Back to word index

Words starting with Z

913 dictionary entries are listed for Z.

More frequently visited entries for this letter.

  • zuhuri kolu

    Orta oyunu kollarından ikinci olan oyuncu topluluğu

  • zır zır

    Bıktırıcı ve sürekli bir ses çıkararak

  • zıp zıp

    "Çok sevinmek" anlamındaki zıp zıp zıplamak deyiminde geçen bir söz

  • zeveban etmek

    ergimek

  • zihin açıklığı

    Doğru düşünme gücü; zihin berraklığı

  • zapturapt altına almak

    düzeni ve disiplini sağlamak

  • zarf-fiil

    Fiilden -a, -arak, -dıkça, -ınca, -ıp, -madan vb. eklerle yapılan, zarf olarak kullanılan kelime; ulaç, bağ-fiil, sıla sigası: Koşarak geldi. Düşünmeden söyledi. Siz gelmeyince gittik

  • zırhlı yayın

    Kemikli balıklar takımının yayın balığıgiller familyasından bir tür balık; zırhlı balık

  • zenci

    Siyah ırktan olan kimse; siyahi, siyah adam, Arap

  • zümre edebiyatı

    Belli bir sınıfa veya zümreye hitap eden edebiyat

  • zan altında bulunmak

    bir şeyle suçlanmak, sanık durumunda olmak

  • zarf-fiil grubu

    Birden fazla kelimeden oluşan zarf-fiil

  • zorunlu eğitim

    Yasaların zorunlu kıldığı eğitim

  • zelve

    Çift öküzünün boyunduruktan çıkmaması için boynunun iki yanından boyunduruğa, aşağıya doğru geçirilen çubuk

  • zincir vurmak

    elini ayağını bağlamak

  • zannına düşmek

    sanmak

  • zart zurt etmek

    yüksekten atıp tutarak çıkışmak, kaba kuvvet gösterisinde bulunmak

  • zenci yüzü yıkamakla ağarmaz

    “bir şeyin aslını değiştirmek mümkün değildir” anlamında kullanılan bir söz

  • zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır

    "zengin, para gücüyle güçlükleri yenerken yoksul, parasızlık yüzünden en kolay işi bile başaramaz" anlamında kullanılan bir söz

  • zihin jimnastiği

    Bazı zihinsel yetileri çevikleştirmek için yapılan alıştırmaların tümü; beyin jimnastiği

  • zorba

    Gücüne güvenerek hükmü altında bulunanlara söz hakkı ve davranış özgürlüğü tanımayan (kimse); kefenci, müstebit, mütegallibe, despot (I), diktatör

  • zorlayıcı

    Zorlayan; mücbir

  • zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına

    "rastgele yapılan plansız işlerde yöntem, kural aranmaz" anlamında kullanılan bir söz

  • zırhlı birlik

    Hareket yeteneği yüksek, ateş gücüne sahip, zırhla korunan savaş araçlarıyla donatılmış silahlı kara kuvveti; zırhlı güç, zırhlı kuvvet

  • zaman bilimi

    Tarihsel olayların zamanını inceleme bilimi; kronoloji

  • zampara

    Sürekli kadın peşinde koşan, kadınlara düşkün (erkek); kadıncıl, keskin, zendost

  • zararı yok

    özür dileyenlere karşılık olarak bağışlandığını, olayın pek önemli olmadığını bildirmek için söylenen bir söz

  • zaç

    Kükürtle demir bileşimlerinden biri

  • zombi

    Uykusuzluktan, yorgunluktan serseme dönmüş kimse

  • zonal toprak

    Herhangi bir bölgede etkili olan iklim şartları ve bitki örtüsü özelliklerine göre oluşmuş toprak

  • zor

    Sıkıntı veya güçlükle yapılan; güç (II), yaş (II), müşkül, kolay karşıtı

  • zorla

    Zor kullanarak; cebren, zecren, metazori

  • zıpçıktı

    Görgüsüz, fırsatçı kimse

  • zabıt kâtipliği

    Zabit kâtibinin işi

  • zar almak

    oyunu kazanmak

  • zar kanatlılar

    Arı, karınca vb. eklem bacaklıları içine alan, kanatları zar gibi saydam ve az damarlı olan hayvanlar takımı

Z index

913 word links are rendered on the server.

  • z kuşağı

    2000 yılında ve sonrasında doğanlar için kullanılan bir söz

  • z raporu

    Bir ticari işletmede gün sonunda yazar kasadan alınan, günlük satışları ve bu satışlara ilişkin KDV tutarlarını gösteren belge

  • z, Z

    Türk alfabesinin yirmi dokuzuncu sırasında yer alan ve ze adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından yumuşak, diş eti sızıcısını gösterir

  • zaaf

    İrade zayıflığı

  • zaaf duymak

    bir şeye karşı zayıflık hissetmek

  • zaaf göstermek

    zayıflığı, yeteneksizliği ortaya çıkmak

  • zaafa düşmek

    zaafa kapılmak

  • zaafa kapılmak

    direnme gücü gösterememek

  • zaafa uğramak

    eksikliği, yetersizliği belli olmak

  • zabit

    Rütbesi teğmenden binbaşıya kadar olan subay

  • zabitan

    Subaylar

  • zabitlik

    Zabit olma durumu

  • zabıt kâtibi

    Adliyelerde yazı işlerinden sorumlu memur

  • zabıt kâtipliği

    Zabit kâtibinin işi

  • zabıt tutmak

    tutanak düzenlemek

  • zabıta

    Belediye hizmetlerinin güvenliğini sağlamakla görevli yönetim

  • zade

    Doğmuş

  • zadegân

    Soylular

  • zafer

    Savaşta kazanılan başarı; utku

  • Zafer Bayramı

    30 Ağustos 1922'de kazanılan büyük zaferi kutlamak üzere yasayla kabul edilmiş olan resmî bayram

  • zafer takı

    Avrupa’da kahraman hükümdarların veya büyük zaferlerin anısına yapılmış, altından geçilebilen, görkemli, bir veya birkaç kemerden oluşan yapı; takızafer

  • zafiyet geçirmek

    zayıflayıp iyice kuvvetten düşmek

  • zahire

    Gerektiğinde kullanılmak için saklanan tahıl; aşlık

  • zahirî

    Görünen, görünürdeki

  • zahit

    Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren, dünya işlerine önem vermeyen (kimse)

  • zahitlik

    Zahit olma durumu

  • zahme

    Kudüm çalmakta kullanılan ucu topuzlu uzun değnek

  • zahmet etmek

    biri için yorulmak veya masrafa girmek

  • zahmet olmak

    yapılan bir işten sıkıntı, yorgunluk duymak

  • zahmet olmazsa

    “size zor gelmezse, lütfen” anlamlarında kullanılan bir nezaket sözü

  • zahmet vermek

    sıkıntı vermek

  • zahmet çekmek

    güçlükle karşılaşmak, sıkıntıya katlanmak

  • zahmete girmek (veya katlanmak)

    Sıkıntı çekmek, sıkıntıya girmek

  • zahmete sokmak

    birine yorgunluk vermek veya masraf ettirmek

  • zahmetine (veya zahmete) değmek

    verilen emeği karşılamak

  • zahmetli

    Sıkıntı veren

  • zahmetlilik

    Zahmetli olma durumu

  • zahmetsiz

    Sıkıntı çekmeden, güçlükle karşılaşmadan

  • zahmetsiz rahmet olmaz

    "sıkıntı, güçlük çekmeden iyi ve güzel işler başarılamaz" anlamında kullanılan bir söz

  • zahmetsizce

    Zahmetsiz bir biçimde, kolay bir biçimde

  • zahmetsizlik

    Zahmetsiz olma durumu

  • zahter

    Bir çeşit kekik (Thymus longicaulis)

  • zahîr

    Yardım eden, destekleyen, arka çıkan

  • zail

    Yok olan, ortadan kalkan

  • zail olmak

    yok olmak, ortadan kalkmak

  • zait

    Çoğaltan, artıran

  • zakkum

    Zakkumgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, çiçekleri beyaz veya pembe renkli, kışın yapraklarını dökmeyen zehirli bir ağaççık; ağı ağacı, ağı çiçeği (Nerium oleander)

  • zakkumgiller

    İki çeneklilerden, zakkum, Cezayir menekşesi vb. türleri içine alan familya

  • zakkumlaşma

    Zakkumlaşmak durumu

  • zakkumlaşmak

    Çok acı bir duruma gelmek

  • zakkumlu

    Zakkumun zehri bulaşmış

  • zalim

    Acımasız ve haksız davranan, zulmeden

  • zalimce

    (zali'mce)

  • zalimleşebilme

    Zalimleşebilmek durumu

  • zalimleşebilmek

    Zalim duruma gelme imkân ve ihtimali bulunmak

  • zalimleşme

    Zalimleşmek durumu

  • zalimleşmek

    Zalim duruma gelmek, acımasız olmak

  • zalimlik

    Zalim olma durumu

  • zam

    Bir şeyin fiyatını artırma; bindirim

  • zam gelmek

    fiyatı artmak

  • zam görmek

    fiyatı artmak

  • zam paketi

    Çeşitli tüketim mallarına veya ücretlere toplu olarak yapılan zam

  • zam yapmak

    söz konusu fiyatı artırmak

  • zaman

    Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre; hengâm, vakit

  • zaman almak

    sürmek, devam edip zamanı geçirmek

  • zaman ayarlı

    Belirli bir ana ayarlanmış olan

  • zaman bilimi

    Tarihsel olayların zamanını inceleme bilimi; kronoloji

  • zaman bilimsel

    Zaman bilimi ile ilgili olan; kronolojik

  • zaman birimi

    Tekrarlanan gök olaylarına dayanılarak seçilen zaman aralığı

  • zaman bırakmak

    bir iş için süre ayırmak

  • zaman dizini

    Tarihsel olayların zaman bakımından sırası; kronoloji

  • zaman dizinsel

    Zaman dizinle ilgili olan; kronolojik

  • zaman dışı

    Zamanın dışında gerçekleşmiş olan

  • zaman dışılık

    Zaman dışı olma durumu

  • zaman eki

    Fiillerden hemen sonra getirilen ve zaman kavramı bildiren ek: gel-ir-im, sev-iyor, git-ti, piş-miş; çalış-acak-tı-m vb

  • zaman geçirmek

    oyalanmak

  • zaman ile yarışmak

    hızlı hareket etmek

  • zaman kazanmak

    vakit kazanmak

  • zaman kollamak

    bir işin sırasını beklemek

  • zaman tanımak

    bir iş için yeterli süreyi vermek

  • zaman tüneli

    Bilim kurguda değişik zamanlar arasında geçişin sağlandığına inanılan yer

  • zaman vermek

    bir iş için belli bir süre ayırmak

  • zaman zarfı

    Yüklemin anlamını zaman ilgisiyle belirleyen veya sınırlayan zarf; zaman belirteci: Yarın yazacağım. Şimdi geliyorum. Sabahleyin vereceksiniz

  • zaman zarfında

    Belirli bir süre içerisinde

  • zaman çizelgesi

    Olay, iş vb.nin listesini zaman sırasına göre gösteren tablo

  • zaman öldürmek

    boş şeylerle vakit geçirmek

  • zamana uymak

    davranışlarını içinde bulunulan günün şartlarına uydurmak

  • zamandaş

    Aynı zamanda yapılanlardan veya gerçekleşenlerden her biri

  • zamandaşlık

    Zamandaş olma durumu

  • zamane

    İçinde bulunulan zaman, dönem

  • zamane çocuğu

    Çokbilmiş, akıllı çocuk

  • zamanla

    Aradan süre geçtikçe, giderek

  • zamanlama

    Zamanlamak işi

  • zamanlamak

    Bir konuda en iyi sonucu almak için en iyi, en uygun süreyi belirlemek

  • zamanlayabilme

    Zamanlayabilmek işi

  • zamanlayabilmek

    Zamanlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • zamanlı

    Zamanı olan

  • zamansız

    Uygun olmayan bir zamanda yapılan, vakitsiz

  • zamansızlık

    Zamansız olma durumu

  • zamanı (veya zamanını) geçirmek

    bir işin yapılması için tanınan süreyi doldurmak

  • zamanı avlamak

    uygun zamanı bulmak

  • zamanı dolmak

    bir iş için ayrılan süre sona ermek

  • zamanı geçmek

    o şey artık gerekli ve yerinde olmaktan çıkmak

  • zamanında

    Tam vaktinde

  • zambak

    Zambakgillerden, 90-100 santimetre yüksekliğinde, güzel ve iri çiçeği diş ve yüz şişlerinin tedavisinde kullanılan, çok yıllık bir süs bitkisi; ak zambak, top zambak (Lilium candidum)

  • zambakgiller

    Bir çeneklilerden, çiğdem, lale, soğan, pırasa, zambak vb. bitkileri içine alan familya

  • Zambiyalı

    Zambiya’da yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse

  • zambırından geçilmemek

    çalımından geçilmemek

  • zamir

    Kişi, dönüşlülük, gösterme, soru ve belirsizlik anlamı vererek adların yerini tutan söz; adıl: ben, sen, o, biz, siz, onlar, kendim, kendin, kendi, kendimiz, kendiniz, bu, şu, o, kim, ne, biri

  • zamk

    Akasya, kitre, sütleğen vb. ağaçların kabuklarından sızarak donan, eriyiği yapıştırıcı olarak kullanılan, renksiz veya sarı kırmızımtırak renkte biçimsiz madde

  • zamk ağacı

    Akasya, mimoza gibi zamk veya reçineli zamka benzer maddeler veren okaliptus; zamk akasyası

  • zamk hastalığı

    Ağacın veya bitkinin aşırı miktarda zamk salgılaması sonucu ortaya çıkan hastalık

  • zamkinos

    Kaçıp savuşma

  • zamkinos etmek

    kaçmak, savuşmak

  • zamklama

    Zamklamak işi

  • zamklamak

    Zamk sürmek

  • zamklanma

    Zamklanmak işi

  • zamklanmak

    Zamklama işine konu olmak

  • zamklı

    Üstüne zamk sürülmüş

  • zamklı kâğıt

    Bir tarafı yapıştırılmak amacıyla zamklanmış kâğıt

  • zamlanma

    Zamlanmak işi

  • zamlanmak

    Fiyatı yükselmek

  • zamlı

    Fiyatı arttırılmış; bindirimli

  • zampara

    Sürekli kadın peşinde koşan, kadınlara düşkün (erkek); kadıncıl, keskin, zendost

  • zamparalık

    Zampara olma durumu; zendostluk

  • zamparalık etmek

    çapkınlık etmek, kadın peşinde koşmak

  • zamsız

    Fiyatı arttırılmamış; bindirimsiz

  • zamsızlık

    Zamsız olma durumu

  • zan altında bulunmak

    bir şeyle suçlanmak, sanık durumunda olmak

  • zanaat

    İnsanların maddeye dayanan gereksinimlerini karşılamak için yapılan, öğrenimle birlikte deneyim, beceri ve ustalık gerektiren iş; sınaat, sanat

  • zanaatçı

    Belli bir zanaatla uğraşan, bir zanaatı meslek edinen emekçi; zanaatkâr, artizan

  • zanaatçılık

    Zanaatçı olma durumu; zanaatkârlık

  • zangoç

    Kilisenin işlerini yapan ve çan çalan kimse

  • zangoçluk

    Zangocun yaptığı iş

  • zangır zangır

    "Aşırı bir biçimde titremek" anlamındaki zangır zangır titremek deyiminde geçen bir söz; zıngır zıngır, zıngıl zıngıl

  • zangırdama

    Zangırdamak işi; zıngıldama, zıngırdama

  • zangırdamak

    Güçlü bir ses çıkararak titremek veya sallanmak; zıngıldamak, zıngırdamak

  • zangırdatma

    Zangırdatmak işi; zıngırdatma

  • zangırdatmak

    Zangırdamasına yol açmak; zıngırdatmak

  • zangırtı

    Güçlü titremeyle oluşan sesin adı

  • zanka

    İki atlı kızak

  • zanlılık

    Zanlı olma durumu

  • zannına düşmek

    sanmak

  • zapt

    Zor kullanarak ele geçirme

  • zapt etmek

    zorla almak

  • zapt olunmak

    ele geçirilmek

  • zaptiye

    Osmanlı Devleti'nde toplum güvenliğini sağlamakla görevli askerî polis kuruluşu

  • zapturapt altına almak

    düzeni ve disiplini sağlamak

  • zar

    İnce perde veya örtü

  • zar almak

    oyunu kazanmak

  • zar atmak

    oyunda zarı hızla yuvarlamak

  • zar gelmek

    şansı iyi olmak

  • zar gibi

    çok ince, saydam

  • zar kanatlılar

    Arı, karınca vb. eklem bacaklıları içine alan, kanatları zar gibi saydam ve az damarlı olan hayvanlar takımı

  • zar kesmek

    zarını bozmak

  • zar tutmak

    istediği sayıyı getirmek için zarı, atmadan önce parmaklar arasında düzene sokmak

  • zar zor

    Güçlükle, zoru zoruna

  • Zara

    Sivas iline bağlı ilçelerden biri

  • zarar

    Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç; dokunca, ziyan, mazarrat, götürü, hüsran, muhatara

  • zarar etmek

    maddi ve manevi bakımdan kayba uğramak

  • zarar gelmek

    kötülük gelmek

  • zarar görmek

    kötü sonuca uğramak

  • zarar vermek

    kötülük etmek

  • zarar çekmek

    zarara uğramak

  • zarara sokmak

    zarar vermek

  • zarara uğramak

    kötü bir durumla karşılaşmak

  • zararda olmak

    alışverişte kâr elde edememek

  • zararlı

    Zarar veren, zararı dokunan; dokuncalı, muzır

  • zararlı çıkmak

    bir işin sonunda değerli sayılan bazı şeyleri yitirmek

  • zararlıkıran

    Bitkilerin sağlıklı biçimde gelişmelerini engelleyen böcek, kurt vb. canlıları yok eden tarım ilacı

  • zararlılar

    Bitkilerin sağlıklı biçimde gelişmelerini engelleyen böcek, kurt vb. canlılara verilen genel ad

  • zararlılık

    Zararlı olma durumu

  • zararsız

    Zarar vermeyen, zararı dokunmayan; dokuncasız, ziyansız

  • zararsızca

    Zararsız bir biçimde

  • zararsızlık

    Zararsız olma durumu

  • zararı dokunmak

    kötülüğe uğratmak

  • zararı olmamak

    kötülüğe yol açmamak

  • zararı yok

    özür dileyenlere karşılık olarak bağışlandığını, olayın pek önemli olmadığını bildirmek için söylenen bir söz

  • zararına

    Zarar ederek

  • zarcı

    Zar oyunu oynayan kimse

  • zarf

    İçine mektup veya başka kâğıtlar konulan kâğıttan kese

  • zarf atmak

    dolandırıcı zarf vb. kullanarak bir tür para sızdırmak veya çarpmak

  • zarf tümleci

    Yüklemin anlamını zaman, durum, sebep, ölçü, araç, şart, yer, yön vb. bakımlardan belirleyen veya sınırlayan tümleç

  • zarf-fiil

    Fiilden -a, -arak, -dıkça, -ınca, -ıp, -madan vb. eklerle yapılan, zarf olarak kullanılan kelime; ulaç, bağ-fiil, sıla sigası: Koşarak geldi. Düşünmeden söyledi. Siz gelmeyince gittik

  • zarf-fiil grubu

    Birden fazla kelimeden oluşan zarf-fiil

  • zarflama

    Zarflamak işi

  • zarflamak

    Zarf içine koymak

  • zarflanma

    Zarflanmak durumu

  • zarflanmak

    Zarf içine konulmak

  • zarflı

    Zarfı olan

  • zarfsız

    Zarfı olmayan

  • zarfçı

    Tenha bir yolda yere içi doluymuş gibi görünen zarf veya cüzdan bırakan, sonra da bunları bulup alan kimseyi suçlayarak, tehdit ederek para sızdıran dolandırıcı; papelci

  • zarfçılık

    Zarfçının yaptığı iş; papelcilik

  • zarfında

    Belli bir sürede, belli bir süre içinde

  • zargana

    Uskumrumsugillerden, 40-60 santimetre boyunda, vücudu silindir biçiminde, gaga gibi ince, uzun, sivri ağızlı bir balık (Belone belone)

  • zari zari

    İnleyerek

  • zarif

    Çekicilik, biçim, görünüş, durum, konuşma ve davranışlarıyla hoşa giden, beğenilen; zarafetli

  • zarifane

    Zarife yakışır

  • zariflik

    Zarif davranış veya zarif olma durumu; zarafet

  • zarifçe

    Zarife yakışır bir biçimde; zarifane

  • zarsı

    Zarı andıran, zara benzeyen, zar gibi; zarımsı

  • zart zurt

    Kendini önemli kişi olarak göstermek için yüksekten atıp tutarak çıkışma, kaba kuvvet gösterisi

  • zart zurt etmek

    yüksekten atıp tutarak çıkışmak, kaba kuvvet gösterisinde bulunmak

  • zartayı çekmek

    ölmek

  • zaruret

    Sıkıntı, yoksulluk içinde olma

  • zarılanma

    Zarılanmak işi

  • zarılanmak

    İçli içli ağlamak

  • zarını bozmak

    tavla oyununda oyuncu, yenilmesini yanına oturan kimseden bilmek

  • zaten

    Doğrusu, doğrusunu isterseniz; esasen, zati

  • zatülcenp

    Göğüs sancısı, ateş, titreme, öksürük vb. belirtilerle ortaya çıkan akciğer zarı yangısı; satlıcan

  • zatürre

    Ateş, öksürük ve balgamla beliren, tehlikeli bir akciğer hastalığı; batar

  • zatıalileri

    "Saygın bir kişi olan siz" anlamında kullanılan bir söz

  • zatıaliniz

    "Saygın bir kişi olan siz" anlamında kullanılan bir söz

  • zavallı

    Acınacak kadar kötü durumda bulunan; biçare, fukara

  • zavallılık

    Zavallı olma durumu; biçarelik, fukaralık

  • zaviye

    Küçük tekke

  • zayi

    Kaybolma, yitme

  • zayi etmek

    yitirmek, kaybetmek

  • zayi olmak

    yitmek, kaybolmak

  • zayiat

    Yitikler, kayıplar

  • zayiat vermek

    kayba uğramak, zarar ziyan görmek

  • zayiçe

    Yıldızların, belli bir zamandaki yerlerini, durumlarını gösteren çizelge

  • zayiçesine bakmak

    bir inanışa göre, yıldızlara bakarak birinin gelecekteki talihini anlamak

  • zayıf

    Eti, yağı az olan, şişman olmayan (insan veya hayvan); arık (II), ince, kavruk, nahif

  • zayıf düşmek

    zayıflamak

  • zayıf nahif

    Çok zayıf

  • zayıf sesli

    Sesi pek duyulmayan

  • zayıf yerinden (veya noktasından veya damarından) yakalamak

    güçsüz, eksik ve yanlış bir tutum ve davranışı yüzünden zor durumda bırakmak

  • zayıflama

    Zayıflamak işi

  • zayıflamak

    Zayıf duruma gelmek; incelmek, telesimek

  • zayıflatabilme

    Zayıflatabilmek işi

  • zayıflatabilmek

    Zayıflatma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • zayıflatma

    Zayıflatmak işi

  • zayıflatmak

    Zayıf olmasına yol açmak; eritmek

  • zayıflayabilme

    Zayıflayabilmek işi

  • zayıflayabilmek

    Zayıflama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • zayıflayış

    Zayıflamak işi

  • zayıflık

    Zayıf olma durumu; arıklık, çirozluk, nahiflik, zafiyet

  • Zaza

    Ön Asya'da yaşayan bir topluluk ve bu topluluktan olan kimse

  • Zazaca

    Zazaların kullandığı dil

  • zaç

    Kükürtle demir bileşimlerinden biri

  • zağanos

    Bir cins doğan

  • zağar

    Yerde yaşayan hayvanların avlanmasında kullanılan bir tür av köpeği

  • zağara

    Yakanın üzerine dikilen kürk

  • zağarcı

    Osmanlı Devleti’nde padişahın av köpeklerini yetiştirmek ve bakmakla görevli kimse

  • zağarlık

    Çoban köpeğinin yaptığı iş

  • ze

    Türk alfabesinin yirmi dokuzuncu harfinin adı, okunuşu

  • zebani

    Cehennemlikleri ateşe atmakla görevli melek, cehennem bekçisi

  • zebella

    İri yarı kimse

  • zebercet

    Sarı renkte ve cam parlaklığında, doğal demir ve magnezyum silikat; krizolit

  • zebra

    Tek parmaklılardan, ata benzeyen, derisi çizgili, Afrika'da yaşayan memeli hayvan (Equus zebra)

  • zebun

    Güçsüz, zayıf, âciz olan

  • zebun etmek

    güçsüz bırakmak, zavallı duruma düşürmek veya getirmek

  • zebun kalmak

    güçsüz, zavallı durumda bulunmak

  • zebun olmak

    güçsüz duruma düşmek

  • zebunküş

    Güçsüze acımayan, zavallıları ezen

  • zebunküşlük

    Zebunküş olma durumu

  • zebunlaşma

    Zebunlaşmak durumu

  • zebunlaşmak

    Zebun bir duruma gelmek

  • zebunluk

    Zebun olma durumu

  • zebunu olmak

    birini çok sevmek, ona aşırı düşkün olmak

  • Zebur

    Hz. Davut'a gönderilen, Tanrı buyruklarını içeren kutsal kitap

  • zecir

    Yaptırmama, yasaklama

  • zecren

    Yasaklayarak

  • zecrî

    Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan

  • zede

    Vurma, çarpma, düşme sonunda oluşan yara veya ezilme

  • zedeleme

    Zedelemek işi

  • zedelemek

    Vurma, çarpma sonucunda hafifçe yaralamak

  • zedeleniş

    Zedelenmek işi

  • zedelenme

    Zedelenmek işi

  • zedelenmek

    Vurma, çarpma, delme sonucu berelenmek, ezilmek

  • zedeleyebilme

    Zedeleyebilmek işi

  • zedeleyebilmek

    Zedeleme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • zedeli

    Zedelenmiş olan

  • zedesiz

    Zedelenmemiş olan

  • zefir

    Genellikle gömlek yapımında kullanılan, çizgili, ince, pamuklu bir kumaş türü

  • zehaba (veya zehabına) kapılmak

    kuruntuya düşmek; vesveselenmek

  • zehapta bulunmak

    vesveseye kapılmak, kuruntu içinde olmak

  • zehir

    Organizmaya girdiğinde kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarına göre canlıyı öldürebilen madde; ağı, sem (I), zıkkım

  • zehir gibi

    çok acı

  • zehir hafiye

    Kimseye göz açtırmayan, sert yaradılışlı kimse

  • zehir kesilmek

    çok acı ve yakıcı olmak

  • zehir saçmak

    çevreye kötü propaganda yapmak veya insanları olumsuz davranışlara yönlendirmek, tahrik etmek, ortalığı karıştırmak

  • zehir zemberek

    Son derece sert, hakaret dolu

  • zehir zıkkım

    Son derece acı

  • zehir zıkkım olsun

    nankörler için kullanılan bir ilenme sözü

  • zehirleme

    Zehirlemek işi; ağılama

  • zehirlemek

    Öldürmek amacıyla yedirme, içirme vb. yollarla zehir vermek; ağılamak

  • zehirleniş

    Zehirlenmek işi

  • zehirlenme

    Zehirlenmek durumu; ağılanma

  • zehirlenmek

    Zehirleme işi yapılmak veya zehirleme işine konu olmak; ağılanmak

  • zehirletme

    Zehirletmek işi

  • zehirletmek

    Zehirleme işini yaptırmak

  • zehirli

    Zehri olan; ağılı, toksik

  • zehirli gaz

    Zehirleyici özelliği bulunan gaz

  • zehirlilik

    Zehirli olma durumu

  • zehirsiz

    Zehri olmayan

  • zehirsizlik

    Zehirsiz olma durumu

  • zehretme

    Zehretmek durumu

  • zehretmek

    Tatsızlık çıkarıp üzüntüye yol açmak, bunaltmak, acı vermek, sıkmak, üzmek

  • zehrolma

    Zehrolmak durumu

  • zehrolmak

    Zevk almak umulurken üzüntü ile karşılaşmak

  • Zekeriya sofrası

    Bir dileğin gerçekleşmesi için kırk çeşit yiyecekle hazırlanan sofra

  • zeki

    Anlama, kavrama yeteneği olan, zekâsı olan; anlaklı, zeyrek (I)

  • zekice

    Zeki olan

  • zekilik

    Zeki olma durumu; zeyreklik

  • zekâ

    İnsanın düşünme, akıl yürütme, öğrenme, kavramları ve nesneleri zihinde canlandırabilme, objektif gerçekleri algılama, yargılama, sonuç çıkarma, bedeni kontrol edebilme, duyguları doğru algılayabilme, değerlendirebilme, icat edebilme vb. yeteneklerinin ve becerilerinin tamamı; anlak, dirayet, feraset

  • zekâ bölümü

    Bir kimsenin zihin gücünün hangi düzeyde bulunduğunu gösteren değer

  • zekâ geriliği

    Türlü sebeplerle zihnin görevini yapmakta gösterdiği sürekli yavaşlama, duraklama ve gerileme durumu

  • zekâ küpü

    Hareketli parçalardan oluşan küpün üzerindeki farklı renkteki kareleri elle çevirerek aynı renkteki kareleri küpün aynı yüzüne toplama esasına dayalı bir tür bulmaca; sabır küpü, Rubik küpü

  • zekâ testi

    Bir kimsenin zihin gücü ve kabiliyetini ölçmek için hazırlanmış olan test

  • zekâ yaşı

    Bir zekâ testinden elde edilen puanın, o zekâ testinin ortalamasına göre gösterdiği yer

  • zekâ yeteneği

    Bir kimsenin zihin gücü ve kabiliyeti

  • zekâlı

    Zeki olan

  • zekâlılık

    Zeki olma durumu

  • zekâsız

    Zeki olmayan

  • zekâsızlık

    Zekâsız olma durumu

  • zekât

    Zenginlerin sahip olduğu mal ve paranın kırkta birinin fakirler başta olmak üzere Kur’an’ın belirlemiş olduğu yerlere dağıtılmasını öngören, İslam’ın beş şartından biri

  • zekât keçisi

    Yetersiz olan

  • zekât vermek

    Müslümanlıkta, sahip olunan mal ve paranın kırkta birlik payını sadaka olarak dağıtmak

  • zekâvet

    Çabuk anlama ve kavrama

  • zelber

    Büyük yük üzerine konulan küçük yük

  • zelil

    Hor görülen, aşağı tutulan, aşağılanan

  • zelil etmek

    aşağılamak, hor görmek, önem ve değer vermemek

  • zelil olmak

    hor görülmek, aşağılanmak

  • zelve

    Çift öküzünün boyunduruktan çıkmaması için boynunun iki yanından boyunduruğa, aşağıya doğru geçirilen çubuk

  • zemberek

    Saatlerin çeşitli parçalarını harekete geçiren bölüm; yay

  • zemberek gibi

    birdenbire, aniden

  • zemberek kurulmak

    durum kızışmak

  • zemberek kutusu

    Zembereği muhafaza etmek için yapılan kutu

  • zemberekli

    Zembereği olan

  • zemberekçi

    Yeniçerilerin zemberek kullananı

  • zembereği boşalmak (veya boşanmak)

    zembereği kurulmaz duruma gelmek

  • zembil

    Hasırdan örülmüş saplı torba

  • zembil otu

    Buğdaygillerden, ayrık otuna benzeyen, çorak yerlerde yetişen bitki (Briza)

  • zemheri zürefası

    Kışın ince giysi ile gezen kimse

  • zemin

    Kumaş, süslü kâğıt, halı, yer muşambası, tablo vb. desenli nesnelerde, biçimlerin üzerinde yer aldığı renk

  • zemin hazırlamak

    uygun ortam yaratmak

  • zemin ve zamana uygun

    konuya, içinde bulunulan şartlara uygun

  • zeminli

    Zemini olan

  • zeminlik

    Yer altı barınağı

  • zemzem

    Kâbe yakınında bulunan bir kuyunun Müslümanlarca kutsal sayılan suyu; zemzem suyu

  • zemzem kuyusuna işemek

    ünlü olsun, adı anılsın diye herkesi iğrendirip kızdıran kötü bir iş yapmak

  • zemzem suyu ile yıkanmak

    hiçbir suçu veya günahı olmamak

  • zemzemle yıkanmış olmak

    biri, ötekine göre çok iyi nitelikte olmak

  • zencefil

    Zencefilgillerden, ana vatanı Hindistan ve Malezya olan, kamış görünüşünde otsu bir bitki (Zingiber officinale)

  • zencefilgiller

    Bir çeneklilerden, zencefil, kakule, zerdeçal gibi güzel kokulu bitkileri içine alan bir familya

  • zenci

    Siyah ırktan olan kimse; siyahi, siyah adam, Arap

  • zenci yüzü yıkamakla ağarmaz

    “bir şeyin aslını değiştirmek mümkün değildir” anlamında kullanılan bir söz

  • zencirek

    Küçük zincir

  • zengin

    Parası, malı çok olan; varlıklı, yokluksuz, variyetli, fakir, yoksul karşıtı

  • zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır

    "zengin, para gücüyle güçlükleri yenerken yoksul, parasızlık yüzünden en kolay işi bile başaramaz" anlamında kullanılan bir söz

  • zengin ekmek

    İçine çeşitli vitaminlerin eklendiği, kepeği alınmamış ekmek

  • zengin etmek

    çok mal ve para sahibi yapmak

  • zengin kafiye

    Dizelerdeki uyaklarda ikiden çok ses arasındaki uyumluluk; zengin uyak

  • zengin olmak

    çok mal ve para edinmek

  • zenginin malı züğürdün çenesini yorar

    birinin zenginliğinden çok söz etmenin gereksizliğini, yersizliğini belirtmek için söylenen bir söz

  • zenginleşme

    Zenginleşmek durumu; zenginleme, zenginlenme

  • zenginleşmek

    Zengin duruma gelmek; kalkınmak, zenginlemek, zenginlenmek

  • zenginleştirilme

    Zenginleştirilmek işi

  • zenginleştirilmek

    Zengin duruma getirilmek

  • zenginleştirilmiş kitap

    Video, fotoğraf, harita, grafik tablo vb. ögelerle etkileşimli olarak hazırlanmış, öğrencilerin içeriklere kolayca ulaşabilmelerine imkân veren ders kitabı; z-kitap

  • zenginleştirilmiş kütüphane

    Çalışma, dinlenme, oyun vb. etkinliklerin yapılabileceği, estetik, kullanışlı tasarımlara sahip, elektronik ve basılı kaynakların yer aldığı kütüphane ortamı; z-kütüphane

  • zenginleştirme

    Zenginleştirmek işi

  • zenginleştirmek

    Zengin duruma getirmek, zenginleşmesini sağlamak

  • zenginlik

    Zengin olma durumu; varlıklılık, varsıllık, variyet

  • zengûle

    Klasik Türk müziğinde basit bir makam

  • zenne

    Kadın işi

  • zenneci

    Kadın eşyası satan kimse

  • zennelik

    Zenne rolü

  • zenneye çıkmak

    orta oyununda erkek oyuncu, kadın rolüne çıkmak

  • zephiye

    Kesimevinde kesilen hayvanlar için kasapların ödedikleri vergi

  • zerdali

    Kayısı ağacının Akdeniz ülkelerinde yetiştirilen küçük meyveli bir türü (Armeniaca vulgaris)

  • zerdaliden kaval olmaz, al zurnadan haberi

    “bir işin iyi yapılabilmesi için gerekli koşulların, gerekli malzemelerin sağlanması gerekir, işe yaramayan araçlarla iyi bir sonuç elde edilemez” anlamında kullanılan bir söz

  • zerde

    Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç peltesi

  • zerdeçal

    Zencefilgillerden, kök saplarından safranı andıran boyalı bir madde çıkarılan, yaprakları sivri uçlu, çiçekleri sarı renkte, çok yıllık bir bitki; Hint safranı (Curcuma longa)

  • Zerdüştçü

    Zerdüştçülüğü benimseyen

  • Zerdüştçülük

    Hz. İsa'dan önce VII. yüzyılda Zerdüşt tarafından düzenlendiği ileri sürülen, temel ilkeleri, iyilik (aydınlık) ve kötülük (karanlık) olan din

  • zerk

    Vücuda şırınga ile sıvı verme işi; iç itme, iç itim

  • zerk etmek

    sıvıyı şırınga vb. ile vücuda vermek; iç itmek

  • zerre

    Çok küçük parçacık; habbe

  • zerre kadar

    bir parça, çok az

  • zerrece

    Zerre kadar

  • zerresi (veya zerre kadar eseri) kalmamak (veya olmamak veya yok)

    hiç bulunmamak, tükenmek, yok olmak

  • zerrin

    Altından yapılmış

  • zerzevat

    Küçük, önemsiz nesneler

  • zevahiri kurtarmak

    görünüşü kurtarmak, durumu toparlamak

  • zeval

    Yok olma, yok edilme

  • zeval bulmak

    bozulup yok olmak, çökmek

  • zeval vermemek

    yok etmemek, sona erdirmemek

  • zevale ermek

    zeval bulmak

  • zevale yüz tutmak

    bozulmaya, alçalmaya, yok olmaya başlamak

  • zevali olmak

    zararı olmak, zararı dokunmak

  • zevalsiz

    Yok olmayan, ortadan kalkmayan, bitmeyen; kalımlı

  • zevalsizlik

    Zevalsiz olma durumu

  • zevalî

    Zeval ile ilgili

  • zevalî saat

    Gün başlangıcı olarak öğle vaktini esas alıp 12:00’yi gösterecek biçimde ayarlanmış saat sistemi

  • zevat

    Kişiler, zatlar

  • zevce

    Bir erkeğin evlenmiş olduğu kadın

  • zevcelik

    Zevce olma durumu

  • zeveban etmek

    ergimek

  • zevk

    Hoşa giden veya çekici bir şeyin elde edilmesinin veya düşünülmesinin insanda uyandırdığı hoş duygu

  • zevk almak (veya duymak)

    hoşlanmak, beğenmek

  • zevk ehli

    Güzel veya çirkin hükmünü verdiren duyguya sahip, zevkli (kimse); ehlizevk

  • zevk etmek

    eğlenmek

  • zevk için

    yalnız eğlenmek için

  • zevk vermek

    zevk duymasına sebep olmak, keyiflendirmek

  • zevki çıkmak

    hoşa gitmek

  • zevkinde olmak

    zevkine bakmak

  • zevkine bakmak

    yalnız kendi eğlencesini düşünmek

  • zevkine ermek (veya varmak)

    zevkini çıkarmak

  • zevkine gitmek

    hoşuna gitmek

  • zevkini okşamak

    bir şeyden hoşlanmak

  • zevkini çıkarmak

    bir şeyden olabildiği kadar zevk almak

  • zevkiselim

    En yüksek zevk

  • zevklendirme

    Zevklendirmek işi

  • zevklendirmek

    Zevklenme işini yaptırmak

  • zevklenme

    Zevklenmek durumu

  • zevklenmek

    Zevk duymak; hoşlanmak

  • zevkli

    Beğenilen, hoşa giden

  • zevkli gelmek

    eğlenceli olduğunu düşünmek

  • zevkli geçmek

    eğlenceli bir biçimde sürmek

  • zevklilik

    Zevkli olma durumu

  • zevksiz

    Beğenilmeyen, hoşa gitmeyen

  • zevksizlik

    Zevksiz olma durumu

  • zevkten dörtköşe olmak

    çok sevinip keyiflenmek, aşırı zevk duymak

  • zevkçe

    Zevk bakımından

  • zevküsefa

    Eğlenme, eğlence

  • zevzek

    Saçma sapan şeylerle uğraşan

  • zevzeklik etmek

    gevezelik etmek

  • zevzekçe

    Gevezeye yakışan, geveze gibi

  • zeybek

    Batı Anadolu efesi

  • zeybek havası

    Kısa ve net konuşma

  • zeyil

    Bir yazıya ek olarak katılan parça

  • zeyrek kuş iki ayağından tutulur

    “işini hile ile yürüten kimse sonunda yakayı ele verir” anlamında kullanılan bir söz

  • zeyreklik

    Zeyrek (I) olma durumu

  • zeytin

    Zeytingillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, 10-20 metre yüksekliğinde, dalları dikensiz, yaprakları karşılıklı, küçük ve gümüş renginde, uzun ömürlü bir ağaç (Olea europaea)

  • zeytin dalı

    Zeytin ağacının dalı

  • zeytin dalı uzatmak

    barış için ilk adımı atmak

  • zeytin ezmesi

    İşlenmiş zeytinin ezilmesi ile yapılan yiyecek

  • zeytin güvesi

    Pul kanatlılar takımından parlak gri renkli olup zeytinin yaprak, çiçek ve tanelerini kemiren zararlı bir böcek

  • zeytin kurdu

    Kınkanatlılar takımından, kahverengi veya siyah renkte zeytine musallat olan ve onların kurumasına yol açan zararlı bir böcek

  • zeytin rengi

    Koyu gri ve siyah arası bir renk; zeytuni

  • zeytin sineği

    Meyve sineğigiller familyasından olup zeytin tanelerine musallat olan zararlı bir böcek

  • zeytin yeşili

    Mavi ve açık yeşilin karışımından ortaya çıkan renk

  • Zeytinburnu

    İstanbul iline bağlı ilçelerden biri

  • zeytinci

    Zeytin ağacı yetiştiren kimse

  • zeytincilik

    Zeytincinin yaptığı iş

  • zeytingiller

    İki çeneklilerden, zeytin, leylak, dişbudak, yasemin vb. bitkileri içine alan ağaç veya ağaççıklar familyası

  • zeytinli

    Üzerinde veya içinde zeytin olan

  • zeytinlik

    Zeytin yetiştirilen alan

  • zeytinsi

    Zeytini andıran, zeytine benzeyen, zeytin gibi; zeytinimsi

  • zeytinsi meyve

    Erik, kiraz, kayısı, badem vb. tek çekirdekli meyvelerin genel adı

  • zeytinsiz

    Üzerinde veya içinde zeytin olmayan

  • zeytinyağlı

    İçine zeytinyağı katılan

  • zeytinyağlı dolma

    İç malzemesi zeytinyağı ile pişirilip hazırlanan dolma; yalancı dolma

  • zeytinyağlı sarma

    İç malzemesi zeytinyağı ile pişirilip hazırlanan sarma

  • zeytinyağı

    Zeytin tanelerinden çıkarılan bitkisel yağ

  • zeytinyağı gibi üste çıkmak

    bir sorunda haksız olduğunu kabul etmemek, ustalıkla kendini haklı çıkarmaya çalışmak

  • zibidi

    Gülünç olacak derecede kısa ve dar giyinmiş olan

  • zibidilik

    Zibidi olma durumu

  • zifafa girmek

    gerdeğe girmek

  • zifir

    Tütün dumanının bıraktığı yağlı ve siyah kir

  • zifirlenme

    Zifirlenmek işi

  • zifirlenmek

    İs, duman vb. sebeplerle siyah bir renk almak

  • zifirli

    İs, duman vb. sebeplerle siyah renge dönmüş olan

  • zifirsiz

    Karanlık olmayan

  • zifirî

    Çok koyu

  • zifirî karanlık

    Çok koyu karanlık

  • zifos

    Yerden sıçrayan çamur

  • zifos atmak

    sataşmak

  • zift

    Katran ve diğer organik maddelerin buharlaşmasından veya damıtılmasından elde edilen, kolay kırılan, az ısı ile eriyen, katı, siyah, parlak madde; karasakız

  • zift gibi

    çok acı

  • zift yesin

    "ne yerse yesin" anlamında öfke bildiren bir söz

  • ziftin pekini yesin

    zift yesin

  • ziftleme

    Ziftlemek işi

  • ziftlemek

    Zift sürmek, ziftle kaplamak

  • ziftlenme

    Ziftlenmek işi

  • ziftlenmek

    Zift sürülmek, ziftle kaplanmak

  • zigon

    İç içe geçen sehpa; zigon sehpa

  • zigot

    Erkek ve dişi gametin birleşmesiyle oluşan döllenmiş hücre

  • zihaf

    Aruzla yazılmış şiirlerde uzun bir ünlünün ölçü gereğince kısa okunması, imale karşıtı

  • zihin

    Canlının duygu ve davranışlar dışındaki ruhsal süreç ve etkinliklerinin bütünü

  • zihin açmak

    zihni daha iyi çalışır duruma getirmek

  • zihin açıklığı

    Doğru düşünme gücü; zihin berraklığı

  • zihin hesabı

    Matematik işlemlerinin doğrudan doğruya akıldan yapıldığı hesap

  • zihin jimnastiği

    Bazı zihinsel yetileri çevikleştirmek için yapılan alıştırmaların tümü; beyin jimnastiği

  • zihin karışıklığı

    Düşünme sırasında düşünceler arasındaki bağlantının yok olması; kafa karışıklığı, zihin bulanıklığı

  • zihin yorgunluğu

    Zihnin aşırı derecede yorulması

  • zihin yormak

    bir konuda çok düşünmek, kafa yormak

  • zihince

    Zihin bakımından; zihnen

  • zihinde (veya zihninde) yer etmek

    çıkmamak üzere belleğe yerleşmek

  • zihinden yapmak

    herhangi bir matematik işlemini araç kullanmadan ezberden yapmak

  • zihinsel

    Zihinle ilgili; zihnî

  • zihinsiz

    Akıl ve düşünce bakımından yetersiz olan (kimse)

  • zihinsizlik

    Zihinsiz olma durumu

  • zihni açılmak

    kavrayışı, anlayışı çoğalmak

  • zihni boşalmak

    kafası rahat ve dingin olmak

  • zihni bulanmak (veya karışmak)

    düşünürken olaylar arasındaki bağlantıyı yitirmek

  • zihni takılmak

    yanlış bir kanıya takılıp kalmak

  • zihnine girmek

    düşüncesini değiştirmesine yol açmak

  • zihnine yerleştirmek

    unutulmayacak biçimde aklında tutmak

  • zihnini altüst etmek

    düşüncelerini karmakarışık duruma getirmek

  • zihnini bozmak

    sürekli olarak aynı şeyi düşünmek

  • zihnini bulandırmak

    kuşkuya düşürmek

  • zihnini dağıtmak

    gerektiği gibi düşünmemek

  • zihnini kurcalamak (veya tırmalamak)

    bir şey sık sık hatırlanıp insanı düşündürmek

  • zihnini oynatmak

    çıldırmak, delirmek

  • zihnini toplamak

    kendine gelmek, sağlıklı düşünmeye başlamak

  • zihnini çelmek

    bir kimseyi yanıltmak, yanlış yola sürüklemek

  • zikir

    Anma, söyleme, sözünü etme

  • zikir çekmek

    Allah’ın adını art arda söyleyerek ibadet yapmak

  • zikredebilme

    Zikredebilmek işi

  • zikredebilmek

    Zikretme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • zikrediliş

    Zikredilmek işi

  • zikredilme

    Zikredilmek işi

  • zikredilmek

    Adı anılmak

  • zikrediş

    Zikretmek işi

  • zikretme

    Zikretmek işi

  • zikretmek

    Adını söylemek, sözünü söylemek

  • zikri geçmek

    anılmak, adı geçmek

  • zikrolunma

    Zikrolunmak durumu

  • zikrolunmak

    Adı geçmek, söylenmek

  • zikzak

    Art arda birdenbire ters yöne açılar yapan kırık çizgi

  • zikzak dikişi

    Nakışta ve terzilikte zikzak biçiminde yapılan dikiş

  • zikzak makinesi

    Zikzak dikişi yapan makine

  • zikzak yapmak

    sık sık sağa sola yön değiştirmek

  • zikzaklı

    Zikzak biçiminde olan

  • zil

    İşaret vermek, uyarmak, çağırmak için kullanılan ve bir çan ile bu çana vuran bir tokmaktan oluşan, elle veya başka düzenlerle işletilebilen araç

  • zil kalmak

    parasız kalmak

  • zil takıp (veya çalıp) oynamak

    çok sevindiğini belli etmek

  • Zile

    Tokat iline bağlı ilçelerden biri

  • zilhicce

    Ay takviminin on ikinci ayı; kurban ayı

  • zili

    Enine ve boyuna motifleri olan, daha çok yolluk olarak kullanılan kilim

  • zilkade

    Ay takviminin on birinci ayı

  • zillet

    Hor görülme

  • zillete düşmek

    hor görülmek, aşağılanmak

  • zilli

    Zili olan, üstünde zili bulunan

  • zilli maşa

    Uçlarına zil takılmış maşa biçiminde bir çalgı

  • zilsiz

    Zili olmayan

  • zilsiz oynamak

    çok sevindiğini belli etmek

  • zilyet

    Sahibi kendisi olsun olmasın bir malı kullanmakta olan, elinde tutan kimse; eldeci

  • zilyetlik

    Zilyet olma durumu; eldecilik

  • zilzurna

    Kendini bilmeyecek ölçüde olan

  • zilzurna olmak

    çok içip sarhoş olarak kendini bilemeyecek duruma gelmek

  • zimamdar

    Yönetici, işbaşında bulunan kimse

  • zimmet

    Üstünde olan şey

  • zimmet defteri

    Bir evrakın veya eşyanın kurumlardaki bir birimden başka bir birime veya bir kişiden başka bir kişiye teslim edildiğini gösteren, evrakın veya eşyanın niteliğinin, kayıt numarasının ve tarih bilgisinin yazılı olduğu defter

  • zimmet çıkarmak

    eksik veya yanlış yapılan bir işlemden dolayı kişiye fazladan ödenen miktarı belirlemek ve ödemesini sağlamak için bildirimde bulunmak

  • zimmetine geçirmek

    bir hesabı birinin borcuna eklemek

  • zimmetleme

    Zimmetlemek işi

  • zimmetlemek

    Herhangi bir şeyi bir kimsenin üzerine emanet olarak kaydetmek

  • zimmetli

    Zimmet edilmiş

  • zimmi

    İslam devleti tebaasında olan ve haraç veren Hristiyanlar, Yahudiler

  • zina

    Aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişki

  • zina etmek (veya işlemek)

    aralarında evlilik bağı olmayan kişiler birbiriyle cinsel ilişkiye girmek

  • zincifre

    Kırmızı renkli doğal cıva sülfür

  • zincir

    Birbirine geçmiş bir sıra metal halkadan oluşan bağ

  • zincir gibi

    art arda sıralanmış şey

  • zincir vurmak

    elini ayağını bağlamak

  • zincire vurmak

    prangaya vurmak

  • zincirleme

    Zincirlemek işi

  • zincirleme ad tamlaması

    Tamlayanı, tamlananı veya her ikisi de ad tamlaması biçiminde olan iç içe girmiş tamlama; zincirleme isim tamlaması

  • zincirleme kaza

    Üç veya daha çok aracın trafik kazasına karışması durumu

  • zincirleme sıfat tamlaması

    Bir sıfat tamlamasına varlık bildiren -lı ekinin veya isnat grubunun getirilmesiyle kurulan sıfat tamlaması

  • zincirleme tepkime

    Art arda birden fazla tepkimenin oluşması durumu

  • zincirlemek

    Zincirle bağlamak

  • zincirlenme

    Zincirlenmek durumu

  • zincirlenmek

    Zincirle bağlanmak

  • zincirli

    Zinciri olan

  • zindan

    Tutuklu veya hükümlülerin içine konulduğu kapalı yer

  • zindan etmek

    bir yeri yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz bir duruma getirmek

  • zindan gibi

    karanlık veya iç sıkıcı (yer)

  • zindan kesilmek

    çok karanlık duruma gelmek

  • zindan olmak

    yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz duruma gelmek

  • zindancı

    Hapishanede görevli bekçi

  • zindancıbaşı

    Hapishanede görevli bekçilerden sorumlu kimse

  • zindancılık

    Zindancının yaptığı iş

  • zindancılık etmek

    zindan görevlisi olarak çalışmak

  • zindandelen

    Palamut balığının iki kilodan ağır olanı

  • zinde kuvvet

    Taze kuvvet

  • zinde tutmak

    genç ve diri kalmasını sağlamak

  • zindeleşme

    Zindeleşmek durumu

  • zindeleşmek

    Zinde duruma gelmek

  • zindeleştirme

    Zindeleştirmek işi

  • zindeleştirmek

    Zindeleşme işini yaptırmak

  • zingirdek

    Köy düğünlerinde ve kına gecelerinde daha çok kadınlar arasında çalınan deflerin bazılarının kasnak içlerinde yer alan, defin sesine kaba ve donuk bir şakırtı katan, sık sıralar hâlinde dizilmiş küçük halkacıklar

  • zirai işletme

    Tarımla ilgili işleri düzenleyen kuruluş

  • zirkon

    Zirkonyumun doğal durumunda bulunan, renksiz, sarı, yeşil, kahverengi türleri olan doğal ve saydam, değerli taş

  • zirkonyum

    Atom numarası 40, atom ağırlığı 91,22, yoğunluğu 6,25, siyah toz biçiminde bir element (simgesi Zr)

  • zirve

    Bir işte ulaşılan en üst aşama

  • zirve konferansı

    Doruk toplantısının oluşturduğu konferans

  • zirveye çıkmak

    dağın doruğuna ulaşmak

  • zirzoplaşma

    Zirzoplaşmak durumu

  • zirzoplaşmak

    Uygunsuz, yakışıksız davranmak

  • zirzopluk etmek

    uygunsuz, yakışıksız davranışlarda bulunmak

  • zirzopça

    Zıpırca olan

  • zivircik

    Akdeniz Bölgesi’nde yetişen, 1-3 metre yüksekliğinde, kuvvetli kokulu bir çalı (Anagyris foetida)

  • ziyade

    Çok, daha çok

  • ziyade olsun!

    yemekte bulunanlara veya yemeğe buyurun diyenlere "artsın, çoğalsın" anlamında söylenen bir nezaket sözü

  • ziyafet

    Eğlenmek veya bir olayı kutlamak amacıyla birçok kimsenin bir araya gelerek yedikleri yemek; şölen, toy (II)

  • ziyafet çekmek (veya vermek)

    konukları yemekli ağırlamak

  • ziyan etmek

    yersiz, boş yere harcamak

  • ziyan olmak

    boşuna harcanmak, zarar görmek

  • ziyan zebil etmek

    boşuna, boş yere harcamak

  • ziyan zebil olmak

    boşuna, boş yere harcanmak

  • ziyankâr

    Sürekli zarar veren veya zarar vermeyi huy edinmiş olan

  • ziyankârlık

    Ziyankâr olma durumu

  • ziyansız

    Zarar görmeden

  • ziyanı yok

    özür dileyenlere karşılık olarak bağışlandığını, olayın pek önemli olmadığını bildirmek için söylenen bir söz

  • ziyaret

    Birini görmeye, biriyle görüşmeye gitme, görüşme

  • ziyaret etmek

    birini görmeye gitmek

  • ziyaret yeri

    Hayır işlemek veya saygı göstermek için gidilen yer; ziyaret, ziyaretgâh

  • ziyaretçi

    Ziyaret eden, ziyarete giden kimse

  • ziyaretçi kartı

    Bir kurumu ziyaret edenlere geçici olarak verilen, yakaya takılan ya da boyuna asılan tanıtıcı kart

  • ziyaretçilik

    Ziyaretçi olma durumu

  • zloti

    Polonya’nın para birimi

  • Zn

    Çinko elementinin simgesi

  • Zodyak

    Yıl boyunca Güneş’in yol aldığı yörünge üzerinde sıralanan Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık takımyıldızlarının eşit aralıklarla dağıldığı kuşak; Burçlar Kuşağı

  • zoka

    Büyük balıkları tutmakta kullanılan, küçük balık biçiminde, ucu iğneli kurşun parçası

  • zokayı yutmak

    aldatılıp zarara sokulmak

  • zom

    Çok sarhoş

  • zom olmak

    çok sarhoş olmak

  • zombi

    Uykusuzluktan, yorgunluktan serseme dönmüş kimse

  • zombileşme

    Zombileşmek durumu

  • zombileşmek

    Zombi durumuna gelmek

  • zombilik

    Zombi olma durumu

  • zon

    Benzer hayvan ve bitki türlerinin bir arada bulunduğu alan

  • zona

    Deride, sinirler boyunca, özellikle gövde, bacak ve yüzde birtakım ağrılı fiskelerle beliren, mikroplu bir hastalık

  • zona olmak

    zona hastalığına yakalanmak

  • zonal

    Yeryüzünde enleme bağlı olarak meydana gelen olay

  • zonal toprak

    Herhangi bir bölgede etkili olan iklim şartları ve bitki örtüsü özelliklerine göre oluşmuş toprak

  • Zonguldak

    Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • Zonguldaklı

    Zonguldak ilinden olan kimse

  • Zonguldaklılık

    Zonguldaklı olma durumu

  • zonk

    "Zonklamak" anlamındaki zonk zonk atmak, "vücudun bir yeri çok zonklamak" anlamındaki zonk zonk zonklamak deyimlerinde geçer

  • zonklama

    Zonklamak işi

  • zonklamak

    Vücudun bir yeri nabız atışı gibi, kesik kesik ağrımak veya sancımak

  • zonklatma

    Zonklatmak işi

  • zonklatmak

    Zonklamasına yol açmak, zonklamasına sebep olmak

  • zoospor

    Suda yaşayan mantarlarda ve su yosunlarında bulunan, selüloz zardan yoksun, üzerindeki iki veya daha çok titrek tüyle hareket eden üreme hücresi

  • zootekni

    Evcil hayvanları üretme ve yetiştirme bilimi

  • zor

    Sıkıntı veya güçlükle yapılan; güç (II), yaş (II), müşkül, kolay karşıtı

  • zor alım

    İşlenen bir suç karşılığı olarak suçlunun malının bütünü veya bir bölümü üstündeki mülkiyetine son verilmesi ve bu mülkiyetin bir başka kuruluşa devredilmesi; müsadere

  • zor alıma çarpmak

    kişi mallarına devlet adına yasal olarak el koymak, müsadere etmek

  • zor gelmek

    bir işin yapılması birine güç gelmek

  • zor kullanmak

    bir işin yapılması için her türlü baskıya başvurmak

  • zor oyunu bozar

    hile, güç kullanarak düzenlenen oyun boşa çıkarıldığında söylenen bir söz

  • zora binmek

    iş ancak zor kullanılmakla sonuçlanacak bir hâl almak

  • zora gelememek

    baskıya, sıkıntıya veya sıkı bir çalışmaya dayanamamak, katlanamamak

  • zora koşmak

    güçlük çıkarmak

  • zoraki

    İstemeyerek yapılan; gıcırı bükme

  • zorba

    Gücüne güvenerek hükmü altında bulunanlara söz hakkı ve davranış özgürlüğü tanımayan (kimse); kefenci, müstebit, mütegallibe, despot (I), diktatör

  • zorbaca

    Zorbaya yakışır bir biçimde

  • zorbalık

    Zorbaca davranışta bulunma; mütegallibelik, müstebitlik, tagallüp

  • zorbalık etmek

    zorba gibi davranmak

  • zorca

    Biraz zor

  • zorla

    Zor kullanarak; cebren, zecren, metazori

  • zorla güzellik olmaz

    "kişiye, beğenmediği şey zorla beğendirilemez" anlamında kullanılan bir söz

  • zorlama

    Zorlamak işi; zecir

  • zorlamak

    Birine bir şey yaptırmak amacıyla güç kullanmak, boyun eğdirmeye çalışmak; zor kullanmak, mecbur etmek, cebretmek

  • zorlamasız

    Zorlaması olmayan, zorlamayan

  • zorlanma

    Zorlanmak işi

  • zorlanmak

    Zorlama işi yapılmak

  • zorlanış

    Zorlanmak işi

  • zorlayabilme

    Zorlayabilmek işi

  • zorlayabilmek

    Zorlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • zorlayıcı

    Zorlayan; mücbir

  • zorlayıcılık

    Zorlayıcı olma durumu

  • zorlayış

    Zorlamak işi; cebir (I)

  • zorlaşma

    Zorlaşmak durumu; müşkülleşme

  • zorlaşmak

    Zor duruma gelmek; müşkülleşmek

  • zorlaştırma

    Zorlaştırmak işi

  • zorlaştırmak

    Zor duruma getirmek

  • zorlu

    Tuttuğunu koparan, baskı yapabilecek ölçüde güçlü (kimse)

  • zorluk

    Sıkıntı veya güçlükle yapılma durumu, zor olma; güçlük, müşkül

  • zorluk çıkarmak (veya göstermek)

    bir şeyin yapılmasını engellemek için çeşitli sorunlar yaratmak

  • zorsunma

    Zorsunmak durumu

  • zorsunmak

    Yüksünmek, yapacağı işi ağır bir yük veya angarya olarak kabul etmek

  • zoru olmak

    kendisini zorlayan bir durumu, bir sıkıntısı olmak, sorunu bulunmak, güçlüğü olmak

  • zorun ne?

    "amacın ne, ne istiyorsun?" anlamında kullanılan bir söz

  • zoruna gitmek

    onuruna dokunmak, gücüne gitmek

  • zorunda bırakmak

    yapmaya mecbur etmek

  • zorunda kalmak (veya olmak)

    kesinlikle yapması gerekmek, yapmaya mecbur olmak

  • zorunlu

    Kesin olarak gereksinim duyulan; zaruri, mecburi, ıztırari

  • zorunlu emeklilik

    Yasalarda belirlenmiş, belirtilen şartların ortaya çıkması durumunda, kişinin isteğine bağlı olmayan emeklilik

  • zorunlu eğitim

    Yasaların zorunlu kıldığı eğitim

  • zorunlu kılmak

    mecbur etmek

  • zorunlu olarak

    kendi isteğinin dışında

  • zorunlu sigorta

    Trafik sigortası, deprem sigortası gibi yaptırılması zorunlu olan sigorta

  • zorunlu öğrenim

    Yasaların zorunlu kıldığı öğrenim

  • zorunlu öğretim

    Yasaların zorunlu kıldığı öğretim

  • zorunluk

    Olayların iç ve özlerindeki düzenlilik, yasaya bağlılık ve yapı gereği, belli şartlar altında ortaya çıkması kaçınılmaz olan şey

  • zorunluluk

    Yapmak zorunda kalma durumu; gereklilik, mecburluk, mecburiyet, mecburilik, zaruret, ıztırar, zor, zorun, zorunluk, zarurilik

  • Zr

    Zirkonyum elementinin simgesi

  • zuhur

    Ortaya çıkma, görünme, belirme, baş gösterme, meydana çıkma

  • zuhur etmek

    ortaya çıkmak, görünmek, belirmek

  • zuhurat

    Gerçekleşeceği düşünülmeyen, hesapta olmayan, umulmadık, olağan dışı olgular

  • zuhuri

    Orta oyununda taklitçi

  • zuhuri kolu

    Orta oyunu kollarından ikinci olan oyuncu topluluğu

  • zula

    Kaçak ve yasak şeylerin saklandığı gizli yer

  • zula etmek

    çalmak, aşırmak

  • zula olmak

    gizlenmek, saklanmak

  • zulacı

    Bir kimsenin saklanması gereken eşyasını saklayan kimse

  • zulalama

    Zulalamak işi

  • zulalamak

    Kaçak veya yasak şeyleri gizli bir yere saklamak

  • zulaya atmak

    bir şeyi gizli bir yere koymak

  • zulaya yatmak

    gizlenmek, saklanmak

  • zulmetme

    Zulmetmek işi

  • zulmetmek

    Güçlü bir kimse yasaya veya vicdana aykırı olarak kendine veya başkasına her türlü kötülük, haksızlık, eziyet veya işkence etmek

  • zulüm

    Güçlü bir kimsenin yasaya veya vicdana aykırı olarak başkalarına yaptığı her türlü kötülük, haksızlık; kıygı, kıyın

  • zulüm görmek

    kendisine eziyet edilmek

  • zum yapmak

    zumlamak

  • zumlama

    Zumlamak işi

  • zumlamak

    Bir nesnenin görüntüsünü büyütmek için objektifin odak uzaklığını değiştirmek; zum yapmak

  • zurna

    Ağaçtan yapılan, iki karış boyunda, ağız bölümü yayvan, keskin bir ses çıkaran ve çoğu zaman davulla veya dümbelekle birlikte çalınan nefesli çalgı

  • zurna gibi

    dar (pantolon)

  • zurnacı

    Zurna çalan kimse; zurnazen

  • zurnacılık

    Zurnacının yaptığı iş; zurnazenlik

  • zurnacının karşısında limon yemek gibi

    birinin zihni çelinip işini göremeyecek duruma getirildiği anlatılırken söylenen bir söz

  • zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına

    "rastgele yapılan plansız işlerde yöntem, kural aranmaz" anlamında kullanılan bir söz

  • zurnalı

    Zurnası olan

  • zurnanın zırt dediği yer

    sürdürülmekte olan bir işin en can alıcı noktası

  • zurnasız

    Zurna olmadan, zurna olmaksızın

  • züccaciye

    Cam, porselen vb. maddelerden yapılmış bardak, tabak vb. eşya; cıncık

  • züccaciyeci

    Züccaciye satan kimse

  • züccaciyecilik

    Züccaciyecinin yaptığı iş

  • zührevi hastalık

    Frengi, belsoğukluğu vb. cinsel ilişkilerle bulaşan hastalık

  • zührevi hastalıklı

    Zührevi hastalığı olan

  • zühul

    İş çokluğu veya dalgınlık sebebiyle yanılma, geciktirme, ihmal etme

  • zül

    Ayıplanacak şey

  • zül saymak (veya addetmek)

    bir olay veya sözü küçültücü, alçaltıcı, aşağılayıcı olarak değerlendirmek

  • zülal

    Saf, tatlı su

  • zülfaris

    Baklagillerden, bir süs bitkisi ve bunun güzel kokulu, mor, beyaz renkli, saç lülesi görünüşünde olan kıvrıntılı çiçeği (Phaseolus caracalla)

  • Zülfikar

    Hz. Muhammed'in Hz. Ali'ye armağan ettiği, ucu ikiye ayrılmış kılıç

  • zülfüyâre dokunmak

    hatırlı, güçlü bir kimseyi veya bir makamı gücendirmek, darılmasına yol açmak

  • zülüf

    Şakaklardan sarkan saç lülesi

  • zülüflü

    Zülfü olan

  • zülüflü baltacı

    Sarayda yatıp kalkan ve Enderun hizmetlerine bakan, baltacılardan bir bölük

  • zümre

    Tür, cins

  • zümre edebiyatı

    Belli bir sınıfa veya zümreye hitap eden edebiyat

  • zümre toplantısı

    Aynı dersi okutan branş öğretmenlerinin ders konularını veya öğrenci sorunlarını ele aldığı kurul

  • zümrüdi

    Bu renkte olan

  • Zümrüdüanka gibi

    hayal ürünü olan veya adı olup da kendi var olmayan (iyi ve güzel şeyler)

  • zümrüt

    Cam parlaklığında, yeşil renkte, saydam bir süs taşı, doğal alüminyum ve berilyum silikatı

  • zümrüt gibi

    yemyeşil

  • zümrüt yeşili

    Koyu yeşil; tavus yeşili, zümrüdi

  • zümrütlenme

    Zümrütlenmek durumu

  • zümrütsü

    Zümrüdü andıran, zümrüde benzeyen, zümrüt gibi

  • züppe

    Giyinişte, söz söyleyişte, dilde, düşünüşte toplumun gülünç ve aykırı saydığı yapmacıklıklara ve aşırılıklara kaçan; didon (I)

  • züppece

    Züppeye yakışır bir biçimde

  • züppeleşme

    Züppeleşmek durumu

  • züppeleşmek

    Giyiniş, söz söyleyiş, düşünüş, dil vb.nde, toplumun gülünç ve aykırı saydığı yapmacıklıklara ve aşırılıklara kaçmak; züppe olmak

  • züppeleştirme

    Züppeleştirmek işi

  • züppeleştirmek

    Züppe durumuna getirmek

  • züppelik

    Züppeye yakışır davranış; snopluk, snobizm

  • züppelik etmek

    züppece davranmak

  • zürafa

    Geviş getiren memelilerden, Afrika'da yaşayan, çok uzun boylu ve boyunlu, derisi benekli, ot yiyen hayvan (Giraffa camelopardalis)

  • zürafa gibi

    ince, uzun boylu, uzun boyunlu (kimse)

  • zürafagiller

    Örnek hayvanı zürafa olan, geviş getiren memeliler familyası

  • zürefa

    Kibarlar

  • zürefanın düşkünü, beyaz giyer kış günü

    "daha önce iyi bir durumda olan kişi bu konumunu kaybettiğinde uygun olmayan, yersiz davranışlarda bulunur" anlamında kullanılan bir söz

  • zürra

    Çiftçiler

  • zürriyeti kesilmek (veya kurumak)

    soyu devam etmemek

  • zürriyetli

    Dölü olan, soyu olan

  • zürriyetsiz

    Dölü olmayan, soyu olmayan

  • zürriyetsizlik

    Zürriyetsiz olma durumu

  • züyuf

    Ayarı düşük para, sikke veya akçe; züyuf akçe

  • züğürt

    Parasız, yoksul olan (kimse); meteliksiz

  • züğürt olup düşünmektense uyuz olup kaşınmak yeğdir

    "uyuz olup kaşınmak insanı çok rahatsız eder ama züğürtlükten dolayı ne yapacağını düşünmek daha çok rahatsız eder" anlamında kullanılan bir söz

  • züğürt tesellisi

    Kötü sonuçlanmış bir işte, çok önemsiz iyi bir yan bularak sevinme

  • züğürtleme

    Züğürtlemek işi

  • züğürtlemek

    Parasız, meteliksiz kalmak, züğürt duruma gelmek

  • züğürtleyen bezirgân eski defterleri açar (veya yoklar)

    “vaktiyle önemli işler yapmış olanlar düşkünlüklerinde eski durumlarını anarak avunmaya çalışırlar” anlamında kullanılan bir söz

  • züğürtleşme

    Züğürtleşmek işi

  • züğürtleşmek

    Züğürt durumuna gelmek

  • züğürtlük

    Parasızlık, parasız kalma durumu; meteliksizlik

  • züğürtlük soyluluğu bozar

    “soylu olan kişi zenginliğini yitirdiğinde soyluluğu unutulur, saygı görmez hâle gelir” anlamında kullanılan bir söz

  • zıbarma

    Zıbarmak işi

  • zıbartma

    Zıbartmak işi

  • zıbartmak

    Zıbarma işini yaptırmak

  • zıbarıp yatmak

    yatıp uyumak

  • zıbarış

    Zıbarmak işi

  • zıbın

    Bebeklere iç çamaşırı olarak giydirilen, ince pamukludan kısa ve kollu giysi

  • zıddiyet

    Geçimsizlik, çekemezlik, birbini sevmeme

  • zıddı olmak

    bir şey birini tedirgin etmek, hoşuna gitmemek

  • zıddına basmak (veya gitmek)

    sinirlendirmek, sinirini bozmak

  • zıh

    Giysilerin kol, yaka, etek vb. kenarlarına dikilen şerit veya kaytan

  • zıhlama

    Zıhlamak işi

  • zıhlamak

    Kenarına zıh geçirmek

  • zıhlanma

    Zıhlanmak işi

  • zıhlanmak

    Zıhlamak işi yapılmak

  • zıhlı

    Zıhı olan

  • zıhsız

    Zıhı olmayan

  • zıkkım

    İçki ve sigara gibi zararlı alışkanlıklar için kullanılan bir söz

  • zıkkımlanma

    Zıkkımlanmak işi

  • zıkkımlanmak

    Bir şeyler yemek

  • zıkkımın kökü

    Kızgınlık anında söylenen bir söz

  • zıkkımın kökünü (veya pekini veya dibini) ye!

    sunulan yiyeceği beğenmeyenlere söylenen bir söz

  • zılgıt

    Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin bazı yerlerinde genellikle düğünlerde eğlenmek amacıyla dili ağız içinde değişik bir biçimde oynatarak ahenkli bir ses çıkarma

  • zılgıt vermek

    azarlamak

  • zılgıt yemek

    azar işitmek

  • zılgıtlanma

    Zılgıtlanmak durumu

  • zılgıtlanmak

    Azar işitmek

  • zımba

    Delgeçle açılan delik

  • zımba tabancası

    Kâğıt, deri, kumaş, ahşap vb.ni zımbalamakta kullanılan tabanca

  • zımba teli

    Kâğıt, deri, kumaş, ahşap vb.ni zımbalamakta kullanılan tel

  • zımbalama

    Zımbalamak işi

  • zımbalamak

    Bir şeyin üzerinde zımba ile delik açmak

  • zımbalanma

    Zımbalanmak işi

  • zımbalanmak

    Zımba ile delik açılmak

  • zımbalatma

    Zımbalatmak işi

  • zımbalatmak

    Zımba ile delik açtırmak

  • zımbalı

    Zımbası olan

  • zımbalı defter

    Kolay koparılabilmesi için yapraklarının dibi zımbalanmış olan defter

  • zımbasız

    Zımbası olmayan

  • zımbırdatma

    Zımbırdatmak işi

  • zımbırdatmak

    Telli bir çalgıyı acemice çalmak

  • zımbırtı

    Telli bir çalgıyı acemice çalarak çıkarılan çirkin sesin adı

  • zımnen

    Üstü kapalı bir biçimde, dolaylı olarak

  • zımnında

    Dolayısıyla, için

  • zımpara

    Çok sert alümin billurları kapsayan ve aşındırıcı olarak kullanılan doğal kaya

  • zımpara kâğıdı

    Maden, tahta ve daha başka şeylerin yüzünü aşındırıp düzeltmeye ve parlatmaya yarar, üstüne zımpara tozu yapıştırılmış kalınca kâğıt

  • zımpara taşı

    Yüzeylerinden biri üzerinde çalışılan ve düzlemsel yüzeyleri düzeltmede kullanılan taşlama taşı

  • zımpara tozu

    Taş kesme çarklarının üzerine yapıştırılan maden tozu

  • zımparalama

    Zımparalamak işi

  • zımparalamak

    Zımpara kâğıdı sürerek bir şeyin yüzeyindeki pürüzleri yok etmek

  • zımparalanma

    Zımparalanmak işi

  • zımparalanmak

    Zımparalama işi yapılmak

  • zımparamsı

    Zımparayı andıran, zımparaya benzeyen, zımpara gibi

  • zındık

    Tanrı'ya ve ahirete inanmayan (kimse)

  • zındıklık

    Zındık olma durumu

  • zıngadak

    Birdenbire ve sarsıntıyla

  • zıngıldamak

    Elden çıkmak

  • zıngırtı

    Zangırdama sırasında çıkan sesin adı

  • zınk

    "Birdenbire durmak" anlamındaki zınk diye durmak deyiminde geçer

  • zınk diye durmak

    birdenbire durmak

  • zıp

    Zıplayan veya birdenbire fırlayan bir şeyin hareketi veya çıkardığı ses

  • zıp diye çıkmak

    beklenmeyen bir zamanda ortaya çıkmak

  • zıp zıp

    "Çok sevinmek" anlamındaki zıp zıp zıplamak deyiminde geçen bir söz

  • zıpka

    Karadeniz kıyısı halkının giydiği dar paçalı potur

  • zıpkın

    Büyük balıkları vurup çekmeye yarayan ucu çengelli mızrak

  • zıpkıncı

    Zıpkınla balık avlayan kimse

  • zıpkıncılık

    Zıpkıncı olma durumu

  • zıpkınlama

    Zıpkınlamak işi

  • zıpkınlamak

    Zıpkınla vurmak

  • zıpkınlanma

    Zıpkınlanmak işi

  • zıpkınlanmak

    Zıpkınlamak işi yapılmak

  • zıplama

    Zıplamak işi

  • zıplamak

    Bir yere çarpıp yukarı fırlamak

  • zıplatma

    Zıplatmak işi

  • zıplatmak

    Zıplama işini yaptırmak

  • zıplayabilme

    Zıplayabilmek işi

  • zıplayabilmek

    Zıplama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • zıplayış

    Zıplamak işi

  • zıppadak

    Beklenilmeyen, uygun olmayan bir sırada

  • zıpzıp

    Bir yerinden lastik bir bağla asılmış, içi talaş dolu hafif bir top olan çocuk oyuncağı

  • zıpçıktı

    Görgüsüz, fırsatçı kimse

  • zıpçıktılık

    Zıpçıktı olma durumu

  • zıpır

    Şımarık ve delice tavırlı, hareketlerinde ölçüsüz; hırtapoz, zırtapoz, zirzop

  • zıpırca

    Zıpıra yaraşır biçimde; zirzopça, zırtapozca

  • zıpırlık

    Zıpır olma durumu; zirzopluk, hırtapozluk, zırtapozluk

  • zır zır

    Bıktırıcı ve sürekli bir ses çıkararak

  • zırcahil

    Çok cahil

  • zırcahillik

    Zırcahil olma durumu

  • zırdeli

    Aşırı deli, çılgın olan

  • zırdelilik

    Zırdeli olma durumu

  • zırh

    Savaşlarda ok, kılıç, süngü vb. silahlardan korunmak için giyilen, demir ve tel levhalardan yapılmış giysi; cebe

  • zırh kebabı

    Biber ve sarımsak eklenerek zırhlanmış ve baharatlanmış etin şişe geçirilmesiyle yapılan bir tür kebap

  • zırh kıyması

    Zırh denilen satıra benzer kesici aletle yapılmış kıyma; zırhlı kıyma, satır kıyması

  • zırhlama

    Zırhlamak işi

  • zırhlamak

    Eti zırh denilen aletle kıyma hâline getirmek

  • zırhlandırma

    Zırhlandırmak işi

  • zırhlandırmak

    Zırhla kaplamak

  • zırhlanma

    Zırhlanmak durumu

  • zırhlanmak

    Zırh giymek

  • zırhlı

    Zırh giymiş veya zırh kaplanmış

  • zırhlı araç

    Savaşta veya savaş dışında güvenliği sağlamak için zırh ile kaplanmış araç

  • zırhlı başlılar

    Omurgalı hayvanlardan amfibyumların bir takımı

  • zırhlı birlik

    Hareket yeteneği yüksek, ateş gücüne sahip, zırhla korunan savaş araçlarıyla donatılmış silahlı kara kuvveti; zırhlı güç, zırhlı kuvvet

  • zırhlı personel taşıyıcı

    Kolluk kuvvetlerince güvenlik, keşif, personel taşıma vb. maksatlarla kullanılan dış etkenlere karşı dayanıklı zırhlı araç

  • zırhlı yayın

    Kemikli balıklar takımının yayın balığıgiller familyasından bir tür balık; zırhlı balık

  • zırhsız

    Zırhı olmayan

  • zırlak

    Sürekli zırlayan

  • zırlamak

    Zil vb. ötmek

  • zırlatma

    Zırlatmak işi

  • zırlatmak

    Zırlamasına sebep olmak

  • zırlayıp durmak

    durmaksızın söylenerek hoşnutsuzluğunu açığa vurmak

  • zırnık

    Herhangi bir şeyin en küçük, önemsiz ve işe yaramaz parçası

  • zırnık (bile) koklatmamak

    en ufak bir şey vermekten kaçınmak

  • zırnık (bile) vermemek

    en ufak bir şey vermemek

  • zırt pırt

    İkide birde, uygunsuzca, yerli yersiz, gereksiz yere; zırt fırt, zırt zırt

  • zırtlak

    Yavan, tatsız olan

  • zırva

    Saçma, saçma sapan, boş, anlamsız söz

  • zırva tevil götürmez

    saçma olan bir düşünceyi döndürme, çevirme yolu ile savunmaya kalkışanlara söylenen bir söz

  • zırvalama

    Zırvalamak işi

  • zırvalamak

    Boş ve anlamsız sözler söylemek

  • zırıl zırıl

    Sıvı iri damlalar hâlinde akarak

  • zırıldama

    Zırıldamak işi; zırıldanma, zırlama

  • zırıldamak

    Durmaksızın söylenerek hoşnutsuzluğunu açığa vurmak; zırıldanmak, zırlamak

  • zırıltı

    Zırıldama sırasında çıkan sesin adı

  • zırıltı çıkarmak

    anlaşmazlık sebebiyle kavga etmek

  • zıt gitmek

    birine karşı sürekli ters davranmak, istediklerinin tersini yapmak

  • zıt kutup

    Farklı durum ve yapıda olan (kimse)

  • zıtlaşma

    Zıtlaşmak işi; zıtlanma

  • zıtlaşmak

    Birbirine karşı ters davranmak; zıtlanmak

  • zıvana

    İki ucu açık küçük boru

  • zıvanadan çıkarmak

    sinirlendirmek, öfkelendirmek

  • zıvanadan çıkmak

    çok sinirlenmek, öfkelenmek

  • zıvanalı

    Zıvanası olan

  • zıvanalı sigara

    Bir ucunda kartondan zıvana bulunan sigara

  • zıvanalı vida

    Zıvanası olan vida

  • zıvanasız

    Zıvanası olmayan