Words starting with E
2994 dictionary entries are listed for E.
Popular E entries
More frequently visited entries for this letter.
- enişte
Bir kimsenin kız kardeşinin veya kadın hısımlarından birinin kocası
- egzoz
Bu gazın dışarı boşaltılması
- eşeği düğüne çağırmışlar, "ya su lazımdır ya odun" demiş
bir işi yapmamak için bahane bulmayı anlatan bir söz
- eşek çamura çökerse sahibinden gayretlisi olmaz
"bir kimsenin işi bozulduğunda, durumunu düzeltmek için en büyük çabayı kendisinin göstermesi gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- eşeğin kuyruğu gibi
her zaman aynı durumda kalan, hiç değişikliğe uğramayan
- eşeğe cilve yap demişler, çifte atmış
"kaba ve ahmak kişinin hoşa gitsin diye söylediği sözler ve yaptığı işler, kaba ve incitici olur" anlamında kullanılan bir söz
- eşeği yoldan çıkaran sıpanın oynaması
"çocuklarının düzensiz davranışı, anne babayı rahatsız eder" anlamında kullanılan bir söz
- ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını
"bir girişimden iyi sonuç almak isteyen, o işin temelini sağlam kurmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- eşofman
Genellikle spor çalışmalarında giyilen, pamuklu veya sentetik kumaştan, iki parçalı giysi
- eşeği sahibinin dediği yere bağla da varsın kurt yesin
"sana emanet edilen bir işi sahibinin isteğine uygun olarak yap, kötü bir sonuç ortaya çıkarsa sen sorumlu olmazsın" anlamında kullanılan bir söz
- egzoz gazı
İçten yanmalı motorlarda yanan akaryakıtın gazı; çürük gaz, egzoz
- eşeğe altın semer vursalar yine eşektir
"insanlık değerinden yoksun kişi, kılık kıyafetle, makam ve mevkiyle değer kazanmaz" anlamında kullanılan bir söz
- eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme; kimi uzun der, kimi kısa
"kimseyi ilgilendirmeyen işleri kendi kendine karar verip yapmalısın" anlamında kullanılan bir söz
- eğri (veya eğri gözle) bakmak
birine içinden kötü düşünceler geçirerek bakmak
- eşek hoşaftan ne anlar (suyunu içer, tanesini bırakır)
"bilgisiz, görgüsüz kimse ince, güzel şeylerin zevkine varamaz, değerini ölçemez" anlamında kullanılan bir söz
- eşek at olmaz, ciğer et olmaz
"soysuz kişi soylu olmaz, bayağı şey üstün nitelik kazanmaz" anlamında kullanılan bir söz
- etlilik
Etli olma durumu
- el kılavuzu
Herhangi bir konuda basit konuları ve bilgileri içeren kitapçık
- ekmeden biçilmez
"emek vermeden beklenen bir sonuca erişilmez" anlamında kullanılan bir söz
- eli ayağı titremek (veya çözülmek)
korku, sinir vb. sebeplerle heyecanlanmak
- evvelemirde
İlk önce, ilk iş olarak, her şeyden önce
- eşek eşeği ödünç kaşır
"çıkarcı, başkasına yardım ederken ileride onun da kendisine yardım edeceğini düşünür" anlamında kullanılan bir söz
- eşeğini sağlam kazığa bağlamak
işini güven altına almak
- ekmediği yerden biter
umulmayan ve istenilmeyen yerde karşılaşılan kimseler için kullanılan bir söz
- ekol kurmak
bir ekol oluşturmak
- elimsende
Çocukların birbirine el değdirerek diğer arkadaşını ebe yapma amacıyla oynadıkları bir oyun
- eşek kadar
büyük, iri, aşırı derecede gelişmiş
- eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek (veya koymak)
bir şeyi birinin aklına getirmek
- eşeğin ölümü köpeğe ziyafettir (veya düğündür)
"bir kişinin uğradığı zarar kimi zaman bir başkası için çıkar kaynağı olur" anlamında kullanılan bir söz
- el aynası
Elde kullanılan küçük ayna
- element
Kimyasal yöntemlerle ayrıştırılamayan veya bileşim yoluyla elde edilemeyen madde
- etkileşim
Birbirini karşılıklı olarak etkileme işi
- eşek gibi
kaba, düşüncesiz
- eşek sudan gelinceye kadar dövmek
adamakıllı dövmek
- evlat
Belli bir özelliğe sahip veya belli bir gruptan olma
- ekip biçmek
tarım yapmak
E index
2994 word links are rendered on the server.
- e
(e:) Başına getirildiği cümledeki kavrama göre çeşitli tonlar alarak birtakım duygular anlatan bir söz
- e mi!
"olur mu!" anlamında kullanılan bir tembih veya istek sözü
- e, E
Türk alfabesinin altıncı sırasında yer alan ve e adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından ince ünlülerin düz ve geniş olanını gösterir
- e-nabız
Vatandaşların bireysel olarak genel ağ tabanlı servis üzerinde görüntüleyip yönetebileceği kişisel sağlık kayıt sistemi
- e-okul
Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda öğrenci ve yönetimle ilgili iş ve işlemlerin elektronik ortamda yürütüldüğü ve bilgilerin saklandığı sistem
- ebabil
Sağanlardan, kentler ve açık alanlarda yaşayan, kırlangıca göre kanatları daha uzun ve kavisli bir tür kuş; dağ kırlangıcı, vatvat (Apus apus)
- ebcet
Arap alfabesinin her harfi bir rakamı karşılayan ve anlamsız sekiz kelimeden oluşan değişik bir düzeni
- ebcet hesabı
Ebcet düzeninden yararlanarak bir kelimeyi rakama çevirme
- ebe
Doğum işini yaptıran kadın; lavta (II)
- ebe olmak
oyun içinde ebelik yapmak
- ebebulguru
Bulgur iriliğinde yağan kar; bulgur
- ebediyen
Sonsuz olarak, sonsuzluğa kadar
- ebediyete intikal etmek
ölmek
- ebedî istirahatgâhına uğurlamak (veya tevdi etmek)
mezara gömmek
- ebedî uykuya dalmak
ölmek
- ebegümeci
Ebegümecigillerden, mor renkli çiçekleri ilaç, yaprakları sebze olarak kullanılan, kendiliğinden yetişen çok yıllık bir bitki (Malva sylvestris)
- ebegümecigiller
Ayrı taç yapraklı iki çeneklilerden, örnek bitkisi ebegümeci olan bir bitki familyası
- ebeleme
Ebelemek işi
- ebelemek
Oyunda ebe yapmak
- ebeleyiş
Ebelemek işi
- ebeli
Ebesi olan
- ebelik
Ebe olma durumu
- ebesiz
Ebesi olmayan
- ebet
Sonu olmayan gelecek zaman; sonsuzluk
- ebeveyn
Anne ve baba
- ebleh
Akılsız, budala, alık olan
- eblehleşme
Eblehleşmek durumu
- eblehleşmek
Ebleh durumuna gelmek
- eblehlik
Ebleh olma durumu; eblehleşme
- ebonit
Yüz kısım kauçuğun otuz iki kısım kükürtle işlenmesinden elde edilen plastik madde
- ebru
Kâğıt süslemeciliğinde kitre, kola vb. yapıştırıcılarla yoğunlaştırılmış su üzerine, neft yağı ile sulandırılmış yağlı boya damlatılarak yapılan ve kâğıda geçirilen süs
- ebrucu
Renkleri karıştırarak süs kâğıtları üzerine ebru yapan sanatçı
- ebruculuk
Ebrucunun yaptığı iş
- ebrulama
Ebrulamak işi
- ebrulamak
Kitre, kola vb. yapıştırıcılarla yoğunlaştırılmış suya neft yağı ile sulandırılmış yağlı boya damlatıp hare, dalga, damar vb. şekiller verdikten sonra üstüne kâğıdı kapatarak ebru yapmak
- ebrulanma
Ebrulanmak işi
- ebrulanmak
Ebru işi yapılmak
- ebruli
Üzerinde değişik renkler bulunan
- ebrulu
Üzerine ebru yapılmış (kâğıt, kumaş)
- Ebucehil karpuzu
Kabakgillerden, elma büyüklüğündeki meyvesi çok acı ve kabızlık giderici, ishal yapıcı bir bitki; acı dülek, acı elma, acı karpuz, acı kavun (Citrullus colocynthis)
- Ebussuut
"Çok kapalı giyinen kız veya kadın" anlamındaki Ebussuut Efendi'nin gelini gibi ve "eskiye çok bağlı, tutucu" anlamındaki Ebussuut Efendi'nin torunu deyimlerinde geçen bir söz
- ebülyoskop
Cisimlerin kaynama sıcaklığını tespit etmeye yarayan cihaz
- ecdat
Geçmişteki büyükler, atalar
- ece
Güzel kadın
- Eceabat
Çanakkale iline bağlı ilçelerden biri
- ecel
Hayatın sonu, ölüm zamanı
- ecel aman verirse
"ömür yeterse, ölmezsem" anlamında kullanılan bir söz
- ecel beşiği
Çok tehlikeli taşıt veya geçit
- ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane
"herkesin ölümü için bir sebep vardır" anlamında kullanılan bir söz
- ecel teri
"Çok korkmak, çok sıkılmak, bunalım geçirmek, ölüm duygusuna kapılmak" anlamlarındaki ecel teri (veya terleri) dökmek (veya akmak) deyiminde kullanılan bir söz
- ecel şerbeti
"Ölmek" anlamındaki ecel şerbeti içmek deyiminde geçen bir söz
- ecele çare bulunmaz
"ölüm dışında, çaresiz gibi görünen her güç işin bir çıkar yolu vardır" anlamında kullanılan bir söz
- eceli gelen (veya yaklaşan) köpek cami (veya mescit) duvarına (veya avlusuna) siyer (veya işer)
"birinin başına kötü bir şey gelmesi kaçınılmaz olduğunda olmadık davranışlarda bulunabilir" anlamında kullanılan bir söz
- eceli gelmek
ölümü veya yok olması kaçınılmaz duruma gelmek
- eceline susamak
ölmek istermiş gibi tehlikeli işlere girişmek
- eceliyle ölmek
olağan sayılan herhangi bir biçimde ölmek
- ecinni taifesi
Cin topluluğu, cinler
- ecinniler top oynuyor
"bomboş, kimse yok, ıssız ve sessiz" anlamında kullanılan bir söz
- ecir sabır dilemek
başsağlığı dilemek
- eciş bücüş
Hiçbir yeri düzgün olmayan, çirkin bir biçim almış bulunan; çarpık çurpuk, eğri büğrü
- ecrimisil
Bir taşınmazın, o taşınmazla ilgili tasarrufta bulunma hak ve yetkisine sahip olmayan bir kişi tarafından, sahibinin rızası dışında kullanılması sonucunda doğan ve geriye dönük talep edilebilecek olan tazminat
- ecza
Canlılardaki rahatsızlıkların bozuklukların ve çeşitli hastalıkların tanısı, önlenmesi veya tedavisi için yararlanılan doğal veya sentez yoluyla hazırlanmış madde
- ecza dolabı
Evde veya iş yerlerinde, içerisinde ilk yardım için gerekli ilaç ve sağlık malzemelerinin bulundurulduğu dolap
- ecza kutusu
Evlerde, otomobillerde ilaçların konulduğu kutu
- ecza çantası
İçerisinde ilk yardım için gerekli ilaç ve sağlık malzemesi bulunan çanta; ilk yardım çantası
- eczacı
Eczacılık fakültesinden mezun olarak eczacılık mesleğini yapmaya hak kazanmış kimse
- eczacı kalfası
Serbest eczane veya kurum eczanelerinde eczacının gözetiminde işlere yardımcı olan kimse; eczacı teknisyeni
- eczacı mesul müdürü
Geçici süre için yasal olarak bir serbest eczacının sorumluluğunu üstlenen kimse
- eczacılık
Eczacının yaptığı iş; ispençiyari
- eczalı
Kimyasal madde ile kaplanmış, karıştırılmış, işlem görmüş
- eczalı pamuk
Steril duruma getirilmiş pamuk
- eczane
İlaçların hazırlandığı veya hazır ilaçların satıldığı yer
- eda
Tavır, üslup, davranış biçimi
- eda etmek
borcunu ödemek
- edalı
Herhangi bir biçim ve görünüşlü olan
- edat
Birlikte kullanıldığı sözler arasında ilgi kurmaya yarayan, anlamı yalnızca bağlamla belirginleşen kelime türü; ilgeç: Ev gibi huzur köşesi olmaz. Çocuk sabaha karşı uyandı
- edatlı
Edat bulunduran; ilgeçli
- edatlı tümleç
Yüklemin anlamını edat grubuyla tümleyen öge; edat grubu, ilgeçli tümleç: Çocuk gibi (ağlıyor). Geldiğiniz için (sevindim)
- edeben
Edep gereği, edebe uyarak
- edebi edepsizden öğren
"edepsizin yaptığı işlerin yapılmaması gereken işler olduğunu düşünmekle doğru yolu bulmuş, böylece edebi edepsizden öğrenmiş olursun" anlamında kullanılan bir söz
- edebilme
Edebilmek işi
- edebilmek
Etme ihtimali veya imkânı bulunmak
- edebini takınmak
edepli davranmaya başlamak
- edebiyat
Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı; yazın (II), gökçe yazın
- edebiyat bilimci
Edebiyat bilimi ile uğraşan kimse; yazın bilimci
- edebiyat bilimi
Edebiyatı bütün yönleriyle araştıran, inceleyen, irdeleyen ve tahlil eden bilim dalı; yazın bilimi
- edebiyat tarihi
Bütün edebî hareketleri ve dönemleri, yazarları, şairleri, dil ve üslup özelliklerini açıklayan bilim dalı veya kitap; yazın tarihi
- edebiyat yapmak
bir konu üzerinde gereksiz yere süslü sözler söylemek
- edebiyatsever
Edebiyata tutkun
- edebiyatseverlik
Edebiyatsever olma durumu
- edebiyatça
Edebiyata uygun, edebiyata benzer
- edebiyatçı
Edebiyatla uğraşan kimse; yazıncı, yazın eri
- edebiyatçılık
Edebiyatçının yaptığı iş; yazıncılık
- edebî
Edebiyatla ilgili, edebiyata ilişkin; yazınsal
- edebî dil
Edebiyat türlerinden biriyle kaleme alınmış, sanat değeri taşıyan eserlerde kullanılan dil; yazın dili
- edebî eser
Edebiyat türlerinden biriyle kaleme alınmış, sanat değeri taşıyan eserlerin her biri
- edebî sanat
Edebiyatta anlatımı zenginleştirmek, renklendirmek ve daha çarpıcı bir duruma getirmek için temelde benzetme esasına dayalı söz ve manaya bağlı anlatım inceliği ve özelliği
- edememek
yapamamak, yapmadan duramamak
- eden bulur, inleyen ölür
"nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün" anlamında kullanılan bir söz
- edep
Toplum töresine uygun davranma
- edep etmek
utanmak, sıkılmak
- edep yahu
kötü davranışlarda bulunanlara "utan, edebini takın" anlamında kullanılan bir söz
- edep yeri
İnsanlarda üreme organlarının bulunduğu yer; etek, ut yeri, avret
- edeplendirme
Edeplendirmek işi
- edeplendirmek
Edeplenme işini yaptırmak
- edepleniş
Edeplenmek işi
- edeplenme
Edeplenmek işi
- edeplenmek
Uslanmak, ince ve terbiyeli olmak
- edepli
Ahlaka uygun bir biçimde
- edepli edepli
Uslu olarak
- edeplilik
Edepli olma durumu
- edepsiz
Utanılacak işleri sıkılmadan yapan, utanmaz, sıkılmaz, terbiyesiz (kimse)
- edepsizce
Terbiyesiz olan
- edeptir söylemesi
"affedersiniz, söylemesi ayıptır ama" anlamında kullanılan bir söz
- edevat
Bir iş için gerekli olan malzemelerin, parçaların tümü
- Edi
Birbiriyle iyi anlaşan iki yaşlının baş başa kalışını anlatan Edi ile Büdü, Şakire Dudu deyiminde kullanılan bir söz
- edi
İş yapma
- edibane
Terbiyeli, nazik olan
- edibe
Edebiyatla uğraşan, edebî eser veren kadın
- edik
Yumuşak ve renkli sahtiyandan yapılmış yarım konçlu bir tür ayakkabı; lapçın
- edilebilme
Edilebilmek işi
- edilebilmek
Edilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- edilgen
Yapılan işten etkilenen; pasif, etken karşıtı
- edilgen fiil
Geçişli fiillere -l- veya -n- eki getirilerek kurulan, gerçek öznesi belli olmayan fiil; edilgen eylem: yaz-ıl-mak, oku-n-mak, tanı-n-mak vb
- edilgen çatı
Geçişli fiillere -l- veya -n- eki getirilerek kurulan, kim tarafından yapıldığı belli olmayan fiil çatısı: Sergi gezildi. Bebek yıkandı
- edilgenleşme
Edilgenleşmek durumu
- edilgenleşmek
Edilgen duruma gelmek
- edilgenleştirme
Edilgenleştirmek işi
- edilgenleştirmek
Edilgen duruma getirmek
- edilgenleştirtme
Edilgenleştirtmek işi
- edilgenleştirtmek
Edilgenleştirme işini yaptırmak
- edilgenlik
Edilgen olma durumu
- edilgenlik eki
Edilgen çatı kuran -l- ve -n- ekleri
- edilgi
Dışarıdan gelip bir şeyde belli bir değişiklik yapan iş veya bu işin sonucu; infial
- edilgin
Hareketi ve etkisi olmayan; pasif
- edilginlik
Edilgin olma durumu
- edilme
Edilmek işi
- edilmek
Etme işine konu olmak; yapılmak
- edim
Yapılmış, gerçekleşmiş davranış; amel
- edim bilimi
Dili kullanıcı ve bağlam açısından ele alan dil bilimi dalı
- edimli
Edimi olan
- edimsel
Edim niteliğinde olan, gerçek olarak var olan; fiilî, aktüel, gizli ve tasarımlı karşıtı
- edimselci
Edimselcilik öğretisini benimseyen; aktüalist
- edimselcilik
Geçmiş jeolojik olayların bugünkülere bakarak açıklanabileceğini ileri süren öğreti; aktüalizm
- edimsellik
Edimsel olma durumu
- edimsiz
Edimi olmayan
- edindirme
Edindirmek işi
- edindirmek
Edinme işini yaptırmak
- edinebilme
Edinebilmek işi
- edinebilmek
Edinme ihtimali veya imkânı bulunmak
- edinilebilme
Edinilebilmek işi
- edinilebilmek
Edinilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- edinilme
Edinilmek işi
- edinilmek
Edinme işi yapılmak
- edinim
Edinmek işi
- ediniverme
Edinivermek işi
- edinivermek
Çabucak veya kısa sürede edinmek
- edinme
Edinmek işi; iktisap
- edinmek
Kendini bir şeye sahip kılmak, bir şeyi elde etmek; iktisap etmek
- edinti
Edinilen, kazanılan şey
- edinç
Edinilen şey veya şeyler
- edip
Edebiyatla uğraşan, edebî eser veren kimse; yazar
- Edirne
Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Edirnekâri
Tahta üzerine boya ve altın yaldız ile yapılan nakış
- Edirneli
Edirne ilinden olan kimse
- Edirnelilik
Edirneli olma durumu
- editör
Yazıları yeniden düzenleyerek yayıma hazırlayan kimse
- ediverme
Edivermek işi
- edivermek
Çabucak yapmak
- edna
Çok aşağı, en alt düzeyde
- Edremit
Balıkesir iline bağlı ilçelerden biri
- edvar
Çağlar, devirler
- edvar musikisi
Alaturka klasik müzik
- efdal
Yeğ tutulan, tercih edilen
- efe
Yiğit, özellikle Batı Anadolu köy yiğidi; zeybek
- efece
Efe gibi
- efekt
Radyo ve televizyon yayınlarında, tiyatro oyunlarında veya film seslendirmelerinde, hareketleri izlemesi gereken seslerin doğal kaynakların dışında, optik, mekanik, kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmesi
- efektif
Banknot ve metal para
- efektif alış
Bir yabancı para biriminin ulusal para birimi türünden belirlenen fiyatıyla alımı
- efektif döviz
Yabancı ülkelerin nakit biçimindeki para birimi
- efektif fiyat
Alıcının bir mal karşılığı olarak ödediği bedel
- efektif kur
Efektif dövizin ulusal para birimi karşılığı
- efektif satış
Bir yabancı para biriminin ulusal para birimi türünden belirlenen fiyatıyla satışı
- efektif talep
Bir malı satın alma gücüne sahip olanın satın alma gücü ile desteklenen isteği
- efeleniş
Efelenmek işi
- efelenme
Efelenmek işi
- efelenmek
Diklenmek, kafa tutmak
- Efeler
Aydın iline bağlı ilçelerden biri
- efeleşme
Efeleşmek işi
- efeleşmek
Efe durumuna gelmek
- efelik
Efe olma durumu
- efelik etmek
kabadayılık etmek
- efendi
Günümüzde bey ünvanından farklı olarak özel adlardan sonra kullanılan ikinci derecede bir ünvan
- efendi efendi
(efe'ndi efe'ndi) Dikkat çekmek veya paylamak amacıyla kullanılan bir seslenme sözü
- efendi gibi yaşamak
sıkıntısız, varlık içinde yaşamak
- efendibaba
Bazı ailelerde çocukların babaları, gelinlerin kayınpederleri için kullandıkları saygı sözü
- efendibabacık
Efendibaba sözünün sevgiyle dolu söylenen biçimi
- efendice
Efendi gibi
- efendicik
Efendi sözünün sevgiyle dolu söylenen biçimi
- efendiden bir adam
terbiyeli, kibar ve ağırbaşlı kimse
- efendileşme
Efendileşmek durumu
- efendileşmek
Efendi duruma gelmek
- efendilik
Efendiye yakışır özellik, efendice davranış
- efendim
Bir sesleniş karşısında "buradayım, buyurun" anlamında kullanılan bir söz
- efendim nerede, ben nerede?
"ben ne diyorum, siz ne diyorsunuz" anlamında kullanılan bir söz
- efendime söyleyeyim
söz söylerken gerekli kelimeyi bulamayan bir kimsenin kullandığı bir söz
- efil efil
Hafif, kesintili ve yavaş bir biçimde (rüzgâr esmek, kar yağmak, saç dalgalanmak)
- efil efil esmek
yazın rüzgâr yavaş yavaş, serin serin esmek
- efil efil etmek
rüzgârda dalgalanmak
- efildeme
Efildemek işi
- efildemek
Rüzgâr yavaş ve serin bir biçimde esmek
- efileme
Efilemek işi
- efilemek
Efil efil esmek
- efkâr
Herhangi üzücü bir olay sebebiyle hissedilen hüzün
- efkâr basmak
hüzünlenmek
- efkâr dağıtmak
keyifli bir şey yaparak içinde bulunulan hüzünden uzaklaşmak
- efkâr etmek
efkârlanmak
- efkârlanma
Efkârlanmak işi
- efkârlanmak
Herhangi bir üzücü olay sebebiyle hüzünlenmek
- efkârlanış
Efkârlanmak işi
- efkârlı
Herhangi üzüntülü bir olay sebebiyle hüzünlenmiş olan
- efkârlılık
Efkârlı olma durumu
- efkârı dağılmak
keyifli bir şey yaparak içinde bulunulan hüzünden kurtulmak, rahatlamak, huzur bulmak
- eflak
Gökler
- eflake ser çekmek
çok yüksek olmak
- eflatun
Mavi, kırmızı ve çok az beyazın karışımından ortaya çıkan açık mor renk; lila rengi, eflatuni
- eflatuni
Bu renkte olan
- eflatunumsu
Rengi eflatunu andıran, eflatuna benzeyen; eflatunsu
- Eflâni
Karabük iline bağlı ilçelerden biri
- efradını cami, ağyarını mâni
"ne eksik ne fazla, eksiği artığı olmayan" anlamında kullanılan bir söz
- efrat
Bireyler, fertler
- efsane
Eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayalî hikâye; söylence
- efsane olmak
efsane gibi anlatılmak veya anılmak
- efsaneleşme
Efsaneleşmek işi
- efsaneleşmek
Efsane durumuna gelmek
- efsaneleştirilme
Efsaneleştirilmek işi
- efsaneleştirilmek
Efsane niteliği kazandırılmak
- efsaneleştirme
Efsaneleştirmek işi
- efsaneleştirmek
Efsane durumuna getirmek
- efsaneli
Efsanesi olan
- efsanesiz
Efsanesi olmayan
- efsanevi
Efsanelerde geçen, kendisi için efsaneler düzülen veya efsaneyi andırır nitelikte olan (kimse, hayvan, yer); menkıbevi
- efsanevilik
Efsanevi olma durumu
- efsus
Yazık, eyvah
- eften püften
Baştan savma yapılmış, dayanıksız, derme çatma, çürük, değersiz olan
- egale
"Bir rekoru yinelemek" anlamındaki egale etmek birleşik fiilinde kullanılan bir söz
- egavlama
Egavlamak işi
- egavlamak
Bir şeyi ayarlamak, sağlamak
- egemen
Yönetimini hiçbir kısıtlama veya denetime bağlı olmaksızın sürdüren, bağımlı olmayan; hükümran
- egemenlik
Egemen olma durumu
- eglog
Kısa kır manzumesi; çoban türküsü
- egzamalı
Mayasılı olan
- egzersiz stres testi
Kalp damar hastalıklarını araştırmada kullanılan testlerden biri
- egzersiz yapmak
alıştırma yapmak
- egzotik çorba
Ana malzemesi deniz kırlangıcı, kaplumbağa vb. deniz ürünleri olan bir çorba türü
- egzoz
Bu gazın dışarı boşaltılması
- egzoz gazı
İçten yanmalı motorlarda yanan akaryakıtın gazı; çürük gaz, egzoz
- egzozcu
Egzozu yapan, satan veya onaran kimse
- egzozculuk
Egzozcunun yaptığı iş
- eh
"Olur, peki veya fena değil" anlamlarında kullanılan bir söz
- ehem
Çok önemli
- ehemmiyet vermek
önem vermek
- ehil
Bir işte yetkili olan, bir işi yapan
- ehil olmak
bir işte ustalaşmak, uzman olmak
- ehlibeyit
Hz. Muhammed'in kızı, damadı ve torunlarından oluşan ailesi
- ehlikeyif
Rahatına düşkün, keyif sahibi olan kimse
- ehliyetli
Sürücü belgesi olan
- ehliyetlilik
Ehliyetli olma durumu
- ehliyetsiz
Sürücü belgesi olmayan
- ehliyetsizlik
Ehliyetsiz olma durumu
- ehven
Zararı az, en zararsız
- ehven kurtulmak
ucuz kurtulmak
- ehvenişer
Kötü olanların içinde iyisi
- ehvenlik
Ehven olma durumu; ehveniyet
- ejder
Büyük boyutlu yılan
- ejder gibi
iri yapılı ve korkunç görünüşlü
- ejder meyvesi
Kaktüsgillerden, ana vatanı Asya ve Güney Amerika olan, genellikle pembe renkli ve dikenli olan dış kısmı ve sert, susama benzer siyah çekirdekler bulunan iç kısmı beyaz veya kırmızı, etli tropikal bir meyve; pitaya (Hylocereus undatus)
- ejderha
Türlü biçimlerde tasarlanan korkunç bir masal canavarı; ejder, dragon
- ejderha gibi
ejder gibi
- ek
Bir şeyin eksiğini tamamlamak için ona katılan parça; takviye, zeyil
- ek bent olmak
şaşırıp ne diyeceğini bilememek
- ek bileziği
Boru tesisatlarında tüp veya boruların birbirlerine kaynaklı, kaynaksız veya lehim ile birleştirilmesi için kullanılan, iç taraftan dişli olan bağlantı parçası; manşon
- ek bütçe
Yıllık bütçeye sonradan eklenen bütçe
- ek ders
Öğretimle görevli bir kimsenin haftalık zorunlu ders yükünün dışında kalan ve ücrete tabi olan ders
- ek görev
Bir görevlinin asıl işiyle birlikte veya asıl işi dışında yürüttüğü ikinci görev
- ek gün
Bankacılıkta borç senetlerinin, bankalara ödenmesi için vade tarihinden başlayarak tanınan iki gün; opsiyon
- ek kart
Banka müşterisinin kendi hesabından kart aracılığıyla harcama yetkisi verdiği ve kendisiyle birlikte müşterek ve müteselsil borçlu olan kişinin kullandığı kart
- ek kök
Sapın yanlarından çıkan ince kök
- ek oylum
Camilerde yarım kubbelerin iki veya üç yanında küçük yarım kubbelerle yapılan oylum eklemleri
- ek poliçe
Sigorta bedelinin yükseltilmesi durumunda önceden hazırlanmış bir poliçeye ek olarak düzenlenen belge; zeyilname
- ek süre
Bir alışverişin karara bağlanması için genellikle satıcının alıcıya tanıdığı süre; opsiyon
- ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını
"bir girişimden iyi sonuç almak isteyen, o işin temelini sağlam kurmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- ek yığılması
Zamir yapmak için bir ad üzerine iki iyelik eki getirilerek oluşturulan yapı: bir-i-si, kim-i-si, hep(-i)-si vb
- ek çizgisi
Porteye sığmayan notaları belirtmek için portenin üst veya alt kısmına eklenen kesik kesik çizgiler; ilave çizgisi
- ek ödenek
Aylık ücretlere ek olarak verilen prim veya ikramiye
- ek-fiil
Ad soylu kelimelerin yüklem görevinde kullanılmasını sağlayan ekleşmiş fiil; ek-eylem: güzel idim > güzeldim, güzel idin > güzeldin, güzel idi > güzeldi; güzel imişiz > güzelmişiz, güzel imişsiniz > güzelmişsiniz, güzel imişler > güzelmişler; güzelim, güzelsin, güzel/güzeldir; güzel değil-dim, güzel değil-dir vb
- ek-fiil çekimi
Ad soylu kelimelerin ek-fiil getirilerek büründüğü biçim: açım, açsın, aç; mutlu idik, mutlu idiniz, mutlu idiler
- ekarte
"Saf dışı etmek, konu dışında tutmak" anlamındaki ekarte etmek, saf dışı edilmek, konu dışında tutulmak" anlamındaki ekarte olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
- eke
Yaşlı olan (insan veya hayvan)
- ekebilme
Ekebilmek işi
- ekebilmek
Ekme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ekelik
Eke olma durumu
- eken biçer, konan göçer
"her davranış doğal sonucuna varır; emek verip ekin eken ürün alır, gezerken bir yerde konaklayan oradan kalkarak başka bir yere gider" anlamında kullanılan bir söz
- ekici
Herhangi bir tarım ürününü üreten, tarımla uğraşan çiftçi
- ekicilik
Ekicinin yaptığı iş
- ekili
Ekilmiş olan; mezru
- ekiliş
Ekilmek işi
- ekilme
Ekilmek işi
- ekilmek
Ekme işi yapılmak
- ekim
Ekmek işi
- ekin
Tahılın tarlaya atıldığı andan harman oluncaya kadar aldığı durum; firez
- ekin iti
Başını dik tutup herkese yüksekten bakan kimse
- ekin kargası
Tüyleri parlak, kara ve erguvani parıltılı bir tür karga (Corvus frugilefus)
- ekinci
Tahıl yetiştirip satan kimse
- ekincilik
Ekincinin yaptığı iş
- ekinezya
Papatyagillerden, gövdesi kalın ve tüylü, mızrağa benzer uzun yapraklı, eflatun renkli çiçekler açan, bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan, çok yıllık bitki; kirpi otu (Echinacea)
- ekini belli etmemek
eksik, bozuk, yanlış, kusurlu bir işi sağlam ve doğru gibi göstermek
- ekinli
Ekini olan
- ekinlik
Ekin ekilmiş yer
- ekinokok
Etoburların gelişmiş dönemlerinde bağırsaklarında yaşayan bir tür tenya
- ekinsiz
Ekini olmayan
- ekinti
Ekilen şey
- Ekinözü
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
- ekip
Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu; takım, grup, kadro
- ekip biçmek
tarım yapmak
- ekipman yatırımı
Bir iş için gereken elemanları yetiştirmek, eğitmek için yapılan yatırım
- ekit
Vücuda herhangi bir işlevi yerine getirmesi için yerleştirilen doku parçası veya yapay gereç
- eklem
Vücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birleştiği yer; mafsal
- eklem bacaklılar
Birbirine eklenmiş halkalardan oluşan, böcekler, örümcekler, kabuklular, çok ayaklılar vb. bölümlere ayrılan hayvan sınıfı; eklemliler
- eklem kaynaşması
Oynar eklemlerde oynaklığın kalmamasıyla eklemin işlemez duruma gelmesi; ankiloz
- ekleme
Eklemek işi; ulama, izafe, munzam
- eklemek
Bir şeyi ekle tamamlamak; beslemek, koymak, ulamak, ilave etmek
- eklemleme
Eklemlemek işi
- eklemlemek
Eklemle birleştirmek
- eklemlendirme
Eklemlendirmek işi
- eklemlendirmek
Eklemlenme işini yaptırmak
- eklemlenme
Eklemlenmek işi
- eklemlenmek
Eklemle birleşmek
- eklemli
Eklemi olan
- eklemsiz
Eklemi olmayan
- eklemsizler
Kolsu ayaklılardan, kavkı çenetleri arasında eklem olmayan bir sınıf
- eklenebilme
Eklenebilmek işi
- eklenebilmek
Eklenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ekleniverme
Eklenivermek işi
- eklenivermek
Kısa sürede eklenmek
- ekleniş
Eklenmek işi
- eklenme
Eklenmek işi
- eklenmek
Ekleme işi yapılmak
- eklenti
Bir şeye eklenmiş olan, ek durumunda bulunan parça
- eklentiler
Herhangi bir yapıya göre ayrı bir işlevi bulunan bölümler veya yapılar; müştemilat
- ekler
İçi krema ile doldurulmuş bir pasta türü
- eklesil
Üniversitelerde öğrencilerin ders seçme veya bırakma işlemi
- ekletebilme
Ekletebilmek işi
- ekletebilmek
Ekletme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ekletme
Ekletmek işi
- ekletmek
Ekleme işini yaptırmak
- ekleyebilme
Ekleyebilmek işi
- ekleyebilmek
Ekleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ekleyiverme
Ekleyivermek işi
- ekleyivermek
Çabucak veya kısa sürede eklemek
- ekleyiş
Eklemek işi
- ekleşme
Ekleşmek işi
- ekleşmek
Kelime zamanla ek durumuna gelmek
- ekleştirme
Ekleştirmek işi
- ekleştirmek
Tokat atmak
- ekli
Eklenmiş olan
- ekli püklü
Ekli, yamalı ve düzensiz
- ekliptik düzlem
Bir yıl boyunca Güneş'in gök küre üzerinde çizdiği çemberin yüzeyi
- ekme
Ekmek işi
- ekmeden biçilmez
"emek vermeden beklenen bir sonuca erişilmez" anlamında kullanılan bir söz
- ekmediği yerden biter
umulmayan ve istenilmeyen yerde karşılaşılan kimseler için kullanılan bir söz
- ekmek
Tahıl unundan yapılmış hamurun fırında, sacda veya tandırda pişirilmesiyle yapılan yiyecek; nan, nanıaziz
- ekmek arası
Ekmeğin arasına köfte vb. konularak yapılan (yiyecek)
- ekmek aslanın ağzında
"geçim sağlayacak bir iş bulmak ve para kazanmak kolay değildir" anlamında kullanılan bir söz
- ekmek ayvası
Gevrek ve sulu bir tür ayva
- ekmek ağacı
Dutgillerden, sıcak ülkelerde yetişen, bol meyve veren, yaprakları beş veya yedi parçalı, çiçekleri küçük bir ağaç (Artocarpus incisa)
- ekmek dolması
İçi boşaltılmış somun ekmeğin soğan, maydanoz ve baharat karışımıyla doldurulup pişirilmesiyle hazırlanan bir tür dolma
- ekmek düşmanı
Bir ailede geçimin sağlanmasına katılmayan kimse
- ekmek elden su gölden
"kendisi çalışmayıp başkasının kazancıyla geçinme durumu" anlamında kullanılan bir söz
- ekmek istemez su istemez
"hiçbir masrafı yoktur" anlamında bir söz
- ekmek kadayıfı
Yuvarlak küçük pide biçiminde yapılıp kurutulduktan sonra yumurtaya bulanıp yağda kızartılan bir tür kadayıfa, ateş üzerinde koyu şeker şerbeti çektirilerek hazırlanan tatlı
- ekmek kapısı
Geçim sağlayan iş yeri
- ekmek kavgası
Geçim sağlamak için çalışıp uğraşma
- ekmek kaygısı
Geçim sağlama çabası
- ekmek küfü
Ekmek, peynir vb. besinler üzerinde doğal olarak gelişen asklı mantar (Penicillium crustaceum)
- ekmek mayası
Ekmek yapımında hamurun mayalanmasını sağlayan madde
- ekmek parası
Geçimi sağlayan para veya kazanç
- ekmek tahtası
Ekmeklik hamurun fırına sürülmek üzere hazırlandığı ve üzerine konulduğu uzun tahta
- ekmek tatlısı
Ekmekten yapılan bir tatlı türü
- ekmek ufağı
Ekmek kesilirken veya bölünürken dökülen parçacıklar; ekmek kırıntısı
- ekmek çarpsın!
karşısındakini inandırmak için edilen yemin
- ekmek öpmek
ekmeği öperek yemin etmek
- ekmekle oynayanın ekmeğiyle oynanır
"insanların kazançlarına, rızıklarına engel olanlara bir gün aynı şeyler yapılır" anlamında kullanılan bir söz
- ekmeklik
İçine ekmek konulan kap
- ekmeksi
Ekmeği andıran, ekmeğe benzeyen, ekmek gibi; ekmeğimsi
- ekmeksiz
Ekmeği olmayan
- ekmeksizlik
Ekmeksiz olma durumu
- ekmekten kaşık olur ama her yoğurdun hakkına değil
"iyi nitelikli işler kullanılan araç elverişsiz de olsa kolaylıkla yürütülebilir ama her iş elverişsiz araçla yürütülemez" anlamında kullanılan bir söz
- ekmekçi
Ekmek yapan veya satan kimse
- ekmekçilik
Ekmekçinin yaptığı iş
- ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de üste ver
"verilecek ücret ne kadar çok olursa olsun, her iş uzmanına yaptırılmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur
"verimin çok olması, kullanılan malzemenin bol olmasına bağlıdır" anlamında kullanılan bir söz
- ekmeğinden etmek
işinden çıkarmak, işinden atmak
- ekmeğinden olmak
geçimini sağlayan işinden zorunlu olarak ayrılmak
- ekmeğine göz koymak (veya dikmek)
birinin geçimini sağlayan işi elinden almaya çalışmak
- ekmeğine yağ sürmek
istemediği hâlde birinin işine yarayacak biçimde davranmak
- ekmeğini eline almak
geçimini sağlayacak parayı kazanmak
- ekmeğini kana doğramak
büyük bir sıkıntı ve üzüntüye katlanmak
- ekmeğini kazanmak
geçimini sağlamak
- ekmeğini taştan çıkarmak
geçimini sağlamakta çok becerikli olmak
- ekmeğini yemek
birisinin işinde çalışarak kendi geçimini sağlamak
- ekmeğini çıkarmak
çalıştığı işten geçimini karşılayacak kadar kazanç sağlamak
- ekmeğiyle oynamak
birinin geçim kaynağını tehlikeye düşürmek
- ekol
Bir bilim ve sanat kolunda ayrı nitelik ve özellikleri bulunan yöntem veya akım; okul
- ekol kurmak
bir ekol oluşturmak
- ekoloji
Canlıların hem kendi aralarındaki hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte inceleyen bilim dalı
- ekoloji uzmanı
Ekolojiyle uğraşan kimse; ekolog
- ekolojik
Ekolojiyle ilgili olan
- ekolojik ortam
Canlılar arasındaki bağlantıların, ilişkilerin kurulduğu yer, çevre; ekoloji
- ekolojist
Ekolojizmi savunan kimse
- ekolojizm
Olgulara bütünsel olarak ve doğa merkezli bakış açısıyla yaklaşan bir düşünce akımı
- ekonometri
Ekonomik olayların açıklanmasında çok sayıda değişkeni göz önüne alarak ve karşılıklı bağıntılar kurarak teorik çalışmaların deneylerle doğrulanmasını sağlayan matematiksel yöntem
- ekonomi
İnsanların yaşayabilmek için üretme, ürettiklerini bölüşme biçimlerinin ve bu faaliyetlerden doğan ilişkilerin bütünü; iktisat
- ekonomi coğrafyası
Ekonomik olayların yeryüzünde, bir ülkede veya bir bölgede dağılışını inceleyen coğrafya kolu
- ekonomi politik
Toplumsal üretim ilişkilerinin gelişmesine bağlı olarak bu gelişmenin farklı evrelerinde mal ve hizmetlerin üretim, dağıtım ve değişim koşullarını etkileyen yasaları saptayan ve irdeleyen bir tür iktisat bilimi
- ekonomi yapmak
tutumlu davranmak
- ekonomik
Ekonomi ile ilgili olan; iktisadi
- ekonomik ambargo
Cezalandırmak amacıyla bir ülkeye ekonomik alanda yaptırım uygulama
- ekonomik davranmak
tutumlu davranmak
- ekonomiklik
Ekonomik olma durumu
- ekonomist
Ekonomi uzmanı; iktisatçı
- ekonomizm
Her şeyin ekonomik sebeplerle belirlendiği ve işçi sınıfı mücadelesinin yalnızca ekonomik bir mücadele olduğunu ileri süren düşünce akımı
- ekose
Çeşitli renk ve büyüklükteki karelerden oluşan (desen veya kumaş)
- ekosistem
Belirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran çevrenin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik gösteren ekolojik sistem
- ekran
Üzerine bir cismin ışık yoluyla görüntüsü düşürülen, saydam olmayan düz yüzey; görüntülük
- ekran kartı
Bilgisayarlarda görüntünün monitöre yansıtılmasını sağlayan ve kaliteyi belirleyen bağdaştırıcı
- ekran koruyucu
Bilgisayar, tablet ve akıllı telefonlarda herhangi bir işlem yapılmadığında ekranda beliren görüntü
- ekran okuma
Ekran aracılığıyla görüntülenen metni okuma
- ekran okuyucu
Bilgisayar, akıllı telefon, tablet gibi cihazların ekranındaki bilgileri sese dönüştürerek kullanıcılara okuyan yazılım veya uygulama
- ekru
Krem rengine yakın beyaz
- eksantrik kayışı
Motor parçalarının bağlantılarını ve birlikte çalışmasını sağlayan kayış
- eksantrik mili
Makine parçalarının çalışmasını yöneten bir tür yuvarlak mil
- eksantriklik
Eksantrik olma durumu
- ekselans
Bakanlık ve elçilikten başlayarak cumhurbaşkanlığına kadar yükselen, yüksek makam sahibi yabancılara verilen şeref ünvanı
- eksen
Bir cismi iki eşit parçaya bölen çizgi; mihver
- eksen kayması
Eksenin bir tarafa doğru meyletmesi
- eksen ülke
Bir topluluğu, bir paktı kurucu veya yönlendirici ülke
- eksenli
Ekseni olan
- ekser
Büyük çivi
- eksi
Çıkarma işleminde - işaretinin adı; nakıs
- eksi sayı
Sıfırdan küçük sayı; negatif sayı
- eksi uç
Elektrikle yapılan ayrıştırmada sıvıya batırılıp akımın geçmesini sağlayan metal uçlardan eksi yüklü olanı; katot
- eksik
Bir bölümü olmayan; kalık, noksan, natamam
- eksik artık
Elde ne varsa
- eksik doğmak
vaktinden önce veya organları gelişmeden doğmak
- eksik etek
Kadın için kullanılan bir söz
- eksik etmemek
her zaman bulundurmak
- eksik gedik
Gereksinim duyulan ufak tefek şeyler
- eksik gedik kapamak
ufak tefek gereksinimleri karşılamak
- eksik gelmek
yetişmemek, yetmemek
- eksik olma!
"var ol, sağ ol!" anlamında kullanılan bir söz
- eksik olmamak
her vakit ve her fırsatta bulunmak
- eksik olmasın
"sağ olsun, var olsun" anlamında kullanılan bir söz
- eksik olsun
"gereği yok" anlamında kullanılan bir söz
- eksik çıkmak
tartı veya ölçü tam olmamak
- eksiklenme
Eksiklenmek durumu
- eksiklenmek
Eksiklik duymak
- eksikli
Eksiği olan
- eksiklik
Eksik olma durumu; eksi, kalıklık, noksan, noksanlık, nakisa
- eksiksiz
Eksiği olmayan; tam, tamam, mükemmel, noksansız, tekmil
- eksiksizce
Eksiksiz bir biçimde
- eksiksizlik
Eksiksiz olma durumu
- eksilen
Çıkarma işleminde kendisinden çıkarma yapılan sayı
- eksiliş
Eksilmek işi
- eksilme
Eksilmek işi; tenakus
- eksilmek
Eskisinden daha az, daha eksik duruma gelmek; düşmek
- eksiltebilme
Eksiltebilmek işi
- eksiltebilmek
Eksiltme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eksilti
Bir kelime grubunun veya cümlenin, içinden kelime çıkarılarak kullanılması; eksiltim, elips: saban ağacı > saban, cep telefonu > cep; - Nereye gidiyorsun? - Eve
- eksiltili
Eksilti durumunda olan (mısra, kelime grubu veya cümle); eliptik
- eksiltili cümle
Bazı ögeleri atılarak kısaltılan cümle
- eksiltilme
Eksiltilme işi
- eksiltilmek
Eksiltme işine veya durumuna konu olmak
- eksiltim
Eksiltmek işi
- eksiltme
Eksiltmek işi; münakasa, tenkis
- eksiltmek
Eksik duruma getirmek, sayısını azaltmak
- eksiltmeye çıkarmak
bir işi, istekliler arasında en ucuz fiyat verene bırakmak için ihaleye çıkarmak
- eksiz
Eki olmayan
- eksperlik
Bilirkişinin görevi
- ekspertiz
Bilirkişi tarafından yapılan inceleme
- ekspoze
"Sergilemek, gözler önüne sürmek" anlamındaki ekspoze etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- ekspres
Yalnız belirli duraklarda duran tren, otobüs veya gemi
- ekspres yol
Taşıtların hızlarını kesmeden gidebileceği genişlikte, gidiş ve geliş yönleri bölünmüş yol
- ekstern öğrenci
Devam zorunluluğu olmayan yükseköğretim kurumlarında okuyan öğrenci
- ekstra
En iyi, üstün nitelikli
- ekstrafor
Giysilerin etek, kol, yaka parçalarına, perdelerin ucuna geçirilen seyrek dokunmuş keten şerit
- ekstralık
Ekstra olma durumu
- ekstrasistol
Yürekte normal dışı bir odaktan kaynaklanan ve beklenen zamandan önce ortaya çıkan atma
- ekstremlik
Ekstrem olma durumu; sıra dışılık
- ekti
Her yiyeceği canı çeken
- ekti püktü
Bir eve dadanan asalak kimse
- ektilik
Ekti olma durumu
- ektirme
Ektirmek işi
- ektirmek
Ekme işini yaptırmak
- Ekvator
Yerkürenin eksenine dik olarak geçtiği ve yerküreyi iki eşit parçaya böldüğü varsayılan en büyük enlem dairesi; eşlek, istiva hattı
- ekvator
Fındık, ceviz vb. meyvelerin ölçümünde kullanılan bir birim
- Ekvatoral
Ekvator'la ilgili; eşleksel
- ekvatoral
Gök cisimlerinin sağ açıklık ve dik açıklıklarını temel alan kurgu
- ekvatoral iklim
Yıl boyunca yaz koşullarının yaşandığı, yıllık sıcaklık farkının az olduğu bir iklim türü
- ekâbir
Büyükler, devlet büyükleri, ileri gelenler
- ekşi
Sirke veya limon tadında olan
- ekşi elma
Sert, sulu ve şeker oranı düşük bir tür elma
- ekşi maya
Bir önceki ekşi veya mayalı hamurdan alınıp bir süre fermente edildikten sonra yeni yapılmış bir hamuru mayalamak amacıyla kullanılan maya
- ekşi surat
Küskünlük veya hoşnutsuzluk anlatan yüz; ekşi yüz
- ekşi yemedim ki karnım ağrısın
çiğ yemedim ki karnım ağrısın
- ekşi yonca
Ekşi yoncagillerden, çok yıllık otsu bitki (Oxalis acetosella)
- ekşi yoncagiller
İki çeneklilerden yapraklarında kuzukulağı asidi bulunan bir bitki familyası
- ekşili
İçinde ekşisi bulunan
- ekşili çorba
Nohut, dövme, kırmızı mercimek, patlıcan, sumak ekşisi, sarımsak, yağ ve baharat kullanılarak hazırlanan bir çorba türü
- ekşilik
Ekşi olma durumu
- ekşime
Ekşimek işi; oksitleme, tahammuz
- ekşimek
Ekşi duruma gelmek
- ekşimikli
Ekşimiği olan
- ekşimiksiz
Ekşimiği olmayan
- ekşimsi
Tadı ekşiyi andıran; ekşimtırak
- ekşimtıraklık
Ekşimsi olma durumu
- ekşitilme
Ekşitilmek işi
- ekşitilmek
Ekşitme işi yapılmak
- ekşitme
Ekşitmek işi
- ekşitmek
Ekşimesine yol açmak
- el
Kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan, tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümü; dest, pençe
- el (veya elini) uzatmak
birinden bir hakkı almaya kalkışmak
- el (veya elini) yakmak
ateşten yeni çıkmak, taze olmak
- el adamı
Yabancı kimse; elin adamı
- el almak
bir sanatı yapmak için ustanın iznini almak
- el altında
Kolayca alınabilecek yerde; kolayda
- el alışkanlığı
Bir iş veya hareketin birçok kez yapılması ile kazanılan özellik
- el arabası
Elle sürülen taş, toprak vb. taşımaya yarayan, tek tekerlekli ve iki kollu, küçük araba
- el arı düşman gayreti
"dosta düşmana karşı küçük düşmemek için çaba gösterme" anlamında kullanılan bir söz
- el atmak
birisinin işine karışmak, müdahale etmek
- el ayak (veya etek) çekmek
uzaklaşmak, kaybolmak
- el ayak çekilmek
ortalıkta hiç kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek
- el aynası
Elde kullanılan küçük ayna
- el açmak
dilenmek
- el ağzına bakan, karısını tez boşar
"kişi, özel hayatı ile ilgili ciddi konularda başkasının düşüncesiyle değil kendi düşünceleriyle karar vermelidir" anlamında kullanılan bir söz
- el basmak
kutsal bir şey üzerine el koyarak yemin etmek
- el bağlamak
saygı için ellerini göbeğinin üstüne kavuşturup durmak
- el bebek gül bebek
nazlı, şımarık bir biçimde
- el becerisi
Elle iş yapabilme yeteneği
- el bende!
"tekrarlanan oyunda başlama sırası veya hakkı bende" anlamında kullanılan bir söz
- el bezi
Kurulama ve temizleme işlerinde kullanılan bez
- el beğenmezse yer beğensin
"beğenilmeyen bir kimse olmaktansa ölmek daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz
- el birliği
Bir iş yapmak için birleşme, beraberlik, dayanışma
- el birliği etmek
birlikte davranmak, dayanışmak
- el bombası
Elde taşınabilen ve pimi çekilerek ateşlenen küçük tip bomba
- el değirmeni
El gücüyle kullanılan, kahve, karabiber vb.ni öğütmeye yarayan küçük değirmen
- el değiştirmek
bir şeyin kullanımı veya mülkiyeti bir kimseden başka bir kimseye geçmek
- el değmemek
kullanılmamak, dokunulmamak
- el dokunulmamak
daha önce kullanılmamak, el değmemiş olmak
- el duşu
Yıkanırken elde tutup su püskürtmeye yarayan araç
- el el ile, değirmen yel ile
bir değirmenin çalışabilmesi için rüzgâr ne kadar zorunlu ise insanların başarıya ulaşabilmeleri için birbirlerine yardımcı olmaları o kadar gereklidir
- el el üstünde olur, ev ev üstünde olmaz
"her şey birbirinin üstüne konulamaz, birbiriyle birleştirilemez" anlamında kullanılan bir söz
- el el üstünde oturmak
herhangi bir iş yapmadan boş oturmak
- el elde baş başta
elde bulunan her şeyin tükendiğini anlatan bir söz
- el elden kalmaz, dil dilden kalmaz
"bir kişi başkasına vurursa o da ona vurur, başkasına kötü söz söylerse diğeri de kendisine kötü söz söyler" anlamında kullanılan bir söz
- el elden üstündür (ta arşa kadar)
"bir kimse, kendisinden üstün bir başkasının da olabileceğini bilmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- el ele
Birbirinin elini tutarak
- el ele vermek
el tutuşmak
- el eli yıkar, iki el yüzü
"bir kişi başka bir kişiye yardım ederse o da bu iyiliğin altında kalmaz, güçlenmiş olarak yardımlara koşar" anlamında kullanılan bir söz
- el elin aynasıdır
"kişi kendi özelliklerini zaman zaman yabancıdan öğrenir" anlamında kullanılan bir söz
- el elin eşeğini türkü çağırarak arar
"insanın kendi sıkıntı ve sorunlarına başkaları gereken önemi vermez, gerektiği kadar ilgilenmez" anlamında kullanılan bir söz
- el elin nesine, gülerek gider yasına
"bir kimsenin acısı, başkalarının umurunda değildir" anlamında kullanılan bir söz
- el eliyle yılan tutulur
"kişi kendi işini kendisi yapmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- el emeği
Elde üretilen
- el emeği göz nuru
elde üretilen ve çok emek harcanan iş
- el erimi
Çok uzakta olmayan, elin ulaşabileceği uzaklık
- el ermez, güç yetmez
bir iş karşısındaki güçsüzlüğü anlatmak için kullanılan bir söz
- el etek tutmak
tarikata girmek, derviş olmak
- el etek öpmek
bir işi yaptırmak için çok yalvarmak
- el etmek
bir kimseyi el işaretiyle çağırmak
- el falı
Avuç içindeki çizgilere göre bakılan fal
- el feneri
Pille çalışan fener; elektrik feneri
- el freni
Duran bir taşıtı, bulunduğu yerde sabitleştirmek, hareket imkânını engellemek için kullanılan ve elle yönetilen fren
- el frenini çekmek
çalışması durdurulmuş bir motorlu aracın hareketini önlemek için el frenini uygun konuma getirmek
- el hareketi
Duygu ve düşünceyi ifade etmek için elle yapılan hareket
- el hareketi yapmak
duygu ve düşünceyi el kullanarak ifade etmek
- el havlusu
El ve yüzü kurulamak için kullanılan havlu, küçük havlu
- el ilanı
El ile dağıtılan yazılı duyuru
- el ile gelen düğün bayram
"herkese birden gelen sıkıntı ve felakete katlanmak, yalnızca bir kişiye gelene katlanmaktan daha kolaydır" anlamında kullanılan bir söz
- el iyisi olmak
yakın çevresine değil, yabancılara yardımcı olmayı sevmek
- el için ağlayan gözden olur
"başkası için yapılacak fedakârlığın bir sınırı vardır" anlamında kullanılan bir söz
- el için kuyu kazan, evvela kendisi düşer
"başkasına tuzak hazırlayan kimse, bu tuzağa ondan önce kendisi düşer" anlamında kullanılan bir söz
- el için yanma nâra, yak çubuğunu bak keyfine
"başkalarının derdini kendine sorun yapıp da kendi rahatını ve düzenini bozma" anlamında kullanılan bir söz
- el işi
Makine kullanmadan yapılan örgü, dikiş vb. el ürünü
- el işi göz nuru
el emeği göz nuru
- el işi kâğıdı
Kesip yapıştırma işlerinde kullanılan bir yüzü parlak renkli kâğıt
- el işçiliği
Eşyanın makine kullanmadan yapılan bölümlerine harcanmış işçi emeği
- el kadar
çok küçük, küçücük
- el kaldırmak
oy verdiğini veya söz istediğini elini kaldırarak belirtmek
- el kapısı
Geçimi sağlamak için çalışılan yer
- el kapısına düşmek
yabancıya muhtaç olmak
- el katmak
bir işe karışmak, müdahale etmek
- el kazanıyla aş kaynamaz
"önemli bir iş, başkalarının yardımıyla başarılamaz, iş her an yarıda kalabilir" anlamında kullanılan bir söz
- el kazanıyla aş kaynatmak
başkasının hazırladığı imkânları kendi hesabına kullanarak iş çevirmek
- el keseri
Marangozluk işlerinde kullanılan küçük keser
- el kiri
Kolayca vazgeçilir, atılır şey
- el kitabı
Herkesin kolaylıkla yararlanması için herhangi bir konuda, pratik amaçlarla hazırlanan kitap; manuel
- el koymak
bir yolsuzluğu ortaya çıkarmak, incelemek, vaziyet etmek
- el kılavuzu
Herhangi bir konuda basit konuları ve bilgileri içeren kitapçık
- el mi yaman bey mi yaman? el yaman!
"baştaki ne kadar güçlü görünürse görünsün, asıl güç halktadır" anlamında kullanılan bir söz
- el notu
Bilimsel toplantılarda dinleyicilere bildiriyle ilgili dağıtılan kısa notlar
- el oltası
İzmarit balığı için kullanılan olta
- el ovuşturmak
birinin karşısında ezilip büzülmek
- el pençe
el pençe divan
- el pençe divan
aşırı saygı göstererek
- el pençe divan durmak
saygı gösterilen kimse karşısında el kavuşturmuş bir biçimde
- el sabunu
El yıkamak için kullanılan sabun
- el sanatları
Makine kullanılmadan, küçük el işi araçlarıyla yapılan işlerin hepsi
- el sözlüğü
Elde ve cepte taşınabilen küçük sözlük
- el sürmemek
dokunmamak, değmemek
- el sıkmak
selamlaşmak için birinin elini tutmak
- el sıkışmak
pazarlıkta anlaşmak
- el tası
El, yüz yıkanırken su dökünmek veya içinde sabunlu su hazırlanıp el temizlemekte kullanılan tas
- el tazelemek
bir işte yorulan kimse yerine başka birini getirmek
- el telsizi
Elde taşınabilen telsiz
- el terazi, göz mizan
"değerlerini, niteliklerini yaklaşık olarak tahmin edebilen" anlamında kullanılan bir söz
- el tutmak
bir iş uzun süre uğraştırmak, vakit kaybettirmek
- el vergisi, gönül sevgisi
"bize bir şey verene, armağan edene karşı gönlümüzde sevgi uyanır" anlamında kullanılan bir söz
- el vermek
yardım etmek
- el vurmamak
bir işi yapmaya yanaşmamak ve başlamamak
- el yarası onulur, dil yarası onulmaz
"silahla açılan el yarası çabukça iyi olur ama kötü sözle açılan gönül yarası kolay kolay kapanmaz" anlamında kullanılan bir söz
- el yatkınlığı
İşe alışmış olma durumu
- el yazması
Basım tekniğinin gelişmediği dönemlerde elle yazılmış kitap
- el yazısı
Kalemle yazılan yazı
- el yordamıyla
Görmeden, elle yoklayarak; el yordamı
- el yumruğu yemeyen kendi yumruğunu değirmen taşı sanır
"deneyimsiz kişi kendisinin herkesten üstün olduğunu, her işi yapabileceğini sanır" anlamında kullanılan bir söz
- el yıkamak
ilgisini kesmek
- el âlem
Yabancılar
- el âlemin ağzı torba değil ki büzesin
"başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız" anlamında kullanılan bir söz
- el çabukluğu
Bir işi çabuklukla yapabilme ustalığı
- el çantası
İçine özel eşya konulan, günlük işlerde veya kısa gezilerde kullanılan çanta
- el çekmek
vazgeçmek
- el çektirmek
görevinden uzaklaştırmak
- el çıpı
İki eli birbirine vurma
- el çırpmak
alkışlamak, tempo tutmak
- el öpenlerin çok olsun!
eli öpülen kimsenin söylediği iyi dilek sözü
- el öpmek
yaşlı veya saygı gösterilmesi gereken kimselerin sağ elinin üstünü önce dudağa, sonra alna götürmek
- el öpmekle ağız aşınmaz
"çok önemli bir iş için bir kimseye ricada bulunmak hatta yalvarmak gerekirse, yapılır" anlamında kullanılan bir söz
- el üstünde tutmak
bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek
- el şakası
Elle yapılan şaka
- ela
Açık kestane rengi; ala
- elaman
Bezginlik ve sızlanma anlatan bir söz
- elaman demek
çok bezmek
- elaman çekmek
bezginlik gösterip yakınmak
- elan
Şu anda bile
- elastiklik
Elastik olma durumu
- Elbasan tavası
Önceden haşlanarak hazırlanmış yağsız etin üzerine yoğurt ve çırpılmış yumurta karışımının dökülüp fırında pişirilmesiyle yapılan bir yemek; Elbasan tava
- Elbeyli
Kilis iline bağlı ilçelerden biri
- elbise
Alt kısmı etek biçiminde, tek parçadan oluşan kadın kıyafeti
- Elbistan
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
- elci
Bazı yörelerde mevsimlik tarım işçisi toplayıp işçi ile işveren arasında aracılık yapan kimse
- elcik
Bisiklet ve motosiklette dümenin elle tutulan kısımlarına geçirilen, sentetik maddeden yapılan yumuşak kaplama
- elde
Çarpma ve toplama işlemlerinde bir sonraki sıranın rakamlarına katılacak olan sayı
- elde (veya elinde) olmamak
iradesi dışında gerçekleşmek
- elde avuçta (bir şey) kalmamak
mal ve parasını harcayıp bitirmiş olmak
- elde avuçta (ne varsa)
sahip olunan mal, para vb. her şey
- elde bir
Kesinlikle gerçekleşecek şey
- elde bulunan beyde bulunmaz
"beylerde olmayan öyle şeyler vardır ki halkta bulunur" anlamında kullanılan bir söz
- elde etmek
bir şeye sahip olmak
- elde kalmak
geride kalmak
- elde tutmak
sahibi olsun olmasın, bir malı mülkiyeti altında bulundurmak, zilyet olmak
- eldeki yara, yarasıza duvar deliği
"bir kimsenin acı ve sıkıntısı başkasına dert gibi görünmez" anlamında kullanılan bir söz
- eldeli
Toplama veya çarpmalarda bir sonraki basamağa aktarılan (sayı)
- elden
Başkasıyla
- elden almak
bir malı pazara çıkarılmadan, aracı olmaksızın sahibinden satın almak
- elden ayaktan düşmek (veya kesilmek)
yaşlılık sebebiyle veya sağlığı büsbütün bozularak güçsüz, çalışamaz duruma gelmek
- elden ağza yaşamak
günlük kazancı ancak gereksinimlerini karşılayacak kadar olmak
- elden bırakmamak (veya düşürmemek)
bir şeyle sürekli ilgilenmek, elden düşürmemek
- elden ele
Bir kişiden ötekine
- elden ele dolaşmak (veya gezmek)
iyi nitelikleri dolayısıyla çok ilgi görmek, çok beğenilmek
- elden ele geçmek
çok sahip değiştirmek
- elden gel!
ver!
- elden geldiği kadar
yapılabildiği, olabildiği kadar
- elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz
"kişi yalnızca kendi kazancına güvenmeli, başkasının yardımını beklememelidir" anlamında kullanılan bir söz
- elden gelmemek
yapamamak, dayanamamak
- elden geçirmek
eksiklik veya bozukluklarını gidermek veya denetlemek için incelemek
- elden gitmek
bir şeyi yitirmek, o şeyden yoksun kalmak
- elden kaçmak
sahip olamamak
- elden kaçırmak
elde edilebilecek bir şeyden türlü sebeplerle yararlanamamak
- elden ne gelir?
çaresiz bir durumda yapılacak bir şey olmadığını anlatan bir söz
- elden vefa, zehirden şifa
"zehirden şifa beklenilmeyeceği gibi yabancılardan da yardım ve iyilik beklenmez" anlamında kullanılan bir söz
- elden çıkarmak
bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak
- elden çıkmak
malı olmaktan çıkmak, malı satılmak
- eldesiz
Toplamı ve çarpımı dokuzdan büyük olmayan
- Eldivan
Çankırı iline bağlı ilçelerden biri
- eldiven
Elleri dış etkilerden korumak, temizlik, süs vb. için örgü, kumaş, deri, kauçuk gibi malzemelerden yapılan el giysisi; ellik
- eldivenli
Eldiven giymiş olan
- eldivensiz
Eldiven giymemiş olan
- ele almak
bir şey üzerinde çalışmaya başlamak
- ele alınmaz
çok kötü, berbat
- ele alınır
oldukça iyi, işe yarar
- ele avuca sığmamak
söz dinlememek, baskı altına alınmamak, zapt edilememek
- ele bakmak
avuç içindeki çizgilere bakıp kişinin geleceğini okumak, el falına bakmak
- ele gelmek
tutulabilmek
- ele geçirmek
bir kimseyi yakalamak
- ele geçmek
bir kimse yakalanmak
- ele güne karşı
yabancılara, herkese karşı
- ele verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı
"kendisinin inanmadığı ve tutmadığı öğütleri başkalarına kolayca verir" anlamında kullanılan bir söz
- ele vermek
suçlu bir kimseyi haber verip yakalatmak, ihbar etmek
- elebaşı
Kötü, olumsuz iş veya hareketlerde önder olan kimse; sergerde
- elebaşılık
Elebaşı olma durumu; sergerdelik
- eleji
İçli, acıklı yakarışları, yakınmaları ve melankolik duyguları anlatan şiir
- elek
Taneli veya toz durumunda olan maddelerin kalınını incesinden ayırmak veya içindeki yabancı maddelerden ayıklamak için kullanılan, küçük delikli tel, bez vb. gerilmiş kasnak biçimindeki gereç
- elekleme
Eleklemek işi
- eleklemek
Elekten geçirmek
- eleklik
Keçi kılından veya at yelesinden yapılmış iplikle dokunan ve sanayide bazı sıvıları süzmekte kullanılan özel dokuma türü
- elekten geçirmek
elemek
- elektrifikasyon
Elektrik enerjisini endüstri, ulaşım ve gündelik hayata uygulama; elektriklendirme
- elektrik
Maddenin elektron, pozitron, proton vb. parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan enerji türü
- elektrik almak
etkilenmek, etkisi altında kalmak
- elektrik dinamosu
Güçlü bir elektromıknatısın kutupları arasında dönen sarımlar biçiminde düzenlenmiş bir iletkenden oluşan ve iletkenin döndürülmesiyle mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren araç
- elektrik direği
Elektrik enerji hatlarını taşıyan ağaç veya metal direk
- elektrik düğmesi
Elektrik gücünden ışık, ısı, hareket olarak yararlanılırken akımı kesmek veya açmak için kullanılan bir çeşit düğme; elektrik anahtarı
- elektrik fabrikası
Elektrik enerjisi üreten ve bu enerjiyi nakil hatlarıyla dağıtan büyük iş yeri
- elektrik fincanı
Elektrik tellerinin sarıldığı, akım geçirmeyen porselen
- elektrik kaynağı
Elektrik enerjisi kullanılarak yapılan kaynak işlemi
- elektrik kaçağı
Bir telden kaçan akım
- elektrik ocağı
Elektrik enerjisi ile çalışan ve ısıtma ve pişirme aracı olarak kullanılan alet
- elektrik santrali
Su, ısı, rüzgâr, nükleer enerji vb. enerjiler kullanılarak elektrik elde edilen tesis
- elektrik sayacı
Kullanılan elektrik enerjisinin miktarını gösteren araç; elektrik saati
- elektrik teli
Elektrik akımını kolayca iletebilen ve özellikle bakırdan yapılan tel
- elektrik vermek
bir yeri elektrikle donatmak
- elektrik yayı
Birbirine değmeyen iki kömür çubuk arasında elektrik akımı sırasında oluşan yay biçimindeki ışık
- elektrik çarpması
Elektrik kaçağı olan priz, tel vb.yle temas sonucu meydana gelen şiddetli sarsılma
- elektrikleme
Elektriklemek işi
- elektriklemek
Üzerinde elektrik gücü bulunmayan bir iletkene, elektrikli başka bir iletkeni yaklaştırmak veya değdirmek yoluyla elektrik gücü vermek
- elektriklendirme
Elektriklendirmek işi; elektrifikasyon
- elektriklendirmek
Bir yere elektrik sağlamak
- elektriklenme
Elektriklenmek işi
- elektriklenmek
Elektrik enerjisiyle yüklü duruma gelmek
- elektrikli
Elektriği olan, elektrik enerjisiyle yüklü olan, elektrikle işleyen
- elektrikli basaç
Kapı, pencere ve elektrikli araçlarda kullanılan sistem açıcı
- elektrikli battaniye
İçi elektrik kablolarıyla donatılmış, sıcaklık sağlayan battaniye
- elektrikli daktilo
Elektrik enerjisi ile çalışan yazı makinesi
- elektrikli fırın
Elektrik enerjisi ile çalışan, genellikle börek, kek vb. yiyeceklerin pişirilmesi için kullanılan mutfak aleti; elektrik fırını
- elektrikli sandalye
Bazı ülkelerde ölüm cezasının uygulanmasında kullanılan araç
- elektrikli soba
Elektrik enerjisi ile çalışan, ısıtma amacıyla kullanılan bir tür soba; elektrik sobası
- elektrikli süpürge
Elektrik enerjisi ile çalışan süpürge; elektrik süpürgesi, süpürge
- elektrikli tren
Elektrik enerjisi ile çalışan tren
- elektrikli zil
Elektrik gücüyle oluşan titreşim sonucu ses veren zil; elektrik zili
- elektrikli ısıtıcı
Elektrik enerjisinin oluşturduğu ısıyı çevreye yayan araç
- elektriksiz
Elektriği olmayan, elektrik enerjisiyle yüklü olmayan, elektrikle çalışmayan
- elektriksizlik
Elektriksiz olma durumu
- elektrikçi
Elektrik işleri yapan usta
- elektrikçilik
Elektrikçinin yaptığı iş
- elektriği kesmek
elektrik enerjisinin akışına engel olmak
- elektriği yakmak
bir yeri aydınlatmak için elektrik enerjisini açıp kullanmak
- elektrobiyoloji
Canlılarda görülen elektrik olaylarını inceleyen bilim
- elektrobiyolojik
Elektrobiyoloji ile ilgili
- elektrodinamik
Elektrik akımlarının dinamik hareketini konu edinen fizik dalı
- elektrodinamometre
Elektrik akımının şiddetini ölçen cihaz
- elektrodiyaliz
Birtakım koloitlerin ortamdaki öteki parçacıklara oranla gözenekli zarlardan daha kolay geçmesi özelliğine dayanan kimyasal arıtma yönteminin elektrik enerjisiyle hızlandırılmış türü
- elektroensefalograf
Beyinde oluşan elektriksel etkinliği kaydeden cihaz
- elektroensefalografi
Beyinde oluşan elektriksel etkinliğin kafa derisine konan elektrotlarla çizge hâlinde kaydedilmesi yöntemi; beyin çizgesi yöntemi
- elektroensefalogram
Beyinde oluşan elektriksel etkinliğin kafa derisine konan elektrotlarla kaydedilmesi ile oluşturulan çizge; beyin çizgesi
- elektrofil
Bir atom veya iyondan elektron alabilen, onunla elektron paylaşabilen madde
- elektrofon
Fonograf kayıtlarını okumak ve elektrik akımının aracılığıyla yükselterek sese çevirmek için gerekli araçları içinde toplayan cihaz
- elektrogitar
Elektrikten yararlanılarak sesi yükseltilen gitar
- elektrojen
Elektrik üreten (sistem)
- elektrokaplama
Metal bir malzemeyi kaplamak için kullanılan, suyla inceltilmiş boya dolu havuzda elektrik akımı uygulaması ile boyanın katı kısmının bir defada parça yüzeyine taşındığı bir yöntem
- elektrokardiyograf
Kalpte oluşan elektriksel etkinliği kaydeden cihaz; kardiyograf
- elektrokardiyografi
Kalpte oluşan elektriksel etkinliğin göğüs duvarının, kolların ve bacakların belli noktalarına konan elektrotlarla çizge hâlinde kaydedilmesi yöntemi; kalp çizgesi yöntemi, elektro, kardiyografi
- elektrokardiyogram
Kalpte oluşan elektriksel etkinliğin göğüs duvarının, kolların ve bacakların belli noktalarına konan elektrotlarla oluşturulan çizge; kalp çizgesi, kardiyogram
- elektrokimya
Elektrik akımının etkisiyle ortaya çıkan kimyasal değişmeleri ve kimya işlemlerinde oluşan enerjiyi elektrik üretiminde kullanmayı araştıran bilim dalı
- elektrolit
Elektroliz işlemiyle çözülen madde
- elektrolit dengesi
Hücre içi ve dışı sıvılarında madensel iyonların uygun yoğunlukta bulunması
- elektroliz
Bir elektrik akımının etkisiyle ortaya çıkan kimyasal ayrışma
- elektromanyetik
Elektromanyetizması bulunan veya bununla ilgisi olan
- elektromanyetik dalgalar
Boşlukta yayılabilen, manyetik veya elektrik alanlarından oluşan, yüklü parçacıkların hızlanmasıyla meydana gelen enerji dalgaları
- elektromanyetik güç
Manyetik alan içindeki elektrik akışını etkileyen güç
- elektromanyetizma
Elektriklenme ile mıknatıslanmanın karşılıklı olarak etkilenmelerinden ortaya çıkan olayların bütünü
- elektromekanik
Mekanik ögelerden oluşan ve bunların hareketiyle elektrikli unsurlara bağlı olarak uzakta bulunan aletlerin çalışmasını ve kontrolünü sağlayan tertibat
- elektrometalürji
Metalürji ürünlerinin elde edilmesinde ve arıtılmasında termik elektriğin ısı ve elektroliz özelliklerinin kullanılması
- elektrometre
Elektrikte kullanılan türlü ölçü cihazları
- elektromobil
Elektrik enerjisiyle işleyen otomobil
- elektromotor
Elektrik enerjisini mekanik enerjiye çeviren cihaz
- elektromıknatıs
İçinde manyetik akıyı toplayıp arttırıcı bir yumuşak demir bulunan, bobin veya bobinlere doğru akım geçirilerek elde edilen mıknatıs
- elektron
Bütün atomlarda bulunan negatif yüke sahip temel parçacık, pozitron karşıtı
- elektron akışı
Serbest elektronların yer değiştirmesi
- elektron demeti
Aynı enerji kaynağından çıkan ve birbirine yakın yörüngede yayılan elektronlar
- elektron gazı
Boş veya gaz dolu bir ortamda, bir iletkenin içinde dolaşan serbest elektronların tümü
- elektron lambası
Gaz geçirmeyen bir tüp içindeki boşlukta veya bir gazlı ortamda elektron akımı oluşturan elektronik araç
- elektron mikroskobu
Normal ışık yerine bir elektron demeti ile çalışan ve bir milyon kez net büyütebilen özel mikroskop
- elektronegatif
Elektrolizde artı kutupta toplanma niteliği olan (cisimler)
- elektronik
Serbest elektronların etkisiyle oluşan olayları inceleyen bilim dalı
- elektronik arşiv
Bilgi, belge ve yazıların bilgisayar vb. elektronik ortamlarda saklandığı yer; e-arşiv
- elektronik belge
Elektronik ortama kaydedilmiş her türlü iş ve işleme ait belge; e-belge
- elektronik bilet
Genel ağ üzerinden satın alınabilen seyahat veya tiyatro, sinema vb. etkinliklere ait bilet; e-bilet
- elektronik defter
Yevmiye defteri ve defterikebirin elektronik ortamda bulunan ve kullanılan biçimi; e-defter
- elektronik dergi
Genel ağda çevrim içi yayımlanan dergi; e-dergi
- elektronik devlet
Devlet hizmetlerinin sağlanmasında ve işleyişinde bilgisayar, genel ağ vb. elektronik teknolojilerin kullanıldığı ortam; e-devlet
- elektronik devre
Transistor ve diyot benzeri devre elemanları bulunan herhangi bir elektrik devresi; e-devre
- elektronik fatura
Elektronik ortamda hazırlanıp sunulan fatura; e-fatura
- elektronik gazete
Genel ağda çevrim içi yayımlanan gazete; e-gazete
- elektronik imza
Elektronik ortamda bulunan bir belgeye eklenerek imzalayanın kim olduğunu belirlemeye yarayan, imzalayan kişinin ıslak imzasıyla eş değer olan, şifreleme özelliği bulunmayan elektronik veri; sayısal imza, e-imza
- elektronik içerik
Ders kitabının eki veya parçası mahiyetinde, elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanmış her türlü eğitim içeriği; e-içerik
- elektronik kayıt
Elektronik yöntemlerle erişimi ve işlenmesi mümkün olan en küçük bilgi ögesi; e-kayıt
- elektronik kitap
Her türlü bilgisayar, tablet ve cep telefonunda okunabilmesi için özel olarak elektronik ortamda üretilmiş, ses, görüntü ve etkileşimli bağlantıları bulunan kitap; e-kitap
- elektronik kütüphane
Kuruluş amaç ve görevlerine uygun bilgi kaynaklarını elektronik ortamlarda depolayan, bilgisayar vb. aracılığıyla erişim sunan kütüphane; dijital kütüphane, e-kütüphane
- elektronik müze
Sanat ve bilim eserlerinin halka gösterilmek üzere sergilendiği elektronik ortam; e-müze
- elektronik müzik
Elektronik çalgı ve cihazlarla yapılan müzik
- elektronik posta
Her türlü bilgisayar, tablet ve cep telefonunda okunup yazılabilmesi için özel olarak elektronik ortamda üretilmiş posta; elektronik ileti, elmek, e-posta
- elektronik posta kutusu
Her türlü bilgisayar, tablet ve cep telefonunda okunup yazılabilmesi için özel olarak elektronik ortamda üretilmiş postaların saklandığı bellek alanı; posta kutusu
- elektronik saat
Elektrik enerjisi ile çalışan saat
- elektronik sazlar
Elektrikten yararlanılarak kullanılan çalgılar
- elektronik sigara
Tütün ürünleri yerine kullanılan, içinde çeşitli kimyasallar bulunan, duman yerine buhar oluşturan elektronik cihaz
- elektronik sözlük
İçerdiği bilgiler elektronik ortamda sunulan sözlük; e-sözlük
- elektronik tebligat
Elektronik ortamda hazırlanıp sunulan her türlü tebligat; e-tebligat
- elektronik ticaret
Her türlü malın veya hizmetin alım satımının genel ağ üzerinden yapıldığı ticaret; e-ticaret
- elektronik çalgılar
Elektrikten yararlanarak ses gücü yükseltilen çalgılar
- elektronikçi
Elektronik işi ile uğraşan kimse
- elektronikçilik
Elektronikçinin yaptığı iş
- elektronlu
Elektronu olan
- elektronsuz
Elektronu olmayan
- elektropozitif
Elektrolizde eksi kutupta toplanma niteliği olan (cisimler)
- elektroradyoloji
Hastalıkların tanı ve tedavi edilmesinde elektrik ışınlarının uygulanmasını öngören tıp dalı
- elektrosaz
Elektrikten yararlanılarak sesi yükseltilen saz
- elektroskop
Bir cismin elektriklenmesini ve bu elektriklenmenin derecesini gösteren araç
- elektrostatik
Elektriklenmiş cisimler üzerinde elektriği denge durumunda inceleyen fizik dalı
- elektrostatik serpme
Zımpara taneciklerinin kâğıt veya beze yapıştırılırken yüksek gerilimli bir elektrostatik alandan yararlanılarak düzenli dağılımını sağlayan yöntem
- elektrot
Bir elektrolitin içine daldırılan, artısına anot, eksisine katot denilen iki iletken çubuktan her biri
- elektrot reaksiyonu
Elektrolit ve metal ara yüzeyinde yük transferini sağlayan kimyasal reaksiyon
- elektroteknik
Elektrik tekniğine ait, elektrik tekniği ile ilgili
- elektroşok
Ruh hastalıklarında beyinden kalp atışındaki düzensizliklerde ise göğüs duvarından çok kısa süreli yüksek elektrik akımı geçirerek hastayı iyileştirme yöntemi
- elekçi
Elek yapan veya satan kimse
- elekçilik
Elekçinin yaptığı iş
- eleman
Bir toplulukta çalışan insanların her biri
- eleman sayısı
Bir kümedeki varlıkların sayısı
- elemanlı
Elemanı olan
- elemansız
Elemanı olmayan
- elemansızlık
Elemansız olma durumu
- eleme
Elemek işi; eliminasyon
- eleme sınavı
Başvuranlar arasından belli düzeyde başarı gösterenleri seçmek için düzenlenen sınav
- elemek
Elek yardımıyla ayıklamak veya incesini kabasından ayırmak; elekten geçirmek
- elemeli
Eleme yapılan
- element
Kimyasal yöntemlerle ayrıştırılamayan veya bileşim yoluyla elde edilemeyen madde
- elemesiz
Eleme yapılmayan
- elemge
Çile durumundaki ipliği yumak yapmak veya masuraya sarmak için kullanılan, bir eksen üzerinde dönen araç
- elemli
Kederi olan
- elemsiz
Kederi olmayan
- elemsizlik
Elemsiz olma durumu
- eleniş
Elenmek işi
- elenme
Elenmek işi
- elenmek
Eleme işine konu olmak veya eleme işi yapılmak; silkelenmek
- elense
Güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmaya dayalı bir oyun
- elense çekmek (veya etmek)
güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmak amacıyla çekmek
- elenti
Arpa, buğday vb.nin kalburdan geçirilmiş bölümü
- elest bezmi
Allah’ın ezelde ruhlara “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” hitabını yaptığı ve ruhların da “evet” diye cevap verdikleri ezel meclisi
- eletme
Eletmek işi
- eletmek
Eleme işini yaptırmak
- eleyebilme
Eleyebilmek işi
- eleyebilmek
Eleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eleyiş
Elemek işi
- Eleşkirt
Ağrı iline bağlı ilçelerden biri
- eleştirel
Eleştiri niteliği taşıyan; eleştiriyel, eleştirisel, tenkitli, tenkidî
- eleştirellik
Eleştirel olma durumu; eleştirisellik
- eleştiri
Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi; tenkit (I), muaheze
- eleştirici
Bir işi bütün incelikleriyle değerlendiren
- eleştiricilik
İnsan bilgisinin sınırı üzerine felsefe bilinci ve bu bilincin uyanık tutulması; eleştirimcilik, kritisizm
- eleştirilebilme
Eleştirilebilmek işi
- eleştirilebilmek
Eleştirilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eleştiriliş
Eleştirilmek işi
- eleştirilme
Eleştirilmek işi
- eleştirilmek
Eleştirme işi yapılmak
- eleştirim
Eleştirmek işi
- eleştirimci
Eleştiricilik yanlısı (kimse)
- eleştiriş
Eleştirmek işi
- eleştirme
Eleştirmek işi; tenkit
- eleştirmek
Bir düşünceyi, bir eseri, bir yargıyı inceleyerek doğruluk veya yanlışlığını ortaya çıkarmak ve gerçek değerini belirtmek; tenkit etmek
- eleştirmeli
Eleştirme ile ilgili, eleştirme üzerine olan
- eleştirmen
Eleştiri yapan kimse; eleştirmeci, tenkitçi, münekkit
- eleştirmenlik
Eleştirmenin işi; eleştirmecilik, tenkitçilik, münekkitlik
- elhak
Hiç şüphesiz
- elhamdülillah
"Allah'a şükür" anlamında kullanılan bir söz
- eli (veya elleri) armut devşirmek
birisini bir iş yaparken öbürü boş durmak
- eli altında olmak
bir şey buyruğunda olmak, istediği anda o şeyden yararlanabilmek
- eli alışmak
bir işte uzluk, ustalık kazanmak
- eli ayağı (olmak)
birinin yardımcısı (olmak), her işine yarar (olmak)
- eli ayağı (veya ayağına) dolaşmak
şaşırmak, telaşlanmak
- eli ayağı buz kesilmek (veya tutmamak)
güçsüz, dermansız kalmak
- eli ayağı düzgün
Bedence kusursuz olan, sakat olmayan (kimse)
- eli ayağı düzgünlük
Eli ayağı düzgün olma durumu
- eli ayağı titremek (veya çözülmek)
korku, sinir vb. sebeplerle heyecanlanmak
- eli ayağı tutmak
beden gücü yerinde olmak
- eli aza varmamak
bir şeyi çok alma veya verme alışkanlığında olmak
- eli ağır
Yavaş iş gören; ağırelli
- eli ağırlık
Eli ağır olma durumu; ağırellilik
- eli bayraklı
Şirret, edepsiz, kavgacı olan (kimse)
- eli bayraklılık
Eli bayraklı olma durumu
- eli belinde
Kavgaya hazır olduğunu belirten (kimse)
- eli belindelik
Eli belinde olma durumu
- eli bol
Cömert olan
- eli bolluk
Cömert olma durumu
- eli boş
İşi olmayan, boş gezen (kimse)
- eli boş dönmek (veya çevrilmek veya geri gelmek)
umduğunu alamadan dönmek
- eli boş gelmek
armağansız gelmek
- eli boş çıkmak
umduğunu alamamak, başarısızlığa uğramak
- eli boşluk
Eli boş olma durumu
- eli böğründe
Başarısız, zavallı olan (kimse)
- eli böğründe kalmak
çaresiz durumda elinden bir şey gelmemek
- eli böğründelik
Eli böğründe olma durumu
- eli cebine (veya cüzdanına veya kesesine) gitmemek (veya varmamak)
çok cimri olmak
- eli dar
Maddi olarak sıkıntıda olan (kimse)
- eli dar (veya darda) olmak
para sıkıntısı içinde olmak
- eli darlık
Eli dar olma durumu
- eli değmek
bir şey yapmaya vakit ve fırsat bulmak
- eli dursa ayağı durmaz
kıpırdak, hareketli (kimse)
- eli ekmek tutmak
geçimini kendi emeğiyle sağlayacak duruma gelmek
- eli eline değmemek
herhangi bir yakınlaşma olmamak
- eli ermek
yapabilmek, ulaşabilmek
- eli ermez gücü yetmez
çaresiz, zavallı
- eli geniş
Geçimi iyi olan (kimse)
- eli genişlemek
bolca paraya kavuşmak
- eli gitmek
bir şeyi kavramak, tutmak istemek
- eli hafif
Acıtmadan, tedirgin etmeden iş gören (cerrah, diş hekimi, berber vb.)
- eli harama uzanmak
dinî bakımdan yasaklanmış bir işe yönelmek
- eli işe yatmak
becerikli, eli yatkın, uz olmak
- eli kalem tutmak
yazı yazmayı bilmek
- eli kolu (eli ayağı) bağlı kalmak (veya olmak)
bir engel dolayısıyla hiçbir iş yapamaz duruma gelmek
- eli kolu bağlı durmak
bir şey yapmadan beklemek
- eli koynunda
Boş, işsiz olan (kimse)
- eli koynunda kalmak
çaresiz kalmak
- eli kulağında
Nerede ise olacak, çok yakında olması beklenilen
- eli kurusun!
"eli tutmaz olsun, eli bir iş göremez olsun!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü
- eli kırılmak
eli, işe yatkın bir duruma gelmek
- eli kırılsın!
"eli tutmaz olsun, eli bir iş göremez olsun!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü
- eli mahkûm olmak
mecbur durumda kalmak
- eli mahkûmluk
Eli mahkûm olma durumu
- eli maşalı
Kavgacı, şirret, dayak atmayı seven (kimse)
- eli maşalılık
Eli maşalı olma durumu
- eli nimetli
Uğurlu, bereketli olan
- eli olmak
karışmış olmak, gizli bir ilgisi bulunmak
- eli para görmek
eline para geçmek
- eli selek
Eli açık, cömert olan (kimse)
- eli silah tutmak
silah kullanabilmek
- eli sopalı
Şirret, edepsiz, kavgacı olan (kimse)
- eli sopalılık
Eli sopalı olma durumu
- eli uz
Usta, belli bir işte becerikli, mahir olan (kimse)
- eli uzun
Fırsat buldukça öteberi aşıran, hırsız olan (kimse)
- eli uzunluk
Eli uzun olma durumu
- eli varmamak (veya gitmemek)
bir işi yapmaya gönlü razı olmamak
- eli yatkın
Elle yapılan işlerde becerikli olan (kimse)
- eli yatkınlık
Eli yatkın olma durumu
- eli yatmak
eli alışmak
- eli yordamlı
Eli işe yakışır, yatkın olan (kimse)
- eli yüreğinde
Heyecanlı bir biçimde
- eli yüzü düzgün
Yüzüne bakılır, güzel olan (kimse)
- eli yüzü düzgünlük
Eli yüzü düzgün olma durumu
- eli yüzü temiz
Yüzüne bakılır, güzel olan (kimse)
- eli zayıf
İmkânları az
- eli çabuk
Çabuk iş gören, hamarat olan (kimse)
- eli çabukluk
Eli çabuk olma durumu
- eli şakağında
Düşünceli, kaygılı olan (kimse)
- elibelinde
Halı ve kilimlere yapılan, ellerini beline koymuş insan figürünü andıran bir motif türü; eliböğründe, koçboynuzu
- eliböğründe
Ahşap yapılarda çıkmaların altına eğik ve aralıklı olarak konulan ahşap destek
- elif
Arap alfabesinin ilk harfinin adı, okunuşu
- elifba
Elif harfiyle başlayan Arap alfabesi; elifbe
- elifi elifine
Tam olarak
- elifi mertek sanmak
çok cahil olmak
- elifin hecesi var, gündüzün gecesi var
"kolay ve düzgün başlayan bir iş hep öyle sürüp gitmez, güçlüklerle ve aksaklıklarla da karşılaşılabilinir" anlamında kullanılan bir söz
- elifî
Bantlarla süslenmiş
- elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi
elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi
- elimine
"Elemek" anlamındaki elimine etmek, "elenmek" anlamındaki elimine olmak (veya edilmek) birleşik fiillerinde geçen bir söz
- elimsende
Çocukların birbirine el değdirerek diğer arkadaşını ebe yapma amacıyla oynadıkları bir oyun
- elin ağzı torba değil ki büzesin
"başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız" anlamında kullanılan bir söz
- elinde ... var
yapar, bilir, bulundurur
- elinde avucunda nesi varsa
"maddi olarak sahip olduğu her şey" anlamında kullanılan bir söz
- elinde bulunmak (veya olmak)
o şeye sahip bulunmak
- elinde büyümek
büyütülmek, bakılmak
- elinde kalmak
birinin bakımında, yönetiminde olmak
- elinde olmak
bakımı, gözetimi altında olmak
- elinde patlamak
bir şey satılamayıp sahibinde kalmak
- elinde tutmak
kendi tekelinde bulundurmak, başkalarına kaptırmamak
- elinden
yüzünden, -den dolayı
- elinden (bir şey) düşmemek
bir şeyle sürekli ilgilenmek
- elinden (bir şeyi) düşürmemek
sürekli onunla ilgilenmek
- elinden almak
bir şeyden mahrum etmek
- elinden bir iş (veya şey) gelmemek
çaresizlikten veya yeteneksizlikten bir iş yapamamak
- elinden bir kaza (veya sakatlık) çıkmak
istemeyerek birini yaralamak veya öldürmek
- elinden geleni ardına (veya arkasına) koymamak
yapabileceği bütün kötülükleri yapmak
- elinden geleni yapmak
gücünün yettiği kadarını yapmak
- elinden gelmek
yapabilmek
- elinden hiçbir şey kurtulmamak
her şeyi becerebilmek
- elinden iyi iş gelmek
becerikli, hünerli olmak
- elinden iş çıkmamak
çabuk iş görememek
- elinden kan çıkmak
cinayet işlemek
- elinden kurtulmak
birinden kaçmayı başarmak
- elinden tutmak
yardım etmek
- eline (veya elinize veya ellerinize) sağlık
el emeği ile güzel bir şey yapana söylenen iyi dilek sözü
- eline almak
bir işin veya yerin yönetimini üstlenmek
- eline ayağına kapanmak (veya sarılmak veya düşmek)
birine çok yalvarmak
- eline ayağına çabuk
Hamarat, titiz, çalışkan olan (kimse)
- eline ayağına çabukluk
Eline ayağına çabuk olma durumu
- eline ayağına üşenmemek
her türlü ayak hizmetini yüksünmeden yapmak, hamarat olmak
- eline ağır
Elinden çabuk iş çıkmayan (kimse)
- eline bakmak
bir kimsenin yardımıyla geçinmek
- eline doğmak
yaşlı bir kimse, birini, çocukluğundan beri çok yakından tanımak
- eline düşmek
egemenliği, buyruğu altına girmek
- eline erkek eli değmemiş olmak
kız, namuslu olmak
- eline eteğine doğru
her türlü kötülükten uzak olan, dürüst
- eline eteğine sarılmak
çok yalvarmak
- eline fırsat geçmek
imkân bulmak
- eline geçmek
kazanmak, edinmek, elde etmek
- eline kalmak
ondan başka yardım edeni olmamak, yalnız ona muhtaç olmak
- eline su dökemez
"değerce ondan çok geride" anlamında kullanılan bir söz
- eline tutuşturmak
karşısındakinin isteyip istemediğini düşünmeksizin verivermek
- eline yüzüne bulaştırmak
bir işi gerektiği gibi yapamamak, başarısız olmak, becerememek
- eline çabuk
Çabuk iş gören (kimse)
- eline çabukluk
Eline çabuk olma durumu
- elini arı kovanına sokmak
elini taşın altına koymak
- elini ayağını (veya eteğini) kesmek (veya çekmek)
uğramaz olmak
- elini ayağını öpeyim
"çok yalvarırım" anlamında kullanılan bir söz
- elini belli etmek (veya göstermek)
kâğıt, okey vb. oyunlarda elindeki kâğıdı veya taşı, oynayanlara belli edecek biçimde sözle, işaretle açıklayıp oynamak
- elini kana bulamak (veya bulaştırmak)
öldürmek
- elini kolunu bağlamak
bir şey yapamayacak duruma getirmek
- elini kolunu sallaya sallaya gelmek
gelirken hiçbir armağan getirmemek
- elini kolunu sallaya sallaya gezmek
ortada görünmemesi gereken kimse pervasızca dolaşmak
- elini kulağına atmak
ezan okumak, gazel veya türkü söylemek için elini kulak kepçesinin arkasına koymak
- elini oynatmak
parayı esirgememek
- elini sallasa ellisi (başını sallasa tellisi)
birinin karşı cinsten birçok insanı kolaylıkla elde edebileceğini anlatan bir söz
- elini sürmemek
eliyle dokunmamak
- elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak
hiçbir iş yapmamak
- elini taşın altına koymak (veya sokmak)
bir konuda sorumluluk üstlenmek
- elini veren kolunu alamaz
"yüzsüz kişiler karşılarındakilerden daima bir şeyler isterler, onlardan kurtulmak kolay olmaz" anlamında kullanılan bir söz
- elini vicdanına koymak
doğru, yansız, hakça davranmak
- elini çabuk tutmak
gerekli önlemi zamanında almak
- elinin altında (olmak)
her zaman kolayca alınıp yararlanılabilecek yerde ve yakınlıkta (olmak)
- elinin hamuruyla erkek işine karışmak
kadınlar, beceremeyeceği işleri yapmaya kalkışmak
- elinin körü
Söylenen şey beğenilmediği zaman “yok canım, daha neler!” anlamında kullanılan bir söz
- elinin tersiyle itmek
reddetmek, kabul etmemek
- elinin tersiyle çarpmak
ayanın arkasıyla şiddetle tokat atmak
- elinle ver, ayağınla ara
ödünç aldığı şeyi geri vermeyi geciktiren veya vermeyenler için söylenen bir söz
- elips
Bütün noktalarının belirli iki ayrı noktaya olan uzaklıklarının toplamı birbirine eşit olan kapalı eğri
- elipsoidal
Elipsoitle ilgili, elipsoit biçiminde olan
- elipsoit
Elipse benzeyen
- eliptik
Elips ile ilgili, elips biçiminde olan
- elitlik
Elit olma durumu
- eliyle koymuş gibi
aramadan, kolayca
- elk
Kuzey Avrupa'da yaşayan, geniş dallı boynuzları olan, iri bir tür geyik
- elkızı
Eşlerden kadın
- elle tutulacak tarafı (veya yanı) kalmamak
sağlam bir yanı kalmamak
- elle tutulur
çok açık ve belli
- elle tutulur gözle görülür (veya dille anlatılır)
çok belirgin, çok açık
- elle tutulur tarafı olmamak
hiçbir değerli veya savunulabilir yanı olmamak
- elleme
Ellemek işi
- ellemek
Elle dokunmak
- ellenebilme
Ellenebilmek işi
- ellenebilmek
Ellenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ellenme
Ellenmek işi
- ellenmek
Bir şeye elle dokunulmak
- ellenmiş dillenmiş
iffetsizliği yayılmış
- eller yukarı!
"ellerini kaldırarak teslim ol" anlamında kullanılan bir söz
- ellerde gezmek
elden ele dolaşmak
- elleri (veya ellerin) dert görmesin
"ellerine sağlık" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü
- ellerim yanıma gelsin
"Allah canımı alsın ki doğru söylüyorum" anlamında kullanılan bir söz
- elletme
Elletmek işi
- elletmek
Elleme işini yaptırmak
- ellettirme
Ellettirmek işi
- ellettirmek
Elletme işini yaptırmak
- elleyebilme
Elleyebilmek işi
- elleyebilmek
Elleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- elleyiş
Ellemek işi
- elleçleme
Elleçlemek işi
- elleçlemek
Gümrük gözetimi altındaki eşyanın asli niteliklerini değiştirmeden istiflemek, yerini değiştirmek, büyük kaplardan küçük kaplara aktarmak, kapları yenilemek veya tamir etmek, havalandırmak
- elleçlenme
Elleçlenmek işi
- elleçlenmek
Elleçlemek işi yapılmak
- elleşme
Elleşmek işi
- elleşmek
Elle dokunmak
- elli
Kırk dokuzdan sonra gelen sayının adı
- elli binlik
Elli bin lira değerinde kâğıt para
- ellibir
Eldeki dizili kâğıtların sayısal toplamı elli bir olduğunda açılmasına ve geri kalan kâğıtların elden çıkarılmasına dayalı bir tür iskambil oyunu
- ellik
Ekin biçerken sol elin parmaklarına geçirilen, eldiven biçiminde, tahtadan yapılan bir araç
- ellili
Elli parçası bulunan, elli parçadan oluşan
- ellilik
Elli tanesi bir arada olan veya içinde aynı şeyden elli tane bulunan
- ellinci
Ellinin sıra sıfatı, sırada kırk dokuzuncudan sonra gelen
- ellişer
Elli sıfatının üleştirme sayı sıfatı
- ellişerli
Ellişer ellişer sıralanmış
- elma
Gülgillerden, çiçekleri pembe veya beyaz bir ağaç (Pyrus malus)
- elma da alma da demesini biliriz
"şartlara ve yerine göre uygun davranırız" anlamında kullanılan bir söz
- elma gibi
kırmızı (yanak)
- elma sirkesi
Elma suyundan elde edilen sirke
- elma suyu
Elmadan çıkarılan meyve suyu
- elma yanaklı
Yanağı kırmızı, parlak, canlı olan (kimse)
- elma şarabı
Elma şırasının mayalanmasıyla elde edilen şarap
- elma şekeri
Boya katılmış şeker pekmezine batırılarak şekerlenen ve çubuğa takılarak satılan elma
- elmacı
Elma yetiştiren veya satan kimse
- elmacık kemiği
Yüzün yanakla göz arasında bulunan, az çok çıkıntılı bölümü; elmacık
- elmacılık
Elmacının yaptığı iş
- Elmadağ
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
- Elmalı
Antalya iline bağlı ilçelerden biri
- elmalık
Elma bahçesi
- elmamsı
Elmayı andıran, elmaya benzeyen, elma gibi
- elmanın dibi göl, armudun dibi yol
“görünüşü birbirine benzeyen her şeye aynı işlem uygulanamaz, her biri özelliğine göre ayrı bir şey ister” anlamında kullanılan bir söz
- elmas
Yerin derinliklerinde bulunan, billurlaşmış arı karbon
- elmas gibi
çok iyi, çok değerli
- elmasiye
Dondurulmuş meyve suyundan yapılan bir pelte türü
- elmaslı
Elmas takmış olan
- elmastıraş
Üzeri elmas gibi yontulmuş (iyi tür cam, billur)
- elmasımsı
Elması andıran, elmasa benzeyen, elmas gibi
- elmayı çayıra, armudu bayıra
"elma fidanını düz ve sulak yere, armut fidanını bayıra, su tutmayan yere dikmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- eloğlu
Yabancı kimse; elin oğlu
- elti
Kadına göre kocasının erkek kardeşlerinin eşlerinden her biri
- elti eltiden kaçar, görümceler bayrak açar
"eltiler birbirlerinden uzak dururlar, görümceler gelinlerle kavga ederler" anlamında kullanılan bir söz
- elti eltiye eş olmaz, arpa unundan aş olmaz
"arpa unundan yemek yapılamadığı gibi eltilerin de iyi geçinmeleri beklenemez" anlamında kullanılan bir söz
- eltieltiyeküstü
Birbirine ters duran iki çiçekten oluşan dokuma veya nakış motifi
- eltilik
Elti olma durumu
- elvan
Renkler
- elvan elvan
Türlü türlü olan
- elveda
Bir daha kavuşulmayacağı düşünülen bir şeyden ayrılırken kullanılan bir söz
- elverdiğince
İmkân dâhilinde olduğu sürece
- elverir ki
yeter ki
- elverişli
Uygun olan
- elverişlilik
Elverişli olma durumu
- elverişsiz
Uygun olmayan, uygun gelmeyen
- elverişsizlik
Elverişsiz olma durumu
- elverme
Elvermek durumu
- elvermek
Yetmek, yetecek kadar olmak
- elyaf
Genellikle iplik durumuna getirilebilir lifli madde
- elzem
Çok gerekli, vazgeçilmez
- elzemlik
Elzem olma durumu
- Elâzığ
Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Elâzığlı
Elâzığ ilinden olan kimse
- Elâzığlılık
Elâzığlı olma durumu
- elçek
Gelinin avuç içine kına yakıldıktan sonra kullanılan, kumaştan yapılmış bir eldiven türü
- elçekli
Elçeği olan
- elçi
Bir devleti başka bir devlet katında temsil eden kimse; sefir
- elçilik
Elçi olma durumu
- elçilik etmek (veya yapmak)
elçilik görevinde bulunmak
- elçilik uzmanı
Büyükelçilikte, temsil ettiği devletle görevli bulunduğu devlet arasında uzmanlık alanıyla ilgili ilişkileri yürütmekle görevli danışman konumundaki görevli; ataşe
- elçim
Bir defada ele alınabilecek kadar az olan nesne
- elçiye zeval olmaz
"bir kimseden başka bir kimseye herhangi bir haber ulaştıran, bu aracılığından dolayı sorumlu tutulmaz" anlamında kullanılan bir söz
- eman
Radyoaktif cisimlerde ölçü birimi
- emanet
Birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse vb.; inam, vedia
- emanet ata binen tez iner
"ödünç alınmış araçlarla girişilen işler çok kez yürütülemez" anlamında kullanılan bir söz
- emanet bırakmak (veya etmek veya vermek)
bir şeyi veya bir kimseyi birine veya bir yere bir süreliğine bırakmak
- emanet dolabı
Emanetçinin aldığı para veya eşyayı sakladığı mobilya
- emanet eşeğin yuları gevşek olur
"bir kimseye emanet edilen şeyin o kimse tarafından iyi korunmadığı her zaman görülen olaylardandır" anlamında kullanılan bir söz
- emanet hayvanın (veya eşeğin) kuskunu (veya paldımı) yokuşta kopar
"eğreti olarak kullanılmak üzere verilen şey uydurma olur, hiç umulmadık bir anda bozulur" anlamında kullanılan bir söz
- emanete hıyanet olmaz
"emanet olarak bırakılan şey titizlikle korunmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- emaneten
Emanet olarak
- emanetçi
Ücret karşılığı eşyayı koruyan kimse
- emanetçilik
Emanetçinin yaptığı iş
- emarecik
Ufak belirti
- emay
Bazı maddeleri korumak, belirli bir parlaklık kazandırmak veya boyamak için kullanılan, saydam veya donuk cama benzeyen cila
- emaye
Üzeri emayla kaplanmış olan
- emaylama
Emaylamak işi
- emaylamak
Emayla kaplamak
- embesil
Zekâ ve düşünceden tamamen yoksun olan
- emboli atmak
Pıhtı, hava, yağ vb nesnelerin oluştuğu yerden ayrılarak kan dolaşımında damarı tıkaması
- embriyoloji
Dölüt durumuna gelinceye kadar oğulcuğun geçirdiği gelişim evrelerini inceleyen biyoloji kolu
- embriyoloji uzmanı
Embriyoloji alanında çalışan uzman; embriyolog
- embriyolojik
Embriyoloji ile ilgili
- emdirebilme
Emdirebilmek işi
- emdirebilmek
Emdirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- emdirme
Emdirmek işi
- emdirmek
Emmesini sağlamak
- emdirtme
Emdirtmek işi
- emdirtmek
Emdirmesini sağlamak
- emdiği (helal) süt haram olmak
herhangi bir isteğinin yapılmamasından sonra ilenmek
- emdiği sütü burnundan getirmek
birisine çok sıkıntı çektirmek
- eme seme yaramamak
işe yaradığı kabul edilmemek, makbule geçmemek, takdir edilmemek
- eme yaramak
işe yaramak, yararlı olmak
- emebilme
Emebilmek işi
- emebilmek
Emme ihtimali veya imkânı bulunmak
- emek
Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü; alın teri
- emek harcamak
çaba göstermek
- emek olmadan yemek olmaz
"yaşayabilmek, harcayabilmek için çalışıp kazanmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- emek vermek
bir şeyin meydana gelmesi için özenli bir biçimde ve çok çalışmak
- emek çekmek
bir işte çok çalışarak yorulmak
- emekleme
Emeklemek işi
- emekleme çağı
Bir şeyde henüz olgunluk, deneyim kazanılmamış dönem; emekleme dönemi
- emeklemek
Ayağa kalkmadan hem dizleri hem de elleri kullanarak ilerlemek
- emekli
Emek harcanarak elde edilen
- emekli aylığı
Emeklilere ödenen aylık; emekli maaşı, tekaüt maaşı, tekaüdiye
- emekli ikramiyesi
Emekli olma sırasında verilen toplu para; tekaüt ikramiyesi
- emekli olmak
belirli bir süre çalıştıktan sonra kanun ile sağlanan haklardan yararlanarak görevinden ayrılmak, tekaüt olmak
- emeklilik
Emekli olma durumu; tekaütlük
- emeklilik çağı
Emekli olma zamanı
- emekliye ayrılmak (veya çıkmak)
emekli olmak, tekaüde sevk olunmak
- emekliye ayırmak (veya çıkarmak veya çıkartmak)
kanuna göre aylık bağlayarak bir görevliyi görevinden ayırmak
- emekliye sevk etmek
emekliye ayırmak
- emeksiz
Emek harcanmadan elde edilen
- emeksizlik
Emeksiz olma durumu
- emektar
Bir görevde uzun süre kalıp o işe emeği geçmiş olan (kimse)
- emektarlık
Emektar olma durumu
- emekçi
Geçimini beden gücüyle sağlayan kimse
- emekçi sınıfı
Kapitalist sanayi toplumlarında geçimini emeğini satarak sağlayan, makam ve toplumsal etki bakımından alt düzeyde bulunan sınıf; proletarya
- emekçilik
Emekçi olma durumu
- emel
Gerçekleştirilmesi zamana bağlı istek
- emel beslemek
isteği, arzuyu sürekli düşünmek veya güçlendirmek
- emeline alet etmek
birini veya bir şeyi kendi istekleri doğrultusunda kullanmak
- emen
Bağ çubuğu, ağaç veya sebze dikmek için açılan çukur
- Emet
Kütahya iline bağlı ilçelerden biri
- emeç
Su ve kara yosunlarının, kökü andıran tutunma organı
- emeği geçmek
bir şeyin ortaya çıkması için çalışmış olmak
- emici
Emme özelliği olan
- emici kıllar
Bitkilerin köklerinde bulunan ve topraktaki besin maddelerini emip beslenmelerine yarayan tek hücreli uzantılar; emici tüyler
- emik
Emilmekten çürüyen yer
- emilebilme
Emilebilmek işi
- emilebilmek
Emilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- emilme
Emilmek işi
- emilmek
Emme işine konu olmak
- emin
Şüphesi olmayan
- emin olmak
inanmak, güvenmek
- eminlik
Emin olma durumu
- emir
Belirli bir davranışta bulunmaya zorlayıcı söz; buyruk, buyuru, ferman, irade
- emir almak
belirli bir davranışta bulunmaya zorlayıcı söz duymak
- emir altına almak
denetimi altına almak
- emir cümlesi
Yüklemi emir kipiyle çekimlenmiş cümle
- emir eri
Teğmen ve yukarısı üst düzey subayların hizmetinde bulunan er; hizmet eri, emirber
- emir kipi
Fiilin bildirdiği oluş ve kılışın gerçekleşmesinin emredildiğini veya istendiğini belirten ve her şahıs için farklı çekimleri bulunan kip; buyurma kipi: gel, gelsin, gelin, gelsinler
- emir komuta zinciri
Yapılacak bir iş için ast ve üstler arasında emir alıp verme
- emir komuta zinciri içinde olmak
herhangi bir işlem en alt rütbe veya makamdan en üst rütbe veya makama doğru gerçekleşmek
- emir kulu
Bir işi, aldığı buyruk gereğince yapmak yükümlülüğünde olan kimse; buyruk kulu
- emir subayı
Devlet ve hükûmet başkanlarıyla komutanların yanında bulunan ve onların buyruklarını yazmakla, gereğinde yerine ulaştırmakla görevli subay; yaver
- emir vermek
belirli bir davranışta bulunmaya zorlayıcı söz söylemek
- emirberlik
Emirber olma durumu
- Emirdağ
Afyonkarahisar iline bağlı ilçelerden biri
- Emirgazi
Konya iline bağlı ilçelerden biri
- emirname
Yazılı olan buyruk
- emiş
Emmek işi
- emiş gücü
Elektrik süpürgesi, aspiratör, vidanjör vb. araçların sistemleri vasıtasıyla dışarıdan toz, hava, su gibi şeyleri içlerine çekme gücü
- emişme
Emişmek işi
- emişmek
Karşılıklı olarak emmek
- emiştirme
Emiştirmek işi
- emiştirmek
Emişmelerini sağlamak
- emlak
Ev, arsa, bahçe vb. taşınamayan mal ve mülklerin ortak adı; gayrimenkul
- emlak bürosu
Emlak alım satımı, kiralanması ile uğraşan iş yeri; emlakçı
- emlak vergisi
Her yıl belediyelere ödenen ev, dükkân, arsa vb. mülklerin vergisi
- emlakçı
Emlak alıp satma işini yapan kimse
- emlakçılık
Emlakçının yaptığı iş
- emleme
Emlemek işi
- emlemek
İlaç sürmek, ilaç vermek
- emlik
Emme döneminde olan çocuk
- emme
Emmek işi
- emme basma tulumba
Hem çeken hem de ileten tulumba; alavere tulumbası
- emmek
Tükürük yardımıyla eriterek içine çekmek
- emmi oğlu
Dost, arkadaş, teklifsizce davranılabilen kimse
- emmim dayım kesem, elimi soksam yesem
"bir kimsenin rahatça harcayabileceği para, başkalarının verdiği değil kendisinin kazandığı paradır" anlamında kullanılan bir söz
- emniyet
Polis işleri
- emniyet altına almak
korumak
- emniyet amiri
İlçenin genel güvenliğinden kaymakama karşı sorumlu olan görevli
- emniyet durağı
Su altına dalan kişilerin vurgun yememesi için su yüzüne çıkış mesafesinde sağlık yönünden güvenli bölge
- emniyet düğmesi
Patlayıcı ve yanıcı aletlerin güvenle kullanılmasına yardımcı olan, kullanıldığı zaman açık, kullanılmadığında da kapalı tutulan düğme
- emniyet etmek
güvenmek
- emniyet getirmek
emin olmak
- emniyet kemeri
Uçak, otomobil vb.nin koltuklarına yerleştirilmiş olan, yolculuk sırasında kişilerin güvenlik için bellerine taktıkları kemer
- emniyet kilidi
Kapı, kasa vb.nde güvenliği sağlayan kilit
- emniyet pimi
Ateşli silahlarda güvenli kullanımı sağlayan pim
- emniyet supabı
Makinelerde güvenli kullanımı sağlayan alet
- emniyet vermek
güven vermek
- emniyetli
İnanılır, güvenilir olan
- emniyetsiz
İnanılmaz, güvenilmez olan
- empermeabl
Su geçirmeyen
- emperyalist
Emperyalizm yanlısı olan; yayılmacı, yayılımcı
- emperyalizm
Bir milletin sömürü temeline dayanarak başka bir milleti siyasi ve ekonomik egemenliği altına alıp yayılması veya yayılmayı istemesi; yayılmacılık, yayılımcılık, emperyalistlik
- empirme
Değişik renkte boya kullanılarak kumaş üzerine desen ve zemin basma işlemi; emprime
- empoze
"Dayatmak" anlamındaki empoze etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- emprezaryo
Bir sanatçının çalışma programlarını ve anlaşmalarını belli bir yüzde karşılığında düzenleyen kimse
- emraz
Hastalıklar
- emredebilme
Emredebilmek işi; buyurabilme
- emredebilmek
Emretme ihtimali veya imkânı bulunmak; buyurabilmek
- emredilme
Emredilmek işi; buyrulma, emrolunma
- emredilmek
Emretme işi yapılmak; buyrulmak, emrolunmak
- emrediş
Emretmek işi; buyuruş
- emretme
Emretmek işi; buyurma, emreyleme
- emretmek
Bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını kesin olarak söylemek; buyurmak, emreylemek
- emretti patrik efendi
birinin yersiz bir buyruğuna karşı kullanılan bir söz
- emrihak vaki olmak
ölmek
- emrine alınmak
hizmetine verilmek
- emrine girmek
bir kimsenin buyruğu altında bulunmayı kabul etmek
- emrine vermek
görevlendirmek, atamak
- emrivaki yapmak
oldubittiye getirmek
- emsal olmak
örnek olmak
- emsal oluşturmak
örnek oluşturmak
- emsal vermek
örnek vermek
- emsalsiz
Eşi benzeri olmayan, bir benzeri daha bulunmayan
- emsalsizlik
Emsalsiz olma durumu
- emval
Mallar, para ile alınan şeyler
- emzik
Süt çocuklarını oyalamak için ağızlarına verilen kauçuk meme
- emzik borusu
Doğrudan doğruya sobaya takılan dirsek boru
- emzikli
Emziği olan
- emziksiz
Emziği olmayan
- emzirebilme
Emzirebilmek işi
- emzirebilmek
Emzirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- emzirilme
Emzirilmek işi
- emzirilmek
Çocuğa meme verilmek
- emziriş
Emzirmek işi
- emzirme
Emzirmek işi
- emzirmek
Kadın veya dişi hayvan, memesindeki sütü yavruya vermek
- emzirtme
Emzirtmek işi
- emzirtmek
Emzirme işini yaptırmak
- emîr
Araplarda ve bazı Müslüman ülkelerde bir kavim, şehir veya ülkenin başı
- en
Bir yüzeyde boy sayılan iki kenar arasındaki uzaklık; genişlik, arz (II), boy, uzunluk karşıtı
- en azından
En azı ile, hiç olmazsa; en azdan
- en aşağı
Hiç olmazsa, hiç değilse
- en kötü günümüz böyle olsun
mutlu, neşeli ve varlıklı olunduğunda söylenen bir söz
- en üstünlük derecesi
Sıfat veya zarflara karşılaştırmaya dayalı olarak kazandırılan en üst anlam derecesi: Sınıfın en çalışkan öğrencisi. En hızlı koşan atlet. Herkesten iyi konuştu
- Enam
Kur’an’ın altıncı suresi
- enam
Yaratılmış bütün canlılar
- enayi
Fazla bön, avanak, budala olan
- enayi dümbeleği
Çok enayi
- enayice
Enayiye yakışır bir biçimde; enayicesine
- enayileşme
Enayileşmek durumu
- enayileşmek
Enayi durumuna düşmek
- enayilik
Enayi olma durumu
- enayilik etmek
enayi gibi davranmak
- enayiliğine doyma!
iyi niyetle yaptığı bir davranış sonunda zarar gören kimseye söylenen bir söz
- enberi
Bir gök cisminin yörüngesi boyunca, etrafında dolandığı merkezî cisme en yakın olduğu nokta
- enbiya
Nebiler
- endamlı
Boyu uzun olan
- endamsız
Boyu kısa olan
- endaze
65 santimetrelik uzunluk ölçüsü
- endazeleme
Endazelemek işi
- endazelemek
Endaze ile ölçmek
- endazeyi kaçırmak
fazla abartmak, ölçüyü kaçırmak
- endazeyi şaşırmak
ne yapacağına bir türlü karar verememek, telaşlanmak
- endeksleme
Endekslemek işi
- endekslemek
Endekse bağlamak
- endekslenme
Endekslenmek işi
- endekslenmek
Endekse bağlanmak
- endeksletme
Endeksletmek işi
- endeksletmek
Endekse bağlatmak
- endeksli
Endekse bağlanmış
- endemik
Sadece bir bölgede yetişen veya yaşayan (bitki, hayvan)
- ender
Çok az, çok seyrek
- enderun
Klasik dönem Osmanlı saraylarında sultanın hayatını geçirdiği, harem ve hazine dairelerinin bulunduğu iç bölüm
- enderunlu
Enderunda eğitim görmüş olan
- endişe etmek
tasalanmak, kaygılanmak
- endişeye düşmek
tasaya kapılmak, kaygılanmak
- Endonezyalı
Endonezya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- endoskop
İnsan vücudunun herhangi bir boşluğunu, muayeneyi kolaylaştırmak için aydınlatıp görünür duruma getiren alet; içgöreç
- endoskopi
Yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağındaki rahatsızlıkların teşhisinde bazen de tedavisinde kullanılan, vücutta bir kesi yapmadan ucunda kamera ve ışık bulunan esnek bir tüpün ağızdan içeriye sokulması yoluyla yapılan bir yöntem; iç görüm
- endoskopik
Endoskopi yöntemi kullanılan; iç görümlü
- endoskopik ameliyat
Vücutta bir kesi yapmadan ucunda kamera ve ışık bulunan esnek bir tüpün ağızdan içeriye sokularak yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının görüntülenmesi aracılığıyla yapılan ameliyat; endoskopik cerrahi
- endüstriyel atık
Sanayi ve üretim tesislerinde bir işlem sırasında veya sonrasında ortaya çıkan atık
- enek
İğdiş edilmiş
- eneme
Enemek işi
- enemek
İğdiş etmek
- enenme
Enenmek durumu
- enenmek
İğdiş edilmek
- enerji
Maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç; erke
- enerji verimliliği
İşletmelerde üretim kalitesini ve miktarını, binalarda yaşam standardını, hizmet kalitesini düşürmeden hizmet veya ürün birim tüketiminin azaltılması
- enerjik
Enerji ile ilgili
- enerjiklik
Enerjik olma durumu
- Enez
Edirne iline bağlı ilçelerden biri
- enez
Hantal, vurdumduymaz olan
- enfarktüs
Bir organı besleyen bir atardamarın tıkanması sonucu gelişen doku ölümü
- enfeksiyon
Hastalığa yol açan mikroorganizmaların genel veya yerel olarak organizmada gelişmesi
- enfekte olmak
hastalık bulaşmış olmak
- enfes
Çok güzel, en güzel, çok nefis
- enfeslik
Enfes olma durumu
- enfiye
Kurutulmuş tütünden yapılan ve burna çekilen keyif verici, aksırtıcı toz; burun otu
- enfiye çekmek
keyiflenmek amacıyla çürütülmüş tütünden yapılan tozu burna nefes yoluyla almak
- enflasyon
Dolanımdaki para miktarıyla, malların ve satın alınabilir hizmetlerin toplamı arasındaki açığın büyümesinden ortaya çıkan ve fiyatların toplam yükselişi, paranın değerinin düşmesi biçiminde kendini gösteren ekonomik parasal süreç; para şişkinliği, parasal şişkinlik
- enflasyon canavarı
Yüksek oranda gerçekleşen enflasyon
- enflasyonist
Enflasyonla ilgili, enflasyona dayanan, enflasyona bağlı
- engebe
Deprem, rüzgâr, sel vb. iç ve dış etmenlerin etkisiyle oluşan yayla, ova, koyak, çukur, dağ vb. biçimlerin bütünü; yüzey şekilleri, arıza, avarız
- engebeli
Engebesi olan, engebesi çok olan; arızalı
- engebelik
Düz olmayan, engebesi bulunan (yer)
- engebelilik
Engebeli olma durumu
- engebesiz
Engebesi olmayan; arızasız
- engel
Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep; duvar, köstek, mâni (I), mahzur, pürüz, mânia, hail, handikap, kasis, ket
- engel balığı
Uskumru cinsinden küçük balık
- engel olmak
önlemek, geciktirmek
- engel tanımamak
her türlü zorluğa karşın başarılı olmak
- engel çıkarmak
bir işin yapılmasını zorlaştırmak
- engelleme
Engellemek işi
- engellemek
Bir şeyin gerçekleşmesini veya yapılmasını önlemek
- engelleniş
Engellenmek işi
- engellenme
Engellenmek işi
- engellenmek
Engel olunmak
- engelletme
Engelletmek işi
- engelletmek
Engel olmak
- engelleyebilme
Engelleyebilmek işi
- engelleyebilmek
Engelleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- engelleyici
Engelleme özelliği olan (kimse veya şey)
- engelleyiş
Engellemek işi
- engelli
Engeli olan; mânialı
- engelli koşu
Belirli aralıklarla konmuş, değişik yükseklikteki on çitli engelin üzerinden aşılarak sürdürülen koşu
- engellilik
Engelli olma durumu
- engelsiz
Engeli olmayan; mâniasız
- engelsizlik
Engelsiz olma durumu
- engerek
Engerekgillerden, başı üç köşeli, rengi siyah veya siyaha yakın, taşlık ve güneşli yerlerde yaşayan zehirli bir yılan (Vipera aspis)
- engerek otu
Hodangillerden, türleri süs bitkisi olarak yetiştirilen, yaprakları sert tüylü bir ot (Echium vulgare)
- engerekgiller
Örneği engerek olan zehirli yılanlar familyası
- engin
Ucu bucağı görünmeyecek kadar geniş, çok geniş; vâsi
- engin dallardan murt yememek
yükseklerden uçmak, burnu büyük olmak
- engin gönüllü
Alçak gönüllü olarak
- enginar
Birleşikgillerden çok yıllık, dikenli bitki (Cynara scolymus)
- enginleşme
Enginleşmek durumu
- enginleşmek
Engin bir durum almak
- enginlik
Engin olma durumu
- engizisyon
Orta Çağ'da, Katoliklerde katı din inançlarına karşı gelenleri cezalandırma
- enik
Kedi, köpek vb. çok memeli hayvanların yavrusu
- enikleme
Eniklemek işi
- eniklemek
Kedi, köpek vb. doğurmak
- enikonu
İyiden iyiye, iyice, oldukça
- enine boyuna
Gösterişli, iri yarı olan
- enir
Bir tür yaban mersini
- enişte
Bir kimsenin kız kardeşinin veya kadın hısımlarından birinin kocası
- enjeksiyon
Vücutta damar, doku, kanal veya boşluk içine enjektör aracılığıyla sıvı veya ilaç verme
- enjeksiyoncu
Enjeksiyon yapan kimse
- enjekte
İç itilmiş
- enjekte etmek
iç itmek
- enjektör
Silindir ve pistondan oluşan ve ucuna iğne takılabilen, sıvı maddeleri vermek veya çekmek için kullanılan tıbbi araç; şırınga
- enkaz eldiveni
Kalın kumaş ve deri karışımından yapılan ve enkaz kaldırmada kullanılan eldiven
- enlem
Yerküre üzerindeki herhangi bir nokta ile Ekvator arasındaki yayın açı değeri; arz derecesi
- enlem dairesi
Aynı enlemdeki noktaların oluşturduğu Ekvator'a paralel daire; arz dairesi
- enlemesine
Eni boyuna göre daha fazla olarak
- enlice
Eni biraz geniş
- enlilik
Enli olma durumu
- ensar
Hz. Muhammed'e hicret zamanında yardım eden Medineliler
- ense
Boynun arkası
- ense kulak yerinde olmak
iri yarı olmak
- ense kökü
Ensenin gövde ile birleştiği yer
- ense yapmak
hiçbir iş yapmadan yan gelip yatmak
- ense çukuru
Ensede boyun hizasında bulunan çukurluk
- enseleme
Enselemek işi
- enselemek
Kaçan veya saklanan birini yakalamak
- enselenme
Enselenmek işi
- enselenmek
Yakalanmak, ele geçirilmek
- enseletme
Enseletmek işi
- enseletmek
Enseleme işini yaptırmak
- enseleyebilme
Enseleyebilmek işi
- enseleyebilmek
Enseleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ensesi kalın
Güçlü, istediğini yapabilen, sözü geçer (kimse)
- ensesi kalınlık
Ensesi kalın olma durumu
- ensesinde boza pişirmek
ısıtmak, kızgın duruma getirmek
- ensesine binmek
birine bir işi yaptırmak için sürekli baskı altında bulundurmak
- ensesine yapışmak
yakalayıp sıkıştırmak
- ensest
Aile içi yasak ilişki
- enseyi karartmak
ümitsizliğe kapılmak, karamsarlığa düşmek
- ensiz
Eni küçük olan; dar (I)
- ensizlik
Ensiz olma durumu
- enstantane
Işıklama süresi saniyenin 1/25'i veya daha kısa olan hızlı bir hareketi çekme yöntemi
- enstitü
Bir üniversiteye bağlı veya bağımsız bir kuruluş olarak genellikle araştırma yapan ve bazı durumlarda öğretime de yer veren eğitim kurumu
- enstrümantal müzik
Yalnız çalgılar için hazırlanmış müzik
- entari
Genellikle tek parçalı kadın giyeceği
- entarilik
Entari yapılmaya uygun (kumaş)
- entegre
Bütünleşmiş
- entegre olmak
bütünleşmek
- entel
Entelektüel olmaya özenen ancak bunun için gerekli olan niteliği kazanmamış (kimse)
- entel takılmak
bir süre entel gibi yaşamaya, onların yaptıklarını yapmaya çalışmak
- entelektüel
Fikir sorunlarıyla ilgili
- entelektüellik
Entelektüel olma
- entelekya
Aristo'ya göre her varlığın erişmeye yöneldiği olgunluk durumu
- entellik
Entel olma durumu
- enteresan
İlgi çekici; ilginç
- enteresanlık
Enteresan olma durumu; ilginçlik
- enterfon
İç telefon donanımı
- enterit
İnce bağırsak yangısı
- enternasyonal
Devletlerin proletaryasının katıldığı uluslararası topluluk
- enterne
"Gözaltına almak" anlamındaki enterne etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- enterograf
Bağırsak kasılmalarını ölçmeye yarayan alet
- enterosel
İnce bağırsak fıtığı
- enterostomi
Bağırsak düğümünün kesilip alınması
- entertip
Basımcılıkta harfleri satır olarak dizen ve döken dizgi makinesi
- entimem
Bir veya birden çok öncülü, önceden bilindiği varsayılarak kaldırılmış olan tasımsal çıkarım
- entipüften
Değeri olmayan
- entrika
Bir işi sağlamak veya bozmak için girişilen gizli çalışma; oyun, desise, dek (II)
- entrika çevirmek
entrika ile amacına ermeye çalışmak, dolap çevirmek
- entrikaya kurban gitmek
hileli, dalavereli bir iş sonunda zarara uğramak
- entropi
İstatistik kurallarına göre yönlendirilen bir haber kaynağının haber içeriklerinin oranı
- entübasyon
Hastanın herhangi bir vücut kanalına veya boşluğuna özellikle solunum yoluna tüp yerleştirilmesi işlemi
- entübe
Herhangi bir vücut kanalına veya boşluğuna özellikle solunum yoluna tüp yerleştirilmiş (hasta)
- entübe etmek
hastanın herhangi bir vücut kanalına veya boşluğuna özellikle solunum yoluna tüp yerleştirmek
- entübe hasta
Herhangi bir vücut kanalına veya boşluğuna özellikle solunum yoluna tüp yerleştirilmiş hasta
- entübe olmak
herhangi bir vücut kanalına veya boşluğuna özellikle solunum yoluna tüp yerleştirilmiş olmak
- enva
Çeşitler
- envaitürlü
Çok değişik türleri olan, çeşit çeşit, türlü türlü olan; envaiçeşit, envaiçeşitli
- envanter
Bir ticaret kuruluşunun para, mal ve diğer varlıklarıyla genel olarak borçlu ve alacaklı durumlarını, nicelikleri ve değerleriyle ayrıntılı olarak gösterme
- enzim
Bir kimyasal tepkimeyi gerçekleştiren ve onu hızlandıran, çoğunlukla protein yapısında olan organik madde
- enöte
Bir gök cisminin yörüngesi boyunca, etrafında dolandığı merkezî cisme en uzak olduğu nokta
- eosen
Üçüncü Çağ'ın, memelilerin oluştuğu dönemi
- epe
Delici kılıçla oynanan, hedef bölgesi bütün vücut olan bir tür kılıç oyunu
- eper
Işığa karşı bakıldığında kâğıt tabakasının yapısal görünümü
- epey
Az denmeyecek kadar; epeyi, epeyce, epeyice
- epidemik
Salgın hastalıkla ilgili
- epidemiyoloji
Salgın hastalıkları inceleyen hekimlik dalı
- epidemiyolojik
Epidemiyoloji ile ilgili
- epigram
Her türlü konuda yapılmış kısa manzume
- epikerem
Önertilerinin biri veya her ikisi kanıtıyla birlikte ileri sürülen tasım
- Epikürcü
Epikuros'un kurduğu felsefe akımını benimseyen, Epikürcülük yanlısı olan; Epikurosçu
- Epikürcülük
Hazlara ve mutluluğa yönelik bir hayatın hedef edinilmesini ileri süren öğreti; Epikurosçuluk
- epilasyon
Vücutta istenmeyen tüyleri alma
- epileptik
Sara hastalığı ile ilgili
- epistemolojik
Bilgi kuramı ile ilgili
- epitel
Tek veya çok hücreden oluşan, vücudun bütün dış ve iç yüzeylerini kaplayan doku; epitelyum
- epizot
Bir romandaki veya hikâyedeki olay
- eprime
Eprimek işi
- eprimek
Bozulmak, ekşiyip çürümek
- epsem
Ses çıkarmayan, susan
- epsilon
Yunan alfabesinin beşinci harfi (e)
- Er
Erbiyum elementinin simgesi
- er
İşini iyi bilen, yetenekli kimse
- er ekmeği
Kocanın getirdiği ekmek
- er ekmeği, meydan ekmeği
"kadın, kocasının kazancını rahatça yer" anlamında kullanılan bir söz
- er geç
Erken veya geç, her ne vakit olsa
- er kocar, gönül kocamaz
"kişi ihtiyarlar ama gönlü taze kalır, sevgisi eksilmez" anlamında kullanılan bir söz
- er lokması er kursağında kalmaz
"insan, gördüğü iyiliği karşılıksız bırakmaz" anlamında kullanılan bir söz
- er meydanı
Güreş meydanı
- er olan ekmeğini taştan çıkarır
"azimli kimse geçim yolunu bulmak için en güç işlerle bile uğraşmaktan yılmaz" anlamında kullanılan bir söz
- er oyunu üçe kadar
"birinci ve ikinci denemede başarılamayan iş için son kez üçüncü deneme yapılmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- eradikasyon
Yok etme
- erat
Er, onbaşı ve çavuşlara verilen genel ad
- Erbaa
Tokat iline bağlı ilçelerden biri
- erbain
Rumi takvimde 22 Aralık'tan 31 Ocak gününe kadar süren kırk günlük kış dönemi
- erbap
Bir işten anlayan, bir işi iyi yapan kimse
- erbaş
İhtiyaçları devletçe karşılanan onbaşı ve çavuş rütbesindeki asker
- erbaşlık
Erbaş olma durumu
- erbin
Erbiyum oksit (Er2O3) veya erbiyum hidroksit Er(OH)2
- erbiyum
Atom numarası 68, atom ağırlığı 167,2 olan, tabiatta çok az bulunan, uygulama alanı olmayan bir element (simgesi Er)
- erce
Er gibi, ere yakışır bir biçimde
- ercik
Çiçek tozu üreten ve on tanesi çeşitli biçimde birleşerek erkek organı meydana getiren çiçek kısmı
- Erciş
Van iline bağlı ilçelerden biri
- Erdek
Balıkesir iline bağlı ilçelerden biri
- erdem
Ahlakın övdüğü iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk vb. niteliklerin genel adı; fazilet
- Erdemli
Mersin iline bağlı ilçelerden biri
- erdemli
Erdemi olan; yüksek, faziletli, faziletkâr, efdal
- erdemlilik
Erdemli olma durumu; faziletlilik
- erdemsiz
Erdemi olmayan; faziletsiz
- erdemsizlik
Erdemsiz olma durumu; faziletsizlik
- erden
Bakire olarak, bakire bir biçimde
- erdirebilme
Erdirebilmek işi
- erdirebilmek
Erdirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- erdirme
Erdirmek işi
- erdirmek
Ermesini sağlamak, ermesine yol açmak
- erdiğine erer, ermediğine taş atar
"amacına ulaşamadığında her türlü kötülüğü yapar" anlamında kullanılan bir söz
- erdişi
Hem erkek hem dişi gametleri bulunan (birey); erselik, hünsa, hermafrodit
- erdişilik
Erdişi olma durumu; erseliklik
- ere gitmek (veya varmak)
kadın veya kız evlenmek
- ere vermek
kızı evlendirmek
- erebilme
Erebilmek işi
- erebilmek
Erme ihtimali veya imkânı bulunmak
- erek bilimi
Evreni ereklerle araçlar arasında bir ilişkiler dizgesi olarak gören öğreti; teleoloji
- erek bilimsel
Erek bilimi ile ilgili; teleolojik
- ereklilik
Bir hedefle belirlenmiş olma veya bir hedefe yönelmiş olma durumu
- ereksel
Erek niteliğinde olan
- ereksel neden
Temelde bulunan erek veya varılmak istenen ereğe götüren sebep
- ereksellik
Ereksel olma durumu
- erekçi
Erekçilik yanlısı; finalist
- erekçilik
Her şeyin bir erekle belirlendiğini, bir ereğe yöneldiğini, her şeyin bir ereklik yasasına göre olup bittiğini benimseyen görüş; finalizm
- eren
Olağanüstü sezgileriyle birtakım gerçekleri gördüğüne inanılan kimse
- Erenler
Sakarya iline bağlı ilçelerden biri
- erenlerin sağı solu (belli) olmaz
ne zaman ne yapacağı belli olmayan kimseler için kullanılan söz
- Ereğli
Konya iline bağlı ilçelerden biri
- Erfelek
Sinop iline bağlı ilçelerden biri
- erg
CGS sisteminde, uygulama noktasını, kuvvet yönünde 1 santimetre hareket ettiren 1 dinlik kuvvetin yaptığı işe eşit olan iş birimi: Bir kilogrammetre 981 x 105 erge eşittir
- Ergani
Diyarbakır iline bağlı ilçelerden biri
- ergen
Döl verebilecek duruma gelmiş olan; erin, yeni yetme, akil baliğ, baliğ
- ergen gözüyle kız alma, gece gözüyle bez alma
"insan hiçbir şeyi incelemeden, gözü kapalı biçimde almamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- ergen olmak
evlenecek çağa girmek
- ergen tavrı
Ergenlik döneminde sergilenen davranış biçimi
- Ergene
Tekirdağ iline bağlı ilçelerden biri
- ergene
Maden çıkarılan yer
- ergene karı boşamak kolay
"bir işin içinde olmayanlar o işteki güçlükleri küçümserler" anlamında kullanılan bir söz
- ergenleşme
Ergenleşmek durumu; erinleşme, büluğ
- ergenleşmek
Döl verebilecek erişkin duruma gelmiş olmak; erinleşmek, akil baliğ olmak, büluğa ermek
- ergenlik
Cinsel organların fizyolojik gelişmesiyle başlayan, büluğa ermişlikle yetişkinlik arasındaki dönem; büluğ çağı, ergenlik çağı, ilk gençlik, yeni yetmelik
- ergi
İyi bir şeye erişme durumu
- ergilik
Ergi durumu
- ergime
Ergimek işi; zeveban
- ergime noktası
Bir katının sıvı duruma geçmeye başladığı ve tamamen sıvılaştığı durum arasındaki sıcaklık derecesi veya aralığı
- ergime yasası
Ergime kurallarının değişmez oluşumu
- ergime ısısı
Bir katının sıvı durumuna geçmesi için verilmesi gereken ısı
- ergimek
Dokuma aşınıp incelerek dağılmak
- ergimiş maden
Sıvı duruma gelmiş maden
- ergin
Olmuş, yetişmiş, kemale ermiş
- erginleme
Erginlemek işi
- erginlemek
Birini bir konu üzerinde aydınlatıp onu gerekli temel bilgi ve becerilerle donatarak ergin ve yetişmiş kılmak
- erginlenme
Erginlenmek işi
- erginlenmek
Ergin duruma gelmek
- erginleşme
Erginleşmek işi
- erginleşmek
Ergin bir duruma gelmek; reşit olmak
- erginlik
Ergin olma durumu; rüşt, reşitlik
- ergitme
Ergitmek işi
- ergitmek
Sıcaklığın yükseltilmesi ile bir cismin veya maddenin katı durumdan sıvı duruma geçişini sağlamak
- erguvan
Baklagillerden, eflatunla kırmızı arası renkte çiçek açan, güzel bir süs ağacı; deliboynuz (Cercis siliquastrum)
- erguvan rengi
Eflatunla kırmızı arası renk; erguvani
- erguvangiller
Almaşık yapraklı ağaç familyası
- erguvani
Bu renkte olan
- ergürme
Ergürmek işi
- ergürmek
Ulaştırmak, eriştirmek
- erigen
Çabuk eriyip dağılan
- erik
Gülgillerden, beyaz çiçekli bir ağaç (Prunus domestica)
- erik pestili
Eriğin kaynatılması ve yufka biçiminde kurutulması ile hazırlanan pestil
- erik rakısı
Erik suyunun damıtılmasıyla elde edilen bir rakı türü
- eriklik
Erik yetiştirilen bahçe
- eriksi
Eriği andıran, eriğe benzeyen, erik gibi
- eril
Cinsiyet kategorisinin söz konusu olduğu dillerde erkek cinsten sayılan (kelime); müzekker
- erillik
Bazı dillerde kelimelerin eril olma durumu; müzekkerlik
- erim er olsun da yerim çalı dibi olsun
"kadının kocasının fakir olması önemli değildir, yeter ki aile sorumluluklarını yerine getirsin" anlamında kullanılan bir söz
- erim erim
"Zayıflamak, güçsüz bir duruma gelmek" anlamlarındaki erim erim erimek deyiminde geçen bir söz
- erime
Erimek işi
- erimek
Katı cisim sıvı içine karışarak sıvı durumuna geçmek
- erincek
Tembel, üşenen (kimse)
- erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını
"davranışlarını içinde bulunduğun koşullara uydur" anlamında kullanılan bir söz
- erinenin oğlu kızı olmamış
"bir şeyi elde etmek için çalışmalı, tembel tembel oturmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- erinlik
Erin olma durumu
- erinç
Hiçbir eksiği, üzüntüsü ve acısı olmama durumu
- erinçli
Erinci olan
- erinçsiz
Erinci olmayan
- erinçsizlik
Erinçsiz olma durumu
- erirlik
Eriyebilme niteliği veya derecesi
- eritebilme
Eritebilmek işi
- eritebilmek
Eritme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eriten
İçinde katı bir madde eriyebilen veya katı bir maddeyi eritebilen (sıvı)
- eritici
Bir başka maddeyi eriten, çözündüren cisim
- eritilme
Eritilmek işi
- eritilmek
Eritme işi yapılmak
- eritiverme
Eritivermek işi
- eritivermek
Çabucak veya ansızın eritmek
- eritiş
Eritmek işi
- eritme
Eritmek işi; hal (I)
- eritme peynir
Sert peynirlerin eritilip bazen baharat katılmasıyla elde edilen bir peynir türü
- eritmek
Erimesini sağlamak, erimesine yol açmak
- eriyebilme
Eriyebilmek işi
- eriyebilmek
Erime ihtimali veya imkânı bulunmak
- eriyik
İçindeki katı madde erimiş bulunan sıvı; mahlul, solüsyon
- eriyip bitmek
üzüntü ve sıkıntıdan çok zayıflamak
- eriyip gitmek
yok olmak
- eriyiverme
Eriyivermek işi
- eriyivermek
Çabucak veya kısa sürede erimek
- eriyiş
Erimek işi
- eriş
Ermek işi
- erişebilme
Erişebilmek işi
- erişebilmek
Erişme ihtimali veya imkânı bulunmak
- erişilebilir gizil güç
Vücutta bir kas kasılırken, sinirden akım geçerken duyarlı bir aygıtla belirlenebilen düşük güç
- erişilebilirlik
Bir bilgisayarın veya genel ağdaki bir sayfaya diğer bilgisayarların ve kullanıcıların ulaşılabilir olması
- erişilebilme
Erişilebilmek işi
- erişilebilmek
Erişilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- erişilme
Erişilmek işi
- erişilmek
Erişme işi yapılmak, ulaşılmak, yetişilmek
- erişim
Erişmek işi
- erişime açmak
genel ağ üzerinde herhangi bir sayfa, kitap, belge vb.ni ilgililerinin kullanımına sunmak
- erişkin
Beden gelişimi tamamlanmış olan; kâhil
- erişkinlik
Erişkin olma durumu; kâhillik
- erişme
Erişmek işi
- erişmek
Varılması zamana, emeğe bağlı olan veya uzakta bulunan bir amaca varmak, ulaşmak
- erişte
İnce ince kesilip kurutulan hamur
- eriştelik
Erişte yapmaya yarayan
- eriştirebilme
Eriştirebilmek işi
- eriştirebilmek
Eriştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eriştirilme
Eriştirilmek işi
- eriştirilmek
Eriştirme işi yapılmak
- eriştirme
Eriştirmek işi
- eriştirmek
Erişmesini sağlamak
- erk
Bir bireyin, bir toplumun, başka birey, küme veya toplumları egemenliği, baskısı ve denetimi altına alma, hürriyetlerine karışma ve onları belli biçimlerde davranmaya zorlama yetkisi veya yeteneği
- erke
Pozitif bilimlerde iş başarma gücü, bir direnmeyi yenme gücü
- erkek
Yetişkin adam; bay (II), er (I), er kişi, kişi
- erkek anahtar
Dişi yuvaya giren anahtar
- erkek aslan aslan da dişi aslan aslan değil mi?
"güçlülük ve yüreklilik yalnızca erkeklerde değil kadınlarda da vardır" anlamında kullanılan bir söz
- erkek bakır
Kolay ısınıp geç soğuyan, sert bir bakır türü
- erkek demir
Bir tür sert demir
- erkek erkeğe
Yalnız erkekler arasında
- erkek Fatma
Erkek gibi davranışları olan kadın
- erkek fiş
Prize sokulan bacaklı elektrik fişi
- erkek gibi
erkeğe yakışır, erkeğe benzer
- erkek güzeli
Çok yakışıklı, hoş görünen erkek
- erkek işi
Yalnızca erkeğin yapabileceği, daha çok güç, kuvvet isteyen zahmetli iş
- erkek kardeş
Bir kimsenin erkek cinsten kardeşi
- erkek koyun kasap dükkânına yaraşır
"miskin erkek, yaşamaya layık değildir" anlamında kullanılan bir söz
- erkek milleti
Toplumun erkek cinsten oluşan bölümünün tümü
- erkek olmak
kadınken cinsiyet değiştirmek
- erkek organ
Bitkilerde taç yaprakların çevrelediği, döllenmeyi sağlayan tek veya birçoğu bir arada bulunan organ
- erkek sel, kadın göl
"erkek, parayı bilinçsizce harcama eğiliminde olsa bile kadın buna meydan vermemeli, tutumlu olmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- erkek tarafı
Evlenme sürecinde olan erkeğin ailesi ve akrabaları; oğlan tarafı
- erkek terzisi
Erkek elbisesi diken terzi
- erkeklenme
Erkeklenmek işi
- erkeklenmek
Kabadayılık gösterisinde bulunmak
- erkekler hamamı
İçinde sadece erkeklerin yıkandığı veya erkeklere ayrılmış hamam
- erkekleşme
Erkekleşmek işi
- erkekleşmek
Çocukluk çağından çıkıp erkeklik çağına girmek
- erkekleştirme
Erkekleştirmek işi
- erkekleştirmek
Erkekleşme işini yaptırmak
- erkekli
Erkeği olan
- erkekli kadınlı
Kadın erkek hep bir arada yapılan
- erkeklik
Erkek olma durumu
- erkeklik organı
Erkeğin çiftleşme organı; çük, erkeklik uzvu, kamış, maslahat, sik, yarak, zeker, babafingo, babatorik, penis, fallus
- erkeklik sende kalsın!
"karşısındakinin yakışıksız davranışına uyup da tatsızlık çıkarma, efendice davran!" anlamında kullanılan bir söz
- erkeklik taslamak
kendini erkek gibi göstermek, erkekçe davranışta bulunmak, kabadayıca davranmak
- erkeklik öldü mü?
"haksızlığa karşı koymak, mertlik göstermek gerekiyor" anlamında kullanılan bir söz
- erkekliğe sığmamak
mertliğe, yiğitliğe yakışmamak
- erkekliği kesilmek
erkek fizyolojik görevini yerine getirememek
- erkekliğine dokunmak
yaşadığı bir olay veya durum, gördüğü veya duyduğu bir şey erkeklik gururunu incitmek, onurunu kırmak
- erkekliğine yedirememek
mertliğe, yiğitliğe yakıştıramamak
- erkeksi
Erkeği andıran, erkeğe benzeyen, erkek gibi; erkeğimsi, maskülen
- erkeksileşme
Erkeksileşmek durumu; maskülenleşme
- erkeksileşmek
Erkeği andırmak, erkeğe benzemek, erkek gibi davranmak; maskülenleşmek
- erkeksilik
Erkeksi olma durumu
- erkeksiz
Erkeği bulunmayan
- erkeksizlik
Erkeksiz olma durumu
- erkekçe
Erkek gibi, erkeğe yakışır bir biçimde
- erkekçil
Erkeğe düşkün
- erken
Vaktinden önce, alışılan zamandan önce; er (II), geç karşıtı
- erken boşalma
Cinsel birleşimlerde bazı fiziksel veya ruhsal nedenlerden dolayı meninin erken gelmesi
- erken bunama
Yaşlanmaya bağlı olmaksızın beyin hücrelerinde yozlaşma sonucu ortaya çıkan ilerleyici bellek zayıflığı
- erken kalkan yol alır, er evlenen döl alır
"yapacakları işlere erken başlayanlar kazançlı çıkarlar" anlamında kullanılan bir söz
- erken kalktım işime, şeker kattım aşıma
"işine sabahleyin erken başlayan kimse başarı elde eder" anlamında kullanılan bir söz
- erken tanı
Hastalıkların belirtisiz veya belirtili döneminin başlangıcında ortaya çıkarılması
- erken uyarı
Saldırıyı veya doğal felaketi başlangıç sırasında haber veren uyarı
- erkence
Oldukça erken
- erkenci
Erken davranan (kimse)
- erkencilik
Erkenci olma durumu
- erkenden
Erken olarak, çok erken; ercecik
- erkendoğan
Gebeliğin otuz yedinci haftasından önce doğan (bebek); günsüz, prematüre
- erketecilik etmek
gözetlemek
- erketelik yapmak
gözetlemek
- erkeç
İğdiş edilmiş, üç yaşından büyük erkek keçi
- erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer
"kendini bir erkeğe beğendirmek isteyen kadın, ona güzel yemekler hazırlamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- erksiz
Muktedir olmayan
- erksizlik
Muktedir olmama durumu
- erkân
Bir topluluğun ileri gelenleri, büyükler, üstler
- erkân göstermek
yolunu yordamını öğretmek
- erkân kürkü
Padişahın vezirlerine giydirdiği kürk
- erkân minderi
Ev ve konaklarda seçkin konukların oturması için yapılmış yer minderi
- erlik
Er olma durumu
- erme
Ermek işi
- ermek
Bir şeye erişmek, ulaşmak
- Ermenek
Karaman iline bağlı ilçelerden biri
- Ermeni
Ermenistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Ermenistanlı
- Ermeni gelini gibi kırıtmak
ağır veya yavaş hareket etmek
- Ermenice
Ermeniler tarafından kullanılan dil
- ermiş
Hâli, davranışları, üstün vasıfları sebebiyle halk tarafından Allah’ın sevgilisi olduğu kabul edilen, çeşitli kerametler gösteren kimse; eren, aziz, evliya, veli, veliyullah
- ermişlik
Ermiş olma durumu; evliyalık, velilik
- eroin
Morfinden kimyasal yolla elde edilen uyuşturucu bir madde
- eroinci
Eroin bağımlısı kimse; eroinman
- eroincilik
Eroinci olma durumu
- eroinmanlık
Eroinman olma durumu
- Eros
Yunan mitolojisinde aşk tanrısının adı
- eros
Ruhsal çözümleme açısından cinsel eğilimler ve bundan doğan isteklerin tümü
- erosçu
Roman, hikâye, heykel, resim vb. sanat eserlerinde aşk konusuna ve cinsel ilişkilere geniş yer veren sanatçı
- erotik
Cinsel duyumlar veya onlara bağlı olan duyumların uyandırdığı duygu ve coşkularla ilgili olan; kösnül, şehvani, şehevi, erosal
- erotiklik
Erotik olma durumu; erosallık
- erotizm
Cinsel duygu ve isteklerine çok düşkün olma durumu; kösnüllük, erosçuluk, şehvaniyet
- erozyon
Yer kabuğunu oluşturan kayaçların, başta akarsular olmak üzere türlü dış etmenlerle yıpratılıp yerinden koparılarak eritilmeleri veya bir yerden başka bir yere taşınması olayı; aşınma, aşınım, itikâl
- erozyona uğramak
aşınmak
- erseme
Ersemek durumu
- ersemek
Erkek istemek
- erteleme
Ertelemek işi; tehir, tecil, talik
- ertelemek
Sonraya bırakmak; tehir etmek, tecil etmek, talik etmek
- ertelenebilme
Ertelenebilmek işi
- ertelenebilmek
Ertelenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- erteleniş
Ertelenmek işi
- ertelenme
Ertelenmek işi
- ertelenmek
Daha sonraki bir zamana bırakılmak; kalmak
- erteletebilme
Ertelebilmek işi
- erteletebilmek
Erteletme ihtimali veya imkânı bulunmak
- erteletim
Resmî geciktirme; moratoryum
- erteletme
Erteletmek işi
- erteletmek
Erteleme işini yaptırmak
- ertelettirme
Ertelettirmek işi
- ertelettirmek
Erteletme işini yaptırmak
- erteleyebilme
Erteleyebilmek işi
- erteleyebilmek
Erteleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- erteleyiş
Ertelemek işi
- ertesi
Bir günün, haftanın, ayın, mevsimin, yılın ardından gelen (gün, hafta, ay, mevsim, yıl); ferdası
- ertesi gün hapı
Korunmasız cinsel ilişki sonrasında 72 saat içinde gebeliğin engellenmesi amacıyla kullanılan bir tür doğum kontrol yöntemi; ertesi sabah hapı
- Eruh
Siirt iline bağlı ilçelerden biri
- erupsiyon
Yanardağın püskürmesi
- ervah
Ruhlar
- ervahına yuf olsun!
"yazıklar olsun, Allah kahretsin!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü
- erzak
Uzun süre saklanabilen yiyeceklerin genel adı
- erzel
Pek rezil
- Erzin
Hatay iline bağlı ilçelerden biri
- Erzincan
Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Erzincanlı
Erzincan ilinden olan kimse
- Erzincanlılık
Erzincanlı olma durumu
- Erzurum
Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Erzurumlu
Erzurum ilinden olan kimse
- Erzurumluluk
Erzurumlu olma durumu
- Es
Aynştaynyum elementinin simgesi
- es
Notada duraklama zamanı ve bunu gösteren işaretin adı
- es geçmek
üzerinde durmamak, boş vermek, önemsememek
- esame
Adlar; esami
- esamesi okunmamak
kendisine değer verilmemek, adı anılmamak
- esans
Bitkilerden türlü yollarla çıkarılan veya kimyasal yöntemlerle yapılan, kokulu ve uçucu sıvı; ruh
- esaret
Hâkimiyet altında bulunma
- esarette kalmak
uzun süre esir olarak bulunmak
- esas
Bir şeyin özünü oluşturan ana öge; yapı taşı, asliye
- esas duruş
Dimdik, kımıldamaksızın durma; esas vaziyet
- esas vaziyete geçmek
hazır ol durumunu almak
- esasa bağlamak
belirli bir kurala dayandırmak
- esasen
Başından, temelinden, kökeninden
- esaskız
Filmin kadın başkarakteri
- esaslandırma
Esaslandırmak işi
- esaslandırmak
Esaslı duruma getirmek, sağlamlaştırmak
- esaslanma
Esaslanmak işi
- esaslanmak
Temeli sağlamlaşmak, temelleşmek
- esaslı
Köklü, geniş ölçüde etkili, güzel, doğru
- esaslılık
Esaslı olma durumu
- esasoğlan
Filmin erkek başkarakteri
- esassız
Sağlam bir temele dayanmayan, köksüz, asılsız olan
- esassızlık
Esassız olma durumu
- esastan
Aslına dayalı olarak
- esastan bozma
Bir davada yerel mahkemece verilen kararın usul hukukuna uygun biçimsel koşulları taşımasına karşın dava konusu hakkın sübutuna ilişkin koşulların yerine getirilmemiş olması nedeniyle bir üst mahkeme tarafından gerekçeleri de açıklanarak yeniden görüşülmek üzere yerel mahkemeye geri gönderilmesi
- esası olmamak
gerçek olmamak, yalan olmak
- esasına bakarsan
aslına bakarsan
- esbak
Eski, geçmiş, önceki
- esbap
Sebepler
- esebilme
Esebilmek işi
- esebilmek
Esme ihtimali veya imkânı bulunmak
- esef
Olmaması, yapılmaması gereken veya yapılamayan bir şey için duyulan üzüntü
- esef etmek
üzülmek
- esef olunmak
üzüntü duyulmak
- eseflenme
Eseflenmek işi
- esefli
Üzüntülü olan
- eselemek beselemek
Kandırmak için her türlü yola başvurmak, allem etmek kallem etmek
- esen
Ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli olan; salim
- esen kalmak
ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli olmak
- esenleme
Esenlemek işi
- esenlemek
Birine esenlik dileyerek ayrılmak, veda etmek
- Esenler
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri
- esenlik
Esen olma durumu; selamet, hastalık karşıtı
- esenlikli
Esenliği olan
- Esenyurt
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri
- eser
Emek sonucu ortaya konan ürün; yapıt
- eser kalmamak
hiçbir belirti, iz olmamak
- eser miktarda
Belli belirsiz miktarda, çok az ölçüde
- esericedit
Resmî yazışmalarda kullanılan, büyük boy yazı kâğıdı; esericedit kâğıdı
- eserme
Esermek işi
- esermek besermek
emek vererek ortaya çıkarmak
- esersiz
Eseri olmayan
- esersizlik
Esersiz olma durumu
- esham
Paylar
- esik
Çukur yer
- esim
Yelin esişi
- esin
Etkilenme, çağrışım veya içe doğmayla akla gelen yaratıcı duygu, düşünce; ilham
- esindirme
Esindirmek işi
- esindirmek
Birinde esin uyandırmak; ilham etmek
- esinleme
Esinlemek işi
- esinlemek
Birine esin duymasını sağlamak; ilham vermek
- esinlendirme
Esinlendirmek işi
- esinlendirmek
Esinlenme işini yaptırmak
- esinlenme
Esinlenmek işi
- esinlenmek
Bir şeyden ilham almak, içine doğmak; mülhem olmak
- esinti
Belli belirsiz hissedilen hafif yel; hava, nefha
- esintili
Esintisi olan
- esintisiz
Esintisi olmayan
- esip gürlemek
sinirli bir biçimde kızmak, bağırmak
- esir
Bir düşünceye veya bir kimseye körü körüne bağlı olan kimse
- esir almaca
Karşı takım oyuncularını tutsak ederek kazanılan bir çocuk oyunu
- esir almak
tutsak etmek
- esir düşmek
tutsak olmak
- esir etmek
tutsak durumuna getirmek
- esir kampı
Savaşta tutsak olanların toplu olarak gözetim altında bulunduruldukları yer
- esir olmak
tutsak olmak
- esir yatmak
savaşta düşman eline düşüp uzun süre tutsak kalmak, esarette kalmak
- esirci
Köle ve cariye alan ve satan kimse
- esircilik
Esircinin yaptığı iş
- esirgeme
Esirgemek işi; diriğ
- esirgemek
Birini korumak, himaye etmek
- esirgememek
feda etmekten çekinmemek, diriğ etmemek
- esirgememezlik
bk. esirgemezlik
- esirgemezlik
Özveride bulunma
- esirgeniş
Esirgenmek işi
- esirgenme
Esirgenmek işi
- esirgenmek
Esirgeme işi yapılmak
- esirgeyebilme
Esirgeyebilmek işi
- esirgeyebilmek
Esirgeme ihtimali veya imkânı bulunmak
- esirgeyici
Koruyan, koruyucu
- esirgeyicilik
Esirgeyici olma durumu
- esirgeyiş
Esirgemek işi
- esirme
Esirmek işi
- esirmek
Sarhoş olmak
- esiş
Esmek işi
- eskalasyon
İhalelerde sözleşme fiyatının maliyetlerdeki artışa göre güncellenmesi
- eskalop
İnce dövülmüş, yağsız, sinirsiz tavuk veya dana eti
- eskatologya
İnsanın ve dünyanın sonunu, öbür dünyayı anlatmaya çalışan tanrı bilimi kolu
- eski
Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan; ezelî, ihtiyar (I), yeni karşıtı
- Eski Anadolu Türkçesi
XIII-XV. yüzyıllar arasında Anadolu Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı Dönemi’nde yaşayan Oğuz Türklerinin kullandığı konuşma ve yazı dili; Eski Oğuz Türkçesi, Eski Türkiye Türkçesi
- eski ağza yeni taam
turfanda bir şey yenilirken söylenen söz
- eski defterleri kapatmak
eski olayları yeniden ele almamak
- eski defterleri yoklamak (veya karıştırmak)
bir yarar umarak veya başka bir amaçla eski olayları yeniden ele almak
- eski dost düşman olmaz, yenisinden vefa gelmez
"aralarında ufak tefek dargınlıklar olsa bile eski dostlar birbirlerine düşman olmazlar, yeni kazanılan dostlarla arada henüz sıkı bir bağ oluşmadığı için bu durum söz konusu değildir" anlamında kullanılan bir söz
- Eski Dünya
Avrupa, Asya ve Afrika'ya topluca verilen ad
- eski düşman dost olmaz
"birçok nedenin birbirini izlemesiyle sürüp gelmiş olan eski düşmanlık, dostluğa dönüştürülemez" anlamında kullanılan bir söz
- eski eserler
Eski toplulukların bilim, edebiyat, din ve güzel sanatına ilişkin her türlü ürünü veya kalıntısı; asarıatika
- eski göz ağrısı
Eski sevgili
- eski hamam eski tas
"hiçbir şeyi değişmemiş, eski durumunda kalmış" anlamında kullanılan bir söz
- eski hayratı da berbat etmek
bir işi daha iyi bir duruma sokmaya çalışırken büsbütün bozmak
- eski kafalı
Günün düşünce ve yaşayışına ayak uyduramayan (kimse)
- eski kafalılık
Eski kafalı olma durumu
- eski kasım
Anadolu’ya özgü halk takviminde 8 Kasım - 5 Mayıs tarihleri arasındaki dönem
- eski kimliğine bürünmek
önceki düşüncelerine dönmek
- eski kulağı kesiklerden olmak
görmüş geçirmiş, çok deneyimli olmak
- eski kurt
Mesleğinde uzmanlaşmış olan (kimse)
- eski köye yeni âdet getirmek
alışılmamış, yadırganan bir yeniliği yapmaya kalkışmak
- eski püskü
Çok eski, iyice eski
- eski toprak
Yaşlandığı hâlde dinç olan kimse
- eski tüfek
Herhangi bir işte eski ve deneyimli olan kimse
- Eski Türkçe
VIII-XIII. yüzyıllar arasında Türk devletlerinden Göktürkler, Uygurlar ve Karahanlılar tarafından kullanılan Türk dili
- Eski Uygur Türkçesi
Eski Uygur Türklerinin VIII-XV. yüzyıllar arasında Ötüken, Turfan ve Kansu bölgelerinde kullandığı konuşma ve yazı dili; Uygurca
- eski yazı
Türklerin İslamiyet'i kabulünden sonra kullanmaya başlanan ve 1928 yılında Latin alfabesine dayalı yeni Türk harflerinin kabulüne kadar geçen dönemde benimsenmiş olan Arap alfabesine dayalı yazı sistemi
- eski çamlar bardak oldu
"devir değişti, eski tutumların değeri kalmadı" anlamında kullanılan bir söz
- eskice
Biraz eski, çok yeni olmayan
- eskici
Her türlü eski eşya alım satımıyla uğraşan kimse
- eskicil
Konuşulan ve yazılan dilde kullanımdan düşmüş olan (söz veya deyim); arkaik
- eskicilik
Eskicinin yaptığı iş
- eskiden
Geçmiş zamanlarda, geçmiş çağlarda; geçmişte, zamanında, evveli, mukaddema
- Eskil
Aksaray iline bağlı ilçelerden biri
- eskiler
Geçmişte yaşayıp belli bir konu hakkında bilgi ve görgü sahibi olan kişiler; kudema
- eskileşme
Eskileşmek işi
- eskilik
Eski olma durumu; antikite
- eskime
Eskimek işi
- eskimek
Eski duruma gelmek; eskileşmek, köhnemek
- Eskimo
Kuzey Kutbu'nda yaşayan toplulukların adı
- Eskimoca
Eskimoların kullandığı dil
- eskimsi
Eskiyi andıran, eskiye benzeyen, eski gibi
- Eskipazar
Karabük iline bağlı ilçelerden biri
- eskisi kadar (veya gibi)
eskiden olduğu gibi, eskiden olduğu biçimde
- eskisi olmayanın yenisi (veya acarı) olmaz
"yeni bir şey edinildiğinde eskisi hemen elden çıkarılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- eskisini aratmamak
yenisi eskisinin yerini doldurabilmek, yokluğunu sezdirmemek
- eskitebilme
Eskitebilmek işi
- eskitebilmek
Eskitme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eskitilme
Eskitilmek işi
- eskitilmek
Eskitme işi yapılmak, eski duruma getirilmek
- eskitme
Eskitmek işi
- eskitmek
Çok kullanarak eskimiş duruma getirmek
- eskiye rağbet (veya itibar) olsaydı bitpazarına nur yağardı
"her şeyin yenisi sevilir" anlamında kullanılan bir söz
- eskiyebilme
Eskiyebilmek durumu
- eskiyebilmek
Eskime ihtimali bulunmak
- eskiyiş
Eskimek işi
- eskiz
Mimari eserler ve resim için çizimlerle yapılan ön çalışma; taslak
- Eskişehir
Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Eskişehirli
Eskişehir ilinden olan kimse
- Eskişehirlilik
Eskişehirli olma durumu
- eskort
Ücretini veren kişinin istediği mekâna gelerek para karşılığı cinsel ilişkiye giren kadın
- eskortluk
Araçlarla koruma işi
- eskortluk etmek
araçlarla korumak
- eskrim
Dürtücü kılıç, kesici kılıç ve delici kılıç adı verilen silahlarla yapılan spor; kılıç oyunu
- eskrimci
Eskrim yapan kimse; kılıç oyuncusu
- eskrimcilik
Eskrimci olma durumu
- eslaf
Bizden öncekiler, geçmişler, ahlaf karşıtı
- eslek
Başkasının buyruk ve dileklerini yerine getiren, söz tutan, yumuşak başlı
- esleme
Eslemek işi
- eslemek
Önem vermek, aldırış etmek
- esma
Adlar
- esmayı üstüne sıçratmak
davranışlarıyla belayı üstüne çekmek
- esmayıhüsna
Allah’ın her an, her yerde ve her zerrede tecelli eden varlığını, birliğini, kâinat üzerindeki mutlak hâkimiyetini ve bütün yönleriyle erişilmez bir mükemmelliğe sahip bulunduğunu belirten en güzel adlar; esmayışerife
- esme
Esmek işi
- esmek
Hava bir yönden bir yöne akmak, rüzgâr olmak
- esmer
Siyaha çalan buğday rengi
- esmer amber
Amber balığının bağırsaklarından çıkarılan amber
- esmer buğday
Koyu renkli bir buğday çeşidi
- esmer küf
Esmer küfler familyasının asalak hayata uyabilen örnek türü, özellikle arılarda öldürücü gelişmeler doğuran ilkel mantar (Mucor mucedo)
- esmer küfler
Asalak yaşayışa uymuş türleri de bulunan yosunumsu mantarlar familyası
- esmer su yosunları
Şeritleri bölmeli, koyu renkli su yosunları
- esmer un
Esmer buğdaydan elde edilen un
- esmer şeker
Kristal şeker yapımı sırasında kristallerin santrifüj ile ayrılmasından sonra kalan şurubun kristallendirilmesi sonucu elde edilen, genellikle kraker ve bisküvilerde kullanılan, çok ince kristalli, koyu renkli, kokulu bir şeker
- esmerce
Esmere yakın, biraz esmer olan
- esmere al bağla, karşısına geç ağla
"esmer insana kırmızı renkli giysi yakışmaz" anlamında kullanılan bir söz
- esmerimsi
Esmere çalan, esmer gibi
- esmerleşme
Esmerleşmek işi
- esmerleşmek
Esmer duruma gelmek
- esmerleştirme
Esmerleştirmek işi
- esmerleştirmek
Esmer duruma getirmek
- esmerlik
Esmer olma durumu
- esna
Bir işin yapıldığı an, sıra
- esnaf
Küçük sermaye ve zanaat sahibi; artizan
- esnaf ağzı
Satıcıların müşteri çekmek için çarşı ve pazarda kullandıkları dil
- esnaf loncası
Herhangi bir meslek dalında esnafların kurduğu dernek
- esnaflık
Esnaf olma durumu
- esnasında
Sırasında, olduğu anda
- esnek
Bir dış gücün etkisi altında uzama, kısalma, eğrilme vb. biçim değişikliklerine uğradıktan sonra, etkinin kalkmasıyla eski biçimini alabilme özelliğinde olan; elastik, elastiki, streç
- esnekleşme
Esnekleşmek durumu
- esnekleşmek
Esnek bir durum almak
- esnekleştirme
Esnekleştirmek işi
- esnekleştirmek
Esnek duruma getirmek
- esneklik
Esnek olma durumu; elastikiyet, suples
- esneme
Esnemek işi
- esnemek
Uykulu, sıkıntılı veya yorgunluk duyulan bir anda ağzı genişçe açarak soluk alıp vermek
- esnetebilme
Esnetebilmek işi
- esnetebilmek
Esnetme ihtimali veya imkânı bulunmak
- esnetme
Esnetmek işi
- esnetmek
Esnemesine sebep olmak
- esneyebilme
Esneyebilmek işi
- esneyebilmek
Esneme ihtimali veya imkânı bulunmak
- esneyiş
Esnemek işi
- espadril
Üstü keten, tabanı ipten örme ayakkabı
- espas
Basımcılıkta bir kelimenin harflerini ayırmak için kullanılan harflerden daha kısa ve küçük metal çubuk
- espaslı
Espası olan
- Esperanto
Polonyalı doktor L. Zamenhof tarafından bütün milletlerce kullanılmak için 1887'de hazırlanmış, dil bilgisi on altı kurala dayanan bir yapma dil
- Esperantocu
Esperanto yanlısı
- esperi
Ava alıştırılamayan bir tür doğan
- Espiye
Giresun iline bağlı ilçelerden biri
- espressivo
Duygulu, içten olan
- espresso
Kaynatılarak koyu kıvamlı duruma getirilen sert İtalyan kahvesi
- espri
İnce anlamlı, düşündürürken güldüren söz
- espri patlatmak
konuşma sırasında, beklenilmedik anda, ortama uygun hoş, nükteli veya ilginç söz söylemek
- espri yapmak
nükteli, şakalı söz söylemek
- esprili
Esprisi olan
- esprililik
Esprili olma durumu
- esprisi kalmamak
ilgi çekici olmaktan çıkmak
- esprisiz
Esprisi olmayan
- espritüel
Yerinde ve zamanında, güzel ve hoş karşılanan, ince anlamlı, düşündürücü söz söyleyen, nükte yapan (kimse)
- espritüellik
Espritüel olma durumu
- esrar
Sırlar
- esrar kumkuması
Kim olduğu ve neler yaptığı bilinmeyen kimse
- esrar perdesi
Bir şeyin anlaşılmasını güçleştiren engel
- esrar tekkesi
Toplu ve gizli olarak esrar içilen yer
- esrar çekmek
esrar içmek
- esrara dalmak
sırlara gömülmek
- esrarcı
Esrar yapan, satan veya esrar çeken kimse
- esrarcılık
Esrarcının yaptığı iş
- esrarkeş
Esrar kullanmayı alışkanlık durumuna getiren kimse, keş (II)
- esrarkeşlik
Esrarkeş olma durumu
- esrarlı
İçinde esrar bulunan
- esrarlılık
Esrarlı (I) olma durumu
- esre
Arap harfli metinlerde bir ünsüzün ı, i seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret; kesre
- esrik devenin çulu eğri gerek
"kişi, durumuna uygun davranmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- esrime
Esrimek işi; gaşiy, gaşyolma
- esrimek
Herhangi bir sebeple kendinden geçmek; gaşyolmak
- esritme
Esritmek işi
- esritmek
Sarhoş olmasına yol açmak, sarhoş etmek
- essah
Doğru, gerçek olan
- estampaj
Metal, tahta vb. üzerine resim basma, çoğaltma yöntemi
- estağfurullah
İncelik ve alçak gönüllülük göstermek üzere teşekkür edilen veya övülen bir kimsenin söylediği bir söz
- estek köstek etmek
oyalamak, yersiz bahaneler bulmak, işten kaçınmak
- ester
Organik asitlerle alkollerin aralarından bir su molekülü ayrılması sonucunda verdikleri madde
- esterleşme
Oksijenli asitlerle alkollerin birleşerek ester oluşturması
- estet
Sanatsal ürünler arasında güzeli en üstün, en yüce değer sayan kişi
- estetik
Sanatsal yaratının genel yasalarıyla sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimi; güzel duyu, bedii, bediiyat
- estetik cerrah
Estetik ameliyat konusunda uzmanlaşmış cerrah
- estetik cerrahi
Vücutta meydana gelen bozuklukları düzeltmek, hasarları gidermek için yapılan cerrahi müdahale
- estetikçi
Estetikle uğraşan kimse
- estetikçilik
Gerçeklik ve yarar kaygılarından sıyrılarak bir sanat veya felsefe konusunu salt güzelliği için sevme kuramı; güzel duyuculuk, estetizm
- estirilme
Estirilmek işi
- estirilmek
Estirme işi yapılmak
- estirme
Estirmek işi
- estirmek
Esmesini sağlamak
- estomp
Kara kalem resimde çizgiyi veya pastel boyasını yaymak için kullanılan, kendi üzerine sarılmış kâğıt veya deri
- et
İnsanlarda, hayvanlarda deri ile kemik arasındaki kas ve yağdan oluşan tabaka
- et bağlamak
şişmanlamak
- et beni
Deri dokusunun anormal büyüyüp yağlanmasıyla oluşan kabarcık
- et kanlı gerek, yiğit canlı
"kebap çok pişirilmemeli, genç de hareketli ve canlı olmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- et kesimi
Hristiyanların büyük perhize girmek üzere oldukları günler; et kırımı, apukurya
- et kokarsa tuzlanır, ya tuz kokarsa ne yapılır?
"bozulan şeyi düzeltecek etken vardır ancak bu etken bozulmuşsa artık düzeltmeden umudu kesmek gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- et lokması
Kemiksiz ve yağsız kuşbaşı etten yapılan bir tür yemek
- et ne kadar arık olsa üstüne ekmek yaraşır
"bilgili ve görgülü kişi, iş başında ve zengin olmasa da bilgisiz ve görgüsüz kişilerin üstünde yer alır" anlamında kullanılan bir söz
- et sotesi
Yağda hafifçe kavrulan küçük küçük doğranmış ete su, domates, biber vb. katılarak yapılan bir yemek türü; et sote
- et suyu
İçinde et kaynatılmış su
- et sığırı
Eti için beslenen sığır
- et tavuğu
Eti için beslenen tavuk
- et toprak
Yumuşak, kırmızı ve özlü toprak
- et tutmak
et bağlamak
- et tırnak olmak
sıkı aile bağı kurmak
- et tırnaktan ayrılmaz
"yakın hısımlar arasındaki bağ kolay kolay kopmaz" anlamında kullanılan bir söz
- et unu
Karada yaşayan memeli hayvanların deri, tırnak, boynuz ve kemikleri ile mide, bağırsak muhteviyatı ayrıldıktan sonra geriye kalan et ve diğer yumuşak dokularının veya kansız ve kemiksiz mezbaha artıklarının usulüne göre pişirilip pres edilerek yağları alınıp öğütülmesi ile elde edilen bir ürün
- et şeftalisi
Eti çekirdeğinden ayrılmayan bir tür şeftali (Prunus persica duracina)
- etajer
Raflı veya çekmeceli, taşınabilir, küçük dolap
- etalon
Ağırlık ve uzunluk ölçüleri için kabul edilmiş yasal ölçü modeli
- etamin
Pamuk, keten veya ipekten, seyrek dokunmuş delikli bir kumaş türü
- ete kemiğe dönüştürmek (veya büründürmek)
canlandırmak
- etek
Bedenin belden aşağısına giyilen, değişik biçimlerde, genellikle kadın giysisi; eteklik
- etek açmak
kadın, cinsel arzusunu belirtmek
- etek bağı
Kadınların iç giysilerinin çarşaf altından görünmemesi için bellerine bağladıkları ince kuşak
- etek belde
Bir işi yapmaya hazır olan
- etek bezi
Kundak çocuklarının belden aşağısına sarılan bez
- etek dolusu
Pek çok, bol bol, alabildiğince fazla
- etek etek
Bol bol, pek çok
- etek kiri
Kurallara aykırı ilişki
- etek pisliği
Kurallara aykırı ilişki
- etek silkmek
el etek çekmek
- etek takmak (veya giymek)
erkek ar, namus, erdem vb. özellikleri bulunmayan duruma düşmek
- etek taşı
Alaturka tuvalette taşın arka bölümü
- etek öpmek
yaltaklanmak, dalkavukluk etmek
- etekleme
Eteklemek işi
- eteklemek
Birinin eteğini saygı göstermek amacıyla öpmek veya öper gibi yapmak
- etekleri tutuşmak
çok telaşlanmak
- etekleri uzamak
yanlışları düzeltmek, ayıbını kapatmak
- etekleri zil (veya ıslık veya çalpara) çalmak
çok sevinmek
- eteklerini indirmek
üzerine düşen görevi yerine getirmek
- eteklerini toplamak
düzenli, temiz veya namuslu olmak
- etekleyiş
Eteklemek işi
- eteklik
Bir şeyin aşağıya doğru uzanan yüzü
- eten
Yemişlerin yenilen bölümü
- etene
Meyve yaprağında yumurtacıkların bağlı olduğu bölüm
- etenelenme
Oğulcuk veya eklentileriyle ana arasında kimyasal değiş tokuşu sağlamak amacıyla ilgi kurma
- etenelenmek
Oğulcuk veya eklentileriyle ana arasında ilgi kurmak
- eteneli
Etenesi olan
- eteneliler
Etenesi bulunan memeliler alt sınıfı
- etenesiz
Etenesi olmayan
- etenesizler
Etenesi bulunmayan basit yapılı memeli hayvanlar
- eter
Oksijenli asitlerin alkollerle birleşmesinden oluşan sıvılar
- eterleme
Eterlemek işi
- eterlemek
Eter buharı koklatarak anestezi yapmak
- eterleşme
Eterleşmek işi
- eterleşmek
Bir alkol veya bir asit eter durumuna dönüşmek
- eterleştirme
Eterleştirmek işi
- eterleştirmek
Eter durumuna getirmek
- eteğe varmak
yardım istemeye gitmek
- eteği ayağına dolaşmak
eli ayağı dolaşmak
- eteği belinde
Kıvrak ve hamarat
- eteği kirlenmek
kadının namusuna dokunulmak
- eteğinde namaz kılınmak
içi dışı çok temiz kişi olmak
- eteğindeki taşı dökmek
bütün bildiklerini açıklamak
- eteğinden ayrılmamak
peşini bırakmamak
- eteğinden el çekmek
etliye sütlüye karışmamak
- eteğine düşmek (veya sarılmak)
yalvarıp yakarmak
- eteğine yapışmak (veya sığınmak)
birinin koruyuculuğu altına girmek
- eteğini başına atmak (veya sarmak)
birini azarlamak, onur kırıcı sözlerle suçlamak
- eteğini toplamak
birinin derli toplu olmasını sağlamak, birini düzenli yaşatmak
- eteğini tutmak
yardım istemek
- eteğini çekmek
günah sayılan işlerden uzak durmak
- eteğiyle mum söndürmek
uygun olmayan biçimde iş yapmak, sakar olmak, üstünkörü davranmak
- etfal
Çocuklar
- eti budu yerinde (veya etine dolgun)
şişmanca, tombul
- eti kemiği
esası, ana özelliği, asıl ağırlığı
- eti kemiğine yapışmak
çok zayıflamak
- eti ne, budu ne?
"yaşı küçük" anlamında kullanılan bir söz
- eti senin, kemiği benim
çocuk velilerinin öğretmen, usta vb.ne çocuğun eğitiminde kendisine tam yetki verdiğini anlatmak için söylenen bir söz
- etibba
Hekimler
- etik
Çeşitli meslek kolları arasında tarafların uyması veya kaçınması gereken davranışlar bütünü
- etiket
Bir malın tür, miktar, fiyat vb. nitelikleri veya kitap, defter vb. şeylerin kime ait olduğunu belirtmek için üzerlerine konulan küçük kâğıt
- etiketleme
Etiketlemek işi
- etiketlemek
Satışa çıkarılan mal üzerine etiket koymak
- etiketleniş
Etikletlenmek işi
- etiketlenme
Etiketlenmek işi
- etiketlenmek
Satışa çıkarılan mal üzerine etiket konulmak
- etiketletme
Etiketletmek işi
- etiketletmek
Etiketleme işini yaptırmak
- etiketli
Etiketi olan
- etiketlik
Etiket yapmaya yarayan kap
- etiketsiz
Etiketi olmayan
- etiketsizlik
Etiketsiz olma durumu
- etiketçi
Etiket yapıştıran kimse
- etiketçilik
Etiketçinin yaptığı iş
- etil
Organik birleşiklerin birleşimine giren karbon ve hidrojen atomları grubu
- etilen
Yanıcı, renksiz, az kokulu, 0,97 yoğunluğunda karbon ve hidrojen birleşimi
- Etimesgut
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
- etinden et koparmak (veya kesmek)
çok acı vermek
- etine dolgun
Şişman sayılmayan; balıketinde
- Etiyopyalı
Etiyopya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Habeş, Habeşî
- etken
Etki eden şey; amil, faktör
- etken fiil
Doğrudan doğruya öznenin yaptığı işi anlatan, öznesi belli olan fiil; aktif fiil, malum: kurmak, bilmek vb
- etken madde
Organizmada yapı ve işlevleri etkileyerek biyolojik bir yanıt veren doğal, yapay veya yarı yapay kimyasal madde; etkili madde
- etkenlik
Etken olma durumu; amillik
- etki
Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki etkileme gücü; yardım, tesir, rol
- etki bırakmak
kuvvetli bir biçimde etkilemek
- etki etmek
etkilemek
- etkileme
Etkilemek işi; tesir
- etkilemek
Etkiye uğratmak; tesir etmek
- etkilenebilme
Etkilenebilmek işi
- etkilenebilmek
Etkilenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- etkileniş
Etkilenmek işi
- etkilenme
Etkilenmek işi
- etkilenmek
Etkiye uğramak; müteessir olmak
- etkileyebilme
Etkileyebilmek işi
- etkileyebilmek
Etkileme ihtimali veya imkânı bulunmak
- etkileyici
Etkileyebilecek özellikte olan; vurucu, karizmatik
- etkileyicilik
Bir kimsenin kişiliği etrafında oluştuğu kabul edilen ve niteliği kolay açıklanamayan, hayranlık uyandıran etkileyici güç; karizma, karizmatiklik
- etkileyiş
Etkilemek işi
- etkileşebilme
Etkileşebilmek işi
- etkileşebilmek
Etkileşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- etkileşim
Birbirini karşılıklı olarak etkileme işi
- etkileşimli
Etkileşimi olan; interaktif
- etkileşimlilik
Etkileşimli olma durumu; interaktiflik
- etkileşimsiz
Etkileşimi olmayan
- etkileşimsizlik
Etkileşimsiz olma durumu
- etkileşme
Etkileşmek işi
- etkileşmek
Karşılıklı olarak birbirini etkilemek
- etkileştirme
Etkileştirmek işi
- etkileştirmek
Etkileşme işini yaptırmak
- etkili
Etkisi olan; tesirli, müessir, patetik
- etkili olmak
etkisi duyulmak, etkisini göstermek, tesirli olmak
- etkililik
Etkili olma durumu; tesirlilik, müessiriyet
- etkime
Etkimek işi; tesir
- etkimek
Etkide bulunmak; tesir etmek
- etkin
Hareket hâlinde olan; faal, aktif
- etkin okul
Eğitim etkinliklerinin planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi konularında öğrencilere geniş çapta katılma imkânı sağlayan okul
- etkin pişmanlık
Bir kişinin işlemiş olduğu suçtan dolayı kendi hür iradesi ile sonradan pişman olması ve suç teşkil eden fiilin meydana getirmiş olduğu olumsuzlukları gidermesi veya ceza adaletine olumlu hareketleri ile katkıda bulunması
- etkin öğretim
Okullarda öğrencilerin katılım ve uygulamalarını önde tutan öğretim yaklaşımı
- etkinci
Toplumsal veya politik değişim meydana getirmek, belirli sorunlara dikkat çekmek için özel amaçlı etkinlik gerçekleştiren kimse; aktivist
- etkincilik
Toplumsal veya politik değişim meydana getirmek, belirli sorunlara dikkat çekmek için özel amaçlı etkinlik gerçekleştirme; aktivizm
- etkinleşebilme
Etkinleşebilmek durumu; aktifleşebilme
- etkinleşebilmek
Etkinleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- etkinleşme
Etkinleşmek durumu; aktifleşme
- etkinleşmek
Canlı, hareketli, etkin duruma gelmek; aktifleşmek
- etkinleştirici
Herhangi bir organın daha verimli çalışmasını veya herhangi bir aracın daha iyi iş görmesini sağlayan madde; aktifleştirici
- etkinleştirme
Etkinleştirmek durumu; aktifleştirme, aktivasyon
- etkinleştirmek
Etkin duruma getirmek; aktifleştirmek
- etkinlik
Etkin olma durumu; aktiflik, faallik
- etkinlik merkezi
Konser, konferans, sempozyum vb. etkinliklerin yapılabildiği geniş alan
- etkisini göstermek
etkisini ortaya koymak, belli etmek
- etkisiz
Etkisi olmayan; kuvvetsiz, tesirsiz, nötr
- etkisiz hâle getirmek
etkisizleştirmek
- etkisizce
Etkisiz bir biçimde
- etkisizleşme
Etkisizleşmek işi
- etkisizleşmek
Etkisiz duruma gelmek
- etkisizleştirebilme
Etkisizleştirebilmek işi
- etkisizleştirebilmek
Etkisizleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- etkisizleştirme
Etkisizleştirmek işi; pasifikasyon
- etkisizleştirmek
Etkisiz, etki yapamaz duruma getirmek
- etkisizlik
Etkisiz olma durumu; tesirsizlik
- etle tırnak arasına girilmez
"aile anlaşmazlıklarında bir yanı tutmak doğru değildir" anlamında kullanılan bir söz
- etle tırnak gibi
birbirlerine candan bağlı, sıkı ilişkili
- etlenme
Etlenmek işi
- etlenmek
Şişmanlamak, semirmek
- etli
İçinde et bulunan
- etli bitki
Kurak ortamda yaşayan ve dokuları içinde bol su depo eden, yaprakları ve sapları kalın bitki
- etli butlu
Oldukça şişman; bıllık bıllık
- etli canlı
Dolgun vücutlu, sağlıklı, güçlü
- etli meyve
Ortası etli ve sulu olan yemiş
- etli pide
Kuşbaşı et ve sebze ile hazırlanan iç malzemesinin ince açılmış hamur üzerine yayılarak fırında pişirilmesi ile yapılan pide; etli ekmek
- etlik
Kış için etinden kıyma, kavurma, pastırma ve sucuk yapılan semiz hayvan
- etlilik
Etli olma durumu
- etliye sütlüye karışmamak
toplum içindeki çeşitli hareketlerden uzak durmak, hiçbir şeyle ilgilenmemek, tartışmalı konulardan kaçınmak
- etme
Etmek işi
- etme (veya etme yahu)
şaşılacak durumlarda "öyle mi, doğru mu, gerçek mi?" gibi anlamlar bildiren bir söz
- etme bulma dünyası
"kötülük eden kötülük bulur" anlamında kullanılan bir söz
- etme eyleme
bir davranış karşısında "yapma" anlamında kullanılan bir söz
- etme, bulursun
“başkasına yaptığın kötülükler bir gün senin başına da gelir” anlamında kullanılan bir söz
- etmediğini bırakmamak (veya komamak)
elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak
- etmek
Bir işi yapmak; eylemek
- etmen
Birlikte veya ayrı ayrı etkisini gösteren ve belli bir sonuca götüren güçlerden, şartlardan, ögelerden her biri; faktör
- etnik
Kavimle ilgili; budunsal, kavmî
- etniklik
Bir sosyal grubun ırk, dil veya kültür kimliği; etnisite
- etnisiteci
Kendi ırk, dil veya millî kimliğini öne çıkaran, üstün tutan
- etnisitecilik
Etnisiteci olma durumu
- etnograf
Etnografya uzmanı; budun betimci
- etnografik
Etnografya ile ilgili
- etnografya
Kavimleri karşılaştırarak inceleyen, kültür oluşumlarını araştıran bilim; budun betimi, kavmiyat
- etobur
Dişleri et yiyecek biçimde gelişmiş, omurgalı, memeli (hayvan); etçil, karnivor
- etoburlar
Dişleri et yiyecek biçimde gelişmiş omurgalı memeli hayvanlardan bir takım; etçiller
- etokrasi
Yalnızca ahlak üzerine kurulu yönetim biçimi
- etol
Genellikle kürkten, gösterişli kumaşlardan veya yün örgüden yapılmış omuz atkısı
- etoloji
Hayvanların davranışlarını kendi doğal çevrelerinde ve deney düzeneğine sokmadan karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim dalı
- etolojik
Etoloji ile ilgili
- etraf
Yanlar, taraflar
- etraflı
Ayrıntılı, eksiksiz, kapsayıcı olan
- etraflıca
Derinlemesine, ayrıntılı olarak
- etraflılık
Etraflı olma durumu
- etrafı boş bulmak
kendisini engelleyecek kimse olmamak
- etrafında dört (veya pervane gibi) dönmek (veya pervane olmak)
isteğini elde etmek için birinin yanından ayrılmayıp gönlünü etmeye çalışmak
- etrafını almak (veya sarmak)
çevresinde toplanmak, ortaya almak, kuşatmak
- etriye
Dikme kiriş bağlantılarında direnci sağlayan sargı
- etsel
Ete ait
- etsiz
Eti olmayan
- etsiz kelem
Zeytinyağlı olarak yapılmış lahana sarması
- etten duvar örmek
korumak amacıyla çevresinde kalabalık insan birikmek
- etten önce çömleğe düşmek
bir işte bilgisiz veya yetkisiz olmasına rağmen herkesten önce ortaya atılmak
- ettirebilme
Ettirebilmek işi
- ettirebilmek
Ettirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ettirgen
İşi başkasına yaptıran veya yapılmasına yol açan
- ettirgen fiil
İşi başkasına yaptırmayı bildiren, -dır-, -r-, -t- ekleri getirilerek kurulan fiil; ettirgen eylem, faktitif: içirmek (iç-ir-), yazdırmak (yaz-dır-), söyletmek (söyle-t-) vb
- ettirgen çatı
Öznenin fiilin bildirdiği işi başkasına yaptırdığını gösteren, -dır-, -r-, -t- ekleriyle kurulan çatı: içirmek (iç-ir-), yazdırmak (yaz-dır-), söyletmek (söyle-t-) vb
- ettirgenlik
Ettirgen olma durumu
- ettirilme
Ettirilmek işi
- ettirilmek
Ettirme işi yapılmak
- ettirme
Ettirmek işi
- ettirmek
Etme işini yaptırmak
- ettirtme
Ettirtmek işi
- ettirtmek
Ettirme işini yaptırmak
- ettiği hayır, ürküttüğü kurbağaya değmemek
yol açtığı zarar, yaptığı iyilikten büyük olmak
- ettiği yanına (kâr) kalmak
yaptığı kötülük karşılıksız kalmak, cezasını görememek
- ettiğini bulmak (veya çekmek)
yaptığı kötü davranışın karşılığını görmek
- ettiğini yanına bırakmamak
yapılan kötü davranışa karşılık vermek
- ettiğiyle kalmak
yapmak istediği kötülüğü başarıya ulaştıramayan kimse, başarısızlığın üzüntüsü ve utancı içinde kalmak
- etyaran
Genellikle parmaklarda olan, derinlere kadar işleyen dolama; kurlağan
- etyememezlik
bk. etyemezlik
- etyemez
Genellikle et ve et türevlerini yemeyen kimse; vejetaryen
- etyemezlik
Etyemez olma durumu; vejetaryenlik
- etçik
Küçük et parçası
- etüt
Herhangi bir konuda yapılan inceleme, araştırma
- etüt etmek
incelemek, araştırmak
- etüt odası
Okullarda etüt için ayrılmış bölüm
- etüv
Yiyecekleri, nesneleri yüksek ısıyla sterilize ve dezenfekte etmekte kullanılan kapalı araç
- Eu
Evropiyum elementinin simgesi
- ev
Bir kimsenin veya ailenin içinde yaşadığı yer; bark, ev bark, beyit, dar (IV), hane, mekân
- ev adamı
Evine bağlı erkek
- ev alma, komşu al
"komşuluk ilişkileri, iyi komşuya sahip olma çok çok önemlidir" anlamında kullanılan bir söz
- ev altı
Eski evlerde ambar, ahır olarak kullanılan zemin katı
- ev açmak
ayrı bir eve yerleşmek, ayrı bir eve geçmek
- ev bark
Aile bireylerinin tümü
- ev bark yıkmak
karı kocayı birbirinden ayırmak
- ev bozmak
karı koca ayrılmak
- ev ekmeği
Evde kullanılan fırınlarda veya tandırlarda mayalı hamurdan yapılan ekmek
- ev ekonomisi
Evin bakımı, geçimi ve yaşayışı ile ilgili bilim dalı
- ev ev dolaşmak (veya gezmek)
her eve uğrayarak dolaşmak
- ev eşyası
Evde kullanılan değişik nitelikli eşyaların bütünü
- ev gezmesi
Akraba veya komşulara oturup sohbet etmek amacıyla yapılan ziyaret
- ev halkı
Bir evde yaşayanların hepsi; evladüiyal
- ev işi
Ev içinde gündelik olarak yapılan her türlü iş
- ev işletmek
genelev sahibi olmak
- ev kadınlığı
Ev kadını olma durumu; ev hanımlığı
- ev kadını
Dışarıda herhangi bir işte çalışmayıp kendi ev işlerini gören kadın; ev hanımı
- ev sahibi
Evi veya konutu yasalara göre tasarrufu altında bulunduran, evin sahibi olan kimse
- ev sahipliği
Ev sahibi olma durumu
- ev sahipliği yapmak
konukları güler yüzlü davranıp iyi ağırlamak
- ev sineği
Çift kanatlılardan, kül renkli, insan ve hayvanlardan ter emen, dizanteri, tifo, kolera vb. mikropları taşıyan bir tür eklem bacaklı (Musca domestica)
- ev tutmak
ev kiralamak
- ev yemeği
Evde yapılan yemek
- ev çizgileri
Yıldız haritasını otuzar derecelik on iki eşit bölüme ayıran çizgilerin her biri
- evaze
Etek ucuna doğru genişleyen (giysi)
- evcara
Klasik Türk müziğinde bir makam
- evcek
Bütün ev halkı birlikte; evce
- evci
Tatil günlerini evinde geçiren yatılı öğrenci, er vb
- evci çıkmak
tatil günlerinde okul, kışla vb.nden eve gelmek
- evcik
Küçük, sevimli ev
- evcil
Eve ve insana alışmış, kendisinden yararlanılabilen (hayvan); ehlî, yabani karşıtı
- evcil hayvan
Evde bakılabilen, insana alışmış olan, evcilleştirilmiş hayvan
- Evciler
Afyonkarahisar iline bağlı ilçelerden biri
- evcilik
Genellikle kız çocuklarının ev işlerini örnek alarak oynadıkları oyun
- evcilleşme
Evcilleşmek işi; ehlîleşme
- evcilleşmek
Evcil bir duruma gelmek; ehlîleşmek
- evcilleştirebilme
Evcilleştirebilmek işi
- evcilleştirebilmek
Evcileştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- evcilleştirilme
Evcilleştirmek işi; ehlîleştirilme
- evcilleştirilmek
Evcil duruma getirilmek; ehlîleştirilmek
- evcilleştirme
Evcilleştirmek işi; ehlîleştirme
- evcilleştirmek
Evcil bir duruma getirmek; ehlîleştirmek
- evcillik
Evcil olma durumu
- evcimen
Evine, ailesine çok bağlı (kimse)
- evcimenlik
Evcimen olma durumu
- evde kalmak
evlenme çağı geçmiş olmak
- evdeci
Çiftliklerde işçilere yemek hazırlayan aşçı
- evdeki pazar (veya hesap) çarşıya uymaz
"önceden tasarlanan bir iş umulduğu gibi sonuçlanmaz, düşünüldüğü gibi olmaz" anlamında kullanılan bir söz
- evdeş
Aynı evde oturanlardan her biri
- evdeşlik
Evdeş olma durumu
- eve çıkmak
aileden ayrılıp ayrı bir evde oturmak
- evelallah
Allah'a güvenerek; evvelallah
- eveleme geveleme
Evelemek gevelemek işi; eveleme develeme
- evelemek gevelemek
Bir sözü tam söylememek, ağzının içinde mırıldanmak; evelemek develemek
- evet
“Öyledir” anlamında kullanılan bir doğrulama veya onaylama sözü; olur, oldu, tamam, ya (II), beli, ha (I), he (II)
- evet efendimci
Kendine özgü bir düşüncesi olmadığından veya hoş görünmek için karşısındakinin her sözüne "evet efendim" diyen kimse
- evet efendimcilik
Evet efendimci olma durumu
- evetleme
Evetlemek işi
- evetlemek
Evet demek, onaylamak
- evham
Kuruntular
- evhamlanma
Evhamlanmak işi; vehmetme
- evhamlanmak
Yersiz korkuya, kuşkuya düşmek, kuruntuya kapılmak; vehmetmek
- evi ev eden avrat
"bir evin dirlik ve düzenini kadın sağlar" anlamında kullanılan bir söz
- evi sırtında
Yeri yurdu olmadan herhangi bir yerde yaşayan
- evin
Bir şeyin içindeki öz; lüp
- evin bağlamak
ürün tanelenmek, tane bağlamak, olgunlaşmak
- evinlenme
Evinlenmek işi
- evinlenmek
Buğday, arpa vb. olgunlaşmak
- evinli
Özlü ve dolgun (tohum)
- evinsiz
Boş, kof olan
- evire çevire
İyice, istediği gibi, adamakıllı bir biçimde
- evirebilme
Evirebilmek işi
- evirebilmek
Evirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- evirgen
İşini bilen, ölçülü ve hesaplı iş gören
- evirip çevirmek
iyice, istediği gibi, adamakıllı gözden geçirmek
- evirme
Bir önermenin konusunu yüklem, yüklemini de konu durumuna getirerek vargısı doğru olan yeni bir önerme çıkarma; akis
- evirmek
Döndürmek, çevirmek
- evirtik
Evirtime uğramış
- evirtim
Evirtmek işi; evirme, akis
- evirtme
Evirtmek işi
- evirtmek
Sakkarozu glikoz ve levüloza çevirmek
- eviye
Mutfakta musluk altında bulaşık yıkamaya yarayan tekne
- eviye sifonu
Mutfaklarda bulaşık yıkamaya yarayan teknenin altına konan ve pis suları ana atık su kanalına aktaran araç
- eviç
Klasik Türk müziğinde bir tür birleşik makam
- evkaf
Vakıflar
- evla
Daha iyi
- evladiyelik
Uzun yıllar eskimeden kalacak kadar dayanıklı (eşya)
- evladı ben doğurdum ama gönlünü ben doğurmadım
"bir kimse evladına emredip birçok şey yaptırır ancak onun gönlüne hükmedemez" anlamında kullanılan bir söz
- evladın var mı derdin var
"çocuklarının sıkıntıları, hastalıkları ana baba için sürekli derttir" anlamında kullanılan bir söz
- evlat
Belli bir özelliğe sahip veya belli bir gruptan olma
- evlat acısı
Çocuğu ölen kişinin duyduğu üzüntü; ciğer acısı, ciğer yarası
- evlat edinmek
yasayla belirtilmiş şartlar içinde bir kimseyi evlat olarak nüfusuna geçirmek
- evlatlı
Evladı olan
- evlatlık
Evlat olma durumu
- evlatsız
Evladı olmayan
- evlatsızlık
Evlatsız olma durumu
- evlek
Tarlanın, tohum ekmek için saban iziyle bölünen bölümlerinden her biri
- evlekleme
Evleklemek işi
- evleklemek
Sürülecek tarlayı eşit bölümlere ayırmak
- evlendirebilme
Evlendirebilmek işi
- evlendirebilmek
Evlendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- evlendirilme
Evlendirilmek işi
- evlendirilmek
Evlenmesi sağlanmak
- evlendirme
Evlendirmek işi; everme
- evlendirmek
Evlenmesini sağlamak; evermek, yapmak
- evlenebilme
Evlenebilmek işi
- evlenebilmek
Evlenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- evlenenle ev alana Allah yardım eder
"evlenene ve ev yapana herkesin kolaylık göstermesi, onlara Allah'ın yardımının dolaylı olarak ulaşıyor olması demektir" anlamında kullanılan bir söz
- evlenilme
Evlenilmek işi
- evlenilmek
Evlenme işi yapılmak
- evleniş
Evlenmek işi
- evlenme
Evlenmek işi; izdivaç, teehhül, tezevvüç
- evlenmek
Erkekle kadın, aile kurmak için yasaya uygun olarak birleşmek; izdivaç etmek
- evlenmek barklanmak
evlenerek bir aile kurmak
- evlerden ırak (veya uzak)
ölüm veya kötü bir durumdan söz edilirken dinleyenlerin aynı durumla karşılaşmamalarını dilemek için söylenen bir söz
- evlere şenlik
beğenilmeyen, olumsuz karşılanan bir durum, bir davranış karşısında söylenen bir söz
- evli
Evlenmiş olan (kadın veya erkek)
- evli barklı
Evlenmiş, çocukları olan (kimse)
- evli evine, köylü köyüne
"artık dağılalım, herkes evine, işine gitsin" anlamında kullanılan bir söz
- evlilik
Evli olma durumu; dünyaevi, destiizdivaç
- evlilik birliği
Karı ve kocadan oluşan topluluk
- evlilik dışı
Yasal olmayan, yasaya uygun olmayan; gayrimeşru
- evlilik sözleşmesi
Boşanma durumunda, evlenmeden önce edinilen malların tarafların kendisine ait olduğunu, evlilikten sonra edinilen malların ise karı kocaya eşit olarak paylaştırılması gerektiğini içeren sözleşme
- evlilik yüzüğü
Evlilik bağını gösteren, genelikle sol elin yüzük parmağına takılan yüzük
- evlinin bir evi var, kiracının bin evi var
"evi olan yalnızca kendi evinde oturur, evi olmayan ise beğendiği evde oturur" anlamında kullanılan bir söz
- evliya gibi
uysal (kimse)
- evliya otu
Baklagillerden, hayvanlara yedirilmek için ekilen bir bitki; eşek otu (Onobrychis)
- evrak
Resmî kurumlarda işlem gören belgeler
- evrak dolabı
Dosyaları, diğer yazı ve belgeleri saklamakta kullanılan dolap
- evrak kayıt
Resmî kurumlarda işlem gören belgelerin kayıtlarının tutulduğu birim; evrak
- evrak kayıt defteri
Resmî kurumlarda evrakın tarih ve numara verilerek kaydedildiği defter
- evrak çantası
İçinde belge veya dosya bulunan ve taşınabilen, kösele, deri, kumaş vb. yapılan özel kap; cilbent, serviyet
- evrat
Müslümanlarca belirli zamanlarda okunması âdet olan dualar ve Kur'an ayetleri
- evrat çekmek
okunması âdet olan duaları ve Kur'an ayetlerini sürekli tekrarlamak
- evre
Bir olayda birbiri ardınca görülen, bir işte birbiri ardınca beliren, gelişen değişik durumların her biri; basamak, safha, merhale, mertebe
- evreleme
Evrelemek işi
- evrelemek
Evrelere ayırmak
- evrelendirme
Evrelendirmek işi
- evrelendirmek
Evrelemek işini yaptırmak
- evrelenme
Evrelenmek işi
- evrelenmek
Evrelemek işi yapılmak
- Evren
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
- evren
Gök varlıklarının bütünü; kâinat, cihan, âlem, kozmos
- evren doğumu
Evrenin oluşumu, kökeni, doğuşu ve yaradılışı ile ilgili kuram; kozmogoni
- evrensel
Evrenle ve onun genel düzeniyle ilgili; kozmik
- evrenselleşebilme
Evrenselleşebilmek işi
- evrenselleşebilmek
Evrenselleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- evrenselleşme
Evrenselleşmek işi
- evrenselleşmek
Evrensel duruma gelmek
- evrenselleştirebilme
Evrenselleştirebilmek durumu
- evrenselleştirebilmek
Evrenselleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- evrenselleştirilme
Evrenselleştirilmek işi
- evrenselleştirilmek
Evrensel duruma getirilmek
- evrenselleştirme
Evrenselleştirmek işi
- evrenselleştirmek
Evrensel duruma getirmek
- evrensellik
Evrensel olma durumu; âlemşümullük, cihanşümullük
- evrik
Başka bir önermeye, teoreme veya probleme göre terimleri ters durumda olan (önerme, teorem veya problem)
- evrile çevrile
Döndürülerek, evrilip çevrilerek
- evrilim
Evrilmek işi
- evrilip çevrilmek
döndürülmek
- evrilir
Konu ile yüklemin birbirinin yerine geçmesiyle doğruluğu bozulmayan (önerme): "Her insan güler" evrilir bir önerme sayılır çünkü "her gülen insandır" yargısı yanlış olmaz
- evrilme
Evrilmek işi
- evrilmek
Bir biçimden başka bir biçime doğal olarak dönmek
- evrim
Zaman içinde birdenbire olmayan, kesintisiz, niteliksel ve niceliksel gelişme süreci
- evrimci
Evrimcilik yanlısı olan kimse
- evrimcilik
Evrimi temel alan doğa bilimi ve felsefe öğretisi
- evrimleşme
Evrimleşmek durumu
- evrimleşmek
Evrim geçirmek
- evrişik
Evirme yoluyla elde edilen (önerme): "Her insan güler" önermesinin evrişiği, "her gülen insandır" biçiminde olur
- evropiyum
Atom numarası 63, atom ağırlığı 122 olan, yalnız tuzları ve bir tek oksidi bulunan, parlak gri renkte bir element (simgesi Eu)
- evsaf
Nitelikler
- evsel atık
Evde kullanımdan düşmüş, eskimiş, yıpranmış veya çöp durumuna gelmiş maddeler
- evseme
Evsemek durumu
- evsemek
Evini, yurdunu özlemek
- evsiz
Evi olmayan
- evsiz barksız
Başını sokacak yeri olmayan; odsuz ocaksız
- evsizlik
Evsiz olma durumu
- evvel
İlk gelen, ilk olan
- evvel zaman içinde, kalbur saman içinde
"çok zaman önce" anlamında bir tekerleme
- evvela
Her şeyden önce, ilk önce
- evvela can, sonra canan
"insanlar bencildir, önce kendilerini, sonra yakınlarını düşünürler" anlamında kullanılan bir söz
- evvelemirde
İlk önce, ilk iş olarak, her şeyden önce
- evveliyat
Bir işin önceki evreleri
- evvelki
İki önceki (gün, hafta, ay, yıl); evvelsi
- evvelsi
Önce olan
- evç
En yüce yer
- ey
Kendisine söz söylenilen kimse veya kimselerin dikkati çekilmek istendiğinde adın başına getirilen ve uzatılabilen bir seslenme sözü; hay
- eyalet
Çoğunlukla valilerce yönetilen ve yönetim bakımından bir tür bağımsızlığı olan yönetim bölgesi
- eyer
Binek hayvanlarının sırtına konulan, oturmaya yarayan nesne
- eyer boşaltmak
cirit oyununda hedef olmaktan kurtulmak için eyer üzerinde sağa sola eğilmek
- eyer kaltağı
Eyerin tahtadan yapılan kafes biçimindeki bölümü
- eyer kapatmak (veya kapamak)
eyeri atın sırtına koyup bağlamak
- eyer kaşı
Eyerlerin ön ve arka taraflarındaki çıkıntılı bölüm
- eyer kolanı
Eyeri atın sırtına bağlamak için kullanılan, deri veya keçi kılından örülmüş bağ
- eyer takımı
Eyer, dizgin, üzengi, başlık vb. parçaların hepsine verilen isim
- eyer vurmak
eyeri hayvanın sırtına koyup bağlamak
- eyerci
Eyer yapıp satan kimse
- eyercilik
Eyercinin yaptığı iş
- eyere de gelir semere de
"her işe yarar, her türlü işi görebilir" anlamında kullanılan bir söz
- eyeri boş kalmak
atın binicisi ölmek
- eyeri ters kapamak
binicisi ölen ata matem işareti olarak eyeri tersine koymak
- eyerleme
Eyerlemek işi
- eyerlemek
Eyeri atın sırtına koyup bağlamak, eyer vurmak
- eyerlenme
Eyerlenmek işi
- eyerlenmek
Eyer vurulmak
- eyerletme
Eyerletmek işi
- eyerletmek
Eyerleme işi yaptırılmak
- eyerleyiş
Eyerlemek işi
- eyerli
Eyer vurulmuş, sırtına eyer konulmuş (at)
- eyersiz
Eyer vurulmamış, sırtına eyer konulmamış (at)
- eylem
Eylemek işi; fiil
- eylem koymak
eylem yapmak
- eylem planı
Bir işin amacına uygun bir biçimde gerçekleştirilebilmesi veya bir durumun daha ileriye götürülebilmesi için yapılan düzenleme
- eylem yapmak
bir durumu değiştirme veya daha ileriye götürme yönünde harekette bulunmak
- eylemci
Eylem yapan ve eylemlere katkılan kişi
- eylemcilik
Eylemci olma durumu
- eylemde bulunmak
eylem yapmak
- eyleme
Eylemek işi
- eyleme geçmek
tasarlanan bir işi uygulamaya başlamak
- eylemek
Bir kişiden veya bir şeyden yoksun bırakmak
- eylemli
Eylem durumunda olan; fiilî
- eylemlilik
Eylemli olma durumu
- eylemsel
Eylem durumunda olan, eylemle ilgili
- eylemsiz
Eylemi olmayan
- eylemsizlik
Eylemsiz olma durumu
- eylemsizlik ilkesi
Bir kuvvet etki etmediği hâlde cismin durması veya düzgün doğrusal bir hareket yapması ilkesi
- eyleyebilme
Eyleyebilmek işi
- eyleyebilmek
Eyleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eylül
Yılın dokuzuncu ayı; ilkgüz
- Eynesil
Giresun iline bağlı ilçelerden biri
- eytam
Yetimler
- eytişimsel
Diyalektik ile ilgili
- eyvah
Beklenmedik, kötü, hoşa gitmeyen bir haber veya olay karşısında duyulan acınma, üzülme, telaş bildiren söz
- eyvahlar olsun
vah vah, pek yazık
- eyvallah
"Allah'a ısmarladık" anlamlarında kullanılan bir seslenme sözü
- eyvallah demek
hoş görerek kabul etmek veya edilmek
- eyvallah etmemek
birinden yardım istememek, gönül borcu olmamak, boyun eğmemek
- eyvallahı olmamak
kimseye gönül borcu, minneti olmamak
- eyvan
Genel olarak binaların ortasında bulunan ve iç avluya açılan, üstü çoğunlukla tonozla örtülü, üç tarafı kapalı, bir tarafı tamamen açık yer; ayvan
- eyyam
Günler
- eyyam ağası
Her durum ve zamanda fırsat kollayarak büyüklere yaranan kimse; eyyam efendisi, eyyam reisi
- eyyam görmek (veya sürmek)
iyi günler geçirmek, mutlu zamanlar yaşamak
- eyyam ola!
"havanın iyi olmasını dilerim" anlamında kullanılan bir söz
- eyyamcı
Gününü dilediğince geçiren, gününü gün eden kimse
- eyyamcılık
Eyyamcı olma durumu
- Eyyübiye
Şanlıurfa iline bağlı ilçelerden biri
- Eyüp sabrı
Hz. Eyüp’ün insanlara örnek olan acılara katlanma gücü
- Eyüpsultan
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri
- ez de suyunu iç
değersiz, yararsız şeyler için kullanılan bir söz
- eza cefa etmek
eziyet etmek
- eza duymak
üzüntü çekmek, üzülmek
- eza vermek
üzmek
- ezan
Müslümanlıkta namaz vaktini bildirmek için müezzinin yüksek sesle yaptığı çağrı
- ezan vakti
Ezan okunma zamanı; ezan saati
- ezani
Ezanla ilgili
- ezansız
Ezan okunmayan (yer)
- ezansızlık
Ezansız olma durumu
- ezber
Bir metni veya bir sözü eksiksiz tekrarlayabilecek biçimde akılda tutma
- ezber bozmak
birinin sahip olduğu düşüncenin yanlış olduğunu göstermek
- ezber etmek
ezberlemek
- ezber okumak
bir metni veya sözü herhangi bir yere bakmadan bellekte kalan biçimiyle söylemek
- ezberci
Dersini veya herhangi bir konuyu anlamadan kelime kelime belleğinde tutan kimse
- ezbercilik
Ezberci olma durumu
- ezberden
Ezberleyerek, ezberlemiş olarak
- ezberden okumak
daha önceden belleğine aldığı için herhangi bir yere bakmadan söylemek
- ezberden yapmak
bir yere bakmadan bellekte kalan biçimiyle yapmak
- ezbere
Ezberleyerek, bir yerden okumayarak, bir yere bakmayarak
- ezbere almak
dikkat etmeden satın almak
- ezbere anlatmak
okunan bir şeyi olduğu gibi, bozmadan anlatmak
- ezbere bilmek
bir yerin her yanını iyice bilmek
- ezbere iş görmek
incelemeden gelişigüzel yapmak
- ezbere konuşmak
bilmeden, aslını arayıp sormadan konuşmak
- ezbere yapmak
ezberden yapmak
- ezberinde olmak
aklında tutmuş olmak
- ezberleme
Ezberlemek işi; hıfız
- ezberlemek
Çok tekrar edilen bir şeyi iyice öğrenmiş olmak
- ezberlenme
Ezberlenmek işi
- ezberlenmek
Ezberleme işi yapılmak
- ezberletebilme
Ezberletebilmek işi
- ezberletebilmek
Ezberletme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ezberletme
Ezberletmek işi
- ezberletmek
Ezberlemesini sağlamak
- ezberlettirme
Ezberlettirmek işi
- ezberlettirmek
Ezberleme işi yaptırmak
- ezberleyebilme
Ezberleyebilmek işi
- ezberleyebilmek
Ezberleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ezberleyiş
Ezberlemek işi
- ezcümle
Özet olarak
- ezdirme
Ezdirmek işi
- ezdirmek
Ezme işini yaptırmak
- ezdirtme
Ezdirtmek işi
- ezdirtmek
Ezdirme işini yaptırmak
- ezebilme
Ezebilmek işi
- ezebilmek
Ezme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ezel
Başlangıcı belli olmayan zaman; öncesizlik
- ezel ebet
Ezelden ebede kadar
- ezelî rekabet
Kişi, kurum veya takımlar arasında süregelen çekişme
- ezelîlik
Ezelî olma durumu; ezeliyet
- ezercesine
Ezer bir biçimde
- ezgi
Belli kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi; ahenk, haz, nağme, melodi, şanson
- ezgilenme
Ezgilenmek durumu
- ezgilenmek
Ezgi özelliğini kazanmak
- ezgileşme
Ezgileşmek işi
- ezgileşmek
Ezgi durumuna gelmek
- ezgileştirme
Ezgileştirmek işi
- ezgileştirmek
Ezgi durumuna getirmek
- ezgili
Ezgisi olan; melodik
- ezgin
Paraca durumu bozuk olan (kimse)
- ezgince
Ezgin bir biçimde olan
- ezginlik
Ezgin olma durumu
- ezgisel
Ezgiye özgü
- ezgisellik
Ezgisel olma durumu
- ezgiç
Boyaları ezmeye yarayan demir veya porselen alet
- ezici
Ezme işini yapan (kimse veya şey)
- ezici çoğunluk
İnsan sayısı bakımından büyük üstünlük; kahir ekseriyet
- ezicilik
Ezici olma durumu
- ezik
Çarpma, dövülme vb. sebeplerle vücutta oluşan bere
- ezik büzük
Ezilmiş ve büzülmüş olan
- eziklik
Ezik olma durumu
- eziklik duymak
kendini mahcup hissetmek
- ezile büzüle
Utangaçlıkla, sıkılganlıkla
- ezilebilme
Ezilebilmek işi
- ezilebilmek
Ezilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ezilgen
Kolayca ezilip toz durumuna gelen
- ezilip büzülmek
güç bir duruma düşüp davranışlarıyla utandığını belli etmek
- eziliverme
Ezilivermek işi
- ezilivermek
Çabucak veya kısa sürede ezilmek
- eziliş
Ezilmek işi
- ezilme
Ezilmek işi
- ezilmeden yenilmek
başa baş bir karşılaşma çıkararak az farkla yenilmek
- ezilmek
Ezme işine konu olmak
- ezilmiş
Ezik duruma gelmiş
- ezilmişlik
Ezilmiş olma durumu
- ezimevi
Tohumların ezilip yağının çıkarıldığı yer
- Ezine
Çanakkale iline bağlı ilçelerden biri
- Ezine peyniri
Koyun, keçi ve inek sütlerinin mevsimine göre belirli oranlarda karıştırılmasıyla elde edilen, erime ve dağılmayı engellemek için yapımında deniz tuzu kullanılan, tam yağlı, beyaz peynir
- ezinti
Açlık etkisiyle midede duyulan tedirginlik
- ezip büzmek
tamamen değiştirerek kullanılmaz veya anlaşılmaz duruma getirmek
- eziverme
Ezivermek işi
- ezivermek
Çabucak veya kısa sürede ezmek
- eziyet
Yersiz ve gereksiz olarak çektirilen üzüntü, işkence, sıkıntı veya zorluk; üzgü, cevir, eza cefa, sıklet, ukubet
- eziyet etmek
sıkıntı vermek, canını yakmak
- eziyet vermek
zahmet çektirmek
- eziyet çekmek
zahmet ve sıkıntıya uğramak
- eziyetli
Eziyet çekerek yapılan; zahmetli
- eziyetsiz
Eziyet çekmeden yapılan; zahmetsiz
- ezme
Ezmek işi
- ezme boya
Yağ veya başka bir maddeyle ezilerek hamur durumuna getirilmiş boya
- ezmek
Üstüne basarak veya bir şey arasına sıkıştırarak yassılaştırmak, biçimini değiştirmek
- ezofori
İki gözde görme bozukluğu
- ezogelin çorbası
Et veya tavuk suyuna kırmızı mercimek, yağ, nane, karabiber, kırmızıbiber karıştırılarak pişirilen ve Anadolu'da yaygın olan bir çorba türü
- ezoterik sembol
Ezoterik örgütlerin kendi aralarında kullandıkları sembol
- ezoterik örgüt
Ezoterik anlayışı benimseyen örgüt
- ezoterik öğreti
Ezoterik anlayışı benimseyen öğreti
- eçhel
Çok cahil, çok bilgisiz
- eğdirebilme
Eğdirebilmek işi
- eğdirebilmek
Eğdirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eğdiriş
Eğdirme işi
- eğdirme
Eğdirmek işi
- eğdirmek
Eğme işini yaptırmak
- eğdirtme
Eğdirtmek işi
- eğdirtmek
Eğdirme işini yaptırmak
- eğe
Göğüs kafesini oluşturan, arkadan omurgaya, önden de göğüs kemiğine eklenen uzun, yassı ve eğri kemiklerden her biri; kaburga
- eğebilme
Eğebilmek işi
- eğebilmek
Eğme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eğeleme
Eğelemek işi
- eğelemek
Eğe ile düzleştirmek, aşındırmak
- eğelenme
Eğelenmek işi
- eğelenmek
Eğeleme işi yapılmak
- eğer
Şart anlamını güçlendirmek için şartlı cümlelerin başına getirilen bir söz; şayet
- eğik
Eğilmiş olan, dik veya düz olmayan
- eğik biçme
Ekseni tabanına dikey olmayan biçme
- eğik düzlem
Bir cismi yükseğe çıkarmak için gerekli gücü ayarlamada kullanılan eğik, düz yüzey
- eğik silindir
Ekseni tabanına dikey olmayan silindir
- eğik yazı
Üstten sağa doğru eğik olan basım harfi; yatık yazı, italik
- eğik çizgi
Düz olmayan çizgi
- eğiklik
Eğik olma durumu; eğim, yamukluk, meyil
- Eğil
Diyarbakır iline bağlı ilçelerden biri
- eğilebilme
Eğilebilmek işi
- eğilebilmek
Eğilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eğilen baş kesilmez
"kusurunu anlayıp özür dileyen kişi bağışlanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- eğilim
Eğilmek işi
- eğilimli
Eğilimi olan; meyyal, tandanslı
- eğilimlilik
Eğilimli olma durumu
- eğilimsiz
Eğilimi olmayan
- eğilimsizlik
Eğilimsiz olma durumu
- eğilinme
Eğilinmek işi
- eğilinmek
Eğilme işi yapılmak
- eğilip bükülmek
bir kimsenin karşısında sıkıntı, utanç vb. duygularını açığa vuracak hareketlerde bulunmak
- eğiliş
Eğilmek işi
- eğilme
Eğilmek işi
- eğilmek
Bir yana doğru eğik duruma gelmek
- eğim
Eğilmiş olma durumu
- eğimli
Eğimi olan; meyilli
- eğimlilik
Eğimli olma durumu
- eğimsiz
Eğimi olmayan
- eğimsizlik
Eğimsiz olma durumu
- eğimölçer
Bir yüzey, düzlem, yol veya cihazın yatay düzleme oranla eğimini ölçen araç; klinometre
- eğinik
Eğilmiş olan; eğik
- eğinme
Eğinmek durumu
- eğinmek
Gönül vermek
- eğinti
Eğelenen bir şeyden dökülen ince toz
- eğir
Arıların çıkardığı bir salgı türü
- eğir mumu
Kışın arıların kovan deliklerine sıvadıkları madde
- eğir otu
Dere ve durgun su kenarlarında yetişen, 50-125 santimetre yüksekliğinde, çok yıllık ve otsu bir bitki; eğir kökü (Acorus calamus)
- Eğirdir
Isparta iline bağlı ilçelerden biri
- eğirme
Eğirmek işi
- eğirmek
Yün, pamuk vb.ni iğ ile büküp iplik durumuna getirmek
- eğirmen
Elde yün eğirmeye yarayan, iki yassı ve silindirik bir çubuktan oluşan, üst ucu ip bağlamak için çentikli olan, döndürülerek bükülen iplerin çapraz şekilde sarılmasıyla yumak oluşturan, ağaçtan yapılmış araç; kirmen
- eğirtme
Eğirtmek işi
- eğirtmek
Eğirme işi yaptırmak
- eğitebilme
Eğitebilmek işi
- eğitebilmek
Eğitme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eğitici
Eğitimi sağlayan, eğitmeye elverişli veya eğiten değerleri bulunan; eğitsel
- eğitici etkinlik
Okul yöneticilerinin denetimi altında temizlik, çevre koruma, düşünce geliştirme gibi ders dışı yürütülen çalışma; eğitsel etkinlik
- eğitici film
Öğretime destek olmak amacıyla hazırlanmış belli konularda bilgi içeren film türü; eğitsel film
- eğitici oyun
Bireylerin zihinsel, toplumsal ve bedensel gelişmelerine katkı sağlamak amacıyla hazırlanmış, eğitici ve öğretici nitelik taşıyan tiyatro eseri; eğitsel oyun
- eğiticilik
Eğitici olma durumu
- eğitilebilme
Eğitilebilmek işi
- eğitilebilmek
Eğitilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eğitiliş
Eğitilmek işi
- eğitilme
Eğitilmek işi
- eğitilmek
Eğitme işine konu olmak
- eğitim
Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme; terbiye
- eğitim alanı
Günün belirli saatlerinde silah ve beden eğitimi yapılan yer; talimhane
- eğitim almak
belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetişmek
- eğitim ataşesi
Büyükelçiliklerde eğitim ve öğretim konularıyla ilgilenmek üzere görevlendirilen elçilik görevlisi
- eğitim bilimci
Eğitim bilimi ile uğraşan kimse; pedagog
- eğitim bilimi
Öğretim ve eğitimi kurallara bağlayan bilim kolu; eğitim, pedagoji
- eğitim bilimsel
Eğitim bilimi ile ilgili; pedagojik
- eğitim dönemi
Herhangi bir konuda bilgi ve becerileri geliştirmek için ayrılan süre
- eğitim enstitüsü
İlk ve orta dereceli okullara öğretmen yetiştirmek için kurulmuş yüksekokul
- eğitim kurumu
Öğrencilerin eğitim ve öğretimlerinin yapıldığı yer
- eğitim programı
Eğitimi düzenleyen ve yönlendiren sistem
- eğitim uçağı
Pilot, pilot adayı vb. hava personelinin uçuş eğitimi için tasarlanmış uçak
- eğitim vermek
belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetiştirmek
- eğitim yerleşkesi
Değişik tür ve derecedeki birden fazla okul ve kurumla bunlara bağlı pansiyon, yatakhane, yemekhane, kütüphane, spor alanları, rehberlik ve sağlık ünitesi, konferans salonu, çok amaçlı salon ve benzeri yerleri içerisinde bulunduran alan; eğitim kampüsü
- eğitim öğretim planlamacısı
Yükseköğretim kurumlarında eğitim ve öğretimin planlanmasıyla görevli öğretim yardımcısı
- eğitim öğretim yılı
Eğitim ve öğretimin başladığı tarihten sonraki eğitim ve öğretim yılının başladığı tarihe kadar geçen süre; öğretim yılı
- eğitimci
Eğitim işiyle uğraşan kimse; terbiyeci
- eğitimcilik
Eğitimci olma durumu; terbiyecilik
- eğitimli
Eğitim görmüş, eğitilmiş
- eğitimlilik
Eğitimli olma durumu
- eğitimsel
Eğitimle ilgili; terbiyevi, pedagojik
- eğitimsiz
Eğitim görmemiş, eğitilmemiş
- eğitimsizlik
Eğitimsiz olma durumu
- eğitiş
Eğitmek işi
- eğitme
Eğitmek işi; terbiye etme, oryantasyon
- eğitmek
Birinin akla uygun, fiziksel ve moral gelişmesi üzerine etki yaparak çeşitli davranış yatkınlıkları, bilgi ve görgü aşılayarak önceden tespit edilmiş amaçlara göre onun belirli bir yönde gelişmesini sağlamak; terbiyelemek, terbiye etmek
- eğitmen
Eğitim işiyle uğraşan kimse
- eğitmenlik
Eğitmenin işi
- eğitsel kol
Öğrencilerin çeşitli alanlarda kendilerini yetiştirmelerini amaç edinen çalışma kolu
- eğitsellik
Eğitsel olma durumu
- eğiç
Yemiş koparırken dalları eğerek çekmeye veya kovandan bal almaya yarayan araç
- eğiş
Eğmek işi
- eğlek
Sürünün yazın öğle sıcağında dinlendiği gölgelik
- eğleme
Eğlemek işi
- eğlence
Eğlenme işi; âlem, cümbüş, sefahat, zevk
- eğlenceli
Eğlendiren, hoşa giden; cümbüşlü
- eğlencelik
Şekerleme, badem, fıstık, kabak çekirdeği vb. şeyler
- eğlencesiz
Eğlencesi olmayan
- eğlencesizlik
Eğlencesiz olma durumu
- eğlendirebilme
Eğlendirebilmek işi
- eğlendirebilmek
Eğlendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eğlendiri
Gazino, bar vb. yerlerde müşterileri oyalamak, eğlendirmek amacıyla yapılan ilgi çekici gösteri; atraksiyon
- eğlendiriş
Eğlendirmek işi
- eğlendirme
Eğlendirmek işi
- eğlendirmek
Eğlenmesini sağlamak, eğlenmesine yol açmak
- eğlenebilme
Eğlenebilmek işi
- eğlenebilmek
Eğlenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eğlenilme
Eğlenilmek işi
- eğlenilmek
Eğlenme işi yapılmak
- eğleniş
Eğlenmek işi
- eğlenme
Eğlenmek işi
- eğlenmek
Neşeli, hoşça vakit geçirmek
- eğlenti
Neşeli ve hoşça vakit geçirilen toplantı
- eğleşme
Eğleşmek, oyalanmak işi; tevakkuf
- eğleşmek
Oyalanmak, eğlenmek; kalmak, tevakkuf etmek
- eğme
Eğmek işi
- eğmek
Düz olan bir şeyi eğik duruma getirmek
- eğmeç
Çay veya ırmağın kıvrım yaptığı yer
- eğmeçli
Eğmeci olan; kavisli, mukavves
- Eğmür
Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri
- eğrelti otu
Eğrelti otugillerden, kumlu yerlerde yetişen, 150 santimetre kadar yükselebilen, tıpta bağırsak kurtlarını düşürmek için kullanılan çok yıllık ve otsu bir bitki; aşkmerdiveni, eğrelti, fujer (Dryopteris filix-mas)
- eğrelti otugiller
Damarlı çiçeksizlerden, örneği eğrelti otu olan bir bitki topluluğu
- eğreti
Belirli bir süre sonra kaldırılacak olan, bir şeyin yerine geçici olarak kullanılan
- eğreti almak
ödünç almak
- eğreti ata binen tez iner
ödünç ata binen tez iner
- eğreti kuyruk tez kopar
"temeli olmayan işlere güvenilmez" anlamında kullanılan bir söz
- eğreti oturmak
çok kısa süre kalacakmış gibi bir yere ilişmek
- eğreti vermek
ödünç vermek
- eğretileme
Eğretilemek işi
- eğretilemek
Ödünç almak
- eğretilik
Eğreti olma durumu
- eğretiye almak
bir yapının alt bölümünü onarmak için üstünü destekler üzerinde durdurmak
- eğrez
Eğirdir Gölü'nde yaşayan bir balık
- eğri
Doğru veya düz olmayan, düzgünlüğünü yitirerek eğrilmiş, çarpık olan; münhani, doğru karşıtı
- eğri (veya eğri gözle) bakmak
birine içinden kötü düşünceler geçirerek bakmak
- eğri büğrü
Yer yer eğrilmiş ve bükülmüş olan; çarpık çurpuk, çarpuk çurpuk
- eğri büğrülük
Eğri büğrü olma durumu
- eğri gemi doğru sefer
"kullanılan araç yetersiz ancak yapılan iş isteğe uygun" anlamında kullanılan bir söz
- eğri oturup doğru konuşalım
"birisine karşı tutumumuz ne olursa olsun doğruyu söylemeliyiz" anlamında kullanılan bir söz
- eğri söz
Kötü söz
- eğri sözlü
Sözü kötü olan
- eğri sözlülük
Eğri sözlü olma durumu
- eğrice
Az eğri olan
- eğrili
Eğrisi olan
- eğrilik
Eğri olma durumu
- eğriliş
Eğrilmek işi
- eğrilme
Eğrilmek işi; inhina
- eğrilmek
Eğri duruma gelmek
- eğriltme
Eğriltmek işi; eğritmek
- eğriltmek
Eğri duruma getirmek; eğritmek
- eğrim
Eğri, dalgalı olan
- eğrisi doğrusuna gelmek
olmayacak gibi görünen bir iş, bir girişim, rastlantı sonucu olumlu bitmek
- eğrisiyle doğrusuyla
Her şeyiyle
- eğriye eğri doğruya doğru
"gerçek neyse aynen belirtilmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- eş
Birbirinin aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri
- eş anlam
Birbiriyle aynı veya yakın olan anlam
- eş anlamlı
Anlamları aynı veya birbirine çok yakın olan (kelimeler); anlamdaş, müradif, müteradif, sinonim
- eş anlamlılık
Eş anlamlı olma durumu; anlamdaşlık
- eş bacaklılar
Denizlerde, karalarda ve tatlı sularda, başka hayvanların asalağı, asalakların ara konakçısı veya özgür olarak yaşayan kabuklular takımı
- eş basınç
Hava basınçları eşit olan yeryüzü noktalarını birleştirdiği varsayılan eğri; izobar, izobar eğrisi
- eş basınçlı
Basıncı hep aynı kalan
- eş başkan
Bir kurul, toplantı veya kongrenin başkanlığını yapanlardan her biri
- eş başkanlık
Eş başkan olma durumu
- eş biçim
Başka bir şeyin biçim veya yapı bakımından aynısı olan şey; izomorf
- eş biçim birimi
Bir ek biçim biriminin farklı ses çevrelerinde büründüğü biçimlerden her biri; alomorf: -dır-/-dir-/-dur-/-dür-/-tır-/-tir/-tur-/-tür- vb
- eş biçimli
Biçim, yapı bakımından birbirinin benzeri veya aynısı olan; izomorfik
- eş biçimlilik
Benzer yapıda olan maddeler arasındaki billurlaşma benzerliği; izomorfizm
- eş cinsel
Duygusal veya cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyan kimse; homoseksüel
- eş cinsellik
Kendi cinsinden kimselerle cinsel ilişkide bulunma durumu; homoseksüellik
- eş deprem
Çeşitli yerlerde aynı hızla duyulmuş olan deprem
- eş değer
Değer yönünden birbirine eşit olan; muadil
- eş değerli
Değerleri eşit olan
- eş değerlik
Eş değer olma durumu; muadelet
- eş değerlilik
Eş değerli olma durumu
- eş dizim
Anlam ve söz dizimi bakımından aralarında yakın ilişki bulunan, belli bir kullanım sıklığına sahip iki veya daha çok dil biriminin oluşturduğu bağlamsal birliktelik
- eş dizimli
Anlam ve söz dizimi bakımından birbirleriyle ilişkili olup aynı dizimde yer alan (dil birimleri)
- eş dizimlilik
Anlam ve söz dizimi bakımından birbirleriyle yakından ilişkili, belli bir kullanım sıklığına sahip iki veya daha çok dil biriminin aynı dizimde kullanılması
- eş dost
Tanıdıklar
- eş eksenli
Eksen ölçüleri eşit olan (motor)
- eş eksenlilik
Eş eksenli olma durumu
- eş güdüm
Belli bir amaca ulaşmak için türlü işler arasında bağlantı, ilişki, düzen ve uyum sağlama; koordinasyon
- eş güdümcü
Türlü işler arasında düzen ve uyum sağlayan kimse; koordinatör
- eş güdümcülük
Eş güdümcünün yaptığı iş; koordinatörlük
- eş güdümleme
Eş güdümlemek işi
- eş güdümlemek
Belli bir amaca ulaşmak için türlü işler arasında bağlantı, ilişki, düzen ve uyum sağlamak
- eş güdümlü
Aralarında eş güdüm bulunan; koordine
- eş güdümlülük
Eş güdümlü olma durumu
- eş kanatlı
Kabuklu bitler, yaprak bitleri ve ağustos böcekleri gibi bitki sağlığı yönünden çok önemli familyaları içine alan, zarsı kanatları bir boyda, hortumlu böcekler takımının bir alt takımı
- eş merkezli
Merkezleri aynı olan (iki veya daha çok şekil)
- eş merkezlilik
Eş merkezli olma durumu
- eş sıcak
Sıcaklığı eşit olan (yeryüzü noktası); izoterm
- eş sıcak eğrisi
Sıcaklığın yeryüzünde veya bir bölgedeki dağılışını göstermek amacıyla düzenlenen haritalarda, eşit sıcaklıktaki yerleri birleştiren iç içe eğrilerden her biri; izoterm eğrisi
- eş tutmak
talimde veya oyunda ikişer olmak için arkadaş seçmek
- eş yapı
Bol yağmur yağan orman bölgelerinde büyüyen ağaçların gövdelerindeki bölümler arasında belirli yapısal özellik farklarının bulunmaması durumu
- eş yapım
İki tarafın ortak olarak oluşturduğu yapım
- eş yükselti
Yeryüzünde yüksekliği eşit olan noktalar; izohips
- eş yükselti eğrisi
Yeryüzündeki yükseklikleri gösteren haritalarda eşit yükseklikteki noktaları birleştiren çizgilerden her biri; izohips eğrisi
- eş zaman
Aynı zaman içinde hareket eden; eş sürem, senkron, asenkron karşıtı
- eş zamanlı
Başlamalarıyla bitmeleri arasında geçen zaman eşit olan (olaylar); eş anlı, eş süremli, senkronik
- eş zamanlı dil bilimi
Bir dilin zaman içindeki değişme ve gelişmesi sırasında, belirli bir dönemde ortaya çıkan olgularını inceleyen dil bilimi
- eş zamanlılık
Belli bir evrede görülen dil bilimi olgularının, olaylarının özelliği; eş anlılık, eş süremlilik, senkroni, senkronizm
- eş ölçüm
Noktalar arasındaki uzaklığı olduğu gibi koruyan noktasal dönüşüm; izometri
- eşantiyon
Bir malın niteliğini belirtmek, özelliklerini göstermek amacıyla parasız verilen veya gönderilen mal
- eşarp
Kadınların başlarına, boyunlarına bağladıkları değirmi ve uzun kumaş
- eşek
Atgillerden, uzun kulaklı binek ve hizmet hayvanı; merkep, karakaçan, uzun kulaklı (Equus asinus)
- eşek arısı
Zar kanatlılar takımından, zehirli iğnesi olan bir tür iri yaban arısı (Vespa crabro)
- eşek at olmaz, ciğer et olmaz
"soysuz kişi soylu olmaz, bayağı şey üstün nitelik kazanmaz" anlamında kullanılan bir söz
- eşek bile bir düştüğü yere bir daha düşmez
"aptal kişi bile başına gelen felaketten ders alır, o felakete yol açan şeylerden kendisini korur" anlamında kullanılan bir söz
- eşek cenneti
Ölüm sonrasındaki dünya
- eşek davası
Bir dik üçgende hipotenüsün karesinin dik kenarların kareleri toplamına eşit olduğunu kanıtlayan teorem
- eşek derisi gibi
derisi çok kalın
- eşek eşeği ödünç kaşır
"çıkarcı, başkasına yardım ederken ileride onun da kendisine yardım edeceğini düşünür" anlamında kullanılan bir söz
- eşek gibi
kaba, düşüncesiz
- eşek hoşaftan ne anlar (suyunu içer, tanesini bırakır)
"bilgisiz, görgüsüz kimse ince, güzel şeylerin zevkine varamaz, değerini ölçemez" anlamında kullanılan bir söz
- eşek inadı
Söylediğinden veya yaptığından dönmeme, çok direnme
- eşek kadar
büyük, iri, aşırı derecede gelişmiş
- eşek kocamakla tavla başı olmaz
"anlayışsız kişi ne kadar yaşlanırsa yaşlansın baş olacak bir olgunluğa ulaşamaz" anlamında kullanılan bir söz
- eşek kulağı kesilmekle küheylan olmaz
"aslında niteliksiz olan bir şeye ne yapılsa değişmez" anlamında kullanılan bir söz
- eşek kuyruğu gibi ne uzar ne kısalır
durumunda, çalışmasında hiçbir gelişme görülmeyen kimseler için kullanılan bir söz
- eşek marulu
Papatyagillerden, tek bir sapın üzerinden yayılan yaprakları soluk yeşil renkte, ufak çiçekli, A, B ve C vitaminleri ile kalsiyum, demir, fosfor gibi mineraller içeren, iki yıllık bir bitki (Sonchus arvensis)
- eşek maydanozu
Maydanozgillerden iki yıllık otsu bir bitki (Anthriscus silvestris)
- eşek sudan gelinceye kadar dövmek
adamakıllı dövmek
- eşek sıpası
Sövgü bildiren bir söz
- eşek çamura çökerse sahibinden gayretlisi olmaz
"bir kimsenin işi bozulduğunda, durumunu düzeltmek için en büyük çabayı kendisinin göstermesi gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- eşek şakası
Başka birine yapılan ağır şaka
- eşekbaşı
Yetkisi önemsenmeyen, gücünü gerektiği gibi göstermeyen kimse
- eşekleşme
Eşekleşmek durumu
- eşekleşmek
Çok anlayışsız ve kaba davranışlarda bulunmak
- eşeklik
Anlayışsızlık ve kaba davranış
- eşeklik etmek
anlayışsızlık etmek, kaba davranmak
- eşekoğlueşek
Kurnaz, işini bilen, düzenbaz, açıkgöz, uyanık kimse
- eşeksi
Eşeği andıran, eşeğe benzeyen, eşek gibi; eşeğimsi
- eşekten düşmüşe (veya düşmüş karpuza) dönmek
çok şaşırmak, donup kalmak
- eşekçe
Kaba bir biçimde olan
- eşekçi
Eşeklerle yük taşıyan veya insan gezdiren kimse; merkepçi
- eşekçilik
Eşekçinin yaptığı iş; merkepçilik
- eşelek
Elma, armut, ayva vb. meyvelerin yenmeyen iç bölümü
- eşeleme
Eşelemek işi
- eşelemek
Toprak, kül gibi toz durumunda bulunan şeyleri hafifçe kazıp karıştırmak
- eşelenme
Eşelenmek işi
- eşelenmek
Eşeleme işi yapılmak
- eşeletme
Eşeletmek işi
- eşeletmek
Eşelemesini sağlamak
- eşelettirme
Eşelettirmek işi
- eşelettirmek
Eşelemesini sağlamak
- eşelmobil
Üretilen mal değerlerinin iniş çıkışına göre tespit edilen ücret ödeme düzeni
- eşey
Bir organizmanın dişi veya erkek olarak sınıflandırılmasını sağlayan görev, yapı ve karakter topluluğu
- eşeyli
Erkek veya dişi eşeyden birine sahip olan, diğer eşey olmadan üreyemeyen cinsliği olan
- eşeyli üreme
İki bireyin bir araya gelmesini gerekli kılan ve gametlerin birbirleriyle döllenmesini sağlayan üreme biçimi
- eşeylilik
Eşeyli canlının durumu
- eşeysiz
Eşeyi olmayan; cinsliksiz
- eşeysiz üreme
Eşey hücreleri oluşturmaksızın, bölünme yoluyla çoğalma
- eşeğe altın semer vursalar yine eşektir
"insanlık değerinden yoksun kişi, kılık kıyafetle, makam ve mevkiyle değer kazanmaz" anlamında kullanılan bir söz
- eşeğe cilve yap demişler, çifte atmış
"kaba ve ahmak kişinin hoşa gitsin diye söylediği sözler ve yaptığı işler, kaba ve incitici olur" anlamında kullanılan bir söz
- eşeğe gücü yetmeyip semerini dövmek
güçlü birine kızıp da ondan alamadığı hıncını çevresindekilerden çıkarmak
- eşeği dama çıkaran yine kendi indirir
"yanlış yapan kimse, yanlışı yine kendisi düzeltir" anlamında kullanılan bir söz
- eşeği düğüne çağırmışlar, "ya su lazımdır ya odun" demiş
bir işi yapmamak için bahane bulmayı anlatan bir söz
- eşeği sahibinin dediği yere bağla da varsın kurt yesin
"sana emanet edilen bir işi sahibinin isteğine uygun olarak yap, kötü bir sonuç ortaya çıkarsa sen sorumlu olmazsın" anlamında kullanılan bir söz
- eşeği yoldan çıkaran sıpanın oynaması
"çocuklarının düzensiz davranışı, anne babayı rahatsız eder" anlamında kullanılan bir söz
- eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek (veya koymak)
bir şeyi birinin aklına getirmek
- eşeğin kuyruğu gibi
her zaman aynı durumda kalan, hiç değişikliğe uğramayan
- eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme; kimi uzun der, kimi kısa
"kimseyi ilgilendirmeyen işleri kendi kendine karar verip yapmalısın" anlamında kullanılan bir söz
- eşeğin ölümü köpeğe ziyafettir (veya düğündür)
"bir kişinin uğradığı zarar kimi zaman bir başkası için çıkar kaynağı olur" anlamında kullanılan bir söz
- eşeğini sağlam kazığa bağlamak
işini güven altına almak
- eşhas
Kişiler
- eşi benzeri (veya manendi veya menendi) olmamak (veya bulunmamak veya yok)
benzeri olmamak
- eşik
Kapı boşluğunun alt yanında bulunan alçak basamak; asitane
- eşik (veya eşiğini) atlamak
herhangi bir konuyu doyasıya yaşayarak belli bir olgunluğa ulaşmak
- eşik (veya eşiğini) aşındırmak
işini yaptırmak için bir yere çok gidip gelmek
- eşilme
Eşilmek işi
- eşilmek
Eşme işine konu olmak
- eşinme
Eşinmek işi
- eşinmek
Hayvan, ayağıyla yeri kazmak
- eşit
Yapı, değer, boyut, nicelik ve nitelik bakımından birbirinden ne artık ne eksik olan (iki veya daha çok şey); müsavi
- eşit tutmak
ayrım yapmamak, bir saymak
- eşit çenetli
İki çenedi birbirine eşit olan (yumuşakça)
- eşitleme
Eşitlemek işi
- eşitlemek
Eşit duruma getirmek
- eşitleniş
Eşitlenmek işi
- eşitlenme
Eşitlenmek işi
- eşitlenmek
Birbiriyle eşit duruma gelmek
- eşitleyebilme
Eşitleyebilmek işi
- eşitleyebilmek
Eşitleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eşitleşme
Eşitleşmek işi
- eşitleşmek
Eşit duruma gelmek
- eşitleştirme
Eşitleştirmek işi
- eşitleştirmek
Eşit duruma getirmek
- eşitlik
İki veya daha çok şeyin eşit olması durumu; müsavilik, uygunluk, müsavat, muadelet
- eşitlik derecesi
Kavramların gibi, kadar edatları veya -ca eki kullanılarak eşit ölçüde olduklarının gösterilmesi: Ahmet kadar Ali de çalıştı. Öğrenciler arı gibi çalışıyor. Çocukça davranmayın
- eşitlik durumu
Ad soylu sözlerde eşitlik veya benzerlik bildiren, gibi, kadar edatları veya -ca eki ile kurulan durum; eşitlik hâli
- eşitlik eki
Kelimeye “gibi, göre” anlamları katan -ca eki: bence (ben-ce)
- eşitsiz
Eşit olmayan; müsavatsız
- eşitsizlik
İki veya daha çok şeyin eşit olmaması durumu; müsavatsızlık
- eşitçi
Eşitçilik yanlısı olan; müsavatçı
- eşitçilik
İnsanların özellikle hukuk, siyaset ve ekonomi bakımlarından eşitliğini isteyen öğretilerin genel adı; müsavatçılık
- eşiverme
Eşivermek işi
- eşivermek
Çabucak veya ansızın eşmek
- eşiğine yüz sürmek
bir dilekte bulunmak için bir kişiye yalvarmaya gitmek
- eşkenar
Kenarları eşit olan
- eşkenar dörtgen
Dört kenarı da birbirine eşit olan dörtgen; main
- eşkenar üçgen
Üç kenarı da birbirine eşit olan üçgen
- eşkin
Atın dörtnal ile tırıs arasındaki hızlı yürüyüşü
- eşkinci
Savaşa giden eyalet askeri
- eşkincilik
Eşkinci olma durumu
- eşkinli
Hızlı ve düzenli giden (at)
- eşkinsiz
Hızlı ve düzenli gitmeyen (at)
- eşkâl
Dıştan görünüş
- eşkıya
Dağda, kırda yol kesen hırsızlar, haydutlar
- eşkıya gibi
yüzü, bakışları ve kılığı korkunç olan
- eşkıyaca
Eşkıyaya yakışır
- eşkıyalık
Eşkıya olma durumu
- eşkıyalık etmek
eşkıyaya yaraşır biçimde davranmak
- eşleme
Eşlemek işi; bağlaşım
- eşlemek
Benzer iki şeyi bir araya getirmek
- eşlemeli
Eşlemesi yapılmış (film)
- eşlemesiz
Görüntü ve ses kuşakları veya ses kuşakları arasında eşleme bulunmayan (film)
- eşlenik
Herhangi bir biçimde birbiriyle oranlı bulunan (nokta, çizgi, sayı)
- eşlenme
Eşlenmek işi
- eşlenmek
Eşleme işine konu olmak
- eşleşebilme
Eşleşebilmek işi
- eşleşebilmek
Eşleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eşleşme
Eşleşmek işi
- eşleşmek
Birbiriyle eş olmak, eş tutmak
- eşleştirebilme
Eşleştirebilmek işi
- eşleştirebilmek
Eşleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- eşleştirme
Eşleştirmek işi
- eşleştirmek
Eşleşmesini sağlamak
- eşli
Eşi olan
- eşlik
Eş olma durumu
- eşlik etmek
bir solist, bir çalgı veya orkestra ile birlikte müzik icra etmek, refakat etmek
- eşlikçi
Eşlik eden
- eşlikçilik
Eşlikçi olma durumu
- eşlilik
Eşli olma durumu
- Eşme
Uşak iline bağlı ilçelerden biri
- eşme
Eşmek işi
- eşmek
Toprağı veya toprak gibi yumuşak bir şeyi biraz kazmak
- eşofman
Genellikle spor çalışmalarında giyilen, pamuklu veya sentetik kumaştan, iki parçalı giysi
- eşraf
Bir yerin zenginleri, sözü geçenler, ileri gelenler
- eşraflık
Eşraf olma durumu
- eşref
Çok onurlu, çok şerefli
- eşref saati
Bir işin olumlu yola girmesi için en uygun zaman
- eşreflik
Eşref olma durumu
- eşsiz
Eşi benzeri olmayan veya eşi benzeri görülmemiş olan; bulunmaz, yekta
- eşsizlik
Eşsiz olma durumu
- eştirme
Eştirmek işi
- eştirmek
Eşmesini sağlamak
- eşya
Türlü amaçlarla kullanılan, insan yapısı, taşınabilir cansız nesneler; pılı pırtı, yük
- eşyalı
Eşyası olan
- eşyasız
Eşyası olmayan
- eşyasızlık
Eşyasız olma durumu