çekmek
-erDefinitions
fiil, -e, -i
Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek
Hepsi iskemleleri çekerek masanın etrafında bir halka yapmaya hazırlanıyorlardı.
-Reşat Nuri Güntekin Taşıtı bir yere bırakmak, koymak
See alsogermek
İpi çekmek.
İçine almak, emmek
Bir yerden başka bir yere taşımak
Ekini tarladan çekmek.
Bir amaçla ortadan kaldırmak
Piyasadaki parayı çekmek.
Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak
Elindeki tabancayı tetiğine basmak için yeni çekivermiş gibiydi.
-Tarık Buğra Atmak, vurmak
Dayak çekmek. Şut çekmek.
Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak
Güç durumlara dayanmak, katlanmak
Yalnız bende meçhul bir hastalık vardı. Sekiz yaşından beri çekiyordum.
-Peyami Safa Tartıda ağırlığı olmak
Tartsaydınız kırk, kırk beş kilodan fazla çekmezdi.
-Peyami Safa See alsodöşemek
Kablo çekmek.
Herhangi bir engel kurmak
Derenin kış yaz kurumayan suları böğürtlen fidanlarını yükseltmiş, iki tarafa yemiş dolu bir koyu çit çekmiş.
-Refik Halit Karay Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak
Birisi niyet çeksin de biz de bir lokma bir şey yiyelim diye bekleşiyorlar.
-Sait Faik Abasıyanık İmbik yardımı ile elde etmek
İspirto çekmek. Gül yağı çekmek.
Çizgi durumunda uzatmak
Aynısını yazmak veya çizmek
Yazıyı temize çekmek. Kopya çekmek.
Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak
Bardak çekmek.
Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak
Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek
Fotoğraf çekmek. Film çekmek.
Taşıma gücü olmak
Bu araba 500 kilodan çok yük çekmez.
Bir şeyi öğütmek
Kahve çekmek.
Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak
Hoşa gitmek, sarmak
Kaçan ilmeği örmek
Çorap çekmek.
Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak
Beni Konya Lezzet Lokantasına götürdü, âlâ bir öğle yemeği çekti.
-Halide Edip Adıvar Bir duyguyu içinde yaşatmak
Ona yanıyorum, onun hasretini çekiyorum.
-Refik Halit Karay Yürütmek, sürmek
Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın.
-Yahya Kemal Beyatlı fiil, -e
Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek
Yeğeninin ona çeken tek yanı yoktur.
-Tarık Buğra Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak
Sorguya çekmek.
fiil, -e, -i
Herhangi bir anlama almak
Bak, sözümü nereye çekti!
fiil, -e, -i
Örtmek, giymek
Yorganınızı başınıza çeker ve uykunuza devam edersiniz.
-Refik Halit Karay fiil, -e, -i
Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek
Yol, ay sürmek
Sevmediğim ayların çoğu otuz bir çeker, uzundur.
-Burhan Felek fiil, nesnesiz
Daralıp kısalmak
Kumaşı yıkayınca çekti.
Bir şeyi asmak
Açıkta durduk. Demir attık. Kayığa tehlike bayrakları çektik.
-Halikarnas Balıkçısı Boya, badana vb. sürmek
Bir şey yollamak
Çektikleri telgrafı babasıyla annesi, bakalım, alabilecekler mi?
-Attilâ İlhan Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak
Tulumba, suyu iyi çekiyor. Baca iyi çekiyor.
Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek
fizik
Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı
teknik
Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak
argo
İçki içmek
Çok kimse rakısını bağında çekiyordu.
-Falih Rıfkı Atay