Words starting with I
394 dictionary entries are listed for I.
Popular I entries
More frequently visited entries for this letter.
- ızdırap ızdırap üstüne, keder keder üstüne çekmek
sürekli olarak acı ve üzüntüye maruz kalmak, çok sıkıntı çekmek
- ırgat pazarına döndürmek
karışık ve dağınık bir duruma getirmek
- ışın bilimi
Işık, elektrik ve ısı ışınlarının uygulama alanlarını inceleyen bilim dalı; radyoloji
- ılıman
Sıcaklığı çok yüksek veya çok düşük olmayan (yer, iklim); mutedil
- ılımanlık
Ilıman olma durumu
- ılımlı
Düşünce, iş vb.nde aşırıya kaçmayan; ölçülü, mutedil, itidalli
- ırk bilimi
İnsanların ırklara ayrılışını, bunların nereden çıktığını, oluşumunu, yeryüzüne yayılışını, aralarındaki niteliklerini inceleyip karşılaştıran ve sınıflayan bilim; budun bilimi, ırkiyat, etnoloji
- ıstakoz ağı
Kabuklu deniz hayvanlarını avlamakta kullanılan küçük ağ
- ızdırap
Ağrı ve acı içinde olma durumu
- ışıklı
Işığı olan, aydınlık, ışıklandırılmış; ışıl, nurlu, nurani, ziyalı, ziyadar
- ıcığını cıcığını sormak
bir kimsenin soyunu sopunu, huyunu suyunu iyice öğrenmek için araştırmak
- ılıman kuşak
Yıllık sıcaklık ortalamalarının 20 ºC'nin altında ve sıcaklık farklarının belirgin olduğu, dört mevsimin yaşandığı bir iklim türü
- ıralamak
Bir şeyin ayırıcı özelliğini belirterek benzerlerinden farkını ortaya koymak; karakterize etmek
- ısındırabilmek
Isındırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ızdırap vermek
acı ve üzüntü vermek
- ışık demeti
Bir ışık kaynağından yayılan yoğun aydınlık; ışık değneği, hüzme
- ışıklama
Işıklamak işi
- ıhtırılma
Ihtırılmak işi
- ılıkçıl
Ortalama 15 °C sıcaklıkta yaşayan bitki; mezoterm
- ıncalız
Turşusu yapılan bir tür küçük yaban soğanı
- ıpıssızlık
Ipıssız olma durumu
- ıskartaya çıkarmak (veya ayırmak)
değersiz bularak bir yana atmak, işe yaramadığı için ayırıp bir yana koymak
- ıslanmışın yağmurdan korkusu olmaz
"daha önce bir zarara uğramış kimse, kendisine aynı zararı verecek şeyden korkmaz" anlamında kullanılan bir söz
- ıslıklanış
Islıklanmak işi
- ıslıklı ünsüz
Dilin ön bölümü ile dişler arasında oluşan tınlama boşluğundan ıslık sesi gibi çıkarılan sızıcı ünsüz: j, s, ş, z
- ığrıp çevirmek
yalan dolanla bir şeyden yararlanmak
- ığıl ığıl
Ağır ağır, yavaş yavaş
- ışık gölge
Resimde ışıklı ve gölgeli bölümlerin birbirine göre dağılımını gösteren kısımlar
- ışık ışını
Yayılan ışığın izlediği doğru
- ışıklandırılmak
Işıklandırma işi yapılmak veya ışıklanması sağlanmak
- ı, I
Türk alfabesinin on birinci sırasında yer alan ve ı adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından kalın, düz, dar ünlüyü gösterir
- ıhlamur
Ihlamurgillerden, kerestesi beğenilen, büyük bir gölge ağacı (Tilia)
- ıhtırmak
Deve çöktürüp oturtmak
- ılgıt ılgıt
Yavaş yavaş, hafif hafif (akmak, esmek)
- ılıca
Sıcak su çıkan yer
- ılıklaştırmak
Ilık duruma getirmek; ılıtmak
I index
394 word links are rendered on the server.
- ı, I
Türk alfabesinin on birinci sırasında yer alan ve ı adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından kalın, düz, dar ünlüyü gösterir
- ıcığı cıcığı
…nın tüm ayrıntıları
- ıcığını cıcığını sormak
bir kimsenin soyunu sopunu, huyunu suyunu iyice öğrenmek için araştırmak
- ıcığını cıcığını çıkarmak
incelenmemiş, elden geçirilmemiş hiçbir yerini bırakmamak, en küçük ayrıntısına kadar incelemek, didik didik etmek
- ıh
Deveyi çöktürmek için çıkarılan ses
- ıh pıh
Ağır bir yükün altındaki kimsenin çıkardığı zorlanma sesi
- ıh pıh etmek
ıh pıh sesleri çıkarmak
- ıhlama
Ihlamak işi
- ıhlamak
Hastalıktan veya yorgunluktan inler gibi "ıh" sesi çıkarmak
- ıhlamur
Ihlamurgillerden, kerestesi beğenilen, büyük bir gölge ağacı (Tilia)
- ıhlamurgiller
İki çeneklilerden, örneği ıhlamur ağacı olan bir bitki familyası
- ıhma
Ihmak işi
- ıhmak
Deve çöküp oturmak
- ıhtırma
Ihtırmak işi
- ıhtırmak
Deve çöktürüp oturtmak
- ıhtırılma
Ihtırılmak işi
- ıhtırılmak
Deve çöktürülerek oturtulmak
- ıklama
Iklamak işi
- ıklamak
Yük altında güçlükle solumak
- ıklım tıklım
Alabildiğinden de çok, ağzına kadar, çok kalabalık bir biçimde
- ıkıl ıkıl
Boğulur gibi, sıkıntı ile soluyarak
- ıkına sıkına
Büyük güç harcayarak, kendini zorlayarak; ıkına tıkına, ıklaya sıklaya
- ıkınabilme
Ikınabilmek işi
- ıkınabilmek
Ikınma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ıkındırma
Ikındırmak işi
- ıkındırmak
Ikınmasına yol açmak
- ıkınma
Ikınmak işi
- ıkınmak
Herhangi bir nedenle soluğunu içinde tutarak kendini zorlamak
- ıkıntı
Ikınmak işi
- ıkınıp sıkınmak
bir iş yapabilmek için kendini çok zorlamak
- ılgama
Ilgamak işi
- ılgamak
Atı dörtnala sürmek
- ılgar
Dizginleri koyuverilmiş atın dörtnala koşması
- ılgar etmek
ılgarlamak
- ılgarcı
Ilgarla düşman toprağına saldıran kimse
- ılgarlama
Ilgarlamak işi
- ılgarlamak
Bir ülkeye ılgarla saldırmak
- ılgım salgım
Belli belirsiz bir biçimde
- ılgın
Ilgıngillerden, Akdeniz Bölgesi'nde yetişen bir ağaç veya ağaççık cinsi (Tamarix)
- ılgıngiller
Örnek bitkisi ılgın olan, ayrı taç yapraklı, iki çenekli bitkiler familyası
- ılgıt ılgıt
Yavaş yavaş, hafif hafif (akmak, esmek)
- ıltar
Çoban köpeklerinin boğazına takılan çivili demir
- ılıca
Sıcak su çıkan yer
- ılık
Soğukla sıcak arası, ne soğuk ne sıcak
- ılıklaşma
Ilıklaşmak işi
- ılıklaşmak
Ilık duruma gelmek
- ılıklaştırma
Ilıklaştırmak işi
- ılıklaştırmak
Ilık duruma getirmek; ılıtmak
- ılıklık
Ilık olma durumu
- ılıkça
Biraz ılık; ılıcak
- ılıkçıl
Ortalama 15 °C sıcaklıkta yaşayan bitki; mezoterm
- ılıma
Ilımak işi
- ılıman
Sıcaklığı çok yüksek veya çok düşük olmayan (yer, iklim); mutedil
- ılıman kuşak
Yıllık sıcaklık ortalamalarının 20 ºC'nin altında ve sıcaklık farklarının belirgin olduğu, dört mevsimin yaşandığı bir iklim türü
- ılımanlık
Ilıman olma durumu
- ılımlı
Düşünce, iş vb.nde aşırıya kaçmayan; ölçülü, mutedil, itidalli
- ılımlılık
Ilımlı olma durumu; mutedillik
- ılındırma
Ilındırmak işi
- ılındırmak
Ilık duruma getirmek
- ılınma
Ilınmak işi
- ılınmak
Ilık duruma gelmek; ılımak
- ılıtma
Ilıtmak işi
- ılıtmak
Ilık duruma getirmek; ılıklaştırmak
- ılıştırma
Ilıştırmak işi
- ılıştırmak
Sıcak suya soğuk veya soğuğa sıcak su katarak ılık duruma getirmek
- ımızganma
Imızganmak işi
- ımızganmak
Uyku ile uyanıklık arası bir durumda bulunmak
- ıncalız
Turşusu yapılan bir tür küçük yaban soğanı
- ıpıl ıpıl
Pırıl pırıl
- ıpıslak
Çok ıslak, her yanı ıslak
- ıpıssız
Çok ıssız, ıssız
- ıpıssızlık
Ipıssız olma durumu
- ırak
Klasik Türk müziğinde, aynı adla anılan ve kalın fa diyez notasını andıran perdedeki makamlardan biri
- ırak yerin haberini kervan getirir
"erişemediğimiz şeyle aramızdaki ilişkiyi bir aracı sağlar" anlamında kullanılan bir söz
- ıraksak
Birbirinden gittikçe uzaklaşan (ışınlar, çizgiler)
- ıraksak mercek
Üzerine düşen birbirine paralel ışınları yanlara doğru kırarak birbirinden uzaklaştıran, dağıtan mercek
- ıraksama
Iraksak olma durumu
- ıraksınma
Iraksınmak durumu
- ıraksınmak
Uzak bulmak
- ırakça
Biraz uzak, uzak gibi
- ıralama
Iralamak işi
- ıralamak
Bir şeyin ayırıcı özelliğini belirterek benzerlerinden farkını ortaya koymak; karakterize etmek
- ırgalama
Irgalamak işi
- ırgalamak
Yerinden oynatıp sallamak
- ırgalanma
Irgalanmak işi
- ırgalanmak
Irgalama işi yapılmak; sallanmak
- ırgama
Irgamak işi
- ırgamak
Çabuk olmak, davranmak
- ırgat
Tarım işçisi; rençper
- ırgat gibi çalışmak
bir işte çok çalışmak
- ırgat pazarına döndürmek
karışık ve dağınık bir duruma getirmek
- ırgatbaşı
Irgatlardan sorumlu kimse
- ırgatlık
Irgat olma durumu; rençperlik
- ırk
Kalıtımsal olarak ortak fiziksel ve fizyolojik özelliklere sahip insanlar topluluğu; budun
- ırk ayrımı
Bireylerin, toplumsal kümelerin veya toplumların ırk özelliklerinden dolayı eşit olmayan işlemler karşısında bırakılmaları, ayrı tutulmaları, dışlanmaları, sınırlandırılmaları veya üstün tutulmaları
- ırk bilimci
Irk bilimi ile uğraşan kimse; budun bilimci, etnolog
- ırk bilimi
İnsanların ırklara ayrılışını, bunların nereden çıktığını, oluşumunu, yeryüzüne yayılışını, aralarındaki niteliklerini inceleyip karşılaştıran ve sınıflayan bilim; budun bilimi, ırkiyat, etnoloji
- ırk bilimsel
Irk bilimi ile ilgili; budun bilimsel, etnolojik
- ırk birliği
Irk esasına dayalı birlik
- ırki
Irkla ilgili; ırksal
- ırktaş
Aynı ırktan olanlardan her biri
- ırktaşlık
Irktaş olma durumu
- ırkçı
Irkçılık yanlısı olan; rasist
- ırkçılık
İnsanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti; rasizm
- ırlama
Irlamak işi; yırlama
- ırlamak
Türkü, şarkı söylemek; yırlamak
- ırmak
Çoğunlukla denize dökülen, özellikle genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu; nehir
- ırmak kenarına çeşme yapılmaz
"zaten var olan ve herkesin işine yarayıp artan şeyin yanına aynı işi görmek üzere bir de daha zayıfını eklemek boşuna yorulmaktır" anlamında kullanılan bir söz
- ırmak roman
Bir olayın, geniş bir zaman diliminde geçtiği çağı, bir toplumun geniş bir görünümünü veren çok uzun roman; nehir roman
- ırmaklaşma
Irmaklaşmak işi
- ırmaklaşmak
Irmak durumuna gelmek, ırmak gibi akmak
- ırmağı geçerken at değiştirilmez
"tehlikeli bir durum veya zamanda bir yöntemden başka bir yönteme geçilmemelidir" anlamında kullanılan bir söz
- ırz
Bir kimsenin, başkaları tarafından dokunulmaması ve saygı gösterilmesi gereken iffeti
- ırz düşmanı
Cinsel zevki için her türlü yasa ve töreyi çiğnemekten çekinmeyen kimse
- ırz ehli
Namuslu, iffetli, temiz (kimse)
- ırzı kırık
Namussuz bir biçimde davranan
- ırzına geçmek
zor kullanarak bir kimseyi cinsel zevkine alet etmek; becermek, tecavüz etmek
- ırzını bozmak
ırzına geçmek
- ısfahan
Klasik Türk müziğinde dügâh perdesindeki makamlardan biri
- ıska
Üzerinde durmama, önem vermeme
- ıska geçilmek
gözden kaçırılmak, atlanmak, değeri ve önemi anlaşılmamak
- ıska geçmek
hedefe rast getirememek
- ıskalama
Iskalamak işi
- ıskalamak
Hedefe denk getirememek
- ıskalayış
Iskalamak işi
- ıskarmoz
Gemilerin kaburgalarını oluşturan eğri ağaçların adı
- ıskarta
Bazı iskambil oyunlarında kullanılması gerekmediğinden bir yana bırakılan kâğıt
- ıskartaya çıkarmak (veya ayırmak)
değersiz bularak bir yana atmak, işe yaramadığı için ayırıp bir yana koymak
- ıskarça
Kalabalık liman
- ıskat
Düşürme, aşağı atma
- ıskatçı
Iskat verilen kimse
- ıskatçılık
Iskatçı olma durumu
- ıskaça
Yelkenli gemilerde direklerin alt uçlarının içine oturtulduğu yuva
- ıskota
Büyük yelkenleri yönetmek için kullanılan ip
- ıskuna
Brikten küçük, iki direkli bir tür yelkenli gemi
- ıslah
Bir hayvan veya bitki türünden daha iyi verim alabilmek amacıyla yapılan işlem
- ıslah etmek
iyi bir duruma getirmek, iyileştirmek, düzeltmek
- ıslahevi
Suç işleyen çocukları ıslah etmek, eğitmek ve topluma kazandırmak amacıyla açılmış kurum; ıslahhane
- ıslak
Suya batırılmış, üzerine su dökülmüş veya yağmurdan ıslanmış olan; yaş (II)
- ıslak imza
Kişinin kâğıt üzerine kalemle attığı imza
- ıslak karga
Çok korkan, çekingen, ürkek (kimse)
- ıslak zemin
İnşaat sektöründe mutfak, banyo, tuvalet vb. suyla teması olan bölümlerin yüzeyi
- ıslaklık
Islak olma durumu
- ıslanabilme
Islanabilmek işi
- ıslanabilmek
Islanma ihtimali bulunmak
- ıslanma
Islanmak işi
- ıslanmak
Islak duruma gelmek
- ıslanmışın yağmurdan korkusu olmaz
"daha önce bir zarara uğramış kimse, kendisine aynı zararı verecek şeyden korkmaz" anlamında kullanılan bir söz
- ıslanış
Islanmak işi
- ıslatabilme
Islatabilmek işi
- ıslatabilmek
Islatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ıslatma
Islatmak işi; ıslama
- ıslatma suyu
Bazı maddelerin çeşitli amaçlarla işlenmesinde kullanıldıktan sonra değişik yöntemlerle ayrılan ve çözünmüş besin maddeleri içeren sıvı
- ıslatmak
Islak duruma getirmek; ıslamak
- ıslatıcı
Yapıştırmadan önce pulları, zarfları, etiketleri ıslatmaya yarayan araç
- ıslatılma
Islatılmak işi
- ıslatılmak
Islatma işi yapılmak, ıslak duruma getirilmek
- ıslatış
Islatmak işi
- ıslık
Dudakların büzülmesiyle veya parmağın dil üzerine getirilmesiyle çıkarılan ince ve tiz ses
- ıslık dili
Yüksek ve uzak mesafelerde birbirini görecek biçimde duran kişilerin alçalıp yükselen ıslık sesleriyle oluşturdukları haberleşme biçimi
- ıslık çalmak
"ıslık" sesi çıkarmak
- ıslıklama
Islıklamak işi
- ıslıklamak
Birinin sevilmediğini, istenmediğini veya beğenilmediğini ıslık çalarak belli etmek
- ıslıklanma
Islıklanmak işi
- ıslıklanmak
Islıklama işi yapılmak veya ıslıklama işine konu olmak
- ıslıklanış
Islıklanmak işi
- ıslıklayış
Islıklamak işi
- ıslıklı
Islık çıkaran
- ıslıklı ünsüz
Dilin ön bölümü ile dişler arasında oluşan tınlama boşluğundan ıslık sesi gibi çıkarılan sızıcı ünsüz: j, s, ş, z
- ısmarlama
Ismarlamak işi; sipariş
- ısmarlama hac, hac olmaz
"kişi, kendisi yapması gereken bir işi başkasına ısmarlamamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- ısmarlamak
Bir şeyin yapılmasını veya getirilmesini, bu işlerle uğraşan birine söylemek; sipariş etmek, sipariş vermek
- ısmarlanma
Ismarlanmak işi
- ısmarlanmak
Bir şeyin yapılması veya getirilmesi birine söylenmek
- ısmarlanış
Ismarlanmak işi
- ısmarlatma
Ismarlatmak işi
- ısmarlatmak
Ismarlama işini yaptırmak
- ısmarlayabilme
Ismarlayabilmek işi
- ısmarlayabilmek
Ismarlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- ısmarlayış
Ismarlamak işi
- ıspanak
Ispanakgillerden, yapraklarından sebze olarak yararlanılan bir bitki (Spinacia oleracea)
- ıspanakgiller
İki çeneklilerden, örnek bitkisi ıspanak olan, pazı, pancar vb. başka türleri de içine alan bir familya
- ıspanaklar
Şekerciboyasıgiller, horozibiğigiller, ıspanakgiller familyalarını içine alan iki çenekli bitki takımı
- ıspanaklı
İçinde ıspanak bulunan (yiyecek)
- ıspanaklı yumurta
Haşlanmış ve yağda hafif kavrulmuş ıspanağın içine yumurta kırılması ile hazırlanan yemek
- ıspanağımsı
Ispanağı andıran, ıspanağa benzeyen, ıspanak gibi
- ısparmaça
Deniz içinde birkaç zincirin birbirine dolaşması
- ıspavli
Gemilerde kullanılan bir tür kalın sicim
- ıspazmoz
Aşırı titreme, kasılma
- ıspazmoza tutulmak
aşırı derecede titremeye başlamak
- ısrar
Direnme, ayak direme, üsteleme, üstünde durma
- ısrar etmek
bir konuda, bir düşüncede sürekli direnmek, ayak diremek
- ısrarcı
Israr eden
- ısrarcılık
Israrcı olma durumu
- ısrarlı
Tekrarlanarak yapılan
- ısrarlı olmak
düşüncesinde, kararında direnmek
- ısrarlılık
Israrlı olma durumu
- ıssız
Kimse bulunmayan veya az kimse bulunan; yaban, kûhi, tenha
- ıssız eve it buyruk
"aklı başında kimselerin sahip çıkmadığı iş, aşağılık kimselerin elinde kalır" anlamında kullanılan bir söz
- ıssız kalmak
ıssızlaşmak, tenhalaşmak
- ıssızca
Issız bir biçimde
- ıssızlaşma
Issızlaşmak işi
- ıssızlaşmak
Issız duruma gelmek; tenhalaşmak
- ıssızlık
Issız olma durumu
- ıssızlık çökmek
ıssız, tenha duruma gelmek, tenhalaşmak
- ıstakoz
Istakozlardan, suda yaşayan, birinci ayak çifti güçlü iki kıskaç durumunda gelişmiş bulunan, beyaz eti için avlanan iri bir böcek (Homarus vulgaris)
- ıstakoz ağı
Kabuklu deniz hayvanlarını avlamakta kullanılan küçük ağ
- ıstakoz gibi
çok kırmızı
- ıstakozlar
On ayaklılar takımına giren, örnek hayvanı ıstakoz olan bir familya
- ıstakozluk
Istakozları saklamak için deniz kıyısında yapılan özel bölüm veya havuz
- ıstampa
Ağaç, metal vb. üzerine oyulduktan sonra bir yere basılan biçim
- ıstampa resim
Ağaç, bakır vb. yüzeylere oyulan ve tuvale basılan resim sanatı
- ıstampacı
Istampa yapan veya satan kimse
- ıstampacılık
Istampacının yaptığı iş
- ıstampalama
Istampalamak işi
- ıstampalamak
Ham madeni sıcakta veya soğukta istenilen kalıba sokarak şekillendirmek
- ıstar
Halı, kilim dokunan tezgâh
- ıstılah
Herkesin anlayamayacağı anlamda kullanılan söz
- ıstılah paralamak
ağdalı, hiç kimsenin anlamadığı bir biçimde konuşmak
- ısı
Bir cismin uzamasına, genleşmesine, buharlaşmasına, erimesine, sıcaklığının artmasına yol açan fiziksel enerji
- ısı payölçer
Merkezî ısı sistemi olan binalarda her bir daire, dükkân vb. alanlarda kullanılan gaz miktarını ölçen alet
- ısı tedavisi
Hastalığın iyileştirilmesi için herhangi bir biçimde ısı uygulamasıyla yapılan tedavi; termoterapi
- ısı yayımı
Hareket eden nesnelerle belli nicelikte ısının taşınması olayı; iletim, konveksiyon
- ısı yuvarı
Sıcaklığın gittikçe yükseldiği 100-300 kilometre yükseklikler arasındaki hava yuvarı katmanı; termosfer
- ısı ölçümü
Çeşitli olaylar sırasında açığa çıkan, ısı miktarının ölçülmesini konu alan fizik dalı; kalorimetri
- ısıalan
Oluşumu sırasında ısı alan (birleşme, tepkime); endotermik
- ısıcam
İki cam plakanın çevresel olarak metal bir ara çıtası yardımıyla birbirine bağlanması temeline dayanan pencere camı
- ısıdenetir
Bir yer veya nesnenin ısısını kendiliğinden düzenleyen, aynı derecede kalmasını sağlayan cihaz; termostat
- ısıl
Isı ile, sıcaklıkla ilgili; termik
- ısıl işlem
Uzun zaman özelliklerinin bozulmadan korunmasını sağlamak amacıyla bir ısı uygulayarak yapılan besinleri kurutma işlemi
- ısınabilme
Isınabilmek işi
- ısınabilmek
Isınma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ısındırabilme
Isındırabilmek işi
- ısındırabilmek
Isındırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ısındırma
Isındırmak işi
- ısındırmak
Isınmasını sağlamak, sıcaklık kazandırmak
- ısınma
Isınmak işi
- ısınma hareketi
Vücudu maça veya antrenmana hazırlamak için yapılan hafif çalışma
- ısınma koşusu
Vücut çalışmalarına başlamadan önce kasları ısıtmak, böylece kas kopmalarını önlemek için yapılan hazırlayıcı hafif koşu
- ısınma ısısı
Bir cismin bir gramının sıcaklığını 1 °C yükselten ısı miktarı; öz ısı
- ısınmak
Sıcak duruma gelmek
- ısınıverme
Isınıvermek işi
- ısınıvermek
Çabucak ısınmak
- ısınış
Isınmak işi
- ısırabilme
Isırabilmek işi
- ısırabilmek
Isırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ısıracak it (veya köpek) dişini (veya dişlerini) göstermez
"kötülük edecek kimse önceden haber vermez, belli etmez" anlamında kullanılan bir söz
- ısırgan
Isırgangillerden, her tarafı sert tüylerle kaplı, tüyleri kırıldığında karınca asidi denilen çok kaşındırıcı bir madde çıkartan bir ot (Urtica)
- ısırgan ile taharet olmaz
"kötü kişiden iyilik beklenmez" anlamında kullanılan bir söz
- ısırgangiller
İki çeneklilerden, örneği ısırgan otu olan, yapışkan otu, rami vb. birtakım türleri içine alan bitki familyası
- ısırma
Isırmak işi
- ısırmak
Dişleri arasına alıp sıkmak
- ısırtma
Isırtmak işi
- ısırtmak
Isırmasına sebep olmak
- ısırıcı
Isırma özelliği olan
- ısırık
Isırılan yerde kalan iz
- ısırılma
Isırılmak işi
- ısırılmak
Dişleri arasında sıkılmak veya koparılmak
- ısırımlık
Bir kezde ısırılacak miktarda olan
- ısırıverme
Isırıvermek işi
- ısırıvermek
Ansızın ısırmak
- ısırış
Isırmak işi
- ısıtabilme
Isıtabilmek işi
- ısıtabilmek
Isıtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ısıtma
Isıtmak işi; teshin
- ısıtmak
Sıcak duruma getirmek
- ısıtıcı
Bir nesnenin, genellikle bir akışkanın sıcaklığını, kullanmadan önce arttırmaya yarayan alet
- ısıtılma
Isıtılmak işi
- ısıtılmak
Isıtma işi yapılmak
- ısıtıp ısıtıp önüne koymak
daha önce geçmiş bir olayı, bir işi, ileri sürülmüş bir düşünceyi sık sık tekrarlamak
- ısıtış
Isıtmak işi
- ısıveren
Isı açığa çıkaran, çevresine ısı salan (birleşme, tepkime); ekzotermik
- ısıyayar
Bir akışkanda ısıyı her tarafa eşit olarak yaymaya yarayan alet; konvektör
- ısıölçer
Cisimlerin ısınma ısısını ölçmeye yarayan alet; kalorimetre
- ıtlak
Salıverme, koyuverme
- ıtrah
Dışarı çıkarma, dışarı atma
- ıtrah etmek
irin vb.ni vücuttan dışarı atmak
- ıtriyat
Sürünülecek esans, parfüm, kolonya vb. güzel kokular
- ıtriyatçı
Güzel kokular, makyaj malzemesi satan kimse veya yer
- ıtriyatçılık
Itriyatçının yaptığı iş
- ıttıla
Bilgi edinme, haberdar olma
- ıttırat
Birbirini izleme, birbiri arkasından gelme, düzenli sıralanma
- ıtır
Güzel koku
- ıtır yaprağı
Süsleme sanatında ıtır yaprağı biçiminde oluşturulan ve kullanılan motif
- ıtır çiçeği
Sardunyagillerden, yaprakları güzel kokulu, çiçekleri türlü renklerde bir süs bitkisi; ıtır (Pelargonium radicula)
- ıtırlı
Güzel kokulu; muattar, ıtri
- ıtırşahi
Baklagillerden, sıcak iklimlerde yetişen, kokulu, çeşitli renkte çiçekleri olan bir süs bitkisi; bezelye çiçeği, kokulu bezelye, nazende çiçeği, İstanbul nazendesi (Lathyrus odoratus)
- ıvır zıvır
Küçük, önemsiz
- ıydiye
Bayram kutlaması
- ızdırap
Ağrı ve acı içinde olma durumu
- ızdırap vermek
acı ve üzüntü vermek
- ızdırap çekmek
ağrı ve acı içinde kıvranmak
- ızdırap ızdırap üstüne, keder keder üstüne çekmek
sürekli olarak acı ve üzüntüye maruz kalmak, çok sıkıntı çekmek
- ızdıraplı
Ağrı ve acı veren
- ızdırapsız
Ağrısı ve acısı olmayan
- ızdırapsızlık
Ağrısı ve acısı olmama durumu
- ızgara
Metal çubukların, ağaç dallarının aralıklı sıralanmasıyla yapılan parmaklık veya kafes biçiminde araç
- ızgara demiri
Kazan ızgarasını meydana getiren demir çubuklardan her biri
- ızgara köfte
Kıyma ve özel baharatların karıştırılıp yoğrulmasıyla hazırlanan, ızgarada pişirilen bir köfte türü
- ızgara parmaklığı
Yüzen cisimleri ve yaprakları tutmak için, bir barajda, yükleme odasında basınçlı boru ağzının önüne eğik olarak yerleştirilen demir parmaklık
- ızgara yatağı
Katı yakıtlı madenî bir ocağın, içine ızgaranın yerleştirildiği kısmı
- ızgaralı
Izgarası olan
- ızgaralık
Izgara yapmaya elverişli (et)
- ızgarasız
Izgarası olmayan
- ızgın
Rozet yapraklı, sarı çiçekli, tohumlarından yağ çıkarılan, bir yıllık, otsu bir bitki (Eruca cappadocica)
- ızrar
Zarar verme, zarara sokma
- ızrar etmek
zarara sokmak
- ığrıp
Bir tür büyük balık ağı; ırıp
- ığrıp kayığı
Beş çifte kürekli balıkçı kayığı
- ığrıp çekmek
balık yakalamak için atılmış ığrıbı yukarı çıkarmak
- ığrıp çevirmek
yalan dolanla bir şeyden yararlanmak
- ığıl
Yavaş akan su
- ığıl ığıl
Ağır ağır, yavaş yavaş
- ışkı
Derilerin fazlalıklarını ve yağlarını kazımak ve tahtaları yontmak için kullanılan iki ucu saplı, eğri bıçak
- ışkın
Bahar aylarında yüksek kayalık yerlerde ve dağlarda yetişen, vitamin değeri yüksek, çiğ veya pişmiş olarak tüketilebilen bir tür ot (Reun ribes)
- ışkırlak
Başlık, şapka
- ıştır
Pancargillerden, 30-70 santimetre yüksekliğinde, yapraklı dalları pişirilerek yenen bir yıllık otsu bitki; yaban pazısı (Chenopodium urbicum)
- ışık
Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji; çerağ, ziya, nur, şavk
- ışık akısı
Birim zamanda yayılan ışık miktarı
- ışık almak
güneş ışığından yararlanır durumda olmak
- ışık aylası
Herhangi bir gök cismini çevreleyen ışıklı halka
- ışık aynası
Fotoğrafçılıkta ışığı yansıtmak için ışık kaynağının önüne konulan nesne
- ışık bacası
Işığın yapıların içine iyice girebilmesi için yapılan baca; ışıklık
- ışık demeti
Bir ışık kaynağından yayılan yoğun aydınlık; ışık değneği, hüzme
- ışık değneği
Çocukların oyuncak olarak kullandığı, etrafa ışık saçan sopa
- ışık eğrisi
Değişken bir yıldızın parlaklığının zamana göre değişimini gösteren grafik
- ışık gölge
Resimde ışıklı ve gölgeli bölümlerin birbirine göre dağılımını gösteren kısımlar
- ışık göçüm
Bitkilerde protoplazmanın ışığa gösterdiği tepki
- ışık hızı
Işığın bir saniyede aldığı yol
- ışık kirliliği
Işık kaynağının, konumu, yeri, yönü, zamanı ve yoğunluğu bakımından yanlış ve uygunsuz biçimde kullanılması
- ışık korkusu
Bazı canlıların ışıktan korkma duygusu
- ışık tutmak
bir yeri ışıkla aydınlatmak
- ışık yuvarı
Güneş'in veya bir yıldızın görülen yüzeyi; ışık küre, fotosfer
- ışık yılı
Işığın bir yılda aldığı yol
- ışık çanağı
Sahneyi aydınlatmak için değişik açılardan ışığın gelmesini sağlayan, çukur, madenî yansıtıcı
- ışık ölçümü
Fiziğin, ışık miktarının ölçülmesini ve cisimlerin ışığı iletme, yansıtma, dağıtma vb. özelliklerini inceleyen bölümü; fotometri
- ışık ışık
Işıklı bir biçimde
- ışık ışını
Yayılan ışığın izlediği doğru
- ışıkkesen
Karanlık odalara girip çıkarken bu yerlere ışık sızmasını önleyen düzen
- ışıklama
Işıklamak işi
- ışıklamak
Bir yeri aydınlatmak
- ışıklandırılma
Işıklandırılmak işi
- ışıklandırılmak
Işıklandırma işi yapılmak veya ışıklanması sağlanmak
- ışıklanma
Işıklanmak işi
- ışıklanmak
Işıklı duruma gelmek
- ışıklı
Işığı olan, aydınlık, ışıklandırılmış; ışıl, nurlu, nurani, ziyalı, ziyadar
- ışıklılık
Bir optik cihazda, cisme çıplak gözle veya cihazla bakıldığında ağ tabakadaki birim yüzeyi etkileyen ışık miktarları arasındaki oran
- ışıksız
Işığı olmayan; ziyasız
- ışıksızlık
Işıksız olma durumu; ziyasızlık
- ışıkçı
Sinema filmlerinin çekiminde veya tiyatro, opera, bale vb. gösteri sanatlarında sahnenin aydınlatılması için gerekli ışık ve elektrik işlemini düzenleyip yapan kimse
- ışıkçılık
Işıkçının yaptığı iş
- ışıkölçer
Işık şiddetini veya enerjisini ölçen araç; fotometre
- ışıl
Işıldayan, parlayan
- ışıl küf
Sığır, domuz ve insanlarda ışıl küflüce hastalığına yol açan, ışıl küflerin örnek türü olan asalak mantar (Actinomyces bovis)
- ışıl küfler
Çeşitli türleri, insan ve hayvanlarda asalak yaşayan tallı bitkiler takımı
- ışıl küflüce
Evcil hayvanlarda, özellikle sığırlarda, ışıl küflerden ileri gelen ve insanlara da bulaşabilen ilkel mantar hastalığı
- ışıl ışıl
Titrek ve parlak ışık saçarak
- ışıl ışıl yanmak
parlamak
- ışıldak
Karanlıkta bir hedefi aydınlatmak için kullanılan dar, uzun bir ışın demeti çıkaran ışık kaynağı; projektör
- ışıldama
Işıldamak işi; ışılama
- ışıldamak
Titrek, parlak bir ışık saçmak; ışılamak
- ışıldatma
Işıldatmak işi; ışılatma
- ışıldatmak
Işıldamasını sağlamak, ışıl ışıl parlatmak; ışılatmak
- ışıldayış
Işıldamak işi
- ışıltı
Hafif ışık
- ışıltılı
Işıltısı olan, ışıltı yapan; ışıl ışıl
- ışımak
Işık saçmak
- ışın
Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti; şua
- ışın bilimci
Işın bilimi uzmanı; radyolog
- ışın bilimi
Işık, elektrik ve ısı ışınlarının uygulama alanlarını inceleyen bilim dalı; radyoloji
- ışın tedavisi
X ışınlarının biyolojik etkisine dayanan tedavi yöntemi; şua tedavisi, radyoterapi
- ışınlama
Işınlamak işi
- ışınlamak
Bilim kurguya göre ışın gücüyle bir varlığı, atomlara ayırarak görünmez duruma getirmek veya atomlarını birleştirerek bir varlığı yeniden oluşturmak
- ışınlandırma
Işınlandırmak işi
- ışınlandırmak
İnsan, hayvan veya herhangi bir materyal röntgen, gama, nötron vb. ışınların etkisinde kalmak
- ışınlanma
Işınlanmak işi
- ışınlanmak
Işınlama işine konu olmak veya ışınlama işi yapılmak
- ışınlayıcı
Yapısında bir aydınlanma kaynağı bulunan ve bir maddeyi ışınlamaya yarayan araç
- ışınlı
Işın veren, ışın saçan
- ışınlılar
Bir hücreli hayvanların, kök bacaklılar sınıfına giren, protoplazmalarından, hareket ve duyu organı olarak yalancı ayak salan takım
- ışıntı
Belli bir alana verilen çok güçlü ışık; spot
- ışıntı lambası
Belli bir alana kuvvetli bir ışık vermek üzere kullanılan lamba; spot lambası
- ışınölçer
Işınların enerjiye dönüşmesini gösteren araç; radyometre
- ışınım akısı
Birim düzeyden birim zamana geçen radyasyon
- ışınım alıcısı
Radyasyona karşı duyarlı araç veya gereç
- ışınım basıncı
Radyasyonun yayılma doğrultusuna dik birim yüzeye birim zamanda yüklediği itme gücü
- ışınım dengesi
Bir yüzeyin aldığı ve yaydığı radyasyonun denkliği
- ışınımölçer
Bir kaynağın bütün dalga boylarındaki toplam radyasyonunu ölçen araç; bolometre
- ışıtma
Işıtmak işi
- ışıtım
İçine yağ konularak ucundaki fitil sayesinde ışık elde edilen kandil
- ışığa doğrulum
Işık etkisiyle bir bitkinin büyüme hareketi; fototropizm
- ışığa göçüm
Bir hücrelilerde birdenbire aydınlanma sonucu görülen tepkime; fototaktizm, fototaksi
- ışığan
Kışın yapraklarını dökmeyen, 3 metre boyunda, yaprakları sivri dikenli, beyaz çiçekli, meyvesi parlak kırmızı renkli bir tür çalı (Ilex colchica)
- ışığı altında
"bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak" anlamında kullanılan bir söz