Back to word index

Words starting with P

2679 dictionary entries are listed for P.

More frequently visited entries for this letter.

  • pekiştirme ünsüzü

    Pekiştirme işlevli ünsüz

  • profesör

    Yükseköğretim kuruluşlarında en üst aşamada olan öğretim üyesi

  • pazarlıklı alışveriş

    Pazarlaşmak suretiyle yapılan alım satım

  • parıldatmak

    Parıldamasını sağlamak

  • peşinde dolaşmak (veya gezmek)

    bir amaçla birisini izlemek

  • püskürüş

    Püskürmek işi

  • pisletme

    Pisletmek işi

  • pisboğaz

    Eline geçeni zamansız ve ayırt etmeden yiyen (kimse)

  • pusula

    Üzerinde kuzey güney doğrultusunu gösteren bir mıknatıs iğnesi bulunan ve yön tespit etmek için kullanılan kadranlı araç; yön belirteci

  • pekiştirilmek

    Pekiştirme işi yapılmak

  • program

    Belirli şartlara ve düzene göre yapılması öngörülen işlemlerin bütünü; izlence

  • pür

    Çam, ardıç, ladin ağaçlarının iğne gibi ince yaprakları

  • papağan anahtarı

    Sacdan yapılmış küçük çaplı boru ve bağlantı parçalarının sökülüp takılmasında kullanılan anahtar

  • paraşütçü

    Paraşütle atlayarak yere inen kimse

  • piyasa yeri

    Alışverişin çok olduğu yer

  • pabuçlarını çevirmek

    dolaylı olarak kovmak

  • palet vurmak

    dipte yüzerken yükselme amacıyla paletlerle suyu dövmek

  • pazubent

    Belli bir amaçla kola geçirilen enli kuşak; kolçak

  • pis pis düşünmek

    derin ve üzüntülü düşünceye dalmak

  • planlayabilmek

    Planlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • pranga

    Ağır ceza verilmiş tutukluların ayaklarına takılan kalın zincir

  • papyon

    Kelebek biçiminde, bir çengelle veya lastik bağla yakaya tutturulan kravat; papyon kravat

  • para peşin, kırmızı meşin

    "her işin karşılığı anında ödenmelidir" anlamında kullanılan bir söz

  • parmak izi

    Genellikle kimlik belirlemede yararlanılan, parmak uçlarının iç tarafındaki derisinin dokunulan yüzeyde bıraktığı, herkeste farklı olan iz

  • Paskalya yumurtası gibi

    yüzüne çok allık süren

  • pervazsız

    Pervazı olmayan

  • petrol mavisi

    Koyu mavi ile koyu yeşil karışımı bir renk

  • plan

    Bir işin, bir eserin gerçekleştirilmesi, bir konunun yolunda yürümesi için uyulması tasarlanan düzen

  • psikolojizm

    Psikoloji bilimiyle uğraşma; ruh bilimcilik

  • pal

    Bir cins güvercin

  • paragöz

    Parayı çok seven, paraya çok düşkün (kimse); para canlısı, paragözlü

  • patlama!

    "sabret, sakin ol" anlamında kullanılan uyarıcı bir söz

  • pazar yeri

    Pazar kurulan yer

  • pedal

    Bir makinede, bir araçta ayak yardımıyla dönmeyi veya hareketi sağlayan düzen; ayaklık

  • pek

    Sağlam, dayanıklı

  • petrol

    Yoğunluğu 0,8-0,95 arasında olabilen, hidrokarbürlerden oluşmuş, kendisine özgü kokusu olan, koyu renkli, arıtılmamış, doğal yanıcı mineral yağ; yer yağı

P index

2679 word links are rendered on the server.

  • P

    Fosfor elementinin simgesi

  • p, P

    Türk alfabesinin yirminci sırasında yer alan ve pe adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından sert, patlayıcı çift dudak ünsüzünü gösterir

  • Pa

    Protaktinyum elementinin simgesi

  • pabucu dama atılmak

    kendinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek

  • pabucuna kum dolmak

    pabucuna taş kaçmak

  • pabucuna taş kaçmak

    ortaya çıkan durum karşısında tedirgin olmak

  • pabucunu dama atmak

    Ahilikte hileli ayakkabı üretenleri ifşa etmek üzere özürlü malı dama atmak

  • pabucunu eline vermek

    dolaylı olarak kovmak

  • pabucunu ters giydirmek

    güç bir duruma sokarak telaş içinde kaçırmak

  • pabuç

    Masa, sandalye vb. mobilyaların ayaklarına takılan metal veya plastik eklenti

  • pabuç bırakmamak

    yapacağından vazgeçmemek, hiçbir şeye aldırmamak, korkmamak

  • pabuç dilli

    Çok konuşan

  • pabuç dillilik

    Pabuç dilli olma durumu

  • pabuç eskitmek (veya paralamak)

    bir iş için bir yere çok gidip gelmek, işi takip etmek

  • pabuç kadar dili olmak

    kabaca ve terbiyesizce karşılık vermek

  • pabuç pahalı

    birinin uğraşmaya kalktığı kimsenin, kendinden güçlü çıkması durumunda söylenen bir söz

  • pabuçlarını çevirmek

    dolaylı olarak kovmak

  • pabuçlu

    Ayağında pabucu olan

  • pabuçsuz

    Ayağında pabucu olmayan

  • pabuçtan aşağı

    Aşağılık olan (kimse)

  • pabuççu

    Camilerde ayakkabıları bekleyen kimse

  • padalya

    Öldürüldükten sonra süs amacıyla içi doldurulmuş hayvan

  • padişah

    Osmanlı Devleti'nde devlet başkanına verilen ünvan

  • padişah divanı

    Osmanlılarda padişah, sadrazam ve bazı yüksek rütbeli devlet görevlilerinin oluşturduğu meclis ve meclisin çalıştığı yer; Divanıhümayun

  • padişahi

    Padişah ile ilgili, padişaha ait

  • padişahlık

    Padişah olma durumu

  • padok

    Hipodromda yarış atlarının yedekte gezdirildikleri yer

  • padıl

    İki ucu veya bir ucu enli, kısa ve ince saplı kürek

  • padıl kürek

    Küçük deniz araçları ve can sallarında acil durumlarda kullanılan ağaç kürek

  • padıllı karıştırıcı

    Yem fabrikalarında yarı mamul yemleri karıştıran makine

  • paf

    Homurdanmaya benzer bir ses

  • paf diye

    paf sesi çıkararak

  • paf puf

    Yorgunluk, sıkıntı ve üzüntü dolayısıyla çıkan oflama sesi

  • paf puf etmek

    yorgunluk, sıkıntı, acı ve üzüntü dolayısıyla oflayıp puflamak

  • pafta

    Bir bölgenin kadastro durumunu gösteren değişik malzemeler üzerine yapılmış parselleme çizgilerinin bütünü

  • paftalı

    Paftası olan

  • paftasız

    Paftası olmayan

  • pagoda

    Çin, Japonya vb. Uzak Doğu ülkelerinde kule biçiminde yapılmış tapınak; stupa

  • pah

    Eğik olarak kesilmiş kenar

  • paha biçilmez

    değeri ölçülemeyecek kadar yüksek

  • paha biçmek

    değerini tahmin etmek veya belirlemek

  • pahacı

    Pahalı mal satan kimse

  • pahacılık

    Pahacı olma durumu

  • pahal

    Ters(I), aksi

  • pahal gibi

    aksi gibi

  • pahalandırma

    Pahalandırmak işi; pahalılaştırma

  • pahalandırmak

    Pahalanma işini yaptırmak; pahalılaştırmak

  • pahalanma

    Pahalanmak işi; pahalılanma, pahalılaşma

  • pahalanmak

    Pahalı duruma gelmek, fiyatı artmak; pahalılanmak, pahalılaşmak

  • pahalı

    Fiyatı yüksek olan; fiyatlı, ucuz karşıtı

  • pahalıca

    Biraz pahalı

  • pahalılaştırma

    Pahalılaştırmak işi

  • pahalılaştırmak

    Pahalılaşma işini yaptırmak

  • pahalılık

    Bir şeyin fiyatının yüksek olması durumu veya pahalı olma durumu

  • pahalıya gelmek

    yüksek fiyattan almak

  • pahalıya patlamak (veya mal olmak veya oturmak)

    çok para, özveri, emek gerektirmek

  • pahasına

    karşılığında, uğruna

  • pahaya geçmek

    değerli bir şeymiş gibi esirgenmek

  • pahaya çıkmak

    pahalanmak, pahalılaşmak

  • pahlama

    Pahlamak işi

  • pahlamak

    Bir parçanın keskin kenarını keserek pah durumuna getirmek, keskinliğini gidermek

  • paket

    İçinde bir veya birçok şey bulunan, kâğıda sarılarak veya kutuya konularak bağlanmış, elde taşınacak büyüklükte nesne

  • paket etmek

    paketlemek

  • paket lastiği

    Genellikle halka şeklinde olan, birden fazla nesneyi bir arada tutmak için kullanılan esnek, ince, kauçuk şerit; ambalaj lastiği

  • paket program

    Banda veya filme alınıp gerektiğinde radyo ve televizyonda yayımlanmak üzere hazırlanmış program

  • paket taşı

    Dört köşe yontulmuş kaldırım taşı

  • paket tur

    Bir veya birden fazla yere yönelik olarak düzenlenen ve ulaşım, konaklama vb. gereksinimleri kapsayan tur

  • paketleme

    Paketlemek işi

  • paketlemek

    Bir veya birkaç şeyi kâğıda sararak, kutuya koyarak bağlamak

  • paketleniş

    Paketlenmek işi

  • paketlenme

    Paketlenmek işi

  • paketlenmek

    Paketleme işine konu olmak

  • paketletme

    Paketletmek işi

  • paketletmek

    Paketleme işini yaptırmak

  • paketleyebilme

    Paketleyebilmek işi

  • paketleyebilmek

    Paketleme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • paketleyiş

    Paketlemek işi

  • Pakistanlı

    Pakistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • pal

    Bir cins güvercin

  • pala

    Kavisli, kısa, uç bölümü geniş, kabzasına doğru daralan bir tür kılıç

  • pala bıyık

    Gür, uzun, yanaklara doğru kıvrık bıyık

  • pala bıyıklı

    Gür, uzun ve kıvrık bıyıkları olan (kimse); pala bıyık

  • pala sürtmek

    çabalamak, uğraşmak

  • pala çalmak (veya sallamak)

    uğraşmak, didinmek, çabalamak

  • pala çekmek

    palayı belinden çıkarıp vurmak

  • paladyum

    Atom numarası 46, yoğunluğu 11,4 olan, 1500 °C'de eriyen, tel durumuna getirilebilen, başlıca özelliği hidrojeni soğurmak olan çok sert bir element (simgesi Pd)

  • palalık

    Çatı kirişinin yanı

  • palamar

    Gemileri iskele, rıhtım veya şamandıraya bağlamaya yarayan kalın halat

  • palamar boyu

    Deniz milinin onda biri,120 kulaç

  • palamar gözü

    Geminin baş ve kıç kısımlarında bulunan palamar halatlarına mahsus delik

  • palamar parası

    Gemilerin bir iskeleye yanaşmak için ödedikleri para; palamar resmi

  • palamarcı

    Görevi, yanaşma, kalkma vb. sırasında gemiden verilen palamarı iskeleye, şamandıraya takma, çıkarma olan kimse

  • palamarcılık

    Palamarcının yaptığı iş

  • palamarı koparmak (veya çözmek)

    kaçmak, sıvışmak

  • palamut

    Uskumrugillerden, eti esmer, büyüklüğüne göre "Çingene palamudu, torik, sivri, altıparmak (I), piçuta" adlarını alan, pulsuz bir balık; sivri (Pelamys sarda)

  • palamut meşesi

    Yurdumuzun batı bölgesinde yetişen, 5-10 metre yüksekliğinde, kışın yapraklarını döken bir tür meşe (Quercus vallonea)

  • palamutlama

    Palamutlamak işi

  • palamutlamak

    Deriyi, sepilemek için palamut doldurulmuş çukura yatırmak

  • palan

    Genellikle eşeklere, bazen de atlara vurulan, kaşsız, enli, yayvan ve yumuşak bir tür eyer; kürtün (I)

  • palan vurmak

    palanı hayvanın sırtına koyup bağlamak

  • Palandöken

    Erzurum iline bağlı ilçelerden biri

  • palandöken

    Taşlık yokuş

  • palandız

    Çeşmenin musluk taşı

  • palanga

    Bir halatla makaralardan oluşturulan, ağır cisimleri kaldırmaya, sağa sola döndürmeye yarayan düzenek; caraskal

  • palangalı

    Palangası olan

  • palangasız

    Palangası olmayan

  • palanka

    Ağaç ve toprakla yapılmış, hendekle çevrilmiş küçük hisar

  • palas

    Lüks otel

  • palas pandıras

    Gereği gibi derlenip toparlanmaya veya hazırlanmaya vakit bulamadan

  • palaska

    Askerlerin bellerine bağladıkları veya göğüslerine çaprazlama taktıkları, üzerinde fişek, kasatura vb. koymak için yerleri bulunan, genellikle köseleden yapılmış kayış

  • palaspare

    Kirli, eski püskü, yırtık pırtık giysi

  • palavra

    Herhangi bir konuda gerçeğe aykırı, uydurma söz veya haber; balon, mavra

  • palavra atmak (veya savurmak veya sıkmak)

    abartarak konuşmak, başarılardan abartarak söz etmek

  • palavracı

    Uydurma söz veya haber ortaya atan, yaptığı işleri abartan, bu davranışları huy edinmiş olan (kimse); baloncu, tıraşçı, uydurmacı, martavalcı, mavracı

  • palavracılık

    Palavracı olma durumu; balonculuk, tıraşçılık, uydurmacılık, martavalcılık

  • palaz

    Kaz, ördek, güvercin vb. bazı kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu; badik

  • palazlama

    Palazlamak işi

  • palazlamak

    Kuş yavrusu irileşip semirmek

  • palazlanabilme

    Palazlanabilmek işi

  • palazlanabilmek

    Palazlanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • palazlandırma

    Palazlandırmak işi

  • palazlandırmak

    Palazlanma işini yaptırmak

  • palazlanma

    Palazlanmak işi

  • palazlanmak

    Gelişmek, iri duruma gelmek, büyümek

  • palazlaşma

    Palazlaşmak işi

  • palazlaşmak

    İrileşmek, gelişmek, büyümek

  • paldım

    Yük ve binek hayvanının, semer veya eyerinin ileri kaymasını önlemek için arka ayaklarının kaba etleri üzerinden geçirilen kayış

  • paldımı aşmak

    başaramayacağı bir işe girişmek

  • paldır küldür

    Kaba bir gürültü çıkararak, gürültü yaparak

  • paleograf

    Eski el yazıları uzmanı

  • paleografi

    Eski el yazılarını okuma bilgisi

  • paleozoik

    Bu zamanla ilgili

  • palet

    Ressamların boyaları üzerine dizerek fırça ile karıştırdıkları elde tutulan levha

  • palet vurmak

    dipte yüzerken yükselme amacıyla paletlerle suyu dövmek

  • paletli

    Paleti olan (taşıt)

  • paletsiz

    Paleti olmayan (taşıt)

  • palikarya

    Yunan delikanlısı

  • palizat dokusu

    Özümleme işini yapan yaprakların üst yüzündeki doku

  • palmitat

    Palmitik asidin tuzu veya esteri

  • palmitik

    Doymuş bir yağ asidi (CH3-(CH2)14-CO2H) ve bu asitten türeyen birleşikler

  • palmitik asit

    Yağlı maddelerin pek çoğunda palmitin durumunda bulunan, suda çözünmeyen, alkol ve eterde çözünen doymuş yağ asidi

  • palmitil

    Palmitik asitten türeyen C15H31-CO formülündeki tek değerli kök

  • palmitin

    Gliserinin palmitik esteri

  • palmiye

    Palmiyegillerden olan ağaçların genel adı

  • palmiyegiller

    Genellikle sıcak bölgelerde yetişen, basit bir kongövde ve bunun tepesinde yelpaze biçiminde telek damarlı yaprakları olan, hurma ve Hindistan cevizi ağaçlarını içine alan bir familya

  • palmiyelik

    Palmiyesi çok olan yer

  • palto

    Diz altından topuğa kadar uzanan, öbür kıyafetlerin üstüne giyilen, kalın kumaştan, kışlık erkek giysisi

  • paltolu

    Paltosu olan

  • paltoluk

    Palto yapmaya elverişli

  • paltosuz

    Palto giymemiş olan

  • Palu

    Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri

  • paluze gibi

    pelte gibi

  • palyaço

    Kendisini seyredenleri güldüren ve eğlendiren, acayip kılıklı, yüzü aşırı ve komik biçimde boyalı oyuncu

  • palyaço gibi

    gülünç olacak derecede acayip kılıklı

  • palyaçoluk

    Palyaço olma durumu

  • palyoş

    Kısa ve iki yanı keskin, düz kılıç

  • pampa

    Güney Amerika’nın kendine özgü bir doğal yapısı olan, bol ot yetişen, hayvancılığa elverişli bozkırlarına verilen ad

  • pamuk

    Ebegümecigillerden, koza biçimindeki meyvesi üç, dört, beş dilimli olan, sıcak bölgelerde yetişen tarım bitkisi (Gossypium)

  • pamuk atmak

    yay ve tokmakla pamuğu ditmek

  • pamuk balı

    Beyaz bal

  • pamuk balığı

    Ilıman denizlerde yaşayan, sırtı mavi, karnı beyaz, tehlikeli bir köpek balığı (Carcharius glaucus)

  • pamuk bezi

    Pamuktan dokunan bez

  • pamuk elması

    Pamuk telleri ve tohumla dolu bir kapsülden oluşan pamuk bitkisinin meyvesi

  • pamuk gibi

    çok yumuşak

  • pamuk helvası

    Toz şekerin çok sıcak bir ortamda hızlı bir biçimde döndürülüp pamuklaşmasından oluşan bir tatlı türü; pamuk şekeri

  • pamuk ipliği

    Pamuktan yapılan mat veya parlak dikiş nakış ipliği

  • pamuk ipliğiyle bağlamak

    etkisi az sürecek bir çare ile geçiştirmek

  • pamuk ipliğiyle bağlanmak

    her an bozulmaya, kopmaya hazır olmak

  • pamuk ipliğiyle bağlı olmak

    pamuk ipliğiyle bağlanmak

  • pamuk otu

    Papirüs familyasından, bataklıklarda yetişen bir bitki; bataklık keteni (Eriophorum)

  • pamuk yağı

    Pamuk çekirdeklerinden elde edilen, zeytinyağına benzer bitki yağı

  • pamukaki

    Beyaz iş işlemekte kullanılan bir tür parlak pamuk ipliği

  • Pamukkale

    Denizli iline bağlı ilçelerden biri

  • pamuklanma

    Pamuklanmak işi

  • pamuklanmak

    Üstü incecik pamuk biçiminde küf bağlamak

  • pamuklu

    Pamuk ipliği veya başka iplikler karıştırılarak dokunmuş (kumaş)

  • Pamukova

    Sakarya iline bağlı ilçelerden biri

  • pamukçu

    Pamuk yetiştiren kimse

  • pamukçuk

    Genellikle bebeklerde ağızda, sıklıkla yanak içinde veya dilde görülen bir çeşit mantar hastalığı; aft, kandidoz

  • pamukçuluk

    Pamukçunun işi

  • pan flüt

    Antik Çağ'dan beri kullanılan, yan yana bağlanmış değişik uzunluktaki kamış, metal, kil veya ahşaptan yapılan, ince borulardan oluşan bir tür üflemeli çalgı

  • panama

    Orta Amerika'da yetişen bir bitkinin yapraklarından örülmüş yumuşak hasır şapka

  • Panamalı

    Panama’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • panayır

    Belli zamanlarda ve genellikle küçük yerleşim birimlerinde kurulan, sergi niteliğini de taşıyan büyük pazar

  • panayır yeri

    Panayırın kurulduğu alan

  • panayırcı

    Panayırda satış yapan kimse

  • panayırcılık

    Panayırcının işi veya mesleği

  • pancar

    Ispanakgillerden, vitamince zengin bir bitki; çükündür (Beta vulgaris)

  • pancar gibi olmak

    yüzüne kan hücum edip çok kızarmak

  • pancar kesilmek

    pancar gibi olmak

  • pancarcı

    Pancar yetiştiren ve satan kimse

  • pancarcılık

    Pancarcının işi

  • pancarlaşma

    Pancarlaşmak durumu

  • pancarlaşmak

    Pancar rengini almak

  • panda

    Etçillerden, Avustralya ile Himalaya ormanlarında yaşayan, tüyleri sık ve pas renginde, karnı, bacakları kara, postu beğenilen bir hayvan (Ailurus fulgens)

  • pandantif

    İnce bir zincirle boyna takılan değerli takı

  • pandemi

    Küresel salgın ile ilgili olan

  • pandemik

    Küresel salgın ile ilgili olan

  • pandik

    "Elle sarkıntılık etmek"anlamındaki pandik atmak ve "elle sarkıntılığa uğramak" anlamındaki pandik yemek deyimlerinde geçen bir söz

  • pandispanya

    Yumurta katılarak yapılan şekerli, kabarık, yumuşak bir pasta türü

  • pandispanya gazetesi

    Uydurulmuş hikâyeler, yalanlar

  • pandomim kopmak

    izleyenler için eğlendirici bir kavga çıkmak

  • pandomimci

    Sözsüz oyun sanatçısı

  • pane

    Ekmek kırıntısına bulanarak yapılan kızartma

  • panel

    Yerleştirileceği yüzeyin bir bölümüne uyan, çoğunlukla dikdörtgen biçiminde düzgün parça

  • panel köprü

    Aşılacak bir engelin bir yanında oluşturularak öbür yana ulaşımı sağlayan, taşıyıcı küçük elemanlardan oluşan köprü

  • paneli

    Ekmek kırıntısına bulanmış

  • panelist

    Panelde konuşmacı olan kimse

  • pangolin

    Pangolingillerden, Endonezya, Malezya ve Güney Afrika’da yaşayan, derisi kiremit düzeninde pullarla kaplı, pençeleri kuvvetli, dişleri olmayıp uzun ve yapışkan dili ile karınca veya akkarınca yiyen bir tür memeli hayvan (Manis)

  • pangolingiller

    Örnek hayvanı pangolin olan bir memeli familyası (Manidae)

  • panik

    Ani dehşet duygusu, büyük korku

  • panik olmak

    büyük korku yaratan bir olay birdenbire ortaya çıkmak

  • panik yaratmak

    korku, dehşet uyandırmak

  • panikatak

    Aşırı korku, heyecan dolayısıyla saldırgan, telaşlı davranışta bulunma veya içine kapanma

  • panikleme

    Paniklemek işi

  • paniklemek

    Paniğe kapılmak

  • panikletme

    Panikletmek işi

  • panikletmek

    Panikleme işini yaptırmak

  • Panislamcı

    Panislamizm yanlısı olan

  • Panislamcılık

    Panislamizm akımını benimseme

  • Panislamizm

    Bütün Müslümanları aynı yönetim altında toplama amacını güden politik akım ve hareket

  • paniğe kapılmak

    çok korkmak

  • paniğe vermek

    büyük bir dehşete düşürmek, çok korkutmak

  • panjur

    Güneşi ve rüzgârı önlemeye, ışığı azaltmaya yarayan, açılır kapanır dar ve yatay tahtadan, plastikten veya metal gereçlerden yapılmış, pencereye takılan kapatma düzeneği

  • panjurlu

    Panjuru olan

  • panjursuz

    Panjuru olmayan

  • pankart

    Toplantı ve gösterilerde taşınan, üzerinde benimsenen amacın birkaç sözle gösterildiği karton veya bezden levha

  • pankartlı

    Pankartı olan veya pankart bulunduran

  • pankras

    Güreşle boksu birleştiren spor karşılaşması

  • pankreas

    Midenin arkasında bulunan, boşaltıcı kanallarıyla onikiparmak bağırsağına bağlı, iç ve dış salgıları olan iri bir organ

  • pano

    Üzerine bildiri, açıklama veya tanıtma kâğıtları tutturmak için hazırlanmış levha

  • panorama

    Yüksek bir yerden bakıldığında göz önüne serilen geniş görünüş

  • pansiyon

    Bütünü veya bir bölümü sürekli veya belli bir zaman için kiraya verilen, isteğe göre yemek de veren ev

  • pansiyoncu

    Pansiyon sahibi

  • pansiyonculuk

    Pansiyon sahibi olma durumu

  • pansiyoner

    Pansiyonda kalan kimse

  • Panslavizm

    Slav asıllı bütün halkları aynı yönetim altında toplama amacı güden politik akım ve hareket

  • pansuman

    Yara temizliği ve bakımı

  • pansuman yapmak

    yaranın temizlik ve bakımını yapmak

  • pansumancı

    Pansuman yapmayı meslek edinmiş kimse; tımarcı

  • pansumancılık

    Pansuman yapma işi

  • panteon

    Yunan ve Romalıların en büyük tapınaklarına verdikleri ad

  • pantograf

    Bir biçimi büyülterek veya küçülterek kopya etmek için kullanılan kollu, eklemli bir cetvel türü

  • pantolon

    Belden başlayan ve genellikle paçaları ayak bileklerine kadar inen giyecek

  • pantolon etek

    Paçaları etek tarzında geniş bir biçimde kesilerek etek görünümü verilen pantolon; etek pantolon

  • pantoloncu

    Pantolon diken terzi

  • pantolonculuk

    Pantoloncunun işi

  • pantolonlu

    Pantolonu olan

  • pantolonsuz

    Pantolonu olmayan

  • pantufla

    Abadan yapılmış terlik

  • pantuflacı

    Pantufla yapan veya satan kimse

  • pantuflacılık

    Pantuflacının işi

  • panzehir

    Zehrin etkisini ortadan kaldırabilme özelliği olan madde; tiryak, antidot

  • panzehir otu

    Küçük, beyaz çiçekli, kökü zehirli, çok yıllık ve otsu bitki (Cynanchum acutum)

  • panzehir taşı

    Antilop gibi hayvanların midesinde oluşan, zehri önleyici etkisi olan kütle

  • panzer

    İkinci Dünya Savaşı'nda Alman ordusunun kullandığı, günümüzde polisin kanunsuz sokak gösterileri gibi hareketleri bastırmak için yararlandığı, yüksek tekerlekli, zırhlı, hafif silahlarla donatılmış araç

  • panç

    Ahşap, alçı, kartonpiyer vb. üzerinde delik açma aleti

  • panç işi

    Kumaş üzerine kendi özel iğnesi ile üç boyut etkisi yaratan bir işleme tekniği; panç nakışı

  • panço

    Soğuk havalarda kıyafetin üzerine giyilen, genellikle kare veya dikdörtgen biçimli, ortasına baştan geçebilmesi için bir delik açılmış, kalınca kumaş parçasından oluşan giysi

  • papa

    Roma Katolik kilisesinin, bir meclis tarafından seçilen, Vatikan'da oturan ve Hz. İsa'nın vekili sayılan başkanı

  • papak

    Genellikle Azerbaycan ve Kafkasya'da giyilen, kuzu derisinden veya yününden yapılan, uzun tüylü başlık

  • papalina

    Sardalya yavrusu

  • papalık

    Papanın makamı veya görevi

  • papara

    Ekmek, peynir ve et suyu veya süt ile yapılan bir yemek türü

  • papara yemek

    azar işitmek

  • paparazi

    Ünlü kimselerin kendilerinden habersizce çekilmiş, onları güç durumda bırakacak özellikteki fotoğrafları

  • papatya

    Birleşikgillerden, 20-50 santimetre yüksekliğinde, baharda çiçek açan, taç yaprakları beyaz, ortası sarı kömeçli, bir yıllık otsu bir bitki; yoğurt çiçeği (Matricaria chamomilla)

  • papatya falı

    Niyet tutup papatyanın yapraklarını birer birer kopararak "olacak, olmayacak" diyerek bakılan fal

  • papatyalı

    Papatyası olan

  • papatyasız

    Papatyası olmayan

  • papaya

    Amerika'nın sıcak bölgelerine özgü, sarı, kavuna benzer bir tür meyve

  • papaya ağacı

    Amerika'nın sıcak bölgelerine özgü, sarı, kavuna benzer bir tür meyvesi olan ağaç; papaya (Carica papaya)

  • papaz

    Hristiyan din adamı; peder

  • papaz balığı

    Bir tür küçük kaya balığı (Chromis chromis)

  • papaz balığıgiller

    Ilıman denizlerde yaşayan kemikli balıklar familyası

  • papaz gibi

    saçı, sakalı uzayıp birbirine karışmış (kimse)

  • papaz her gün pilav yemez

    "bir insanı hep aynı hileyle kandıramazsın" anlamında kullanılan bir söz

  • papaz olmak

    çıkarları ters düştüğü için sürtüşmek

  • papaz uçurmak

    içkili eğlence düzenlemek

  • papaz yahnisi

    Soğan, sarımsak, şarap veya sirke katılarak yapılan bir et yemeği

  • papaza dönmek

    saçı ve sakalı uzamak, darmadağın olmak

  • papaza kızıp oruç (veya perhiz) bozmak

    başkasına kızıp kendisine zarar verecek iş görmek

  • papazi

    İnce dokunmuş, mavi, pembe, fıstıki renklerde ipek kumaş

  • papazkarası

    Kırmızı şarap yapımında kullanılan bir tür üzüm

  • papazkaçtı

    Bir tür iskambil oyunu

  • papazlık

    Papaz olma durumu

  • papazlık etmek

    ders vermek, ikna edici sözlerle kandırmak

  • papazı bulmak

    beklemediği kötü bir sonuçla karşılaşmak, belasını bulmak

  • papağan

    Papağangillerden, tırmanıcı, eğri gagalı, pek çok türü bulunan, insan sesini taklit edebilen kuşların genel adı; dudu

  • papağan anahtarı

    Sacdan yapılmış küçük çaplı boru ve bağlantı parçalarının sökülüp takılmasında kullanılan anahtar

  • papağan gibi ezberlemek

    anlamını bilmeden ezberlemek

  • papağan gibi tekrarlamak

    peş peşe, art arda söylemek

  • papağangiller

    Ayakları tırmanmaya uygun, canlı ve zıt renkli, basit konuşmaya alıştırılabilen, papağan, muhabbet kuşu vb. sıcak ülke kuşlarını içine alan familya

  • papağanlar

    Tek familyası papağangiller olan, papağan olarak bilinen bütün kuşları kapsayan takım

  • papağanlaşma

    Papağanlaşmak durumu

  • papağanlaşmak

    Başkasından duyduklarını düşünmeksizin aynen tekrarlamak

  • papağanlık

    Duyduklarını düşünmeden, anlamını bilmeden tekrarlama durumu

  • papel

    Bir liralık kâğıt para

  • papikçi

    Sokak satıcısı

  • papikçilik

    Papikçinin yaptığı iş

  • papirüs

    Papirüsgillerden, Nil kıyılarında yetişen, sürüngen, çıplak saplı, otsu bir bitki (Cyperus papirus)

  • papirüsgiller

    Bir çeneklilerden, örneği papirüs olan otsu bitkiler familyası

  • paprika

    Acısı az bir tür kırmızıbiber

  • papura

    İki çift öküzle çekilen ağır saban

  • papyon

    Kelebek biçiminde, bir çengelle veya lastik bağla yakaya tutturulan kravat; papyon kravat

  • par par

    "Bir yanıp bir sönmek, ışıl ışıl parlamak" anlamlarındaki par par yanmak deyiminde geçen bir söz

  • para

    Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı; mangır, mangiz, nakit, papel, tıkır, tıngır

  • para akmak

    yatırım yapılmak

  • para aktarımı

    Banka hesabındaki birikimin belli bir miktarının başka bir hesaba aktarılması; aktarma, transfer, virman

  • para arzı

    Bir ülkede dolaşımdaki para hacmi

  • para babası

    Parası çok, varlıklı kimse

  • para basma

    Piyasaya yeni para çıkarma

  • para basmak

    darphanede, basımevinde metali veya kâğıdı para durumuna getirmek

  • para birimi

    Bir devletin para için kabul ettiği değer ve eder ölçüsü

  • para bozmak

    büyük parayı ufak paralarla değiştirmek

  • para cezası

    İşlenen bir suçun para karşılığının devlete ödenmesini öngören ceza; nakdî ceza

  • para değişimi

    Para alımı ve satımı

  • para dökmek (veya akıtmak)

    çok para harcamak

  • para dönmek

    rüşvetle iş yapılmak

  • para etmek

    değeri olmak

  • para etmemek

    değeri pahasına satılamamak

  • para getirmek

    kazanç sağlamak

  • para ile değil

    çok ucuz

  • para ile değil, sıra ile

    "herkes sırasını beklemek zorundadır" anlamında kullanılan bir söz

  • para kesmek

    para basmak

  • para kırmak

    çok kazanmak

  • para kısıtlaması

    Para şişkinliğine karşı önlem olarak paranın piyasada azalmasıyla satın alma gücünün artması; deflasyon

  • para kısıtlayıcı

    Para kısıtlaması işlemini yapan kimse; deflatör

  • para parayı çeker

    "elde para bulunursa onunla yeni paralar kazanılır" anlamında kullanılan bir söz

  • para peşin, kırmızı meşin

    "her işin karşılığı anında ödenmelidir" anlamında kullanılan bir söz

  • para pul

    Para, para niteliğinde olan şey

  • para pul tutmamak

    hesabını bilmemek, birikim yapmamak

  • para saymak

    ödemek

  • para saçmak

    gereğinden çok para harcamak

  • para sızdırmak (veya koparmak)

    zorlayarak veya kandırarak birinden para almak

  • para tutmak

    para biriktirmek

  • para yapmak

    para kazanıp biriktirmek

  • para yatırmak

    gerektiğinde almak üzere bir yere para vermek

  • para yedirmek

    gereksiz olarak başkasına çok para harcamak

  • para yemek

    gereksiz olarak çok para harcamak

  • para çantası

    Para taşımaya yarayan özel çanta

  • para çekmek

    bir yere yatırılmış paranın tamamını veya bir bölümünü almak

  • para çıkarmak

    para basmak

  • para çıkışmamak

    para yetişmemek

  • parabellum

    Alman ordusunda kullanılan tabanca

  • parabol

    Bir düzlemin odak denen sabit bir noktadan ve doğrultman denen sabit bir doğrudan eşit uzaklıktaki noktalarının geometrik yeri; yarı kübik

  • parabolik

    Parabol biçiminde olan, parabolle ilgili

  • paraboloit

    Parabolün kendi etrafında döndürülmesiyle elde edilen yüzey

  • paraca

    Para ile ilgili olarak, para bakımından

  • paracı

    Parayı seven (kimse)

  • paracılık

    Paracı olma durumu

  • paradan çıkmak

    para harcamak zorunda kalmak

  • paradi

    Bir tiyatroda en üst balkon

  • paradigma

    Herhangi bir işin yapılması için alınan örnek çalışma, yöntem vb

  • paradoks

    Aykırı düşünce

  • paradoksal

    Aykırı düşünce niteliğinde olan, çelişki içeren

  • paraf

    Yalnız adın veya ad ve soyadının baş harfleriyle atılan kısa imza

  • parafin

    Katran, petrol, neft vb. maddelerden çıkarılan, katı, beyaz, yarı saydam, buharı parlak bir alevle yanan, kimyasal etkenlere karşı ilgisiz, katı hidrokarbon; alkan

  • parafinli

    Birleşiminde parafin bulunan

  • parafinsiz

    Birleşiminde parafin olmayan

  • paraflama

    Paraflamak işi; parafeleme

  • paraflamak

    Adının ve soyadının baş harflerini kullanarak imzalamak; parafelemek

  • paragraf

    Düzyazıların kendi içinde satır başlarıyla ayrıldıkları bölümler

  • Paraguaylı

    Paraguay’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • paragöz

    Parayı çok seven, paraya çok düşkün (kimse); para canlısı, paragözlü

  • paragözlük

    Paragöz olma durumu; paragözlülük

  • paraketa

    Geminin saatteki hızını anlamak için kullanılan araç

  • paraketacı

    Paraketa ile balık avlayan (kimse)

  • paralaks

    Farklı iki yerden çok uzaktaki bir noktaya yönelmiş iki doğru arasındaki açı

  • paralama

    Paralamak işi

  • paralamak

    Yıpratıp eskitmek

  • paralanma

    Paralanmak işi

  • paralanmak

    Parasızken para elde etmek

  • paralatma

    Paralatmak işi

  • paralatmak

    Paralama işini yaptırmak veya paralanmasına sebep olmak

  • paralel

    Aynı düzlem içinde ikişer ikişer bulunan ve kesişmeyen; koşut, muvazi, mütevazi

  • paralel akım

    Bir paralel bağlantıdan geçen akım

  • paralel bar

    Özellikle bedenin üst bölümünü güçlendirmeye yarayan, üzerinde asılma, sallanma, takla, tek veya çift el üzerinde amuda kalkma gibi hareketlerin yapıldığı ikişer çubuk üzerinde yatay konumda birbirine paralel iki esnek çubuktan oluşan jimnastik aleti; paralel, barparalel

  • paralel kaidesi

    Aynı noktaya uygulanan iki vektörün bileşkesini bulmak için her birinin bitim ucundan öbürüne paralel birer çizgi çizilerek bir paralel kenar oluşturduktan sonra vektörlerin uygulama noktasından bir köşegen çekme yolu

  • paralel yüz

    Her yüzü bir paralelkenar olan prizma

  • paralelkenar

    Karşılıklı kenarları paralel olan dörtgen

  • paralellik

    Paralel olma durumu

  • paralimpik

    Çeşitli dallarda bireysel veya takım hâlinde engelli sporcular tarafından oynanan (yarışma)

  • paralojik

    Mantığa uymayan

  • paralojizm

    Akıl süzgecinden geçirirken bilmeyerek düşülen yanılgı

  • paralı

    Parası çok olan, zengin (kimse)

  • paralı yatılı

    Ortaöğretim kurumları pansiyonlarında ücret karşılığında barınan, örgün ve resmî ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören (öğrenci)

  • paralıca

    Epey parası olan

  • paralılık

    Paralı olma durumu

  • parametreleme

    Parametrelemek işi

  • parametrelemek

    Parametreli bir eğri veya yüzey belirlemek

  • parametrelenme

    Parametrelenmek işi

  • parametrelenmek

    Parametreleme işi yapılmak

  • parametreli

    Bir veya birçok parametre ile ilgili; parametrik

  • paramnezi

    Kelimelerin anlamlarını ve kullanışlarını unutma sonucu oluşan bellek zayıflığı

  • paramparça

    Pek çok parçaya ayrılmış, parça parça olmuş

  • paramparça etmek

    pek çok parçaya ayırmak

  • paramparça olmak

    pek çok parçaya ayrılmak, kırılmak

  • paranoit

    Paranoya ile ilgili

  • paranoya

    Abartılı gurur, kuşku, sanrı, güvensizlik ve bencillikle belli olan bir ruh hastalığı

  • paranoyak

    Paranoyaya tutulmuş kimse

  • parantez

    Konunun dışında kalan söz ve yazı

  • parantez açmak

    söz veya yazının içine, sözü edilen konu ile ilgili bir bölüm koymak

  • parantez kapatmak (veya kapamak)

    söz veya yazının içine, sözü edilen konu ile ilgili eklenen bölümü bitirmek

  • paranın yüzü sıcaktır

    paranın çekiciliğini ve geri çevrilemeyeceğini anlatan bir söz

  • paranın üstü

    satın alınan şeyin tutarından artan para

  • parapsikoloji

    Doğaüstü olayları araştıran, telepati, gaipten haber alma, duyu dışı algılama, geleceği görebilme vb. olayları inceleyen ruh bilimi

  • parapsikolojik

    Parapsikoloji ile ilgili

  • parasal

    Para ile ilgili, para bakımından; mali, nakdî, akçasal

  • parasempatik

    Parasempatik sinir sistemi ile ilgili olan

  • parasempatik sinir sistemi

    Kalbin atışlarını yavaşlatan, sindirim sistemini, salgıları düzenleyen, yaşatkan sinir sistemini oluşturan iki sistemden biri

  • parasını sokağa atmak

    değeri olmayan bir mala para vermek

  • parasını yemek

    çalışmadan bedavadan geçinmek, birinin sırtından geçinmek

  • parasını çekmek

    para sızdırmak, birinden birtakım gerekçelerle para almak

  • parasını çıkarmak

    anaparayı kurtarmak, masrafını çıkarmak

  • parasıyla rezil olmak

    para vererek yaptırdığı bir şey iyi çıkmamak, parasının karşılığını alamamak

  • parasız

    Parası olmayan; zil (II)

  • parasız pulsuz

    Parası olmayan

  • parasız yatılı

    Öğrenim giderleri, yatacak yer ve yemeği devletçe karşılanan (öğrenci); leyli meccani

  • parasız yatılılık

    Parasız yatılı olma durumu

  • parasızlık

    Parasız olma durumu; yolsuzluk, uyuzluk, meccanilik, müzayaka

  • parasızlık çekmek

    para yönünden sürekli sıkıntı içinde olmak

  • paratiroit bezi

    Tiroit bezinin yanında yer alan, kandaki kalsiyum düzeyinin normalde tutulmasını denetleyen hormonu salgılayan bez

  • paratüberküloz

    Geviş getirenlerde aside dirençli bir bakterinin sebep olduğu hastalık

  • paravan

    Menteşelerle birbirine bağlı birkaç parçadan oluşan ve yapılarda bazı bölümleri ayırmakta kullanılan, katlanır, taşınır çerçeveli perde; paravana

  • paravan menteşesi

    Düz yaprak menteşelerinin benzeri, üç yapraklı ve iki milli menteşe

  • paravan olmak

    birinin veya bir şeyin önüne geçerek onu korumaya almak

  • paravan yapmak

    kendini belli etmeyerek başkasının adından, yetkisinden, gücünden yararlanmak

  • paravan şirket

    Vergi başta olmak üzere çeşitli giderlerden kurtulmak ve haksız kazanç sağlamak amacıyla yasa dışı bir biçimde kurulan, çalışanı olmadığı hâlde varmış gibi gösterilen, başka şirketlerin gücünden, adından ve ticari itibarından faydalanan şirket

  • paraya kıymak

    gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak

  • paraya para (veya pul) dememek

    çok para kazanır olmak

  • paraya sıkışmak

    parasız kalmak, para sıkıntısı içinde olmak

  • paraya çevirmek

    herhangi bir şeyi para ile değiştirmek

  • parayı araya değil, paraya vermeli

    "parayı gerekli yere harcamalı" anlamında kullanılan bir söz

  • parayı basmak (veya bastırmak)

    para vermek

  • parayı denize atmak

    parayı boşuna harcamak, israf etmek

  • parayı veren düdüğü çalar

    "karşılığını ödediğinde insan istediğini elde edebilir" anlamında kullanılan bir söz

  • parazit

    Radyo, televizyon, telsiz vb. aygıtların yayınına karışan yabancı ses veya cızırtı

  • parazitlenme

    Parazitlenmek işi

  • parazitlenmek

    Radyo, telsiz vb. aygıtların yayınlarına yabancı ses karışmak

  • parazitli

    Paraziti olan

  • parazitsiz

    Paraziti olmayan

  • paraçol

    Gemi çatmasında eğri parça

  • paraşüt

    Hava taşıtından veya yüksek bir yerden atılan bir cismin veya atlayan bir insanın kontrollü biçimde yere inmesini sağlayan araç

  • paraşüt kulesi

    Paraşütle atlama eğitiminin yapıldığı kule

  • paraşütlü

    Paraşütü olan

  • paraşütçü

    Paraşütle atlayarak yere inen kimse

  • paraşütçü birlikler

    Paraşütle iniş yapmak için yetiştirilmiş asker birlikleri; paraşüt birlikleri

  • paraşütçülük

    Paraşütçünün işi

  • pardon

    "Özür dilerim, affedersiniz" anlamlarında kullanılan bir söz

  • pardösü

    Serin havalarda öbür giysilerin üzerine giyilen, paltodan ince üstlük

  • pardösülü

    Pardösüsü olan

  • pardösüsüz

    Pardösüsü olmayan

  • parfüm

    Güzel koku

  • parfümcü

    Parfümeri ürünleri üreten veya satan kimse

  • parfümcülük

    Parfümcünün işi

  • parfümeri

    Çeşitli kozmetiklerin ve kokuların yapımı ve satımı

  • parite

    İki ülke parasının karşılıklı değeri

  • park

    Bir yerleşme merkezinde halkın gezip hava alması için düzenlenmiş ağaçlı ve çiçekli bahçe

  • park etmek

    taşıtları trafik kuralları bakımından uygun bir yerde belli süre bırakmak

  • parka

    Genellikle askerin açık hava eğitimi ve manevra sırasında giydiği soğuğa karşı koruyucu, başlıklı bir tür üstlük

  • parke

    Konut, iş yeri vb. yerlerin tabanını döşemek için çeşitli boyutlarda, ince, uzunca tahta parçalarının veya yapay malzemenin belirli bir düzene göre yerleştirilmesiyle yapılan döşeme

  • parke taşı

    Yol yapımında kullanılan, düzgün ve çeşitli biçimlerde taş; parke

  • parkeci

    Parke yapan, satan veya döşeyen kimse

  • parkecilik

    Parkeci olma durumu

  • parkeleme

    Parkelemek işi

  • parkelemek

    Parke ile döşemek

  • parkeletme

    Parkeletmek işi

  • parkeletmek

    Parke ile döşetmek

  • Parkinson hastalığı

    Özellikle kol ve bacak kaslarının sertleştiği, hastada sürekli titreme ve hafif sallantının görüldüğü bir merkezî sinir sistemi bozukluğu

  • parkmetre

    Paralı park yerlerinde aracın kaldığı süreyi belirleyen saat; park sayacı, park saati, parkometre

  • parkur

    Binicilik, bisiklet, atletizm, yürüyüş, koşu vb. sporların yapıldığı özel yol

  • parkçı

    Parkı işleten kimse

  • parkçılık

    Parkçının işi

  • parlak

    Parlayan, ışıldayan, pırıltılı olan

  • parlaklaşma

    Parlaklaşmak işi

  • parlaklaşmak

    Parlak duruma gelmek

  • parlaklaştırma

    Parlaklaştırmak işi

  • parlaklaştırmak

    Parlak duruma getirmek

  • parlaklık

    Parlak olma durumu; revnak

  • parlama

    Parlamak işi; delepme

  • parlamak

    Bir ışık kaynağından gelen ışınları yansıtmak; delepmek

  • parlamenter

    Parlamentoya dayanan, parlamento ile ilgili

  • parlamenter sistem

    Yürütme organının, seçimle kurulmuş yasama organlarına karşı sorumlu olduğu, genelde devlet başkanı ile hükûmet başkanının ayrı kişilerden oluştuğu siyasi sistem; parlamentarizm

  • parlamento

    Başlıca görevi yasama, devlet bütçesini çıkarma, hükûmeti denetleme olan ve üyeleri halkoyu ile belirli bir süre için seçilen meclis veya meclisler; yasama kurulu, yasama meclisi, yasama organı

  • parlatabilme

    Parlatabilmek işi

  • parlatabilmek

    Parlatma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • parlatma

    Parlatmak işi

  • parlatmak

    Bir yüzeyi düzgün ve parlak duruma getirmek, parlamasını sağlamak

  • parlatıcı

    Parlatma özelliği olan (nesne)

  • parlayabilme

    Parlayabilmek işi

  • parlayabilmek

    Parlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • parlayıveriş

    Parlayıvermek işi

  • parlayıverme

    Parlayıvermek durumu

  • parlayıvermek

    Aniden parlamak

  • parlayış

    Parlamak işi

  • parmak

    İnsanda ve bazı hayvanlarda ellerin ve ayakların son bölümünü oluşturan, boğumlu, oynak, uzunca organların her biri

  • parmak adam

    Çok kısa boylu kimse

  • parmak alfabesi

    İşitme engellilerce kullanılmak üzere her harf için parmakların değişik durum alması ile oluşturulan alfabe

  • parmak atmak

    birini parmakla taciz etmek

  • parmak basmak

    imza yerine parmağını mürekkebe batırarak bir yere bastırmak

  • parmak bozmak

    çocuklar arasında arkadaşlığı sona erdirmek, küsmek

  • parmak hesabı

    Parmaklar kullanılarak yapılan hesap

  • parmak izi

    Genellikle kimlik belirlemede yararlanılan, parmak uçlarının iç tarafındaki derisinin dokunulan yüzeyde bıraktığı, herkeste farklı olan iz

  • parmak kadar

    çok küçük

  • parmak kaldı

    "az kaldı, az kalsın, neredeyse" anlamında kullanılan bir söz

  • parmak kaldırmak

    bir toplulukta, özellikle okulda söz istemek için işaret parmağını açık bırakıp diğer parmakları yumruk biçiminde kapayarak eli yukarı kaldırmak

  • parmak parmak

    Parmak biçiminde

  • parmak tatlısı

    Parmak biçiminde yapılan bir tür hamur tatlısı

  • parmak çocuk

    Çok küçük doğmuş çocuk

  • parmak üzümü

    Taneleri uzun olan bir tür üzüm

  • parmak ısırmak

    büyük şaşkınlık duymak

  • parmakla gösterilmek

    bir şey az bulunmak

  • parmakla sayılacak kadar az olmak

    çok az olmak

  • parmaklama

    Parmaklamak işi

  • parmaklamak

    Parmakla yemek

  • parmaklarını (birlikte) yemek

    yemeği çok beğenmek

  • parmaklı

    Parmağı olan

  • parmaklık

    Dik ve biraz aralıklı olarak yan yana dizilmiş tahta, demir vb. çubuklarla yapılmış bölme veya korkuluk

  • parmaklıklı

    Parmaklığı olan

  • parmaklıksız

    Parmaklığı olmayan

  • parmaksı

    Elin parmaklarını andırır biçimde olan

  • parmaksız

    Parmağı olmayan

  • parmağı ağzında kalmak

    şaşakalmak, şaşmak, hayret etmek

  • parmağı olmak

    bir işi olumsuz yönde etkilemek, bir işe karışmış olmak

  • parmağına dolamak

    bir konuyu, bir kimseyi ele alıp sürekli uğraşmak, diline dolamak

  • parmağında oynatmak

    her istediğini yaptırmak, kukla gibi kullanmak

  • parmağını aramak

    ilgisini, bağlantısını aramak, kurulan düzeni araştırmak

  • parmağını bile kıpırdatmamak (veya oynatmamak)

    bir iş, olay veya durum karşısında hiçbir harekette bulunmamak

  • parmağını yaranın üzerine basmak

    asıl derdi veya bir derdin asıl sebebini göstermek

  • parmağının ucuyla (veya ucunda) çevirmek

    bir işi kolayca ve ustalıkla yapmak

  • parmıcan

    Bir tür İtalyan peyniri

  • parnasizm

    "Sanat sanat içindir" ilkesini benimseyen, genellikle şiirde kendini gösteren bir edebiyat akımı

  • parnasyen

    Parnasizm yanlısı

  • parodi

    Ciddi sayılan bir eserin bir bölümü veya bütününü alaya alarak, biçimini bozmadan ona bambaşka bir özellik vererek biçim ile öz arasındaki karşıtlık kullanılarak gülünç etki yaratan bir oyun türü

  • parola

    Askerlerin birbirlerini tanımalarını sağlayan ve kendi aralarında önceden kararlaştırdıkları kelime veya söz

  • parpa

    Kalkan balığının yavrusu

  • pars

    Kedigillerden, genellikle Asya ve Afrika'nın sıcak bölgelerinde yaşayan, postu benekli, bazen de düz siyah, çevik, yırtıcı, etçil, memeli hayvan; leopar, panter, pelenk (Panthera pardus)

  • parsa

    Bir izleyici topluluğu önünde yapılan gösteriden, çalınan çalgı veya söylenen şarkıdan sonra toplanan para

  • parsayı başkası toplamak

    bir emeğin karşılığını o emeği çeken değil, başka biri almak

  • parsayı toplamak

    emek vererek veya emek vermeden bir şeyden yararlanmak, nasiplenmek

  • parsel

    İmar yasalarına göre ayrılıp sınırlanmış arazi parçası

  • parselleme

    Parsellemek işi; parselasyon

  • parsellemek

    Parsellere ayırmak

  • parsellenme

    Parsellenmek işi

  • parsellenmek

    Parselleme işi yapılmak

  • parselletme

    Parselletmek işi

  • parselletmek

    Parsellere ayırtmak

  • parselli

    Parsellere ayrılmış

  • partal

    Çok kullanılmaktan yıpranmış

  • partal atmak

    abartılı söz veya yalan söylemek

  • parter

    Tiyatro, sinema vb. yerlerde, sahnenin bulunduğu ilk kat ve burada bulunan koltuklar

  • parti

    Ortak düşünce ve görüşteki kişilerin oluşturdukları siyasal topluluk; fırka

  • parti ocağı

    Parti çalışmalarının yapıldığı en küçük birim

  • parti parti

    Gruplar hâlinde (nesne veya kimse)

  • parti vermek

    bir şeyi kutlamak veya eğlenmek için birçok kimseyi bir araya toplamak

  • parti çevirmek

    kâğıt oyunları, tavla vb.nde bir parti oynamak

  • partici

    Parti üyesi; fırkacı

  • particilik

    Bir partiden yana olma; fırkacılık, partizanlık

  • particilik yapmak

    bağlı olduğu partiyi veya partinin düşüncelerini savunan kişileri kayırmak

  • partilerüstü

    Siyasi partilerin savunduğu görüş ve düşüncelerin üzerinde ülke gerçeklerine ve çıkarlarına uygun olarak birleştiricilik, uzlaştırıcılık özelliği olan (görüş, konu veya kimse)

  • partileşme

    Partileşmek işi

  • partileşmek

    Parti durumuna gelmek

  • partileştirme

    Partileştirmek işi

  • partileştirmek

    Partileşme işini yaptırmak

  • partili

    Bir partiden olan (kimse)

  • partililik

    Partili olma durumu

  • partisiz

    Partisi olmayan

  • partisizlik

    Partisiz olma durumu

  • partisyon

    Bir orkestra eserinde bölümlerin bütününü içine alan nota defteri

  • partiyi kaybetmek

    elde etmeye çalıştığı bir kazancı karşısındakine kaptırmak

  • partiyi vurmak

    büyük bir kazanç sağlamak

  • partizan

    Düşmanlarına karşı mücadele verirken cephe gerisinde silahlı harekete katılan kimse

  • partizanca

    Partizana yakışan

  • partizanlık

    Partizan olma durumu

  • partner

    Takım arkadaşı

  • parya

    Hindistan'da toplumsal sınıfların dışında kalanlar

  • parça

    Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey; pare

  • parça almak

    biyopsi yapmak

  • parça başına

    Her parça için

  • parça bohçası

    Biçkiden artan çeşit çeşit kumaş parçalarının içine konulduğu bohça

  • parça bölük

    Az veya küçük bir biçimde; çimdik çimdik, parça pürçük

  • parça parça

    Parçalanmış bir durumda; dilim dilim, ceste ceste, lime lime, pare pare, şerha şerha, şerham şerham

  • parça parça etmek

    parçalara ayırmak

  • parça parça olmak

    parçalara ayrılmak

  • parça pinçik

    Parçalanmış, yırtılmış olan

  • parça pinçik etmek

    küçük parçalara ayırmak

  • parçacı

    Kumaş toplarından artmış parçaları satan kimse

  • parçacık

    Elektron, proton, nötron gibi atomu oluşturan parçaların her biri; partikül

  • parçacıklı

    Parçacığı olan; partiküllü

  • parçacılık

    Parçacının işi

  • parçalama

    Parçalamak işi

  • parçalamak

    Parçalara ayırmak, bütünlüğünü bozmak, parça parça etmek; paralamak

  • parçalanma

    Parçalanmak işi; inkısam

  • parçalanmak

    Parçalama işine konu olmak, parçalara ayrılmak; paralanmak (II)

  • parçalanış

    Parçalanma işi

  • parçalatma

    Parçalatmak işi

  • parçalatmak

    Parçalama işini yaptırmak

  • parçalattırma

    Parçalattırmak işi

  • parçalattırmak

    Parçalatma işini yaptırmak

  • parçalayabilme

    Parçalayabilmek işi

  • parçalayabilmek

    Parçalama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • parçalayış

    Parçalamak işi

  • parçalı

    Birden çok parçadan oluşmuş

  • parçalı bohça

    Renk renk ve çeşit çeşit kumaş parçalarının birbirine eklenmesiyle yapılan bohça

  • parçalı bohça gibi

    birbirini tutmaz parçalardan oluşan

  • parıl parıl

    Parıldayarak, ışık saçarak; delep delep

  • parıldama

    Parıldamak işi; yıldırama

  • parıldamak

    Güçlü bir ışık çıkarmak, ışık saçmak; parlamak, yalabımak, yıldıramak

  • parıldatma

    Parıldatmak işi

  • parıldatmak

    Parıldamasını sağlamak

  • parıldayıcı

    Parıldama özelliği veya niteliği bulunan madde

  • parıldayış

    Parıldamak işi

  • parıltı

    Parıldama, göze çarpan parlaklık; balkır, ışılak, şaşaa, şimşek, şule

  • parıltılı

    Parlaklığı olan, parıldayan; yalabık, şaşaalı

  • parıltısız

    Parlaklığı olmayan; şaşaasız

  • parşömen

    Yazı yazmak, resim yapmak için özel olarak hazırlanan deri; tirşe (II)

  • parşömen kâğıdı

    Parşömene benzetilerek yapılan, mat, dayanıklı ve hafifçe saydam kâğıt

  • pas

    Su içinde ve nemli havada metallerin, özellikle demirin yüzeyinde oksitlenme sonucunda oluşan madde

  • pas almak

    bazı top oyunlarında bir oyuncu takım arkadaşından topu almak

  • pas atmak (veya vermek)

    bazı top oyunlarında bir oyuncu takım arkadaşına top atmak

  • pas açmak

    bir şeyin pasını giderip parlatmak

  • pas geçmek

    bazı iskambil oyunlarında o ele katılmamak

  • pas mantarı

    Pas mantarıgillerden, buğdaygillerde ve baklagillerde pas hastalığına sebep olan mantar (Uromyces)

  • pas mantarıgiller

    Bitkilerin üzerinde yaşayarak pas denilen lekeler yapan asalak bir mantar takımı

  • pas rengi

    Kırmızıyla kahverengi arasındaki renk

  • pas tutmak

    paslı duruma gelmek, paslanmak

  • pas vermemek

    yüz vermemek, ilgi göstermemek

  • pasaj

    İçinde dükkânlar bulunan, üzeri kapalı veya açık çarşı

  • pasaklı

    Kılığının veya eşyasının düzgün ve temiz olmasına özenmeyip düzensizlik içinde yaşayan (kimse); çapaçul, etekserpen

  • pasaklılık

    Pasaklı olma durumu

  • pasaparola

    Bir birliğe verilen ve ağızdan ağıza bütün askerlere yayılan emir

  • pasaport

    Yabancı ülkelere gidecek olanlara yetkili kuruluşça verilen, yabancı ülke yetkililerinin kimlik incelemesinde geçerli olan belge

  • pasaportunu almak

    işine son verilmek

  • pasaportunu eline vermek

    kovmak, işten atmak

  • pasata

    Bir tür kumar oyunu

  • pasavan

    Sınırdaş olan ülkelerin sınır bölgeleri içinde oturan kendi vatandaşlarına komşu bölge sınırları içinde kısa süreli dolaşmalarını sağlamak üzere verdiği belge

  • pasif

    Çekingen, durgun

  • pasif korunma

    Savaş sırasında düşman saldırılarından korunmak için yapılan alalama, gizlenme vb. yöntemlerin bütünü

  • pasif ofsayt

    Futbolcunun gol pozisyonunda ve ofsayt durumunda olmasına karşın topa hamle yapmadığı için ofsayt olarak değerlendirilmeyen durum

  • pasifleşme

    Pasifleşmek işi

  • pasifleşmek

    Pasif duruma gelmek

  • pasifleştirme

    Pasifleştirmek işi

  • pasifleştirmek

    Etkisiz duruma getirmek

  • pasiflik

    Pasif olma durumu

  • Pasinler

    Erzurum iline bağlı ilçelerden biri

  • pasivize

    "Etkisizleştirmek, edilgen duruma getirmek" anlamındaki pasivize etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • pasiyans

    İskambille açılan bir fal

  • paskal

    Güldürücü, soytarı

  • paskallık

    İnsanı güldürüp eğlendirecek söz ve davranış

  • Paskalya Yortusu

    Hz. İsa’nın dirilişinin yıl dönümünü anmak için Hristiyanlarca kutlanan bayram; Paskalya

  • Paskalya yumurtası

    Paskalya'da Hristiyanların çeşitli renklere boyadıkları yumurta

  • Paskalya yumurtası gibi

    yüzüne çok allık süren

  • Paskalya çöreği

    Paskalya’da yapılan, üzerine yumurta sarısı sürülüp pişirilen bir çeşit tatlı çörek

  • paslandırma

    Paslandırmak işi; oksidasyon

  • paslandırmak

    Paslanmasına sebep olmak, yol açmak; paslatmak

  • paslanma

    Paslanmak işi; oksidasyon

  • paslanmak

    Üzerinde pas oluşmak

  • paslanmamazlık

    bk. paslanmazlık

  • paslanmaz

    Paslanmaya karşı dayanıklılığı olan (alaşım veya metal)

  • paslanmaz çelik

    Paslanmaya karşı özel olarak dayanıklılığı sağlanmış olan çelik türü

  • paslanmazlık

    Paslanmaz olma durumu

  • paslanış

    Paslanmak işi

  • paslatma

    Paslatmak işi

  • paslaşma

    Paslaşmak işi

  • paslaşmak

    Bazı top oyunlarında oyuncular topu birbirine geçirmek

  • paslı

    Üzerinde pas oluşmuş, pas tutmuş, paslanmış

  • paslılık

    Paslı olma durumu

  • paso

    Bir kimsenin, herhangi bir ücretin bütününden veya bir bölümünden muaf tutulduğunu gösteren belge

  • paspal

    Bakımsız, dağınık, pis (kimse, kılık vb.)

  • paspallık

    Bakımsızlık, dağınıklık

  • paspartu

    Sergilenmek üzere hazırlanan fotoğraf veya tablonun kenarlarında fon kâğıdı ile oluşturulan, çerçeve ile konu arasındaki boşluk

  • paspas

    Ayakkabıların altını temizlemek için kapı önlerine konulan kıl, plastik vb.nden yapılmış yüzü tırtıklı silecek

  • paspas yapmak

    paspaslamak

  • paspaslama

    Paspaslamak işi

  • paspaslamak

    Paspas ile yerleri silmek

  • paspaslanma

    Paspaslanmak işi

  • paspaslanmak

    Paspaslama işine konu olmak

  • paspaslatma

    Paspaslatmak işi

  • paspaslatmak

    Paspas yaptırmak

  • paspasçı

    Paspasla yerleri silen kimse

  • paspasçılık

    Paspasçının işi

  • passız

    Pası olmayan

  • pasta

    İçine katılmış türlü maddelerle özel bir tat verilmiş, fırında veya başka bir yolla pişirilerek hazırlanmış bir tür hamur tatlısı; gato

  • pasta cila

    Özel bir karışımla taşıtların kaportalarının gerçek renklerini ortaya çıkarma ve parlatma işlemi

  • pasta kalıbı

    İçinde pasta hamurunun pişirildiği değişik biçimlerdeki kalıp

  • pasta çekmek

    otomobilleri pasta ile parlatmak

  • pastacı

    Pasta (I) yapan veya satan kimse

  • pastacılık

    Pasta yapma veya satma işi

  • pastadan pay almak

    gelirden kendilerine düşen hisseyi almak

  • pastal

    Tütün yaprağı dizisi

  • pastalı

    Üzerinde pasta (III) bulunan

  • pastane

    Pasta vb. yapılan, yenilen ve satılan yer; pastacı

  • pastaneci

    Pasta yapan veya satan kimse

  • pastanecilik

    Pastanecinin işi veya mesleği

  • pastav

    Çuha kumaşının sarıldığı top

  • pastav makinesi

    Kumaş toplarını üst üste katlayarak yığan alet

  • pastavla pazarlık

    Toptan yapılan pazarlık

  • pastayı bölüşmek

    geliri aralarında paylaşmak

  • pastayı büyütmek

    gelir getirecek işi büyütmek, geliri çoğaltma

  • pastel

    Bu boyayla yapılan resim

  • pastel boya

    Boya maddelerinin katı bir hamur olana kadar tebeşir ve suyla karıştırılmasıyla oluşturulan, çubuk biçiminde boya; pastel kalem, pastel

  • pastel renk

    Soluk, mat olan renk

  • pastelci

    Pastel boya ile resim yapan ressam

  • pastil

    Genellikle boğaz enfeksiyonlarına karşı ağızda emilerek kullanılan ilaç

  • pastis

    Anason kokulu bir tür alkollü içki

  • pastiş

    Başka sanatçıların eserlerini taklit yoluyla meydana getirilen sanat eseri

  • pastişçi

    Pastiş yapan kimse

  • pastişçilik

    Pastişçinin yaptığı iş

  • pastoral

    Kır yaşantısını ve özellikle çobanların aşk ve yaşayışlarını anlatan (edebiyat türü); çobanlama

  • pastoral oyun

    Kişileri kadın ve erkek çobanlar olan tiyatro eseri

  • pastörizasyon

    Süt, bira, meyve suyu vb. maddelerin bozulmasına yol açacak mikroorganizmaların yok edilmesi için özel aletlerde 75 °C'ye kadar ısıtılıp birdenbire soğutulması yoluyla uygulanan işlem

  • pastörize

    Pastörizasyon yoluyla 75 °C'ye kadar ısıtılıp birdenbire soğutulması yoluyla, içindeki mikropları öldürülmüş olan (süt, bira, meyve suyu vb.)

  • pastörize etmek

    süt, bira, meyve suyu vb.ni mikroplardan arınmış duruma getirmek

  • pastırma

    Üzerine tuz, çemen, kırmızıbiber karışımı sürülmüş etin güneşte veya iste kurutulması yoluyla yapılan yiyecek

  • pastırma yazı

    Güzün sonundaki sıcak günler

  • pastırmacı

    Pastırma yapan veya satan kimse

  • pastırmacılık

    Pastırma yapma veya satma işi

  • pastırmalı

    İçinde pastırma bulunan (yemek)

  • pastırmalı yumurta

    Pastırma kavrulduktan sonra üzerine yumurta kırılarak yapılan bir yemek türü

  • pastırmalık

    Pastırma yapmaya elverişli (et)

  • pastırmasını çıkarmak

    bir kimseyi iyice dövmek, hırpalamak

  • pasçı

    Voleybolda öbür oyuncuların vurması için topu, ağın üzerine yükselten oyuncu; pasör

  • pat

    Yassı, basık

  • pat burun

    Yassı biçimdeki burun

  • pat diye

    ansızın

  • pat küt

    El veya sopa ile rastgele ve üst üste vurarak

  • pat pat

    "Pat" sesi çıkararak

  • pat sat

    Zaman zaman, ara sıra, tek tük

  • pata

    Oyunda yenen ve yenilen olmaması, berabere kalma

  • pata gelmek

    kâğıt oyunlarında berabere kalmak

  • pata olmak

    berabere kalmak

  • pata çakmak

    askerce selam vermek

  • patakrem

    Yüz ve boyundaki bozuklukları ve pürüzleri gideren pudra ile fondöten karışımı bir madde

  • patalya

    Her iki küreği bir kişi tarafından çekilen, birden üç çifteye kadar savaş gemisi sandalı

  • patates

    Patlıcangillerden, yaprakları ve sürgünleri acı bir bitki (Solanum tuberosum)

  • patates böceği

    Patates ve patlıcangillere dadanan sarı ve kızıl renkli böcek

  • patates köftesi

    Haşlanmış ve rendelenmiş patates, bayat ekmek içi, rendelenmiş kaşar peyniri, yumurta, maydanoz, tuz ve biber karışımının köfte biçiminde fırında pişirilmesiyle yapılan bir yemek türü

  • patates püresi

    Haşlanmış ve ezilmiş patatesi süt, yağ ve et suyu ile karıştırarak elde edilen yiyecek

  • patates salatası

    Haşlanmış ve doğranmış patateslere, soğan, nane, reyhan karışımının eklenmesinden sonra yağ, limon suyu, tuz ve baharatla hazırlanan bir salata türü

  • patates sufle

    Yumurta çırpıldıktan sonra patates ezmesi karıştırılarak kabarıncaya kadar pişirilen yemek

  • patates çorbası

    Patates, salça, tereyağı, nane ve kırmızıbiber karışımının pişirilmesiyle yapılan bir çorba türü

  • patatesimsi

    Patatesi andıran, patatese benzeyen, patates gibi

  • patatesli

    İçinde patates bulunan, patatesle yapılmış

  • patatesçi

    Patates yetiştiren veya satan kimse

  • patatesçilik

    Patates yetiştirme veya satma işi

  • patavatsız

    Sözlerinin nereye varacağını düşünmeden saygısızca konuşan, davranışlarına dikkat etmeyen (kimse); sözünübilmez

  • patavatsızca

    Patavatsız bir biçimde

  • patavatsızlık

    Patavatsız olma durumu

  • patavatsızlık etmek

    patavatsız bir biçimde davranmak

  • paten

    Buz üstünde kaymak için kullanılan, tabanına, dar uzun bir çelik takılı ayakkabı

  • patenci

    Buz pateni yapan veya patenle kayan kimse

  • patencilik

    Patencinin yaptığı iş

  • patent

    Belirli şartları sağlayan buluşlar için verilen ve ilgili kamu kurumunca resmî sicile kaydedilerek korunan mülkiyet hakkı

  • patent damgası

    Altın, gümüş vb. maddelerin altına vurulan ve oranını belirten damga

  • patentinin altına almak

    egemenliği altına almak

  • pati

    Kedi, köpek vb. hayvanların ön ayağı

  • patik

    Yünden örülen veya ince deriden yapılan, genellikle üstten bağcıklı, yumuşak, küçük çocuk ayakkabısı

  • patika

    Engebeli yerlerden gelip geçenlerin ayak izlerinden oluşan, tekerlekli araç işlemeyen dar yol; çığır, izlek, keçi yolu, yolak

  • patikli

    Patiği olan

  • patiksiz

    Patiği olmayan

  • patinaj

    Yolun kaygan veya çamur olması dolayısıyla tekerleklerin olduğu yerde dönmesi

  • patinaj yapmak (veya çekmek)

    tekerlek yolun kaygan veya çamur olması sebebiyle ilerlemeksizin aynı noktada dönme

  • patinaj zinciri

    Patinajı önlemek için tekerleğe takılan zincir

  • patiska

    Genellikle pamuktan dokunmuş sık ve düzgün bez

  • patlak

    Patlayarak açılmış; yarık, yırtık

  • patlak göz

    Dışarıya doğru biraz fırlamış göz; lokma göz

  • patlak gözlü

    Gözleri iri ve dışarı fırlamış (kimse); lokma gözlü, patlak göz

  • patlak vermek

    gizli kalması istenen veya beklenmedik bir olay, ansızın ortaya çıkmak

  • patlakça

    Patlak gibi, patlağa benzer

  • patlama

    Patlamak işi

  • patlama!

    "sabret, sakin ol" anlamında kullanılan uyarıcı bir söz

  • patlamak

    Nesneler, iç basıncın etkisiyle ve çoğunlukla büyük ses çıkararak dağılmak, infilak etmek

  • patlamalı

    Hava etkisiyle benzinin, petrolün, alkolün hızlı yanmasıyla çalışan (motor)

  • patlangaç

    Kamış veya ağaç dalından yapılıp tabanca gibi ses veren pistonlu çocuk oyuncağı

  • patlatabilme

    Patlatabilmek işi

  • patlatabilmek

    Patlatma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • patlatma

    Patlatmak işi

  • patlatmak

    Patlama işine yol açmak

  • patlatılma

    Patlatılmak işi

  • patlatılmak

    Patlatma işi yapılmak

  • patlatılış

    Patlatılmak işi

  • patlatış

    Patlatmak işi

  • patlayabilme

    Patlayabilmek işi

  • patlayabilmek

    Patlama ihtimali bulunmak

  • patlayıcı

    Patlama özelliği olan (madde)

  • patlayıcı ünsüz

    Akciğerlerden gelen havanın ağız kanalının kapanmasıyla patlama biçiminde dışarı itilmesi sonucu oluşan ünsüz; süreksiz ünsüz: <i>b, p, c, ç, d, t, g, k</i>

  • patlayıcılık

    Patlayıcı olma durumu

  • patlayıverme

    Patlayıvermek işi

  • patlayıvermek

    Aniden patlamak

  • patlayış

    Patlamak işi

  • patlıcan

    Patlıcangillerden, kalın saplı, uzunca yapraklı otsu bitki (Solanum melongena)

  • patlıcan böreği

    Hafif pişirilmiş ve boylamasına iki veya üçe bölünmüş patlıcanlara maydanoz, domates, yumurta ve kıyma karışımının eklenmesi ve fırında pişirilmesiyle yapılan bir yemek türü

  • patlıcan ezmesi

    Közlenmiş patlıcanın ezilerek genellikle sarımsakla karıştırılmasıyla hazırlanan bir meze türü

  • patlıcan inciri

    İri ve mor bir tür incir

  • patlıcan kebabı

    Küçük küçük doğranmış kemiksiz koyun etinin domates, patlıcan, soğan karışımıyla birlikte kısık ateşte pişirilmesinden sonra karabiber, yenibahar ve tuz eklenip orta sıcaklıktaki fırında pişirilmesiyle yapılan bir yemek türü

  • patlıcan kızartması

    Kabuğu soyulduktan sonra ince dilimlenmiş patlıcanın sıvı yağda yapılan kızartması

  • patlıcan oturtması

    Dilimlenmiş ve kızartılmış patlıcan üzerine kavrulmuş kıyma, domates ve sebze eklenerek pişirilen yemek

  • patlıcan salatası

    Közlenip soyulmuş ve ince kıyılmış patlıcanlara soğan, sarımsak, domates, yeşilbiber, maydanoz karışımının eklenmesiyle hazırlanan bir salata türü

  • patlıcangiller

    İki çeneklilerden, örnek bitkisi patlıcan olan, içine domates, biber, patates, tütün vb. bitkileri alan familya

  • patlıcani

    Patlıcan rengi

  • patlıcanlı

    Patlıcanla yapılmış

  • Patnos

    Ağrı iline bağlı ilçelerden biri

  • patojen

    Hastalık oluşturan

  • patolog

    Özellikle patoloji ile uğraşan doktor

  • patoloji

    Hastalıkla ilgili hücrelerdeki, dokulardaki ve organlardaki yapısal ve işlevsel değişikliklerin tanınması, araştırılması ve incelenmesiyle ilgilenen bilim dalı

  • patolojik

    Patoloji ile ilgili

  • patoz

    Olgunlaşmış buğday, nohut, fındık vb.nin tanelerini mekanik yöntemlerle sap veya kabuğundan ayrıştıran harman makinesi

  • patoz etmek

    patozlamak

  • patoz yapmak

    patozlamak

  • patozcu

    Patozuyla ücret karşılığı harman işi yapan kimse

  • patozculuk

    Patozcu olma durumu

  • patozlamak

    Olgunlaşmış buğday, nohut, fındık vb.nin tanelerini patozla sap veya kabuğundan ayrıştırmak

  • patpat

    Kökü yumru biçiminde şişkin, Doğu Anadolu'da yetişen bir bitki

  • patrik

    Ortodoks ve bazı Doğu kiliselerinin başkanı

  • patrikhane

    Patriğin makamı

  • patriklik

    Patrik olma durumu

  • patron

    Bir ticaret veya sanayi kurumunun sahibi, başı

  • patron çıkarmak

    patronları çizili olduğu modelden kopya yolu ile bir kâğıda geçirip kesmek

  • patrona

    Osmanlı donanmasında kaptan paşadan sonra gelen, üç büyük amiral rütbesinden ikincisi

  • patronaj

    Cezaevinden serbest bırakılan suçlunun toplum yaşantısına yeniden uyabilmesini sağlamak amacıyla yapılan yardım çalışması

  • patronca

    Patron gibi, patrona yakışır bir biçimde

  • patroncu

    Örneğe göre ölçüp biçerek ilk patronu çıkaran nitelikli işçi

  • patronculuk

    Patroncunun yaptığı iş

  • patroniçe

    İş sahibi kadın

  • patronluk

    Patron olma durumu

  • patso

    İçerisine kızartılmış patates konulan sandviç

  • patsocu

    Patso yaparak satan kimse

  • patsoculuk

    Patsocu olma durumu

  • pattadak

    Ansızın; pattadan

  • patır kütür

    Gürültülü, güçlü bir biçimde, acele ile

  • patır patır

    Güçlü, gürültülü ses çıkararak

  • patırdama

    Patırdamak işi

  • patırdamak

    Patırtılı ses çıkarmak

  • patırdatma

    Patırdatmak işi

  • patırdatmak

    Patırtılı ses çıkartmak

  • patırtı

    Pat pat çıkan sesin adı

  • patırtı kopmak

    kavga çıkmak, kargaşalık olmak

  • patırtı çıkarmak

    kavgaya sebep olmak, kavga çıkarmak

  • patırtılı

    Patırtısı olan

  • patırtısız

    Patırtısı olmayan

  • patırtıya pabuç bırakmamak

    önemli bir tehlike yaratmayacağını bildiği kışkırtmalara, yıldırmalara aldırmayıp bildiğini yapmak

  • patırtıya vermek

    gürültüye vermek

  • pavkırma

    Pavkırmak işi

  • pavkırmak

    Tilki veya çakal ulumak

  • pavlonya

    Vatanı Orta Çin olan, yaprakları gri yeşil renkli tüylü, çiçekleri güzel kokulu, pembe, mor, açık eflatun renginde, salkım biçiminde, dekoratif bir ağaç (Paulownia tomentosa)

  • pavurya

    Bir cins iri yengeç

  • pavyon

    Bir kuruluşun, bir kurumun, bir bahçe içindeki yapılarından her biri

  • pavyoncu

    Pavyon işleten kimse

  • pavyonculuk

    Pavyon işletme işi

  • pay

    Birden fazla kişi arasında bölüşülmüş bir bütünden, bu kişilerin her birine düşen bölüm; üleş, hak (I), hisse, sehim

  • pay biçmek

    durumu bir kişi veya bir şeyin durumu ile karşılaştırıp yargıya varmak

  • pay bırakmak

    kesme, biçme, onarma sırasında, bir şeyde daha sonra kullanılmak için fazlalık bırakmak

  • pay etmek

    bölüşmek, üleşmek

  • pay vermek

    hisse vermek, bölüşmede bulunan parçalardan ayırmak

  • pay çıkarmak

    bir olay veya durumdan gereken deneyimi kazanmak, tutulacak yolu belirlemek

  • payan

    Son, sonuç, nihayet

  • payanda olmak

    destek olmak, arka çıkmak

  • payanda vurmak

    payandalamak

  • payandalama

    Payandalamak işi

  • payandalamak

    Çökmek, yıkılmak, devrilmek üzere olan bir yeri veya şeyi payandalarla sağlamlaştırmak

  • payandaları çözmek

    ayrılmak, kaçmak, uzaklaşmak

  • payandalayabilme

    Payandalayabilmek işi

  • payandalayabilmek

    Payandalama ihtimali bulunmak

  • payandalı

    Payandası olan

  • payandalık

    Destek görevinde bulunma

  • payandalık etmek

    destek görevinde bulunmak

  • payandasız

    Payandası olmayan

  • payansız

    Sonu olmayan; sonsuz

  • payansız olmak

    sonsuz, bitmez tükenmez olmak

  • Payas

    Hatay iline bağlı ilçelerden biri

  • payda

    Bayağı kesirlerde birimin kaç eşit parçaya bölünmüş olduğunu gösteren sayı; mahreç

  • paydaşlı

    Birden fazla paydaşın malı olan; hisseli

  • paydaşlık

    Ortaklık, ortak olma; iştirak

  • paydos

    İşi veya çalışmayı geçici olarak bırakma

  • paydos borusu

    Paydos zamanının geldiğini bildiren boru sesi

  • paydos borusu çalmak

    işi bırakma zamanının geldiğini boru sesi ile bildirmek

  • paydos demek

    yapılmakta olan bir işi bırakmak

  • paydos etmek

    işi durdurmak, çalışmayı bırakmak

  • paydos vakti

    İşi bırakma zamanı

  • paydossuz

    Paydosu olmayan

  • paye vermek

    değer, önem vermek

  • payelendirme

    Payelendirmek işi

  • payelendirmek

    Paye vermek, belli bir payeye ulaştırmak

  • payet

    Giysi vb. işlemek için kullanılan küçük, pırıltılı pul

  • payidar

    Sonsuza kadar yaşayacak ve kalıcı olan

  • payidar kalmak (veya olmak)

    kalmak, yok olmamak, yaşamak

  • paylatma

    Paylatmak işi

  • paylatmak

    Birinin, başkasını paylamasına sebep olmak

  • paylayış

    Paylamak işi

  • paylaşabilme

    Paylaşabilmek işi; bölüşebilme, üleşebilme

  • paylaşabilmek

    Paylaşma ihtimali bulunmak; bölüşebilmek, üleşebilmek

  • paylaşma

    Paylaşmak işi; bölüşme, kırışmaca, üleşme

  • paylaşmak

    İki veya daha çok kimse bir şeyi kendi aralarında belirli oranda dağıtmak; bölüşmek, üleşmek

  • paylaştırabilme

    Paylaştırabilmek işi; bölüştürebilme, üleştirebilme

  • paylaştırabilmek

    Paylaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak; bölüştürebilmek

  • paylaştırma

    Paylaştırmak işi; bölüştürme, üleştirme, taksim, tevzi

  • paylaştırmak

    Herkese kendi payına düşeni vermek; bölüştürmek, üleştirmek, taksim etmek, tevzi etmek

  • paylaştırılabilme

    Paylaştırılabilmek işi; bölüştürülebilme, üleştirilebilme

  • paylaştırılabilmek

    Paylaştırılma ihtimali veya imkânı bulunmak; bölüştürülebilmek, üleştirilebilmek

  • paylaştırılma

    Paylaştırılmak işi; bölüştürülme, üleştirilme

  • paylaştırılmak

    Paylaşma işi yaptırılmak; bölüştürülmek, üleştirilmek

  • paylaştırıverme

    Paylaştırıvermek işi; bölüştürüverme, üleştiriverme

  • paylaştırıvermek

    Çabucak paylaştırmak; bölüştürüvermek, üleştirivermek

  • paylaşılabilme

    Paylaşılabilmek işi; bölüşülebilme, üleşilebilme

  • paylaşılabilmek

    Paylaşılma ihtimali veya imkânı bulunmak; bölüşülebilmek, üleşilebilmek

  • paylaşılma

    Paylaşılmak işi; bölüşülme, üleşilme

  • paylaşılmak

    Paylaşma işi yapılmak; bölüşülmek, üleşilmek

  • paylaşım

    Paylaşmak işi; bölüşüm, dağılım

  • paylaşımcı

    Paylaşım içinde olan; bölüşümcü

  • paylaşımcılık

    Paylaşımcı olma durumu; bölüşümcülük

  • paylaşıverme

    Paylaşıvermek işi; bölüşüverme, üleşiverme

  • paylaşıvermek

    Çabucak veya kısa sürede paylaşmak; bölüşüvermek, üleşivermek

  • paylı

    Hisseli, hissedarları olan

  • payreks

    Isıya ve kimyasal etkilere dayanıklı bir cam türü

  • paytak

    Çarpık, eğri bacaklı

  • paytak adım

    İki yana sallanarak yürüme

  • paytak paytak

    İki yana sallanarak

  • paytaklaşma

    Paytaklaşmak işi

  • paytaklaşmak

    İki yana salınarak yürümek

  • paytaklık

    Paytak olma durumu

  • paytakça

    Biraz paytak, paytak gibi, paytağa benzer

  • payölçer

    Ortak kullanılan bir alanda tüketimin paydaşlara bölüştürülmesini sağlayan alet

  • payına düşmek

    bölüşmede hisse ayrılmak, belirli bir bölüm verilmek

  • payını almak

    kendine ayrılanı almak

  • Pazar

    Rize iline bağlı ilçelerden biri

  • pazar

    Satıcıların belirli günlerde mallarını sattıkları geçici yer

  • pazar kayığı

    Eşya taşıyan büyük kayık

  • pazar kayığı gibi

    çok yüklenmiş (taşıt)

  • pazar ola!

    satıcılara "satışın bol olsun" anlamında söylenen bir iyi dilek sözü

  • pazar yeri

    Pazar kurulan yer

  • pazar yerine dönmek

    kalabalıklaşmak

  • pazara çıkarmak

    satılığa çıkarmak

  • pazarbaşı

    Pazarı yöneten ve ona düzen veren kimse

  • pazarcı

    Değişik günlerde kurulan pazarlarda mal satan kimse

  • Pazarcık

    Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri

  • pazarcılık

    Pazarcının işi

  • pazarlama

    Pazarlamak işi

  • pazarlamacı

    Pazarlama işi ile uğraşan görevli, pazarlama uzmanı

  • pazarlamacılık

    Pazarlamacının işi

  • pazarlamak

    Bir ürünü, bir malı, bir hizmeti satacak uygun piyasa bulmak

  • pazarlanma

    Pazarlanmak işi

  • pazarlanmak

    Satışa sunulmak

  • pazarlanış

    Pazarlanmak işi

  • Pazarlar

    Kütahya iline bağlı ilçelerden biri

  • pazarlayabilme

    Pazarlayabilmek işi

  • pazarlayabilmek

    Pazarlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • pazarlayış

    Pazarlamak işi

  • pazarlaşma

    Pazarlaşmak işi

  • pazarlaşmak

    Bir fiyat üzerinde anlaşmak, pazarlık etmek

  • pazarlık

    Bir alışverişte tarafların kendileri için en uygun fiyatı karşısındakine kabul ettirmek amacıyla yaptıkları görüşme

  • pazarlık etmek

    bir şeyin fiyatı üzerinde karşılıklı çekişmek

  • pazarlıklı

    Pazarlığı olan

  • pazarlıklı alışveriş

    Pazarlaşmak suretiyle yapılan alım satım

  • pazarlıksız

    Pazarlık yapılmadan

  • pazarlıkçı

    Pazarlık yapmayı seven kimse

  • pazarlıkçılık

    Pazarlıkçı olma durumu

  • pazarlığa girişmek

    pazarlık yapmaya başlamak

  • pazarlığı pişirmek

    pazarlıkta uyuşma sağlayacak duruma gelmek

  • pazartesi

    Pazar ile salı arasındaki gün

  • Pazaryeri

    Bilecik iline bağlı ilçelerden biri

  • Pazaryolu

    Erzurum iline bağlı ilçelerden biri

  • pazen

    Dokuması kalın, sık ve yumuşak, bir tür pamuklu bez

  • pazubent

    Belli bir amaçla kola geçirilen enli kuşak; kolçak

  • pazubentli

    Pazubendi olan veya pazubent takan

  • pazval

    Kunduracıların çalışırken kundurayı dizleri üzerinde tutmak için kullandıkları kayış

  • pazvant

    Rumeli'de gece bekçisi

  • pazı

    Ispanakgillerden, sapı ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki; yaban pancarı (Beta vulgaris varcicla)

  • pazılı

    Pazısı olan

  • paça

    Pantolon, don, şalvar vb. giyeceklerde bacakların çıktığı aşağı bölüm

  • paça günü

    Paça çorbası ziyafeti çekilen düğünden sonraki gün

  • paça kasnak

    Yağlı güreşte, güreşçinin bir elini rakibinin paçasından, öteki elini de apış arasından geçirerek kispetin belinden kavrayıp karşısındakini yenmek için sırtüstü çevirmesi biçiminde uygulanan bir oyun

  • paçacı

    Kasaplık hayvanların ayaklarını satan kimse

  • paçacılık

    Paçacının işi veya mesleği

  • paçal

    Ekmek yapmak için çeşitli tahılların yasaya göre belirlenen gerekli karışım oranı

  • paçaları sıvamak

    kolları sıvamak

  • paçalarından akmak

    pislik ve kir çok olmak

  • paçalarından kibarlık akmak

    üstünden kibarlık akmak

  • paçalı

    Herhangi bir biçimde paçası olan

  • paçalık

    Pantolon, şalvar veya uzun külot paçasının ayak bileğini saran bölümü

  • paçası düşük

    Giyimine dikkat etmeyen, pasaklı (kimse)

  • paçası tutuşmak

    telaşlanmak

  • paçasından tutup atmak

    hakaretle kovmak

  • paçasını çekecek (veya toplayacak) hâli olmamak

    güçsüz, beceriksiz olmak

  • paçasız

    Paçası olmayan

  • paçavra

    Eskimiş bez veya kumaş parçası; çaput

  • paçavra gibi

    değersiz (kimse veya şey)

  • paçavracı

    Paçavra toplayıp satan kimse

  • paçavracılık

    Paçavracının işi

  • paçavralaşma

    Paçavralaşmak işi

  • paçavralaşmak

    Paçavra durumuna girmek

  • paçavrasını çıkarmak

    paçavraya çevirmek

  • paçavraya çevirmek

    çok hırpalamak, dağınık, bozuk veya berbat bir duruma getirmek

  • paçayı kaptırmak

    yakalanmak, ele geçirilmek

  • paçayı kurtarmak (veya sıyırmak)

    kendini bir dertten, tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak

  • paçoz

    Kefal türünden bir balık (Mugil cephalus)

  • paçozlaşma

    Paçozlaşmak durumu

  • paçozlaşmak

    Basmakalıp düşünme, samimiyetsiz davranma, gereksiz gururlanma vb. içinde bulunmak

  • paçozluk

    Basmakalıp düşünme, samimiyetsiz davranma, gereksiz gururlanma vb. içinde bulunma

  • paşa

    Osmanlı Devleti zamanında yüksek sivil memurlara ve albaydan üstün rütbede bulunan askerlere verilen ünvan

  • paşa ağacı

    Kerestesi açık sarı veya yeşilimsi renkte, iri gözenekli, genellikle kaplama olarak kullanılan değerli bir mobilya ağacı

  • paşa gibi yaşamak

    bolluk içinde yaşamak, bey gibi yaşamak

  • paşa gönlü bilir

    "ne yapacaksa yapsın, kendisi bilir" anlamında kullanılan bir söz

  • paşa olmak

    fazlaca içki içmiş olmak

  • paşa paşa

    Uslu uslu, güzel güzel

  • paşa çayı

    Çok açık ve ılık çay

  • paşababa

    Paşalık yapmış dede

  • paşalı

    Paşa sanını alan büyük devlet adamlarının yakın hizmetinde bulunan gedikli ağa

  • paşalık

    Paşa ünvanı veya paşa olma durumu

  • paşazade

    Paşanın çocuğu

  • paşaçadırı

    Begonyagillerden, kalp biçimindeki yapraklarının altı kırmızımtırak, üstü koyu yeşil, gövdesi sürünücü ve etli bir süs bitkisi (Begonia feasti)

  • Pb

    Kurşun elementinin simgesi

  • Pd

    Paladyum elementinin simgesi

  • pe

    Türk alfabesinin yirminci harfinin adı, okunuşu

  • ped

    Kadınların âdet dönemlerinde kullandıkları kişisel bakım ürünü

  • pedagojik formasyon

    Eğitim fakültesinden mezun olmayan lisans mezunu kişilerin öğretmenlik yapabilmek için alması gereken bir program; yetişim, formasyon

  • pedal

    Bir makinede, bir araçta ayak yardımıyla dönmeyi veya hareketi sağlayan düzen; ayaklık

  • pedavra

    Köknar ve ladin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta; balar

  • pedavra gibi

    kaburga kemikleri sayılacak kadar zayıf (kimse)

  • pedavrası çıkmış

    pedavra gibi

  • pederane

    Babaya yakışır bir biçimde

  • pederlik

    Peder olma durumu

  • pedikür

    Tırnakları kesip düzeltme, nasırları yumuşatma veya çıkarma gibi işlerden oluşan ayak bakımı

  • pedikürcü

    Pedikür yapan kimse

  • pedikürcülük

    Pedikürcünün işi

  • pediyatri

    Çocuk sağlığı ve hastalıkları ile ilgili hekimlik dalı

  • pediyatrik

    Çocuk sağlığı ve hastalıkları ile ilgili

  • pedodonti

    Diş hekimliğinde çocuk dişlerinin tedavisine ağırlık veren uzmanlık alanı

  • pedometre

    Adımsayar

  • peganit

    Hidratlı doğal alüminyum fosfat

  • pegmatit

    Başlıca kuvars, feldspat ve Moskof camından oluşan, açık renkli bir tür magma taşı

  • peh

    Vurgusuna göre beğenme, şaşırma, küçümseme veya yerme ifade eden bir söz

  • pehlivan

    Boylu boslu ve güçlü kimse

  • pehlivan duası

    Yağlı güreşe başlamadan önce cazgır tarafından söylenilen uyaklı sözler

  • pehlivan yakısı

    Keskin yakı

  • pehlivanca

    Pehlivana yakışır bir biçimde; pehlivanane

  • Pehlivanköy

    Kırklareli iline bağlı ilçelerden biri

  • pehlivanlık

    Pehlivan olma durumu

  • pehpeh

    Beğenme, şaşma, küçümseme veya yergi anlatan bir söz

  • pehpeh çekmek

    “pehpeh” diyerek beğeni, şaşırma veya yergi ifade etmek

  • pehpehli

    Çok beğenilen, gösterişli olan

  • pejmürde

    Eski püskü, yırtık

  • pejmürdelik

    Pejmürde olma durumu

  • pejoratif

    Küçümseyici, aşağılayıcı, kötüleyici, yerici özelliği olan; yermeli

  • pek

    Sağlam, dayanıklı

  • pek doku

    Selüloz çeperleri değişik kalınlıkta hücrelerden oluşan, dalların dik durmasını sağlayan doku

  • pek gözlü

    Yılmaz, yürekli, gözü pek (kimse)

  • pek pek

    Olsa olsa, en üstün olarak

  • pek söylemek

    kırıcı ve sert konuşmak

  • pek yürekli

    Acıması olmayan, yüreksiz, merhametsiz (kimse)

  • pek yüzlü

    Karşısındakilerin kırılacağını bildiği hâlde duygularını veya isteklerini söylemekten çekinmeyen (kimse)

  • pek çok

    Yeterinden fazla; bir araba, bir hayli, bir küme, bir sürü, bir tabur, bir tomar, bir yığın, bol bulamaç, on binlerce, onlarca, ölçüsüz, tomarla, tomar tomar, külliyetli

  • pek çoğu

    Yeterinden fazlası

  • pekent

    Kolayca geçit vermeyen, aşılması çok güç doğal engel

  • Pekin ördeği

    Çin kökenli özellikle Amerika'da yaşayan bir tür ördek

  • pekitmek

    Güç vermek, güçlendirmek, tekit etmek

  • pekiyi

    Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan en yüksek başarı derecesi

  • pekişilme

    Pekişilmek işi

  • pekişilmek

    Pekişme işine konu olmak

  • pekişme

    Pekişmek işi

  • pekişmek

    Sertleşmek, katılaşmak

  • pekiştirebilme

    Pekiştirebilmek işi

  • pekiştirebilmek

    Pekiştirme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • pekiştireç

    Davranışın oluşmasını güçlendiren veya davranışın olma sıklığını artıran uyarıcı

  • pekiştirilme

    Pekiştirilmek işi

  • pekiştirilmek

    Pekiştirme işi yapılmak

  • pekiştirme

    Pekiştirmek işi

  • pekiştirme edatı

    Pekiştirme işlevli edat

  • pekiştirme eki

    Pekiştirme işlevli ek

  • pekiştirme hecesi

    Niteleme sıfatlarının ilk ünlüsüne kadar olan kısmının sonuna -m, -p, -r, -s ünsüzlerinden biri getirilerek oluşturulan kapalı bir hecenin, kelimenin başına getirilmesiyle kurulan ve niteliği en yüksek derecesinde gösteren sıfat: apaçık (ap-açık), kıpkırmızı (kıp-kırmızı), mosmor (mos-mor), tertemiz (ter-temiz), yemyeşil (yem-yeşil) vb

  • pekiştirme vurgusu

    Pekiştirme işlevli vurgu

  • pekiştirme ünlüsü

    Pekiştirme işlevli ünlü: Yap-a-yalnız, çep-e-çevre, güp-e-gündüz gibi

  • pekiştirme ünsüzü

    Pekiştirme işlevli ünsüz

  • pekiştirmek

    Sertleşmek, katılaştırmak

  • pekiştirmeli

    Pekiştirilmiş olan

  • pekiştirmeli sıfat

    Üzerine pekiştirme ögesi alarak önüne geldiği adı anlam bakımından pekiştiren sıfat: dapdar (pantolon), tertemiz (giysi), sepserin (hava), kaskatı (yürek), yemyeşil (gözler) vb

  • pekiştirmeli zarf

    Pekiştirmeli kelime biçiminde kurulmuş zarf

  • pekiştirmeli özne

    "Kendi" dönüşlülük zamiriyle kuvvetlendirilmiş özne

  • pekleşme

    Pekleşmek işi

  • pekleşmek

    Sertleşmek, katılaşmak

  • pekleştirme

    Pekleştirmek işi

  • pekleştirmek

    Pekleşmesine yol açmak, pekleşme işini yaptırmak

  • peklik

    Pek olma durumu

  • peklik çekmek

    sürekli olarak güçlükle büyük abdest bozmak

  • pekmez

    Genellikle üzüm, dut vb. meyvelerin kaynatılarak koyulaştırılmış biçimi

  • pekmez gibi malın olsun, Antakya'dan sinek gelir

    "malı güzel olan kimse için müşteri kaygısı yoktur, onun malına uzak yerlerden bile istekli çıkar" anlamında kullanılan bir söz

  • pekmez helvası

    Eritilen tereyağında unun hafifçe kavrulup pekmezle karıştırılmasıyla yapılan ve cevizle birlikte sunulan bir tatlı türü

  • pekmez kaynatmak

    pekmez yapmak

  • pekmez köpüğü

    Pekmez kaynatılırken kazanın üzerinde oluşan tatlı köpük

  • pekmez toprağı

    Üzüm şırasını kestirmek için kullanılan, kil ile karışık kireçli toprak

  • pekmezci

    Pekmez yapan veya satan kimse

  • pekmezcilik

    Pekmez yapma veya satma işi

  • pekmezkefi

    Kula ile doru arasında bir at donu

  • pekmezköpüğü

    Bu renkte olan

  • pekmezli

    Pekmezi olan veya içinde pekmez bulunan

  • pekmezlik

    Pekmez yapmak için ayrılmış

  • peksimet

    Pişirildikten sonra dilimler hâlinde kesilerek ısı ile kurutulmuş, uzun süre dayanabilen ekmek

  • pektin

    Bitki dokularında bulunan renksiz, metil grubundan madde

  • pektoral

    Göğse ait

  • pekâlâ

    Benzerlerinden aşağı olmayan

  • pelerin

    Omuzlardan aşağı dökülen, geniş, kolsuz bir tür üstlük

  • pelerinli

    Pelerini olan

  • pelesenk

    Pelesenk ağacından elde edilen değerli kereste

  • pelesenk ağacı

    Kızıldeniz'in Afrika ve Asya kıyılarında yetişen ve kışın yapraklarını dökmeyen, kerestesi kahverengi, mor veya esmer hatta vişneçürüğü olabilen, doğramacılıkta kullanılan bir ağaç; pelesenk (I), balsam (Commiphora opobalsamum)

  • pelikan

    Pelikangillerden, pembeye çalan beyaz tüylü, kanatları gri renkli, alt gagasında deriden bir kesesi olan iri kuş; kaşıkçı kuşu (Pelecanus onocrotalus)

  • pelikangiller

    Omurgalı hayvanların kuşlar sınıfının, leyleksiler takımının bir alt familyası

  • pelikansılar

    Bazı sınıflandırmalara göre, pelikangiller, karabatakgiller ve sümsükgiller familyalarını içine alan bir takım

  • pelikül

    Boş film, film şeridi

  • pelin

    Birleşikgillerden, yapraklarında ve öteki bölümlerinde çok acı, kokulu bir madde bulunan, hekimlikte kullanılan çok yıllık ve otsu bir bitki; pelin otu, acı pelin, akpelin (Artemisia absinthium)

  • pelte

    Nişasta, şeker ve su karışımının pişirilerek soğutulmasıyla yapılan bir tatlı türü; paluze

  • pelte gibi

    çok gevşek

  • peltek

    Dilini dişlerinin arasına alır gibi konuşan ve bu yüzden s, z gibi sesleri kusurlu söyleyen (kimse)

  • peltekleşme

    Peltekleşmek işi

  • peltekleşmek

    Peltek duruma gelmek

  • pelteklik

    Peltek olma durumu, peltek konuşma

  • peltelenme

    Peltelenmek işi

  • peltelenmek

    Pelte kıvamında olmak

  • pelteleşme

    Pelteleşmek işi

  • pelteleşmek

    Pelte kıvamını almak

  • peltemsi

    Pelteyi andıran, pelte gibi olan

  • pelür

    İnce ve yarı saydam bir kâğıt türü

  • pelüş

    Bir yüzü uzun tüylü, yumuşak ve parlak, kadifeye benzer bir kumaş türü

  • pembe

    Kırmızı ve beyazın karışımından ortaya çıkan renk

  • pembe dizi

    Aşk, nefret, entrika ve trajedi konularının işlendiği, olayları yavaş ilerleyen, uzun süreli televizyon dizisi

  • pembe yakalı

    Üretim sürecine bedensel gücüyle katılan kadın işçi

  • pembegemre

    Genellikle Akdeniz ve Ege Bölgesi’nde yetişen, taneleri iri, kalın kabuklu, salkımı konik biçimde olan bir tür üzüm

  • pembekurt

    Pamuk ve bamya tarlalarında zarara yol açan kırmızımsı tırtıl

  • pembeleşme

    Pembeleşmek işi

  • pembeleşmek

    Pembe bir renk almak

  • pembeleştirme

    Pembeleştirmek işi

  • pembeleştirmek

    Pembe bir duruma getirmek

  • pembelik

    Pembe renginde olma

  • pembelik basmak

    utanç vb. duyguların etkisiyle yüzü pembeleşmek

  • pembemsi

    Rengi pembeyi andıran, pembeye benzeyen; pembemtırak

  • pembezar

    Genellikle gömlek yapımında kullanılan bir tür ince ve yumuşak bez

  • penaltı

    Futbol ve hentbolda ceza alanı içinde gerçekleşen kural dışı bir hareket sebebiyle yalnız kalecinin koruduğu kaleye ortadan ve tam karşıdan yapılan atış; ceza atışı, ceza vuruşu

  • penaltı atışı

    Futbolda ceza alanı içinde penaltının kullanılması

  • penaltı noktası

    Penaltı atışının yapıldığı nokta

  • pencere

    Yapıları veya tren, vapur vb. ulaşım araçlarını aydınlatmak, havalandırmak amacıyla yapılan, çerçeve, cam, panjur, perde gibi eklentilerle daha kullanışlı bir duruma getirilen açıklık

  • pencere açmak

    görüş açısı kazandırmak

  • pencere eteği

    Pencere ile döşeme arasındaki bölüm

  • pencere kanadı

    Menteşe yardımıyla açılıp kapanan pencere elemanı

  • pencerecik

    Küçük pencere

  • pencereli

    Penceresi olan

  • penceresiz

    Penceresi olmayan

  • pencik

    Asker yetiştirilmek için savaş tutsaklarından beşte bir oranında ayrılan acemi oğlanı adayı

  • pencüdü

    Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin beş, öbürünün iki benekli olan yüzünün üste gelmesi

  • pencüse

    Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin beş, öbürünün üç benekli olan yüzünün üste gelmesi

  • pencüyek

    Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin beş, öbürünün bir benekli olan yüzünün üste gelmesi

  • Pendik

    İstanbul iline bağlı ilçelerden biri

  • pendname

    Öğüt kitabı

  • penes

    Genellikle halk oyunlarında kızların süs olarak kullandığı, altın taklidi, sarı tenekeden pul

  • penguen

    Penguengillerden, Güney Kutbu'nda yaşayan, sırtı kara, göğsü ak, iyi yüzen, deniz hayvanlarıyla beslenen, uçamayan, kısa kanatlı deniz kuşu (Aptenodytes patagonica)

  • penguengiller

    Omurgalı hayvanlardan, kuşlar sınıfının penguenler takımının bir familyası

  • penguenler

    Penguengiller familyasını içine alan takım

  • pengö

    Macaristan’da İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar kullanılan para birimi

  • peni

    Sterlinin yüzde biri değerindeki para birimi

  • penisilin

    Mikroplu hastalıkların tedavisinde kullanılan bir antibiyotik türü

  • pens

    Giysilerde vücuda oturmasını sağlamak için bazı yerlerden içeriye doğru daraltılarak dikilmiş bölüm

  • pense

    Çeşitli biçim ve büyüklükte maşa veya kıskaç

  • pentan

    Formülü C5H12 olan doymuş hidrokarbon

  • pentatlon

    Eski Yunan'da koşu, uzun atlama, cirit atma, disk atma ve güreşi kapsayan atletizm yarışması

  • penuvar

    Bir tür sabahlık

  • penye

    Dokumacılıkta özel araçla apresi yapılmış bir tür ince kumaş

  • pençe

    Yırtıcı hayvanların ön ayaklarının parmaklarıyla tırnakları

  • pençe atmak

    yırtıcı hayvan ön ayaklarıyla saldırmak, vurmak

  • pençe pençe

    Genişçe ve sık lekeler biçiminde, yer yer kırmızı bir biçimde

  • pençe pençeye gelmek

    kıyasıya, öldürürcesine dövüşmek

  • pençe vurmak

    pençelemek

  • pençeleme

    Pençelemek işi

  • pençelemek

    Yırtıcı hayvan pençesiyle kapmak, yakalamak, pençe vurmak

  • pençeletme

    Pençeletmek işi

  • pençeletmek

    Pençeleme işini yaptırmak

  • pençeleşme

    Pençeleşmek işi

  • pençeleşmek

    Pençe pençeye gelmek, kavga etmek, dövüşmek

  • pençeli

    Pençesi olan

  • pençesine düşmek

    yakalanmak

  • pençesiz

    Pençesi olmayan

  • pençgâh

    Klasik Türk müziğinde rast ve bayati dizilerinden oluşan birleşik makam

  • pepe

    Dudak sesleriyle başlayan kelimelerin ilk seslerini güçlükle söyleyen ve ancak birkaç kez tekrarladıktan sonra arkasını getirebilen (kimse); pepeme

  • pepeleme

    Pepelemek işi

  • pepelemek

    Pepe gibi konuşmak

  • pepelik

    Pepe olma durumu; pepemelik

  • pepsin

    Mide mukozasının salgıladığı proteinli besinleri peptona çeviren enzim

  • pepton

    Vücutça özümlenebilecek duruma gelmiş proteinli besin

  • per

    Bazı iskambil oyunlarında farklı renklerden iki benzer kartın bir arada bulunma durumu

  • perakende

    Malların teker teker veya birkaç parça durumunda azar azar satılmasına dayanan (satış biçimi), toptan karşıtı

  • perakendeci

    Malını perakende olarak satan tüccar

  • perakendecilik

    Perakende olarak yapılan alışveriş

  • perdah

    Bir nesneye parlaklık verme

  • perdah vurmak (veya etmek)

    parlatmak

  • perdah çekmek

    sakalı bir daha ve kıl çıkışının ters yönünde olmak üzere tıraş etmek

  • perdahlama

    Perdahlamak işi

  • perdahlamak

    Bir şeyin yüzeyini bir alet veya sert bir cisimle parlatmak

  • perdahlanma

    Perdahlanmak işi

  • perdahlanmak

    Perdahlama işine konu olmak

  • perdahlı

    Parlatılmış, perdah edilmiş

  • perdahsız

    Parlatılmamış, perdahı olmayan

  • perdahçı

    Bazı parlatıcı maddelerle cila yapan kimse

  • perdahçılık

    Perdahçının işi

  • perde

    Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü; gerelti, gergi, hicap

  • perde arkası

    Bir şeyin görünürde olmayan gizli yanı

  • perde arkasından

    Olayı yönetenin kendisi olduğunu belli etmeyerek, gizliden gizliye

  • perde ayaklılar

    Kaz, ördek, martı gibi suda yüzen ve parmakları arasında perde bulunan kuşlar takımı

  • perde beton

    Binanın subasman hizasındaki duvarlarının deprem, sel vb. afetlere karşı sağlam olması için kullanılan sıkıştırılmış beton

  • perde duvar

    Yapıda statik ve dinamik yüklere karşı direnç sağlamak üzere kolonların devamı olan duvarlarda duvar yerine konulan, özel beton duvar

  • perde gazeli

    Karagöz oyununda oyun başlarken Hacivat tarafından okunan gazel

  • perde inmek

    gözde katarakt olmak

  • perde kurmak

    Karagöz oyununa başlamak

  • perde pilavı

    Et, badem içi vb. kullanılıp etrafı hamurla kaplanarak pişirilen pirinç pilavı; perdeli pilav

  • perde tokası

    Kornişe takılmasını sağlamak için tüle veya perdeye belli aralıklarla dikilen, plastikten yapılmış araç

  • perde çekmek

    bir şeyin önüne perde germek

  • perdeci

    Perde satan veya diken kimse

  • perdecilik

    Perdecinin işi; perdedarlık

  • perdeleme

    Perdelemek işi

  • perdelemek

    Bir şeyin önüne perde çekmek, perde ile örtmek

  • perdeleniş

    Perdelenmek işi

  • perdelenme

    Perdelenmek işi

  • perdelenmek

    Perdeleme işine konu olmak

  • perdelerini açmak

    tiyatro yeni mevsimde temsillerine başlamak

  • perdelerini kapamak

    tiyatro tamamen kapanmak

  • perdeleyebilme

    Perdeleyebilmek işi

  • perdeleyebilmek

    Perdeleme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • perdeleyici

    Basketbolda rakibin önüne geçerek top almasını engelleyen oyuncu

  • perdeli

    Perdesi olan veya perde ile örtülü bulunan

  • perdelik

    Perde yapmaya elverişli (kumaş)

  • perdesi yırtık

    Utanmaz, arlanmaz, utanma duygusunu kaybetmiş (kimse); perdesi sıyrık

  • perdesiz

    Perdesi olmayan

  • perdesizlik

    Perdesi olmama durumu

  • pereme

    Bordası çok kavisli, ön ve kıç tarafları yüksek, gondola benzeyen, yakın sahillerde yük ve hayvan taşımacılığında kullanılan bir kayık; peleme

  • peremeci

    Pereme kullanan veya yapan kimse

  • peremecilik

    Peremecinin yaptığı iş

  • perende

    Havada çark gibi dönerek atılan takla

  • perende atamamak (veya atılmamak)

    herhangi bir konuda birinden aşağı, beceriksiz olmak

  • perende atmak

    havada çark gibi dönerek takla atmak

  • perese

    Duvar ustalarının düzgün duvar yapmak için doğrultu bulmakta kullandıkları şakul ipi

  • peresesine getirmek

    tam sırasını, uygun zamanını bulmak, biçimine getirmek

  • pereseye almak

    bir işi düşünmek, göz önüne almak

  • perestiş

    Delicesine, taparcasına sevme

  • perestiş etmek

    tapınmak

  • perestişkâr

    Tapan, tapınan (kimse)

  • perforaj

    Kâğıdın kolay yırtılmasını veya kopmasını sağlamak için kâğıdı aralıklı olarak deliklendirme

  • perforjeli

    Deliği olan

  • performans

    Herhangi bir eseri, oyunu, işi vb.ni gerçekleştirme

  • performans ödevi

    Öğrencinin herhangi bir konuyla ilgili bilgisinin ve yeteneğinin düzeyini ölçebilmek için verilen ev ödevi

  • pergament kâğıdı

    Sülfürik asitli işlem ile sürekli doku oluşturularak yüzey sertliği arttırılmış ve organik sıvıların genellikle belirli katı yağların, sıvı yağların ve gres yağının kâğıda nüfuz etmesine karşı yüksek derecede dayanıklılık kazandırılmış kâğıt

  • pergel

    Yay veya çember çizmekte ve ölçmekte kullanılan araç; yayçizer

  • pergel hareketi

    Bir ayağı sabit kalarak kendi etrafında dönme hareketi

  • pergel takımı

    Geometrik şekiller çizmeye ve ölçmeye mahsus pergel, gönye, iletki vb. aletlerden meydana gelen takım

  • pergelleri açmak

    uzun adımlarla ve hızlı hızlı yürümek

  • perhiz

    Hristiyanların ve Yahudilerin belli günlerde et, yağ vb. yiyecekleri yemeden tuttukları oruç

  • perhiz yapmak (veya etmek)

    sağlığı korumak veya düzeltmek amacıyla özel bir beslenme düzeni uygulamak

  • perhize çekmek

    perhizi titizlikle uygulamak

  • perhizkâr

    Sürekli olarak perhiz yapan (kimse)

  • perhizkârlık

    Perhizkâr olma durumu

  • perhizli

    Perhiz yapan (kimse)

  • perhizsiz

    Perhiz yapmayan (kimse)

  • peri

    Doğaüstü güçleri olduğuna inanılan, hayal ürünü varlık

  • peri gibi

    çok güzel

  • peri hastalığı

    Sara, isteri vb. hastalıklar; pericik

  • peri masalı

    Kahramanlarını perilerin oluşturduğu bir masal türü

  • peri masası

    Dik taşların üstüne yerleşmiş, masa biçimindeki yassı kaya

  • peri oyunu

    Olağanüstü ögelere ve büyüye ağırlık veren bir tür sahne eseri

  • peri piramidi

    Bir taş yığını ile bunun altında kalmış topraktan oluşan, piramit biçiminde tümsek

  • peribacası

    Kolayca aşınabilen taş ve kayalardan oluşmuş, sivri kule veya piramit görünüşlü, kiminin tepesinde külah veya tepsiyi andıran bir kaya parçası bulunan yeryüzü biçimi

  • pericik

    Kilit dili

  • peridotit

    Olivin ve piroksenden oluşmuş magma taşı

  • perikart

    Kalbin üzerini saran zar

  • perileri bağdaşmak

    uyuşup anlaşmak, yıldızları barışmak

  • perili

    Kötü ruhlar bulunduğuna inanılan, tekin olmayan (yer)

  • perisi hoşlanmamak

    yakınlık duymamak, ısınamamak

  • periskop

    Denizaltılarda, tanklarda, siperlerde kullanılan, gözlemcinin güvenli bir biçimde çevreyi araştırmasını sağlayan mercekli araç

  • perişan

    Dağınık, düzensiz, karmakarışık olan; berduş

  • perişan etmek

    dağıtmak, düzenini bozmak

  • perişan olmak

    dağılmak, düzeni bozulmak

  • perişani

    Külah, kavuk, fes vb. bir başlığa özensizce sarılmış sarık

  • perişanlık

    Perişan olma durumu; perişani

  • perişanlık vermek

    perişan duruma getirmek, perişan etmek

  • perküsyon

    Tanı için parmak veya alet kullanılarak vurup dinlemekle yapılan muayene

  • perlit

    Erimiş sodyum, potasyum, alüminyum silikattan ibaret olan cam gibi bir volkanik kayadan patlatılarak pudra hâline getirilmiş bulunan, hazır sıva, hafif levha yapımında, izolasyon işinde, yem maddelerinin preslenmesinde kullanılan yardımcı bir madde

  • perlitli

    Özünde perlit bulunduran

  • perlon

    İlk olarak Almanya'da yapılan sentetik dokuma ipliği

  • perlon fırça

    Boya işlerinde kullanılan perlondan yapılmış fırça

  • perma

    Saçların uzun süre dalgalı veya kıvırcık kalmasını sağlamak için uygulanan işlem; permanant

  • permalı

    Saçları perma olan

  • permasız

    Saçları perma olmayan

  • permeçe

    Yedek olarak kullanılan ince halat

  • permi

    Yazılı izin belgesi

  • permiyen

    Birinci Çağ'ın altıncı ve sonuncu dönemi ve bu dönemde oluşmuş yer katmanları

  • peroksit

    Birleşiminde normal oksitlerden daha çok oksijen bulunan oksitlerin genel adı

  • peron

    Otobüs terminallerinde aracın yanaştığı, yolcuların inip binmesine yarayan bölüm

  • peronospora

    Patates, pancar, asma ve daha başka bitkilerde mildiyu hastalığına yol açan mikroskobik mantar

  • perperişan

    Çok kötü bir durumda

  • personel

    Bir hizmet veya kuruluşun görevlileri, bir iş yerinde çalışanların tümü

  • perspektif

    Nesneleri bir yüzey üzerine görüldükleri gibi çizme sanatı

  • pert

    Değersizleşme, zarar

  • pert olmak

    taşıt hurdaya çıkmak

  • perte çıkmak

    taşıt hurdaya çıkmak

  • Pertek

    Tunceli iline bağlı ilçelerden biri

  • perukçu

    Peruk yapan, hazırlayan veya satan kimse

  • perukçuluk

    Perukçunun işi veya mesleği

  • Perulu

    Peru’da yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse

  • perva

    Çekinme, sakınma, korku

  • pervane

    Geceleri ışık çevresinde dönen küçük kelebek; kepenek (II)

  • pervane kesilmek

    saygı duyduğu bir kişiye hizmet edebilmek için devamlı etrafında olmak, didinip durmak

  • pervane olmak

    birinin yanında onun hizmetine hazır olduğunu gerekli gereksiz göstermek

  • pervaneci

    Selçuklu divanında bulunan, arazi defterlerine bakan görevli

  • pervaneli

    Pervanesi olan

  • pervanesiz

    Pervanesi olmayan

  • Pervari

    Siirt iline bağlı ilçelerden biri

  • pervasız

    Çekinmez, sakınmaz, korkusuz (kimse); biperva

  • pervasızca

    Pervasız bir biçimde, çekinmeden, sakınmadan; pervasızcasına, bodoslama (II)

  • pervasızlık

    Sakınmama, korkusuzluk

  • pervaz

    Kapı, pencere vb. yerlerin kenarlarına geçirilen ensiz parça

  • pervaz etmek

    uçmak

  • pervazlı

    Pervazı olan

  • pervazsız

    Pervazı olmayan

  • perçem

    Başlarını tıraş edenlerin tepede bıraktıkları saç tutamı

  • perçemli

    Perçemi, kâkülü olan

  • perçin

    İki veya daha çok parçayı birbirine bağlamak için geçirilen iki ucu dövülerek baş durumuna getirilmiş çivi veya madenî parça

  • perçin tabancası

    Levha olarak üretilmiş parçaları birbirine üst üste koyarak birleştirmek, kaynaştırmak için kullanılan el aleti

  • perçinleme

    Perçinlemek işi

  • perçinlemek

    İki veya daha çok parçayı perçinle birbirine tutturmak

  • perçinleniş

    Perçinlenmek işi

  • perçinlenme

    Perçinlenmek işi

  • perçinlenmek

    Perçinleme işine konu olmak

  • perçinletme

    Perçinletmek işi

  • perçinletmek

    Perçinleme işini yaptırmak

  • perçinleyebilme

    Perçinleyebilmek işi

  • perçinleyebilmek

    Perçinleme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • perçinleyiş

    Perçinlemek işi

  • perçinleşme

    Perçinleşmek işi

  • perçinleşmek

    Arkadaşlık, dostluk ilişkileri çok güçlenmek, pekişmek, sağlamlaşmak

  • perçinleştirme

    Perçinleştirmek işi

  • perçinleştirmek

    Perçinli duruma getirmek, perçinleşmeyi sağlamak, sağlamlaştırmak

  • perçinli

    Perçin yapılarak sağlamlaştırılmış

  • perçinsiz

    Perçin yapılmamış olan

  • Perşembe

    Ordu iline bağlı ilçelerden biri

  • perşembe

    Çarşamba ile cuma arasındaki gün

  • perşembenin gelişi çarşambadan bellidir

    "bir işin sonunun nasıl olacağı şimdiki gidişinden belli olur" anlamında kullanılan bir söz

  • pes

    Yenilgiyi kabul ettiğini belirtmek için veya birinin şaşkınlık veren davranışlarına karşılık olarak kullanılan bir söz

  • pes demek

    karşısındakinin kendisinden daha üstün olduğunu kabul etmek, boyun eğmek

  • pes etmek

    yenilgiyi kabul etmek, pes demek

  • pes perde

    Alçak ve kalın ses

  • pes perdeden konuşmak

    alçak ve kalın sesle konuşmak

  • pes ses

    Kalın perdeden çıkarılan ses

  • pes sesli

    Sesi pes olan

  • pes seslilik

    Pes sesli olma durumu

  • pesek

    Diş kiri, diş pası

  • peseta

    İspanya’nın para birimi

  • pesleşme

    Pesleşmek durumu

  • pesleşmek

    Ses hafif, yavaş duruma gelmek

  • peso

    Arjantin, Dominik Cumhuriyeti, Filipinler, Kolombiya, Küba, Meksika, Şili ve Uruguay'ın para birimi

  • pespembe

    Her yanı pembe, çok pembe

  • pestil

    İnce yufka biçiminde kurutulmuş meyve ezmesi; bastık

  • pestil gibi

    kımıldayamayacak kadar güçsüz, bitkin bir biçimde

  • pestile çevirmek

    çok yormak

  • pestili çıkmak

    çok yorulmak

  • pestilini çıkarmak

    çok yormak

  • pesüs

    İçinde yağ yakılan toprak kandil

  • pet

    Evde beslenen kuş, kedi, köpek vb. hayvan

  • pet şişe

    Naylondan yapılmış içecek kabı

  • petek

    Arıların yumurtalarını bırakmak ve bal depo etmek için yaptığı, düzgün altıgen ağızlı bal mumu yuvacıklar topluluğu

  • petek dokuma

    Üzerinde küçük petek motifleri bulunan pamuklu dokuma

  • petek göz

    Eklem bacaklı hayvanlarda görülen, birçok görme hücresinden oluşan göz türü

  • petek güvesi

    Arı kovanlarında peteklere zarar veren asalakların ortak adı

  • petrifikasyon

    Taşlaşma, taş olma

  • petrokimya

    Petrolden organik kimyasal ürünler elde etmede kullanılan sanayi dalı

  • petrokimyacı

    Petrokimya dalında uzmanlaşmış kimse

  • petrokimyacılık

    Petrokimyacı olma durumu

  • petrol

    Yoğunluğu 0,8-0,95 arasında olabilen, hidrokarbürlerden oluşmuş, kendisine özgü kokusu olan, koyu renkli, arıtılmamış, doğal yanıcı mineral yağ; yer yağı

  • petrol lambası

    İçinde petrol ürünleri yakılarak aydınlatmayı sağlayan araç

  • petrol mavisi

    Koyu mavi ile koyu yeşil karışımı bir renk

  • petrolcü

    Petrol arama, bulma işiyle uğraşan kimse

  • petrolcülük

    Petrolcü olma durumu

  • petroloji

    Yer biliminde kayaçların oluşum mekanizmalarını inceleyen uzmanlık alanı

  • petrolojik

    Petroloji ile ilgili

  • petunya

    Patlıcangillerden, çeşitli renkte çiçekler açan, kokulu bir süs bitkisi (Petunia)

  • pey sürmek

    artırma ile satılan bir şey için önce bir miktar para vermek veya önermek

  • peyda

    Belli, açık; peydah

  • peyda etmek

    çıkarmak, oluşturmak, ortaya çıkarmak, edinmek

  • peyda olmak

    çıkmak, ortaya çıkmak, oluşmak

  • peydah olmak

    peyda olmak

  • peydahlama

    Peydahlamak işi

  • peydahlamak

    İstenmeyen veya uygun olmayan şeyler edinmek

  • peydahlanma

    Peydahlanmak işi

  • peydahlanmak

    Peydahlamak işi yapılmak

  • peyderpey

    Azar azar, bölüm bölüm, yavaş yavaş

  • peygamber

    Allah’ın, buyruklarını insanlara iletmek için elçi olarak görevlendirdiği kimse; elçi, yalvaç, yalavaç

  • peygamber ağacı

    Yabani kimyongillerden, Antil Adaları'nda ve Venezuela'da yetişen, 10-15 metre yüksekliğinde, kışın yapraklarını dökmeyen, reçinesinden gayakol çıkarılan bir ağaç (Guaiacum ofcicinale)

  • peygamber üzümü

    Bir tür tatlı, iri üzüm

  • peygamberce

    Peygambere yaraşır bir biçimde; peygamberane, peygambervari

  • peygamberdevesi

    Sıcak ve ılıman ülkelerde yaşayan, genellikle yeşil renkte ve ortalama 5 santimetre boyunda, düz kanatlı, çok obur böcek (Mantis religiosa)

  • peygamberlik

    Peygamber olma durumu; yalvaçlık, nübüvvet

  • peygambervari

    Peygamber gibi

  • peyk

    Haber ve mektup taşıyan kimse

  • peyke

    Genellikle eski iş yerlerinde bulunan, duvara bitişik, alçak, tahta sedir

  • peyklik

    Peyk olma durumu

  • peyleme

    Peylemek işi

  • peylemek

    Bir şeyi önceden kendine ayırtmak

  • peylenme

    Peylenmek işi

  • peylenmek

    Peyleme işi yapılmak

  • peynir

    Maya ile katılaştırılarak sütten yapılan ve birçok türü olan besin

  • peynir ağacı

    Ebegümecigillerden, tropikal bölgelerde yetişen, kozalarında kısa lifli pamuk bulunan ağaç (Bombax criodendron)

  • peynir dişi

    Bazen ileri yaşta çıkan dişlerden her biri; kuzu dişi

  • peynir ekmek gibi

    çok revaçta, çok tutulan, beğenilen

  • peynir helvası

    Rendelenmiş yağlı ve tuzsuz beyaz peynire, yumurta karıştırdıktan sonra un, yağ ve şeker eklenmesi ve kısık ateşte pişirilmesiyle yapılan bir tatlı türü

  • peynir tatlısı

    Tuzsuz taze peynir ve irmikle yapılan bir tatlı türü

  • peynirci

    Peynir yapan veya satan kimse

  • peynircilik

    Peynircinin işi

  • peynirhane

    Peynir yapılan yer

  • peynirleşme

    Peynirleşmek işi

  • peynirleşmek

    Süt kesilmek, peynir durumuna gelmek

  • peynirli

    İçine peynir konulmuş

  • peynirli pide

    Mayalanmış ve yağ ile yumurta karıştırarak hazırlanmış hamura peynir, maydanoz, yumurta eklenmesiyle hazırlanan bir pide türü

  • peynirsi

    Peyniri andıran, peynire benzeyen, peynir gibi; peynirimsi

  • peynirsiz

    İçine peynir konulmamış, peyniri olmayan

  • peyrev

    Başkasının izinden giden

  • peyzaj

    Kır resmi

  • pezevenk

    Gizli ve yasal olmayan cinsel ilişki öncesinde aracılık eden kimse; dümbük, godoş, muhabbet tellalı, teres, kavat, astik, dasnik

  • pezevenklik

    Pezevenk olma durumu; dümbüklük, godoşluk, kavatlık, muhabbet tellallığı

  • peç

    Rus mimarisinde odaları ısıtmak için yapılan fırın tarzı ocak

  • peçe

    Kadınların sokakta yüzlerine örttükleri ince siyah örtü; nikap

  • peçeleme

    Peçelemek işi

  • peçelemek

    Bir şeyi örtmek

  • peçelenme

    Peçelenmek işi

  • peçelenmek

    Peçeleme işi yapılmak

  • peçeli

    Yüzünü örtmek için peçe takmış olan

  • Peçenek

    VIII-XI. yüzyıllar arasında Türkistan'da, Güneydoğu Avrupa ve Balkanlarda yaşamış olan bir Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse

  • Peçenek Türkçesi

    Peçenek Türklerinin kullandığı dil; Peçenekçe

  • peçesiz

    Yüzünü örtmek için peçe takmamış olan

  • peçete

    Yemek yerken giysiyi korumak, ağız ve elleri silmek için kullanılan ince, yumuşak kâğıt veya kumaş parçası; peşkir

  • peçeteli

    Peçetesi olan

  • peçetesiz

    Peçetesi olmayan

  • peçiç

    Zar yerine altı tane küçük deniz kabuğu atılıp bunların açık taraflarının üste veya alta gelmelerine göre taş ilerleterek oynanan bir oyun

  • peş

    Elbisenin etek kısmı

  • peşin

    Bir alışverişte, alışveriş yapıldığı anda, alınan şeyin tesliminden önce veya teslimiyle birlikte ödenen; tirink, veresiye karşıtı

  • peşin cevap

    Sonradan söylenecek bir şeyi önceden bildirme

  • peşin pazarlık

    Sonradan olacağı hatıra gelen şeyler üzerinde önceden konuşup anlaşma

  • peşin peşin

    Önceden benimsenmiş olarak

  • peşin piyasa

    Peşin satışa bağlı alışveriş düzeni

  • peşin satış

    Bedeli peşin alınarak yapılan satış

  • peşin ödemeli

    Taşıma ücreti gönderici tarafından ödenen (gönderi)

  • peşinat

    Bir alışveriş veya hizmet için önceden verilen bir miktar para

  • peşinatsız

    Peşin para vermeden veya almadan

  • peşinci

    Malı peşin para ile satan veya satın alan kimse

  • peşincilik

    Peşinci olma durumu

  • peşinde (veya peşinden) gitmek

    bir kimseyi izlemek

  • peşinde (veya peşinden) koşmak

    elde etmek için uğraşmak

  • peşinde dolaşmak (veya gezmek)

    bir amaçla birisini izlemek

  • peşinde olmak

    birini veya bir şeyi çok istemek

  • peşinden sürüklemek

    birinin veya birçoklarının arkasından gelmesini sağlamak

  • peşinden yürümek

    birinin arkasından yürümek, gitmek

  • peşine düşmek (veya gitmek)

    arkasından gitmek, izlemek

  • peşine takmak

    yanında götürmek

  • peşine takılmak

    ardından gitmek

  • peşinen

    Peşin olarak

  • peşini bırakmamak

    bir kimseyi veya şeyi izlemekten vazgeçmemek

  • peşkeş

    Yaranmak amacıyla uygunsuz olarak verilen şey

  • peşkeş çekmek

    başkasının malını birine armağan etmek

  • peşkir

    Genellikle pamuk ipliğinden dokunmuş ince havlu

  • peşkirci

    Peşkir dokuyan veya satan kimse

  • peşkircilik

    Peşkircinin işi

  • peşli

    Peş (II) eklenerek genişletilmiş (giysi)

  • peşmelba

    Çekirdeği çıkarılmış yarım şeftalinin genellikle vanilyalı veya kaymaklı dondurma üzerine oturtulması ve krema ile süslenmesiyle yapılan bir tür tatlı

  • peşrev

    Klasik Türk müziğinde faslın giriş taksiminden sonra, şarkıdan önce çalınan parça

  • peştahta

    İş masası gibi kullanılan çekmece

  • peştamal

    Hamamda örtünmek için kullanılan ince dokuma

  • peştamal kuşanmak

    peştamal giyinmek

  • peştamalcı

    Peştamal, futa, havlu vb. dokuyan veya satan kimse

  • peştamalcılık

    Peştamalcının işi

  • peştamallı

    Peştamalı olan

  • peştamallık

    Peştamal olmaya yarayan (dokuma)

  • peştamalsız

    Peştamalı olmayan

  • Peştuca

    Afganlar tarafından kullanılan dil

  • pH

    Bir sıvının asit veya bazlık derecesi, sertlik derecesi

  • pi sayısı

    Çember çevresinin uzunluğunun çapının uzunluğuna bölünmesi ile elde edilen sabit sayı (3,1416...)

  • pianta

    Ayakkabı tabanının geniş bırakılan kenarı

  • pide

    Mayalı hamurdan yapılan, isteğe göre üzerine yumurta, kıyma, peynir, pastırma vb. konarak pişirilen, ince, yayvan yiyecek

  • pide fırını

    Özellikle pide pişirip satan fırın

  • pide gibi

    yamyassı

  • pideci

    Pide yapan veya satan kimse

  • pidecilik

    Pidecinin yaptığı iş

  • pideli

    Pidesi olan, pideyle yapılan

  • pigme

    Boy ortalaması 150 santimetrenin altında olan Afrika kökenli bir zenci topluluğun bireyi

  • pijama

    Alt ve üst olmak üzere iki parçadan oluşan yatak giysisi

  • pik

    Geminin kıç tarafındaki bayrak serenine açılan üçgen biçimindeki yelken

  • pik boru

    Dış etkilere karşı dayanıklı, paslanmaz ve çürümez, döküm boru

  • pik yapmak

    değer bakımından yükselmek

  • pikaj

    Bilgisayarda dizilen yazıları milimetrik kartona yapıştırıp düzenleme işi

  • pikajcı

    Pikaj yapan kimse

  • pikajcılık

    Pikajcının yaptığı iş

  • pikap

    Elektrikle veya pille çalışan, plak dinlemekte kullanılan araç

  • pike

    Kabartmalı pamuklu kumaş

  • pike yapmak

    uçak dik biçimde inmek

  • piket

    İki, üç veya dört kişi arasında ve otuz iki kâğıtla oynanan bir tür iskambil oyunu

  • piknik

    Yemek yemek, eğlenmek için açık alanda yapılan günübirlik gezinti

  • piknik alanı

    Piknik yapmaya elverişli geniş ve yeşil alan; piknik yeri

  • piknik tip

    Orta boylu, şişmanca, geniş ve yumuşak yüzlü, kalınca boyunlu, yukarı doğru daralan şişkin göğüslü ve iri göbekli kimse

  • piknik tüpü

    Boyutu küçük bütan gazı tüpü

  • piknik yapmak

    açık bir alana giderek yemek yemek ve eğlenmek

  • piknikçi

    Piknik yapan kimse

  • piknikçilik

    Piknikçi olma durumu

  • piknometre

    Özgül ağırlığı ölçmeye yarayan alet

  • piko

    Kimi örtülerin veya çamaşırların kenarına makineyle yapılan bir süs türü

  • pikocu

    Piko yapan kimse

  • pikoculuk

    Pikocunun işi veya mesleği

  • pikolo

    Büyüklüğü 5 milimetreden küçük fındık içi

  • pikoya vermek

    piko yapılması için bazı örtü, çarşaf, çamaşır vb.ni pikocuya götürmek

  • pikrik asit

    Nitrik asidin anilin, ipek, yün vb. maddelere etkimesiyle elde edilen asit (OH-C6H2(NO2)3

  • piksel

    Fotoğraf makinesi, kamera vb.nde görüntünün elde edilmesini sağlayan sayısal birim kareler

  • pil

    Kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine çeviren araç; batarya

  • pilaki

    İçine soğan, sarımsak, maydanoz, havuç vb. katılarak zeytinyağıyla pişirilen ve soğuk olarak yenen yemek

  • pilav

    Pirinçten, bulgurdan veya kuskustan yapılan bir yemek

  • pilav gibi

    dağınık (ev, dolap, masa)

  • pilav yiyen kaşığını yanında (veya belinde) taşır

    "bir şeyden yararlanmak isteyen kişi, bunun için gereken aracı eli altında bulundurmalıdır" anlamında kullanılan bir söz

  • pilavdan dönenin kaşığı kırılsın

    "yararlı bir şeyi elde etmek için sonuna kadar uğraşılmalı, direnilmelidir" anlamında kullanılan bir söz

  • pilavlık

    Pilav yapmaya elverişli

  • pile

    Kumaş, kâğıt vb.nde bir bölümün öbürünün üzerine getirilmesiyle oluşturulan kıvrım; kırma, pli

  • pileli

    Pilesi olan; kırmalı, plili, plise

  • pilesiz

    Pilesi olmayan; plisiz

  • pili bitmek

    aşırı yaşlanmak

  • piling

    Cildin ölü hücrelerden arındırılması işlemi

  • piliç

    Tavuğun küçüğü, erginleşmemiş tavuk veya horoz

  • pilli

    Pili olan, pille çalışan

  • pilot

    Bir hava taşıtını kullanmak ve yönetmekle görevli kimse; tayyareci, uçman, uçucu

  • pilot bölge

    Tarım, tıp, endüstri, eğitim gibi herhangi bir alanda bir çalışmanın denendiği veya uygulandığı bölge

  • pilot kabini

    Uçakların ön tarafında pilot ile uçuş teknisyeninin bulunduğu, uçağın yönetildiği özel bölüm; pilot köşkü, kokpit

  • pilotaj

    Bir hava taşıtını yönetme

  • pilotluk

    Pilotun görevi; uçuculuk

  • pim

    İç içe geçen veya birbiri üzerine gelen parçaları tutturmaya yarayan bir tür tahta veya metal çivi

  • pimini çekmek

    başkasına zarar verecek kötü bir olayı başlatmak

  • pimpirik

    Gereksiz yere titizlik gösteren

  • pimpiriklenme

    Pimpiriklenmek durumu

  • pimpiriklenmek

    Bir şeyden kuşkulanmak

  • pimpirikli

    Gereksiz yere titizlik gösteren

  • pimpiriklik

    Pimpirik olma durumu

  • pimpiriklik etmek

    pimpirikçe davranmak

  • pimpiriklilik

    Pimpirikli olma durumu

  • pimpirikçe

    Pimpirikli bir biçimde

  • pinekleme

    Pineklemek işi

  • pineklemek

    Uyuklamak, uyuklar gibi hareketsiz kalmak

  • pinel

    Rüzgârın estiği yönü göstermek için direk şapkalarının üstüne konulan yelkovan biçimindeki araç

  • pines

    Yumuşakçalardan, midye biçiminde, ondan daha büyük kabuklu bir deniz hayvanı (Pinna nobilis)

  • pinhan

    Gizli, saklı, gizlenmiş

  • pinpon

    Yaşlı, çökmüş

  • pinpon masası

    Üzerinde masa tenisi oynanan masa

  • pinpon topu

    Masa tenisi oyununda kullanılan küçük top

  • pinpon topu gibi oynamak

    bir kimseyi istediği gibi kullanmak, ona her istediğini yaptırmak

  • pinçik

    Başparmak ile işaret parmağının birleştirildiğinde tutulacak miktar, çok az, azıcık

  • pinçik pinçik

    Küçük küçük, ufak ufak durumda olan

  • pipet

    Sıvıları, solukla içine çekip kaptan kaba aktarmaya yarayan cam boru

  • pipi

    Çocuk dilinde erkeklik organı

  • pipiriklenme

    Pipiriklenmek durumu

  • pipiriklenmek

    Kuruntulu, vesveseli bir duruma düşmek

  • pipo

    Ucundaki lüle içine tütün konulan ve yakılarak dumanı çekilen kısa, çubuk biçimindeki tütün içme aracı

  • pipolu

    Piposu olan

  • piposuz

    Piposu olmayan

  • pir

    Yaşlı, koca, ihtiyar kimse

  • pir aşkına

    "karşılık gözetmeden veya karşılık görmeden tam inançla, gerçek bir sevgi ile" anlamında kullanılan bir söz

  • pir ol!

    "çok yaşa, var ol" anlamında kullanılan bir beğenme sözü

  • piramidal

    Piramit biçiminde olan

  • piramit

    Tepeleri ortak bir noktada birleşen, tabanları da herhangi bir çokgenin birer kenarı olan birtakım üçgenlerden oluşmuş cisim; ehram

  • piramitli

    Piramit biçiminde olan

  • piramitsi

    Piramide benzeyen, piramidi andıran; piramidimsi

  • piramitçik

    Eski Mısır piramitlerinde ve dikili taşlarında tepelik olarak yer alan küçük piramit

  • pirana

    Genellikle Güney Amerika'da rastlanan, grup hâlinde avlanan ve avını kısa sürede iskeleti kalıncaya kadar yiyen yırtıcı balık

  • Piraziz

    Giresun iline bağlı ilçelerden biri

  • pire

    Pireler takımından, insanın ve bazı hayvanların kanını emerek yaşayan, iyi sıçradığı için kolay yakalanamayan, küçük, asalak böcek (Pulex)

  • pire gibi

    çevik, çok hareketli, yerinde duramayan

  • pire için yorgan yakmak

    pireye kızıp yorgan yakmak

  • pire otu

    Yüksekliği 25-50 santimetre olan, parçalı yapraklı, soluk veya koyu pembe çiçekli, böcekleri özellikle pireleri öldürmek amacıyla kullanılan otsu bir bitki; Oltu otu, pirekapan (Tanacetum coccineum)

  • pirekıran

    Pireyi yok etmeye ve öldürmeye yarayan ilaç

  • pirelendirme

    Pirelendirmek işi

  • pirelendirmek

    Kuşkulandırmak, işkillendirmek, şüphelendirmek, huylandırmak

  • pirelenme

    Pirelenmek işi

  • pirelenmek

    Üzeri pireyle dolmak

  • pireler

    İnsanlarla hayvanlarda dış asalağı olarak yaşayan, ağız yapıları kan emmeye elverişli, birçok familyaya ayrılan kanatlılar takımı

  • pireli

    Pire bulunan

  • pireye kızıp yorgan yakmak

    önemsiz bir durum karşısında kızarak kendisine daha büyük zarar verecek davranışta bulunmak

  • pireyi deve yapmak

    önemsiz bir olayı büyütmek

  • pireyi gözünden vurmak

    keskin nişancı olmak

  • pirifâni

    İhtiyar kimse

  • pirina

    Zeytinin, sıkıldıktan sonra yağ bakımından zenginliğini yitirmeyen, gübre veya hayvan yemi olarak kullanılan küspesi

  • pirinci (çok) su kaldırmamak (veya götürmemek)

    alıngan, çabuk darılır olmak, şakadan anlamamak

  • pirinç

    Buğdaygillerden, kökleri bol su içinde yetişen bir bitki (Oryza sativa)

  • pirinç pilavı

    Pirinç ile yapılan pilav

  • pirinç unu

    Kurutulmuş pirinç tanelerinin öğütülmesiyle elde edilen un

  • pirinç çorbası

    Pirinç ile pişirilen çorba

  • pirinç örgü

    İlmekleri bir ters bir düz örüp arka sırayı da buna uygun örme biçimi

  • pirinçli

    İçinde pirinç bulunan

  • pirinçsi

    Pirinci andıran, pirince benzeyen, pirinç gibi

  • pirinçsiz

    İçinde pirinç olmayan

  • pirit

    Birçok doğal maden sülfürü ve özellikle demir ve bakır sülfürü

  • piroksen

    Doğal kalsiyum, magnezyum ve demir silikatlarına verilen ad

  • piromani

    Yangın çıkarma hastalığı

  • pirometre

    Çok yüksek sıcaklıkları ölçmeye yarayan alet

  • pirometri

    Çok yüksek sıcaklıkları ölçme yöntemi

  • pirsing

    Vücudun herhangi bir yerine süs amacıyla takılan metal halka, kanca, top vb

  • piruhi

    Un, yumurta, tulum peyniri, tereyağı, et suyu ve cevizden yapılan bir hamur yemeği

  • piryol

    Üzerinde kümbetsi bir kapak bulunan, oldukça büyük bir tür cep saati

  • pirzola

    Kasaplık hayvanda omurganın iki yanındaki kaburga kemiklerine bağlanan bölge

  • pirzolalık

    Pirzola yapmaya elverişli

  • pirüpak etmek

    kirlerden arıtıp temizlemek

  • pirüpak olmak

    kirlerden arınıp tertemiz olmak

  • pis

    Kendinde pislik olan veya pislenmiş olan

  • pis bıyık

    Kılları gür olmayan ve biçime girmeyen bıyık

  • pis pis

    Hoşa gitmeyecek bir biçimde

  • pis pis bakmak

    karşısındakini rahatsız edici ve sinirli bir biçimde bakmak

  • pis pis düşünmek

    derin ve üzüntülü düşünceye dalmak

  • pis pis gülmek (veya sırıtmak)

    başkalarını kızdıracak, sinirlendirecek biçimde gülmek

  • pis su

    Kirlenmiş su

  • pis su borusu

    İçinde pis su ve pisliklerin aktığı boru

  • pis su tesisatı

    Pis suları yapıdan dışarı taşıyan boru ağı

  • pis söz

    Ayıp sayılan veya hakaret olarak kabul edilen, yakışık almayan söz; pis lakırtı

  • pisboğaz

    Eline geçeni zamansız ve ayırt etmeden yiyen (kimse)

  • pisboğazlık

    Pisboğaz olma durumu

  • pisi

    Çocuk dilinde kedi

  • pisi balığı

    Kemikli balıklardan, uzunluğu 40 santimetre kadar olan, sırtı pürtüklü, esmer renkli, yassı bir tür balık; pisi (II) (Limanda limanda)

  • pisi pisi

    Kedileri çağırmak için kullanılan bir seslenme sözü

  • pisi pisine

    Boş yere, boşuna

  • pisik otu

    Çok yıllık, 25-50 santimetre yüksekliğinde, kokusu kuvvetli, koyu mor çiçekli, yaprakları çorba ve yemeklere koku vermek için kullanılan otsu bir bitki; nezle otu (Nepeta racemosa)

  • pisipisi

    Çocuk dilinde kedi

  • pisipisi otu

    Buğdaygillerden, tarla ve yol kenarlarında kendi kendine biten bir tür arpa (Hordeum murinum)

  • piskopos

    Katoliklerde, bir bölgenin din işlerine başkanlık eden, papazlığın en yüksek aşamasında olan din görevlisi

  • piskoposluk

    Piskoposun yönettiği bölge; piskoposhane

  • pisleme

    Pislemek işi

  • pislenme

    Pislenmek işi

  • pislenmek

    Pis olmak, pisliğe bulaşmak

  • pisletme

    Pisletmek işi

  • pisletmek

    Pis duruma getirmek; pislemek

  • pisleşme

    Pisleşmek durumu

  • pisleşmek

    Pis duruma gelmek

  • pislik

    Pis olma durumu; çepel

  • pislik götürmek

    bir yer çok pis olmak

  • pislik parmağından (veya paçalarından) akmak

    çok kirli olmak

  • pislikçi

    Ağza alınan bir miktar sarı leblebiyi çiğneyerek birinin üstüne püskürtüp üzerinde pislik olduğu bahanesiyle cebindeki paraları çalan kimse

  • pislikçil

    Pislikte biten veya pislikte yaşayan

  • pislikçilik

    Pislikçinin işi

  • pist

    Kediyi kovmak için kullanılan bir seslenme sözü

  • pistole

    Kâğıt üzerine tasarım yaparken doğrusal eğri çizmek için kullanılan, ölçü işaretsiz cetvel

  • piston

    Bazı araçlarda, motorlarda bir silindir içinde düzenli hareket eden daha küçük çaplı silindir; itenek

  • piston vida

    İş makinelerinde vida biçiminde olan ve taşıyıcı görevi yapan pistona benzer araç

  • pistonlu

    Pistonu olan

  • pisuvar

    Genel tuvaletlerde erkeklerin kullandığı, duvar kenarına yerleştirilmiş sidiklik

  • piti piti

    Zorlukla, yavaş yavaş

  • piton

    Boagillerden, Afrika ve Asya'da yaşayan, zehirsiz, çok güçlü ve büyük bir yılan (Python)

  • pitsikato

    Yaylı sazlarda tellerin parmak çekişleriyle seslendirilmesi

  • pityalin

    Nişastanın sindirilmesine yarayan, tükürükte bulunan bir enzim

  • pivot

    Basketbolda pota altında oynayan, genellikle uzun boylu oyuncu

  • piyade

    Yaya olarak savaşan askerlerin oluşturduğu sınıf

  • piyadece

    Yaya olarak

  • piyale

    Şarap bardağı, içki kadehi

  • piyan

    Mantara benzeyen kabarcıklarla ortaya çıkan, ciltte yaralar yapan, bulaşıcı sıcak bölge hastalığı

  • piyango

    Düzenleyenlerce bastırılmış numaralı kâğıtları satın alanlar içinden, kazananların kura ile belirlendiği talih oyunu

  • piyango vurmak (veya çıkmak)

    piyangoda ikramiye kazanmak

  • piyango çekmek

    talih oyunu için hazırlanmış kâğıtlardan birini bulunduğu yerden almak

  • piyangocu

    Piyango satılan yer veya piyango satan kimse

  • piyangoculuk

    Piyango satma veya düzenleme işi

  • piyangolu

    Şanslı, talihli kimse

  • piyanist

    Piyano çalan kimse

  • piyanistlik

    Piyanistin işi

  • piyano

    Klavyeli, telli, değişik tuşlara basılarak çalınan ağır ve büyük çalgı

  • piyanocu

    Piyanoyu akort eden veya onaran kimse

  • piyanoculuk

    Piyanocunun işi

  • piyasa

    Satıcıların mal satmak için bir araya geldiği yer; pazar

  • piyasa ekonomisi

    Üretimin bir plana göre değil, isteğe göre yapıldığı, fiyatının arz ve talebe göre belirlendiği ekonomi, planlı ekonomi karşıtı

  • piyasa etmek

    dolaşmak

  • piyasa fiyatı

    Bir para biriminin veya malın sürüm değeri; piyasa bedeli, piyasa değeri, rayiç bedel, rayiç fiyat

  • piyasa kurucu

    Piyasa oluşturan, alışveriş ortamını sağlayan kimse

  • piyasa yeri

    Alışverişin çok olduğu yer

  • piyasacı

    Piyasa yapan kimse

  • piyasacılık

    Piyasacı olma durumu

  • piyasaya almamak

    önem vermemek, değersiz görmek

  • piyasaya düşmek

    çok bulunur olmak

  • piyasaya çıkmak

    bir ürün satışa sunulmak

  • piyastos

    Birini yakalama, tutuklama, ele geçirme, enseleme

  • piyastos etmek

    birini yakalamak, tutuklamak, ele geçirmek, enselemek

  • piyastos olmak

    biri yakalanmak, tutuklanmak, ele geçmek enselenmek

  • piyata

    Yassı ve büyük yemek tabağı

  • piyata eğe

    Yassı olan eğe

  • piyata tabağı

    Düz ve büyük yemek tabağı

  • piyaz

    Haşlanmış kuru fasulyenin üzerine ince doğranmış, tuzla ovulmuş soğan ve maydanoz katıldıktan sonra zeytinyağı, sirke dökülerek yapılan salata

  • piyazcı

    Piyaz yapıp satan kimse

  • piyazcılık

    Piyazcının işi

  • piyazlama

    Piyazlamak işi

  • piyazlamak

    Eti pişirmeden birkaç saat önce soğan, karabiber, tarçın vb. baharatla ovup bir süre bırakmak

  • piyesleştirme

    Piyesleştirmek işi

  • piyesleştirmek

    Piyes durumuna getirmek

  • piyon

    Satrançta oyunun başında ön sıraya dizilen, bulundukları sıra üzerinde ilk hamlede bir veya iki hane gidebilen sekiz küçük taştan her biri; piyade (I)

  • piyore

    Diş etinde görülen iltihap

  • pizolit

    Kalsiyum karbonat birleşimli, nohut büyüklüğünde, yuvarlağımsı kalsit tanecikleri veya bunların bağlanmasıyla taş durumuna geçen kireç taşı

  • pizza

    Genellikle domates, zeytin, peynir, mantar, çeşitli et ve sebze türlerinin üzerine konulmasıyla hazırlanıp fırında pişirilen pide

  • pizzacı

    Pizza yapan veya satan kimse

  • pizzacılık

    Pizzacının yaptığı iş

  • piç

    Anası ile babası arasında evlilik bağı olmadan dünyaya gelen çocuk; gayrimeşru çocuk, haramzade, veledizina

  • piç etmek

    yapayım derken bozmak, çıkmaza sokmak

  • piç kurusu

    Soysuz ve yaramaz kimse

  • piç olmak

    tadı bozulmak

  • piçleşme

    Piçleşmek işi

  • piçleşmek

    Yozlaşıp bozulmak

  • piçlik

    Piç olma durumu

  • piçsinek

    Bir tür olta iğnesi

  • piçuta

    Bir tür iri palamut balığı

  • pişdar

    Öncülük eden, önde giden kimse

  • Pişekâr

    Orta oyununda Kavuklu ve diğer tipler ile karşılıklı konuşarak oyunu yürüten ve oyuncuları yöneten kimse

  • Pişekârlık

    Pişekâr gibi davranma

  • pişi

    Mayalı hamurdan yapılan, yağda kızartılarak pişirilen bir yiyecek türü; bişi

  • pişik

    Apış arası, koltuk altı gibi tenin birbirine sürtünen yerlerinde ter, idrar veya dışkının yakmasıyla oluşan kızartı

  • pişim

    Pişmek işi

  • pişirebilme

    Pişirebilmek işi

  • pişirebilmek

    Pişirme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • pişirgeç

    Ocakta börek pişirmeye yarayan alet

  • pişirici

    Pişirmeyi sağlayan şey

  • pişiricilik

    Pişirici olma durumu

  • pişiriliş

    Pişirilmek işi

  • pişirilme

    Pişirilmek işi

  • pişirilmek

    Pişirme işine konu olmak

  • pişirim

    Pişirmek işi; pişim

  • pişirimlik

    Pişirilecek kadar olan

  • pişirip kotarmak

    bir işi sonuçlandırmak, tamamlamak

  • pişiriş

    Pişirmek işi

  • pişirme

    Pişirmek işi

  • pişirme kâğıdı

    Fırında pişirilen yiyeceğin yapışmasını engellemek için kullanılan, ısıya dayanıklı ince kâğıt; yağlı kâğıt

  • pişirmek

    Bir besin maddesini gerektiği kadar ısıda tutarak yenebilecek veya içilebilecek bir duruma getirmek

  • pişirtme

    Pişirtmek işi

  • pişirtmek

    Pişirme işini yaptırmak

  • pişkin

    Gereğince pişmiş

  • pişkince

    Biraz pişkin

  • pişkinlik

    Pişkin olma durumu

  • pişkinliğe vurmak

    kötü bir davranışa veya söze aldırmamak

  • pişman

    Yaptığı bir işin veya davranışın olumsuz sonucunu görerek üzülen; nadim

  • pişman etmek

    pişman olmasını sağlamak

  • pişman olmak

    yaptığı bir işin yanlış veya uygunsuz sonuç verdiğini anlayarak üzülmek

  • pişmaniye

    Telleri ince ince ayrılabilen bir helva türü

  • pişmaniyeci

    Pişmaniye yapan veya satan kimse

  • pişmaniyecilik

    Pişmaniyecinin işi

  • pişmanlık

    Pişman olma durumu; nedamet

  • pişmanlık duymak (veya getirmek)

    pişman olmak

  • pişme

    Pişmek işi

  • pişmek

    Yiyecek, ateşte, fırında, kaynar suda veya yağda ısı etkisiyle yenilebilir duruma gelmek

  • pişmiş armut gibi eline düşmek

    olmuş armut gibi eline düşmek

  • pişmiş aşa (soğuk) su katmak

    yoluna girmiş olan bir işi bozmak

  • pişmiş kelle gibi sırıtmak

    dişlerini göstererek yersiz ve aptalca gülmek

  • pişmiş tavuğun başına gelmemek

    her türlü zarara, kötülüğe, felakete uğramak, çok sıkıntı çekmek

  • pişpirikçi

    Pişpirik oynayan kimse

  • pişti

    Bir deste kâğıtla oynanan, elinde yere atılan kâğıtların aynısından bulunan oyuncunun onu atarak yerdeki bütün kâğıtları almasına dayalı bir tür iskambil oyunu; pişpirik, pastra

  • pişti olmak

    bir ortamda birbirinden habersiz olarak aynı giyim kuşam içinde karşılaşmak

  • piştov

    Osmanlı ordusunda bir süre kullanılan, paçavrayla sıkıştırılmış barutu horozunda bulunan çakmak taşı ile ateşleyip kurşun bilyeyi atan, kısa namlulu, tek atış yapılabilen bir tabanca türü

  • plaj

    Kıyı şeridinde deniz, göl vb.ne girmek için düzenlenmiş, genellikle kumluk veya çakıl taşlı alan; kumla

  • plaj havlusu

    Plaj, havuz vb. yerlerde yüzüldükten sonra kurulanmak için kullanılan havlu

  • plaj çantası

    Plajda gerekli olan malzemelerin konulduğu çanta

  • plajiyoklaz

    Kayaçları oluşturan en önemli minerallerden olan, dilinimleri birbirine göre eğik bir durumda bulunan, doğal kalsiyum ve sodyum içeren feldspat ailesinden kayalara verilen ad

  • plajiyoklazlı

    Plajiyoklaz içeren

  • plak

    Sesleri kaydetmek ve kaydedilen sesleri yeniden pikap veya gramofonda dinlemek amacıyla hazırlanan plastik daire biçiminde yaprak

  • plak bozulmak

    can sıkmak, bıkkınlık verecek biçimde konuşmak, dırdır etmek

  • plak doldurmak

    plağa ses kaydetmek

  • plak yapmak

    plak doldurmak

  • plaka

    Kamyon, otomobil vb. kara taşıtlarına takılan numara levhası

  • plakacı

    Plaka yapıp satan kimse

  • plakacılık

    Plakacının işi

  • plakalı

    Üzerinde plaka bulunan

  • plakasız

    Plakası olmayan

  • plaket

    Metal, ağaç, cam vb.nden türlü biçimlerde yapılan, duvara veya herhangi bir yere çakılan küçük, alçak kabartma levha

  • plaket almak

    bir hizmetine, bir başarısına karşılık olarak veya teşekkür amaçlı bir kurumdan onurluk almak

  • plaket töreni

    Kişilere veya kurumlara bir hizmetine, bir başarısına karşılık olarak veya teşekkür amaçlı onurluk verme toplantısı

  • plaket vermek

    bir kimseye veya kuruma bir hizmetine, bir başarısına karşılık olarak veya teşekkür amaçlı onurluk takdim etmek

  • plakçı

    Plak hazırlayan, yapan veya satan kimse

  • plakçılık

    Plakçının işi veya mesleği

  • plan

    Bir işin, bir eserin gerçekleştirilmesi, bir konunun yolunda yürümesi için uyulması tasarlanan düzen

  • plan kurmak (veya yapmak)

    bir amacı gerçekleştirecek şeyleri düşünmek, tasarlamak

  • plancı

    Plan hazırlayan veya yapan kimse

  • plancılık

    Plancının işi veya mesleği

  • planerit

    Hidratlı doğal alüminyum fosfat

  • planet dişli

    Sabit bir dişli üzerinde gezerek dönen daha küçük dişli

  • planimetre

    Harita veya plan üzerinde bir arazi parçasının alanını ölçmekte kullanılan alet

  • plankton

    Deniz ve göl sularında bulunan ancak mikroskopla görülebilen canlılar topluluğu

  • planlama

    Planlamak işi

  • planlamacı

    Planlama işlerinde çalışan, planlama yapan kimse

  • planlamacılık

    Planlamacının işi veya mesleği

  • planlamak

    Yapılacak bir işi belli plana göre düzenlemek

  • planlanma

    Planlanmak işi

  • planlanmak

    Planlama işi yapılmak

  • planlanış

    Planlanmak işi

  • planlayabilme

    Planlayabilmek işi

  • planlayabilmek

    Planlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • planlayış

    Planlamak işi

  • planlı

    Belirli bir plana göre yapılan, yürütülen, düzenlenen

  • planlı büyüme

    Planlı bir gelişmeyle mal ve hizmetlerin gittikçe bollaşması; planlı kalkınma

  • planlı ekonomi

    Toplumun gereksinimlerinin karşılanması ve gelişmesi amacını güden ekonomi, piyasa ekonomisi karşıtı

  • planlılık

    Planlı olma durumu

  • plansız

    Belirli bir planı olmayan

  • plansız programsız

    Düzensiz, belli bir yönteme bağlı kalmayan

  • plansızca

    Plansız bir biçimde

  • plansızlık

    Plansız olma durumu

  • plantasyon

    Sanayide kullanılan kahve, kakao, kauçuk vb. bitkilerin geniş ölçüde yetiştirildiği büyük tarım işletmesi

  • planya

    Kabası alınmış ağaçların veya tahtaların yüzeyleri üzerindeki pürüzleri gidermeye yarayan, üstünde bir sapı bulunan marangoz rendesi

  • planya tezgâhı

    Ağaç veya maden parçalarının yüzeyleri üzerindeki pürüzleri gidererek düzgün yüzeyler elde etmek, belirli bir kalınlığa indirmek veya kanal açmak için kullanılan takım tezgâhı; planya

  • planyacı

    Planya ile iş gören usta, planya ustası

  • planyacılık

    Planyacı olma durumu

  • planyalama

    Planyalamak işi

  • planyalamak

    Ağacı planya tezgâhında rendelemek

  • plançete

    Arazide plan veya harita çiziminde kullanılan, üç ayak üzerine oturtulmuş bir tahta alet

  • planör

    Hava akımlarından yararlanarak uçan, uçağa benzer motorsuz hava taşıtı

  • planörcü

    Planör kullanan kimse

  • planörcülük

    Planörcünün işi

  • planörlü

    Planörü olan

  • plase

    At yarışlarındaki müşterek bahislerde, sekiz atın katıldığı yarışlarda ilk üç, dört atın katıldığı yarışlarda ise ilk iki dereceyi kazanacak atın bilinmesi biçiminde oynanan oyun

  • plase etmek

    topa kavisli gidecek biçimde vurmak

  • plaseleme

    Plaselemek işi

  • plaselemek

    Topu kavisli vuruşla ileri göndermek

  • plaster

    Genellikle ciltteki yara vb. hasarların dış etkenlerden korunması veya tıbbi gereçlerin cilde sabitlenmesi için kullanılan yapışkan özellikte malzeme

  • plastik

    Isı ve basınç etkisiyle biçim verilen, organik veya sentetik olarak yapılan madde

  • plastik badana

    Badana yapımında kireç yerine kullanılan sentetik madde

  • plastik boru

    Plastikten yapılan boru

  • plastik cam

    Testere ile kesilebilen, rendelenebilen, esnek, cam görünüşünde saydam malzeme

  • plastik cerrahi

    Doğuştan veya sonradan oluşan vücut ve yüz bozukluklarını gidermek amacıyla yapılan cerrahi müdahale; plastik ameliyat

  • plastik sanatlar

    Heykel, seramik gibi üç boyutlu olan sanatlar

  • plastik toprak

    Heykel yapımında kullanılan özlü toprak

  • plastik tutkal

    Mobilyacılıkta kullanılan ağaç yapıştırıcı

  • plastiklik

    Mekanik gerilim altında uğradığı biçim değişimini bu etki kalktıktan sonra da sürdürme özelliği

  • plastikçi

    Plastik işi yapan kimse

  • plastikçilik

    Plastikçinin işi veya mesleği

  • plastomer plastik

    Isıtıldığında yumuşayan ve biçimlendirilebilen plastik türü

  • plastron

    Erkek giyiminde, gömleğin göğüs tarafının üzerine takılan parça

  • platform

    Ahşap, taş, metal vb. bir maddeden yapılmış, düz ve yüksekçe yer

  • plati

    Genellikle akvaryumlarda yetişen, değişik renklerde, uzunluğu yaklaşık 5 santimetre olan bir tatlı su balığı (Xiphophorus maculatus)

  • platin

    Atom numarası 78, atom ağırlığı 195,23, yoğunluğu 21,4 olan, 1755 °C'de eriyen, kolay işlenen, çok dayanıklı, değerli bir element (simgesi Pt)

  • platin sarısı

    İçerisinde gümüş renginin de bulunduğu açık sarı renk

  • platinimsi

    Platini andıran, platine benzeyen, platin gibi; platinsi

  • plato

    Sinema filminin çekimlerinde kullanılmak üzere dekorun kurulduğu yer

  • Platoncu

    Platonculuk yanlısı olan

  • Platonculuk

    Platon'un kurduğu, sonradan kendisine bağlı öğrencilerin geliştirdiği, duyu dünyasından ve zihin ürünlerinden farklı, kavranabilir bir gerçekliğin varlığını kabul eden öğreti; Platonizm

  • platonik

    Gerçekte var olmayan, karşılığı bulunmayan, hayalde yaşatılan, hep öyle kalması istenilen (aşk, sevgi ve ilgi); eflatuni

  • platonik aşk

    Gerçekte var olmayan, karşılığı bulunmayan, hayalde yaşatılan aşk

  • plazma

    Kanda alyuvarlarla akyuvarların içinde bulunduğu sıvı

  • plazma kimyası

    Plazmayı kimyasal açıdan inceleyen bilim dalı

  • plazma televizyon

    Elektrik geldiğinde ışık yanan gaz dolu hücrelerden oluşan bir çeşit panel televizyon

  • plazmalaştırma

    Plazmalaştırmak işi

  • plazmalaştırmak

    Bir gazı plazmaya dönüştürmek

  • plebisit

    Devletler hukukunda bir ulusun hangi devlete bağlanacağıyla ilgili oylama

  • pleistosen

    Bu zamanla ilgili

  • pleybek

    Önceden kaydedilmiş bir şarkı çalınırken, seslendirmeye uygun olarak çeşitli mimik ve hareketlerle o anda söylüyormuş gibi yapılması

  • pleybek yapmak

    pleybek işini gerçekleştirmek

  • pliyosen

    Üçüncü Çağ’ın kutup buzullarının büyüdüğü, Güney ve Kuzey Amerika’nın arasında kara köprüsünün kurulduğu en son bölümü

  • plonjon yapmak

    kaleci rakipten gelen şutu uçarak gösterişli bir biçimde yakalamak

  • Plüton

    Güneş sisteminde Güneş’e en uzak olan gök cismi

  • plütonik

    Yerin derinliklerinde yer alan ve pütürlü yapıda olan

  • plütonik kayaç

    Magmanın yer yüzeyine ulaşamadan hareketini yitirerek yerin altında dönüştüğü biçimi

  • plütonyum

    Atom numarası 94 olan, neptünyumdan elde edilen radyoaktif bir element (simgesi Pu)

  • Pm

    Prometyum elementinin simgesi

  • Po

    Polonyum elementinin simgesi

  • podyum

    Mankenlerin giysileri sergilemek için çıktıkları, seyircilerin içerisine doğru uzayan, yüksekçe yer

  • podyuma çıkmak

    manken giysiyi sergilemek için yüksekçe yere çıkmak

  • podösüet

    Süetten yapılan

  • poetik

    Bir şairin sanat anlayışının açıklandığı metin

  • pof

    Yere düşen kaba ve yumuşakça bir şeyin, aniden alev alan veya havası boşalan bir nesnenin çıkardığı ses

  • pof diye

    pof sesi çıkararak

  • poflamak

    Can sıkıntısı sebebiyle “pof” sesi çıkarmak

  • pofur pofur

    Sürekli bir biçimde "pof" sesi çıkararak

  • pofur pofur poflamak

    sürekli biçimde pof sesi çıkarmak

  • pofurdama

    Pofurdamak işi

  • pofurdamak

    Can sıkıntısı sebebiyle sesli nefes vermek

  • pofurdatma

    Pofurdatmak işi

  • pofurdatmak

    Pofurdamasına sebep olmak

  • pohpoh

    Pohpohlama işi

  • pohpohlama

    Pohpohlamak işi; pehpehleme

  • pohpohlamak

    Birini, yüzüne karşı gereğinden çok övmek; koltuklamak, okkalamak, pehpehlemek

  • pohpohlanma

    Pohpohlanmak işi

  • pohpohlanmak

    Pohpohlama işi yapılmak veya pohpohlama işine konu olmak; koltuklanmak

  • pohpohçu

    Pohpohlamaktan hoşlanan kimse

  • pohpohçuluk

    Pohpohçu olma durumu

  • poker

    Genellikle dört kişiyle ve otuz iki kâğıtla oynanan bir tür iskambil oyunu

  • poker çevirmek

    poker oynamak

  • pokerci

    Poker oynayan kimse

  • pokercilik

    Poker oynama veya oynatma işi

  • polar

    Kutba ait, kutupla ilgili

  • polarimetri

    Polarma sisteminde etkin maddelerden geçerken oluşan dönmenin ölçülmesi

  • polariskop

    Bir ışığın doğal veya polarılmış olup olmadığını belirlemeye yarayan alet

  • polarite

    Bir elektrik üretecinin kutuplarını birbirinden ayırt etmeyi sağlayan nitelik

  • polarma

    Doğrudan doğruya kendi kaynağından çıkan bir ışığın, yansıdıktan veya kırıldıktan sonra gösterdiği özelliklerin tümü; polarizasyon

  • polarma düzlemi

    Polarılmış ışıkta, ışık titreşimlerinin doğrultusunu belirleyen düzlem

  • polarmak

    Polarma olayına uğramak

  • polaroit

    Geçirdiği ışığı polaran saydam yaprak

  • polarölçer

    Bir ışığın polarma oranını ölçmeye yarayan alet; polarimetre

  • polarıcı

    Işığı polarmaya yarayan alet; polargı

  • polarılma

    Polarılmak işi

  • polarılmak

    Polarma olayına uğramak

  • polat gibi

    çelik gibi, güçlü kuvvetli

  • Polateli

    Kilis iline bağlı ilçelerden biri

  • Polatlı

    Ankara iline bağlı ilçelerden biri

  • polemikçi

    Polemik yapan kimse

  • polemikçilik

    Polemikçinin işi

  • polemiğe girmek (veya girişmek)

    siyasi, bilimsel veya edebî konularda sert tartışmalar yapmak

  • polemiğe kaçmak

    konudan uzaklaşıp dalaşmak

  • polen

    Çiçek tozu

  • poliasit

    Birleşiminde birçok asit fonksiyonu bulunan madde

  • polietilen

    Etilenin çeşitli yöntemlerle polimerleştirilmesinden elde edilen, dayanıklı, parlak, birçok kimyasal madde etkisiyle bozulmayan saydam katı

  • polifonik

    Çok seslilikle ilgili, çok sesliliğe ilişkin

  • poliklinik

    Hastalıkların ön tanılarının ve hastaların ayakta tedavilerinin yapıldığı özel klinik

  • polim

    Yalan söz; polüm

  • polim atmak (veya yapmak)

    yalan söylemek

  • polimci

    Yalan söyleyerek karşısındakini kandıran kimse

  • polimer

    Aynı yapıda iki veya daha fazla molekülün birbirine eklenmesiyle meydana gelen (madde)

  • polimerleşme

    Polimerleşmek işi

  • polimerleşme derecesi

    Bir plastiğin makromolekülünü hazırlamak için gerekli olan molekül sayısı

  • polimerleşmek

    Aynı yapıda iki veya daha fazla molekül birbirine eklenmek

  • polimerleştirilme

    Polimerleştirilmek işi

  • polimerleştirilmek

    Bir madde polimer durumuna dönüştürülmek

  • polimerleştirme

    Polimerleştirmek işi

  • polimerleştirmek

    Bir maddeyi polimer durumuna dönüştürmek

  • polimerlik

    Biri, diğerinin polimeri olan iki molekül arasındaki bağıntı; polimeri

  • polip

    Sölenterlerden, toplu veya tek başına yaşayabilen yumuşak vücutlu hayvan

  • polis

    Şehirde kamu düzenini, huzur ve güvenliği sağlayan kuruluş

  • polis arabası

    Polislerin görev sırasında kullandığı araba

  • polis karakolu

    Güvenliği sağlamakla görevli polislerin görev yaptığı bina; merkez

  • polis noktası

    Polisin karakol dışında konuşlandığı yer

  • polisaj

    Dokunmuş kumaşlardaki tarak izlerini yok etmek için bu kumaşları bir bıçaktan geçirme işlemi

  • polisevi

    Emniyet mensuplarının dinlenmek ve barınmak amacıyla kullandığı bina

  • polisiye

    Konusu polisin ilgilendiği alanlarda olan (olay, roman, film vb.)

  • polisiye film

    Konusunu polisin görev alanına giren olaylardan seçen film

  • polisiye olay

    Polisin görev alanına giren olay

  • polisiye roman

    Konusunu polisin görev alanına giren olaylardan seçen roman

  • polislik

    Polis olma durumu

  • politik

    Belli bir hedefe ulaşabilmek için uzlaşmayı, iyi geçinmeyi amaçlayan

  • politik davranmak

    belli bir amaca ulaşmak için uzlaşmaya, iyi geçinmeye önem vererek hareket etmek

  • politika

    Devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esaslarının bütünü; siyaset, siyasa

  • politika gütmek

    politika izlemek

  • politika yapmak

    bir işi çözümlemek için politika yolunu kullanmak

  • politikacı

    Politika ile uğraşan kimse; siyasi, siyasetçi

  • politikacılık

    Politika ile uğraşma işi veya tutkusu

  • politiklik

    Politik olma durumu

  • politize

    "Politikaya bulaştırmak" anlamındaki politize etmek, "politikaya bulaşmak" anlamındaki politize olmak birleşik fiilinde geçen bir söz

  • poliçe

    Belirli bir sürenin sonunda belirli bir parayı kendi adına veya bir başkasının emrine ödemesi için alacaklının borçluya yazdığı bildiri

  • poliçe çekmek

    bir müşteriye ödeme yapması için bildiride bulunmak

  • poliüretan

    Yoğunluğu çok düşük cam, vernik, kauçuk veya köpük görünüşündeki lastiğe benzeyen madde

  • polka

    Bir tür Polonya dansı

  • polo

    At üzerinde sopayla oynanan bir tür top oyunu; çevgen

  • polonez

    Üçerli ölçülü ve orta tempolu müzik eşliğinde oynanan, keskin bir biçimde birbirine eklemlenen ritimlere sahip bir tür halk dansı

  • Polonyalı

    Polonya halkından veya bu halkın soyundan olan kimse; Leh, Lehistanlı, Polonez, Polak

  • polonyum

    Atom numarası 84, atom ağırlığı 210 olan, ilk radyoaktif element (simgesi Po)

  • polyannacı

    Olumsuz durumlara karşı aşırı düzeyde iyimserlik gösteren kimse

  • polyannacılık

    Polyannacı olma durumu

  • polyannacılık oynamak

    olumsuz durumlara karşı aşırı düzeyde iyimserlik göstermek

  • polyester

    Tahta üzerine sürüldüğünde koruyucu, parlak bir katman oluşturan poliasidin doymamış alkollere veya glikollere etkimesiyle elde edilen kimyasal madde

  • polyester iplik

    Polyester maddesinden elde edilen iplik

  • polyester kumaş

    Polyester iplikten dokunmuş olan kumaş

  • Pomak

    Rodop Dağları'nda, Bulgaristan’ın kuzeyinde, Aşağı Trakya ve Makedonya bölgelerinde yaşayan Türk ve Müslüman halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Pomakça

    Pomakların kullandığı dil

  • pomat

    Yağlı ve kokulu merhem

  • pomel menteşe

    Yaprakları, milleri düz yaprak menteşelerden daha kalın ve mil yatakları palamut, mermi, yumurta ve silindir biçimlerinde olan menteşe

  • pomelo

    Turunçgillerden, genellikle Akdeniz’de yetişen, sarı meyvesinin üzeri yeşil kalın kabukla kaplı bir tür ağaç (Citrus maxima)

  • pompa

    Hava veya herhangi bir akışkanı bir yerden başka bir yere aktarmaya yarayan makine

  • pompalama

    Pompalamak işi; pompaj

  • pompalamak

    Pompa ile şişirmek, tulumba ile suyu çekmek veya vermek

  • pompalanma

    Pompalanmak işi

  • pompalanmak

    Pompalama işi yapılmak

  • pompalanış

    Pompalanmak işi

  • pompalayabilme

    Pompalayabilmek işi

  • pompalayabilmek

    Pompalama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • pompalı

    Pompası olan

  • pompalı silah

    Pompası olan, içindeki mermiyi mekanik olarak veya basınçlı hava yardımıyla fırlatan silah

  • pompalı tüfek

    Havanın sıkıştırılması ve basıncının artmasıyla patlayıcı madde atan silah; pompalı

  • ponje

    Düz, ince ve sık dokunmuş bir ipekli türü

  • ponksiyon

    Vücudun herhangi bir boşluğunda bulunan bir sıvıyı akıtmak veya çekmek için içi boydan boya açık bir iğneyi batırma işi

  • ponpon

    Süs olarak kullanılan yuvarlak püskül

  • ponponlu

    Ponponu bulunan

  • ponponsuz

    Ponponu bulunmayan

  • ponton

    Batmış gemileri askıya alma işinde kullanılan büyük duba

  • ponza

    Bu taştan yapılmış

  • ponzalama

    Ponzalamak işi

  • ponzalamak

    Ponza ile silmek, ovmak, temizlemek

  • ponzalanma

    Ponzalanmak işi

  • ponzalanmak

    Ponzalama işi yapılmak

  • ponçik

    Kruvasana benzeyen, içi marmelatlı bir tür kurabiye

  • pop müzik

    İngiliz ve Amerikalıların başlattıkları, hareketli, yerel motiflerden yararlanılarak yapılan, gençler arasında çok beğenilen bir müzik türü; hafif müzik, pop, popüler müzik

  • poplin

    Pamuk, keten veya ipekten sık dokunmuş ince bir kumaş türü

  • popçu

    Pop müzikle uğraşan kimse

  • popçuluk

    Popçunun işi

  • popülarite kazanmak

    halk tarafından sevilmek, ünlü olmak, tutulmak

  • popüler

    Halkın arasında yaşayan motiflere, ögelere yer veren, onlardan yararlanan, halkın zevkine uygun, halk tarafından tutulan

  • popüler bilim

    Toplumun her kesiminin anlayacağı bir dille ve biçimle yapılan bilim

  • popüler kültür

    Belli bir dönem için geçerli olan, hızlı üretilen ve hızlı tüketilen kültürel ögelerin bütünü

  • popüler olmak

    ünlü olmak

  • popülerlik

    Popüler olma durumu

  • popülist

    Popülizm taraftarı olan (kimse); halkçı

  • popülizm

    Politik durumu dramatize ederek halkın ilgisini uyandırmak amacıyla yapılan politika; halkçılık

  • porfirit

    Andezit birleşiminde bir tür püskürük taş

  • porno

    Amacı cinsel dürtülere yönelik olan, ahlaki değerlere aykırı düşen yayın, resim vb.; pornografi

  • pornocu

    Porno ile uğraşan (kimse)

  • pornoculuk

    Pornocunun işi

  • pornografik

    Porno ile ilgili olan

  • porselen

    Kaolinden yapılma, beyaz, sert ve yarı saydam çömlek hamuru

  • porselen makyaj

    Cildin pürüzsüz, tek renk ve aydınlık görünmesini sağlayan bir tür makyaj

  • porselenci

    Porselen yapan veya satan kimse

  • porselencilik

    Porselencinin işi

  • porsiyon

    Herhangi bir yemekten bir kimseye verilen belirli miktar

  • porsuk

    Sansargillerden, su kıyılarında kazdıkları deliklerde yaşayan, ot ve etle beslenen, pis kokulu, memeli bir hayvan (Meles)

  • porsuk ağacı

    Porsukgillerden, yaprakları iğne biçiminde, kışın yapraklarını dökmeyen bir orman ve süs ağacı; porsuk (II) (Taxus baccata)

  • porsukgiller

    Açık tohumlulardan, örneği porsuk ağacı olan bir familya

  • portakal

    Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, yaprakları sert bir ağaç (Citrus aurantium)

  • portakal bahçesi

    Portakal yetiştirilen yer; portakallık

  • portakal rengi

    Portakal kabuğunun rengi; portakali

  • portakal suyu

    Portakal sıkılarak elde edilen su

  • portakal çiçeği

    Bahar mevsiminde portakal ağaçlarında açan, reçeli yapılan, esans elde edilen, güzel kokulu beyaz çiçek

  • portakalımsı

    Portakalı andıran, portakala benzeyen, portakal gibi; portakalsı

  • portal

    Belirli bir konuya odaklanmış bilgilerin yer aldığı genel ağ sayfası; kapı

  • portatif

    Kolay taşınabilen, katlanarak taşınabilir duruma getirilebilen; seyyar

  • portatiflik

    Portatif olma durumu

  • portbagaj

    Otomobil, minibüs ve bisikletlerin arkasındaki veya üstündeki yük taşıma yeri

  • portbebe

    Bebekleri kucakta veya elde taşımak için kullanılan çanta

  • porte

    Bir işin genişlik, önem derecesi, etki alanı

  • Portekizce

    Portekiz’de ve Portekizlilerin hâkim olduğu bölgelerde yaşayanlar tarafından kullanılan dil

  • Portekizli

    Portekiz’de yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • portföy

    Banka, simsar veya bir aracı kuruluşun kendi elinde tuttuğu, istediği gibi tasarruf ettiği menkul değerler toplamı

  • portma

    Portmak işi

  • portmak

    Sıyrılıp kaçmak, kayıp gitmek

  • portmanto

    Palto, şapka vb. şeyleri asmak için yapılmış, raflı, bazıları aynalı askılık

  • portmone

    Bozuk para cüzdanı

  • porto

    Portekiz'de yapılan ünlü bir şarap

  • portre

    Bir kimsenin yağlı boya, sulu boya, kara kalem vb. bir yolla yapılmış resmi

  • portreci

    Portre ressamı

  • portrecilik

    Portrecinin işi

  • portörlük

    Portör olma durumu

  • pos

    Gür ve uzun (bıyık)

  • pos bıyık

    Uzun ve gür bıyık

  • pos bıyıklı

    Pos bıyığı olan

  • pos cihazı

    Ödemenin banka kartı veya kredi kartı ile yapılmasını sağlayan, işletmelerin kullandığı tahsilat aracı; pos (II), pos makinesi

  • posa

    Suyu alınmış her tür yiyecek maddesinin artığı

  • posalı

    Posası olan

  • posası çıkmak

    çok yorulmak, bitkin ve işe yaramaz duruma gelmek

  • posasını çıkarmak

    bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek

  • posasız

    Posası olmayan

  • Posof

    Ardahan iline bağlı ilçelerden biri

  • post

    Tüylü hayvan derisi

  • post elden gitmek

    öldürülmek

  • post kavgası

    İktidarı veya bir makamı ele geçirme çekişmesi; yorgan kavgası

  • post vermek

    canını vermek, ölmek

  • posta

    Bir yere gelen veya bir yerden gönderilen mektup ve emanetlerin tümü

  • posta alındısı

    Posta gönderisinin yerine ulaştığına dair belge

  • posta etmek

    görevliler, birini resmî bir daireye götürmek

  • posta gönderisi

    Devletin posta örgütü tarafından gönderilen mektup, evrak vb.

  • posta kartı

    Sert ve dayanıklı kâğıttan yapılan, bir tarafı genelikle resimli, diğer tarafı gönderenin ve alıcının adresi, pul veya postalama işaretleri için ayrılmış bulunan, zarfsız postalanarak da kullanılan bir haberleşme malzemesi

  • posta kodu

    Gönderilerin alıcılara daha kolay ulaştırılmasını sağlamak için posta yönetimince kentlerin bölgelerine göre verilen sayılar

  • posta koymak (veya atmak)

    birini korkutmak, gözdağı vermek

  • posta kutusu

    Postanelerde ücret karşılığı kiralanan, postaların adres olarak üzerindeki numaraya gönderildiği kutu

  • posta pulu

    Posta ile gönderilen şeylere yapıştırılan ve para karşılığında alınan pul

  • posta treni

    Genellikle ticari mal veya posta ulaşımını sağlayan tren

  • posta yapmak

    bir yere gidip gelmek, sefer yapmak

  • postacı

    Mektup, gazete, havale, paket vb.ni gönderilen yere ulaştıran posta idaresi görevlisi; çapar (I)

  • postacılık

    Posta işletme işi

  • postal

    Genellikle askerlerin giydiği konçlu ve kaba potin

  • postalama

    Postalamak işi

  • postalamak

    Postaya vermek

  • postalanma

    Postalanmak işi

  • postalanmak

    Postalama işi yapılmak

  • postalanış

    Postalanmak işi

  • postalatma

    Postalatmak işi

  • postalatmak

    Postalama işini yaptırmak

  • postalayabilme

    Postalayabilmek işi

  • postalayabilmek

    Postalama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • postane

    Posta ile gönderilen maddelerin kabul edildiği, postaya verilmiş maddelerin ayrım ve dağıtımının yapıldığı bina

  • postaya atmak (veya vermek)

    mektup, gazete, paket vb.ni gideceği yere ulaşması için posta kuruluşuna vermek, postalamak

  • postayı kesmek

    ilgiyi kesmek

  • poster

    Duvara asılan büyük boy resim

  • postiş

    Kadınların genellikle başlarının arkasına taktıkları ek saç

  • postlu

    Postu olan

  • postmodern

    Postmodernizm yanlısı

  • postmodernist

    Postmodernizm yanlısı olan

  • postmodernizm

    Modernist arayışın canlılığını kaybetmesinden sonra XX. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan çeşitli üslup ve yönelişlerin adı

  • postnişin

    Postta oturan, tekkenin şeyhi olan kimse

  • postrestant

    Alıcısı tarafından postaneden alınmak üzere gönderilen mektup veya paket

  • postsuz

    Postu olmayan

  • postu deldirmek

    kurşunla vurulmak

  • postu kurtarmak

    öldürülme tehlikesini atlatmak

  • postu sermek (veya atmak)

    gittiği yerde uzun süre kalmak

  • postuna oturmak

    bir başkasının makamına geçmek

  • postuna saman doldurmak

    öldürmek

  • postundan olmak

    bulunduğu makamı yitirmek

  • postunu sermek

    öldüresiye dövmek

  • postunu sudan çıkarmak (veya kurtarmak)

    durumunu düzeltmek, işlerini yoluna koymak

  • postunu çıkarmak

    derisini yüzmek

  • pot

    Kötü dikiş sebebiyle kumaşta oluşan büzülme veya kıvrım

  • pot gelmek

    sonu iyi olmamak, ters gelmek

  • pot kırmak

    yersiz ve karşısındakine dokunacak söz söylemek, gaf yapmak

  • pot olmak

    buruşmak

  • pot yapmak

    dikişte kabarıklık veya büzülme olmak

  • pot yeri

    Kötü dikiş yüzünden elbisede oluşan kıvrım veya büzülme yeri

  • pota

    İçinde maden eritilen kap

  • potalı

    Potası olan

  • potalı atış

    Basketbolda topu potaya çarptırarak çembere sokma

  • potansiyel

    Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan; gizil

  • potansiyel suçlu

    Suç işleme ihtimali olan kimse

  • potansiyometre

    Bir elektrik devresinde iki nokta arasındaki elektrik yükü farkını ölçen alet

  • potas

    Potasyum birleşiklerine verilen genel ad

  • potasyum

    Atom numarası 19, atom ağırlığı 39,10, yoğunluğu 0,87 olan, 62,5 °C’de eriyen, 15 °C’de mum gibi yumuşak, soğukta sert ve kırılgan olan, potasyum hidroksit içinde bulunan bir element (simgesi K)

  • potasyum hidroksit

    Akkor derecede uçucu olan, 360 °C'de eriyen, suda ısı açığa çıkararak çözünen, beyaz bir katı madde; potas kostik (KOH)

  • potasyum klorür

    Öbür potasyum birleşiklerinin çoğunun hazırlanmasında kullanılan, susuz durumda 768 °C'de eriyen, renksiz küpler biçiminde billurlaşan madde (KCI)

  • potasyum permanganat

    Mikrop öldürücü olarak kullanılan, suda eriyiği menekşe renginde bulunan madde; permanganat

  • potasyum sülfat

    Potasyum klorür üstüne sülfürik asidin etkisiyle elde edilen, tarımda gübre olarak kullanılan madde (K2SO4)

  • potasyum sülfür

    Kükürtlü hidrojenin potasyum hidroksite etkimesiyle oluşan birleşik (KHS)

  • potbaşı

    Potun yanaştığı geçiş noktası

  • potin

    Koncu ayak bileğini örtecek kadar uzun olan, bağcıklı veya yan tarafı lastikli ayakkabı

  • potkal

    Cam, pişmiş toprak veya seramikten yapılmış, kulplu, ağzı gövdesine göre dar ve oluklu, genelde su, şarap ve bira konan kap

  • potlanma

    Potlanmak işi

  • potlanmak

    Pot yapmak, potu olmak, kıvrımı olmak

  • potlaç

    Kızılderililerin birbirlerine armağanlar verdikleri dinî bayram

  • potluk

    Pot olma durumu

  • potuk

    Manda, köpek, ayı, domuz veya deve yavrusu

  • potur

    Arka tarafında kırmaları çok, bacakları dar bir pantolon türü

  • poturlu

    Potur giymiş olan

  • poyra

    Tekerleğin ortasındaki parmakların ve dingilin geçirildiği yuvarlak kısım; göbek

  • poyraz

    Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgâr; kuzey rüzgârı, şimal rüzgârı

  • poyrazlama

    Poyrazlamak işi

  • poyrazlamak

    Poyraz esmeye başlamak

  • poyrazlık

    Poyrazdan korunma amaçlı yapılan küçük liman

  • poz

    Resim ve fotoğrafta duruş

  • poz kesmek (veya yapmak)

    çalım atmak

  • poz vermek

    resim yaptırmak veya fotoğraf çektirmek için durum almak

  • Pozantı

    Adana iline bağlı ilçelerden biri

  • pozitif ayrımcı

    Pozitif ayrımcılık yapan

  • pozitif ayrımcılık

    Toplumdaki diğer kişiler ile eşit koşullarda yaşamadığı düşünülen belli gruplara çeşitli ayrıcalıklar tanıyarak onları destekleme

  • pozitif bilimler

    Deney sonuçlarına dayanan bilim veya bilimler; müspet ilimler

  • pozitif elektrik

    Cam çubuğunun bir kumaşa sürtünmesi sonucu oluşan, artı (+) işaretiyle gösterilen elektrik

  • pozitif film

    Film üzerine alınan siyah beyaz görüntülerin, renklerinin aslına uygun olarak oluşmasını sağlamak için kopya yapılan düşük duyarlıkta film; kopya film

  • pozitif görüntü

    Renkli ve siyah beyaz filmlerde doğadaki renklerin asıllarına uygun olarak belirlendiği görüntü

  • pozitif hukuk

    Belli imkân ve zamanda konulmuş kurallar birliği

  • pozitif kutup

    Elektrik yükü artı (+) olan kutup

  • pozitiflik

    Pozitif olma durumu

  • pozitron

    Bütün atomlarda bulunan pozitif yüke sahip temel parçacık, elektron karşıtı

  • pozitronyum

    Negatif bir elektronla bir pozitrondan oluşan, hidrojen atomuna benzeyen kararsız yapı

  • pozlama

    Çekilen fotoğrafın doğru oranlarda ışık alıp almaması durumu

  • pozlamak

    Çekilen fotoğrafın doğru oranlarda ışık almasını sağlamak

  • pozlanma

    Pozlanmak işi

  • pozlanmak

    Çekilen fotoğraf doğru oranlarda ışık almak

  • poğaça

    İçine peynir, kıyma vb. konarak hazırlanan bir tür tuzlu çörek

  • poğaçacı

    Poğaça yapan veya satan kimse

  • poğaçacılık

    Poğaçacının işi veya mesleği

  • poşe yumurta

    Kaynama noktasına yaklaşmış suya kırılarak sarısı az, beyazı tam olarak pişirilmiş yumurta

  • poşet çay

    Demlikte kullanılmak üzere torbacıklarla hazırlanmış çay

  • poşetleme

    Poşetlemek işi

  • poşetlemek

    Bir şeyi poşetin içine koyup paketlemek

  • poşetlenme

    Poşetlenmek işi

  • poşetlenmek

    Poşetleme işi yapılmak

  • poşetletme

    Poşetletmek işi

  • poşetletmek

    Poşetleme işini yaptırmak

  • poşu

    Kenarları saçaklı ipek, pamuk, yün vb.nden yapılmış bir başörtüsü türü; dolama

  • poşulu

    Poşusu olan

  • poşusuz

    Poşusu olmayan

  • Pr

    Praseodim elementinin simgesi

  • prafa

    İskambil kâğıtlarıyla oynanan bir oyun türü

  • pragmacı

    Pragmacılığı kendine öğreti olarak kabul eden; pragmatist

  • pranga

    Ağır ceza verilmiş tutukluların ayaklarına takılan kalın zincir

  • pranga cezası

    Pranga ile cezalandırma

  • pranga kaçağı

    Azılı haydut

  • pranga mahkûmu

    Pranga cezası almış kimse

  • prangabent

    Prangaya vurulmuş (kimse)

  • prangalı

    Prangaya vurulmuş

  • prangasız

    Prangası olmayan

  • prangaya vurmak

    ayağına pranga bağlamak, zincire vurmak

  • praseodim

    Atom numarası 59, atom ağırlığı 140,92 olan, soluk sarı renkli bir element (simgesi Pr)

  • pratik

    Kolaylıkla uygulanabilir, kullanışlı olan

  • pratik yapmak

    uygulama yapmak

  • pratik zekâ

    Öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyum sağlayabilme ve herhangi bir sorun karşısında anlık ve hızlı bir biçimde çözüm yolu bulabilme becerilerini içeren zekâ

  • pratik zekâlı

    Pratik zekâsı olan (kimse)

  • pratika

    Kıyı sağlık idaresi tarafından gemilere verilen giriş çıkış izni

  • pratikleşme

    Pratikleşmek işi

  • pratikleşmek

    Pratik duruma gelmek

  • pratikleştirme

    Pratikleştirmek işi

  • pratikleştirmek

    Pratik duruma getirmek

  • pratiklik

    Pratik olma durumu

  • pratikte

    Günlük yaşayışta, uygulamada

  • pratisyen

    Mesleğinde uzmanlık belgesi almamış olan (kimse); düz hekim

  • pratisyenlik

    Pratisyen olma durumu; düz hekimlik

  • prefabrik

    Parçaları önceden hazırlanıp birleştirilerek oluşturulan; kurma

  • prefabrik konut

    Duvar, kapı, pencere ve diğer elemanları fabrikasyon olarak üretilen ve konutun yapılacağı beton platform üzerine monte edilen konut; prefabrik ev

  • prefabrikasyon

    Ev, gemi vb. şeylerin önceden hazırlanmış bir plana göre, bir bütün olarak birleştirilmesi yöntemi

  • prehistorik

    Tarih öncesine ilişkin veya bu dönemden kalma

  • prelüt

    Ses ve çalgı ile ilgili bir kompozisyona girişi sağlayan yazılı veya doğaçlama müzik parçası

  • prens

    Hükümdar ailesinden olan erkeklere verilen ünvan

  • prenses

    Hükümdar ailesinden olan kadın veya kızlara verilen ünvan

  • prenseslik

    Prenses olma durumu

  • prenslik

    Prens olma durumu

  • pres

    İşletme, onarma, düzletme vb. işlemlerin uygulanması için bir nesneyi, iki ağırlık arasında mekanik olarak sıkıştırmaya yarayan alet; mengene, cendere

  • pres yapmak

    baskı yapmak

  • presbit

    Presbitliğe uğramış (göz veya kimse)

  • presbiteryen

    Presbiteryenlikle ilgili

  • presbiteryenlik

    Protestan mezhebinin demokratik kurallara göre kurulmuş bir kolu; presbiteryenizm

  • presbitlik

    Gözde uyum gücünün azalması yüzünden, yakındaki nesneleri net görememe durumu

  • prese

    Presle sıkıştırılmış, sıkılmış olan

  • presesyon

    Devinme olayı

  • presleme

    Presle sıkıştırma

  • preslemek

    Presle sıkıştırmak

  • preslenme

    Preslenmek işi

  • preslenmek

    Presleme işi yapılmak

  • presletme

    Presletmek işi

  • presletmek

    Presleme işini yaptırmak

  • presto

    Çabuk, çok çabuk bir tempo ile

  • presçi

    Pres kullanan kimse

  • presçilik

    Pres yapma, satma veya kullanma işi

  • prevantoryum

    Vücutlarına verem mikrobu girmesine rağmen henüz hastalığa yakalanmamış zayıf kimselerin, vereme yakalanmasını önlemek amacıyla bakıldıkları sağlık kurumu

  • prezantabl

    Sunulabilir durumda olan

  • prezante

    "Tanıtmak" anlamındaki prezante etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • prezervatif

    Cinsel ilişkiyle geçebilecek hastalıklardan korunmak veya kadının hamile kalmasını önlemek için erkeklerin kullandığı ince, saydam bir tür kılıf; kondom, kaput (I)

  • prezidyum

    Bütün yetkilerini eski SSCB Anayasası'na özgü bir tarzda kullanan örgüt

  • prim

    İşveren tarafından iş yapanı isteklendirip verimini artırmak veya sonuca daha kolay ve çabuk ulaşmasını sağlamak amacıyla verilen para

  • prim yapmak

    çok aranır olmak, çok değer verilmek, geçerli olmak

  • primadonna

    Operada başrol oynayan kadın oyuncu

  • priz

    Elektrik akımı almak için fişin sokulduğu yuva

  • prizma

    Işınları saptıran ve ayrıştıran, saydam maddeden yapılmış üçgen cisim

  • prizmatik

    Prizma ile ilgili

  • problem

    Teoremler veya kurallar yardımıyla çözülmesi istenen soru; mesele

  • problem etmek

    dert etmek

  • problem olmak

    dert olmak

  • problem çıkarmak

    sorun çıkarmak

  • prodüktör

    Bir sigorta şirketinde yaptığı sigortaya karşılık prim alarak çalışan kimse

  • prodüktörlük

    Prodüktör olma durumu

  • profan

    Dinle ilgisi olmayan, din dışı

  • profesyonel

    Bir işi kazanç sağlamak amacıyla yapan (kimse), amatör karşıtı

  • profesyonelce

    Profesyonel bir biçimde

  • profesyonelleşme

    Profesyonelleşmek işi

  • profesyonelleşmek

    Profesyonel duruma gelmek

  • profesyonelleştirme

    Profesyonelleştirmek işi

  • profesyonelleştirmek

    Profesyonel duruma getirmek

  • profesyonellik

    Profesyonel olma durumu

  • profesör

    Yükseköğretim kuruluşlarında en üst aşamada olan öğretim üyesi

  • profesörlük

    Profesör olma durumu

  • profil

    İnsanın yüzünün yandan görünüşü

  • profil boru

    Demircilerin korkuluk vb. şeylerin yapımında kullandıkları içi boş demir boru

  • profilci

    Profil demir yapan veya satan kimse

  • profilcilik

    Profilcinin yaptığı iş

  • profiterol

    Arasında krema bulunan özel yuvarlak toplar üzerine sıcak çikolata dökülerek yapılan bir tatlı türü

  • proforma fatura

    Bir malın satın alınmasını sağlayabilmek amacıyla ödemenin önceden yapılması için kesilen fatura

  • program

    Belirli şartlara ve düzene göre yapılması öngörülen işlemlerin bütünü; izlence

  • programcı

    Tiyatro, konser vb. yerlerde program satan veya dağıtan kimse

  • programcılık

    Program yapma veya hazırlama işi

  • programlama

    Programlamak veya programlaştırmak işi

  • programlamak

    Programa bağlamak, bir şeyin programını yapmak

  • programlanma

    Programlanmak işi

  • programlanmak

    Programlı duruma gelmek, programa bağlanmak

  • programlanış

    Programlanmak işi

  • programlatma

    Programlatmak işi

  • programlatmak

    Programlama işini yaptırmak

  • programlayabilme

    Programlayabilmek işi

  • programlayabilmek

    Programlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • programlaştırma

    Programlaştırmak işi

  • programlaştırmak

    Bir işin programını yapmak, programlı duruma getirmek

  • programlı

    Belli bir programı olan

  • programlılık

    Programlı olma durumu

  • programsız

    Belli bir programı olmayan

  • programsızlık

    Programsız olma durumu

  • proje

    Değişik alanlarda önceden plan ve programa alınmış, maliyeti hesaplanmış, kurum ve kuruluşların yönetim organları tarafından onaylanmış, kısa ve uzun vadeye bağlanarak özel kurum veya devlet adına gerçekleştirilmesi kabul edilmiş bilimsel çalışma tasarısı

  • proje okulu

    Ulusal projeler ile uluslararası ikili veya çok taraflı anlaşmalara göre proje uygulaması yapılan eğitim kurumu

  • proje yapmak

    proje hazırlamak

  • projeci

    Proje sahibi veya proje yapan kimse

  • projecilik

    Projeci olma durumu

  • projeksiyon

    Bir film veya belgenin ışık kaynağından çıkan ışınlarla ekran veya perde üzerinde görüntüsünün oluşturulma işi; iz düşümü

  • projeksiyon tutmak

    bir konuyu aydınlatmak, açıklığa kavuşturmak

  • projektör ışığı

    Işıldağın etrafa saçtığı ışık

  • projektör ışığında olmak

    göz önünde bulunmak, ortada olmak

  • projelendirilme

    Projelendirilmek işi

  • projelendirilmek

    Proje durumuna getirilmek

  • projelendirme

    Projelendirmek işi

  • projelendirmek

    Proje durumuna getirmek, projesini hazırlamak

  • proktoloji

    Tıbbın anüs hastalıklarıyla uğraşan dalı

  • proktolojik

    Proktolji ile ilgili

  • proleterleşme

    Proleterleşmek durumu

  • proleterleşmek

    Emekçi sınıfından olmak, emekçi sınıfına dâhil olmak

  • prometyum

    Atom numarası 61, atom ağırlığı 145 olan, nadir topraklar grubundan bir element (simgesi Pm)

  • promil

    Kandaki alkol miktarını gösteren birim

  • promosyon

    Firma, kurum, dernek, parti vb. kuruluşların kendi hedef kitlelerinin ilgisini çekmek için üzerine adlarını, logolarını vb. yazdırarak armağan ettiği ürün

  • promosyon yapmak

    bir malı geniş kitlelere tanıtmak ve o malın sürümünü sağlamak amacıyla çalışmak

  • promosyonlu

    Promosyon ihtiva eden

  • promosyonsuz

    Promosyonu olmayan

  • promönat

    Gezinti yeri

  • propaganda

    Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma; yaymaca

  • propaganda yapmak

    propaganda amaçlı çalışmada bulunmak

  • propagandacı

    Propaganda yapan kimse; propagandist

  • propagandacılık

    Propaganda yapma işi

  • propan

    Metan ailesinden, petrolden elde edilen gaz durumundaki hidrokarbon

  • prostat

    Erkeklerde idrar torbasının altında bulunan, siyeğin başlangıç bölümünü çevreleyen ve meni yapımında görev alan, iç salgı da salgılayan bez; kestanecik

  • prostelalı

    Önlüğü olan

  • protaktinyum

    Atom numarası 91, atom ağırlığı 231 olan, aktinit grubundan radyoaktif bir element (simgesi Pa)

  • protein

    Canlı hücrelerin ana maddesini oluşturan, genellikle sülfür, oksijen ve karbon ögeleri bulunan amino asit birleşiminden oluşmuş, yumurta akı, et, süt vb. yiyeceklerde bulunan, karmaşık yapılı doğal madde

  • protein yetersizliği

    Yeterli protein alınmaması veya düşük kaliteli proteinlerin alınması sonucu ortaya çıkan, büyümeyi engelleyen, hastalıkların ağır seyretmesine yol açan, kan hücrelerinin yapımını geciktiren ve kansızlığa sebep olan dengesiz beslenme

  • proteinli

    Proteini olan

  • proteinsiz

    Proteini olmayan

  • proteinsizlik

    Proteinsiz olma durumu

  • Protestan

    Protestanlığa mensup olan kimse

  • Protestanlık

    Protestan olma durumu

  • protesto

    Bir davranışı, bir düşünceyi, bir uygulamayı haksız, yersiz, gereksiz bularak karşı çıkma, kabul etmeme

  • protesto edilmek

    bir davranış veya fikre itiraz edilmek, bir davranış veya fikir reddedilmek

  • protesto etmek

    bir davranış veya fikre itiraz etmek, bir davranış veya fikri reddetmek

  • protesto çekmek

    protesto yollamak

  • protestolu

    Protesto yapılan

  • protestosuz

    Protesto yapılmayan

  • protezci

    Protez yapan kimse

  • protezcilik

    Protez yapma işi

  • protojin

    Gnays yapısında, genellikle Alp dağlarında rastlanan bir granit

  • protokol

    Bir toplantı, oturum, soruşturma sonunda imzalanan belge

  • protokolcü

    Protokol işleriyle uğraşan kimse

  • protokolcülük

    Protokolcü olma durumu

  • protokole dâhil

    resmî törenlere katılma hakkı olan (kimse)

  • proton

    Atom çekirdeğinde her biri (+1) pozitif elektrik yükü taşıyan tanecik

  • protonema

    Yosun sporlarının çimlenmesinden oluşan iplik biçimindeki organ

  • protoplazma

    Yapı bakımından çekirdek ve sitoplazmadan oluşan, yarı sıvı, saydam ve canlı hücrenin metabolizma olaylarının oluştuğu yer

  • prova

    Bir şeyin amacına uygun, istenilen düzeyde olup olmadığını anlamak için yapılan deneme

  • prova baskı

    Bir yazının veya kitabın kontrolü için yapılan ilk baskı

  • prova etmek

    bir giysiye son biçimini vermeden önce giysiyi giyecek kişinin üzerinde düzeltmek

  • prova yapmak

    gözden geçirmek

  • provalı

    Provası yapılmış olan veya bulunan

  • provasız

    Provası yapılmamış olan veya bulunmayan

  • provizyon

    Alışverişte kredi kartları kullanıldığında ilgili karttaki limitin yeterli olup olmadığının bankadan sorgulanması

  • provizyon istemek (veya almak)

    bir çekin karşılığının veya bir hesapta belli miktarda bir paranın bulunup bulunmadığını ilgili banka şubesine sormak

  • provizyonsuz

    Bankada karşılığı olmayan, karşılıksız (çek)

  • provokatörlük etmek (veya yapmak)

    kışkırtıcılık etmek

  • provoke

    "Kışkırtmak" anlamındaki provoke etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • prozodi

    Bir şiirin bestelenmesinde, şiirin hece vurgularının müzik vurgu ve yükselişleriyle iyice uyuşmuş olması ve bunu sağlayan müzik kurallarının tümü

  • prozodik

    Prozodi ile ilgili

  • pruva

    Geminin veya sandalın ön tarafı, baş bölümü

  • pruva hattı

    Gemilerin birbirinin ardı sıra gitmek için aldıkları durum

  • psikanalitik

    Psikanalizle ilgili

  • psikanaliz

    Sigmund Freud’un geliştirdiği, bireyin uyumlu veya uyumsuz davranışlarının kaynağı sayılan bilinçaltı çatışma ve güdüleri araştırıp bilince çıkararak davranış sorunlarını çözme yöntemi; ruhsal çözümleme, ruhi çözümleme

  • psikanalizci

    Hastalarını psikanalizle tedavi eden hekim; psikanalist

  • psikasteni

    Kuruntu, şüphecilik, aşırı titizlik, kararsızlık, saplantı, tekrarlayıcı hareket vb. ile kendini gösteren bir tür akıl hastalığı

  • psikiyatr

    Düşünme, anlama, kavrama, karar verme, önlem alma, insanlarla ilişki kurma vb. yeteneklerdeki eksikliklerle veya bozukluklarla ilgili her türlü teşhisi koyan, tedaviyi planlayan, ilaç ve diğer tedavi yöntemlerinin yanı sıra uygun görülen psikoterapiyi uygulayan hekim; akıl doktoru, ruh hekimi, ruh doktoru

  • psikiyatri

    Düşünme, anlama, kavrama, karar verme, önlem alma, insanlarla ilişki kurma vb. yeteneklerdeki eksikliklerin veya bozuklukların tanı ve tedavisiyle ilgilenen uzmanlık dalı; ruh hekimliği

  • psikolengüistik

    Dil biliminin insanların dili öğrenmesini, kullanmasını ve anlamasını sağlayan etkenleri konu edinen alt dalı

  • psikolog

    Bir grubun veya bireyin davranışlarını, hareket etme biçimlerini, dürtülerini inceleyen, öğrendiği bilgi ve beceriler ile nedenleri açıklayıp çözüm üretmeye çalışan kimse; ruh bilimci, ruhiyatçı

  • psikologluk

    Psikoloğun yağtığı iş; ruhiyatçılık

  • psikoloji

    Bir grubun veya bir bireyin düşünme, duygulanma biçimlerini ve davranışlarını konu alan bilim dalı; ruh bilimi, ruhiyat

  • psikolojik

    Psikolojiyle ilgili; ruh bilimsel

  • psikolojik danışman

    Bireylerin karşılaştıkları ruhsal sorunları çözmelerinde, kendilerini ve çevrelerini daha iyi anlayıp kabul etmelerinde veya hedeflerine yönelmelerinde etkili olan danışman

  • psikolojik danışmanlık

    Psikolojik danışmanın yaptığı iş

  • psikolojik savaş

    Temeli propagandaya dayanan, düşmanın veya karşı düşünceli grubun savaşma veya direnme gücünü kırmak için tehdit, şantaj, yıldırma vb. psikolojik ögelerin kullanıldığı mücadele türü

  • psikolojizm

    Psikoloji bilimiyle uğraşma; ruh bilimcilik

  • psikopat

    Bir suç oluşturmamakla beraber toplum düzenine aykırı davranışlarla beliren kişilik bozukluğuna yakalanmış olan

  • psikopati

    Bir suç oluşturmamakla beraber toplum düzenine aykırı davranışlarla beliren kişilik bozukluğu

  • psikopatoloji

    Psikolojik yaşamın normal ve hastalıklı süreçlerini karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim dalı

  • psikopatolojik

    Psikopatoloji ile ilgili

  • psikososyal

    Zihin ve davranış üzerindeki soysal, kültürel ve çevresel etkilerin kesişimi ve etkileşimi olan

  • psikososyal destek

    Kriz durumlarında iç dünya ile çevresel etkiler arasındaki psikososyal ilişkiyi, kişinin uyumunu ve krizle başa çıkmasını kolaylaştıracak yardım

  • psikoteknik

    Bireyin fiziksel olarak sağlıklı olup olmadığını, çalışma şartlarına ne kadar uyum sağlayabildiğini, dayanıklılığını, o işte ne kadar zaman geçirebildiğini, çalıştığı saat süresince ne kadar verimli olabildiğini kapsamlı olarak belirleyen araştırma yöntemi

  • psikoterapi

    Psikolojik sıkıntıları olan kişilere sıkıntılarının ne olduğunu anlamaları, bilinçaltı çatışmalarını ortaya çıkararak kökenleri hakkında bilgi sahibi olmaları ve bunlara uygun çözüm yolları bulmaları için öneriler getiren basit telkinlere, destekleyici, öğretici ve yol gösterici konuşmalara dayanan bir tür tedavi

  • psikoz

    Bireyin gerçeklerden veya dış dünyadan koparak gerçek dünya ile kendi bozulmuş olan düşünce dünyasını aynı anda ve uyanıkken yaşamasıyla beliren, düşünce, idrak, konuşma ve davranış sorunları yaşanan bir tür akıl hastalığı

  • psişik

    Başka birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama, geleceği görme gibi doğaüstü yeteneklere sahip

  • Pt

    Platin elementinin simgesi

  • Pu

    Plütonyum elementinin simgesi

  • puan

    Çeşitli spor karşılaşmalarında kullanılan ölçüsü ve değeri değişken birim

  • puan almak (veya kazanmak)

    spor karşılaşmalarında başarılı bir oyun çıkararak kendine sayı sağlamak

  • puan cetveli

    Takımların aldığı sonuçlara göre sıralandığı çizelge

  • puan hesabıyla yenmek

    rakibinin aldığından daha çok puan alarak oyunu kazanmış sayılmak

  • puan kazandırmak

    itibar kazandırmak

  • puan toplamak

    puan kazanmak

  • puan tutturmak

    gereken sayıda puan kazanmak

  • puan vermek

    değer biçmek, not vermek

  • puanlama

    Puanlamak işi

  • puanlamak

    Sorulara verilen cevapları puan olarak değerlendirmek; puan vermek

  • puanlandırma

    Puan vermek işi

  • puanlandırmak

    Puan vermek

  • puanlatma

    Puanlatmak işi

  • puanlatmak

    Puanlama işini yaptırmak

  • puanlayabilme

    Puanlayabilmek işi

  • puanlayabilmek

    Puanlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • puanlı

    Üzerinde puan bulunan

  • puanlık

    Puan değerinde olan

  • puansız

    Üzerinde puan bulunmayan

  • puansızlık

    Puansız olma durumu

  • puantaj

    Bir şeyin denetlendiğini veya görüldüğünü belirtmek için işaretleme, işaret koyma

  • puanter

    Güzel ve düzgün vücutlu, kısa kıllı, uzun ince kuyruklu, koku alma duygusu çok gelişmiş, hızlı koşabilen bir tür av köpeği

  • puantiye

    Noktalı, benekli (kumaş)

  • puantiyeli

    Noktalı, benekli (kumaş)

  • puantör

    Çalışanların giriş çıkış saatlerini işaretleyen kimse veya alet

  • puantörlük

    Puantörün görevi veya yaptığı iş

  • puding

    Meyve, bisküvi vb. ile yapılan bir tür sütlü tatlı

  • pudra

    Bazı mineral ürünlerin karışımı ile elde edilen, cildi korumak, düzgün ve güzel göstermek veya kırışıklıkları, pürüzleri gizlemek amacıyla yüze ve tene sürülen, kokulu ince toz

  • pudra şekeri

    Dövülerek ince un durumuna getirilmiş şeker

  • pudralama

    Pudralamak işi

  • pudralamak

    Pudra sürmek

  • pudralanma

    Pudralanmak işi

  • pudralanmak

    Pudralama işi yapılmak

  • pudralı

    Pudra sürülmüş olan (yüz, cilt)

  • pudralık

    Pudra kutusu; pudriyer

  • puf

    Arkalıksız, alçak, yumuşak, ayakları gözükmeyen oturacak

  • puf böreği

    Mayalı hamurdan ince açılan yufkanın arasına peynir veya kıyma konulup yağda kızartılarak yapılan bir börek türü

  • pufla

    Perde ayaklılardan, Kuzey Kutbu'na yakın yerlerde, İskandinavya kıyılarında yaşayan, ince ve yumuşak tüyleri için avlanan bir kuş (Somateria)

  • pufla gibi

    çok yumuşak ve kabarık

  • puflama

    Puflamak işi

  • puflamak

    "Puf" diye ses çıkararak sıkıntı veya üzüntüsünü belli etmek

  • puhu

    Baykuşgillerden, orman, dağ ve kayalıklarda yaşayan, uzunluğu yaklaşık 65 santimetre, sırtı koyu kahverengi bir tür kuş (Bubo bubo)

  • pul

    Posta parası karşılığı mektup zarfı, kartpostallara ve damga resmine karşılık kâğıtlara yapıştırılan, basılı küçük kâğıt parçası

  • pul biber

    Kurutulduktan sonra dövülmüş iri taneli kırmızıbiber

  • pul biberli

    İçerisine pul biber eklenmiş

  • pul kanatlılar

    Eklem bacaklılardan, kanatları geniş ve sayısız küçük pullarla örtülü, sıvıları emmek için hortum biçiminde ağzı olan, başkalaşmaya uğramış böcekleri, kelebekleri içine alan böcekler takımı; kelebekler

  • pul kaya

    Yapraklar hâlinde ayrılabilen taşların genel adı, şist

  • pul pul

    Küçük tabakalar biçiminde

  • pul pul dökülmek

    küçük ve ince tabakalar hâlinde dökülmek

  • pul pul olmak

    küçük ve ince tabakalar hâlinde olmak

  • pul tutmak

    para kazanmaya başlamak

  • pul şişe

    Yeşil camdan yapılan çok ince çeperli şişe

  • pula dönmek

    değersizleşmek

  • pulcu

    Pul satan kimse

  • pulcuk

    Küçük pul

  • pulculuk

    Pul satma işi

  • pullama

    Pullamak işi

  • pullamak

    Üzerine pul yapıştırmak

  • pullanma

    Pullanmak işi

  • pullanmak

    Zarf, mektup, evrak vb.nin üzerine pul yapıştırılmak

  • pullatma

    Pullatmak işi

  • pullatmak

    Pullama işini yaptırmak

  • pullu

    Üzerine pul yapıştırılmış

  • pullu sazan

    Bir tür balık

  • pulluk

    Toprağı sürmek için kullanılan tarım aracı

  • pullukçu

    Pulluk yapan veya satan kimse

  • pullukçuluk

    Pullukçunun yaptığı iş

  • pulman

    Taşıtlarda kullanılan, gerektiğinde arkalığı geriye doğru yatan koltuk; yatar koltuk

  • pulsu

    Pula benzeyen, pul gibi olan

  • pulsuz

    Pulu olmayan

  • puluç

    Cinsel gücü olmayan (erkek)

  • puluçluk

    Puluç olma durumu

  • puma

    Kedigillerden, parstan biraz büyük, sırtı kahverengi, karnı beyaz, Amerika’da yaşayan bir tür yırtıcı memeli; Yeni Dünya aslanı; dağ aslanı (Feis concolor)

  • punduna getirmek

    bir şeyi yapmak için uygun zamanı ve yeri seçmek

  • pundunu bulmak

    punduna getirmek

  • punt

    Bir şey için uygun zaman, fırsat

  • punta

    Torna, planya, freze tezgâhları, taşlama makineleri vb.nde işlenecek parçayı tutmaya yarayan, su verilmiş ve taşlanmış çelikten düzenek

  • puntalama

    Puntalamak işi

  • puntalamak

    Torna, planya, freze tezgâhları ve taşlama makineleri vb.nde işlenecek parçaları verilecek şekle göre küçük delikler açarak işaretlemek

  • puntel

    Güvertenin kuvvetlendirilmesi için alttan dikine konan destek

  • punto

    Matbaacılıkta, bilgisayarda harflerin büyüklük ve küçüklüklerine göre aldığı ad

  • puntolu

    Herhangi bir büyüklükte puntosu olan

  • punç

    Çay, şeker, tarçın, limon karışımına rom veya kanyak gibi damıtılmış alkollü bir içki katılarak yapılan ve buharlaşan alkolü yakıldıktan sonra içilen bir içki türü

  • punççu

    Punç yapan ve satan kimse

  • pupa

    Geminin arkası; kıç

  • pupa gitmek

    yelken arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak tam yolla gitmek

  • pupa yelken ilerlemek (veya gitmek veya yol almak)

    yelken arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla gitmek

  • Pursaklar

    Ankara iline bağlı ilçelerden biri

  • pus

    Görüş uzaklığını çok azaltmayan bir tür hafif sis

  • pusarık

    Puslu, puslanmış, sisli

  • pusat

    Silah, zırh vb. savaş aracı

  • pusatlanma

    Pusatlanmak durumu

  • pusatlanmak

    Savaş araçlarıyla donanmak

  • pusatlı

    Pusatı olan

  • pusatçı

    Orta oyununda şakşak ve tahta kılıç vb. kullanan oyuncu

  • puset

    Elle sürülen, hafif, küçük çocuk arabası

  • pusetçi

    Puset yapan, satan veya onaran kimse

  • pusetçilik

    Pusetçinin yaptığı iş

  • puslandırma

    Puslandırmak işi

  • puslandırmak

    Puslu duruma getirmek

  • puslanma

    Puslanmak işi

  • puslanmak

    Hava hafif sisli bir durum almak

  • puslu

    Puslanmış, pusarık, hafif sisli

  • pusma

    Pusmak işi

  • pusmak

    Bir şeyi kendine siper edip saklanmak

  • pussuz

    Pusu (I) olmayan

  • pusu

    Birine saldırmak için saklanarak beklenilen yer

  • pusu kurmak

    saldıracağı kimseye görünmemek için bir yerde gizlenip beklemek

  • pusucu

    Pusu kuran veya pusuya yatan kimse

  • pusuculuk

    Pusucunun yaptığı iş

  • pusuda beklemek

    gizlenerek saldırıya hazır durumda olmak

  • pusudan çıkmak

    kurulan pusudan kurtulmak

  • pusula

    Üzerinde kuzey güney doğrultusunu gösteren bir mıknatıs iğnesi bulunan ve yön tespit etmek için kullanılan kadranlı araç; yön belirteci

  • pusulacık

    Üstüne hatırlanması gereken notlar yazılan, kendinden yapışkanı olan küçük kâğıt

  • pusulalı

    Pusulası olan

  • pusulama

    Pusulamak işi

  • pusulamak

    Pusu konumuna veya durumuna getirmek

  • pusulasız

    Pusulası olmayan

  • pusulayı şaşırmak

    güç bir duruma düşerek ne yapacağını bilememek

  • pusuluk

    Pusu kurulan yer

  • pusuya düşmek

    pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek

  • pusuya yatmak

    pusuda beklemek

  • pusval

    Yemenicilerin kullandığı ölçü

  • put

    Bazı ilkel toplumlarda doğaüstü güç ve etkisi olduğuna inanılan canlı veya cansız nesne; tapıncak, sanem, fetiş

  • put gibi

    sessiz, anlamsız bir bakışla ve kımıldamaksızın

  • put kesilmek

    sessiz ve hareketsiz bir durum almak

  • putlaşma

    Putlaşmak işi

  • putlaşmak

    Gereğinden çok değer kazanmak

  • putlaştırma

    Putlaştırmak işi

  • putlaştırmak

    Bir şeyi olağanüstü görerek gereğinden çok değer vermek, put durumuna getirmek

  • putperest

    Puta tapan

  • putrelli

    Putreli olan

  • puvar

    Bir sıvıyı bir yerden başka bir yere üfleme veya çekme yoluyla aktarmak için kullanılan araç

  • puşt

    Eş cinsel erkeklerin cinsel zevklerine hizmet eden erkek

  • puşt olmak

    birinin ilencine uğrayıp kötüleşmek, mahvolmak

  • puştluk

    Puşt olma durumu

  • pöf

    İğrenme anlatan bir söz

  • pörsük

    Gevşeyip sarkmış, yıpranmış; porsuk (III)

  • pörsüklük

    Pörsük olma durumu; porsukluk

  • pörsüme

    Pörsümek işi; porsuma

  • pörsümek

    Gevşeyip sarkmak; porsumak

  • pörsütme

    Pörsütmek işi

  • pörsütmek

    Pörsüme işini yaptırmak

  • pörtlek

    Dışarıya doğru çıkık, patlak (göz)

  • pörtleme

    Pörtlemek işi

  • pörtlemek

    Göz, çeşitli sebeplerle açılmak, dışarıya doğru fırlamak

  • pörtletme

    Pörtletmek işi

  • pörtletmek

    Pörtleme işini yaptırmak

  • pösteki

    Koyun veya keçi postu

  • pösteki saydırmak

    içinden çıkılmaz bir iş yükleyip uğraştırmak

  • pösteki saymak

    içinden çıkılmaz bir iş yüklenip uğraşmak

  • pöstekisini sermek

    döverek kımıldamayacak duruma getirmek, pestilini çıkarmak

  • pöstekisini çıkarmak

    öldürmek, yok etmek

  • pöstekiyi kurtarmak

    hoş olmayan bir durumdan kurtulmak

  • pöstekiyi sermek

    gittiği yerde uzun süre kalmak, postu sermek

  • pötibör

    Çifte fırınlanmış, tereyağlı, dikdörtgen biçiminde, kenarları tırtıklı bir bisküvi türü

  • pötifur

    Kuru hamurdan hazırlanan veya arasına krema doldurulan küçük pasta

  • pötikare

    Küçük kareli kumaş; pitikare

  • pötikareli

    Üzerinde küçük kareler bulunan

  • pöç kebabı

    Büyükbaş hayvanların kuyruk sokumu kemiğinden yapılan kebap

  • püf

    Bir ateşi söndürmek veya canlandırmak için dudakları hafifçe büzerek dışarı verilen soluğun çıkardığı ses

  • püf desen uçacak

    çok zayıf kimseler için kullanılan bir söz

  • püf noktası

    Bir işin en ince, hassas ve önemli noktası

  • püfkürme

    Püfkürmek işi

  • püfkürmek

    Üfleyerek püskürmek

  • püfleme

    Püflemek işi

  • püflemek

    Söndürmek veya soğutmak için üflemek

  • püfür püfür

    Rüzgâr hafif ve serin bir biçimde eserek

  • püfürdetme

    Püfürdetmek işi

  • püfürdetmek

    Dumanını havaya savurarak içmek

  • pülverizasyon

    Sert bir cismi ezerek toz hâline getirme

  • Pülümür

    Tunceli iline bağlı ilçelerden biri

  • pür

    Çam, ardıç, ladin ağaçlarının iğne gibi ince yaprakları

  • pürdikkat

    Çok dikkatli

  • pürdikkat kesilmek

    çok dikkat etmek

  • püre

    Sebzeyi, eti ezerek veya süzgeçten geçirerek elde edilen ezme

  • püriten

    Kutsal kitapları yeniden ve değişik bir anlayışla okumaya özen gösteren

  • püritenlik

    Püriten olma durumu

  • pürmelal

    Çok üzüntülü

  • pürmüz

    Metalleri lehimleme, kesme, eritme ve ısıtma işlerinde kullanılan, güçlü alev çıkaran, benzin veya gazla çalışan araç

  • pürsıhhat

    Sıhhatli, sağlıklı

  • pürtelaş

    Telaşlı olarak

  • pürtük

    Herhangi bir şeyin üzerindeki çıkıntı biçiminde küçük kabarcık

  • pürtük pürtük

    Üzerinde pürtükler bulunan

  • pürtüklenme

    Pürtüklenmek işi

  • pürtüklenmek

    Herhangi bir şeyin üzerinde pürtükler oluşmak

  • pürtüklü

    Pürtüğü olan

  • pürtüksüz

    Pürtüğü olmayan

  • pürçek

    Şakaklardan sarkan saç; zülüf

  • pürçeklenme

    Pürçeklenmek işi

  • pürçeklenmek

    Pürçekli duruma gelmek

  • pürçekli

    Pürçeği olan

  • pürçeksiz

    Pürçeği olmayan

  • pürçüklü

    Pürçeği olan

  • pürçüksüz

    Pürçeği olmayan

  • pürüz

    Bir şeyin düzgünlüğünü bozacak çıkıntı, gedik veya kusur

  • pürüz çıkarmak

    engel çıkarmak

  • pürüzalır

    Bir borunun ağzına biçim vermek, genişletmek veya çapaklarını, pürüzlerini almak için kullanılan, çevresinde kesici yüzü bulunan alet; rayba

  • pürüzleme

    Pürüzlemek işi

  • pürüzlemek

    Yapılarda sıva, alçı veya boyanın daha iyi tutmasını sağlamak amacıyla yüzeyi pürüzlü duruma getirmek

  • pürüzlendirme

    Pürüzlendirmek işi

  • pürüzlendirmek

    Pürüzlenme işini yaptırmak

  • pürüzlenme

    Pürüzlenmek işi

  • pürüzlenmek

    Pürüz oluşmak, pürüzlü duruma gelmek

  • pürüzlü

    Pürüzü olan

  • pürüzlülük

    Pürüzlü olma durumu

  • pürüzsüz

    Pürüzü olmayan

  • pürüzsüzlük

    Pürüzsüz olma durumu

  • püskül

    Bir ucundan bazı şeylere süs olarak takılan, diğer ucu serbest saçak biçimindeki iplik demeti

  • püskül kuyruklular

    Vücutları iki, üç tüysü uzantıyla sonuçlanan, kanatsız, ince, yumuşak, en bilinen türü gümüşçün olan böcekler takımı

  • püskülcük

    Güneş kursunun bazı tek renkli resimlerinde görülen parlak bulut

  • püsküllenme

    Püsküllenmek durumu

  • püsküllenmek

    Püskül durumuna gelmek

  • püsküllü

    Püskülü olan, püskül takılmış olan

  • püsküllü bela

    Büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya şey

  • püskülsüz

    Püskülü olmayan

  • püskürme

    Püskürmek işi

  • püskürme benli

    Bir arada irili ufaklı benleri olan

  • püskürmek

    Ağzında bulunan bir sıvı veya toz durumundaki bir şeyi hızla savurtarak dışarı çıkarmak

  • püskürtebilme

    Püskürtebilmek işi

  • püskürtebilmek

    Püskürtme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • püskürteç

    Sıvıları ve toz durumundaki maddeleri gaz veya toz durumunda saçmaya, atmaya yarayan tulumba veya körük biçimindeki aygıt; püskürtme makinesi, pülverizatör

  • püskürtme

    Püskürtmek işi

  • püskürtme tabancası

    Vernik veya boya sıvılarını basınçlı hava yardımı ile püskürterek sürmekte kullanılan tabanca biçiminde araç

  • püskürtmek

    Püskürme işini yaptırmak

  • püskürtü

    Herhangi bir şeyin püskürmesi

  • püskürtücü

    Püskürtme işini yapan araç; sprey

  • püskürtülme

    Püskürtülmek işi

  • püskürtülmek

    Püskürtme işi yapılmak

  • püskürtüm

    Sıvı hâldeki ilaçların damlalar şeklinde iletilmesi, saçılması işlemi; pülverizasyon

  • püskürtüş

    Püskürtmek işi

  • püskürük

    Yanardağın püskürmesiyle ortaya çıkan

  • püskürük külte

    Yanardağından püskürme sonucu katılaşmış duruma gelen taş; püskürük taş

  • püskürüş

    Püskürmek işi

  • püstül

    İrinle dolu kabarcık veya sivilce

  • püsür

    Bir şeyin can sıkıcı, karışık ayrıntısı veya pürüzü

  • püsürlü

    Püsürü olan; pürüzlü

  • püsürsüz

    Püsürü olmayan; pürüzsüz

  • pütür

    Küçük kabarcık

  • pütür pütür

    Üzerinde pek çok pütür bulunan

  • Pütürge

    Malatya iline bağlı ilçelerden biri

  • pütürlenme

    Pütürlenmek işi

  • pütürlenmek

    Pütürlü duruma gelmek

  • pütürlü

    Pütürü olan; pürüzlü, pürtüklü

  • pütürsüz

    Pütürü olmayan

  • pütürsüzlük

    Pütürsüz olma durumu

  • pıhtı

    Koyulaşarak yarı katı duruma gelmiş sıvı

  • pıhtılanma

    Pıhtılanmak işi

  • pıhtılanmak

    İçinde pıhtılar olmak

  • pıhtılaşabilme

    Pıhtılaşabilmek işi

  • pıhtılaşabilmek

    Pıhtılaşma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • pıhtılaşma

    Sıvı durumdan pıhtı durumuna geçme, pıhtılaşmak işi

  • pıhtılaşmak

    Pıhtı durumuna gelmek

  • pıhtılaştırma

    Pıhtılaştırmak işi

  • pıhtılaştırmak

    Pıhtı durumuna getirmek

  • pıllım pıllım

    Köhne ve eskimiş

  • pıllım pıllım olmak

    köhneleşmek

  • pılı pırtı

    Eski eşya

  • pılı pırtı (veya pılıyı pırtıyı) toplamak

    götürmek üzere bütün eşyalarını toplamak

  • pınar

    Yerden kaynayarak çıkan su; bulak, göze

  • pınar başı

    Pınarın etrafı

  • Pınarbaşı

    Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri

  • Pınarhisar

    Kırklareli iline bağlı ilçelerden biri

  • pır

    Kuş kanatlarının çıkardığı ses

  • pır pır

    Genellikle kuş kanadının çıkardığı ses

  • pır pır etmek

    ışık yanıp sönmek

  • pırasa

    Zambakgillerden, sapından ve yapraklarından yararlanılan, çok yıllık bir kış sebzesi (Allium porrum)

  • pırasa bıyıklı

    Uzun, gür bıyıklı (kimse)

  • pırazvana

    Kılıç, bıçak vb. saplı şeylerin sap içinde kalan bölümü

  • pırlak

    Doğan, atmaca vb. yırtıcı kuşları yakalamada çağırtkan olarak kullanılan, avcılarca bir kafes içinde av yerine bırakılan kuş

  • pırlama

    Pırlamak işi

  • pırlamak

    Kuş, herhangi bir şeyden ürküp uçmak

  • pırlangıç

    Ses çıkararak dönen topaç

  • pırlanta

    Birçok façetası olacak biçimde yontulmuş foyasız parlak elmas

  • pırlanta gibi

    çok iyi nitelikleri olan, değerli, saf, temiz

  • pırlantalı

    Pırlantası olan

  • pırlantasız

    Pırlantası olmayan

  • pırnakıl

    Herhangi bir yerde yoğun olarak, çok fazla bulunan

  • pırnal

    Kışın yapraklarını dökmeyen bir tür çalı meşesi (Quercus ilex)

  • pırnal kömürü

    Çalıdan yapılan, kaliteli, iyi kömür

  • pırnallık

    Pırnal çalılığı

  • pırpı

    Yılan sokmasına karşı ilaç olduğuna inanılan bir taş türü

  • pırpır

    Tek veya çift motorlu küçük uçak

  • pırpırlama

    Pırpırlamak işi

  • pırpırlamak

    Yanıp sönmek

  • pırpırlanma

    Pırpırlanmak işi

  • pırpırlanmak

    Aralıklarla yanmak

  • pırpırlı

    “Astsubay” anlamında kullanılan bir söz

  • pırpırı

    Yeniçeri salma erlerinin giydikleri kırmızı çuhadan yapılmış cübbe; pirpiri

  • pırpıt

    Eski püskü, değersiz, işe yaramayan

  • pırpıtçı

    Pırpıt yapan kimse

  • pırtlak

    Pırtlamış, dışarı fırlamış

  • pırtlama

    Pırtlamak işi

  • pırtlamak

    Bulunduğu yerden kayıp dışarı çıkmak

  • pırtlatma

    Pırtlatmak işi

  • pırtlatmak

    Pırtlama işini yaptırmak

  • pırtı

    Değersiz şey, eşya

  • pırıl pırıl

    Çok parlak, çok ışıklı

  • pırıl pırıl olmak

    tertemiz olmak

  • pırıldak

    Işık açıp kapamak yoluyla işaretler vererek anlaşmayı sağlayan araç

  • pırıldakçı

    Pırıldak kullanmasını bilen ve bu işte çalışan kimse

  • pırıldama

    Pırıldamak işi

  • pırıldamak

    Işık saçmak, ışıldamak

  • pırıltı

    Pırıldayan şeyin yansıttığı ışık

  • pırıltılı

    Pırıltı ve parlak olan

  • pısırık

    Tutuk, sünepe, aşırı çekingen, yüreksiz ve beceriksiz (kimse); ezik, girgin karşıtı

  • pısırıklaşma

    Pısırıklaşmak işi

  • pısırıklaşmak

    Pısırık olmak, pısırık duruma gelmek

  • pısırıklık

    Pısırık olma durumu; püsürüklük

  • pısırıkça

    Pısırık gibi, pısırığa yaraşır bir biçimde

  • pıt

    Çok küçük bir nesnenin, su damlasının yere veya herhangi bir şey üzerine düşmesiyle çıkan hafif ses

  • pıt pıt

    Arka arkaya “pıt” sesi çıkararak

  • pıt pıt atmak

    korku, heyecan vb. bir sebeple kalbi fazla çarpmak

  • pıtrak

    Sarı çiçekli, dikenli bir yıllık otsu bitki (Xantium spinosum)

  • pıtrak gibi

    üzerinde çok sayıda meyve bulunan (ağaç ve dal)

  • pıtır pıtır

    Sık ve düzgün bir biçimde hafifçe ses çıkararak

  • pıtırdama

    Pıtırdamak işi

  • pıtırdamak

    Pıtırtı çıkarmak, pıtırtı etmek

  • pıtırdatma

    Pıtırdatmak işi

  • pıtırdatmak

    Pıtırtı çıkarmasına yol açmak

  • pıtırtı

    Çok hafif patırtı, hafif gürültü

  • pıtırtı etmek

    çok hafif gürültü çıkmasına yol açmak

  • pıyrım pıyrım

    Çok eskimiş, çok yıpranmış

  • pışpış

    Elle hafifçe vurma veya okşama sesi

  • pışpışlama

    Pışpışlamak işi

  • pışpışlamak

    Bebeği kucakta yavaş yavaş sallayarak uyutmaya çalışmak

  • pışpışlayabilme

    Pışpışlayabilmek işi

  • pışpışlayabilmek

    Pışpışlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • pışt

    Islıklı ses

  • pışt demek

    rahatsız edici bir söz söylemek

  • pışık

    Kuşku belirten el ve göz işareti