    Bir konu, bir iş için gerçekleştirilen birlikte çalışma; toplu çalışım

  • topluca

    Vücutça biraz dolgun

  • topluluk

    Nitelikleri bakımından bir bütün oluşturan kimselerin hepsi; toplum, zümre

  • topluluk adı

    Aynı özellikteki birçok ögeden oluşan ve bir bütünlük gösteren kümenin adı; topluluk ismi: ordu, orman, sınıf, sürü, katar vb

  • topluluk eki

    Adlarda topluluk belirtmek üzere kullanılan ek: üç-üz, Toros-lar, turunç-giller vb

  • topluluk sayı sıfatı

    Sayı adlarına -ız eki getirildiğinde nesneye topluluk kavramı kazandıran sayı sıfatı: ikiz kule, üçüz bebek vb

  • topluluk sayısı

    Topluluğu meydana getiren sayı

  • toplum

    Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü; cemiyet

  • toplum bilimci

    Toplum bilimi bilgini; içtimaiyatçı, sosyolog

  • toplum bilimi

    Toplumun oluşum, işleyiş ve gelişim yasalarını inceleyen bilim dalı; toplumsal bilim, içtimaiyat, sosyoloji

  • toplum bilimsel

    Toplum bilimiyle ilgili olan; sosyolojik

  • toplum dışı

    Toplumun dışında kalan

  • toplum dışılamak

    aforozlamak

  • toplum felsefesi

    Toplumcu görüşe dayalı düşünce ve değerlendirme

  • toplum mühendisi

    Toplumun geniş bir bölümünün tavır ve sosyal davranışlarına doğrudan veya dolaylı etki yapabilecek müdahalelerde bulunan kimse

  • toplum mühendisliği

    Toplum mühendisinin yaptığı iş

  • toplum polisi

    Toplumsal olayları izlemek ve denetlemek amacıyla oluşturulmuş polis birimi ve polisiye güç

  • toplum yapısı

    Sosyal hayattaki irili ufaklı pek çok sayıda sosyal grubun meydana getirdiği yapı

  • toplumcu

    Toplumculuktan yana olan kimse veya görüş; sosyalist

  • toplumcu gerçekçi

    Toplumcu gerçekçilik yanlısı olan

  • toplumcu gerçekçilik

    Toplumsal olayları ve ilişkileri toplum bilimi açısından ele alarak hem gerçekçilik hem de gelişme süreci içinde irdeleyen roman türü

  • toplumculuk

    Toplumsal refahı devlet inisiyatifinin getireceğini savunan, işçilerin yönetime katılmalarına ağırlık veren, hür teşebbüsü devletin ve sendikaların baskısı altında tutmaya çalışan, telkin ve propagandalarını eğitim, tarım ve vergi reformları üzerinde yoğunlaştıran siyasi öğreti; sosyalistlik, sosyalizm, liberalizm karşıtı

  • toplumdaş

    Aynı topluma bağlı bireylerin her biri

  • toplumlar arası

    Birçok toplumu ilgilendiren

  • toplumlaşma

    Toplumlaşmak durumu

  • toplumlaşmak

    Toplum durumuna gelmek

  • toplumlaştırma

    Toplumlaştırmak işi

  • toplumlaştırmak

    Toplumculuk ilkeleri çerçevesinde topluma mal etmek

  • toplummerkezci

    Toplummerkezcilik yanlısı; toplumiçinci

  • toplummerkezcilik

    İnsanın kendisini evrenin merkezi sayma görüşü; toplumiçincilik

  • toplumsal

    Toplumla ilgili, topluma ilişkin; içtimai, maşerî, sosyal

  • toplumsal baskı

    Belli bir topluluk içinde süregelen bir değeri gerçekleştirmek için bireylere veya topluluklara o konudaki tutumlarını, davranışlarını değiştirmeleri için yapılan baskı

  • toplumsal bilinç

    Bir toplumdaki ruhsal etkinliklerin veya ruhsal durumların bütünü

  • toplumsal bunalım

    Toplumun genel olarak içinde bulunduğu sıkıntılı durum

  • toplumsal bütünleşme

    Toplumda amaçların izlenmesinde beliren duygu ve davranışlardaki birlikteliğin geliştirilmesi

  • toplumsal davranış

    Toplumun değişik katmanlarında ve bireyleri arasında sağlanan iletişim etkinliği ve ilişkileri

  • toplumsal dayanışma

    Toplumun kurum ve kuruluşlarıyla ortak değerlerde birleşmesi ve birlikte hareket etmesi

  • toplumsal denge

    Bir toplumun başlıca kesimlerinin geniş ölçüde bir uyum içinde bulunmasını sağlayan toplum ve kültür bakımından bütünleşme

  • toplumsal değer

    Toplumun her katmanı tarafından benimsenen ve savunulan değer

  • toplumsal değişme

    Toplumun siyasal, sosyal ve ekonomik gelişme ve değişmelere paralel olarak gösterdiği eğilim

  • toplumsal düzen

    Bir toplumda kanun ve kurallara uygun düşen yapı

  • toplumsal fark

    Toplumsal katmanlarıyla ortaya çıkan değişik özellik

  • toplumsal farklılaşma

    Kişi veya gruplarda farklı özelliklerin topluca meydana getirilmesi, tanınması ve benimsenmesi

  • toplumsal gelişme

    Toplumun bütün olarak değişmesi ve gelişmesi

  • toplumsal ilişki

    Toplumun değişik ögelerinin karşılıklı etkileşimi ve ilişkisi

  • toplumsal katman

    Toplumda türlü sebeplerle oluşan sınıf

  • toplumsal küme

    Türlü etkileşimlerle bir arada bulunan,birden çok sayıda bireyden oluşan toplumsal birim

  • toplumsal yardım

    Toplum bireyleri arasında ve toplumlar arasında kurulan yardımlaşma

  • toplumsal çözülme

    Birbirine bağlı kişiler veya gruplar arasında amaca ulaştıracak görevlerin yapılamaması sebebiyle ilişkilerin bozulması

  • toplumsallaşabilme

    Toplumsallaşabilmek durumu; sosyalleşebilme

  • toplumsallaşabilmek

    Toplumsallaşma imkânı bulunmak; sosyalleşebilmek

  • toplumsallaşma

    Bireyin kişilik kazanarak belli bir toplumsal çevreye hazırlanması, toplumla bütünleşmesi süreci; sosyalleşme

  • toplumsallaşmak

    Birey kişilik kazanarak belli bir toplumsal çevreye hazırlanmak, toplumla bütünleşmek; sosyalleşmek

  • toplumsallaştırma

    Bazı imkânlardan, kuruluşlardan toplumun yararlanmasını sağlama, toplum hizmetine koyma; sosyalleştirme, sosyalizasyon

  • toplumsallaştırmak

    Toplum yararına çalışır duruma getirmek; sosyalleştirmek

  • toplumsallık

    Toplumsal olma durumu; içtimailik, sosyallik

  • topoloji

    Geometrik cisimlerin nitelikleriyle ilgili özelliklerini ve bağıl konumlarını, biçim ve büyüklüklerinden ayrı olarak alıp inceleyen geometri dalı

  • topolojik

    Topoloji ile ilgili olan

  • topoğraf

    Topoğrafya uzmanı

  • topoğrafik

    Topoğrafyayla ilgili

  • topoğrafya

    Yer yüzeyinin özelliklerini kâğıt üzerinde çizerek gösterme işi

  • topoğrafya haritası

    Yer yüzeyinin özelliklerini ayrıntılarıyla gösteren büyük ölçekli harita; topoğrafik harita

  • toprak

    Yer kabuğunun, toz durumuna gelmiş türlü kütle kırıntılarıyla, çürümüş organik cisimlerden oluşan ve canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü; kara yer, hâk, türap

  • toprak altı

    Toprağın içi

  • toprak bilimci

    Toprak bilimi uzmanı; pedolog

  • toprak bilimi

    Toprakların fiziksel, kimyasal, biyolojik vb. özelliklerini inceleyen bilim; pedoloji

  • toprak bilimsel

    Toprak bilimi ile ilgili; pedolojik

  • toprak boya

    İçinde demir oksidi bulunan renk, kiremit kırmızısı

  • toprak burçları

    Astrolojide doğada bulunan ateş, hava, toprak ve su elementlerine göre yapılan sınıflamada toprak grubu içine giren Başak, Boğa ve Oğlak burçları

  • toprak doyursun gözünü

    gözünü toprak doyursun

  • toprak hukuku

    Toprak üzerindeki mülkiyet rejimini, toprağın işletilmesiyle ilgili hususları düzenleyen hukuk

  • toprak kayması

    Yağışların etkisiyle toprağın alt tabakalarının gevşemesi sonucu üst tabakanın yerinden oynayarak hareket etmesi; kayşa, göçü, heyelan

  • toprak köleliği

    Toprağa bağlı kölelik düzeni

  • toprak kölesi

    Toprağa bağlı köle

  • toprak olmak

    ölümünün üzerinden çok zaman geçtiği için artık çürümüş olmak, toprağa karışmış olmak

  • toprak paklar

    "bir kimsenin yaptığı kötülükler ancak ölmesiyle son bulur" anlamına kullanılan bir söz

  • toprak rengi

    Toprağın sarı veya kahverengiye çalan rengi

  • toprak sıçanı

    Sıçangiller familyasından, Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'da yaşayan, ekin tarlalarına zarar veren, küçük boylu bir tür sıçan

  • toprak çekmek

    bir yerdeki toprağı başka bir yere taşımak

  • toprak çimento

    Çimento ve su katılarak sıkıştırılmış toprak

  • toprakbastı

    Şehirden köye, köyden şehre veya bir mahalleden ötekine gelin getirilirken kızevinin oğlanevinden aldığı geleneksel para

  • Toprakkale

    Osmaniye iline bağlı ilçelerden biri

  • topraklama

    Topraklamak işi

  • topraklamak

    Üzerini toprakla örtmek

  • topraklandırma

    Topraklandırmak işi

  • topraklandırmak

    Bir kimseyi işletip geçinmesi için toprak sahibi yapmak

  • topraklatma

    Topraklatmak işi

  • topraklatmak

    Topraklama işini yaptırmak

  • topraklaşma

    Topraklaşmak işi

  • topraklaşmak

    Toprak durumuna gelmek

  • topraklı

    İçine toprak karışmış

  • topraksı

    Toprağı andıran, toprağa benzeyen, toprak gibi

  • topraksız

    İçinde toprak bulunmayan

  • toprakçı

    Toprağa önem veren, toprağa bağlı kimse

  • toprakçıl

    Toprakta yaşayan hayvan türü

  • toprakçılık

    Toprakçı olma durumu

  • toprağa bakmak

    ölümü yakın görünmek

  • toprağa düşmek (veya serilmek)

    ölüp gömülmek

  • toprağa vermek

    ölüyü gömmek

  • toprağı bol olsun

    Müslüman olmayanlar için "ruhu sükûn içinde olsun" anlamında söylenen bir söz

  • toprağı çekmiş

    sürekli olarak yaşadığı yerden kısa bir süre kalmak üzere gittiği başka bir yerde ölenler için söylenen bir söz

  • toprağım

    “hemşehrim” anlamında kullanılan bir söz

  • toprağına ağır gelmesin

    bir ölünün aleyhinde konuşulduğunda kullanılan bir söz

  • topsuz

    Topu olmayan

  • toptan

    Büyük ölçüde, çok miktarda yapılan (alışveriş), perakende karşıtı

  • toptancı

    Toptan satış yapan tüccar

  • toptancılık

    Toptancı olma durumu

  • topu atmak

    iflas etmek

  • topu dikmek

    topu ayakla hızlı bir biçimde havaya doğru atmak

  • topu taca atmak (veya bırakmak)

    karşılaşmada topu yan çizgiden oyun dışına çıkarmak

  • topu topu

    Toplam olarak

  • topu uzaklaştırmak

    futbolda topu kendi kalesine tehlike yaratacak bölgenin dışına doğru atmak

  • topu şişirmek

    futbolda rakibin sıkı baskısı karşısında topu rastgele havadan ileri doğru göndermek

  • topuk

    İnsan ayağının toparlakça olan alt arka bölümü

  • topuk demiri

    Kapı menteşelerinin altta kalan erkek bölümü

  • topuk kapmak

    dalmak

  • topuk kemiği

    Ayağın alt ve arka kısmında bulunan kemik

  • topuk vurmak

    selamlamadan önce ayak topuklarını yan yana getirmek

  • topuk vuruşu

    Topa ayağın topuk kısmıyla yapılan vuruş

  • topuk çalmak

    yürürken ayakların iç kemikleri birbirine çarpmak

  • topukdöven

    Etekleri yere kadar uzanan kadın giysisi

  • topukla!

    "hızla git" anlamında kullanılan bir söz

  • topuklama

    Topuklamak işi

  • topuklamak

    Topukla pas atmak

  • topuklu

    Topuğu bulunan (ayakkabı, terlik vb.)

  • topuksuz

    Ökçe yüksekliği az olan

  • topun ağzında olmak

    tehlikeye çok yakın durumda bulunmak

  • topur

    Kestanenin dikenli olan dış kabuğu

  • topuz

    Ucu top biçiminde eski bir silah

  • topuz gibi

    kısa ve tıknaz (kimse)

  • topuzlu

    Topuzu olan

  • topuzlu kilit

    Kilit sistemini bünyesinde bulunduran kapı kolu

  • topuğuna basmak

    çok yakından takip etmek

  • topyekûn

    Eksiksiz, toplam, toplu olarak

  • topçeker

    Ağır top taşıyan küçük savaş gemisi; gambot

  • topçu

    Topların kullanılışı, bakımı üzerine yetiştirilen asker sınıfı

  • topçuluk

    Topçu olma durumu

  • tor

    Sık gözlü ağ

  • torak

    Kömürleştirilecek ağaç veya pişirilecek tuğlalarla dolu olan ve dışı çamur ile sıvanan kümbet

  • torakçı

    Meşe odununu yakarak odun kömürü elde edilmesini iş edinmiş kimse; torlukçu

  • torakçılık

    Torakçının yaptığı iş; torlukçuluk

  • toraman

    İri yapılı (genç)

  • toramanlık

    Toraman olma durumu

  • torba

    Genellikle pamuk ve kıldan dokunmuş, türlü boy ve biçimde, ağzı büzülüp bağlanabilen araç

  • torba kadro

    Gerektiğinde yetkilinin uygun göreceği yerlerde ve miktarlarda kullanılmak için saklı bulundurulan kadroların tümü

  • torbacık

    Küçük torba

  • torbalama

    Torbalamak işi

  • torbalamak

    Torbaya koymak

  • torbalanma

    Torbalanmak işi

  • torbalanmak

    Torbalama işi yapılmak

  • torbalanış

    Torbalanmak işi

  • Torbalı

    İzmir iline bağlı ilçelerden biri

  • torbalı

    Torbası olan

  • torbasız

    Torbası olmayan

  • torbaya koymak

    sağlamak, elde etmek

  • toreador

    Arenada boğa güreşine katılan herkes

  • torik

    İri palamut balığı (Palemye sarda)

  • toriği (veya toriğini) çalıştırmak (veya işletmek veya kullanmak)

    kafasını çalıştırmak, aklını kullanmak, düşünmek

  • toriğini kaşımak

    bir sorunu çözmek için kafasını kaşıyarak düşünmek

  • tork

    Motorlu araçlarda üretilen gücün tekerleklerden yere aktarılmasını sağlayan dönme kuvveti

  • torlak

    Genç, toy olan

  • torluk

    Tor olma durumu

  • torna

    Ağaç veya metal eşyaya yuvarlak bir biçim vermek için kullanılan çarklı tezgâh

  • tornacı

    Torna işi yapan kimse, torna işçisi

  • tornacılık

    Tornacının işi veya mesleği

  • tornado

    Batı Afrika kıyılarında esen çok kuvvetli hava akımı

  • tornalama

    Tornalamak işi

  • tornalamak

    Torna ile işlemek

  • tornalanma

    Tornalanmak işi

  • tornalanmak

    Torna ile işlenilmek

  • tornalatma

    Tornalatmak işi

  • tornalatmak

    Tornadan geçirtmek, torna yaptırmak

  • tornalı

    Tornada işlenmiş

  • tornavida

    Vidaları söküp takmakta kullanılan, ucu düz veya yıldız biçiminde alet

  • tornet

    Bilyeli tekerlekler takılmış küçük bir sandıktan oluşan basit taşıma aracı

  • tornistan

    Geminin pervanesini ters yönde çevirme

  • tornistan etmek

    gemi geri dönmek

  • Toroslar

    Mersin iline bağlı ilçelerden biri

  • torpido

    Otomobillerde, içinde sürücü için gerekli şeylerin bulunduğu kapaklı küçük bölme; torpido gözü

  • torpido bot

    Torpil atmaya yarar, küçük ve çok hızlı giden savaş gemisi; torpido

  • torpil

    Genellikle bayramlarda çocukların eğlence aracı olarak kullandığı yanıcı madde

  • torpil balığı

    Tırpanayı andıran ve başındaki bir organdan elektrik çıkararak başka balıkları öldüren, yavru doğurucu bir balık; uyuşturan balığı (Raia torpedo)

  • torpil geçmek (veya yapmak)

    arka çıkmak, kayırmak

  • torpil patlatmak

    bir işte kendisinin kayırılmasını sağlamak

  • torpilci

    Torpil ile uğraşan kimse

  • torpilcilik

    Torpilcinin işi

  • torpilleme

    Torpillemek işi

  • torpillemek

    Torpille batırmak

  • torpillenme

    Torpillenmek işi

  • torpillenmek

    Torpilleme işi yapılmak

  • torpilli

    Torpili bulunan

  • torpillilik

    Torpilli olma durumu

  • torpilsiz

    Torpili olmayan

  • torpilsizlik

    Torpilsiz olma durumu

  • tortop

    Bütünüyle top biçiminde, yusyuvarlak (olan)

  • tortop olmak

    top biçimine girmek

  • tortu

    Bir şeyin bayağı, işe yaramaz duruma gelmiş olanı

  • tortul

    Tortu niteliğinde olan

  • tortul bilimi

    Yer biliminin tortulları inceleyen kolu

  • tortulanma

    Tortulanmak işi; posalanma

  • tortulanmak

    Tortu durumuna gelmek; posalanmak

  • tortulaşma

    Tortulaşmak durumu

  • tortulaşmak

    Tortu durumuna gelmek; tortullaşmak

  • tortulu

    Tortusu olan

  • Tortum

    Erzurum iline bağlı ilçelerden biri

  • tortusuz

    Tortusu olmayan

  • Torul

    Gümüşhane iline bağlı ilçelerden biri

  • torum

    Deve yavrusu

  • torun

    Bir kimseye göre çocuğunun çocuğu

  • torun tosun (veya torba) sahibi olmak

    torunu olmak

  • torunlar

    sonraki döller, kuşaklar

  • toryum

    Atom numarası 90, atom ağırlığı yaklaşık 232 olan, yoğunluğu 112,6 olan, 1700 °C'de eriyen, kurşun renginde, havada bozulmaz, atom enerjisi kaynağı olarak kullanılan radyoaktif bir element (simgesi Th)

  • tos

    Alın veya boynuzla vuruş

  • tos vurmak

    alın veya boynuzla vurmak, süsmek

  • toslama

    Toslamak işi

  • toslamak

    Tos vurmak

  • toslayış

    Toslamak işi

  • toslaşma

    Toslaşmak işi

  • toslaşmak

    Birbirine tos vurmak

  • tost

    İçine peynir, sucuk vb. konularak özel makinesiyle gevretilip kızartılmış ekmek

  • tost ekmeği

    Tost yapımında kullanılan dilimli ekmek

  • tost makinesi

    Tost yapmaya yarayan, elektrikle veya gazla ısıtılan araç

  • tostoparlak

    Bütünüyle toparlak

  • tostçu

    Tost yapan veya satan kimse

  • tostçuluk

    Tostçunun işi

  • tosun

    Danalıktan yeni çıkmış genç boğa

  • tosun gibi

    tıknazca ve gürbüz

  • tosuncuk

    Olması gerekenden daha iri doğmuş çocuk

  • Tosya

    Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri

  • totalitarizm

    Totaliter devlet düzeni

  • totaliter

    Demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu, bütün yetkilerin bir elde veya küçük bir yönetici grubunun elinde toplandığı demokratik olmayan (devlet düzeni); bütüncül

  • totaliterlik

    Totaliter olma durumu; bütüncüllük

  • totem

    İlkel toplumlarda topluluğun ondan türediği sanılan ve kutsal sayılan hayvan, ağaç, rüzgâr vb. herhangi bir doğal nesne; ongun(II)

  • totemci

    Totemcilik yanlısı; onguncu

  • totemcilik

    Bir toteme inanma üzerine kurulu toplumsal bir birlik, dinî uygulama biçimi; ongunculuk, totemizm

  • toto

    Spor toto

  • toy

    Gençliği sebebiyle görgüsüz ve beceriksiz olan

  • toyaka

    Bükerek germek için iki kat edilmiş bir ipin ucuna geçirilen tahta parçası

  • toydan

    Bir tür iri toy kuşu

  • toyga çorbası

    Anadolu'ya özgü, yoğurt, buğday, nohut, tereyağı ve nane ile yapılan bir çorba türü; toyga

  • toygiller

    Kuşlar sınıfının, örnek hayvanı toy olan bir takımı

  • toyluk

    Toy (I) olma durumu

  • toyluk etmek

    toyca davranışta bulunmak

  • toynak

    At, eşek vb. tek tırnaklı hayvanların tırnağı

  • toynaklılar

    At, eşek, su aygırı gibi parmakları toynak biçiminde olan memeli hayvanlar takımı

  • toz

    Çok küçük ve hafif parçacıklara bölünmüş toprak

  • toz almak

    bir yerin tozunu temizlemek

  • toz bezi

    Toz almakta kullanılan bez

  • toz boya

    Sulandırılarak kullanılan, çeşitli renkte toz durumundaki boya

  • toz bulutu

    Havada oluşan yoğun toz

  • toz duman

    Yerden kalkarak havayı kaplayan yoğun toz

  • toz etmek

    ezip harap etmek, ortadan kaldırmak

  • toz fırçası

    Toz almak veya tozu temizlemek için kullanılan yumuşak kıllı fırça

  • toz kondurmamak

    bir şeyde herhangi bir kusurun varlığını kabul etmemek, bir şeyi kusursuz göstermek

  • toz koparmak

    toz kaldırmak

  • toz maskesi

    Tozların boğaz yoluna kaçmasını engellemek amacıyla kullanılan özel maske

  • toz olmak

    toz durumuna gelmek

  • toz sabun

    Toz durumuna getirilmiş sabun

  • toz toprak

    Toz ve toprak yığını

  • toz şeker

    Ufak billur biçiminde şeker

  • tozan

    İncecik toz tanesi

  • tozdan dumandan ferman okunmamak

    ortalık çok karışık olmak

  • tozkoparan

    Çok rüzgârlı (yer)

  • tozlanma

    Tozlanmak işi

  • tozlanmak

    Tozlu olmak, üstüne toz konmak

  • tozlaşma

    Tozlaşmak işi

  • tozlaşmak

    Toz durumuna girmek; tozarmak

  • tozlaştırma

    Tozlaştırmak işi

  • tozlaştırmak

    Toz durumuna getirmek

  • tozlu

    Toza bulanmış veya tozu olan

  • tozluk

    Pantolonun paçasını tozdan korumak için ayakkabının üzerine geçirilip düğmelenen veya dizden aşağı uzanarak ayağın üstünü örten dar paçalık

  • tozluklu

    Üzerinde tozluk bulunan

  • tozluksuz

    Üzerinde tozluk olmayan

  • tozma

    Tozmak işi; tozuma

  • tozmak

    Toz havalanarak çevreye yayılmak; tozumak

  • tozpembe

    Açık pembe renk

  • tozpembe görmek

    aşırı iyimser olmak

  • tozu dumana katmak

    ortalığı altüst etmek

  • tozuntu

    Tozumakla havaya kalkıp uçan tozlar

  • tozunu almak (veya atmak veya silkelemek veya silkmek)

    bir şeyi silerek tozdan temizlemek

  • tozutma

    Tozutmak durumu

  • tozutmak

    Toz kaldırmak, çevreye toz yaymak

  • Trabzon

    Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • Trabzon hurması

    Abanozgillerden, 15 metre kadar yükselebilen büyük bir ağaç; Japon hurması (Diospyros kaki)

  • Trabzonlu

    Trabzon ilinden olan kimse

  • Trabzonluluk

    Trabzonlu olma durumu

  • trafik

    Ulaşım yollarının yayalar ve her türlü taşıt tarafından kullanılması; gidiş geliş, seyrüsefer

  • trafik akışı

    Trafikteki araçların kurallara uygun bir biçimde, sıkışıklığa meydan vermeden hareket etmesi; trafik akımı

  • trafik canavarı

    Trafik kurallarını sürekli hiçe sayan, kendisinin ve başkalarının hayatını tehlikeye atan kimse

  • trafik işaretleri

    Trafiği düzenlemek amacıyla gerekli yerlere konulan özel işaretli levhaların tümü

  • trafik kilitlenmek

    herhangi bir sebepten dolayı araç yolu tıkanmak, işlemez duruma gelmek

  • trafik lambası

    Taşıtların ve yayaların kara yollarındaki geçişini düzenleyen ışık sistemi

  • trafik mahkemesi

    Sadece trafikle ilgili davalara bakan yargı organı

  • trafik terörü

    Genellikle kural tanımazlık yüzünden ortaya çıkan, ağır maddi hasarla ve çok sayıda insanın ölümüyle sonuçlanan trafik karmaşası

  • trafik şeridi

    Taşıtların bir dizi hâlinde güvenle seyredebilmeleri için taşıt yolunun işaretle ayrılmış bir bölümü

  • trafikçi

    Trafik polisi

  • trafikçilik

    Trafik polisliği

  • trafo

    Yüksek gerilim hattından aldığı elektriği şehrin şebekesinde kullanılabilecek seviyeye düşüren dönüştürücünün bulunduğu yer

  • trahom

    Göz kapaklarının altında birtakım kabarcıkların belirmesiyle başlayan, tedavi edilmediğinde kirpiklerin içeriye kıvrılması, saydam tabakada yaralar çıkması nedeniyle körlükle sonuçlanabilen bulaşıcı hastalık

  • trajedi

    Konusunu efsanelerden veya tarihsel olaylardan alan, acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri; ağlatı, facia, tragedya

  • trajik

    Trajedi ile ilgili

  • trajikleşme

    Trajikleşmek durumu

  • trajikleşmek

    Trajik duruma gelmek

  • trajikomik

    Hem acıklı hem de güldürücü özelliği olan

  • trake

    Eklem bacaklılarda bulunan özel solunum kanalları

  • trakeit

    Soluk borusunun iltihaplanması

  • trakeliler

    Eklem bacaklıların, solungaç yerine özel bir soluk borusu taşıyan takımı

  • trakit

    Yanardağ kayalıkları arasında bulunan bir feldspat türü

  • traksiyon

    Kırık kol veya bacağı yataktan yukarıya doğru kaldıran araç

  • traktör

    Arkasına römork takılabilen, çift sürmek, yük taşımak vb. işlerde kullanılan motorlu iş makinesi

  • traktörcü

    Traktörle taşıma işi yapan kimse

  • traktörcülük

    Traktörcü olma durumu

  • trampa etmek

    değiştirmek

  • trampet

    İki değnek ile çalınan küçük davul

  • trampet çalmak

    trampete iki değnekle vurarak tempolu ses çıkartmak

  • trampetçi

    Trampet çalan kimse

  • trampetçilik

    Trampetçinin işi

  • tramplen

    Yüzme sporunda, suya yüksekten atlamada kullanılan bir ucu sabit, öteki ucu esneyen sıçrama tahtası

  • tramvay

    Şehirlerde yol üzerine döşenmiş özel raylarda hareket eden yolcu taşıtı

  • tramvay hattı

    Tramvayın üzerinde hareket ettiği demir rayların döşendiği tahsisli yol

  • trans

    Medyumların ruhla ilişki kurdukları zaman girdikleri özel hipnoz durumu

  • trans yağ asidi

    Margarin, kızartılmış ürünler, puding vb. işlenmiş gıdalarda bulunan ve doymamış yağ asitlerinin hidrojenlenmesi sonucu oluşan bir yağ asidi; trans yağ

  • transa geçmek (veya girmek)

    kendinden geçmek, içinde bulunduğu ortamdan başka bir dünyaya veya havaya geçmek

  • transatlantik

    Atlantik Okyanusu'nu aşan

  • transfer

    Bir şeyi, bir kimseyi, bir grubu bir yerden alıp başka bir yere götürme

  • transfer etmek

    bir kimseyi bedel karşılığında başka bir kulüp, kurum vb.ne geçirmek

  • transfer olmak

    bir kimse bedel karşılığında başka bir kulüp, kurum vb.ne geçmek

  • transfüzyon

    Kan ve kan ürünlerinin damar yoluyla vücuda verilmesi

  • transistör

    Germanyum veya silisyum elementlerinin yarı iletkenlik özelliklerinden yararlanılarak imal edilen, elektronik tüplerin elektrik titreşimlerini genişletmekte kullanılan, sağlam yapılı ve uzun ömürlü alet

  • transit

    Bir yerden dinlenmeden, beklemeden, durmadan (geçmek)

  • transit geçmek

    bir yerden, dinlenmeden, beklemeden, durmadan geçmek

  • transkribe

    “Bir metnin çeviri yazısını yapmak” anlamındaki transkribe etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • transliterasyon

    Bir yazılı metindeki seslerin söyleyişteki değerleri dikkate alınmaksızın başka bir alfabeyle harf harf gösterilmesi; harf çevirisi

  • transmisyon

    Elektrikli taşıtlarda dingilin motora göre gerek dikey gerek yatay düzende hareket etmesini sağlayan organ

  • transparan giysi

    Şeffaf kumaştan yapılmış, kullanıcının vücudunun veya iç çamaşırlarının görülmesini sağlayan giysi; transparan elbise, transparan kıyafet

  • transport

    Bir yerden başka bir yere taşıma, iletme

  • transseksüel

    Hormon tedavisi görüp ameliyat olarak cinsiyet değiştiren

  • trança

    İzmaritgillerden, özellikle sıcak denizlerde yaşayan, pullu, esmer renkli, beyaz etli, kemikli bir balık (Pagrus ehrenbergii)

  • tranş

    İnek veya dana budunun orta bölümü

  • trap

    Hendek, tuzak

  • trapez

    Alt uçlarına bir çubuk bağlanmış bulunan iki düşey ipten yapılmış salıncağa benzer bir jimnastik aracı

  • trapezci

    Trapezle gösteri yapan sanatçı; trapez

  • trapezcilik

    Trapezcinin yaptığı iş

  • trapezli

    Trapezi olan

  • trapezsiz

    Trapezi olmayan

  • tras

    Volkanik tüf

  • trata

    Torbalı balık ağı

  • traverten

    Birtakım kaynak sularının dibinde biriken, kalkerli veya silisli tortu; pamuk taşı

  • travesti

    Kadın gibi giyinip süslenen eş cinsel

  • travma

    Bir doku veya organın yapısını, biçimini bozan ve dıştan mekanik bir tepki sonucu oluşan yerel yara; örselenme

  • travmatik

    Travmayla ilgili

  • tremolit

    İçinde magnezyum, kalsiyum, demir ve alüminyum bulunan, amfibol grubundan doğal silikat

  • tren

    Demir yolunda yolcu ve yük taşımakta kullanılan, bir veya birkaç lokomotif tarafından çekilen vagonlar dizisi; katar, şimendifer

  • tren kazası

    Demir yolunda meydana gelen kaza

  • treni kaçırmak

    bir şeyi elde etme, bir işi gerçekleştirme fırsatını ve imkânını yitirmek

  • trençkotlu

    Trençkotu olan

  • treyler

    Traktör veya kamyonlara, genellikle yük taşımalarını sağlamak için takılan araba

  • triatlon

    Yüzme, koşu ve bisiklet yarışından oluşan atletizm dalı

  • tribün

    Spor salonu, stadyum, hipodrom vb. yarışma ve gösteri yapılan yerlerde seyircilerin oturduğu koltuklu veya basamaklı bölüm; sekilik

  • tribünlere oynamak

    iş yapmadığı hâlde kendini iş yapıyor gibi göstermek

  • trigonometri

    Üçgenleri hesaplamayı konu edinen matematik kolu; müsellesat

  • trigonometrik

    Trigonometri ile ilgili

  • triko

    Örülerek dokunan bir cins yün kumaş

  • trikotaj

    Örme işleri

  • trikotajcı

    Örme işleri yapan kimse

  • trikotajcılık

    Trikotajcının işi

  • trileçe

    Pandispanya kekinin üzerine şekerle kaynatılmış inek, manda ve keçi sütü karışımının dökülmesiyle yapılan bir tür tatlı

  • trilyon

    Milyar kere bin, 1.000.000.000.000

  • trilyoner

    Trilyon sahibi olan kimse

  • trilyonerlik

    Trilyoner olma durumu

  • trilyonluk

    Niceliği trilyonla ölçülen

  • trinketa

    Yelkenli gemilerde pruva direğinin en altta bulunan ana sereni ve bu serene bağlanan yelken

  • trip

    Gücenilen bir durumda, açıkça konuşmak yerine farklı söz ve hareketlerle yapılan tavır

  • trip atmak

    gücenilen bir durumda açıkça konuşmak yerine farklı söz ve hareketlerle tavır yapmak

  • tripleks ev

    İçeriden birbirine merdivenle bağlanan üç katlı ev

  • tripoli

    Ufalandığında toz, madenî eşya, taş, mermer, cam vb.ni temizlemeye ve parlatmaya yarayan silisli kaya

  • triportör

    Eşya taşımak için bir kasası bulunan, çoğu kez motorlu, üç tekerlekli küçük taşıt; üçteker

  • tripot

    Fotoğraf makinesini veya kamerayı dengeli bir biçimde sabitlemeye yarayan, üç ayaklı alet

  • triptik

    Otomobiller için verilen geçici gümrük belgesi

  • triton

    Trityumun, bir protondan ve iki nötrondan oluşan atom çekirdeği

  • trityum

    Atom ağırlığı 3 olan radyoaktif hidrojen izotopu

  • triyas

    İkinci Çağ'ın yaklaşık kırk beş milyon yıllık dönemi

  • trişin

    Ergin durumda olan, domuzdan başka, insanlarla birçok memelinin ince bağırsağında yaşayan, ipsiler cinsinden bir solucan (Trichinella spiralis)

  • trol

    Teknelerle suyun dibinde sürüklenerek çekilen, huni biçiminde geniş ağızlı balık ağı

  • trolcü

    Trol ile balık avlayan kimse

  • trolcülük

    Trolcünün yaptığı iş

  • troleybüs

    Şehir içi yollarda, bir hava hattından elektrik akımı alarak çalışan otobüs; telli otobüs, boynuzlu

  • trolleme

    Trollemek işi

  • trollemek

    Balığı trol kullanarak avlamak

  • trombon

    Sürgü kolunun hareketiyle değişik yükseklikte seslerin elde edildiği nefesli çalgı

  • tromboncu

    Trombon çalan kimse

  • tromboz

    Kan pıhtısı oluşumu nedeniyle kan akışının engellenmesi

  • tromp

    Binanın bir bölümünü tutmaya yarayan köşe kubbesi

  • trompet

    Bir ağızlık ve kendi üstüne kıvrılmış silindir bir borudan oluşan nefesli çalgı

  • trompetçi

    Trompet çalan kimse

  • trompetçilik

    Trompetçinin yaptığı iş

  • tropik

    Dönenceler çevresinde olan

  • tropik kuşu

    Tropik kuşugiller familyasından pembemsi tüylü, kuyruğunda iki teleği olan deniz kuşu

  • tropikal

    Tropika ile ilgili, tropika bölgesinden olan

  • tropikal bitki

    Tropikal iklim kuşağında yetişen gür bitki örtüsü; tropik bitki

  • tropikal iklim

    Dönenceler arasında kalan bölgelerde görülen, yazların yağışlı, kışların kurak geçtiği bir iklim türü

  • tropikal kuşak

    İki tropika arasında bulunan sıcak kuşak; tropikal bölge, tropika

  • tropikal orman

    Tropikal kuşağın nemli havasında ve bölgelerinde oluşan orman

  • troplar

    Antik Çağ kuşkucu düşünürlerinin var olan şeyler hakkında nesnel bilgi edinebilmenin imkânsızlığını kanıtlamak için kullandıkları ilkeler

  • trotinet

    Bir ayakla üzerine binilip öbür ayakla yeri teperek yol alınan ve bir yönetme kolu ile arka arkaya iki tekerleği bulunan çocuk oyuncağı

  • troyka

    Rusya'da kullanılan, üç atla çekilen kızak veya araba

  • Troçkici

    Troçkiciliği benimsemiş veya Troçkicilik yanlısı

  • Troçkicilik

    Troçki'nin düşüncelerine dayanan sosyalist akım

  • trup

    Aynı tiyatroda çalışan oyuncular topluluğu

  • Truva atı

    Odysseus’un Truva surlarını aşmak ve şehre gizlice girmek için yaptırdığı tahtadan at maketi

  • truvakar

    Kısa manto

  • tröst

    Aynı alanda iş yapan çeşitli ortaklıkların hisse senetlerinin, bir denetim teşkilatına teslim edilmesi ve yönetimin bir teşkilatı yöneten gruba aktarılmasıyla oluşan, tekelci sermayedarlığa dayanan ortaklıklar birliği

  • trük

    Sinema veya tiyatroda teknik ustalıkla yapılan gösteri

  • tu kaka

    Berbat, kötü, fena durumda olduğu belirtildiğinde kullanılan bir söz

  • tu kaka etmek

    hafife alıp bir kenara itmek, önem vermemek, kötülemek

  • tu kaka olmak

    hafife alınıp bir kenara itilmek, önem verilmemek, kötülenmek

  • Tuba

    Cennette bulunduğuna inanılan, kökü yukarıda, dalları aşağıda büyük bir ağaç

  • tuba

    Üzerinde pistonlar bulunan, bakırdan nefesli çalgı

  • tufa

    Özellikle geceleri yapılan silahlı hırsızlık, soygun

  • tufacı

    Özellikle geceleri hırsızlık yapan kimse

  • tufacılık

    Tufacı olma durumu

  • tufalama

    Tufalamak işi

  • tufalamak

    Hırsızlık yapmak, eşya, para vb.ni çalmak

  • tufalı

    Herhangi bir emek ve çaba harcamadan elde edilen, kolayca sağlanan

  • tufan

    Nuh Peygamber zamanında yağan ve bütün dünyayı su altında bırakan şiddetli yağmur

  • Tufanbeyli

    Adana iline bağlı ilçelerden biri

  • tufaya gelmek (veya düşmek)

    soyulmak

  • tufaya getirmek (veya düşürmek)

    birini aldatmak, oyuna getirmek

  • tufeyli

    Salaş, virane, yıkık olan

  • tufeylilik

    Tufeyli olma durumu

  • tugay

    Alayla tümen arasındaki askerî birlik; liva

  • tugrik

    Moğolistan’ın para birimi

  • tuh

    "Yazıklar olsun, vah vah" anlamlarında aşağılama amacıyla söylenen bir söz; tu

  • tuhaf

    Şaşılacak, garip şey

  • tuhaf bulmak

    tuhaf olarak karşılamak

  • tuhafiye

    Çorap, mendil, eldiven gibi giyim ile kurdele, dantel gibi giysi süsüne yarar şeyler; tuhaf

  • tuhafiyeci

    Tuhafiye satan kimse; tuhafçı

  • tuhafiyecilik

    Tuhafiyecinin işi

  • tuhaflaşma

    Tuhaflaşmak işi

  • tuhaflaşmak

    Tuhaf olmak, tuhaf duruma gelmek

  • tuhaflık

    Tuhaf olma durumu; gariplik, garabet

  • tuhaflık etmek

    tuhaf davranışlarda bulunmak

  • tuhafına gitmek

    bir şeyi tuhaf bulmak

  • tulu

    Güneşin doğması, doğuşu

  • tuluat yapmak

    doğaçlamak

  • tuluatçı

    Tuluat yapan sanatçı

  • tuluatçılık

    Tuluatçı olma durumu

  • tulum

    Bazı yiyecek ve içecekler için koruyucu kap olarak kullanılan, önü yarılmadan bütün olarak yüzülmüş hayvan derisi; tuluk

  • tulum gibi

    her yanı şiş, şişman

  • tulum peyniri

    Tuluma basılarak yapılan bir beyaz peynir türü

  • tulum çıkarmak

    hayvanın derisini yarmadan çıkarmak

  • tulum çıkmak

    amacını eksiksiz elde etmek

  • tulumba

    Sıvıları alçak yerlerden çekmeye veya yüksek yerlere çıkarmaya yarayan araç

  • tulumba kolu

    Tulumbadan su çıkarmak için tulumbaya basmayı sağlayan uzun demir kol

  • tulumba tatlısı

    Özel bir makinede ince, uzun, oluklu biçimde yapılıp yağda kızartılan hamur tatlısı

  • tulumbacı

    Mahallelerde bulundurulan yangın tulumbalarını, yangın olan yerlere götüren ve orada yangının söndürülmesine yardım eden kimse

  • tulumbacılık

    Tulumbacı olma durumu

  • tulumcu

    Tulum çalan veya yapan kimse

  • tulumcuk

    İç kulakta, yarım daire kanallarına bağlı küçük kese; kırbacık

  • tulumculuk

    Tulumcunun yaptığı iş

  • tulumlular

    Gömleklilerden, vücutları torba biçiminde kalın bir gömlekle örtülü olan deniz hayvanları takımı; tulumsular

  • tulup

    Atılmış, eğrilmeye hazırlanmış, top biçiminde yün veya pamuk

  • tulyum

    Atom numarası 69, atom ağırlığı 168,9, yoğunluğu 9,3 olan, yaklaşık 1500 °C'de eriyen nadir bir element (simgesi Tm)

  • tuman

    Don, şalvar

  • tumba

    Altüst etme

  • tumba etmek

    sandalı, omurgası yukarı gelecek biçimde çevirmek

  • tumbadız

    Kısa boylu ve şişman

  • tump

    Toprak parçası, toprak seti, yığını

  • tumturak

    Gerekli olmadığı hâlde kulağa hoş gelen, gösterişli kelimeler kullanma

  • tumturak yapmak

    vurgulamak, önemini belirtmek, etkili olmasını sağlamak

  • tumturaklı

    Anlama bir şey katmayan, bir anlam bildirmeyen ancak kulağa hoş gelen

  • tumturaklılık

    Tumturaklı olma durumu

  • tumşuk

    Papağan, kartal vb. kuşların kemerli gagası

  • tun

    Gizli yer, köşe bucak

  • tun tun

    Gizlice, kimse görmeksizin

  • tun tun kaçmak

    gizlice kaybolmak

  • Tunceli

    Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • Tuncelili

    Tunceli ilinden olan kimse

  • Tuncelililik

    Tuncelili olma durumu

  • tundan tuna atmak

    bir kişiyi uzaklara sürüp dolaştırmak

  • tundra

    Kutuplara yakın bölgelerin bitki örtüsü

  • tundra iklimi

    Yazların çok kısa ve serin, kışların çok uzun ve soğuk geçtiği bir iklim türü

  • Tunguz

    Doğu Sibirya'da yaşayan, avcılık ve balıkçılıkla geçinen, yarı göçebe bir topluluk

  • Tunguzca

    Tunguzların kullandığı dil

  • tunik

    Pantolon veya etek üzerine giyilen, dizlere kadar inen üst giysisi

  • Tunuslu

    Tunus’ta yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse

  • tunç

    Koyu kızıl renkte olan, bakır, çinko ve kalay alaşımı; bronz

  • tunç bilekli

    Kolu, bileği çok güçlü

  • tunç kafiye

    Dize sonundaki kelimelerin son harfleri arasında üç sesten fazla ses benzeşmesiyle veya biri diğerinin içinde bir kelime oluşturacak tarzda yapılan kafiye; tunç uyak

  • tunçlama

    Tunçlamak işi

  • tunçlamak

    Tunç durumuna getirmek

  • tunçlaşma

    Tunçlaşmak işi

  • tunçlaşmak

    Tunç rengini almak

  • tunçlaştırma

    Tunçlaştırmak işi

  • tunçlaştırmak

    Bir sembolü tunçtan yapılmış bir heykelle canlandırmak

  • tur

    Bir sonuca ulaşıncaya kadar yapılan iş

  • tur atlamak

    spor karşılaşmalarında çok puan toplayarak veya kurada kazanarak bir sonraki tura katılma hakkını kazanmak

  • tur atmak

    dolaşmak, dolaşıp gelmek, dönmek

  • tur bindirmek

    uzun mesafeli pist yarışlarında hızlı olanlar, yavaş olanları bir veya daha fazla tur geride bırakmak

  • tur operatörlüğü

    Yurt içine ve yurt dışına spor, eğlence, sağlık, ibadet, bilimsel veya kültürel amaçla yapılan gezilerin organizasyonunu gerçekleştirme işi

  • tur operatörü

    Tur operatörlüğü yapan kimse

  • tura

    Metal paranın resimli yüzü

  • tura çıkmak

    gezinti yapmak

  • turalama

    Turalamak işi

  • turalamak

    İplik çilelerini turalarına ayırmak

  • Turan

    Türklerin Orta Asya’da yaşadıkları en eski yurtları

  • Turancı

    Turancılık yanlısı (kimse, görüş vb.); Panturanist

  • Turancılık

    İkinci Meşrutiyet sonrası gelişen, bütün Türklerin tek vatanda ve tek bayrak altında birleştirilmesini amaçlayan akım; Panturanizm

  • Turani

    Turan’a ait, Turan’a özgü olan

  • Turanlı

    Orta Asya'da yaşamış olan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Turani

  • turaç

    Sülüngillerden, uzunluğu 34 santimetre olan, soyu azalmış bir tür kuş (Tetrao francolinus)

  • turba

    Az çok kömürleşmiş bitkilerden oluşan yakıt

  • turbalık

    Göl ve bataklıklarda yetişen bitkilerin, özellikle sfagnumun çürümesi ve kömürleşmesiyle oluşan turba yatağı

  • turbo

    Havayı veya havaya katılmış bir karışımı, düzenli ve amaca uygun olarak üfleyen

  • turfa

    Değeri düşük, işe yaramaz

  • turfa olmak

    değerini yitirmek, işe yaramamak

  • turfalama

    Turfalamak işi

  • turfalamak

    Değer vermemek

  • turfanda

    Mevsimin başında ilk yetişen (meyve, sebze)

  • turfanda meyvecilik

    Mevsiminin dışında yapılan meyve yetiştiriciliği

  • turfanda sebzecilik

    Mevsiminin dışında yapılan sebze yetiştiriciliği

  • turfandacı

    Turfanda şeyler yetiştirip satan kimse

  • turfandacılık

    Turfandacı olma durumu

  • turfandalık

    Turfanda meyve veya sebze yetiştirilen tarla

  • turgor

    Hücrenin çok su çekerek şişmesi, öz suyunun kıvamının azalması

  • Turgutlu

    Manisa iline bağlı ilçelerden biri

  • Turhal

    Tokat iline bağlı ilçelerden biri

  • turist

    Dinlenme, eğlenme, görme, tanıma vb. amaçlarla geziye çıkan kimse

  • turist rehberi

    Seyahat organizasyonlarında tura katılanlara eşlik edip onlara gezi alanıyla ilgili doğru bilgi vermekle yükümlü olan kişi; rehber

  • turist rehberliği

    Turist rehberinin işi

  • turistik

    Turizmle ilgili olan

  • turistlik

    Turist olma durumu

  • turizm

    Dinlenme, eğlenme, görme, tanıma vb. amaçlarla yapılan gezi

  • turizmci

    Turizm işleriyle uğraşan kimse

  • turizmcilik

    Turizmcinin işi veya mesleği

  • turkuaz

    Mavi, yeşil ve beyazın karışımından ortaya çıkan renk; turkuaz mavisi, turkuaz yeşili, firuze

  • turkuaz mavisi

    Bu renkte olan

  • turkuaz yeşili

    Bu renkte olan

  • turkuazımsı

    Rengi turkuazı andıran

  • turlama

    Turlamak işi

  • turlamak

    Tur atmak, dolaşmak, dönüp durmak; turalamak

  • turlayabilme

    Turlayabilmek işi

  • turlayabilmek

    Turlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • turna

    Turnagillerden, Avrupa ve Kuzey Afrika'da toplu olarak yaşayan, göçebe, iri bir kuş (Grus grus)

  • turna balığı

    Tatlı sularda yaşayan yırtıcı bir balık (Esox lucius)

  • turna katarı

    Arka arkaya ve teker teker dizilmiş durumda olan turna kümesi

  • turna kırı

    Kırmızımtırak gri

  • turnabacağı

    Orman açıklıklarında yaz ve sonbahar aylarında yetişen, sapında hareketli bir halka bulunan, şapkası kahverengi pullarla kaplı, bazitli bir tür mantar; dedebörkü, dedekülahı (Macrolepiota procera)

  • turnacı

    Yeniçeri Ocağında padişahla ava giden, av köpeklerine ve tazılara bakan, turna taşıyan bir sınıf asker

  • turnagagası

    Sardunyagillerden, tohumlarının ucunda turna gagasına benzer ince uzun bir uç bulunan, yaprakları güzel kokulu bir bitki; dönbaba (Geranium robertianum)

  • turnageçidi

    Baharda esen bir fırtına

  • turnagiller

    Turna ve telli turnayı içine alan bir familya

  • turnagözü

    Berrak ve parlak sarı

  • turnayı gözünden vurmak

    umulmadık bir kazanç veya çıkar sağlama imkânı ele geçirmek

  • turne

    Bulunduğu yerden başka yerlere gösteri yapmak amacıyla giden tiyatro veya müzik sanatçılarının gezisi

  • turneye çıkmak

    gösteri yapmak amacıyla bulunduğu yerden başka yerlere gitmek

  • turnike

    İnsanların teker teker geçmesini sağlamak amacıyla bazı yerlere konulan, uçlarından biri çevresinde dönebilecek düzende yatay olarak yerleştirilmiş çarpı biçiminde araç

  • turno

    Tek dilli, bir tekerlekli makara

  • turnusol

    Birtakım bitkilerden elde edilen mavi boya maddesi

  • turnusol boyası

    Bazların etkisiyle maviye, asitlerin etkisiyle kırmızıya dönüşen, bir tür yosundan elde edilen mavi boya

  • turnusol kâğıdı

    Turnusol boyasından yapılan ayıraç kâğıt

  • turnuva

    Oyuncu veya takımlar arasında sırayla yapılan yarışma dizisi

  • turp

    Turpgillerden, yaprakları tüylü, çiçekleri beyaz, sarı, mor renkli bir bitki (Raphanus raphanistrum)

  • turp filizi

    Turp rengi

  • turp gibi

    sağlığı yerinde

  • turp salatası

    Rendelenmiş turptan yapılan salata

  • turpgiller

    İki çeneklilerden, turp, hardal, lahana, karnabahar, kaşık otu vb. bitkileri içine alan geniş bir familya

  • turpun sıkısından seyreği iyidir

    “sık görüşmeler bıkkınlığa, sıkıntıya yol açabileceğinden ara sıra görüşmek daha iyidir” anlamında kullanılan bir söz

  • turta

    Üzeri yufka kaplı, meyveli veya kakaolu bir pasta türü

  • turu geçmek

    elemeli karşılaşmalarda bir üst tura yükselmek

  • turuncu

    Sarı ve kırmızının karışımından ortaya çıkan renk, turunç meyvesinin rengi

  • turunculaşma

    Turunculaşmak işi

  • turunculaşmak

    Turuncu bir renge girmek

  • turuncumsu

    Rengi turuncuyu andıran, turuncuya benzeyen; turuncumtırak

  • turunç

    Turunçgillerden, bütün Akdeniz ülkelerinde yetişen, kışın yaprağını dökmeyen bir ağaç; narenç (Citrus aurantium amara)

  • turunçgiller

    Sedef otugillerin, turunç, portakal, limon, mandalina vb.ni içine alan bir alt familyası; narenciye

  • turşu

    Tuzlu suda, sirkede bırakılarak özel bir kıvama getirilmiş sebze veya meyve

  • turşu balığı

    Turşusu kurulan bir tür balık

  • turşu gibi olmak

    çok yorgun düşmek

  • turşu kurmak (veya yapmak)

    turşuluk sebze veya meyveleri kavanoz, fıçı vb.ne yerleştirmek

  • turşu olmak

    yiyecek bozulmak, ekşimek

  • turşu suyu

    Turşunun içilebilir nitelikteki ekşimsi ve kekremsi suyu

  • turşucu

    Turşu yapan veya satan kimse

  • turşuculuk

    Turşucunun işi

  • turşulaşma

    Turşulaşmak işi

  • turşulaşmak

    İyice ezilmek, turşu gibi olmak

  • turşulu

    İçinde turşu bulunan

  • turşuluk

    Turşu yapmaya elverişli

  • turşusu çıkmak

    çok yorulmak

  • turşusunu kurmak

    "bir şeyin elden çıkarılması gerektiği hâlde buna bir türlü kıyamamak" anlamında kınama yollu söylenen bir söz

  • turşuya dönmek

    çok yorulmak, bitkinleşmek

  • Tut

    Adıyaman iline bağlı ilçelerden biri

  • tut kelin perçeminden

    çözümü güçlük gösteren bir durum karşısında söylenen bir söz

  • tut ki

    varsay ki

  • tutabilme

    Tutabilmek işi

  • tutabilmek

    Tutma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tutacak

    Sıcak mutfak araçlarını tutmakta kullanılan, birbirine şeritle bağlı bez çifti; tutaç, tutak

  • Tutak

    Ağrı iline bağlı ilçelerden biri

  • tutak

    Bir şeyin tutulacak yeri

  • tutam

    Avuç içi veya parmak uçlarıyla tutulabilen miktarda olan; kavram

  • tutam tutam

    Tutulacak kadar birçoğu bir arada olan

  • tutamak

    Tutunacak, dayanacak, güvenecek şey

  • tutamaksız

    Tutunacak, dayanacak, güvenecek şeyi olmayan

  • tutamaç

    Bir şeyin tutulup çekilecek yeri

  • tutamaçlı

    Tutamacı olan

  • tutamlama

    Tutamlamak işi

  • tutamlamak

    Bir tutam almak

  • tutamlık

    Herhangi bir tutam miktarında olan

  • tutanak

    Meclis, kurul, mahkeme vb. yerlerde söylenen sözlerin olduğu gibi yazıya geçirilmesi; tutulga, zabıt, zabıtname

  • tutanakçı

    Tutanağı düzenleyen kimse

  • tutanakçılık

    Tutanakçının yaptığı iş

  • tutar

    Nicelik bakımından bir şeyin bütünü

  • tutarlı

    Aralarında çelişki bulunmayan, her bakımdan uyumlu; insicamlı

  • tutarlılık

    Tutarlı olma durumu; tutarlık

  • tutarsız

    Tutarlı olmayan, aralarında çelişki bulunan; insicamsız

  • tutarsızca

    Tutarsız bir biçimde

  • tutarsızlaşma

    Tutarsızlaşmak durumu

  • tutarsızlaşmak

    Tutarsız duruma gelmek

  • tutarsızlık

    Tutarsız olma durumu; insicamsızlık

  • tutaç

    Laboratuvar maşası

  • tutkal

    Deri, kıkırdak vb. hayvansal maddelerden elde edilen, katılaşıp sertleşme özelliğiyle tahta, kâğıt vb. yapıştırmaya yarayan madde

  • tutkal gibi

    sırnaşık ve yapışkan (kimse)

  • tutkal şerbeti

    İçine çok az miktarda eritilmiş tutkal katılan ılık su

  • tutkalcı

    Tutkallama işiyle uğraşan işçi

  • tutkalcılık

    Tutkalcının işi

  • tutkallama

    Tutkallamak işi

  • tutkallamak

    Tutkal sürmek, tutkalla yapıştırmak

  • tutkallanma

    Tutkallanmak durumu

  • tutkallanmak

    Tutkallı duruma gelmek

  • tutkallı

    Tutkal sürülmüş

  • tutkalsız

    Tutkal sürülmemiş

  • tutku

    İrade ve yargıları aşan güçlü bir coşku; ihtiras

  • tutkulaşma

    Tutkulaşmak işi

  • tutkulaşmak

    Tutku durumuna gelmek

  • tutkulu

    Tutkusu olan; ihtiraslı

  • tutkun

    Gönül vermiş; meclup

  • tutkun olmak

    âşık olmak, sevdalanmak

  • tutkunluk

    Tutkun olma durumu; meftuniyet, meftunluk

  • tutkusal

    Tutkulu, aşırı bağlı veya düşkün

  • tutkusuz

    Tutkusu olmayan; ihtirassız

  • tutkusuzluk

    Tutkusuz olma durumu

  • tutkuya kapılmak

    aşırı istek ve eğilim içinde olmak

  • tutma

    Tutmak işi

  • tutmak

    Elde bulundurmak, ele almak

  • tutmalık

    Tutmaya yarayan nesne

  • tutmaç

    Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba

  • tutsak

    Savaşta ele geçen düşman; esir (I), esire

  • tutsak düşmek

    esir olmak, hükmü altına girmek

  • tutsak olmak

    savaşta düşmanın eline geçmek

  • tutsak pazarı

    Tutsakların köle gibi alınıp satıldığı yer; esir pazarı

  • tutsaklık

    Tutsak olma durumu; esirlik, esaret

  • tutturabildiğine

    Kabul ettirebildiğince, belli bir fiyatı olmaksızın (satmak)

  • tutturabilme

    Tutturabilmek işi

  • tutturabilmek

    Tutturma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tutturaç

    Bir şeyin bağlanıp tutturulduğu nesne

  • tutturma

    Tutturmak işi

  • tutturmak

    Tutmasını sağlamak

  • tutturmalık

    Kopça, düğme gibi iki şeyi birbirine tutturmaya yarayan nesne

  • tutturuk

    İnatçı, takıntılı olan

  • tutturukluk

    Tutturuk olma durumu

  • tutturuş

    Tutturmak işi

  • tuttuğu altın olsun

    "her işin olumlu gitsin, refah içinde yaşa" anlamında kullanılan bir söz

  • tuttuğu dal elinde kalmak

    dayandığı, güvendiği kimse veya şey önemini yitirerek işe yaramaz duruma gelmek

  • tuttuğunu koparmak

    becerikli olmak, giriştiği her işte başarı sağlamak

  • tutu

    Borcun ödeneceğine ilişkin borçlunun alacaklıya bir taşınmazı güvence olarak göstermesi; ipotek

  • tutucu

    Mevcut toplumsal düzeni, düşünceleri ve kurumları değiştirmeden olduğu gibi korumak isteyen (kimse); muhafazakâr, konservatör

  • tutuculaşma

    Tutuculaşmak durumu

  • tutuculaşmak

    Tutuculuk yapmak

  • tutuculuk

    Tutucu olma durumu

  • tutuk

    Akıcı, rahat konuşamayan

  • tutukevi

    Tutukluların kapatıldığı yer; tomruk, tevkifhane

  • tutuklama

    Tutuklamak işi; tevkif

  • tutuklamak

    Kanun yoluyla hürriyeti kısıtlayarak bir yere kapatmak; tevkif etmek

  • tutuklanma

    Tutuklanmak işi

  • tutuklanmak

    Tutuklama işine konu olmak

  • tutuklanış

    Tutuklanmak işi

  • tutuklatabilme

    Tutuklatabilmek işi

  • tutuklatabilmek

    Tutuklatma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tutuklatma

    Tutuklatmak işi

  • tutuklatmak

    Tutuklama işini yaptırmak

  • tutuklayabilme

    Tutuklayabilmek işi

  • tutuklayabilmek

    Tutuklama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tutuklu

    Kanun yoluyla hürriyetlerinden alıkonularak bir yere kapatılan (kimse); tutuk, mevkuf

  • tutukluk

    Tutuk olma durumu

  • tutukluk yapmak

    silah çalışmaz olmak

  • tutukluluk

    Tutuklu olma durumu; mevkufluk, mevkufiyet

  • tutuksuz

    Tutuklanmadan yargılanan

  • tutuksuzluk

    Tutuksuz olma durumu

  • tutulabilme

    Tutulabilmek işi

  • tutulabilmek

    Tutulma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tutulma

    Tutulmak işi

  • tutulmak

    Tutma işi yapılmak veya tutma işine konu olmak

  • tutulmamazlık

    bk. tutulmazlık

  • tutulmazlık

    Tutulmaz olma durumu

  • tutulmuş

    Engellenmiş

  • tutulmuş para

    Kontrol altına alınmış para; bloke para

  • tutulmuşluk

    Tutulmuş olma durumu

  • tutulu

    Tutulmuş

  • tutulu satış

    Bir taşınmazın ipotek edilmek suretiyle uzun vadeli krediyle satın alınması; tutsat

  • tutulum

    Bir yıl boyunca Güneş'in gök küre üzerinde çizdiği çemberin sınırladığı daire; ekliptik

  • tutuluverme

    Tutuluvermek işi

  • tutuluvermek

    Çabucak tutulmak

  • tutuluş

    Tutulmak işi

  • tutum

    Tutulan yol, tavır

  • tutumlu

    Aşırı harcamalardan kaçınan; hesaplı, idareli, muktesit

  • tutumluluk

    Tutumlu olma durumu

  • tutumsuz

    Aşırı harcamalar yapan; idaresiz, savruk, savurgan, hesapsız, müsrif

  • tutumsuzca

    Tutumsuz bir biçimde; savurganca

  • tutumsuzluk

    Tutumsuz olma durumu; idaresizlik, müsriflik, savurganlık

  • tutunabilme

    Tutunabilmek işi

  • tutunabilmek

    Tutunma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tutunacak bir dal aramak

    güvenilecek, dayanılacak bir insana ihtiyaç duymak

  • tutunacak dalı olmamak

    güveneceği bir kimse veya şey bulunmamak

  • tutunma

    Tutunmak işi

  • tutunmak

    Tutup bırakmamak, dayanmak, sarılmak veya asılmak

  • tutunuverme

    Tutunuvermek işi

  • tutunuvermek

    Aniden tutunmak

  • tutunuş

    Tutunmak işi

  • tuturuk

    Ateş tutuşturacak çalı, çırpı, yonga vb. şeyler

  • tutuverme

    Tutuvermek işi

  • tutuvermek

    Çabucak tutmak

  • tutuya bırakmak (veya koymak)

    bir taşınmazı borcun ödeneceğine güvence olarak ödenince geri alınmak şartıyla borçlu alacaklıya vermek, ipotek vermek

  • tutuş

    Tutmak işi

  • tutuşabilme

    Tutuşabilmek işi

  • tutuşabilmek

    Tutuşma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tutuşma

    Tutuşmak işi

  • tutuşmak

    Birbirini tutmak, birbirine ilişip dokunmak

  • tutuşturabilme

    Tutuşturabilmek işi

  • tutuşturabilmek

    Tutuşturma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tutuşturma

    Tutuşturmak işi

  • tutuşturmak

    Tutuşmalarını veya tutuşmasını sağlamak

  • tutuşturuverme

    Tutuşturuvermek işi

  • tutuşturuvermek

    Çabucak tutuşturmak

  • tutuşuverme

    Tutuşuvermek işi

  • tutuşuvermek

    Çabucak tutuşmak

  • tutçek

    Doğacak çocuğu ana rahminden çekmeye yarayan alet; lavta (II), forseps

  • Tuva

    Rusya Federasyonu’na bağlı Tuva Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse

  • Tuva Türkçesi

    Tuva Türklerinin kullandığı konuşma ve yazı dili; Tuvaca

  • tuval

    Üzerine resim yapılan, gerdirilmiş keten, kenevir veya pamuklu kaba kumaş

  • tuvalet

    İnsanın dışkısıyla idrarını boşalttığı yer; abdesthane, aralık, ayakyolu, yüznumara, hacet yeri, hela, kabine, kenef, memişhane, kademhane, lavabo

  • tuvalet (veya tuvaletini) yapmak

    sidik veya dışkıyı vücuttan dışarı atmak

  • tuvalet ispirtosu

    Hekimlikte, temizlik amacıyla kullanılan binde 966'sı saf, geri kalanı su olan ispirto

  • tuvalet kâğıdı

    Tuvalette temizlenmek için kullanılan, özel olarak hazırlanmış ince kâğıt

  • tuvalet masası

    Kadınların süslenmek, taranmak, makyaj yapmak amacıyla kullandıkları aynalı bir masa türü

  • tuvalet sabunu

    Tuvalette temizlik için kullanılan, renkli ve kokulu sabun

  • tuvalet takımı

    Tuvalet veya makyaj malzemeleri bulunan çanta veya kutu

  • tuvaletçi

    Tuvalet işleten (kimse)

  • tuvaletçilik

    Tuvaletçi olma durumu

  • tuyuğ

    Mâni biçiminde, aruzun "failatün failatün failün" kalıbıyla yazılmış, dört mısralı bir nazım türü

  • tuz

    Kokusuz, suda eriyen, yiyecekleri korumada ve tatlandırmada kullanılan billursu madde

  • tuz (veya tuzla) buz etmek

    cam türünden şeyleri onarılmayacak biçimde kırmak, paramparça etmek

  • tuz (veya tuzla) buz olmak

    cam türünden şeyler onarılamayacak biçimde kırılmak, dağılmak, paramparça olmak

  • tuz biber ekmek

    üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak

  • tuz ekmek hakkı

    Birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse üzerindeki manevi hakkı

  • tuz koktu

    bir olaydaki olumsuzluğu gidermesi gereken unsurun da o olumsuzluğa karıştığını anlatmak için kullanılan bir söz

  • tuzak

    Kuş veya yaban hayvanlarını yakalamaya yarayan araç veya düzenek; ağ (I), fak, komplo

  • tuzak (veya tuzağı) kurmak

    bir şeyi yakalamak için düzenek hazırlamak

  • tuzaklama

    Tuzaklamak işi

  • tuzaklamak

    Tuzak kurmak, tuzağa düşürmek

  • tuzaklanma

    Tuzaklanmak işi

  • tuzaklanmak

    Tuzak durumuna getirilmek

  • tuzaklı

    Tuzağı bulunan

  • tuzaksız

    Tuzağı bulunmayan

  • tuzakçı

    Tuzak kuran kimse

  • tuzakçılık

    Tuzakçının yaptığı iş

  • tuzağa düşmek

    kuş veya yaban hayvanı kendisi için kurulan düzeneğe yakalanmak

  • tuzcu

    Tuz satan kimse

  • tuzcul

    Tuzlu toprakları seven (bitki)

  • tuzculuk

    Tuzcunun işi

  • Tuzla

    İstanbul iline bağlı ilçelerden biri

  • tuzla

    Kıyılarda, tava denilen havuzlara deniz veya göl suyu akıtıldıktan sonra kurutularak tuz çıkarılan yer; memleha

  • tuzlak

    Otları tuzlu olan veya ot bitmeyen, çorak, verimsiz (yer); tuzla

  • tuzlama

    Tuzlamak işi

  • tuzlamak

    Herhangi bir şeyin üzerine tuz serpmek

  • tuzlanma

    Tuzlanmak işi

  • tuzlanmak

    Tuzlama işi yapılmak

  • tuzlatmak

    Tuzlama işini yaptırmak

  • tuzlayayım da kokmayasın (veya kokma)

    birine, düşüncesinde aldandığını ve aklının bir şeye ermediğini anlatmak için söylenen bir söz

  • tuzlayış

    Tuzlamak işi

  • tuzlaşma

    Tuzlaşmak işi

  • tuzlaşmak

    Tuz hâline gelmek

  • tuzlu

    Tuzu olan

  • tuzlu balgam

    Birtakım deri hastalıklarının ortak adı

  • Tuzluca

    Iğdır iline bağlı ilçelerden biri

  • tuzluca

    İçerisinde biraz tuz bulunan (su vb.)

  • tuzluk

    İçine tuz konulan kap

  • Tuzlukçu

    Konya iline bağlı ilçelerden biri

  • tuzluluk

    Tuzlu olma durumu

  • tuzlumsu

    Tuzluyu andıran, tuzluya benzeyen, tuzlu gibi

  • tuzluya mal olmak (veya oturmak veya patlamak)

    çok para vererek satın almak, çok pahalı gelmek

  • tuzsu

    Tuzu andıran, tuza benzeyen, tuz gibi; tuzumsu

  • tuzsuz

    Tuzu olmayan veya tuzu az olan

  • tuzsuzluk

    Tuzsuz olma durumu

  • tuzu biberi olmak

    lezzet, çeşni katmak

  • tuzu kuru

    Bir işten zarar görmeyen, kazancı yolunda olan (kimse)

  • tuzu kuruluk

    Tuzu kuru olma durumu

  • tuzu olmak

    katkısı olmak

  • tuğ

    Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs

  • tuğamiral

    Deniz kuvvetlerinde, rütbesi albay ile tümamiral arasında bulunan amiral

  • tuğamirallik

    Tuğamiral olma durumu

  • tuğbay

    Tugay komutanlığı yapan albay

  • tuğbaylık

    Tuğbayın görevi

  • tuğcu

    Osmanlı döneminde savaşlarda padişahın tuğlarını taşıyan kimse

  • tuğculuk

    Tuğcunun yaptığı iş

  • tuğgeneral

    Kara ve hava kuvvetlerinde, rütbesi albay ile tümgeneral arasında bulunan general; liva, mirliva

  • tuğgenerallik

    Tuğgeneral olma durumu

  • tuğla

    Balçığın kalıplara dökülüp güneşte kurutulduktan sonra özel ocaklarda pişirilmesiyle yapılan ve duvar örmekte kullanılan yapı malzemesi

  • tuğla harmanı

    Tuğla yapılan yer

  • tuğla oyunu

    Bilgisayarda veya cep telefonlarında oynanan, topla tuğlaları yıkma esasına dayanan oyun

  • tuğlacı

    Tuğla yapan veya satan kimse

  • tuğlacılık

    Tuğlacının yaptığı iş

  • tuğlu

    Tuğu olan

  • tuğra

    Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları, özel bir biçimi olan sembolleşmiş işaret; tura

  • tuğra çekmek

    Osmanlı Devleti'nde ferman, berat ve resmî belgelere tuğra koymak

  • tuğralı

    Tuğrası olan

  • tuğyan

    Akarsuyun taşması, kabarması

  • tuş

    Piyano, org vb. müzik aletleriyle daktilo, hesap makinesi, bilgisayar ve telefon gibi makinelerde parmak vurulan yerlerin adı

  • tuş olmak

    güreşte sırtı yere gelmek

  • tuşa getirmek

    güreşte rakibi sırtüstü yere sermek

  • Tuşba

    Van iline bağlı ilçelerden biri

  • tuşlama

    Tuşlamak işi

  • tuşlamak

    Telefonun tuşlarına basmak

  • tuşlu

    Tuşu olan

  • tuşluk

    Belirli sayıda tuşu olan

  • tuşsuz

    Tuşu olmayan

  • tvist

    Özellikle gençler arasında 1960'lı yıllarda yaygınlık kazanan çok hızlı ritmi olan bir dans

  • tvistçi

    Tvisti seven ve yapan kimse

  • tâbiin

    Hz. Muhammed’i görmüş olanları gören, Hz. Muhammed'den sonra gelen ikinci nesil; tâbii

  • töhmet (veya birinin töhmeti) altında kalmak

    suçu işlediği düşünülmek

  • töhmetlendirme

    Töhmetlendirmek durumu

  • töhmetlendirmek

    Töhmet altında bırakmak

  • töhmetli

    Suçlanmış

  • tökezleme

    Tökezlemek işi

  • tökezlemek

    Yürürken ayağı bir yere çarpıp sendelemek; tökezmek

  • tökezlenme

    Tökezlenmek işi

  • tökezlenmek

    Tökezleme işi yapılmak

  • tökezletme

    Tökezletmek işi

  • tökezletmek

    Tökezleme işini yaptırmak

  • tökezme

    Tökezmek işi

  • tömbeki

    Özellikle İran'da yetişen ve nargile ile içilen bir tütün türü; nargile tütünü (Nicotiana persica)

  • töre

    Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü; âdet, ayin

  • töre bilimi

    Töre ile ilgili davranış yasaları geliştiren, neyin uğrunda savaşılmaya değer neyin değil, yaşama neyin anlam kazandırdığı, hangi davranışın iyi, hangisinin kötü, hangisinin yararlı, hangisinin yararsız olduğu gibi sorunları kendine konu edinen bilim

  • töre cinayeti

    Bazı bölgelerde geleneksel anlayışlara uymama sebebiyle genellikle genç kız veya kadınların ailelerinin kararıyla yine aileden biri tarafından öldürülmesi; namus cinayeti

  • töre dışı

    Töreyle hiçbir ilgisi bulunmayan, töre ile ilgili yanı olmayan; ahlak dışı, gayriahlaki

  • töre dışıcı

    Töreyi inkâr eden öğretileri benimseyen; ahlak dışıcı, amoralist

  • töre dışıcılık

    Töreyi inkâr eden öğretilerin genel adı; ahlak dışıcılık, amoralizm

  • töreci

    Töreyi ilke edinen, töreyi amaç olarak alan kimse

  • törecilik

    Töreci olma durumu

  • törel

    Töreye uygun; töreli, töresel

  • törellik

    Töreye uygunluk

  • törelsiz

    Töreye aykırı

  • tören

    Bir toplulukta, üyelerin belli bir olayı, kişiyi veya değeri ayırt edip sembolleştirmesi, bunların anlam ve öneminin güçlendirilmesi amaçlarıyla düzenlenen hareket dizisi; merasim

  • tören birliği

    Devlet başkanlarını, yüksek makamdaki devlet adamları ve kumandanları karşılamak ve uğurlamakla görevli birlik; ihtiram birliği, ihtiram kıtası, onur kıtası, şeref kıtası

  • tören kılıcı

    Törenlerde takılan kılıç; merasim kılıcı

  • törenli

    Törenle yapılan; merasimli

  • törensel

    Törenle ilgili

  • törensiz

    Törenle yapılmayan; merasimsiz

  • töresiz

    Töresi olmayan

  • töresizlik

    Töresiz olma durumu

  • töretanımaz

    Daha üstün saydığı bir töre adına geçerli töreyi tanımayan; immoral

  • töretanımazlık

    Toplumca benimsenmiş töre ile ilgili değerleri değiştirmek isteyen öğretilerin genel adı; immoralizm

  • törpü

    Ağaç, kurşun, kalay vb. yumuşak metallerin kabasını almaya yarayan, dişleri uzun ve aralıklı olan eğe

  • törpüleme

    Törpülemek işi

  • törpülemek

    Törpü ile düzeltmek

  • törpülenme

    Törpülenmek işi

  • törpülenmek

    Törpüleme işi yapılmak

  • törpületme

    Törpületmek işi

  • törpületmek

    Törpüleme işini yaptırmak

  • törpülü

    Törpülenmiş

  • törpüsüz

    Törpülenmemiş

  • tös

    Hayvanı töskürtmek için söylenen bir söz

  • töskürme

    Töskürmek işi

  • töskürmek

    Hayvan geri geri gitmek

  • töskürtme

    Töskürtmek işi

  • töskürtmek

    Hayvanı geri geri yürütmek

  • tövbe

    İşlediği bir günah veya suçtan pişman olarak bir daha yapmamaya karar verme

  • tövbe ayları

    Büyük tövbe ayı ve küçük tövbe ayı

  • tövbe etmek

    bir işi bir daha yapmamaya söz vermek

  • tövbekâr

    Günah sayılacak bir işten vazgeçmiş olan, bir daha yapmamaya karar vermiş olan (kimse)

  • tövbekâr olmak

    tövbe etmek

  • tövbekârlık

    Tövbekâr olma durumu

  • tövbeler olsun! (veya tövbesi!)

    bir kimsenin herhangi bir işten çok pişman olarak tekrarlamama kararı aldığını anlatan bir söz

  • tövbeli

    Tövbe etmiş olan; tövbekâr

  • tövbesini bozmak

    tövbe ettiği herhangi bir işe, duruma yeniden dönmek

  • tövbesiz

    Tövbe etmemiş

  • tövbesizlik

    Tövbesiz olma durumu

  • töz

    Varlıklarda değişikliğe uğrayan taraf dışında değişmeden kalan şey; cevher

  • tözcülük

    Nesnelerin özünde bir tözün varlığını kabul eden öğreti

  • tözel

    Tözle ilgili

  • tüberkülin

    Veremin tanı ve tedavisinde yararlanılan, verem mikrobu kültüründen elde edilen bir sıvı

  • tüberkülin testi

    Bir kimsede tüberküloz bulunup bulunmadığını anlamak amacıyla deri altına tüberkülin aşılama

  • tüberkülozlu

    Tüberküloz hastalığına yakalanmış (hasta)

  • tüccar

    Ticaret yapan, ticaretle uğraşan kimse; tacir, tecimen, bezirgân

  • tüccarlaşma

    Tüccarlaşmak durumu

  • tüccarlaşmak

    Tüccar durumuna gelmek

  • tüccarlık

    Tüccar olma durumu

  • tüf

    Yanardağların püskürttüğü kül, kum ve lav parçacıklarından oluşan, çoğunlukla açık renkli, hafif gözenekli bir tür çökelti taşı

  • tüfek

    Savaş veya avda kullanılan, uzun namlulu ateşli silah; delikli demir

  • tüfek atmak

    tüfekle ateş etmek

  • tüfek çatmak

    askerlerin dinlenme sırasında tüfeklerini, dipçikleri üzerinde üçerli olarak birbirine dayamak

  • tüfekhane

    Tüfek yapılan yer

  • tüfekli

    Tüfeği olan

  • tüfeklik

    Kışla gibi yerlerde tüfekleri düzenli bir biçimde koymak için yapılmış yer

  • tüfeksiz

    Tüfeği olmayan

  • tüfekçi

    Tüfek yapan, onaran veya satan kimse

  • tüfekçilik

    Tüfek yapma, onarma veya satma işi

  • tüh

    "Vah vah" anlamında pişmanlık bildiren bir seslenme sözü; tü

  • tüh tüh

    "Yazık oldu" anlamında pişmanlık bildiren bir söz

  • tükenik

    Bitmiş, tükenmiş

  • tükeniş

    Tükenmek işi

  • tükenme

    Tükenmek işi

  • tükenmek

    Elinde kalmamak; bitmek (I)

  • tükenmemezlik

    bk. tükenmezlik

  • tükenmez

    Tükenmeyen, bitmeyen

  • tükenmez kalem

    Ucunda küçük bir bilyesi bulunan ve içi özel bir mürekkeple dolu ince bir borucuktan oluşan kalem türü; tükenmez

  • tükenmezlik

    Tükenmez olma durumu

  • tükenmişlik

    Gücünü yitirmiş olma, çaba göstermeme durumu

  • tükenmişlik sendromu

    Çalışanın kendini bitmiş, yıkılmış, bıkkın hissetmesi durumu

  • tüketebilme

    Tüketebilmek işi

  • tüketebilmek

    Tüketme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tüketici

    Mal ve hizmetlerden yararlanan, satın alıp kullanan, tüketen kimse; müstehlik, üretici karşıtı

  • tüketicilik

    Tüketici olma durumu

  • tüketilme

    Tüketilmek işi

  • tüketilmek

    Tüketme işi yapılmak

  • tüketim

    Tüketmek işi

  • tüketiş

    Tüketmek işi

  • tüketme

    Tüketmek işi; yoğaltma, ifna

  • tüketmek

    Kullanarak, harcayarak yok etmek, bitirmek; yoğaltmak

  • tükettirme

    Tükettirmek işi

  • tükettirmek

    Tüketme işini yaptırmak

  • tükürdüğünü yalamak

    verdiği sözden benliğini küçülterek geri dönmek

  • tükürebilme

    Tükürebilmek işi

  • tükürebilmek

    Tükürme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tükürme

    Tükürmek işi

  • tükürmek

    Tükürüğü ağız içinden dışarıya atmak

  • tükürük

    Tükürük bezlerinin ağza akan salgısı

  • tükürük bezleri

    Dil, çene ve kulak altında bulunan, tükürük salgılayan üç çift bez

  • tükürük hokkası

    Porselen, maden vb.nden yapılan, içine tükürülen kap

  • tükürük otu

    Zambakgillerden, küçük, beyaz veya sarı çiçekli, otsu ve çok yıllık bir bitki (Ornithogalum umbellatum)

  • tükürükle (veya tükürüğe) boğmak

    çok ağır hakarette bulunmak

  • tükürükleme

    Tükürüklemek işi

  • tükürüklemek

    Tükürükle ıslatmak

  • tükürüklenme

    Tükürüklenmek işi

  • tükürüklenmek

    Tükürükleme işine konu olmak

  • tükürülme

    Tükürülmek işi

  • tükürülmek

    Tükürme işine konu olmak

  • tükürüğü kurumak

    çok konuşmaktan ağzında tükürük kalmamak

  • tükürüğünü yutmak

    imrenip yutkunmak

  • tükürüş

    Tükürmek işi

  • tül

    Çok ince gözenekli pamuk, ipek veya sentetik dokuma

  • tül perde

    İnce gözenekli pamuk, ipek veya sentetik dokumadan yapılmış perde

  • tülbent

    İnce ve seyrek dokunmuş, hafif ve yumuşak pamuklu bez

  • tülbentçi

    Tülbent satan kimse

  • tülbentçilik

    Tülbentçinin işi

  • tülek

    Tüyleri değişmiş (kuş veya kümes hayvanı)

  • tüleme

    Tülemek işi

  • tülemek

    Kuş veya kümes hayvanları tüylerini değiştirmek

  • tüllenme

    Tüllenmek işi

  • tüllenmek

    Tül görünümü almak

  • tülü

    Özel güreşlerde yararlanılan, çift hörgüçlü, uzun tüylü erkek deve

  • tüm başkalaşma

    Böceklerde, kurtçuk ve koza evresi geçiren başkalaşma türü

  • tüm başlılar

    Kemikleri kıkırdak olan, solungaç yarıkları bir deri kıvrımı ile örtülü omurgalı balıklar takımı

  • tüm kirpikliler

    Kirpikli bir hücrelilerin alt sınıfı

  • tüm sayı

    Bir derneğin, örgütün bütün üyelerinin oluşturduğu toplam üye sayısı

  • tüm tanrıcı

    Tüm tanrıcılık yanlısı olan; kamu tanrıcı, panteist

  • tüm tanrıcılık

    Tanrı ile evreni bir kılan, her şeyi tanrı olarak gören öğretilerin genel adı; kamu tanrıcılık, panteizm

  • tümamiral

    Deniz kuvvetlerinde, rütbesi tuğamiralle koramiral arasında bulunan amiral

  • tümamirallik

    Tümamiral olma durumu

  • tümdengelim

    Tümel bir önermeden tikel bir önermeye, yasalardan olaylara, etkenden etkiye geçme yolu; talil, dedüksiyon

  • tümdengelimci

    Tümdengelim yöntemiyle düşünen veya tümdengelim yöntemini uygulayan

  • tümdengelimcilik

    Akıl yürütmede tümdengelim yöntemini uygulama işi

  • tümdengelimsel

    Tümdengelimle ilgili

  • tümel

    Belli bir sınıfa bağlı bireylerin hepsini içine alan; külli

  • tümel kavram

    Kapsamına aldığı bütün nesneleri gösteren kavram

  • tümel önerme

    Konunun kapsamına giren bütün bireyler için belli bir şey bildiren önerme

  • tümeller

    Cins, tür, ayrım, özellik ve ilineği içeren kavramlar

  • tümellik

    Tümel olma durumu

  • tümen

    Tugayla kolordu arasında yer alan birlik; fırka

  • tümen tümen

    Pek çok

  • tümevarım

    Teklik olandan, özel olandan genel olana giden, tek tek olgulardan genel önermelere varan yöntem; istikra, endüksiyon, tümdengelim karşıtı

  • tümevarımcı

    Tümevarım yöntemiyle düşünen veya tümevarım yöntemini uygulayan

  • tümevarımcılık

    Akıl yürütmede tümevarım yöntemini uygulama işi

  • tümevarımsal

    Tümevarımla ilgili

  • tümgeneral

    Kara ve hava kuvvetlerinde, rütbesi tuğgeneralle korgeneral arasında bulunan general; ikinci ferik

  • tümgenerallik

    Tümgeneral olma durumu

  • tümleme

    Yüklemi çeşitli yönleriyle tamamlama

  • tümler açı

    Bir dar açıyı dik açı değerine çıkaran açı; tümey

  • tümleç

    Yüklemin anlamını çeşitli yönlerden tamamlayan öge; meful, mütemmim

  • tümsek

    Küçük tepe; tüm (II), tümbek, yükselti

  • tümsekleşme

    Tümsekleşmek işi; tümselme

  • tümsekleşmek

    Tümsek durumuna gelmek; tümselmek

  • tümsekli

    Tümseği olan; kemer

  • tümür

    Bağırsakların iç yüzeylerinde bulunan pürtüklerin adı

  • tünaydın

    Öğleden akşama kadar geçen süre içinde karşılaşıldığında kullanılan bir selamlama sözü

  • tünek

    Kuşlar ve kümes hayvanlarının üzerinde tünedikleri dal veya sırık

  • tünel

    Motorlu taşıt, metro, demir yolu ulaşımı, su taşıma vb. farklı amaçlara yönelik olarak yer altında, genellikle dağların içinde açılan yol

  • tünel geçmek

    dalgın olmak, etrafla ilgilenmemek

  • tünelin sonunda (veya ucunda) ışık görünmek

    sıkıntılı durumdan kurtulmak için çare belirmek

  • tüneme

    Tünemek işi; tünekleme

  • tünemek

    Kuşlar ve kümes hayvanları uyumak için bir dala veya sırığa konmak; tüneklemek

  • tüneyiş

    Tünemek işi

  • tüp

    Laboratuvarlarda türlü işlerde kullanılan, bir ucu kapalı cam boru

  • tüp bebek

    Üreme organlarındaki rahatsızlıklar yüzünden yumurtanın ana rahminin dışında döllenmesi ve sonra ana rahmine yerleştirilmesi sonucunda doğan bebek

  • tüp gaz

    İçine yüksek basınçla sıvılaştırılmış petrol gazı ve bütan gazı doldurulan, ısınmada ve mutfakta kullanılan tüp

  • tüp geçit

    Nehirlerin, kanalların, denizlerin iki yakasını su altından bağlayarak ulaşımı sağlayan yol

  • tüp taktırmak

    araca sıvılaştırılmış petrol gazı tankı taktırmak

  • tüpleme

    Tüplemek işi

  • tüplemek

    Tüpe doldurmak

  • tüplerini bağlatmak

    döllenmeyi engellemek amacıyla fallop tüpünü operasyonla kapatmak

  • tüplü

    Tüpü olan

  • tüplük

    Laboratuvarlarda cam tüpleri koymaya yarayan tahta veya metal tabla

  • tüpçü

    Tüp gaz satan veya dağıtan kimse

  • tüpçülük

    Tüpçünün işi

  • tür

    Aynı çeşit varlıklar veya nesneler içinde ortak özellikleri bulunanların her biri; soy, cins, kabîl

  • türban

    İnce kumaştan yapılmış, başı sıkıca kavrayan bir tür başörtüsü

  • türbanlı

    Türban takan

  • türbansız

    Türban takmayan

  • türbe

    Genellikle ünlü bir kimse için yaptırılan ve içinde o kimsenin mezarı bulunan yapı

  • türbe eriği

    Gülgillerden, tatlı, küçük çekirdekli, etinden kolay sıyrılabilen, mayhoş bir tür erik

  • türbedar

    Türbede hizmet gören, türbeyi bekleyen kimse

  • türbedarlık

    Türbedarın yaptığı iş

  • türbin

    Su, buhar, gaz gibi herhangi bir akışkanın hareket enerjisiyle ve birtakım özel düzenekler yardımıyla dönerek çalışan, genellikle elektrik üretmede kullanılan araç

  • türbinli

    Türbini olan

  • türbülansa girmek

    çalkantılı hava içerisinde sarsılarak yol almak

  • türdeş

    Türleri bir olanlardan her biri

  • türdeşleşme

    Türdeşleşmek işi

  • türdeşleşmek

    Türce eş, benzer duruma gelmek, türdeş olmak

  • türdeşleştirme

    Türdeşleştirmek işi

  • türdeşleştirmek

    Türce eş, benzer duruma getirmek, türdeş yapmak

  • türdeşlik

    Aynı türden olma durumu

  • türedi

    Kendisinden umulmayan bir biçimde sivrilmiş ve hakkı olmayan bir konuma gelmiş (kimse); yerden bitme, zıpçıktı

  • türedilik

    Türedi olma durumu; zıpçıktılık

  • türel

    Adalet ile ilgili olan

  • türem

    Türemek işi

  • türeme

    Türemek işi

  • türemek

    Oluşmak, ortaya çıkmak, meydana çıkmak; gelmek

  • türemiş kelime

    Ad ve fiil köklerine yapım ekleri getirilerek oluşturulan kelime; türemiş sözcük: gezi (gez-i), görgü (gör-gü), gözlük (göz-lük), verim (ver-im) vb

  • türenti

    Dilde kullanılan bir söz yerine yeni söz türetme; neolojizm: imtihan > sınav, ihtiyaç > gereksinim vb

  • türetebilme

    Türetebilmek işi

  • türetebilmek

    Türetme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • türetilme

    Türetilmek işi

  • türetilmek

    Ortaya çıkarılmak, meydana getirilmek

  • türetiş

    Türetmek işi

  • türetme

    Türetmek işi

  • türetme eki

    Ad veya fiillere getirilerek yeni kelime yapan ek

  • türetmek

    Oluşturmak, ortaya çıkarmak, yaratmak, meydana çıkarmak

  • türev

    Türemiş veya üretilmiş şey

  • türeyiş

    Türemek işi

  • Türk

    Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse

  • Türk aksağı

    Klasik Türk müziğinde bir küçük usul

  • Türk Cumhuriyetleri

    Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını ilan eden Türk soylu Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan devletleri

  • Türk dünyası

    Türklerin yaşadığı coğrafya

  • Türk eli

    Türklerin yaşadığı toprak

  • Türk kahvesi

    Cezve ile kısık ateşte, şekerli orta veya sade olarak pişirilen kahve

  • Türk meşesi

    Ülkemizde yetişen bir tür meşe (Quercus cerris)

  • Türkeli

    Sinop iline bağlı ilçelerden biri

  • Türki

    Türk'le ilgili

  • Türkiye Türkçesi

    Türkiye’de, Balkanlarda, Avrupa’da, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, Irak ve Suriye’nin bazı bölgelerinde kullanılan konuşma ve yazı dili; Türkçe

  • Türkkâri

    Türk yapımı

  • Türkleşme

    Türkleşmek durumu

  • Türkleşmek

    Türk olmak, Türk dilini ve Türklüğü benimsemek

  • Türkleştirilme

    Türkleştirilmek işi

  • Türkleştirilmek

    Türk dili ve Türklük benimsetilmek, Türkleşmesi sağlanmak

  • Türkleştirme

    Türkleştirmek işi

  • Türkleştirmek

    Türk dilini ve Türklüğü benimsetmek, Türkleşmesini sağlamak

  • Türklük

    Türk olma durumu

  • Türklük bilimci

    Türk dili, tarihi, edebiyatı ve halk bilimi araştırmaları alanında uzman kimse; Türkiyatçı, Türkolog

  • Türklük bilimi

    Türk dili, tarihi, edebiyatı ve halk bilimi araştırmalarını konu edinen bilim dalı; Türklük bilgisi, Türkiyat, Türkoloji

  • Türkmen

    Oğuz soyundan gelen Türk topluluğu

  • Türkmen Türkçesi

    Türkmenlerin kullandığı konuşma ve yazı dili; Türkmence

  • Türkmence

    Bu Türkçeyle yazılmış olan

  • Türkmenistanlı

    Türkmenistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Türkolojik

    Türklük bilimi ile ilgili

  • Türkoğlu

    Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri

  • Türkvari

    Türk tarzı içeren

  • Türkçe

    Türklerin konuştuğu ve yazdığı dillerin genel adı; Türki

  • Türkçeci

    Okullarda Türkçe dersi veren öğretmen

  • Türkçecilik

    Türk dilini yabancı kurallardan ve kelimelerden arındırma akımı

  • Türkçeleşme

    Türkçeleşmek durumu

  • Türkçeleşmek

    Türkçe niteliğini kazanmak

  • Türkçeleştiriliş

    Türkçeleştirilmek işi

  • Türkçeleştirilme

    Türkçeleştirilmek işi

  • Türkçeleştirilmek

    Türkçe niteliği kazandırılmak

  • Türkçeleştiriş

    Türkçeleştirmek işi

  • Türkçeleştirme

    Türkçeleştirmek işi

  • Türkçeleştirmek

    Türkçeleşmesini sağlamak

  • Türkçesizlik

    Türkçeyi iyi bilmeme, Türkçeyi yanlış kullanma

  • Türkçü

    Türkçülük akımını benimseyen; Pantürkist

  • Türkçülük

    Osmanlı Devleti'nin son yıllarında ortaya çıkan, bütün Türklerin tek vatanda ve tek bayrak altında birleştirilmesini amaçlayan akım; Pantürkizm

  • türkü

    Çoklukla dörder mısralı bentlerden oluşan, 11’li hece vezniyle yazılan ve kendine özgü bir besteyle okunan halk edebiyatı nazım birimi

  • türkü söylemek

    ezgisiyle bir türküyü seslendirmek

  • türkü tutturmak

    bir türküyü tekrarlayıp durmak

  • türkü yakmak

    belli bir olay karşısında sözleri de kendisine ait olmak üzere türkü bestelemek

  • türkü çağırmak (veya çığırmak)

    türkü söylemek

  • türkü çekmek

    türkü söylemek

  • türkücü

    Türkü söyleyen kimse; okuyucu

  • türkücülük

    Türkücü olma durumu

  • türküleme

    Türkülemek işi

  • türkülemek

    Türkü yakmak

  • türküleşme

    Türküleşmek durumu

  • türküleşmek

    Türkü durumuna gelmek

  • türküleştirilme

    Türküleştirilmek işi

  • türküleştirilmek

    Türkü durumuna getirilmek

  • türküleştirme

    Türküleştirmek işi

  • türküleştirmek

    Türkü durumuna getirmek

  • türkülü

    Türküsü olan

  • türküsünü çağırmak

    bir kimsenin hoşuna gidecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak

  • türküsüz

    Türküsü olmayan

  • türlü

    Birden çok türü bulunan; tür

  • türlü türlü

    Değişik türleri içinde bulunduran; cins cins, her türlü

  • türüm

    Varlıkların oluşumu

  • türüm türüm tütmek

    buram buram kokmak

  • türümcü

    Türümcülük öğretisini benimseyen

  • türümcülük

    Her şeyin bir başlangıçtan, Tanrı’dan çıkıp yayıldığını ve yine o başlangıca, Tanrı’ya döneceğini öne süren öğreti

  • türüz otu

    Hanımeligillerden, sarı, kırmızı çiçekli, güzel kokulu ve tırmanıcı bir süs bitkisi (Leonicera japonica)

  • tütme

    Tütmek işi

  • tütmek

    Duman veya buhar çıkarmak

  • tütsü

    Dinî törenlerde, halk hekimliğinde veya çevrenin güzel kokmasını sağlamak amacıyla yakılan kokulu madde; buhur

  • tütsü gözü

    Çadırlarda duman çıkmasını sağlayan delik

  • tütsü yapmak

    dinî törenlerde veya çevrenin güzel kokmasını sağlamak amacıyla kokulu madde yakmak

  • tütsücü

    Tütsü yapan (kimse)

  • tütsüleme

    Tütsülemek işi

  • tütsülemek

    Türlü amaçlarla bir yeri tütsü dumanıyla doldurmak; tütsü yapmak

  • tütsülenme

    Tütsülenmek işi

  • tütsülenmek

    Tütsüleme işi yapılmak

  • tütsületme

    Tütsületmek işi

  • tütsületmek

    Tütsüleme işini yaptırmak

  • tütsülü

    Tütsü yapılmış (yer, kimse veya yiyecek)

  • tüttürebilme

    Tüttürebilmek işi

  • tüttürebilmek

    Tüttürme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tüttürme

    Tüttürmek işi

  • tüttürmek

    Tütmesini, duman çıkarmasını sağlamak, duman çıkarmak

  • tüttürüş

    Tüttürmek işi

  • tütün

    Patlıcangillerden, birleşiminde nikotin bulunan otsu bir bitki (Nicotiana tabacum)

  • tütün balığı

    Tütsü ile kurutulmuş balık

  • tütün beyazsineği

    Çift kanatlılardan, gövdesi sarı, gözleri kırmızı, beyaz renkli kanatları dinlenme hâlindeyken vücut üzerinde çatı görünümünde, meyve, sebze ve özellikle pamuğun öz suyunu emerek zarar veren bir tür beyazsinek (Bemisia tabaci)

  • tütün içmek

    tütünü yakıp dumanını içine çekmek

  • tütün kolculuğu

    Tütün kolcusunun yaptığı iş; reji kolculuğu

  • tütün kolcusu

    Tekel idaresine bağlı, tütün kaçakçılığını önlemekle görevli kimse; reji kolcusu

  • tütün rengi

    Bu renkte olan

  • tütün sarmak

    sigara kâğıdına tütün koyup sigara yapmak

  • tütüncü

    Tütün yetiştiren veya satan kimse

  • tütüncülük

    Tütün yetiştirme veya satma işi

  • tütünlük

    Tütün ekilen yer, tütün tarlası

  • tütünü tepesinden çıkmak

    dumanı tepesinden çıkmak

  • tütününü tüttürmek

    ev ve aile düzeninin sürmesini sağlamak

  • tüvit

    Taranmış yünden yapılan, çoğu iki renkte, spor giyecekler yapımında kullanılan kumaş türü

  • tüy

    İnsan ve hayvan derisi üzerinde bulunan ince, kısa, yumuşak ve sık uzantılar

  • tüy atmak

    hayvan tüyünü değiştirmek

  • tüy dikmek

    kötü bir durum almış bir işi büsbütün kötü bir duruma sokmak

  • tüy düzmek

    hayvanın tüyü düzelmek

  • tüy gibi

    çok hafif

  • tüy kabası

    gösterişli görünüp içi kof olan

  • tüy sıklet

    57 kiloda dövüşen boksör; tüy ağırlık

  • tüy tüs

    Tüy, saç sakal

  • tüycük

    Küçük tüy, ince kıl

  • tüydürme

    Tüydürmek işi

  • tüydürmek

    Uzaklaştırmak, kaçmasını sağlamak

  • tüydürülme

    Tüydürülmek işi

  • tüydürülmek

    Kaçması sağlanmak

  • tüylendirme

    Tüylendirmek işi

  • tüylendirmek

    Tüylenmesine yol açmak

  • tüylenme

    Tüylenmek işi

  • tüylenmek

    Hayvanlarda tüy bitmek

  • tüyler ürpertici olmak

    korkunç, dehşet verici olmak

  • tüyleri diken diken olmak

    üşümekten veya korkmaktan vücuttaki kılların dipleri kabarıp kıllar dikilmek

  • tüyleri ürpermek

    tüyleri diken diken olmak

  • tüylerini diken diken etmek

    korkutmak, tiksindirmek

  • tüylü

    Tüyü olan

  • tüylü dalak otu

    Yüksekliği 10-40 santimetre olan, yatık veya dik, gri veya beyaz tüylü, çok yıllık bir tür dalak otu; acı yavşan, sancı otu, yayla yavşanı (Teucrium polium)

  • tüylü meşe

    Yaprakları tüylü olan bir tür meşe

  • tüylü tüslü

    Tüyleri olan

  • tüyme

    Tüymek işi

  • tüyo

    Herhangi bir konuda verilen gizli bilgi

  • tüyo almak

    herhangi bir konuda gizli bilgi almak

  • tüyo vermek

    herhangi bir konuda gizli bilgi vermek

  • tüysü

    Tüye benzeyen

  • tüysüz

    Tüyü olmayan

  • tüysüzlük

    Tüysüz olma durumu

  • tüytop

    Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun

  • tüyü bitmedik yetim hakkı

    bir yetimin dokunulması caiz olmayan varlığı

  • tüyü bozuk

    Sarışın veya saçı sakalı seyrek olan (kimse)

  • tüyü bozukluk

    Tüyü bozuk olma durumu

  • tüyü tüsü olmamak

    henüz sakalı çıkmamış olmak

  • tüyüne dokunmamak

    dokunacak, zarar verecek en ufak bir davranışta bulunmamak

  • tüzel

    Hükümle ilgili; hükmi

  • tüzel kişi

    Bir kurum, dernek, şirket, tesis, bir ortaklık vb. birçok kişiler veya mallar topluluğundan doğmakla birlikte hukuk yönünden tek bir kişi işlemi gören varlık; hükmi şahıs

  • tüzel kişilik

    Tüzel kişi olma durumu; hükmi şahsiyet

  • tüzük

    Herhangi bir kurumun veya kuruluşun tutacağı yolu ve uygulayacağı hükümleri sırasıyla gösteren maddelerin hepsi; nizamname, statü

  • tüzüksel

    Tüzükle ilgili

  • tıbben

    Tıpla ilgili olarak, tıbba göre

  • tıbbi

    Tıpla ilgili, hekimlikle ilgili

  • tıbbi atık

    Sağlık kuruluşlarında kullanılmış ilaç, şırınga, sargı bezi vb. malzemeler

  • tıbbileşme

    Tıbbileşmek durumu

  • tıbbileşmek

    Tıbbi duruma gelmek

  • tıbbiye

    Doktor yetiştiren fakülte

  • tıbbiyeli

    Doktor yetiştiren fakültede okuyan öğrenci

  • tıbbiyelilik

    Tıbbiyeli olma durumu

  • tıfıl

    Küçük çocuk

  • tıgala

    Sütleğengillerden bir bitkiden elde edilen, hekimlikte kullanılan zamk ve öz su

  • tık

    İnce ve küçük bir nesne ile sert bir yere vurulduğunda çıkan ses

  • tık tık

    "Tık" sesi çıkararak

  • tık yok

    hiç ses, hareket veya tepki gelmediğinde kullanılan bir söz

  • tıka basa

    Çok sıkıştırarak, boş yer kalmayacak biçimde

  • tıka basa doldurmak

    doldururken çok bastırıp sıkıştırmak

  • tıka basa yemek

    mideye sıkıntı verecek kadar çok yemek

  • tıkabilme

    Tıkabilmek işi

  • tıkabilmek

    Tıkma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tıkalı

    Herhangi bir şeyin geçmesine imkân vermeyen, tıkanmış, kapanmış olan

  • tıkalı delik

    Tıkanmış delik

  • tıkama

    Tıkamak işi; berkitme

  • tıkamak

    Bir şeyin ağzını, deliğini, içine konulan veya dışarıdan uygulanan bir nesneyle kapamak; berkitmek

  • tıkanabilme

    Tıkanabilmek işi

  • tıkanabilmek

    Tıkanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tıkanma

    Tıkanmak işi; bekiniş, bekinme

  • tıkanmak

    Tıkama işine konu olmak; bekinmek

  • tıkanık

    Tıkanmış olan

  • tıkanıklık

    Tıkanık olma, iyi işleyememe durumu

  • tıkanıverme

    Tıkanıvermek işi

  • tıkanıvermek

    Çabucak veya ansızın tıkanmak

  • tıkanış

    Tıkanmak işi

  • tıkatma

    Tıkatmak işi

  • tıkatmak

    Tıkama işini yaptırmak

  • tıkayabilme

    Tıkayabilmek işi

  • tıkayabilmek

    Tıkama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tıkayıverme

    Tıkayıvermek işi

  • tıkayıvermek

    Çabucak tıkamak

  • tıkaç

    Herhangi bir şeyin delik veya ağzını tıkamaya yarayan nesne

  • tıkaçlama

    Tıkaçlamak işi

  • tıkaçlamak

    Tıkaçla tıkamak

  • tıkaçlanma

    Tıkaçlanmak işi

  • tıkaçlanmak

    Tıkaçlama işi yapılmak

  • tıkaçlı

    Tıkacı olan, tıkaçlanmış; tıkamalı

  • tıkaçsız

    Tıkacı olmayan, tıkaçlanmamış

  • tıklama

    Tıklamak işi; klikleme

  • tıklamak

    Bir yere hafifçe vurarak "tık" sesi çıkarmak

  • tıklanma

    Tıklanmak işi

  • tıklanmak

    Tıklama işine konu olmak

  • tıklatabilme

    Tıklatabilmek işi

  • tıklatabilmek

    Tıklatma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tıklatma

    Tıklatmak işi

  • tıklatmak

    "Tık" sesi çıkararak hafifçe vurmak

  • tıklatılma

    Tıklatılmak işi

  • tıklatılmak

    Tıklatma işi yapılmak

  • tıklatış

    Tıklatmak işi

  • tıklayabilme

    Tıklayabilmek işi

  • tıklayabilmek

    Tıklama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tıklayış

    Tıklamak işi

  • tıklım tıklım

    Ağzına kadar, boş yer kalmayacak biçimde; tıklım tıkış, lebalep

  • tıkma

    Tıkmak işi

  • tıkmak

    İterek, zorla, aceleyle sokmak

  • tıknaz

    Şişmanca, toplu, kısa ve kalın yapılı; tıkız

  • tıknazca

    Tıknaz bir biçimde olan

  • tıknazlık

    Tıknaz olma durumu

  • tıknefes

    Herhangi bir sebeple solunum sıkıntısı olan, güçlükle, kesik kesik nefes alan

  • tıknefes olmak

    nefesi tıkanmak, nefes darlığı olmak

  • tıknefeslik

    Tıknefes olma durumu

  • tıksırma

    Tıksırmak işi

  • tıksırmak

    Ağız kapalıyken hafifçe aksırmak

  • tıksırık

    Tıksırırken çıkan ses

  • tıksırıklı

    Tıksırığı olan

  • tıkılma

    Tıkılmak işi

  • tıkılmak

    Tıkma işi yapılmak

  • tıkılış

    Tıkılmak işi

  • tıkım

    Ağzın alabileceği büyüklükte lokma

  • tıkımlanma

    Tıkımlanmak işi

  • tıkımlanmak

    Eline geçeni çok çabuk yemek

  • tıkınma

    Tıkınmak işi

  • tıkınmak

    Eline geçen yiyeceği oburca yemek

  • tıkınış

    Tıkınmak işi

  • tıkır

    Tıkırdayan, birbirine vuran, çarpan şeylerin çıkardığı ses

  • tıkır tıkır

    Düzenli bir biçimde, ara vermeden, aksamadan

  • tıkırdama

    Tıkırdamak işi

  • tıkırdamak

    "Tıkır tıkır" ses çıkarmak, tıkırtı yapmak

  • tıkırdatma

    Tıkırdatmak işi

  • tıkırdatmak

    Tıkırdamasını sağlamak, tıkırdamasına sebep olmak

  • tıkırtı

    Tıkırdayan bir şeyin çıkardığı sesin adı

  • tıkırı yolunda olmak (veya gitmek)

    varlıklı olmak, parasal yönden sıkıntısı olmamak

  • tıkırında

    Yolunda, düzen içinde

  • tıkırında gitmek (veya olmak veya yürümek)

    işler yolunda ve düzenli gitmek

  • tıkırını yoluna koymak

    geçim düzenini iyi sağlamak

  • tıkıverme

    Tıkıvermek işi

  • tıkıvermek

    Çabucak veya kısa sürede tıkmak

  • tıkız

    Çok sıkıştırılmaktan veya çok sıkı doldurulmaktan katılaşmış; sıkı

  • tıkızlaşma

    Tıkızlaşmak işi

  • tıkızlaşmak

    Tıkız duruma gelmek

  • tıkızlık

    Tıkız olma durumu

  • tıkış tıkış

    Sıkışık bir durumda

  • tıkışma

    Tıkışmak işi

  • tıkışmak

    Birlikte bir yere tıkılmak

  • tıkıştırabilme

    Tıkıştırabilmek işi

  • tıkıştırabilmek

    Tıkıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tıkıştırma

    Tıkıştırmak işi

  • tıkıştırmak

    Boş yer kalmayacak biçimde doldurmak, gelişigüzel koymak, tıka basa sokmak

  • tıkıştırılma

    Tıkıştırılmak işi

  • tıkıştırılmak

    Tıkıştırma işi yapılmak

  • tıkışık

    Tıkışmış olan

  • tıkışıklık

    Tıkışık olma durumu

  • tılsım

    Doğaüstü işler yapabileceğine inanılan güç

  • tılsımlı

    Tılsımı olan

  • tımar

    Binek hayvanlarının kıllarını, derisini temizleme

  • tımar etmek

    yaralara bakmak, iyileştirmek, tımarlamak

  • tımarcı

    Tımar yapan kimse

  • tımarcılık

    Tımarcının yaptığı iş

  • tımarhane kaçkını

    Delice işler yapan kimse

  • tımarhane kaçkını gibi

    kılıksız

  • tımarhanelik

    Tımarhaneye kapatılmasını gerektirecek kadar akıl hastası olan

  • tımarlama

    Tımarlamak işi

  • tımarlamak

    Tımar etmek

  • tımarlı

    Tımar edilmiş (binek hayvanı)

  • tımarlı sipahi

    Osmanlılarda tımar sahibi bir sınıf atlı asker

  • tımtıkız

    Çok tıkız

  • tın

    Tınlayan şeyin çıkardığı ses, tınlama sesi

  • tın tın

    İçi boş bir nesneye vurulduğunda çıkan ses

  • tın tın etmek

    "tın" diye ses çıkarmak

  • tın tın ötmek

    içinde bir şey olmamak, boş olmak

  • tınaz

    Dövülerek savrulmaya hazırlanan ekin yığını

  • tınaz makinesi

    Tınaz durumundaki ekinleri savurarak yabancı nesneleri ayıran makine

  • tıngadak

    Birdenbire, aniden ses çıkararak

  • tıngıldama

    Tıngıldamak durumu veya biçimi

  • tıngıldatma

    Tıngıldatmak işi

  • tıngır

    Metal bir nesne sert bir yüzeye düştüğü zaman çıkan ses

  • tıngır elek tıngır saç, elim hamur karnım aç

    "çalışmalarımla başkalarına yarar sağlıyorum ancak bundan kendim yararlanmıyorum" anlamında kullanılan bir söz

  • tıngır mıngır

    Kuru, çınlamalı ve yankılı bir sesle

  • tıngır tıngır

    Birbirine çarpan metal eşya sürekli ses çıkararak

  • tıngırdama

    Tıngırdamak işi

  • tıngırdamak

    Metal nesneler kuru bir ses çıkarmak; tıngıldamak

  • tıngırdatma

    Tıngırdatmak işi

  • tıngırdatmak

    Tıngırtı çıkarmak; tıngıldatmak

  • tıngırtı

    Tıngırdayan bir şeyin çıkardığı sesin adı

  • tıngırı yolunda

    Kazancı iyi

  • tınlama

    Tınlamak işi; tanin

  • tınlamak

    "Tın" sesi biraz sürüp gitmek

  • tınlamalı

    "Tın" sesi çıkaran

  • tınlatma

    Tınlatmak işi

  • tınlatmak

    Tınlamasına yol açmak

  • tınlı toprak

    Tava gelmesi ve işlenmesi kolay, tarıma elverişli bir tür toprak

  • tınma

    Tınmak durumu

  • tınmak

    Ses çıkarmak

  • tınmaz melaike

    Kendi hâlinde, sessiz kimse

  • tınnet

    Tınlama, çınlama

  • tını

    Türlü müzik araçlarının verdiği sesleri birbirinden ayırt etmeyi sağlayan ses özelliği

  • tıp

    Hastalıkları iyileştirmek, hafifletmek veya önlemek amacıyla başvurulan teknik ve bilimsel çalışmaların tümü; tababet

  • tıp tıp

    Küçük ve hafif bir biçimde

  • tıpatıp

    Her bakımdan birbirinin aynı bir biçimde; tastamam, tıpkısının aynısı, aynısının tıpkısı, tıpkı tıpkısına, tıpkısı tıpkısına

  • tıpatıp uymak

    her yönüyle uygun olmak, benzemek

  • tıpkı

    Tam olarak; tam

  • tıpkıbasım

    Bir yazı, desen, tablo vb.nin fotoğrafından kalıp çıkarılarak yapılan aynı basımı; faksimile

  • tıpı tıpına

    Tastamam, aynen

  • tıpır tıpır

    Hafif ve düzenli biçimde ses çıkararak

  • tıpırdama

    Tıpırdamak işi

  • tıpırdamak

    Yürürken tıpır tıpır ses çıkarmak

  • tıpırdatma

    Tıpırdatmak işi

  • tıpırdatmak

    Yürürken veya parmakları bir yere vururken "tıpır tıpır" diye ses çıkarmak

  • tıpırtı

    Tıpırdayan bir şeyin çıkardığı sesin adı

  • tıpış tıpış

    Kısa adımlarla çabuk yürüyerek

  • tıpış tıpış yürümek

    kısa adımlarla çabuk yürümek

  • tıpışlama

    Tıpışlamak işi

  • tıpışlamak

    Çocuğu uyutmak veya susturmak için arkasına yavaş yavaş vurmak; tapıklamak

  • tır

    Genellikle uluslararası kara yolu taşımacılığında kullanılan, dingil sayısı fazla olan uzun kamyon

  • tırabzan babası

    Merdiven başlarında bulunan, parmaklığı desteklemeye yarayan, kalın, yuvarlak başlı dayanak

  • tırak

    Kırılan kuru bir şeyin çıkardığı ses

  • tıraş

    Saç veya sakalı kesme işi; yülüme

  • tıraş etmek

    tıraş işini yapmak, yülümek

  • tıraş fırçası

    Sakal tıraşı olurken yüze sabun sürmeye yarayan fırça

  • tıraş kremi

    Tıraştan sonra deriyi yumuşak tutmak için sürülen krem

  • tıraş köpüğü

    Tıraş olmayı kolaylaştıran özel hazırlanmış köpük

  • tıraş losyonu

    Tıraştan sonra deriyi canlandırıcı, özel kokulu kolonya

  • tıraş makinesi

    Tıraş etmeye yarayan araç veya aygıt

  • tıraş olmak

    erkek saçını, sakalını kesmek veya berberde kestirmek, yülünmek

  • tıraş sabunu

    Tıraşı kolaylaştırmak, sert kılları yumuşatmak için kullanılan sabun

  • tıraş tası

    Tıraş suyunun konulduğu, içinde tıraş bıçağının, fırçanın çalkalandığı metal veya plastik tas

  • tıraşa tutmak

    birini bıkkınlık verici uzun konuşmalarla oyalamak

  • tıraşlama

    Tıraşlamak işi

  • tıraşlamak

    Saç, sakal vb.ni seyreltmek, kazımak, tıraş etmek

  • tıraşlanma

    Tıraşlanmak işi

  • tıraşlanmak

    Tıraşlama işi yapılmak

  • tıraşlı

    Tıraş olmuş, sakalını tıraş etmiş; matruş

  • tıraşsız

    Saçı veya sakalı uzamış, tıraşı gelmiş

  • tıraşçı

    Karşısındakini bıktırıncaya kadar lafa tutma huyu olan kimse

  • tıraşı gelmek (veya uzamak)

    saçı, sakalı tıraş edilecek duruma gelmek

  • tırcı

    Tır kullanarak taşımacılık yapan (kimse)

  • tırcılık

    Tırcının yaptığı iş

  • tırhallı

    Aynı şartlar altında bulunanların aynı durumda olduklarını anlatmak için söylenen tırhallı, hep bir hâlli deyiminde geçen bir söz

  • tırkazlama

    Tırkazlamak işi

  • tırkazlamak

    Tırkazı sürmek

  • tırkazlanma

    Tırkazlanmak işi

  • tırkazlanmak

    Tırkazlama işi yapılmak

  • tırkazlatma

    Tırkazlatmak işi

  • tırkazlatmak

    Tırkazlama işini yaptırmak; sürgületmek

  • tırmalama

    Tırmalamak işi; cırmalama, cırmaklama, cırnaklama

  • tırmalamak

    Tırnaklarıyla çizmek; tırnaklamak, tırmıklamak, cırmalamak, cırmaklamak, cırnaklamak

  • tırmalanma

    Tırmalanmak işi

  • tırmalanmak

    Tırmalama işine konu olmak

  • tırmalayabilme

    Tırmalayabilmek işi

  • tırmalayabilmek

    Tırmalama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tırmalayış

    Tırmalamak işi

  • tırmanabilme

    Tırmanabilmek işi

  • tırmanabilmek

    Tırmanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • tırmanma

    Tırmanmak işi

  • tırmanma sırığı

    Uzunluğu 5 m, dış çapı 42 mm olan, ağaç veya kaygan çelik borudan yapılmış, yukarı ve aşağı uçları çengelli tırmanma aracı; durağan sırık

  • tırmanma şeridi

    Kara yollarında, yokuşlarda ağır araçlara ayrılmış en sağdaki şerit

  • tırmanmak

    El ve ayaklarıyla tutunarak veya tırnaklarını iliştirerek dik bir yere çıkmak

  • tırmanıcı

    Tırmanma özelliği olan

  • tırmanıcılar

    İki parmağı öne, iki parmağı arkaya dönük tırmanma özelliği olan gugukgiller, papağangiller vb. kuşlar takımı; tırmananlar

  • tırmanış

    Tırmanmak işi

  • tırmaşma

    Tırmaşmak işi

  • tırmaşmak

    Tırmanmak, yüksek bir yere çıkmaya çalışmak

  • tırmık

    Tırnak beresi, tırnak çiziği

  • tırmıklama

    Tırmıklamak işi

  • tırmıklamak

    Üzerinde tırmık çekerek toprağı işlemek

  • tırmıklanma

    Tırmıklanmak işi

  • tırmıklanmak

    Tırmıklama işine konu olmak

  • tırnak

    İnsanda ve birçok omurgalı hayvanda parmak uçlarının dış bölümünü örten boynuzsu tabaka

  • tırnak besleyicisi

    Ojeden önce sürülen, tırnakları besleyen ve kırılmasını önleyen bir ürün

  • tırnak cilası

    El ve ayak tırnaklarına sürülen, şeffaf parlatıcı ve koruyucu

  • tırnak derisi

    Tırnakların etrafında bulunan ince deri

  • tırnak göstermek

    korkutmak, gözdağı vermek

  • tırnak işareti

    Metinde alıntıları veya özellikle vurgulanmak istenen ifadeleri göstermek üzere kullanılan noktalama işaretinin adı, (“...”); tırnak, çift tırnak işareti

  • tırnak kadar

    çok küçük

  • tırnak kemiği

    Tırnağı taşıyan parmak ucundaki kemik

  • tırnak makası

    El ve ayak tırnaklarını kesmeye yarayan araç

  • tırnak pidesi

    Üzeri tırnakla çentiklenmiş pide

  • tırnak sürüştürmek

    kavgayı körüklemek

  • tırnak takmak

    kötülük yapmak için bahane aramak

  • tırnak yeri

    Çakı gibi açılıp kapanabilen şeyler üzerine tırnakla kolayca açabilmek için yapılmış kertik; tırnaklık

  • tırnaklama

    Tırnaklamak işi

  • tırnaklamak

    Tırnaklarını geçirerek yolmaya, kazımaya veya çekmeye çalışmak

  • tırnaklanma

    Tırnaklanmak işi

  • tırnaklanmak

    Tırnaklama işine konu olmak

  • tırnaklarını sökmek

    elindeki güçten yoksun bırakmak, etkisini yok etmek

  • tırnaklatma

    Tırnaklatmak işi

  • tırnaklatmak

    Tırnaklama işini yaptırmak

  • tırnaklı

    Tırnağı olan

  • tırnaklık

    Bir kutunun kapağı üzerinde bulunan ve kapağın tırnakla çekilip açılmasını sağlayan yanlamasına çentik

  • tırnaksı

    Tırnağı andıran, tırnağa benzeyen, tırnak gibi

  • tırnaksı kemik

    Göz çukurunun iç çeperinde bulunan, küçük, dört köşe ince bir çift kemik

  • tırnakçı

    Para bozdurmak için gelerek kasadaki veya tezgâh üzerindeki parayı çalan kimse

  • tırnakçılık

    Tırnakçının yaptığı iş

  • tırnağı olamamak

    birinden değerce çok aşağı olmak

  • tırnağın varsa başını kaşı

    kendi işini kendi gör

  • tırnağına değmemek

    değerce ondan çok aşağı olmak

  • tırpan

    Uzun bir sapın ucuna tutturulan, ot, ekin vb.ni biçmeye yarayan, hafifçe kıvrık, uzun çelik bıçak; çalgı orağı, çalkı

  • tırpan atmak

    tırpanlamak

  • tırpana

    Öz kedi balığıgillerden, yan kanatları vücuduna yapışık, uzun kuyruklu, iri bir balık; rina (Raja batis)

  • tırpancı

    Tırpanla ekin biçen kimse

  • tırpancılık

    Tırpancı olma durumu

  • tırpandan geçirmek

    tırpanlamak

  • tırpanlama

    Tırpanlamak işi

  • tırpanlamak

    Tırpanla biçmek

  • tırpanlanma

    Tırpanlanmak işi

  • tırpanlanmak

    Tırpanlama işine konu olmak veya tırpanlama işi yapılmak

  • tırpanlatma

    Tırpanlatmak işi

  • tırpanlatmak

    Tırpanlama işini yaptırmak

  • tırsma

    Tırsmak durumu

  • tırsmak

    Ürkmek, korkmak, çekinmek

  • tırsık

    Tırsmış olan

  • tırt

    İşe yaramayan (kimse)

  • tırtıklama

    Tırtıklamak işi

  • tırtıklamak

    Düz bir zemin üzerine çentik açmak

  • tırtıklanma

    Tırtıklanmak durumu

  • tırtıklanmak

    Tırtıklama işine konu olmak

  • tırtıklatma

    Tırtıklatmak işi

  • tırtıklatmak

    Tırtıklama işini yaptırmak

  • tırtıklı

    Tırtığı olan

  • tırtıl

    Yumurtadan çıkan kelebek kurtçuklarının ilk durumu

  • tırtıl kesmek

    bir şeyin yanlarını diş diş kesmek

  • tırtıl çekmek

    henüz yumuşak olan bir parçayı metal bir tırtılla süslemek

  • tırtıllanma

    Tırtıllanmak işi

  • tırtıllanmak

    Üzerine tırtıl üşüşmek

  • tırtıllı

    Kenarlarında tırtıl olan

  • tırtıllı bıçak

    Sebzeleri süslü ve kolay kesmek için kullanılan mutfak bıçağı

  • tırtılsı

    Tırtılı andıran, tırtıla benzeyen, tırtıl gibi; tırtılımsı

  • tırtır

    Zar kanatlılardan, uzun gövdeli, uzun duyargalı, kurtçuk evresini tarım bitkilerine zarar veren böcekler üzerinde geçiren bir tür böcek (Ichneumon)

  • tırı vırı

    Değersiz, boş

  • tırık

    Bir nesnenin art arda iki yere çarpmasından çıkan ince ve kuru ses

  • tırık tırak

    Art arda gelen kuru ve hafif bir biçimde ses çıkararak

  • tırıl

    Çıplak ve zayıf

  • tırıllama

    Tırıllamak işi

  • tırıllamak

    Çıplak veya parasız kalmak

  • tırınk

    Sert bir yüzeye çarpan para vb. metal bir nesnenin çıkardığı ses

  • tırıs

    Atın kısa adımlarla hızlı yürüyüşü

  • tırıs gitmek

    koşmaya yakın hızlı yürümek

  • tırıs tırıs

    Hızlı bir biçimde; tırıs pırıs

  • tırısa kalkmak (veya geçmek)

    tırıs gitmeye başlamak

  • tırıvırı

    Misina ağından çeşitli boyutlarda örülmüş, ucuna kurşun ağırlık takılan av malzemesi

  • tırışka

    İşe yaramaz, yararsız

  • tıs

    Kaz, kedi, yılan vb.nin çıkardığı ses

  • tıs kesilmek

    sessiz kalmak

  • tıs yok

    bir yerde hiç ses olmadığını belirtmek için kullanılan bir söz

  • tıslama

    Tıslamak işi

  • tıslamak

    Kaz, kedi, yılan "tıs" diye ses çıkarmak

  • tıslayış

    Tıslamak işi

  • tıynetli

    İyi huylu

  • tıynetsiz

    Kötü huylu

  • tıynetsizlik

    Tıynetsiz olma durumu

  • tığ

    Dantel veya yün örmekte kullanılan, ucu çengelli kısa şiş

  • tığ gibi

    ince, zayıf, sağlam ve çevik (kimse)

  • tığlık

    İçine tığ konulan kutu veya kap