Words starting with N
1238 dictionary entries are listed for N.
Popular N entries
More frequently visited entries for this letter.
- naklen yayın
Olay, gösteri, toplantı, etkinlik vb.nin yaşandığı andan daha sonra olduğu gibi bire bir aktarıldığı yayın
- notlama
Notlamak işi
- nahak yere
Haksız, gereksiz olarak, boş yere, boşuna
- nihai karar
Herhangi bir konuda alınan son karar
- nâzım plan
Bir yerleşim bölgesinin bütün bayındırlık işlerinde göz önünde tutulmak için hazırlanmış plan
- nane suyu
İçinde nane ruhu eritilmiş su
- ne çiçektir, biliriz
"ne denli yeteneksiz, niteliksiz olduğunu biliriz" anlamında kullanılan bir söz
- nikâh
Bir erkekle bir kadının evlilik birliği kurmasını sağlayacak yasal işlem; evlilik akdi, akit
- nikâh tazelemek
boşandığı kişiyle yeniden evlenmek
- nişanlık
Nişan töreni için
- namahrem
Evlenmelerinde yasa bakımından sakınca olmayan (kadın ve erkek)
- nasiplenme
Nasiplenmek işi
- neler de neler, maydanozlu köfteler
"akla gelmedik şaşılacak şeyler" anlamında kullanılan bir söz
- nemlenme
Nemlenmek işi; rutubetlenme
- nine
Torunu olan kadın; büyükana, büyükanne, kadınnine, nene
- nispi çoğunluk
Bir oylamada yarışan kişi, liste veya görüşlerden birinin, diğerlerinin ayrı ayrı elde ettiklerinden daha çok oy alması yoluyla sağlanan çoğunluk
- nişan yüzüğü
Nişanlılık bağını gösteren yüzük; nişan halkası
- nafile yere
Boş yere, boşu boşuna
- ne biçim?
nasıl?
- ne buyrulur?
"onun nasıl bir şey olduğunu gördünüz, buna ne diyorsunuz?" anlamında kullanılan bir söz
- neden bilimi
Olgulara yol açan sebeplerin bütünü; sebep bilimi, etiyoloji
- nedir ki
şu var ki
- nevi şahsına münhasır
Kendine özgü davranış ve karakteri olan (kimse)
- nezaket göstermek
davranışlarda nazik olmak
- nisan bir
Nisan ayının birinci gününde yapılan aldatma veya şaka; nisanbalığı, nisan bir şakası
- nizamsızlık
Nizamsız olma durumu, tertipsizlik
- nurlandırma
Nurlandırmak işi
- ne oldum delisi olmak
ummadığı bir duruma beklemediği bir anda ulaşan kimse çok şımarmak
- nefeslemek
Nefesini bir şeye yöneltmek, üflemek
- nefsine uymak
bedenin isteklerine uymak, günah işlemek
- nerede akşam, orada sabah
yeri yurdu belli olmayan, düzenli bir hayatı bulunmayan kimseler için kullanılan bir söz
- nesnesel
Nesneye ilişkin
- netleştirme
Netleştirmek işi
- nikâh koymak
nikâhlamak
- nikâhta keramet vardır
"nikâh evlenenleri sevgi bağıyla bağlar" anlamında kullanılan bir söz
- nimet hakkı (için)
yenilen, içilen şeyler üstüne edilen bir yemin sözü
N index
1238 word links are rendered on the server.
- N
Azot elementinin simgesi
- n, N
Türk alfabesinin on yedinci sırasında yer alan ve ne adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından genizsil diş, diş eti ünsüzünü gösterir
- Na
Sodyum elementinin simgesi
- naat
Bir şeyin niteliklerini övme
- nabekâr
Yararsız, işe yaramaz
- nabzı atmak
kalp vuruşu sürmek
- nabzı durmak
ölmek
- nabzına girmek
elindeki imkânları kullanarak birinin hoşnutluğunu kazanmak, birini yola getirmek ve düşüncelerini benimsetmek
- nabzına göre şerbet vermek
birinin hoşuna gidecek, gururunu okşayacak yolda davranmak
- nabzını saymak
bir dakikadaki kalp atışını saymak
- nabzını tutmak
nabzını saymak için bileğini tutmak
- nabız
Kalp atışının sağladığı kan basıncından dolayı atardamarlara parmakla basıldığında duyulan vuru
- nabız (veya nabzını) yoklamak
niyetini, düşüncesini, eğilimini anlamaya çalışmak
- nabız almak
nabzını saymak
- nabız yoklaması
Düşünce, niyet ve eğilimi anlamak için yapılan ön araştırma
- nacak
Sapı kısa, küçük odun baltası
- nadan
Bilgisiz, cahil
- nadas
Tarlayı sürüp herhangi bir şey ekmeden dinlenmeye bırakma
- nadas etmek
nadasa bırakmak
- nadasa bırakmak (veya yatırmak)
bir tarlayı sürüp herhangi bir şey ekmeden dinlenmeye bırakmak
- nadaslı
Nadasa bırakılmış
- nadaslık
Nadas için ayrılmış
- nadide
Az görülür, görülmedik, seyrek görülen
- nadidelik
Nadide olma durumu
- nadim
Yaptığı bir davranıştan pişmanlık duyan; pişman
- nadim olmak
pişman olmak
- nadir
Az bulunur; turfa
- nadirat
Seyrek, az görülen, az bulunan şeyler veya durumlar
- nafaka
Geçinmek için gerekli olan şeylerin bütünü; geçimlik
- nafaka bağlanmak
yasaca, bakılması zorunlu olan kişiye mahkeme kararıyla evlat, koca gibi bir kimsenin, geçim parası vermesini sağlamak
- nafaka sağlamak
geçinecek kadar para temin etmek
- nafakalandırma
Nafakalandırmak işi
- nafakalandırmak
Nafakalanma işini yaptırmak
- nafakalanma
Nafakalanmak işi
- nafakalanmak
Geçimi sağlanmak
- nafia
Bir yeri bayındır duruma getirmek için yapılan işlerin tamamı, bayındırlık işleri
- nafile
Bir kimsenin dinen zorunlu olmadığı hâlde yalnızca Allah rızasını kazanmak amacıyla farz dışında kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve yaptığı her türlü hayırlı iş ve davranış
- nafile namaz
Sevap kazanmak amacıyla farz ve vacip namazları dışında kılınan namaz
- nafile yere
Boş yere, boşu boşuna
- nafiz
Delip geçen
- nafta
Petrolden 100-250 °C arasında damıtılan ürün
- naftalin
Maden kömürü katranının kuru kuruya damıtılmasından elde edilen, özel kokulu, beyaz, 1,158 yoğunluğunda, 80 °C'de eriyen, 218 °C'de kaynayan, suda erimeyen, alkol, benzol ve eterde kolaylıkla eriyen, kumaş, elbise, halı vb.ni güve gibi zararlılardan korumakta kullanılan antiseptik bir hidrokarbon
- naftalinleme
Naftalinlemek işi
- naftalinlemek
Güveden korumak için yünlüler üzerine, arasına naftalin serpmek veya atmak
- naftalinlenme
Naftalinlenmek işi
- naftalinlenmek
Naftalin serpilmek, naftalin dökülmek
- naftalinli
Naftalinlenmiş
- nahak
Haksız, gereksiz
- nahak yere
Haksız, gereksiz olarak, boş yere, boşuna
- nahif
İnce, duygulu, hassas olan
- nahiflik
Nahif olma durumu
- nahiye müdürü
Bucaktaki en üst görevli
- nahoş
Hoş olmayan, hoşa gitmeyen, kötü, çirkin
- nahoşluk
Nahoş olma durumu
- nahır
Sığır sürüsü
- naif
Saf, deneyimsiz
- nail
Erişmiş, ele geçirmiş, başarmış, kazanmış, ulaşmış
- nail olmak
erişmek, ulaşmak, kavuşmak
- naip
Tahtta hükümdar olmadığı zaman veya hükümdarın çocukluğu sırasında devleti yöneten kimse
- naiplik
Naip olma durumu; niyabet
- nakarat
Bir şarkıda her kıtadan sonra tekrarlanan ve bestesi değişmeyen parça; kavuştak
- nakaratlı
Nakaratı olan
- nakaratsız
Nakaratı olmayan
- nakavt
Oyuncunun boks vb. dövüş sporlarında aldığı darbelerin etkisiyle yere düşüp, on saniye içinde kalkıp devam edemeyerek yenilmesi
- nakavt etmek
nakavtla yenmek
- nakavt olmak
nakavtla yenilmek
- nakden
Para olarak
- nakdî kıymet
Para bakımından değer
- nakdî teminat
Borcun ödeneceğine dair, alacaklıya parayla sağlanan güvence
- nakdî vergi
Mal veya hizmet yerine para olarak ödenen vergi
- nakdî yardım
Para olarak yapılan yardım
- nakibüleşraf
Peygamber soyundan olanların işlerine bakmak üzere kendi aralarından seçtikleri görevli
- nakil
Bir yerden alıp başka bir yere iletme
- nakip
Bir kavmin, kabilenin başkanı veya onun vekili
- nakit
Kullanılması hemen mümkün olan para, peşin para; likit
- nakit kartı
Bankalardan peşin para almak veya para çekmek için kullanılan kart
- nakit para
Birikmiş, kullanılmaya hazır para; efektif
- nakkare
Mehterhanede yer alan, birbirine bağlı iki yarım küre benzeri ve iki değnekle vurularak çalınan bir davul türü; çifte nağra, çifte nakkare
- nakkarhane
Bu takımın bulunduğu yer
- nakkaş
Yapıların duvar ve tavanlarına birtakım resim veya şekillerle süslemeler yapan usta; bezekçi
- nakkaşlık
Nakkaş olma durumu
- nakledebilme
Nakledebilmek işi
- nakledebilmek
Nakletme ihtimali veya imkânı bulunmak
- naklediliş
Nakledilmek işi
- nakledilme
Nakledilmek işi
- nakledilmek
Nakletme işi yapılmak veya nakletme işine konu olmak
- naklediş
Nakletmek işi
- naklen
Nakil yoluyla, aktarılarak
- naklen yayın
Olay, gösteri, toplantı, etkinlik vb.nin yaşandığı andan daha sonra olduğu gibi bire bir aktarıldığı yayın
- nakletme
Nakletmek işi
- nakletmek
Nakil işini yapmak, bir yerden başka bir yere geçirmek, iletmek
- naklettirme
Naklettirmek işi
- naklettirmek
Nakil işini yaptırmak, nakledilmesini sağlamak
- nakliyatçılık
Nakliyatçının işi
- nakliye
Taşımak işi
- naklî
Taşıma ile ilgili olan
- nakzen
Bozarak
- nakzen görmek
Yargıtay tarafından bozulan bir karar üzerine bozma sebeplerini de göz önünde tutarak davaya yeniden bakmak
- nakzen iade etmek
bir yargı kararını, yargılama yöntemine ilişkin hükümler bakımından yerinde görmeyip bozarak hükmü veren mahkemeye geri göndermek
- nakzetme
Nakzetmek işi
- nakzetmek
Yargıtay, bir mahkemenin yargısını yerinde veya yolunda bulmayarak geri çevirmek
- nakıs
Eksik, tam olmayan, bitmemiş; noksan
- nakıslık
Nakıs olma durumu
- nakız
Bozma, çözme
- nakış
Genellikle kumaş üzerine renkli iplikler veya sırma ve sim kullanarak elle, makineyle yapılan işleme; ince iş
- nakış ipliği
Çeşitli motifleri kumaş üzerine işlemek için pamuk, ipek, yün veya başka maddelerden hazırlanan sırma, sim vb. özel iplik
- nakış işlemek
kumaş üzerine renkli iplikler, sırma veya sim kullanarak işleme yapmak
- nakış makinesi
Nakış işlemek üzere özel olarak yapılmış makine
- nakışlama
Nakışlamak işi
- nakışlamak
Nakışla bezemek; işlemek
- nakışlı
Nakşı olan
- nakışlık
Nakış olma durumu
- nakışsız
Nakşı olmayan
- nakışçı
Nakış yapan (kimse); nakkaş
- nakışçılık
Nakış yapma işi
- nakşedebilme
Nakşedebilmek işi
- nakşedebilmek
Nakşetme ihtimali veya imkânı bulunmak
- nakşetme
Nakşetmek işi
- nakşetmek
Süslemek, bezemek, nakış yapmak
- Nakşibendi
Nakşibendilik tarikatından olan kimse; Nakşi
- Nakşibendilik
Şeyh Muhammed Bahaüddin Nakşibend'in kurduğu, gizli ibadete dayanan bir tarikat; Nakşilik
- nakşolma
Nakşolmak işi
- nakşolmak
Bir yerde belirli bir iz bırakmak, yer etmek
- nakşolunma
Nakşolunmak işi
- nakşolunmak
Nakşolma işi yapılmak
- nal
At, eşek, öküz vb. yük hayvanlarının tırnaklarına çakılan, ayağın şekline uygun demir parçası; nalça
- nal deyip mıh dememek
bir düşüncede direnmek
- nal toplamak
at, yarışta sonlara kalmak veya sonuncu olmak
- nal çakmak
nallamak
- nalan
İnleyici, inleyen
- nalayık
Yakışıksız, hoş olmayan
- nalbant
Hayvanların ayağına nal çakan kimse
- nalbantlık
Nalbant olma durumu
- nalbur
At nalı yapan demirci
- nalburluk
Nalbur olma durumu
- naldöken
Taşlı, çakıllı yol
- nale
İnleme, inilti
- nalekâr
İnleyen, iniltili
- nallama
Nallamak işi
- nallamak
Hayvanın ayağına nal çakmak
- nallanma
Nallanmak işi
- nallanmak
Nallama işine konu olmak
- nallanış
Nallanmak işi
- nalları dikmek
ölmek
- nallı
Ayaklarında nal bulunan (at, eşek vb.)
- Nallıhan
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
- nalsız
Ayaklarında nal bulunmayan (at, eşek vb.)
- nalsızlık
Nalsız olma durumu
- nalça
Ayakkabıların altına çakılan demir
- nalçalı
Nalçası olan
- nalçasız
Nalçası olmayan
- nalıncı keseri
"Yaptığı işlerde hep kendi çıkarını düşünmek" anlamındaki nalıncı keseri gibi kendine yontmak deyiminde geçen bir söz
- nam almak
şöhret sahibi olmak, tanınmak
- nam kazanmak
ün sahibi olarak tanınmak
- nam salmak
ününü her yana yaymak
- nam vermek
ün kazanmak
- namahrem
Evlenmelerinde yasa bakımından sakınca olmayan (kadın ve erkek)
- namahremlik
Namahrem olma durumu
- namaz
İslam'ın beş şartından biri olan ve Müslümanların günde beş vakit, dinî kurallara göre yapmak zorunda oldukları ibadet; salat
- namaz (veya namazını) kılmak
namaz ibadetini yerine getirmek
- namaz bezi
Başa örtülen bir örtü türü
- namaz vakti
Namazın kılınacağı zaman
- namaz örtüsü
Namaz kılarken kadınların başlarına örttükleri tülbent vb. kumaştan yapılan örtü; namaz bezi
- namaza durmak
namaza başlamak
- namaza meyli (veya namazda gözü) olmayanın kulağı ezanda olmaz
"kişi yapmak istemediği işin ayrıntılarıyla ilgilenmez" anlamında kullanılan bir söz
- namazbozan
Bir tür eğrelti otu
- namazcı
Namazını düzenli kılan kimse
- namazgâh
Açıkta namaz kılmak için hazırlanmış olan ve kıble yönüne doğru dikili bir taşı bulunan yer; musalla
- namazlağı
Üstünde namaz kılınan seccade
- namazlık
Namaz süresi kadar olan
- namazsız
Namaz kılmayan
- namazsızlık
Namazsız olma durumu
- namazı kılınmak
Müslüman birinin cenaze namazı kılınmak
- namazında niyazında
İslam dininin gerekliliklerini tam anlamıyla yapan
- namağlup
Mağlup olmamış, hiçbir yenilgi almamış, yenilgisiz
- namağlupluk
Namağlup olma durumu
- name okumak
herkesin bildiği deyimleri veya sözleri söylemek
- nameci
Mektup yazan kimse
- namerde muhtaç bırakmak
güvenilmeyecek kimselerden yardım istemek zorunda bırakmak
- namerde muhtaç olmak
güvenilmeyecek kimselerden yardım istemek zorunda kalmak
- namert
Korkak, alçak, mert olmayan
- namertlik
Alçaklık, korkaklık
- namertçe
Korkakça, mert olmayan
- namevcut
Mevcut olmayan, bulunmayan; yok
- namevcutluk
Namevcut olma durumu
- Namibyalı
Namibya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- namlu
Tüfek, tabanca, top vb. ateşli silahların ucunda bulunan boru biçimindeki parça
- namlulu
Namlusu olan
- namlusuz
Namlusu olmayan
- namlı
Samanından ayrılmış arpa, buğday yığını
- namlı şanlı
Çok ünlü
- namus
Bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık; iffet
- namus belası
Namusunu ve halk arasındaki saygınlığını korumak için katlanılan sıkıntı; ar belası
- namus borcu
Mutlaka yerine getirilmesi, ödenmesi gereken görev, borç
- namus cinayeti
Ahlak ve onuruna ters düşen bir durumdan kurtulmak için işlenen cinayet
- namus davası
Namusuna dokunulan kişinin açtığı dava
- namus sözü
Namus ve onur üzerine verilen söz; şeref sözü
- namuslu
Ahlak kurallarına uygun olarak davranan; namuskâr
- namusluca
Namuslu bir biçimde
- namusluluk
Namuslu olma durumu; namuskârlık
- namussuz
Ahlak kurallarına uygun davranmayan, ahlak kurallarını çiğneyen; kaltaban
- namussuzca
Namussuz bir biçimde; namussuzcasına
- namussuzluk
Namussuz olma durumu
- namusu iki paralık olmak
onursuz bir duruma düşmek
- namusu temizlenmek
bir işin içinden kendi saygınlığını yitirmeden çıkmak
- namusuna dokunmak
birinin namus ve onurunu olumsuz biçimde etkilemek
- namusuna sinek kondurmamak
kollamak, gözetlemek
- namusunu temizlemek
ahlak ve onuruna ters düşen bir durumdan kurtulmak için birini veya kendini öldürmek
- namusuyla yaşamak
ahlak ve onuruna bağlı yaşamak
- namzet
Sözlü, yavuklu
- namzet göstermek
bir iş için aday belirleyip sunmak, aday göstermek
- namüsait
Uygun olmayan; elverişsiz
- namütenahi
Sonsuz bir biçimde
- namı nişanı kalmamak
yok olup unutulmak
- namıdiğer
Diğer bir deyişle
- namına
Adına, kendisine
- nane
Ballıbabagillerden, yaprakları sapsız, çiçekleri beyaz veya menekşe renginde, güzel kokulu, yaprakları baharat olarak kullanılan, çok yıllık ve otsu bir kültür bitkisi (Mentha piperita)
- nane ruhu
Nane yapraklarından çıkarılan esans
- nane suyu
İçinde nane ruhu eritilmiş su
- nane yemek
yakışıksız bir davranışta bulunmak, uygunsuz bir iş yapmak
- nane şekeri
Nane ruhu karıştırılarak yapılan bir tür şeker
- naneli
Nanesi olan
- nanelik
İçine nane konulan kap
- nanemolla
Çok sık hastalanan, sağlıksız (kimse)
- nanesiz
Nanesi olmayan
- nanik
Başparmağı buruna değdirip öteki parmakları açarak ve sallayarak yapılan alay işareti
- nanik yapmak
birini budala yerine koymak, alay etmek
- nanikleme
Naniklemek işi
- naniklemek
Başparmağı burnun ucuna değdirip diğer parmakları sallayarak alay işareti yapmak
- nankörce
Nanköre yakışır
- nankörleşme
Nankörleşmek durumu
- nankörleşmek
Nankör duruma gelmek
- nankörlük
Nankör olma durumu
- nankörlük etmek
nankörce davranmak
- nankörlük görmek
nankörce davranışla karşılaşmak
- nanobakteri
Son derece küçük bakteri
- nanometre
Bir metrenin milyarda biri olan ölçü birimi
- nanoteknoloji
1-100 nanometre boyutundaki yapıların farklı alanlarda belirli bir amaca hizmet etmesi için tasarlanarak kullanıldığı bilim dalı
- nanoteknolojik
Nanoteknoloji ile ilgili
- nansuk
Bir cins ince, sık dokunmuş patiska
- napalm
Yangın bombalarının doldurulmasında kullanılan, alüminyum veya sodyum palmitatla kıvamlaştırılmış madde
- napalm bombası
Napalm doldurulmuş türlü biçimlerde bomba
- Napoliten
Napoli’ye özgü
- Napoliten sos
Zeytinyağında sarımsakla kavrulan domatese veya domates salçasına fesleğen, karabiber vb.nin karıştırılmasıyla yapılan bir sos
- nar
Nargillerden, yaprakları karşılıklı, çiçekleri büyük, koyu kırmızı renkte, küçük bir ağaç (Punica granatum)
- nar gibi
iyice kızarmış (yiyecek)
- nara
Haykırma, bağırma
- nara atmak (veya basmak)
yüksek sesle uzun uzun haykırmak
- nardenk
Nar, erik, kızılcık vb. yemişlerden yapılan pekmez
- nardin
Maydanozgillerden, çayırlarda yetişen ve hayvanlara yem olarak verilen, başakçıkları tek çiçekli küçük bir bitki (Eryngium campestre)
- narenciyeci
Narenciye üreticisi
- narenciyecilik
Narenciyeci olma durumu
- nargile
Tömbeki denilen bir cins tütünün dumanının sudan geçirilerek içilmesini sağlayan araç
- nargiller
İki çeneklilerden, nar çeşitlerini içine alan küçük bir familya
- narh
Tüketiciyi korumak amacıyla, özellikle temel ihtiyaç maddeleri için resmî makamlarca belirlenen ve her yerde geçerli olan fiyat
- narh koymak
ihtiyaç maddeleri için değişmez fiyat belirlemek
- narin
İnce yapılı; yepelek, nazenin
- narince
Tokat ve Amasya yöresinde şarap yapımı için üretilen, orta kalın kabuklu, beyaz renkli bir tür üzüm
- narinlik
Narin olma durumu
- narkotik
Kolluk kuvvetleri bünyesinde uyuşturucu madde yapımı, satışı ve kullanımını önlemek ve mücadele etmek amacıyla oluşturulmuş özel birim
- narkotizm
Uzun süre ve çok miktarda uyuşturucu madde kullanmaktan doğan bozuklukların bütünü
- narkoz
Ameliyat yapmak için duyu, hareket ve bilincin uyuşturulması için ekseriya solunum yoluyla verilen anestezik madde
- narkoz almak
ameliyat olacak hasta ilaç alarak bilinçsiz ve ağrı duymaz duruma getirilmek
- narkoz vermek
ilaç vererek ameliyat olacak hastayı bilinçsiz ve ağrı duymaz duruma getirmek
- narkozcu
Ameliyat sırasında hastaya narkoz veren uzman; narkozitör
- Narlıdere
İzmir iline bağlı ilçelerden biri
- Narman
Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
- narsist kompleksi
Kendini sevme özelliğini ön plana çıkarma duygusu
- narteks
Bizans kiliselerinde sahndan sütunlarla veya duvarla ayrılan bölüm
- narval
Atlas Okyanusu'nun Antartika bölgesinde yaşayan bir tür balina; nar balinası (Monodon monoceros)
- narçiçeği
Parlak kırmızı renk
- nas
Açıklık, açık ve kesin yargı
- nasibini almak
güzel, hoşa giden bir şeyden kısa bir süre de olsa yararlanmak
- nasihat etmek (veya vermek)
öğüt vermek
- nasihat yollu
Öğüde benzer bir biçimde
- nasihatname
Dinî konularda öğüt veren eser
- nasihatte bulunmak
nasihat etmek
- nasihatçilik
Nasihatçinin işi
- nasip
Birinin payına düşen şey
- nasip almak
Bektaşilikte tarikata girme töreni yapılmak
- nasip etmek
fırsat vermek
- nasip olmak
fırsat düşmek, elvermek
- nasiplendirme
Nasiplendirmek işi
- nasiplendirmek
Nasiplenme işini yaptırmak
- nasiplenebilme
Nasiplenebilmek işi
- nasiplenebilmek
Nasiplenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- nasiplenme
Nasiplenmek işi
- nasiplenmek
Nasibini almak; nemalanmak
- nasipli
Her istediğine kolayca ulaşan
- nasipsiz
İstediğine ulaşamayan
- nasir
Nesir yazan, nesir ustası
- Nasrettin Hoca
"Her yanı açık olduğu hâlde yalnız bir girişi bulunan veya kilitli olan yer" anlamındaki Nasrettin Hoca'nın türbesi gibi deyiminde geçen bir söz
- Nasturi
Nastur adlı Süryani rahiplerinden birinin ortaya koyduğu mezhepten olan kimse
- nasyonal sosyalizm
Hitler ve Nasyonal Sosyalist Partinin öğretisi
- nasıl
Bir işin ne biçimde, hangi yolla olduğunu belirtmek için kullanılan bir söz; ne (II), nice, nite
- nasıl ki
iki cümle arasındaki anlam ilişkisini "olduğu gibi" anlamıyla bağlayan bir söz
- nasıl olmuşsa
her nasılsa
- nasıl olsa
her durumda, er geç
- nasılsa
Herhangi bir sebeple veya bilinmeyen bir sebeple
- nasılsınız
bir kimsenin sağlığını ve durumunu öğrenmek için sorulan nezaket sorusu
- nasır
En çok el ve ayağın sürekli sürtünmelere uğrayan noktalarında üst derinin kalınlaşması ve sertleşmesiyle oluşmuş deri
- nasır bağlamak (veya tutmak)
nasırlanmak
- nasır yakısı
Nasırı tedavi etmek amacıyla hazırlanmış ilaçlı bant
- nasırlaşma
Nasırlaşmak işi; nasırlanma
- nasırlaşmak
Nasır oluşmak; nasırlanmak
- nasırlı
Nasırı olan, nasır bağlamış, nasırlaşmış
- nasırsız
Nasırı olmayan
- nasırına basmak
birinin çıkarını engellemek
- natamam
Tamamlanmamış, bitmemiş
- nato
"Söz dinlemez, söz anlamaz, taş gibi kafa" anlamlarındaki nato kafa, nato mermer deyiminde geçen bir söz
- natron
Hidratlı doğal sodyum karbonat
- natuk
Düzgün, güzel ve kolaylıkla söz söyleyen
- natura
İnsanın yaradılış özelliği
- natürmort
Konusu, cansız varlıklar veya nesneler olan resim; ölüdoğa
- natıka
Düşünüp söyleme yeteneği
- natıkalı
Düzgün ve iyi konuşan
- natıkasız
Natıkası olmayan
- natır
Kadınlar hamamında hizmet eden ve müşterileri yıkayan kadın
- natır nalını
Kadınlar hamamında en yüksek ökçeli nalın türü
- natırlık
Natırın yaptığı iş
- navigatör
Osmanlı denizcisi
- navlun
Bir yerden başka yere ulaştırmak için gemiye alınan eşyanın bütünü
- navteks
Gemilere olası tehlike, emniyet, hava raporu ve uyarılarını orta frekansta otomatik olarak ileten uluslararası haberleşme sistemi
- navteks ilan etmek
gemilere olası tehlike, emniyet, hava raporu ve uyarılarını orta frekansta otomatik olarak ileten uluslararası haberleşme sistemi üzerinden bildirim yapmak
- navçağan
Çiçekleri katmerli ve mor renkte olan bir tür tatula (Datura)
- naylon
Dayanıklı ve esnek döküm maddesi
- naylon fatura
Faturası olmayan bir mal için alıcıya verilen veya birini harcama yapmış gibi göstermek amacıyla yasa dışı olarak düzenlenen faturanın halk arasındaki adı
- naylon kız
Çağdaş, modern kız
- naz
Kendini beğendirmek amacıyla yapılan davranış
- naz etmek
nazlanmak
- nazar
Belli kimselerde bulunduğuna inanılan, kıskançlık veya hayranlıkla bakıldığında insanlara, eve, mala mülke hatta cansız nesnelere kötülük verdiğine inanılan uğursuzluk; göz
- nazar boncuğu
Nazar değmesin diye takılan mavi boncuk veya bunun yerini tutan başka şey; göz boncuğu, uğur boncuğu
- nazar değmek
göz değmek
- nazara gelmek
göz değmek
- nazaran
“Göre, oranla, kıyasla” anlamlarında kullanılan bir söz
- nazariyat
Kuramlar
- nazarlı
Nazara uğrayan
- nazarlık
Nazarı etkisiz duruma getirdiğine inanılan kumaş parçası, mavi boncuk, kurşun, dua yazılı kâğıt, muska vb. şeyler
- nazarı değmek
gözü değmek
- nazarıdikkat
Bir kimsenin herhangi bir konuya duyduğu yoğun ilgi
- nazarıdikkate almak
dikkatle inceleyerek değerlendirmek
- nazarıdikkatini çekmek
ilgisini çekmek
- nazarıitibar
İlgi, dikkat
- nazarıitibara almak
dikkat etmek, dikkate almak
- nazarında
Birinin düşüncesine göre, birinin gözünde
- nazenin
Üstüne titrenerek çok şımarık, nazlı yetiştirilmiş, şımartılmış
- nazeninlik
Nazenin olma durumu
- Nazi
Nazizm yanlısı olan kimse
- nazik
Başkalarına karşı saygılı davranan
- nazikleşme
Nazikleşmek işi
- nazikleşmek
İnce, saygılı bir biçimde davranır olmak
- nazikleştirme
Nazikleştirmek işi
- nazikleştirmek
Nazikleşme işini yaptırmak
- nazikçe
Nazik, ince, saygılı
- nazil
İnen, inmiş
- nazil olmak
inmek
- Nazileştirme
Nazileştirmek işi
- Nazileştirmek
Propaganda yolu ile Nazizm yanlısı yapmak
- Nazilli
Aydın iline bağlı ilçelerden biri
- nazire
Karşılık olarak, benzetilerek yapılan davranış, söz
- nazire yapmak
bir söze, bir davranışa benzeriyle karşılık vermek
- nazirsiz
Benzersiz, eşsiz
- Nazist
Nazizm yanlısı; Hitlerci
- Nazizm
Liberal demokrasi ve parlamenter sisteme karşı olarak lider merkezli totaliter bir yönetimi benimseyen, ırklar arası ayrımı savunan, antisemitist, antikomünist ve antikapitalist bir ideoloji; Hitlercilik
- nazlama
Nazlamak işi
- nazlamak
Birinin hep istediği şeyleri yapmak, emrinde oynamak
- nazlanabilme
Nazlanabilmek işi
- nazlanabilmek
Nazlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- nazlandırma
Nazlandırmak işi
- nazlandırmak
Nazlanma işini yaptırmak
- nazlanma
Nazlanmak işi; mırın kırın
- nazlanmak
Kolayca gönlü olmamak, ısrar beklemek
- nazlanış
Nazlanmak işi
- nazlaşma
Nazlaşmak işi
- nazlaşmak
Karşılıklı olarak naz yapmak
- nazlı
Kolayca gönlü olmayan, kendini ağır satan, ısrar bekleyen; nazende, nazenin
- nazlılık
Nazlı olma durumu
- nazmen
Şiir olarak
- nazmetme
Nazmetmek işi
- nazmetmek
Nazım biçimine sokmak, nazım olarak düzenlemek
- nazı geçmek
dilediğini kabul ettirecek kadar hatırı sayılmak
- nazım birimi
Şiirde en küçük anlam bütünlüğünü sağlayan ve kendi içinde bağımsız dize topluluğu
- nazım türü
İçeriğine ve konusuna göre şiirin kendi içinde ayrılan ve adlandırılan her bir türü
- Nazımiye
Tunceli iline bağlı ilçelerden biri
- nazına katlanmak
birinin istediği her şeyi hangi durumda olunursa olunsun yerine getirmek
- nazını çekmek
her istediğini yerine getirmek
- nazır
Bir yere doğru bakan (ev, oda vb.)
- nazırlık
Nazır olma durumu
- naçar
Çaresi olmayan; çaresiz
- naçar kalmak
çare, çıkar yol bulamamak
- naçarlık
Naçar olma durumu
- naçiz
Değersiz, önemsiz olan
- naçizane
Haddi olmayarak
- naçizlik
Naçiz olma durumu
- nağme
Güzel, uyumlu ses, ezgi, melodi
- nağme yapmak
bildiği bir şeyi bilmez görünmek
- nağmeli
Nağmesi olan
- nağmesiz
Nağmesi olmayan
- naşad
Üzüntülü, kederli, mahzun
- naşad olmak
üzülmek, kederlenmek
- naşir
Yayan, saçan
- Nb
Niyobyum elementinin simgesi
- Nd
Neodim elementinin simgesi
- Ne
Neon elementinin simgesi
- ne
Türk alfabesinin on yedinci harfinin adı, okunuşu
- ne ... ne ...
Cümledeki ögeleri veya cümleleri birbirine bağlayan ve olumsuzluk anlamı veren tekrarlı söz, hem ... hem ... karşıtı
- ne akla hizmet ediyor?
akılla bağdaştırılamayan, akıl erdirilemeyen bir hareket karşısında “ne düşünüyor da böyle davranıyor” anlamında kullanılan bir söz
- ne altını bırakmak ne üstünü
bir şeyin veya yerin her tarafını karıştırmak, dolaşmak vb
- ne alıp veremiyor?
"isteği, dileği nedir, niçin musallat oluyor?" anlamında kullanılan bir söz
- ne arar (veya onda ... ne gezer)
onda yoktur
- ne arayan var ne soran
“arayan, ilgilenen, merak eden kimse yok” anlamında kullanılan bir söz
- ne arıyor
"neden oraya gitmiş" anlamında kullanılan bir söz
- ne biçim?
nasıl?
- ne buyrulur?
"onun nasıl bir şey olduğunu gördünüz, buna ne diyorsunuz?" anlamında kullanılan bir söz
- ne dağda bağım var ne çakaldan davam
"tuttuğum bir taraf yok ki ona saldıranların karşısında olayım" anlamında kullanılan bir söz
- ne de olsa
"ne denli eksiği, kusuru olursa olsun, böyle olmakla birlikte" anlamında kullanılan bir söz
- ne dedim de
yapılan bir şeyden duyulan pişmanlığı belirten bir söz
- ne demek olsun
ne demek
- ne demek?
"öyle şey olur mu, o nasıl şey, yakışık alır mı?" anlamında kullanılan bir söz
- ne demeye
ne diye, nasıl bir düşünceyle, hangi maksatla, niçin?
- ne denir (veya dersin)
bir konuda söyleyecek söz kalmadığını anlatan bir söz
- ne denli
ne kadar
- ne dese beğenirsin?
beklenmeyen bir söz söylenildiğinde kullanılan bir söz
- ne diye?
nasıl bir düşünceyle, niçin?
- ne ekersen onu biçersin
"nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün" anlamında kullanılan bir söz
- ne fayda
iş işten geçtikten sonra alınan boş önlemler için "neye yarar" anlamında kullanılan bir söz
- ne gam
üzülmeye gerek yok
- ne gezer
bulunmaz, yoktur
- ne gibi?
nasıl, ne türlü?
- ne gözle bakmak
inancını belirtir biçimde bakmak
- ne güne duruyor?
... varken başka şey gerekmez
- ne günlere kaldık!
zamanın olaylarından yakınma anlatan bir söz
- ne haber?
herhangi bir bilgi var mı?
- ne hacet
gereksiz, gerek yok
- ne haddine!
ona mı düşmüş, ona mı kalmış, ona düşmez
- ne hesaba gelmek ne de kantara
elle tutulur olmamak, tutarlı ve sağlam görünmemek
- ne hikmetse (veya hikmettir)
bilmezlikten gelinen durumlarda kullanılan bir söz
- ne hâlde?
hangi durumda?
- ne hâli varsa görsün
öğüt ve uyarı dinlemeyenler için "ne yaparsa yapsın, beni ilgilendirmez" anlamında kullanılan bir söz
- ne idiği belirsiz
ne olduğu, soyu sopu belirsiz
- ne imiş?
ne değeri var?
- ne ise
neyse
- ne istediğini bilmek
amacını kesin ve kararlı bir biçimde belirlemek
- ne iyi!
mutluluk ve beğenme anlatan bir söz
- ne kadar
nicelik bakımından miktar, ölçü, fiyat, zaman anlamlarıyla soru bildiren bir söz
- ne kadar olsa
ne de olsa, sonuçta
- ne kadar varsa
hepsi, tamamı
- ne karın ağrısıysa
sevilmeyen, huzursuzluk, rahatsızlık veren iş, olay, düşünce veya kimse için kullanılan bir söz
- ne kokar ne bulaşır
"kimseye iyiliği de dokunmaz, kötülüğü de" anlamında kullanılan bir söz
- ne lazım
niçin ilgileniyorsun, ilgilenme
- ne mal olduğunu bilmek (veya anlamak)
birinin nasıl bir nitelikte, yetenekte ve yaradılışta olduğunu bilmek, kestirmek
- ne malum
gerçekliği ve doğruluğu şüphe uyandıran, doğruluğunu ispatta kanıtsal bir gerçeklik bulunmayan durumlarda "nerden biliyorsun, belki de öyle değil!" anlamında kullanılan bir söz:
- ne mene
ne çeşit, ne türlü
- ne menem
ne çeşit, ne türlü
- ne mümkün
olacak şey değil, imkânsız
- ne münasebet!
öyle şey mi olur, ilgisi yok
- ne o?
ne var, ne oluyor?
- ne od var ne ocak
"yoksulluk ve perişanlık içinde" anlamında kullanılan bir söz
- ne olacak!
ne değeri var, önemi yok
- ne oldum delisi olmak
ummadığı bir duruma beklemediği bir anda ulaşan kimse çok şımarmak
- ne olduğunu bilememek
şaşırmak, aklı başından gitmek
- ne olur (veya olursun veya olursunuz)
"yalvarırım, lütfen, rica ederim" anlamında kullanılan bir söz
- ne olur ne olmaz
"her ihtimali düşünmek gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- ne olursa olsun
"her durumda, olumlu veya olumsuz bütün şartlarda" anlamında kullanılan bir söz
- ne oluyor?
ne gereği var veya ne karışıyor?
- ne pahasına olursa olsun
"ne büyük özveri isterse istesin" anlamında kullanılan bir söz
- ne sakala minnet ne bıyığa
"insan en yakın akrabalarından bile yardım istemeyerek kendi imkânlarıyla yetinmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- ne söylüyorsun?
"söylediğine dikkat ediyor musun?" anlamında kullanılan bir söz
- ne var ki
aralarında aykırılık bulunan cümleleri bağlamaya yarayan bir söz
- ne var ne yok
her şey
- ne yaparsın (veya yapmalı) ki
ne çare ki
- ne yaptığını bilmemek
aklı başında olmadığından bilinçsizce davranmak
- ne yapıp yapıp
her ne durumda olursa olsun bir çözüm yolu bularak
- ne yazar
"hükmü olur mu? değeri var mı?" anlamında kullanılan bir söz
- ne yazık ki
üzülerek belirtelim ki
- ne yârden geçilir geçilir (veya geçer veya geçiyor) ne serden
"insan ne kendinden ne de sevdiklerinden kolay kolay vazgeçemez" anlamında kullanılan bir söz
- ne yüzle
hiç utanmadan, sıkılmadan
- ne âlem
yadırganan ancak kızılmayan davranışları olan kimseler için kullanılan bir söz
- ne âlemde?
nasıl?
- ne âlâ
"Ne iyi, diyecek bir şey yok" anlamlarında kullanılan bir söz
- ne âlâ memleket
haksız ve yersiz işlerin hoş görüldüğü, kurallaştığı bir ortam için ters anlatışla "diyecek yok, ne güzel" anlamında kullanılan bir söz
- ne çabuk
Çok hızlı bir biçimde
- ne çare
"çaresi yok, elden ne gelir" anlamında kullanılan bir söz
- ne çiçektir, biliriz
"ne denli yeteneksiz, niteliksiz olduğunu biliriz" anlamında kullanılan bir söz
- ne çıkar
ne zararı var?
- ne şeytanı gör ne salavat getir
gücünün yetmediği işe kalkışmamayı, kalkışılırsa da başkalarından medet ummamayı anlatmak için söylenen bir söz
- ne şiş yansın ne kebap
"iki taraf da gücendirilmesin veya korunsun" anlamında kullanılan bir söz
- nebatat
Bitkiler
- nebevi
Peygamberle ilgili, peygambere ilişkin
- nebi
Kimi bilginlere göre kendisine kitap indirilmemiş peygamber
- necabet
Temiz bir soydan gelme
- necat bulmak
kurtulmak
- nece
Hangi dilde, hangi dilden?
- Necef taşı
Parlak ve saydam bir tür kuvars billuru
- neci
Ne iş yapar, ne ile uğraşır?
- neci oluyor!
niçin karışıyor, ona ne?
- necip
Soyu temiz olan
- nedamet duymak (veya getirmek)
pişman olmak
- nedbe
Yara izi
- neden
Bir olayı doğuran başka bir olayı sormak için kullanılan bir söz; ne
- neden bilimi
Olgulara yol açan sebeplerin bütünü; sebep bilimi, etiyoloji
- neden bilimsel
Neden bilimi ile ilgili; sebep bilimsel, etiyolojik
- neden olmak
sebep olmak
- neden sonra
Aradan bir hayli zaman geçince
- nedense
Bilinmeyen, belli olmayan bir sebep dolayısıyla; her nasılsa, her ne hikmetse, her nedense
- nedensel
Nedenle ilgili olan, sebep niteliğinde olan; illî
- nedensellik
Birbirlerine neden ve sonuç olarak bağlanan iki olay, durum, olgu ve özellik arasındaki sabit ve sürekli ilişki; illiyet
- nedensellik ilkesi
Her şeyin bir sebebi vardır ve aynı şartlar altında, aynı nedenler, aynı etkileri doğurur biçiminde özetlenebilen ilke
- nedim
Arkadaş, yakın dost
- nedime
Gelinin düğün sırasında ihtiyaçlarını karşılamak üzere yanında bulunan yakın kız veya kadın arkadaşı
- nedir ki
şu var ki
- nedret
Nicelik bakımından alışılanın, umulanın veya gerekenin altında olma durumu; azlık, seyreklik
- nefaset
Nefis olma durumu
- nefaset bedeli
Yapılan işin anlaşmada öngörülen koşullar içerisinde yapılmaması sonucu işi yaptıranın işi yapana ödeyeceği eksik bedel
- nefes
Şifa amacıyla hastaya okunan dua
- nefes aldırmamak
dinlenmesine fırsat vermemek, aralık vermemek
- nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek, soluk almak
- nefes darlığı
Solumada yaşanan sıkıntı; soluk darlığı, yelpik
- nefes darlığı çekmek
solumada sıkıntı yaşamak
- nefes deliği
İnsanın soluk almasını sağlayan delik
- nefes etmek
boş bir inanışa göre, rahatsızlığı, illeti geçirmek için okuyup üflemek
- nefes kesici
Heyecanlı, coşkulu
- nefes nefese kalmak
soluğu tıkanacak gibi olmak
- nefes tüketmek
uzun uzun ve boş konuşmak
- nefes çekmek
sigara veya başka bir şeyin dumanını içine çekmek
- nefesi durmak
ölmek
- nefesi kesilmek (veya daralmak veya tutulmak)
güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün durmak
- nefesi kuvvetli
Okuduğu dualar etkili olan (kimse); nefesi keskin
- nefesine güvenen borazancıbaşı olur
"başarabileceğine emin olanlar büyük işlere girişmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- nefesini tutup beklemek
heyecan, merak veya endişeyle sonucu izlemek
- nefesleme
Nefeslemek işi
- nefeslemek
Nefesini bir şeye yöneltmek, üflemek
- nefeslenebilme
Nefeslenebilmek işi
- nefeslenebilmek
Nefeslenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- nefeslenme
Nefeslenmek işi
- nefeslenmek
Nefes alacak kadar duraklamak, biraz dinlenmek
- nefesli
Soluk alıp vermeden uzunca bir zaman durabilen
- nefeslilik
Nefesli olma durumu
- nefha
Güzel koku
- nefis
Öz varlık, kişilik
- nefis izzeti
Kişinin öz saygısı, kişiliği, yüceliği, onuru, izzetinefis
- nefis muhasebesi
İnsanın isteklerini, hırslarını ve yaptıklarını gözden geçirmesi, doğru veya yanlışlarını vicdanının süzgecinden geçirip bir değerlendirme yapması
- nefis mücadelesi
İnsanın, kendi nefsinin isteklerini önleme çabası
- nefis müdafaası
Korunma, kendini, öz benliğini koruma; nefsi müdafaa
- nefislik
Nefis (II) olma durumu
- nefiy
Sürme, sürgüne gönderme; sürgün
- nefret
Bir kimsenin kötülüğünü, mutsuzluğunu istemeye yönelik duygu
- nefret duymak
birinden tiksinmek, hoşlanmamak
- nefret etmek
birine veya bir şeye karşı nefret duygusuyla dolu olmak
- nefret uyandırmak
nefret etmesine sebep olmak
- nefretlik
Nefret etme durumu, nefret
- nefretlik gelmek (veya getirmek)
tiksinmek, iğrenmek
- nefrit
Böbrekte görülen iltihap
- nefsaniyet
Düşmanlık duygusu, kin besleme
- nefsi çekmek
canı istemek
- nefsine düşkün
Dünya nimetlerine, bedensel hazlara düşkün
- nefsine uymak
bedenin isteklerine uymak, günah işlemek
- nefsine yedirememek
bir şey yapmayı kendisi için ağır, onur kırıcı bulmak
- nefsini köreltmek (veya körletmek)
beden isteklerinden herhangi birini üstünkörü gidermek, nefsini yatıştırmak
- nefsini yenmek
kendine hoş gelmeyen bir durum veya çok arzuladığı bir şey karşısında kendine hâkim olmak, kendini tutmak
- nefsî
Canlılığın zorunlu kıldığı gereksinim ve isteklerle ilgili, beden arzularıyla ilgili; nefsani
- neft
Organik maddelerin ayrışmasından oluşan tutuşur sıvıların birçoğu
- nefte
Keplerde bulunan, askerin hangi askerî sınıfta olduğunu belirtmeye yarayan yuvarlak işaret
- neftçi
Kale kuşatmalarında surlara tırmanmaya çalışan düşman askerlerinin üzerine yağ dökmekle görevli asker
- neftî
Siyaha yakın koyu yeşil renk
- neftîleşme
Neftîleşmek durumu
- neftîleşmek
Neftî olmak, rengi neftîye dönmek
- neftîleştirme
Neftîleştirmek işi
- neftîleştirmek
Rengini neftîye çevirmek, neftîleşmesine yol açmak
- neftîmsi
Rengi neftîyi andıran, neftîye benzeyen
- nefyedilme
Nefyedilmek işi
- nefyedilmek
Sürgüne gönderilmek; sürülmek
- nefyetme
Nefyetmek işi
- nefyetmek
Sürgüne göndermek
- negatif
Gerçekteki aydınlık ve karanlık bölümleri tersine gösteren fotoğraf camı veya filmi
- negatif büyüklük
Aynı türden pozitif bir büyüklükle ters yönde olan büyüklük
- nehari
Gündüzlü olarak
- nehiy
Bir işin yapılmasını yasak etme, engelleme, menetme
- nekahet
Hastalıktan yeni kurtulmuş zayıf ve hâlsiz olan kimsenin durumu
- nekahethane
Şifa yurdu, dinlenme yurdu
- nekais
Noksanlıklar
- nekroloji
Ölmüş birinin anısına yazılan yazı
- nekrolojik
Nekroloji ile ilgili
- nekropol
Antik bir şehrin dışında yer alan mezarlık alanı
- nekrotik
Nekroz görünümünde veya durumunda olan
- nekroz
Canlı maddelerin fiziksel ve kimyasal değişimi
- nektar
Meyvenin özü
- neler
çok ve çeşitli şeyler
- neler de neler, maydanozlu köfteler
"akla gelmedik şaşılacak şeyler" anlamında kullanılan bir söz
- neler neler
çok ve çeşitli şeyler
- neli
Genellikle yiyecek, içecek içinde veya içeriğinde bulunan şeyi sorarken kullanılan söz
- nem
Havada bulunan su buharı
- nem kapmak
her davranışa veya her söze karşı çok alıngan davranmak
- nema
Büyüme, gelişme, çoğalma
- nemalandırma
Nemalandırmak işi
- nemalandırmak
Nemalanmasını sağlamak
- nemalanma
Nemalanmak işi
- nemalanmak
Faizin katılmasıyla para çoğalmak
- nemcil
Nemden ve nemli yerden hoşlanan (bitki); higrofil
- nemdenetir
Bir yerdeki nemlilik derecesini durağan durumda bulunduran alet; higrostat
- neme lazım
"Bu işle ilgilenmem, buna karışmam" anlamlarında kullanılan bir söz; neme gerek
- neme lazımcı
İlgilenilmesi gereken şeylerle ilgilenmekten kaçınan; neme gerekçi
- neme lazımcılık
Gerekli şeylerle ilgilenmekten kaçınma durumu, bir şeyi umursamama durumu; neme gerekçilik
- neme yönelim
Canlıların zorunlu olarak havanın nemine göre yönelmesi ve yer değiştirmesi; higrotropizm
- nemf
Böceklerin kurtçuk durumdan yetişkin duruma geçerken aldıkları özel biçim
- nemlendirici
Nemlendirmeye yarayan
- nemlendirici krem
Kuru ciltlerin bakımı için veya makyaj öncesinde kullanılan özel krem
- nemlendirme
Nemlendirmek işi; rutubetlendirme
- nemlendirmek
Nemli duruma getirmek; rutubetlendirmek
- nemleniş
Nemlenmek işi
- nemlenme
Nemlenmek işi; rutubetlenme
- nemlenmek
Nemli duruma gelmek, buğulanmak; rutubetlenmek
- nemletme
Nemletmek işi
- nemletmek
Nemli duruma getirmek
- nemli
Nemi olan, az ıslak; rutubetli, ratıp, kuru karşıtı
- nemlilik
Nemli olma durumu; rutubetlilik
- nemrut
Yüzü gülmeyen
- nemrutlaşma
Nemrutlaşmak işi
- nemrutlaşmak
Nemrut gibi davranmak
- nemrutluk
Nemrut olma durumu
- Nemçe
Avusturya'ya ve halkına verilen ad; Nemse
- nemçeker
Havadaki nemin niceliğini ölçüp gösteren alet; higroskop
- nemölçer
Havanın nem derecesini ölçmeye yarayan alet; higrometre
- neodim
Atom numarası 60, atom ağırlığı 144,3, yoğunluğu 6,96 olan, seryumdan daha sert bir element (simgesi Nd)
- neofaşist
Neofaşizmi benimseyen kimse
- neofaşizm
İkinci Dünya Savaşı'ndan ortaya çıkan faşizm
- neojen
Üçüncü Çağ’ın bölündüğü dört büyük devirden son ikisi olan pliyosen ile miyoseni birden kavrayan sistem
- neoklasik
Neoklasisizm yanlısı
- neoklasisizm
Sembolizme karşı XX. yüzyılın başında ortaya çıkan, klasik üslubu canlandırmaya yönelik edebî akım
- neoliberal
Bir yandan devletin piyasaya olan müdahalesini en az düzeye indirirken diğer yandan kuralsızlık teorisi ile özel sermayeye her türlü imkânın sağlanmasını hedefleyen (sistem)
- neolitik
Taş Devri'nin son çağı ile ilgili
- neon
Atom sayısı 10, atom ağırlığı 20,2, yoğunluğu 0,7 olan, sıvı durumuna getirilmiş havadan elde edilerek ışık araçlarında kullanılan, havada pek az olarak bulunan, asal gazlar sınıfından bir element (simgesi Ne)
- neon lambası
Neon tüpü kullanılarak yapılan aydınlatma aracı; neon
- neon tüpü
İçinde neon gazı bulunan boru biçiminde bir tür ampul
- Neonazi
Neonazizm yanlısı
- Neonazizm
Nazizm'i yeni bir tarzda ifade etme politikası
- neoplazma
Yeniden oluşan doku
- neozoik
Üçüncü ve Dördüncü zamanla Çağ ile ilgili
- nepotist
Akraba ve yakın arkadaşlarını kayıran kimse
- nepotizm
Akraba ve yakın arkadaşları kayırma
- Neptün
Güneş'e yakınlık bakımından sekizinci olan gezegen
- neptünyum
Atom numarası 93, atom ağırlığı 239 olan, uranyumun nötronlarla bombardımanından yapay olarak elde edilen, radyoaktif bir element (simgesi Np)
- nere
Hangi yer?
- nerede
Hangi yerde?
- nerede akşam, orada sabah
yeri yurdu belli olmayan, düzenli bir hayatı bulunmayan kimseler için kullanılan bir söz
- nerede bu bolluk
"bu işi yapmak sanıldığı kadar kolay değil, imkânlar sınırlı" anlamında kullanılan bir söz
- nerede hareket, orada bereket
"hareket olan yerde bolluk olur" anlamında kullanılan bir söz
- nerede kaldı
ne yararı oldu?
- nerede kaldı ki
olacak gibi görülmeyen bir düşünceyi anlatan ifadenin başına getirilen bir söz
- nereden
Hangi yerden?
- nereden nereye
Bir olay karşısında şaşırıldığında söylenen bir söz
- neredeyse
Bir işin, hareketin, olayın gerçekleşmesi anının yaklaştığını anlatan bir söz; az daha, bayağı, kıl payı, âdeta, handiyse
- nereli
Birinin memleketini sormak için kullanılan bir söz
- neresi
Hangi yönü, ne tarafı?
- nereye
Hangi yere?
- nergis
Nergisgillerden, bazı türlerinde beyaz, bazılarında sarı renkte olan çiçekleri ayrı veya bir kök sap üzerinde şemsiye durumunda, açılmadan önce bir yenle örtülü bulunan, 20-80 santimetre yüksekliğinde, soğanlı bir süs bitkisi (Narcissus)
- nergis zambağı
Soğanla üretilen, iri ve güzel çiçekli bir süs bitkisi; güzelhatun çiçeği (Amaryllis)
- nergisgiller
Bir çeneklilerden, nergis, fulya, kardelen gibi çoğu küçük ve kokulu çiçekleri içine alan bir bitki familyası
- neritik
Kıyılarda oluşan tortullarla ilgili
- nervür
Bir veya iki milimlik pile
- nervürlü
Nervürü olan
- nervürlü çelik
Direnci artıran, üzerinde çıkıntılar bulunan, dişli demir çubuk; nervürlü demir
- nesebi gayrisahih
Yasal olmayan bir birleşme sonunda doğan (çocuk)
- nesebi sahih
Kanuna uygun bir evlenme sonunda doğan (çocuk)
- nesi
Akrabası mı, yakını mı?
- nesi var
"çok iyi, çok güzel" anlamında kullanılan bir söz
- nesi var nesi yok
bütün serveti, her şeyi
- nesih
Kaldırma, hükümsüz bırakma
- nesil
Hayvanlarda döl
- nesildaş
Aynı kuşaktan olan kimse
- nesilden nesile
Kuşaktan kuşağa, kuşaklar boyunca
- nesim
Hafif yel, esinti
- nesiç
Yapı, özellik
- nesli tükenmek
bitmek, tamamen yok olmak, ortadan kalkmak
- nesne
Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey; parça, obje
- nesne öbeği
Birden çok kelimeden oluşan, yapı ve anlamındaki bütünlük dolayısıyla cümle içinde tek bir nesne gibi işlem gören söz dizisi; nesne grubu
- nesnel
Nesne ile ilgili, nesneye ilişkin; objektif, öznel karşıtı
- nesnelci
Nesnelcilik yanlısı olan; objektivist
- nesnelcilik
Öznenin değil nesnenin gerçekliğine dayanan bilgileri arayan akıl yolu; objektivizm
- nesnelleşme
Nesnelleşmek durumu
- nesnelleşmek
Nesnel duruma gelmek
- nesnelleştirme
Nesnelleştirmek işi
- nesnelleştirmek
Nesnelleşme işini yaptırmak
- nesnellik
Nesnel olma veya nesnelerin gerçeğine dayanma durumu; afakilik, objektiflik, objektivite
- nesnesel
Nesneye ilişkin
- nesnesiz
Belli bir nesneye dayanmayan ruhsal durum
- nesren
Nesir olarak, düzyazı olarak
- net
Bütün çizgileri belirgin olan, gözün bütün ayrıntılarıyla algılanan, iyi görünen
- net resim
Genellikle 1/10 ölçeğinde çizilen ve işin, önden, yandan, üstten görünüşünü veren teknik resim
- net ücret
Brüt ücretten gelir vergisi, sigorta primi vb. kesildikten sonra ele geçen ücret
- netameli
Gizli bir tehlikesi olduğu sanılan, tekin olmayan
- netice vermek
sonuç vermek
- neticeleşme
Neticeleşmek işi
- neticeleşmek
Sonuca erişmek
- neticeten
Sonuç olarak
- netleşme
Netleşmek durumu
- netleşmek
Net, açık seçik, iyi bir duruma gelmek
- netleştirebilme
Netleştirebilmek işi
- netleştirebilmek
Netleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- netleştirme
Netleştirmek işi
- netleştirmek
Net ve açık bir duruma kavuşturmak
- netlik
Net olma durumu
- neuzübillah
"Tanrı'ya sığındık, Tanrı korusun" anlamlarında, tehlikeli bir durumla karşılaşıldığında kullanılan bir söz
- neva
Ses, ahenk, nağme
- nevabuselik
Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam
- nevaleyi (veya nevalesini) düzmek
gerekli yiyecek ve içeceği sağlamak
- nevaziş
İltifat, gönül alma, okşama; nüvaziş
- nevazişli
İçinde iltifat bulunan gönül alan; nüvazişli
- nevbahar
Klasik Türk müziğinde birleşik bir makam
- neveser
Klasik Türk müziğinde birleşik bir makam
- nevi şahsına münhasır
Kendine özgü davranış ve karakteri olan (kimse)
- nevir
Yüzün rengi, bet beniz
- nevmit
Umutsuz bir biçimde
- nevmit olmak
umudu kalmamak
- nevralji
Sinir üzerinde duyulan, genellikle şiddetli ve batıcı ağrı
- nevraljik
Nevraljiyle ilgili, nevralji türünden olan
- nevrasteni
Baş ağrıları, sindirim güçlükleri vb. fiziksel rahatsızlıklar ve ruhsal görevlerde gevşeme ve bitkinlik biçiminde görülen, sinirsel güçlerin zayıflamasından doğan nevroz; sinir argınlığı
- nevresim
Torba biçiminde dikilmiş, yorgana geçirilen kılıf
- nevri dönmek
belli etmemeye çalıştığı bir öfkeye kapılmak, çok sinirlenmek
- nevroz
Genellikle bunalım ve beden görevleri üzerinde yakınmalarla beliren, kişiliğin ve uyumun bütününü etkilemeyen, ruhsal kaynaklı sinir hastalığı; sinirce
- nevrozlu
Nevroz hastalığına yakalanmış
- nevruz
Eski takvimlere göre yılın ve baharın ilk günü sayılan martın yirmi birine rastlayan gün
- Nevruz Bayramı
Nevruz günü baharın gelişini kutlamak için kırlarda yapılan bayram
- nevruz otu
İki çeneklilerden, 50-60 cm. yükselen, çiçekleri aslanağzına benzeyen, türlü renkte, taşıdığı glikozit sebebiyle iç söktürücü olarak kullanılan, çok yıllık bir kır bitkisi; nevruz (Linaria vulgaris)
- nevton
Uluslararası birim sisteminde, kütlesi 1 kilogram olan cisme saniye karede 1 metrelik bir ivme veren güç birimi
- Nevyunanilik
XX. yüzyıl başında Yahya Kemal ve Yakup Kadri'nin başlattıkları Akdeniz mitolojisine yönelen edebiyat hareketi ve anlayışı
- nevzat
Yeni doğan çocuk
- nevzuhur
Son zamanlarda ortaya çıkmış olan, yeni zuhur eden
- Nevşehir
Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Nevşehirli
Nevşehir ilinden olan kimse
- Nevşehirlilik
Nevşehirli olma durumu
- ney
Klasik Türk müziğinde ve özellikle tekke müziğinde yer alan, kaval biçiminde, yanık sesli, kamıştan yapılmış, üflemeli bir çalgı
- ney üflemek (veya üfürmek)
ney çalmak
- neye uğradığını bilememek (veya anlamamak veya şaşırmak)
ansızın üzücü, sıkıcı, neşeli, güzel veya hoş bir durumla karşılaşmak
- neyin nesi (kimin fesi)
kimdir, nasıl bir kişidir?
- neyleyim
"ne yapabilirim, elden ne gelir?" anlamında kullanılan bir söz
- neymiş
söylendiğine göre, güya
- neyse
"Önemi yok, olan oldu" anlamında kullanılan bir söz
- neyse ki
neyse
- neyse ne
bir yere, bir dereceye kadar
- neyzen
Ney çalan kimse
- neyzen bakışlı
Boynunu yana çarpıtarak bakan
- neyzenlik
Neyzenin yaptığı iş
- neyçe
Küçük ney
- nez hâli
Can çekişme durumu; hâletinez
- nezahet
Temizlik, ahlak temizliği
- nezaket
Başkalarına karşı saygılı ve kibar davranma; naziklik
- nezaket göstermek
davranışlarda nazik olmak
- nezaketen
Nezaket olarak, nazik davranarak
- nezaketli
İnce, nazik
- nezaketlilik
Nezaketli olma durumu
- nezaketsiz
Nazik olmayan
- nezaketsizce
Nezaketsiz bir biçimde
- nezaketsizlik
İnce ve nazik olmama durumu
- nezaret
Bakma, gözetme, gözetim
- nezaret etmek
denetlemek, bakmak
- nezarete almak
gözaltına almak
- nezarethane
Gözaltına alınan kimselerin karakolda konulduğu yer; nezaret
- nezaretli
Görünüşlü, görüntüye sahip; manzaralı
- nezaretsiz
Görüntüsü olmayan; manzarasız
- nezdinde
Yanında, huzurunda, gözetiminde
- nezetme
Nezetmek işi veya durumu
- nezetmek
Koparmak, çekip almak
- nezgep
Başa takılan bürgü ve saçları tutmaya yarayan üzerinde eski Türk motifleri bulunan başlık
- nezih
Kötülüklerden uzak, temiz, şık (yer, ortam)
- nezihlik
Nezih olma durumu
- nezle
Soğuk almaktan ileri gelen, burun akması, aksırma ile beliren hastalık; ingin, tumağı, dumağı, çaputlama, zükâm, nevazil
- nezleli
Nezlesi olan
- nezretme
Nezretmek işi
- neşe
Mutlu olmaktan doğan ve dışa vurulan sevinç; şetaret
- neşe saçmak
olumlu yanını çevresindeki insanlara da yansıtmak, etrafındakileri sürekli neşelendirmek
- neşelendirebilme
Neşelendirebilmek işi
- neşelendirebilmek
Neşelendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- neşelendirme
Neşelendirmek işi
- neşelendirmek
Neşeli duruma getirmek, şenlendirmek, keyiflendirmek
- neşeleniş
Neşelenmek işi
- neşelenme
Neşelenmek işi
- neşelenmek
Neşeli duruma gelmek
- neşeli
Neşesi olan; keyifli, pürneşe
- neşelilik
Neşeli olma durumu
- neşesi kaçmak
sevinci azalmak, kederlenmek
- neşesini bulmak
neşeli bir duruma gelmek, neşelenmek
- neşesiz
Neşesi olmayan; keyifsiz
- neşesizlik
Neşesiz olma durumu
- neşet
Çıkma, ileri gelme
- neşet etmek
kaynağını bir yerden almak, doğmak
- neşide
Bir toplulukta okunmaya değer şiir
- neşir
Yayma, dağıtma, saçma
- neşredebilme
Neşredebilmek işi
- neşredebilmek
Neşretme ihtimali veya imkânı bulunmak
- neşren
Yayım yoluyla
- neşretme
Neşretmek işi
- neşretmek
Yaymak, dağıtmak, saçmak
- neşrettirme
Neşrettirmek işi
- neşrettirmek
Neşretme işini yaptırmak
- neşter
Cerrahide kesme işlemlerinde kullanılan bıçak; bisturi
- neşter vurmak
ameliyat yapmak
- neşterleme
Neşterlemek işi
- neşterlemek
Neşterle kesmek
- neşvünema bulmak
gelişmek
- Ni
Nikel elementinin simgesi
- nice
Kaç, ne kadar
- nice nice
Pek çok
- nicel
Nicelik bakımından, nicelikle ilgili; kantitatif
- niceleme
Nicelemek işi
- nicelemek
Bir şeyi sayı, ölçü vb. ile bildirmek
- niceleyiş
Nicelemek işi
- nicelik
Bir şeyin sayılabilen, ölçülebilen veya azalıp çoğalabilen durumu; kemiyet, miktar, kantite
- nida
Çağırma, bağırma, seslenme
- nifak
Geçimsizlik, anlaşmazlık, ara bozuculuk
- nifak sokmak
ara açmak, bozgunculuk yapmak
- nifak tohumu
"Huzursuzluk, ara bozma sebebi olacak şeyleri yapmak" anlamındaki nifak tohumu ekmek (veya saçmak) deyiminde geçen bir söz
- nigâhban
Gözleyen kimse, bekçi
- nihai
İşi sona erdiren, işi kesen
- nihai karar
Herhangi bir konuda alınan son karar
- nihale
Sofrada kullanılan, tencere, çaydanlık veya tava altlığı
- nihavent
Klasik Türk müziğinde bir makam
- nihayet
(ni'ha:yet) Sonunda
- nihayet vermek
ilişkiyi kesmek, bir işi, alışkanlığı yapmaktan vazgeçmek
- nihayete ermek
sona varmak, sonuçlanmak, bitmek
- nihayetlendirme
Nihayetlendirmek işi
- nihayetlendirmek
Nihayetlenme işini yaptırmak
- nihayetlenme
Nihayetlenmek işi
- nihayetlenmek
Bitmek, son bulmak, sona ermek
- nihayetsiz
Sonsuz, sonu gelmez, bitip tükenmez
- nihayetsizlik
Nihayetsiz olma durumu
- nihilist
Nihilizm yanlısı olan; hiççi, yokçu
- nihilizm
Var olan bütün varlıkları, değerleri ve gerçekleri reddeden bir öğreti
- Nijeryalı
Nijerya’da yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse
- nikap
Yüz örtüsü; peçe
- Nikaragualı
Nikaragua’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- nikbet
Talihsizlik, felaket
- nikel
Atom numarası 28, atom ağırlığı 58,71, yoğunluğu 8,9 olan, gümüş parlaklığında, demir sertliğinde, kolay işlenebilen ve kolayca tel durumuna getirilebilen bir element (simgesi Ni)
- nikel kaplama
Üzerine nikel kaplanmış metal
- nikelaj
Metal bir yüzeyi nikelle kaplama işi
- nikelleme
Nikellemek işi
- nikellemek
Nikel ile kaplamak
- nikelli
Birleşiminde nikel bulunan
- nikelsi
Nikeli andıran, nikele benzeyen, nikel gibi
- nikelsiz
Birleşiminde nikel bulunmayan
- nikotin
Tütün yapraklarından çıkarılan, renksiz, açıkta bırakıldığında havadan oksijen alarak esmerleşen, 247 °C'de kaynayan, 1,033 yoğunluğunda çok zehirli bir alkaloit (C10H14N2)
- nikriz
Klasik Türk müziğinde, dizisi bir sekizli içinde gösterilebilen basit görünüşlü bir birleşik makam
- Niksar
Tokat iline bağlı ilçelerden biri
- nikâh
Bir erkekle bir kadının evlilik birliği kurmasını sağlayacak yasal işlem; evlilik akdi, akit
- nikâh düşmek
birbiriyle evlenmelerine yasal yönden veya örf bakımından engel bulunmamak
- nikâh etmek
evlendirmek
- nikâh koymak
nikâhlamak
- nikâh kıymak
nikâh memuru kanuna göre çiftlerin karı koca olduklarını bildirmek
- nikâh memuru
Kanunlara uygun olarak nikâh işlemini yapan, nikâh kıyan görevli
- nikâh tazelemek
boşandığı kişiyle yeniden evlenmek
- nikâh şekeri
Nikâh töreninde davetlilere dağıtılmak üzere özel olarak yaptırılan şeker
- nikâhlama
Nikâhlamak işi
- nikâhlamak
Nikâh kıymak
- nikâhlanma
Nikâhlanmak işi
- nikâhlanmak
Bir kimseye nikâhla bağlanmak
- nikâhlanış
Nikâhlanmak işi
- nikâhlayış
Nikâhlamak işi
- nikâhlı
Aralarında nikâh işlemi yapılan
- nikâhlık
Nikâha uygun olan
- nikâhlılık
Nikâhlı olma durumu
- nikâhsız
Aralarında nikâh olmadığı hâlde karı koca hayatı süren
- nikâhsızlık
Nikâhsız olma durumu
- nikâhta keramet vardır
"nikâh evlenenleri sevgi bağıyla bağlar" anlamında kullanılan bir söz
- Nilüfer
Bursa iline bağlı ilçelerden biri
- nilüfer
Nilüfergillerden, yaprakları yuvarlak ve geniş, çiçekleri beyaz, sarı, mavi, pembe renkte, durgun sularda veya havuzlarda yetişen bir su bitkisi (Nymphea)
- nilüfergiller
İki çeneklilerden, örnek bitkisi nilüfer olan bir familya
- nimet
İyilik, lütuf, ihsan
- nimet bilmek
bir şeyi lütuf kabul etmek
- nimet hakkı (için)
yenilen, içilen şeyler üstüne edilen bir yemin sözü
- nimeti ayağıyla tepmek
kısmetini ayağıyla tepmek
- nine
Torunu olan kadın; büyükana, büyükanne, kadınnine, nene
- ninelik
Nine olma durumu; büyükannelik
- ninni
Bebeklerin uyumasına yardımcı olmak için söylenen türkü
- nipel
İki bağlantı parçasını birbirine yakın olarak eklemekte kullanılan özel parça
- nirengi
Belli sayıda noktanın konumunu kesin olarak tespit edebilmek için, bu noktaları tepe olarak kabul ederek bir alanı üçgenlere bölme işi
- nirengi haritası
Nirengi yoluyla çıkarılan harita
- nirengi noktası
Nirengi işleminde ayrılan üçgenlerin tepe noktası
- nisai
Kadınla ilgili
- nisaiyeci
Kadın hastalıkları hekimi
- nisaiyecilik
Kadın hastalıkları hekiminin işi
- nisan
Yılın dördüncü ayı; april
- nisan bir
Nisan ayının birinci gününde yapılan aldatma veya şaka; nisanbalığı, nisan bir şakası
- nisan yağar sap olur, mayıs yağar çeç olur
"nisan yağmuru ekinlerin sapını geliştirir, mayıs yağmuru ise başakların dolgunlaşmasını sağlar" anlamında kullanılan bir söz
- nisan yağmuru
Nisan ayında yağan ve bereketine inanılan yağmur
- nispet
Bağıntı, ilgi, ilinti
- nispet eki
Arapça ve Farsça adlardan sıfat yapmaya yarayan, bazı durumlarda Türkçe kelimelere de getirilen ek; nispet i’si, yayınispi: askerî, ilmî, resmî; kurşunî, gümüşî vb
- nispet etmek
eşit tutmak, oranlamak
- nispet kabul etmemek
eşit tutmamak, oranlamamak
- nispet vermek (veya yapmak)
karşısındakini kızdırmak için ona gösteriş yapmak
- nispeten
Bir dereceye kadar, oldukça
- nispeti olmak
ilgisi olmak, bağlantısı olmak
- nispetsiz
Birbirine uymayan, farklı
- nispetçi
Nispet vermek huyu olan kimse
- nispetçilik
Nispetçi olma durumu
- nispi
Birbirine göre (olan), önceki duruma göre
- nispi temsil
Çoğunluk partisi dışındaki partilerin de kuvvetleri oranında üye seçmelerini sağlayan seçim biçimi
- nispi çoğunluk
Bir oylamada yarışan kişi, liste veya görüşlerden birinin, diğerlerinin ayrı ayrı elde ettiklerinden daha çok oy alması yoluyla sağlanan çoğunluk
- nitekim
Gerçekten, hakikaten
- nitel
Nitelik bakımından, nitelikle ilgili; kalitatif
- niteleme
Nitelemek işi
- niteleme sıfatı
Bir adı durum, biçim, renk vb. bakımlardan niteleyen sıfat
- nitelemek
Bir şeyin niteliğini belirtmek
- nitelendirebilme
Nitelendirebilmek işi
- nitelendirebilmek
Nitelendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- nitelendiriliş
Nitelendirilmek işi
- nitelendirilme
Nitelendirilmek işi; vasıflandırılma
- nitelendirilmek
Nitelendirme işine konu olmak; vasıflandırılmak
- nitelendiriş
Nitelendirmek işi
- nitelendirme
Nitelendirmek işi; vasıflandırma
- nitelendirmek
Niteliğini belirtmek, nitelik kazandırmak; vasıflandırmak
- niteleniş
Nitelenmek işi
- nitelenme
Nitelenmek işi; vasıflanma
- nitelenmek
Niteliği belirtilmek, nitelik kazanmak; vasıflanmak
- niteleyebilme
Niteleyebilmek işi
- niteleyebilmek
Niteleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- niteleyiş
Nitelemek işi
- nitelik
Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik; vasıf, keyfiyet
- nitelikli
Bir şeye ayırt edici özellik veren; vasıflı, muttasıf
- nitelikli işçi
İstenilen nitelikleri taşıyan, çalışacağı iş için fazla eğitim alması gerekmeyen, iyi yetişmiş usta işçi; kalifiye eleman, kalifiye işçi, vasıflı işçi
- niteliklilik
Nitelikli olma durumu; kalitelilik, vasıflılık, kalifikasyon
- niteliksiz
Ayırt edici özelliği olmayan; vasıfsız
- niteliksiz işçi
İstenilen nitelikleri taşımayan, iyi yetişmemiş; vasıfsız işçi
- niteliksizlik
Niteliksiz olma durumu; kalitesizlik, vasıfsızlık
- nitellik
Nitel olma durumu
- nitramit
Doğal amonyum nitrat
- nitrat
Nitrik asit tuzu
- nitratin
Doğal sodyum nitrat
- nitratlaşma
Organik maddelerin nitrat durumuna dönüşmesi
- nitratlı
Temel maddesi nitrat olan
- nitrik asit
Organik maddeler üzerinde yakıcı ve sarartıcı bir etki gösteren, birleşiminde bir azot, üç oksijen ve bir hidrojen bulunan, yoğunluğu 1,52 olan, 86 °C'de kaynayan, sanayide kullanılan asit; kezzap (HNO3)
- nitrik oksit
Nitrojen veya amonyağın oksitlenmesiyle elde edilen, renksiz zehirli gaz (NO)
- nitrogliserin
Nitrik asit içine gliserin konularak elde edilen, uçuk sarı renkte, yağ kıvamında, güçlü patlayıcı özelliği olan madde
- nitroselüloz
Kâğıt yapımında kullanılan, pamuk veya odun hamuru biçimindeki selüloz üzerine nitrik ve sülfürik asit karışımının etkimesiyle elde edilen selülozun nitrat esteri
- niyaz
Yalvarma, yakarma
- niyaz etmek (veya eylemek)
yalvarmak
- niyet
Bir şeyi yapmaya önceden karar verme; düşünce, endişe
- niyet etmek
bir şeyi yapmayı zihinde tasarlamak, düşünmek, niyetlenmek
- niyet tutmak
fala bakılırken olması istenilen şeyi aklından geçirmek
- niyet çekmek
niyetçiden niyet adı verilen fal kâğıdı almak
- niyeti bozuk
Kötü bir davranışta bulunması beklenen (kimse)
- niyeti bozukluk
Niyeti bozuk olma durumu
- niyetleniş
Niyetlenmek işi
- niyetlenme
Niyetlenmek işi
- niyetlenmek
Niyet etmek, tasarlamak
- niyetli
Niyeti olan, niyet eden
- niyetlilik
Niyetli olma durumu
- niyetsiz
Niyeti olmayan, niyet etmeyen
- niyetsizlik
Niyetsiz olma durumu
- niyetçi
Alıştırılmış güvercin, saka kuşu, tavşan vb. hayvanlara para karşılığında niyet çektiren kimse
- niyetçilik
Niyetçinin işi
- niyobyum
Atom numarası 41, atom ağırlığı 92,91, yoğunluğu 8,57 olan, oksijen, kükürt, klor vb. maddelerle birleşikler veren bir element; kolombiyum (simgesi Nb)
- niza
Çekişme, bozuşma, kavga
- nizami
İstenilen düzende olan, düzene uygun olan, kurallara uygun olan
- nizamilik
Nizami olma durumu
- nizamiye
Kışla, garnizon ve bazı kuruluşların girişi
- nizamiye kapısı
Kışla ve garnizonlarda giriş kapısı
- nizamiye karakolu
Nizamiye kapısındaki karakol
- nizamlı
Düzenli, tertipli olan
- nizamsız
Düzensiz, tertipsiz olan
- nizamsızca
Nizamsız bir biçimde
- nizamsızlık
Nizamsız olma durumu, tertipsizlik
- Nizip
Gaziantep iline bağlı ilçelerden biri
- niçin
Hangi amaçla, hangi sebeple; neden, neye, niye
- niçinli
Herhangi bir soruya gerek duyan; nedenli
- niçinsiz
Herhangi bir soruya gerek duymayan; nedensiz
- Niğde
Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Niğdeli
Niğde ilinden olan kimse
- Niğdelilik
Niğdeli olma durumu
- niş
Duvar içinde bırakılan oyuk
- nişaburek
Klasik Türk müziğinde rast makamı ve uşşak makamının buselik "si" perdesiyle oluşmuş bir makam
- nişan
Bir erkekle bir kadının evlenmek üzere birbirine söz vermesi
- nişan almak
bir hedefi vurmak için ateşli silahlara gerekli doğrultuyu vermek, gezlemek (I)
- nişan koymak
ileride tanıyabilmek veya ölçebilmek için bir şeyin durumunu, onun herhangi bir özelliğini akılda tutmak veya iz bırakmak, nişanlamak
- nişan takmak
nişanlanan çiftin nişan yüzüklerini parmaklarına geçirmek
- nişan taşı
Herhangi bir yeri işaretlemek için konulmuş taş
- nişan yapmak
nişan töreni düzenlemek
- nişan yüzüğü
Nişanlılık bağını gösteren yüzük; nişan halkası
- nişancı
Attığı kurşun, taş vb. ile hedefi vurmakta ustalık kazanmış olan
- nişancılık
Nişancı olma durumu; tuğrakeşlik
- nişangeç
Düzeltilmiş bir ağaç parçasının kenarına değişik aralıklarda paralel çizgiler çizmek için marangozlukta kullanılan el aracı
- nişangâh
Ateşli silahlarda hedefin uzaklığına ve bulunduğu yerin yüksekliğine göre namluya gereken yükseliş açısını veren, silahı bu hedefe doğrultmaya yarayan alet; bakıncak, nişane
- nişanlama
Nişanlamak işi; yavuklama
- nişanlamak
Bir çiftin evlenme işinin kararlaştığına belirti olarak parmaklarına yüzük takmak; yavuklamak
- nişanlanma
Nişanlanmak işi; adaklanma, yavuklanma
- nişanlanmak
Nişanlı duruma gelmek; adaklanmak, yavuklanmak
- nişanlanış
Nişanlanmak işi
- nişanlayabilme
Nişanlayabilmek işi
- nişanlayabilmek
Nişanlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- nişanlayıverme
Nişanlayıvermek işi
- nişanlayıvermek
Çabucak veya ansızın nişanlamak
- nişanlı
Evlenmek için söz verip yüzük takmış olan kimse; adaklı, yavuklu
- nişanlık
Nişan töreni için
- nişanlılık
Nişanlı olma durumu; yavukluluk
- nişansız
Belirleyici bir işareti, alameti, nişanı olmayan
- nişanı (veya nişanını) atmak (veya bozmak)
kadın veya erkek nişandan vazgeçmek
- nişasta
Tahıl tanelerinden, mercimek, bezelye vb. bakla türleri veya patates gibi birtakım yumrulardan özel yöntemlerle çıkarılan una benzer bir madde
- nişasta buğdayı
Bir buğday çeşidi olan kaplıcayı andıran, ufak taneli, nişastası çok, dağlık yerlerde yetişen bir tür buğday
- nişasta şekeri
Patates, mısır vb. nişastalı tarım ürünlerinden elde edilen şeker; dekstroz
- nişastacı
Nişasta yapan veya satan kimse
- nişastacılık
Nişasta yapma veya satma işi
- nişastalanma
Nişastalanmak işi
- nişastalanmak
Nişastaya karışmış olmak, nişasta ile işlem görmek
- nişastalı
Nişasta içeren
- nişastasız
Nişasta içermeyen
- No
Nobelyum elementinin simgesi
- nobelyum
Atom numarası 102 olan radyoaktif element (simgesi No)
- nobran
Davranışı kaba, sert ve gönül kırıcı olan; nadan
- nobranca
Kaba, sert, kırıcı; nadanca
- nobranlık
Nobran olma durumu; nadanlık
- nodul
Hayvanın yürüyüşünü hızlandırmak için üvendirenin veya kısa bir sopanın ucuna çakılmış sivri demir çivi
- nodullama
Nodullamak işi
- nodullamak
Hayvanı üvendireyle veya sopayla dürtmek
- nodullanma
Nodullanmak işi
- nodullanmak
Nodullama işine konu olmak
- nodullu
Nodulu bulunan
- Noel
Hristiyanların her yıl 25 Aralık'ta Hz. İsa'nın doğum gününü kutladıkları yortu
- Noel ağacı
Noel yortusunda Hristiyanların mumlarla ve oyuncaklarla süsledikleri küçük çam ağacı
- Noel Baba
Hristiyanlarca Noel gecesi gelip çocuklara armağan dağıttığına inanılan, ak sakallı masal ve efsane kahramanı
- Nogay
Türkiye ile Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes, Çeçen-İnguş ve Dağıstan Özerk Cumhuriyetlerinde dağınık olarak yaşayan bir Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse
- Nogay Türkçesi
Nogay Türklerinin kullandığı konuşma ve yazı dili; Nogayca
- nohudi
Bu renkte olan
- nohut
Baklagillerden, ana yurdu Akdeniz kıyıları olan, birleşik telek yapraklı, çiçekleri sarımtırak renkte, tanesi baklamsı bir bitki (Cicer arietinum)
- nohut oda, bakla sofa
bir evin küçüklüğünü ve darlığını anlatmak için söylenen bir söz
- nohut rengi
Kirli veya donuk sarı renk; nohudi
- nohutlu
İçine nohut katılmış (yiyecek)
- nohutsu
Nohudu andıran, nohuda benzeyen, nohut gibi
- nohutsuz
Nohudu olmayan
- nokra
Büveleğin sebep olduğu, genellikle davar ve sığırlarda, seyrek olarak insanlarda rastlanan, ortası delik şişkinliklerle tanınan hastalık
- noksan bulmak
beğenmemek, uygun bulmamak
- noksansız
Eksiksiz bir biçimde
- noksansızlık
Noksansız olma durumu
- nokta
Biçimi kalemin kâğıda bir defa dokunması ile meydana gelen ben gibi ufak şekil
- nokta atışı
Önceden belirlenen hedefe ateşli silahlarla yapılan isabetli atış
- nokta koymak
gereken yerde nokta işaretini kullanmak
- nokta memuru
Kavşaklarda durup trafik akışını düzenleyen görevli
- nokta nokta
Hafif hafif, belli belirsiz
- nokta turizmi
Gezi, ziyaret ve alışveriş programı önceden belirlenen varış noktasında yapılan turistik düzenleme; destinasyon turizmi
- noktacı
Noktacılıkla ilgili, noktacılığı uygulayan kimse
- noktacılık
Resimde tonların bölünmesini yan yana renkli noktalarla göstererek ışığın titreşimini daha iyi yansıtmak isteyen sanat anlayışı
- noktainazar
Görüş, görüş açısı
- noktalama
Noktalamak işi; tenkit
- noktalama işareti
Cümledeki unsurları birbirinden ayırmaya yarayan; nokta, virgül, noktalı virgül, iki nokta, üç nokta, soru işareti, ünlem işareti, parantez vb. işaretlerden her biri
- noktalamak
Nokta koymak
- noktalandırma
Noktalandırmak işi
- noktalandırmak
Noktalanma işini yaptırmak
- noktalanma
Noktalanmak işi
- noktalanmak
Noktalama işi yapılmak
- noktalanış
Noktalanmak işi
- noktalayabilme
Noktalayabilmek işi
- noktalayabilmek
Noktalama ihtimali veya imkânı bulunmak
- noktalayış
Noktalamak işi
- noktalı
Nokta konmuş olan, üstünde noktalar olan
- noktalı delik
Trakeit hücreleri ile öz ışınların kesişme noktalarında bulunan ve yatay yönde besin suyu iletimini sağlayan geçiş yolu
- noktalı virgül
Unsurları arasında virgül bulunan sıralı cümleleri veya cümle içinde virgülle ayrılmış türleri birbirinden ayırmak için kullanılan noktalama işaretinin adı (;)
- noktası noktasına
Eksiksiz olarak, tastamam bir biçimde
- noktasına virgülüne dokunmadan
olduğu gibi
- noktasız
Noktası olmayan
- nom
Eski Mısır'da şehir devleti
- nominal değer
Hisse senedi, tahvil vb. için üzerinde belirtilmiş değer
- nomografi
Sayısal hesaplar yerine, başka çizgilerle kesim noktaları çözümleri veren, uygun biçimde çizilmiş çizgi veya grafiklerden yararlanmaya dayanan yöntem
- nonfigüratif
İçinde insan, hayvan ve doğa ögeleri bulunmayan (resim veya heykel); betisiz
- nonfigüratif sanat
İçinde insan, hayvan ve doğa ögeleri bulunmayan sanat; betisiz sanat
- nonoş
Birine veya bir şeye sevgiyle yaklaşıldığında kullanılan bir söz
- nordik
Kuzeye ilişkin
- norm
Yargılama ve değerlendirmenin kendisine göre yapıldığı ölçüt, uyulması gereken kural; düzgü
- norm kadro
Kurum ve kuruluşlarda görevlerin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilebilmesi için olması gereken personel kadrosu bütünü
- normal
Alışılmış olan; olağan
- normal eğitim
Eğitim kurumlarında sabah ve öğleden sonrayı kapsayacak şekilde yapılan eğitim
- normalaltı
Bir eğriye ilişkin normalin, bir doğruyu kestiği nokta ile normalin ayağı arasındaki parçanın o doğru üzerindeki iz düşümü
- normale dönmek
normalleşmek
- normalleşme
Normalleşmek işi
- normalleşmek
Normal duruma gelmek, normal olmak
- normalleştirebilme
Normalleştirebilmek durumu
- normalleştirebilmek
Normalleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- normalleştirme
Normalleştirmek işi
- normalleştirmek
Normal duruma getirmek
- normallik
Normal olma durumu
- norton eleği
Zımpara taneciklerinin büyüklüklerini saptama ve birbirlerinden ayırma işinde kullanılan elekler grubu
- Norveçli
Norveç’te yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Norveççe
Norveçlilerin kullandığı dil
- nostalji
Geçmişte kalan güzelliklere olan özlem duygusu ve bu duygunun baskın bir duruma gelmesi; geçmişseverlik, gündedün
- nostalji uyandırmak
özlem duygusu canlandırmak
- nostaljik
Nostalji ile ilgili, nostalji özelliği taşıyan
- not
Bir şeyi hatırlamak için yazılan kısa yazı
- not almak
biri konuşurken onun söylediklerini yazmak
- not atmak
not vermek
- not baremi
Eğitim kurumlarında yapılan sınavlarda notların sınıflandırılması çizelgesi
- not döküm belgesi
Üniversite öğrencilerinin kayıt bilgilerini, dönemlere göre aldığı ve almakta olan derslerini, bu derslerdeki başarı durumunu, not ortalamalarını ve gerçekleştirmiş ise staj bilgilerini içeren belge; transkript
- not düşmek
not yazmak
- not etmek
not olarak yazmak, kaydetmek
- not kırmak
verilen notu düşürmek, azaltmak
- not tutmak
biri söz söylerken başkası onun söylediklerini yazmak
- not vermek
bir şeyin değeri üzerinde olumlu veya olumsuz bir kanıya varmak
- nota
Bir müzik sesini belirtmeye yarayan işaret
- notalama
Notalamak işi; notasyon
- notalamak
Bir eseri notaya almak
- notam
Havacılar ve pilotlar için yayımlanan bülten
- noter
Çeşitli belge ve işlemlere geçerlik kazandırmak ve yasanın öngördüğü diğer görevleri yerine getirmekle yükümlü, belli nitelikleri ve kendine özgü bir hukuk statüsü olan kamu görevlisi; kâtibiadil
- noterlik
Noterin görevi veya makamı
- notlama
Notlamak işi
- notlamak
Not vermek
- notlandırma
Notlandırmak işi
- notlandırmak
Not vermek
- notlandırılma
Notlandırılmak işi
- notlandırılmak
Notlandırmak işi yapılmak
- notlanma
Notlanmak işi
- notlanmak
Notlamak işi yapılmak
- notunu vermek
bir kimse için kötü bir kanıya varmak
- nova
Parlaklığı birdenbire artan, patlamalı değişen yıldız
- Np
Neptünyum elementinin simgesi
- Nuh
"İnat etmek, ayak diremek" anlamındaki Nuh deyip peygamber dememek ve "çok eski, çoktan modası geçmiş, köhnemiş" anlamındaki Nuh Nebi'den kalma deyimlerinde geçen bir söz
- nukut
Paralar
- numara
Bir şeyin bir dizi içindeki yerini gösteren sayı, rakam
- numara yapmak
bir hareketi yalandan yapmak veya yapar gibi görünmek
- numara çevirmek
hile yapmak, dalavereyle iş bitirmek
- numaracı
Yalan dolanla iş gören (kimse), düzenbaz, hileci
- numaracılık
Numaracının işi
- numaralama
Numaralamak işi
- numaralamak
Bir veya daha fazla sıra numarasıyla göstermek, numara koymak
- numaralandırma
Numaralandırmak işi
- numaralandırmak
Numara vermek, numaralama işini yapmak
- numaralanma
Numaralanmak işi
- numaralanmak
Numaralama işine konu olmak
- numaralanış
Numaralanmak işi
- numaralayış
Numaralamak işi
- numaralı
Belli bir numarası olan
- numarasız
Numara verilerek belirtilmemiş
- numen
Nesnenin kendisi, görüngü karşıtı
- numerik
Sayı bakımından
- numunelik
Örnek alınamayacak kadar tuhaf
- nur
İlahi bir güç tarafından gönderildiğine inanılan parlaklık
- nur gibi
parlak, pırıl pırıl
- nur inmek
kutsal bir yere gökten ilahi ışık yağmak
- nur içinde yatsın
sevgiyle anılan ölüler için söylenen bir söz
- nur ol!
beğenildiği belirtilmek istendiğinde kullanılan bir söz
- nur topu gibi
sağlıklı, çok güzel ve temiz (çocuk)
- nur yüzlü
Saygı uyandıran, pak yüzlü (kimse)
- nur yüzlülük
Nur yüzlü olma durumu
- nurani
Saygı uyandıran
- nuranilik
Nurani olma durumu
- Nurdağı
Gaziantep iline bağlı ilçelerden biri
- Nurhak
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
- nurlandırma
Nurlandırmak işi
- nurlandırmak
Nur gibi yapmak, parlak ve tertemiz bir duruma getirmek
- nurlanma
Nurlanmak işi
- nurlanmak
Işık içinde kalmak
- nurlanış
Nurlanmak işi
- nurlu
Saygı uyandıran
- nurluluk
Nurlu olma durumu
- nursuz
Saygı uyandırmayan, sevimsiz
- nursuz pirsiz
Sevimsiz, bakımsız
- nursuzluk
Nursuz olma durumu
- Nusaybin
Mardin iline bağlı ilçelerden biri
- Nusayri
Hatay ili ve çevresinde yaşayan bir topluluk
- nutku tutulmak
korkudan, şaşkınlıktan veya öfkeden konuşamaz olmak
- nutuk
Söz, konuşma
- nutuk atmak (veya çekmek)
uzun, sıkıcı bir konuşma yapmak veya özden yoksun bir söylev vermek
- nutuk vermek
bir konuda özel olarak hazırlanıp konuşmak
- nâkil
Taşıyan, aktaran, geçiren
- nârına (veya nâra) yanmak
ateşine yanmak
- nâzım
Düzenleyen, düzene koyan, tertip eden
- nâzım plan
Bir yerleşim bölgesinin bütün bayındırlık işlerinde göz önünde tutulmak için hazırlanmış plan
- nöbet
Sıra ile belirli süre bir yeri bekleme işi
- nöbet beklemek (veya tutmak)
asker, polis vb. bir yeri, bir kimseyi, bir aracı gözetlemek, korumak gibi amaçlarla bulunduğu yerden belli bir süre ayrılmamak
- nöbet çalmak
belli zamanlarda mızıka çalmak
- nöbet şekeri
Halk arasında ilaç olarak kullanılan billurlaşmış şeker
- nöbetleşe
Sırayla, dönüşümlü olarak; dönenceli, münavebeli
- nöbetleşme
Nöbetleşmek işi; münavebe
- nöbetleşmek
Sıra ile nöbet tutmak
- nöbetçi
Nöbet bekleyen, nöbet sırası kendisinde olan kimse; nokta
- nöbetçilik
Nöbetçi olma durumu
- nörolog
Sinir hastalıkları uzmanı
- nöroloji
Hastanelerde sinir hastalıklarıyla ilgili bölüm
- nöron
Sinir sisteminin uyarıyı iletmekle görevli anatomik ve işlevsel birimi
- nörotik
Ruhsal sorunlar nedeniyle kaygı, sıkıntı, takıntı gibi rahatsızlıkları olan kimse
- nörotik karakter
Toplumun koyduğu değer yargılarına karşı ters davranışlarda bulunan kimsenin sahip olduğu özellik; nörotik kişilik
- nöroşirürjik
Beyin cerrahisi ile ilgili
- nötrleme
Nötrlemek işi
- nötrlemek
Asit veya alkali tepkisi gösteren bir eriyiği alkali veya asit katarak nötr duruma getirmek
- nötrleşme
Nötrleşmek işi
- nötrleşmek
Nötr duruma gelmek
- nötrleştirme
Nötrleştirmek işi
- nötrleştirmek
Nötr duruma gelmesini sağlamak
- nötrlük
Nötr bir cismin veya ortamın durumu, niteliği
- nötron
Yaklaşık olarak proton ağırlığında ve elektrik yüklü olmayan bir atom cisimciği
- nüdist
Her yerde çıplak gezmeyi savunan kimse
- nüdizm
Her yerde çıplak yaşamayı savunan bir anlayış
- nüfus
Bir ülkede, bir bölgede, bir evde belirli bir anda yaşayanların oluşturduğu toplam sayı; popülasyon
- nüfus bilimci
Nüfus bilimiyle uğraşan kimse; demograf
- nüfus bilimi
İnsan nüfusunu yapı, gelişme ve dağılım açısından inceleyen bilim; demografi
- nüfus bilimsel
Nüfus bilimiyle ilgili; demografik
- nüfus coğrafyası
Yeryüzündeki nüfus yoğunluğunun dağılışını inceleyen ve bunu türlü yönleriyle açıklayan coğrafya kolu
- nüfus cüzdanı
Bir ülkenin vatandaşlarına devletçe verilen, kimlikleriyle kişisel durumlarını gösteren resmî belge; kafa kâğıdı, kafa koçanı, nüfus kâğıdı, nüfus tezkeresi
- nüfus kaydı
Nüfus kütüğündeki kayıt
- nüfus kütüğü
Nüfusa kayıtlı olunan defter; kütük
- nüfus patlaması
Nüfusun çeşitli nedenlerle öngörülenden fazla artması
- nüfus planlaması
Ailelere, sahip olmak istedikleri ve yetiştirebilecekleri çocuk sayısı konusunda karar verebilme ve bunu gerçekleştirecek yöntemleri uygulayabilme imkânlarının verilmesi
- nüfus sayımı
Ülkenin nüfus sayısını tespit etmek için yapılan sayım
- nüfus yoğunluğu
Nüfus ile bu nüfusun üzerinde yaşadığı toprakların yüzölçümü arasındaki oran; nüfus kesafeti
- nüfuslu
Herhangi bir nüfusa sahip olan
- nüfusunu çıkarmak
nüfus kütüğüne kayıt yaptırarak nüfus cüzdanı almak
- nüfusçu
Nüfus memuru
- nüfuz
İçine geçme
- nüfuz etmek
bir şeyin içine işlemek, sinmek
- nüfuz ticareti
Bir kimsenin bulunduğu makamın gücüne dayanarak bazı işlere karışıp kendine çıkar sağlaması
- nüfuzkâr
Etkileyici, güçlü
- nüfuzlu
Sözü geçer, istediğini yaptıran; erkli
- nüfuzluluk
Nüfuzlu olma durumu; erklilik
- nüfuzsuz
Nüfuzu olmayan; erksiz
- nüfuzsuzluk
Nüfuzsuz olma durumu; erksizlik
- nüfuzu altında tutmak
söz geçirme gücünü üstün kılmak, egemenliği altında bulundurmak
- nühüft
Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam
- nükleer
Atom çekirdeği ile ilgili; çekirdeksel
- nükleer atık
Atom çekirdeklerinin parçalanmasıyla enerji elde edildikten sonra uranyum, plütonyum vb. radyoaktif elementlerin başka bir işte kullanılma ihtimali olmayan ve özel koşullarda saklanma zorunluluğu olan kısmı
- nükleer enerji
Atom çekirdeğinin parçalanmasından doğan enerji
- nükleer enerjik
Nükleer enerji ile ilgili
- nükleer silah
Nükleer enerji ile yıkım gücü sağlayan silah
- nükleer tıp
Hastalıkların teşhisinde ve tedavisinde radyoaktif maddelerin kullanımını konu alan bilim dalı
- nükleik asit
Bütün canlı hücrelerde özellikle hücre çekirdeğinin proteininde bulunan kompleks asit gruplarından her biri
- nükleon
Atom çekirdeğini oluşturan proton ve nötronun ortak adı
- nükleoprotein
Proteinlerin nükleik asitlerle kurduğu moleküler birlik
- nüks
Bir durumun veya olayın yeniden ortaya çıkması
- nüks etmek
hastalık veya başka bir durum yeniden ortaya çıkmak, depreşmek, üstelemek
- nükte
İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz; espri
- nükte yapmak
nükteli söz söylemek
- nükteci
İnce anlamlı, düşündürücü, hoş sözler söyleyen (kimse); nekre, nüktedan
- nüktecilik
Nükteci olma durumu; nekrelik
- nüktedanlık
Nükteci olma durumu
- nükteli
Nükte ile süslenmiş, nüktesi olan, esprili; nüktedan
- nüktesiz
Nüktesi olmayan
- nükûl etmek
caymak, vazgeçmek
- nümayişkâr
Gösteri ile ilgili olan
- nümismat
Madalya ve eski para bilimiyle uğraşan kimse
- nümismatik
Eski para ve madalyaların tarihi ve tanımıyla uğraşan bilim
- nüsha
Birbirinin tıpkısı olan yazılı şeylerin her biri
- nüve
Bir şeyin özü
- nüzul inmek (veya gelmek)
inme inmek
- nısfiye
Bir tür kısa ney