Words starting with C
1434 dictionary entries are listed for C.
Popular C entries
More frequently visited entries for this letter.
- cadısüpürgesi
Emeçleri özellikle dal uçlarındaki kabuk altında sıkı bir ağ örerek çekirdekli yemiş ağaçlarının çiçeklenmesine, dolayısıyla meyve verimine engel olan asklı mantar (Taphrina cerasi)
- canı istemek
heves duymak
- cerrar
Çekici, sürükleyici olan
- canlı yayın
Olay, gösteri, toplantı, etkinlik vb.nin yaşandığı anda olay yerinden bire bir aktarıldığı yayın; canlı, naklen yayın
- cinsel ilişki
Erkek ile dişinin veya bu rolleri üstlenmiş bireylerin cinsel organları aracılığıyla birleşme eylemi; cinsî münasebet, cinsel münasebet, cima
- cadılaşmak
Kadın huysuz gibi davranmaya başlamak
- cıvıklaştırılmak
Cıvık duruma getirilmek
- canlı yayın aracı
Olay, toplantı, etkinlik vb.nin yaşandığı anda olay yerinden bire bir aktarılabilmesi amacıyla kullanılan, özel donanıma sahip taşıt; naklen yayın aracı
- canı ile uğraşmak
ağır hasta olmak, ölüm döşeğinde can çekişmek
- can sohbeti
İçtenlikle konuşan çok yakın dostlar bir arada söyleşip dertleşme
- canlı bomba
Üzerindeki patlayıcı maddeleri suikast yapmak amacıyla patlatarak kullanan kimse; intihar bombacısı
- canlı canlı
Diri diri, henüz ölmemiş bir biçimde
- canlı özdekçi
Canlı özdekçilik yanlısı olan; hilozoist
- ceviz sucuğu
İpliklere dizilen cevizin üzüm suyu ve nişastadan hazırlanan bir karışıma batırılmasıyla elde edilen sucuk biçimindeki yiyecek; cevizli sucuk
- cana kıymak
öldürmek
- canlı
Yaşamakta olan, yaşayan; diri
- canlı cenaze
Çok zayıf, bir deri bir kemik kalmış kimse
- cenaze alayı
Cenazenin arkasından yürüyen devlet erkânı, polis, bando vb. topluluk
- cihangirane
Cihangire yakışır bir biçimde
- cilve
Hoşa gitmek, ilgi çekmek için takınılan çekici, edalı davranış; işve
- cinsellik bilimi
Cinsellikle ilgili sorunların incelendiği bilim; cinslik bilimi, seksoloji
- can suyu
Yeni dikilen fide veya fidanlara verilen az miktardaki ilk su
- cankurtaranlık
Cankurtaran olma durumu
- canlı resim
Bir hareketi parçalarına ayırıp bunların elle yapılan resimlerinin alıcıyla tek tek çevrilmesine dayanan ve gösterimde sürekli bir hareketi ortaya koyan film tekniği
- canını dişine almak (veya takmak)
her tehlikeyi göze alarak işe girişmek
- cezalandırmak
Bir kimseye veya varlığa ceza vermek; tecziye etmek
- cezbetme
Cezbetmek durumu
- cezve
Kahve pişirmeye yarayan, saplı, küçük kap
- cicianne
Bazı çocukların, büyükannelerine veya o yaştaki kadın yakınlarına verdikleri ad
- coğrafi durum
Bir yerin çevresi ile ilgisinin tespiti veya görünümü
- coşkunlaşma
Coşkunlaşmak işi
- cahil
Öğrenim görmemiş, okumamış
- cakacılık
Cakacı olma durumu
- can candan şirindir (veya tatlıdır)
"bir kişi için kendi canı, başkasının canından daha tatlıdır" anlamında kullanılan bir söz
- canhıraş
Yürek paralayan, iç tırmalayan, tüyler ürpertecek kadar korkunç
- canlandırılabilme
Canlandırılabilmek işi
C index
1434 word links are rendered on the server.
- C
Karbon elementinin simgesi
- c, C
Türk alfabesinin üçüncü sırasında yer alan ve ce adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından yumuşak, katışık diş - diş eti ünsüzünü gösterir
- Ca
Kalsiyum elementinin simgesi
- caba
Bir şey ödemeden, para vermeden alınan şey
- cabası
Artısı, fazladan kazanılanı, elde edileni
- cacık
Yoğurt, ayran içine hıyar veya marul doğranarak yapılan, çoğu kez sarımsaklı, iştah açıcı yiyecek
- cadaloz
Karşısındakini ağız kalabalığı ile yıldıran (kimse)
- cadalozlaşma
Cadalozlaşmak işi
- cadalozlaşmak
Karşısındakini ağız kalabalığı ile yıldırmak
- cadalozluk
Cadaloz olma durumu
- caddeyi tutmak
herhangi bir sebeple bir yoldan geçişi engellemek, kapamak
- cadı
Geceleri dolaşarak insanlara kötülük ettiğine inanılan hortlak
- cadı gibi
saçı başı dağınık, tırnakları uzun ve pis (kadın)
- cadı kazanı
Dedikodunun, fesadın, kargaşanın çok olduğu yer
- cadı kazanı gibi kaynamak
dedikodu, kargaşa çok olmak
- cadılaşma
Cadılaşmak işi
- cadılaşmak
Kadın huysuz gibi davranmaya başlamak
- cadılık
Cadıya yakışır davranış
- cadılık etmek
cadı gibi davranmak
- cadısüpürgesi
Emeçleri özellikle dal uçlarındaki kabuk altında sıkı bir ağ örerek çekirdekli yemiş ağaçlarının çiçeklenmesine, dolayısıyla meyve verimine engel olan asklı mantar (Taphrina cerasi)
- cafcaf
Ağız kalabalığı ile bir şeyi elde eden
- cafcaflı
Karışık, gürültülü patırtılı, tehlikeli olan
- cafcaflılık
Cafcaflı olma durumu
- cafcafından geçilmemek
her zaman ve her yerde gösteriş yapmak
- Caferi
Şiiliğin bir kolu ve bu koldan olan kimse
- Caferilik
Caferi olma durumu
- cahil
Öğrenim görmemiş, okumamış
- cahil cesareti
Kişinin tecrübesi veya bilgisinin olmadığı herhangi bir konuda sonuçlarını düşünmeksizin eyleme geçmek için kendinde bulduğu güven
- cahil kalmak
bilgi edinememek, bilgisi olmamak
- cahile söz (veya laf) anlatmak, deveye hendek atlatmaktan güçtür (veya zordur)
"ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın deve hendekten atlatılamaz, cahile söz anlatmak bundan da zor bir şeydir" anlamında kullanılan bir söz
- Cahiliye Dönemi
Araplarda Müslümanlıktan önceki çağ
- cahillik
Genç, toy, deneyimsiz olma durumu
- cahillik etmek
bilgisizliğini göstermek
- cahilliğine vermek
yaptığı hatayı veya işlediği kusuru gençliği, toyluğu, deneyimsizliği veya bilgisizliği sebebiyle hoş görmek
- caiz
Din, yasa, töre vb. bakımdan işlenmesinde, yapılmasında sakınca olmayan, yapılıp işlenmesine izin verilen
- caize
Şairlerin kasidelerle övdükleri büyükler tarafından kendilerine verilen bahşiş
- caka satmak
gösteriş yapmak
- caka yapmak
gösterişli davranmak
- cakacı
Gösteriş yapmayı seven
- cakacılık
Cakacı olma durumu
- cakalanma
Cakalanmak durumu
- cakalanmak
Caka satmak
- cakasından geçilmemek
her zaman ve her yerde gösteriş yapmak
- cakasını bozmak
birinin yaptığı gösterişi boşa çıkarmak
- calip
Üzerine çeken
- calip olmak
üzerine çekmek
- cam
Soda veya potas katılmış silisli kumun ateşte eritilmesiyle yapılan sert, saydam ve çabuk kırılır cisim; sırça
- cam bezi
Cam yüzeylerinin temizlemesinde hem nemli hem kuru olarak kullanılabilen bez
- cam elyafı
Çok ince, bükülebilir, ısı ve ses yalıtımında kullanılan koruyucu madde; cam lifi, cam yünü
- cam filmi
Taşıt ve binalarda cam yüzeylere takılabilen, ana malzemesi çizilmeyen ve renklendirme özelliğine sahip, şeffaf, ince tabaka
- cam gibi
arkası görünen, saydam, şeffaf
- cam göz
Gözü takma olan
- cam kanatlılar
Kurtçukları, elma, kayın, kavak, meşe ve gürgen ağaçlarına zarar veren, kanatları camsı, hortumları körelmiş kelebekler familyası
- cam kaya
Siyah, yeşil, kahverengi ve kırmızı renklerde olabilen, yanardağlardan püsküren lavın aniden soğumasıyla oluşan volkanik cam; obsidiyen
- cam macunu
Camı yuvasına tutturmak ve yalıtkanlık sağlamak amacı ile kullanılan bezir yağı ve üstübeç karışımı macun; camcı macunu
- cam mozaik
Renkli taş parçaları yerine cam parçalarından yapılan mozaik
- cam resim
Renkli camların kesilip birbirlerine kurşun çubuklarla bağlanması ile yapılan süs veya resim
- cam suyu
Potas veya sodanın kuvars ile eritilmesinden elde edilen, ağacın böceklere ve ateşe direncini artıran renksiz sıvı
- cam yuvası
Çerçevelerde camın yerleştirilmesi için açılan yiv; camevi
- cam çivisi
Yaklaşık çapları 1 milimetre, boyları 1,5-2,5 santimetre arasında değişen ince ve başsız tel çivi
- cama çıkmak
pencereden görünmek
- camadan
Çapraz düğmeli, ipek veya sırma işlemeli bir tür kısa yelek
- camadan vurmak
fazla rüzgâra karşı yelkeni kasmak
- camadanlı
Camadan giymiş olan
- camadansız
Camadanı olmayan
- camadanı fora etmek
bağları koyuverip kısılmış yelkeni açmak
- cambaz
Yerde ve tel, at, bisiklet, ip, at vb. üzerinde dengeye dayanan, tehlikeli, heyecan verici gösteriler yapan kimse; akrobat
- cambaz ipte, balık dipte gerek
"kişi uzmanlığının gereği ne ise onu yapmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- cambazhane
Cambazların oyunlarını gösterdikleri yer
- cambazlık
Cambazın işi veya mesleği; akrobatlık, akrobasi
- cambazvari
Cambaz gibi, cambaza benzer
- cambul cumbul
Çok sulu, suyu bol (yemek)
- cambultu
Bol suda hareket eden bir cismin çıkardığı ses
- camcı
Cam ticaretini veya cam takmayı meslek edinmiş kimse
- camcı elması
Ucundaki küçük, dönebilen elmas parçası ile camı çizerek kesmeye yarayan alet
- camcılık
Camcının yaptığı iş
- camekân
Bir yeri, bir veya daha çok bölüme ayıran cam bölme; camlık
- camekânlı
Camekânı olan (yer)
- camekânsız
Camekânı olmayan
- camgöbeği
Yeşile çalan mavi renk
- camgöz
Deniz kıyısına yakın yaşayan, yanlarında veya sırtında beyaz lekeleri bulunan, gözü parlak olan, eti yenebilen bir tür köpek balığı (Galeius canis)
- camgüzeli
Evlerde süs olarak yetiştirilen, pembe, kırmızı çiçekler açan bir tür kına çiçeği (Impatiens sultanı)
- cami
Müslümanların ibadet etmek için toplandıkları yer
- cami ne kadar büyük olsa (veya olursa) imam gene bildiğini okur
cemaat ne kadar çok olsa imam gene bildiğini okur
- cami olmak
toplamak, bir araya getirmek, bir arada bulundurmak
- cami yıkılmış ama mihrabı yerinde
"yaşlandığı hâlde güzelliği bozulmamış (kadın)" anlamında kullanılan bir söz
- camia
Ortak eğilimleri nedeniyle bir araya gelerek birlik oluşturan insan topluluğu
- caminin mumunu yiyen kedinin gözü kör olur
"kendisini yetiştiren kimsenin malına hıyanet eden, el uzatan kimse cezasını bulur" anlamında kullanılan bir söz
- camit
Donmuş olan
- camlama
Camlamak işi
- camlamak
Cam takmak
- camlanma
Camlanmak işi
- camlanmak
Cam takılmak
- camlatma
Camlatmak işi
- camlatmak
Cam taktırmak
- camlatılma
Camlatılmak işi
- camlatılmak
Cam taktırılmak
- camlaşma
Camlaşmak işi
- camlaşmak
Cama benzer duruma gelmek
- camlı
Cam takılmış, cam geçirilmiş, camı olan
- camlı köşk
Saraylarda veya bahçelerde soğuktan korunmak için camla örtülmüş oda, salon
- camsı
Cam gibi saydam olan, cama benzeyen
- camsız
Camı olmayan
- camı çerçeveyi indirmek
etrafı kırıp dökmek, her şeyi parçalayıp dağıtmak
- can
İnsan ve hayvanlarda yaşamayı sağlayan ve ölümle vücuttan ayrılan madde dışı varlık; can kuşu, ruh
- can acısı
Vücudun herhangi bir yerinde duyulan şiddetli acı
- can alacak nokta (veya yer)
bir şeyin en önemli yeri
- can alıcı
En önemli, çarpıcı
- can alıcılık
Can alıcı olma durumu
- can alıp can vermek
ölüm sıkıntısı ve acısı içinde bunalmak
- can atmak
şiddetle arzu etmek, çok istemek
- can baş üstüne
istenilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatan bir söz
- can başına sıçramak
çok korkmak
- can beslemek
kaygısızca yiyip içip rahatına bakmak
- can borcunu ödemek
ölmek
- can bostanda bitmez
"insan, canının değerini bilmeli, onu yıpratmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- can boğazdan gelir (veya geçer)
"insan yiyeceğine önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaşamak mümkün değildir" anlamında kullanılan bir söz
- can bulmak
dirilmek, canlanmak
- can bunaltısı
Aşırı üzüntü sebebiyle canın sıkılma, bunalma durumu
- can cana, baş başa
bir tehlike anında herkesin kendi canının, kendi başının kaygısına düştüğünü anlatan bir söz
- can candan şirindir (veya tatlıdır)
"bir kişi için kendi canı, başkasının canından daha tatlıdır" anlamında kullanılan bir söz
- can canın yoldaşıdır
"insan tek başına yaşayamaz, konuşup görüşmek için arkadaş arar" anlamında kullanılan bir söz
- can cümleden aziz
"insanın kendisi herkesten daha değerlidir" anlamında kullanılan bir söz
- can damarı
En önemli veya hassas nokta, bir şeyin yaşaması için en önemli araç
- can damarına basmak
bir işin en önemli yönü üzerinde durmak
- can damarından yakalamak
konuya en önemli yerinden yaklaşmak
- can dayanmamak
bir şey karşısında insanın dayanıklılığı elden gitmek
- can derdinde olmak
zor bir durumdan kurtulmaya çalışmak
- can derdine düşmek
ölüm korkusuna kapılmak
- can direği
Kemanın içinde, alt ve üst kapakları arasında dikili duran çubuk
- can dostu
Pek içten dost; can arkadaşı, candaş
- can düşmanı
Aşırı düşmanlık güden kimse
- can eriği
Genellikle yeşilken yenen sert, sulu bir tür erik
- can feda
Çok imrenilen iyi veya güzel şeyler, davranışlar karşısında söylenen bir söz; can kurban
- can gelmek
canlanmak, güçlenmek
- can havliyle
Ölüm korkusundan doğan güçlü bir tepki ile
- can kalmamak
bitkin bir duruma gelmek, gücü tükenmek
- can kaygısına düşmek
her şeyden vazgeçip sadece kendi hayatını koruma veya kurtarma çabasında olmak
- can kuşunu uçurmak
ruhunu teslim etmek, ölmek
- can noktası
En önemli husus, vurgulanması gereken yer
- can olmak
sevimli, hoş görünmek
- can pahasına
Canını vererek veya tehlikeye koyarak
- can pazarı
Herkesin kendi canının kaygısına düştüğü ve kendini kurtarmaya çalıştığı bir durum
- can sağlığı
İnsanın sağ ve sağlıklı olması
- can simidi olmak
birinin kötü durumda kalmasını engellemek
- can sohbeti
İçtenlikle konuşan çok yakın dostlar bir arada söyleşip dertleşme
- can suyu
Yeni dikilen fide veya fidanlara verilen az miktardaki ilk su
- can sıkmak
bıkkınlık vermek
- can sıkıntısı
Yapılacak bir iş olmaması ve hiçbir şeyle oyalanma imkânı bulunmaması sebebiyle duyulan tedirginlik
- can vermek
ölmek
- can yakmak
zulmetmek, eziyet etmek
- can yoldaşı
Yalnızlıktan kurtulmak için birlikte yaşanılan kimse
- can çabası
Varlığını kanıtlamak amacıyla gösterilen aşırı gayret
- can çekişmek
ölmek üzere bulunmak
- can çekişmektense ölmek yeğdir
"bir işte çeşitli sıkıntı ve üzüntülerle karşılaşıp olağanüstü gayret harcamaktansa o işten vazgeçmek daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz
- can çıkmayınca (veya çıkmadan) huy çıkmaz
"insanı alışkanlıklarından, huylarından vazgeçirmek mümkün değildir" anlamında kullanılan bir söz
- cana
"Ey sevgili" anlamında kullanılan bir seslenme sözü
- cana (veya canına) can katmak
yaşama gücünü artırmak
- cana gelecek mala gelsin
"canı korumak için mal feda edilir" anlamında kullanılan bir söz
- cana kıymak
öldürmek
- cana minnet saymak (veya bilmek)
bir lütuf olarak kabul etmek
- canan
Gönülden sevilen, gönül verilmiş olan kadın
- cananlık
Canan olma durumu
- canavar
Masallarda sözü geçen yabani, yırtıcı hayvan
- canavar düdüğü
Acı acı ses çıkaran ve uzaklara kadar tehlike işareti vermek için kullanılan düdük
- canavar gibi
iri yarı, saldırgan
- canavar kesilmek
hırçınlaşmak, canavar gibi olmak
- canavar otu
Canavar otugiller familyasının örnek türlerinden olan ve kenevirle tütün köklerinin asalaklarından biri sayılan çiçekli bitki (Orobanche ramosa)
- canavar otugiller
Bitişik taç yapraklı iki çeneklilerden, tarım bitkilerine zarar veren asalak bir bitki familyası
- canavara dönmek
canavar gibi davranmaya başlamak
- canavarca
Canavar gibi
- canavarlaşabilme
Canavarlaşabilmek işi
- canavarlaşabilmek
Canavarlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- canavarlaşma
Canavarlaşmak işi
- canavarlaşmak
Canavar gibi, vahşi, acımasız biçimde davranmak
- canavarlaştırma
Canavarlaştırmak durumu
- canavarlaştırmak
Canavar durumuna getirmek
- canavarlık
Canavar gibi davranma
- cancağız
Yakınların, sevilen kimselerin canı için söylenen bir söz
- cancağızı isterse
kendisi isterse, içinden gelirse
- cancağızım
Yakın birisi için kullanılan bir sevgi sözü
- canciğer
Çok yakın, sıkı fıkı, pek içten (arkadaş)
- canciğer kuzu sarması
içli dışlı, candan, pek içten
- canciğer olmak
birbiriyle çok yakın arkadaş olmak
- canciğerlik
Canciğer olma durumu
- candan
Her türlü çıkar düşüncesinden uzak
- candan geçmek
ölmek
- candanlık
Candan olma durumu
- candaşlık
Can dostu olma durumu
- canevi
Kalbin altındaki bölge
- canevinden vurmak
en etkileyici yönünden saldırmak
- canfes
Üzerinde desen bulunmayan, ince dokunmuş, parlak, tok, ipekli kumaş
- canfes gibi
ince, taze ve sinirsiz (asma ve dut yaprağı)
- canfeza
Türk müziğinde çok az kullanılmış bir birleşik makam
- cangıl
Kalabalık, düzensizlik vb.nin yol açtığı karışıklık
- cangıl cungul
Hayvanlara takılan çan veya başka maden eşyanın çıkardığı ses
- canhıraş
Yürek paralayan, iç tırmalayan, tüyler ürpertecek kadar korkunç
- cani
Cinayet işlemiş olan kimse; kıyacı, kıyıcı (III)
- canice
Cani gibi, caniye yakışır bir biçimde; canicesine, caniyane
- Canik
Samsun iline bağlı ilçelerden biri
- canilik
Cani olma durumu; kıyıcılık
- caniyane
Canice olan
- cankulağı ile dinlemek
çok dikkatli dinlemek
- cankurtaran
Hasta veya yaralı taşımaya uygun hazırlanmış özel araç; ambulans
- cankurtaran gemisi
Karaya oturan, yanan veya batma tehlikesi ile karşı karşıya kalan gemileri kurtarmaya yarayan gemi
- cankurtaran kulübesi
Dağ geçitlerinde tipiden veya soğuktan korunmak için sığınak olarak yapılmış kulübe
- cankurtaran salı
Deniz kazalarında kullanılmak üzere gemilerde bulundurulan sal; can salı
- cankurtaran sandalı
Denizde oluşabilecek batma, yangın, çarpışma veya çatışma gibi durumlarda içeridekilerin gemiyi güvenlice terk etmesini sağlayan küçük tekne, sandal veya bot; filika
- cankurtaran simidi
Suda boğulma tehlikesine karşı kullanılan ve sudan hafif maddelerden, büyük simit veya yelek biçiminde yapılmış araç; can simidi
- cankurtaran yeleği
Yelek biçiminde yapılmış cankurtaran aracı; can yeleği
- cankurtaran çanı
Tipili veya sisli havalarda sığınacak yeri yolculara, gemilere belli etmek için kullanılan çan veya düdük; cankurtaran düdüğü
- cankurtaran şamandırası
Denize düşenlerin kolayca belirlenip kurtarılmaları için denize bırakılan ve kazaya uğrayanların bulup kendilerini göstermeleri için kullanılan, parlak renkli, fosforlu şamandıra
- cankurtaranlık
Cankurtaran olma durumu
- canla başla
Seve seve, her şeyi göze alarak, olanca gücüyle
- canlanabilme
Canlanabilmek işi
- canlanabilmek
Canlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- canlandırabilme
Canlandırabilmek işi
- canlandırabilmek
Canlandırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- canlandırma
Canlandırmak işi
- canlandırmak
Canlanmasını sağlamak, canlanmasına yol açmak
- canlandırıcı
Canlılık veren, canlılık kazandıran şey
- canlandırıcılık
Canlandırıcı olma durumu; animatörlük
- canlandırılabilme
Canlandırılabilmek işi
- canlandırılabilmek
Canlandırılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- canlandırılma
Canlandırılmak işi
- canlandırılmak
Canlandırma işine konu olmak
- canlandırılış
Canlandırılmak işi
- canlandırım
Ortada kalan kalıntılarına göre bir eserin ana tasarısına uygun olarak yeniden çizimi
- canlandırıverme
Canlandırıvermek işi
- canlandırıvermek
Çabucak canlandırmak
- canlandırış
Canlandırmak işi
- canlanma
Canlanmak işi; tecessüm
- canlanmak
Gücü artmak, diri duruma gelmek
- canlanıverme
Canlanıvermek işi
- canlanıvermek
Çabucak canlanmak
- canlanış
Canlanmak işi
- canlar
Yakınlık duygusuyla söylenen bir seslenme sözü
- canlı
Yaşamakta olan, yaşayan; diri
- canlı bomba
Üzerindeki patlayıcı maddeleri suikast yapmak amacıyla patlatarak kullanan kimse; intihar bombacısı
- canlı canlı
Diri diri, henüz ölmemiş bir biçimde
- canlı cenaze
Çok zayıf, bir deri bir kemik kalmış kimse
- canlı cenazeye dönmek
çok zayıflamak, bir deri bir kemik kalmak
- canlı model
Heykel, resim vb. çalışmalarda model olarak yararlanılan kadın veya erkek
- canlı müzik
Gazino, lokal vb. yerlerde yemek sırasında bir veya birkaç müzisyenin çalgı ve sesleri ile parçaları seslendirmesi
- canlı resim
Bir hareketi parçalarına ayırıp bunların elle yapılan resimlerinin alıcıyla tek tek çevrilmesine dayanan ve gösterimde sürekli bir hareketi ortaya koyan film tekniği
- canlı yayın
Olay, gösteri, toplantı, etkinlik vb.nin yaşandığı anda olay yerinden bire bir aktarıldığı yayın; canlı, naklen yayın
- canlı yayın aracı
Olay, toplantı, etkinlik vb.nin yaşandığı anda olay yerinden bire bir aktarılabilmesi amacıyla kullanılan, özel donanıma sahip taşıt; naklen yayın aracı
- canlı özdekçi
Canlı özdekçilik yanlısı olan; hilozoist
- canlı özdekçilik
Evrenin temeli olarak düşünülen maddenin canlı olduğunu savunan öğreti; hilozoizm
- canlıcı
Canlıcılık yanlısı olan
- canlıcılık
Olup bitenin, ruhlar alanının gizli güçleri tarafından yönetildiğine inanan ilkel anlayış; animizm
- canlılık
Canlı olma durumu; fer
- cansiparane
Canını verircesine, özverili bir biçimde
- cansız
Canını yitirmiş, ölmüş olan
- cansız düşmek
hastalık veya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek
- cansız hedef
İnsan ve hayvan dışında ateş etmek için seçilen hedef
- cansızca
Cansız bir biçimde; cansızcasına
- cansızlaşabilme
Cansızlaşabilmek işi
- cansızlaşabilmek
Cansızlaşma ihtimali bulunmak
- cansızlaşma
Cansızlaşmak işi
- cansızlaşmak
Cansız duruma gelmek
- cansızlaştırma
Cansızlaştırmak işi
- cansızlaştırmak
Cansız duruma getirmek
- cansızlaştırılma
Cansızlaştırılmak işi
- cansızlaştırılmak
Cansız duruma getirilmek
- cansızlık
Cansız olma durumu
- canı acımak
çarpma, vurma vb. sonucu acı duymak
- canı ağzına (veya boğazına) gelmek
büyük bir tehlike karşısında ölecekmiş gibi bir korkuya kapılmak
- canı bayılmak
takatsizlik göstermek
- canı burnuna (veya burnundan) gelmek
bir şey yaparken çok zorluk çekmek
- canı burnunda
Çok yorgun ve bezgin olan
- canı burnundan çıkmak
çok kızgın olmak, öfkelenmek
- canı cana ölçmek
başkasına yapılacak şeyi kendisine yapılacak gibi düşünmek
- canı canına (veya içine) sığmamak
sabırsızlık göstermek, tahammül etmemek
- canı cebinde
Bitkin, hasta, çok zayıf, ölümle karşı karşıya olan (kimse)
- canı cehenneme
sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildiren bir söz
- canı gelip gitmek
ayılıp bayılmak
- canı gelmek
yeniden canlanmak, canı yerine gelmek
- canı gibi sevmek
çok güçlü bir sevgiyle bağlanmak
- canı gitmek
özen gösterilen, çok sevilen bir şeye zarar gelecek diye kaygılanmak
- canı ile oynamak
tehlikeli işlerle uğraşmak
- canı ile uğraşmak
ağır hasta olmak, ölüm döşeğinde can çekişmek
- canı istemek
heves duymak
- canı isterse
"kabul etmezse etmesin" anlamında kullanılan bir söz
- canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır
"güzel yaşamak isteyen kişi, bu yaşayışın yükünü çekmeyi göze almalı ve gerekli kaynakları elinin altında bulundurmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- canı pek
Acıya, sıkıntıya karşı dayanıklı (kimse)
- canı sağ olsun!
üzülmeye gerek olmadığının karşı tarafa bildirilmesi için kullanılan iyi dilek sözü
- canı sıkkın
Keyfi kaçmış (kimse)
- canı sıkkınlık
Canı sıkkın olma durumu
- canı sıkılmak
içi sıkılmak, yapacak bir işi olmamaktan tedirginlik duymak
- canı tatlı
Sıkıntıya ve acıya katlanmak istemeyen (kimse)
- canı tatlı gelmek
sıkıntıya katlanamamak
- canı tezlik
Canı tez olma durumu
- canı yanan eşek, attan yüğrük olur
"zarara veya kötülüğe uğrayan kimse acısını çıkarmak ve bir daha aynı duruma düşmemek için aşırı çaba harcar" anlamında kullanılan bir söz
- canı yanmak
çok acı duymak
- canı yerine gelmek
yorgunluğu geçmek
- canı yok mu?
katlanılan sıkıntı başkalarına örnek olsun diye söylenen bir söz
- canı çekilmek
vücudun herhangi bir organının canlılığı azalır gibi olmak
- canı çekmek
bir şeyi istemek, istek duymak, arzulamak
- canı çıkasıca
"büyük zarara veya kötülüğe uğrasın, perişan olsun, ölsün" anlamında kullanılan bir ilenme sözü
- canı çıkmak
çok yorulmak veya çok zorluk çekmek
- canı çıksın!
"ölsün, gebersin!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü
- canıgönülden
Çok isteyerek
- canım
çok sevdiğim
- canım ciğerim
"çok sevdiğim" anlamında kullanılan bir söz
- canım dese canın çıksın diyor sanmak
birinin en gönül okşayıcı sözleri bile kendisine dokunmak, batmak
- canımı sokakta bulmadım
"tehlikeye veya herhangi bir sıkıntıya katlanmaya niyetim yok" anlamında kullanılan bir söz
- canımın içi
çok sevilen bir kimse için kullanılan bir söz
- canın isterse
"dilediğin gibi olsun, sen bilirsin, bana göre hava hoş" anlamında kullanılan bir söz
- canına acımamak
kendisini düşünmeden, kendisine bakmadan yaşamak
- canına değmek
çok hoşlanmak
- canına düşkün
Kendine iyi bakan, kendini koruyan (kimse)
- canına ezan okumak
bir kimsenin hakkından gelmek, öldürmek
- canına geçmek (veya işlemek veya kâr etmek)
çok etkilemek
- canına kastetmek
intihara kalkışmak
- canına kıymak
acımadan öldürmek
- canına minnet (olmak)
beklenilmeyen iyi bir durumla karşılaşıldığında duyulan memnunluğu anlatmak için söylenen bir söz
- canına okumak
berbat ve perişan etmek
- canına rahmet
"Allah rahmetini esirgemesin" anlamında kullanılan iyi dilek sözü
- canına susamak
birini öldürmeyi istemek
- canına tak demek (veya etmek)
dayanamaz duruma gelmek, sabrı kalmamak
- canına tükürdüğümün (veya üfürdüğümün)
kızgınlık ve öfke belirten bir söz
- canına yandığım (veya yandığımın)
sevgi, hayranlık, öfke vb. duygular anlatan bir söz
- canına yetmek
katlanamayacak duruma gelmek, bezmek, bıkmak
- canından bezmek (veya bıkmak veya usanmak)
ölümü göze alacak kadar sıkıntı içinde olmak
- canından geçmek
ölmek için hazır olmak
- canından olmak
ölmek
- canını acıtmak
birine acı vermek
- canını almak
öldürmek
- canını bağışlamak
öldürmesi gerekirken vazgeçmek
- canını burnundan getirmek
çok yormak, fazla çalıştırmak
- canını cehenneme göndermek (veya yollamak)
öldürmek
- canını dar atmak
bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sığınmak
- canını dar kurtarmak
ölümden kurtulmak
- canını dişine almak (veya takmak)
her tehlikeyi göze alarak işe girişmek
- canını sokakta bulmamak
sağlığı değerli ve önemli olmak
- canını sıkmak
sözlerle veya davranışlarla kişinin neşesini kaçırmak, huzurunu bozmak
- canını vermek
kendisini feda etmek
- canını yakmak
acı verecek bir biçimde cezalandırmak
- canını çıkarmak
hırpalamak, çok yormak, yıpratmak
- canının derdine düşmek
canından başka bir şey düşünemeyecek kadar sıkıntıda olmak
- canının içine sokacağı gelmek
çok hoşlanmak, çok sevmek
- capcanlı
Çok canlı
- car
Tellal ile duyurma
- car car
Çok ve yüksek sesle, gürültülü bir biçimde (konuşmak)
- car car ötmek
boş ve gereksiz yere sürekli konuşmak
- car etmek
nara atmak, haykırmak
- carcar
Geveze, yaygaracı olan
- carcur
"Gelişigüzel konuşmak" anlamındaki carcur etmek deyiminde geçen bir söz
- cari
Geçerli olan, yürürlükteki
- cari gider
Yatırım ve transfer ödemesi niteliğinde olmayan kamu harcamaları
- cari hesap
İki taraf arasında sürüp giden alacak verecek işlemlerinin tutulan hesabı
- cari kur
Piyasada arz ve talep sonucu belirlenen kur
- cari masraf
Belirli bir dönemde yapılan harcamalar
- cari olmak
geçerli olmak, yürürlükte bulunmak
- cari para
Geçerli olan, yürürlükte bulunan para
- cari ücret
İş gücü piyasasında iş gücünün, arz ve talebe göre belirlenen fiyatı
- cariye
Yabancı ülkelerden kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan, alınıp satılabilen, her konuda efendisinin isteklerine bağlı bulunan genç kadın; halayık
- cariyelik
Cariye olma durumu
- cariyelik etmek
cariye gibi hizmet etmek
- cariyeniz (veya cariyeleri)
söz söylenen kimseye aşırı bir saygı göstermiş olmak için kadınlar tarafından "ben" zamiri yerine kullanılan bir söz
- carlama
Carlamak işi
- carlamak
Bağırarak konuşmak
- carlı
Car (II) giymiş olan
- carsız
Car (II) giymemiş olan
- cart
Sert bir şey yırtılırken çıkan ses
- cart (veya zırt) kaba kâğıt
yüksekten atana veya çalımlı bir tavır takınana karşı "senin bu tavrına değer verilmiyor" anlamında kullanılan bir söz
- cart cart ötmek
çok konuşmak
- cart curt
Gerekli gereksiz yerde söylenen abartılı söz
- cart curt etmek
göz korkutmak veya övünmek amacıyla abartılı konuşmak
- cartadak
Birdenbire ve gürültü ile; cartadan
- cartayı çekmek
ölmek
- cartlak kebabı
Şişe dizilen kuşbaşı biçimindeki ciğerin ve kuyruk yağının üzerine tuz, karabiber ve kimyon ekilerek kömür ateşinde pişirilmesiyle hazırlanan bir kebap türü
- cascavlak
Saçsız (baş)
- cascavlak ortada kalmak
bütün imkânları elinden alınmak
- casus
Bir devlet veya kuruluşun gizli amaçları için çalışan kimse; dil avcısı, çaşıt, ajan
- casus yazılım
Genellikle kullanıcının onayı ve bilgisi olmadan bir bilgisayardan veri toplayarak bu verileri üçüncü şahıslara iletmek için tasarlanan yazılım; siber silah
- casusluk
Casus olma durumu; çaşıtlık, ajanlık, espiyonaj
- casusluk etmek
casus olarak çalışmak
- cavalacoz
Değersiz, önemsiz, derme çatma olan
- cavlak
Çıplak, tüysüz, saçsız olan
- cavlaklık
Cavlak olma durumu
- cavlama
Cavlamak işi
- cavlamak
Tüyünü dökmek, çıplak kalmak
- cayabilme
Cayabilmek işi
- cayabilmek
Cayma ihtimali veya imkânı bulunmak
- caydırabilme
Caydırabilmek işi
- caydırabilmek
Caydırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- caydırma
Caydırmak işi
- caydırmak
Cayma işini yaptırmak
- caydırıcı
Kararından, sözünden döndürücü (kimse veya şey)
- caydırıcılık
Caydırıcı olma durumu
- caydırılabilme
Caydırılabilmek işi
- caydırılabilmek
Caydırılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- caydırılma
Caydırılmak işi
- caydırılmak
Caydırma işi yapılmak
- caydırılış
Caydırılmak işi
- caydırış
Caydırmak işi
- caygın
Vazgeçip işin ardını bırakan, kararlı olmayan, verdiği sözden cayan
- caygınlık
Caygın olma durumu
- cayma
Caymak işi
- caymak
Sözünden, kararından dönmek
- cayır cayır
Şiddetli, çabuk ve etkili bir biçimde (yanmak, yırtılmak vb.)
- cayır cayır yanmak
şiddetli, çabuk ve etkili bir biçimde yanmak
- cayırdama
Cayırdamak işi
- cayırdamak
Nesneler "cayır" sesi çıkararak yanmak, sürtünmek veya yırtılmak
- cayırdatma
Cayırdatmak işi
- cayırdatmak
Sert, uzun, gürültülü ses çıkartmak
- cayırdayış
Cayırdamak işi
- cayırtı
Şiddetli yanma, yırtılma, silahla ateş etme vb. sırasında çıkan sesin adı
- cayırtı koparmak
çok gürültü koparmak
- cayırtı vermek
gürültü ile gözdağı vermek
- cayırtılı
Cayırtısı olan
- cayırtıyı basmak
birdenbire bağırıp çağırmaya başlamak
- cayıverme
Cayıvermek işi
- cayıvermek
Çabucak caymak
- cayış
Caymak işi
- caz
Başlangıçta Kuzey Amerika zencilerine aitken sonraları bütün dünyada benimsenen bir müzik türü
- caz takımı
Caz müziği çalan orkestranın bütün çalgıları
- caz yapmak
boşa konuşmak, gevezelik etmek
- cazbant
Caz müziği çalan orkestra
- cazcı
Caz müziği çalan veya besteleyen kimse; cazbantçı
- cazcılık
Cazcının yaptığı iş
- cazgır
Güreşecek olan pehlivanları yüksek sesle izleyicilere tanıtan ve dua okuyarak onları alana süren kimse
- cazgırlık
Cazgır olma durumu
- cazgırlık yapmak
gereksiz yere bağırıp çağırarak üste çıkmaya çalışmak
- cazibeli
İlgiyi, dikkati üzerinde toplayan
- cazibesiz
Çekici olmayan
- cazibesizlik
Çekici olmama durumu
- cazlı
Cazı olan
- cazsız
Cazı olmayan
- cazır cazır
Güçlü ve sesli olarak (kaynamak, yanmak)
- cazırdama
Cazırdamak işi
- cazırdamak
"Caz" diye ses çıkarmak
- cazırdatma
Cazırdatmak işi
- cazırdatmak
Cazırdamasına yol açmak
- cazırdayış
Cazırdamak işi
- cazırtı
Cazırdama sırasında çıkan sesin adı
- cazırtılı
Cazırtısı olan
- cazırtısız
Cazırtısı olmayan
- cağ
Dokuma tezgâhında üzerine ip sarılan yassı makara
- cağlık
Dokumacılıkta, çözgü makinesinde çözgü ipliği bobinlerinin desen ve renk sırasına göre yerleştirildiği sehpa
- Cb
Kolombiyum elementinin simgesi
- cc
Kemanın sırt ve göğüs tahtasını iki yanından "c" harfi biçiminde çenten oyuklar
- Cd
Kadmiyum elementinin simgesi
- Ce
Seryum elementinin simgesi
- ce
Türk alfabesinin üçüncü harfinin adı, okunuşu
- ce demeye mi geldin?
"bu kadar az oturmaya mı geldin?" anlamında kullanılan bir söz
- cebbar
Cebreden, zor kullanan
- cebeci
Yeniçeri ordusunda silah yapan, onaran ve bakımı ile görevli bulunan, savaşta ordunun silah ve cephanesini ulaştıran yaya kapıkulu ocaklarından bir sınıf asker
- cebel
Sahipsiz, boş toprak
- cebeli
Osmanlı Devleti'nde, savaş sırasında tımar, zeamet sahiplerinin dirlikleri oranına göre yanlarında götürmekle yükümlü bulundukları atlı asker
- cebellezi
Hakkı olmayan bir şeyi kendisine mal etme, çalma
- cebellezi etmek
çalmak
- ceberut
Acımasız, merhametsiz, zorba (kimse)
- ceberutluk
Ceberut olma durumu
- cebi delik
Tutumlu olmayan (kimse)
- cebi para görmek
parası yokken para kazanmaya başlamak
- cebinde akrep olmak
çok cimri olmak
- cebinden çıkarmak
birinden çok üstün olmak
- cebine indirmek (veya atmak)
hakkı olmadığı hâlde parayı kendine mal etmek
- cebini (veya ceplerini) doldurmak
karşılaştığı elverişli durumlardan yararlanarak bol para kazanmak
- cebir
Artı ve eksi gerçek sayılarla, bunların yerini tutan harfler yardımıyla nicelikler arasında genel bağlantılar kuran matematik kolu
- cebir kullanmak
zor kullanmak
- cebire
Kırık ve çıkık kemikleri yerinde tutmak için kullanılan tahta, mukavva veya tenekeden yapılmış, üzeri sargıyla kaplanan levha; süyek, koaptör
- cebirsel
Cebirle ilgili
- cebirsel deyim
Bilinen veya bilinmeyen büyüklük ölçüleri üzerinde, bunlara bağlı bir büyüklük ölçüsünü çıkarmak için gerekli işlemleri gösteren ve birbirine cebirsel işaretlerle bağlanan harf ve sayılar bütünü; cebirsel formül, cebirsel ifade
- Cebrail
Allah tarafından peygamberlere vahiy getirmekle görevlendirilen melek; Ruhülkudüs
- cebretme
Cebretmek işi
- cebrinefis
Kendini tutma, kendine baskı yapma, nefis zorlaması
- cebrî
Zorla yapılan
- cebrî yürüyüş
Bir yere kuvvet yetiştirmek veya düşmandan önce varmak için yapılan hızlı yürüyüş
- ceddine (veya yedi ceddine) lanet
"soyun sopunla birlikte Tanrı cezanızı versin!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü
- ceddine rahmet
"aferin, Tanrı senden razı olsun" anlamında kullanılan bir söz
- cedel
Karşısındakini susturmak için yapılan tartışma
- cedelci
Karşısındakini susturmak için tartışan kimse
- cedelleşme
Cedelleşmek işi; becelleşme, cebelleşme
- cedelleşmek
Karşısındakini susturmak amacıyla tartışmak; becelleşmek, cebelleşmek
- cefa
Bir başkasına verilen aşırı eziyet veya sıkıntı
- cefa etmek
aşırı eziyet etmek, sıkıntı vermek
- cefa çekmek (veya görmek)
aşırı eziyet veya sıkıntı görmek
- cefakeş
Cefa çeken, sıkıntıya katlanan; cefakâr
- cefakeşlik
Cefakeş olma durumu
- cefakâr
Eziyet eden, eziyet veren
- cefakârlık
Cefakâr olma durumu
- cefalı
Sıkıntı, eziyet çekilen
- cefasız
Sıkıntı olmayan, eziyet etmeyen
- cefaya katlanmak
aşırı eziyete veya sıkıntıya katlanmak
- cefayı çekmeyen sefanın kadrini bilmez
"sıkıntı çekmemiş olanlar, eriştikleri rahatlığın ve mutluluğun değerini bilemezler" anlamında kullanılan bir söz
- ceffelkalem
Düşünüp taşınmadan
- cehdetme
Cehdetmek işi
- cehdetmek
Israrlı biçimde çalışıp çabalamak
- cehennem
Dinî inanışlara göre, dünyada günah işleyenlerin öldükten sonra ceza görecekleri yer; tamu
- cehennem azabı
İşlenilen günahların karşılığı olarak cehennemde çekileceğine inanılan ceza
- cehennem gibi
çok sıcak
- cehennem hayatı
Büyük sıkıntı ve üzüntülerle dolu yaşayış
- cehennem kütüğü
Yaptığı kötülükler sebebiyle cehennemde yanmaya yaraşır kimse
- cehennem ol!
"defol!" anlamında kullanılan bir söz
- cehennem olup gitmek
defolmak
- cehennem sıcağı
Aşırı sıcak
- cehennem taşı
Gümüşün nitrik asitte ergitilmesiyle elde edilen, havaya dayanıklı, ışıkta bozulmayan beyaz kristal
- cehennem zebanisi
Zalim, acımasız kimse
- cehenneme direk olmak
çok günahkâr olmak
- cehenneme kadar yolu var
"defolsun, istediği yere kadar gitsin" anlamında kullanılan bir söz
- cehenneme çevirmek
yaşanılmaz bir duruma getirmek
- cehennemi boylamak
sevilmeyen bir kimse ölmek
- cehennemin dibi (veya bucağı)
çok uzak yer
- cehennemin dibine gitmek
kızılan bir kimse defolup gitmek
- cehennemleşme
Cehennemleşmek durumu
- cehennemleşmek
Cehenneme dönmek
- cehennemlik
Öldükten sonra yerinin cehennem olacağı sanılan, cehenneme layık (kimse)
- cehennemî
Cehennemle ilgili
- cehre
Bu alete sarılan iplik miktarı
- cehri
Kök boyasıgillerden, meyve, kabuk veya odunundan güzel kırmızı renk elde edilen bir kök (Rhamnus infectorius)
- ceket
Erkeklerin ve kadınların giydiği, genellikle önden düğmeli, kalçayı örten, kollu üst giysisi
- ceketini alıp çıkmak (veya gitmek)
ilişkisini tamamen bitirmek
- ceketli
Ceketi olan
- ceketsiz
Ceketi olmayan
- celallenebilme
Celallenebilmek işi
- celallenebilmek
Celallenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- celalleniverme
Celallenivermek işi
- celallenivermek
Çabucak celallenmek
- celallenme
Celallenmek işi
- celallenmek
Öfkelenmek, kızmak
- celalli
Sert ve öfkeli (kimse)
- celallice
Celalli gibi, celalliye benzer
- celallilik
Celalli olma durumu
- celbetme
Celbetmek işi
- celbetmek
Kendi üzerine çekmek
- celep
Koyun, keçi, sığır vb. kesilecek hayvanların ticaretini yapan kimse; celepçi
- celeplik
Celepçinin yaptığı iş; celepçilik
- celi
Açık, aşikâr olan
- celi yazı
Uzaktan okunacak bir biçimde istif edilmiş, iri sülüs Arap harfli levha yazısı; celi
- celil
Çok büyük, değeri ve mertebesi yüksek olan
- celiye
Nehirlerde genellikle nakliye işinde kullanılan, dümen yerinden kürekle sevk edilen, üzeri ince ziftle kaplanmış bir tür ince donanma gemisi
- cellat
Ölüm cezasına çarptırılanları öldürmekle görevli olan kimse
- cellat gibi
acımasız
- cellatlık
Cellat olma durumu
- celp
Askerlik görevini yapmaya çağırma
- celseyi açmak
oturumu açmak
- celseyi tatil etmek
oturuma ara vermek
- Celâli
İlk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çıkıp devlete isyan eden Bozoklu Derviş Celâl'in adamlarına ve ondan yana olanlara, sonraları da ortaya çıkan eşkıyaya verilen ad
- Celâlilik
Celâli olma durumu
- cem
Bir araya getirme
- cem ayini
Mevlevi ve bilhassa Bektaşi tarikatı mensuplarının aralarında yaptıkları, yemekli müzikli sohbet toplantısı ve ayin; ayinicem
- cemaat
Bir araya gelmiş, toplanmış insanlar
- cemaat ne kadar çok olsa imam gene bildiğini okur
"bir yetkili kimse, çevresindekilerin düşüncesi ne olursa olsun kendi istediğini yapmaya çalışır" anlamında kullanılan bir söz
- cemaate uymak
içinde bulunulan bir topluluğa uyarak davranmak
- cemaatimüslimin
Bir araya gelmiş Müslümanlar
- cemaatle namaz kılmak
imama uyarak namaz kılmak
- cemaatleşme
Cemaatleşmek işi
- cemaatleşmek
Cemaat durumuna gelmek
- cemaatleştirme
Cemaatleştirmek işi
- cemaatleştirmek
Cemaatleşme durumuna getirmek
- cemaatli
Cemaati olan
- cemaatsiz
Cemaati olmayan
- cemaatsizlik
Cemaatsiz olma durumu
- cemadat
Cansızlar, cansız varlıklar
- cemal
Yüz güzelliği
- ceman
Toplam olarak, hepsini içine alarak
- ceman yekûn
Toplam olarak
- cemaziyelahir
Ay takviminin altıncı ayı; küçük tövbe ayı
- cemaziyelevvel
Ay takviminin beşinci ayı; büyük tövbe ayı
- cemaziyelevvelini bilmek
bir kimsenin herkesçe bilinmeyen, geçmişteki hayatını, her türlü yönünü veya kötü durumunu bilmek
- cembiye
Bir tür eğri kama
- cembiyeli
Cembiyesi olan
- cembiyesiz
Cembiyesi olmayan
- cemevi
Bektaşi ve Alevilerin toplu olarak dinî tören yaptıkları yer
- cemil
Güzel olan (erkek)
- cemile
Gönül alıcı davranış
- cemiyet
Bir olayı veya kişiyi kutlamak amacıyla bir araya gelen topluluk
- cemiyetli
Cemiyet içinde geçen, derli toplu, dağınık olmayan
- cemre
Şubat ayında birer hafta arayla havada, suda ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi
- cemre düşmek
sıcaklık yükselmek
- cemse
Askerî hizmetlerde, çoğunlukla da askeri belli bir noktaya sevketmekte kullanılan bir tür kamyon
- cemşat
Basketbolda rakibe yüklenip aniden geri çekilerek ve dönerken zıplayarak atılan şut
- cenabet
Pis, kötü, hoşlanılmayan (kimse veya şey)
- cenabetlik
Cenabet olma durumu
- cenah
Kuşun kanadı
- cenap
Saygı, onur ve büyüklük anlamıyla kullanılan bir söz
- cenapları
saygı duyulan kişilerin adlarını veya makamlarını gösteren söze başka ünvanlarla birlikte getirilen bir söz
- cenaze
Kefenlenip tabuta konmuş, gömülmeye hazırlanmış insan ölüsü
- cenaze alayı
Cenazenin arkasından yürüyen devlet erkânı, polis, bando vb. topluluk
- cenaze duası
Cenaze namazında okunan dua
- cenaze gibi
benzi sararmış
- cenaze levazımatı
Ölünün kefenlenmesi sırasında gerekli olan malzemeler
- cenaze namazı
Gömülmeden önce musalla taşına konulmuş cenazenin önünde diğer namazlardan farklı olarak rükûya ve secdeye varmadan yalnız ayakta kılınan namaz
- cenaze töreni
Bir cenaze için mezara kadar yapılan dinî tören; cenaze, cenaze merasimi
- cenazeyi kaldırmak
ölüyü gömmek üzere götürmek
- cendere
Manevi açıdan yapılan baskı
- cendereleşme
Cendereleşmek işi
- cendereleşmek
Manevi açıdan baskı altında mücadele etmek
- cendereye sokmak
manevi açıdan baskı altına almak
- cengel
Otlarla ve sık ağaçlarla örtülü geniş Hindistan ormanı; cangıl
- cengâver
Savaşta kahramanlık gösteren
- cengâverce
Cengâvere yakışır bir biçimde
- cenin
Oğulcuğun gelişimini büyük ölçüde tamamladığı, bütün organ taslaklarının oluştuğu üçüncü aydan doğuma kadarki durumu; dölüt, fetüs
- ceninli
Cenin bulunan
- cenk
Büyük mücadele
- cenk etmek
savaşmak, mücadele etmek
- cennet
Dinî inanışlara göre imanlı ve iyi kimselerin ölümden sonra Allah tarafından mükâfat olarak konulacakları ve içinde ebediyen yaşayacakları, her türlü tasavvurun üstünde güzellik ve nimetlerle dolu yer; uçmak (II), behişt
- cennet balığı
Cennet balığıgillerden, mavi yeşil zemin üzerine bakır rengi çizgili tropikal balık (Macropodus viridiauratus)
- cennet balığıgiller
Kemikli balıklar takımının kefaller alt takımına giren bir familya
- cennet biberi
Afrika kıyılarında yetişen, karabiber tadında, iştah açıcı bir baharat (Amomum paradisi)
- cennet gibi
güzel, bakımlı (yer)
- cennet kuşu
Cennet kuşugillerden, tüyleri güzel renkli bir kuş (Paradisea apoda)
- cennet kuşugiller
Omurgalı hayvanlardan kuşlar sınıfının bir familyası
- cennet taamı
Tadı çok güzel olan yemek veya yiyecek
- cennet öküzü
Yüreği temiz ancak budala denecek kadar saf olan kimse
- cennete dönmek
güzel, rahat yaşanılır, bakımlı bir yer durumuna gelmek
- cennete düşmek
güzel, hoş bir yere gitmek
- cennete çevirmek
temiz, bakımlı, güzel bir yer durumuna getirmek
- cennetleşme
Cennetleşmek durumu
- cennetleşmek
Cennete benzemek
- cennetlik
Öldükten sonra yerinin cennet olacağına inanılan (kimse); cennetmekân
- centilmen
İyi arkadaşlık eden, saygılı, görgülü, kibar (erkek)
- centilmence
Centilmene yakışan
- centilmenlik
Centilmen olma durumu
- centilmenlik anlaşması
Hukuksal ve resmî olmayan ancak tarafların karşılıklı güvenlerine dayanan sözlü anlaşma
- Cenubi
Güney'le ilgili, Güney'e özgü olan
- cenubi
Güneyle ilgili, güneye özgü olan
- cep
Genellikle bir şey koymaya yarayan, giysinin belli bir yeri açılarak içine yerleştirilen astardan yapılmış parça
- cep defteri
Cebe sığabilecek büyüklükteki defter
- cep feneri
Cepte taşınabilen, pilli, küçük fener
- cep harçlığı
Bir kimseye ufak tefek gündelik harcamalarını karşılaması için verilen para
- cep harçlığını çıkarmak
günlük masrafını karşılayacak kadar kazanç sahibi olmak
- cep kitabı
Cepte taşınacak, cebe girecek biçimde küçük kitap
- cep saati
Cepte taşınan saat
- cep sözlüğü
Cepte taşınabilecek ve günlük gereksinime cevap verebilecek nitelikte küçük sözlük
- cep takvimi
Cepte taşınabilecek küçük boy takvim
- cep telefonu
Kişinin yanında taşıyabildiği kablosuz telefon; cep, mobil telefon, el telefonu
- cep televizyonu
Çok küçük boyutta veya cebe sığabilecek küçüklükteki televizyon
- cep yakmak
çok pahalı olmak
- cephane
Ateşli silahlarla atılmak için hazırlanan her türlü patlayıcı madde; mühimmat
- cephaneci
Kara, deniz ve hava birliklerinde cephanelik görevlisi veya sorumlusu olan kimse
- cephanecilik
Cephanecinin yaptığı iş
- cephanelik
Cephanenin saklanmasına yarar kapalı ve korunmuş yer
- cephe
Bir şeyin veya yapının ön tarafta bulunan bölümü; alnaç
- cephe almak
hasım durumu takınmak, bir düşünceye karşı olmak, direnmek
- cephe açmak
savaş olmayan bir bölgede, savaşa hazırlanmak ve başlamak
- cepheden cepheye koşmak
durmadan değişik cephelerde savaşmak
- cepheden hücuma geçmek
dolaşık yollara sapmadan doğrudan doğruya konuyu ele alarak birine karşı çıkmak veya mücadeleyi açıktan açığa yapmak
- cephelenme
Cephelenmek işi
- cephelenmek
Cephe oluşturmak
- cepheleşme
Cepheleşmek işi
- cepheleşmek
Farklı düşünce ve istekler çerçevesinde zıt birlikler oluşturmak
- cepheli
Cephesi olan
- cepken
Kolları yırtmaçlı ve uzun, harçla işlenmiş bir tür kısa, yakasız üst giysisi
- cepleme
Ceplemek işi
- ceplemek
Cebine indirmek
- cepten aramak
bir kimseyi cep telefonundan aramak
- cepten harcamak
bir başkasının söylemediği bir sözü söylemiş gibi aktarmak
- cepten vermek
kendi kesesinden, kendi malından ödemek
- cepten yemek
bir ticarette kâra geçemeden para harcamak
- cer
Çekerek, sürükleyerek götürme
- cer hocası
Köylerde imamlık veya müezzinlik yaptığı için kendisine para ve erzak verilen medrese öğrencisi
- cerahatlenme
Cerahatlenmek işi
- cerahatlenmek
Yara irin toplamak
- cerbeze
Güzel, inandırıcı ve etkileyici konuşma yeteneği
- cerbezeli
Güzel, inandırıcı ve etkileyici söz söyleyen
- cereme
Başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme
- ceremesini çekmek
başkasının yol açtığı zararı ödemek
- cereyan
Bir yöne doğru akma
- cereyan etmek
geçmek, olmak, yapılmak
- cereyan çarpmak
elektrik akımına tutulup etkisinde kalmak
- cereyana kapılmak
elektrik akımıyla çarpılmak
- cereyanda kalmak
kapalı bir yerde, karşılıklı açık pencere veya kapı arasında meydana gelen hava akıntısında kalmak
- cerh
Bir düşünce, inanç veya iddiayı çürütme
- cerh etmek
yaralamak
- ceride
Süvari kolu
- Cermen
Bugünkü Almanya'yı, Bohemya’yı ve Polonya'nın batı bölümünü kapsayan Cermanya'da milattan önce III. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Cermen dilleri
Kuzey Avrupa'da konuşulan, Hint-Avrupa dil ailesinin bir kolu
- cermen menteşe
Bina kapıları ile pencerelere takılan ve yaprakları menteşe uzunluğunun yarısı kadar olan, sacdan kıvrılarak yapılmış menteşe
- Cermence
Cermenlerin kullandığı dil
- cerrah
Ameliyat yapan uzman hekim; operatör
- cerrahi
Cerrahlıkla ilgili
- cerrahi maske
Hastalık etkenlerinin geçişini engellemek amacıyla ağız ve burun bölgesine takılan, tek kullanımlık, kişisel koruyucu donanım; tıbbi maske
- cerrahlık
Cerrah olma durumu
- cerrar
Çekici, sürükleyici olan
- cerrarlık
Cerrar olma durumu
- cerre çıkmak
medreselerde okuyanlar para ve erzak toplamak için belli aylarda köylere dağılıp imamlık veya müezzinlik yapmak
- cesametli
Kocaman, iri, büyük olan
- cesaret
Güç veya tehlikeli bir işe girişirken kişinin kendinde bulduğu güven; cüret
- cesaret almak (veya bulmak)
herhangi bir durumdan, davranıştan veya kişiden güç almak
- cesaret etmek
korkulması gereken bir işe korkmadan girişmek, göze almak
- cesaret gelmek
kişi güç veya tehlikeli bir işe girişirken güven duymak
- cesaret göstermek
korkusuzca davranmak
- cesaret vermek
cesaretlendirmek
- cesarete gelmek
cesaretlenmek
- cesaretini kırmak
birinin kendine olan güvenini kaybettirmek, çekinir duruma getirmek
- cesaretini toplamak
korkusunu yenip kendine hâkim olmak
- cesaretlendirebilme
Cesaretlendirebilmek işi
- cesaretlendirebilmek
Cesaretlendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- cesaretlendirilme
Cesaretlendirilmek işi
- cesaretlendirilmek
Cesaretli olması sağlanmak
- cesaretlendirme
Cesaretlendirmek işi; cüretlendirme, teşci
- cesaretlendirmek
Korkusunu ve çekingenliğini gidermek; cesaret vermek, cüretlendirmek
- cesaretlenme
Cesaretlenmek işi; cüretlenme
- cesaretlenmek
Cesaretli duruma gelmek; cüretlenmek
- cesaretli
Güç veya tehlikeli bir işe girişirken içinde güven duygusu olan; cesur, cüretli, cüretkâr
- cesaretlice
Cesaretli bir biçimde; cüretlice
- cesaretlilik
Cesaretli olma durumu; cesurluk, cüretlilik
- cesaretsiz
Güç veya tehlikeli bir işe girişirken içinde güven duygusu olmayan; cüretsiz
- cesaretsizce
Cesaretsiz bir biçimde; cüretsizce
- cesaretsizlenme
Cesaretsizlenmek durumu
- cesaretsizlenmek
Cesaretini kaybetmek
- cesaretsizlik
Cesaretsiz olma durumu; cüretsizlik
- ceset
Ölen insanın vücudu; naaş
- cesur
Cesaretli bir biçimde
- cesurane
Cesura yakışan
- cesurca
Cesura yakışan
- cetbecet
Atalardan beri, nesiller boyunca
- cetvel
Doğru çizgileri çizmeye yarayan, dereceli veya derecesiz, tahtadan, plastikten, madenden yapılmış araç; çizgilik
- cevaben
Cevap olarak, karşılık olarak
- cevabi
Cevap niteliğinde olan
- cevabı dikmek (veya dayamak veya yapıştırmak)
kesin, ters ve karşısındakinin beklemediği bir karşılık vermek
- cevahir
Elmas, yakut vb. değerli taşlar; mücevher
- cevahir yumurtlamak
cevher yumurtlamak
- cevap
Bir soruya, bir isteğe, bir söz, bir davranış veya yazıya verilen karşılık; yanıt
- cevap almak
bir soruya, bir isteğe, bir söz, bir davranış veya yazıya verilen karşılık almak
- cevap anahtarı
Sınavlarda sorulan soruların çözülmüş biçimi
- cevap hakkı
Bir kimsenin şahsıyla ilgili genellikle basın yayın organlarında çıkan haberlere karşılık olarak düzeltme veya cevap verme hakkı; yanıt hakkı
- cevap hakkı doğmak
yanlış, haksız veya suçlayıcı bir ifade dolayısıyla karşı tarafın iddialara cevap verme durumu belirmek
- cevap kâğıdı
Sınavlarda sorulan soruların cevaplarının bulunduğu kâğıt
- cevap vermek
karşılık olarak bildirmek veya söylemek
- cevaplama
Cevaplamak işi; yanıtlama
- cevaplamak
Bir soruya, bir isteğe, bir söz veya yazıya karşılık vermek; yanıtlamak
- cevaplandırma
Cevaplandırmak işi; yanıtlandırma
- cevaplandırmak
Bir şeyin cevabını, karşılığını vermek; yanıtlandırmak
- cevaplandırılma
Cevaplandırılmak işi; yanıtlandırılma
- cevaplandırılmak
Bir şeyin cevabı, karşılığı verilmek; yanıtlandırılmak
- cevaplanma
Cevaplanmak işi; yanıtlanma
- cevaplanmak
Cevaplama işi yapılmak; yanıtlanmak
- cevaplanış
Cevaplanmak işi; yanıtlanış
- cevaplayabilme
Cevaplayabilmek işi; yanıtlayabilme
- cevaplayabilmek
Cevaplama ihtimali veya imkânı bulunmak; yanıtlayabilmek
- cevaplayış
Cevaplamak işi; yanıtlayış
- cevaplı
İçinde cevap bulunan; yanıtlı
- cevaplı telgraf
Ücreti bir şey sorup cevap almak için telgraf gönderen kimse tarafından önceden ödenmiş olan telgraf türü
- cevapsız
Cevabı verilmemiş; yanıtsız
- cevapsız bırakmak
karşılığında herhangi bir cevap vermemek, bir tepki göstermemek
- cevapsız kalmak
cevap alınamamak
- cevapsızlık
Cevapsız olma durumu; yanıtsızlık
- cevaz vermek
hoş görmek, uygun bulmak
- cevher
Bir şeyin özü; gevher
- cevher yumurtlamak
değerli sözler söylediğini sanarak saçmalamak
- cevherli
Cevheri olan
- cevhersiz
Cevheri olmayan
- ceviz
Cevizgillerin örnek bitkisi olan, uzun ömürlü, gövdesi kalın, kerestesi değerli, yurdumuzda çok yetişen ağaç (Juglans regia)
- ceviz içi
Cevizin kabuğu kırıldıktan sonra kalan, yenilebilir iç kısmı
- ceviz kabuğu gibi sallanmak
çok sallanmak
- ceviz kırmak
yanlış tutum veya davranışta bulunmak, hata yapmak
- ceviz sucuğu
İpliklere dizilen cevizin üzüm suyu ve nişastadan hazırlanan bir karışıma batırılmasıyla elde edilen sucuk biçimindeki yiyecek; cevizli sucuk
- ceviz yeşili
Koyu yeşil renk; cevizî
- cevizgiller
Örneği ceviz olan, taçsız iki çeneklilerden bir bitki familyası
- cevizi çift görmeden taş atmamak
işi sağlama almadan yapmamak
- cevizimsi
Cevizi andıran, cevize benzeyen, ceviz gibi
- cevizli
Cevizi olan, ceviz katılmış
- cevizlik
Ceviz ağacının çok olduğu yer
- cevizî
Cevizden yapılmış veya cevizi andıran
- cevretme
Cevretmek işi
- cevretmek
Eziyet etmek
- cevval
Davranışları çabuk ve kesin olan
- cevvaliyet
Cevval olma durumu
- cevvallik
Cevval olma durumu
- Ceyhan
Adana iline bağlı ilçelerden biri
- ceylan
Çift parmaklılardan, boynuzlugiller familyasından, çöllerde yaşayan, çok hızlı koşan, gözlerinin güzelliği ile tanınan, ince bacaklı, zarif, memeli hayvan; ahu, ceren, gazal (Gazella dorcas)
- ceylan gibi
vücudu ince ve narin olan (kadın)
- Ceylânpınar
Şanlıurfa iline bağlı ilçelerden biri
- ceza
Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım; ukubet
- ceza alanı
Futbolda ve hentbolda bir oyuncunun bilerek yaptığı kural dışı davranışın penaltı ile cezalandırıldığı veya kalecinin topu elle tutmasına izin verildiği alan; ceza sahası, penaltı alanı, penaltı sahası, onsekiz
- ceza almak
cezalandırılmak
- ceza atışı
Futbol ve hentbolda ceza alanı dışında yapılan kural dışı bir hareket sebebiyle gerçekleştirilen atış; ceza vuruşu
- ceza görmek
kendisine ceza verilmek, cezalandırılmak
- ceza hukuku
Suç kapsamı içine giren eylemler ile bunlara uygulanacak cezaları inceleyen hukuk dalı
- ceza kesmek
görevli para cezası yazmak
- ceza reisi
Ağır ceza mahkemesinin başkanı
- ceza vermek
cezalandırmak
- ceza yazmak
ceza kesmek
- ceza yemek
cezalandırılmak
- ceza çekmek
hapiste yatmak
- cezaevi
Hükümlülerin cezalarını çekmeleri için tutuldukları yapı; delik, demir parmaklık, dipdam, içeri, hapishane, kafes, mahpus, mahpushane, mapus, mehterhane, dam (I), kodes, mahbes, tekke
- cezai
Ceza ile ilgili, cezaya ilişkin, cezaya dayanan
- cezai ehliyet
Bir kişinin işlediği suçtan dolayı sorumlu tutulabilmesi için gereken belli bir yaşın üstünde olma, akıl sağlığının yerindeliği vb. niteliklere sahip olması
- cezalandırabilme
Cezalandırabilmek işi
- cezalandırabilmek
Cezalandırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- cezalandırma
Cezalandırmak işi; tecziye
- cezalandırmak
Bir kimseye veya varlığa ceza vermek; tecziye etmek
- cezalandırılabilme
Cezalandırılabilmek işi
- cezalandırılabilmek
Cezalandırılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- cezalandırılma
Cezalandırılmak işi
- cezalandırılmak
Cezaya çarptırılmak
- cezalandırılış
Cezalandırılmak işi
- cezalandırış
Cezalandırmak işi
- cezalanma
Cezalanmak işi
- cezalanmak
Cezaya çarpılmak
- cezalı
Cezalandırılmış (kimse)
- cezasını bulmak
hak ettiği kötü sona uğramak
- cezasını çekmek
yaptığı bir kusur veya tedbirsizliğin zararına uğramak
- cezasız
Cezaya çarptırılmamış, cezalandırılmamış
- cezasızca
Cezasız bir biçimde
- cezasızlık
Cezasız olma durumu
- cezaya çarptırmak
cezalandırmak
- Cezayir menekşesi
Zakkumgillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen, kendine özgü mavi, açık mor renkli çiçekleri ve ortası çukur taç yaprakları olan bir tür bitki (Vinca)
- Cezayirli
Cezayir’de yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- cezbe
Bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçme durumu
- cezbedici
Kendine çeken
- cezbediş
Cezbetmek işi
- cezbelenme
Cezbelenmek durumu
- cezbelenmek
Cezbeye tutulmak, kendinden geçmek, kendini kaybetmek
- cezbeli
Cezbesi olan
- cezbesiz
Cezbesi olmayan
- cezbetme
Cezbetmek durumu
- cezbetmek
Kendine çekmek
- cezbeye tutulmak (veya kapılmak)
bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçmek
- cezerye
Ezilmiş havuç içine fındık veya ceviz parçaları eklenerek yapılan bir tatlı türü
- cezp
Kendine çekme
- cezve
Kahve pişirmeye yarayan, saplı, küçük kap
- cezve sürmek
kahveyi pişirmek için cezveyi ateşe koymak
- Cf
Kaliforniyum elementinin simgesi
- cibinlik
Sivrisinekten ve başka böceklerden korunmak için yatağın üstüne ve yanlarına gerilen çadır biçiminde tül
- cibre
Sıkılıp suyu alınan üzüm vb. meyvelerin posası
- cici
Sevimli, cana yakın, hoş, güzel, hoşa giden
- cici bebek
Süslü püslü, çocukça davranan kadın
- cici bici
Süslü giysi veya süs eşyası
- cicianne
Bazı çocukların, büyükannelerine veya o yaştaki kadın yakınlarına verdikleri ad
- cicik
İnsan veya hayvan memesi
- cicili bicili
Göze çarpan süslerle bezenmiş; şinanay
- cicim
Ensiz olarak dokunmuş parçaların yan yana eklenmesiyle oluşan, perde veya örtü olarak kullanılan nakışlı ince kilim
- cicim!
birine sevgiyle yaklaşıldığında kullanılan söz
- cicimama
Toy delikanlının düşüp kalktığı yaşça kendisinden büyük kadın
- cicimayı
Her tür işin başlangıcı, ilk zamanları
- cicoz
Cam veya toprak bilyelerle oynanan bir çocuk oyunu
- cicozlama
Cicozlamak durumu
- cicozlamak
Savuşup gitmek
- cidal
Birbirine karşı ağır sözler söylemek suretiyle yapılan kavga
- cidalci
Bir düşünce, fikir ve konu üzerinde şiddetle duran, fikirlerini ısrarla savunan, o yolda mücadele eden kimse
- ciddi
Şaka olmayan
- ciddi ciddi
Ciddi olarak, şakaya gelmeksizin; basbayağı
- ciddileşebilme
Ciddileşebilmek işi
- ciddileşebilmek
Ciddileşme ihtimali bulunmak
- ciddileşiverme
Ciddileşivermek işi
- ciddileşivermek
Ansızın veya çabucak ciddileşmek
- ciddileşme
Ciddileşmek işi
- ciddileşmek
Ciddi bir durum almak
- ciddilik
Ciddi olma durumu; ciddiyet
- ciddiye almak
inanmak, gerçek sanmak, önem vermek
- Cide
Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri
- cifeleşme
Cifeleşmek işi
- cifeleşmek
Cife durumuna gelmek
- cigabayt
1024 megabayttan oluşan bir belleğin veya verinin boyutunu ifade eden ölçü birimi
- cihana gelmek
doğmak
- Cihanbeyli
Konya iline bağlı ilçelerden biri
- cihandan el çekmek
ölüp gitmek
- cihangir
Dünyanın büyük bir bölümünü eline geçiren kimse
- cihangirane
Cihangire yakışır bir biçimde
- cihangirlik
Cihangir olma durumu
- cihannüma
Her yanı görmeye elverişli, camlı çatı katı veya taraça; kule
- cihanı tutmak
her tarafa yayılmak, dünyayı tutmak
- cihanşinas
Dünyayı tanımış, her şeyi yerli yerinde bilen (kimse)
- cihanşinaslık
Cihanşinas olma durumu
- ciharıdü
Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin dört, öbürünün iki benekli olan yüzünün üste gelmesi; dört iki
- ciharıpenç
Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin beş, öbürünün dört benekli olan yüzünün üste gelmesi
- ciharıse
Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin dört, öbürünün üç benekli olan yüzünün üste gelmesi
- ciharıyek
Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin dört, öbürünün bir benekli olan yüzünün üste gelmesi
- cihat
Din uğruna yapılan savaş
- cihat açmak
savaş için çağrı yapmak
- cihazlanma
Cihazlanmak durumu
- cihazlanmak
Teknolojik gelişmelerin en son ürünleriyle donatılmak
- cikcik
Beyaz kum midyesi
- cila
Bir şeyi parlatmak için kullanılan kimyasal bileşik
- cila topu
Cila eriyiğini yüzeye sürtmede kullanılan, dışı dokuma bezden, içi yıkanmış yün veya pamuktan hazırlanan topaç
- cila vermek
aydınlatmak
- cila vurmak
cilalamak
- cila yağı
Cila topunun, cilalanacak yüzeyde kolayca kaymasını sağlayan, asitsiz, renksiz ve reçinesiz ince yağ
- cila çekmek
içilen içkinin etkisini azaltmak veya artırmak amacıyla ardından bir şey içmek
- cilacı
Cila yapan, eşyaya cila vuran kimse
- cilacılık
Cilacının yaptığı iş
- cilalama
Cilalamak işi
- cilalamak
Cila sürerek parlatmak; cila vurmak
- cilalanma
Cilalanmak işi
- cilalanmak
Cilalama işine konu olmak
- cilalatma
Cilalatmak işi
- cilalatmak
Cilalama işini yaptırmak
- cilalatılma
Cilalatılmak işi
- cilalatılmak
Cilalama işi yaptırılmak
- cilalayabilme
Cilalayabilmek işi
- cilalayabilmek
Cilalama ihtimali veya imkânı bulunmak
- cilalı
Cilası olan, cila sürülmüş, cila ile parlatılmış; mücella
- Cilalı Taş Devri
Tarihten önceki zamanların ayrıldığı üç devirden biri
- cilasun
Yiğit kimse
- cilasız
Cila sürülmemiş veya cilası kalmamış olan
- cilasızlık
Cilasız olma durumu
- cilban
Çok küçük taneli fasulye
- cilbent
Kâğıt, evrak, nota, plan vb.ni korumak ve saklamak için kullanılan, kapağın iç tarafında gözler bulunan, deriden yapılmış büyük dosya
- cildiye
Hekimliğin deri hastalıkları ile ilgili dalı; dermatoloji
- cildiyeci
Deri hastalıkları uzmanı; dermatolog
- cildiyecilik
Cildiyecinin yaptığı iş
- cillop
Parlak ve pürüzsüz olan
- cillop gibi
parlak ve pürüzsüz bir biçimde
- cilt
Formaları, yaprakları birbirine dikerek veya yapıştırarak kitap, defter, dergi vb.ne geçirilen deri, bez veya kâğıtla kaplı kapak; kap (I)
- cilt bezi
Ciltçilikte mukavvanın üzerine geçirilen, ağartılmamış keten bez
- cilt kapağı
Forma veya fasikül olarak yayımlanan eserlerin bir örnek ciltlenip kullanılması için hazırlanan bez veya plastik kaplanmış kalın karton
- cilt parlatıcı
Stres, kötü beslenme, yaşlanma, güneşte kalma, mevsim değişikliği gibi etkenler sonucu ciltte oluşan solukluğu gideren (krem, serum, maske vb.); aydınlatıcı
- ciltevi
Cilt işleri yapılan dükkân; ciltçi, mücellithane
- ciltleme
Ciltlemek işi
- ciltlemek
Kitaba cilt yapmak
- ciltlenebilme
Ciltlenebilmek işi
- ciltlenebilmek
Ciltlenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ciltlenme
Ciltlenmek işi
- ciltlenmek
Ciltleme işi yapılmak
- ciltletebilme
Ciltletebilmek işi
- ciltletebilmek
Ciltletme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ciltletme
Ciltletmek işi
- ciltletmek
Ciltleme işini yaptırmak
- ciltlettirme
Ciltlettirmek işi
- ciltlettirmek
Cilt yaptırmak
- ciltleyebilme
Ciltleyebilmek işi
- ciltleyebilmek
Ciltleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ciltli
Ciltlenmiş olan; kaplı
- ciltlik
Cilt yapmaya yarayan malzeme
- ciltsiz
Ciltlenmemiş olan
- ciltçi
Kitapları ciltleyen kimse; mücellit
- ciltçilik
Ciltçinin yaptığı iş; mücellitlik
- cilve
Hoşa gitmek, ilgi çekmek için takınılan çekici, edalı davranış; işve
- cilve yapmak (veya satmak)
nazlanmak, kırıtmak
- cilvelenme
Cilvelenmek işi
- cilvelenmek
Cilve yapmak; fıkırdamak
- cilveleşebilme
Cilveleşebilmek işi
- cilveleşebilmek
Cilveleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- cilveleşme
Cilveleşmek işi; fıkırtı
- cilveleşmek
Karşılıklı cilve yapmak
- cilveli
Cilvesi olan, cilve yapan; cilvekâr, cilvebaz, fettan, işveli, işvebaz, cilve kutusu, şivekâr
- cilvelilik
Cilveli olma durumu; işvelilik, işvebazlık
- cilvesiz
Cilvesi olmayan; işvesiz
- cilvesizlik
Cilvesiz olma durumu; işvesizlik
- cim
Arap alfabesinin beşinci harfinin adı
- cim karnında bir nokta
hiçbir bilgisi olmayan, karacahil olan
- cimbakuka
Çelimsiz ve biçimsiz (kimse)
- cimcime
Küçük ve tatlı bir tür karpuz
- cimdallı
Hareketli bir kadın oyunu
- cimri
Elindeki parayı harcamaya kıyamayan; demirhindi, eli sıkı, ekti, hasis, kısmık, kibritçi, mıhsıçtı, nekes, pinti, varyemez
- cimrice
Cimri gibi, cimriye yakın bir biçimde
- cimrileşebilme
Cimrileşebilmek işi
- cimrileşebilmek
Cimrileşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- cimrileşme
Cimrileşmek işi; pintileşme
- cimrileşmek
Cimri gibi davranmaya başlamak; pintileşmek
- cimrilik
Cimri olma durumu; eli sıkılık, hasislik, hisset, imsak, mıhsıçtılık, nekeslik, pintilik, varyemezlik
- cimrilik etmek
cimrice davranmak, pintileşmek
- cin
Dinî inanışa göre duyularla kavranamayan, insanlar gibi irade ve anlama yeteneğine sahip, ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulan yaratık
- cin biberi
Genellikle turşu veya ezme yapılan, yeşil, sarı veya kırmızı renkte, sivri veya tombul, ufak acı biber; cin biber, süs biberi
- cin cin bakmak
kurnazca bakmak
- cin cin gülmek
kurnazca gülmek
- cin damarı
İnsanın sinirlilik durumu
- cin damarına basmak
kişiyi çok sinirlendirecek söz söylemek, çileden çıkarmak
- cin fikirli
Çok kurnaz, zekâsını insanları aldatmaya yönelik olarak kullanan
- cin fikirlilik
Cin fikirli olma durumu
- cin gibi
anlayışlı ve zeki
- cin ifrit olmak (veya kesilmek)
son derece kızmak, öfkelenmek
- cin mısırı
Ufak ve sert taneli, kavrulunca güzel patlayan mısır; cin darısı
- cin olmadan şeytan (veya adam) çarpmak
gücünün üstündeki işleri başarmaya kalkışmak
- cin tutmak
bir inanışa göre cinlerin etkisiyle delirmek veya sersem hâle gelmek
- cin çalığı
Dış görünüşü çirkin olan kimse
- cin çarpmak
bir inanışa göre, cinlerin öfkesiyle inme inmek
- cin çarpmışa dönmek
neye uğradığını bilemeyecek kadar kötü bir duruma düşmek
- cin çağırmak
belli dualar okuyarak istediğini yaptırmak veya bir şey sormak amacıyla cinleri başına toplamak
- cinai
Konusu cinayet olan
- cinas
Çok anlamlı bir kelimeye, her defasında başka bir anlam yükleyerek birbirine yakın birkaç yerde kullanma
- cinaslı
Cinası olan, cinas sanatı bulunan; ündeşli
- cinaslı kafiye
Sesleri aynı, anlamları farklı olan kelimelerle yapılan kafiye türü; cinaslı uyak, ündeşli uyak
- cinaslı mâni
Kafiyeleri ve söylenişleri aynı, anlamları farklı kelime veya kelimelerden oluşan bir mâni türü; ayaklı mâni, ündeşli mâni
- cinayet
Bir canlıyı öldürme; kıya
- cinayet işlemek
adam öldürmek
- cinci
Cin çağırma, onlarla konuşma vb. iddialarla geçimini sağlayan (kimse)
- cincilik
Cincinin yaptığı iş
- cini tutmak
çok sinirlenmek
- cinine gitmek
nefret etmek, tiksinmek
- cinler cirit (veya top) oynamak
bir yer ıssız olmak
- cinleri (veya cin) tepesine çıkmak (veya binmek)
çok kızmak
- cinleri ayağa kalkmak
sinirlenmek
- cinleri başına toplanmak (veya üşüşmek)
öfkelenmek
- cinleşme
Cinleşmek durumu
- cinleşmek
Cin gibi davranmak
- cinli
İçinde cinlerin olduğuna inanılan
- cinlik
Cin olma durumu
- cinlik yapmak (veya etmek)
uyanıklık yapmak
- cinnet getirmek
bir an için delilik belirtisi göstermek
- cinnet geçirmek
delirmek, aklını kaçırmak
- cins
Diğerlerine göre üstün nitelikleri olan
- cins adı
Adların bir varlığı, duyguyu, düşünceyi veya durumu genel anlamda gösteren alt sınıfı; cins ismi: kedi, nehir, düşünce, annelik vb
- cins cins
Türlerine göre
- cins horoz yumurtada öter
"bir insanın ileride ne olacağı daha çocukken belli olur" anlamında kullanılan bir söz
- cins kedi ölüsünü göstermez
"onurlu kişi kötü durumlarını çok gerekmedikçe kimseye göstermez ve söylemez" anlamında kullanılan bir söz
- cinsel
Cinsiyetle ilgili; cinsî, eşeysel, tensel, seksüel
- cinsel bunalım
Cinsel isteğin doyurulmamasından doğan ruh hastalığı
- cinsel güç
Cinsel birleşme görevini yerine getirme kuvveti; iktidar
- cinsel güçsüzlük
Cinsel birleşmeyi gereğince yerine getirememe durumu
- cinsel ilişki
Erkek ile dişinin veya bu rolleri üstlenmiş bireylerin cinsel organları aracılığıyla birleşme eylemi; cinsî münasebet, cinsel münasebet, cima
- cinsel istismar
Çocuklara karşı bedensel temasta bulunmak suretiyle cinsel amaçla işlenen fiil
- cinsel istismara uğramak
çocuklar bedensel temas suretiyle işlenen cinsel amaçlı fiillerin mağduru olmak
- cinsel istismarda bulunmak
çocuklara karşı bedensel temasta bulunmak suretiyle cinsel amaçlı fiiller işlemek
- cinsel içgüdü
Canlı varlıkların erkek ve dişilerini birbirine karşı yakınlık duyup anlaşmaya ve birleşip üremeye yönelten doğal güdü
- cinsel organ
Vücudun cinsellikle ilgili görev yapan bölümü
- cinsel saldırı
Yaşı büyük kimselere bedensel temasta bulunmak suretiyle cinsel amaçla işlenen fiil
- cinsel sapık
Cinsellik açısından aykırı eğilimleri olan kimse
- cinsel sapıklık
Cinsel sapık olma durumu
- cinsel taciz
Ahlaksızca, ulu orta veya gizlice söz ve davranışlarla karşı cinse eziyet etme, tedirginlik ve sıkıntı verme
- cinsel çekicilik
Kadın veya erkekte cinsel yönden istek uyandıran özellik
- cinsellik
Cinsel özelliklerin bütünü; eşeysellik
- cinsellik bilimci
Cinsellik bilimi uzmanı; seksolog
- cinsellik bilimi
Cinsellikle ilgili sorunların incelendiği bilim; cinslik bilimi, seksoloji
- cinsellik bilimsel
Cinsellik bilimi ile ilgili; seksolojik
- cinsilatif
Güzel, alımlı, hoşa giden kadın
- cinsiyet
Bireye, üreme işinde ayrı bir rol veren ve erkekle dişiyi ayırt ettiren yaradılış özelliği; eşey, cinslik, seks
- cinsiyet ayrımcılığı
Toplum hayatında bireye cinsiyetine göre olumsuz tutum ve davranışlar içinde olma
- cinsiyet ayrımı
Herhangi bir alanda veya konuda kadın ve erkek cinsiyetini birbirinden ayırma
- cinsiyetçi
Cinsiyetçilik yanlısı olan (kimse)
- cinsiyetçilik
Bir cinsiyetin diğerinden üstün olduğunu savunan görüş ve ideoloji
- cinslik etmek
tuhaf davranışlarda bulunmak
- cinyolu
Tarlaların arasında görülen verimsiz topraklar
- cip
Hem asfalt hem de arazide kullanılabilen, yüksek, genellikle dörtçeker özelliği olan, motorlu binek aracı
- cips
Patates, mısır vb.nden yapılan gevrek atıştırmalık
- ciranta
Bir senedi ciro eden kimse
- cirit
At koşturup birbirine değnek atarak takım hâlinde oynanan oyun; cirit oyunu, atlı cirit
- cirit atma
Atletizmin ciridi fırlatmaya dayanan dalı
- cirit atmak
cirit oyununda değneği ileri atmak
- cirit oynamak
cirit oyununu oynamak
- ciritçi
Cirit oynayan kimse
- ciritçilik
Ciritçi olma durumu
- ciro
Bir ticaret senedinin alacaklı tarafından arkasına gereken yazının yazılıp imza edilerek üçüncü bir kişiye devredilmesi
- ciro etmek
bir ticaret senedinin veya çekin arkasına gereken yazıyı yazmak
- cisim
Doğada element, bileşik veya bunların karışımları hâlinde bulunan, kütlesi ve ağırlığı olan, duyularla algılanabilen şey
- cisimcik
Küçük cisim
- cisimlendirme
Cisimlendirmek işi
- cisimlendirmek
Cisimlenme işini yaptırmak
- cisimlenme
Cisimlenmek işi; tecessüm
- cisimlenmek
Cismi olmayan bir şey cisim durumuna gelmek; tecessüm etmek
- cisimleşebilme
Cisimleşebilmek işi
- cisimleşebilmek
Cisimleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- cisimleşme
Cisimleşmek durumu
- cisimleşmek
Cisim durumuna gelmek
- cisimleştirme
Cisimleştirmek işi
- cisimleştirmek
Cisimleşme işini yaptırmak
- cismani
Cisimle, bedenle ilgili
- cismen
Cisim olarak
- civan
Yakışıklı genç erkek veya güzel genç kadın
- civankaşı
Bir nakış ve işleme türü
- civanlık
Civan olma durumu
- civanmert
Mert yaradılışlı, yüce gönüllü, yiğit olan (kimse)
- civanmertlik
Civanmert olma durumu
- civanperçemi
Birleşikgillerden, birçok türü olan bir kır bitkisi; kandil çiçeği (Achillea millefolium)
- civanım!
sevgi bildiren bir seslenme sözü
- civar
Yakında olan
- civarlı
Belli bir civardan olan
- civciv
Kümes hayvanlarının yumurtadan yeni çıkmış yavrusu; cücük
- civciv sarısı
Çok açık sarı
- civcivli
Civcivi olan
- civcivlik
Civciv olma durumu
- civelek
Canlı, neşeli ve sokulgan
- civeleklik
Civelek olma durumu
- civil peyniri
Yağsız sütten yapılan, tel tel görünümlü bir tür peynir
- Cizre
Şırnak iline bağlı ilçelerden biri
- cizvit
İsa Derneği denilen bir Hristiyan derneğinin üyesi
- cizye
İslam ülkelerinde Müslüman olmayanlardan alınan bir vergi türü; kafa vergisi
- ciğer
Akciğerlerle karaciğerin ortak adı
- ciğer kebap olmak
büyük bir acıya uğramak, yüreği yanmak
- ciğer kebapçısı
Ciğer kavurup satan kimse; ciğerci
- ciğer otları
Yaprakları kara yosunlarından bir bitki sınıfı
- ciğer otu
Düğün çiçeğigillerden, çok yıllık otsu bir bitki (Hepatica)
- ciğer sarma
İnce kıyılmış akciğer ve karaciğer, pirinç, yağ, çam fıstığı, kuş üzümü, yeşil soğan, yumurta ve baharat karışımıyla fırında pişirilen bir kebap türü
- ciğer sotesi
Yağda hafifçe kavrulan küçük küçük doğranmış ciğere su, domates, biber vb. katılarak yapılan bir tür yemek
- ciğer taptapası
Makinede çekilen karaciğer veya akciğerin bulgurla karıştırılıp avuç içinde yassı köfte biçimi verilerek ve üzerine tereyağı dökülerek hazırlanan bir yemek türü
- ciğer yarası
Yakın birinin ölümü ile duyulan büyük üzüntü
- ciğerci
Kesilmiş hayvanların ciğerini satan kimse
- ciğerci sırığı
Sokaklarda ciğer satanların ciğerleri dizerek omuzlarında taşıdıkları sopa
- ciğercilik
Ciğercinin yaptığı iş
- ciğerdeldi
Kumaş üzerine küçük delikler açılarak yapılan işleme
- ciğeri beş (veya on) para etmemek
değersiz, aşağılık bir kimse olmak
- ciğeri dağlanmak
çok acı çekmek, çok üzülmek
- ciğeri parça parça olmak
yüreği parçalanmak
- ciğeri parçalanmak
yüreği parçalanmak
- ciğeri sökülmek
durmaksızın öğürmek
- ciğeri sızlamak
yüreği sızlamak
- ciğeri yanmak
çok acı ve sıkıntı çekmek, büyük bir acıya uğramak, yüreği yanmak
- ciğerimin köşesi
çok sevdiğim
- ciğerinden vurmak
en hassas yerine dokunmak, çok fazla tesir edip aşırı derecede ızdırap vermek
- ciğerine ateş düşmek
büyük bir acı ve üzüntünün etkisi altına girmek, yüreğine ateş düşmek
- ciğerine geçmek
soğuk ve rutubet içine işlemek
- ciğerine işlemek
kötü söz, kötü davranış, kötü durum çok dokunmak, etkilemek
- ciğerine oturmak
çok ağır gelmek
- ciğerine yapışmak
bir şey çok acı vermek
- ciğerini dağlamak
dayanılmaz bir üzüntü vermek
- ciğerini delmek (veya delip geçmek)
acıklı bir durum, kişiye dayanılmaz bir üzüntü vermek
- ciğerini kavurmak
mideyi yakmak
- ciğerini okumak
onun aklından geçenleri, gizli düşüncelerini bilmek
- ciğerini parçalamak
acıklı bir durum kişiye dayanılmaz bir üzüntü vermek
- ciğerini sökmek
bir kimseyi çok büyük zararlara uğratmak
- ciğerini yakmak
bir kimseye büyük bir acı çektirmek
- ciğerinin içini bilmek
birini çok yakından tanımak, her türlü düşüncesini bilmek
- ciğerleri bayram etmek
her zamankinden daha iyi cins sigara içmek
- ciğerlerine çekmek
solumak
- ciğerli
İçerisinde ciğer bulunan
- ciğerpare
Çok sevilen kimse
- ciğersiz
İçerisinde ciğer bulunmayan
- ciğersizlik
Ciğersiz olma durumu
- Cl
Klor elementinin simgesi
- Cm
Küriyum elementinin simgesi
- Co
Kobalt elementinin simgesi
- conta
Geçirmezliği sağlamak için sıkıştırılmış iki yüzey arasına yerleştirilen, genellikle kauçuk ve kurşundan yapılan ince parça
- contalama
Contalamak işi
- contalamak
Conta koymak veya yerleştirmek
- contalı
Contası olan
- contasız
Contası olmayan
- contasızlık
Contasız olma durumu
- cop
Kalın, kısa değnek
- coplama
Coplamak işi
- coplamak
Copla vurmak, copla dövmek
- coplanma
Coplanmak işi
- coplanmak
Copla vurulmak, copla dövülmek
- coplatma
Coplatmak işi
- coplatmak
Coplama işini yaptırmak
- corum
Balık akını
- cozur
Cozurdama sesi
- cozur cozur
Cozur sesi çıkararak, cozurdayarak
- cozurdama
Cozurdamak işi
- cozurdamak
Sıcak bir şeyin üstüne bir sıvı veya ıslak bir şey konulduğunda cozur sesi çıkarmak
- cozurdatma
Cozurdatmak işi; cozurtma
- cozurdatmak
Cozurdama işini yaptırmak; cozurtmak
- cozurta cozurta
Cozurdatarak
- cozutma
Cozutmak işi
- cozutmak
Aklını kaybetmek
- coğrafi
Coğrafya ile ilgili
- coğrafi durum
Bir yerin çevresi ile ilgisinin tespiti veya görünümü
- coğrafya
Yeryüzünü fiziksel, ekonomik, beşerî, siyasal yönlerden inceleyen bilim
- coğrafyacı
Coğrafya araştırmaları yapan kimse
- coğrafyacılık
Coğrafyacının yaptığı iş
- coşabilme
Coşabilmek işi
- coşabilmek
Coşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- coşku
Genellikle büyük bir istekle ortaya çıkan geçici hayranlık veya heyecan durumu
- coşku denetimi
Kişinin açık coşkusal davranışını çevreye yöneltirken gösterdiği kendini tutma gücü
- coşku patlaması
Kişide zaman içinde birikmiş coşkunun küçük bir olayda birdenbire açığa çıkması durumu
- coşkulanabilme
Coşkulanabilmek işi
- coşkulanabilmek
Coşkulanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- coşkulandırabilme
Coşkulandırabilmek işi
- coşkulandırabilmek
Coşkulandırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- coşkulandırma
Coşkulandırmak işi
- coşkulandırmak
Coşkulu duruma getirmek
- coşkulanma
Coşkulanmak işi
- coşkulanmak
Coşkulu duruma gelmek
- coşkulu
Coşkusu olan; coşkun, hararetli
- coşkululuk
Coşkulu olma durumu
- coşkun
Coşmuş olan; celalli, vectli
- coşkunca
Coşkun bir biçimde
- coşkunlaşma
Coşkunlaşmak işi
- coşkunlaşmak
Coşkun bir duruma gelmek
- coşkunluk
Coşkun olma durumu
- coşkusal
Coşkuyla ilgili
- coşkusuz
Coşkusu olmayan
- coşkusuzluk
Coşkusuz olma durumu
- coşma
Coşmak işi; galeyan
- coşmak
Duygu ve düşünceleri güçlü bir tepki ile dışarı vurmak; çağlamak, galeyan etmek
- coşturabilme
Coşturabilmek işi
- coşturabilmek
Coşturma ihtimali veya imkânı bulunmak
- coşturma
Coşturmak işi
- coşturmak
Coşmasını sağlamak, coşmasına yol açmak
- coşturulma
Coşturulmak işine konu olmak
- coşturulmak
Coşma işi yaptırılmak
- coşum
Coşmak işi
- coşuntu
Coşkulu, heyecanlı davranış
- coşuverme
Coşuvermek işi
- coşuvermek
Çabucak veya ansızın coşmak
- coşuş
Coşmak işi
- Cr
Krom elementinin simgesi
- Cs
Sezyum elementinin simgesi
- Cu
Bakır elementinin simgesi
- cudam
Beceriksiz, güçsüz, görgüsüz kimse
- cuk
"Tam yerine denk gelmek, uygun gelmek, yakışmak" anlamlarındaki cuk oturmak deyiminde geçen bir söz
- cukka
Hayvan ve insan memesi
- cukkalama
Cukkalamak işi
- cukkalamak
Hakkı olmayan bir şeyi alıp sahiplenmek
- cukkasını almak
bir işte payına düşeni almak
- cukkayı yutmak
oyunda ütülmek
- cuma
Perşembe ile cumartesi arasındaki gün
- cuma gecesi
Dinî açıdan ayrı bir önemi olan, perşembeyi cumaya bağlayan gece
- cuma namazı
Cuma günü öğle vaktinde cemaatle kılınan namaz; cuma
- cumartesi
Cuma ile pazar arasındaki gün
- cumartesi kibarı gibi süslenmek
özentili fakat zevksiz süslenmek
- cumasız
Cuma namazı kılmayan (kimse)
- Cumayeri
Düzce iline bağlı ilçelerden biri
- cumba
Yapıların üst katlarında, ana duvarların dışına, sokağa doğru çıkıntı yapmış, binanın ön cephesine yaslanan payandalarla desteklenen oda bölmesi; çıkma
- cumbadak
Suya veya derin bir yere birdenbire ve cup diye ses çıkararak; cuppadak
- cumbalak aşmak
takla atmak
- cumbalama
Cumbalamak işi
- cumbalamak
Bir parçanın dar kenarındaki testere izi vb. girinti ve çıkıntıları düzeltmek
- cumbalatma
Cumbalatmak işi
- cumbalatmak
Cumbalama işini yaptırmak
- cumbalı
Cumbası olan (yapı)
- cumbasız
Cumbası olmayan (yapı)
- cumbul
Bir kabın içerisinde çalkalanan bir sıvının çıkardığı ses
- cumbul cumbul
"Cumbul" diye ses çıkararak
- cumbuldama
Cumbuldamak işi
- cumbuldamak
Sıvı bir kabın içinde çalkalanıp “cumbul” sesi çıkarmak
- cumbuldatma
Cumbuldatmak işi
- cumbuldatmak
Bir sıvıyı kabın içinde çalkalayıp “cumbul” sesi çıkartmak
- cumburdama
Cumburdamak durumu
- cumburdamak
"Cumburtu" sesi çıkarmak
- cumburlop
Ağır bir cismin suya düştüğü zaman çıkardığı ses
- cumburlopu çekmek
pat diye düşmek
- cumburtu
Suya düşen ağır bir cismin veya çalkalanan suyun çıkardığı sesin adı
- cumhurbaşkanlığı
Cumhurbaşkanı olma durumu; riyaseticumhur
- cumhurbaşkanlığı kabinesi
Devlet görevlerini yerine getirmek üzere cumhurbaşkanı ve bakanlardan oluşan yetkili organ
- cumhurbaşkanı
Cumhuriyetle yönetilen ülkelerde devlet başkanı; reisicumhur, cumhur reisi
- cumhurca
Toplu olarak, hep birlikte
- cumhuriyet
Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi
- cumhuriyet altını
Ön yüzünde ortada kûfi tarzda “Türkiye Cumhuriyeti” yazısı ve altında 1923 ile Cumhuriyet’in kaçıncı yılında basıldığı, kenar çevresinde meşe yaprakları ve buğday başakları rölyefi, arka yüzünde ortada Atatürk’ün profil rölyefi, çevresinde “Hakimiyet Milletindir” ile “Ankara” yazısı bulunan, 7,216 g ağırlığında, 22 ayar (916,6 milyem) altın sikke; tam altın, lira, ata lira, cumhuriyet
- Cumhuriyet Bayramı
29 Ekim 1923'te kurulan cumhuriyeti kutlamak üzere yasayla kabul edilmiş olan bayram; ulusal bayram, millî bayram
- cumhuriyetçi
Cumhuriyet yanlısı olan; cumhuriyetperver
- cumhuriyetçilik
Cumhuriyetçi olma durumu, cumhuriyetperverlik
- cunda
Yatay serenlerin her iki başı
- cunta
Bir ülkede yönetime silah zoruyla el koyan kimselerden oluşan kurul
- cuntacı
Cunta üyesi
- cuntacılık
Cuntacı olma durumu
- cup
Suya düşen bir şeyin çıkardığı ses
- cup diye
cup sesi çıkararak
- cura
İki, üç, dört, beş veya altı telli olabilen, alt teli “la”, üst teli “re” sesine ayarlanmış, mızrapla veya parmakla vurularak çalınan, bağlama ailesinin en küçük çalgısı
- cura zurna
Keskin bir ses çıkaran ve çoğu zaman davulla veya dümbelekle birlikte çalınan nefesli çalgı:
- curacı
Cura yapan veya çalan kimse
- curacılık
Curacının yaptığı iş
- curcuna
Gürültülü, karışık durum
- curcuna havası
Karışık, gürültülü durum
- curcunacı
Garip kıyafetler giyerek orta oyununa çıkan, gürültülü taklitler yaparak halkı eğlendiren oyuncu
- curcunalı
Gürültülü, patırtılı, şamatalı (yer, ses, hava)
- curcunasız
Gürültüsüz, şamatasız olan
- curcunaya çevirmek (veya döndürmek veya vermek)
ortalığı karışık, gürültülü duruma sokmak
- curcunaya çıkmak
curcunacılar orta oyununda saz takımı curcuna havası çalarken gürültü kopararak taklit ve oyunlar yapmak
- curnata
Bıldırcın akını
- cömert
Para ve malını esirgemeden veren; açık elli, ahi (I), eli açık, selek, alicenap, kerem, kerim, semih, bonkör
- cömert davranmak
sakınmadan, esirgemeden bol bol vermek
- cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler
"başkalarının pohpohlamalarına kananlar mallarından ve canlarından olurlar" anlamında kullanılan bir söz
- cömertleşebilme
Cömertleşebilmek işi
- cömertleşebilmek
Cömertleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- cömertleşme
Cömertleşmek işi
- cömertleşmek
Cömertçe davranmak
- cömertlik
Cömert olma durumu; açık ellilik, ahilik, alicenaplık, bonkörlük eli açıklık, seleklik, kerem, semahat, mürüvvet
- cömertçe
Cömert bir biçimde, sakınmadan
- cönk
Saz şairlerinin, kendilerinin veya başkalarının şiirlerini derledikleri, uzunlamasına açılan, deri kaplı defter; sığırdili
- cübbe
Hukukçuların, üniversite öğretim üyelerinin, din adamlarının, mezuniyet törenlerinde öğrencilerin elbise üstüne giydikleri uzun, yanları geniş, düğmesiz giysi
- cübbe gibi
çok geniş ve uzun (giysi)
- cübbeci
Cübbe yapan ve satan kimse
- cübbecilik
Cübbecinin yaptığı iş
- cübbeli
Cübbe giymiş olan
- cüce
Boyu, normalden çok daha kısa olan kimse
- cüce aynası
Nesneleri olduğundan küçük gösteren ayna
- cüce gezegen
Kendi çekim kuvvetinin etkisiyle biçimi yuvarlak ve kütlesi büyük olan, Güneş’in etrafında dönen, uydu olmayan, yörüngesinde başka gök cismi veya cisimleri bulunan gezegen
- cüce kalmak
gelişmeden, küçük, kısa boylu kalmak
- cüceleşme
Cüceleşmek durumu
- cüceleşmek
Cüce durumuna gelmek
- cücelik
Cüce olma durumu
- cücük
Soğan, patates, buğday vb.nin filizlenmesiyle ortaya çıkan küçük tomurcuk
- cücüklenme
Cücüklenmek işi
- cücüklenmek
Soğan, patates, buğday vb. filizlenmek
- cücüklü
Cücüğü olan
- cüda
Yurt, baba ocağı gibi çok sevilen şeylerden ayrılmış olan, uzak kalmış olan
- cüda etmek
ayrı bırakmak
- cüda kalmak
ayrı düşmek
- cühela
Cahiller
- cülus
Hükümdarlık tahtına çıkma, tahta oturma
- cülusiye
Hükümdarların cülus törenlerinde dağıttığı bahşiş
- cümbür cemaat
Toplu olarak, hepsi birden; cumhur cemaat
- cümbüş
Aşırı coşku
- cümbüş patlamak
kavga çıkmak, gürültü patırtı çıkmak
- cümbüş yapmak
toplu olarak eğlenmek
- cümbüşlü
Gürültülü patırtılı olan
- cümbüşçü
Cümbüş çalan veya satan kimse
- cümbüşçülük
Cümbüşçünün yaptığı iş
- cümle
Bir fikri, duyguyu, düşünceyi, oluşu veya kılışı bir yargı hâlinde anlatmak için çekimli fiille kullanılan kelimeler dizisi veya tek başına kullanılan çekimli fiil; tümce
- cümle bilgisi
Cümleler oluşturulurken kelime veya kelime gruplarının bir araya geliş kurallarını inceleyen dil bilgisi kolu; söz dizimi, tümce bilgisi, nahiv, sentaks
- cümle kapısı
Yapılarda ana kapı
- cümlecik
Kısa olan cümle
- cümlelik
Cümleden oluşan
- cünha
Kabahatten ağır ve cinayetten hafif olan suç
- cünüp
Dinin buyurduğu biçimde henüz yıkanmadığı için temiz sayılmayan (kimse); cenabet
- cünüplük
Cünüp olma durumu; cenabet
- cüret
Kendini bilmezlik
- cüret etmek
saygı sınırlarını aşarak davranmak
- cüretkârlık
Cüretli olma durumu
- cüretli
Kendini bilmez biçimde davranan (kimse); cüretkâr
- cüretlilik
Cüretli olma durumu
- cüretsiz
Cesaretsiz bir biçimde
- cüruf
Erime durumundaki madenlerin yüzeyinde toplanan madde; demir boku, dışık
- cürüm
Yanlışlık, kusur veya hata
- cüsse
İnsan gövdesi
- cüsseli
İri yapılı, iri gövdeli, iri yarı olan
- cüsselilik
Cüsseli olma durumu
- cüssesiz
İnce yapılı, ufak tefek, güçsüz olan
- cüz
Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri
- cüzdan
Para, kâğıt vb. koymaya yarayan küçük çanta
- cüzi
Çok az
- cüzi irade
İnsanın Allah’ın yarattığı hayır ve şerden birine karar verme gücü
- cüzzam
Hansen basilinin sebep olduğu, sinir sistemi ve deri başta olmak üzere birçok sistem ve organı etkileyebilen bulaşıcı bir hastalık; miskin hastalığı, lepra
- cüzzamlı
Cüzzam hastalığına tutulmuş olan; alaten
- cıbıl
Yoksul, parasız, geçim darlığı çeken (kimse)
- cıbıldak
Çıplak olarak
- cıbıllık
Cıbıl olma durumu
- cıcık
Derisi soyulmuş et
- cıcığı çıkmak
çok yorulmak
- cıcığını çıkartmak
hırpalamak
- cıdağı
Atın iki omzunun arası
- cık
"Yok, olmaz" anlamında kullanılan bir söz
- cılcıbık
Çıplak bir biçimde
- cılcıbık kalmak
çıplak kalmak
- cılga
Bir arazi veya dağlık alanda hayvanların veya insanların yürüyerek oluşturdukları ince, dar yol
- cılk
Bozularak kokmuş (yumurta)
- cılk etmek
bir şeyle gereksiz şekilde uğraşarak daha da kötüleşmesine, bozulmasına yol açmak
- cılk kesmek
çok sulanmak
- cılk olmak
çok sulanmak
- cılk çıkmak
kusurlu, boş veya bozuk çıkmak
- cılkava
Kurdun veya tilkinin ense postundan yapılan (kürk)
- cılklaşma
Cılklaşmak işi
- cılklaşmak
Cılk duruma gelmek
- cılklık
Cılk olma durumu
- cılkı çıkmak
bir iş bozulmak, doğru ve olması gereken biçimden uzaklaşmak
- cıllık
Darmadağın olma durumu
- cıllığı çıkmak
darmadağın olmak, her tarafı sökülmek
- cılız
Gelişememiş, ufak kalmış (bitki, ağaç)
- cılızlaşma
Cılızlaşmak işi
- cılızlaşmak
Zayıf ve güçsüz olmak
- cılızlık
Cılız olma durumu
- cımbız
Kıl vb. ince şeyleri tutmak veya çekmek için kullanılan küçük maşa
- cımbızcı
Dokumacılıkta cımbızlama işini yapan kimse
- cımbızcılık
Cımbızcının yaptığı iş
- cımbızlama
Cımbızlamak işi
- cımbızlamak
Cımbızla yolmak
- cıncık boncuk
Yalancı taşlardan yapılmış küpe, kolye vb. şeyler
- cıngıl
Radyo programları öncesinde veya sonrasında çalınan, tanıtıcı, özel müzik parçası
- cır cır
Durup dinlenmeden ince ve usandırıcı bir ses çıkararak
- cırboğa
Asya ve Kuzey Afrika'da yaşayan, fareye benzeyen, ön ayakları kısa, arka ayakları uzun ve ince, tüyleri uzun, yumuşak ve ipeksi olan kemirgen (Dipus Caegyptius)
- cırcır böceği
Düz kanatlılardan, koyu sarı renkli, büyük başlı, kısa kanatlı, dişilerinin dikkatini çekmek için ön kanatlarını birbirine sürterek ses çıkaran, genellikle çam ağaçlarında, binaların bodrum katlarında, ocak ve fırınlardaki tuğlaların arasında yaşayan bir tür çekirge; cırcır, cırlak, cırlayık, çırçır (III), ocak çekirgesi (Gryllus campestris)
- cırcır delgi
Dönme hareketini yivli gövdesi üzerindeki parçanın ileri geri itilmesinden alan ve küçük delikler açmak için kullanılan araç
- cırcır kolu
Lokma vidaları sökmeye yarayan alet
- cırdaval
Eskiden savaşlarda da kullanılan, meşe dalından yapılan ucu demirli, uzun cirit değneği
- cırdavallı
Cırdaval ile savaşan atlı, mızraklı asker
- cırlak cırlak
Çok tiz ve ince bir sesle
- cırlama
Cırlamak işi
- cırlamak
İnce ve usandırıcı ses çıkarmak
- cırlatma
Cırlatmak işi
- cırlatmak
Cırlamasına yol açmak
- cırlayık
Örümcek kuşugillerden, ormanlık, çalılık yerlerde yaşayan, güzel öten bir kuş (Lanius)
- cırlayış
Cırlamak işi
- cırmık
Tırnağın bıraktığı iz
- cırnak
Yırtıcı hayvan tırnağı
- cırnık
Set duvarlarında su akacak delik
- cırt
Kâğıt, kumaş vb. yırtılırken çıkan ses
- cırtatan domatesi
Bir tür küçük domates
- cırtcırt
Ayakkabı, kumaş vb.nde iki parçanın üst üste birbirine yapışmasını sağlayan, bir tarafta esnek kancalar, öbür tarafta esnek halkacıklardan oluşan kumaş şerit; cırt (II)
- cırtcırtlı
Cırtcırtı olan
- cırtcırtsız
Cırtcırtı olmayan
- cırtlak
Hoşa gitmeyen, keskin ve çiğ, tiz (ses)
- cırtlaklık
Cırtlak olma durumu
- cırtlama
Cırtlamak işi
- cırtlamak
"Cırt" diye ses çıkarmak
- cırıldama
Cırıldamak işi
- cırıldamak
"Cır cır" diye ses çıkarmak
- cırıltı
"Cır cır" diye çıkan sesin adı
- cıs
Çocukları ateşe ve tehlikeli şeylere karşı uyarırken söylenen bir söz
- cıva
Atom numarası 80, atom ağırlığı 200,5, yoğunluğu 13,59 olan, donma noktası -38,8 °C olduğundan, normal sıcaklıkta sıvı olarak bulunan, gümüş renginde bir element (simgesi Hg)
- cıva gibi
yerinde durmaz, ele avuca sığmaz, çok hareketli
- cıvadra
Geminin baş tarafından havaya doğru biraz kalkık olarak uzatılmış bulunan direk
- cıvalı
Cıvası olan
- cıvalı zar
Bir yüzü ağır olacak biçimde yapılmış hileli zar
- cıvata
Birbirine bağlanmak istenen ağaç veya demir parçalarının üzerinde hazırlanmış olan deliklerden geçirilerek ucuna somun takılıp sıkıştırılan iri başlı vida
- cıvatalama
Cıvatalamak işi
- cıvatalamak
Cıvata ile tutturmak
- cıvatalı
Cıvatası olan
- cıvma
Cıvmak işi
- cıvmak
Hedef değiştirmek, amaçtan şaşmak; çavmak, çıvmak
- cıvık
Fazla suyla karıştığı için biçimini koruyamayacak kadar sulanmış; cılk
- cıvık mantarlar
Bakterilerle ortak yaşayan, ilkel ve hayvanımsı yapılı, peltemsi mantarlar
- cıvıklaşabilme
Cıvıklaşabilmek işi
- cıvıklaşabilmek
Cıvıklaşma ihtimali bulunmak
- cıvıklaşma
Cıvıklaşmak durumu
- cıvıklaşmak
Cıvık duruma gelmek
- cıvıklaştırma
Cıvıklaştırmak işi
- cıvıklaştırmak
Cıvık duruma getirmek
- cıvıklaştırılma
Cıvıklaştırılmak işi
- cıvıklaştırılmak
Cıvık duruma getirilmek
- cıvıklı
Çift bıçakla küçük parçalar hâline getirilmiş koyunun bel ve kaburga etlerinin domates, biber ve ince kıyılmış soğanla harmanlanıp hamurun üzerine serilerek fırında pişirilmesiyle yapılan bir tür etli pide
- cıvıklık
Cıvık olma durumu
- cıvıl cıvıl
Canlı, neşeli olan
- cıvıldama
Cıvıldamak işi
- cıvıldamak
Cıvıl cıvıl ötmek
- cıvıldayış
Cıvıldamak işi
- cıvıldaşma
Cıvıldaşmak işi
- cıvıldaşmak
Hep birden cıvıl cıvıl ötmek
- cıvıltı
Kuşların ötüşürken çıkardıkları sesin adı
- cıvıltılı
Cıvıltısı olan
- cıvıltısız
Cıvıltısı olmayan
- cıvıma
Cıvımak işi
- cıvımak
Cıvık duruma gelmek
- cıvıtabilme
Cıvıtabilmek işi
- cıvıtabilmek
Cıvıtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- cıvıtma
Cıvıtmak işi
- cıvıtmak
Cıvık duruma getirmek
- cıvıtılma
Cıvıtılmak işi
- cıvıtılmak
Cıvık duruma getirilmek
- cıvıtıverme
Cıvıtıvermek işi
- cıvıtıvermek
Çabucak cıvıtmak
- cıyak cıyak
İnce, acı ve yüksek sesle bağırarak; ciyak ciyak
- cıyak cıyak etmek
ince, acı ve yüksek sesle durmadan bağırmak
- cıyaklama
Cıyaklamak işi, ciyaklama
- cıyaklamak
İnce, acı ve yüksek sesle bağırmak; ciyaklamak
- cıyaklatma
Cıyaklatmak işi; ciyaklatma
- cıyaklatmak
Cıyaklamasına sebep olmak; ciyaklatmak
- cıyırdama
Cıyırdamak işi
- cıyırdamak
Yırtılırken, gıcırdatılırken veya kanat çırpılırken cıyırtı çıkarmak
- cıyırdatma
Cıyırdatmak işi
- cıyırdatmak
Cıyırdamasına sebep olmak
- cıyırtı
Bez, kâğıt vb. şeylerin yırtılırken, bir şeyin gıcırdarken veya kuşların kanatlarını çırparken çıkardığı ince ses
- cız
Kızgın yağın içine bir şey atıldığında çıkan ses
- cız etmek
"cız" diye ses çıkarmak
- cız sineği
Bir tür büve
- cızbız köfte
Izgarada kendi yağı ile pişirilen köfte; cızbız
- cızgara
Toplu olarak Türk müziği icra edilirken kullanılan bir yaylı saz türü
- cızlama
Cızlamak durumu
- cızlamak
"Cız" diye ses çıkarmak
- cızlamı çekmek (veya cızlam etmek)
kaçmak, savuşup gitmek
- cızır cızır
Cızır sesi çıkararak (pişmek, kızarmak vb.)
- cızırdama
Cızırdamak işi; cızıldama
- cızırdamak
"Cızır" diye ses çıkarmak; cızıldamak
- cızırdatma
Cızırdatmak işi; cızıldatma
- cızırdatmak
Cızırdamasına yol açmak; cızıldatmak
- cızırtı
Cızırdama sırasında çıkan sesin adı; cızıltı
- cızırtılı
Cızırdayan, cızırtısı olan; cızıltılı
- cızırtısız
Cızırdamayan, cızırtısı olmayan; cızıltısız