çalmak
-arView count updated May 16, 2025, 12:00 AM
Definitions
fiil, -e, -i
Başkasının malını gizlice almak; hırsızlamak, kaldırmak, tüydürmek, uğrulamak
İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan bedeviler dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı.
-Falih Rıfkı Atay Vurarak veya sürterek ses çıkartmak
Bir yandan mızıka istiklal havasını çalıyordu.
-Ruşen Eşref Ünaydın fiil, nesnesiz
Çalgı aleti ile bir müzik parçasını seslendirmek
Fevkalade zekidir, iyi dans eder, piyano çalar, tenis oynar, ata biner, avcıdır, kayakçıdır.
-Refik Halit Karay fiil, nesnesiz
Ses çıkarmak, ses vermek
Hafif hafif ıslıklar çalan sesi eski keskinliğini kaybetmiştir.
-Reşat Nuri Güntekin Bir şeyi bir yere çarpmak, vurmak
Oklavayla açtığı yufkaları başının üstünde döndürüp mermere çalar, iyice yayar ve inceltirdi.
-Sevinç Çokum Üzerine sürmek
Ekmeğin üzerine yağ çaldı.
fiil, -i
Bozmak, zarar vermek
fiil, -i
See alsoçelmek
Madeni oymak, kalemle işlemek
fiil, -e
Benzemek, andırmak
Geniş alınlı, kırmızıya çalar, kahverengi saçlı, altın dişli tuhaf bir delikanlı gülümsedi.
-Sait Faik Abasıyanık mecaz
Zamanı boşa harcatmak, ziyan edilmesine yol açmak
fiil, ağızlardan, -i
Süpürmek, temizlemek
Tozu çalmak.
dil bilgisi
Kök durumunda veya zarf-fiil eki alarak hızlı, aralıksız ve özensiz tekrarlanan anlamı veren birleşik kelimeler yapar
Connections
Pronunciations
Loading pronunciations...
turkce-sozluk.com