A harfi ile başlayan kelimeler
A harfi için 7269 sözlük maddesi listeleniyor.
A harfinde öne çıkanlar
Bu harfte daha sık ziyaret edilen maddeler.
- ahval
Durumlar, hâller, vaziyetler
- antrenman
Herhangi bir konuda yapılan hazırlık
- az yiyen çok uyur, çok yiyen güç uyur
"kişi iyi uyuyabilmek için pek az da yememeli, pek çok da" anlamında kullanılan bir söz
- alışveriş
Çarşı, pazar, mağaza vb. yerlerden ihtiyaç duyulan şeyleri satın alma işi
- aklına düşmek
hatırlamak
- az veren candan, çok veren maldan
"varlıklı olmayan kimsenin yardım veya armağan olarak az şey vermesi büyük fedakârlıktır, varlıklı kimsenin vereceği armağan ve yardımlar fedakârlık sayılmaz" anlamında kullanılan bir söz
- atalar çıkarayım der tahta, döner dolaşır gelir bahta
"ana baba, çocuğuna mutlu bir yaşam sağlamaya çalışır ancak kaderde yazılı olan gerçekleşir" anlamında kullanılan bir söz
- az kaz, uz kaz, boyunca kaz
"sana yapılmasını istemediğin bir kötülüğün daha ağırını başkasına yapma" anlamında kullanılan bir söz
- atlas kese
Ahilikte orta sandığına ait her türlü sözleşme, yazışma ve bilgilerin saklandığı kese
- atasını tanımayan Allah'ını tanımaz
"babaya itaat etmeyen kimse, ana ve babaya itaat etmeyi buyuran Tanrı'yı da tanımıyor demektir" anlamında kullanılan bir söz
- ateş etmek
ateşli silahlarla mermi atmak
- ateşi çıkmak (veya yükselmek)
hastanın vücut ısısı olağandan çok artmak
- akıl akıl, gel çengele takıl
bir sorunun nasıl çözümleneceğini düşünememe durumunda söylenen bir söz
- ata dost gibi bakmalı, düşman gibi binmeli
"çalışanınızı iyi beslerseniz onun gücü artar ve daha verimli işler yapar" anlamında kullanılan bir söz
- ateş bacayı (veya saçağı) sarmak
bir olay önüne geçilemez bir durum almak
- ateş düştüğü yeri yakar
"bir acıyı onu çekenden başkası tam anlayamaz veya aynı ölçüde üzülemez" anlamında kullanılan bir söz
- ateşi başına vurmak
çok öfkelenmek, sinirlenmek, coşmak
- araba ile tavşan avlanmaz
"her işte başarıya ulaşabilmek için kullanılması gereken özel yöntemler vardır" anlamında kullanılan bir söz
- ateş açmak
ateşli silahla mermi atmak
- ateş gibi
çok sıcak
- ateşe vurmak
bir yemeği pişmek üzere ocağa koymak
- abacı kebeci (ara yerde) ya sen neci?
"seni ilgilendirmeyen işe niçin karışıyorsun?" anlamında kullanılan bir söz
- ateş almak
yanmak, tutuşmak
- ateş kesilmek
çok kızgın davranışlarda bulunmak, ateş püskürmek
- ateşe tutmak
az ısıtmak
- antrenman yeleği
Antrenman esnasında kullanılan, farklı renkleriyle takımları birbirinden ayıran kolsuz giysi
- ateş basmak
kızarmak, sıkılıp başına kan yürümek
- ateş gibi kesilmek
beklenmedik bir olay karşısında öfke sonucu kanı beynine sıçramak
- ateş gibi yanmak
ateşi yükselmek
- ateşe vermek
ateş içine sokmak
- ateşe vursa duman vermez
pek cimri olanlar için söylenen bir söz
- ateşine yanmak
bir kimse yüzünden zarara uğramak
- ateşini almak
yüksek vücut ısısını düşürmek
- aklı karışmak
ne yapacağını bilememek, şaşırmak, bocalamak
- akıl var, izan (veya mantık veya yakın) var
"herhangi bir şey bilgiye ve mantığa dayalı olarak yapılmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- alıkonuluş
Alıkonulmak işi
A dizini
7269 kelime bağlantısı sunucuda oluşturuldu.
- a
Şaşma, hatırlama, sevinme, acıma, üzülme, kızma vb. duyguların anlatımına güç kazandıran söz
- a'dan z'ye (kadar)
baştan aşağı, tamamen
- a, A
Türk alfabesinin ilk sırasında yer alan ve a adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından kalın ünlülerin düz ve geniş olanını gösterir
- aba altında er yatar
"bir insanın değeri giyimiyle kuşamıyla ölçülemez" anlamında kullanılan bir söz
- aba altından sopa (veya değnek) göstermek
birini imalı bir biçimde tehdit etmek
- aba gibi
kaba ve kalın (kumaş)
- aba güreşi
Aba giyilerek ve bele kuşak bağlanarak yapılan bir güreş türü
- aba vakti aba alan, yaba vakti yaba alan aldanmamıştır
“ihtiyaçlar vaktinde alınmalıdır” anlamında kullanılan bir söz
- aba vakti aba, yaba vakti yaba
“her şey zamanında yapılmalıdır” anlamında kullanılan bir söz
- abacı
Aba yapan veya satan kimse
- abacı kebeci (ara yerde) ya sen neci?
"seni ilgilendirmeyen işe niçin karışıyorsun?" anlamında kullanılan bir söz
- abacılık
Abacının yaptığı iş
- abadi kâğıt
Açık saman renginde, ipekten yapılan, yarı mat, kalın ve değerli bir tür kâğıt; abadi
- abajur
Işığı bir yere toplamak, doğrudan doğruya gözlere vurmasını önlemek için kullanılan, kâğıt, kumaş, maden veya renkli camdan yapılmış lamba siperi
- abajurcu
Abajur yapan veya satan kimse
- abajurculuk
Abajurcunun yaptığı iş
- abajurlu
Abajuru olan
- abajursuz
Abajuru olmayan
- abak
Eski Türklerde ölmüş kimselerin heykel vb. suretleri
- abaküs
Sütun başlığının üstüne yatay olarak konan ve kenarlarından biraz dışarı taşan taş blok; abak (I)
- abalı
Aba giymiş olan
- Abana
Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri
- abanabilme
Abanabilmek işi
- abanabilmek
Abanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- abandone
Geminin suya gömülmesi
- abandone etmek
dövüşemeyecek duruma getirmek, sersemletmek
- abandone olmak
içinden çıkılamaz, çaresiz duruma düşmek, ne yapacağını bilememek
- abandırabilme
Abandırabilmek işi
- abandırabilmek
Abandırmaya gücü yetmek
- abandırma
Abandırmak işi
- abandırmak
Bir kimsenin veya bir şeyin bir yere veya bir kimseye yaslanmasını sağlamak
- abandırıverme
Abandırıvermek işi
- abandırıvermek
Çabucak abanmasını sağlamak
- abani
Genellikle sarık, bohça, kundak ve yorgan yüzü yapımında kullanılan, zemini beyaz, üzerinde safran renginde nakışlar bulunan ipek kumaş
- abanili
Abanisi olan
- abanma
Abanmak işi
- abanmak
Eğilerek bir şeyin, bir kimsenin üzerine kapanmak
- abanoz
Abanozgillerden, sıcak ülkelerde yetişen, kerestesinden yararlanılan birçok ağacın ortak adı (Diospyros ebenum)
- abanoz gibi
çok sert
- abanoz kesilmek
sertleşerek dayanıklılığı artmak
- abanozgiller
İki çeneklilerden, sıcak ülkelerde yetişen bir bitki familyası
- abanozlaşma
Abanozlaşmak durumu
- abanozlaşmak
Ağaç gibi maddeler suda uzun süre kalarak kararmak
- abanozlaştırabilme
Abanozlaştırabilmek işi
- abanozlaştırabilmek
Abanozlaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- abanozlaştırma
Abanozlaştırmak işi
- abanozlaştırmak
Abanoz gibi olmasını sağlamak
- abanozlaştırıverme
Abanozlaştırıvermek işi
- abanozlaştırıvermek
Çabucak abanozlaşmasını sağlamak
- abanozlaşıverme
Abanozlaşıvermek durumu
- abanozlaşıvermek
Çabucak abanozlaşmak
- abanın kadri yağmurda bilinir
"bir şeyin gerçek değeri ona gereksinim duyulduğunda anlaşılır" anlamında kullanılan bir söz
- abanıverme
Abanıvermek işi
- abanıvermek
Ansızın, çabucak abanmak
- abanış
Abanma işi
- abara
Su değirmenlerinde suyun birikerek basıncının artmasını sağlayan huni biçimindeki yer
- abartabilme
Abartabilmek durumu
- abartabilmek
Bir şeyi olduğundan daha abartılı bir biçimde anlatma eğiliminde olmak
- abartma
Abartmak durumu; izam (II)
- abartmak
Bir nesneyi veya durumu olduğundan daha önemli, daha büyük veya daha çok göstermek; şişirmek, mübalağa etmek
- abartı
Bir şeyi, bir olayı olduğundan büyük veya çok gösterme; mübalağa
- abartıcı
Abartıyı huy edinen (kimse); abartmacı, mübalağacı
- abartıcılık
Abartıcı olma durumu; abartmacılık, mübalağacılık
- abartık
Abartılmış olan
- abartılabilme
Abartılabilmek durumu
- abartılabilmek
Abartılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- abartılma
Abartılmak işi
- abartılmak
Abartma işine konu olmak
- abartılı
Olduğundan fazla gösterilen; abartmalı, mübalağalı
- abartılılık
Abartılı olma durumu
- abartılış
Abartılmak durumu
- abartısız
Olduğu gibi gösterilen; abartmasız, mübalağasız
- abartısızca
Abartısız bir biçimde; abartmasızca
- abartısızlık
Abartısız olma durumu
- abartış
Abartmak durumu
- abasız
Aba giymemiş olan
- abasızlık
Abasız olma durumu
- abat
Şen ve rahat olan
- abat etmek (veya eylemek)
bayındır duruma getirmek
- abat olmak
rahata kavuşmak, gönenmek
- abayı sermek
istenilmediği hâlde teklifsizce yerleşmek
- abayı yakmak
birine aşırı bir biçimde gönül vermek, tutulmak, âşık olmak
- Abaza
Gürcistan’ın kuzeybatısında, Karadeniz’in doğusunda yaşayan halktan veya bu halkın soyundan olan kimse; Abhaz
- Abaza peyniri
İnek sütünden yapılan ve yassı biçimde dilimlenen bir kaşar peyniri türü; Abhaz peyniri
- Abazaca
Abazalar tarafından kullanılan dil; Abhazca
- abazan
Uzun süre cinsel ilişkide bulunmayan (erkek)
- abazan kalmak
uzun süre cinsel ilişkide bulunmamak
- abazanlaşma
Abazanlaşmak durumu
- abazanlaşmak
Cinsel ilişkiden uzun süre uzak kalmış olmak
- abazanlık
Abazan olma durumu
- abaşo
Gemiyi baştan veya kıçtan halatla karaya bağlama
- abaşo babafingo
Çift babafingolardan altta olanı
- abaşo gabya
Çift gabyalardan altta olanı
- abaşo gabya yelkeni
Alt gabya yelkeni
- abaşo yakası
Yelkenlerin güverteye bakan yakası
- Abbas
"Yola çıkacak veya ölümü yaklaşan kimse" anlamlarındaki Abbas yolcu deyiminde geçen bir söz
- Abdal
Safeviler devrinde İran'da yaşayan Türk oymaklarından biri
- abdal
Dilenci kılıklı, üstü başı perişan kimse
- abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır
"görmemiş kimse rastlantı sonucunda layık olmadığı bir duruma kavuştuğunda, bu durum kendisinin gerçekten hakkıymış gibi aptalca böbürlenir" anlamında kullanılan bir söz
- abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz
"bir kimse sevdiği işi sürekli olarak yapmaktan bıkmaz" anlamında kullanılan bir söz
- abdal tekkede, hacı Mekke'de bulunur
"herkes kendisine yakışan ve uğraştığı işle ilgili olan yerdedir" anlamında kullanılan bir söz
- abdala "kar yağıyor" demişler, "titremeye hazırım" demiş
"varlıklılar için sıkıntı olabilecek bir durum, yoksullar için söz konusu bile olmaz" anlamında kullanılan bir söz
- abdala malum olur
bir şeyin olacağını önceden sezen kimseler için söylenen bir söz
- abdallık
Abdal olma durumu
- abdalımsı
Abdalı andıran, abdala benzer, abdal gibi
- abdalın dostluğu köy görününceye kadar
"çıkarı dolayısıyla yakınlık gösteren kimse, işini yürütecek başkalarını bulduğunda sizinle ilgisini keser" anlamında kullanılan bir söz
- abdalın karnı doyunca gözü pabucundadır (veya yolda olur)
"çıkarına düşkün kimselerin arkadaşlığı işi bitinceye kadardır" anlamında kullanılan bir söz
- abdest
İslam dinine göre namaz kılmak, Kur’an okumak, Kâbe’yi tavaf etmek gibi ibadetleri yerine getirebilmek için niyet ederek el, ağız, burun, yüz, kol ve ayakları yıkamak; baş, kulaklar ve boynun iki yanını meshetmek yoluyla arınma
- abdest almak
Müslümanlar namaz kılmak, Kur’an okumak, Kâbe’yi tavaf etmek gibi ibadetleri yerine getirebilmek için niyet ederek el, ağız, burun, yüz, kol ve ayakları yıkamak; baş, kulaklar ve boynun iki yanını meshetmek yoluyla arınmak
- abdest bozmak
idrar veya dışkı yapmak
- abdest fıçısı
Abdest almak için kullanılan, içerisine su doldurulmuş, musluklu fıçı
- abdest leğeni
Abdest alırken kullanılan, bakır vb.nden yapılmış küçük leğen
- abdest tazelemek
abdesti bozulmadığı hâlde yeniden abdest almak
- abdestbozan otu
Gülgillerden, almaşık yapraklı, yeşilimsi veya kan kırmızı çiçekler açan, idrar söktürmede ve kan dindirmede kullanılan bir bitki (Poterium spinosum)
- abdesti bozulmak
yeniden abdest alma gereği ortaya çıkmak
- abdesti gelmek
abdest bozmaya gereksinim duymak
- abdesti kaçmak
abdesti bozulmak
- abdestinde, namazında olmak
dindar olmak
- abdestinden şüphesi olmamak
yaptığı işte kusuru olmadığını kesin olarak bilmek
- abdestini vermek
birini azarlamak
- abdestli
Abdest almış (kimse)
- abdestlik
Abdest alınacak yer
- abdestlilik
Abdestli olma durumu
- abdestsiz
Abdest almamış olan (kimse)
- abdestsiz yere basmamak (veya adım atmamak)
dinî kurallara titizlikle bağlı olmak
- abdestsizlik
Abdestsiz olma durumu
- abdiâciz
Kişinin alçak gönüllülük göstermek amacıyla kendisini tanımlamak için söylediği bir söz
- abdülleziz
Akdeniz Bölgesi'nde ve Afrika'da yetişen, çok yıllık, yumrulu ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus)
- abe
Seslenmek ve dikkati çekmek için özellikle Rumeli'de kullanılan bir söz
- abece
Bir iş, bir dönem, bir hayat vb.nin başlangıcı
- abeci
Aptal, sersem denecek kadar saf, bön, ahmak, şaşkın (kimse)
- aberometre
Hassas denetim ve gözlemlerde hataları ölçmekte kullanılan aygıt
- abes
Gereksiz, yersiz, boş olan
- abes bulmak
gereksiz, saçma sapan olarak kabul etmek
- abes kaçmak
söz uygun düşmemek
- abesle iştigal etmek (veya uğraşmak)
yersiz, yararsız işlerle vakit öldürmek
- abeslik
Abes olma durumu
- abis
Deniz ve okyanus sularında güneş ışığının ulaşamadığı derin yerler
- abiş
Madenleri toz hâline getirmeye yarayan küçük, çelik havan
- abla
Bir kimsenin kendisinden büyük olan kız kardeşi; aba, bacı
- ablak
Yayvan ve dolgun (yüz)
- ablaklık
Ablak olma durumu
- ablakça
Ablak gibi, biraz ablak
- ablalık
Abla olma durumu
- ablalık etmek (veya yapmak)
abla gibi yakın ve koruyucu davranışlarda bulunmak
- ablatya
Geniş ve dar gözlü olmak üzere iki türü bulunan bir balık ağı türü
- ablavut
Bön, aptal, sersem (kimse)
- ablavutlaşma
Ablavutlaşmak durumu
- ablavutlaşmak
Ablavut duruma gelmek
- ablavutluk
Ablavut olma durumu
- abli
Yatay serenlerin ucuna bağlı bulunan ve bunları sağa, sola veya ortaya çevirmek için yararlanılan halat veya palanga
- abliyi kaçırmak (veya bırakmak veya koyuvermek)
soğukkanlılığını yitirip davranışlarını denetleyememek
- abluka altında tutmak
kuşatmayı sürdürmek
- abluka etmek (veya ablukaya almak)
kuşatmak
- ablukayı kaldırmak
kuşatma uygulamasından vazgeçmek
- ablukayı yarmak
kuşatılan bölgeden zor kullanarak dışarı çıkmak
- abo
Şaşma, hayret ve korku bildiren bir söz; abu
- abone
Bir şeyi sürekli olarak kullanmak için hizmeti verenle sözleşme yapan kimse; sürdürümcü
- abone etmek
bir şeyi belli bir süre için almasını sağlamak, sürdürümlemek
- abone olmak
bir şeyi belli bir süre için peşin para ile almayı önceden üstlenmek, sürdürümlenmek
- abonelik
Abone olma durumu
- abonman
Bir satıcı veya kamu kuruluşu ile alıcılar arasında yapılan anlaşma; sürdürüm
- aborda
Bir deniz teknesinin başka bir tekneye, bir iskeleye veya bir rıhtıma yanını vererek yanaşması
- aborda etmek
gemi yanlamasına yanaşmak
- aborda olmak
gemi bordasını tamamen vererek başka bir gemiye, iskeleye veya rıhtıma yanaşmak
- Aborjin
Avustralya yerlisi
- abosa
Gemide hareket hâlindeki halatın veya zincirin bir an durdurulması için verilen komut
- abosa etmek
bir aletin çalışmasını durdurmak
- abra
Bir değiş tokuşta üste verilen şey
- abrakadabra
Eski çağlarda bazı hastalıklara iyi geldiğine inanılan büyülü söz
- abrama
Abramak işi
- abramak
Fırtınalı havalarda gemiyi ustalıkla yönetmek
- abraş
Alaca benekli
- abraşlık
Abraş olma durumu
- absent
Pelinden yapılan sert bir içki
- absentizm
Çok miktarda absent içmekten ileri gelen hastalık; pelin zehirlenmesi
- absorbe etmek
soğurmak
- absorbe olmak
soğurulmak
- absürtlük
Herhangi bir yaratıcı olmadığından insanlığın evrende bir anlam bulmasına yönelik uğraşlarının boşa bir çaba olduğunu ve önünde sonunda bu anlamsız uğraşının başarısız olacağını savunan düşünce akımı; absürdizm
- abuk sabuk
Saçma bir biçimde
- abuk sabuk konuşmak
ne söylediğini bilmeden, düşüncesiz, tutarsız konuşmak
- abukça
Saçma bir biçimde
- abullabut
Söz ve davranışlarında incelikten yoksun olan (kimse)
- abullabutluk
Abullabut olma durumu
- abullabutluk etmek
kaba saba davranışlar içinde olmak
- abur cubur
Yararı gözetilmeksizin rastgele yenilen şeyler
- abur cuburluk
Abur cubur olma durumu
- abus
Çatık, asık (yüz)
- abuslaşma
Abuslaşmak durumu
- abuslaşmak
Suratı asılmak, somurtkan bir hâl almak
- abusluk
Abus olma durumu
- abuzambak
Garip sözler söyleyen, tuhaf hareketlerde bulunan (kimse)
- abıhayat
Efsanelere göre içen kimseye ölümsüzlük sağladığına inanılan bir su; bengi su, dirim suyu
- abıhayat içmiş
yaşı çok ilerlemiş olmasına karşın genç görünen (kimse)
- abıkevser
Cennette bulunduğuna inanılan ırmak, havuz veya çeşmenin suyu
- Ac
Aktinyum elementinin simgesi
- acaba
Merak, kararsızlık veya kuşku anlatan bir söz; acep
- Acar
Güneybatı Kafkasya'nın Türkiye sınırına yakın bölgesinde yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Acara
- acar
Güçlü ve becerikli, çevik, enerjik olan
- acarlaşma
Acarlaşmak durumu
- acarlaşmak
Acar duruma gelmek
- Acarlık
Acar halkından olma durumu
- acarlık
Acar olma durumu
- acayibine gitmek
yadırgamak, tuhafına gitmek
- acayip
Sağduyuya, göreneğe, olağana aykırı, yadırganan; yabansı, garip, tuhaf
- acayip olmak
yadırganacak bir duruma gelmek
- acayipleşebilme
Acayipleşebilmek durumu
- acayipleşebilmek
Acayipleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- acayipleşiverme
Acayipleşivermek durumu
- acayipleşivermek
Çabucak acayipleşmek
- acayipleşme
Acayipleşmek durumu
- acayipleşmek
Başkalaşmak, yadırganacak bir duruma gelmek
- acayipleştirme
Acayipleştirmek işi
- acayipleştirmek
Yadırganacak bir duruma getirmek
- acayiplik
Acayip olma durumu; yabansılık, gariplik, tuhaflık
- accelerando
Tempoyu aşamalı bir şekilde hızlandırarak
- acele
Hızlı yapılan; çabuk, tez (I), ivedi, becit, müstacel, şitap
- acele etmek
çabuk davranmak, ivmek
- acele ile menzil alınmaz
"ivmekle daha çabuk sonuç alınır sanılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- acele işe şeytan karışır
düşünüp taşınmadan ivedi olarak yapılan işten iyi sonuç alınamayacağını anlatan bir söz
- acele posta
Özel ücreti olan ve alıcısına hızlı bir biçimde teslim edilen posta
- acele yürüyen yolda kalır
"iş yaparken acele eden şaşırır, işini bitiremez" anlamında kullanılan bir söz
- aceleci
Tez iş gören, çabuk davranan; canı tez, farfara, fırtına gibi, içi tez, evgin, ivecen, iveğen, kıvrak, sabırsız, tez canlı, telaşlı, acul
- acelecilik
Aceleci olma durumu; ivecenlik, tez canlılık
- acelesi olmak
hızlı hareket etme durumunda olmak
- aceleye gelmek
bir iş yapılırken zaman yetersizliğinden dolayı gereken önem verilememek
- aceleye getirmek
bir işi üstünkörü, özenmeden yapmak
- Acem
İran’da yaşayan Fars kökenli kimse
- acem
Klasik Türk müziğinde kullanılan birleşik bir makam
- Acem aslanı
Gösterişten ibaret, sahte kahraman
- Acem ağzı
İran'da yaşayan Türklerin veya İran'dan Türkiye'ye gelmiş Türkmen ve Azeri toplulukların geleneksel müzik icralarında kullandıkları üslup
- Acem gömleği
Belden büzgülü, dizlere kadar inen, kalın kumaştan, düz koyu renkli bir tür gömlek
- Acem halayı
Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da oynanan bir halk oyunu
- Acem işi
Farslara özgü olan
- Acem külahı
Siyah kuzu derisinden yapılan başlık
- Acem kılıcı
İki tarafı keskin olan kılıç
- Acem kılıcı gibi
her iki tarafı da idare edebilen, güvenilmez (kimse)
- Acem lalesi
Taşkırangillerden, turuncu ve sarı çiçekler açan, yıllık ve çok yıllık türleri olan, saksıda ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi; güneştopu (Eschecholtzia californica)
- Acem pilavı
İçine safran ve zencefil eklenerek yapılan, İran usulü bir pilav türü
- Acem çapkını
Eskiden şehirlerin etrafında gezinti yapmak için kiralanan at
- acemaşiran
Klasik Türk müziğinde kullanılan şet makamlarından biri
- acemborusu
Canlı kırmızı renkli çiçek açan, uzun boylu bir tür süs bitkisi (Bignonia radicams)
- acembuselik
Klasik Türk müziğinde acem makamı ile buselik beşlisinin birleşmesinden oluşan birleşik bir makam
- Acemce
Bu dille yazılmış olan
- acemi
Bir işin yabancısı olan, eli işe alışmamış, bir işi beceremeyen
- acemi ağası
Hareme yeni alınan cariyelerin ağası
- acemi birliği
Acemi askerlere eğitim yaptırılan yer
- acemi er
Askere yeni alınan ve eğitim dönemini henüz tamamlamamış er; kuş
- acemi katır kapı önünde yük indirir
"beceriksiz ve anlayışsız kişi, kendisine yaptırılan işi en önemli yerinde bırakır" anlamında kullanılan bir söz
- acemi nalbant gâvur eşeğinde öğrenir
"mesleğinde ustalaşmamış kimse, ilk denemelerini değersiz malzeme üzerine yapar" anlamında kullanılan bir söz
- acemi ocağı
Osmanlı ordusuna kapı kulu eri yetiştirmek için kurulan okul
- acemi oğlanı
Yeniçeri Ocağı'nda yetiştirilmek üzere tutsaklardan veya Hristiyanlardan devşirme yoluyla toplanan çocuk
- acemi çaylak
Deneyimsiz, toy, beceriksiz kimse
- acemice
Acemi bir biçimde; acemicesine, toyca
- acemileşebilme
Acemileşebilmek durumu
- acemileşebilmek
Acemileşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- acemileşiverme
Acemileşivermek durumu
- acemileşivermek
Acemi olmamasına karşın acemi gibi davranmak
- acemileşme
Acemileşmek durumu
- acemileşmek
Beceriksizlik göstermek
- acemilik
Acemi olma durumu
- acemilik etmek
deneyimli olmasına karşın acemice davranmak
- acemilik çekmek
alışamadığı bir işte zorluk çekmek
- acemkürdi
Klasik Türk müziğinde acem ile kürdi makamlarının birleşmesinden meydana gelen birleşik bir makam
- Acemleşme
Acemleşmek durumu; Farslaşma
- Acemleşmek
Acemlere özgü yaşayış tarzını benimsemek; Farslaşmak
- Acemleştirilme
Acemleştirilmek işi; Farslaştırılma
- Acemleştirilmek
Acemleştirme işi yapılmak; Farslaştırılmak
- Acemleştirme
Acemleştirmek işi; Farslaştırma
- Acemleştirmek
Acemlere özgü yaşayış tarzını benimsetmek; Farslaştırmak
- acente
Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş
- acentelik
Acentenin yaptığı iş
- aceze
Âcizler, âciz kimseler
- acibe
Görülmemiş, alışılmamış, şaşılacak veya yadırganacak şey
- acil
Hemen yapılması gereken; ivedi, ivedili, evgin, müstacel
- acil ihtiyaç kredisi
Bankalar tarafından müşterilerine acil durumlar için kullandırılan kredi
- acil servis
Sağlık kuruluşlarında acilen bakılması gereken hastaların ilk bakımlarının yapıldığı yer
- acil şifalar dilemek
hastanın kısa sürede iyileşmesi dileğinde bulunmak
- aciliyet
İvedi olma durumu
- acillik
Acil olma durumu
- acip
Şaşırtıcı, tuhaf, çok acayip olan
- aciz içinde olmak
gücü yetmemek, becerememek
- acube
Tuhaf kimse
- acul
Hızlı hareket eden
- aculluk
Acul olma durumu
- acur
Kabakgillerden, Ege ve Güneydoğu Anadolu’da yetişen, kabuğu çizgili ve tüylü, yeşil veya sarımtırak, üzeri yeşil lekeli, bir yıllık, otsu, irice bir meyve (Cucumis flexuosus)
- acuze
Huysuz, yaşlı kadın
- acve
Medine'de yetişen, koyu renkli, tombul çekirdekli iyi cins bir tür hurma
- acyo
Herhangi bir paranın gerçek değeriyle sürüm değeri arasında veya bir ticaret senedinin üzerinde yazılı miktar ile indirimden sonraki tutarı arasında doğan fark
- acyocu
Borsa veya piyasada tahvil için çeşitli hileler uygulayan, dolaplar çeviren kimse
- acyoculuk
Acyocu olma durumu
- acze düşmek
çaresiz kalmak, elinden bir şey gelmemek
- acı
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
- acı (veya acılar) görmek
kötü günler yaşamak
- acı acı
Üzüntülü bir biçimde, dokunaklı olarak
- acı acıyı keser, su sancıyı
"bir güçlüğü yenmek için başka bir güç yola başvurulmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- acı ağaç
Sedef otugillerden, sıcak ülkelerde yetişen, kabuğu ve odunu hekimlikte kullanılan küçük bir ağaç; kavasya (Quassia amara)
- acı badem
Gülgillerden, dikenli veya dikensiz, meyvelerinin kabukları kalın, çekirdekleri küçük olan bir tür badem ağacı (Amygdalus amara)
- acı badem kurabiyesi
Toz şeker, pirinç unu, öğütülmüş acı badem, yumurta beyazı ile yapılan ve üzerine acı badem konularak fırında pişirilen bir tür kurabiye
- acı balık
Sazangillerden, Avrupa'da ve ülkemiz göllerinde yaşayan, 8-10 santimetre uzunluğunda bir balık; gördek (Rhodeus amarus)
- acı ceviz
Genellikle Kuzey Amerika'da yetişen, güzel görünüşlü bir tür ceviz
- acı fren
Hızla yapılan ve şiddetli bir ses çıkaran fren
- acı gelmek
dokunmak, kırmak, üzmek
- acı gerçek
İstenmediği hâlde karşılaşılan sıkıntılı durum
- acı haber
Genellikle felaket veya ölüm bildiren söz veya haber
- acı kuvvet
Sert, etkili, zorlu kuvvet
- acı kök
Lohusa otu köklerinin kurutularak dövülmesiyle elde edilen acı bir toz
- acı kılmak
tadını acılaştırmak
- acı marul
Birleşikgillerden, tadı acı, yaprakları dişli, sürgününden çıkan sütü uyuşturucu ve yatıştırıcı olarak kullanılan iki yıllık bir bitki (Lactuca virosa)
- acı ot
Kuzey Anadolu dağlarının ormanlarında yetişen, toprak altında bilek kalınlığında kökü bulunan çok yıllık ve otsu bir bitki (Tamus communis)
- acı patlıcanı kırağı çalmaz
"herhangi bir duruma alışkın olan kimseyi benzer kötü durumlar etkilemez" anlamında kullanılan bir söz
- acı su
İçindeki minerallerin etkisiyle tadı sert olan kuyu veya pınar suyu
- acı söylemek
olumsuz bir davranış karşısında gerçeği olduğu gibi söylemek
- acı söz
Kişinin onuruna dokunan, gönlünü inciten söz
- acı söz insanı dininden çıkarır
"insanın gururunu inciten söz, o kimseyi kötü davranışlarda bulunmaya yöneltir" anlamında kullanılan bir söz
- acı vermek
birinin üzülmesine sebep olmak, incitmek
- acı yeşil
Çarpıcı, göz alıcı yeşil
- acı yonca
Kızılkantarongillerden, bataklık yerlerde yetişen, kötü kokulu ve çok acı olan yaprakları hekimlikte kullanılan bir bitki (Menyanthes trifoliata)
- acı çekmek (veya duymak)
ağrı, sızı duymak
- acı çiğdem
Zambakgillerden, 10-30 santimetre boyunda, şerit yapraklı ve açık renk çiçekli, tohumları romatizma tedavisinde kullanılan zehirli bir tür çiğdem; güz çiğdemi (Colchicum autumnale)
- acı çürüklük
Meyve ağaçlarında, özellikle elmalarda görülen bir mantar hastalığı
- acıca
Oldukça acı
- Acıgöl
Nevşehir iline bağlı ilçelerden biri
- acıkabilme
Acıkabilmek işi
- acıkabilmek
Acıkma ihtimali veya imkânı bulunmak
- acıkan doymam, susayan kanmam sanır
"bir şeyi uzun süre elde edemeyen kimse, daha sonra o şeyden ne kadar çok edinirse edinsin yine kendisine yetmeyeceği kanısında bulunur" anlamında kullanılan bir söz
- acıkan ne olsa yer, acıyan ne olsa söyler
"geçim sıkıntısı yaşayan kimse sıkıntısını gidermek için türlü yollara başvurur, canı yanan ise sonunu düşünmeden ağzına geleni söyler" anlamında kullanılan bir söz
- acıkara
Sık, yuvarlak ve küçük taneli bir tür ekşi üzüm
- acıklı
Acındıracak, acı verecek nitelikte olan; elim, koygun, dramatik
- acıklı başta akıl olmaz
"büyük sıkıntılar içinde bulunanlar mantık dışı işler yapabilirler" anlamında kullanılan bir söz
- acıklı komedi
Trajediye özgü ciddi ve acı verici olaylarla geleneksel olarak komediye özgü yöntemlerin içinde karşıtlaştığı tiyatro eseri; trajikomedi
- acıklılık
Acıklı olma durumu
- acıkma
Acıkmak işi
- acıkmak
Yemek yeme gereksinimi duymak
- acıkmış kudurmuştan beterdir
"uzun süre bir nesnenin yokluğunu çeken kimse, onu gördüğünde büyük bir istekle ona saldırır" anlamında kullanılan bir söz
- acıktırma
Acıktırmak işi
- acıktırmak
Açlık duymasına sebep olmak
- acıkılma
Acıkılmak işi
- acıkılmak
Acıkma işine konu olmak
- acıkıverme
Acıkıvermek durumu
- acıkıvermek
Çabucak acıkmak
- acıkış
Acıkmak durumu
- acılanma
Acılanmak durumu
- acılanmak
Tadı acı olmak, acı duruma gelmek
- acılaşabilme
Acılaşabilmek işi
- acılaşabilmek
Acılaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- acılaşma
Acılaşmak durumu
- acılaşmak
Tadı bozulmak; acımak
- acılaştırabilme
Acılaştırabilmek işi
- acılaştırabilmek
Acılaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- acılaştırma
Acılaştırmak işi veya durumu
- acılaştırmak
Acı bir duruma getirmek
- acılaştırılma
Acılaştırılmak işi veya durumu
- acılaştırılmak
Acı duruma getirilmek
- acılaşıverme
Acılaşıvermek durumu
- acılaşıvermek
Çabucak acılaşmak
- acılı
Acı katılmış olan
- acılık
Acı olma durumu; meraret
- acılılık
Acılı olma durumu
- acıma
Acımak durumu
- acıma duygusu
Kişinin karşılaştığı üzücü herhangi bir durum üzerine acıma duyması; acıma hissi
- acımak
Acılı, ağrılı olmak
- acımasız
Acıma duygusu olmayan; zalimce
- acımasızca
Acımasız olarak, acımasız bir biçimde; acımasızcasına, zalimce, zalimcesine, zalimane
- acımasızlaşabilme
Acımasızlaşabilmek durumu
- acımasızlaşabilmek
Acımasız duruma gelme ihtimali veya imkânı bulunmak
- acımasızlaşma
Acımasızlaşmak durumu
- acımasızlaşmak
Acımasız duruma gelmek, acımamak
- acımasızlık
Acımasız olma durumu; vahşet
- acımsama
Acımsamak durumu
- acımsamak
Acır gibi olmak, biraz acımak
- acımsı
Acıyı andıran, acıya benzeyen, acı gibi; acımtırak
- acımsılık
Acımsı olma durumu; acımtıraklık
- acından kimse ölmemiş
"kişi yoksul olabilir, işsiz ve parasız kalabilir ama aç kalamaz, mutlaka bir geçim yolu bulur" anlamında kullanılan bir söz
- acından ölmek
çok acıkmak
- acındırabilme
Acındırabilmek işi
- acındırabilmek
Acındırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- acındırma
Acındırmak işi
- acındırmak
Birinin acımasına yol açmak, birini merhamete getirmek
- acındırılma
Acındırılmak işi
- acındırılmak
Acındırma işine konu olmak
- acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur
"koruduğunuz kimsenin sürekli acınmasına izin verirseniz arsız olur, emeğinin karşılığını tam olarak vermediğiniz kişi de hırsız olur" anlamında kullanılan bir söz
- acındırış
Acındırmak işi
- acınma
Acınmak durumu
- acınmak
Başkalarının merhametine muhtaç duruma düşmek
- acınılma
Acınılmak işi
- acınılmak
Acınma işine konu olmak
- acınış
Acınmak işi
- Acıpayam
Denizli iline bağlı ilçelerden biri
- acırak
Az acı
- acısı içine (veya yüreğine) çökmek (veya işlemek)
bir şeyin acısını derinden duymak
- acısı ortaya çıkmak
olumsuz sonucu yavaş yavaş ortaya çıkmak
- acısı çıkmak
bir şeyin olumsuz, kötü sonucu bir süre sonra ortaya çıkmak
- acısına dayanamamak
bir kimse, bir yakınının ölümünden, kaybından büyük üzüntü duymak
- acısını almak
sıkıntısını, üzüntüsünü azaltmak
- acısını bağrına (veya içine) basmak (veya gömmek)
bir üzüntüye, sıkıntıya yakınmadan katlanmak
- acısını görmek
bir yakınının ölümünü görmek
- acısını çekmek
yapılan yanlış bir işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntü içinde bulunmak
- acısını çıkarmak
acılığını yok etmek
- acısıyla tatlısıyla
Hayatta karşılaşılabilen iyi kötü bütün yönleriyle
- acısız
Tadı acı olmayan
- acısızlık
Acısız olma durumu
- acıtabilme
Acıtabilmek işi
- acıtabilmek
Acıtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- acıtma
Acıtmak işi
- acıtmak
Acılık vermek
- acıtılma
Acıtılmak işi
- acıtılmak
Acıtma işine konu olmak
- acıtıverme
Acıtıvermek işi
- acıtıvermek
Çabucak acıtmak
- acıtış
Acıtmak işi
- acıyabilme
Acıyabilmek durumu
- acıyabilmek
Acıma ihtimali veya imkânı bulunmak
- acıyan uyumuş, acıkan uyumamış
“her türlü sıkıntıya katlanılır, açlığa katlanılmaz” anlamında kullanılan bir söz
- acıyış
Acımak durumu
- ad
Bir kimseyi, bir şeyi anlatmaya, tanımlamaya, açıklamaya, bildirmeye yarayan söz; isim, nam
- ad almak
kendisine ad verilmek
- ad bilimci
Ad bilimi ile uğraşan kimse
- ad bilimi
Dil biliminin özel adlar üzerinde duran ve onları köken bilgisi, tarihsel gelişim, dil ve kültür sorunları açısından inceleyen dalı
- ad bilimsel
Ad bilimi ile ilgili
- ad cümlesi
Yüklemi ad soyundan olan veya ek-fiille kurulan cümle; isim cümlesi, ad tümcesi
- ad durumu
Adın doğrudan doğruya veya ekler ve edatlar aracılığıyla fiille ilgi kurması durumu; isim durumu, isim hâli
- ad gövdesi
Ad veya fiil köklerinden eklerle türetilmiş ancak günümüzde kökü ve eki tanınamayacak biçimde bütünleşmiş ad; isim gövdesi: burun, ayak; kayır-mak, esirge-mek vb
- ad koymak
adlandırmak
- ad kökü
Bir adın yapı bakımından bölünemeyen, anlamlı en küçük parçası; isim kökü
- ad takmak
adlandırmak
- ad tamlaması
İyelik ilgisi ile birbirine bağlanmış, iki veya daha çok kelime ile kurulmuş, belirtili veya belirtisiz biçimleri olan tamlama; isim tamlaması: bahçe kapısı, bahçenin duvarı, bahçe duvarının taşları vb
- ad vermek
adlandırmak
- ad yapmak
bir alanda ün kazanmak, ün almak
- ad çekimi
Adlara durum ve iyelik eklerinin getirilmesi; isim çekimi
- ad çekmek
iki veya daha çok aday arasında bir sıralama, bir ayırma yapılacağı zaman her birinde bir tek ad yazılı kâğıtları bir araya getirip karıştırdıktan sonra birini çekerek veya özel bir bilgisayar yazılımıyla adları belirlemek
- ad çekmeye girmek
kuraya tabi olmak
- ad öbeği
Cümlede asıl ögesi ad olan öbek
- ad-fiil
Fiilden -mak, -ma veya -ış ekleriyle yapılan geçici ad; ad-eylem, eylemlik, isim-fiil, mastar (I)
- ada
Deniz veya göl suları ile çevrili kara parçası; cezire
- ada bana, adayım sana
"sen bir kimse için fedakârlıkta bulunursan o da senin için fedakârlıkta bulunur" anlamında kullanılan bir söz
- ada gibi
pek büyük (gemi)
- ada soğanı
Zambakgillerden, soğanından ilaç olarak yararlanılan birtakım maddeler elde edilen çok yıllık bir bitki; aksoğan (Urginea maritima)
- ada tavşanı
Evcil cinsleri de olan, tavşana yakın bir kemirici memeli; yaban tavşanı (Oryctolagus cuniculus)
- ada tepe
Aşınma sonucu oluşmuş düzlük alanlar üzerinde bir ada gibi yükselen tepe
- ada tezgâh
Mutfağın ortasında, bir bölümü masa olarak da kullanılabilen, alt kısmında dolap veya çekmece bulunan, dört tarafı açık, adaya benzer mutfak tezgâhı
- ada çayı
Ballıbabagillerden, yurdumuzda çok yetişen tüylü ve beyazımtırak yaprakları olan güzel kokulu bir bitki; dağ çayı (Salvia officinalis)
- adacyo
Yavaş, ağır bir biçimde çalınan beste
- adacık
Küçük ada
- adak
Adanılan şey; nezir
- adak adamak
bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kurban kesip yoksullara dağıtmak veya kutsal olduğuna inanılan bir güce niyette bulunmak
- adaklama
Adaklamak işi
- adaklamak
Küçük çocuk yürümeye başlamak
- adaklanma
Adaklanmak işi
- adaklanmak
Adına adak adanmak
- Adaklı
Bingöl iline bağlı ilçelerden biri
- adaklı
Adağı olan, adak adamış olan
- adaklık
Adak adanan yer
- adaksız
Adağı olmayan, adak adamamış olan
- Adalar
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri
- adalat
Kaslar
- adalet
Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme
- adalet dağıtmak
kanunların saydığı hakları sahiplerine vermek
- adalet kapısı
Hak ve hukukun aranacağı yer
- adalet sarayı
Mahkemelerin bulunduğu büyük yapı
- adalete teslim etmek
sanığı, adalet işleriyle uğraşan kuruluşa götürmek
- adalete teslim olmak
sanık, adalet işleriyle uğraşan kuruluşa gidip hakkında gerekli işlemin yapılmasını istemek
- adaletine sığınmak
birinden anlayış, hoşgörü, yakınlık beklemek
- adaletlilik
Adaletli olma durumu
- adaletsiz
Adalete aykırı düşen (şey)
- adaletsizce
Adaletsiz bir biçimde
- adaletsizlik
Adalete aykırı olma durumu
- adalı
Ada halkından olan (kimse)
- adalılık
Adalı olma durumu
- adam
Erkek kişi; herif
- adam adama
Gölge gibi izleyerek
- adam adama gerek olur
"insanların birbirlerine her zaman gereksinimleri olur" anlamında kullanılan bir söz
- adam adama savunma
Futbol, basketbol, hentbol vb. takım oyunlarında her bir rakip oyuncunun birer oyuncu tarafından kollanmasına, rahat hareket etmesinin engellemesine dayalı savunma biçimi
- adam adama yük değil, can gövdeye mülk değil
"konuğumuzdan veya yanımıza bir iş için gelen kimseden yüksünmemeliyiz çünkü onlar yanımızda sürekli olarak kalmazlar" anlamında kullanılan bir söz
- adam adamdan korkmaz, utanır
"insanları ahlaklı davranmaya iten korku değil, küçük görülme duygusudur" anlamında kullanılan bir söz
- adam adamı bir kez aldatır
"bir kimse başka bir kimseyi ancak bir kez aldatabilir, diğeri bir daha aldatmasına izin vermez" anlamında kullanılan bir söz
- adam almamak
son derece kalabalık olmak
- adam başına
Her bir bireye, her birine; kişi başına, adam başı
- adam beğenmemek
herkesi değersiz görmek
- adam boyu
Yaklaşık bir adam boyunda olan
- adam değilim
"herhangi bir durumun gerçekleşmemesi durumunda, kendisinin insan sayılamayacağı" anlamında kullanılan bir söz
- adam eksiltmek
futbolda, topla veya topsuz olarak rakip oyuncuları hareketli oyun bölgesinin dışında bırakmak
- adam etmek
eğitmek, yetiştirmek, topluma yararlı duruma getirmek
- adam gibi
terbiyeli, akıllı uslu
- adam gibi adam
her yönüyle örnek insan
- adam içine karışmak
bir topluluğa girmek, kendisine değer verilir olmak
- adam içine çıkamamak
utanç ve suçluluk duygusuyla insanların bulunduğu yerlere gidememek
- adam içine çıkmak
topluluğa karışmak, insanların bulunduğu yerlere gitmek, eşe dosta gitmek
- adam kullanmak
birini çalıştırmasını bilmek
- adam kılıklı
İnsan kılığına girmiş, insan görünüşlü olan
- adam kılığında
Görünüşü insana benzer biçimde veya insan özelliklerini taşır biçimde
- adam olacak çocuk bokundan belli olur
"bir kimsenin yeni başladığı işte usta olup olamayacağı ilk davranışlarından anlaşılır" anlamında kullanılan bir söz
- adam olana bir söz yeter
"anlayışlı olan kimse için bir şeyin bir kez söylenmesi yeterli olur" anlamında kullanılan bir söz
- adam olana çok bile
layık olmadığı, hak etmediği hâlde kişinin beklentisi daha fazla olduğu durumlarda kullanılan bir söz
- adam olmak
gelişmek, büyümek
- adam sanmak
karşısındakine olduğundan fazla değer verme yanlışına düşmek
- adam sarrafı
İnsanların karakterini çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse; insan sarrafı
- adam sen de!
bir işin önemsenmediğini anlatmak için söylenen bir söz
- adam sendeci
Önemsemeyen, vurdumduymaz davranışlar içinde olan
- adam sendecilik
Adam sendeci olma durumu
- adam sırasına geçmek (veya girmek)
daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir değeri yokken artık kendisine önem ve değer verilmek
- adam yerine (veya hesabına) koymak
adamdan saymak, varlığını kabul etmek
- adam yokluğunda
İşe yarar kimselerin bulunmadığı durumda; adam kıtlığında
- adama
Adamak işi
- adama benzemek (veya dönmek)
giyim kuşamıyla, davranışlarıyla insana yakışır bir biçim almak
- adamak
Bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kutsal olduğuna inanılan bir güce niyette bulunmak; nezretmek
- adamak kolay, ödemek zordur
"söz vermek kolaydır ancak o sözü yerine getirmek zordur" anlamında kullanılan bir söz
- adamakla mal tükenmez
yardım sözle değil gerçekten fedakârlık yapılarak gerçekleştirilir
- adamakıllı
Gereğinden çok; bir güzel, bir temiz
- adamca
İnsana yaraşır bir biçimde; adamcasına
- adamcasına
Tam olarak, gerektiği gibi, eksiksiz bir biçimde
- adamcağız
Kendisine sevgi veya acıma duyulan erkek
- adamcı
Adam kayıran, kendi adamlarını tutan
- adamcık
Kendisine acınılan kimse
- adamcıl
İnsandan ürkmeyen, insana alışmış olan, insana sokulan, sıcakkanlı, munis
- adamcıllık
Adamcıl olma durumu
- adamcılık
Adamcı olma durumu
- adamdan saymak
bir kimseye gereğinden fazla değer vermek, saygı duymak
- adamlık etmek (veya yapmak)
birine iyilik etmek, iyi davranmak
- adamlık sende kalsın
"karşı taraf iyilik bilmese de sen yine iyilik et" anlamında kullanılan bir söz
- adamotu
Patlıcangillerden, geniş yapraklı, mavi çiçekli, meyveleri sarı, çok yıllık bir bitki; kankurutan, adamkökü, abdüsselam otu (Mandragora autumnalis)
- adamsız
Herhangi biri olmadan
- adamsızlık
Adamsız olma durumu
- adamı
bir işi en iyi yapan
- adamın adı çıkacağına canı çıksın
insanın adı çıkacağına canı çıksın
- adamın iyisi işbaşında (veya alışverişte) belli olur
"bir kişinin iyi ve becerikli olduğu yaptığı işlerden anlaşılır" anlamında kullanılan bir söz
- adamın kötüsü olmaz, meğer züğürt ola
"toplum içinde herkesin bir değeri vardır ancak züğürtlere değer verilmez" anlamında kullanılan bir söz
- adamın yere bakanından, suyun yavaş akanından kork
"duygu ve düşüncelerini açığa vurmayan sessiz insan yavaş akan derin su gibi tehlikelidir" anlamında kullanılan bir söz
- adamına göre
kişiler arasında ayrıcalık gözeterek
- Adana
Türkiye'nin Akdeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Adana kebabı
Elde kıyılan kıymaya bolca acı biber katıldıktan sonra hazırlanan harcın şişlere geçirilerek kömür ateşinde pişirilmesiyle yapılan bir yemek türü
- Adanalı
Adana ilinden olan kimse
- Adanalılık
Adanalı olma durumu
- adanma
Adanmak işi
- adanmak
Adama işine konu olmak
- adanmışlık
Adanmış olma durumu
- adanış
Adanmak işi
- Adapazarı
Sakarya iline bağlı ilçelerden biri
- adaptasyon
Uyum sağlama
- adapte
Uyarlanmış
- adapte etmek
uyarlamak
- adapte olmak
uymak, uyum sağlamak
- adapte olunmak
uyarlanmak
- adaptör
Bir aletin çapları birbirinden farklı olan parçalarından birini ötekine geçirebilmek için yararlanılan bağlayıcı
- adat
Töreler, âdetler
- adatma
Adatmak işi
- adatmak
Adama işini yaptırmak
- adatış
Adatmak işi
- aday
Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse
- aday adayı
Herhangi bir işi yapmak, bir görevi üstlenmek için adaylık aşamasını kazanmak amacıyla başvuran kimse
- aday göstermek
bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek, namzet göstermek
- aday olmak
herhangi bir işe alınmak veya seçilmek için istekli olmak
- adayabilme
Adayabilmek işi
- adayabilmek
Adama ihtimali veya imkânı bulunmak
- adayavrusu
İki veya üç çifte kürekli küçük balıkçı teknesi
- adaylık
Aday olma durumu; namzetlik
- adaylığını koymak
bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek
- adayış
Adamak işi
- adaş
Adları aynı olanlardan her biri
- adaşlık
Adaş olma, aynı adı taşıma durumu
- adcı
Adcılık öğretisine bağlı (kimse); isimci
- adcılık
Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş; isimcilik, nominalizm
- adezyon kuvveti
Yan yana duran veya sürtünen iki cismin molekülleri arasındaki çekiş kuvveti
- adi
Sıradan, hiçbir özelliği olmayan
- adi adım
Adımda uygunluk, beraberlik gerektirmeyen ve grup olarak yapılan bir yürüyüş türü
- adi defter
Bir işletmenin veya ticarethanenin yaptığı işlemlerinin, muhasebe kayıtlarının geçirildiği ticari defter
- adi palanga
Bir tekli ve bir çiftli makaradan oluşan palanga
- adi suçlu
Basit suçları işleyen kimse
- adi suçluluk
Adi suçlu olma durumu
- adi ıskarmoz
Teknenin küpeştesine takılan ve üzerine dolanan bir halat ile içinden sadece bir kürek geçebilen, birbirine yakın, iki ahşap çubuk
- adil
Adaletle iş gören, adaletten, doğruluktan ayrılmayan, hakkı yerine getiren; adaletli
- Adilcevaz
Bitlis iline bağlı ilçelerden biri
- adileşebilme
Adileşebilmek durumu
- adileşebilmek
Adileşme ihtimali bulunmak
- adileşiverme
Adileşivermek durumu
- adileşivermek
Çabucak adi bir duruma gelmek
- adileşme
Adileşmek durumu
- adileşmek
Adi bir duruma girmek
- adileştirme
Adileştirmek işi
- adileştirmek
Adileşmesine yol açmak
- adillik
Adil olma durumu
- adlandırabilme
Adlandırabilmek işi; isimlendirebilme
- adlandırabilmek
Adlandırma, ad verme ihtimali bulunmak; isimlendirebilmek
- adlandırma
Adlandırmak işi; isimlendirme
- adlandırmak
Çağırmak veya anmak için bir canlıya, bir yere, bir şeye ad vermek; ad koymak, ad takmak, ad vermek, anmak, isim koymak, isim takmak, isim vermek, isimlendirmek, tesmiye etmek
- adlandırılabilme
Adlandırılabilmek işi; isimlendirilebilme
- adlandırılabilmek
Adlandırılma, ad verilme ihtimali bulunmak; isimlendirilebilmek
- adlandırılma
Adlandırılmak işi; isimlendirilme
- adlandırılmak
Adlandırma işi yapılmak; isimlendirilmek
- adlandırılış
Adlandırılmak işi; isimlendiriliş
- adlandırım
Adlandırmak işi
- adlandırıverme
Adlandırıvermek işi; isimlendiriverme
- adlandırıvermek
Çabucak adlandırmak, ad koymak; isimlendirivermek
- adlandırış
Adlandırmak işi; isimlendiriş
- adlanma
Adlanmak durumu; isimlenme
- adlanmak
Kendisine ad verilmek; isimlenmek
- adlar dizgesi
Belli bir alan için bağlayıcı olan adlandırmaların bütünü; nomanklatür
- adlaşma
Adlaşmak durumu; isimleşme
- adlaşmak
Ad durumuna gelmek; isimleşmek
- adlaştırma
Adlaştırmak işi; isimleştirme
- adlaştırmak
Ad durumuna getirmek; isimleştirmek
- adli
Adaletle ilgili
- adli eczacılık
Eczacılık mesleği ve ilaçla tedavide karşılaşılan adli sorunlarla ilgili bilim dalı
- adli kontrol
Ceza yargılamasında şüpheli veya sanığın tutuklanarak cezaevine konması yerine, yurt dışına çıkma yasağı gibi belirli tedbirlerle serbest bırakılması
- adli makam
Adalet işlerinin görüldüğü ve sonuca bağlandığı yer; adli merci
- adli polis
Adliye içerisinde güvenliği sağlayıp cumhuriyet savcısına bağlı olarak çalışan kolluk gücü
- adli polislik
Adli polisin yaptığı iş
- adli sicil
Bir kimsenin adli bir suç işleyip işlemediği, böyle bir suçtan dolayı kesinleşmiş bir hâkim kararı bulunup bulunmadığı hususunda tutulan kayıt
- adli tabip
Adli tıpta görevli doktor
- adli tabiplik
Adli tabip olma durumu
- adli tatil
Kanunda belirlenen durumların dışında, hiçbir adli işlemin yapılmadığı süre
- adli tıp
Hekimliğin ölüm ve yaralanma vakalarında, şüpheli durumlarda veya hukuki süreçlerle ilgili olan tıbbi konuların aydınlatılması sırasında kanıtları bilimsel yolla toplayıp analiz eden dalı
- adli yıl
Mahkemelerin bir yıl içindeki çalışma süresi
- adli zabıta
Bir suç sonrası sanığı ve suç delillerini adli yetkililere sunan kolluk kuvveti
- adliye
Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kurumu
- adliye mahkemesi
Anayasa Mahkemesi, genel mahkemeler, idari mahkemeler dışında kalan ve denetim mahkemesi olan Yargıtay ile hüküm mahkemeleri; adalet mahkemesi
- adliye teşkilatı
Yargı organları ve bu organların birbirleriyle olan ilişkilerini, derecelerini, görev ve yetkilerini düzenleyen ve yürüten sistemin bütünü; adalet örgütü
- adlı
... adını taşıyan; isimli
- adlı adıyla
Herkesin bilip tanıdığı bir biçimde
- adlılık
Adlı olma durumu; isimlilik
- adrenalin
Hekimlikte damarları daraltma, bronşları açma, kanamaları kesme vb. amaçlarla kullanılan, kan şekerinin yükselmesine yol açan böbrek üstü bezlerinin salgısı
- adrenalini yükseltmek
korkusuzlaşmak
- adres
Herhangi bir kişi veya mekânın bulunduğu şehir, ilçe, mahalle, cadde, sokak, kapı veya daire numarasının belirtildiği bilgi; bulunak
- adres bırakmak (veya vermek)
arandığında bulunabileceği, oturduğu yeri bildirmek
- adres defteri
Adreslerin kaydedildiği defter; adres rehberi
- adres göstermek
birini hedef göstermek
- adres kartı
Üzerinde iletişim bilgilerinin yer aldığı kart
- adres kitabı
Genellikle belli bir iş veya meslekte olanların iş ve ev adreslerini toplu olarak gösteren kitap
- adres makinesi
Posta gönderilerinin üzerine adres bilgilerini basan alet
- adres çubuğu
Genel ağ tarayıcısının üst kısmında yer alan, genel ağ sayfalarının adres yolunun yazıldığı bölme; adres kutusu
- adrese teslim
Müşterinin adresinden alınıp alıcı adresine teslimi yapılan kargo hizmeti
- adresten alım
Müşterinin kargosunun adresinden alınması hizmeti
- adsal
Adla ilgili, ad niteliğinde olan
- adsız
Adı olmayan; isimsiz
- adsız sansız
Adı bilinmeyen
- adsızlık
Adsız olma durumu; isimsizlik
- adı (bile) olmamak
değeri olmamak
- adı batası (veya batasıca)
"yok olası" anlamında kullanılan bir ilenme sözü
- adı batmak
sevilmeyen bir şey veya kimse unutulmak, adı anılmaz olmak, artık sözü edilmemek
- adı belirsiz
Ünü olmayan, tanınmayan, kim ve ne olduğu bilinmeyen
- adı belirsizlik
Adı belirsiz olma durumu
- adı bile okunmamak
birine veya bir şeye hiç önem verilmemek
- adı deliye çıkmak
deli olmadığı hâlde deli olarak tanınmak
- adı duyulmak
tanınmak, ünlenmek
- adı geçmek
anılmak, söz konusu olmak, ismi geçmek
- adı gibi bilmek
çok iyi bilmek
- adı kaldırılmak
anılmaz olmak, silinip gitmek
- adı kalmak
bir kimse veya bir şey öldükten, ortadan çekildikten sonra dillerde yalnız adı dolaşmak
- adı karışmak
kötü bir işle birinin ilgisi bulunduğu söylenilmek
- adı kötüye çıkmak
ünü kötü olarak yayılmak
- adı olmak
gereksiz, yersiz ünü olmak
- adı sanı
Bir kimsenin kimliği
- adı sanı olmak
bilinmek, tanınmak, ünlü olmak
- adı sanı olmamak
kim olduğu bilinmemek
- adı var
beklenilen, istenilen özelliklere sahip olmayan
- adı çıkmak
kötü bir ün kazanmak
- adı çıkmış dokuza, inmez sekize
"birinin bir kere adı çıktıktan sonra onun hakkındaki yaygın inanç artık kolay kolay düzelemez" anlamında kullanılan bir söz
- adı üstünde
Adından da belli olduğu gibi
- adıl öncelleme
Anlatımda zamiri addan önce getirme
- adım
Yürümek için yapılan ayak atışlarının her biri
- adım (veya adımını) atmak
yürümek için ayağını öne doğru uzatıp basmak
- adım (veya adımını) atmamak
gitmemek, uğramamak
- adım adım
Belli bir sıra takip ederek; kademe kademe, basamak basamak
- adım adım gezmek
her tarafı dolaşıp görmek
- adım adım izlemek
zaman içinde aşama aşama izlemek
- adım cümlesi
Halk oyunundaki zayıf veya güçlü hareketler ile figürlerin birleşimi
- adımbaşı
Birbirine yakın yerlerde, sık aralıklarla
- adımlama
Adımlamak işi
- adımlamak
Adımla ölçmek
- adımlanma
Adımlanmak işi
- adımlanmak
Adımlama işi yapılmak
- adımlarını açmak
yürürken hızlanmak
- adımlarını seyrekleştirmek
hızlı yürürken yavaşlamak
- adımlarını sıklaştırmak
daha küçük ve çabuk adımlar atarak hızlı yürümek, ivmek, acele etmek
- adımlayabilme
Adımlayabilmek işi
- adımlayabilmek
Adımlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- adımlayış
Adımlamak işi
- adımlık
Adım uzunluğunda olan
- adımsayar
Yürüme sırasında başlangıç noktasından bitiş noktasına kadar atılan adımı ve mesafeyi ölçen alet veya bilişim uygulaması; pedometre
- adımını (veya adım) attırmamak
rahat davranmasını engellemek amacıyla sürekli olarak denetim altında bulundurmak
- adına
Bir şeyin veya bir kimsenin namına; hesabına
- adını ...-ye çıkarmak
bir kişinin sahip olmadığı niteliklerle tanınmasına yol açmak
- adını anmak
birinden, bir şeyden söz etmek
- adını ağzına abdestle almak
bir kişiyi anarken çok saygılı davranmak
- adını ağzına almamak
dargınlık, kırgınlık, kızgınlık vb. sebeplerle bir kimseden söz etmemek
- adını bağışlamak
kendi adını başka bir kimseye söylemek
- adını kirletmek (veya lekelemek)
birinin adının kötüye çıkmasına yol açmak
- adını koymak
karşılığını veya fiyatını kararlaştırmak
- adını taşımak
birinin adıyla anılmak
- adını vermek
birinin adını söylemek
- adını çıkarmak
kişi hakkında kötü bir niyetle asılsız söylentiler yaymak
- Adıyaman
Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Adıyamanlı
Adıyaman ilinden olan kimse
- Adıyamanlılık
Adıyamanlı olma durumu
- adıyla sanıyla
Bilinen ün ve niteliğiyle; ismiyle cismiyle
- aerobik
Sağlıklı bir vücuda sahip olmak için tempolu müzik eşliğinde yapılan bir jimnastik türü
- aerobik solunum
Hücrede yalnız moleküler oksijenin kullanıldığı bir solunum şekli
- aerodinamik
Hareket hâlinde olan bir cisim üzerinde havanın yarattığı etkiyi inceleyen bilim
- aeroloji
Atmosferin üst katmanlarını inceleyen bir bilim dalı
- aerolojik
Aeroloji ile ilgili
- af
Bir suç işleyeni, kusur veya hata yapanı bağışlama
- af buyurun!
"affedersiniz, affınızı rica ederim" anlamında kullanılan bir söz
- af dilemek (veya talep etmek)
işlenen hata veya suç için bağışlanmayı istemek
- af çıkarmak
bir suçun bağışlanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çıkarmak
- afacan
Zeki ve yaramaz (çocuk)
- afacanlaşma
Afacanlaşmak durumu
- afacanlaşmak
Yaramazlaşmak, yaramaz, ele avuca sığmaz duruma gelmek
- afacanlık
Afacan olma durumu
- afak
Ufuklar
- afaki
Gereksiz, önemsiz (söz)
- afal
Şaşkın, dağınık, ne yapacağını bilmez
- afal afal
Şaşkın bir biçimde
- afal afal bakmak
şaşkın bir biçimde bakmak
- afallama
Afallamak durumu
- afallamak
Şaşkınlıktan sersemleşmek
- afallatma
Afallatmak işi
- afallatmak
Şaşkınlığa düşürerek sersemleştirmek
- afallayış
Afallamak durumu
- afallaşma
Afallaşmak durumu
- afallaşmak
Şaşkınlık içinde kalmak, şaşırıp bir şey yapamaz olmak
- afallaştırma
Afallaştırmak işi
- afallaştırmak
Şaşkınlık içinde bırakmak, birini şaşırıp bir şey yapamaz duruma sokmak
- afat
Afetler
- aferin
Övme, takdir, beğenme vb. duyguları belirtmek için söylenen söz
- aferin almak
değerli görülüp beğenilmek
- afet
Çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım
- afet istasyonu
Afet zamanında yardım ve kurtarma malzemelerinin kolay dağıtılabilmesi için mahallelere yerleştirilen, ısıya, ışığa ve suya dayanaklı konteyner
- afetzede
Afete uğramış, afet görmüş kimse
- affa uğramak
bağışlanmak
- affedersin (veya affedersiniz)
özür dilemek için söylenen bir söz
- affetmek
Hoşgörü ile karşılamak; mazur görmek
- affetmişsin
"hiç de öyle değil, yanılıyorsun" anlamında kullanılan bir söz
- affettuoso
Bir parça yumuşak ve duygulu bir biçimde çalınarak
- affını dilemek (veya istemek veya istirham etmek)
bir iş veya görevi yerine getiremeyeceğini nezaketle bildirmek
- affınıza mağruren
affınıza sığınarak
- affınıza sığınarak
"hoşgörünüze güvenerek" anlamında kullanılan bir nezaket sözü
- Afgan
Afganistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Peştu
- afi
Karşıdakini etkilemek amacıyla sergilenen abartılı davranış
- afi kesmek (veya satmak veya yapmak)
birine karşı gösteriş yapmak
- afili
Karşıdakini etkilemek amacıyla abartılı davranış sergileyen
- afis
Gümüş balığının küçüğü
- afiyet
Ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli olma durumu
- afiyet (veya afiyet şeker) olsun
"ağız tadıyla yiyin'" anlamında söylenen bir iyi dilek sözü
- afiyet bulmak
ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli duruma gelmek
- afiyet üzere olmak
ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli yaşıyor olmak
- afiyetle
Ağız tadıyla, keyifli bir biçimde
- afiş
Bir şeyi duyurmak veya tanıtmak için hazırlanan, kalabalığın görebileceği yere asılmış, genellikle resimli duvar ilanı; ası
- afiş yutmak
yalana dolana kanmak
- afişe
"Açığa vurmak, belirtmek; duyurmak, dile düşürmek, reklam etmek; açıklamak" anlamlarındaki afişe etmek, "bir kimse bilinmeyen bir yönüyle tanınmak" anlamındaki afişe olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
- afişte kalmak
oyun ilgi görerek günlerce oynanmak
- afişçi
Afiş yapan veya asan kimse
- afişçilik
Afişçinin yaptığı iş
- aforoz
Hristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası
- aforoz etmek
aforozlamak
- aforozlama
Aforozlamak işi
- aforozlamak
Hristiyanlıkta bir Hristiyan'ın kiliseyle ilgisini kesmek; aforoz etmek
- aforozlanma
Aforozlanmak işi
- aforozlanmak
Aforozlama işi yapılmak
- aforozlu
Aforoz edilmiş, kovulmuş, uzaklaştırılmış
- afra tafra
Kendini üstün gösterme, üstünlük taslayış; afur tafur
- afra tafra yapmak
kendini üstün göstermek, böbürlenmek
- afralı tafralı
Kendini üstün gören, üstünlük taslayan; afurlu tafurlu
- Afrika
Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri
- Afrika domuzu
Çift parmaklılardan, kalın derili, Afrika'da yaşayan ve yaban domuzuna benzeyen bir hayvan (Phacochoerus aethiopicus)
- Afrika menekşesi
İki çeneklilerden, tüylü yapraklı, mor, pembe, beyaz renkli çiçekleri olan, evlerde saksıda yetiştirilen, çok yıllık bir süs bitkisi (Saintpaulia ionantha)
- Afrika çekirgesi
Değişik boyda ve renkte olan, genellikle kuzey Afrika'da ekilmemiş arazilerde rastlanan zararsız bir çekirge (Locusta migratona)
- Afrikalı
Afrika kökenli olan veya Afrika'da yaşayan kimse
- Afrikalılık
Afrikalı olma durumu
- afrodizyak
Cinsel duyguları veya isteği uyaran veya artıran madde
- aftos
Gönül eğlendirilen kimse
- afura tafura gelmemek
kendini üstün göstermekten, üstünlük taslamaktan hoşlanmamak
- afyon
Olgunlaşmamış haşhaş kapsüllerine yapılan çiziklerden sızan, güçlü bir zehir olmakla birlikte içinde morfin, kodein vb. uyuşturucular bulunan madde
- Afyon kaymağı
Genellikle daha yağlı, lezzetli ve dayanıklı olan manda sütünden ve inek sütünden elde edilen, Afyon yöresine özgü bir kaymak türü
- afyon ruhu
Karanfil, tarçın, safran, alkol ve afyon özü karışımından elde edilen, sakinleştirici olarak kullanılan afyon tentürü
- afyon sakızı
Haşhaş kapsülü çizildiğinde sızan, süte benzeyen, havayla temas ettiğinde yavaş yavaş koyu kahverengi bir renk alan sıvı
- afyon yutmak
uyuşturucu olarak afyon kullanmak
- afyon çekmek
keyif için afyon yutmak
- Afyonkarahisar
Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri; Afyon
- Afyonkarahisarlı
Afyonkarahisar ilinden olan kimse
- Afyonkarahisarlılık
Afyonkarahisarlı olma durumu
- afyonkeş
Keyif için afyon yutan veya çeken, afyon tiryakisi olan kimse; âdembaba
- afyonkeşlik
Afyonkeş olma durumu
- afyonlama
Afyonlamak işi
- afyonlamak
Afyon vererek uyuşturmak, uyutmak
- afyonlanma
Afyonlanmak işi
- afyonlanmak
Afyonlama işi yapılmak
- afyonlu
İçinde afyon bulunan
- afyonu başına vurmak
aşırı davranışlarda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptığını bilememek
- afyonu patlamak
ayılmak, kendine gelmek
- afyonunu patlatmak
kendi keyfine dalmış olan birini öfkelendirmek
- Afşar
Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri; Avşar
- Afşin
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
- Ag
Gümüş elementinin simgesi
- aganta
Çekilmekte veya bırakılmakta olan bir halatın veya zincirin kısa bir süre elde tutulup bırakılmaması için verilen emir
- agaragar
Deniz yosunlarından çıkarılan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanılan bir jelatin türü; jeloz
- agel
Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağladıkları, yünden örülmüş kalın çember bağ
- agitato
Batı müziğinde bir parçanın hızlı ve coşturucu bir tempo ile çalınacağını göstermek için nota üzerine yazılan terim
- aglütinin
Serumda meydana gelen ve pıhtılaşmaya sebep olan antikor
- agnostik
Bilinemezcilikle ilgili
- Agop
"Aptal aptal bakmak" anlamındaki Agop'un kazı gibi bakmak, “eline geçeni yalayıp yutmak” anlamındaki Agop’un kazı gibi yutmak (veya yemek), “kara kara düşünmek” anlamındaki Agop’un kazı gibi düşünmek deyimlerinde geçen bir söz
- agora
Yunan klasik devrinde, sitenin yönetim, politika ve ticaret işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan; halk meydanı
- agresiflik
Saldırgan olma durumu
- agu
Süt çocuklarının neşelendikleri zaman çıkardıkları ses
- agucuk
Süt çocuğunu sevmek için söylenen bir söz; agu
- agucuk bebek
Büyüdükleri hâlde kimi zaman bebekliğe özenen kimseler için alay yollu söylenen söz; agu bebek
- agulama
Agulamak işi; gığıldama
- agulamak
Bebek "agu" diye ses çıkarmak
- agâh olmak
bilgilenmek
- agâhlık
Agâh olma durumu
- ah
(a:h) Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme, sevgi vb. duygular anlatan bir söz
- ah alan onmaz
"kötülük ettiği için beddua alan iflah olmaz" anlamında kullanılan bir söz
- ah almak
birinin ilenmesini üstüne çekmek
- ah etmek
acı ile içini çekmek
- ah vah
Ağlayıp sızlanma; ahuvah
- ah vah etmek (veya demek)
ağlayıp sızlanmak
- ah yerde kalmaz
"kötülük cezasız kalmaz" anlamında kullanılan bir söz
- ah çekmek
derin bir keder veya özlemle içten gelerek ah demek
- ahali
Bir memleket, şehir veya semtte oturanların, yaşayanların hepsi; el (III), halk (I)
- ahar
Hattatların kâğıt cilalamak için kullandıkları nişasta ve yumurta akından yapılan özel bir karışım
- aharcı
Kâğıt aharlayan kimse
- aharlama
Aharlamak işi
- aharlamak
Ahar sürmek
- aharlı
Üzerine ahar sürülmüş olan
- ahbap
Kendisiyle yakın ilişki kurulup sevilen, sayılan kimse
- ahbap kusuruna bakan ahbapsız kalır
"dostların ufak tefek kusurlarına bakmamak gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- ahbap olmak
arkadaş olmak, dostluk kurmak, yakınlık kurmak
- ahbap çavuş ilişkisi
Karşılıklı çıkarları gözeterek kurulan yakın ilişki
- ahbap çavuşlar
Sürekli birlikte görülen ve birbirine çok bağlı olan arkadaşlar
- ahbap çıkmak
önceden tanışmış olmak
- ahbaplık
Ahbap olma durumu
- ahbaplık etmek
arkadaşlık etmek, arkadaşça konuşmak
- ahbapça
Samimi bir biçimde
- ahcar
Taşlar
- ahde vefa
devletlerin, katıldıkları uluslararası antlaşmalara devletler hukukuna göre uyma zorunluluğunda olduklarını belirten kural
- ahde vefa etmek
sözünde durmak
- ahdetme
Ahdetmek işi
- ahdetmek
Bir şeyi yapmak için kendi kendine söz vermek
- ahdî
Antlaşmaya göre olan, antlaşma gereği olan
- ahengi bozulmak
dirliği, düzeni bozulmak
- ahenk
Çalgılı eğlence
- ahenk almak
uyumlu duruma gelmek
- ahenk kurmak
uyuşma sağlamak, anlaşma sağlamak
- ahenk sağlamak
düzene sokmak, birliği sağlamak
- ahenk tahtası
Telli çalgılarda üzerine tellerin gerilmiş olduğu kapak tahtası
- ahenk vermek
düzeni, uyumu sağlamak
- ahenk yapmak
çalgılı eğlence düzenlemek
- ahenkli
Ahengi olan, kulağa hoş gelen; ahenktar
- ahenksiz
Kulağa hoş gelmeyen
- aheste
Yavaş, ağır bir biçimde
- ahestelik
Aheste olma durumu
- ahfat
Torunlar
- Ahfeş
"Söylenen sözü anlamadan kafa sallayarak onaylamak" anlamında Ahfeş'in keçisi gibi başını sallamak deyiminde geçen bir söz
- Ahi
Ahiliğe mensup kimse
- ahi
Bir kimsenin en çok sevdiği dostu, arkadaşı
- Ahilik
Kökleri eski Türk törelerine dayanan ve Anadolu'da yüksek bir gelişim gösteren esnaf, zanaatçı, çiftçi vb. bütün çalışma kollarını içine alan ocak
- ahir
Sıralamada sonuncu olan
- ahir vakit
İnsan ömrünün son yılları
- ahir zaman
Son zaman
- ahir ömürde
Ömrün sonunda, yaşadığı sürece
- ahiren
Son zamanlarda, son günlerde
- ahiret
Dinî inanışa göre, insanın öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağı ve Tanrı'ya hesap vereceği yer; öbür dünya, öteki dünya, ahret
- ahiret adamı
Dünya işlerinden el çekip sürekli ibadetle uğraşan kimse
- ahiret suali
Usandıracak kadar art arda sorulan soru
- ahireti boylamak
ölmek
- ahiretini yapmak (veya zenginleştirmek)
hayır işleri yaparak sevap kazanmak
- ahiretlik
Ahirete ilişkin, ahiret için
- ahirette on parmağı yakasında olmak
kendisine karşı sorumlu olan kimseden ahirette hesap sormak
- ahit
Kendi kendine söz vererek bir işi üzerine alma; ant
- ahitname
Antlaşma belgesi
- ahize
Sabit telefonların sesleri duymaya ve karşı tarafa iletmeye yarayan parçası
- ahkâm
Hükümler
- ahkâm kesmek
çekinmeden kesin yargılarda bulunmak
- ahkâm yürütmek
bir sözden kendi anlayışına göre sonuçlar çıkarmak
- ahkâm çıkarmak
kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak
- ahlaf
Bizden sonrakiler, gelecek kuşaklar, eslaf karşıtı
- ahlak
Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları; aktöre, sağtöre
- ahlak bilimci
Ahlak bilimi ile uğraşan kimse
- ahlak bilimi
Ahlak kavramının kapsadığı konuları inceleyen bilim; ilmiahlak, ahlakiyat, etik, etik bilimi
- ahlak bilimsel
Ahlak bilimi ile ilgili
- ahlak dışı
Genel ahlak kurallarına uygun olmayan; gayriahlaki
- ahlak masası
Emniyetin insan ticareti ve cinsel suçlarla mücadele eden birimi
- ahlak yasası
Ahlak işlerini belirleyen, uyulması ahlak açısından gerekli olan genel ve geçer kural
- ahlak zabıtası
Büyükşehir halkının sosyal ve sağlık durumunu koruyan, şehir düzeni için çalışan teşkilat
- ahlaki
Ahlaka uygun, ahlakla ilgili; aktöresel, sağtöresel, törel, etik
- ahlaki vazife
Kanunun zorlaması olmaksızın, doğru bilindiği için yapılması gereken işler
- ahlakilik
Topluluk yaşamını, insan davranışlarını düzenleyerek insanların birbirlerine ve topluma karşı ödevlerini belirleyen kural ve ölçüler bütünü; törellik
- ahlakiyat
Ahlakla ilgili konular, görüşler
- ahlaklı
Ahlak kurallarına bağlı, bunlara uygun davranan (kimse)
- ahlaklılık
Bir insanın veya bir insan grubunun iyi ve kötü açısından davranış biçimi ve ahlaki düşünüşü
- ahlaksız
Ahlak kurallarına uymayan
- ahlaksızca
Ahlaka aykırı olan
- ahlaksızlık
Ahlaksız olma durumu
- ahlaksızlık etmek
ahlaksızca davranmak
- ahlakça
Ahlak anlayışına göre, ahlak değerleri bakımından, ahlaken
- ahlakçı
Ahlak konularını inceleyen filozof veya bu konularla uğraşan kimse
- ahlakçılık
Ahlakı bir araç değil, bir amaç sayan öğreti; törelcilik, aktörecilik, moralizm
- ahlama
Ahlamak işi
- ahlamak
İç çekmek, ah etmek, ah çeker gibi ses çıkarmak
- Ahlat
Bitlis iline bağlı ilçelerden biri
- ahlat
Gülgillerden, kendi kendine yetişen, üzerine armut aşılanan ağaç; yaban armudu, dağ armudu, çakal armudu (Pyrus elaeagnifolia)
- ahlatıerbaa
Eski tıp anlayışında insanın kişiliğini oluşturduğuna inanılan bedendeki balgam, kan, safra ve sevda ögeleri; ahlat (II)
- ahlatın iyisini (dağda) ayılar yer
armudun iyisini ayılar yer
- ahlayış
Ahlamak işi
- ahmak
Aklını gereği gibi kullanamayan, anlama ve kavrama yetenekleri gelişmemiş (kimse)
- ahmak gelin yengeyi halayığı sanır
"ahmak kimse kendisini koruyup gözeten kişiye hizmetine verilmiş biri gözüyle bakar ve saygısız davranışlarıyla onun gönlünü kırarak hizmetinden yoksun kalır" anlamında kullanılan bir söz
- ahmak misafir ev sahibini ağırlar
"başkalarının görev ve yetkilerine karışmak ahmaklıktır" anlamında kullanılan bir söz
- ahmak yerine koymak
bir kimseye aptalmış gibi davranmak
- ahmaklaşabilme
Ahmaklaşabilmek işi
- ahmaklaşabilmek
Ahmaklaşma ihtimali bulunmak
- ahmaklaşma
Ahmaklaşmak durumu
- ahmaklaşmak
Aklını gereği gibi kullanamamak
- ahmaklaştırabilme
Ahmaklaştırabilmek işi
- ahmaklaştırabilmek
Ahmaklaştırma ihtimali bulunmak
- ahmaklaştırma
Ahmaklaştırmak işi
- ahmaklaştırmak
Ahmak durumuna getirmek
- ahmaklık
Ahmak olma durumu; hamakat
- ahmakça
Ahmağa yakışır, uygun (iş, hareket, tavır vb.)
- ahmağa yüz, abdala söz vermeye gelmez
"ahmağa gereğinden çok ilgi gösterir, abdala gereğinden çok söz hakkı verirseniz sizi çok uğraştırır" anlamında kullanılan bir söz
- Ahmetli
Manisa iline bağlı ilçelerden biri
- ahraz
Sağır ve dilsiz olan (kimse)
- ahrazlık
Ahraz olma durumu
- ahret evladı
Kan bağı olmaksızın manevi olarak evlat kabul edilen kimse
- ahret kardeşi
Kan bağı olmaksızın birbirlerini manevi olarak kardeş sayan kadınlardan her biri
- ahret kardeşliği
Ahret kardeşi olma durumu
- ahretlik
Ahret kardeşi olan kadınlardan her biri
- ahtapot
Kafadan bacaklılardan, dokunaçlı bir tür mürekkep balığı (Octopus)
- ahtapot gibi
sırnaşık, yapışkan (kimse)
- ahu
Güzel, ince, zarif (kadın)
- ahu bakışlı
Süzgün ve tatlı bakışlı (kadın); ceylan bakışlı
- ahu gibi
çok güzel, çekici
- ahu gözlü
Gözleri çok güzel olan (kadın); ceylan gözlü
- ahu parçası
Çok güzel, çekici (kadın)
- ahududu
Gülgillerden, böğürtleni andıran, çalı görünümünde, dikenli bir bitki (Rubus idaeus)
- ahunt
İran ve Azerbaycan’da din adamlarına verilen ad
- ahval
Durumlar, hâller, vaziyetler
- ahzükabz
Teslim alma
- ahı gitmek vahı kalmak
iyice zayıflamak, iş göremez duruma gelmek
- ahı tutmak
birinin ilenmeleri gerçekleşmek
- ahı yerde kalmamak
yaptığı ilenme er geç etkisini göstermek
- ahı çıkmak
yaptığı ilenme, etkisini göstermek
- ahım şahım
Beğenilecek, değer verilecek nitelikte
- ahım şahım olmamak
beğenilecek, değer verilecek nitelikte olmamak
- ahını almak
ah almak
- ahını yerde (veya birinde) koymamak (veya bırakmamak)
öcünü almak
- ahır
Evcil büyükbaş hayvanların barındığı kapalı yer; dam (I), hayvan damı
- ahıra çekmek
bir sürüyü ahıra kapamak, bir hayvanı ahıra bağlamak
- ahıra çevirmek
bir yeri pis, bakımsız, dağınık, harap, gürültülü duruma getirmek
- ahırdaş
Aynı at sahibine veya at ortaklığı bulunan kişilere ait olan, aynı koşuya katılan atlar; eküri
- ahırlama
Ahırlamak işi
- ahırlamak
Hayvan ahırda uzun süre kalıp hamlamak
- Ahırlı
Konya iline bağlı ilçelerden biri
- Ahıska Türkleri
Ana vatanları Gürcistan'ın Türkiye sınırlarına yakın Ahıska bölgesi olan, bugün Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelerde yaşayan Türk halkı; Mesket Türkleri
- ahşap
Ağaçtan, tahtadan yapılmış
- aidat
Dernek, kuruluş, kulüp üyelerinin belli sürelerde, belli miktarlarda ödedikleri para; ödenti
- aile
Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik; ev, familya
- aile adı
Bir aileye başkaları tarafından sonradan takılan, o ailenin bir özelliğinden kaynaklanan ad; aile ismi
- aile boyu
Büyük boy üretilmiş olan (içecek, atıştırmalık, kişisel bakım ürünleri vb.)
- aile bütçesi
Belirlenmiş bir süre için çalışanın hayat seviyesinde meydana gelen değişmeleri belirlemek amacıyla yapılan istatistik çalışması
- aile doktoru
Bir ailenin bireylerinin sağlık işleriyle özel olarak ilgilenen doktor; aile hekimi
- aile dostu
Ailece tanışılan ve yakın ilişki içinde olunan ahbap
- aile fotoğrafı
Aile bireylerinin bir arada bulunduğu fotoğraf
- aile gazinosu
Sadece evlilerin girebildiği ve birlikte eğlendikleri yer
- aile hayatı
Aile düzeni içerisinde sürdürülen hayat, aile olarak yaşama
- aile hekimi
Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis ve tedavi edici sağlık hizmetleri sunan hekim
- aile hekimliği
Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis ve tedavi edici sağlık hizmetleri sunan hekimlik dalı
- aile hukuku
Aileyi oluşturan kişilerin karşılıklı hak ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı
- aile mahkemesi
Her ilde ve merkez nüfusu yüz binin üzerindeki her ilçede, tek hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde olmak üzere aile hukukundan doğan dava ve işlere bakan mahkeme
- aile meclisi
Aile bireylerinin ortak görüşlerini belirleyen ve yerine getiren heyet
- aile ocağı
Aile bireylerinin karşılıklı dayanışma, sevgi ve saygı içinde birlikte yaşayıp büyüdüğü ortam
- aile planlaması
Eşlerin istedikleri zamanda, istedikleri sayıda çocuk sahibi olmalarını veya kişisel isteklerine ve ekonomik durumlarına göre çocuk sayılarını belirlemelerini sağlamaya yönelik yapılan çalışmaların bütünü
- aile reisi
Kanunlara göre aile yükümlülüğünü taşıyan kimse
- aile saadeti
Genellikle karı, koca bazen de büyükler ve çocuklar arasındaki uyum, anlaşma, sevgi ve hoşgörü
- aile çay bahçesi
Ailece gidilen, çay vb. şeyler içip zaman geçirilen yer; aile bahçesi
- ailece
Aile fertlerinin hepsinin katılımıyla, ev halkıyla birlikte; ailecek, aile boyu, maaile
- ailelik
Aile ile ilgili, aileye özgü olan
- ailesiz
Ailesi olmayan
- ailesizlik
Ailesiz olma durumu
- ailevi
Aileye dayalı
- ait
“İlgilendiren” anlamında kullanılan bir söz; ilişkin, değgin
- ait olmak
birinin olmak
- aitlik
Ait olma durumu; aidiyet
- aitlik eki
Zaman zarflarına doğrudan doğruya, öteki adlara bulunma veya ilgi durumu eki aldıktan sonra gelerek bağlılık ve aitlik anlamı veren -ki eki; aidiyet eki: yarınki, akşamki; evdeki, çarşıdaki; onunki, seninki vb
- ajan
Bir kimsenin, bir ortaklığın veya bir devletin bazı işlerini yapan kimse; temsilci
- ajanda
Gerekli notların unutulmaması için yazıldığı takvimli defter; akıl defteri, andaç
- ajans
Haber toplama, yayma ve üyelerine dağıtma işiyle uğraşan kuruluş
- ajitasyon
Duygu sömürüsü yapma
- ajite
"Körüklemek; duygu sömürüsü yapmak; kışkırtmak" anlamlarındaki ajite etmek birleşik fiilinde ve "ruhsal gerginliği dışa vurmak" anlamındaki ajite olmak teriminde geçen bir söz
- ajur
Bir işlemede, örgüde, ipliklerin kesilmesi, ayrı tutulması yoluyla oluşturulan boşluk
- ajurlu
Her yanı ajur biçiminde işlenmiş bulunan
- ak
Kar, süt vb.nin rengi; beyaz, kara ve siyah karşıtı
- ak akçe kara gün içindir
"çalışarak kazandığımız para, dar zamanımızda bizi sıkıntıdan kurtarır" anlamında kullanılan bir söz
- ak ağa
Haremlerde hizmet gören hadım ağalarının beyaz ırktan olanı
- ak ağalı
Ak ağası bulunan
- ak benek
Gözün saydam tabakasında bir yara veya çıban sonucunda oluşmuş, görmeyi derece derece azaltan beyaz benek
- ak dediğine kara demek
inatçılık ederek karşısındaki ile anlaşmaya yanaşmamak
- ak don kara don geçitte belli olur
akı karası geçitte belli olur
- ak gözlü
Gözlerinin rengi açık olan ve nazarının hemen değdiğine inanılan (kimse)
- ak gün ağartır, kara gün karartır
"mutlu bir yaşayış kişiyi dinç kılar, mutsuz bir yaşam ise yıpratır" anlamında kullanılan bir söz
- ak kan bezi yangısı
Lenf düğümleri iltihabı; adenit
- ak kese
Ahilikte esnafa ait her türlü giderin ve geçmiş yıllara ait hesap pusulalarının saklandığı kese
- ak koyun kara koyun geçit başında belli olur
"kimin ne olduğu deney veya sınav sonunda anlaşılır" anlamında kullanılan bir söz
- ak koyunu gören içi dolu yağ sanır
"bir şeyin dış görünüşüne bakarak içinin de öyle olduğunu sananlar yanılırlar" anlamında kullanılan bir söz
- ak koyunun kara kuzusu da olur
"iyi bir ailenin çocuğu kötü de olabilir" anlamında kullanılan bir söz
- ak köpeğin pamuk pazarına zararı vardır
"kötü şey, görünüşte iyi şeye benziyorsa iyi şeyin değeri azalır" anlamında kullanılan bir söz
- ak madde
Demet durumundaki sinir liflerinden oluşan beynin iç, omuriliğin dış tabakası
- ak pak
Saçı sakalı ağarmış
- ak sakaldan yok sakala gelmek
çok yaşlanıp iyice kuvvetten düşmek
- ak sakallı
Sakalı ak, beyaz olan
- ak sakallılık
Ak sakallı olma durumu
- ak saçlı
Saçı ağarmış
- ak saçlılık
Ak saçlı olma durumu
- ak sülümen
Cıva ile klorun birleşimi olan, çok zehirli, beyaz bir toz; süblime, sülümen
- ak yazı
Güzel yazıldığına inanılan alın yazısı, kara yazı karşıtı
- ak yazılı
Alın yazısı güzel yazılan (kimse)
- ak yazılılık
Ak yazılı olma durumu
- ak yem
Balık avcılığında oltada kullanılmak için izmarit, istavrit, uskumru vb. balıkların beyaz etinden hazırlanan yem
- akabe
Tehlikeli, sarp ve zor geçit
- akabilme
Akabilmek işi
- akabilmek
Akma ihtimali veya imkânı bulunmak
- akabinde
Arkasından, hemen arkadan, ardından, hemen ardından
- akacak kan damarda durmaz
"kişi, alın yazısında olanla kesinlikle karşılaşır" anlamında kullanılan bir söz
- akademi
Birçok ülkede bilim ve sanat alanında akademik çalışmalar yapan bilimsel kurum
- akademici
Kurallara bağlı resim ve heykel çalışması yapan kişi veya sanatçı
- akademicilik
Resim veya heykel çalışmasında kurallara bağlılık
- akademik
Akademi ile ilgili olan
- akademisyenlik
Akademisyen olma durumu
- akait
İnanışlar
- akaju
Maundan yapılmış
- akak
Eğimi, inişi fazla olan yer
- akala
Amerikan tohumundan yurdumuzda üretilen bir tür pamuk
- akamber
Özellikle amber balığının bağırsaklarından çıkarılan, kül renginde, yapışkan, bükülgen ve misk gibi kokusu olan bir taş
- akamet
Yarıda kalma, sonuca ulaşamama durumu
- akamete uğramak
yarıda kalmak, sonuca ulaşamamak
- akan su yosun tutmaz
"sürekli olarak iş değiştiren bir kimse başarı kazanamaz" anlamında kullanılan bir söz
- akan sular durmak
itiraz edememek, söyleyecek sözü kalmamak
- akan yıldız
Güneş sistemi içinde hareket ederken Dünya atmosferinin üst katmanlarına girip sürtünme sonucu ateş külçesi durumuna dönüşen küçük nesne; ağma, şahap
- akar
Kiraya verilerek gelir getiren ev, dükkân, tarla, bağ vb. mülk; akaret
- akar amber
Asya ve Amerika'da yetişen, odunu ceviz ağacınınkine benzeyen, güzel kokulu öz suyu olan büyük bir ağaç (Liquidambar orientalis)
- akar edinmek
kira geliri getirecek bir mal sahibi olmak
- akara kokara bakma, çuvala girene bak
"iyi, kötü deme; mal ve para biriktir" anlamında kullanılan bir söz
- akarca
Irmak, dere, çay gibi küçük akarsu
- akarlar
Gövdeleri halkasız, başları göğüsle birleşik, ağız yapıları ısırıcı, sokucu veya emici örümceğimsiler takımı
- akarsu
Yer altında veya dere, çay, ırmak gibi yeryüzünde belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan sulara verilen ad; abırevan
- akarsu gibi
aralıksız, kesintisiz
- akarsu pislik tutmaz
"bir insan ne kadar çok çalışırsa o kadar kötü düşünceden ve kötülük yapmaktan uzak olur" anlamında kullanılan bir söz
- akarsu santrali
Bir gölü veya barajı olmayan, enerji dönüşümü yapılan hidroelektrik santrali
- akarsu çukurunu kendi kazır
"bir şeyi yapma isteği ve gücü bulunan kimse, uygun bir çalışma yönü ve alanı bulur" anlamında kullanılan bir söz
- akarsuya inanma, eloğluna dayanma
"akışı ne kadar yavaş olursa olsun akarsuya girmek tehlikelidir, eloğluna güvenmek de doğru değildir, insanı zarara sokabilir" anlamında kullanılan bir söz
- akaryakıt
Benzin, gaz yağı, mazot vb. sıvı yakıt
- akaryakıt istasyonu
Benzin, gaz, motorin vb. sıvı yakıtların satıldığı yer
- akaryakıtçı
Akaryakıt satan kimse
- akaryakıtçılık
Akaryakıtçının yaptığı iş
- akarı kokarı olmamak
bilinen herhangi bir eksiği, kusuru bulunmamak
- akarına bırakmak
işin sonucunu sabırla beklemek, doğal gelişmeyi beklemek
- akasma
Düğün çiçeğigillerden, beyaz çiçek veren, bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen, sarmaşık özelliği gösteren bir bitki; yaban asması, orman sarmaşığı, meryemana asması (Clematis vitalba)
- akasya
Baklagillerden, sıcak iklimlerde birçok türü yetişen ve tanen, zamk, boya vb. maddelerin yapımında kullanılan bir ağaç (Acacia)
- akaç
Bir yerde birikip kalan sıvıları, bir işlem sonunda geriye kalan artıkları, gereksiz nesneleri dışarıya akıtmak için kullanılan boru vb. araç
- akaçlama
Akaçlamak işi; tefcir, drenaj
- akaçlamak
Bir yerde birikmiş suları akıtmak
- akaçlatma
Akaçlatmak işi
- akaçlatmak
Akaçlama işini yaptırmak
- akağaç
Gürgengillerin, kerestesinden yararlanılan beyaz kabuklu bir türü (Zelkova carpinifolia)
- akbaba
Akbabagillerden, başı ve boynu çıplak olan, dağlık yerlerde yaşayan, leşle beslenen, çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yırtıcı bir kuş; kerkes (Vultur monachus)
- akbabagiller
Gündüz yırtıcıları alt takımının, kanatları geniş ve büyük olan, iyi uçan büyük kuşları içine alan bir familyası
- akbalık
Sazangillerden, eti kılçıklı, yumurtası ile tarama yapılan bir balık (Leuciscus)
- akbalıkçıl
Leyleksilerden, bataklık, ırmak ve göl kıyılarında yaşayan, oldukça büyük, ak renkli bir tür kuş (Egretta alba)
- akbaş
Yazın kutup bölgelerinde yaşayan, kışın ılık kıyılara göçen, kısa ve ince gagalı, siyah bacaklı bir tür yabani kuş; deniz kazı (Bemicla)
- akbuğday
Kurak iklime dayanıklı, beyaz kabuklu, ekmeklik buğday
- akciğer
Göğüs kafesinin içinde yer alan, sağlı sollu iki parçadan oluşan solunum organı
- akciğer göbeği
Akciğerin, iç yan yüzünün hemen arkasında bronş, sinir ve damarların girip çıktığı yer
- akciğer kesecikleri
Akciğerde gaz alışverişinin gerçekleştiği yapılar
- akciğer lopçuğu
Birçok akciğer keseciğinin birleşerek oluşturduğu parça
- akciğer peteği
Akciğerlerde solunumda gaz alışverişini sağlayan, hava borucuklarının sonunu oluşturan kesecik
- akciğer zarı
Göğüs boşluğunun içini ve bu boşluğun içinde bulunan akciğerin dışını kaplayan ince zar; plevra
- akciğerliler
Karından bacaklı yumuşakçaların tek ciğerle soluk alan bir takımı
- Akdağmadeni
Yozgat iline bağlı ilçelerden biri
- akdedebilme
Akdedebilmek işi
- akdedebilmek
Akdetme ihtimali veya imkânı bulunmak
- akdedilme
Akdedilmek durumu
- akdedilmek
Akdetme işi yapılmak
- Akdeniz
Mersin iline bağlı ilçelerden biri
- Akdeniz iklimi
Yazların sıcak ve kurak, kışların ılık ve yağışlı geçtiği iklim türü
- Akdeniz mavisi
Parlak ve canlı mavi
- akdetme
Akdetmek işi
- akdetmek
Barış, ittifak, mütareke, muahede, mukavele vb.ni yapmak; imzalamak
- akdoğan
Kartalgillerden bir tür doğan; aksungur
- akdut
Beyaz renkte olan bir tür dut
- akemi
İki elemanlı mermer yapıştırıcısı
- akgünlük
Tütsü olarak yakılan bir ağaç sakızı türü; ardıç reçinesi, ardıç zamkı
- akhardal
Hekimlikte kabızlık giderici olarak kullanılan hardal türlerinden biri (Sinapis alba)
- Akhisar
Manisa iline bağlı ilçelerden biri
- akide
Şekerin kaynatılarak katılaşması yolu ile yapılan, renkli ve kokulu, ağızda güç eriyen şeker; akide şekeri
- akidesi bozuk
İnancı bozulmuş olan (kimse)
- akideyi bozmak (veya akidesi bozulmak)
doğru bilinen bir inanış veya gidişten ayrılmak
- akik
Kalseduan kuvarsının bir türü olan, yüzük taşı, mühür vb. yapmakta kullanılan, türlü renklerde, yarı saydam, parlak ve değerli bir taş
- akil baliğ olmak
ergenleşmek
- akile
Akıllı olan (kadın)
- akillik
Akil olma durumu
- akim kalmak
sonuca ulaşamamak, başarı sağlayamamak
- akis uyandırmak
yankı uyandırmak
- akitli
Sözleşme yapılmış olan
- akkaraman
Orta ve Doğu Anadolu'nun batı kesimlerinde yaygın olarak yetiştirilen, vücudu beyaz, ağız, burun, göz etrafı, kulak ve ayaklarında siyah lekeler bulunabilen, kaba karışık yapağılı, yerli bir tür koyun
- akkarınca
Düz kanatlılardan, sıcak veya ılıman ülkelerde yaşayan, bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi; termit, divik (Termes)
- akkarıncalar
Ağız parçaları iyi gelişmiş, iri başlı, ısırıcı böcekler topluluğu; termitler
- akkavak
Söğütgillerden, yapraklarının altı beyaz olan bir tür kavak; akçakavak, Hollanda kavağı (Populus alba)
- akkefal
Sazangillerden bir cins tatlı su balığı (Alburnus)
- akkelebek
Hemen bütün meyve ağaçları için tomurcuk düşmanı sayılan, iri ak kanatları kalın, kara damarlı bir kelebek (Aporia crataegi)
- akkor
Işık saçacak beyazlığa varıncaya kadar ısıtılmış olan; nârıbeyza
- akkorlaşma
Akkorlaşmak durumu
- akkorlaşmak
Akkor durumuna gelmek
- akkorlaştırma
Akkorlaştırmak işi
- akkorlaştırmak
Akkor durumuna getirmek
- akkorlaştırılma
Akkorlaştırılmak işi
- akkorlaştırılmak
Akkor durumuna getirilmek
- akkorluk
Akkor olma durumu
- akkuyruk
Tadını artırmak için çay harmanına katılan beyaz bir tür çay
- Akkuş
Ordu iline bağlı ilçelerden biri
- Akkışla
Kayseri iline bağlı ilçelerden biri
- akla (veya akıllara) durgunluk (veya şaşkınlık) vermek
hayranlık uyandırmak
- akla fenalık vermek
çok şaşırtmak, çıldırtmak, zıvanadan çıkarmak
- akla gelmek
hatırlamak
- akla gelmemek
hatırlanamamak
- akla gelmeyen başa gelir
"insan ummadığı, düşünmediği şeylerle karşılaşabilir" anlamında kullanılan bir söz
- akla hayale gelmemek
inanılmamak
- akla karayı seçmek
bir işi başarıncaya değin çok sıkıntı çekmek, güçlüklerle karşılaşmak
- akla sığar gibi
aklın kabul edebileceği bir biçimde, makul
- akla sığmamak
inanılacak gibi olmamak, akla uygun gelmemek
- akla yakın
Aklın benimseyebileceği, aklın kabul edebileceği nitelikte olan
- akla yakınlık
Akla yakın olma durumu
- akla yatkın
Aklın kabul edebileceği, makul olan
- akla yatkınlık
Akla yatkın olma durumu
- akla zarar
Karşılaşılan olumsuz durum üzerine hayret ve şaşkınlık bildiren bir söz; akla ziyan, akıllara seza, akıllara şifa, akıllara zarar, akıllara ziyan
- akla ziyan
Şaşırtan, şaşırtıcı olan
- aklama
Aklamak işi; ibra, tebriye, tezkiye
- aklama belgesi
Alacak verecek kalmadığını gösteren belge; ibraname
- aklamak
Suçsuz veya borçsuz olduğu yargısına vararak birini temize çıkarmak; tebriye etmek, ibra etmek
- aklan
Sularını bir denize veya göle gönderen su havzası; maile
- aklanabilme
Aklanabilmek işi
- aklanabilmek
Aklanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aklanma
Aklanmak işi; beraat
- aklanmak
Ak olmak; temizlenmek
- aklanış
Aklanmak işi
- aklatma
Aklatmak işi
- aklatmak
Aklama işini yaptırmak
- aklayabilme
Aklayabilmek işi
- aklayabilmek
Aklama ihtimali veya imkânı bulunmak
- aklayıverme
Aklayıvermek işi
- aklayıvermek
Çabucak aklamak
- aklayış
Aklamak işi
- aklen
Akıl gereğince, akıl yönünden
- akli
Akılla ilgili, akla dayanan; akılsal, ussal
- aklileşme
Aklileşmek durumu; ussallaşma
- aklileşmek
Herhangi bir iş veya davranış akla uygun duruma gelmek; ussallaşmak
- aklileştirilme
Aklileştirme işi yapılmak; ussallaştırılma
- aklileştirilmek
Herhangi bir iş veya davranış akla uygun duruma getirilmek; ussallaştırılmak
- aklileştirme
Aklileştirmek durumu; ussallaştırma, rasyonalizasyon
- aklileştirmek
Herhangi bir iş veya davranışı akla uygun duruma getirmek; ussallaştırmak
- aklilik
Akla dayalı olanın niteliği; ussallık, rasyonalite
- akliyat
Akıl yolu ile kazanılan bilgiler
- akliye
Akıl hastalıkları ile ilgili hekimlik kolu
- akliyeci
Akıl hastalıkları uzmanı
- akliyecilik
Akliyecinin yaptığı iş
- aklı
Beyazı bulunan, beyaz renkli
- aklı almamak
biri bir şeyi anlayamamak, kavrayamamak
- aklı başa yaş getirir
"deneyim, yıllar içerisinde elde edilir" anlamında kullanılan bir söz
- aklı başka yerde olmak
başka şeyler düşünmek
- aklı başına gelmek
davranışlarının yanlışlığını sezerek doğru yolu bulmak
- aklı başında
Bilinci yerinde olan
- aklı başında olmamak
iyi düşünebilir durumda olmamak
- aklı başından gitmek
çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağını şaşırmak
- aklı bir (veya beş) karış yukarıda (veya havada) olmak
değişik sebeplerden dolayı dengeli düşünemez durumda olmak
- aklı bir yerde olmak
bir iş yaparken başka bir şey düşünmek
- aklı bokuna karışmak
korkudan şaşırıp ne yapacağını bilememek
- aklı dağılmak
düşünceyi belli bir konu, sorun üzerinde toplayamamak
- aklı durmak
düşünemez bir duruma gelmek, şaşırmak
- aklı ermek
anlayabilmek
- aklı fikri bir şeyde olmak
düşüncesini bir konuda yoğunlaştırmak
- aklı gitmek
şaşırmak, korkmak
- aklı kalmak
beğendiği bir şeyi düşünmekten kendini alamamak
- aklı karalı
Akı ve karası olan
- aklı karışmak
ne yapacağını bilememek, şaşırmak, bocalamak
- aklı kesmek
anlamak, idrak etmek
- aklı kesmemek
anlayamamak, idrak edememek
- aklı kıt
Aklı yeterli olmayan, safça davranan; yundusuz
- aklı kıtlık
Aklı kıt olma durumu
- aklı sonradan gelmek
verdiği kararın yanlış olduğunu anlayıp vazgeçmek
- aklı takılmak
zihni bir şeyle sürekli olarak uğraşmak
- aklı tam ayar
Aklı başında olan
- aklı yatmak
anlamaya başlamak, olacağına inanmak
- aklı yetik
Aklı yeten, işten anlayan
- aklı zıvanadan çıkmak
delirmek, aklını oynatmak
- aklı çıkmak
sonucun kötü olacağını düşünerek korkuya kapılmak
- aklıevvel
Aklı eren, aklı başında olan
- aklıevvellik
Aklıevvel olma durumu
- aklık
Kadınların makyaj için yüzlerine sürdükleri beyaz bir sıvı; düzgün
- aklıma gelen başıma geldi
"olmasından korktuğum şey oldu" anlamında kullanılan bir söz
- aklımda
Lades oyununa katılanlardan biri ötekine bir şey verirken karşıdakinin "unutmadım" anlamında söylediği söz
- aklın süzgecinden geçirmek
etraflıca düşünmek, çok iyi muhakeme etmek
- aklın yolu birdir
"iyi düşünüldüğünde ayrı ayrı kimselerce varılacak sonuç hep aynıdır" anlamında kullanılan bir söz
- aklına bir şey gelmek
hatırlamak
- aklına bir şey gelmesin
"şüphelenme, aklına kötü bir şey getirme" anlamında kullanılan bir söz
- aklına düşmek
hatırlamak
- aklına esmek
daha önce düşünmemiş olduğu şeyi birden yapmaya karar vermek
- aklına geleni işleme, her ağacı taşlama
"sonunu düşünmeksizin aklına eseni yapan, herkese sataşan kimse bu davranışının büyük zararlarını görür" anlamında kullanılan bir söz
- aklına geleni söylemek
rastgele konuşmak
- aklına geleni yapmak
her istediğini önünü sonunu düşünmeden yapmak
- aklına gelmek
anımsamak
- aklına getirmek
hatırlatmak
- aklına koymak
bir şeyi yapmaya kesin olarak karar vermek
- aklına mukayyet olmak
aklını başına toplamak
- aklına sığdırmak
bir şeyin olabileceğine inanmak, aklı almak
- aklına sığmamak
anlayamamak, kavrayamamak
- aklına takmak
sürekli olarak bir şeyi düşünmek, bir düşünceye saplanıp kalmak
- aklına turp sıkayım
aklına şaşayım
- aklına tüküreyim
yapılan bir işin veya söylenen sözün beğenilmediğini belirtmek için kullanılan bir söz
- aklına uymak
başka birinin düşüncesine göre iş yapmak, davranmak
- aklına yatmak
doğru olduğunu kabul etmek
- aklına yelken etmek
düşüncesizce davranmak veya aklına geleni hemen yapmak
- aklına şaşayım (veya şaşarım)
akıllıca olmayan bir davranış karşısında "bu akıllıca bir davranış değil" anlamında kullanılan bir söz
- aklınca
Sandığına göre, düşünüşüne göre, umduğuna göre; aklı sıra
- aklında kalmak
hatırlamak
- aklında olsun (veya kalsın!)
"unutma!" anlamında kullanılan bir söz
- aklında tutmak
bellemek
- aklından geçirmek
bir şeyi yapmayı düşünmek, tasarlamak
- aklından geçmek
düşünmek
- aklından zoru olmak
akla sığmayacak işler yapmak
- aklından çıkarmamak
sürekli hatırlamak, unutmamak
- aklından çıkmak
unutmak
- aklınla bin yaşa
herhangi bir sorun karşısında hemen çözüm üreten kişiye bu özelliğinin beğenildiğini belirtmek için kullanılan bir söz
- aklını (bir şeyle) bozmak
bir şey üzerine çok düşerek hep onunla uğraşıp durmak
- aklını başka yere vermek
konuşulan konudan başka bir şey düşünür olmak
- aklını başına almak (veya toplamak veya devşirmek)
akılsızca davranışlarda bulunmaktan kendini kurtarmak
- aklını başından almak
bir şey birini düşünemeyecek bir duruma getirmek, çok şaşırtmak
- aklını devşirmek
aklı başına gelmek
- aklını karıştırmak
birini ne yapacağını bilemez duruma getirmek, şaşırtmak, bocalatmak
- aklını kaçırmak
delirmek
- aklını kullanmak
iyice düşünüp taşınarak hareket etmek
- aklını oynatmak
çıldırmak
- aklını peynir ekmekle yemek
akılsızca ve düşüncesizce davranışta bulunmak
- aklını takmak
aklına takmak
- aklını yormak
hatırlamaya çalışmak, zihnini zorlamak
- aklını çalmak
ilgisini aşırı derecede çekmek
- aklını çelmek
niyetinden, kararından caydırmak
- aklını şaşırmak
yerinde olmayan bir iş yapmak, yersiz düşünmek
- aklının ayarını bozmak
doğru düşünemez, davranamaz duruma gelmek
- aklının bir köşesine yazmak
ileride hatırlamak üzere belleğine almak
- aklının köşesinden geçmemek
hiçbir zaman düşünmemek
- aklının terazisi bozulmak
akıllıca olmayan davranışlarda bulunacak bir duruma düşmek
- aklının ucundan bile geçirmemek
hiçbir şekilde düşünmemek
- aklıselim
Sağduyu sahibi olan
- aklıselimlik
Aklıselim olma durumu
- akma
Akmak işi
- akma hançer
Ortası oluklu hançer
- akma sınırı
Malzemenin belirli bir gerilme uygulanmasıyla sınırlı ve kalıcı deformasyona uğraması veya belirlenen toplam uzamaya maruz kalması durumundaki mukavemeti
- akmak
Sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler bir yerden başka bir yere doğru gitmek
- akman
Bozulmamış, saf ve temiz hâlini koruyan
- akmasa da damlar
"çok değilse bile az çok bir gelir veya kazanç sağlar" anlamında kullanılan bir söz
- akmaz
Herhangi bir yere akmayan durgun su
- akne
Yağ bezlerinin deri üzerinde oluşturduğu iltihaplı sivilce
- akompanyatör
Bir parça çalındığı zaman ses veya bir aletle ona eşlik eden kimse
- akonitin
Boğan otunun kökünden çıkarılan ve hekimlikte kullanılan zehirli bir madde
- akont
Bir borca karşılık, hesabı daha sonra görülmek üzere yapılan kısmi ödeme
- akor
Üç veya daha çok sesin bir arada tınlaması
- akordiyon
Üstündeki düğmelere veya tuşlara basarak metal dilcikleri titretme yolu ile çalınan körüklü, elde taşınabilir bir çalgı; akordeon, armonika
- akordiyon kapı
Yer kaplamaması için tercih edilen, ince malzemeden yapılmış, perde biçiminde açılıp kapanan kapı
- akordiyoncu
Akordiyon çalan kimse; akordeoncu
- akordu bozuk
Uyumsuz davranışlarda bulunan
- akort
Doğru ses vermesi için bir çalgıda yapılan ayar; düzen
- akort etmek
düzenli ve doğru ses vermesi için çalgıları ayarlamak
- akortlama
Akortlamak işi
- akortlamak
Akort etmek
- akortlanma
Akortlanmak işi
- akortlanmak
Akortlama işi yapılmak
- akortlatma
Akortlatmak işi
- akortlatmak
Akortlama işini yaptırmak
- akortlu
Akordu olan, akort edilmiş
- akortsuz
Akordu olmayan, akort edilmemiş; akordu bozuk
- akortsuzlaşma
Akortsuzlaşmak durumu
- akortsuzlaşmak
Akordu bozulmak
- akortsuzlaştırma
Akortsuzlaştırmak işi
- akortsuzlaştırmak
Ses düzensizliği veya ayarsızlığı meydana getirmek
- akortsuzluk
Ses düzensizliği veya ayarsızlığı
- akortçu
Piyano akordunu meslek olarak yapan kimse
- akortçuluk
Akortçunun yaptığı iş
- akpas
Semizotugillerde sık görülmekle birlikte lahana, turp, şalgam, karnabahar vb. bitkilerin kök dışındaki bütün bölgelerine yerleşebilen yosuna benzeyen bir tür mantar (Albugo candida)
- Akpınar
Kırşehir iline bağlı ilçelerden biri
- akraba
Kan bağıyla birbirine bağlı olan kimse
- akraba diller
Aynı ana dilden gelen diller
- akraba olmak
evlilik yoluyla yakınlık kurmak
- akraba çıkmak
konuştuktan sonra akraba olduklarını anlamak
- akrabalık
Akraba olma durumu; asabiyet
- akran
Yaş, meslek, toplumsal durum vb. bakımından birbirine eşit olanlardan her biri; baştaş, boydaş, taydaş, öğür
- akran zorbalığı
Bir çocuğa veya ergene benzer yaştaki başka bir çocuk veya ergenin uyguladığı sözel, fiziksel veya psikolojik şiddet
- akranlık
Akran olma durumu; baştaşlık
- akrep
Akreplerden, sıcak ve nemli yerlerde yaşayan, kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehirli iğnesi olan bir tür böcek; kuyruklu (Scorpio)
- Akrep Burcu
Zodyak üzerinde Terazi Burcu ile Yay Burcu arasında yer alan takımyıldızın adı; Akrep
- akrep gibi
her fırsatta sözleriyle başkalarını inciten veya onlara kötülük eden
- akrepler
Örümceğimsilerin, örneği akrep olan takımı
- akrilik
Renksiz, keskin kokulu asitler
- akrilik boya
Yağlı boya kıvamında, sulu boya parlaklığında, su bazlı, tuval üzerinde çatlama yapmayan, kokusuz ve çabuk kuruyan bir tür boya
- akrobatik
Cambazlık ile ilgili
- akromatik
Beyaz ışığı çözümlemeden geçiren; renksemez
- akromatik iğ iplik
Mitozun ilk evresi sonunda bütün hücrelerde beliren ve hücre boyalarıyla boyanamayan iğ biçimindeki oluşum
- akromatin
Hücre çekirdeği içindeki ince iplikçiklerden yapılmış, kromatin ile boyanmamış kromozomları oluşturan bölüm
- akromegali
Erişkinlerde hipofiz bezinin ön bölümünde büyüme hormonunun aşırı salgılanması sonucu ortaya çıkan özellikle yüz, çene, eller ve ayaklarda büyüme ile belirginleşen hastalık
- akropol
Eski Yunan şehirlerinde, en önemli yapıların ve tapınakların bulunduğu iç kale
- akrostiş
Her dizenin ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru okunduğunda ortaya bir söz çıkacak bir biçimde düzenlenmiş manzume; muvaşşah, tevşih
- aksa
Uzakta bulunan
- aksak
Aksayan, hafifçe topallayan
- aksak eşekle yüksek dağa çıkılmaz
"eksik aletle sağlıklı iş yapılmaz" anlamında kullanılan bir söz
- aksakal
Bir meslekte yaşça, kıdemce ileride ve yetenek bakımından üstün niteliğe sahip olan kimse; duayen
- aksaklık
Aksak olma durumu; arıza
- aksam
Kısımlar
- aksama
Aksamak işi
- aksamak
Hafifçe topallamak
- aksan
Ölçünlü dile nazaran herhangi bir bölgeye veya yabancılara özgü ses perdesi değişiklikleri
- aksanı bozuk
Bir dildeki kelimeleri doğru söyleyemeyen (kimse)
- Aksaray
Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Aksaraylı
Aksaray ilinden olan kimse
- Aksaraylılık
Aksaraylı olma durumu
- aksatabilme
Aksatabilmek işi
- aksatabilmek
Aksatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aksatma
Aksatmak işi
- aksatmak
Bir işi gereği gibi yürütmemek
- aksatılma
Aksatılmak işi
- aksatılmak
Aksamasına yol açılmak
- aksatılış
Aksatılmak işi
- aksatış
Aksatmak işi
- aksayabilme
Aksayabilmek işi
- aksayabilmek
Aksama ihtimali veya imkânı bulunmak
- aksayış
Aksamak işi
- aksedir
Servigillerden, kaplaması mobilyacılıkta kullanılan, açık kahverengi öz odunlu olan bir ağaç; batı mazısı (Thuja occidentalist)
- Akseki
Antalya iline bağlı ilçelerden biri
- akseptans
Yabancı ülkelerde okuyacak öğrenciler için yabancı üniversitenin ilgililerince gönderilen kabul belgesi
- aksesuar
Bir aletin, bir makinenin işlevine katılmayan ancak kendine özgü ayrı bir yararı bulunan alet, araç veya nesne
- aksesuarcı
Aksesuar satan kimse
- aksesuarcılık
Aksesuarcının yaptığı iş
- aksetmek
Birileri aracılığıyla duyulmak
- aksettirmek
Haberi, durumu ulaştırmak, yaymak, duyurmak
- aksi
Uygun olmayan
- aksi aksi
Olumsuz ve sert bir ifadeyle
- aksi gibi
istenmediği hâlde, aksilik olarak
- aksi hâlde
Eğer öyle değilse, öyle olmazsa; aksi takdirde
- aksi tesadüf
"şanssızlığa bak" anlamında kullanılan bir söz
- aksi şeytan
işler yolunda gitmediği zaman "ne kadar ilgisiz, münasebetsiz" anlamında kullanılan bir söz
- aksileşme
Aksileşmek işi; aksilenme
- aksileşmek
İnatçılık etmek; aksilenmek
- aksilik
Bir işin yolunda gitmemesi durumu; terslik
- aksilik etmek
güçlük çıkarmak, uyuşmaya yanaşmamak
- aksilik çıkmak
engel ortaya çıkmak
- aksiliği tutmak
güçlük çıkarmak, inadında direnmek
- aksiliği üstünde (olmak)
olumsuz davranış içerisinde (olmak)
- aksiyon
Bir kuvvetin, maddi bir etkenin, bir düşüncenin ortaya çıkması
- aksiyon potansiyeli
Etkinleşebilir gizil güç
- aksiyoner
Durağan olmayan, hareketli ve etkin olan
- akson
Sinir uyarmalarını sinir hücresinin gövdesinden diğer sinir hücrelerine taşıyan uzantı
- Aksu
Isparta iline bağlı ilçelerden biri
- aksöğüt
Söğütgillerden, kabukları eczacılıkta kullanılan bir tür söğüt (Salix alba)
- aksırıklı tıksırıklı
Aksırıp tıksıran, hastalıklı olan
- aktar
Baharat veya güzel kokular satan kimse veya dükkân
- aktarabilme
Aktarabilmek işi
- aktarabilmek
Aktarma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aktariye
Aktarın sattığı şeyler
- aktarlık
Aktarın yaptığı iş
- aktarma
Aktarmak işi
- aktarma yapmak
bir taşıttan ötekine geçmek
- aktarmacı
Aktarma işini yapan kimse
- aktarmacılık
Aktarmacının yaptığı iş
- aktarmak
Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek
- aktarmalı
Aktarma gerektiren
- aktarmasız
Aktarma gerektirmeyen
- aktartma
Aktartmak işi
- aktartmak
Aktarma işini yaptırtmak
- aktarıcı
Aktarma işini yapan; taşıyıcı
- aktarıcılık
Aktarıcının yaptığı iş
- aktarılabilme
Aktarılabilmek işi
- aktarılabilmek
Aktarılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aktarılma
Aktarılmak işi; devir
- aktarılmak
Aktarma işine konu olmak
- aktarılıverme
Aktarılıvermek işi
- aktarılıvermek
Çabucak aktarılmak
- aktarılış
Aktarılmak işi
- aktarım
Aktarmak işi
- aktarıverme
Aktarıvermek işi
- aktarıvermek
Çabucak aktarmak
- aktarış
Aktarmak işi
- aktavşan
Bir cins iri çöl sıçanı (Jaculus)
- aktif
Çalışan, çalışmasını sürdüren; faal
- aktif enerji
Aktif gücün, zamanla çarpımından elde edilen ve kilovatsaat birimi ile gösterilen enerji
- aktif güç
Elektrik akımı ile aynı fazda olan ve iş gören, kilovat birimi ile gösterilen güç
- aktif metot
Öğrencilerin, kişisel çalışmalarını ve iş yapma yeteneklerini geliştirmeyi sağlayan bilimsel yöntem
- aktif rol oynamak
bir işte etkili olmak
- aktif taşıma
Bir maddenin hücre zarından hücre içine veya dışına enerji harcanarak taşınması
- aktinit
Aktinyum, toryum, protaktinyum, tulyum, plütonyum, amerikyum, küriyum ve berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak adı
- aktinoloji
Güneş ışınlarının hem insan hem de bütün canlılar üzerinde etkisini inceleyen bilim dalı
- aktinolojik
Aktinoloji ile ilgili
- aktinometre
Radyasyon şiddetini ölçen araç
- aktinyum
Atom numarası 89, atom ağırlığı 227 olan radyoaktif bir element (simgesi Ac)
- aktinyumlu
Özünde aktinyum bulunduran
- aktör
Herhangi bir olayda etkisi veya katkısı olan kimse
- aktörlük
Aktörün görevi, aktörün yaptığı iş
- aktüalite
Günün olayı veya konusu
- aktüalitesini kaybetmek
güncelliğini yitirmek
- aktüalizm
Kuvveden fiile geçmiş olan hâl
- aktüer
İstatistiklere dayanarak sigorta primlerini, risklerini hesaplayan kimse
- aktüeryal
Sigorta risklerine ve istatistiklere dayanan
- akupunktur
Vücudun belirli noktalarına genellikle altın iğne batırılarak yapılan tedavi
- akupunkturcu
Akupunktur yapan kimse
- akupunkturculuk
Akupunkturcunun yaptığı iş
- akur
Azgın, şiddetli olan
- akutluk
Akut olma durumu
- akva
Bir tür sırmalı ve köstekli bıçak
- akvam
Kavimler
- akvarel
Sulu boya resim
- akvaryum
Tatlı veya tuzlu su hayvanlarının ve su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiği ve yetiştirildiği cam su kabı
- akvaryumcu
Akvaryum işiyle uğraşan kimse; akvarist
- akvaryumculuk
Akvaryumcunun yaptığı iş
- akya balığı
Uskumrugillerden, ufak pullu, 10-60 kilogram gelebilen bir balık; akbalık (Lichia amia)
- Akyaka
Kars iline bağlı ilçelerden biri
- Akyazı
Sakarya iline bağlı ilçelerden biri
- Akyurt
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
- akyuvar
Kan, lenf vb. vücut sıvılarında bulunan çekirdekli, yuvarlak hücre; lökosit
- akça
Beyazımsı, beyaza benzer; ağca
- akça pakça
Beyaz, temiz olan
- Akçaabat
Trabzon iline bağlı ilçelerden biri
- Akçaabat köftesi
İçine sarımsak konularak hazırlanan etten yapılan köfte
- akçaarmut
İnce kabuklu, sarı, etli ve sulu bir tür armut
- akçaağaç
Akçaağaçgillerden, süs ağacı olarak da dikilen, tahtası hafif ve sağlam bir tür ağaç; isfendan (Acer)
- akçaağaçgiller
İki çeneklilerden, örneği akçaağaç olan bir bitki familyası
- Akçadağ
Malatya iline bağlı ilçelerden biri
- Akçakale
Şanlıurfa iline bağlı ilçelerden biri
- Akçakent
Kırşehir iline bağlı ilçelerden biri
- Akçakoca
Düzce iline bağlı ilçelerden biri
- akçalama
Akçalamak işi
- akçalamak
Bir girişim için gereken parayı, krediyi sağlamak; finanse etmek
- akçalanma
Akçalanmak işi
- akçalanmak
Parayla desteklenmek, finanse edilmek
- akçe
Küçük gümüş para
- akçeli
Paraya bağlı, parayla ilgili
- akçöpleme
Düğün çiçeğigillerden, ormanlık, dağlık bölgelerde veya sulak çayırlarda yetişen, 1,5 m’ye kadar uzayabilen, alttaki yaprakları geniş, eliptik, yukarıdaki yaprakları mızrağımsı, çiçekleri koyu damarlı, sarı yeşil renkte, salkım biçiminde olan, çok yıllık otsu bir bitki (Veratrum album)
- akçıl
Rengi atmış, ağarmış
- akçıllanma
Akçıllanmak durumu
- akçıllanmak
Akçıl duruma gelmek, rengi atmak veya atmış gibi olmak
- akçıllaşma
Akçıllaşmak durumu
- akçıllaşmak
Akçıl duruma gelmiş olmak
- akçıllık
Akçıl olma durumu
- Akören
Konya iline bağlı ilçelerden biri
- akümülatör
Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depolayan, istenildiğinde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz; akımtoplar, akü
- aküsü bitmek
taşıtlarda depolanan enerji bitmek
- akı
Herhangi bir kuvvet alanında, belli bir düzlemin belli bir bölümünden geçtiği varsayılan güç çizgileri; seyelan
- akı ak karası kara
beyaz tenli, kara gözlü, kara saçlı
- akı karası geçitte belli olur
"bir iddiadaki doğruluk ancak deney veya sınav sonucunda belli olur" anlamında kullanılan bir söz
- akıbet
Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam
- akıbetine uğramak
birinin içinde bulunduğu kötü duruma benzer bir duruma düşmek
- akıcı
Akma özelliği olan
- akıcı ünsüz
Akciğerlerden gelen havanın, ağız boşluğundaki yarı kapalı bir engele çarpmasıyla oluşan ünsüz: r, l, ğ, y
- akıcılık
Akıcı olma durumu
- akıcılık ölçeği
Bir sıvının belli sıcaklıktaki akıcılığını ölçmekte kullanılan alet
- akıl
Düşünme, anlama ve kavrama gücü; us
- akıl akıl, gel çengele takıl
bir sorunun nasıl çözümleneceğini düşünememe durumunda söylenen bir söz
- akıl akıldan üstündür
"bir kimsenin aklına gelmeyen bir çare, başka birinin aklına gelebilir" anlamında kullanılan bir söz
- akıl almak
danışmak, görüş almak
- akıl almamak
inanılacak gibi olmamak, akla uygun gelmemek
- akıl alır gibi değil
"akla uygun değil, doğru değil" anlamında kullanılan bir söz
- akıl bırakmamak
kafa karıştırmak
- akıl danışmak
bir konuda birinin görüşünü sormak
- akıl defteri
Gördüklerini aklına kaydeden, unutmayan kimse
- akıl durdurmak
bir şey çok şaşırtıcı olmak, insanı şaşırtmak
- akıl dışı
Akla uygun gelmeyen; gayrimakul
- akıl dışıcı
Akıl dışıcılık yanlısı olan (kimse); us dışıcı, irrasyonalist
- akıl dışıcılık
Yaşamda ve bilgilerde akıl dışı ögelere tek yanlı olarak ağırlık veren, sezgi, sevgi, duygu ve içgüdüleri bilginin kaynağı sayan görüş; us dışıcılık, irrasyonalizm
- akıl dışılık
Akıl dışı olma durumu; us dışılık, gayrimakullük
- akıl erdirememek (veya ermemek)
ne olduğunu anlayamamak, sırrını çözememek
- akıl erdirmek
ne olduğunu anlamak, sırrını çözmek
- akıl ermek
anlamak, çözmek
- akıl etmek
herhangi bir önlem veya çareyi zamanında düşünmek
- akıl hastalığı
Düşünme, anlama, kavrama, karar verme, önlem alma insanlarla ilişki kurma vb. yeteneklerdeki eksiklik veya bozuklukla kendini gösteren hastalıkların genel adı; ruh hastalığı
- akıl hastanesi
Akıl hastalarının tedavi edildiği hastane; darüşşifa, tımarhane
- akıl hastası
Düşünme, anlama, kavrama, karar verme, önlem alma, insanlarla ilişki kurma vb. yeteneklerinde eksiklik veya bozukluk olan kimse; ruh hastası
- akıl havsala almamak
akla mantığa sığmamak
- akıl hocalığı
Akıl hocası olma durumu
- akıl hocalığı taslamak
bir işte doğruyu, iyi olanı gösterdiğini sanmak
- akıl hocalığı yapmak
bir işte doğruyu, iyi olanı göstermek
- akıl hocası
Birine yol gösterip akıl öğreten kimse
- akıl için yol (veya tarik) birdir
"doğruyu bulmak için aklın izleyeceği bir tek yol vardır" anlamında kullanılan bir söz
- akıl işi değil
"akla uygun değil, doğru değil" anlamında kullanılan bir söz
- akıl kişiye sermayedir
"bir kimsenin giriştiği işlerde en büyük yardımcısı aklıdır" anlamında kullanılan bir söz
- akıl kumkuması
Çokbilmiş kimse
- akıl kutusu
Çok akıllı, zeki kimse
- akıl kârı
Akla uygun olan, akla yatkın olan
- akıl kârı olmamak
akıllı bir kişinin yapacağı iş olmamak
- akıl küpü
Çok akıllı, zeki kimse
- akıl para ile satılmaz
"delice iş yapan zenginler bulunduğu gibi akıllıca iş yapan fakirler de vardır" anlamında kullanılan bir söz
- akıl sır ermemek
bir işin niteliğini, gizli yönlerini anlayamamak
- akıl terelelli (olmak)
pek delişmen, kendisinden ciddi bir düşünce, davranış beklenmeyen kimseler için kullanılan bir söz
- akıl var, izan (veya mantık veya yakın) var
"herhangi bir şey bilgiye ve mantığa dayalı olarak yapılmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- akıl vermek
akıl öğretmek
- akıl yaşta değil baştadır
"akıllı olmanın yaşla ilgisi yoktur, bazı küçükler büyüklerden daha akıllı olabilir" anlamında kullanılan bir söz
- akıl yürütmek
herhangi bir konuda fikir vermek
- akıl zayıflığı
Deliliğe kadar varmayan akıl bozukluğu
- akıl öğretmek
birine nasıl davranacağını göstermek, yol göstermek, akıl vermek
- akılalmaz
İnanılacak gibi olmayan, inanılmaz
- akılalmazlık
Akılalmaz olma durumu
- akılcı
Akılcılıktan yana olan (kimse); usçu, akliyeci, rasyonalist
- akılcılık
Akla dayanan, doğruluğun ölçütünü duyularda değil, düşünmede ve tümdengelimli çıkarmalarda bulan öğretilerin genel adı; usçuluk, akliye, akliyecilik, rasyonalizm, deneycilik karşıtı
- akılda kalmak
akılda yer etmek, unutulmamak
- akılda tutmak
unutmamak
- akıldan yoksun
Aklını gereği gibi kullanamayan
- akıldan yoksunluk
Akıldan yoksun olma durumu
- akıldan çıkarmak
düşünmemek
- akıldan çıkmak
unutulmak
- akıldane
Akıl veren kimse
- akıldanelik
Akıldane olma durumu
- akıllanabilme
Akıllanabilmek durumu
- akıllanabilmek
Akıllanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- akıllandırma
Akıllandırmak işi
- akıllandırmak
Aklını kullanmasını sağlamak, aklını başına getirmek
- akıllanma
Akıllanmak durumu
- akıllanmak
Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırt edebilecek durumda olmak, edindiği deneyimlerden ders alarak, gerçeği iyi görerek olması gerektiği gibi doğru ve tedbirli hareket edebilmek
- akıllanmaz
Düzelmesi, yola gelmesi imkânsız (kimse)
- akıllanmazlık
Akıllanmaz olma durumu
- akıllanıverme
Akıllanıvermek durumu
- akıllanıvermek
Çabucak aklı başına gelmek
- akıllanış
Akıllanmak durumu
- akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi akılını almış (veya akıllar gelin olmuş, herkes kendininkini beğenmiş)
"insan kendi aklını başkasınınkinden üstün görür" anlamında kullanılan bir söz
- akıllı
Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırt edebilecek durumda olan, edindiği deneyimlerden ders alarak, gerçeği iyi görerek olması gerektiği gibi doğru ve tedbirli hareket edebilen; akil
- akıllı düşününceye kadar deli çocuğunu (veya oğlunu) everir
"kendilerini akıllı sananlar çok kez akılsız diye tanınanlardan daha az başarı gösterir" anlamında kullanılan bir söz
- akıllı geçinmek
kendini çok akıllı sanmak
- akıllı köprü arayıncaya dek deli suyu geçer
"atak kişi tehlikeyi göze alarak işe girişir ve çabuk sonuç alır" anlamında kullanılan bir söz
- akıllı olmak
gerçeklere uygun davranmak
- akıllı telefon
Cep telefonunun klasik özelliklerinin yanı sıra bilgisayarlarda kullanılan uygulamaları da içinde barındıran telefon
- akıllı televizyon
Genel ağa bağlanabildiği için çok işlevsel olarak kullanılabilen televizyon
- akıllı uslu
Dengeli olan
- akıllıca
Akla yakın, doğru, makul olan
- akıllılaşma
Akıllılaşmak durumu
- akıllılaşmak
Akıllı duruma gelmek
- akıllılık
Akıllı olma durumu
- akıllılık etmek
aklını gereği gibi kullanarak yerinde ve uygun davranmak
- akıllım
(akı'llım) düşüncesiz birine düşüncesizliğini dolaylı bir biçimde anlatmak için kullanılan bir söz
- akılsal
Düşünceyi ve gerçeği somut değerlerle birbirine bağlayan, hakikati içine alan
- akılsallaştırma
Akılsallaştırmak işi
- akılsallaştırmak
Bir şeyi akılsal duruma getirmek
- akılsız
Aklı yetersiz olan, gerçeği görüp ona göre davranmayan
- akılsız başın cezasını (veya zahmetini) ayaklar çeker
"bir işte düşüncesizce davranan kişi her türlü olumsuz sonuca katlanır" anlamında kullanılan bir söz
- akılsız iti (veya köpeği) yol kocatır
"bir işte düşüncesizce davranan kişi her türlü olumsuz sonuca katlanır" anlamında kullanılan bir söz
- akılsızca
Akılsıza yakışan
- akılsızlık
Akılsız olma durumu
- akılsızlık etmek
akılsızca, düşüncesiz ve yersiz davranmak
- akım
Akmak işi
- akım azalışı
Akım uygulanan noktadan başlayarak boru hattı boyunca boru potansiyelinin ve borudan geçen akımın azalması
- akım derken bokum demek
sözünü yerli yerince söyleyememek
- akım trafosu
Akımı belli bir oran içinde değiştirip yüksek gerilim devresinden yalıtım altında koruyan ve ölçü devrelerine veren araç
- akım ölçümü
Bir akarsuda veya kanalda bir saniyede akan suyun hacmini ölçme
- akımcı
Belli bir akıma bağlı kişi
- akımcılık
Akımcı olma durumu
- akımlı
Akımı olan; cereyanlı
- akımsız
Akımı olmayan; cereyansız
- akımsızlık
Akımsız olma durumu
- akımölçer
Bir elektrik akımının şiddetini ölçmeye yarayan aygıt; amperölçer, ampermetre
- akın
Kalabalık bir şeyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olması
- akın akın
Arkası kesilmeyen kalabalık öbekler durumunda; fevç fevç
- akın etmek
düşman ülkesine saldırmak, baskın yapmak
- akıncı
Düşman ülkesine akın yapan savaşçı
- akıncı beyi
Türk akıncı kuvvetlerinin kumandanı
- Akıncılar
Sivas iline bağlı ilçelerden biri
- akıncılık
Akıncı olma durumu
- akıncılık etmek (veya yapmak)
düşman ülkesindeki karşı güçleri yıldırmak, tedirgin etmek
- akınkayası
Kaya balığıgiller familyasından derin ve uzaklarda yaşayan ince, uzun bir tür balık
- akıntı
Akmak işi
- akıntı bilimci
Akıntı bilimi ile uğraşan kimse
- akıntı bilimi
Deniz akıntılarını inceleme konusu edinen bilim dalı
- akıntı bilimsel
Akıntı bilimi ile ilgili
- akıntı vermek
dam, balkon, banyo, mutfak vb. yerlerde suyun akacağı yöne doğru zemine eğim kazandırmak
- akıntı çağanozu
Akıntıya kapılmış yengeç
- akıntılı
Akıntısı olan; anaforlu, cereyanlı
- akıntısız
Akıntısı olmayan; cereyansız
- akıntısızlık
Akıntısız olma durumu
- akıntıya (veya akıntıya karşı) kürek çekmek
olmayacak bir iş uğrunda boşuna çabalamak
- akıntıya kapılmak
bir akıntının etki alanına girmek, akıntı ile birlikte sürüklenmek
- akıntıölçer
Bir akarsuyun veya kanalın akıntı hızını ve düzeyini ölçmeye yarayan alet
- akıp gitmek
çabuk geçmek
- akıtabilme
Akıtabilmek işi
- akıtabilmek
Akmasını sağlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- akıtma
Akıtmak işi; isale
- akıtmak
Akmasını sağlamak, akmasına yol açmak; dökmek
- akıtmalı
Alnında akıtması olan (hayvan)
- akıtılma
Akıtılmak işi
- akıtılmak
Akıtma işi yapılmak
- akıtılış
Akıtılmak işi
- akıtıverme
Akıtıvermek işi
- akıtıvermek
Çabucak akmasını sağlamak
- akıtış
Akıtmak işi
- akıverme
Akıvermek işi
- akıvermek
Çabucak akmak
- akış
Akmak işi
- akışkan
Akış özellikleri gözlenebilen (sıvı veya gaz); seyyal
- akışkan zekâ
Akıl yürütebilme, yeni fikirler üretebilme, sorun çözebilme ve yeni koşullara uyum sağlayabilme becerilerini içeren zekâ; kristalize zekâ
- akışkanlaşma
Akışkanlaşmak durumu
- akışkanlaşmak
Akışkan duruma gelmek
- akışkanlaştırma
Akışkanlaştırmak işi
- akışkanlaştırmak
Akışkan duruma getirmek
- akışkanlık
Akışkan olma durumu
- akışlı
Akışı olan
- akışlılık
Akışlı olma durumu
- akışma
Akışmak işi
- akışmak
Karşılıklı akmak
- akışmalı
Akışma özelliği olan
- akışmasız
Akışma özelliği olmayan
- akışmazlık
Akışmaz veya durağan maddenin durumu
- akışsız
Akıp gitmeyen, ilerlemeyen
- akşam
Güneşin batmasına yakın zamandan gecenin başlamasına kadar geçen zaman dilimi
- akşam ahıra sabah çayıra
hayatta yiyip içip yatmaktan başka kaygısı olmayanlar için söylenen bir söz
- akşam akşam
Akşam vaktinde
- akşam azadı
Ders çıkışı, ders paydosu
- akşam ezanı
Akşam namazının vaktinin geldiğini bildirmek için okunan ezan; akşam
- akşam gazetesi
Baskısı öğleden sonra, özellikle akşama doğru yapılan gazete
- akşam güneşi
Etkisi azalmış gün ışığı
- akşam ise yat, sabah ise git
"geceler uyku, gündüzler iş zamanıdır" anlamında kullanılan bir söz
- akşam keyfi
Sohbet ederek, bir şeyler yiyip içerek akşamı güzel geçirme
- akşam namazı
Güneşin batmasıyla yatsı arasındaki zaman dilimi içinde kılınan namaz; akşam
- akşam pazarı
Pazarlarda, işportalarda akşama doğru tezgâhta kalmış malların ucuz fiyatla satılışı
- akşam piyasası
Akşamüstleri belli bir yerde yapılan gezinti
- akşam simidi
İkindiüzeri çıkarılan, susamlı simit
- akşam yeli
Akşamları esen serin rüzgâr
- akşam yemeği
Akşam saatlerinde yenilen yemek
- akşama
Bugünün akşam saatlerinde
- akşama kadar
bütün gün boyunca
- akşama kalmak
iş gecikmek, bitmemek
- akşama karşı gitme, tana karşı yatma
“yolculuğa gece değil sabah erken çıkılmalıdır” anlamında kullanılan bir söz
- akşama sabaha
Neredeyse, pek yakında, kısa bir süre içinde
- akşamcı
Akşamları içki içme alışkanlığında olan kimse
- akşamcılık
Akşamcı olma durumu
- akşamcılık etmek
akşamcılar içki içmek amacıyla bir araya gelmek
- akşamdan
Henüz akşam iken
- akşamdan akşama
Her akşam üst üste
- akşamdan kalmış (veya kalma)
geceki sarhoşluğun mahmurluğunu taşıyan
- akşamdan kavur, sabaha savur
kazandığını günü gününe harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak için kullanılan bir söz
- akşamdan sonra merhaba
iş işten geçtikten, olan olduktan sonra gösterilen ilginin yararlı olmayacağını belirten bir söz
- akşamki
Akşama özgü, akşam olan, akşam yapılan
- akşamlama
Akşamlamak işi
- akşamlamak
Bütün günü bir yerde veya bir işte geçirerek akşama erişmek
- akşamlar (veya akşamışerifler) hayrolsun!
"iyi akşamlar" anlamında akşam vakti kullanılan bir selamlama sözü
- akşamları
Akşam vaktinde
- akşamlatma
Akşamlatmak işi
- akşamlatmak
Akşamlama işini yaptırmak
- akşamlayabilme
Akşamlayabilmek işi
- akşamlayabilmek
Akşamlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- akşamleyin
Günün akşam saatlerinde; akşam saati
- akşamlı sabahlı
Her akşam ve her sabah
- akşamlık
Akşama özgü olan
- akşamlık sabahlık
Nerede ise, kaçınılmaz sonuç pek yakında
- akşamsefası
İki çeneklilerden, gece açan küçük kokulu çiçekleri olan, otsu bir bitki; gecesefası (Mirabilis jalapa)
- akşamüstü
Gündüzün akşama yakın bir zamanında; akşamüzeri, akşama doğru
- akşamı akşam etmek
akşamın olmasını sabırsızlıkla beklemek
- akşamı bulmak (veya etmek)
akşamlamak, günü bitirmek
- akşamı zor etmek
bir türlü akşam olmamak
- akşamın hayrından sabahın şerri iyidir
"işinizi akşamüzeri veya gece yapmayın, sabaha bırakın çünkü gece iş yapmanın kötü yönleri daha çoktur" anlamında kullanılan bir söz
- akşamın işini sabaha (veya yarına) bırakma
"bugün yapılması gereken bir işi ertesi güne bırakma" anlamında kullanılan bir söz
- Akşehir
Konya iline bağlı ilçelerden biri
- akşın
Boyar maddenin doğuştan eksikliği sebebiyle derisi, saçı veya vücut tüyleri beyaz, gözündeki iris tabakası pembe bir renk almış olan (hayvan veya insan); çapar (II), albino
- akşınlık
Canlılara renk veren boyar maddenin üretimini kısmen veya tamamen engelleyen genetik değişimler sonucu olarak ortaya çıkan, özellikle kıllarda, saçlarda beyazlık biçiminde kendini gösteren, kalıtımsal bir hastalık; albinizm
- Al
Alüminyum elementinin simgesi
- al
Bu renkte olan
- al (veya alalım)
bir düşünceyi kuvvetlendirmek için bir kimse veya bir nesne örnek olarak gösterileceği zaman kullanılan bir söz
- al (veya alın) ...
işte
- al al olmak
“kızarmak, kıpkırmızı olmak” anlamında kullanılan bir söz
- al aşağı vur yukarı
çekişe çekişe pazarlık yapılırken söylenen bir söz
- al bayrak
Türk bayrağı
- al başına belayı
sıkıntılı bir durumda “hadi bakalım, şimdi ne olacak” anlamında kullanılan bir söz
- al benden de o kadar
"ben de aynı düşüncedeyim, aynı durumdayım" anlamında kullanılan bir söz
- al birini, vur ötekine (veya birine)
hiçbiri işe yaramaz, hepsi bir ayarda
- al elmaya taş atan çok olur
"değerli kimselere sataşan çok olur" anlamında kullanılan bir söz
- al giymedim ki alınayım
"bu işle hiçbir ilgim olmadığı için söylenen sözleri kendi üzerime almadım" anlamında kullanılan bir söz
- al gömlek gizlenemez
“bazı kötü şeylerin gizlenmesi mümkün değildir” anlamında kullanılan bir söz
- al gülüm ver gülüm
çıkar ilişkilerinde bazı sıkıntıları karşılıklı olarak görmezden gelme
- al ile aslan tutulur, güç ile sıçan tutulmaz
"bir kimse zekâsını kullanarak kendisinden güçlü olan yaratığı yenebilir ancak gücünü kullanarak kendisinden daha güçsüz ama zeki olan bir yaratığın üstesinden gelemez" anlamında kullanılan bir söz
- al kanlara boyanmak
yaralanmak
- al kaşağıyı gir ahıra, yarası olan gocunur (veya gocunsun)
"bir yolsuzluğun suçluları aranırken o işte kusuru olan kişi telaşlanır" anlamında kullanılan bir söz
- al kiraz üstüne kar yağmış
düşünülmeyen, beklenilmeyen şeylerin de olabileceğini anlatan bir söz
- al malın iyisini, çekme kaygısını
"malın iyisini alan, onu tasasız kullanır" anlamında kullanılan bir söz
- al sana (veya alın size) bir ... daha
yeni bir aksilik olduğunda bezginlik bildirmek için "işte" anlamında kullanılan bir söz
- al sancak
Türk bayrağı
- al takke ver külah
uzun bir çekişmeden sonra, çekişe çekişe
- ala
Kekliğin boynundaki siyah halka
- ala ala hey
Toplu olarak yapılan işlerde veya eğlence ortamlarında hep bir ağızdan yüksek sesle söylenen bir söz
- ala gün
Yazın güneş bulut arkasında kaldığında oluşan gölgeli durum
- ala keçi her vakit püsküllü oğlak doğurmaz
"değerli bir şeyden her zaman istenilen verim alınmaz" anlamında kullanılan bir söz
- ala sulu
Yeni olgunlaşmaya başlamış (yemiş)
- alabacak
Ayağında sekil olan (at, eşek vb.)
- alabalık
Alabalıkgillerden, soğuk ve duru sularda yaşayan, eti turuncu ve lezzetli bir tatlı su balığı; ala (Trutta faris)
- alabalık yağı
Zeytinyağında kaynatılan alabalığın bekletilip çürütülmesiyle elde edilen, romatizma ve bel ağrılarının iyileştirilmesinde kullanılan bir yağ
- alabalıkgiller
Omurgalı hayvanlardan, kemikli balıkların bir familyası
- alabanda
Deniz teknelerinin iç yanları, borda karşıtı
- alabanda ateş
Geminin bir yanında bulunan toplarla derhâl ateş edilmesi komutu
- alabanda etmek
dümeni sağa veya sola, sonuna kadar çevirmek
- alabanda köşkü
Geminin köprü üstü alabandalarına konulan kapalı bölme
- alabanda kürek
Kürek topacının karşı alabandaya konulması için kürekçilere verilen komut
- alabanda vermek
birini azarlamak, paylamak, haşlamak, kuru gürültü ile korkutmak
- alabandayı yemek
adamakıllı azarlanmak
- alabaş
Turpgillerden, şalgama benzeyen bir bitki
- alabildiğine
Sınırsız, uçsuz bucaksız bir biçimde
- alabilme
Alabilmek işi
- alabilmek
Alma ihtimali veya imkânı bulunmak
- alabora
Gemi, tekne, sandal vb. deniz araçlarının devrilip yan yatması veya ters dönmesi
- alabora etmek
rüzgâr, dalga vb. gemi, tekne, sandal vb. deniz araçlarını devirip ters döndürmek
- alabora olmak
gemi, tekne, sandal vb. deniz araçları devrilip ters dönmek
- alabros
Fırça gibi dik kesilmiş (erkek saçı)
- Alaca
Çorum iline bağlı ilçelerden biri
- alaca
Birkaç rengin karışımından oluşan renk; ala
- alaca bulacalık
Alaca bulaca olma durumu
- alaca düşmek
meyve olgunlaşmaya başlamak
- alaca hastalığı
Cildin rengini bozup beyaz benekler ve lekeler yapan hastalık; abraş, baras
- alaca karanlık
Güneş doğmadan önceki veya battıktan hemen sonraki aydınlık; yarı karanlık, akşam karanlığı
- alacabalıkçıl
Balıkçılgillerden, uzunluğu 50 santimetre, kül rengi, sazlıklarda yaşayan bir tür kuş (Ardeola ralloides)
- alacak
Bir hesap gereğince daha alınmamış olan para, mal vb. şey; takanak, matlup, verecek karşıtı
- alacak verecek
Alışveriş ilişkisi
- alacak verecekle ödenmez
"bir yerden alacağınız parayla başka bir yere olan borcunuzu kapatamazsınız" anlamında kullanılan bir söz
- Alacakaya
Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri
- alacaklandırma
Alacaklandırmak işi
- alacaklandırmak
Vadeli satış yapan firmaların her türlü mal ve hizmet satışından doğan haklarını alacaklandırıcı adı verilen finansal kuruluşlara devretmek
- alacaklandırıcı
Vadeli satış yapan firmaların her türlü mal ve hizmet satışından doğan haklarını devralan finansal kuruluş
- alacaklı
Birinden alacağı olan (kimse), borçlu ve verecekli karşıtı
- alacaklı olmak
birinden alacağı bir şey bulunmak
- alacaklı çıkmak
alacağı vereceğinden çok olmak
- alacaklılık
Alacaklı olma durumu
- alacalama
Alacalamak işi
- alacalamak
Alaca duruma getirmek
- alacalandırma
Alacalandırmak işi
- alacalandırmak
Alaca duruma getirmek
- alacalanma
Alacalanmak işi
- alacalanmak
Alaca bir duruma gelmek
- alacalı bulacalı
Karışık ve çiğ renkli; alaca bulaca
- alacalık
Alaca olma durumu
- alacalılık
Alacalı olma durumu
- alacasansar
Sansargillerden, yüksek yerlerde veya kovuklarda yaşayan, renkleriyle diğer sansar türlerinden kolayca ayrılabilen, benekli bir tür sansar; alacakokarca, benekli kokarca (Vormela peregusna)
- alacağı olmak
birinden alınacak parası olmak
- alacağı olsun!
"günün birinde ondan öcümü alırım" anlamında kullanılan bir tehdit sözü
- alacağı vereceği kalmamak (veya olmamak)
ilişkisi kesilmek
- alacağım olsun da alakargada olsun
"borçlu olmaktansa alacaklı olmak iyi bir şeydir" anlamında kullanılan bir söz
- alacağına saymak (veya tutmak)
bir şeyi borca karşı almak
- alacağına şahin, vereceğine karga (veya kuzgun)
alacağını isterken ısrar eden, borcunu öderken de güçlük çıkaran kimse
- Aladağ
Adana iline bağlı ilçelerden biri
- alafranga
Frenklerin töre, âdet ve hayatına uygun, Frenklerle ilgili; Batılıca, alaturka karşıtı
- alafranga müzik
Batı tarzında ve ölçülerinde yapılmış müzik
- alafranga saat
Türkiye’de 1910 yılından sonra kullanılmaya başlanan, bir günü 24 saat sayarak gün başlangıcı olarak gece yarısını esas alıp 12:00’yi gösterecek biçimde ayarlanmış saat sistemi; vasati saat, alaturka saat, ezani saat karşıtı
- alafranga tuvalet
Üzerine oturularak kullanılan kapaklı tuvalet; klozet
- alafrangacı
Alafrangayı benimseyen kimse
- alafrangacılık
Alafrangacı olma durumu
- alafrangalaşma
Alafrangalaşmak durumu
- alafrangalaşmak
Alafranga olmak, alafranga davranmak
- alafrangalaştırma
Alafrangalaştırmak işi
- alafrangalaştırmak
Alafrangalaşmasına sebep olmak
- alafrangalık
Alafranga olma durumu
- alagarson
Kısa kesilmiş saç
- alageyik
Geyikgillerden, Güney Avrupa ve Kuzey Afrika'da yaşayan, yazın postunda ak benekler oluşan, erkeklerinin boynuzları uca doğru kürek biçiminde genişleyen bir cins geyik; sığın (Dama dama)
- alaim
Belirtiler, alametler
- alaka (veya alakasını) çekmek (veya toplamak veya uyandırmak)
ilgi çekmek
- alaka duymak
ilgi duymak
- alakadar etmek
ilgilendirmek
- alakadar olmak
ilgilenmek
- alakalanmak
Gönül bağlamak, yakınlık duymak
- alakarga
Kargagillerden, iri gövdeli, ötücü, tüyleri alacalı bir tür kuş; kestane kargası (Garrulus glandarius)
- alakart
tabildot karşıtı
- alakayı (veya alakasını) kesmek
ilgisi kalmamak, ayrılmak
- alakok
Rafadan yumurta
- alalama
Alalamak işi
- alamana
Balık avlamakta veya yük taşımakta kullanılan, tek veya iki direkli ve açık güverteli, büyük kayık; alamanata
- alamana ağı
Kıyılardan uzak sularda avlanmak için iki alamana kayığı tarafından kullanılan, uzunluğu 200-250, genişliği 7-25 kulaç olan büyük ağ
- alamerikan
Amerikan usulü
- alamet
Büyüklük, irilik bakımından şaşılacak durumda olan nesne
- alametifarika
Ayırıcı nitelik, ayırıcı özellik
- alametifarikalı
Ayırıcı niteliği, özelliği olan
- alaminüt
Beklemeye gerek kalmadan hemen hazırlanıveren
- alaminüt fotoğraf
Çekildikten sonra hemen basılan fotoğraf
- alaminüt fotoğraf makinesi
Çarçabuk çekim yapan, banyosu içinde, bir karanlık kutu ve objektiften oluşan basit, körüklü fotoğraf makinesi
- alaminüt yemek
Sipariş üzerine hemen hazırlanan yemek
- alamot
Modaya göre, modaya uygun
- alan
Düz, açık ve geniş yer; meydan, saha
- alan araştırması
Bir olayın veya durumun bilimsel amaçlarla yerinde incelenmesi
- alan denetimi
Bir elektrik motorunda alan akımının büyüklüğü değiştirilerek elde edilen denetim
- alan hızı
Hareket eden bir cismi, duran bir noktaya birleştiren doğru parçasının birim zamanda taradığı alan
- alan korkusu
Bazı kişilerin park, sokak, köprü vb. açık alanlarda çaresiz kalabileceklerini düşünerek duydukları ürkeklik hastalığı; meydan korkusu, agorafobi
- alan koruması
Bir elektrik motorunda alan uyarma sargısının aşırı ısınmasını önlemek amacıyla alan uyarmasını azaltma veya kesme işi
- alan razı satan razı
"tarafların anlaştığı bir durumda başkalarının karışmaması gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- alan savunması
Takım sporlarında kendi yarı alanını kontrol edip rakip takım oyuncularına hareket alanı bırakmama durumu
- alan talan
Karmakarışık, altı üstüne getirilmiş bir durumda olan
- alan talan etmek
darmadağınık bir duruma getirmek, altüst etmek
- alan talan olmak
darmadağınık bir duruma getirilmek, altüst olmak
- Alanya
Antalya iline bağlı ilçelerden biri
- Alaplı
Zonguldak iline bağlı ilçelerden biri
- alarga
"Açıktan geç, yaklaşma" anlamında kullanılan bir seslenme sözü
- alarga durmak
deniz aracı kıyıdan veya başka bir deniz aracından uzakta beklemek
- alarga etmek
açık denize çıkmak, engine açılmak
- alarga gitmek
uzak durmak
- alargada durmak (veya tutmak)
uzakta durmak
- alargadan seyretmek
uzaktan bakmak
- alarm
Bir uyarıyı, bir tehlikeyi bildirmek için verilen işaret
- alarma
Alarmak durumu
- alarma geçmek
beliren tehlikeye karşı direnebilecek, dayanabilecek duruma gelmek
- alarmak
Ala renkli duruma gelmek
- alat
Aletler
- alatav
Az tavlı, yarı yaş yarı kuru olan (toprak)
- alaturka
Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun; Doğuluca, alafranga karşıtı
- alaturka müzik
Geleneksel Türk müziği
- alaturka saat
Türkiye’de 1910 yılına kadar kullanılmış, gün başlangıcı olarak güneşin batışını esas alıp 12:00’yi gösterecek biçimde ayarlanmış saat sistemi; ezani saat, gurubi saat, alaturka alafranga saat, vasati saat karşıtı
- alaturka tuvalet
Çömelerek kullanılan tuvalet
- alaturkacı
Alaturka yanlısı kimse
- alaturkacılık
Alaturkacı olma durumu
- alaturkalaşma
Alaturkalaşmak durumu
- alaturkalaşmak
Alaturka olmak
- alaturkalaştırma
Alaturkalaştırmak işi
- alaturkalaştırmak
Alaturkalaşmasını sağlamak
- alaturkalık
Alaturka olma durumu
- alavere
Bir şeyin elden ele geçmesi
- alavere dalavere
Yalan dolanla, hileyle yapılan iş; Bizans oyunu
- alavere dalavere yapmak (veya çevirmek)
hileli iş yapmak, yalanla dolanla iş görmek
- alavereci
Yalan dolanla iş gören, çıkarı için hileye başvuran kimse
- alaverecilik
Dalavereci olma durumu
- alay
Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk
- alay alay
Pek çok, çok sayıda
- alay beyi
Albay rütbesinde jandarma alay komutanı; çeribaşı
- alay emini
Orduda levazım müdürlüğü yapan, rütbeli görevli
- alay etmek
ses tonu, söz veya mimiklerle bir kimsenin, bir şeyin, bir durumun, gülünç, kusurlu, eksik vb. yönlerini küçümseyerek eğlence konusu yapmak, onu aşağılamak veya gülünç duruma düşürmek
- alay geçmek
alay etmek
- alay gibi gelmek
inanılacak gibi olmamak
- alay malay
Hep birden, birlikte
- alay yollu
Alay edilerek
- alay çavuşu
Törenlerde önden gidip hükümdara yol açmak, esnaf ve ordu alaylarında düzeni sağlamakla görevli kimse
- alaya almak
alay etmek
- alaya bozmak
alay niteliği vermek
- alaya vurmak
ciddiyken sonradan alay ediyormuş gibi bir havaya girmek
- alaya çıkmak
askerî bir okulda başarı gösteremeyerek kıtaya gönderilmek
- alaybozan
Fitil yardımıyla ateşlenen, namlusu dışa doğru koni biçiminde açık durumda olan bir tür tüfek
- alaycı
Alay etme huyu olan (kimse); müstehzi
- alaycılık
Alaycı olma durumu; müstehzilik
- alaylı
Erlikten yetişmiş, askerî okullarda okumadan başarı gösterip rütbe alan ve yükselen subay
- alaylılık
Alaylı olma durumu
- alaysı
Alayı andıran, alaya benzeyen, alay gibi; alayımsı
- Alayuntlu
Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri
- alaza
Dökülen tohumlarla ertesi yıl kendiliğinden çıkan tahıl, soğan vb
- alazlama
Alazlamak işi
- alazlamak
Bir şeyin yüzünü alevden geçirmek, aleve tutmak
- alazlanma
Alazlanmak işi
- alazlanmak
Alazlama işine konu olmak
- Alaçam
Samsun iline bağlı ilçelerden biri
- alaçam
Rengi kızıla yakın bir tür çam (Picea excelsa)
- alaçık
Keçeden yapılan çadır
- alaşağı
Aşağıya doğru
- alaşağı etmek
yetkilerini elinden alıp birini yerinden uzaklaştırmak, atmak, kovmak
- Alaşehir
Manisa iline bağlı ilçelerden biri
- alaşım
Bir metalin belli oranlarda bir veya birkaç metalle ergimesiyle oluşan yeni metal; halita
- alaşımlama
Alaşımlamak işi
- alaşımlamak
Alaşımı oluşturan metalleri eriterek birbirine katmak
- albastı
Doğum sırasında temizliğe dikkat edilmemesi yüzünden lohusanın tutulduğu ateşli hastalık; lohusa humması, albasma
- albatros
Fırtına kuşugillerden, Atlantik Okyanusu'nda yaşayan, kanat açıklığı üç metreyi bulabilen, gagası eğri uçlu ve kuvvetli, tüyleri gri, beyaz ve siyah olan, balık ve yumuşakçalar ile beslenen, büyük deniz kuşu (Diomedea exulans)
- albay
Rütbesi yarbay ile tuğgeneral arasında bulunan ve asıl görevi alay komutanlığı olan üstsubay; miralay
- albaylık
Albay olma durumu; miralaylık
- albeni vermek
çekiciliğini artırmak, ilgi toplamak, hoş ve güzel göstermek
- albenisi olmak
çekiciliği bulunmak
- albenisiz
Çekici olmayan
- albenisizlik
Çekici olmama durumu
- albüm
Fotoğraf, pul vb.ni dizip saklamaya yarayan bir defter türü; resimlik
- albümin
Bitkilerin, hayvanların doku ve sıvılarında bulunan, birleşimi karbon, oksijen, azot, hidrojen ve kükürt olan, suda eriyen, beyaza yakın renkte, yapışkan özellikte bir protein
- albümin işeme
Birçok hastalıkta, özellikle böbrek hastalıklarında idrarda albümin bulunması durumu; aktutma
- albüminli
İçinde albümin bulunan
- aldanabilme
Aldanabilmek işi
- aldanabilmek
Aldanma eğilimi veya ihtimali bulunmak
- aldangıç
Üzeri ot veya kumla örtülmüş çukur; tuzak
- aldanma
Aldanmak işi
- aldanmak
Görünüşe bakarak yanlış bir yargıya varmak
- aldanmamazlık
bk. aldanmazlık
- aldanmaz
Aldatılamayan, aldanmayan (kimse)
- aldanmazlık
Aldanmaz olma durumu
- aldanç
Çabuk ve kolay aldatılan (kimse)
- aldanıverme
Aldanıvermek işi
- aldanıvermek
Çabucak, kolaylıkla aldanmak
- aldanış
Aldanmak durumu
- aldatabilme
Aldatabilmek işi
- aldatabilmek
Aldatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aldatma
Aldatmak işi; desise, şike
- aldatmaca
Aldatmaya dayanan davranış, aldatıcı oyun; dubara
- aldatmak
Beklenmedik bir davranışla yanıltmak
- aldatılabilme
Aldatılabilmek işi
- aldatılabilmek
Aldatılmaya eğilimli olmak, kolayca aldatılmak, aldatılma ihtimali bulunmak
- aldatılma
Aldatılmak işi
- aldatılmak
Aldatma işine konu olmak; çarpılmak
- aldatılmışlık
Aldatılmış olma durumu
- aldatılış
Aldatılmak işi
- aldatıverme
Çabucak aldatmak
- aldatıvermek
Çabucak aldatmak
- aldatış
Aldatmak işi
- aldehit
Alkolleri oksitlendirme veya asitleri indirgeme yolu ile elde edilen uçucu bir sıvı
- aldı
"söylemeye başladı" anlamında kullanılan bir söz
- aldı sazı eline
hiç kimseyi konuşturmadan konuşan kimseler için kullanılan bir söz
- aldırabilme
Aldırabilmek işi
- aldırabilmek
Aldırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aldırma
Aldırmak işi
- aldırmak
Alma işini yaptırmak
- aldırtabilme
Aldırtabilmek işi
- aldırtabilmek
Aldırtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aldırtma
Aldırtmak işi
- aldırtmak
Alma işini başkasına yaptırmak
- aldırılabilme
Aldırılabilmek işi
- aldırılabilmek
Aldırılma ihtimali veya imkânı bulunmak, kolayca aldırılmak
- aldırılma
Aldırılmak işi
- aldırılmak
Aldırma işi yapılmak
- aldırış
Aldırmak işi
- aldırış etmemek
ilgi göstermemek, ilgilenmemek, ilgisiz kalmak
- aldırışsız
Aldırmayan, aldırış etmeyen, umursamayan
- aldırışsızca
Aldırışsız bir biçimde
- aldırışsızlık
Aldırışsız olma durumu
- aldığı abdest ürküttüğü kurbağaya değmemek
sağladığı yarar, verdiği zararı karşılamamak
- alegori
Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme; yerine
- alegorik
Alegori ile ilgili; yerinel
- alelacayip
Çok acayip, şaşılacak nitelikte, pek garip
- aleladelik
Alelade olma durumu
- alelhesap
Hesaba sayarak
- alelusul
Yol yordam gereğince, kurala uygun bir biçimde, usulüne uygun olarak
- alem
Minare, kubbe, bayrak direği vb. yüksek şeylerin tepesinde bulunan, pirinçten yapılmış ay yıldız veya lale biçiminde süs; ayça
- alem olmak
simge olmak
- alemci
Camilerin kubbelerine, minarelerine alem yapan veya takan kimse
- alemcilik
Alemcinin yaptığı iş
- alemdar
Bayrağı veya sancağı taşıyan kimse
- alemdarlık
Alemdarın yaptığı iş
- alengir
İleride sakıncalı tarafları çıkabilecek olan şey
- alengirli
Karmaşık olan, anlaşılmayan
- aleni
Açık, ortada, meydanda, herkesin içinde yapılan
- alenileşme
Alenileşmek durumu
- alenileşmek
Herkesçe bilinir duruma gelmek
- alenilik
Aleni olma durumu
- aleniyet
Aleni olma durumu
- alerjen
Alerjiye sebep olan herhangi bir madde
- alerji
Birtakım yiyecek, ilaç, toz, koku vb.ne hastalık derecesinde gösterilen aşırı tepki
- alerjik
Alerji ile ilgili olan
- alerjili
Alerjisi olan
- alerjisiz
Alerjisi olmayan
- alessabah
Sabah erkenden
- alesta
Harekete hazır, hazır durumda olan
- alesta beklemek
hazır durumda beklemek
- alesta durmak
alesta beklemek
- alesta tutmak
hemen kullanılabilecek durumda bulundurmak
- alet
Bir el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için özel olarak yapılmış nesne
- alet edevat
Bir el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için kullanılan araçlar; alat edevat
- alet etmek
bir kimseyi hoş olmayan bir işte aracı olarak kullanmak
- alet işler, el övünür
"bir kimse ne kadar usta olursa olsun gerekli araçları olmadan kusursuz iş yapamaz" anlamında kullanılan bir söz
- alet olmak
bilerek veya bilmeyerek kötü bir işe aracılık etmek, vasıta olmak
- aletli
Aleti olan veya aletle yapılan
- aletli jimnastik
Birtakım aletler kullanılarak yapılan jimnastik; araçlı jimnastik
- aletsiz
Aleti olmayan veya aletle yapılmayan
- alev
Yanan maddelerin veya gazların türlü biçimlerdeki ışıklı uzantısı; alaz, yalım, yalın (I), yalaz, yalaza, şule
- alev alev
Vücut ısısı herhangi bir sebeple artmış bir biçimde ve bu sebeple tende kızarıklık oluşarak; alaz alaz
- alev alev yanmak
alevler çıkararak yanmak
- alev almak
tutuşmak, yanmaya başlamak
- alev bacayı (veya saçağı) sarmak
bir olay, önüne geçilemez bir durum almak
- alev gibi parlamak
canlı, ışıl ışıl olmak
- alev kırmızısı
Parlak kırmızı renk; alev rengi
- alev lambası
Gaz veya benzinle çalışan, ucundan bir alev püskürterek yanan metalleri lehimlemede kullanılan bir araç; pürmüz lambası
- alev makinesi
Düşman üzerine alevli sıvılar püskürten taşınabilir alet
- alev rengi
Bu renkte olan
- Alevi
Hz. Ali'ye bağlı olan kimse
- Alevilik
Alevi olma durumu
- alevlendirebilme
Alevlendirebilmek işi
- alevlendirebilmek
Alevlendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- alevlendirilme
Alevlendirilmek işi
- alevlendirilmek
Alevlendirme işine konu olmak
- alevlendiriş
Alevlendirmek işi
- alevlendirme
Alevlendirmek işi
- alevlendirmek
Alevlenmesini sağlamak, tutuşturmak
- alevlenebilme
Alevlenebilmek işi
- alevlenebilmek
Alevlenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- alevleniverme
Alevlenivermek işi
- alevlenivermek
Çabucak alevlenmek
- alevleniş
Alevlenmek işi
- alevlenme
Alevlenmek işi
- alevlenme noktası
Herhangi bir maddenin buharının açık alevde yanabileceği en küçük sıcaklık derecesi; parlama noktası
- alevlenmek
Yanmaya başlamak
- alevli
Alevi olan, alevlenmiş
- alevsiz
Alevi olmayan
- aleyh
Bir şeyin veya bir kimsenin karşısında olma, leh karşıtı
- aleyhe dönmek
karşı durum almak, karşı duruma geçmek
- aleyhinde (veya aleyhine) söylemek (veya bulunmak)
çekiştirmek, yermek
- aleyhinde olmak
birine karşı olumsuz duygu ve davranış içinde bulunmak
- aleyhine dönmek
destek vermekten vazgeçip karşı duruma geçmek
- aleyhine olmak
bir iş, birinin zararına olmak, onun için iyi olmamak
- aleyhisselam
“Selam onun üzerine olsun” anlamında bir dua sözü
- aleyhtar
Bir işe, davranışa veya düşünceye karşı çıkan, karşı olan; karşıtçı
- aleyhtarlık
Aleyhtar olma durumu; karşıtçılık
- aleyhte olmak
karşı durum almak
- aleykümselam
"Esenlik, selamet sizin de üzerinize olsun" anlamında kullanılan bir söz
- alfa
Yunan alfabesinin birinci harfi
- alfa ışını
Radyoaktif atom çekirdeğinden parçalanma sonucu yayılan, iki proton ve iki nötrondan oluşmuş artı yüklü parçacık; alfa parçacığı
- alfabe
Bir dilin seslerini gösteren, belirli bir sıraya göre dizilmiş belli sayıda harfin bütünü; abece, yazı (I)
- alfabe dışı
Bir milletin alfabesinde bulunmayan
- alfabe sırası
Harflerin alfabedeki belirli düzene göre dizilişi; abece sırası, alfabetik sıralama
- alfabetik
Alfabe sırasına göre dizilmiş; abecesel
- alfabetik katalog
Eserleri yazarların soyadlarına veya adlarına göre sıraya sokan katalog
- alfaterapi
Alfa ışını kullanılarak yapılan tedavi
- alfenit
İçinde bakır, çinko, nikel bulunan ve çatal bıçak takımı yapımında kullanılan gümüşlü bir alaşım
- algarina
Ağır bir şeyi denizden çıkarma veya denize indirme işinde kullanılan büyük vinçli deniz teknesi
- algoritma
Orta Çağ'da ondalık sayı sistemine göre, son zamanlarda ise iyi tanımlanmış kuralların ve işlemlerin adım adım uygulanmasıyla bir sorunun giderilmesi veya sonuca en hızlı biçimde ulaşılması işlemi; Harezmi yolu
- algı
Bir şeye dikkati yönelterek o şeyin bilincine varma; idrak
- algı bıçağı
Haşhaş kozasını çizmeye yarayan alet
- algılama
Algılamak işi; idrak, idrak etme
- algılamak
Bir olayı veya bir nesnenin varlığını duyu organlarıyla kavramak; idrak etmek
- algılanabilir
Duyular yardımıyla varlığı anlaşılabilir olan
- algılanabilirlik
Algılanabilir olma durumu
- algılanabilme
Algılanabilmek işi
- algılanabilmek
Algılanma ihtimali bulunmak
- algılanma
Algılanmak işi
- algılanmak
Algılama işine konu olmak; idrak edilmek
- algılanış
Algılanmak durumu
- algılatabilme
Algılatabilmek işi
- algılatabilmek
Algılatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- algılatma
Algılatmak işi
- algılatmak
Algılama işini birine yaptırmak; idrak ettirmek
- algılattırma
Algılattırmak işi
- algılattırmak
Algılatma işini yaptırmak
- algılatılma
Algılatılmak işi
- algılatılmak
Algılatma işine konu olmak
- algılatış
Algılatmak işi
- algılayabilme
Algılayabilmek işi
- algılayabilmek
Algılama ihtimali veya imkânı bulunmak
- algılayıcı
Algı yetisi olan (kimse)
- algılayıcılık
Algılayıcı olma durumu
- algılayıverme
Algılayıvermek durumu
- algılayıvermek
Çabucak algılamak
- algılayış
Algılamak durumu
- algın
Cılız, zayıf, hastalıklı olan
- algınlık
Algın olma durumu
- algısı vergisi
Bir evin, bir iş yerinin geliri ve gideri
- Ali
"Çok zorba" anlamında Ali kıran baş kesen, "bir kimse birinden aldığını ötekine, ötekinden aldığını bir başkasına vererek işini yürütmek" anlamında Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'nin külahını Ali'ye giydirmek deyimlerinde geçen bir söz
- Aliağa
İzmir iline bağlı ilçelerden biri
- alicenap
Onurlu, şerefli bir biçimde
- alicengiz oyunu
Kurnazca ve haince hazırlanmış hile, düzen
- alidat
Verniyeyi taşıyan bölümden ve cetvelden oluşan açı ölçme aracı
- alifatik
Açık zincirli olan (organik madde)
- alim
Çok bilen (kimse)
- alimallah
Söylenen bir sözün doğruluğuna inandırmak için "en iyisini Allah bilir" anlamında kullanılan bir söz
- alinazik
Közlenmiş patlıcan, sarımsaklı yoğurt ve kıyma ile yapılan bir yemek türü
- aliterasyon
Şiir ve nesirde uyum sağlamak için söz başlarında ve ortalarında aynı ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanması
- aliyyülâlâ
En güzel, en iyi, mükemmel olan
- alize
Tropikal bölgelerde yıl boyu düzenli esen rüzgâr
- Alkaevli
Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri
- alkali
Alkali metallerin hidroksitleriyle amonyum hidroksitin genel adı
- alkali metaller
Oksitlenmelerini sodyum, lityum, potasyum, rubidyum, sezyum elementlerinin sağladığı metaller
- alkalik
İçinde alkali bulunan; kalevi, antiasit
- alkaliölçer
Alkalilerin saflık derecesini belirtmeye yarayan cihaz; alkalimetre
- alkaloit
Özellikleri ile alkalileri andıran organik madde
- alkan
Doymuş alifatik hidrokarbonların genel adı; parafin
- alkarna
İstiridye, midye, tarak vb. kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanılan, ağız kısmı demirden bir ağ
- alkarısı
Lohusalara musallat olarak onları boğduğuna inanılan hayalet; çarşamba karısı
- alkil
Alkanların yapısında bulunan bir hidrojen atomunun kopması sonucunda oluşan köklerin genel adı
- alkol
Bira, şarap vb. sıvıların veya pancar, patates nişastasının şekere dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan glikoz çözeltilerin mayalaşmış özlerinin damıtılmasıyla elde edilen, kokulu, uçucu, yanıcı, renksiz sıvı; ispirto, etanol, etil alkol
- alkol duvarını aşmak
çok sarhoş olmak
- alkolik
Alkollü içkilere hastalık derecesinde düşkün olan (kimse)
- alkoliklik
Alkolik olma durumu
- alkolizm
Alkollü içkilere hastalık derecesinde düşkün olma durumu
- alkolleme
Alkollü duruma getirmek
- alkollemek
Bir yere veya bir şeye alkol sürmek
- alkollü
Alkolden yapılmış, içinde alkol bulunan, alkol katılmış
- alkollü içecek
İçerisinde alkol bulunan içecek
- alkollülük
Alkollü olma durumu
- alkolsüz
Alkolü olmayan
- alkolsüz içecek
İçerisinde alkol bulunmayan içecek
- alkolsüzlük
Alkolsüz olma durumu
- alkolölçer
Sıvılardaki alkol oranını ölçmeye yarayan cihaz; alkolmetre
- alkış
Bir şeyin beğenildiğini, onaylandığını anlatmak için iki eli ses çıkaracak şekilde birbirine vurma hareketi
- alkış almak
çok beğenilmek
- alkış ağası
Padişahı alkışlamakla görevli kimse; alkışçı
- alkış kopmak
birdenbire güçlü bir biçimde el çırpılmak
- alkış toplamak
çok alkışlanmak
- alkış tufanı kopmak
sürekli ve coşkun alkış başlamak
- alkış tutmak
topluca el çırparak yüksek sesle "yaşa, var ol" vb. sözler söyleyerek birini alkışlamak
- alkışlama
Alkışlamak işi
- alkışlamak
Bir şeyin beğenildiğini, onaylandığını anlatmak için iki eli ses çıkaracak şekilde birbirine vurmak
- alkışlanabilme
Alkışlanabilmek işi
- alkışlanabilmek
Alkışlanma ihtimali bulunmak
- alkışlanma
Alkışlanmak işi
- alkışlanmak
Alkışlama işine konu olmak
- alkışlanış
Alkışlanmak işi
- alkışlatabilme
Alkışlatabilmek işi
- alkışlatabilmek
Alkışlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- alkışlatma
Alkışlatmak işi
- alkışlatmak
Alkışlama işini yaptırmak
- alkışlatış
Alkışlatmak işi
- alkışlayabilme
Alkışlayabilmek işi
- alkışlayabilmek
Alkışlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- alkışlayıverme
Alkışlayıvermek işi
- alkışlayıvermek
Hiç düşünmeksizin alkışlamak
- alkışlayış
Alkışlama işi
- alkışçı
Alkışlayan kimse
- alkışçılık
Alkışçı olma durumu
- Allah
Semavi dinlere göre kâinatı ve kâinattaki her şeyi yaratan ve idare eden tek yüce varlık; Çalap, Tanrı, Yaradan, Oğan, Cenabıallah, Cenabıhak, Hak, Halik, Hu, Hüda, İlah, Mevla, Rab
- Allah (binbir) bereket versin
bir kazanç karşısında durumundan hoşnut olmayı belirten bir söz
- Allah (seni) inandırsın
inanılması pek kolay olmayan bir şey anlatılırken yemin yerine söylenen bir söz
- Allah (veya Allah'ı veya Allahları) var
“kendi burada değil ama hakkını yememek lazım” anlamında kullanılan bir söz
- Allah acısın
güç bir durumda olan kimse için “Allah yardım etsin” anlamında kullanılan dua sözü
- Allah acısını unutturmasın
"Tanrı bu acıyı unutturacak daha büyük bir acı göstermesin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah affetsin
“Allah günahlarını bağışlasın” anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü
- Allah akıl fikir (veya akıllar) versin
akılsızca bir davranışta bulunanlar için kullanılan bir söz
- Allah Allah!
şaşma veya can sıkıntısı anlatan bir ünlem
- Allah aratmasın
yakınılacak bir durumda "Tanrı daha kötüsünü göstermesin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah artırsın
"Tanrı daha fazlasını versin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah aşkına
Olması ve gerçekleşmesi çok istenilen bir durum karşısında kullanılan yalvarma sözü; Tanrı aşkına
- Allah bahtından güldürsün
bir kimseye mutluluk dilemek için söylenen bir söz
- Allah bal mumu yakana bal mumu, yağ mumu yakana yağ mumu verir
“Tanrı insanları ayırt etmez, bol harcayana bol, az harcayana az verir” anlamında kullanılan bir söz
- Allah bana, ben de sana
"şimdi sana borcumu ödeyecek param yok, kazanırsam öderim" anlamında kullanılan bir söz
- Allah bağışlasın
"Tanrı çocuğun sağlıkla büyümesini sağlasın" anlamında kullanılan bir söz
- Allah be
şaşırma, beğenme vb. duyguların belirtilmesinde anlamı kuvvetlendirmek için kullanılan bir söz
- Allah belasını versin
birinin kötü bir duruma düşmesi istenildiğinde söylenen ilenme sözü
- Allah beterinden saklasın (veya esirgesin)
"Tanrı daha kötü duruma düşürmesin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah bilir
"belli değil" anlamında kullanılan bir söz
- Allah bilir ama kul da sezer
"bir işin nasıl bir sonuç vereceğini ancak Tanrı bilir ama insan da kafasını kullanarak aşağı yukarı bir tahminde bulunur" anlamında kullanılan bir söz
- Allah bir dediğinden başka sözüne inanılmaz
birinin çok yalancı olduğunu anlatmak için söylenen bir söz
- Allah bir yastıkta kocatsın
yeni evlenenlere "birlikte yaşlanın" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü
- Allah büyüktür
günün birinde hakkını alacağına, kendine yapılan haksızlıkların düzeleceğine inanmak gerektiğini anlatan bir söz
- Allah canını alsın
birinin kötü bir duruma düşmesi istenildiğinde söylenen ilenme sözü
- Allah cezasını vermesin (veya versin)
yarı şaka, yarı şaşma yollu bazen de öfke ile söylenen ilenme sözü
- Allah dağına göre kar verir
"Tanrı herkese dayanabileceği ölçüde sıkıntı verir" anlamında kullanılan bir söz
- Allah derim
yapılan bir iş için sorulan "ne dersin?" sorusuna karşı "söyleyecek başka söz bulamıyorum" anlamında kullanılan bir söz
- Allah dirlik düzenlik versin
"Tanrı aile huzuru versin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah dokuzda verdiğini sekizde almaz
"alın yazısı ne ise o olur" anlamında kullanılan bir söz
- Allah dört gözden ayırmasın
"Tanrı, çocuğu yetim veya öksüz bırakmasın" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü
- Allah düşmanıma vermesin
anlatılan bir kötülüğün büyüklüğü belirtilmek istendiğinde söylenen bir söz
- Allah ecir sabır versin
başsağlığı için söylenen bir söz
- Allah eksik etmesin
"Tanrı yokluğunu göstermesin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah eksikliğini göstermesin
pek gerekli olan bir şeyin kusuru anlatılırken, öyle de olsa onun varlığına şükredildiğini anlatan bir söz
- Allah emeklerini eline vermesin
"Tanrı emeklerini boşa çıkarmasın" anlamında kullanılan bir söz
- Allah encamını hayretsin
“Allah sonunu hayırlı etsin” anlamında kullanılan iyi dilek sözü
- Allah esirgesin (veya saklasın)
"Tanrı korusun! Tanrı kötü durumla karşılaştırmasın!" anlamında kullanılan bir söz
- Allah etmesin
olması istenilmeyen bir durumdan veya bir olaydan söz edilirken söylenen bir söz
- Allah gecinden versin
"uzun yıllar yaşayasın"' anlamında kullanılan iyi dilek sözü
- Allah göstermesin
"Tanrı kötü bir durumla karşı karşıya bırakmasın" anlamında kullanılan bir söz
- Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar
"işi bozulan kişi umutsuzluğa düşmemeli, Tanrı'nın onu daha iyi bir işe kavuşturacağına inanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- Allah hakkı için
ant içmek veya ant vermek için kullanılan bir söz
- Allah hayırlı etsin
genellikle bir olay başlangıcında "Tanrı uğurlu etsin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah herkesin gönlüne göre versin
"Allah herkese içinden geçirdiği iyiliğe veya kötülüğü göre karşılık versin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah hoşnut olsun
bir kimsenin, kendisine iyiliği dokunan biri için kullandığı bir iyi dilek sözü
- Allah iki iyilikten birini versin
"ağır hasta, ya ölsün kurtulsun ya iyi olsun" anlamında kullanılan bir söz
- Allah iyiliğini (veya layığını) versin
hoşa gitmeyen bir davranış karşısında hoşgörü ile söylenen bir söz
- Allah için
gerçekten, doğrusu
- Allah işini rast getirsin
“Allah işlerinde yardım etsin” anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü
- Allah kahretsin
"Tanrı cezasını versin" anlamında kullanılan bir ilenme sözü
- Allah kardeşi kardeş yaratmış, kesesini ayrı yaratmış
"geçim konusunda kimse kimseye yük olmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- Allah kavuştursun
birinin yakını, bulunduğu yerden ayrıldığında kalanlara kavuşma dileğinde bulunmak için söylenen bir söz
- Allah kazadan beladan saklasın
Tanrı'nın insanı türlü kötülüklerden koruması dileğiyle söylenen iyi dilek sözü
- Allah kerim
"Tanrı büyüktür, Tanrı'ya güvenmeli" anlamında kullanılan bir söz
- Allah korusun (veya saklasın)
"Tanrı tehlikeye, kötü duruma düşürmesin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah kulundan geçmez
"Tanrı dar zamanlarında kulunun imdadına yetişir" anlamında kullanılan bir söz
- Allah kulunu kısmeti ile yaratır
"bu dünyada herkesin dar veya geniş, bir geçim yolu vardır" anlamında kullanılan bir söz
- Allah kuru iftiradan saklasın
bir suçlama karşısında onun iftira olduğu anlatılmak istendiğinde kullanılan bir söz
- Allah kısmet ederse
"Tanrı izin verirse" anlamında kullanılan bir söz
- Allah manda şifalığı versin
çok veya ağır yemek yiyenler için söylenen bir söz
- Allah mübarek etsin
"kutlu olsun" anlamında kullanılan bir söz
- Allah müstahakkını versin
"Allah, neye layıksa onu versin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah ne verdiyse
"yiyecek olarak evde ne varsa" anlamında kullanılan bir söz
- Allah rahatlık versin
genellikle yatmaya gidilirken söylenen bir iyi dilek sözü
- Allah rahmet eylesin
ölüleri hayırla anmak için söylenen bir söz
- Allah rızası için
dilencilerin para isterken söyledikleri yalvarma sözü
- Allah sabırlı kulunu sever
"Tanrı sabırlı kulunu sevdiği için sabırlı olmaya daha çok dikkat etmeliyiz" anlamında kullanılan bir söz
- Allah sağ gözü (veya eli) sol göze (veya ele) muhtaç etmesin
"Tanrı kimseyi kimseye, en yakınlarına bile muhtaç etmesin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah selamet versin
yola çıkanlara "Tanrı kazadan, beladan korusun" anlamında söylenen bir esenleme sözü
- Allah senden razı olsun
yapılan bir iyilik karşısında "Tanrı seninle olsun, iyiliğini senden esirgemesin" anlamında teşekkür olarak kullanılan bir söz
- Allah seni (veya sizi) inandırsın
"doğru söylüyorum, Tanrı tanıktır" anlamında kullanılan bir söz
- Allah sevdiğine dert verir
"Tanrı, derdin kendisinden geldiğine inanarak yakınmayanları ödüllendireceği için sevdiğine dert verir" anlamında kullanılan bir söz
- Allah son gürlüğü versin
"Tanrı, yaşlılıkta sıkıntı göstermesin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah sonunu hayır etsin
bir işin sonucu için kaygı duyulduğunda söylenen iyi dilek sözü
- Allah taksimi
Herhangi bir konuda eşitlik gözetilmeden yapılan paylaştırma, kul taksimi karşıtı
- Allah taksiratını affetsin
ölüden söz ederken "Tanrı günahlarını bağışlasın" anlamında kullanılan bir söz
- Allah tamamına erdirsin (veya eriştirsin)
evliliğin mutlu bir biçimde sürdürülmesi için söylenen iyi dilek sözü
- Allah tekrarına erdirsin
"tekrar bugünleri görün" anlamında kullanılan bir söz
- Allah utandırmasın
bir işe girişenlere söylenen başarı dileği
- Allah vere de
"inşallah, dileriz ki" anlamında kullanılan iyi dilek sözü
- Allah verince kimin oğlu, kimin kızı demez
"Tanrı dilerse hiç tanınmayan, yoksul bir aile çocuğunu da üne, zenginliğe kavuşturur" anlamında kullanılan bir söz
- Allah verirse el getirir, sel getirir, yel getirir
"Tanrı bir kimseyi zengin etmek isterse ona hiç umulmadık yerden mal ve para gelir" anlamında kullanılan bir söz
- Allah vermesin
bir şeyin olmaması dileğini anlatan bir söz
- Allah versin
iyi bir şey ele geçirenlere memnunluk bildirmek için söylenen bir söz
- Allah yapısı
İnsanlar tarafından yapılmamış olan; kudret
- Allah yarattı dememek
kıyasıya dövmek, çok hırpalamak
- Allah yazdı ise bozsun
gerçekleşmesi istenmeyen bir olay veya durum için kullanılan bir söz
- Allah yürü ya kulum demiş
çok para kazananlar veya işinde çok ilerleyenler için söylenen bir söz
- Allah zihin açıklığı versin
birinin başarılı olması için söylenen iyi dilek sözü
- Allah ziyade etsin
"Tanrı artırsın" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü
- Allah ömürler versin
"Allah, ömrünü uzatsın" anlamında kullanılan bir söz
- Allah övmüş de yaratmış
çok güzel olanlar için söylenen bir söz
- Allah!
bir şey karşısında hayranlık veya yakarma bildiren bir söz
- Allah'a (bin) şükür
gerçekleşen güzel bir durum için Allah'a teşekkür etmek için kullanılan bir söz
- Allah'a bir can borcu var
"Allah'a vereceği canından başka hiç kimseye bir borcu yok" anlamında kullanılan bir söz
- Allah'a emanet
"Tanrı esirgesin" anlamında birini överken söylenen bir söz
- Allah'a emanet ol (veya olun)
ayrılanın kalana söylediği bir esenleme sözü
- Allah'a yalvar
kendi kusuru yüzünden güç bir duruma düşüp yakınan kimseye "ben sana yardım edemem, benden bir şey umma" anlamında söylenen bir söz
- Allah'a ısmarladık
ayrılanın kalan veya kalanlara söylediği bir iyi dilek sözü
- Allah'tan
iyi ki
- Allah'tan kork!
"yapma, utan, yazıktır!" anlamında kullanılan bir söz
- Allah'tan korkmaz
can yakıcı, insafsız, acımasız
- Allah'tan umut kesilmez
genellikle ağır hastalar için söylenilen "iyileşebilir" anlamında kullanılan bir söz
- Allah'ın adamı
garip, saf, zavallı (kimse)
- Allah'ın belası
sıkıntı veren, kötü olan
- Allah'ın bildiği kuldan saklanmaz
"kişi işlediği suçtan dolayı önce Tanrı'ya karşı sorumludur ve bu suçu da Tanrı bilir, bu nedenle onu kuldan saklamak gerekmez" anlamında kullanılan bir söz
- Allah'ın binasını yıkmak
kendini veya başkasını öldürmek
- Allah'ın cezası
pek yaramaz, şirret
- Allah'ın emri
kader
- Allah'ın emriyle, peygamberin kavliyle
kız istemeye giden oğlan tarafının konuya giriş sözü
- Allah'ın evi
cami, mescit
- Allah'ın gazabı
çok sıkıntı veren şey
- Allah'ın günü
hemen hemen her gün
- Allah'ın hikmeti
beklenmeyen, sebebi anlaşılmayan veya şaşılan şeyler için kullanılan bir söz
- Allah'ın işine bak
bir işin, bir olayın beklenmedik, şaşılacak bir durum alması karşısında kullanılan bir söz
- Allah'ın kulu
insan, kimse, kişi
- Allah'ından bulsun
"ben kendisine bir şey yapmayacağım, yaptığı kötülüğün cezasını Tanrı versin" anlamında kullanılan bir söz
- Allah'ını seversen
olması ve gerçekleşmesi çok istenilen bir durum karşısında kullanılan yalvarma sözü
- Allahlık
Allah’ın emirlerini yerine getiren, Allah’a yakın (kimse)
- allahlık
Kendisinden hiçbir işte yararlık umulmayan, kendi hâlinde, saf ve zararsız (kimse)
- allahlık Ali Bey
hiçbir şeyle ilgilenmeyen, olaylardan habersiz olan
- Allahsız
Tanrı'yı tanımayan, Tanrı'nın varlığına inanmayan; Tanrısız
- allahsız
Acımasız, insafsız, vicdansız olan
- Allahsızlık
Allahsız olma durumu; Tanrısızlık
- allahsızlık
Acımasız, insafsız vicdansız olma; tanrısızlık
- Allahualem
"Tanrı en iyisini bilir" anlamında kullanılan bir söz
- Allahutaala
Yüce Tanrı, ulu Allah
- allak bullak
Altüst, karmakarışık olan
- allak bullak etmek
karmakarışık bir duruma getirmek
- allak bullak olmak
çok karışık duruma gelmek, altı üstüne gelmek, karmakarışık olmak, düzeni bozulmak
- allama
Allamak işi
- allamak
Kırmızı duruma getirmek
- allamak pullamak
bir şeyi, bir yeri süslemek, donatmak
- allame
Çok ve derin bilgisi olan, çok bilgili
- allame kesilmek
allamelik taslamak
- allameicihan
Çok bilgili
- allameicihan olmak
çok bilgili olmak
- allamelik
Allame olma durumu
- allamelik taslamak
her şeyi bilir görünmek, bilgiçlik taslamak
- allanma
Allanmak işi
- allanmak
Allama işi yapılmak
- allanıp pullanmak
çok süslenmek
- allaşma
Allaşmak durumu
- allaşmak
Kırmızı duruma gelmek
- allegretto
Allegrodan biraz daha ağır bir biçimde (çalınarak)
- allegro
Canlı, neşeli ve hızlı bir biçimde (çalınarak)
- allem
"Alavere, dalavere, oldubitti” anlamında kullanılan allem kallem sözünde ve “bir işi istediği duruma getirmek için her türlü kurnazca çareye başvurmak” anlamıyla allem etmek, kallem etmek deyiminde kullanılan bir söz
- allı
Üzerinde veya içerisinde al renk bulunan
- allı morlu
Çeşitli renklerde, renk renk olan
- allı pullu
Göz alıcı renkler ve şeylerle süslenmiş
- allı yeşilli
Çeşitli renklerde, renk renk olan
- allık
Al olma durumu
- alma
Almak işi; ahzetme, ittihaz, kabız
- alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste
"kimseye eziyet edip ahını alma, sonra yaptığın kötülüklerin cezasını ömür boyu çekersin" anlamında kullanılan bir söz
- almadan vermek Allah'a mahsus
"insan yaptığı herhangi bir şey için mutlaka karşılık bekler" anlamında kullanılan bir söz
- almadığın hayvanın kuyruğunu tutma
"almayacağın bir şeye alacakmışsın gibi yakın ilgi gösterme, işinde çalıştırmayacağın kimseye çalıştıracakmışsın gibi umut verme" anlamında kullanılan bir söz
- almak
Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak
- Alman
Almanya’da yaşayan, Cermen soyundan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Alman gümüşü
Çinko, bakır ve nikelden yapılan, gümüşü andırır bir alaşım; yeni gümüş, mayşor, alpaka (II)
- Alman papatyası
Orta Avrupa'da yetişen bir tür papatya (Anthemis nobilis)
- Alman usulü
Toplu olarak gidilen bir yerde herkesin kendi masrafını kendi ödemesi veya masrafa herkesin eşit olarak katılması yöntemi
- Almanca
Hint-Avrupa dil ailesinin Cermence kolundan, Almanya, Avusturya ile İsviçre'nin bir bölümünde kullanılan dil
- Almancı
Almanya yanlısı olan kimse
- Almancılık
Almancı olma durumu
- Almanlaşma
Almanlaşmak durumu
- Almanlaşmak
Almanlara özgü yaşayış tarzını benimsemek
- Almanlaştırma
Almanlaştırmak işi
- Almanlaştırmak
Almanlara özgü yaşayış tarzını benimsetmek
- Almanlık
Alman olma durumu
- Almansever
Alman yanlısı, Alman dostu; Germanofil
- Almanyalı
Almanya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- almazlanma
Almazlanmak işi
- almazlanmak
Almak istememek, alma konusunda nazlanmak
- almazlık
Almama, kabul etmeme durumu
- almaç
Bir elektrik akımını alıp başka bir kuvvete çeviren cihaz; alıcı, reseptör
- almaş
İki veya daha çok şeyin sıra ile değiştirilerek kullanılması veya kendiliğinden değişerek çalışması; keşikleme, münavebe
- almaşlı
Almaş niteliği olan
- almaşık
İki veya daha çok şeyin sıralanmasında karşılıklı değil, aralıklı olarak sağda ve solda yerleşmiş olan
- almaşık yapraklar
Sapın iki yanında karşılıklı değil de aralıklı olarak bir sağda, bir solda bitmiş yapraklar
- almaşıklık
Dönüşümlü ve düzenli sıralanma
- Almus
Tokat iline bağlı ilçelerden biri
- alna yazılan başa gelir
"kişi, kaderi ne ise onu görür" anlamında kullanılan bir söz
- alnı açık
Hesap verebilecek durumda olan
- alnı açık yüzü ak
çekinecek hiçbir durumu veya ayıbı olmayan
- alnı açıklık
Alnı açık olma durumu
- alnına kara sürmek
bir kimsenin haksız yere kötü tanınmasına yol açmak
- alnında yazılmış olmak
bir olayın, kişinin başına gelmesini Allah yazmış olmak
- alnından öpmek
beğenmek, takdir etmek
- alnını karışlamak
küçümseyerek meydan okumak
- alnının akıyla
ayıplanacak bir duruma düşmeden, şerefiyle başarı göstermiş olarak
- alnının kara yazısı
kötü kaderi, kötü talihi
- alo
Telefon konuşmasına başlarken kullanılan bir seslenme sözü
- alotropi
Karbon, fosfor vb. maddelerin fiziksel bakımdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu
- alpaka
Çift parmaklılar takımının devegiller sınıfından, Güney Amerika'da yaşayan, uzun tüylü, memeli bir hayvan (Lama glama pacos)
- alpaks
Kolayca bükülebilen alüminyum ve silisyum karışımı
- alperen
Eski Türklerde hem cesur, savaşçı hem de bir tarikata girmiş, onun kurallarına ve törelerine bağlı kimse
- alplık
Alp olma durumu
- Alpu
Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri
- alpyıldızı
Dağların çok yüksek yamaçlarında yetişen bir çiçek (Paradisia liliastrum)
- alsat
Bir malı alıp kısa zamanda satma
- alsatçı
Bir malı alıp kısa zamanda satan kimse
- alsatçılık
Alsatçının yaptığı iş
- alt
Bir şeyin yere bakan yanı; zir, üst karşıtı
- alt alta
Birbirinin altında olarak
- alt alta üst üste
birbirleriyle itişir kakışır durumda
- alt anlam
Bir düşünce veya yargının birincil anlamının arkasında kalan ikincil anlam; örtük anlam, örtülü anlam
- alt anlamlı
Alt anlamı olan; örtük anlamlı, örtülü anlamlı
- alt anlamlılık
Alt anlamlı olma durumu; örtük anlamlılık, örtülü anlamlılık
- alt açı
Kameranın, göz seviyesinin altında kalan bölümü çeken açısı
- alt bayi
Ana firmadan bayilik alan bir firmanın kendi oluşturduğu bayi; tali bayi
- alt bayilik
Alt bayinin yaptığı iş; tali bayilik
- alt başlık
Herhangi bir yazıda alt bölümün başlığı
- alt bölüm
Sınıflandırmada ana bölümlerin ayrıldığı parçalardan her biri; ayrım
- alt cins
Bir cins içinden ayrılan ikinci derecedeki cins
- alt deri
Üst derinin altında bulunan ikinci tabaka; hipoderm
- alt değirmen güçlü akar
"kaynakları eski ve bol olan kuruluşlar sağlam ve verimli olur" anlamında kullanılan bir söz
- alt diş
Alt çene üzerinde sıralanmış dişlerin her biri
- alt dudak
Dudaklardan altta bulunanı
- alt etmek
üstünlük sağlamak, yenmek
- alt familya
Bir familyanın içinden ayrılan ikinci derecede bir familya
- alt gerilim
En düşük atanmış değerin altındaki gerilim değeri
- alt geçit
Trafik akışını kesmemek için bir yolun altından geçirilen geçit; battıçıktı, batçık
- alt güverte
Gemilerde güvertelerden altta bulunanı
- alt hava yuvarı
Atmosferin iklim olaylarının meydana geldiği 10-12 kilometre kalınlığında olan alt katmanı; troposfer
- alt işveren
Bir işverenin iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişi
- alt işverenlik
Alt işverenin yaptığı iş
- alt karşıt
Konusu ile yüklemi aynı olan, biri tikel olumlu, öbürü tikel olumsuz, karşı karşıya konmuş iki önermeden her biri: "Bazı insanlar bilgindirler" ile "Bazı insanlar bilgin değildirler" gibi
- alt kat
Bir yapının veya aracın katlarından altta olanı
- alt katman
Toplum içinde yer alan ve daha düşük değerlere sahip olan sınıf
- alt katman dili
Bir dil alanı içinde siyasi, ekonomik veya kültürel egemenlik kuramamış dil
- alt kavuşum
Güneş, Merkür veya Venüs ile Dünya’nın aynı doğru üzerinde bulunma durumu
- alt kurul
Belli bir konuyu ele almak amacıyla bir kurul içinden birkaç kişi seçilerek oluşturulan kurul; encümen, komisyon, komite
- alt olmak
yenilmek (II)
- alt perdeden konuşmak
hafif sesle yavaş konuşmak
- alt soy
Kişinin kendi çocukları ve çocuklarının çocukları; füru
- alt sınıf
Bir sınıf içinden ayrılan ikinci derecedeki sınıf
- alt tabaka
Tabakalardan altta bulunanı
- alt takım
Bir takım içinde oluşturulan ikinci derecedeki takım
- alt tarafı
Olup olacağı; alt yanı, altı üstü
- alt tür
Bir tür içinde ayrılan ikinci derecedeki tür
- alt yanı çıkmaz sokak
sonu gelmeyen, sonuç alınamayan işler için söylenen bir söz
- alt yazı
Gazete, dergi, televizyon programı vb. yayınlarda çıkan resim ve fotoğrafları açıklayan yazı
- alt yazıcı
Televizyon programlarında bir görüntünün altına kısa metin yazmakla görevli kimse
- alt yazılı
Gösterime girdiği ülkenin diline çevrilmiş alt yazısı bulunan (film, görüntü)
- alt çene
İnsan ve hayvanlarda yiyecekleri çiğnemeye yarayan, oynayabilen çene
- alt çenesi oynamak
rüşvet alıp yemek
- alt çenesinden girip üst çenesinden çıkmak
bir kimseyi konuşup bunaltarak ikna etmek, istediğini yaptırmak
- alt ırk
Aynı ırk içinde yetiştirme amacına ve çevreye bağlı kalınarak değişime uğratılmış ve bu yolla ırk içinde özellikle fizyolojik nitelikleri bakımından kalıtsal sapma gösteren hayvan topluluğu
- alt şube
Bir şube içinde kurulan ikinci derecedeki şube
- Altay
Rusya Federasyonu'na bağlı Altay Özerk Cumhuriyeti'nde yaşayan Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse
- Altay dilleri
Türkçe, Moğolca, Mançu-Tunguzca, Korece ve Japoncadan oluşan dil grubu
- Altay Türkçesi
Altay Türklerinin kullandığı konuşma ve yazı dili; Altayca
- Altayca
Türk, Moğol, Mançu-Tunguz, Kore ve Japon dillerinin kendisinden türediği varsayılan ana dil
- Altayist
Altayistik ile uğraşan kimse
- Altayistik
Altay grubuna giren Türk, Moğol, Mançu-Tunguz, Japon ve Korelilerin dil, edebiyat, kültür ve tarihleriyle uğraşan bilim dalı
- altes
Prens ve prenseslere verilen şeref ünvanı
- altlama
Altlamak işi
- altlamak
Özel diye alınan bir şeye, genel bir kavramın altında yer vermek
- altlı
Altı olan
- altlı üstlü
Alt ve üst olmak üzere
- altlık
Tabak, bardak vb. nesnelerin altına konulan şey
- altmış
Elli dokuzdan sonra gelen sayının adı
- altmışaltı
Altmış altı sayı almakla kazanılan bir tür iskambil oyunu
- altmışaltıya bağlamak
geçici bir çözümle durumu kurtarmış görünmek
- altmışar
Altmış sıfatının üleştirme sayı sıfatı
- altmışarlı
Altmışar altmışar sıralanmış
- altmışdörtlük
Bir vuruşun altmış dörtte biri değerinde olan nota
- altmışlı
Altmış parçası bulunan, altmış parçadan oluşan
- altmışlık
Altmış tanesi bir arada olan veya içinde aynı şeyden altmış tane bulunan
- altmışıncı
Altmış sayısının sıra sıfatı, sırada elli dokuzuncudan sonra gelen
- altsız
Altı olmayan
- altta kalanın canı çıksın
"herkes başının çaresine baksın, gücü yetmeyen ne olursa olsun" anlamında kullanılan bir söz
- altta kalmak
herhangi bir iyiliğin karşılığını ödeyememek
- altta yok üstte yok
yoksul, fakir
- alttan almak
sert konuşan bir kimseye yumuşak bir dil kullanmak, aşağıdan almak
- alttan alta
Gizlice, el altından
- alttan güreşmek
gizli gizli yenme yollarını kollamak
- Altunhisar
Niğde iline bağlı ilçelerden biri
- altuni
Bu renkte olan
- altyapı
Bir yerleşim yeri veya bir yapı için gerekli olan yol, kanalizasyon, su, elektrik vb. tesisatın tümü
- altyapısal
Altyapı ile ilgili
- altüst
Çok karışık ve dağınık
- altüst böreği
Önce bir yüzü, sonra öbür yüzü kızartılarak pişirilen bir börek türü
- altüst etmek
alt yüzünü üst yüzüne getirmek
- altüst olmak
çok karışık duruma gelmek
- altı
Beşten sonra gelen sayının adı; şeş
- altı alay üstü kalay
içi, dışı gibi özenilmiş olmayan şeyler için söylenen bir söz
- altı karış beberuhi
kısa boylu kimse
- altı kaval, üstü şişhane (veya şeşhane)
giysilerini birbirine uygun düşüremeyen, yakıştıramayanlar için söylenen bir söz
- altı kese
Ahilikte esnafa ait çeşitli evrakın ve paranın saklandığı atlas, yeşil, kırmızı, örme, ak ve siyah olmak üzere altı ayrı keseye verilen ortak ad
- altı okka etmek
birini kollarından ve bacaklarından tutup yukarı kaldırarak sallamak veya götürmek
- altı olur, yedi olur, hep Allah'ın dediği olur
"önceden ne kadar hesap yapılırsa yapılsın, sonunda Tanrı'nın dilediği olur" anlamında kullanılan bir söz
- altı tutmak
pişirilirken yiyecek hafifçe yanmak
- altı yaş olmak
işe birtakım oyunlar karışmak, böyle bir işe girişmekte sakıncalar bulunduğu anlaşılmak
- altı yol
Altı yolun birleştiği yer
- altıdan yemek
hastanelerde perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek
- Altıeylül
Balıkesir iline bağlı ilçelerden biri
- altıgen
Altı kenarlı çokgen; müseddes
- altık
Konusu ile yüklemi aynı olan, biri tümel olumlu, biri tikel olumlu; biri tümel olumsuz, biri tikel olumsuz iki önerme arasındaki bağlantı durumu
- Altıkardeş
Kuzey Kutbu yönünde, Büyükayı'nın karşısında bulunan takımyıldız; Zatülkürsi
- altılı
Altı parçadan oluşan, kendinde herhangi bir şeyden altı tane bulunan
- altılı ganyan
At yarışlarında aynı gün üzerine bahis konulan ve birbiri ardınca düzenlenen altı koşunun birincilerini tahmin etme biçiminde oynanan oyun; altılı
- altılık
Altısı bir arada, altı taneden oluşmuş, altı tane alabilen
- altın
Atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,9 olan, 1064 °C'de eriyen, kolay işlenen, yüksek değerli, paslanmaz element; zer (simgesi Au)
- altın adam
Başarılı kimse
- altın adı pul oldu, kız adı dul oldu
"uygunsuz davranışları yüzünden temiz tanınan kişiliği lekelendi" anlamında kullanılan bir söz
- altın adını bakır etmek
şeref ve itibarına leke düşürmek
- altın anahtar her kapıyı açar
"para olduğunda her güçlük yenilebilir" anlamında kullanılan bir söz
- altın ateşte, insan mihnette belli olur
"altına benzeyen maddenin altın olup olmadığı ateşe dayanıklılık derecesi ile anlaşıldığı gibi bir kişinin değeri de sıkıntılara katlanma, zorlukları yenme ve benliğini koruma gücü ile ölçülür" anlamında kullanılan bir söz
- altın babası
Parası çok olan varlıklı kimse
- altın bilezik
Kola takılan ve pek çok türü olan, altından yapılmış süs eşyası
- altın böcek
Böcekler sınıfının kınkanatlılar takımından, Orta ve Güney Avrupa bölgelerinde yaşayan, yeşil kırmızı renkleri olan eklem bacaklı bir tür böcek; gül böceği (Cetonıa aurata)
- altın eli bıçak kesmez
"varlıklı veya değerli kişilerin elini kimse bükemez" anlamında kullanılan bir söz
- altın eşik gümüş eşiğe muhtaç olur
"hiç kimse zenginliğine güvenmemelidir, gün gelir yoksullaşır ve fakir kimseye muhtaç olur" anlamında kullanılan bir söz
- altın gibi
altına benzeyen
- altın gol
Elemeli futbol maçında uzatma süresinde atıldığında oyunu bitiren gol
- altın kaplama
Altın suyuna batırılarak ince bir altın tabaka ile kaplanmış (metal)
- altın keseği
Yerden temiz külçe durumunda çıkan altın
- altın kesmek
çok para kazanır olmak
- altın kökü
Güney Amerika'da yetişen, kusturucu niteliği olan bir kök; ipeka (Cephaelis ipecacuanha)
- altın küpü
İçinde altın saklanan küp vb.
- altın leğene kan kusmak
varlık içinde hastalık veya sıkıntı çekerek yaşamak
- altın oluk
Kâbe'nin damında suların akması için yapılmış ve üstüne altın kaplanmış oluk
- altın oran
Mimari ve sanatta kullanılan, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en mükemmel boyutları verdiği düşünülen geometrik ve sayısal bir oran bağıntısı
- altın pas tutmaz
"şerefli, temiz insana hiç kimse leke süremez" anlamında kullanılan bir söz
- altın rengi
Bu renkte olan
- altın saatler
Televizyonun en çok izlendiği saatler
- altın sarısı
Sarı ve kahverenginin karışımından ortaya çıkan renk; altın rengi, altuni, dore
- altın suyu
Bir kısım konsantre nitrik asit ile üç veya dört kısım konsantre hidroklorik asitten oluşmuş, özellikle platin, altın vb. metalleri çözmekte kullanılan bir karışım
- altın suyuna batırmak
madenî bir cismi altın suyuna daldırarak altınla kaplamak
- altın top gibi
güzel ve tombul (çocuk)
- altın tutsa toprak olur (veya altına yapışsa elinde bakır kesilir)
giriştiği işlerde büyük talihsizliklere uğrayan kimsenin durumunu anlatan bir söz
- altın varak
Altının tezhip, mimarlık, mobilyacılık, ciltçilik vb. alanlarda süsleme aracı olarak kullanılabilmesi için ince tabaka hâlinde hazırlanmış biçimi
- altın yakalı
Bilgiye sahip olan, bilgisini istediği gibi kullanabilen, çok aranan niteliklere sahip, genellikle de elli beş yaşının üstünde olan çalışan
- altın yerde paslanmaz, taş yağmurdan ıslanmaz
"değerli kişi veya nesneler, ne türlü uygunsuz koşullar içinde bulunurlarsa bulunsunlar değerlerini ve niteliklerini yitirmezler" anlamında kullanılan bir söz
- altın yere düşmekle pul olmaz
"üstün nitelikli kişinin değeri, bulunduğu yerden uzaklaştırılmasıyla azalmaz" anlamında kullanılan bir söz
- altın yumurtlayan tavuk
mesleği, sanatı, parası olan, gelirli kimse
- altın yürekli
İyi niyetli, merhametli (kimse)
- altın yürekli olmak
çok iyi niyetli, merhametli olmak
- altın yüreklilik
Altın yürekli olma durumu
- altın yıl
Eşlerin evliliklerinin ellinci yılı
- altın çağ
Bir şey veya bir kimse için en verimli, en başarılı dönem
- altın çağını yaşamak
en başarılı, en verimli döneminde bulunmak
- altına etmek (veya kaçırmak)
yatağına veya donuna işemek, salıvermek
- altına imza atmak
destek vermek amacıyla aynı düşüncede olduğunu göstermek
- altına imza koymak
konuyu veya anlaşmayı kabul ettiğini belirtmek
- altınbaş
Genellikle Ege Bölgesi'nde yetişen, yuvarlak, kalınca kabuklu güzel bir tür kavun
- altınbeşik
Bir eliyle kendi bileklerini kavrayan iki kişinin, öteki eliyle karşılıklı olarak birbirlerinin bileklerini tutmaları
- altıncı
Altı sayısının sıra sıfatı, sırada beşinciden sonra gelen
- altıncı ayak
Altılı ganyanda yer alan altıncı koşu
- altıncılık
Sırada altıncı olma durumu
- altında kalmak
ezilmek
- altında kalmamak
karşılığını vermek, gördüğü iyilik veya kötülüğü karşılıksız bırakmamak
- altından almak
yatalak hastanın idrar ve dışkı temizliğini yapmak
- altından girip üstünden çıkmak
malı, parayı düşüncesizce harcayıp tüketmek
- altından kalkamamak
bir işi başaramamak, becerememek, üstesinden gelememek
- altından kalkmak
zor bir işi başarmak
- altından çapanoğlu çıkmak
bir işin gizli kalmış kötü ve aksak yanıyla, kuşkulu bir durumuyla karşılaşmak
- Altındağ
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
- Altınekin
Konya iline bağlı ilçelerden biri
- altıngöz
Çift kanatlılardan, polen, nektar ve öz su ile beslenen, erişkinleri yaklaşık 12-20 mm olabilen, uzun antenli, gövdesi soluk yeşil, kanatları şeffaf, solgun gri, altın renkli gözleri parlak, çırpınarak uçan bir tür sinek (Chrysoperla carnea)
- altınlaşma
Altınlaşmak durumu
- altınlaşmak
Altın durumu veya görünümü almak
- altınlı
Altına sahip olan (kimse)
- altınoluk
İşlemeli kadın şalvarı
- Altınordu
Ordu iline bağlı ilçelerden biri
- Altınova
Yalova iline bağlı ilçelerden biri
- altınsı
Altını andıran, altına benzeyen, altın gibi; altınımsı
- altınsız
Altına sahip olmayan (kimse)
- Altıntaş
Kütahya iline bağlı ilçelerden biri
- altıntop
İki çeneklilerden, uzun dikenli ve kürecikler hâlinde çiçekleri olan bir tür kaktüs (Trollius ranunculoides)
- Altınyayla
Burdur iline bağlı ilçelerden biri
- Altınözü
Hatay iline bağlı ilçelerden biri
- altını değiştirmek
bebeğin çiş veya dışkı ile kirlenen bezini yenilemek
- altını kapatmak
ocağın alevini kapatmak
- altını kısmak
ocağın alevini azaltmak
- altını yakmak
ocağı açarak tencereyi ısıtmaya başlamak
- altını çizmek
bir sözün önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak
- altını üstüne getirmek
bir şey bulmak için aramadık yer bırakmamak
- altını ıslatmak
altına etmek
- altının kıymetini sarraf bilir
"bir kimsenin, bir şeyin değerini ancak o konuda uzmanlığı olanlar bilir" anlamında kullanılan bir söz
- altıparmak
Bir tür iri palamut balığı
- altıpatlar
Fişek koymaya yarayan bölümü silindir biçiminde ve namlu gerisinde olan, tek parçadan oluşmuş, altı tane fişek alan tabanca; revolver, lüver
- altız
Altısı bir arada doğan (çocuk)
- altışar
Altı sayısının üleştirme sayı sıfatı
- altışarlı
Altışar altışar sıralanmış
- Alucra
Giresun iline bağlı ilçelerden biri
- alveol
Torba biçiminde küçük boşluk veya genişlemiş kısım
- alyan
Cıvataları çıkarıp takmaya yarayan, altıgen kesitli, L biçiminde alet; alyan anahtarı
- alyans
Çiftler arasında nişanlılık veya evlilik durumunu gösteren, nişanda sağ elin, evlendikten sonra sol elin yüzük parmağına takılan yüzük
- alyon
Çok zengin (kimse)
- alyon kesilmek
zenginlik taslamak
- alyuvar
Kana al rengini veren, çekirdeksiz, yuvarlak, küçük hücre; eritrosit
- alzaymır
İlerleyen yaşta ortaya çıkan, hatırlamada güçlük, bazı yetilerde bozulma ile ilişkilendirilen hastalık
- alçacık
Çok alçak
- alçacık dağları ben yarattım demek
çok kurumlu olmak, kendini çok beğenmek
- alçacık eşeğe herkes biner
"güçsüz ve koruyucusuz bir kimseyi buyruk alına almak ve ezmek kolaydır" anlamında kullanılan bir söz
- alçak
Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı
- alçak basınç
Basınçölçerde 760 milimetre altında bulunan, kötü havayı işaret eden hava durumu
- alçak gerilim
Elektrik kullanıcılarını beslemek için orta gerilimden indirilen, konutlarda ve endüstride kullanılan, etkin değeri bin volta kadar olan fazlar arası gerilim
- alçak gönüllü
Kendi değerini olduğundan aşağı gösteren, başkalarını küçük görmeyen, büyüklenmeyen (kimse); engin gönüllü, tevazulu, mütevazı
- alçak gönüllülük
Alçak gönüllü olma durumu; huşu, tevazu, mahviyet, mütevazılık
- alçak kabartma
Heykel sanatında, yüzeyindeki çıkıntısı az olan kabartma
- alçak ses
Kuvvetli ve yüksek tonda olmayan, hafif ses
- alçak uçan yüce konar, yüce konan alçak uçar
"alçak gönüllü olan toplum içinde saygı görür ve yücelir, kendisini herkesten üstün gören sevilmez ve toplum içinde iyi bir yer edinemez" anlamında kullanılan bir söz
- alçak yaylak
Yerleşim bölgesine yakın yaylak
- alçak yer yiğidi hor gösterir
"basit bir çevrede yaşayan, önemsiz bir görevde çalışan değerli kişi, gereken ilgiyi göremez" anlamında kullanılan bir söz
- alçak yerde tepecik kendisini dağ sanır
"bilgili kimselerin bulunmadığı yerde cahil kişi bilgiçlik taslar" anlamında kullanılan bir söz
- alçak yerde yatma sel alır, yüksek yerde yatma yel alır
"insan kendi durumuna göre bir yaşam tarzı benimsemeli, arkadaşlarını da ona göre seçmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- alçaklaşabilme
Alçaklaşabilmek durumu
- alçaklaşabilmek
Alçaklaşma eğilimi veya ihtimali bulunmak
- alçaklaşma
Alçaklaşmak durumu
- alçaklaşmak
Alçak duruma gelmek
- alçaklaştırma
Alçaklaştırmak işi veya durumu
- alçaklaştırmak
Alçaklaşmasına sebep olmak
- alçaklık
Yerden uzaklığı az olma
- alçaktan uçmak
atılan palavra düzeyi az olmak
- alçakça
Oldukça alçak
- alçalabilme
Alçalabilmek işi
- alçalabilmek
Alçalma eğilimi veya ihtimali bulunmak
- alçalma
Alçalmak işi
- alçalmak
Alçak duruma gelmek, yüksekten aşağı doğru inmek
- alçaltabilme
Alçaltabilmek işi
- alçaltabilmek
Alçaltma ihtimali veya imkânı bulunmak
- alçaltma
Alçaltmak işi
- alçaltmak
Alçak duruma getirmek
- alçaltı
Yüksekliği az olan alan
- alçaltılma
Alçaltılmak işi
- alçaltılmak
Alçak duruma getirilmek
- alçaltılış
Alçaltılmak işi
- alçaltıverme
Alçaltıvermek işi
- alçaltıvermek
Çabucak alçaltmak
- alçaltış
Alçaltmak işi
- alçalıverme
Alçalıvermek işi
- alçalıvermek
Beklenmedik bir anda ve kısa sürede alçalmak
- alçalış
Alçalmak işi
- alçarak
Az alçak
- alçı
Alçı taşının pişirilip toz durumuna getirilmesinden elde edilerek yapılarda, sanatta, mimarlıkta ve dişçilikte kullanılan madde
- alçı kalıp
Bir şeyin üzerine alçı dökülerek alınan kalıp
- alçı levha
Duvarda ve tavanda düzgünlük sağlamak amacıyla iç mekânlarda kullanılan, alçı ve diğer katkı maddeleriyle sıkıştırılmış levha; alçıpan
- alçı taşı
Toprak içinde katman olarak bulunan ve pişirilip toz durumuna getirilerek alçı yapmaya yarayan hidratlı kalsiyum sülfat; jips
- alçı çekmek
sıva vurulmuş duvarı alçı ile düz duruma getirmek
- alçıcı
Alçı taşını çıkaran veya satan kimse
- alçıcılık
Alçıcının yaptığı iş
- alçılama
Alçılamak işi
- alçılamak
Alçı ile sıvamak
- alçılanma
Alçılanmak işi
- alçılanmak
Alçılama işine konu olmak
- alçılatma
Alçılatmak işi
- alçılatmak
Alçı ile kapattırmak, sıvatmak
- alçılayabilme
Alçılayabilmek işi
- alçılayabilmek
Alçılama ihtimali veya imkânı bulunmak
- alçılayıverme
Alçılayıvermek işi
- alçılayıvermek
Çabucak alçılamak
- alçılı
İçinde alçı bulunan
- alçılı sargı
Vücudun herhangi bir bölümünde hareketi önleme amacıyla kalsiyum sülfat tozu, hidrofil bez ile hazırlanan ve su karıştırıldığında sertleşme özelliği olan tıbbi destek malzemesi
- alçıya almak (veya koymak)
kırılan bir kemiği gereği gibi kaynaması için alçıya batırılmış sargı ile sarmak
- alüfte
İffetsiz, oynak, cilveli (kadın)
- alüftelik
Alüfte olma durumu
- alümin
Suda çözünmeyen, 2050 °C'de eriyen, beyaz bir toz olan alüminyum oksit (Al2O3)
- alüminli
Alümin içeren
- alüminyum
Atom numarası 13, atom ağırlığı 26,98 olan, 660 °C'de eriyen, gümüş parlaklığında, beyaz, hafif bir element (simgesi Al)
- alüvyon
Akarsuların taşıyıp yığdıkları balçık, kil vb. çok ince taneli şeylerin kum ve çakılla karışmasıyla oluşan yığın; lığ
- alı al, moru mor
utanma, telaş veya yorgunluktan yüzü kıpkırmızı kesilmiş (olarak)
- alı alına, moru moruna
sağlıklı, kanlı canlı
- alıcı
Alma işini yapan
- alıcı bulmak
müşteri bulmak
- alıcı gözüyle bakmak
inceden inceye gözden geçirmek
- alıcı kuşun ömrü az olur
"başkalarına saldırmayı alışkanlık edinen kimsenin düşmanı çok olur, bu düşmanlar onun canına kıyarlar" anlamında kullanılan bir söz
- alıcı kılığına girmek
müşteri gibi davranmak
- alıcı çıkmak
müşteri olmak
- alıcı ödemeli
Taşıma ücreti alıcı tarafından ödenen (gönderi)
- alıcılık
Alıcı olma durumu
- alık
Anlama ve sezme gücü yetersiz olan (kimse)
- alıklaşabilme
Alıklaşabilmek işi
- alıklaşabilmek
Alıklaşma ihtimali bulunmak
- alıklaşma
Alıklaşmak durumu
- alıklaşmak
Alık duruma gelmek
- alıklaştırma
Alıklaştırmak işi
- alıklaştırmak
Alık duruma getirmek
- alıklaştırılma
Alıklaştırılmak işi
- alıklaştırılmak
Alıklaştırma işine konu olmak
- alıklaşıverme
Alıklaşıvermek işi
- alıklaşıvermek
Çabucak alıklaşmak
- alıklık
Alık olma durumu; belahet
- alıkonulabilme
Alıkonulabilmek işi
- alıkonulabilmek
Alıkonulma ihtimali veya imkânı bulunmak
- alıkonulma
Alıkonulmak işi; mevkufiyet
- alıkonulmak
Alıkoyma işine konu olmak
- alıkonuluş
Alıkonulmak işi
- alıkoyabilme
Alıkoyabilmek işi
- alıkoyabilmek
Alıkoyma yetkisi veya ihtimali bulunmak
- alıkoyma
Alıkoymak işi; tavik
- alıkoymak
Bir süre için bir yerde tutmak
- alıkoyuş
Alıkoymak işi
- alıkça
Alık benzeri; alık alık, alık salık
- alım
Almak işi
- alım satım
Satın alma ve satma işleri
- alım satım bürosu
Satın alma ve satma işlerinin yapıldığı veya düzenlendiği şube, yer; alım satım ofisi
- alım çalım yapmak
çalımlanmak
- alımlama
Alımlamak işi
- alımlama analizi
Eserlerin ve üslupların okurlar, izleyiciler tarafından nasıl yorumlandığına, okur veya izleyicide ne gibi etkiler bıraktığına yönelik derinlemesine yapılan araştırma
- alımlama estetiği
1960'ların sonundan bu yana edebiyat eserlerinin anlamı ve yorumu ile ilgili olarak okurun işlevini inceleyen çeşitli kuramlara verilen genel ad; alımlama kuramı
- alımlamak
Herhangi bir şeyi kendi bilgi ve tecrübe birikimine göre anlamak
- alımlanma
Alımlanmak işi
- alımlanmak
Alımlama işi yapılmak
- alımlanış
Alımlanmak işi
- alımlı çalımlı
Çekici hareketleri olan
- alımsız
Çekici olmayan
- alımsızlık
Alımsız olma durumu
- alın
Yüzün, kaşlarla saçlar arasındaki bölümü; cebin
- alın (veya alnının) teri ile kazanmak
hak ederek, çalışarak, emek vererek kazanmak
- alın damarı çatlamış
ar damarı çatlamış
- alın teri dökmek
çok emek vermek, zahmetli bir iş görmek
- alın yazısı değişmez
"kişi ne yaparsa yapsın kaderini değiştiremez" anlamında kullanılan bir söz
- alın çatı
İki kaşın arası, alnın ortası
- alınabilme
Alınabilmek işi
- alınabilmek
Alınma ihtimali veya imkânı bulunmak
- alındı
Para vb. bir şeyin teslim alındığını gösteren belge; makbuz
- alındılı
Postaya ek ücret ödenerek alındı karşılığında verilen ve alıcısına ulaştırılması üstlenilmiş olan (mektup, paket vb.); taahhütlü
- alındısız
Alındığını belirten herhangi bir belge verilmeyen
- alıngan
Çabuk gücenen, çabuk kırılan
- alınganlaşabilme
Alınganlaşabilmek işi
- alınganlaşabilmek
Alınganlaşma eğiliminde olmak veya alınganlaşma ihtimali bulunmak
- alınganlaşma
Alınganlaşmak durumu
- alınganlaşmak
Daha alıngan bir duruma gelmek
- alınganlık
Alıngan olma durumu
- alınlı
Alnı olan
- alınlık
Kadınların alınlarına taktıkları altın veya gümüşten süs eşyası
- alınma
Alınmak işi
- alınmak
Alma işi yapılmak
- alıntı
Bir yazıya başka bir yazarın yazısından alınmış parça; aktarma, iktibas
- alıntılama
Alıntılamak işi
- alıntılamak
Bir yazıya başka bir yazarın yazısından cümle veya cümleler almak, alıntı yapmak; aktarmak, iktibas etmek
- alıntılanabilme
Alıntılanabilmek işi
- alıntılanabilmek
Alıntılanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- alıntılanma
Alıntılanmak işi
- alıntılanmak
Alıntılama işine konu olmak
- alıntılanış
Alıntılanmak işi
- alıntılayabilme
Alıntılayabilmek işi
- alıntılayabilmek
Alıntılama ihtimali veya imkânı bulunmak
- alınış
Alınmak işi
- alıp başını gitmek
başını alıp gitmek
- alıp götürmek
yakalayıp götürmek, derdest etmek
- alıp satmaz görünmek
ilgisiz görünmek veya davranmak
- alıp sattığı olmamak
hiç ilgisi bulunmamak
- alıp vereceği olmamak
bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak
- alıp verememek
anlaşamamak, çekememek, geçinememek
- alıp vermek
kalp çarpıntısı geçirmek
- alıp yürümek
az zamanda çok ilerlemek, yayılmak, çoğalmak, artmak
- alırlık
Duygusal uyarımları alabilme yeteneği, idrak kabiliyeti
- alıverme
Alıvermek işi
- alıvermek
Çabucak veya ansızın almak
- alıç
Gülgillerden, kırlarda kendiliğinden yetişen, meyvesi hekimlikte ve boyacılıkta kullanılan, sert odunlu bir ağaç; gövem eriği, geyik dikeni, akdiken (Crataegus monogyna)
- alış
Almak işi
- alış fiyatı
Bir mal için alım karşılığı ödenen para
- alışabilme
Alışabilmek işi
- alışabilmek
Alışma yeteneği veya ihtimali bulunmak
- alışagelme
Alışagelmek işi
- alışagelmek
İyice alışmak
- alışkanlık
Bir şeye alışmış olma durumu; alışkı, alışkınlık, alışmışlık, yordam, itiyat, huy
- alışkanlık edinmek
bir şeyi sürekli yapar olmak, itiyat edinmek
- alışkanlık hâline getirmek
bir şeyi sürekli yapar olmak
- alışkanlıktan (veya alışkanlığından) kopamamak
belli bir huydan vazgeçememek, alışıklığı bırakamamak
- alışkanlığında olmak
iyice alışık bulunmak, huy hâline getirmek
- alışkı edinmek
alışkanlık durumuna getirmek
- alışkın
Bir şeye veya bir şey yapmaya alışmış olan; alışkan, alışmış
- alışkın olmak
iyice alışmış olmak, yabancılık çekmemek
- alışma
Alışmak işi; istinas, ülfet
- alışmak
Bir işi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilmek
- alışmış kudurmuştan beterdir
"alışılan bir şeyden kolayca vazgeçilmez" anlamında kullanılan bir söz
- alışmış kursak bulamacını ister
"kişi, yararlanmaya alıştığı şeyden yoksun kalmak istemez" anlamında kullanılan bir söz
- alıştırabilme
Alıştırabilmek işi
- alıştırabilmek
Alıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- alıştırma
Alıştırmak işi
- alıştırmak
Alışmasına yol açmak
- alıştırılma
Alıştırılmak işi
- alıştırılmak
Alıştırma işine konu olmak
- alıştırılış
Alıştırılmak işi
- alıştırış
Alıştırmak işi
- alışveriş
Çarşı, pazar, mağaza vb. yerlerden ihtiyaç duyulan şeyleri satın alma işi
- alışveriş merkezi
Mağazaların yoğun olarak bulunduğu yer
- alışveriş sigortası
Satın alınan eşyanın belirli bir sürede hasara uğraması veya çalınması durumunda poliçe maddelerine göre sağlanan güvence
- alışveriş yapmak
alım satım işini gerçekleştirmek
- alışverişe çıkmak
ihtiyaçları temin etmek için çarşıya gitmek
- alışverişi kesmek
biriyle ilgisi kalmamak
- alışık
Herhangi bir duruma alışmış olan
- alışık olmak
alışkın olmak
- alışıklık
Alışık olma durumu
- alışılabilme
Alışılabilmek işi
- alışılabilmek
Alışılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- alışılagelme
Alışılagelmek işi
- alışılagelmek
İyice alışmak
- alışıldık
Alışılmış olan
- alışılma
Alışılmak işi
- alışılmadık
Alışılmamış, az görülen, olağanüstü olan
- alışılmak
Bir şeye alışmış duruma gelinmek
- alışılmamış
Nadir, bilinmeyen, az rastlanan
- alışılmamışlık
Alışılmamış olma durumu
- alışılmış
Her zamanki; mutat
- alışılmışlık
Alışılmış olma durumu
- alışıverme
Alışıvermek işi
- alışıvermek
Çabucak alışmak
- alşimi
Elementleri altına çevirmek isteyen bir iş alanı; simya
- alşimist
Alşimi ile uğraşan kimse; simyacı
- Am
Amerikyum elementinin simgesi
- ama
Çelişkili ve tutarsız iki cümleyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz; amma, lakin, velakin
- ama ne
"ne hoş" anlamında kullanılan bir söz
- amabile
Sevimli ve cana yakın bir biçimde (çalınmak)
- amadelik
Amade olma durumu
- amal
İşler, işlemler
- amalı
Herhangi bir bahane, şart ileri süren
- aman
Yardım istenildiğini anlatan bir söz
- aman Allah (veya Allah'ım)
şaşma, beğenme veya beğenmeme, korku vb. duyguları belirtmek için kullanılan bir söz
- aman aralık vermemek
göz açtırmamak, fırsat vermemek
- aman bulmak
kurtulmak
- aman bırakmamak
kurtuluş imkânını ortadan kaldırmak
- aman dedirtmek (veya dedirmek)
karşı koyan birini boyun eğmek zorunda bırakmak, zor durumda bırakmak
- aman derim!
"sakın ha, böyle bir iş yapayım deme" anlamında kullanılan bir söz
- aman dilemek
önce direnirken zor karşısında boyun eğip canının bağışlanmasını dilemek
- aman diyene kılıç kalkmaz
"mertliğinize güvenip size teslim olan düşmanın canına kıyılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- aman efendim
kendinden sonra gelen, şaşkınlık, beğeni vb. duyguları bildiren cümleyi pekiştirmek için söylenen bir söz
- aman vermek
canını bağışlamak, öldürmemek
- aman vermemek
rahat bırakmamak, göz açtırmamak
- aman ya Rabbi
şaşkınlık, beğenme, korku, öfke vb. duyguları anlatan bir söz
- aman zaman
Fırsat, çıkar yol; aman aralık
- aman zaman bilmemek
hâlden anlamamak
- aman zaman dedirtmemek
aman vermemek, söz hakkı tanımamak
- aman zaman vermemek
göz açtırmamak, fırsat vermemek
- amana gelmek
önce direnirken zor karşısında boyun eğmek
- amana getirmek
karşı koyan birini boyun eğmek zorunda bırakmak, zor durumda bırakmak
- amanname
Teslim olmak isteyen düşmana güvenlik içinde olduğunu bildirmek üzere İslam devletlerinde verilen belge
- amansız
Aman vermeyen, göz açtırmayan, nefes aldırmayan; biaman
- amansızca
Amansız bir biçimde; amansızcasına
- amansızlık
Amansız olma durumu
- amanı mamanı yok
“başka çare yok, itiraz kabul edilemez” anlamında kullanılan bir söz
- amanı zamanı yok
“mazeret istemem” anlamında kullanılan bir söz
- amanın
Korkma ve şaşma sözü
- Amasra
Bartın iline bağlı ilçelerden biri
- Amasya
Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Amasya elması
Bir yüzü kırmızı diğer yüzü ise sarı yeşilimsi bir renk taşıyan, ince kabuklu, hoş kokulu, uzun süre saklanabilen bir tür elma
- Amasya'nın bardağı, biri olmazsa biri daha
“kaçırılan fırsat için üzülmeye gerek yoktur, her zaman bir yenisi çıkar” anlamında kullanılan bir söz
- Amasyalı
Amasya ilinden olan kimse
- Amasyalılık
Amasyalı olma durumu
- aması maması yok!
hiçbir özrün geçerli olamayacağını anlatan bir söz
- aması var
"herkesin bilmediği sakıncası veya kusurları var" anlamında kullanılan bir söz
- amasız
Herhangi bir bahane, şart ileri sürmeyen
- amasız fakatsız
Herhangi bir bahane, şart ileri sürmeyen
- amatör
Bir işi para kazanmak için değil, yalnız zevki için yapan, hevesli, meraklı (kimse); özengen, profesyonel karşıtı
- amatörce
Amatör gibi
- amatörlük
Amatör olma durumu; özengenlik
- amazon
Savaşa katılan kadınlara eski çağların Amazonlarına benzetilerek verilen san
- Amazonlar
MÖ 1200 yılından itibaren Karadeniz Bölgesi'nde yaşamış, savaş aletleri ok, yay, kargı ve iki ağızlı balta olan, tamamen kadın savaşçılardan oluşan tarihî bir ulus
- amaç
Elde edilmesi gereken, ulaşılmak istenilen sonuç; erek, gaye, garaz, kasıt, maksat, murat, niyet
- amaç dışı
Ulaşmak istenilen sonuç dışında olan
- amaç edinmek
kendine bir şeyi amaç olarak kabul etmek
- amaç gütmek
bir amacı gerçekleştirmeye çalışmak
- amaçlama
Amaçlamak işi; istihdaf
- amaçlamak
Bir amaca ulaşmayı istemek; istihdaf etmek
- amaçlanma
Amaçlanmak işi
- amaçlanmak
Amaçlama işine konu olmak
- amaçlaştırma
Amaçlaştırmak işi
- amaçlaştırmak
Amaç durumuna getirmek
- amaçlı
Amacı olan; gayeli, maksatlı
- amaçlılık
Amaçlı olma durumu; gayelilik, maksatlılık
- amaçsız
Amacı olmayan; yönsüz, gayesiz, kasıtsız, maksatsız
- amaçsızca
Amaçsız bir biçimde; amaçsızcasına
- amaçsızlık
Amaçsız olma durumu; gayesizlik
- ambalaj
Ürünü dış etkenlerden koruyan, içine konan ürünleri bir arada tutarak taşıma, depolama, dağıtım, tanıtma, reklam gibi işlemleri kolaylaştıran, kâğıt, mukavva, tahta, plastik vb.nden yapılan malzeme
- ambalaj yapmak
eşyayı mukavva, kâğıt, tahta, plastik vb. malzemeyle sarmak, kaplamak
- ambalajcı
Ambalaj yapan kimse
- ambalajcılık
Ambalajcının yaptığı iş
- ambalajlama
Ambalajlamak işi
- ambalajlamak
Ambalaj yapmak
- ambalajlanma
Ambalajlanmak durumu
- ambalajlanmak
Ambalajlı duruma gelmek
- ambalajlı
Ambalajlanmış
- ambalajsız
Ambalajlanmamış
- ambalajsızlık
Ambalajsız olma durumu
- ambale
"Birini düşünemez duruma getirmek, çok yormak, fazla gaz vererek otomobili çalışamaz duruma getirmek" anlamlarındaki ambale etmek ve "çok yorulup iş göremez, düşünemez duruma gelmek" anlamındaki ambale olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
- ambar
Genellikle tahıl saklanan yer
- ambarcı
Ambara bakan görevli; ambar memuru
- ambarcılık
Ambarcının yaptığı iş
- ambarda kurutma
Kapalı bir yerde, güçlü bir vantilatör kullanılarak sağlanan hava akımı ile yeşil ve sulu yemlerin kurutulması
- ambargo
Bir malın serbest sürümünü engellemek için konulan yasak; engelleyim
- ambargo koymak
bir malın serbest sürümünü engellemek
- ambargoyu kaldırmak
ambargo ile ilgili yasaklamayı kaldırmak
- ambarlama
Ambarlamak işi
- ambarlamak
Saklamak veya korumak amacıyla ambara koymak
- ambarlanma
Ambarlanmak durumu
- ambarlanmak
Ambarlama işine konu olmak
- ambarlatma
Ambarlatmak işi
- ambarlatmak
Ambarlama işini yaptırmak
- amber
Amber balığından çıkarılan güzel kokulu, kül renginde bir madde
- amber ağacı
Baklagillerden, akasya cinsi kışın yaprağını döken boylu bir çalı veya birkaç metre boylanabilen dikenli küçük bir ağaç (Acacia farneciana)
- amber balığı
Balinagillerden, boyu 25 metreye kadar çıkabilen, başı büyük, dişli, çok yırtıcı bir balık; ada balığı (Catodon macrocephalus)
- amber çiçeği
Amber ağacının toparlak, fındık büyüklüğünde, altın sarısı renginde güzel kokulu çiçeği
- amberbu
Hindistan'da, İran'da yetişen, piştiğinde güzel bir koku veren, iri ve uzun taneli bir pirinç türü
- amblem
Soyut bir şeyin, bir kavramın sembolü olan varlık veya eşya; belirtke
- amca
Babanın erkek kardeşi; baba yarısı, emmi
- amca kızı
Amcanın kızı; emmi kızı
- amca oğlu
Amcanın oğlu; emmi oğlu, amcazade
- amcalık
Amca olma durumu; emmilik
- amcalık etmek
birine amca gibi yakınlık göstermek
- amcamla dayım, hepsinden aldım payım
"yakınlarından beklediği ilgi ve yardımı görmeyen bir kimse artık onlardan yeni bir istekte bulunamaz" anlamında kullanılan bir söz
- amel
Dinin buyruklarını yerine getirmek için yapılan iş, fiil veya hareket
- amele
Gündelikle çalışan işçi
- amele pazarı
İşçilerin iş bulmak amacıyla toplu bir biçimde bekledikleri yer
- amele taburu
Amelelerden oluşan topluluk
- amele yanığı
Güneşin etkisiyle vücudun giysi dışında kalan bölümlerinde oluşan yanık
- amelelik
Amelenin yaptığı iş
- ameliyat
Hasta üzerinde tedavi amacıyla uygulanan kesme ve dikme işlemi; cerrahi müdahale, operasyon
- ameliyat (veya ... ameliyatı) geçirmek
ameliyat edilmiş olmak
- ameliyat eldiveni
Ameliyat sırasında kullanılan genellikle kauçuktan yapılmış, ince eldiven
- ameliyat etmek (veya yapmak)
operatör, hastaya kesme ve dikme yoluyla müdahale etmek
- ameliyat masası
Üzerinde ameliyat yapılan özel donanımlı masa
- ameliyat olmak
hastaya ameliyat işlemleri yapılmak
- ameliyat örtüsü
Ameliyat yapılacak bölgenin çevresini örtmeye yarayan kumaştan yapılmış steril örtü; serviyet bezi
- ameliyata almak
gerekli hazırlıkların yapılmasından sonra hastayı ameliyat etmek
- ameliyata girmek
ameliyat işlemlerini gerçekleştirmek
- ameliyathane
Hastanelerde hastaların ameliyat edildiği özel bölüm
- ameliyatlı
Ameliyat edilmiş
- amelîlik
Amelî olma durumu
- amenna
"Öyledir, doğru, diyecek yok, inandık" anlamlarında bir onaylama sözü
- Amentü
Arapça "inandım" anlamına gelen ve İslamiyet'in temel inançları olan Allah'a, onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine inanmayı dile getiren söz
- amentü
Bir oluş, düşünce veya ideolojinin temelini oluşturan değer yargıları
- Amerika
Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri
- Amerika tavşanı
Kemiricilerden, arka ayakları çok uzun, memeli, küçük bir kürk hayvanı (Eriomys chincilla)
- Amerikalı
Amerika Birleşik Devletleri halkından olan kimse
- Amerikalılaşma
Amerikalılaşmak durumu
- Amerikalılaşmak
Amerikalıların yaşayış tarzını benimsemek
- Amerikalılık
Amerikalı olma durumu
- Amerikan
Amerikalılara özgü olan
- Amerikan bademi
Aselbent, zamk vb. maddeler veren bir sıcak iklim ağacı (Styrax americana)
- Amerikan bar
Lokanta, otel veya evlerde içki içmek için ayrılmış köşe; bar (II)
- Amerikan bezi
Pamuktan düz dokuma; kaput bezi
- Amerikan güreşi
Güreşin belli bazı kurallarına uyularak daha çok eğlence amaçlı gerçekleştirilen dövüş gösterisi
- Amerikan servis
Yemek masasının üzerine kişi sayısına göre yerleştirilen, üzerine tabak, bardak, kaşık vb. yerleştirilen, kumaş, keçe, naylon, kâğıt vb. malzemeden yapılan tabak altı örtüsü; supla
- Amerikanca
Amerika Birleşik Devletleri'nde kullanılan İngilizce; Amerikan İngilizcesi
- Amerikancı
Amerikancılık yanlısı olan (kimse)
- Amerikancılık
Belli bir konuda Amerika Birleşik Devletleri halkının veya hükûmetinin tarafını tutma; Amerikanizm
- Amerikanist
Amerikan tarihi ve kültürü ile uğraşan bilimci
- Amerikanvari
Amerikalıya yakışan bir biçimde, Amerikalı gibi
- amerikyum
Atom numarası 95, yapay olarak elde edilen aktinitlerden bir element (simgesi Am)
- ametal
Metal olmayan element
- ametist
Süs taşı olarak kullanılan, mor renkte bir kuvars türü
- amfi
Sıraları arkaya doğru basamaklı olarak yükselen büyük derslik
- amfibi
Karada olduğu gibi suda da kullanılabilen (araba, tank, uçak vb.); yüzergezer
- amfibi birlik
Karada, havada ve denizde hareket kabiliyetine sahip askerlerden oluşan birlik
- amfibi harekât
Kara ve deniz araçlarıyla yapılan manevra
- amfibol
Piroksenlere yakın siyah, esmer, yeşil renkli bir silikat grubu
- amfibyumlar
Kurbağa ve semenderleri içine alan iki yaşamlı omurgalılar sınıfı
- amfiteatr
Dinleyicilerin oturduğu, sıraları arkaya doğru basamaklı olarak yükselen salon; amfi
- amfizem
Doku ve organlarda sıra dışı hava toplanması
- amfora
İki kulplu, dibi sivri, dar boyunlu, karnı geniş testi
- amigo
Çoğunlukla spor yarışmalarında seyircileri coşturan kimse
- amigoluk
Amigonun yaptığı iş
- amilaz
Nişastayı parçalayarak şekere çeviren bir enzim
- amin
Amonyaktaki hidrojen yerine, tek değerli hidrokarbonlu köklerin geçmesiyle oluşan ürünlerin genel adı
- amino asit
Bir amino grubu ile bir karboksil grubu taşıyan, proteinlerin temel taşı olan organik bileşik
- amip
Amipler takımından, vücudunun biçim değiştirmesiyle oluşan geçici kollar veya ayaklar üzerinde sürünerek yer değiştiren, tatlı ve tuzlu sularda yaşayan bir hücreli canlı (Amoeba)
- amipler
Bir hücreli hayvanların kök bacaklılar sınıfına giren bir takımı
- amipleşme
Amipleşmek işi
- amipleşmek
Amipler gibi bölünerek çoğalmak
- amipli
İçinde amip bulunan
- amir
Bir işte emir verme yetkisi bulunan kimse
- amir hüküm
Yürürlükte ve uygulanması zorunlu olan hüküm
- amiral
Rütbesi general ile aynı olan deniz subayı
- amiral gemisi
Bir gemi grubunu kontrol etmek için komutan tarafından kullanılan, genellikle komutana ait forsun çekildiği gemi; bayrak gemisi
- amiralbattı
En az iki kişiyle oynanan, karelerden oluşan zemin üzerine yerleştirilmiş karşılıklı on geminin kuralara dayalı hamlelerle isabet ettirilmesine dayalı zekâ ve strateji oyunu
- amirallik
Amiral olma durumu
- amirce
Amire yakışır bir biçimde, amir gibi; amirane
- amirlik
Amir olma durumu
- amirsiz
Amiri olmayan
- amirsizlik
Amirsiz olma durumu
- amit
Amonyağın hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle oluşan birleşiklerin sınıf adı
- amitoz
Amip, akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğalma
- amiyane tabirle (veya tabiriyle)
halk ağzı ile, halk deyişiyle
- amiyanelik
Amiyane olma durumu
- amma
Yanına getirildiği kelimenin anlamına aşırılık katarak şaşma veya hayranlık anlatan bir söz
- amma da yaptın ha!
söylenen bir söze pek inanılmadığını ve şaşıldığını anlatan bir söz
- amma velakin
"Ne var ki" anlamında kullanılan bir söz
- Amme cüzü
Amme suresiyle ondan sonraki sureleri içine alan Kur’an’ın son cüzü; Amme
- amniyon sıvısı
Döl kesesini dolduran ve cenini içinde bulunduran sıvı; çağnak
- amonyak
Azot ve hidrojen birleşimi olan, keskin kokulu bir gaz (NH3)
- amonyaklama
Amonyaklamak işi
- amonyaklamak
Bazı yemleri amonyak veya bir amonyum bileşiği ile karıştırmak, doyurmak
- amonyaklı
Amonyak içeren
- amonyum
Amonyaklı tuzlarda maden rolü oynayan bir birleşim kökü (NH4)
- amonyum karbonat
Hamur kabartmada maya olarak kullanılan karbonik asidin amonyum tuzu; nişadır kaymağı
- amonyum sülfat
Sanayide sentez yolu ile elde edilen amonyum nötr sülfat
- amorf
Bir bütünü oluşturan parçalardan simetrik olmayan
- amorf olmak
dengesi bozulmak, dağılmak
- amorti
Birden ödenerek faizinin işlemesine son verilen tahvil
- amorti etmek
bir girişime yatırılan parayı zamanla kazanç olarak geri getirmek
- amorti çıkmak (veya vurmak)
piyangoda bilet değeri kadar ikramiye kazanmak
- amortisman
Faizin işlemesine son vermek için bir tahvilin birden ödenmesi
- amortisör
Motorlu araçlarda sarsıntı, sallantı vb. hareketleri en aza indiren, yayların gereksiz hareketlerini gidermeye yarayan düzen
- amper
Elektrik akımında şiddet birimi
- amperlik
Herhangi bir amper ölçüsünde olan
- ampersaat
Bir amper şiddetinde akım geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektrik miktarı
- ampir
XIX. yüzyıl başlarında Fransa'da ortaya çıkıp daha sonra Avrupa'ya yayılmış olan yapı, mobilya, giyim vb.ne ait bir üslup
- ampul
İçinde, elektrik akımı ile akkor durumuna gelerek ışık verebilen bir iletkeni bulunan, havası boşaltılmış cam şişe
- ampütasyon
Kol, bacak, kulak gibi organların tedavi amacıyla kısmen veya tamamen kesilip çıkartılması
- amuda kalkmak
iki eli üstüne dayanarak bacakları ve bedeni havada dikey tutmak
- amut
Dik durma
- an
Zamanın bölünemeyecek kadar kısa olan parçası; lahza, dakika
- an meselesi
olması her an mümkün, sürekli gerçekleşebilecek durumda
- ana
Yavrusu olan dişi hayvan
- ana akım
Merkezdeki değerleri ve geleneği oluşturan ilkeleri temsil eden, yaygın ve egemen olan (düşünce, medya vb.)
- ana akım medya
Toplumun geneline hitap eden, gündemi belirleyen, yerleşik ve yaygın olan yazılı veya görsel basın
- ana arter
Yerleşim birimleri içerisinde, trafiğin çok yoğun olduğu ana cadde
- ana atardamar
Kalbin kasılması ile sol karıncığındaki kanı bütün vücuda taşıyan en büyük atardamar; ana arter, aort
- ana avrat küfretmek (veya düz veya dümdüz gitmek)
sövmek, küfretmek
- ana baba
Ana ile babanın oluşturduğu birlik
- ana baba bir
aynı anne ve babadan olan
- ana baba eline bakmak
ana ve babanın verdiği para ile geçinmek
- ana baba günü
Kargaşa içindeki kalabalık
- ana baba yavrusu
nazlı büyütülmüş çocuk
- ana bacı
Alevi ve Bektaşi kültüründeki yol kardeşliği kurumunda erkek kardeşlerin eşleri; bacı
- ana bayi
Bir dağıtım işinde bütün bayilerin bağlı bulunduğu bayi; başbayi
- ana bellek
Bilgisayardaki işlemcinin doğrudan erişebildiği ve programları çalıştırabildiği bellek
- ana besleme hattı
Ana anahtar, üreteç barası veya çevirgeç barasından ana dağıtım merkezine gelen besleme hattı
- ana bilim dalı
Yükseköğretim kurumlarında bölümlerin alt bilim veya uzmanlık dallarından her biri; kürsü
- ana bir, baba ayrı
anaları bir, babaları ayrı olan (kardeşler)
- ana cadde
Şehirde ara sokakların açıldığı geniş yol
- ana dal
Ağaç, ağaççık veya çalılarda gövdeden ilk çıkan ve bitkinin çatısını oluşturan dal
- ana dil
Zaman içerisinde ses, biçim ve anlam bakımından birbirinden az çok farklılaşmış olan dillerin ortak kaynağı kabul edilen dil
- ana dili
Çocuğun ailesinden veya içinde yaşadığı topluluktan edindiği dil
- ana direk
Gemilerde, ekleme direklerde dipteki temel parça
- ana doğrusu
Dönen silindirin yan yüzünü oluşturan dikdörtgenin bir kenarı
- ana duvar
Bir yapının, dört bir yanını çevreleyen kalın dış duvar
- ana fikir
Bir yazının temeli olan asıl düşünce; ana düşünce, asli düşünce
- ana gibi yâr olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz
"insanlar içinde bize ana kadar candan bağlı dost yoktur" anlamında kullanılan bir söz
- ana haber sunucusu
Toplanan haberleri önem derecesine göre değerlendiren ve yayımlayan yetkili sunucu
- ana hat
Asıl veya en belirgin özellik
- ana hatlarıyla
Asıl veya en belirgin özellikleriyle
- ana ile kız, helva ile koz
"ana ile kız, koz helvasının içindeki cevizle helva gibidirler, birbirlerinden kesinlikle ayrılmazlar" anlamında kullanılan bir söz
- ana kadın
Bir ailede veya bir toplulukta en çok saygı gösterilen kadın
- ana kapı
Bir yapının süslü, büyük ön kapısı; portal
- ana kent
Bir ülkenin veya bir bölgenin, çevresindeki yerleşim yerlerine ekonomik ve toplumsal yönlerden hâkim olan ve genellikle ülkenin başka ülkelerle olan her türlü ilişkisinin sağlandığı en önemli kenti; metropol, ana şehir
- ana kitap
Bir bilim alanında yazılmış temel kitap
- ana kolon hattı
Kuruma veya ortaklığa ait besleme noktasından, abonenin sayacına kadar olan besleme hattı
- ana kraliçe
Kralın annesi
- ana kubbe
Camilerde ayaklar veya ana duvar üzerindeki kasnağa oturtulmuş kubbe
- ana kucağı
Bebeği yatırmak veya uyutmak için kullanılan, kendiliğinden sallanan bir tür araç
- ana kuyu
Bir ocakta ana çıkış ve havalandırmada kullanılan kuyu
- ana kuzusu
Pek küçük kucak çocuğu
- ana kök
Tohumun çimlenmesinden sonra kökçüğün toprağa dalarak gelişmesi sonucu oluşan ilk kök
- ana kızına taht kurar, kız bahtı kocadan arar (veya ana kızına taht kurmuş, baht kuramamış)
"kocası iyi olmayan bir kadın, kendi ne kadar iyi olursa olsun, mutlu olamaz" anlamında kullanılan bir söz
- ana menü
Bir lokantada müşterilere sunmak üzere her gün yapılan yemeklerden oluşan menü
- ana muhalefet
İktidarın dışında mecliste sayıca en üstün olan parti
- ana ortaklık
Birçok ortaklığın pay senetlerini elinde bulundurarak onları denetimi altında tutan yatırım ortaklığı; holding
- ana rahmine düşmek
döl yatağında cenin oluşmak
- ana saat
Gözlemevinde bulunan saatler içinde en doğru olan ve öbür saatlerin ayarlanmasında kullanılan saat
- ana sanat dalı
Yükseköğretim kurumlarının herhangi bir sanat dalında eğitim veren birimlerinden her biri
- ana sanlı
Annesinin soyadını alan
- ana sav
İleri sürülerek savunulan düşüncelerin en belli başlı olanı
- ana sayaç
Belirli bir yerleşim birimine veya bir şehre verilen toplam elektrik, su ve gazın ölçülmesi amacıyla, ana dağıtım boru hattı başlangıcına tesis edilen sayaç sistemi
- ana sözleşme
Taraflar arası düzenlenen ilk ve temel sözleşme
- ana sınıfı
48-66 aylık çocukların eğitimi amacıyla örgün ve yaygın eğitim kurumları bünyesinde açılan sınıf
- ana tarafı
Ailenin anne yönünden akrabaları
- ana toplardamar
Oksijeni az olan kanı kalbin sağ kulakçığına boşaltan iki büyük toplardamardan her biri
- ana vatan
İlk yurt edinilen yer; ana yurt
- ana yapı
Bir yapı bütünü içinde yükseklik ve biçim bakımından göze çarpan, önemli bölüm
- ana yemek
Geleneksel Türk mutfağında çorbadan sonra gelen en önemli yemek; başyemek
- ana yol
Çevredeki yolların kendisine açıldığı geniş yol; cadde, ana hat
- ana yön
Kuzey, güney, doğu ve batı yönlerinden her biri
- ana yüreği
Annelik duygusu, ana sevecenliği
- ana çizgi
Belli bir kurala göre yürütülerek bir biçimin oluşmasına yarayan çizgi
- anabilme
Anabilmek işi
- anabilmek
Anma ihtimali veya imkânı bulunmak
- anaca
Anne olarak
- anacık
Annelere sevgiyle yaklaşıldığını belirten bir söz
- anacıl
Anasına düşkün (çocuk)
- anacıllık
Anacıl olma durumu
- anadan doğma
Çırılçıplak olarak
- anadan doğmuşa dönmek (veya anadan yeni doğmuş gibi olmak)
dertsiz, tasasız bir duruma gelmek
- anadan üryan
Çırılçıplak olarak
- Anadolu
Ön Asya'nın bir parçası olarak Türkiye'nin Asya kıtasında bulunan toprağı; Küçük Asya
- Anadolulu
Anadolu halkından olan kimse
- Anadolululuk
Anadolulu olma durumu
- anadut
Ekin ve ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı aktarmaya yarayan uzun saplı, üç dişli, ahşap araç
- anaerki
Soyda temel olarak anayı alan ve ailede çocukları ana soyuna mal eden bir toplum düzeni
- anaerkil
Anaerki temeline dayanan; maderşahi, matriarkal
- anaerkillik
Kadının üstünlüğüne dayalı toplumsal örgütlenme düzeni; maderşahilik
- anaerobik
Oksijensiz yerde yaşayabilen, yetişebilen
- anafor
Karmakarışık bir durum
- anafora kaptırmak
başkasının emeksiz ve karşılıksız olarak yararlanmasına sebep olmak
- anafora kapılmak
girdaba kapılarak sürüklenmek
- anafora konmak
bir şeyi emek harcamadan elde etmek
- anafora vermek
elinde bulunan varlığını boşu boşuna harcamak veya kumar, içki gibi şeylerle heba etmek
- anaforcu
Yolsuzlukla kazanç peşinde olan kimse
- anaforculuk
Anaforcu olma durumu
- anafordan
Yolsuzluk yaparak
- anaforlama
Anaforlamak işi
- anaforlamak
Yolsuzluk yaparak kazanç elde etmek
- anagram
Bir kelimedeki harflerin yerleri değiştirilerek elde edilen kelime
- anahtar
Kilidi açıp kapamak için kullanılan araç; açacak, açar, açkı, miftah, dil (I)
- anahtar ağızlığı
Mobilya kapaklarının ve çekmecelerin yüzlerine açılan anahtar deliklerinin üzerine çivilenen paslanmaz çelik veya dökümden yapılmış ortası anahtara uygun, delikli metal veya plastik gereç
- anahtar bitkiler
Mera üzerinde çok bulunan ve bunların doğru bir biçimde otlatılmaları ile tüm meranın doğru bir şekilde otlanmış olacağı kabul edilen bitki türleri
- anahtar deliği
Anahtarı kilide sokmaya yarayan, anahtar ucu biçimindeki delik
- anahtar deliğinden bakmak
gizlice gözetlemek
- anahtar dili
Anahtarın uç bölümünde bulunan ve kilit sürgüsünü işleten çıkıntı
- anahtar dişi
Kilit dilinin çalışmasını sağlayan, anahtarın ucundaki dişli bölüm
- anahtar kelime
Bir yazıda konuyu en açık bir biçimde yansıtan kelime veya kelime grubu; anahtar sözcük
- anahtar kovanı
Anahtarın oyuğu
- anahtar taşı
Kemerlerin en üstündeki taş; kilit taşı
- anahtar uydurmak
bir kilidi açmak için kendi anahtarından başka bir anahtar kullanmak
- anahtar vermek
tuluat tiyatrosunda komiğe nükte yapma kolaylığı vermek
- anahtarcı
Anahtar yapan, satan veya onaran kimse; açkıcı
- anahtarcılık
Anahtarcının yaptığı iş; çilingirlik
- anahtarlık
Anahtarların kaybolmasını önlemek ve kolayca kullanılmasını sağlamak için takıldığı maden, deri vb.nden yapılan halka veya kılıf
- anahtarı beline takmak
evde yönetimi ele almak
- anakonda
Boagillerden, tropikal Güney Amerika'da yaşayan, 8-10 metre uzunluğunda, avını sararak ve sıkarak öldüren bir tür yılan (Eunectes murinus)
- anakronik
Çağı geçmiş, çağa uymaz, eskimiş
- anakronizm
Olayların tarihlerini belirlemede yanılgı içinde bulunma; tarih yanılgısı
- anal
Anüsle ilgili
- analar taş yesin, yarım yarım beş yesin
fedakârlık yapıyormuş gibi görünüp de kârlı çıkan kimseler için söylenen bir söz
- analaştırma
Analaştırmak işi
- analaştırmak
Annedeki özellikleri kazandırmak
- analitik zekâ
Sebep sonuç ilişkisini etkin bir biçimde kurabilme, karşılaşılan sorunun nedenini belirleyip çözüme varabilme becerilerini içeren zekâ
- analiz
Bir maçtaki pas, şut, köşe atışı vb.nin yüzdelerini değerlendirme
- analiz edilmek
çözümlenmek
- analiz etmek
çözümlemek
- analizci
Analizle uğraşan veya analiz yapan kimse
- analizcilik
Analizcinin yaptığı iş
- analojik
Analoji ile ilgili, benzeşmeye dayanan
- analı
Anası olan
- analı babalı büyüsün
bebekler için söylenen bir iyi dilek sözü
- analı kuzu, kınalı kuzu
her işi yolunda giden
- analık
Anne olma duygusu
- analık dürtüsü
Dişinin analık davranışını ortaya çıkaran dürtü
- analık etmek
analık görevini yapmak
- analık fenalık
"üvey ana fenalık simgesidir" anlamında kullanılan bir söz
- analık hakkı
Anne olmanın getirdiği yükümlülük ve hak
- analıkızlı
Soğan ve kıyma ile yapılan harcın bulgurdan yapılan büyük köftenin içine doldurulup ayrıca hazırlanan küçük köfteler ve nohut ile birlikte pişirilmesiyle yapılan bir tür yemek
- anam avradım olsun
birini kesin olarak inandırmak için söylenen çok kaba bir ant sözü
- anam babam
içtenlik bildiren bir söz
- anam!
sese verilen tona göre şaşma, beğenme, acı, üzüntü vb. duygular anlatan söz
- anamalcı
Anamalcılık düzenini benimsemiş kimse; kapitalist
- anamnez
Hastanın, hastalığı ve çevresi hakkında verdiği bilgi; anamnezi
- Anamur
Mersin iline bağlı ilçelerden biri
- anamın (veya anasının) ak sütü gibi (helal olsun)
"anamın sütü bana nasıl helal ise bu da sana öyle helal olsun" anlamında kullanılan bir söz
- anamın öleceğini bilseydim kulağı dolu darıya satardım
"insan en değerli malının karşılıksız olarak elinden gideceğini bilse onu yok denecek kadar az bir paraya satar" anlamında kullanılan bir söz
- anan güzel idi hani yeri, baban zengin idi hani evi?
“güzellik de zenginlik de geçicidir, bizim olan şeyler elimizde sürekli olarak kalmazlar” anlamında kullanılan bir söz
- anan yahşi, baban yahşi
birini, bir işe razı etmek için onu övmek amacıyla söylenen bir söz
- ananas
Ananasgillerden, sıcak ülkelerde yetişen bir ağaç (Ananas sativus)
- ananasgiller
Bir çeneklilerden, sıcak ülkelerde yetişen ve örneği ananas olan bitki familyası
- ananat
Gelenekler, ananeler
- ananatça
Gelenekler bakımından, geleneklere göre
- ananın bahtı kızına
"bir anne nasıl bir evlilik hayatı geçirirse kızının evlilik hayatı da kendisininkine benzer" anlamında kullanılan bir söz
- ananın bastığı yavru incinmez
"annenin acı sözü çocuğuna ağır gelmez" anlamında kullanılan bir söz
- ananın karnında dokuz ay nasıl durdun?
çok aceleci, sabırsız kimseler için söylenen bir söz
- anaokulu
Öğrenim çağına henüz gelmemiş çocukları okul düzenine hazırlayan eğitim kuruluşu; ana mektebi
- anapara
Üzerinden faiz hesaplanacak olan para
- anapiyesma
Antik dönemde tiyatro oyunlarında oyuncuları mekanik olarak yerden kaldırmaya yarayan makine
- anarşi
Devlet otoritesinin zayıflayıp hükmünü kaybetmesi yüzünden meydana gelen düzensizlik
- anarşik
Anarşi ile ilgili
- anarşist
Anarşi çıkaran, düzene karşı gelen, kargaşalık yaratan kimse
- anarşistleşme
Anarşistleşmek durumu
- anarşistleşmek
Anarşist özelliği taşımak
- anarşistlik
Anarşist olma durumu
- anarşizm
Özel mülkiyeti toplumda baskı kaynağı ve devleti onun bir aracı olarak gören, bunların ortadan kalkmasıyla insanın özgürleşeceğini öne süren siyasal öğreti
- anason
Maydanozgillerden, kokulu tohumu hamur işlerinde ve rakı yapımında kullanılan bir bitki (Pimpinella anisum)
- anasonlu
Anasonu olan
- anasonsuz
Anasonu olmayan
- anası ağlamak
çok sıkıntı çekmek, eziyet çekmek, bitkin duruma gelmek
- anası danası
Soyu sopu, bütün aile
- anası kılıklı
Görüş, davranış, huy vb. bakımından annesine benzeyen
- anası onu Kadir Gecesi doğurmuş
her işi rast giden, talihli kimseler için söylenen bir söz
- anası turp (veya sarımsak), babası şalgam (veya soğan)
ne olduğu belirsiz kimselerin çocuğu
- anası yerinde
anne gibi kabul edilen (kadın)
- anasıl
Kökten, asıl olarak, esaslı bir biçimde
- anasına avradına sövmek
birinin anasını ve karısını amaçlayarak çirkin söz söylemek
- anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al
"bir kızın karakterini öğrenmek isteyenler, anasının durumunu göz önüne alırlarsa aldanmamış olurlar" anlamında kullanılan bir söz
- anasından doğduğuna bin pişman
çok tembel, üşengeç
- anasından doğduğuna pişman etmek
çok eziyet etmek, çok üzmek, bezdirmek
- anasından doğduğuna pişman olmak
çok eziyet görmek, çok üzülmek, bezdirilmek
- anasından emdiği süt burnundan (fitil fitil) gelmek
bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek
- anasından emdiği sütü burnundan getirmek
birine bir iş yaptırırken çok sıkıntı çektirmek
- anasını ağlatmak
bir kimseye çok eziyet etmek, çok sıkıntı çektirmek
- anasını bellemek
“annesinin ırzına geçmek” anlamında küfür sözü
- anasını eşek kovalasın!
sözü edilen kimse veya iş için bıkkınlık, dikkate almama ve umursamama anlatan bir söz
- anasını sat! (veya satayım!)
"önem verme (vermem), aldırma (aldırmam), umursama (umursamam)!" anlamında kullanılan bir söz
- anasının gözü
çok kurnaz, çok açıkgöz, dalavereci, hinoğluhin
- anasının ipini satmış (veya pazara çıkarmış)
ipsiz, kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse)
- anasının körpe kuzusu
pek küçük kucak çocuğu
- anasının kızı
her yönüyle annesine benzeyen kız çocuğu
- anasının nikâhını istemek
bir şeye değerinden çok para istemek
- anasının oğlu
her yönüyle annesine benzeyen erkek çocuğu
- anasır
Ögeler, unsurlar
- anasız
Anası olmayan
- anasızlık
Anasız olma durumu
- anat
Anlar, zamanlar
- anatomi
İnsan, hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim; teşrih
- anatomici
Anatomi uzmanı
- anatomik
Anatomi ile ilgili
- anatomist
Anatomiyle uğraşan bilim adamı
- anavaşya
Göçücü balıkların Akdeniz'den Karadeniz'e çıkması, katavaşya karşıtı
- anayasa
Bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasa; kanunuesasi
- anayasacı
Anayasayı savunan, anayasadan yana olan (kimse)
- anayasacılık
Anayasacı olma durumu
- anayasal
Yürürlükte olan anayasa ile ilgili
- anayasallaşma
Anayasallaşmak durumu
- anayasallaşmak
Yürürlükte olan anayasaya uygun duruma gelmek
- anayasallaştırma
Anayasallaştırmak işi
- anayasallaştırmak
Yürürlükte olan anayasaya uygun duruma getirmek
- anayasallık
Anayasal olma durumu
- anaç
Şefkatli, anne gibi davranan
- anaçlaşma
Anaçlaşmak durumu
- anaçlaşmak
Anaç duruma gelmek
- anaçlık
Anaç olma durumu
- anbean
Her an
- anca
O kadar
- anca beraber, kanca beraber
"iki veya daha çok kişi yaptıkları iş kötü de gitse birbirlerinden ayrılmamalıdırlar" anlamında kullanılan bir söz
- ancak
"Yalnızca" anlamında, sınırlama bildiren bir söz
- ancaklı
Herhangi bir bahane, şart ileri süren
- ancaksız
Herhangi bir bahane, şart ileri sürmeyen
- andante
Adacyo ile andantino arası, yarı yavaş bir biçimde (çalınmak)
- andantino
Andanteden daha canlı, daha hızlı bir biçimde (çalınmak)
- andavallı
Ahmak, aptal, beceriksiz, şaşkın, bön, görgüsüz (kimse); andaval
- andavallıca
Andavallıya yakışan
- andavallılık
Andavallı olma durumu; andavallık
- andaç
Bir yerde geçirilen süreyi anımsamak için düzenlenen fotoğraflı kitapçık
- andropoz
Erkeklerde, er bezlerinin salgıladıkları hormon miktarının giderek eksilmesi sonucu cinsel gücün azalması; yaş dönümü
- androsefal
Sadece başı insan başına benzeyen (hayvan)
- andını bozmak
andına uymamak, andına aykırı davranmak
- andırma
Andırmak durumu
- andırmak
Benzer yanları bulunmak; çağrıştırmak
- Andırın
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
- andırış
İki şey arasında bazı noktalardaki uygunluk, benzerlik durumu
- andırışma
Andırışmak işi
- andırışmak
Birbirine çok benzeyen iki şeyi karıştırmak
- andız
Yaprakları dikenli olan bir tür ardıç
- andız otu
Birleşikgillerden, nemli yerlerde yetişen, sarı çiçekli, acı ve kokulu bir ot (İnula helenium)
- andıç
Uyarı veya hatırlatmak için yazılan not; muhtıra
- anele
Gemilerde türlü işlerde kullanılan bir tür demir halka
- aneroit
Cıva yerine maden bir kutu kullanmak temeline dayanan kadranlı barometre
- anestezi
Herhangi bir cerrahi müdahale öncesi, insan ve hayvanların vücudunun bütününde veya belirli bir kesimindeki duyunun geçici olarak yok edilmesi; uyuşturma, duyu yitimi
- anestezi bilimci
Anestezi bilimi ile uğraşan kimse; anesteziyolog
- anestezi bilimi
Uyuşturucu bir ilaçla vücudun bütününde veya belirli bir bölgesinde duyuların yok edilmesi sonucu hastanın zarara uğramadan yaşamasını sağlayan ve cerrahi müdahalenin yapılabilme koşullarını inceleyen bilim dalı; anesteziyoloji
- anestezi bilimsel
Anestezi bilimi ile ilgili; anesteziyolojik
- anestezik
Eter, kloroform gibi uyuşturma özelliği olan
- anestezist
Anestezi uzmanı
- anevrizma
Bir atardamarın bir bölgesinde oluşan gevşemeye bağlı ur biçimindeki genişleme
- angaje
"Bağlamak" anlamındaki angaje etmek, "bağlanmak" anlamındaki angaje olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
- angajman kuralları
Askerî unsurların kuvvet kullanımı sırasında uyması gereken yasa veya kurallar
- angarya
Bir kimseye veya bir topluluğa zorla, ücret vermeden yaptırılan iş; yüklenti
- angarya (veya angaryasını) çekmek
bir işi isteksizce, hatır için yapmak zorunluluğunda olmak
- angaryacı
Başkasına ücretsiz iş yaptıran kimse
- angaryacılık
Angaryacı olma durumu
- angaryaya koşmak
birini zorunlu olmadığı hâlde bir işte çalışmaya zorlamak
- Anglikan
İngiliz kilisesine bağlı olan kimse
- Anglikanlık
İngiltere’nin resmî kilisesinin, Katoliklik ve Protestanlıktan farklı olarak tuttuğu inanç yolu; Anglikanizm
- Anglosakson
V. ve VI. yüzyılda Büyük Britanya'yı ele geçiren Cermen ırkından oymaklar
- Angolalı
Angola’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- angora
Ankara keçisinin kılından veya tavşanının tüyünden elde edilen iplikle dokunan (giysi)
- angström
Metrenin on milyarda biri değerine eşit olan ışık dalgalarını ölçme birimi
- angudi
Angut kuşunun rengi
- angut
Ördekgillerden, tüyleri kiremit renginde, evcilleştirilebilen bir yaban kuşu (Casarca ferruginea)
- angutlaşma
Angutlaşmak durumu
- angutlaşmak
Angut duruma gelmek
- angutluk
Angut olma durumu
- angutça
Anguda yaraşır bir biçimde
- angıç
Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabalarının iki tarafına takılan parmaklık; kanat
- anha minha
Aşağı yukarı, yaklaşık olarak
- anhidrit
Genellikle kaya tuzu ve alçı taşıyla birlikte bulunan doğal, susuz kalsiyum sülfat
- ani
Ansızın yapılan
- anif
Kaba bir biçimde
- anilik
Ani olma durumu
- anilin
Benzenden türeyen bir amin
- anilin boyalar
Taş kömürü eterinden elde edilen, fotoğrafçılıkta, basım işlerinde, boya sanayisinde kullanılan organik boya cevheri
- animato
Canlı bir biçimde (çalınmak)
- anime
Japon çizgi romanı mangaların televizyon, sinema vb. için filmleştirilmiş biçimi
- anjanbuman
Dizenin son kelimesiyle sonraki dizeyi başlatma sanatı
- anjin
Boğaz mukozasının iltihaplanarak şişmesi, bademcik iltihabı; boğak, hunnak
- anjiyo olmak
kalp ve damar hastalıkları sorunu olan kişiler damarlarına ince tüplerle girilerek damarlardaki tıkanıklıkları ve diğer sorunlar teşhis olunmak
- anjiyoloji
Kan ve ak kan damarlarını inceleyen bilim dalı
- Anka
Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan büyük bir kuş; Simurg, Zümrüdüanka
- Ankara
Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri, Türkiye'nin başkenti
- Ankara kedisi
Ankara yöresinde yetişen uzun tüylü kedi ırkı
- Ankara tavşanı
Parlak, ince, ipeksi, uzun, beyaz renkli tüylü, özel olarak üretilen bir tür tavşan; angora tavşanı
- Ankara taşı
Plajiyoklazlı bir yanardağ kültesi; andezit
- Ankara çiğdemi
Açık sarı renkli çiçekleri olan, parlak sarı yapraklı bir tür çiğdem
- Ankaralı
Ankara ilinden olan kimse
- Ankaralılık
Ankaralı olma durumu
- ankastre
Bir tarafı yuvaya yerleştirilmiş, gömülmüş olan
- anket
Herhangi bir konuyla ilgili durum ve tutumu belirlemek için düzenlenmiş, ayrıntılı ve kapsamlı soru dizisi; sormaca, istimzaç
- anket yapmak
herhangi bir konuyla ilgili durum ve tutumu belirlemek için ayrıntılı ve kapsamlı olarak hazırlanmış soruları kişilere sormak
- anketçi
Anket yapan kimse; anketör
- anketçilik
Anketçinin yaptığı iş; anketörlük
- anladımsa arap olayım
"hiçbir şey anlamadım" anlamında kullanılan bir söz
- anlam
Bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce; mana
- anlam bilimci
Anlam bilimi ile uğraşan kimse
- anlam bilimi
Dili anlam açısından inceleyen bilim dalı; semantik
- anlam bilimsel
Anlam bilimi ile ilgili; semantik
- anlam daralması
Kelimenin anlam bakımından zamanla daralmaya uğrayarak eskiden ifade ettiği anlamın sadece bir bölümünü anlatır duruma gelmesi
- anlam değişmesi
Kelimenin daralma, genişleme, kayma, kötüleşme vb. yollarla yeni bir anlam kazanması
- anlam genişlemesi
Kelimenin taşıdığı anlam kapsamının zamanla daha geniş, daha genel bir anlam kazanması: "Baş" kelimesinin "kafa" anlamından anlam genişlemesiyle her meslek ve kuruluştaki "üst aşama" anlamını bildirmesi gibi
- anlam iyileşmesi
Anlamı kötü olan bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazanması
- anlam kayması
Kelimenin deyimlerin içerisinde gerçek anlamından farklı bir anlama gelmesi: dil dökmek, ağız yoklamak vb
- anlam kötüleşmesi
Anlamı iyi olan bir kelimenin zamanla kötü bir anlam kazanması; anlam bayağılaşması
- anlam vermek
kendince bir yargıya varmak, yorumlamak
- anlam çıkarmak
bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam yakalamak
- anlama
Anlamak işi; anlamaklık, kavrama, derk, fehim, intikal, tefehhüm, vukuf
- anlamak
Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak; fehmetmek
- anlamazlık
Bir şeyi anlamamış, kavrayamamış gibi davranma
- anlamazlıktan gelmek (veya anlamazlığa vurmak)
bir şeyi anladığı hâlde anlamamış gibi davranmak
- anlamca
Anlam bakımından; mealen, manaca
- anlamlandırabilme
Anlamlandırabilmek işi
- anlamlandırabilmek
Anlamlı duruma getirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- anlamlandırma
Anlamlandırmak işi; anlamlama
- anlamlandırmak
Anlamını açıklamak
- anlamlandırılabilme
Anlamlandırılabilmek işi
- anlamlandırılabilmek
Anlamlı duruma getirilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- anlamlandırılma
Anlamlandırılmak işi
- anlamlandırılmak
Anlamlandırma işine konu olmak
- anlamlandırılış
Anlamlandırılmak işi
- anlamlı
Anlamı olan; manalı
- anlamlılık
Anlamlı olma durumu; manidarlık
- anlamsal
Anlamla ilgili
- anlamsallık
Anlamsal olma durumu
- anlamsız
Anlamı olmayan, önemli bir şey anlatmayan; manasız, boş
- anlamsızca
Anlamsız bir biçimde; anlamsızcasına, manasızca, manasızcasına
- anlamsızlaşabilme
Anlamsızlaşabilmek işi
- anlamsızlaşabilmek
Anlamsızlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- anlamsızlaşma
Anlamsızlaşmak durumu
- anlamsızlaşmak
Anlamsız duruma gelmek
- anlamsızlaştırabilme
Anlamsızlaştırabilmek işi
- anlamsızlaştırabilmek
Anlamsızlaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- anlamsızlaştırma
Anlamsızlaştırmak durumu
- anlamsızlaştırmak
Anlamsız duruma getirmek
- anlamsızlaştırılma
Anlamsızlaştırılmak durumu
- anlamsızlaştırılmak
Anlamsız duruma getirilmek
- anlamsızlık
Anlamsız olma durumu; manasızlık
- anlamına gelmek
bir anlam bildirmek
- anlarsın ya!
açıklanmaması gereken bir olayı dolaylı yoldan anlatmak için kullanılan bir söz
- anlata anlata bitirememek
beğenilen bir şeyi uzun uzun anlatmak
- anlatabilme
Anlatabilmek işi
- anlatabilmek
Anlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- anlatma
Anlatmak işi; ifham, tefhim
- anlatmak
Bilgi vermek
- anlattırma
Anlattırmak işi
- anlattırmak
Bir konu üzerinde bilgisini ölçmek, açıklama yaptırmak
- anlatı
Ayrıntılarıyla anlatma
- anlatı bilimi
Roman, hikâye, masal vb. edebî türlerindeki anlatım biçimlerini çeşitli açılardan ele alarak onları eleştirel bir gözle inceleyen bilim dalı
- anlatıcı
Herhangi bir olay, masal, destan vb.ni anlatan kimse
- anlatıcı yazar
Roman, hikâye, masal vb. edebî türlerde hikâye etme anlatım biçimini kullanarak eser veren yazar; anlatımcı
- anlatıcılık
Anlatıcı olma durumu
- anlatılabilme
Anlatılabilmek işi
- anlatılabilmek
Anlatılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- anlatılma
Anlatılmak işi
- anlatılmak
Anlatma işine konu olmak
- anlatılış
Anlatılmak işi
- anlatım
Anlatmak işi
- anlatım bilimi
Üslup yöntemlerini ve türlerini inceleyen edebî araştırma ve dil bilimi dalı; stilistik
- anlatım bilimsel
Anlatım bilimi ile ilgili
- anlatım tonu
Anlatımda kullanılan, öne çıkan üslup, tercih edilen tarz vb
- anlatımcı
Yalnızca hikâye etmeye ağırlık veren yazar ve bu niteliklere sahip eser
- anlatımlı
Düşünce ve duyguyu güçlü ve canlı bir biçimde anlatan
- anlatımsal
Anlatımla ilgili
- anlatımsallık
Anlatımsal olma durumu
- anlatısal
Anlatı özelliği taşıyan, anlatıyla ilgili
- anlatısallık
Anlatısal olma durumu
- anlatıverme
Anlatıvermek işi
- anlatıvermek
Çabucak anlatmak
- anlatış
Anlatmak işi
- anlayabilme
Anlayabilmek durumu
- anlayabilmek
Anlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- anlayalım!
“gizlice birtakım işler yapılıyor ama ben farkındayım, beni de dâhil etmelisiniz” veya “mal, para veya konumdan yararlanalım” anlamında kullanılan bir söz
- anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az
“anlayışlı kimselere basit bir ima bile yeter, oysa anlayışsız kimselere ne söylense yararsızdır” anlamında kullanılan bir söz
- anlayıp dinlemek
bir olayı iyice anlamak
- anlayıverme
Anlayıvermek işi
- anlayıvermek
Çabucak anlamak
- anlayış
Anlamak işi; idrak, telakki
- anlayış göstermek
yapılan, istenilen veya söylenilen bir şeyi hoşgörüyle karşılamak
- anlayışlı
Anlayışı olan; ferasetli, izanlı
- anlayışlılık
Anlayışlı olma durumu
- anlayışsız
Anlayışı kıt olan; ferasetsiz, idraksiz, izansız
- anlayışsızca
Anlayışsız bir biçimde; anlayışsızcasına
- anlayışsızlaşma
Anlayışsızlaşmak durumu
- anlayışsızlaşmak
Anlayışsız duruma gelmek, anlayış göstermez olmak
- anlayışsızlık
Anlayış kıtlığı; ferasetsizlik, idraksizlik, izansızlık
- anlayışı kıt
Anlama, kavrama yönünden zayıf olan (kimse)
- anlaşabilme
Anlaşabilmek durumu
- anlaşabilmek
Anlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- anlaşma
Anlaşmak durumu
- anlaşma yapılmak
anlaşma belgesi düzenlenip imzalanmak
- anlaşmak
Düşünce, duygu, amaç bakımından birleşmek; antant kalmak
- anlaşmalı
Anlaşmaya dayanan
- anlaşmalı iflas
Batık durumunda alacaklıların, alacaklarını belli bir plana göre almaları için aralarında yaptıkları sözleşme; konkordato
- anlaşmamazlık
bk. anlaşmazlık
- anlaşmasız
Anlaşması olmayan, anlaşmaya dayanmayan
- anlaşmasızlık
Anlaşmasız olma durumu
- anlaşmaya varmak
bir konuda birisiyle anlaşmak
- anlaşmazlık
İki veya daha çok tarafın düşünce ve amaçları arasında ayrılık; ihtilaf, maraza, sürtüşme
- anlaşmazlık çıkmak
bir konuda uyuşmazlık söz konusu olmak
- anlaşmazlığa düşmek
anlaşamamak, uyuşamamak
- anlaştırabilme
Anlaştırabilmek işi
- anlaştırabilmek
Anlaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- anlaştırma
Anlaştırmak işi
- anlaştırmak
Anlaşmayı, uzlaşmayı, uyuşmayı sağlamak
- anlaşık
Aralarında anlaşma bulunan taraflardan, kimselerden biri
- anlaşılabilme
Anlaşılabilmek durumu
- anlaşılabilmek
Anlaşılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- anlaşılan
Anlaşıldığına göre
- anlaşıldı Vehbi'nin kerrakesi
"işin içyüzü, gerçeği öğrenildi" anlamında kullanılan bir söz
- anlaşılma
Anlaşılmak işi
- anlaşılmak
Anlama işine konu olmak
- anlaşılmamazlık
bk. anlaşılmazlık
- anlaşılmaz
Anlaşılması güç olan, bir anlam verilemeyen; muğlak
- anlaşılmazlık
Anlaşılmaz olma durumu
- anlaşıverme
Anlaşıvermek durumu
- anlaşıvermek
Çabucak anlaşmak
- anlık
Kısa süren, bir an içinde olan; enstantane
- anlık oluşum
Daha önce dilde var olmayan karmaşık bir yapıyı ivedi olarak adlandırmak üzere konuşur veya yazar tarafından uydurulan, çoğu kez yaratıcı, sanatlı anlatım için kullanılan, geçici ve sözlükselleşmenin ilk aşaması olan kelime
- anlıkçı
Anlıkçılık yanlısı olan
- anlıkçılık
Duyu ve irade karşısında anlığın üstünlüğünü ileri süren öğreti; zihniye, entelektüalizm
- anma
Anmak işi; yâd
- anma gerilim
Bir tesisatın veya tesisat bölümünün tarif edildiği gerilim
- anma pulu
Toplum tarafından önem verilen kişi, olay veya düzenlenen toplantı, sergi vb. etkinlikleri anmak üzere çıkarılan özel pul veya pul serisi
- anma töreni
Bir kişiyi veya bir olayı hatırlamak için yapılan tören; ihtifal
- anmak
Birini veya bir şeyi akla getirerek sözünü etmek veya onu düşünmek; zikretmek
- anne
Çocuğu olan kadın; aba (I), ana, kocakarı, nene, valide, mader
- anne ayakkabısı
Alçak ve dolgu topuklu, rahat kadın ayakkabısı
- anne elbisesi
Uzun, geniş ve rahat kesim, genellikle empirme, pazen veya penyeden dikilmiş elbise
- anne olmak
kadın, çocuk sahibi olmak
- anneanne
Annenin annesi
- anneannelik
Anneanne olma durumu
- annecik
Anne sözünün sevgi ve samimiyetle söylenen biçimi
- annelik
Anne olma durumu veya niteliği; analık, validelik
- annelik etmek
annelik görevini yapmak
- anonim
Adı sanı bilinmeyen
- anonim ortaklık
Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağın sorumluluğu sermayedeki payıyla sınırlı bulunan ortaklık; anonim şirket
- anonimleşme
Anonimleşmek durumu
- anonimleşmek
Anonim bir duruma gelmek
- anonimleştirme
Anonimleştirmek işi
- anonimleştirmek
Anonim bir duruma gelmesini sağlamak
- anonimlik
Anonim olma durumu
- anons etmek
bir durumu, bir haberi, bir duyuruyu hoparlör, radyo vb. ile halka bildirmek
- anons panosu
Tanıtım ve bilgilendirme amaçlı duyurunun gösterildiği elektronik pano
- anonsör
Herhangi bir duyuruyu anons eden kimse
- anorak
Su geçirmeyen kumaştan yapılmış, içi elyaf veya tüylü kumaşla kaplanmış, genellikle başlıklı, bir tür şişme spor ceket, mont veya yelek
- anormal
Genele, alışılmışa ve kurala aykırı olan, normal olmayan; düzgüsüz
- anormalleşme
Anormalleşmek durumu
- anormalleşmek
Anormal duruma gelmek
- anormalleştirme
Anormalleştirmek işi
- anormalleştirmek
Anormal duruma getirmek
- anormallik
Anormal olma durumu
- anot başlığı
Anodun kabloya bağlandığı uçta bulunan ve elektrik yalıtımını sağlayan kapak
- anot kablosu
Dış etkilere dayanıklı plastikle kaplanmış, anodu akım veren sisteme bağlayan bakır tel
- ansiklopedi
Bilim, kültür, sanat, günlük yaşam vb. ile ilgili her türlü bilginin yer aldığı, belli bir yönteme göre genellikle alfabetik olarak düzenlenen, çoğunlukla birkaç ciltten oluşan kitap; bilgilik
- ansiklopedici
Değişik alanlardaki bilgileri sistemli bir biçimde bir araya getiren veya toplayan kimse; ansiklopedist
- ansiklopedicilik
Ansiklopedicinin yaptığı iş
- ansiklopedik
Ansiklopedi ile ilgili, ansiklopedi özelliği taşıyan
- ansiklopedik bilgi
Ansiklopedide yer alacak nitelikte olan ayrıntılı bilgi
- ansiklopedik sözlük
Kelimelerin karşılıklarını ve anlamlarını ayrıntılı bir biçimde veren, özel adları da içine alan, alfabetik olarak hazırlanmış sözlük
- ansiklopedist
Geniş, derin bilgisi olan
- ansız
Anlama gücü zayıf, yavaş idrak eden (kimse)
- ansızın
Hatıra gelmeyen, beklenmeyen bir sırada; ani, anide, aniden, ansız (I), apansız, apansızın, birden, birdenbire, dangadak, defaten, durup dururken, gürpedek, lappadak, larp, larpadak, patadak, pattadak, rappadak, şak diye, şakkadak, şapadanak, şappadak, şırakkadak, yekten, bedaheten, fücceten, nagehan, vehleten
- ant
Tanrı'yı veya kutsal bilinen bir kişiyi, bir şeyi tanık göstererek bir olayı doğrulama; yemin, kasem
- ant içmek
bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek; yemin etmek
- ant olsun
bir işin yapılmasına veya yapılmamasına niyet edildiğinde söylenilen söz
- ant verdirmek
ant içmesini sağlamak
- ant vermek
Allah aşkına, çocuklarının başı için vb. sözlerle karşısındakini bir şeye zorlamak
- antagonist
Kişiler, gruplar, kurumlar, öğreti veya ideolojiler arasında gizliden gizliye var olan çelişki veya karşıtlığı ustaca yöneten
- antagonizm
Kişiler, gruplar, kurumlar, öğreti veya ideolojiler arasında gizliden gizliye var olan çelişki veya karşıtlık durumu; antagonizma
- Antakya
Hatay iline bağlı ilçelerden biri
- Antalya
Türkiye'nin Akdeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Antalyalı
Antalya ilinden olan kimse
- Antalyalılık
Antalyalı olma durumu
- antant kalmak
anlaşmak, mutabık kalmak
- antarktik
Güney Kutbu ve çevresindeki bölgeyle ilgili
- Antarktika
Güney yarım kürenin en güneyinde olan Güney Kutbu'nu ve etrafını içine alan, üzerinde herhangi bir ülke bulunmayan kıta
- antefleksiyon
Bir organın, özellikle döl yatağının öne doğru bükülmesi
- anten
Vericiden boşluğa gönderilen elektromanyetik dalgaları toplayarak alıcıya ileten veya elektromanyetik dalgalar gönderen, çeşitli biçimlerdeki iletken veya iletkenler bütünü aygıt
- anten yükselteci
Anten ile alıcı arasında yer alarak elektromanyetik dalgaların genliğini yükselten, cihazın çekim gücünü artıran araç
- antenli
Anteni olan
- antenli balık
Göğüs yüzgeçleri saplı, iskeleti kemikleşmiş, sırt yüzgeçleri uzamış kemikli bir tür balık
- Antep fıstığı
Antep fıstığıgillerin örnek bitkisi olan, yurdumuzda Gaziantep ve Siirt bölgelerinde yetişen, 10 metre boya erişebilen, kışın yaprak döken bir ağaççık; Şam fıstığı (Pistacia vera)
- Antep fıstığıgiller
Ayrı taç yapraklılardan, tipik örneği Antep fıstığı ağacı olan bir familya
- Antep işi
Gaziantep yöresine özgü, kumaşın belli bölümlerinin iplikleri çekilip aynı renk iplikle çeşitli sarma teknikleri kullanılarak yapılan bir tür el işlemesi
- antialerjik
Alerjiye sebep olmayan
- antibakteriyel
Bakteri üremesini engelleyen
- antibiyotik
Bir mikroorganizmayı öldürmek veya çoğalmasını durdurmak için yosun, mantar, maya, küf vb.nden çeşitli mikroorganizmalar aracılığıyla kimyasal olarak veya sentez yoluyla elde edilen kimyasal madde
- antibiyotik tedavisi
Antibiyotiğin hastalığın ilerlemesini durdurucu veya mikrop vb. öldürücü etkisinden yararlanılarak yapılan tedavi
- antidemokratik
Demokrasiye aykırı olan
- antidemokratiklik
Antidemokratik olma durumu
- antiemperyalist
Emperyalizme karşı olan
- antiemperyalistlik
Antiemperyalist olma durumu
- antiemperyalizm
Emperyalizme karşı olma, emperyalizm karşıtlığı
- antifriz
İçine katıldığı sıvının belli bir dereceye kadar donmasını önleyen kimyasal bir madde; dondurmaz
- antihijyenik
Sağlık için gerekli temizlik kurallarına aykırı olan
- antijen
Vücuda girdiğinde bağışıklık sistemi tarafından antikor üretimine yol açan bakteri, virüs, parazit vb. protein yapısında madde
- antik
İlk Çağdaki uygarlıklarla, özellikle eski Yunan ve Roma uygarlıkları ile ilgili olan; antika
- antika
Tarihsel bir döneme ait olan
- antika işi
Genellikle mendil, başörtüsü, yatak çarşafı vb. bezlerin kenarlarını bastırmak için paralel ipliklerden bir bölümü çekilip dikey olanların üçer beşer bir araya toplanıp sarılmasıyla yapılan bir dikiş türü; sıçandişi, antika
- antika mobilya
Eski dönemlerde imal edilmiş, yapıldığı dönem ve yapan ustanın izini taşıyan, az bulunur, el işçiliği olan mobilya
- antikacı
Antika eşya, eser alan, satan veya toplayan kimse
- antikacılık
Antikacının yaptığı iş
- antikalaşma
Antikalaşmak durumu
- antikalaşmak
Antika duruma gelmek
- antikalık
Antika olma durumu
- antikalık etmek (veya yapmak)
yadırgatıcı ve tuhaf davranışlar göstermek
- antikapitalist
Kapitalizme karşı olan
- antikapitalistlik
Antikapitalist olma durumu
- antikapitalizm
Kapitalizme karşı olma, kapitalizm karşıtlığı
- antikasını bilmek
en iyisini bilmek
- antikatot
Basıncı azaltılmış bir elektrik boşalma tüpünde, katot ışınlarını durdurmak için tüp içerisinde katot karşısına yerleştirilen genellikle metal levha
- antikomünist
Komünizme karşı olan
- antikomünistlik
Antikomünist olma durumu
- antikomünizm
Komünizme karşı olma, komünizm karşıtlığı
- antikor
Vücuda giren antijenlere karşı oluşan bağışıklık proteini
- antilop
Antiloplardan, sıcak ülkelerde yaşayan, geviş getiren, vücutları zarif görünüşlü, uzun boynuzları yukarı ve geriye doğru kıvrık, çok hızlı koşan bir tür hayvan (Anthilopus)
- antiloplar
Çift tırnaklı, geviş getiren, zarif ve süratli hayvanların meydana getirdiği bir alt familya
- antimikrobiyal
Mikroorganizmaları öldüren veya onların büyümelerini engelleyen madde
- antimon
Atom numarası 51, atom ağırlığı 121,76 olan, 630 °C'de eriyen, haddede veya çekiç altında işlenemeyen, çoğunlukla basım harfleri alaşımında kullanılan, mavimtırak beyaz renkte bir element (simgesi Sb)
- antimonlu
İçinde antimon bulunan
- antin kuntin
“Gereksiz, yararsız, boş, saçma sapan, uyduruk, eften püften (söz, iş vb.)” anlamlarında kullanılan bir söz
- antioksidan
Genellikle yağların, yağlı besinlerin uzun süre saklanabilmesi, beyaz renkli sebze ve meyvelerin kararmasının önlenmesi için kullanılan madde
- antipati duymak
olumsuz duygular taşımak
- antipatik bulmak
sevimsiz ve itici bulmak
- antipatik olmak
sevimsiz, istenmeyen olmak
- antipersonel
Hedefi insanlara zarar vermek veya öldürmek olan
- antipersonel mayın
Kara mayın türleri içinde insanı yok etmek üzere tasarlanmış bir tür mayın
- antipersonel silah
Askerî teçhizatı değil, personeli yok etmek üzere tasarlanmış bir tür silah
- antipirin
Ağrı kesici, ateş düşürücü ve iltihap giderici etkisi olan, bireşim yoluyla hazırlanmış sentetik ilaç
- antiplak
Diş plağının dişin yüzeyine tutunmasını engelleyen madde
- antipropaganda
Karşı propaganda
- antisemit
Yahudilik karşıtı olan
- antisemitik
Yahudi karşıtı olan
- antisemitist
Antisemitizm yanlısı
- antisemitistlik
Antisemitist olma durumu
- antisemitizm
Yahudilere karşı ön yargılı olan, düşmanca duygular besleyen ve buna göre uygulamalar isteyen görüş
- antisemitlik
Antisemit olma durumu
- antisepsi
El, yüz veya vücuttaki hastalık yapan mikroorganizmaları kimyasal maddelerle etkisiz hâle getirme veya yok etme işlemi
- antiseptik
El, yüz veya vücuttaki hastalık yapan mikroorganizmaları kimyasal maddelerle etkisiz hâle getirme veya yok etme işlemi için kullanılan (madde)
- antisiklon
Yüksek basınçlı hava kütlesi
- antitank
Tankı yok etmeye yönelik kullanılan
- antitoksik
Zehri etkisiz hâle getiren
- antitoksin
İçine giren zehri etkisiz duruma getirmek için vücudun oluşturduğu antikor
- antitonal
Tona uygun olmayan
- antiviral
Virüsün çoğalmasını engelleyen ve zararlı etkilerini önleyen (ilaç vb.)
- antivirüs
Kötü amaçlı yazılımları engellemek, tespit etmek ve devre dışı bırakmak amacıyla kullanılan bilgisayar programı
- antiye
Posta idaresi tarafından pul yapıştırılmadan kullanılmak üzere hazırlanan, üzerinde pul görünümünde resim veya desen bulunan zarf, kart, kâğıt gibi posta malzemesi
- antlaşma
İki veya daha çok devletin saldırmazlık, savaşta iş birliği vb. konularda kararlaştırdıkları ilkelere uygun davranmayı kabul etmeleri durumu; ahit, muahede, ahitleşme, pakt
- antlaşmak
Antlaşma yapmak; ahitleşmek
- antlı
Ant içmiş
- antolojik
Seçki ile ilgili
- antrasit
Güçlükle tutuşan, koku, duman çıkarmadan büyük bir ısı vererek yanan bir taş kömürü türü
- antrenman
Herhangi bir konuda yapılan hazırlık
- antrenman maçı
Maçta uygulanacak yöntemleri belirlemek için daha önce yapılan karşılaşma
- antrenman sahası
Maçların yapıldığı sahanın yıpranmaması için maç dışı çalışmalarda kullanılan saha
- antrenman yapmak
idman yapmak
- antrenman yeleği
Antrenman esnasında kullanılan, farklı renkleriyle takımları birbirinden ayıran kolsuz giysi
- antrepo
Gümrüklere gelen ticari eşyanın vergi vb. ödeme işleri yapılana kadar konulduğu, korunduğu ve gerektiğinde tamamlayıcı işlemlerin yapıldığı depo
- antrepocu
Antrepo işleten kimse
- antrepoculuk
Antrepocunun yaptığı iş
- antrikot
Sığırın iki kürek kemiği arasından çıkartılan, kemiğinden sıyrılmış pirzolalık et parçası
- antrok
Triyas devri katmanlarında bulunan, derisi dikenlilerden, denizlalelerinin saplarını oluşturan kalsiyum karbonat birleşimli fosil
- antropolog
İnsan bilimi uzmanı; insan bilimci
- antropoloji
İnsanın kökenini, evrimini, biyolojik özelliklerini, toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim; insan bilimi
- antropolojik
İnsan bilimiyle ilgili; insan bilimsel
- antroponim
Ön ad, soyadı, lakap, ünvan, mahlas, kod adı vb. içeren kişi adı
- antroponimi
Kişi adlarının ortaya çıkışlarını, kuruluşlarını, işlevlerini ve dil bilgisel gelişimlerini inceleyen ad biliminin alt kolu
- antropozoik
Bu çağla ilgili
- antrparantez
Söz arasında, sırası gelmişken
- antsız
Ant içilmemiş
- anudane
İnatçıya benzer, inatçıya yakışır
- anyon
Negatif elektrikle yüklü iyon; eksin
- Anzak
Birinci Dünya Savaşı sırasında oluşturulan, Avustralya veya Yeni Zelanda birliklerinin ortak adı
- anzarot
Sıcak ülkelerde yetişen bodur bir ağaç (Sarcocolla)
- ançüez
Genellikle hamsi bazen de çaça, sardalya veya tirsi balıklarından yapılan tuzlu ve yağlı ezme; hamsi ezmesi
- anüri
Günlük idrar miktarının normal değerlerin çok altında olması ile kendini gösteren ağır bir böbrek hastalığı belirtisi
- anüs
Sindirim sisteminin sonunda bulunan ve dışkının atılmasına yarayan çıkış deliği; büzük, göt, makat, sofra, şerç
- anüs yüzgeci
Balıklarda anüs bölgesinde tek olarak bulunan yüzgeç
- anı
Geçmişte yaşanmış çeşitli olaylardan belleğin sakladığı her türlü iz; hatıra
- anı anına uymamak
dakikası dakikasına uymamak
- anı defteri
İçine anıların yazıldığı defter; anılık, hatıra defteri
- anık
Ballıbabagillerden, tek yıllık, mavi çiçekli, yemeklere koku vermek için kullanılan bir bitki; dağ reyhanı (Ziziphora)
- anıklaşma
Anıklaşmak işi
- anıklaşmak
Hazır durumda olmak
- anılabilme
Anılabilmek işi
- anılabilmek
Anılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- anılagelme
Anılagelmek durumu
- anılagelmek
Sürekli olarak anılmak
- anılaşma
Anılaşmak durumu
- anılaşmak
Anı niteliği kazanmak
- anılma
Anılmak işi
- anılmak
Anma işine konu olmak
- anılık
Anı özelliği taşıyan
- anılış
Anılmak işi
- anımsama
Anımsamak işi; ansıma, hatırlama, derhatır, istihzar, tahattur
- anımsamak
Bilinip unutulan bir şeyi akla getirmek; ansımak, bulmak, çıkarmak, hatırlamak
- anımsanabilme
Anımsanabilmek işi; hatırlanabilme
- anımsanabilmek
Anımsanma ihtimali veya imkânı bulunmak; hatırlanabilmek
- anımsanma
Anımsanmak işi; hatırlanma
- anımsanmak
Anımsama durumuna konu olmak; hatırlanmak
- anımsanış
Anımsanmak işi; hatırlanış
- anımsatabilme
Anımsatabilmek işi; hatırlatabilme
- anımsatabilmek
Anımsatma ihtimali veya imkânı bulunmak; hatırlatabilmek
- anımsatma
Anımsatmak işi; ansıtma, hatırlatma
- anımsatmak
Birisinin unuttuğu bir şeyi aklına getirmek; ansıtmak, hatırlatmak
- anımsatılabilme
Anımsatılabilmek işi; hatırlatılabilme
- anımsatılabilmek
Anımsatma ihtimali veya imkânı bulunmak; hatırlatılabilmek
- anımsatılma
Anımsatılmak işi; hatırlatılma
- anımsatılmak
Anımsatma işine konu olmak; hatırlatılmak
- anımsatıverme
Anımsatıvermek işi; hatırlatıverme
- anımsatıvermek
Beklenmeyen bir anda anımsatmak; hatırlatıvermek
- anımsatış
Anımsatmak işi; hatırlatış
- anımsayabilme
Anımsayabilmek işi; hatırlayabilme
- anımsayabilmek
Anımsama ihtimali veya imkânı bulunmak; hatırlayabilmek
- anımsayıverme
Anımsayıvermek işi; hatırlayıverme
- anımsayıvermek
Aniden anımsamak; hatırlayıvermek
- anımsayış
Anımsamak işi; hatırlayış
- anında
Aynı anda, o anda yapılan; simultane
- anındalık
Anında olma durumu
- anırma
Anırmak işi
- anırmak
Eşek bağırmak
- anırtma
Anırtmak işi
- anırtmak
Anırmasını sağlamak
- anırtı
Eşeğin anırırken çıkardığı sesin adı
- anırış
Anırmak işi
- anısal
Anıyla ilgili, anıya ait
- anıt
Önemli bir olayın veya büyük bir kişinin gelecek kuşaklarca tarih boyunca anılması için yapılan, göze çarpacak büyüklükte, sembol niteliğinde yapı; abide
- anıt mezar
Tarihî değeri olan kişilerin mezarı olarak yapılan anıt değerindeki yapı; mozole
- Anıtkabir
Atatürk'ün mezarının bulunduğu anıtsal yapı
- anıtlaşabilme
Anıtlaşabilmek işi
- anıtlaşabilmek
Anıtlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- anıtlaşma
Anıtlaşmak durumu; abideleşme
- anıtlaşmak
Anıt durumuna gelmek, anıt değeri kazanmak; abideleşmek
- anıtlaştırma
Anıtlaştırmak durumu; abideleştirme
- anıtlaştırmak
Anıt durumuna getirmek; abideleştirmek
- anıtlaştırılma
Anıtlaştırılmak durumu; abideleştirilme
- anıtlaştırılmak
Anıt durumuna getirilmek; abedileştirilmek
- anıtlı
Anıtı olan
- anıtsal
Anıt niteliğinde olan, anıta benzeyen; abidevi
- anıtsallık
Anıtsal olma durumu
- anıtsı
Anıtı andıran, anıta benzeyen, anıt gibi; anıtımsı, abidemsi
- anıtsız
Anıtı olmayan
- anıverme
Anıvermek işi
- anıvermek
Ansızın, çabucak anmak
- anız
Ekin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap
- anız biçmek
anızı ve tarla kenarındaki otları biçmek
- anız bozmak
anızı altüst etmek için toprağı yüzden sürmek
- anızlı
Üstünde anız bulunan (tarla)
- anızlık
Anızı sürülmemiş tarla
- anıştırma
Anıştırmak işi; ima
- anıştırmak
Bir şeyi açıkça söylemeyip üstü kapalı anlatmak, dolaylı anlatmak; ima etmek, ihsas etmek
- anıştırmalı
İçinde anıştırma bulunan, üstü kapalı (davranış, söz)
- anıştırılma
Anıştırılmak işi
- anıştırılmak
Anıştırmak işine konu olmak
- apacı
Çok acı
- apak
Çok beyaz bir biçimde
- apalak
Tombul, gürbüz, iri olan (bebek veya küçük çocuk)
- apandis
İnce bağırsakla kalın bağırsağın birleşme yerindeki kör bağırsağın ince bir parmak gibi olan son bölümü
- apandisit
Apandisin iltihaplanmasıyla oluşan enfeksiyon
- apar topar
Telaş ve acele ile
- aparat
Herhangi bir aracın çeşitli amaçlarla kullanılmasını sağlayan parçaları
- aparey
Çeşitli parçalardan meydana gelen alet, cihaz
- aparkat
Boksta bükük kolla aşağıdan yukarıya doğru çeneye atılan yumruk
- aparma
Aparmak işi
- aparmak
Alıp götürmek
- apart otel
Konaklayanların yeme içme gereksinimlerini kendilerinin karşılayabilmesi için odalarında veya katlarında her türlü gerecin bulunduğu otel; otelgarni
- apartma
Apartmak işi
- apartmak
Aparma işini yaptırmak
- apartman
Birkaç katlı ve her katında bir veya birkaç daire bulunan yapı
- apatit
Doğada bulunan, içinde flor veya klor olan doğal kalsiyum fosfat
- apaydın
Çok aydınlık
- apaydınlık
Apaydın olma durumu
- apayrı
Büsbütün ayrı; bambaşka
- apayrılık
Apayrı olma durumu
- apaz
Çok az
- apazlama
Pupa ile orsa arasında geminin omurgasına 45 derece açı ile esen (rüzgâr)
- apazlamak
Gemi apazlama rüzgârla gitmek
- apaçık
Çok açık, çok belirgin
- apaçıklık
Apaçık olma durumu
- apel
Anonim ortaklıklarda sermaye artırımı için yapılan ödeme çağrısı
- aperitif
Yemek öncesinde yenen çerez vb. yiyecek
- apiko
Geminin, zinciri toplayıp demirini kaldırmaya hazır olması
- aplik
Duvara asılarak sabitlenmiş, genellikle şamdana benzer biçimde olan lamba
- aplikasyon
Bir kumaş üzerine başka bir kumaş parçası veya bir dantel dikilerek yapılan süs
- aplike
Çeşitli şekillerde kesilmiş kumaş parçalarının başka bir kumaş üzerine zikzak, sarma vb. yöntemlerle dikilmesi
- apokaliptik
Anlaşılmaz, kapalı, karanlık (söz veya yazı)
- apokrif
Doğruluğuna güvenilmez söz veya yazı
- apolet
Subaylarda üniformaların omuzlarına takılan, rütbenin sembolünü gösteren parça; omuzluk
- apoletleri sökülmek
bir suç sebebiyle rütbesi indirilmek veya askerlikten atılmak
- apolitik
Siyasi görüş ve olaylardan habersiz veya onlara kayıtsız kalan
- apopleksi
Damar yırtılması sonucu doku içine kan sızması veya kanama olayı
- aport
Avın veya kendisine gösterilen şeyin üzerine atılıp getirmesi için köpeğe söylenen komut sözü
- aport etmek
kapıp getirmek
- aportta beklemek
köpek avını kovalamak üzere hazırda beklemek
- apoşi
Çember biçiminde, telden yapılma, torbaya benzeyen büyük gözlü ağ
- appassionato
Coşkun bir biçimde
- apranti
At yarışlarında elliden az yarış kazanmış, deneyimi jokeylere göre daha az olan genç binici
- apre
Kumaş veya derinin cilalanması
- apreci
Apre yapan kimse
- aprecilik
Aprecinin yaptığı iş
- apreleme
Aprelemek işi
- aprelemek
Kumaş veya deriyi cilalamak; perdahlamak
- apreli
Apresi yapılmış, perdahlanmış veya cilalanmış
- apresiz
Apresi yapılmamış, perdahlanmamış veya cilalanmamış
- apse
Genellikle bakterilerle ilgili bir enfeksiyonun neden olduğu ağrılı irin birikintisi
- apse yapmak
yara içinde irin oluşmak
- apseleşme
Apseleşmek durumu
- apseleşmek
Yara içinde irin oluşmak
- apseli
Apse durumuna gelmiş olan
- apsent
Pelinle kokulandırılmış sert bir içki
- apsesiz
Apse durumuna gelmemiş olan
- apsis
Düzlemdeki bir noktayı belirten sıralı ikilinin birinci bileşeni
- aptal
Zekâsının azlığından dolayı yeterince düşünemeyip akıllıca hareket edemeyen (kimse); budala
- aptal olmak
aptal durumda bulunmak
- aptal yerine koymak
hiçbir şeyden anlamaz, bilmez sanmak, aptal gözüyle bakmak
- aptalca
Aptala yakışan, aptaldan beklenen
- aptallaşabilme
Aptallaşabilmek durumu
- aptallaşabilmek
Elinde olmadan aptal bir duruma gelme ihtimali bulunmak
- aptallaşma
Aptallaşmak durumu; budalalaşma
- aptallaşmak
Zekâsının azlığından dolayı yeterince düşünemeyip akıllıca hareket edememek; budalalaşmak
- aptallaştırma
Aptallaştırmak durumu; budalalaştırma
- aptallaştırmak
Aptallaşmasına sebep olmak, aptal duruma getirmek; budalalaştırmak
- aptallaştırılma
Aptallaştırılmak durumu
- aptallaştırılmak
Aptal duruma getirilmek
- aptallık
Aptal olma durumu; budalalık, şabanlık
- aptallık etmek
aptalca davranmak veya aptalca iş görmek
- aptallığa vurmak
bir şeyi bilmez, anlamaz gibi görünmek
- aptalsı
Aptal gibi, aptala benzer; aptalımsı
- apul apul
Bacaklarını iki yana açıp sallanarak (yürümek)
- apış
Butların iç tarafı
- apış arası
İki bacağın arasında kalan yer
- apışak
Bacaklarını açarak yürüyen, bacakları ayrık olan
- apışma
Apışmak işi
- apışmak
Hayvan yorgunluktan bacaklarını birbirinden ayırarak çöküvermek
- apıştırma
Apıştırmak işi
- apıştırmak
Hayvanı çok yorarak yürüyecek güç bırakmamak
- apışık
Yorgun ve güçsüz olan
- apışıp kalmak
ne yapacağını bilemez duruma gelmek
- Ar
Argon elementinin simgesi
- ar
100 m² değerinde yüzey ölçü birimi
- ar damarı çatlamış
utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapan, utanmaz
- ar dünyası değil kâr dünyası
"kişi para kazanmak için namusuna dokunmadıktan sonra şu veya bu işi yapmaktan utanmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- ar etmek
utanmak
- ar namus tertemiz
utanması olmayan
- ar ve hayâ perdesi yırtılmak
utanmamak, utanç duymamak
- ar yılı değil, kâr yılı
birinin sıkılmayı bir yana bırakarak yalnız çıkarına baktığı anlatılırken söylenen bir söz
- ara
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık; çatlak, mesafe
- ara bağlantı
Ayrı devrelerin birbiriyle bağlantısı
- ara başlık
Herhangi bir çalışmadaki ana başlığın altında yer alan alt başlık
- ara bezi
Genellikle çocuk kundaklanırken höllük ile çocuğun bedeni arasına konulan yıkanabilir bez
- ara bono
Arada ödenen olağan dışı bono
- ara buluculuk etmek
anlaşma sağlanmasında yardımcı olmak
- ara cümle
Cümlede anlamı açıklamak, anlatıma zenginlik katmak için araya giren, konuşanın ifade edilen bilgi karşısındaki tutumunu anlatan, çıkarıldığında anlamı bozmayan, yazılırken iki virgül veya iki kısa çizgi arasında verilen cümle; ara tümce
- ara deniz
Okyanuslardan dar ve az derin boğazlarla ayrılan, karaların arasına sokulmuş deniz
- ara eleman
Meslek liselerinin, meslek yüksekokullarının veya halk eğitim merkezlerinin yetiştirdiği işçi
- ara gazı
Eski model karbüratörlü kamyonlarda veya otobüslerde vites düşürülürken şanzıman devrinin motora uygulayacağı baskıyı hafifletmek için uygulanan bir yöntem
- ara gazı vermek
birini yapması gereken bir işi daha iyi yapması için teşvik etmek
- ara kablo
Devreleri birbirine bağlamak üzere elektrik bağlantısı kuran kısa tel veya kablo
- ara kapı
İki yapı veya oda arasında geçişi kolaylaştırmak için açılan kapı
- ara karar
Bir davanın bakılmasını kolaylaştırmak için yargıdan önce önlem niteliğinde verilen karar
- ara kazanç
Malı bütünüyle devretmeden arada elde edilen kazanç
- ara kesit
Çizgilerin, yüzeylerin, katı cisimlerin birbirlerine rastladıkları ve kesiştikleri yer
- ara konakçı
Asalağın, gelişme evreleri sırasında beslenip barındığı konakçılardan her biri
- ara konakçılık
Ara konakçı olma durumu
- ara mal
Üretilecek malı elde etmek için üretim sırasında kullanılan yarı işlenmiş mal
- ara nağme
Şarkı, türkü, köçekçe vb. küçük güfteli bestelerde, güftenin iki kıtası arasına, başına veya sonuna da gelebilen, sözsüz çalınan parça
- ara pası
Takım oyunlarında, iki veya daha fazla rakip oyuncunun arasından geçirilerek kendi takım arkadaşlarına atılan pas
- ara seçim
Genel seçimler dışında yapılan ara dönem seçimleri
- ara sokak
Ana yola açılan ikinci derecedeki yol
- ara söz
Doğrudan doğruya konuşulan veya yazılan konuyu ilgilendirmeyen dolaylı söz
- ara sıcak
Soğuk ve sıcak yemek servisi arasında ikram edilen hafif sıcak yiyecek
- ara sınav
Yükseköğretim kurumlarında yarıyıl içinde yapılan sınav; vize, vize sınavı
- ara sıra
Seyrek olarak; arada bir, arada sırada, bazen, bazı, bazı bazı, çat pat, dembedem, kimi vakit, kimi zaman, kimileyin, zaman zaman, anbean, gâh, gâhi, gâhice, kâh, vakit vakit, yer yer
- ara vermeden
sürekli olarak, durmadan
- ara vermek
yeniden başlamak için bir işi bir süre bırakmak, durmak
- ara yerde
Arada
- ara yön
Dört ana yönden ikisi arasında olan yönlerden her biri; asyön
- araba
Tekerlekli, motorlu veya motorsuz her türlü kara taşıtı
- araba araba
Arabalar dolusu
- araba devrilince yol gösteren çok olur
"iş işten geçtikten sonra verilen öğüdün değeri yoktur" anlamında kullanılan bir söz
- araba falakası
Çift atlı arabalarda, okun dibinde ve iki yanında bulunan, uçlarına koşum kayışları bağlanan ağaç bölüm
- araba ile tavşan avlanmaz
"her işte başarıya ulaşabilmek için kullanılması gereken özel yöntemler vardır" anlamında kullanılan bir söz
- araba kullanmak
arabayı sürmek
- araba mezarlığı
Kullanılmaz duruma gelmiş veya eski arabaların bırakıldığı yer
- arabacı
Arabayı süren kimse
- arabacılık
Arabacının yaptığı iş
- arabalı
Arabası olan
- arabalı vapur
Kara yolu ve demir yolu araçları ile yolcuları bir kıyıdan öbür kıyıya geçirmeye yarayan gemi; arabalı, araba vapuru, feribot
- arabalık
Araba dolduracak miktarda olan
- Araban
Gaziantep iline bağlı ilçelerden biri
- araban
Klasik Türk müziğinde neva perdesi üzerindeki bayati makamı seyrine uşşak dörtlüsü, hicaz beşlisine uşşak dörtlüsü ilavesinden meydana gelen bir makam
- arabankürdi
Klasik Türk müziğinde araban makamı ile kürdi dörtlüsünün bir arada kullanılmasıyla oluşan birleşik bir makam
- arabanın tekerine taş koymak
bir işin, bir şeyin olmaması için güçlük çıkarmak
- arabanın ön tekerleği nereden geçerse art tekerleği de oradan geçer
"kıdem ve yaş bakımından büyük olanların yaptıkları her zaman örnek alınır" anlamında kullanılan bir söz
- arabasını düze çıkarmak
karşılaştığı güçlükleri yenip işini kolay yürür duruma getirmek
- arabasız
Arabası olmayan
- arabasızlık
Arabasız olma durumu
- arabaşı
Hindi veya tavuk etiyle hazırlanan, pişmiş ve dondurulmuş hamur ile birlikte yenen çorba
- arabesk
Köyden kente göç eden toplulukların geleneksel yaşam tarzından çağdaş yaşam tarzına geçiş evresini yansıtan (kültür, sanat vb.)
- arabesk müzik
Arap müziğini andıran, umutsuz aşkları, günlük dertleri, başarısızlığı ve karamsarlığı konu edinen, genellikle duygusal bir tür müzik
- arabeskleşme
Arabeskleşmek işi
- arabeskleşmek
Arabesk özelliği kazanmak
- arabeskçi
Arabesk müzik sanatçısı
- arabeskçilik
Arabeskçinin yaptığı iş
- Arabi
Araplara özgü olan
- Arabist
Arap dili ve edebiyatıyla uğraşan kimse
- Arabistan defnesi
Dulaptal otugillerden, Asya ve Afrika'nın sıcak bölgelerinde yetişen, kabukları hekimlikte kullanılan bir ağaççık (Daphne gnidium)
- Arabistanlı
Arabistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Arabistik
Arap dili ve kültürü araştırmaları
- arabozan
İki kişinin arasındaki dostluğu veya geçimi bozan (kimse); ara bozucu, ordubozan, fesatçı, fitçi, nifakçı, fasit, münafık, müfsit, müzevir
- arabozanlık
Arabozanın işi; ara bozuculuk, ordubozanlık, fesatlık, fesatçılık, fitçilik, nifakçılık, münafıklık, müzevirlik, müfsitlik
- aracı
İki şey arasında bağlantı kuran kimse; vasıta
- aracı banka
Kredi kullanma işlemlerinde başka bir banka adına işlemleri yapan banka
- aracı koymak
bir kimseyi, uzlaşma sağlamak için görevlendirmek
- aracılık
Aracının yaptığı iş; tavassut
- aracılık etmek
bir işin çözümünde araya girerek yardım etmek; tavassut etmek
- aracılığıyla
-le bağlantı kurularak, -nın yardımıyla; vasıtasıyla, eliyle, marifetiyle, kanalıyla, sayesinde, tarafından
- aracısız
Aracı olmadan yapılan; doğrudan, direkt
- aracısızlık
Aracısız olma durumu
- arada kalmak
iki tarafı uzlaştırmak üzere araya girme dolayısıyla güç duruma düşmek
- arada kaynamak
karışık bir durumda gereken ilgiyi görmemek
- arada çıkarmak
başka işler arasında bir işi de yapıvermek
- aradan kaldırmak
iş yapma imkânını yok etmek
- aradan sıyrılmak
kötü bir işten kendini kurtarmak
- aradan çekilmek
ara bulucu olmaktan vazgeçmek
- aradan çıkarmak
o anda yapılan işler arasında başka bir işi de yapıvermek
- aradan çıkmak
yapılması gereken öteki işlerle uğraşılabilmesi için bir iş önce bitirilmek
- araf
İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında bir yer
- Arafat
Hacıların Kurban Bayramı'nın arife günü toplandıkları Mekke'nin doğusundaki tepe
- Arafat'ta soyulmuş hacıya dönmek
her şeyini kaybedip çırılçıplak kalmak, çaresiz kalmak
- arafta kalmak
(arafta kalmak) iki arada kalmak, iki şey arasında tercih yapamamak
- aragonit
Beyaz, yeşil, mavimsi gri renkte billurlaşmış bir kalsiyum karbonat türü
- arak
Araklamak işi
- araka
İri taneli bezelye
- arakiye
Dervişlerin giydikleri, tiftikten yapılmış ince külah
- araklama
Araklamak işi
- araklamak
Küçük bir şeyi sahibi görmeden gizlice çalmak
- araklanma
Araklanmak işi
- araklanmak
Araklama işine konu olmak
- araklayabilme
Araklayabilmek işi
- araklayabilmek
Araklama ihtimali veya imkânı bulunmak
- araklayıverme
Araklayıvermek işi
- araklayıvermek
Çabucak araklamak
- Araklı
Trabzon iline bağlı ilçelerden biri
- arakçı
Araklayan, çalan (kimse)
- arakçılık
Arakçı olma durumu
- aralama
Aralamak işi
- aralamak
İki şey arasında açıklık oluşturmak, az açmak
- aralanma
Aralanmak işi
- aralanmak
Biraz açılmak, aralık olmak
- aralanış
Aralanmak işi
- araları limoni olmak
aralarında hafif bir kırgınlık olmak
- araları şekerrenk (veya serin) olmak
iki kişi arasında dostluk ilişkileri bozuk olmak
- aralarına kara kedi girmek
iki dost birbirine gücenmek, iki dostun arasına soğukluk girmek
- aralarında dağlar kadar fark olmak
aralarında her yönden büyük ayrılıklar bulunmak, benzer nitelikler çok az olmak
- aralarındaki buzları eritmek
kırgınlığı, küslüğü ortadan kaldırmak
- aralarından kara kedi geçmek
birbirinden soğumak, aralarına soğukluk girmek
- aralarından su sızmamak
aralarında çok yakın, sıkı fıkı arkadaşlık bulunmak
- aralatma
Aralatmak işi
- aralatmak
Aralık duruma getirtmek, biraz açtırmak
- aralayabilme
Aralayabilmek işi
- aralayabilmek
Aralama ihtimali veya imkânı bulunmak
- aralayıverme
Aralayıvermek işi
- aralayıvermek
Çabucak aralamak
- Aralık
Iğdır iline bağlı ilçelerden biri
- aralık
İki şey arasındaki mesafe, iki şeyin arasındaki boşluk; fasıla
- aralık korozyonu
Dar bir çelik veya çatlak çevresinde veya bunların içerisinde ortaya çıkan bir paslanma türü
- aralık oyunu
İki perde arasında yapılan koro, bale, monolog vb. eğlendirici oyun
- aralık vermek
yeniden başlamak üzere bir işi kısa süre bırakmak
- aralıkla
Aralıklı bir biçimde
- aralıklı
Birbirine bitişik olmayan, aralarında açıklık bulunan; aralı, fasılalı
- aralıksız
Birbirine bitişik olan, aralarında açıklık bulunmayan
- aralıkta
Öbür şeyler arasında
- arama
Aramak işi; taharri
- arama bülteni
Güvenlik güçleri tarafından yurt içinde ve dışında, kayıp kişi veya eşyaların bulunabilmesi için yayımlanan bülten
- arama emri
Yapılacak arama işlemi için yetkili organdan alınan buyruk
- arama izni
Yasa dışı ilişkilerle ilgili olarak delil toplamak, zanlı veya suçlu kişileri yakalamak için mahkemece güvenlik güçlerine verilen resmî izin
- arama kararı
Ev, iş vb.nde arama yapılabilmesi için hâkim tarafından verilmiş karar
- arama kurtarma
Herhangi bir afet veya acil durum sırasında yardıma ihtiyacı olanların yerini tespit etme, gerekirse ilk yardım uygulama ve daha kapsamlı yardım alabilecekleri güvenli bir yere nakletme faaliyetlerinin tümü
- arama motoru
Kullanıcıların genel ağ üzerindeki kaynaklara anahtar sözcükler yardımıyla ulaşmalarını sağlayan araç
- arama ruhsatı
Yer altındaki maden ve petrol arama işleri için verilen izin
- arama tarama
Polisin kuşkulu gördüğü kimseler üzerinde bıçak, silah, esrar vb. yasak şeyler araması
- arama yapmak
yakalamak veya suç belgelerini elde etmek için bir kimsenin evinde, iş yerinde, üzerinde veya eşyasında araştırma yapmak
- aramak
Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
- aramakla bulunmaz
"çok değerli ancak rastlantı ile ele geçer" anlamında kullanılan bir söz
- Arami
MÖ 11-8. yüzyıllar arasında Mezopotamya'da yaşamış halktan veya bu halkın soyundan olan kimse
- Aramice
Sami dil ailesinin Batı lehçelerini içine alan ve MÖ 9. yüzyılda kullanılmaya başlanıp bugün bazı ağızları Anadolu’da Mardin, Kuzey Irak’ta Musul çevreleriyle İran’da Urmiye Gölü’nün doğu kıyılarında çok az kişi tarafından konuşulan yarı ölü bir dil; Aramca
- aramızdan ayrılmak
vefat etmek
- aranabilme
Aranabilmek işi
- aranabilmek
Aranma ihtimali bulunmak
- aranje
"Düzenlenmek" anlamında aranje etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- aranma
Aranmak işi
- aranmak
Arama işine konu olmak
- arantı
Aranılan çözüm
- aranılma
Aranılmak durumu
- aranılmak
Arama işine konu olmak
- aranıp taranmak
dikkatlice bir şey aramak
- aranış
Aranmak işi
- Arap
Orta Doğu ile Kuzey Afrika'nın büyük bir bölümünde yaşayan halktan veya bu halkın soyundan olan kimse
- arap
Koyu esmer
- Arap alfabesi
Genellikle Müslümanlar tarafından kullanılan, sağdan sola doğru yazılan alfabe; Arap harfleri
- Arap atı
Küçük yapılı olmasına rağmen çok dayanıklı, iyi koşan, güçlü, zekâsı yüksek, az sakatlanan, sakatlandığında çabuk iyileşen bir at ırkı
- arap bacı
Genellikle eski konaklarda çalışan hizmetçi veya dadı rolündeki, olumlu tavırlar sergileyen, Türkçesi düzgün olmayan, Türk edebiyatı, sineması ve tiyatrosunda yer alan ikincil bir karakter
- arap gibi olmak
simsiyah olmak, kararmak
- arap olayım
söylenen bir şeyin doğruluğuna inandırmak için "söylediğim söz doğru değilse kararayım, esmerleşeyim" anlamında kullanılan bir söz
- Arap rakamları
Arapların ve Arap harflerini kabul eden ülkelerin kullandığı rakamlar
- arap sabunu
Potasla yapılan, sıvı veya cıvık kıvamda, esmer bir sabun
- Arap tavşanı
Kemirgenlerden, Kuzey Afrika ve Arabistan'da yaşayan, tahıllarla beslenen, kanguru gibi sıçrayabilen, genellikle geceleri ortaya çıkan bir tür memeli (Jaculus jaculus)
- Arap uyandı (veya Arap'ın gözü açıldı)
geçen bir olaydan ders alındığını anlatan bir söz
- Arap zamkı
Akasyadan elde edilen bir zamk; zamkıarabi
- Arap'ın yalellisi gibi
usanç verecek biçimde sürüp giden (iş, konuşma vb.)
- Arapgir
Malatya iline bağlı ilçelerden biri
- Araplaşma
Araplaşmak durumu
- Araplaşmak
Araplara özgü yaşayış tarzını benimsemek
- Araplaştırma
Araplaştırmak durumu; Arabizasyon
- Araplaştırmak
Araplara özgü yaşayış tarzını kazandırmak
- Araplık
Arap olma durumu
- arapsaçı
Küçük, yuvarlak ve çok sık yeşil yaprakları olan, uzadıkça aşağı doğru sarkan bir süs bitkisi
- arapsaçı gibi
karmakarışık
- arapsaçına dönmek
işler çok karışıp çözümlenmesi güç bir duruma gelmek
- Arapça
Sami dil ailesinin güney grubuna giren, Araplar ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşayan bazı halklar tarafından kullanılan dil; Arabi
- Arapçalaştırma
Arapçalaştırmak işi; Arabizasyon
- Arapçalaştırmak
Arapçaya çevirmek
- ararot
Sıcak iklimlerde yetişen maranta adlı kamıştan ve başka bitkilerin kökünden çıkarılan, çocuk maması yapmaya yarayan un
- arasatta kalmak
iki arada kalmak, iki şey arasında tercih yapamamak
- arasta
Çarşılarda veya alışveriş bölgelerinde aynı işi yapan esnafın bir arada bulunduğu bölüm
- arası (veya araları) açılmak (veya açık olmak veya bozulmak)
ilişkileri sarsılmak, aralarındaki bağlar kopmak, birbirine darılmak
- arası geçmeden
vakit geçmeden, sıcağı sıcağına
- arası hoş (veya iyi) olmamak
o şeyden hoşlanmamak
- arası olmamak
geçinememek
- arası soğumak
aradan zaman geçerek önemini yitirmek
- arasına (veya aralarına) karışmak
büyüyüp yetişmek
- arasını (veya aralarını) açmak (veya bozmak)
iki kişi arasındaki dostluğu, ilişkiyi bozmak
- arasını (veya aralarını) bulmak
araları bozulmuş iki kişiyi uzlaştırmak, barıştırmak
- aratabilme
Aratabilmek işi
- aratabilmek
Aratma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aratma
Aratmak işi
- aratmak
Arama işini bir başkasına yaptırmak
- aratmamak
yerini doldurabilmek, yokluğunu hissettirmemek
- arattırma
Arattırmak işi
- arattırmak
Aratma işini yaptırmak
- aratılma
Aratılmak işi
- aratılmak
Aratma işine konu olmak
- aratılış
Aratılmak işi
- aratış
Aratmak işi
- araya (veya aralarına) soğukluk girmek
arada kırgınlık oluşmak
- araya almak
bir çevreye kabul etmek
- araya girmek
iki kişinin arasındaki bir işe karışmak
- araya gitmek
harcanmak, karışıklığa kurban olmak
- araya kaynayıp gitmek
göz ardı edilmek
- araya koymak
bir işte sözü geçer bir kimsenin aracılığına başvurmak
- araya vermek
yararsız bir işe harcamak
- arayabilme
Arayabilmek işi
- arayabilmek
Arama ihtimali veya imkânı bulunmak
- arayan Mevlâ'sını da bulur, belasını da
"iyiyi amaçlayanlar iyiye, kötüyü amaçlayanlar ise kötüye ulaşırlar" anlamında kullanılan bir söz
- arayüz
Yazılım ile kullanıcının etkileşimini sağlamak üzere düzenlenmiş ekran görüntüsü
- arayı açmak
aradaki uzaklık artmak
- arayı soğutmak
eski yakınlık, samimiyet kalmamak
- arayı yapmak
arasını bulmak
- arayıcı
Bir şeyi aramayı iş edinen kimse
- arayıcı fişeği
İşaret vermek için atılan bir tür donanma fişeği
- arayıcılık
Arayıcı olma durumu
- arayıp (veya aramak) taramak
dikkatle aramak, çok aramak
- arayıp da bulamamak
beklenmedik kadar iyi bir kimse veya durumla karşılaşmak
- arayıp sormak
biri hakkında haber sormak
- arayıverme
Arayıvermek işi
- arayıvermek
Çabucak aramak
- arayış
Aramak işi
- arazbar
Türk müziğinde neva perdesi üzerindeki bayati makamı dizisi, çargâh üzerindeki rast beşlisi ve uşşak dörtlüsünden meydana gelen birleşik bir makam
- arazbarbuselik
Türk müziğinde arazbar makamının sonuna bir buselik beşlisinin eklenmesiyle meydana gelen birleşik bir makam
- arazi
Yeryüzü parçası; yerey, toprak
- arazi aracı
Her türlü arazide kullanılabilecek biçimde ve güçte yapılmış motorlu araç
- arazi açmak
fundalık, koruluk, sazlık yerleri temizleyerek tarıma elverişli duruma getirmek
- arazi olmak
sıvışmak
- arazi otomobili
Kara yollarında yolcu ve yük taşıyabilecek nitelikte olmakla beraber yüksek motor gücü sayesinde genellikle yol dışında ve engebeli arazide kullanılan taşıt
- arazi taraması
Güvenlik güçlerinin belli bir bölgede tehlike oluşturabilecek patlayıcı vb. maddeleri özel araçlarla araması
- arazi yarışı
Her türlü arazi koşulunda özel motorlu araçlarla yapılan yarış
- araziye uymak
ortama, çevreye uymak
- arazöz
Yolları ve yol kenarlarındaki yeşillikleri sulamakta kullanılan motorlu araç
- Araç
Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri
- araç
Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne
- araç durumu
Adın belirttiği nesnenin vasıta olarak kullanıldığını gösteren, ile edatı veya ekleşmiş biçimiyle kurulan durum; vasıta hâli, enstrümantal
- araç gereç
Bir işin yapılmasında, bir makinenin işletilmesinde kullanılan aletler; pusat, hacet, teçhizat, aparat
- araç muayenesi
Trafiğe çıkan motorlu veya motorsuz taşıtların belli aralıklarla yolcu ve trafik güvenliğine uygun nitelikleri taşıyıp taşımadığının kontrol edilmesi
- araç telefonu
Taşıtlar için geliştirilmiş telefon; mobil telefon
- araç telsizi
Taşıtlar için geliştirilmiş telsiz
- araçlı
Araçla yapılan veya olan; vasıtalı
- araçsal
Araçla ilgili olan
- araçsallaştırma
Araçsallaştırmak işi
- araçsallaştırmak
Kendi hedeflerine, planlarına ulaşabilmek için herhangi bir şeyi, değeri araç olarak kullanmak
- araçsallaştırıcı
Herhangi bir değeri araç olarak kullanmayı amaç edinen
- araçsallık
Araçsal olma durumu
- araçsız
Doğrudan doğruya yapılan veya olan; vasıtasız, bilavasıta
- araçsızlık
Araçsız olma durumu
- araççılık
Düşünme biçimlerinin, kuramların, mantık ve ahlak biçimlerinin yalnızca hayatın değişik şartlarına uyma araçları olduğunu savunan dünya görüşü; enstrümantalizm
- araşma
Araşmak işi
- araşmak
Telefonla birbirini aramak
- araştırabilme
Araştırabilmek işi
- araştırabilmek
Araştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- araştırma
Araştırmak işi; araştırı, tetkik
- araştırma filmi
Herhangi bir bilimsel araştırmanın yapılış aşamalarını, bu araştırmada başvurulan yöntemleri ve ortaya çıkan sonuçları olduğu gibi yansıtan film
- araştırma geliştirme
Bir ürünün veya bir çalışmanın etkisini, verimliliğini, geliştirilmesini sağlamak için uzmanlarca yapılan ayrıntılı araştırma
- araştırma görevlisi
Yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen görevleri yapan öğretim yardımcısı; asistan
- araştırmacı
Araştırma yapan, inceleyen kimse; araştırıcı, araştırman, mütetebbi
- araştırmacılık
Araştırmacı olma durumu; araştırıcılık
- araştırmak
Birini veya bir şeyi bulmak için bir yeri gözden geçirmek
- araştırtma
Araştırtmak işi
- araştırtmak
Araştırma işini yaptırmak
- araştırıcı
Araştırmacı özelliği olan, araştırma yapan
- araştırılabilme
Araştırılabilmek işi
- araştırılabilmek
Araştırılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- araştırılma
Araştırılmak işi
- araştırılmak
Araştırma yapılmak, gözden geçirilmek
- araştırılış
Araştırılmak işi
- araştırıverme
Araştırıvermek işi
- araştırıvermek
Çabucak araştırmak
- araştırış
Araştırmak işi
- arbalet
Kundaklı, tetikli yay
- arbede
Birçok kişinin karıştığı gürültülü, patırtılı kavga; patırtı
- arbedeci
Gürültülü, patırtılı kavga eden kimse
- arda
İşaret olarak yere dikilen çubuk
- Ardahan
Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Ardahanlı
Ardahan ilinden olan kimse
- Ardahanlılık
Ardahanlı olma durumu
- ardak
İçten çürümeye yüz tutmuş ağaç
- ardaklanma
Ardaklanmak durumu
- ardaklanmak
Ağaçlarda mantarların sebep olduğu çürümeye uğramak
- Ardanuç
Artvin iline bağlı ilçelerden biri
- Ardeşen
Rize iline bağlı ilçelerden biri
- ardiye
Evlerde kullanılmayan, saklanması gereken eşyaların konulduğu bölüm
- ardiyeci
Ardiye işleten kimse
- ardiyecilik
Ardiyecinin yaptığı iş
- ardı arası (veya arkası) kesilmemek (veya gelmemek)
aralıksız olarak gelmek
- ardı ardına
Ara vermeden, aralıksız olarak, sürekli bir biçimde
- ardı kesilmemek
arkası gelmemek, tükenmemek
- ardıcın közü olmaz, yalancının sözü olmaz
"ardıç ağacının ateşi çabuk geçer, kül olur; yalancının sözü de böyledir, ona da güvenilmez" anlamında kullanılan bir söz
- ardıl
Bir çıkarımda varılan sonuç
- ardıl metin
Öncel metin veya metinler aracılığıyla anlamsal, yapısal ve biçimsel yönlerden dönüştürülerek oluşturulmuş metin
- ardıllık
Ardıl olma durumu
- ardılma
Ardılmak işi
- ardılmak
Birisinin sırtına asılmak
- ardına (veya arkasına) düşmek
arkasından gitmek, peşini bırakmamak
- ardına adam takmak
birini takip ettirmek
- ardına kadar açık
sonuna kadar açık (kapı, pencere)
- ardınca
Hemen arkasından, hemen ardından; arkası sıra, ardı sıra, peşi sıra, takiben, müteakiben
- ardında yüz köpek havlamayan kurt, kurt sayılmaz
"önemli kimseleri çekemeyip onlara dil uzatanlar çok olur" anlamında kullanılan bir söz
- ardından atlı kovalamak
arkasından atlı kovalamak
- ardından gitmek
peşine takılmak
- ardından sapan taşı yetişmez
bir kimsenin çok hızlı gittiğini anlatmak için kullanılan bir söz
- ardından teneke çalmak
arkasından teneke çalmak
- ardını almak (veya getirmek)
bitirmek, tamamlamak
- ardını boşlamak
ilgilenmemek
- ardını bırakmamak
peşini bırakmamak
- ardını kesmek
arkasını getirmemek, son vermek
- ardıç
Servigillerden, güzel kokulu, yapraklarını kışın da dökmeyen, yuvarlak kara yemişleri ilaç olarak kullanılan bir ağaç (Juniperus)
- ardıç katranı
Ardıcın kapalı ocaklarda yakılmasıyla elde edilen, özellikle uyuz, saçkıran, basur vb. hastalıklar için kullanılan katranı
- ardıç kuşu
Karatavukgillerden, Avrupa ve Asya ormanlarında yaşayan, sırtı kahverengi, karnı ak, kuyruğu kara bir tür kuş (Turdus pilaris)
- ardıç rakısı
Cin (II)
- ardıç tohumu
Ardıç ağacının bazı hastalıklar için kurutularak kullanılan, siyah, yuvarlak, parlak ve kozalak şeklindeki meyvesi; ardıç otu
- ardışık
Birbiri ardından gelen, üst üste olan; mütevali
- ardışık devre
Herhangi bir andaki çıkış değerlerinin, o andaki giriş değerlerine ve içsel durumuna bağımlı olduğu devre
- ardışık görüntü
Bir duyunun kaybolmasından sonra da devam eden görüntü; ardıl görüntü
- ardışık olgular
Bir hastalıktan sonra görülebilen fakat hastalığın kesin sonucu olmayan olgular
- ardışık sayılar
Belirli bir kurala göre birbiri ardınca gelen sayılar: 1-2-3; 1-3-5; 2-4-6 vb
- ardışıklık
Ardışık olma durumu
- arena
Boğa güreşi, yarış, oyun vb. gösteriler yapılan alan
- argo
Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken, çoklukla eğitimsiz kişilerin söylediği söz veya deyim
- argolaşma
Argolaşmak durumu
- argolaşmak
Karşılıklı argo konuşmak
- argolaştırma
Argolaştırmak durumu
- argolaştırmak
Argo özelliği kazandırmak
- argolu
İçinde argo söz bulunan
- argon
Atom numarası 18, atom ağırlığı 39,9 olan, havada %1 oranında bulunan, rengi, kokusu ve tadı olmayan bir element (simgesi Ar)
- argonot
Kafadan bacaklılardan, salyangoz kabuğu biçiminde kabuğu olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan (Argonauta argo)
- argosuz
İçinde argo söz bulunmayan
- Arguvan
Malatya iline bağlı ilçelerden biri
- argüman
Bir denklem, bir eşitsizlik veya bir gök cisminin hareketine ait herhangi bir elemanın bağlı bulunduğu belli bir değer
- argın
Yorgun, bitkin, mecalsiz durumda olan
- argınlık
Argın olma durumu
- argıt
Keklik tutmakta kullanılan, tahtadan kapanların yan taraflarına bağlanan ağaç parça
- Arhavi
Artvin iline bağlı ilçelerden biri
- Ari
İran'dan geçerek Kuzey Hindistan'a yerleşen halktan veya bu halkın soyundan olan kimse
- ari
Arınmış, soyutlanmış olan
- arif
Çok anlayışlı ve sezgili (kimse)
- arif olan anlar (veya anlasın)
herkesin anlayacağı kadar açık söylenmeyen bir sözün gerçek anlamını kavrayanlar için söylenen bir söz
- arifane
Yiyeceği ortaklaşa sağlanan (toplantı)
- arifane ile
ortaklaşa
- arife
Belirli bir günün, olayın bir önceki günü veya ona yakın günler; ön gün
- arife günü
Dinî bayramlardan önceki gün; arife
- arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar
"bir sözün yalan olduğu çabuk anlaşılır ve söyleyen toplum içinde utanılacak bir duruma düşer" anlamında kullanılan bir söz
- arifeyi gösterip bayramı göstermemek
bir işi sonuna kadar başarılı götürüp sonunda olumlu sonuca ulaşamamak
- Arifiye
Sakarya iline bağlı ilçelerden biri
- ariflik
Arif olma durumu
- arioso
Dramatik ve lirik bakımdan yüksek bir anlatım gücü olan ağırbaşlı ezgi
- aristokrasi
Soylular sınıfı
- aristokrat
Soylu erki yanlısı
- aristokratik
Soylu erki ile ilgili
- aristokratlık
Aristokrat olma durumu
- Aristotelesçi
Aristotelesçilik yanlısı olan; Aristocu, gezimci, peripatetist
- Aristotelesçilik
Yunan filozoflarından, derslerini öğrencileriyle birlikte gezinerek veren Aristoteles'in felsefesi; Aristoculuk gezimcilik, peripatetizm
- aritmetik
Matematiğin, konusu sayılar, bunların özellikleri ve işlemler olan kolu; hesap
- aritmetik dizi
Ardışık terimleri arasındaki fark değişmeyen dizi
- aritmetik işlem
Aritmetik yoluyla yapılan çözüm
- aritmetik orta
Bir diziyi oluşturan sayıların toplamının, dizinin terim sayısına bölünmesiyle elde edilen sayı
- aritmetiksel
Aritmetik ile ilgili
- aritmi
Kalp atışlarındaki düzensizlik ve eşitsizlik
- aritmik
Ritimli olmayan
- ariya
Sancağı, yelkeni veya sereni direkten aşağı alma
- ariyet
Belli bir taşınır malın kullanımının geri verilmek şartıyla bedelsiz olarak bir kimseye bırakılması
- ariyeten
Eğreti olarak, ödünç olarak, geçici olarak
- ariz amik
Enine boyuna, her yönü ile
- ariza
Yüksek bir makama sunulan mektup veya dilekçe
- ariza vermek (veya sunmak)
yüksek bir makama mektup veya dilekçe vermek
- arjante
Arjantin ülkesine verilen ad
- arjantin
Büyük bira bardağı
- Arjantinli
Arjantin’de yaşayan halktan veya bu halkın soyundan olan kimse
- ark
İçinden su akıtmak için toprak kazılarak yapılan açık oluk; arık (I), dren, karık (II)
- arka
Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı; ense, ön karşıtı
- arka (veya geri) planda kalmak
gözden düşmek
- arka arkaya
Birbirinin arkasından; art arda, peş peşe, peşi peşine, peyapey, üst üste
- arka arkaya vermek
birbirini korumak için birleşmek, destek olmak, dayanışmak
- arka ayak
Hayvanlarda vücudun gerisinde bulunan ayaklardan her biri
- arka bulmak
bir koruyucu, kayırıcı bulmak
- arka direk
Futbol maçında topun geldiği kanada uzak olan kale direği
- arka kapıdan çıkmak
okuldan başarısızlık nedeniyle ayrılmak
- arka müziği
Bir oyunda hareket ve sözlerin yanı sıra etkiyi artırmak için hafifçe çalınan müzik
- arka olmak
maddi veya manevi yönden destek olmak
- arka plan
Bir şeyin gerisindeki görünüm; geri plan
- arka plana itilmek
gözden düşmek
- arka plana kaymak
arka planda kalmak
- arka planda
Geride olan
- arka sokak
Ana yola açılan ikinci derecedeki sokak
- arka teker
Araçların arka düzeninde yer alan tekerlek; art teker
- arka vermek
desteklemek
- arka yüz
Bir şeyin arkada kalan yüzü
- arka çevirmek
sırt çevirmek
- arka çıkmak
bir kimseyi başkalarına karşı korumak, kayırmak
- arkabahçe
Bir bölgeyi çevreleyen ve onunla ekonomik ve toplumsal etkileşim içinde bulunan bölge; hinterlant
- arkada bırakmak
birinden daha ileri gitmek
- arkada kalanlar (veya arkadakiler)
bir kimsenin, öldüğünde veya bir yere gittiğinde geride bıraktığı yakınları
- arkada kalmak
geriden gelmek, geride kalmak
- arkadan arkaya
Gizli gizli, el altından, gizlice, belli etmeden
- arkadan iş çevirmek
birisiyle ilgili gizli saklı işler yapmak
- arkadan konuşmak (veya söylemek)
kendisi bulunmadığı bir yerde bir kimseyi çekiştirmek, dedikodusunu yapmak
- arkadan vurmak
bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek
- arkadaş
Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri; yoldaş
- arkadaş canlısı
Arkadaşlığa değer veren, arkadaşlarına çok düşkün (kimse); dost canlısı
- arkadaş değil, arka taşı
"sözüm ona arkadaş ama çok zarar veriyor" anlamında kullanılan bir söz
- arkadaş olmak
bir kimseyle yakın ilişki kurmak
- arkadaşlık
Arkadaş olma durumu, arkadaşa yakışır davranış
- arkadaşlık etmek
bir işte birlikte bulunmak
- arkadaşsız
Arkadaşı olmayan
- arkadaşsız kalmak
arkadaşlarını yitirmiş olmak, hayatını arkadaşsız sürdürmek
- arkadaşsızlık
Arkadaşsız olma durumu
- arkadaşça
Arkadaş olarak
- arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim
"kişi kendisine uygun kimselerle arkadaşlık kuracağı için arkadaşını tanıdığımızda o kişinin de kimliğini öğrenmiş oluruz" anlamında kullanılan bir söz
- arkaik
Güzel sanatlarda klasik çağ öncesinden kalan
- arkaizm
Kullanıldığı çağdan daha eski bir çağa ait biçimin, yapının özelliği
- arkalama
Arkalamak işi; müzaheret
- arkalamak
Bir kimseye güven vererek yardım etmek, destek olmak, korumak
- arkalanma
Arkalanmak durumu
- arkalanmak
Kendisine yardım edilmek, destek olunmak
- arkalı
Arkası olan
- arkalık
Sırt dayamaya yarayan yer
- arkalıklı
Arkalığı, sırt dayayacak yeri olan
- arkalıksız
Arkalığı, sırt dayayacak yeri olmayan
- arkası alınmak
sona erdirilmek, bitirilmek, bir yerde durdurulmak
- arkası gelmek
devamlı olmak, süreklilik göstermek
- arkası kesilmek
tükenmek, son bulmak
- arkası olmamak
kayıracak kimsesi olmamak
- arkası sağlam
Eylemleri ile söylemlerinde güçlü ve yetkili bir kişiye veya kendisine güç veren bir nesne, topluluk vb.ne güvenir bir tutum takınıp bu durumu başkalarınca da bilinen (kimse, aile vb.); arkası kuvvetli, arkası pek
- arkası yarın
Tamamı daha sonra konuşulmak üzere yarım bırakılan
- arkası yere gelmemek
sırtı yere gelmemek
- arkası yufka
Soğuğa karşı gereği gibi giyinmemiş (kimse)
- arkasına (bile) bakmadan gitmek (veya kaçmak)
arkada kalanlarla ilgilenmeden bir yerden hızlıca ayrılmak
- arkasına almak
sırtına yüklemek, taşımak
- arkasına düşmek (veya takılmak)
bir işi sona erdirmek için sıkı çalışmak
- arkasında dolaşmak (veya gezmek)
bir işi yaptırmak için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğradığı yerlere giderek görüşme fırsatı aramak
- arkasında yumurta küfesi yok ya! (veya olmamak)
sırtında yumurta küfesi olmamak
- arkasından atlı kovalamak
bir işi gereksiz bir telaş içinde yapmak
- arkasından atmak (veya konuşmak)
dedikodusunu yapmak
- arkasından koşmak
iş yaptırmak için birinin arzusunu kollamak, görüşme fırsatı aramak
- arkasından söylemek
birinin olmadığı bir anda ve ortamda onunla ilgili iyi veya kötü ifadeler kullanmak
- arkasından sürüklemek
arkasından gelmesini sağlamak
- arkasından teneke çalmak
tenekeye sopa vb. ile vurarak giden bir kişiye hakaret etmek
- arkasından zil takıp oynamak
birinin bir yerden ayrılmasına veya bir işte başarısızlığa uğramasına çok sevinmek
- arkasını (bir şeye) vermek
sırtını dönmek
- arkasını (birine) vermek
birinin koruyuculuğuna güvenmek
- arkasını almak
bir işi tamamlamak
- arkasını bırakmak
peşini bırakmak
- arkasını dayamak
birinin koruyuculuğuna güvenmek
- arkasını getirememek
başladığı bir işi sürdürüp sona erdirememek
- arkasını sağlama almak
bir işe başlarken çok güçlü bir destek bulmuş olmak
- arkasını sıvamak
birini övmek, iltifat etmek
- arkasız
Arkası olmayan
- arkasızlık
Arkasız olma durumu
- arkaya bırakmak (veya koymak)
sonraya, başka zamana bırakmak, ertelemek
- arkaya kalmak
geride kalmak, sonraya kalmak, geriden gelmek
- arkaç
Ağıl (I)
- arkaüstü
Arkası yere gelecek bir biçimde
- arkebüz
XV. yüzyılda Fransa'da kullanılmaya başlanan, taşınabilir ateşli silah
- arkeen
Kambriyumlardan önce oluşan en eski yer katı
- arkegon
Eğrelti otlarında, bütün kara yosunlarında, bazı su yosunlarında ve açık tohumlularda görülen dişilik organı
- arkeometri
İnsanlığın kültür tarihini anlamada arkeologlara yardımcı olabilmek için antik eserlerin ve materyallerin bilimsel yöntemlerle incelenmesi
- arkeometrik
Arkeometri ile ilgili
- arkeopteriks
Hem kuş hem sürüngen özellikleri gösteren bir hayvan fosili
- arkoz
Birleşiminde feldspat bulunan, kum taşı türünden bir tortul kayaç
- arktik
Kuzey Kutbu ve çevresindeki bölgeyle ilgili
- Arktika
Kanada ve Rusya’nın bir bölümüyle Grönland’ı ve bunların arasında kalan denizi içine alan bölge
- arkıt
Köy evlerinde kapıların arkasına konulan kalın kuşak; argıt
- arlanma
Namuslu, ahlaklı olma
- arlı
Utanma duygusuna sahip, utangaç olan
- arlı arından, huylu huyundan vazgeçmez
"herkes kendi karakterine göre davranışta bulunur" anlamında kullanılan bir söz
- arlılık
Utanılacak şey
- arma
Bir devletin, bir hanedanın, bir sanayi kuruluşunun veya bir şehrin simgesi olarak kabul edilmiş resim, harf veya şekil; ongun (II)
- arma budamak
düşman gemisinin yelken ve direklerini parçalamak
- arma donatmak
armayı yerli yerine koymak
- arma soymak
hareketli olan armayı, limanda kışlamak, yağmur ve kardan korumak amacıyla bir süre için sökmek
- arma uçurmak (veya budatmak)
armayı rüzgâra kaptırmak
- armador
Geminin direk, seren, yelken, ip vb. donanımını düzenleyen usta
- armadorluk
Armador olma durumu
- armadura
Gemide direklere takılı halatları bağlamak için küpeştenin iç tarafında bulunan delikli ve çubuklu levha
- armalı
Arma bulunan
- armasız
Arma bulunmayan
- armatör
Ticaret gemisi sahibi; donatan
- armatörlük
Armatör olma durumu
- armatür
Banyo ve mutfaklarda sıcak ve soğuk su akıtma özelliği bulunan musluk
- armağan
Birini sevindirmek, mutlu etmek, onurlandırmak, kutlamak için veya anı olarak verilen şey; hediye, bergüzar, peşkeş
- armağan etmek
bir şeyi birini sevindirmek, mutlu etmek, onurlandırmak, kutlamak için vermek, hediye etmek
- armoni
İki veya daha çok sesin aynı anda kulağa hoş gelecek bir biçimdeki uygunluğu; uyum, harmoni
- armoni orkestrası
Yalnız üflemeli çalgılardan oluşan orkestra
- armonik
Armoni ile ilgili olan
- armonika
Yan yana sıralanmış deliklerden her biri üflendiğinde ayrı notada sesler çıkaran küçük ağız çalgısı; mızıka, armonik
- armoniler
Frekansı, ana sesin frekansının tam katı olan sesler
- armonize
Tamamlayıcı sesler eklenmiş (müzik parçası)
- armonize etmek
herhangi bir melodiye eşlik etmesi için onunla uyumlu bölümler besteleyerek müzikal yapıtlar meydana getirmek
- armudi
Armut biçiminde olan
- armudiye
Nazarlık olarak takılan, üzerine besmele veya maşallah yazılmış, armut biçimindeki altın veya gümüş
- armudiye altını
Nazarlık olarak takılan, üzerine “bismillahirrahmanirrahim” veya “maşallah” sözleri yazılmış, armut biçimindeki altın
- armudu soy ye, elmayı say ye
"armut kabuğu soyularak elma da aşırı gidilmeden sayıyla yenilmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- armudun iyisini (dağda) ayılar yer
kendilerine yakışmayan güzel bir şeyi eline geçirenler için kullanılan bir söz
- armudun sapı var, üzümün (veya kirazın) çöpü var demek
her şeye kusur bulmak, hiçbir şeyi beğenmemek
- armudun önü, kirazın sonu
"armut ilk çıktığında, kiraz da biteceği zaman yenilmeli" anlamında kullanılan bir söz
- armut
Gülgillerden, çiçekleri beyaz, Türkiye'nin her yerinde yetişen bir ağaç (Pyrus communis)
- armut dalının dibine düşer
"bir kimse önce yakınlarına yararlı olur" anlamında kullanılan bir söz
- armut gibi
çok anlayışsız, bön
- armut kabağı
Ürünü, armut biçiminde olan bir süs kabağı
- armut koltuk
İskeleti olmayan, içi yumuşak dolgulu, armut şeklinde salaş koltuk; armut
- armut piş ağzıma düş!
bir işe emek harcamaksızın onun kendiliğinden olmasını bekleyenlerin durumunu anlatan bir söz
- armut top
Boksörün çalışmalarında kullandığı içi havalı, dışı deri, armut biçiminde top
- Armutlu
Yalova iline bağlı ilçelerden biri
- armutluk
Armut yetiştirilen bahçe
- armutsu
Armudu andıran, armuda benzeyen, armut gibi; armudumsu
- armutsu kıkırdak
Gırtlak kapağının dokusunu oluşturan, sapa benzeyen ucuyla dilin kökü hizasına bağlanmış, gırtlağı kapamaya yarayan kıkırdak
- armuz
Gemilerde güverte ve borda kaplama tahtalarının yan yana gelmeleri sonucu aralarında oluşturdukları çizgi
- armuz açmak
ahşap teknelerin kalafat edilmeleri için armuzlarda bulunan eski kalafatları çıkarmak
- Arnavut
Arnavutluk’ta yaşayan halktan veya bu halkın soyundan olan kimse
- Arnavut biberi
Kırmızı renkli, ince biçimli ve çok acı olan bir tür biber (Capsicum annuum)
- Arnavut kaldırımı
İrili ufaklı taşların döşenmesi ile meydana getirilmiş kaldırım veya yol
- arnavutciğeri
Ufak ufak doğranmış kuzu veya dana karaciğerinin acı biberle baharatlanmış yağda kızartılmasıyla yapılan bir tür yemek
- Arnavutköy
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri
- Arnavutlaşma
Arnavutlaşmak durumu
- Arnavutlaşmak
Arnavutlara özgü yaşayış tarzını benimsemek
- Arnavutlaştırma
Arnavutlaştırmak işi
- Arnavutlaştırmak
Arnavutlara özgü yaşayış tarzını benimsetmek
- Arnavutluklu
Arnavutluk’ta yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Arnavutça
Hint-Avrupa dilleri ailesine giren, Arnavutların kullandığı dil
- aromalı
Hoş kokulu; aromatik
- aromasız
Aroması olmayan
- arp
Dik tutularak çalınan, üç köşeli, telli çalgı; harp (II)
- arpa
Buğdaygillerden bir bitki (Hordeum vulgare)
- arpa eken buğday biçmez
"kötü davranışın karşılığı iyi olmaz" anlamında kullanılan bir söz
- arpa ekmeği
Arpa unundan yapılan ekmek
- arpa ektim, darı çıktı
ters sonuç veren işler için söylenen bir söz
- arpa güvesi
Tahıllara dadanan bir tür güve
- arpa samanıyla, kömür dumanıyla
"yararlanılan nesneleri eksiklikleriyle birlikte kabullenmek gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- arpa unundan kadayıf olmaz
"kötü gereçle iyi şey yapılamaz" anlamında kullanılan bir söz
- arpa verilmeyen at, kamçı zoruyla yürümez
"bir kişinin verimli olarak iş görmesi, onun geçiminin sağlanmasına bağlıdır" anlamında kullanılan bir söz
- arpa şehriye
Arpa biçiminde dökülmüş şehriye
- arpacı
Arpa alan ve satan kimse
- arpacı kumrusu
Bir tür yerli tahtalı güvercin
- arpacı kumrusu gibi düşünmek
içinde bulunduğu sorunu nasıl çözeceğini uzun uzun düşünmek
- arpacık
Göz kapağının kenarında çıkan küçük çıban; itdirseği
- arpacık soğanı
Tohumdan yetiştirilen ve tohumluk olarak kullanılan küçük soğan; kıska
- arpacılık
Arpacının yaptığı iş
- arpacıya borç eden ahırını tez satar
"bir iş borçla sağlıklı bir biçimde yürütülemez" anlamında kullanılan bir söz
- arpalama
Atların ayaklarında görülen ve rahat yürümelerini önleyen bir hastalık
- arpalık
Arpa ekilen yer
- arpalık yapmak
bir kaynaktan sürekli olarak çıkar sağlamak
- arpamsı
Arpayı andıran, arpaya benzeyen, arpa gibi
- arpası çok gelmek
coşmak, azmak, kudurmak
- Arpaçay
Kars iline bağlı ilçelerden biri
- arpağan
Arpaya benzer ancak tanesi zayıf bir bitki
- arpej
Bir akor oluşturan seslerin birbiri arkasından çalınması
- arpçı
Arp çalan kimse
- arsa
Üzerine yapı yapılmak için ayrılmış yer
- arsa payı
Kat mülkiyeti söz konusu olduğu yerlerde bağımsız bölümlere tahsis edilen mülkiyet payı
- arsacık
Küçük arsa
- arsenik
Atom numarası 33, atom ağırlığı 74,91, yoğunluğu 5,7 olan, atmosfer basıncı altında 450 °C'de süblimleşen, maden filizlerinde çok yaygın bulunan, metal görünümünde basit element; sıçanotu, zırnık (simgesi As)
- arsenikli
İçinde arsenik bulunan
- Arsin
Trabzon iline bağlı ilçelerden biri
- arslanlı
Osmanlı Devleti'nde kullanılan aslan baskılı gümüş sikke
- arsız
Utanması, sıkılması olmayan, yılışık, yüzsüz (kimse); yalaka
- arsız arsız
Utanmaz, sıkılmaz, yılışık bir biçimde
- arsızca
Arsız gibi, arsıza yakışan bir biçimde; arsızcasına
- arsızlanma
Arsızlanmak işi
- arsızlanmak
Arsızlık etmek
- arsızlaşabilme
Arsızlaşabilmek işi
- arsızlaşabilmek
Arsızlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- arsızlaşma
Arsızlaşmak durumu
- arsızlaşmak
Arsız duruma gelmek
- arsızlaştırma
Arsızlaştırmak işi
- arsızlaştırmak
Arsız bir duruma getirmek, arsızlaşmasına yol açmak
- arsızlık
Arsız olanın durumu veya arsıza yakışacak davranış
- arsızlık etmek
utanmadan, sıkılmadan, yüzsüzce davranmak
- arsızın yüzüne tükürmüşler, "yağmur yağıyor" demiş
"arsız ne kadar ağır hakaret görse de aldırmaz, pişkinliğe vurur" anlamında kullanılan bir söz
- art
Bir şeyin öbür yüzü
- art alan
Daha önceki dönemlerde elde edilen bilgi ve deneyim; art yetişim
- art avurt
Avurdun arka bölümü
- art damak
Damağın arka bölümü
- art damak ünsüzü
Dil sırtının art damağa yaklaşmasıyla oluşan damak ünsüzü
- art elden
Birini oyalayıp ondan gizli olarak
- art eteğinde namaz kılmak
çok temiz huylu olmak
- art niyet
Bir düşüncenin arkasında gizli tutulan kötü niyet; art düşünce
- art niyetli
Art niyeti olan, art niyet besleyen; art düşünceli
- art niyetlilik
Art niyetli olma durumu
- art oda
Gözün iris tabakası ile merceği arasındaki boşluk
- art yetişim
Art alan
- art zamanlı
Gelişme süreci bakımından ele alınan süre içinde birbirini izleyen; art süremli, diyakronik
- art zamanlı dil bilimi
Dil olaylarını gelişme süreci ve farklı zamanlar açısından inceleyen dil bilimi
- art zamanlılık
Gelişme süreci bakımından ele alınan süre içinde birbirini izleyen dil olaylarının özelliği; art süremlilik, diyakroni
- artabilme
Artabilmek işi
- artabilmek
Artma ihtimali veya imkânı bulunmak
- artakalma
Artakalmak işi
- artakalmak
Artmak, geriye kalmak, fazla bulunmak
- arter
Trafiği yoğun olan ana yol
- arterit
Atardamar bozukluğu
- artezyen
Burgu ile delinerek açılan ve suyu yükseğe fışkırtan kuyu; artezyen kuyusu
- artist
Güzel sanatlardan birini meslek edinen kimse; sanatçı
- artist gibi
boylu boslu, güzel ve alımlı, yakışıklı (kimse)
- artistik
Güzel sanatların gerektirdiği niteliğe uygun
- artistik buz pateni
Tek veya çift olarak buz üstünde dönüş, atlayış, kaldırış, adım dizilerinin müziğin ritmine uygun yapıldığı bir olimpiyat sporu; artistik patinaj
- artistik jimnastik
Takım hâlinde yapılan, çeşitli jimnastik hareketlerinin yanı sıra dans figürlerini de içeren, belli bir temayı işleyen ve estetik görünümü ağır basan jimnastik
- artistlik
Artistin işi
- artistlik etmek (veya yapmak)
olduğundan başka türlü görünmek, kendini başka türlü göstermek
- artistçe
Artiste benzer bir biçimde
- artma
Artmak işi; tezayüt
- artmak
Büyük heybe
- Artova
Tokat iline bağlı ilçelerden biri
- artrit
Eklemlerde görülen romatizma
- artroz
Genellikle şekil bozucu, iltihapsız, süreğen eklem hastalığı
- artsız arasız
Ara vermeksizin
- arttırma
Arttırmak işi
- arttırmak
Artırma işi yapılmak
- arttırtma
Arttırtmak işi
- arttırtmak
Arttırma işini yaptırmak
- arttırılma
Arttırılmak işi
- arttırılmak
Arttırma işi yapılmak
- arttırılış
Arttırılmak işi
- Artuklu
Mardin iline bağlı ilçelerden biri
- Artvin
Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Artvinli
Artvin ilinden olan kimse
- Artvinlilik
Artvinli olma durumu
- artçı
Geçmiş bir sanat veya edebiyat çığırını sürdüren sanatçı veya hareket
- artçı deprem
Asıl depremden sonra meydana gelen şiddet ve büyüklük bakımından daha küçük olan deprem; artçı sarsıntı, artçı şok
- artçıl
Arkadan gelen, sonra olan, öncül karşıtı
- artçılık
Artçının yaptığı iş
- artı
Toplama işleminde + işaretinin adı; zait
- artı güç
Bir sonuca katkısı olabilecek birkaç etkenin belirli bir etkileşim sonucunda elde ettiği ortak güç; sinerji
- artı para
Banka tarafından müşteri hesabı için öngörülen limitten belirli bir miktar daha fazlasını kullanma imkânı veren tutar; acil ihtiyaç kredisi
- artı sayı
Kendisinden önce + işareti bulunan, sıfırdan büyük sayı; pozitif sayı
- artı uç
Elektrikli çözümlemede, sıvıya batırılıp akımın geçmesini sağlayan iletken uçlardan artı yüklü olanı; anot
- artık
İçildikten, yenildikten veya kullanıldıktan sonra geriye kalan
- artık değer
İşçinin, iş gücünün karşılığı olarak ödenen değerin üzerinde ürettiği ve işverenin, karşılığını ödemeksizin sahip olduğu ek değer
- artık emek
İşçinin, ek süre içinde harcadığı ve sonucunda artık değer yarattığı, karşılığı ödenmeyen emek
- artık göl
Deniz ve gölün kuruması veya çekilmesi sonucunda oluşmuş yeni göl
- artık gün
Artık yıllarda şubat ayına eklenen yirmi dokuzuncu gün
- artık yıl
Dört yılda bir gelen 366 günlük yıl; seneikebise
- artıklama
Artıklamak işi
- artıklamak
Yemekte artık bırakmak
- artıklık
Artık olma durumu
- artıkçı
Başkalarının artıklarını yiyerek veya kullanarak geçinen
- artımlı
Pişince şiştiği için miktarı artmış gibi görünen; artağan
- artımlılık
Artımlı olma durumu
- artırabilme
Artırabilmek işi
- artırabilmek
Artırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- artırma
Artırmak işi; tezyit
- artırmak
Artmasını sağlamak
- artırmalı
Artırma yoluyla yapılan (satış)
- artırtma
Artırtmak işi
- artırtmak
Artırma işini yaptırmak
- artırılabilme
Artırılabilmek işi
- artırılabilmek
Artırılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- artırılma
Artırılmak işi
- artırılmak
Artırma işine konu olmak
- artırılmış gerçeklik
Gerçek ortam ile sanal ortamın bir arada olduğu etkileşimli ortam
- artırılış
Artırılmak işi
- artırım
Artırmak işi
- artırış
Artırmak işi
- artış
Artmak işi; artım
- arusek
Ağaç, fildişi veya madenî eşyalar üzerine kakılan, uçuk yeşil ve pembe renkte, ışığın yönüne göre renk değiştiren bir tür sedef
- arusekli
Arusek kakılarak süslenmiş (mobilya, tavla, ud vb.)
- aruz vezni
Hecelerin uzunluk veya kısalık, kapalılık veya açıklık değerlerine göre türlü ses kalıplarından oluşan divan edebiyatı nazım ölçüsü; aruz, aruz ölçüsü
- arya
Operalarda solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, genellikle kendi içinde bütünlüğü olan parça
- Aryanist
Aryanizm yanlısı olan kimse
- Aryanizm
IV. yüzyılda Arius adlı bir papazın kurduğu ve Hristiyan inanışının tersine olarak İsa'nın tanrılığını inkâr eden mezhep
- arz
Piyasaya mal sürülmesi; sunu
- arz edilmek
sunulmak
- arz etmek
sunmak
- arz odası
Devlet ileri gelenlerinin halkla görüştüğü oda
- arz olunmak
sunulmak
- arz talep
Üreticinin piyasaya mal çıkarması ve tüketicinin piyasadan mal çekmesi olayları; sunu ve istem
- arz talep dengesi
Üretimin talebe uygun miktarda planlanması
- arz talep kanunu
Piyasalarda sunu ve istem dengesini düzenli tutma sistemi
- arza girmek
Sadrazam divanda görüşülerek kararlaştırılan hususları arz etmek üzere padişahın huzuruna girmek
- arzani
Enine olan
- arzu buyurmak
istemek
- arzu duymak
birine veya bir şeye karşı istek duymak
- arzu etmek
yürekten istemek
- arzuhâl gibi (veya kadar)
çok uzun (mektup)
- arzuhâlci
Para karşılığında dilekçe, mektup vb. yazan kimse
- arzuhâlcilik
Arzuhâlcinin yaptığı iş
- arzusu kalmak
isteği yerine gelmemek, hevesini alamamak
- arzusuz
İsteksiz bir biçimde
- arzıendam
"Boy göstermek, ortaya çıkmak, görünmek" anlamlarındaki arzıendam etmek, arzıendam eylemek birleşik fiillerinde geçen bir söz
- arzımevut
Vadedilmiş topraklar
- arı
Yabancı şeylerden arınmış
- arı bal alacak çiçeği bilir
"işini bilen kimse nereye başvuracağını bilir" anlamında kullanılan bir söz
- arı bey olan kovana üşer
"halk, kendisine önderlik edecek kişinin çevresinde toplanır" anlamında kullanılan bir söz
- arı beyi
Her kovanda bir tane bulunan, üreme yeteneği olan arı; ana arı, ana kraliçe, kraliçe arı, bey arı
- arı biti
Kör, kanatsız, kızılca renkli küçük sinek (Braula caeca)
- arı duru
Tertemiz olan
- arı ekmeği
İşçi arıların yavrularını beslemek için doğadan topladıkları polenin arının kendi bünyesinden kattığı salgılarla zenginleşmiş, belirli bir süre sonunda olgunlaşmış hâli
- arı gibi
çok çalışkan
- arı gibi eri olanın dağ kadar yeri olur
"çalışkan kişileri olan aile ve toplumlar, her yerde bol kazanç elde ederler" anlamında kullanılan bir söz
- arı gibi sokmak
iğnelemek, acı söz söylemek
- arı kil
Porselen yapmakta kullanılan bir tür ak ve gevrek kil; kaolin
- arı kovanı
Arıların içinde bal yaptıkları çeşitli maddelerden yapılmış yuva; petek
- arı kovanı gibi
kalabalık, karmaşık ve gürültülü hâlde
- arı kovanı gibi işlemek
bir yerin gireni çıkanı çok olmak
- arı kovanına (veya yuvasına) çomak sokmak
tehlikeli kişiyi kışkırtmak
- arı kuşu
Arı kuşugillerden, Güney Avrupa, Kuzey Afrika, Orta Asya'da az ağaçlıklı, açık yerlerde yaşayan, sırtı sarı, karnı mavimsi yeşil bir kuş (Merops apiaster)
- arı kuşugiller
Omurgalı hayvanlardan kuşlar sınıfına giren bir familya
- arı kızdıranı sokar
"kişi, sonunda öleceğini de bilse kendisini sinirlendirene saldırır" anlamında kullanılan bir söz
- arı söğüdü, akıllı öğüdü sever
"herkes işine yarayan şeyi benimser" anlamında kullanılan bir söz
- arı sütü
Genç işçi arının başındaki bezlerden salgıladığı, azotu çok madde
- arı zamkı
Arıların iğne yapraklı ağaçlardan, bitkilerin tomurcuk, yaprak, gövde ve salgılarından topladığı maddeleri başlarında bulunan salgı bezlerinden salgıladıkları enzimlerle işleyerek ürettiği, kovan içindeki peteklerin temizliğini sağlamak, dışarıdan gelen böcek, mantar ve bakterilere karşı kovanı korumak, bal peteklerini onarmak ve güçlendirmek için kullandığı reçineli öz; propolis, preboli
- Arıcak
Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri
- arıcı
Bal almak için arı yetiştiren kimse
- arıcılık
Arıcının yaptığı iş
- arık ata kuyruğu da yüktür
"güçsüz kişi, kimseye yardım edecek durumda değildir" anlamında kullanılan bir söz
- arık etten yağlı tirit olmaz
"değersiz kişiden yararlı iş, verimsiz tarladan bol ürün beklenmez" anlamında kullanılan bir söz
- arık çekmek
herhangi bir tarım aletiyle fide veya fidan dikilecek arıklar açmak
- arık öküze bıçak çalınmaz
"güçsüz kimseyi ezmek yiğitlik değildir" anlamında kullanılan bir söz
- arıklama
Arıklamak işi
- arıklamak
Arık (II) duruma gelmek
- arıklatma
Arıklatmak işi
- arıklatmak
Arık (II) duruma getirmek
- arıklaşma
Arıklaşmak işi
- arıklaşmak
Arık (II) olmak
- Arıkovanı
Yengeç takımyıldızı yöresinde bir yıldız kümesi
- arıkçı
Su yolu yapan kimse
- arılama
Arılamak işi
- arılamak
Bir şeyde herhangi bir ayıp veya kusur bulunmadığını bildirmek; tenzih etmek
- arılar
Tek tek veya bir topluluk düzeni içinde yaşayan, vücutları, özellikle karınları ve arka ayakları kıllarla örtülü zar kanatlılar familyası
- arılaşma
Arılaşmak durumu; arılanma
- arılaşmak
Yabancı şeylerden arınmış duruma gelmek; arılanmak
- arılaştırmak
Yabancı şeylerden arınmış duruma getirmek
- arılaştırılma
Arılaştırılmak işi
- arılaştırılmak
Arılaştırma işine konu olmak
- arılık
Yabancı şeylerden arınmış olma durumu
- arına dokunmak
utanç duymak
- arınabilme
Arınabilmek işi
- arınabilmek
Arınma ihtimali veya imkânı bulunmak
- arındırabilme
Arındırabilmek işi
- arındırabilmek
Arındırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- arındırma
Arındırmak işi
- arındırmak
Arınmasını sağlamak
- arındırılma
Arındırılmak işi
- arındırılmak
Arındırma işine konu olmak
- arınma
Ruhun tutkulardan temizlenmesi
- arınmak
Katışıksız, arı (I) duruma gelmek
- arınmış
Arı (I) duruma gelmiş olan
- arınmışlık
Arınmış olma durumu
- arınık
Her çeşit mikroptan arınmış; steril, sterilize
- arınıklık
Yararlı ve zararlı mikroorganizmaların kimyasal madde, ısı, ışın gibi etkenler kullanılarak tamamen yok edilmesi işlemi; sterilizasyon
- arının yuvasına kazık (veya çöp) dürtmek
tehlikeli kişiyi kışkırtmak
- arınış
Arınmak işi
- arıtabilme
Arıtabilmek işi
- arıtabilmek
Arıtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- arıtma
Arıtmak işi
- arıtma ünitesi
Doğal gaz üretim kuyularından toplama hatlarıyla gelen gazın içerisindeki hidrojen sülfür, karbondioksit, su buharı vb. hidrokarbon bileşiği olmayan gazların doğal gazdan ayrıldığı birim
- arıtmacı
Arıtmacılık yanlısı; arıtıcı, pürist
- arıtmacılık
Bir sanat eserini en az sayıda renk, teknik ve malzeme kullanarak oluşturma anlayışı; arıtıcılık, pürizm
- arıtmak
Temiz duruma getirmek
- arıtıcı
Arıtma özelliği olan (şey)
- arıtıcılık
Arıtıcı olma durumu
- arıtılma
Arıtılmak işi
- arıtılmak
Arıtma işine konu olmak
- arıtılış
Arıtılmak işi
- arıtım
Petrol, yağ vb. maddeleri arıtma işi; rafinaj
- arıtımevi
Şeker, petrol vb. maddelerin arıtıldığı yer; tasfiyehane, rafineri
- arıtış
Arıtmak işi
- arız
Sonradan ortaya çıkan
- arız olmak
sonradan ortaya çıkmak
- arıza
Bir notanın sesini yarım ton yükseltmek, alçaltmak veya eski durumuna getirmek için notanın soluna konulan diyez, bemol ve bekar işaretlerinin ortak adı
- arıza yapmak
bozulmak, işlemez duruma gelmek
- arıza çıkarmak
arıza yapmak
- arızalanabilme
Arızalanabilmek işi
- arızalanabilmek
Arızalanma ihtimali bulunmak
- arızalanma
Arızalanmak işi; bozulma
- arızalanmak
Arıza yapmak, aksaklık göstermek; bozulmak
- arızalanıverme
Arızalanıvermek işi
- arızalanıvermek
Çabucak arıza yapmak
- arızalı
Arızası olan, aksayan, işlemeyen, bozulmuş (araç vb.)
- arızalılık
Arızalı olma durumu
- arızasız
Arızası olmayan, aksamayan, bozulmadan işleyen
- arızasızlık
Arızasız olma durumu
- arızi
Sonradan olan, dıştan gelen
- arış
Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü
- arş
İslam inanışına göre göğün en yüksek katı
- arşa çıkmak
göğe kadar çıkmak, çok yükselmek
- arşe
Tren, troleybüs, tramvay vb. elektrikle işleyen taşıtlarda telden elektrik akımı almaya yarayan, yukarıya doğru uzanmış demir yay
- arşidük
Avusturya'da imparator ailesi prenslerine verilen ünvan
- arşidüşes
Arşidükün karısı veya kızı
- arşiv
Belge veya yazıların saklandığı yer; belgelik
- arşivci
Arşiv görevlisi veya uzmanı; belgelikçi
- arşivcilik
Arşivcinin yaptığı iş; belgelikçilik
- arşivleme
Arşivlemek işi
- arşivlemek
Arşive kaldırmak, arşivde saklamak
- arşivlenebilme
Arşivlenebilmek işi
- arşivlenebilmek
Arşive koyulma ihtimali bulunmak
- arşivlenme
Arşivlenmek işi
- arşivlenmek
Arşive kaldırılmak, arşivde saklanmak
- arşivletme
Arşivletmek işi
- arşivletmek
Arşivlenmesini sağlamak
- arşivleyebilme
Arşivleyebilmek işi
- arşivleyebilmek
Arşive koyma ihtimali veya imkânı bulunmak
- arşı tutmak
göğe kadar çıkmak
- arşın
Yaklaşık 68 santimetreye eşit olan uzunluk ölçüsü
- arşınlama
Arşınlamak işi
- arşınlamak
Arşınla ölçmek
- arşınlık
Arşın ölçüsünde, arşın kadar
- arşınına göre bez vermek
herkesin arzusuna göre hareket etmek
- arşıâlâ
Göğün dokuzuncu katı
- As
Arsenik elementinin simgesi
- as
İskambil, domino vb. oyunlarda bir işaretini taşıyan kâğıt veya taş; birli, bey (I)
- asa
Bazı ülkelerde, hükümdarların, mareşallerin, din adamlarının güç sembolü olarak törenlerde taşıdıkları bir tür ağaç veya metalden değnek
- asabi
Sinirli bir biçimde
- asabilme
Asabilmek işi
- asabilmek
Asma ihtimali veya imkânı bulunmak
- asabiye
Sinir hastalıkları ile ilgili hastane bölümü
- asabiyeci
Sinir hastalıkları uzmanı
- asabiyecilik
Asabiyeci olma durumu
- asabiyet
Aynı soydan gelenlerin dayanışma ve aidiyet duygusu
- asabı bozulmak
sinirleri bozulmak, sinirlenmek
- asabı gerilmek
sinirleri bozulmak
- asabına dokunmak
sinirine dokunmak
- asabını bozmak
sinirlerini bozmak
- asal
Esasla ilgili, asıl ve temel olanla ilgili; esasi
- asal eksen
Mercek veya aynaya doğru çizilen yatay doğrultuda uzanan ve ayna veya merceklerin ortasından geçtiği kabul edilen dik bir çizgi
- asal gazlar
Atomlarının dış elektron halkaları tamamıyla veya geçici olarak elektrona doymuş olan helyum, neon, argon, kripton, ksenon gazları; soy gazlar
- asal sayı
Kendisinden ve 1'den başka böleni olmayan, 1'den büyük sayı: 2, 3, 5 vb
- asalak
Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlı; parazit
- asalak bilimci
Asalak bilimi ile uğraşan kimse; parazitolog
- asalak bilimi
Asalakların yapısını, yaşayışını, konakçıyla ilişkisini ve yaptığı hastalıklarla bu hastalıklara karşı girişilecek savaşı konu alan bilim dalı; parazitoloji
- asalak bilimsel
Asalak bilimi ile ilgili; parazitolojik
- asalaklaşma
Asalaklaşmak durumu
- asalaklaşmak
Asalak duruma gelmek
- asalaklık
Asalak olma durumu; parazitlik
- asalaksavar
Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlıyı yok eden; antiparazit
- asalet
Saygı uyandıracak biçimde davranma
- asaleten
Bir görevde temelli olarak, asıl olarak, vekâleten karşıtı
- asaleten atama
Asaleten atamak işi
- asaleten atamak
Birini bir göreve sürekli olarak atamak
- asaleten atanma
Asaleten atanmak işi
- asaleten atanmak
Bir göreve sürekli olarak atanmak
- asallık
Asal olma durumu
- asan eylemek
kolaylaştırmak
- asansör
İnsanları, yükleri bir yapının bir katından ötekine veya yüksek yerlere çıkarıp indiren, elektrikle işleyen araç
- asansör boşluğu
Binalarda asansörün işlemesi için bırakılan boşluk
- asansörcü
Asansör üretimi yapan ve binalara yerleştiren kimse
- asansörcülük
Asansörcünün işi
- asap
Sinirler
- asar
Eserler
- Asarcık
Samsun iline bağlı ilçelerden biri
- asayiş
Bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu
- asayiş berkemal
güvenliğin yerinde olduğunu anlatan bir söz
- asayişli
Asayişi olan
- asayişsiz
Asayişi olmayan
- asayişsizlik
Asayiş olmama durumu
- asbaşkan
Spor kulüplerinde başkana vekâlet eden, başkanın verdiği görevleri yapmakla yetkili ve sorumlu olan ikinci başkan
- asbaşkanlık
Asbaşkanın görevi ve makamı
- asbest
Isıya, kimyasal maddelere, korozyona ve elektriğe dayanıklı olması nedeniyle yanmaz kumaşların dokunmasında, yangın, ısı, elektrik yalıtımında, balata vb.nde kullanılan, yapısal özellikleri açısından esnek, fazla solunduğunda kanser ve kronik solunum yolu hastalıklarına yol açan, ipek görünümünde lifli yapıda olan, kalsiyum ve magnezyum silikat karışımı bir mineral; taş pamuğu, kaya lifi, beyaz toprak, amyant
- asbest yünü
Asbestin işlenerek yün hâline getirilmiş biçimi
- asbestli
İçinde asbest bulunan
- asbestsiz
İçinde asbest bulunmayan
- aseksüel
Sekse karşı ilgisiz veya isteksiz olan (kimse)
- aselbent
Hekimlikte ve koku yapımında kullanılan aselbent ağacından gövdesi çizilerek elde edilen bir reçine türü
- aselbent ağacı
Tropikal bölgelerde yetişen ve gövdesinden reçine elde edilen ağaç
- Asena
Göktürk hükümdarlarının hanedan adı
- asenkron
eş zaman karşıtı
- asepsi
Özellikle tıpta kullanılan araç gereçlerdeki hastalık etkeni mini canlıların sayısını kimyasal veya fiziksel yollarla hastalığa sebep olamayacak düzeye düşürme
- aseptik
Her türlü mikroptan arınmış
- ases
Osmanlı Devleti'nde Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından önceki güvenlik görevlisi
- asesbaşı
Yeniçeri Ocağı'ndaki askerî görevinin yanı sıra, başkentin düzenini korumakla da yükümlü olan teşkilatın başı
- asetat
Asetik asidin tuzu
- asetatlı
Birleşimine asetat karıştırılmış
- asetik
Sirkeyle ilgili, sirkeyle aynı özellikleri taşıyan
- asetik asit
Sirkeye tadını ve özelliklerinden birçoğunu veren asit; sirke ruhu
- asetilen
Renksiz, sarımsak kokulu, güçlü ve beyaz bir ışık vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz
- aseton
Birçok organik maddeyi eritmekte kullanılan uçucu, kolayca alev alır, eter kokusunda bir sıvı
- asfalt
Siyah renkte şekilsiz bir cins bitüm
- asfalt ağladı
sürücünün aracı oldukça hızlı kullandığını anlatmak için kullanılan bir söz
- asfalt kayağı
Tekerlekli kayak
- asfalt kesilmek
asfalt gibi sertleşmek
- asfaltit
Petrolün ayrışması ile oluşan ve çoklukta tortul kayaçların gözeneklerinde bulunan doğal bitüm
- asfaltlama
Asfaltlamak işi
- asfaltlamak
Asfaltla kaplamak
- asfaltlanabilme
Asfaltlanabilmek işi
- asfaltlanabilmek
Asfaltlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- asfaltlanma
Asfaltlanmak işi
- asfaltlanmak
Asfalt dökülmek, asfaltla kaplanmak
- asfaltlatabilme
Asfaltlatabilmek işi
- asfaltlatabilmek
Asfaltlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- asfaltlatma
Asfaltlatmak işi
- asfaltlatmak
Asfaltlama işini yaptırmak
- asfaltlayabilme
Asfaltlayabilmek işi
- asfaltlayabilmek
Asfaltlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- asgari
En az, en aşağı, en düşük, en alt; minimal, minimum
- asgari geçim indirimi
Çalışanların toplam gelirinden asgari geçimini sağlayacak kısmının çıkarılıp vergi dışı bırakılması
- asgari müşterek
Herkes tarafından kabul edilen nokta, üzerinde anlaşmaya varılan husus, uyuşulan konu; ortak payda
- asgari tutar
Kredi kartıyla yapılan toplam harcamanın bir ay içinde en az ödenmesi gereken bölümü
- asgari ücret
İşçilere bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım, kültür vb. gereksinimlerini günün fiyatları üzerinden en az düzeyde karşılamaya yetecek ücret
- asi
Yaşadığı ortamdaki insanlar ve kurallarla uyumlu olmayan, kendi düşünce ve eylemleriyle oluşturduğu yaşam biçimine göre hareket eden
- aside
Un bulamacı veya kaynatılıp dövülmüş pirinç, et ve bamya ile yapılan bir tür Arap yemeği
- asil
Yüce duygularla yapılan
- asilane
Asile yakışan
- asileşme
Asileşmek işi
- asileşmek
Asi durumuna gelmek; başkaldırmak, isyan etmek
- asileştirme
Asileştirmek durumu
- asileştirmek
Asi duruma getirmek
- asilik etmek
karşı gelmek, başkaldırmak
- asimetrik bar
Yan yana kurulmuş biri 1,60 m, diğeri 2,40 m yükseklikte iki esnek çubuktan oluşan jimnastik aleti; asimetrik paralel
- asimilasyon
Farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme
- asimile
“Benzeştirmek, kendine uydurmak” anlamındaki asimile etmek, “baskın doku veya yapı içinde erimek, yok olmak” anlamındaki asimile olmak birleşik fiillerde kullanılan bir söz
- asist
Sayı atışından veya gol vuruşundan önce verilen son pas
- asist kralı
Sezon sonunda toplamda en çok sayı veya gol pası veren oyuncu
- asist yapmak
sayı veya gol pası vermek
- asistanlık
Asistan, araştırma görevlisi olma durumu
- asit
Turnusolün mavi rengini kırmızıya çevirmek özelliğinde olan ve birleşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluşturan hidrojenli birleşik; hamız
- asit alkol
Aynı anda asit ve alkol gruplarını içeren bileşikler
- asit katalizör
Kimyasal reaksiyonları hızlandıran veya sentetik reçinelerin sertleştirilmesinde kullanılan organik veya inorganik asitler ile bunların tuzları
- asit yağmuru
Bulutlardaki su buharının atmosferdeki yüksek yoğunluktaki asit bileşenli kimyasallarla birleşmesiyle oluşan bir tür yağmur
- asitane
Bir tarikatın veya tarikat kolunun merkezi durumunda olan tam teşekküllü büyük tekke
- asitane defterdarı
Tanzimat’tan önce maliye müsteşarı
- asitane kaymakamı
Sadrazamın olmadığı zamanlar onun yerine vekâlet eden kimse
- asitli
İçinde asit bulunan
- asitsiz
İçinde asit bulunmayan
- asitölçer
Bir asidin özelliğini, konsantrasyon derecesini ölçmeye yarayan cihaz; asidimetre
- ask
Asklı mantarlara özgü üreme organı
- askat
Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğü eşit parçalardan her biri
- asker
Orduda görev yapan erden generale kadar herkes; leşker
- asker etmek (veya eylemek)
askere yollamak
- asker gibi
disiplinli, düzgün
- asker kaçağı
Askerlik ödevini yapmamak için asker ocağından ayrılan veya oraya gitmekten kaçan kimse
- asker ocağı
Askerlik ödevinin yapıldığı kışla, ordugâh, tahkimli bölge, gemi, tersane vb. hizmet yerleri
- asker ocağına vermek
askere göndermek
- asker olmak
askerlik ödevine başlamak
- asker tayını
Erlere verilen azık
- asker toplamak
belirli kurallarla ordu için gerekli kimseleri silah altına almak
- asker çıkarmak
bir devlet belli kanunlara bağlı olarak asker toplamak
- askerce
Asker gibi
- askerci
Asker yanlısı olan kimse
- askercilik
Askerci olma durumu
- askere alınmak
askerlik ödevini yapmak için er eğitim merkezine gönderilmek
- askere gitmek
askerlik ödevini yapmak için orduya katılmak
- askere çağrılmak
askerliğini yapmak için askerlik şubesince istenmek
- askerlik
Asker olma durumu; askerlik hizmeti, bayrakaltı, vatan borcu, askeriye
- askerlik (veya askerliğini) yapmak
kanunlara göre yurttaşların yükümlü oldukları ordu hizmetinde bulunmak
- askerlik dairesi
Yurttaşları askere alma işiyle görevli olan askerlik şubelerinin bağlı bulundukları bölge dairesi; nizamiye
- askerlik yoklaması
İlk kez askere gideceklerin nüfus kayıtlarının belirlenmesi ve askere çağrılması
- askerlik çağı
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı her erkeğin nüfus kayıtlarına göre 20 yaşına girdiği yılın ocak ayının birinci gününden başlayarak 41 yaşına girdiği yılın ocak ayının birinci gününe kadar süren dönem
- askerlik şubesi
Millî Savunma Bakanlığının yurttaşların askerlik işlemlerini yapmakla görevli birimi
- askerî
Askerlikle ilgili, askere özgü
- askerî ambargo
Bir ülkeyi cezalandırmak amacıyla askerî alanda yaptırım uygulama
- askerî ataşe
Büyükelçiliklerde askerî konularla ilgilenmek üzere görevlendirilen elçilik görevlisi
- askerî güç
Bir ülkenin sahip olduğu silahlı kuvvetlerin bütünü
- askerî hastane
Bütün askerlerin ve aile bireylerinin tedavi edildiği sağlık kuruluşu; asker hastanesi
- askerî inzibat
Askerî birlikler arasında düzeni, disiplini, kanunları yürütmekle görevli sınıf ve bu sınıftan olan asker
- askerî kaput
Askerlerin giydiği kalın kumaştan üstlük
- askerî rüştiye
Asker olacakların gittiği ortaokul
- askerîleşme
Askerîleşmek işi
- askerîleşmek
Bir yer askerlikle ilişkili duruma gelmek, askerlik niteliği kazanmak
- askerîleştirilme
Askerîleştirilmek işi
- askerîleştirilmek
Askerîleştirme işine konu olmak
- askerîleştirme
Askerîleştirmek işi
- askerîleştirmek
Asker yönetimine geçirmek
- asklı
Sporları ask denen torbalar içinde oluşan (mantar)
- askospor
Asklı mantarların spor denilen üreme organı
- askı
Üzerine herhangi bir şey asmaya yarar nesne; asacak
- askı indirmek
saz şairleri arasında yapılan deyiş yarışında üstün gelip duvarda asılı ödülü kazanmak
- askı olmak
askıntı olmak
- askıcı
Askı yapan veya satan kimse
- askıcılık
Askıcının yaptığı iş
- askıda
İhtiyaç sahiplerinin alabilmeleri amacıyla fırın, kahvehane vb. yerlerde bırakılan ve ücreti başkaları tarafından önceden ödenen (ekmek, çay vb.)
- askıda bırakmak
sonuca vardırmamak
- askıda kalmak
bir iş bir engel dolayısıyla sonuca varamamak
- askılı
Askısı olan
- askılık
Avcıların sırtlarına taktıkları askı takımı
- askıntı
Başkalarının sırtından geçinen (kimse)
- askıntı olmak
başkalarının sırtından geçinmek
- askıntılık
Askıntı olma durumu
- askıntılık etmek (veya yapmak)
daha fazlası için ısrarcı olmak
- askısız
Askısı olmayan; straplez
- askıya almak
altı boşalıp desteği kalmayan yapıyı dikmelerle boşlukta tutarak yıkılmaktan kurtarmak
- askıya çıkarmak
evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayıtlarının bulunduğu yerde askı yoluyla ilan etmek
- askıya çıkmak
ipek böceği koza sarmak üzere dallara çıkmak
- asla
Hiçbir zaman, hiçbir şekilde; katiyen, sakın, zinhar
- aslan
Kedigillerden, Afrika'da ve Asya'da yaşayan, kısa, yuvarlak başlı, kısık boyunlu, yuvarlak kulaklı, kaslı, derin göğüslü, devetüyü, gri, koyu kahverengi veya sarımsı kırmızı renkli kürkü olan, yırtıcı, erkekleri yeleli, kuyruğunun ucu püsküllü, güçlü bir tür memeli; arslan
- Aslan Burcu
Zodyak üzerinde Yengeç Burcu ile Başak Burcu arasında yer alan takımyıldızın adı; Aslan
- aslan gibi
boylu boslu, güçlü ve yakışıklı
- aslan kesilmek
aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek
- aslan kocayınca sıçan deliği gözetir
"güçlü olduğunda ağır ve büyük işler yapan, büyük kazançlar elde eden kimse, güçten düşünce pek küçük işlerle uğraşır, azla yetinir" anlamında kullanılan bir söz
- aslan kükrerse atın ayağı kösteklenir (veya tökezlenir)
"güçlü kimsenin korkutucu sözleri, güçsüzü kıpırdayamayacak duruma getirir" anlamında kullanılan bir söz
- aslan payı
Hak edilenden daha çok alınan pay
- aslan postunda, gönül dostunda
"canlı, cansız her şeyin bir yakışığı vardır, insan onları bu durumda görmek ister" anlamında kullanılan bir söz
- aslan yatağından belli olur
"bir kimsenin oturduğu yerin durumu, onun kişiliğini belli eder" anlamında kullanılan bir söz
- aslan yürekli
Çok yiğit, hiçbir şeyden korkmayan
- aslan yüreklilik
Aslan yürekli olma durumu
- Aslanapa
Kütahya iline bağlı ilçelerden biri
- aslanağzı
Sıracagillerden, türlü renkte, güzel, kokusuz çiçekleri olan bir bitki; danaburnu
- aslanca
Aslan gibi
- aslangiller
Kedi cinsinden olan bütün etoburları içine alan hayvan familyası
- aslankulağı
Bir sap üzerinde dizili sarı veya kırmızı çiçekli otsu bir bitki
- aslankuyruğu
Ballıbabagillerden, eskiden hekimlikte terletici olarak kullanılan bir bitki; yer pırasası (Leonurus)
- aslanlaşma
Aslanlaşmak durumu
- aslanlaşmak
Aslan gibi güçlü ve korkusuz duruma gelmek
- aslanlı
Aslan bulunan; arslanlı
- aslanlık
Aslan gibi güçlü ve korkusuz olma durumu
- aslanpençesi
Gülgillerden, sarı, beyaz çiçekli bir yabani bitki (Alchemilla)
- aslansı
Aslanı andıran, aslana benzeyen, aslan gibi; aslanımsı
- aslanım!
gençler, delikanlılar için kullanılan bir seslenme sözü
- aslanın adı çıkmış, çakallar baş keser
“haksızlık veya kötülük yapacağı düşünülen kişi yerine bu konuda adı ön plana çıkan kişiler asıl haksızlığı ve kötülüğü yaparlar” anlamında kullanılan bir söz
- aslanın ağzında olmak
elde edilmesi çok güç olmak
- aslen
Kök veya soy bakımından
- asli
Temel olarak alınan; birincil
- asli maaş
Devlet dairelerinde çalışan memurlara verilen aylığın yükselmeye temel olan her aşaması
- asliye ceza mahkemesi
İlçelerde kurulan sulh ceza mahkemeleriyle ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışındaki davalara bakan, ceza yargılamasının asıl mahkemesi
- asliye hukuk mahkemesi
İlçelerde kurulan ve sulh mahkemesinin yasada belirtilen görevi dışındaki bütün davalara bakan, hukuk yargılamasının asıl mahkemesi
- aslı astarı
Bir şeyin içyüzü, gerçek şekli; aslı faslı
- aslı astarı olmamak
gerçekliği, doğruluğu bulunmamak
- aslı faslı olmamak
gerçekliği, doğruluğu bulunmamak
- aslı faslı yok
yalan, uydurma
- aslı gibidir
resmî evrakın kopyası üzerine yazılan ve aslına uygun olduğunu ifade eden onay sözü
- aslı nesli
Bir kimsenin soyu sopu
- aslı çıkmak
gerçek olduğu anlaşılmak, gerçek olduğu ortaya çıkmak
- aslık
Kısır olan (kadın veya dişi hayvan)
- aslına bakarsan
"doğruyu, gerçeği ararsan" anlamında kullanılan bir söz
- aslına çekmek
soyunun özelliklerini taşımak
- aslında
Asıl olarak; bir defa, bir kere, aslen, esasen, esasta, haddizatında
- asma
Asmak işi; talik
- asma bahçe
Ayak ve kemerler üzerine kurulan teraslardan yapılmış bahçe
- asma biti
Eş kanatlılardan, asmalara zarar veren, sarımsı renkte bir böcek; bağ böceği, filoksera (Phylloxera vastatrix)
- asma bıyığı
Asma dallarının çevresine tutunmasına yarayan yeşil uzantılar; sülük
- asma kabağı
Kabakgillerden, sürüngen veya sarılgan, mevsimlik bir tür kabak (Lageneria vulgaris)
- asma kat
İmar mevzuatı açısından yüksekliği belli miktara ulaşan binalarda zemin katında düzenlenen, ait olduğu bağımsız bölümü tamamlayan ve bu bölümden bağlantı sağlayan kat; batar kat
- asma kilit
Kilitlenecek şeyin üstündeki halkalara geçirilip kapatılacak bir biçimde yapılmış kilit
- asma köprü
İki başındaki ayaklardan başka dayanağı olmayan, tahta veya kalın iplerle yapılan, çoğunlukla uzun, esnekliğe sahip köprü
- asma merdiven
Yukarı ucundan bir yere asılarak kullanılan ip merdiven
- asma tavan
Betonarme, çelik veya ahşap tavan iskeleti altında çeşitli tesisatın döşenebilmesi için birtakım boşlukları bulunan tavan biçimi
- asma yaprağı
Zeytinyağlı ve etli sarma yapmakta kullanılan üzüm yaprağı
- asmagiller
İki çeneklilerden, belli başlı türü asma olan bitki familyası
- asmak
Bir şeyi aşağıya sarkacak bir biçimde bir yere iliştirip sarkıtmak; talik etmek
- asmalı
Asması olan
- asmalık
Asma için ayrılmış (yer veya toprak)
- asmolen
Pişmiş toprak, cüruf ve çimento karışımından yapılmış, ses geçirmez, delikli briket türü
- asonans
Aynı aksanı veren ünlüyü ondan sonra veya önce gelen ünsüzü dikkate almadan her dizenin sonunda tekrarlama biçiminde yapılan uyak
- asorti
Birbirine uygun, birbirini tutar renk ve biçimde olan (giysi)
- asortik
Giysilerini birbirine uygun giyen
- asortiklik
Asortik olma durumu
- asosyal
Sosyal olmayan
- asosyallik
Asosyal olma durumu
- aspidistra
Zambakgillerden, genellikle saksıda yetiştirilen, yaprakları doğrudan doğruya topraktan çıkan bir süs bitkisi
- aspiratör
Havadaki duman, is, koku vb. yabancı maddeleri emerek dışarı atan aygıt; emmeç
- aspirin
Ağrı kesici, ateş düşürücü, kan sulandırıcı ve yangı giderici olarak kullanılan hap
- asrısaadet
Hz. Muhammed'in yaşadığı zaman; saadet asrı, devrisaadet
- assolist
Bir müzik programında genellikle en son sahneye çıkan, alanında çok ünlü olan sanatçı
- assolistlik
Assolist olma durumu
- ast
Birinin buyruğu altında olan görevli; madun
- astar
Giyecek, perde, çanta, ayakkabı vb. şeylerde, kumaşın veya derinin iç tarafına geçirilen ince kat
- astar bol olmayınca yüze gelmez
"bir iş yapmak için gerekli olan şeyler, ölçü biraz geniş tutularak hazırlanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- astar boyası
Boyacılıkta asıl boyadan önce sürülen, kiri kapatmak ve sürülecek boyanın dayanıklılığını artırmak için kullanılan boya
- astar kaplama
Kontratablalarda körağacın biçim değiştirmesini önlemek amacıyla iki yüzüne yapıştırılan kaplama katı
- astar sürmek (veya vurmak veya çekmek)
astar boyası ile boyamak
- astarlama
Astarlamak işi
- astarlamak
Astar geçirmek
- astarlanma
Astarlanmak işi
- astarlanmak
Astar geçirilmek
- astarlatma
Astarlatmak işi
- astarlatmak
Astar yaptırmak veya geçirtmek
- astarlı
Astar geçirilmiş, astarlanmış
- astarlı zarf
İç yüzüne ince bir kâğıt geçirilmiş zarf
- astarlık
Astar olmaya elverişli (kumaş vb.)
- astarsız
Astarı olmayan
- astarya
Bir gemiye yükleme veya boşaltma için tanınan süre
- astarı yüzünden pahalı olmak (veya pahalıya gelmek)
bir işin ayrıntılarına harcanılan para veya emek, elde edilen sonucun değerini aşmak
- astasım
Öncüllerinden biri önceki tasımın vargısı durumunda olan bir ek tasım
- astat
Atom numarası 85 olan, bizmutun alfa ışınlarıyla bombardımanı sonucu elde edilen yapay element; astatin (simgesi At)
- asteğmen
Orduda en küçük rütbeli subay
- asteğmenlik
Asteğmen olma durumu
- astigmat
Net görmeyen, astigmatizme tutulmuş (göz)
- astigmatizm
Gözün saydam tabakasında meridyenlerin eşitsizliği yüzünden net görememe durumu
- astigmatlık
Astigmat olma durumu
- astragan
Karakul kuzusunun kıvırcık ve parlak postu
- astrolojik
Yıldız falcılığı ile ilgili
- astronomik
Aşırı, çok yüksek, çok veya aşırı fazla
- astronomik fiyat
Çok yüksek fiyat
- astronomik rakam
İnsana şaşkınlık verecek derecede büyük rakam
- astronotluk
Uzay adamı olma durumu
- astropikal
Tropikal bölgelere yakın fakat daha yüksek bir enlemde olan
- astsubay
Silahlı Kuvvetler Yasası'na göre astsubay meslek yüksekokullarında yetişerek Silahlı Kuvvetlere katılan astsubay çavuştan astsubay kıdemli başçavuşa kadar rütbesi olan asker; gedikli
- astsubay başçavuş
Astsubaylığın beşinci rütbesi; başçavuş
- astsubay kıdemli başçavuş
Astsubaylığın altıncı ve son rütbesi
- astsubay kıdemli çavuş
Astsubaylığın ikinci rütbesi
- astsubay kıdemli üstçavuş
Astsubaylığın dördüncü rütbesi
- astsubay çavuş
Astsubaylığın ilk rütbesi
- astsubay üstçavuş
Astsubaylığın üçüncü rütbesi
- astsubaylık
Astsubay olma durumu
- astım
Bronşların daralmasından ileri gelen nefes darlığı
- astımlı
Astımı olan, astım hastalığına tutulmuş olan
- astırabilme
Astırabilmek işi
- astırabilmek
Astırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- astırma
Astırmak işi
- astırmak
Asma işini yaptırmak
- astırılma
Astırılmak işi
- astırılmak
Astırma işine konu olmak
- astırıverme
Astırıvermek işi
- astırıvermek
Çabucak astırmak
- astığı astık, kestiği kestik
acımasız, çok sert veya istediği gibi davranan kimse
- asude
Üzüntüden ve sıkıntıdan uzak, rahat ve sakin olan
- asudelik
Asude olma durumu
- Asurca
Sami dilleri ailesine giren ve milattan önceki dönemlerde Ön Asya'da kullanılmış olan ölü bir dil
- Asya
Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri
- Asyalı
Asya'da yaşayan kimse
- Asyalılık
Asyalı olma durumu
- ası
Asmak işi
- asıda olmak (veya kalmak)
bir işe son verilmeyip öylece bırakılmış olmak
- asık
Kızgınlık, öfke ve hoşnutsuzluk ifade eden (yüz)
- asık surat
Kızgınlığını, öfkesini ve hoşnutsuzluğunu belli eden somurtkan yüz; asık yüz, çatık yüz, çatık çehre, çatık surat, eğri çehre, eğri yüz
- asık suratlı
Kızgınlığını, öfkesini ve hoşnutsuzluğunu yüzüne sert bir anlam vererek belirten, öfkeli görünüşlü yüzü olan; çatık yüzlü, çatık çehreli, çatık suratlı, eğri çehreli, eğri yüzlü
- asık suratlılık
Asık suratlı olma durumu; çatık yüzlülük, çatık çehrelilik, çatık suratlılık, eğri yüzlülük
- asıklık
Yüzün kızgın, öfkeli ve hoşnutsuz bir ifade taşıması
- asıl
Bir şeyin kendisi, kopya karşıtı
- asıl azmaz, bal kokmaz
"bir kimse veya nesne, ne denli biçim değiştirirse değiştirsin aslını yitirmez, soyluluğunu korur" anlamında kullanılan bir söz
- asıl nüsha
Bir yazma eserin veya belgenin özgün biçimi; asli nüsha
- asıl sayılar
Sıra veya üleştirme eki almamış yalın sayılar; temel sayılar
- asılabilme
Asılabilmek işi
- asılabilmek
Asılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- asılanma
Asılanmak işi; intifa
- asılanmak
Bir şeyden yarar sağlamak; intifa etmek
- asılanış
Asılanmak işi
- asıllı
Bir kökene dayanan; kökenli
- asıllık
Asıl olma durumu
- asıllılık
Asıllı olma durumu
- asılma
Asılmak işi; sulantı
- asılmak
Asma işi yapılmak veya asma işine konu olmak
- asılmışadam
Salepgillerden, çiçekleri asılmış bir insana benzeyen ve köklerinden salep çıkarılan bir bitki (Loraglosum)
- asılsız
Doğru olmayan, temelsiz, köksüz, dayanaksız, yalan (haber)
- asılsız fasılsız
Doğru olmayan, temelsiz olan, dayanaktan yoksun olan
- asılsızlık
Asılsız olma durumu
- asıltı
Çözünemeyen madde parçacıklarının dibe çökmeden bir sıvı ortamda kalmış durumu; süspansiyon
- asılı
Asılmış olan; asma, asık, muallak
- asılış
Asılmak işi
- asım
Asmak işi
- asıntı
Bir işi hemen yapmayıp bekleterek geri bırakma
- asıntı olmak
sırnaşmak, tebelleş olmak
- asıntıda (veya asıntı hâlinde) kalmak
bir sonuca varmamak, sonuçlanmamak
- asıntıda bırakmak
bir sonuca vardırmamak, sonuçlandırmamak
- asıp kesmek
acımasız, çok sert ve istediği gibi davranmak
- asıverme
Asıvermek işi
- asıvermek
Çabucak asmak
- At
Astatin elementinin simgesi
- at
Atgillerden, binme, yük çekme, taşıma vb. hizmetlerde kullanılan, tek tırnaklı hayvan; beygir, düldül (Equus caballus)
- at arabası
Çeşitli yükleri taşımak için kullanılan, dört tekerlekli, at koşulmuş taşıt
- at at oluncaya kadar sahibi mat olur
"bir çocuğu, bir işçiyi yetiştiren her bakımdan çok yorulur, yıpranır" anlamında kullanılan bir söz
- at bakıcılığı
At bakıcısının işi; seyislik
- at bakıcısı
Ata bakan, tımar eden kimse; seyis
- at beslenirken kız istenirken
"at bakımlı olduğunda satılmalı, kız da güzelliği geçmeden evlendirilmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- at binenin, kılıç kuşananın
"her şey, onu gereği gibi kullanmasını bilene yakışır" anlamında kullanılan bir söz
- at binicisine göre kişner
"insanlar başlarında bulunan kişinin etkisi altında kalarak onun tutumuna göre davranırlar" anlamında kullanılan bir söz
- at bulunur meydan bulunmaz, meydan bulunur at bulunmaz
"bir işi başarabilmek için gerekli olan koşullar her zaman eksiksiz olarak ele geçmez" anlamında kullanılan bir söz
- at cambazı
At alıp satan kimse
- at donu
At kılının rengi
- at gibi
vücudu iri yarı olan
- at gözlüklü
Olaylara sadece bir açıdan bakan, olayları tek yönlü değerlendiren (kimse)
- at gözlüklülük
At gözlüklü olma durumu
- at gözlüğü
Atların koşum takımında, göz hizasında bulunan korumalık
- at gözlüğüyle bakmak
çevresinde olup bitenleri iyi algılayamamak, değerlendirememek
- at hırsızı
Kılık kıyafeti ve davranışları güven vermeyen kimse
- at ile avrat yiğidin bahtına
"kişinin satın aldığı attan ve evlendiği kadından memnun kalıp kalmayacağı önceden kestirilemez, her ikisi de talihine kalmıştır" anlamında kullanılan bir söz
- at izi it izine karışmak
iyiyi kötüden ayıramayacak kadar bir karışıklık ortaya çıkmak
- at kestanesi
At kestanesigillerden, 15-30 metre yüksekliğinde, geniş yapraklı, çiçekleri kokulu bir ağaç; Hint kestanesi (Aesculus hippocastanum)
- at kestanesigiller
İki çeneklilerden, örneği at kestanesi olan bir bitki familyası
- at koşturacak kadar
pek geniş, çok geniş
- at koşturmak
çok geniş, alabildiğine rahat hareket edilebilecek yer ve ortam yaratmak veya bulmak
- at meydanı
Atların pazarlandığı yer
- at nalı kadar
pek büyük (nişan, madalya, elmas, plaka vb. şeyler)
- at olur, meydan olmaz (veya bulunmaz), meydan olur (veya bulunur), at olmaz (veya bulunmaz)
"gerekli şartlar her zaman bir arada bulunmaz" anlamında kullanılan bir söz
- at oynatmak
atla hüner göstermek
- at pazarında eşek osurtmuyoruz!
söyleneni dinlemeyene uyarı amacıyla söylenen bir söz
- at sineği
Çift kanatlılardan, yaklaşık 8 mm boyunda, üçgen görünümlü kanatlarının damarları ön kenarlığa doğru kalabalıklaşan, öncelikli olarak atların ve büyükbaşların kanıyla beslenen, erkekleri bitişik, dişileri ayrık gözlü olan, ısırıcı bir tür sinek; orman sineği (Hippobosca equina)
- at var, meydan yok
"yapacak güç var ancak kullanma imkânı yok" anlamında kullanılan bir söz
- at yedi günde, it yediği günde
"değerli kişilikler zamanla gelişir, kısa sürede beliren kişilikler gerçek değer taşımayanlardır" anlamında kullanılan bir söz
- at yiğidin yoldaşıdır
"bir insanın atı daima onun yanındadır ve zor anlarında ona yardım eder" anlamında kullanılan bir söz
- at çalındıktan sonra ahırın kapısını kapamak
iş işten geçtikten sonra önlem almaya kalkışmak
- at ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır
"yaşarken iyi işler yapmalı, iyi bir ad bırakılmaya çalışılmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- at ölür, itlere bayram olur
"değerli kimselerden birinin ölümü veya görevden ayrılması, kimi zaman aşağılık kimselerin işine yarar" anlamında kullanılan bir söz
- at, adımına göre değil adamına göre yürür
"atın yürüyüşü binicisinin yönetimine bağlı olduğu gibi bir işin gidişi de iş başındakinin bilgisine ve çabasına bağlıdır" anlamında kullanılan bir söz
- ata
Büyükbabadan başlayarak geriye doğru atalardan her biri; baba, dede, cet
- ata arpa yiğide pilav
"canlıların güçleri, gelişmelerine yarayan şeylerle artar" anlamında kullanılan bir söz
- ata beşibirlik
Ön yüzünde ortada kûfi tarzda “Türkiye Cumhuriyeti” yazısı ve altında 1923 ile Cumhuriyet’in kaçıncı yılında basıldığı, kenar çevresinde meşe yaprakları ve buğday başakları rölyefi, arka yüzünde ortada Atatürk’ün profil rölyefi, çevresinde “Hakimiyet Milletindir” ile “Ankara” yazısı bulunan, 36,080 g ağırlığında, 22 ayar (916,6 milyem) altın sikke; beşibiryerde, beşli, beşlik
- ata binen nalını, mıhını arar
"kişi, kullanacağı şeyin ayrıntılarına dikkat etmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- ata binersen Allah'ı, attan inersen atı unutma
"ata bindiğin zaman hayvanı hırpalama, attan indiğin zaman da onun yemini, suyunu, tımarını unutma" anlamında kullanılan bir söz
- ata da soy gerek, ite de
"bütün yaratıkların soylusu üstün niteliktedir" anlamında kullanılan bir söz
- ata dost gibi bakmalı, düşman gibi binmeli
"çalışanınızı iyi beslerseniz onun gücü artar ve daha verimli işler yapar" anlamında kullanılan bir söz
- ata dostu oğula mirastır
"baba dostları, babamızdan bize kalan miras gibidirler, bizi kollarlar ve bize her türlü yardımı yaparlar" anlamında kullanılan bir söz
- ata et, ite ot vermek
bir işi ters yapmak
- ata eyer gerek, eyere er gerek
"bir işletmeyi önce donatıp sonra da iyi bir yöneticiye teslim ederseniz istediğiniz verimi alırsınız" anlamında kullanılan bir söz
- ata ikibuçukluk
Ön yüzünde ortada kûfi tarzda “Türkiye Cumhuriyeti” yazısı ve altında 1923 ile Cumhuriyet’in kaçıncı yılında basıldığı, kenar çevresinde meşe yaprakları ve buğday başakları rölyefi, arka yüzünde ortada Atatürk’ün profil rölyefi, çevresinde “Hakimiyet Milletindir” ile “Ankara” yazısı bulunan, 18,040 g ağırlığında, 22 ayar (916,6 milyem) altın sikke; ikibuçukluk, tümlük
- ata malı mal olmaz, kendin kazanmak gerek
"babadan kalan mal kalıcı değildir, çabuk biter; kişinin gerçek malı, kendi çalışmasıyla elde ettiği maldır" anlamında kullanılan bir söz
- ata yarımlık
Ön yüzünde ortada kûfi tarzda “Türkiye Cumhuriyeti” yazısı ve altında 1923 ile Cumhuriyet’in kaçıncı yılında basıldığı, kenar çevresinde meşe yaprakları ve buğday başakları rölyefi, arka yüzünde ortada Atatürk’ün profil rölyefi, çevresinde “Hakimiyet Milletindir” ile “Ankara” yazısı bulunan, 3,608 g ağırlığında, 22 ayar (916,6 milyem) altın sikke; yarımlık, ellilik
- ata yurdu
Ataların yaşayıp öldüğü yer
- ata çeyrek
Ön yüzünde ortada kûfi tarzda “Türkiye Cumhuriyeti” yazısı ve altında 1923 ile Cumhuriyet’in kaçıncı yılında basıldığı, arka yüzünde ortada Atatürk’ün profil rölyefi, çevresinde “Hakimiyet Milletindir” yazısı, her iki yüzünün kenar çevresinde meşe yaprakları ve buğday başakları rölyefi bulunan, 1,804 g ağırlığında, 22 ayar (916,6 milyem) altın sikke; çeyreklik
- Atabey
Isparta iline bağlı ilçelerden biri
- atabey
Eski Türk devletlerinde, özellikle Selçuklularda şehzadelerin eğitimi veya bağımsız olarak bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir
- atabilme
Atabilmek işi
- atabilmek
Atma ihtimali veya imkânı bulunmak
- atacılık
Uzaklarda bulunan ve birçok kuşaktan beri görünmeyen birtakım özelliklerin yeni bir kuşakta birden ortaya çıkması, ataya çekme; atavizm
- atadan babadan görmek
gelenek olarak eskiden beri bilmek, yapmak, uygulamak
- ataerki
Soyda temel olarak babayı alan ve ailede çocukları baba soyuna mal eden topluluk düzeni
- ataerkil
Soyda, temel olarak babayı alan ve ailede çocukları baba soyuna mal eden (topluluk); pederşahi, patriarkal
- ataerkillik
Soyda, temel olarak babayı alan ve ailede çocukları baba soyuna mal eden düzen; pederşahilik
- atak
Düşüncesizce her işe atılan
- atak yapmak
akın yapmak
- ataklık
Atak olanın durumu veya atak bir biçimde yapılan iş, davranış
- Atakum
Samsun iline bağlı ilçelerden biri
- atalar sözünü tutmayanı yabana atarlar
"büyüklerinin sözünü tutmayıp onların gösterdikleri yoldan gitmeyenler toplum içinde ziyan olup giderler" anlamında kullanılan bir söz
- atalar çıkarayım der tahta, döner dolaşır gelir bahta
"ana baba, çocuğuna mutlu bir yaşam sağlamaya çalışır ancak kaderde yazılı olan gerçekleşir" anlamında kullanılan bir söz
- atalet
İşsiz olma, işsiz kalma
- atalık
Ata olma durumu
- atalık tohum
Atalardan günümüze kadar ulaşabilmiş, genetik özellikleri üzerinde hiçbir değişiklik yapılmamış, temiz ve sağlıklı tohum
- atama
Atamak işi; tayin, nasıp, nasbetme
- atamak
Birini bir göreve getirmek; nasbetmek, tayin etmek
- ataman
Rus Kazakların başbuğuna verilen ünvan
- atanabilme
Atanabilmek işi
- atanabilmek
Atanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- atandırma
Atandırmak işi
- atandırmak
Atanma işini yaptırmak
- atanma
Atanmak işi; tayin edilme
- atanmak
Bir göreve getirilmek; tayin edilmek
- atanmış
Atama ile işbaşına gelen
- atanmışlık
Atanmış olma durumu
- atanılma
Atanılmak işi
- atanılmak
Atanma işine konu olmak
- atanış
Atanmak işi
- atar
Birisine karşı veya bir olay karşısında korkusuzca bulunulan güç gösterisi
- atar yapmak
korkusuz, cesur bir biçimde güç gösterisi yapmak
- ataraksiya
Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarılmayan ruh dinginliği, acıya olduğu kadar kıvanca karşı da ilgisizlik
- atardamar
Kalbin sağ karıncığından akciğerlere, sol karıncığından vücudun diğer bölümlerine kan taşıyan damar; şiryan, arter
- atari
Bilgisayarlarda basit programlarla düzenlenmiş, bir konsol yardımıyla oynanan, kavrama çabukluğu ve pratiklik kazandıran oyunların genel adı
- atarlanma
Atarlanmak işi
- atarlanmak
Birine karşı veya bir olay karşısında korkusuzca güç gösterisinde bulunmak
- atarlı
Birisine karşı veya bir olay karşısında korkusuzca güç gösterisinde bulunan
- atarlı olmak
birisine karşı veya bir olay karşısında korkusuzca güç gösterisinde bulunuyor olmak
- atasarısı
Ege Bölgesi'nde ve Akdeniz Bölgesi'nde sofralık olarak üretilen, beyaz renkli, iri ve yuvarlak taneli bir tür üzüm
- atasözü
Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte söz; deme, mesel, sav, darbımesel
- atasını tanımayan Allah'ını tanımaz
"babaya itaat etmeyen kimse, ana ve babaya itaat etmeyi buyuran Tanrı'yı da tanımıyor demektir" anlamında kullanılan bir söz
- Atatürkçü
Atatürkçülük yanlısı; Kemalist
- Atatürkçülük
Atatürk'ün düşünce ve uygulamalarından kaynaklanan, devletin bağımsızlık ve bütünlüğünü, millî egemenliğini, kişi özgürlüğünü, çağdaş olmayı amaçlayan, akla, bilime ve gerçeğe dayanan, evrensel ağırlıklı, geleceğe yönelik, birbiri ile uyumlu amaçlar, uygulamalar ve ilkeler bütünü; Kemalistlik, Kemalizm
- atavik
Atacılıkla ilgili
- atayış
Atamak işi
- atağa kalkmak
rakibin sahasına akın yapmak
- ataş
Kâğıtları birbirine tutturmak için kullanılan, telden yapılmış araç; tutturgaç
- Ataşehir
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri
- ataşelik
Ataşe olma durumu
- atbaşı (beraber) gitmek (veya gelmek)
eşit durumda olmak
- ateh getirmek
bunamak
- atel
Kırılmış kemiklerin düzgün bir biçimde sarılabilmesi için kullanılan türlü malzemelerden yapılmış destek
- ateş
Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık; od, nâr
- ateş almak
yanmak, tutuşmak
- ateş almaya mı geldin?
uğradığı yerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenen bir söz
- ateş açmak
ateşli silahla mermi atmak
- ateş bacayı (veya saçağı) sarmak
bir olay önüne geçilemez bir durum almak
- ateş basmak
kızarmak, sıkılıp başına kan yürümek
- ateş burçları
Astrolojide doğada bulunan ateş, hava, toprak ve su elementlerine göre yapılan sınıflamada ateş grubu içine giren Koç, Aslan ve Yay burçları
- ateş böcekleri
Kın kanatlılardan, örneği ateş böceği olan böcekler takımı
- ateş böceği
Kın kanatlılardan, karanlıkta ışıldama özelliği olan böcek; yıldız böceği, yıldız kurdu (Lampyris noctiluca)
- ateş demekle ağız yanmaz
"kişi, zararlı bir eylemin sözünü etmekle kendisini zarara sokmuş olmaz" anlamında kullanılan bir söz
- ateş düştüğü yeri yakar
"bir acıyı onu çekenden başkası tam anlayamaz veya aynı ölçüde üzülemez" anlamında kullanılan bir söz
- ateş düşürücü
Yükselen vücut sıcaklığını düşürülmesini sağlayan ilaç veya madde
- ateş etmek
ateşli silahlarla mermi atmak
- ateş gecesi
Hristiyanlarda 24 Haziran'a rastlayan Yahya Yortusu'nun, meydanlarda ateş yakılıp bu ateşin üstünden atlanarak ve çevresinde oynanarak kutlanan bir önceki gecesi
- ateş gemisi
Eski çağlarda düşman gemilerini yakmak için özel bir biçimde yapılmış, içi yakıcı maddelerle dolu gemi
- ateş gibi
çok sıcak
- ateş gibi kesilmek
beklenmedik bir olay karşısında öfke sonucu kanı beynine sıçramak
- ateş gibi yanmak
ateşi yükselmek
- ateş hattı
Savaşta en ilerideki birliklerin ellerindeki silahlarla ateş açabilecekleri hat
- ateş kayığı
Ateş balığı avlamak için kullanılan ve içinde ateş yakılan kayık
- ateş kesilmek
çok kızgın davranışlarda bulunmak, ateş püskürmek
- ateş kesmek
ateşli silahlarla yapılan atışa son vermek
- ateş küre
Erimiş hâlde olduğu sanılan yer çekirdeği; pirosfer
- ateş kırmızısı
Yanan ateşin rengi
- ateş olmayan yerden duman çıkmaz
küçük de olsa birtakım belirtilerin önemli olaylara işaret olduğunu anlatan bir söz
- ateş olsa cirmi kadar yer yakar
hasmın pek önemsenmediğini anlatan bir söz
- ateş pahası
Çok pahalı
- ateş parçası
Çok canlı, hareketli, becerikli, çalışkan
- ateş püskürmek
çok öfkeli olmak
- ateş saçmak
çok kızmak, çok öfkelenmek
- ateş tuğlası
Ocak, soba vb. yerlerde kullanılan, ateşe dayanıklı tuğla
- ateş vermek
tutuşturmak
- ateş yağdırmak
ateşli silahlarla aralıksız mermi atmak
- ateş çemberi
Büyük Okyanus havzasını çevreleyen ve kabaca bir at nalını andıran, dünyanın en önemli ve en büyük deprem ve volkan kuşağı; Pasifik ateş çemberi
- ateş çiçeği
Ballıbabagillerden, ateş kırmızısı renginde çiçekler açan bir süs bitkisi (Salvia splendens)
- ateş çıkmak
yangın çıkmak
- ateş!
ateş etmek için verilen komut
- ateşbaz
Ateşle hüner gösteren oyuncu
- ateşbazlık
Ateşbazın yaptığı iş
- ateşe dayanıklı
Aşırı ısıdan zarar görmeyen
- ateşe dayanıklılık
Ateşe dayanıklı olma durumu
- ateşe tutmak
az ısıtmak
- ateşe vermek
ateş içine sokmak
- ateşe vurmak
bir yemeği pişmek üzere ocağa koymak
- ateşe vursa duman vermez
pek cimri olanlar için söylenen bir söz
- ateşi başına vurmak
çok öfkelenmek, sinirlenmek, coşmak
- ateşi düşmek
hastanın ateşi geçmek veya azalmak
- ateşi uyandırmak
sönmek üzere olan ateşi canlandırmak
- ateşi çıkmak (veya yükselmek)
hastanın vücut ısısı olağandan çok artmak
- ateşin
Ateş renginde olan
- ateşine yanmak
bir kimse yüzünden zarara uğramak
- ateşini almak
yüksek vücut ısısını düşürmek
- ateşkes
Savaşan iki kuvvetin karşılıklı olarak savaşı durdurması; bırakışma, mütareke
- ateşle barut yan yana (veya bir yerde) durmaz
"kızla erkeğin baş başa yalnız kalmaları kötü sonuçlar doğurabilir" anlamında kullanılan bir söz
- ateşle oynamak
pek tehlikeli bir işle uğraşmak
- ateşleme
Ateşlemek işi
- ateşlemek
Bir şeyi tutuşturup yakmak
- ateşlendirme
Ateşlendirmek işi
- ateşlendirmek
Ateşlemek işini yaptırmak
- ateşlenebilme
Ateşlenebilmek işi
- ateşlenebilmek
Ateşlenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ateşleniş
Ateşlenmek işi
- ateşlenme
Ateşlenmek işi
- ateşlenmek
Ateşleme işine konu olmak
- ateşler içinde yanmak
hasta çok ateşli bir durumda olmak
- ateşletme
Ateşletmek işi
- ateşletmek
Ateşleme işini yaptırmak
- ateşleyebilme
Ateşleyebilmek işi
- ateşleyebilmek
Ateşleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ateşleyici
Ateşleme niteliği olan (şey)
- ateşleyicilik
Ateşleyici olma durumu
- ateşleyiverme
Ateşleyivermek işi
- ateşleyivermek
Çabucak ateşlemek
- ateşli
Ateşi olan
- ateşli ateşli
Yoğun ve heyecanlı bir biçimde
- ateşli silah
Patlayıcı madde aracı ile mermi atan top, tüfek vb. silah
- ateşlik
Ateş yakılan veya konulan yer
- ateşlilik
Ateşli olma durumu
- ateşperest
Ateşe tapan
- ateşperestlik
Ateşperest olma durumu
- ateşsiz
Ateşi olmayan; odsuz
- ateşsizlik
Ateşsiz olma durumu
- ateşten gömlek
Acı, üzüntü veren, dayanılmaz, sıkıntılı durum
- ateşçi
Fabrika, vapur, lokomotif vb. ateşle işleyen yerlerde ocaklara kömür atıp ateşin sürekli yanmasını sağlayan kimse; kazancı, ocakçı
- ateşçilik
Ateşçinin yaptığı iş
- ateşölçer
Vücut sıcaklığını ölçmek için kullanılan, cıvalı, sayısal, kızılötesi vb. çeşitleri olan medikal cihaz; derece
- atfedebilme
Atfedebilmek işi
- atfedebilmek
Atfetme ihtimali veya imkânı bulunmak
- atfedilme
Atfedilmek işi
- atfedilmek
Atfetme işine konu olmak
- atfediş
Atfetmek işi
- atfen
Mal ederek, yükleyerek
- atfetme
Atfetmek işi; isnat
- atfetmek
Bir işi veya bir sözü bir kimseye mal etmek, yüklemek
- atgiller
Atları, eşekleri ve zebraları içine alan, tek tırnaklı memeliler familyası
- atik
Çabuk davranan
- Atkaracalar
Çankırı iline bağlı ilçelerden biri
- atkuyruğu
Atkuyruğugillerden, kök sapı ömürlü olan, genellikle nemli yerlerde yetişen ve ilaç olarak kullanılan bir bitki; zemberek otu, zuzubak otu (Equisetum arvense)
- atkuyruğugiller
Eğrelti otugillerden, örneği atkuyruğu olan bir bitki familyası
- atkı
Soğuğa karşı omuzlara, başa, sırta veya boyna alınan örtü; bürgü
- atkı iplik
Dokumacılıkta mekikle enine atılan iplik kumaşın en ipliği
- atkılama
Atkılamak işi; argaçlama
- atkılamak
Dokuma tezgâhlarında mekikle atkı atmak; argaçlamak
- atkılı
Atkısı olan
- atla arpayı dövüştürmek (veya dalaştırmak)
fesat karıştırmak, arabozanlık etmek
- atla deve değil
değerce fazla olmayan
- atladı geçti Genç Osman!
bir işin bittiğini veya tehlikenin atlatıldığını anlatan bir söz
- atlama
Atlamak işi
- atlama beygiri
Yüksekliği değişik ölçülere ayarlanabilen ve atlamalar için kullanılan beden eğitimi aracı; beygir
- atlama kulesi
Suya yukarıdan atlayış yapabilmek için belli yükseklikte kurulu olan düzenek
- atlama tahtası
Atletizm yarışmalarında tek adım veya üç adım atlamada kullanılan sıçrama tahtası
- atlama taşı
Suyu geçerken üzerine basıp atlamak için konulan büyük taş; atlangıç
- atlama taşı yapmak
daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç olarak kullanmak
- atlama çizgisi
Tek adım veya üç adım atlama yarışmalarında sıçramadan önce ayağın son olarak konulduğu çizgi
- atlamak
Bir engeli sıçrayarak veya fırlayarak aşmak
- atlamalı
Atlayarak
- atlambaç
Yere oturmuş karşılıklı iki çocuğun üst üste koydukları ayakları ve yumrukları ile oluşturulmuş yükseklikten diğerlerinin atlamasına dayanan bir çocuk oyunu
- atlanma
Atlanmak işi
- atlanmak
Ata binmek
- atlanılma
Atlanılmak işi
- atlanılmak
Atlanma işi yapılmak
- atlar nallanırken kurbağalar ayak uzatmaz
"küçükler büyüklerin yanında hadlerini bilmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- atlar tepişir, arada eşekler ezilir
"büyüklerin çatışmasından küçükler zarar görür" anlamında kullanılan bir söz
- atlarını itlerini nallamak
hızlı hareket etmek
- atlas
Yüzü parlak, sık dokunmuş bir ipekli kumaş türü; saten
- atlas kemiği
Boyun omurlarının üstten birincisi
- atlas kese
Ahilikte orta sandığına ait her türlü sözleşme, yazışma ve bilgilerin saklandığı kese
- atlatabilme
Atlatabilmek işi
- atlatabilmek
Atlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- atlatma
Atlatmak işi
- atlatma haber
Rakip yayın kuruluşu atlatılarak yapılan, güncel ve önemli bir konuyla ilgili haber
- atlatmak
Atlama işini yaptırmak
- atlattırma
Atlattırmak işi
- atlattırmak
Atlatma işini yaptırmak
- atlatılabilme
Atlatılabilmek işi
- atlatılabilmek
Atlatılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- atlatılma
Atlatılmak işi
- atlatılmak
Atlatma işi yapılmak veya bu işe konu olmak
- atlatılış
Atlatılmak işi
- atlatış
Atlatmak işi
- atlaya zıplaya
Atlayarak
- atlayabilme
Atlayabilmek işi
- atlayabilmek
Atlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- atlayıverme
Atlayıvermek işi
- atlayıvermek
Çabucak atlamak
- atlayış
Atlamak işi
- atlet
Atletizmle uğraşan kimse; atletizmci
- atlet fanilası
Atletlerin giydiği formaya benzer kolsuz, askılı fanila
- atletik
Vücudu gelişmiş, biçimli, atlet gibi
- atletik hareket
Çeviklik gerektiren hareket
- atletiklik
Atletik olma durumu
- atletizm
Beden gücünü, çevikliği, yetenekleri geliştirmeye yarayan koşu, atlama, ağırlık kaldırma, atma vb. tek başına yapılan bireysel sporların genel adı
- atlı
Atı olan
- atlı karınca
İri bir tür karınca (Ponera grandis)
- atlı spor
At üzerinde yapılan bütün sporların genel adı
- atlıkarınca
Yere dikilmiş bir eksen çevresinde döndürülen askılara takılı oyuncak at, uçak vb.nden oluşan bir eğlence aracı
- atlıya saat olmaz
"elinde bol imkânlar olan kimse, uzun bir süre içinde yapılabilecek işi çok kısa bir zamanda yapabilir" anlamında kullanılan bir söz
- atma
Atmak işi
- atma Recep, din kardeşiyiz
"söylediklerin hep yalan, hep abartma ancak biz bunun farkındayız" anlamında kullanılan bir söz
- atmaca
Atmacagillerden, ormanlık alanlarda yaşayan, küçük kuşları ve kemirgenleri avlayarak beslenen, geniş ve kısa kanatlı, bacakları ve kuyruğu uzun olan, kendi küçük, gagası büyük, ava alıştırılabilen yırtıcı kuş; akkuş (Accipiter nisus)
- atmacacı
Atmaca yetiştiren veya avda kullanan kimse
- atmacacıbaşı
Osmanlı Devleti’nde atmacacıların yöneticisi olan kimse
- atmacacılık
Atmacacının yaptığı iş
- atmacagiller
Antarktika hariç dünyanın her yerinde yaşayabilen, güçlü kıvrımlı gagaları olan, beslenmeye bağlı olarak büyüklükleri ve görünüşleri farklılaşan kuş familyası
- atmak
Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak
- atmosfer
Yeri veya herhangi bir gök cismini saran gaz tabakası; gaz yuvarı
- atmosfer basıncı
Atmosferin etrafını sardığı nesnelere her yönden uyguladığı basınç
- atmosferik
Atmosferle ilgili; cevvi
- atmık kanalı
Spermayı idrar yoluna salan iki kanal
- atom
Birkaç türü birleştiğinde çeşitli molekülleri, bir tek türü ise bir kimyasal ögeyi oluşturan parçacık
- atom ağırlığı
Herhangi bir atomun 16 sayısı ile gösterilen oksijen atomuna göre ağırlığı
- atom bombası
Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucu enerji oluşması temeline dayanan bomba
- atom enerjisi
Atom çekirdeklerinin parçalanmasından veya hafif atomların kaynaşmasından oluşan büyük enerji
- atom karınca
Hızlı ve çok çalışkan kimse
- atom karınca gibi
çok hızlı biçimde
- atom reaktörü
Nükleer parçalanma sonucu oluşan enerjiyi kontrol etmekte kullanılan düzen; nükleer reaktör
- atom santrali
Atomdan yararlanarak enerji elde eden santral; nükleer santral
- atom sayısı
Bir atom çekirdeğinin içerisinde bulunan protonların sayısı; atom numarası
- atom çağı
Atom enerjisinin insanlığın hizmetine girdiği çağ
- atom çekirdeği
Atomun çekim kuvvetinin etkisiyle, çevresinde elektronlar dolaşan, proton ve nötronlardan oluşan pozitif elektron yüklü merkez bölümü; çekirdek
- atomal
Atomlarla ilgili olan; atomik
- atomcu
Atomla uğraşan kimse
- atomculuk
Evrenin, bölünmez parçaların kümelenmesinden oluştuğunu ileri süren öğreti
- atonal
Yeni bir bestecilik çığırına göre, ton ve makam temeline bağlı kalmadan oluşturulan (beste)
- atropin
Güzelavrat otundan çıkarılıp hekimlikte kullanılan zehirli bir madde
- atsan atılmaz, satsan satılmaz
işe yaramadığı veya sıkıntı verdiği hâlde vazgeçilemeyen şeyler ve kimseler için söylenen bir söz
- atta, avratta uğur vardır
"insana atı ve evlendiği kadın uğur getirir" anlamında kullanılan bir söz
- attan düşene yorgan döşek, eşekten düşene kazma kürek
"soylu kimse yüzünden başımıza gelen felaketi çabuk atlatırız, soysuz kimse yüzünden başımıza gelen felaketi kolay kolay atlatamayız" anlamında kullanılan bir söz
- attan inip eşeğe binmek
bulunduğu önemli görevden daha aşağı bir göreve alınmak
- attırabilme
Attırabilmek işi
- attırabilmek
Attırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- attırma
Attırmak işi
- attırmak
Atma işini yaptırmak
- attırtma
Attırtmak işi
- attırtmak
Attırma işini yaptırmak
- attırılma
Attırılmak işi
- attırılmak
Attırma işine konu olmak
- attırış
Attırmak işi
- attığı tırnak kadar olamamak
bir kimse, sözü edilenden daha değersiz olmak
- attığı tırnağa değmemek
tırnağına değmemek
- atv
Tüm arazi ve hava koşullarında çalışmak üzere tasarlanmış, genellikle dört tekerlekli olarak üretilen, tek veya çift kişilik, benzinli, içten yanmalı motorlarla çalışan araç
- atçı
At yetiştiricisi kimse
- atçılık
Atçının yaptığı iş
- atölye
Zanaatçıların veya resim, heykel sanatlarıyla uğraşanların çalıştığı yer; işlik (I)
- atölye resmi
Bir işin ayrıntılarını gösteren ve atölyede yapım sırasında kullanılan 1/1 ölçüdeki teknik resim
- atı atasıyla, katırı anasıyla
"soylu kişiden korkulmaz, soysuz kişiden korkulur" anlamında kullanılan bir söz
- atıcı
İyi nişan alan, attığını vuran (kimse)
- atıcılık
Atıcı olma durumu
- atıf
Bir tarafa çevirme
- atıf almak
çalışmasına atıf yapılmak
- atıf dizini
İçerdiği bilimsel kaynaklarda yayımlanan makale, kitap vb. yayınları ve bu çalışmaların aldığı atıfları listeleyen dizin; atıf indeksi
- atıf yapmak (veya atıfta bulunmak)
bir başkasının daha önce yayımlanmış bir çalışmasına gönderme yapmak
- atıfet
Karşılık beklemeden gösterilen sevgi
- atıflama
Atıflamak işi
- atıflamak
Bir başkasının daha önce yayımlanmış bir çalışmasına atıf yapmak
- atıflanma
Atıflanmak işi
- atıflanmak
Bir başkasının daha önce yayımlanmış bir çalışmasına atıf yapılmak
- atık
Hastane, ev, fabrika vb. yerlerde kullanılmış, artık işlenemez veya çevre için zarar oluşturan her türlü madde
- atık kâğıt
Kullanıldıktan sonra kâğıt, karton üretimi veya kâğıt hamuru yapımında tekrar kullanılan kâğıt veya karton parçaları
- atık su
Evlerde, iş yerlerinde kullanımdan dolayı kirlenen ve bina dışına sevk edilen pis su
- atık yağ
Kullanım sürecinde ortaya çıkan kir, metal ve diğer kimyasallar nedeniyle doğallığını kaybetmiş yağ
- atıl
Hareket etmeyen, yerinden kalkmayan, tembellik eden
- atıl kalmak
herhangi bir işe yaramaz durumda olmak
- atılabilme
Atılabilmek işi
- atılabilmek
Atılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- atılan ok geri dönmez
"iyi düşünmeden yaptığımız işlerden pişman olarak geri dönmek isteriz ama artık iş işten geçmiştir" anlamında kullanılan bir söz
- atılgan
Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan; acar
- atılganca
Atılgana yakışan
- atılganlaşma
Atılganlaşmak durumu
- atılganlaşmak
Atılgan duruma gelmek
- atılganlık
Atılgan olma durumu; cesaret
- atılma
Atılmak işi
- atılmak
Atma işine konu olmak
- atılı
Ertelenmiş olan
- atılı bulunmak
ertelenmiş olmak
- atılım
Atılmak işi
- atılımcı
Durumunu geliştirme gücü gösteren, atılım yapan; hamleci
- atılımcılık
Atılımcı olma durumu; hamlecilik
- atılıverme
Atılıvermek işi
- atılıvermek
Ansızın, çabucak atılmak
- atılış
Atılmak işi
- atım
Atmak işi
- atım tepmez, itim kapmaz deme
"size çok bağlı olan kimseler bile zaman gelir sizi incitebilirler" anlamında kullanılan bir söz
- atımlık
Silahı doldurmaya yetecek veya en az bir defa atış yapabilecek miktarda olan (barut, saçma vb.)
- atın bahtsızı arabaya düşer
"değerli ama talihsiz kimseler, kişiliklerine uygun olmayan ağır ve aşağılık işlerde kullanılırlar" anlamında kullanılan bir söz
- atın dorusu, yiğidin delisi
"atın doru renkli olanı, kişinin ise gözünü budaktan esirgemeyeni makbuldür" anlamında kullanılan bir söz
- atın varken yol tanı, ağan varken el tanı
"elde imkân varken gezip dolaşmak, dost edinmek gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- atın ölümü arpadan olsun
"çok sevilen bir şey yapılırken veya sevilen bir yiyecek yenilirken sonuç kötü de olsa zor veya kötü şeylere katlanılır" anlamında kullanılan bir söz
- atın ürkeği, yiğidin korkağı
"at da kişi de hep tehlike içinde imişler gibi uyanık olmalıdırlar" anlamında kullanılan bir söz
- atına bakan ardına bakmaz
"görevini eksiksiz yapan, aracını iyi kullanan kimse, kendisini kötü duruma düşmekten kurtarmış olur" anlamında kullanılan bir söz
- atını sağlam kazığa bağlamak
işini güven altına almak
- atıp (veya atmak) tutmak
bir kimse veya bir şey için kötü konuşmak
- atıverme
Atıvermek işi
- atıvermek
Ansızın, çabucak atmak
- atıyorum
"varsayımlı örnek veriyorum" anlamında kullanılan bir söz
- atış
Atmak işi
- atış alanı
Ateş etmeye uygun alan
- atış poligonu
Ateşli silahların nitelikleri, eğitimi veya tatbikatı için tasarlanmış özel tesis; atış yeri, poligon
- atışabilme
Atışabilmek işi
- atışabilmek
Atışma ihtimali veya imkânı bulunmak
- atışma
Atışmak işi
- atışmak
Birbirine karşılıklı söz söyleyerek tartışmak
- atıştırabilme
Atıştırabilmek işi
- atıştırabilmek
Atıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- atıştırma
Atıştırmak işi
- atıştırma yeri
Ayaküstü yemek yenilen yer
- atıştırmak
Acele olarak yemek veya içmek
- atıştırmalık
Atıştırmaya yarayan
- atıştırıverme
Atıştırıvermek işi
- atıştırıvermek
Çabucak atıştırmak
- atıştırış
Atıştırmak işi
- Au
Altın elementinin simgesi
- aura
Canlıların bedenlerini çevreleyerek kalkan görevi yaptığı varsayılan, katmanlardan oluşan ve kendine özgü rengi olan elektromanyetik alan
- aut
Takımla oynanan top oyunlarında, karşı takım oyuncularının vuruşuyla topun kalenin bulunduğu taraftan dışarı çıkması
- aut çizgisi
Takımla oynanan top oyunlarında sahanın her iki kısa kenarındaki çizgi
- auta atmak
topu rakip takımın sahasında aut çizgisinden dışarıya atmak
- auta çıkmak
top rakip takımın sahasında aut çizgisinden dışarı çıkmak
- av
Karada, denizde, gölde veya akarsularda evcil olmayan hayvanları vurma veya yakalama işi; şikâr
- av avlanmış, tav tavlanmış
"olan olmuş, iş işten geçmiş, artık yapacak bir şey yok" anlamında kullanılan bir söz
- av avlayanın, kemer bağlayanın
"bir şey, onu elde etmenin yolunu bilenin; bir şeyden yararlanma, onu kullanmasını becerebilenin hakkıdır" anlamında kullanılan bir söz
- av dönemi
Av hayvanlarının avlanmasının serbest olduğu yılın belirli bölümü; av mevsimi, av sezonu, avlanma dönemi, avlanma mevsimi, avlanma sezonu
- av hayvanı
Etinden, postundan yararlanmak amacıyla veya zararlı olduğu için avlanan vahşi hayvan
- av kuşu
Avlanması yasaklanmayan ve eti için avlanan kuş
- av köpeği
Tazı, kopoy, zağar vb. ava yardımcılık etmeye alıştırılmış köpek
- av köpeği avdan kalmaz
"hazıra konmayı alışkanlık yapmış kimse, her zaman bu yolu izler" anlamında kullanılan bir söz
- av tezkeresi
Avcılara verilen izin belgesi
- av vuranın değil, alanın
"bir şeyden, sahibi değil de başkası yararlanıyorsa asıl sahip yararlanan kişidir" anlamında kullanılan bir söz
- av yasağı
Yılın av dönemi dışında kalan zamanda konulan yasak
- ava gelmez kuş olmaz, başa gelmez iş olmaz
"kuşlar avlanmaktan kurtulamazlar, insanlar da hatıra, hayale gelmeyen çeşit çeşit felaketle karşılaşırlar" anlamında kullanılan bir söz
- ava giden avlanır
"çıkarını başkalarına zarar vermekte arayan kimse, o zarara kendisi uğrar" anlamında kullanılan bir söz
- ava çıkmak
avlanmak için gitmek
- avadan
Alet edevat takımı
- avadancı
Osmanlı sarayında hükümdarın abdest takımlarının bakımı ve korunmasıyla görevli saray hademesi
- avadanlık
Bir işi yapmak, bir aracı onarmak için kullanılan alet takımı
- aval
Ticari senetlerde, ödemeden sorumlu olanların ödememesi durumunda üçüncü bir kişinin alacaklılara senet bedelini ödeyeceğine ilişkin verdiği güvence
- avalca
Avala yakışır bir biçimde; aval aval
- avallaşma
Avallaşmak durumu
- avallaşmak
Aval duruma gelmek
- avallık
Aval olma durumu
- avam
Sıradan insanlar, havas karşıtı
- avamca
Avama yakışır bir biçimde
- avanaklık etmek
saf (II) gibi davranmak
- avangart
Gösterişli, görkemli olan
- Avanos
Nevşehir iline bağlı ilçelerden biri
- avans
Oyunda zayıf tarafa önceden verilen geçici üstünlük
- avans almak
öndelik almak
- avans kredisi
Bazı maddi kıymetlerin rehin verilmesi karşılığında belirli bir süre sonra kapatılmak üzere bankalar tarafından müşterilere verilen kredi
- avans vermek
öndelik vermek
- avans çekmek
öndelik çekmek
- avanta
Bir kimsenin emek vermeden sağladığı kazanç
- avantacı
Bir kazancı emek vermeden elde etmek isteyen, fırsat düşkünü kimse
- avantacılık
Avantacı olma durumu
- avantadan
Bir kazancı emek vermeden elde ederek
- avantaj
Teniste eşitliğin bozulması için alınan ilk puan
- avantaj kullanmak
üstünlüğünü değerlendirmek
- avantaja bırakmak
kurala göre oyunun durması gerekirken oyuncunun lehine olan durumdan dolayı oyunu devam ettirmek
- avantajlı
Avantajı olan
- avantajlılık
Avantajlı olma durumu
- avantajsız
Avantajı olmayan
- avantajsızlık
Avantajsız olma durumu
- avantalı
İçinde emeksiz kazanç bulunan
- avantasız
İçinde emeksiz kazanç bulunmayan
- avantasızlık
Avantasız olma durumu
- avantür
Macerayı konu alan (film vb.)
- avantüriye
Serüvene atılan, maceracı (erkek)
- avantüriyer
Serüvene atılan, maceracı (kadın)
- Avar
Kuzeydoğu Kafkasya'da, Dağıstan Federe Cumhuriyeti'nde yaşayan halktan veya bu halkın soyundan olan kimse
- avara
Geminin yanaştığı kıyı veya iskeleden hareket ederek uzaklaşması
- avara durmak (veya kalmak)
işsiz güçsüz olmak
- avara etmek
gemi yanaştığı kıyıdan veya başka bir gemiden uzaklaşmak
- avara kasnak
Bir makinenin ana mili üzerinde bulunan ve makineyi çalıştırmadan boşta dönebilen kasnak
- avara kasnak (gibi) dolaşmak (veya gezinmek)
işsiz güçsüz yaşamak
- avara kolu
Bir dokuma tezgâhını çalıştıran veya durduran kol
- Avarca
Avarlar tarafından kullanılan dil
- avare
İşsiz güçsüz dolaşan (kimse); avara (II)
- avare dolaşmak
işsiz güçsüz dolaşmak
- avare etmek
bir kimseyi işinden alıkoymak
- avare olmak
işsiz güçsüz dolaşmak
- avareleşme
Avareleşmek durumu
- avareleşmek
Aylaklık etmek
- avareleştirme
Avareleştirmek işi
- avareleştirmek
Avare duruma getirmek
- avarelik
Avare olma durumu
- avarya
Bir deniz yolculuğunda geminin veya yükünün gördüğü zarar
- avarız
Deprem, sel, yangın vb. doğal afetler
- avaz avaz
Yüksek sesli olarak
- avaz avaz bağırmak
var gücüyle bağırmak
- avazı çıktığı kadar
çok yüksek sesle
- Avcı
Gökyüzünün güneyinde bulunan bir takımyıldız; Cebbar, Orion
- avcı
Avı kendine iş edinen kimse
- avcı eri
Piyade mangasındaki er
- avcı hattı
Savaşta düşmana doğru dağılarak ön safta ilerleyen asker topluluğu
- avcı kuş
Şahin, doğan, kartal, atmaca vb. gibi başka hayvanları yakalamakta usta olan kuş; alıcı kuş
- avcı kuşu
Ava alıştırılan ve avcılara yardım eden kuş
- avcı ne kadar hile bilse ayı o kadar yol bilir
"bir kişi başkasını alt etmek için çeşit çeşit ustalık kullanır ama karşısındaki de yenilmemek için türlü önlemler alır" anlamında kullanılan bir söz
- avcı otu
Düğün çiçeğigillerden, kokusuz, parlak zehirli bir bitki (Adonis)
- avcı uçağı
Düşman uçakları ile havada savaşmak üzere üretilmiş, hafif silahlarla donatılmış, hareket yeteneği yüksek bir tür savaş uçağı
- avcı çantası
Kara avında avcının avını koyduğu ağ biçiminde çanta; celbe
- Avcılar
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri
- avcılık
Avcının yaptığı iş
- avcılık etmek
avlanma ile uğraşmak
- avdet
Hareket edilen yere dönme
- avdet etmek
dönmek, geri gelmek
- avisto
Ödenmesi gereken poliçelere yazılan ve "görüldüğünde" anlamına gelen bir terim
- avize
Tavana asılan, şamdanlı, lambalı, cam veya metal süslü aydınlatma aracı
- avize ağacı
Zambakgillerden, Amerika'dan dünyanın her yanına yayılmış olan, avize biçiminde sarkık, iri ve beyaz çiçekli bir süs ağacı (Yucca glosiosa)
- avlak
Avlanmaya uygun olan yer
- avlama
Avlamak işi
- avlamak
Bir avı diri veya ölü olarak ele geçirmek; tutmak
- avlanabilme
Avlanabilmek işi
- avlanabilmek
Avlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- avlanma
Avlanmak işi
- avlanmak
Avlama işine konu olmak
- avlanış
Avlanmak işi
- avlatma
Avlatmak işi
- avlatmak
Avlanma işini yaptırmak
- avlayabilme
Avlayabilmek işi
- avlayabilmek
Avlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- avlayıverme
Avlayıvermek işi
- avlayıvermek
Çabucak avlamak
- avlayış
Avlamak işi
- avlu
Bir yapının veya yapı grubunun ortasında kalan üstü açık, duvarla çevrili alan; hayat (II), hanay, sahn
- avokado
Defnegillerden, tropik iklime sahip bölgeler yanında, subtropikal iklime veya Akdeniz iklimine sahip çeşitli bölgelerde yetiştirilen, sıralı yapraklı, çiçekleri yeşilimsi sarı renkte olan bir ağaç; Amerikan armudu (Persea americana)
- avradı eri saklar, peyniri deri
"her şey, durumuna uygun yöntemlerle saklanır" anlamında kullanılan bir söz
- Avrasya
Moğolistan’ın doğusundan Tuna kıyılarına kadar olan coğrafyanın adı
- avrat
Bir erkeğin eşi, hanımı
- avrat malı, kapı mandalı
"bir erkek, karısının malından yararlanmayı düşünmemelidir" anlamında kullanılan bir söz
- avrat pazarı
Cariyelerin satıldığı pazar
- avrat tuz dedi mi ciğeri cız der
karısı herhangi bir şey isteyince, ihtiyaçları karşılayamayan kocanın içi sıkıntıyla dolar
- avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar
"öyle kadınlar vardır ki bir aileye düzen verir, mutluluk getirir; öyle kadınlar da vardır ki ailenin düzenini, mutluluğunu bozarlar" anlamında kullanılan bir söz
- avrat var, arpa unundan aş yapar; avrat var, buğday unundan keş yapar
"iş bilen kadın, elverişsiz gereçle güzel şeyler meydana getirir, iş bilmeyen kadın ise en iyi gereci kullansa bile bir şey yapamaz" anlamında kullanılan bir söz
- avro
Avrupa Birliği'nin ortak para birimi; ekü
- avrovil
Avrupa Birliği dışındaki ülkeler tarafından çıkarılan ve tutulan avroya dayalı borç senedi
- Avrupa
Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri
- Avrupa kayını
Avrupa'da yetişen bir tür kayın
- Avrupai
Avrupalılara özgü, Avrupalılara benzer, Avrupalılar gibi
- Avrupailik
Avrupai olma durumu
- Avrupalı
Avrupa'da yaşayan, Avrupa halkından olan kimse
- Avrupalılaşma
Avrupalılaşmak durumu
- Avrupalılaşmak
Avrupalıların düşünce, davranış ve yaşantılarını benimsemek
- Avrupalılaştırma
Avrupalılaştırmak durumu
- Avrupalılaştırmak
Avrupalılaşmasını sağlamak
- Avrupalılık
Çağdaş olma, düşünce ve davranışta Batı ölçülerinde bulunma
- avucu (veya avuçları) kaşınmak
avucundaki kaşıntıyı bir yerden para geleceğine yormak
- avucuna saymak
peşin olarak ödemek
- avucunu yalamak
umduğunu ele geçirememek
- avucunun içi gibi bilmek
bir yeri, bir şeyi çok iyi ve ayrıntılı olarak bilmek
- avucunun içinde tutmak
bir kimseye istediğini yaptıracak güçte olmak
- avucunun içine almak
bir kimseyi baskı ve etkisi altına almak
- avukat
Hak ve yasa işlerinde isteyenlere yol göstermeyi, mahkemelerde, devlet dairelerinde başkalarının hakkını aramayı, korumayı meslek edinen ve bunun için yasanın gerektirdiği şartları taşıyan kimse; savunucu, müdafi
- avukat tutmak
adli işlemleri gereğince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu yetkili kılmak
- avukatlık
Avukatın yaptığı iş
- avunabilme
Avunabilmek işi
- avunabilmek
Avunma ihtimali veya imkânı bulunmak
- avundurma
Avundurmak işi
- avundurmak
Acısını hafifletmek, acısını unutturmak, teselli etmek
- avunma
Avunmak işi; teselli
- avunmak
Bir şeyle uğraşarak acısını unutmak, sıkıntılardan uzaklaşmak; aldanmak, teselli bulmak, müteselli olmak
- avuntu
İnsanı avutan söz veya davranış, oyalanacak şey; avunç, teselli
- avunulma
Avunulmak işi
- avunulmak
Avunma işi yapılmak
- avunuverme
Avunuvermek işi
- avunuvermek
Çabucak avunmak
- avunuş
Avunmak işi
- avurdu avurduna geçmek
çok zayıflamak
- avurt
Yanağın ağız boşluğu hizasına gelen bölümü
- avurt (veya avurtlarını) şişirmek
yanağın iç tarafındaki boşluğu su veya havayla doldurup şişkin duruma getirmek
- avurt satmak
Beceremeyeceği şeyleri becerebilecekmiş gibi konuşmak
- avurt zavurt
“Beceremeyeceği şeyleri becerebilecekmiş gibi konuşmak; korkutucu sözler söylemek” anlamındaki avurt zavurt etmek deyiminde kullanılan bir söz
- avurt ünsüzü
Dil ucunun dişlere veya diş etlerine dokunuşu esnasında akciğerlerden gelen havanın avurtlara çarparak çıkmasıyla oluşan l ünsüzü: dil, bel, el; dal, bal, al vb
- avurtlama
Avurtlamak işi
- avurtlamak
Büyüklenmek, çalım satmak
- avurtları çökmek (veya birbirine geçmek)
çok zayıfladığı yüzünden belli olmak
- avurtlu
Avurdu olan
- Avustralya
Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri
- Avustralya karatavuğu
Serçegillerden, erkeğinin kuyruğu lir biçiminde ve çok süslü bir tür Avustralya kuşu (Maenura superba)
- Avustralyalı
Avustralya'da yaşayan halktan veya bu halkın soyundan olan kimse
- Avusturyalı
Avusturya'da yaşayan halktan veya bu halkın soyundan olan kimse
- avutabilme
Avutabilmek işi
- avutabilmek
Avutma ihtimali veya imkânı bulunmak
- avutma
Avutmak işi; teselli
- avutmak
Bir kimsenin acısını veya sıkıntısını yatıştırmak; avundurmak, teselli etmek
- avutulma
Avutulmak işi
- avutulmak
Avutma işine konu olmak
- avutuluş
Avutulmak işi
- avutuverme
Avutuvermek işi
- avutuvermek
Çabucak avutmak
- avutuş
Avutmak işi
- avuç
Elin parmak uçlarıyla bilek arasındaki iç bölümü; apaz (I), hapaz, koşam
- avuç (veya avucunu) açmak
dilenmek, para istemek
- avuç avuç
Pek çok, çok fazla; hapaz hapaz
- avuç dolusu
Pek çok
- avuç içi
Elin parmak dipleri ile bilek arasındaki iç bölümü; aya, el ayası
- avuç içi kadar
pek küçük, dar (yer)
- avuçlama
Avuçlamak işi; apazlama, hapazlama
- avuçlamak
Avuçla kavramak, avuçla almak; apazlamak, hapazlamak
- avuçlanma
Avuçlanmak işi
- avuçlanmak
Avuçlama işine konu olmak
- avuçlatma
Avuçlatmak işi
- avuçlatmak
Avuçlama işini yaptırmak
- avuçlayabilme
Avuçlayabilmek işi
- avuçlayabilmek
Avuçlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- avuçlayıverme
Avuçlayıvermek işi
- avuçlayıvermek
Çabucak avuçlamak
- avuçlayış
Avuçlamak işi
- Ay
Dünya'nın uydusu olan gök cismi; kamer
- ay
Birdenbire duyulan acı, ağrı, şaşırma, ürkme veya sevinç anlatan bir söz
- ay ayakta çoban yatakta, ay yatakta çoban ayakta
"çobanların akşam erken yatması, sabahleyin erken kalkması gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- ay aydın, hesap belli
"anlaşılmayacak bir şey yok, hesap ortada, açık." anlamında kullanılan bir söz
- ay balta
Ağzı yarım daire biçiminde olan balta; teber
- ay balığı
Ay balığıgillerden, Akdeniz'de yaşayan, yaklaşık 3 metre boyunda, görünüşü balık başına benzeyen, kuyruk yüzgeci hilal biçiminde olan bir tür balık; kamer balığı, pervane balığı (Mola mola)
- ay balığıgiller
Kemikli balıklar takımının çengel çeneliler alt takımına giren bir familya
- ay başı
Ayın ilk günü; ay dönümü
- ay gibi
ay parçası
- ay gün takvimi
Güneş'in görünen hareketlerine göre düzenlenmiş olan takvim
- ay gün yılı
Hem Ay evreleri değişimi hem de Güneş'in gökyüzündeki görünen hareketi göz önüne alınarak düzenlenmiş olan takvim yılı
- ay harmanlanmak
ayın çevresinde ayla oluşmak
- ay karanlığı
Bulutlar arkasında kalan ayın yansıttığı hafif ışık
- Ay modülü
Gözlem araçlarını içinde taşıyan, Ay araştırmaları için kullanılan ve Ay yüzüne yumuşak iniş yapan araç; Ay örümceği
- ay parçası
Çok güzel kadın veya kız
- ay takvimi
Ay'ın gökyüzündeki görünen hareketine ve evrelerine göre düzenlenen takvim; kamer takvimi, kamerî takvim
- Ay tutulması
Güneş, Dünya, Ay dizilişinde Ay'ın uygun koşullarda Dünya gölgesine girmesi sonucu kararması; husuf
- ay var yılı besler, yıl var ayı beslemez
"öyle zaman olur ki bir aylık kazanç insanı bir yıl geçindirir, öyle zaman da olur ki bir yıllık kazanç bir ay geçindirmeye yetmez" anlamında kullanılan bir söz
- ay yıldız
Türk bayrağındaki ayça ve beş ışınlı yıldızdan oluşmuş simge
- ay yıldızlı
Ay ve yıldızı olan
- ay yılı
Ay'ın Dünya çevresinde on iki kez dolanmasıyla geçen 354 gün 8 saatlik süre; kamerî yıl
- ay çekirdeği
Ayçiçeğinin tohumu
- ay çöreği
İçine tarçın, ceviz konularak ay biçiminde yapılmış çörek
- ay ışığı
Ay'ın yeryüzüne verdiği ışık
- ay ışığında ceviz silkilmez
"yeterli olmayan koşullarda yapılan işlerden, beklenilen verim alınamaz" anlamında kullanılan bir söz
- aya
Yaprakların düz ve parlak bölümü
- ayak
Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü
- ayak almadık taş olmaz, başa gelmedik iş olmaz
"insan, yaşamı boyunca çeşitli engellerle ve güçlüklerle karşılaşır" anlamında kullanılan bir söz
- ayak almak
ayak, çalınan çalgıya uymak
- ayak atmak
girmek
- ayak atmamak
bir yere hiç gitmemek, uğramamak
- ayak atışı
Oyuncu çocukların iki takıma ayrılmasını sağlama amacıyla iki kaptan çocuğun ayaklarını boylamasına veya enlemesine karşılıklı yere koyarak eş seçmeleri
- ayak ayak üstüne atmak
otururken bir bacağını ötekinin üstüne almak
- ayak açmak (veya vermek)
âşıklar arasındaki tartışmalarda veya sıralı söyleyişlerde söze başlamak amacıyla kelime, kelimeler takımı, dize, beyit ile konuyu belirtmek
- ayak banyosu
Ayak sağlığını korumak, baş ağrısı vb. rahatsızlıkları gidermek amacıyla ayakları sıcak veya ılık suda bekletme işlemi
- ayak basmak
bir yere varmak, ulaşmak
- ayak basmamak
bir yere hiç uğramamak
- ayak bağı
Bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olan şey
- ayak bağı olmak
bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olmak
- ayak bileği
Baldır kemikleriyle tarak kemikleri arasında bulunan ve yedi kemikten oluşan ayağın arka bölümü
- ayak değiştirmek
talim yürüyüşünde kısa bir adım atmak yolu ile adımlarını başkalarınınkine uydurmak
- ayak diremek
bir düşünceyi, bir davranışı sonuna kadar sürdürmek, kendi tutumundan şaşmamak
- ayak divanı
Olağanüstü durumlarda o anda bulunulan yerde padişahın katılmasıyla bir konuyu görüşmek ve karara bağlamak için yapılan toplantı, ayakta toplanan meclis
- ayak hatası
Hentbolda top sürerken veya taç atışında yanlış adım atmak
- ayak havlusu
Ayağı yıkadıktan sonra kurulamak için kullanılan havlu
- ayak izi
Herhangi bir zemin üzerinde ayağın bıraktığı iz
- ayak işi
Birtakım getirgötür işleri
- ayak keseri
Ayakta durarak ağaç yontmaya elverişli uzun saplı keser
- ayak oyunu
Futbolda karşıdaki oyuncuyu atlatıp geçmek için ayakla yapılan aldatıcı hareket
- ayak oyununa gelmek
kandırılmak
- ayak perde
Âşık sazındaki sap üzerinde olan en sonuncu perde
- ayak satıcısı
Gezerek satıcılık yapan kimse
- ayak sürümek
verilen bir işi ağırdan almak
- ayak tabanı
Ayağın topuk ucundan ayak parmaklarının uç noktasına kadar olan kısım; ayak ayası
- ayak tarağı
İnsanda ayağın yüksek olan üst bölümü; tarak
- ayak tenisi
Tekler, çiftler ve üçlüler biçiminde kategorileri bulunan, fileyle bölünmüş sahada ayakla atılan servisle başlayan ve servisin karşılanması dışında topun yere değmeden ayakla vurularak karşı sahaya gönderilmesi esasına dayanan bir oyun türü; futbol tenisi
- ayak teri
Ayak parmakları arasından çıkan pis kokulu salgı
- ayak tutmak
mâni yarışmalarında karşısındakine uyması gereken uyağı vermek
- ayak ucu
Yatan bir kimsenin veya yatılan bir yerin ayak tarafı
- ayak uydurmak
yürüyüşte adım atışını başkalarınınkine uydurmak
- ayak vermek
âşık atışmalarında dinleyicilerden biri uyak belirtmek
- ayak yapmak
birini aldatmak, kandırmak için dalavere çevirmek
- ayak çekmek
kandırmaya çalışmak, avutmak
- ayak üstünde olmak
dinç olmak, canlı olmak
- ayakaltı
Gelip geçenlerin çok olduğu yer
- ayakaltına almak
hakir görmek, gözden çıkarmak
- ayakaltında bırakmak
ezilmesine, yok olmasına göz yummak, korumamak
- ayakaltında dolaşmak
bir işe yaramadığı hâlde herkesin işine engel olacak bir biçimde ortalıkta dolaşmak
- ayakbastı parası
Bir yere dışarıdan gelen insan ve eşyadan alınan vergi; ayakbastı, toprakbastı
- ayakkabı
Genellikle sokakta giyilen ve altı kösele, lastik vb. dayanıklı maddelerden yapılan giyecek; başmak, pabuç
- ayakkabı sobası
Ayağı sıcak tutmak için taban ölçüsünde kesilerek ayakkabı içine konulan keçe
- ayakkabı vurmak
ayakkabı ayağı zedelemek, ayağı rahatsız etmek
- ayakkabıcı
Ayakkabı yapan veya satan kimse; başmakçı, pabuççu
- ayakkabıcılık
Ayakkabıcının yaptığı iş; başmakçılık, pabuççuluk
- ayakkabılarını çevirmek
konuk ayakkabılarını gidiş yönüne doğru düzgün bir biçimde sıralamak
- ayakkabılık
Ayakkabı konulan yer; pabuçluk
- ayaklama
Ayaklamak işi
- ayaklamak
Ayakla ölçmek
- ayaklanabilme
Ayaklanabilmek işi
- ayaklanabilmek
Ayaklanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayaklandırabilme
Ayaklandırabilmek işi
- ayaklandırabilmek
Ayaklandırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayaklandırma
Ayaklandırmak işi
- ayaklandırmak
Ayaklanmasına yol açmak
- ayaklandırılabilme
Ayaklandırılabilmek işi
- ayaklandırılabilmek
Ayaklandırılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayaklandırılma
Ayaklandırılmak işi
- ayaklandırılmak
Ayaklanması sağlanmak
- ayaklanma
Ayaklanmak işi
- ayaklanmak
Çocuk yürümeye başlamak
- ayaklanıverme
Ayaklanıvermek işi
- ayaklanıvermek
Çabucak ayaklanmak
- ayaklanış
Ayaklanmak işi
- ayaklar altına almak
önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek
- ayaklar baş, başlar ayak olmak
değersiz kimseler başa geçip değerli kimseler ise en geride bırakılmak
- ayakları geri geri gitmek
bir yere gönülsüz, istemeye istemeye gitmek
- ayakları yerden kesilmek
bir taşıta binerek yürümekten kurtulmak
- ayakları yere değmemek
çok sevinmek
- ayakları üstünde durmak
başkasının yardımına ihtiyaç duymadan güçlü bir biçimde sorunları çözebilecek durumda olmak
- ayaklarına (veya ayağına) kara su (veya sular) inmek
çok yorulmak, güçsüz, dermansız kalmak
- ayaklarının (veya ayağının) ucuna basmak
çok yavaş, sessiz, gürültü yapmamaya özen göstererek yürümek
- ayaklı
Ayağı olan
- ayaklı canavar
Çok hareketli, yaramaz, cin gibi çocuk
- ayaklı gazete
Olaylardan herkesten önce haberi olup yayan kimse
- ayaklı koşma
Halk şiirinde müstezat tarzında söylenen deyiş
- ayaklı kütüphane
Pek çok konuda bilgisi olan, çok şey okumuş ve öğrenmiş olan, sorulan her soruya cevap verebilen kimse; ayaklı ansiklopedi
- ayaklık
Ayak basacak yer
- ayaklılık
Ayaklı olma durumu
- ayaksı
Ayağı andıran, ayağa benzeyen, ayak gibi
- ayaksız
Ayağı olmayan
- ayaksızlar
Omurgalı hayvanlarda amfibyumlar sınıfının en ilkel yapılı türlerini içine alan bir takım
- ayaksızlık
Ayaksız olma durumu
- ayakta
Ayağa kalkmış durumda
- ayakta kalmak
oturacak yer bulamamak
- ayakta tedavi
Hastanın yatağa yatırılması gerekli görülmeyerek kendisine ayakta yapılan tedavi
- ayakta tutmak
oturtmak gerekirken oturtmamak
- ayakta uyumak
aşırı dalgın, şaşkın veya yorgun olmak
- ayaktakımı
Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayısıyla toplum içinde hor görülen kişiler; lümpen, parya
- ayaktan hasta
Hastanede birkaç saat yatırılarak tetkik ve tedavisi yapılan hasta
- ayakucu
Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiği doğrultunun Dünya merkezine doğru olan yönü
- ayakçak
Merdiven basamağı
- ayakçı
Getirgötür işlerinde kullanılan kimse
- ayakçılık
Ayakçının yaptığı iş
- ayakçın
Dokuma tezgâhlarında atkı ipliklerini hareket ettirmek için ayakla basılan tahta ayaklık
- ayaküstü
Oturmadan, ayakta durarak
- ayal
Bir erkeğin eşi, hanımı
- ayan
Gözle görülür bir şekilde açık ve belli olan
- ayan beyan
Besbelli, apaçık, açık seçik bir biçimde
- ayan olmak
gözle görülür bir şekilde açık ve belli olmak
- Ayancık
Sinop iline bağlı ilçelerden biri
- ayandon
18 Ocak'ta başlayan bir fırtına
- ayar
Bir aygıtın gereken işi yapabilmesi durumu
- ayar almak
ayar yapılabilmek
- ayar etmek
bir aygıtın çalışmasını düzeltmek, düzenli işler duruma getirmek
- ayar vermek
ayarlamak
- ayarcı
Esnafın kullandığı ölçü aletlerini denetleyen görevli
- ayarcılık
Ayarcının yaptığı iş
- ayarlama
Ayarlamak işi; kalibraj
- ayarlamak
Bir ölçünün doğruluğunu belli bir örneğe göre düzeltmek, doğrulamak
- ayarlanabilme
Ayarlanabilmek işi
- ayarlanabilmek
Ayarlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayarlanma
Ayarlanmak işi
- ayarlanmak
Ayar edilmek, birbirine uygun duruma getirilmek
- ayarlanış
Ayarlanmak işi
- ayarlatabilme
Ayarlatabilmek işi
- ayarlatabilmek
Ayarlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayarlatma
Ayarlatmak işi
- ayarlatmak
Ayar yaptırmak
- ayarlayabilme
Ayarlayabilmek işi
- ayarlayabilmek
Ayarlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayarlayıcı
Ayar veya düzen veren kimse veya nesne; regülatör
- ayarlayıcı dil bilgisi
Yazı dilini inceleyip kurallara bağlayan, böylece dilin doğru yazılıp okunması ve konuşulmasını amaçlayan dil bilgisi; geleneksel dil bilgisi, kuralcı dil bilgisi
- ayarlayıverme
Ayarlayıvermek işi
- ayarlayıvermek
Çabucak ayarlamak
- ayarlayış
Ayarlamak işi
- ayarlı
Ayarlanmış, doğru çalışması sağlanmış, düzeltilmiş (saat, makine vb.)
- ayarlı pense
Vida, cıvata ve musluk aksamını sıkıştırmak amacıyla kullanılan, ağız açıklığı ayarlanabilen özel alet
- ayarsız
Ayarı yapılmamış
- ayarsızlık
Ayarsız olma durumu
- ayartabilme
Ayartabilmek işi
- ayartabilmek
Ayartma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayartma
Ayartmak işi
- ayartmak
Baştan çıkarmak, doğru yoldan saptırmak
- ayartı
Ayartmak işi
- ayartıcı
Ayartma işini yapan
- ayartılabilme
Ayartılabilmek işi
- ayartılabilmek
Ayartılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayartılma
Ayartılmak işi
- ayartılmak
Ayartma işine konu olmak
- ayartılış
Ayartılmak işi
- ayartış
Ayartmak işi
- ayarı bozuk
Belli bir ayarı olmayan
- ayaz
Duru, sakin havada çıkan kuru soğuk
- ayaz kesmek
uzun süre soğukta kalıp üşümek
- ayaz paşa kol geziyor
"dışarıda çok soğuk var" anlamında kullanılan bir söz
- ayaz vurmak
sebze ve meyveler donmak
- ayaza çekmek
kışın kuru soğuk artmak
- ayazda kalmak
soğukta kalmak
- ayazlama
Ayazlamak işi
- ayazlamak
Hava ayaza çevirmek
- ayazlandırma
Ayazlandırmak işi
- ayazlandırmak
Ayazlanmasını sağlamak
- ayazlandırılma
Ayazlandırılmak işi
- ayazlandırılmak
Ayazlanması sağlanmak
- ayazlandırılmış rakı
İnanışa göre sıtma tedavisinde kullanılmak üzere rakının açılarak açık havada bekletilmiş biçimi
- ayazlanma
Ayazlanmak işi
- ayazlanmak
Ayazda bırakılıp soğumak
- ayazlatma
Ayazlatmak işi
- ayazlatmak
Soğukta bekletmek
- ayazma
Rumların kutsal saydıkları kaynak veya pınar
- ayazı kırmak
şiddetli soğuğu biraz azaltmak
- ayağa düşmek
ilgisiz ve yetkisiz kimseler karışmak
- ayağa fırlamak
hızla ayağa kalkmak
- ayağa kaldırmak
telaş ve heyecana düşürmek
- ayağa kalkmak
ayakları üzerinde durmak, dikilmek
- ayağı (veya ayakları) dolaşmak
yürürken telaştan ayakları birbirine takılmak
- ayağı (veya ayakları) suya ermek
bir gerçeği anlayarak aklı başına gelmek
- ayağı almak
halay oyunlarında ayağı tempoya uydurmak
- ayağı alışmak
bir yere sürekli gitmek
- ayağı bağlı
Serbest hareket edemeyen
- ayağı düze basmak
güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek
- ayağı düşmek
yolu düşmek
- ayağı gitmemek
gitmek istememek
- ayağı ile gelmek
kendi isteğiyle gelmek
- ayağı karıncalı
İffetsiz bir biçimde yaşayan
- ayağı uğurlu
Geldiği yere uğur getirdiğine inanılan (kimse)
- ayağı yerden kesilmek
ayağı yere değmez olmak
- ayağı yürüten baştır
"halkın düzen içinde çalışmasını baştakiler sağlar" anlamında kullanılan bir söz
- ayağı üzengide
Hemen yola çıkmak üzere olan, hareket etmeye hazır durumda bulunan
- ayağına (veya ayaklarına) dolanmak (veya dolaşmak)
başkasına yapmayı tasarladığı kötülük kendi başına gelmek
- ayağına (veya ayaklarına) kapanmak
alçalırcasına yalvarmak
- ayağına bağ olmak
birinin bulunduğu yerden ayrılmasına veya yaptığı işi sürdürmesine engel olmak
- ayağına bağ vurmak
önüne bir engel çıkarmak
- ayağına düşmek
çok yalvarmak
- ayağına gelmek
alçak gönüllülük göstererek birinin yanına gelmek
- ayağına getirmek
sıra, saygı gözetmeksizin birinin yanına gelmesini sağlamak
- ayağına geçirmek
bir şeyi aceleyle giymek
- ayağına gitmek
alçak gönüllülük ederek veya saygı göstererek birinin yanına varmak
- ayağına ip takmak
bir kimseyi çekiştirmek
- ayağına kira istemek
gelmeye nazlanmak, üşenmek
- ayağına sağlık
"gelmen çok memnun etti" anlamında kullanılan bir söz
- ayağına sıcak su mu, soğuk su mu dökelim?
seyrek gelen bir konuğa yarı sitem, yarı sevinçle söylenen söz
- ayağına sıkmak
ayağına ateş ederek tehdit amacıyla gözdağı vermek
- ayağına çabuk
Bir yere alışılandan daha kısa sürede gidip gelen
- ayağına çağırmak
yanına gelmesini istemek
- ayağına çelme takmak
biri yürürken ayakları arasına ayak uzatıp düşürmek
- ayağına üşenmemek
hamarat olmak, ayak işlerini bıkmadan, yorulmadan yapmak
- ayağında donu yok, fesleğen ister (veya takar) başına
"yoksulluğuna bakmayarak süs ve gösteriş yapmak ister" anlamında kullanılan bir söz
- ayağını (veya ayaklarını) altına almak
tek bacağını (veya bacaklarını) kıvırıp üzerine oturmak
- ayağını (veya ayaklarını) sürümek
verilen bir işi ağırdan almak
- ayağını (veya ayaklarını) öpeyim
"yalvarırım" anlamında kullanılan bir söz
- ayağını alamamak
ağrı veya uyuşma dolayısıyla ayağını oynatamamak
- ayağını bağlamak
engel olmak
- ayağını denk almak
başkalarının kendisine yapma ihtimali bulunan kötülüklere karşı uyanık davranmak
- ayağını denk basmak
dikkatli ve uyanık davranmak
- ayağını giymek
ayakkabısını giymek
- ayağını kaydırmak
bir yolunu bulup birini işinden veya görevinden uzaklaştırmak
- ayağını kesmek
bir yere gitmez olmak, uğramamak
- ayağını sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin
"hastalıktan korunmak istiyorsak ayağımızı sıcak, başımızı serin tutmalı, olur olmaz şeyleri sıkıntı konusu yapmamalı, geniş yürekli olmalıyız" anlamında kullanılan bir söz
- ayağını tek almak
bir işte iyi düşünüp dikkatli davranmak
- ayağını vurmak
ayakkabı ayağını yara etmek
- ayağını yorganına göre uzat
"giderini mutlaka gelirine uydurmalısın" anlamında kullanılan bir söz
- ayağını çekmek
sık sık gittiği bir yere artık uğramaz olmak, ilgiyi kesmek
- ayağının (veya ayaklar) altında
yüksek bir yerden geniş bir alanı görür durumda
- ayağının (veya ayaklarının) altını öpeyim
"yalvarırım" anlamında kullanılan bir söz
- ayağının altına almak
tekme ile dövmek
- ayağının altına karpuz kabuğu koymak
bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak
- ayağının bastığı yerde ot bitmez
"uğradığı yere bereketsizlik, uğursuzluk getirir" anlamında kullanılan bir söz
- ayağının bağını çözmek
karısını boşamak
- ayağının pabucu olamamak
değerce ondan çok aşağı olmak
- ayağının pabucunu başına giymek
dengi olmayan bir kimseyle evlenmek
- ayağının tozu ile
yoldan gelir gelmez, henüz dinlenmeden
- ayağının tozunu silmeden
yoldan gelir gelmez, henüz dinlenmeden
- ayağının türabı olmak
bir kimse başka bir kimseye kul gibi bağlanıp onun her emrini yerine getirmek
- Ayaş
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
- Aybastı
Ordu iline bağlı ilçelerden biri
- aybaşı
Belirli yaşlar arasında kadınların ayda bir döl yatağından kan gelmesi durumu; ay hâli, âdet
- aybaşılı
Âdet görmüş (kadın)
- aybeay
Aydan aya, her ay düzenli bir biçimde
- ayda yılda bir
Çok seyrek olarak
- aydan aya
Her ay
- aydede
Çocuk dilinde ay
- aydedeye misafir olmak
gece açıkta yatmak, geceyi açıkta geçirmek
- aydemir
Yüzü yay biçiminde bir keser türü
- Aydın
Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- aydın
Işık alan, ışıklı, aydınlık olan
- aydınca
Aydına yaraşır bir biçimde
- Aydıncık
Mersin iline bağlı ilçelerden biri
- aydıncık
Kendini aydın sanan kimse
- aydınger
Parlak yüzeyli, saydam, mimarlıkta çizim için kullanılan özel bir kâğıt
- aydınlanabilme
Aydınlanabilmek işi veya durumu
- aydınlanabilmek
Aydınlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aydınlanma
Aydınlanmak işi veya durumu; ışıma, tenevvür
- aydınlanma felsefesi
17 ve 18. yüzyıllar boyunca akılcı düşünceyi geleneksel varsayımlardan, ön yargılardan ve ideolojilerden ayırmayı ve yeni bir bilgi biçimi oluşturmayı amaçlayan düşünce akımı
- aydınlanma çağı
17 ve 18. yüzyılda aydınlanma felsefesinin ortaya çıktığı ve yaygınlık kazandığı dönem
- aydınlanmacı
Aydınlanma yanlısı olan
- aydınlanmacılık
Aydınlanmacı olma durumu
- aydınlanmak
Aydınlık olmak; ağarmak, ışımak
- aydınlanıverme
Aydınlanıvermek işi veya durumu
- aydınlanıvermek
Çabucak aydınlanmak
- aydınlanış
Aydınlanmak işi veya durumu
- aydınlatabilme
Aydınlatabilmek işi veya durumu
- aydınlatabilmek
Aydınlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aydınlatma
Aydınlatmak işi veya durumu; ışıklandırma, tenvir
- aydınlatmak
Karanlığı giderip görünür duruma getirmek; ışıklandırmak, ışıtmak, nurlandırmak
- aydınlatıcı
Aydınlatma işini yapan
- aydınlatılabilme
Aydınlatılabilmek işi veya durumu
- aydınlatılabilmek
Aydınlatılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aydınlatılma
Aydınlatılmak işi veya durumu
- aydınlatılmak
Aydınlatma işine konu olmak
- aydınlatılış
Aydınlatılmak işi veya durumu
- aydınlatıverme
Aydınlatıvermek işi veya durumu
- aydınlatıvermek
Çabucak aydınlatmak
- aydınlatış
Aydınlatmak işi veya durumu
- aydınlaşma
Aydınlaşmak durumu
- aydınlaşmak
Aydın niteliği kazanmak
- Aydınlı
Aydın ilinden olan kimse
- aydınlık
Bir yeri aydınlatan güç, ışık; gün ışığı
- aydınlıkölçer
Birim zamanda bir yüzeyin birim alanına düşen ışık enerjisini ölçmekte kullanılan aygıt; lüksmetre
- Aydınlılık
Aydınlı olma durumu
- Aydıntepe
Bayburt iline bağlı ilçelerden biri
- ayet
Kur’an’daki sureleri meydana getiren kelime veya cümlelerden her biri; ayetikerime
- ayetlik
Seccade ve bazı halılara işlenen dikdörtgen şeklindeki çerçeve
- aygın
Bitkin durumda olan
- aygın baygın
Duygusallığı aşırı olan
- aygır
Damızlık erkek at
- aygır deposu
Aygırların bakıldığı büyük ahır
- aygır gibi
iri yarı, cüsseli, güçlü (kimse)
- aygırlık
Aygır olma durumu
- aygıt
Birçok parçadan yapılmış alet; cihaz
- ayin
Bir mezhebin veya bir tarikatın kendine özgü ibadet töreni
- ayin yapmak
dinî tören düzenlemek
- aykırı
Alışılmışa, doğru olarak kabul edilmişe uygun olmayan; hilaf, mugayir, muhalif
- aykırı doğrular
Aynı düzlemde bulunmayan doğrular
- aykırı düşmek
uygun gelmemek
- aykırı düşünce
Kökleşmiş inanışlara aykırı olarak ileri sürülen düşünce; paradoks
- aykırı katmanlaşma
Katmanları düzenli bir biçimde olmayan katmanlaşma
- aykırı olmak
ters olmak, zıt olmak
- aykırılama
Aykırılamak işi
- aykırılamak
Kestirmeden gitmek
- aykırılaşma
Aykırılaşmak durumu; marjinalleşme
- aykırılaşmak
Aykırı duruma gelmek; marjinalleşmek
- aykırılık
Aykırı olma durumu; mugayeret, muhaliflik, tehalüf, marjinallik
- ayla
Bazı kutsal kişilerin başı etrafında gösterilen ışık çevresi
- aylak
Yapacak bir işi olmayan, boş duran (kimse)
- aylak adam işidir
“yapacak bir işi olmayan, boş duran insana uygun bir iştir” anlamında kullanılan bir söz
- aylak olmak
yapacak bir işi olmamak, boş durmak
- aylaklık
Aylak olma durumu
- aylaklık etmek
boş durmak, işsiz güçsüz dolaşmak, çalışmamak
- aylakçı
Temelli işi olmayan işçi
- aylakçılık
Aylakçı olma durumu
- aylama
Aylamak işi
- aylamak
Bir aylık süreyi geçirmek
- aylanma
Aylanmak işi
- aylanmak
Bir yerin çevresinde dolanmak
- aylarca
Çok uzun bir süre
- aylı
Üzerinde ay biçimi bulunan
- aylık
Birine, görevi karşılığı olarak veya geçimi için her ay ödenen para; maaş
- aylık almak
bir aylık çalışma karşılığında para almak; maaş almak
- aylık bağlamak
emekli olan veya başka sebeplerle çalışamayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek; maaş bağlamak
- aylık vermek
aylık olarak üstlenilen parayı ödemek; maaş vermek
- aylıklı
Aylık alan (kimse); maaşlı
- aylıksız
Aylık almayan (kimse); maaşsız
- aylıkçı
Aylıkla çalışan kimse
- aylıkçılık
Aylıkçı olma durumu
- aylığa geçmek
çalışması karşılığı olarak her ay belirli bir para alınacak bir işe başlamak; maaşa geçmek
- aylığına
Bir ay için
- ayma
Aymak işi
- aymamazlık
bk. aymazlık
- aymaz
Çevresinde olup bitenlerin farkına varmayan, sezmeyen (kimse); gözü bağlı, gafil
- aymazlaşabilme
Aymazlaşabilmek işi
- aymazlaşabilmek
Aymazlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aymazlaşma
Aymazlaşmak durumu
- aymazlaşmak
Aymaz duruma gelmek
- aymazlık
Çevresinde olup bitenlerin farkına varamama durumu, aymaza yakışacak durum; dalgı, uyku, gafillik, gaflet, gaflet uykusu
- ayna
Işığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilalı ve sırlı cam; gözgü, mirat
- ayna gibi
dümdüz ve parlak
- ayna taşı
Yapı, anıt, çeşme vb. yerlere konan yazılı veya yazısız süslü taş levha
- ayna tutmak
başkaları tarafından anlaşılabilmesi için açıkça göstermek, belirtmek
- ayna tırnağı
Aynayı duvara tutturmak için kullanılan nikel veya kromla kaplanmış metal parçası
- aynabakar
Büyük, yumurtamsı, kırmızımsı mavi renkli bir tür erik
- aynacı
Ayna yapan veya satan kimse
- aynacılık
Aynacının yaptığı iş
- aynakol
Bisiklette hareketi arka tekerleğe ulaştıran dişli takımı
- aynalaşma
Aynalaşmak işi
- aynalaşmak
Bir şeyi ayna gibi yansıtmak
- aynalı
Aynası olan
- aynalı sazan
Üzerinde az sayıda büyük pullar bulunan bir tür sazan
- aynalık
Çeşitli boy ve biçimlerde, içerisine ayna konulan çerçeve
- aynalık etmek
başkasında olan bir duyguyu, bir düşünceyi ortaya çıkarmak
- aynalık tahtası
Sandalların kıç taraflarında oturanın sırtını dayamasına yarayan tahta
- aynasız
Aynası olmayan
- aynasızlık
Aynasız olma durumu
- aynaz
Köy oyunlarını yöneten kimse
- aynen
Hiçbir değişiklik olmadan, olduğu gibi; aynıyla
- aynen ödeme
Bir borcu mal veya eşya gibi nakit dışında maddi bir değerle ödeme
- ayni
Gözle ilgili
- ayni hak
Taşınır veya taşınmaz üzerinde doğrudan doğruya egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar
- ayniyat
İş yerlerinde eşya ve malzeme işleriyle ilgilenen bölüm; özdek
- aynı
Her bakımdan birbirinin eşi, ayırt edilemeyecek kadar benzeri, tıpkısı olan; tıpkı
- aynı ağzı kullanmak
aynı şeyi söylemek, aynı düşünceyi ileri sürmek
- aynı fotoğraf karesinde yer almak
kameranın çektiği görüntü içinde birlikte bulunmak
- aynı kafada olmak
aynı düşünceleri paylaşmak
- aynı kapıya çıkmak
sonuç bakımından fark etmemek, aynı sonuca varmak
- aynı karede yer almak (veya bulunmak)
kameranın çektiği görüntü içinde birlikte bulunmak
- aynı potada erimek
benzer konuları ve sorunları birlikte düşünmek veya değerlendirmek
- aynı telden çalmak
aynı şeyi söylemek
- aynı yastıkta kocamak
karı koca birlikte uzun bir ömür sürmek
- aynı yolun yolcusu (olmak)
kötü sonları birbirine benzer olan
- aynı zamanda
Aynı anda
- aynılaşma
Aynılaşmak durumu
- aynılaşmak
Aynı duruma gelmek
- aynılaştırma
Aynılaştırmak işi
- aynılaştırmak
Aynı duruma getirmek
- aynılık
Aynı olma durumu; özdeşlik, ayniyet
- aynısefa
Birleşikgillerden, çiçekleri sarı renkli bir kır bitkisi (Calendula arvensis)
- aynısı
Ayırt edilemeyecek kadar benzerlik göstereni; tıpkısı
- aynıyla vaki
tamı tamına olan, olduğu gibi gerçekleşen
- aynştaynyum
Atom sayısı 99 olan, uranyumun sürekli ısınmasıyla veya termonükleer tepkimeler sırasında oluşan yapay element (simgesi Es)
- ayol
Genellikle kadınların kullandığı bir seslenme sözü
- ayran
Süt veya yoğurt yayıkta çalkalanarak yağı alındıktan sonra kalan sulu bölüm
- ayran ağızlılık
Ayran ağızlı olma durumu
- ayran budalası
Çabuk kandırılabilen
- ayran delisi
Çabuk kandırılabilen
- ayran gönüllü
Çabuk âşık olan
- ayran gönüllülük
Ayran gönüllü olma durumu
- Ayrancı
Karaman iline bağlı ilçelerden biri
- ayrancı
Ayran yapan veya satan kimse
- ayrancılık
Ayrancının yaptığı iş
- ayranlaşma
Ayranlaşmak durumu
- ayranlaşmak
Ayran durumuna gelmek
- ayranı kabarmak
öfkelenmek, coşmak
- ayranı yok içmeye, atla (veya tahtırevanla) gider sıçmaya
yoksulluğuna bakmadan gösteriş yapmaya kalkanların gülünçlüğünü anlatmak için kullanılan bir söz
- ayranım budur, yarısı sudur
bir iş yarım yamalak yapıldığında özür dilemek için söylenen bir söz
- ayraç
Cümledeki anlama eklenen bilgilerin başına ve sonuna getirilen yay veya köşeli biçimlerdeki işaret; parantez
- ayraç açmak
söz veya yazı içine, asıl konu ile ilgisi az olan bir bölüm sıkıştırmak
- ayrı
Birbirine benzemeyen, diğerlerinden farklı
- ayrı ayrı
Birbirinden ayrı olan, değişik olan
- ayrı basım
Genellikle bir dergide yayımlanmış bilimsel bir yazının ayrı bir broşür olarak basımı
- ayrı baş çekmek
topluluktan ayrılıp kendi başına iş yapmak
- ayrı cinsten
Farklı grupta olan
- ayrı düşmek
birbirinden uzakta kalmak
- ayrı eve çıkmak
ailenin büyükleriyle birlikte oturan çekirdek aile veya ailenin genellikle genç üyesi başka eve taşınmak
- ayrı gayrı
İnsan ilişkilerindeki resmiyet
- ayrı seçi yapmak
birkaç şey arasında fark gözetmek
- ayrı taç yapraklılar
Taç yaprakları birbirine bitişik olmayıp yan yana yer almış bulunan bitkiler
- ayrı tutmak
farklı davranmak
- ayrı çanak yapraklılar
Çanak yaprakları birbirine bitişmiş olmayan bitkiler
- ayrıca
Ayrı olarak; başkaca, antrparantez
- ayrıcalık
Başkalarından ayrı ve üstün tutulma durumu; imtiyaz
- ayrıcalık gözetmek
ayrıcalık tanımak
- ayrıcalık tanımak (veya göstermek)
birine özel hak vermek
- ayrıcalıklı
Ayrıcalığı olan, ayrıcalık tanınan; imtiyazlı
- ayrıcalıklıca
Ayrıcalıklı bir biçimde; imtiyazlıca
- ayrıcalıklılık
Ayrıcalıklı olma durumu; imtiyazlılık
- ayrıcalıksız
Ayrıcalığı olmayan, ayrıcalık tanınmayan; imtiyazsız
- ayrıcalıksızca
Ayrıcalıksız bir biçimde; imtiyazsızca
- ayrıcalıksızlık
Ayrıcalıksız olma durumu; imtiyazsızlık
- ayrıcasız
Ayrı tutulmadan, istisnasız bir biçimde; imtiyazsız
- ayrık
Ayrılmış, ayrı duran; ayrılı, munfasıl
- ayrık kümeler
Ortak elemanları olmayan kümeler
- ayrık nizam
Hiçbir tarafından komşu parseldeki binalara bitişik olmayan yapı düzeni
- ayrık otu
Buğdaygillerden, kökü hekimlikte idrar söktürücü olarak kullanılan yabani bir bitki; ayrık (Agropyrum repens)
- ayrıklık
İstisnai olma durumu, ayrı tutma, ayrı tutulma
- ayrıksı
Alışılagelmiş töre ve davranışlara aykırı olan; eksantrik
- ayrıksı ay
Ay'ın yörüngesindeki enberi noktasından art arda iki geçişi arasındaki süre
- ayrıksı yıl
Yerin kendi yörüngesindeki günberi noktasından art arda iki geçişi arasındaki süre
- ayrıksılık
Ayrıksı olma durumu
- ayrıksız
Hiçbir ayrığı olmadan, hiçbirini ayrık tutmaksızın
- ayrılabilme
Ayrılabilmek işi
- ayrılabilmek
Ayrılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayrılanma
Ayrılanmak durumu
- ayrılanmak
Ayrı duruma gelmek
- ayrılaşma
Ayrılaşmak durumu
- ayrılaşmak
Benzerleri arasında ayrı bir yeri ve önemi olmak
- ayrılma
Ayrılmak işi; infirak, terk
- ayrılmak
Ayırma işine konu olmak
- ayrılmamazlık
bk. ayrılmazlık
- ayrılmazlık
Özelliklerin, kendisini taşıyan nesneden ayrı olamaması durumu
- ayrılık
Ayrı olma durumu
- ayrılıverme
Ayrılıvermek işi
- ayrılıvermek
Çabucak ayrılmak
- ayrılış
Ayrılmak işi
- ayrılışma
Ayrılışmak işi
- ayrılışmak
Birbirinden ayrılmak
- ayrım
Ayırmak işi; tefrik
- ayrım gözetmemek
ayrım yapmamak
- ayrım yapmak
eşit davranmamak, fark gözetmek
- ayrımcı
Ayrım yapan kimse
- ayrımcık
Küçük ayrım
- ayrımcılık
Ayrımcı olma durumu
- ayrımlama
Senaryonun hazırlanmasında geliştirim ile çevirim senaryosu arasında yer alan, senaryonun sahne ve ayrımlarının belirlendiği, başlıca karakterlerin ayrıntılarıyla çizildiği, konuşmaların son biçimini aldığı aşama
- ayrımlamak
Ayrım yapmak; tefrik etmek
- ayrımlaşma
Hücrelerin veya canlı organizmaların işlevlerine veya yaşayış türlerine ilişkin yapısal nitelik kazanması; farklılaşma
- ayrımsama
Ayrımsamak durumu
- ayrımsamak
Bir şeyi anlamak, bir şeyi görmek
- ayrımsanma
Ayrımsanmak durumu
- ayrımsanmak
Ayrımsama işine konu olmak
- ayrımsayış
Ayrımsamak işi
- ayrımında olmak
farkında olmak
- ayrıntı
Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri; teferruat, tafsilat, detay
- ayrıntıcı
Ayrıntıya önem veren (kimse)
- ayrıntıcılık
Ayrıntıcı olma durumu
- ayrıntıda boğulmak
gereksiz ayrıntılarla ilgilenmek zorunda kalmak
- ayrıntılandırabilme
Ayrıntılandırabilmek işi
- ayrıntılandırabilmek
Ayrıntılandırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayrıntılandırma
Ayrıntılandırmak işi; detaylandırma
- ayrıntılandırmak
Ayrıntılı bir duruma getirmek; detaylandırmak
- ayrıntılandırılma
Ayrıntılandırılmak işi; detaylandırılma
- ayrıntılandırılmak
Ayrıntılandırma işine konu olmak; detaylandırılmak
- ayrıntılandırış
Ayrıntılandırmak işi
- ayrıntılı
Ayrıntısı olan; detaylı, ince, derin, teferruatlı, tafsilatlı, mufassal
- ayrıntılılık
Ayrıntılı olma durumu; detaylılık
- ayrıntısız
Ayrıntısı olmayan; teferruatsız, detaysız
- ayrıntısızca
Ayrıntısız bir biçimde; detaysızca
- ayrıntısızlık
Ayrıntısız olma durumu; detaysızlık
- ayrıntıya inmek
bir konuyu en küçük noktasına kadar inceleyip araştırmak
- ayrısı gayrısı olmamak
birbirinden hiçbir şey esirgemeyecek durumda olmak, samimi olmak
- ayrıt
İki düzlemin ara kesiti
- ayrıç
Yol kavşağı, iki yolun ayrıldığı yer
- ayrışabilme
Ayrışabilmek işi
- ayrışabilmek
Ayrışma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayrışma
Ayrışmak işi
- ayrışmak
Birbirinden ayrılmak, birliği bozulmak
- ayrıştırabilme
Ayrıştırabilmek işi
- ayrıştırabilmek
Ayrıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayrıştırma
Ayrıştırmak işi
- ayrıştırmak
Bütünün bozulmasına sebep olmak
- ayrıştırıcı
Ayrıştırmak işini yapan kimse veya şey
- ayrışık
Ayrışmış olan
- ayrışıklık
Ayrışık olma durumu
- ayrışım
Ayrışmak işi
- aysar
Dolunayın etkisiyle huyunun değiştiği sanılan (kimse)
- aysarlık
Aysar olma durumu
- aysberg
Birleşikgillerden, ılıman iklimin hâkim olduğu yerlerde yetişen, yaprakları üst üste kapanıp yuvarlak bir top oluşturan, açık yeşil renkli, salatalarda kullanılan tek yıllık otsu bir bitki; atom
- aysız
Ay ışığı olmayan (gökyüzü, gece); kamersiz
- ayva
Gülgillerden, çiçekleri iri, beyaz veya pembe, yapraklarının altı tüylü, orta yükseklikte bir ağaç (Cydonia vulgaris)
- ayva göbek
Biraz tombul, çukuru belli olan göbek
- ayva göbekli
Biraz tombul, göbeği çukur olan (kimse)
- ayva tüyü
Vücuttaki ince, sarı tüyler
- Ayvacık
Çanakkale iline bağlı ilçelerden biri
- ayvadana
Birleşikgillerden, sık tüylü, soluk sarı çiçekli, kök ve toprak üstü kısımları hekimlikte kullanılan, çok yıllık, otsu bir bitki (Artemisia vulgaris)
- Ayvalık
Balıkesir iline bağlı ilçelerden biri
- ayvalık
Ayva ağaçlarının çok bulunduğu yer
- ayvayı yemek
kötü duruma düşmek, işi bozulmak
- ayvaz
Bir kadının eşi, kocası
- ayvaz, kasap hep bir hesap
"ha öyle ha böyle, ikisi de bir" anlamında kullanılan bir söz
- ayvazlık
Ayvazın görevi
- ayyar tilki art ayağından tutulur
"işini hile ile yürüten kimse sonunda yakayı ele verir" anlamında kullanılan bir söz
- ayyaş
İçkiye düşkün; içkici, içici, keş (II), küplü, bekri
- ayyaşlaşma
Ayyaşlaşmak işi
- ayyaşlaşmak
Ayyaş bir duruma gelmek
- ayyaşlık
Ayyaş olma durumu; bekrilik
- ayyuk
Göğün en yüksek yeri
- ayyuka çıkmak
ses yükselmek
- ayçiçeği
Birleşikgillerden, sarı renkli çiçeği çok iri olan, yurdumuzda çok yetiştirilen bir bitki; gün çiçeği, günebakan, gündöndü, günâşık (Helianthus annuus)
- ayçiçeği yağı
Ayçiçeğinden çıkarılan yağ; çiçek yağı
- ayı
Memelilerin etobur takımından, beş parmaklı, tabanlarına basarak yürüyen, yurdumuzda boz türü bulunan, iri gövdeli hayvan; kocaoğlan (Ursus arctos)
- ayı gibi
iri yarı
- ayı gördüm, yıldıza itibarım (veya minnetim) yok
"bir şeyin en iyisine alıştıktan sonra ondan aşağı olanlar beni ilgilendirmez" anlamında kullanılan bir söz
- ayı görmeden bayram etme
"bir iş gerçekleşmeden ona oldu gözüyle bakmamalı" anlamında kullanılan bir söz
- ayı gülü
İki çenekliler sınıfının düğün çiçeğigiller familyasından bir tür şakayık (Peconia corollina)
- ayı sevdiği yavrusunu hırpalar
"hırpalamak her zaman kötülük yapmak için olmaz, sevgiden kaynaklanan hırpalamalar da vardır" anlamında kullanılan bir söz
- ayı yavrusu ile oynuyor
iri ve yetişkin birinin ufak tefek birine, bir çocuğa el şakası yapması veya gücünü onda denemesi karşısında söylenen bir söz
- ayı yürüyüşü
Kol ve bacakları açıp gererek yürüme
- ayı üzümü
Fundagillerden, küçük taneli yemişler veren, tüylü bir bitki (Arbutus uva ursi)
- ayıbacağı
Çift yan yelkenlerden birini sağdan, birini soldan kullanma biçimi
- ayıboğan
İri yarı, söz ve davranışlarında incelikten yoksun olan (kimse)
- ayıbını yüzüne vurmak
birinin kusurunu yüzüne söylemek
- ayıcı
Ayı oynatmayı iş edinen kimse
- ayıcılık
Ayıcının yaptığı iş
- ayıgiller
Memeli etoburlardan, ayıları içine alan bir familya
- ayık
Sarhoşluğu veya baygınlığı geçmiş olan
- ayıkla pirincin taşını!
bir işin pek karışık ve içinden çıkılmaz durumda olduğunu anlatmak için kullanılan bir söz
- ayıklama
Ayıklamak işi
- ayıklamak
Bir şeyin içinden, işe yaramayan, gereksiz veya istenmeyen taneleri ayırıp çıkarmak, temizlemek
- ayıklanabilme
Ayıklanabilmek işi
- ayıklanabilmek
Ayıklanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayıklanma
Ayıklanmak işi
- ayıklanmak
Ayıklama işine konu olmak
- ayıklanıverme
Ayıklanıvermek işi
- ayıklanıvermek
Çabucak ayıklanmak
- ayıklanış
Ayıklanmak işi
- ayıklatabilme
Ayıklatabilmek işi
- ayıklatabilmek
Ayıklatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayıklatma
Ayıklatmak işi
- ayıklatmak
Ayıklama işini yaptırmak
- ayıklayabilme
Ayıklayabilmek işi
- ayıklayabilmek
Ayıklama ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayıklayıverme
Ayıklayıvermek işi
- ayıklayıvermek
Çabucak ayıklamak
- ayıklık
Ayık olma durumu
- ayıkma
Ayıkmak işi
- ayıkulağı
Çuha çiçeğigillerden, çok yıllık, boyu 20 cm, eni 25 cm’ye kadar büyüyebilen, değişik renkli çiçekleri ve rozet yaprakları olan, çok yıllık bir süs bitkisi (Primula auricula)
- ayılabilme
Ayılabilmek işi
- ayılabilmek
Ayılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayılaşma
Ayılaşmak durumu
- ayılaşmak
Kaba saba, görgüsüz biri durumuna gelmek
- ayılma
Ayılmak işi
- ayılmak
Sarhoşluk, baygınlık vb. bir durumdan kurtulmak, kendine gelmek; ayıkmak, aymak
- ayıltabilme
Ayıltabilmek işi
- ayıltabilmek
Ayıltma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayıltma
Ayıltmak işi
- ayıltmak
Ayılmasını sağlamak
- ayıltılma
Ayıltılmak işi
- ayıltılmak
Ayıltma işine konu olmak
- ayılık
Kaba davranış
- ayılık etmek
kaba davranmak
- ayılıp bayılmak
birini kendinden geçercesine sevmek
- ayılış
Ayılmak işi
- ayın
Arap alfabesinin on sekizinci harfinin adı
- ayın on dördü gibi
yüzü çok güzel (kadın veya kız)
- ayınga
Kaçak tütün
- ayıngacı
Tütün kaçakçısı olan kimse
- ayıngacılık
Ayıngacının yaptığı iş
- ayınları çatlatmak
ayın harfinin Arapçaya özgü sesini gırtlakta boğumlamaya çalışmak
- ayının kırk türküsü var, kırkı da ahlat üstüne
bir kimsenin hep aynı şeyi veya hikâyeyi anlatması karşısında söylenen bir söz
- ayıp
Toplumun ahlak kurallarına aykırı olan, utanılacak durum veya davranış
- ayıp etmek
yakışıksız bir biçimde davranmak
- ayıp kaçmak
uygun düşmemek
- ayıp yerler
Vücutta örtülü tutulması gereken yerler
- ayıplama
Ayıplamak işi
- ayıplamak
Bir durumun, bir davranışın veya sözün toplumun ahlak kurallarına aykırı, utanılacak bir davranış veya söz olduğunu belirtir biçimde muhatabına söylemek
- ayıplanma
Ayıplanmak işi
- ayıplanmak
Ayıplama işine konu olmak
- ayıplayabilme
Ayıplayabilmek işi
- ayıplayabilmek
Ayıplama ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayıplı
Ayıbı, kusuru olan
- ayıplılık
Ayıplı olma durumu
- ayıpsız
Ayıbı, kusuru olmayan
- ayıpsız yâr arayan (veya dost isteyen) yârsiz (veya dostsuz) kalır
"kusursuz eş veya iş olmayacağı için böyle özellikte insan veya iş arayan eşsiz veya işsiz kalır" anlamında kullanılan bir söz
- ayıpsızlık
Ayıpsız olma durumu
- ayıptır söylemesi
"bunu söylemek size karşı saygısızlık olacak ancak söylemek zorundayım" anlamında özür dilemek için kullanılan bir söz
- ayırabilme
Ayırabilmek işi
- ayırabilmek
Ayırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayıran
Işığı yalın ögelerine ayırma özelliği olan
- ayıraç
Maddeleri kimyasal birleşime veya ayrışıma uğratarak niteliklerini belirlemede kullanılan bileşikler; belirteç, miyar, reaktif
- ayırdına varmak
fark etmek
- ayırma
Ayırmak işi; şerh, tecrit
- ayırmak
Bir bütünü kendi içinde parçalara bölmek
- ayırmaç
Bir şeyi benzerlerinden ayırt etmeye yarayan durum veya öge; farika
- ayırt etmek
birkaç şeyi birbirinden ayıran niteliği anlamak; tefrik etmek, temyiz etmek
- ayırtabilme
Ayırtabilmek işi
- ayırtabilmek
Ayırtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ayırtaç
Bir dalga biçimindeki sıklık veya evre değişmelerini genlik değişmeleri olarak ortaya çıkaran alet
- ayırtma
Ayırtmak işi
- ayırtmak
Ayırma işini yaptırmak
- ayırtman
Sınavlarda, soruların hazırlanmasından notların verilmesine kadar bütün değerlendirme çalışmalarına katılan görevli; mümeyyiz
- ayırtmanlık
Ayırtmanın görevi; mümeyyizlik
- ayırttırma
Ayırttırmak işi
- ayırttırmak
Ayırtma işini yaptırmak
- ayırtı
Aynı cinsten olan şeyler arasındaki ince fark; çalar, nüans
- ayırtılma
Ayırtılmak işi
- ayırtılmak
Ayırtma işine konu olmak
- ayırıcı
Ayırma özelliği veya gücü olan
- ayırıcılık
Ayırıcı olma durumu
- ayırıverme
Ayırıvermek işi
- ayırıvermek
Çabucak ayırmak
- ayırış
Ayırmak işi
- ayıt
Mine çiçeğigillerden, Akdeniz çevresinde yetişen, mavi, beyaz veya menekşe renginde çiçekler açan, 1-2 metre boyunda bir ağaççık; kadın otu, hayıt (Vitex agnus-castus)
- ayıya kaval çalmak
anlayışsız bir kimseye bir şey anlatmaya çalışmak
- ayıyı fırına atmışlar, yavrusunu ayağının altına almış
"duygusuz insanlar, kendilerini kurtarmak için gerekiyorsa çocuklarını bile tehlikeye atmaktan çekinmezler" anlamında kullanılan bir söz
- ayıyı vurmadan postunu satmak
henüz ele geçmemiş bir şey üzerinde hesap yapmak
- ayşekadın
Kılçıksız, lezzetli bir taze fasulye türü
- Az
Azot elementinin simgesi
- az
Nicelik, nitelik, güç, süre, sayı bakımından eksik, çok karşıtı
- az ... değil
birini kinaye yoluyla takdir etmek veya eleştirmek için kullanılan bir söz
- az alıcı
Çok sayıda satıcıya karşılık sınırlı sayıda alıcının bulunduğu, dolayısıyla her alıcının satın alacağı miktar ve satıcıya ödeyeceği fiyatın, rakip alıcıların miktar ve fiyatlarını etkileyebileceği piyasa türü; oligopson
- az ateş çok odunu yakar
"az sayıda kötü insan, çok sayıda iyi insanın başını belaya sokabilir" anlamında kullanılan bir söz
- az bulmak
yeterli görmemek, az saymak, azımsamak
- az buz olmamak
bir şey azımsanacak kadar olmamak
- az değil
birinin herhangi bir karakter bakımından göründüğü gibi olmadığını anlatmak için söylenen bir söz
- az gelişmiş
Gelişmesi gecikmiş olan
- az gelişmişlik
Az gelişmiş olma durumu; geri kalmışlık
- az gelmek
yetmemek
- az görmek
umduğundan eksik bulmak
- az günün adamı olmamak
çok yaşamış, çok görmüş bulunmak
- az kaldı (veya kalsın)
bir işin gerçekleşmesi söz konusuyken gerçekleşmemesi durumunda kullanılan bir söz
- az kaz, uz kaz, boyunca kaz
"sana yapılmasını istemediğin bir kötülüğün daha ağırını başkasına yapma" anlamında kullanılan bir söz
- az olsun, öz (veya uz) olsun
"yaptığınız iş, edindiğiniz şey az olabilir ancak temiz ve iyi olmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- az sonra
Kısa bir süre sonra; birazdan
- az söyle, çok dinle
"kişinin gereksiz konuşmaktansa az konuşması ve konuşulanları dinlemesi daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz
- az tamah çok ziyan getirir
"hırslı ve pinti insan her zaman zararlı çıkar" anlamında kullanılan bir söz
- az veren candan, çok veren maldan
"varlıklı olmayan kimsenin yardım veya armağan olarak az şey vermesi büyük fedakârlıktır, varlıklı kimsenin vereceği armağan ve yardımlar fedakârlık sayılmaz" anlamında kullanılan bir söz
- az yiyen çok uyur, çok yiyen güç uyur
"kişi iyi uyuyabilmek için pek az da yememeli, pek çok da" anlamında kullanılan bir söz
- aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz
"büyük şeyleri elde edebilmek için önce küçük şeylerle yetinmek gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- aza sormuşlar: "nereye?", "çoğun yanına" demiş
küçük kazançların bile hep varlıklı kimselere düştüğü inancını belirten bir söz
- aza çoğa bakmamak
olanla yetinmek
- azabilme
Azabilmek işi
- azabilmek
Azma ihtimali veya imkânı bulunmak
- azade
Her türlü bağdan kurtulmuş, yakasını sıyırmış olan
- azalabilme
Azalabilmek işi
- azalabilmek
Azalma ihtimali veya imkânı bulunmak
- azalma
Azalmak işi
- azalmak
Az denecek bir miktara inmek; daralmak
- azaltabilme
Azaltabilmek işi
- azaltabilmek
Azaltma ihtimali veya imkânı bulunmak
- azaltma
Azaltmak işi; azlaştırma
- azaltmak
Az denecek bir miktara indirmek; azlaştırmak
- azalttırma
Azalttırmak işi
- azalttırmak
Azaltma işini yaptırmak
- azaltılabilme
Azaltılabilmek işi
- azaltılabilmek
Azaltılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- azaltılma
Azaltılmak işi
- azaltılmak
Azaltma işi yapılmak
- azaltılış
Azaltılmak işi
- azaltım
Azaltmak işi
- azaltış
Azaltmak işi
- azalış
Azalmak işi
- azamet satmak
kurumlanmak (II)
- azametsiz
Azameti olmayan
- azami
En çok, en üst, en büyük, en yüksek (derece, nicelik); maksimum, maksimal
- azan kurda kızan köpek
"belalı kişinin hakkından kötü kişi gelir" anlamında kullanılan bir söz
- azap
Organlarda hissedilen büyük sıkıntı ve acı; ezinç
- azap duymak
acı çekmek, üzülmek
- azap vermek
acı çektirmek, üzmek
- azap çekmek
eziyet çekmek, üzüntü içinde olmak
- azaplı
Sıkıntı, acı veren
- azapsız
Sıkıntı, acı vermeyen
- azar
Yaptığı bir kusurdan dolayı birisine söylenen kırıcı söz
- azar azar
Küçük ölçülerde; az az, damla damla, gıdım gıdım, ucun ucun, yudum yudum
- azar işitmek
azarlanmak
- azarlama
Azarlamak işi; fırça, muaheze, papara, paylama, zılgıt, takaza, tekdir, tevbih, saparta
- azarlamak
Kırıcı ve sert söz söylemek; donatmak, görünmek, paylamak, darılmak, kakımak, terslemek (I), zılgıt vermek, tekdir etmek, takaza etmek
- azarlanabilme
Azarlanabilmek işi
- azarlanabilmek
Azarlanma ihtimali bulunmak
- azarlanma
Azarlanmak işi; paylanma
- azarlanmak
Kırıcı ve sert sözle karşılaşmak; paylanmak
- azarlanış
Azarlanmak işi
- azarlatma
Azarlatmak işi
- azarlatmak
Azarlama işini yaptırmak veya azarlanmasına yol açmak
- azarlayabilme
Azarlayabilmek işi
- azarlayabilmek
Azarlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- azarlayıverme
Azarlayıvermek işi
- azarlayıvermek
Hemen azarlamak
- azarlayış
Azarlamak işi
- azat
Serbest bırakma
- azat edilmek
serbest bırakılmak, salıverilmek
- azat etmek (veya eylemek)
serbest bırakmak, salıvermek
- azat olmak
özgür kalmak
- azatlı
Azat edilmiş cariye veya köle
- azatlık
Azat olma durumu
- azatsız
Azat edilemeyen
- azca
Oldukça az
- Azdavay
Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri
- azdırabilme
Azdırabilmek işi
- azdırabilmek
Azdırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- azdırma
Azdırmak işi
- azdırmak
Azmasına sebep olmak
- azdırılma
Azdırılmak işi
- azdırılmak
Azmasına yol açılmak
- azdırış
Azdırmak işi
- azel
Sunumun birkaç satıcı tarafından yapıldığı ve bu az sayıdaki satıcının birbirlerinin üretim kararlarından etkilendiği piyasa türü; oligopol
- azelleşme
Azelleşmek durumu; oligopolleşme
- azelleşmek
Azel durumuna gelmek; oligopolleşmek
- Azerbaycan Türkçesi
Kuzey ve Güney Azerbaycan Türklerinin kullandığı konuşma ve yazı dili; Azerice, Azerbaycan dili, Azeri Türkçesi
- Azerbaycan Türkü
Azerbaycan Cumhuriyeti'nde ve Güney Azerbaycan'da (İran'da) yaşayan Türk soylu halktan veya bu halkın soyundan olan kimse; Azeri
- Azerbaycanlı
Azerbaycan halkından veya bu halkın soyundan olan kimse
- azgın
Azmış olan; kudurgan
- azgınlaşma
Azgınlaşmak durumu
- azgınlaşmak
Azgın duruma gelmek
- azgınlaştırma
Azgınlaştırmak işi
- azgınlaştırmak
Azgın duruma getirmek
- azgınlık
Azgın olma durumu; kudurganlık, tuğyan
- azil
Görevden alma
- azim
Bir işteki engelleri yenme kararlılığı
- azimet etmek
gitmek, yola çıkmak
- azimkâr
Bir işteki engelleri yenme kararlılığında olan
- azimkârane
Kararlılıkla, kararlı olarak
- azimkârlık
Azimkâr olma durumu
- azimli
Azmi olan
- azimlilik
Azimli olma durumu
- azimsiz
Azmi olmayan
- azimsizlik
Azimsiz olma durumu
- azit
Azotürün grup hâlinde üç azot atomu içeren organik türevlerinin ortak adı
- aziz
Hristiyanlıkta kilise tarafından din büyüğü olarak kabul edilen kimse
- azize
Ermiş kadın
- azizim
Dost, arkadaş vb. kişilere seslenme sözü
- Aziziye
Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
- aziziye
Sultan Abdülaziz'in ve devlet adamlarının kulak hizasına kadar indirerek giydiği, tepesi dar, alt kısmı geniş, kalın püsküllü fes
- azizlik
Aziz olma durumu
- azizlik etmek
birine şaka yollu oyun oynamak, muziplik etmek
- azizlik olsun diye
şaka olsun, muziplik olsun diye
- azledilebilme
Azledilebilmek işi
- azledilebilmek
Azledilme ihtimali bulunmak
- azlediliş
Azledilmek işi
- azledilme
Azledilmek işi
- azledilmek
Görevden alınmak
- azlediş
Azletmek işi
- azletme
Azletmek işi
- azletmek
Bir kişiyi görevinden almak, uzaklaştırmak
- azlettirme
Azlettirmek işi
- azlettirmek
Azletme işini yaptırmak
- azlolunma
Azlolunmak işi
- azlolunmak
Görevinden alınmak, görevinden çıkarılmak
- azlık
Az olma durumu
- azma
Azmak işi
- azmak
Bir nehir veya dereden taşıp biriken küçük su birikintisi
- azman
Aşırı gelişmiş
- azmankaya
Kaya balığıgillerden, Akdeniz ve Atlas Okyanusu’nda yaşayan, gövdesi uzun, sırt ve anüs yüzgeçleri kısa, alt çenesinde iki bıyık bulunan bir tür balık (Gobius jose)
- azmanlaşma
Azmanlaşmak işi
- azmanlaşmak
Aşırı gelişmek, çok büyük duruma gelmek
- azmanlık
Azman olma durumu
- azmetme
Azmetmek işi
- azmetmek
Bir işi yapmak için kararlılıkla gayret etmek, bir işte azim göstermek
- azmettirme
Azmettirmek işi
- azmettirmek
Bir suçu işlemesine veya herhangi bir işi kesinlikle yapmasına karar verdirmek
- azmış kudurmuştan beterdir
"coşkun ve heyecana kapılmış kimseyi zapt etmek zordur" anlamında kullanılan bir söz
- aznavur
İri yarı, kırıcı, sinirli, asık suratlı, sert kimse
- aznavur gibi
zalimce davranan
- aznif
Ortadaki taşın dört tarafına da sayı işlenebilen ve işlenen taşların toplamı beş ve beşin katları olduğu zaman puan alınan bir tür domino oyunu
- azoik
En eski jeolojik sistem
- azol
Heterosiklik birleşiklerin önemli bir sınıfı
- azonal
Yeryüzünün herhangi bir noktasında enleme bağlı olmaksızın meydana gelen olay
- azot
Atom numarası 7, atom ağırlığı 14,008 olan, havada beşte dört oranında bulunan, rengi, kokusu, tadı olmayan element; nitrojen (simgesi N)
- azotlama
Azotlamak işi
- azotlamak
Azotla karıştırmak veya birleştirmek
- azotlu
İçinde azot bulunan
- azotsuz
İçinde azot olmayan
- azotölçer
Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan aygıt; azotometre
- azotür
HN3 formülünde bir tür asit
- Azrail
Allah tarafından insanların canını almakla görevlendirilen melek; alıcı, can alıcı
- Azrail gelince oğul, uşak sormaz
"Azrail büyük küçük demez, eceli gelenin canını alır" anlamında kullanılan bir söz
- Azrail'e bir can borcu olmak (veya kalmak)
nasıl olsa öleceğini kabul etmek
- Azrail'in elinden kurtulmak
ölümden kurtulmak
- Azrail'le burun buruna gelmek
ölümle karşı karşıya gelmek
- azı
Köpek dişlerinden sonra içeriye doğru, alt ve üst çenenin iki yanında beşer tane bulunan ve yiyecekleri öğütmeye yarayan dişlerin ortak adı; azı dişi, öğütücü diş
- azı karar çoğu zarar
“hiçbir zaman aşırıya kaçılmamalıdır” anlamında kullanılan bir söz
- azı çoğa saymak (veya tutmak)
verilen küçük bir armağanı çok beğenmek
- azıcık
(azı'cık) Kısa bir süre
- azıcık aşım kaygısız (veya ağrısız) başım
"derdim olmasın da başka bir şey istemem" anlamında kullanılan bir söz
- azık
Gereken yiyecek ve içecek şeyler; nevale
- azıklı
Azığı olan
- azıklık
Azık olarak ayrılan veya hazırlanan yiyecekler
- azıksız
Azığı olmayan
- azıksız yola çıkanın iki gözü el torbasında olur
"ileride gereksinim duyacağı şeyleri zamanında hazırlamayan kişi, hazırlık yapan diğer insanlardan yardım bekler" anlamında kullanılan bir söz
- azıksızlık
Azıksız olma durumu
- azılı
Çok şiddetli, korkunç olan
- azımsama
Azımsamak durumu
- azımsamak
Bir şeyin umulduğundan az olduğu yargısına varmak, az görmek, az bulmak
- azımsanabilme
Azımsanabilmek işi
- azımsanabilmek
Azımsanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- azımsanma
Azımsanmak işi
- azımsanmak
Azımsama işine konu olmak
- azımsayabilme
Azımsayabilmek işi
- azımsayabilmek
Azımsama ihtimali veya imkânı bulunmak
- azımsayış
Azımsamak durumu
- azınlık
Bir toplulukta kendine özgü nitelikler bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar; azlık, ekalliyet, çoğunluk karşıtı
- azınlık hükûmeti
Mecliste çoğunluğu olmayan bir partinin tek başına kurduğu hükûmet
- azınlıkta kalmak
bir toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler karşı düşünceye oy verenlerden daha az olmak
- azıtabilme
Azıtabilmek işi
- azıtabilmek
Azıtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- azıtma
Azıtmak işi
- azıtmak
Azgın duruma getirmek
- azıttırma
Azıttırmak işi
- azıttırmak
Azıtma işini yaptırmak
- azıtılma
Azıtılmak işi
- azıtılmak
Azıtma işine konu olmak
- azış
Azmak işi
- azışma
Azışmak işi
- azışmak
Gittikçe kızışmak, gitgide şiddetlenmek
- azıştırma
Azıştırmak işi
- azıştırmak
Azışmasına yol açmak
- aç
Yemek yemesi gereken; tok karşıtı
- aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez
"aç hiçbir mazeretle susturulamaz, çocuk da istediği şeyi hemen elde etmek ister" anlamında kullanılan bir söz
- aç at yol almaz, aç it av almaz
"iş gördürdüğünüz kimselerin haklarını tam olarak vermezseniz kendilerinden yararlanamazsınız" anlamında kullanılan bir söz
- aç ayı oynamaz
"kendisinden iş beklenilen kimseden emeğinin karşılığı esirgenmemelidir" anlamında kullanılan bir söz
- aç aç ile yatınca arada dilenci doğar
"karı koca yoksul olursa bunların çocukları da yoksul olur" anlamında kullanılan bir söz
- aç açık kalmak
yoksulluk içinde, evsiz barksız kalmak
- aç açına
Aç olarak, bir şey yemeden
- aç biilaç
Aç ve bakımsız bir biçimde
- aç bırakmak
yiyecek vermeyerek karnını doyurmasına engel olmak
- aç doymam, tok acıkmam sanır
"aç insan elde ettiğinden çoğunu ister, varlıklı insan ise daha fazlasını ister" anlamında kullanılan bir söz
- aç doyurmak
yoksulları beslemek
- aç elini kora sokar
"aç insan, geçimini sağlamak için kendisini her türlü tehlikeye atar" anlamında kullanılan bir söz
- aç esner, âşık gerinir
"herkes içinde bulunduğu koşula göre davranır" anlamında kullanılan bir söz
- aç gezmektense tok ölmek yeğdir
"yoksulluk ölümden de beterdir" anlamında kullanılan bir söz
- aç gözünü, açarlar gözünü
"yaptığın işlerde uyanık davranmazsan çok kötü durumlarla karşılaşır, gözünü dört açmak zorunda kalırsın" anlamında kullanılan bir söz
- aç ile dost olayım diyen peşin karnını doyursun
"ilişki kuracağımız kimsenin sağlama olanağı bulunmayan şeyi, ona güvenmeden kendimiz sağlamalıyız" anlamında kullanılan bir söz
- aç ile eceli gelen söyleşir
"açın gözü hiçbir şeyi görmez, karnını doyurabilmek için kendisine güçlük çıkaran bir kimseyi öldürebilir" anlamında kullanılan bir söz
- aç kalmak
karnını doyuramamak
- aç karnına
Mide boşken, henüz bir şey yiyip içmemişken
- aç kurt aslana saldırır
"açın gözü kararmıştır, karnını doyurmak için ölümü bile göze alarak kendisinden kat kat güçlü olan yaratıklarla boğuşur" anlamında kullanılan bir söz
- aç kurt gibi
büyük bir istekle
- aç kurt yavrusunu yer
"aç olan karnını doyurmak için canavarlığın en kötüsünü bile yapar" anlamında kullanılan bir söz
- aç köpek fırın deler
"aç kimse karnını doyurmak için önüne çıkan engellerin tamamını aşar ve isteğini elde eder" anlamında kullanılan bir söz
- aç ne yemez, tok ne demez
"yoksul kimse eline geçen şeyin iyisine kötüsüne bakmaz, varlıklı kişi ise en güzel şeylerde bile kusur bulur" anlamında kullanılan bir söz
- aç susuz kalmak
yoksulluktan yaşayamayacak bir duruma gelmek
- aç tavuk kendini arpa ambarında sanır
"insanlar, yokluğunu, yoksulluğunu çektikleri şeyler için olmayacak hayaller, düşler kurar" anlamında kullanılan bir söz
- aç, yanından kaç
aç atansa da kaç
- açabilme
Açabilmek işi
- açabilmek
Açma ihtimali veya imkânı bulunmak
- açacak
Şişelenmiş bazı içeceklerin kapaklarını açmaya yarayan araç
- açadurma
Açadurmak işi
- açadurmak
Açmayı sürdürmek
- açan
Oynak kemiklerin arasındaki açıları genişletmeye yarayan kasların genel adı, büken karşıtı
- açelya
Kokusuz, güzel renkli çiçekler açan bir bitki (Rhododendron)
- açgözlü
Mala, yiyeceğe ve içeceğe doymak bilmeyen; açgöz, gözü aç, gözü doymaz, haris, tamahkâr, tokgözlü karşıtı
- açgözlüce
Açgözlüye yaraşır bir biçimde
- açgözlük etmek
açgözlülük etmek
- açgözlüleşebilme
Açgözlüleşebilmek durumu
- açgözlüleşebilmek
Açgözlü olma ihtimali bulunmak
- açgözlüleşme
Açgözlüleşmek durumu
- açgözlüleşmek
Açgözlü duruma gelmek
- açgözlülük
Açgözlü olma durumu; açgözlük, doymazlık, gözü doymazlık, harislik, tamahkârlık, tamah
- açgözlülük etmek
bir şeye karşı aşırı istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlık etmek
- açkı
Bir cismin yüzeyi üzerinde sert bir madde veya bir araç sürterek onu düzleştirip parlatma
- açkıcı
Açkı yapan kimse; perdahçı
- açkıcılık
Açkıcının yaptığı iş
- açkılama
Açkılamak işi
- açkılamak
Açkı ile parlatmak
- açkılanma
Açkılanmak işi
- açkılanmak
Açkı yapılmak; perdahlanmak
- açkılatma
Açkılatmak işi
- açkılatmak
Açkı işi yaptırmak
- açkılatılma
Açkılatılmak işi
- açkılatılmak
Açkılatma işine konu olmak
- açkılı
Açkı yapılmış
- açkısız
Açkı yapılmamış
- açlık
Aç olma durumu
- açlık grevi
Kendisine veya başkalarına yapılan bir haksızlığı protesto için bir kimsenin veya grubun aç durarak gösterdiği tepki
- açlık ile tokluğun arası yarım yufka
"yoksul olan buna üzülmemelidir, küçücük bir şey bile en büyük ihtiyacı gidermeye yeter" anlamında kullanılan bir söz
- açlık kan şekeri
Aç karnına ölçülen kandaki glikoz miktarı
- açlık sınırı
Bir ülkede insanların sağlıklı bir biçimde yaşayabilmeleri için sahip olmaları gereken en düşük gelir düzeyi
- açlık çekmek
yoksulluk içinde bulunmak
- açlıktan gözü (veya gözleri) dönmek (veya kararmak)
çok acıkmak
- açlıktan imanı gevremek
çok acıkmak
- açlıktan nefesi kokmak
yoksulluk içinde bulunmak
- açlıktan ölmek
dayanılmaz derecede acıkmak, çok acıkmak
- açlıktan ölmeyecek kadar
çok az
- açlığını bastırmak (veya gidermek veya öldürmek)
açlık duygusunu yatıştırmak
- açma
Açmak işi; teftih
- açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna
sırrını açma dostuna, o da söyler dostuna
- açmacı
Açma yapan veya satan kimse
- açmacılık
Açmacının yaptığı iş
- açmak
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek
- açmalık
Kiri çıkarmak veya eşyayı iyice temizlemek için kullanılan her türlü madde
- açmamazlık
bk. açmazlık
- açmaz
Satranç oyununda şahı koruyan taşlardan birinin yerinden oynatılamaması durumu
- açmaz düğümü
Bir halatın iki ucunu birbirinin üzerinden geçirerek açılmayacakları bir biçimde atılan düğüm
- açmaz halatı
Gemilerin limana bağlanması ve sahilden esecek rüzgârla rıhtımdan uzaklaşmaması için baş, kıç çizgisine dikey olarak bağlanan kısa halat
- açmaza düşmek
içinden çıkılması güç durumda kalmak
- açmaza getirmek (veya düşürmek)
düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak
- açmazlık
Açmaz olma durumu
- açtı ağzını, yumdu gözünü
"öfkelenerek veya kızarak ağır sözler söyledi" anlamında kullanılan bir söz
- açtırabilme
Açtırabilmek işi
- açtırabilmek
Açmasını veya açılmasını sağlamak
- açtırma
Açtırmak işi
- açtırma ağzımı
"kötü bir söz söylememe fırsat verme" anlamında kullanılan bir söz
- açtırma kutuyu, söyletme kötüyü
"kendin hakkındaki kötü düşüncelerimi veya bildiklerimi bana söyletme" anlamında kullanılan bir söz
- açtırmak
Açma işini yaptırmak
- açtırılma
Açtırılmak işi
- açtırılmak
Açtırma işi yaptırılmak
- açtırış
Açtırmak işi
- açı
Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan çıkan iki yarım doğrunun oluşturduğu geometrik biçim; zaviye
- açı ayraç
Matematikte “küçüktür, büyüktür”, dil bilgisinde “gelişme, çıkma” anlamında kullanılan, “< >” biçimindeki ayraç; açı parantez
- açı ölçüm
Açı ölçmede söz konusu olan yöntem ve teknik
- açık
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı
- açık alan
Şehrin gürültüsünden uzak, insanların dinlenebilecekleri çeşitli bitkilerle kaplı yer
- açık alın
Normalden daha geniş olan alın
- açık alınla
Hiçbir kanunsuz ve ahlak dışı tutumu olmadan, yaptıklarının doğruluğundan emin olarak
- açık alınlı
Alın bölgesi daha geniş olan
- açık alınlılık
Açık alınlı olma durumu
- açık ara
Aradaki farkı çok açarak
- açık artırma
Bir malın satışında alıcılar arasında fiyat artırma yarışına dayanan satış biçimi; artırma, müzayede
- açık açık
Saklamaksızın
- açık ağıl
Koyunların ve keçilerin barındırıldıkları üstü açık, etrafı taş duvar veya çitlerle çevrili basit barınak
- açık ağız aç kalmaz
"isteklerini uygun bir biçimde söylemesini bilen kimse, onları önünde sonunda elde eder" anlamında kullanılan bir söz
- açık ağızlı
Yerli yersiz, çok konuşan (kimse)
- açık ağızlılık
Açık ağızlı olma durumu
- açık bilet
Tarihi kararlaştırılmamış yolculuklarda kullanılmak üzere belirli bir dönem için geçerli olan bilet
- açık bono
Para hanesi boş bırakılarak imza edilen bono; açık senet
- açık bono vermek
sınırsız yetki tanımak
- açık büfe
Yiyecek ve içeceklerin serbestçe seçilip alındığı servis düzeni
- açık celse
gizli celse karşıtı
- açık ciro
Senet veya çekin arkasının kime ödeneceği belirtilmeden imzalanmasıyla yapılan ciro
- açık deniz
Denizin, kara sularının dışında kalan bölümü
- açık devre
Bir yalıtkanla üzerinden elektrik akımının sürekli olarak geçmesinin engellendiği devre
- açık dolaşım sistemi
Genellikle bütün eklem bacaklılarda ve birçok yumuşakçada bulunan atardamar ve kan boşluğundan oluşmuş açık bir dolaşım sistemi
- açık durum
Güreşte vücudun dizler bükülü, ayaklar açık, dirsekler gövdeye yakın, kollar yarı gergin olarak aldığı durum
- açık duruşma
Herkesin dinleyebileceği duruşma; açık celse
- açık düşme
Açık düşmek işi
- açık düşmek
Herhangi bir sebeple bir filodan veya istenilen yerden uzakta kalmak
- açık düşürme
Açık düşürmek işi
- açık düşürmek
Yağlı güreşte rakibin sırtını veya yanını toprağa değdirmek
- açık eksiltme
Yaptırılacak bir işin, satın alınacak bir malın ucuza sağlanması için işi yapacak veya malı satacak kişiler arasında fiyat düşürme yarışına dayanan işlem
- açık erişim
Genel ağda yer alan kitap, dergi, tez vb. kaynaklara herhangi bir izin almadan ve ücret ödemeden ulaşma durumu
- açık etmek
sırrını açığa vurmak, ele vermek
- açık fikirli
Olayları ve özellikle yenilikleri iyi anlayıp gereği gibi karşılayabilen, düşündüğünü olduğu gibi söyleyebilen (kimse); açık görüşlü
- açık fikirlilik
Açık fikirli olma durumu; açık görüşlülük
- açık giyim
Kadın giyiminin kolları, göğsü veya sırtı açıkta bırakan biçimi; dekolte
- açık giyimli
Kolları, göğsü veya sırtı açıkta bırakan elbise giymiş olan (kadın); dekolte
- açık gri
Grinin bir veya birkaç ton açığı
- açık görüş
Cezaevlerinde yatanlarla yakınlarının belirli günlerde, aralarında herhangi bir fiziksel engel olmaksızın yaptıkları görüşme biçimi
- açık hava
Bahçe, park gibi yapı dışı olan yer
- açık hava müzesi
Açık havadan etkilenmeyecek etnografik eserlerin, evlerin, işlik vb. sivil yapıların sergilendiği bir bölgede kurulan üstü açık müze
- açık hava sineması
Yazın veya iklimi elverişli yerlerde geceleri çalışan, üstü açık, yanları kapalı sinema
- açık hava tiyatrosu
Yazın veya iklimi elverişli yerlerde geceleri çalışan, üstü açık, yanları kapalı tiyatro
- açık hece
Ünlü ile biten veya tek ünlüden oluşan hece; açık seslem
- açık hesap
Peşin para veya bono vermeden yapılan alışveriş
- açık imza
Üzeri boş bırakılan bir kâğıdın altına, dolduracak olana güvenilerek atılan imza
- açık işletme
Maden yatağını örten verimsiz topraklar kaldırıldıktan sonra açık havada kurulan işletme
- açık kahverengi
Kahverenginin bir veya birkaç ton açığı; devetüyü, sütlü kahve, kestane rengi, kestane dorusu, pekmezköpüğü
- açık kalp ameliyatı
Göğüs kemiği açılıp ameliyat sırasında kalp ve akciğeri destekleyici bir cihaz kullanılarak yapılan kalp ameliyatı
- açık kapamak
bütçenin gider fazlasını, para sağlayarak ortadan kaldırmak
- açık kapı
"Herhangi bir konuda son ve kesin sözü söylemeyerek yeniden ele alınabilmesine veya değişik öneriler sunulmasına olanak tanımak" anlamındaki açık kapı bırakmak deyiminde geçen bir söz
- açık kapı bırakmak
gereğinde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak
- açık kapı hırsızı
Her yere girip çıkan, her bulduğunu, gördüğünü alıp giden kimse
- açık kapı politikası
Yabancı malları bir ülkeye serbestçe sokma politikası; açık kapı siyaseti
- açık kestane
Kestane renginin bir veya birkaç ton açığı
- açık konuşmak
gerçeği çekinmeden söylemek
- açık kredi
Bankaların güvendikleri müşterilere rehin, ipotek veya kefil istemeksizin verdikleri borç para
- açık kırmızı
Kırmızının bir veya birkaç ton açığı
- açık lacivert
Laciverdin bir veya birkaç ton açığı
- açık liman
Gemilerin idari açıdan kolayca girip çıktıkları liman
- açık lise
Liselerde uygulanan açık öğretim biçimi
- açık maaşı
Görevinden alınan birine yasaca tanınan belirli bir süre içinde ödenen aylık
- açık mavi
Mavinin bir veya birkaç ton açığı
- açık mektup
Yazıldığı kimseye gönderilmeyip basın yoluyla açıklanan mektup
- açık mutfak
Duvara sabitlenmiş tezgâh ve dolaplarının yanı sıra ortada, bir bölümü masa olarak da kullanılabilen, alt kısmında dolap ve çekmece bulunan, dört tarafı açık, adaya benzer tezgâhın bulunduğu, salon veya oturma odasıyla iç içe olan mutfak; ada mutfak, Amerikan mutfak
- açık olmak
dürüst davranmak
- açık ordugâh
Kırda kurulan ordugâh
- açık otopark
Etrafı çevrili, üstü açık araç park yeri
- açık oturum
Seçilmiş bir konuşmacı grubu tarafından güncel, siyasal, sosyal ve bilimsel konuların veya sorunların herkesin izleyebileceği bir biçimde açık olarak tartışıldığı toplantı; panel
- açık oy
Verenin adını gösteren ve konuşulan sorun üzerindeki düşüncesini belli edecek biçimde verilen oy
- açık pazar
Her devletin malını serbestçe satabileceği, gümrük işlemleri yapılmayan şehir veya ülke
- açık pembe
Pembenin bir veya birkaç ton açığı
- açık piyasa
Fiyatların tamamen arz ve talebe göre belirlendiği piyasa
- açık poliçe
Eksik bilgileri sonradan tamamlanmak üzere düzenlenen poliçe
- açık raf
Kütüphanelerde ve mağazalarda kitapların ve malların kolaylıkla seçilebilmesini sağlamak üzere yapılmış sergen
- açık rejim
Parlamenter rejim
- açık saman rengi
Bu renkte olan
- açık sarı
Sarının bir veya birkaç ton açığı
- açık sayım
Bir seçim sonunda verilen oyların açık olarak sayılması; aleni tadat
- açık saçık
Yüz kızartıcı, edepsiz, müstehcen, cinsel çağrışım yüklü (söz, anlatım)
- açık saçık giyinmek
vücudun bazı yerlerini açıkta bırakarak giyinmek
- açık saçık konuşmak
cinsel konularla ilgili sözler söylemek
- açık saçıklık
Açık saçık olma durumu
- açık seçik
Çok açık, çok belirgin
- açık seçiklik
Açık seçik olma durumu
- açık söylemek
anlaşılmayan yön bırakmadan anlatmak
- açık sözlü
Her şeyi olduğu gibi söyleyen, sözünü esirgemeyen; dobra
- açık sözlülük
Açık sözlü olma durumu
- açık taşıt
Üstü örtülmemiş araba, otomobil vb
- açık teşekkür
Herhangi birine veya kamuoyuna basın yoluyla edilen teşekkür
- açık tohumlular
Tohumları kozalak pulları üzerinde açık olarak bulunan çiçekli bitkilerin ayrıldığı iki büyük daldan biri; çıplak tohumlular
- açık toplum
Dış dünya ile her türlü ilişki içinde olan insan topluluğu
- açık tribün
Açık havadaki spor karşılaşmalarında seyircilerin oturduğu ve üstü kapalı olmayan bölüm
- açık turuncu
Turuncunun bir veya birkaç ton açığı
- açık tutmak
bir iş yerinin çalışır durumunu sürdürmek
- açık vermek
geliri, giderini karşılamamak
- açık yara
Vücut dokusunda dış veya iç yırtılmayı içeren, deri veya mukozaların bütünlüğü bozulmuş yara
- açık yaraya tuz ekilmez
"acısı henüz taze olan bir kimsenin üzüntüsü, birtakım söz ve davranışlarla artırılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- açık yeşil
Yeşilin bir veya birkaç ton açığı
- açık yol
Liman giriş ve çıkışlarında teknelerin kullanabilecekleri, sancak ve iskele şamandıralarıyla işaretlenmiş serbest yol veya kanal
- açık yürekli
Düşündüğünü olduğu gibi söyleyen, içi temiz, gizli yönü olmayan (kimse); samimi, açık kalpli
- açık yüreklilik
Açık yürekli olma durumu; samimiyet, açık kalplilik
- açık zaman
Tutkalın yüzeye sürülmesi ile malzemelerin sıkıştırılması arasında geçen süre
- açık çek
Üzerine para miktarı yazılmamış çek
- açık önerme
İçerisinde değişken bulunan ve bu değişkenin alacağı değerle doğruluğu veya yanlışlığı kesinleşen önerme
- açık öğretim
Dersleri radyo, televizyon vb. araçlarla yayımlanan veya kitapları posta ile ilgililere ulaştırılan öğretim biçimi
- açık şehir
Düşman saldırısına karşı savunma önlemleri alınmamış, içinde herhangi bir askerî hedef bulunmayan ve bu durumu önceden ilan edilmiş olan şehir
- açıkağız
Turpgillerden bir bitki (Hesperis acris)
- açıkgöz
Uyanık davranarak çıkar sağlayan, imkânlardan kurnazca yararlanmayı bilen; aynagöz, cingöz, uyanık
- açıkgözlük etmek
kurnazlık ederek amacına ulaşmaya çalışmak
- açıkgözlülük
Açıkgöz olanın durumu; açıkgözlük, cingözlük
- açıkgözlülük etmek
kurnazlık ederek amacına ulaşmaya çalışmak
- açıklama
Açıklamak işi; izah, tavzih
- açıklama cümlesi
"Yani, demek ki, öyle ki, çünkü, fakat” gibi sözlerle başlayıp bir önceki cümleyle bağlantı kurarak ana cümlede anlatılmak istenen duygu ve düşünceyi daha iyi açıklamak ve pekiştirmek için kullanılan cümle
- açıklama yapmak
herhangi bir konuyu aydınlığa kavuşturmak amacıyla konuşmak veya yazmak
- açıklamak
Bir konuyla ilgili gerekli bilgileri vermek; izah etmek
- açıklamalı
Birtakım açıklamalarla anlaşılması, öğrenilmesi kolaylaştırılmış, izahlı
- açıklanabilir
Anlaşılır duruma getirilebilen
- açıklanabilirlik
Açıklanabilir olma durumu
- açıklanabilme
Açıklanabilmek işi
- açıklanabilmek
Anlaşılır bir duruma getirilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- açıklanan
Açıklamalar sonunda ortaya çıkması beklenen kavram; açıklayan
- açıklanma
Açıklanmak işi
- açıklanmak
Açıklama işi yapılmak
- açıklanış
Açıklanmak işi
- açıklar livası
İşi gücü olmayan, boşta kalan kimse
- açıklar livası olmak
işsiz ve kazançsız kalmak
- açıklatabilme
Açıklatabilmek işi
- açıklatabilmek
Açıklamasını veya açıklanmasını sağlamak
- açıklatma
Açıklatmak işi
- açıklatmak
Açıklamasını sağlamak
- açıklattırma
Açıklattırmak işi
- açıklattırmak
Açıklatma işini yaptırmak
- açıklayabilme
Açıklayabilmek işi
- açıklayabilmek
Açıklama ihtimali veya imkânı bulunmak
- açıklayıcı
Bir sorunu gerekli açıklığa kavuşturan
- açıklayıcılık
Açıklayıcı olma durumu
- açıklayıverme
Açıklayıvermek işi
- açıklayıvermek
Çabucak veya kolayca açıklamak
- açıklayış
Açıklamak işi
- açıklaşma
Açıklaşmak durumu
- açıklaşmak
Açık duruma gelmek
- açıklaştırabilme
Açıklaştırabilmek işi
- açıklaştırabilmek
Daha açık bir duruma getirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- açıklaştırma
Açıklaştırmak işi
- açıklaştırmak
Açık duruma getirmek
- açıklaştırılma
Açıklaştırılmak işi
- açıklaştırılmak
Açıklaştırma işine konu olmak
- açıklı koyulu
Üzerinde açık ve koyu tonları bulunan; dalgalı
- açıklık
Açık olma durumu
- açıklık getirmek
bir konu veya sorunu anlaşılır duruma getirmek
- açıklık kazanmak
bir konu aydınlanmak, anlaşılır duruma gelmek
- açıklık politikası
Siyasette açık, şeffaf olma; glasnost
- açıklıkla
Açık bir biçimde, açık olarak
- açıklıkölçer
Bir mikroskobun açıklığını ölçmeye yarayan alet
- açıklığa kavuşmak
bir konu veya sorun aydınlanmak, kapalılıktan kurtarılmak, anlaşılır duruma getirilmek
- açıkta bırakmak
iş ve görev vermemek
- açıkta kalmak (veya olmak)
iş ve görev bulamamak
- açıktan
Bir yerin uzağından
- açıktan (para) kazanmak
emek ve sermaye olmadan para kazanmak
- açıktan almak
açıktan geçmek
- açıktan atama
Açıktan atamak işi; açıktan tayin
- açıktan atamak
Boş kadrolara sınavla veya dereceyle atama yapmak
- açıktan atanma
Açıktan atanmak işi
- açıktan atanmak
Derece ve belli bir sıra gözetilmeksizin görevlendirilmek
- açıktan açığa
Belirgin olarak, göz göre göre
- açıktan geçmek
gemi kıyıdan veya diğer taşıtlardan uzak olarak seyretmek
- açıktan para almak
bir iş veya mal için, kararlaştırılmış ücret veya değer dışında para almak
- açıkça
Gizli bir yönü kalmaksızın, kolay anlaşılır bir biçimde; alenen
- açıkçası
Açık söylemek gerekirse; Türkçesi
- açıkçasını söylemek
doğrusunu, açık olanını, anlaşılır biçimini söylemek
- açıkçı
Borsada fiyat dalgalanmalarından yararlanarak açıktan para kazanan kimse
- açılabilme
Açılabilmek işi
- açılabilmek
Açılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- açılama
Güç bir sahnenin çeşitli açılardan çekiminin yapılması
- açılan solar, ağlayan güler
"hiçbir durum olduğu gibi kalmaz, gün gelir tersine döner" anlamında kullanılan bir söz
- açılma
Açılmak işi; küşayiş
- açılmak
Açık duruma gelmek veya getirilmek
- açılı kaplama
Ahşap teknenin değişik yerlerinde kullanılan, özel biçimlerde kesilmiş kaplama parçası
- açılım
Açılmak işi
- açılıp saçılmak
kadın açık saçık giyinmeye başlamak
- açılır masa
Gerektiğinde yanlara çekilerek uzatılabilen masa
- açılır tavan
Bazı otomobillerde standart, bazılarında ise araç karoserine göre seçmeli olarak sunulan, tavanın açılır kapanır olmasını sağlayan düzenek
- açılıverme
Açılıvermek işi
- açılıvermek
Çabucak ve ansızın açılmak
- açılış
Açılmak işi
- açılış konuşması
Herhangi bir kurum, kuruluş, mağaza vb.nin açılması sırasında yapılan konuşma
- açılış töreni
Bir açılışı kutlamak için yapılan toplantı
- açım
Açmak işi
- açımlama
Açımlamak işi; teşrih, şerh
- açımlamak
Bir sorunu veya konuyu ele alıp en ince noktasına kadar gözden geçirerek anlatmak; şerh etmek, teşrih etmek
- açımlanma
Açımlanmak işi
- açımlanmak
Açımlama işine konu olmak
- açımlanış
Açımlanmak işi
- açımlayış
Açımlamak işi
- açın gözü ekmek teknesinde olur
"kişinin tek düşüncesi, yaşaması için gerekli olan şeyi elde etmektir" anlamında kullanılan bir söz
- açın imanı olmaz
"aç olan kimseden her türlü kötülük beklenebilir" anlamında kullanılan bir söz
- açın karnı doyar, gözü doymaz
"tutkulu olduğu konuda insan doyumsuzdur, yetinmek bilmez" anlamında kullanılan bir söz
- açın koynunda ekmek durmaz
"kazancı yetmeyen kişi, eline geçeni hemen harcar, yarını için bir şey saklayamaz" anlamında kullanılan bir söz
- açın kursağına çörek dayanmaz
"yoksulluk içinde bulunan kimsenin bir eksiği giderilse başka bir eksiği kendini gösterir" anlamında kullanılan bir söz
- açın uykusu gelmez
"aç olan kimse, kendisine ne kadar rahatlık sağlanırsa sağlansın, dinlendirilemez" anlamında kullanılan bir söz
- açındırma
Açındırmak işi; düzlemleştirme
- açındırmak
Açınmasını sağlamak
- açınma
Açınmak işi
- açınmak
Uyurken üzerindeki yorgan ve örtüyü atmak
- açınsama
Açınsamak işi; istikşaf
- açınsamak
Bir yerin özelliklerini ortaya çıkarmak için araştırma ve inceleme yapmak; istikşaf etmek
- açınım
Açınmak işi
- açıortay
Bir açıyı, ölçüleri birbirine eşit olan iki açısal bölgeye ayıran doğru parçası
- açıortay düzlemi
İki düzlemli bir açıyı iki komşu ve eşit açıya bölen düzlem
- açısal
Açı ile ilgili; zaviyevi
- açısal bölge
Açı ile iç bölgesinin birleşiminden oluşan düzlem parçası
- açısal hız
Hareket eden bir cismi duran bir noktaya birleştiren doğru parçasının birim zamanda taradığı açı
- açısal ivme
Açısal hızın birim zamanda değişen niceliği
- açısal sapma
Belli bir açı düzeyinde gerçekleşen sapma
- açısal uzaklık
İki cismi gözlemciye birleştiren doğrular arasındaki açı
- açısal yol
Hareket eden cismin birim zamanda gözlemciye göre aldığı yol
- açısal çap
Ay, Güneş vb. gök cisimlerinin çapını gözlemciden gören açı
- açısallık
Açısal olma durumu
- açıt
Bir duvarda kapı, pencere, kemerleme vb. bölümler için bırakılmış açıklık
- açıverme
Açıvermek işi
- açıvermek
Ansızın veya çabucak açmak
- açığa alma
Açığa almak işi
- açığa almak
Bir görevliyi geçici bir süre işten uzaklaştırmak
- açığa alınma
Açığa alınmak işi
- açığa alınmak
Belirli bir süre işten el çektirilmek
- açığa vurmak
belli etmek, ortaya çıkarmak
- açığa çıkarmak
işinden çıkarmak
- açığa çıkmak
belli olmak, anlaşılmak
- açığı çıkmak
saklamakla görevli bulunduğu paranın veya malın eksik olduğu anlaşılmak
- açığını aramak
birinin yaptığı işte hile, yanlış veya usulsüzlük aramak
- açığını bulmak
birinin kasıtlı olarak yaptığı yanlışı veya hileyi yakalamak
- açığını kapamak (veya kapatmak)
eksiğinin veya küçük düşürücü durumunun anlaşılmamasını sağlamak
- açış
Açmak işi
- açış konuşması
Bir töreni, bir toplantıyı başlatmak için yapılan konuşma
- ağ
İplik, sicim, tel vb. ince şeylerden kafes biçiminde yapılmış örgü
- ağ atmak (veya bırakmak)
balık avlamak için denize ağ salmak
- ağ günlüğü
Teknik bilgi gerektirmeden kendi istedikleri şeyleri, istedikleri biçimde yazan kimselerin oluşturdukları günlüğe benzeyen sosyal medya sitesi
- ağ ipliği
Keten, kenevir, naylon vb. maddelerden ağ yapımında kullanılan iplik
- ağ iğnesi
Tahtadan veya plastikten yapılan, ağ örmekte kullanılan, iğ biçiminde alet
- ağ kayığı
Balık ağlarını taşıyan kayık
- ağ kepçe
Ağdan örülerek yapılan ve balıkçılıkta kullanılan, uzun saplı sepet
- ağ kurdu
Elma, erik vb. yemiş ağaçlarına zarar veren bir kurt
- ağ kurşunu
Balık ağlarını suda tutmaya yarayan zeytin çekirdeği biçiminde delikli kurşun madde
- ağ mantarlar
İnsan ve hayvanlarda hastalığa yol açan ve birçok türü içine alan ilkel bitkiler topluluğu
- ağ tabaka
Göz yuvarlarının iç yüzeyinde görme sinirinin yayılmasıyla oluşan, ışığa duyarlı, ağımsı bölüm; retina
- ağ tonoz
Gotik mimaride kullanılan, ağ biçiminde parçalı tonoz
- ağ torba
Genişliği 25, uzunluğu 50 santimetre olan, ağdan yapılmış, kırmızı yosunları suya dalarak avlamada kullanılan, ip ve kayıktaki makara yardımı ile suyun yüzeyine çıkıp inebilen bir torba
- ağ çekmek
yakalanan balıkları toplamak için ağı sudan çıkarmak
- ağa
Halk arasında sayılan ve sözü geçen erkeklere verilen ünvan
- ağa borç eder, uşak harç
"ağa para sıkıntısı içinde olup borç etse de uşak, bunu anlamaz ve bol harcamayı sürdürür" anlamında kullanılan bir söz
- ağa kapısı
Yeniçeri ağalarının bulunduğu resmî daire
- ağa yamağı
Yeniçeri ağasına bağlı emir çavuşu
- ağababa
Bir yerde, bir topluluk içinde etkili olan, sözü geçen, ileri gelen kimse
- ağababalık
Ağababa olma durumu
- ağabey
Büyük erkek kardeş; ağa, aka, ede, efe
- ağabeylik
Ağabey olma durumu
- ağabeylik etmek (veya yapmak)
birini ağabey gibi korumak, gözetmek
- ağaca balta vurmuşlar "sapı bedenimden" demiş
"insana en yakını bile kötülük edebilir" anlamında kullanılan bir söz
- ağaca dayanma kurur, adama (veya insana) dayanma ölür
"insan yapacağı işte başkalarına değil, kendine güvenmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur
"çocuklar ana ve babalarından öğrendiklerini yapmaya özenirler" anlamında kullanılan bir söz
- ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz
"davranışlarına engel olacak hiçbir takıntısı yok" anlamında kullanılan bir söz
- ağacı kurt, insanı dert yer
"kurt ağacı nasıl içten içe kemirirse dert de insanı içten içe yer bitirir" anlamında kullanılan bir söz
- ağacık
Ağalara sevgiyle yaklaşıldığında söylenen bir söz
- ağacın kurdu içinde olur
"bir topluluğu çökertecek olan şey yine kendi içinden çıkar" anlamında kullanılan bir söz
- ağalanma
Ağalanmak durumu
- ağalanmak
Ağa tavrı takınarak çalım yapmak
- ağalık
Ağa olma durumu
- ağanın alnı terlemezse ırgadın burnu kanamaz
"işveren işçisi ile birlikte çalışmazsa işçi işe var gücüyle sarılmaz" anlamında kullanılan bir söz
- ağanın eli tutulmaz
zengin olarak düşünülen kişiden anılmaya değer bir bağış beklenildiğini belirten bir söz
- ağanın gözü ata tımardır
"iş sahipleri denetimlerini sürekli yaparlarsa işler yolunda gider" anlamında kullanılan bir söz
- ağanın gözü öküzü semiz eder
"ana babalar çocuklarına, mal sahipleri de mallarına iyi bakarlarsa iyi sonuçlar alınır" anlamında kullanılan bir söz
- ağanın gözü, yiğidin sözü
çalışanlarını gereği gibi yöneten ve çalıştıran kişi iyi bir yöneticidir, sözünün eri olan kimse de yiğittir
- ağanın malı çıkar, uşağın canı
"bir afeti önlemek için patron malını, işçi de canını feda eder" anlamında kullanılan bir söz
- ağaran baş, ağlayan göz gizlenmez
"belirtileri meydanda olan yaşlılık ve izleri ortada duran üzüntü ne yapılsa gizlenemez" anlamında kullanılan bir söz
- ağarmak
Rengi solmak
- ağartmak
Kuyumculukta gümüşü temizlemek
- ağartı
Süt, yoğurt, peynir, ayran vb. yiyecek ve içecekler
- ağarık
Beyazlaşmış
- ağarıverme
Ağarıvermek durumu
- ağarıvermek
Aniden beyazlaşmak
- ağaç
Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki
- ağaç arısı
Düzgün kanatlı, kuyruğunda yumurtlama hortumu olan, 3-4 santimetre boyunda ağaç zararlısı
- ağaç balı
Erik, kayısı vb. ağaçlardan sızan zamk; kedi balı
- ağaç bilimci
Ağaç bilimi ile uğraşan kimse; dendrolojist, dendrolog
- ağaç bilimi
Botaniğin ağaçları inceleyen dalı; dendroloji
- ağaç bilimsel
Ağaç bilimi ile ilgili; dendrolojik
- ağaç biti
Yarım kanatlılardan, bitkiler üzerinde yaşayan, sıçrayıcı bir tür böcek (Psylla)
- ağaç ebegümeci
Ebegümecigillerden, boyu yüksek bir ot (Lavatere)
- ağaç kaplama
Kapalı mekânları yalıtmak ve güzelleştirmek amacıyla ağaç ürünlerinden yararlanılarak yapılan kaplama
- ağaç kavunu
Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, taç yaprakları mavimsi pembe, küçük bir ağaç (Citrus medica)
- ağaç kurbağası
Kurbağagillerden, boyu 3-5 santimetre olan, sırtı yaprak yeşili, ağaçlara tırmanan bir tür kurbağa (Hyla arborea)
- ağaç kurdu
Ağaçları kemirerek beslenen sinek kurtçuğu
- ağaç kökünden yıkılır
"bir düzen, ayrıntıların değişmesiyle değil temelinin bozulmasıyla yıkılır" anlamında kullanılan bir söz
- ağaç lalesi
Lale ağacının yeşilimsi beyaz renkte, dip tarafında portakal sarısı geniş bir bant olan, laleye benzeyen çiçeği
- ağaç meyvesi olunca başını aşağı salar
"yararlı eserler veren, bilgi ve erdemle donanmış kimse alçak gönüllü olur" anlamında kullanılan bir söz
- ağaç minesi
Mine çiçeğigillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen, kırmızı, mor çiçekli bir ağaççık (Lantana)
- ağaç mobilya
Oturma, yemek yeme, çalışma, yatma vb. işlerin yapılmasında kolaylık ve rahatlık sağlayan, parçalarının büyük çoğunluğu masif, lifli, yongalı ve tabakalı ağaç malzemeden yapılan, taşınabilir veya sabit olarak kullanılan eşya
- ağaç ne kadar uzasa göğe ermez
"insan ne kadar yükselirse yükselsin bir yerde durur" anlamında kullanılan bir söz
- ağaç nemi
Ağaçta bulunan su miktarının, aynı ağacın mutlak kuru ağırlığına oranı
- ağaç olmak
bir yerde ayakta durarak çokça beklemek
- ağaç oyma
Oyma baskı sanatlarından düz bir baskı tekniği
- ağaç parkı
Örnek olabilecek çeşitli ağaçların ve bitkilerin bilimsel amaçlarla yetiştirildiği alan; arboretum
- ağaç sansarı
Sansargillerden, sırtı koyu esmer, karnı daha açık, iyi tırmanan, postu değerli bir tür memeli; zerdeva (Martes martes)
- ağaç yaprağıyla gürler (veya güzeldir)
insan işlerini yakınlarından güç alarak daha kolay yapar
- ağaç yaşken eğilir
"insanlar küçük yaşta kolay eğitilir" anlamında kullanılan bir söz
- ağaç yılanı
Su yılanıgillerden, ağaçlar üzerinde yaşayan bir tür yılan
- ağaçdelen
Yuva yapmak için ağaçları oyan böcek
- ağaçkakan
Ağaçkakangillerden, gagasıyla ağaçları oyabilen ve ağaç kurtlarını yiyerek beslenen, uzun gagalı kuş (Picus)
- ağaçkesen
Zar kanatlılardan, kurtçukları en çok gül fidanları üzerinde yaşayarak yapraklara zarar veren, kara renkli bir böcek (Hylotoma)
- ağaçlandırabilme
Ağaçlandırabilmek işi
- ağaçlandırabilmek
Bir yeri fidanlar dikerek ağaçlı duruma getirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- ağaçlandırma
Ağaçlandırmak işi; ağaçlama
- ağaçlandırmak
Bir yeri ağaçlı duruma getirmek; ağaçlamak
- ağaçlandırılma
Ağaçlandırılmak işi
- ağaçlandırılmak
Ağaçlı duruma getirilmek
- ağaçlandırılış
Ağaçlandırılmak işi
- ağaçlandırış
Ağaçlandırmak işi
- ağaçlanma
Ağaçlanmak işi
- ağaçlanmak
Ağaçlı duruma gelmek
- ağaçlaşma
Ağaçlaşmak durumu
- ağaçlaşmak
Ağaç durumuna gelmek
- ağaçlı
Ağacı olan
- ağaçlık
Ağacı bol olan yer
- ağaçlıklı
Ağacı bol olan (yer)
- ağaçlılık
Ağaçlı olma durumu
- ağaçsı
Ağacı andıran, ağaca benzeyen, ağaç gibi; ağacımsı
- ağaçsıl
Ağaçla ilgili olan
- ağaçsız
Ağacı olmayan
- ağaçsızlık
Ağaçsız olma durumu
- ağaçtan maşa olmaz
"yeteneksiz, beceriksiz kimse önemli işlerde kullanılamaz" anlamında kullanılan bir söz
- ağaççık
Taflan gibi dalları dibinden başlayarak çatallanan ağaçsı bitki
- ağaççılık
Ağaç yetiştirme işi
- Ağaçören
Aksaray iline bağlı ilçelerden biri
- ağbenek
Ağ görünüşünde olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol açan, açık veya koyu kahverengi asklı mantar
- ağbeneklilik
Arpada görülen mantar hastalığı (Pyrenophora)
- ağcı
Ağ ile balık tutarak geçinen kimse
- ağcık
Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kın
- ağcılık
Ağcının yaptığı iş
- ağda
Kaynatılarak çok koyu ve yapışkan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu şeker eriyiği
- ağda yapmak
vücuttaki fazla tüyleri ağda ile almak, temizlemek
- ağdacı
Şeker, tatlı ve helva yapımında ağda hazırlayan işçi
- ağdacılık
Ağdacının yaptığı iş
- ağdalanma
Ağdalanmak işi
- ağdalanmak
Ağda durumuna gelmek
- ağdalanış
Ağdalanmak durumu
- ağdalaşabilme
Ağdalaşabilmek işi
- ağdalaşabilmek
Ağda durumuna gelme ihtimali bulunmak
- ağdalaşma
Ağdalaşmak durumu
- ağdalaşmak
Ağda durumuna gelmek
- ağdalaştırma
Ağdalaştırmak işi
- ağdalaştırmak
Ağda durumuna getirmek
- ağdalaştırılma
Ağdalaştırılmak işi
- ağdalaştırılmak
Ağda durumuna getirilmek
- ağdalaşıverme
Ağdalaşıvermek işi
- ağdalaşıvermek
Çabucak ağda durumuna gelmek
- ağdalı
Ağda kıvamına gelmiş
- ağdalık
Pekmez yapılan üzüm
- ağdalılık
Bir maddenin ağdalı, koyu kıvamlı olma durumu; viskozite
- ağdırma
Ağdırmak işi
- ağdırmak
Ağmasına sebep olmak
- ağlak
Sık sık ağlayan, ağlamayı huy edinmiş olan
- ağlaklık
Ağlak olma durumu
- ağlama
Ağlamak işi
- Ağlama Duvarı
Kudüs'te bulunan ve Yahudilerce kutsal sayılan, büyük tapınağın ayakta kalan batı duvarı
- ağlama duvarı
Dert, sıkıntı anlatılan kimse veya makam
- ağlama duvarına dönmek
herkesin şikâyetini, derdini dinler duruma gelmek
- ağlama ölü için, ağla deli için
"yakınlarından biri ölenin acısı zamanla küllenir ancak bir yakını deli olanın acısı hiçbir zaman dinmez" anlamında kullanılan bir söz
- ağlamak
Üzüntü, acı, sevinç, pişmanlık vb.nin etkisiyle gözyaşı dökmek
- ağlamak para etmez
"üzülmenin yararı olmaz" anlamında kullanılan bir söz
- ağlamakla yâr ele girmez
"kişi çok sevdiği şeye yalnızca özlemini çekmekle kavuşamaz, onu elde etmenin yollarını bulmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- ağlamaklı
Ağlar gibi olan, neredeyse ağlayacak durumda olan; ağlamalı, ağlamsı
- ağlamaklı olmak
neredeyse ağlayacak duruma gelmek, ağlamalı olmak
- ağlamaklık
Ağlamaklı olma durumu
- ağlamalı olmak
ağlamaklı olmak
- ağlamayan çocuğa meme vermezler
"hakkını aramasını bilmeyen kimsenin işi görülmez" anlamında kullanılan bir söz
- ağlanma
Ağlanmak işi
- ağlanmak
Ağlama işi yapılmak
- ağlantı
Hafif hafif ağlama
- ağlar gözden, sahte sözden kendini sakın
"kendini acındıranlardan kork" anlamında kullanılan bir söz
- ağlarsa anam ağlar, gayrısı yalan ağlar
"insanın sıkıntısını yürekten paylaşan yalnızca annesidir, diğerlerinin üzülmesi yüzeyseldir" anlamında kullanılan bir söz
- Ağlasun
Burdur iline bağlı ilçelerden biri
- ağlatabilme
Ağlatabilmek işi
- ağlatabilmek
Ağlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ağlatan gülmez
"başkalarına zulmeden kimsenin kötülüğü yerde kalmaz, kendisine döner, o da ağlar" anlamında kullanılan bir söz
- ağlatma
Ağlatmak işi
- ağlatmak
Ağlamasına yol açmak
- ağlatış
Ağlatmak işi
- ağlayabilme
Ağlayabilmek işi
- ağlayabilmek
Ağlama ihtimali bulunmak
- ağlayanın malı gülene hayretmez
"birinden haksız olarak alınan mal, alana yarar sağlamaz" anlamında kullanılan bir söz
- ağlayıp da gözden mi olayım?
"meseleyi büyütüp sıkıntıya girmek gereksiz" anlamında kullanılan bir söz
- ağlayıp sızlamak
çok ağlamak
- ağlayıverme
Ağlayıvermek işi
- ağlayıvermek
Çabucak ağlamak, ağlamayı alışkanlık edinmek
- ağlayış
Ağlamak işi
- ağlaşma
Ağlaşmak işi
- ağlaşmak
Birlikte ağlamak
- Ağlı
Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri
- ağlı
Ağı bulunan
- ağma
Ağmak işi
- ağmak
Yükselmek, yukarı doğru çıkmak; inmek
- ağnama
Ağnamak işi
- ağnamak
Hayvan yere yatıp yuvarlanmak
- ağnamcı
Sayım vergisi toplayan kimse
- ağraz
Garazlar
- Ağrı
Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- ağrı
Sinir uçlarının şiddetli biçimde uyarılmasıyla ortaya çıkan, vücudun herhangi bir yerinde oluşan rahatsızlık hissi; veca
- ağrı eşiği
Ağrıya veya acıya dayanıklılık düzeyi
- ağrı kesici
Ağrı duyusunu ortadan kaldıran veya azaltan (ilaç vb.); analjezik
- ağrı sızı
Ağrıma ve sızlama biçiminde kendini gösteren rahatsızlık
- ağrı yitimi
Ağrıya karşı duyarlılığın olmayışı; ağrı kesimi, analjezi
- ağrılarda göz ağrısı, her kişinin öz ağrısı
"herkesi en çok ilgilendiren şey kendi derdidir" anlamında kullanılan bir söz
- Ağrılı
Ağrı ilinden olan kimse
- ağrılı
Ağrıyan, ağrısı olan
- Ağrılılık
Ağrılı olma durumu
- ağrılılık
Ağrılı olma durumu
- ağrıma
Ağrımak işi
- ağrıma asalakları
Omurgalılardan, alyuvar asalağı olarak yaşayan türlü biçimlerdeki sporlular topluluğu
- ağrımak
Vücudun bir yeri ağrılı durumda olmak
- ağrısı tutmak
gebe kadının doğum sancıları başlamak
- ağrısız
Ağrısı olmayan
- ağrısız baş mezarda olur
"herkesin bir sıkıntısı vardır, bu sıkıntılar ancak ölümle biter" anlamında kullanılan bir söz
- ağrısız başına kaşbastı bağlamak
"kendine gereksiz yere iş çıkarmak" anlamında kullanılan bir söz
- ağrısızca
Ağrısız bir biçimde
- ağrısızlık
Ağrısız olma durumu
- ağrıtabilme
Ağrıtabilmek işi
- ağrıtabilmek
Ağrıtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ağrıtma
Ağrıtmak işi
- ağrıtmak
Ağrımasına yol açmak
- ağrıtış
Ağrıtmak işi
- ağrıyabilme
Ağrıyabilmek işi
- ağrıyabilmek
Ağrıma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ağrıyış
Ağrımak durumu
- ağsı
Ağ görünüşünde olan, ağ gibi örülmüş olan
- ağustos
Yılın sekizinci ayı
- ağustos böcekleri
Genç sürgünlerden öz su emerek tarım ve orman bitkilerine zarar veren birçok türün bulunduğu eş kanatlılar familyası
- ağustos böceği
Eş kanatlılardan, erkeği yazın karnının altındaki özel bir organdan kesik ve sürekli ses çıkaran bir böcek; orak böceği (Cicada plebeja)
- ağustosta beyni kaynayanın zemheride kazanı kaynar
"yazın çalışan kışın rahat eder" anlamında kullanılan bir söz
- ağustosta gölge kovan zemheride karnın ovar
"elinde fırsat varken geleceğini sağlamaya gayret göstermeyip eğlenceye, keyfe dalan kimse sonunda aç kalır ve perişan olur" anlamında kullanılan bir söz
- ağustosun yarısı yaz, yarısı kıştır
"ağustos ayının ortalarında yaz sıcakları azalır, serinlik başlar" anlamında kullanılan bir söz
- ağyar
Başkaları, yabancılar, eller
- ağza (veya ağızlara) düşmek
dedikodu konusu olmak
- ağza almamak
anmamak, sözünü etmemek
- ağza alınmaz (veya alınmayacak)
söylenmesi ayıp, çirkin (söz, küfür)
- ağza tat, boğaza feryat
"miktarı çok az olan yiyecek" anlamında kullanılan bir söz
- ağzı (veya ağzı dili) kurumak
susuz kalmak
- ağzı açık
Şaşkın, alık, bön (kimse)
- ağzı açık (veya bir karış açık) kalmak
çok şaşırmak, şaşakalmak
- ağzı açık ayran delisi (veya budalası)
yeni gördüğü her şeye şaşkınlıkla bakan
- ağzı açıklık
Ağzı açık olma durumu
- ağzı bir
Söz birliği etmiş
- ağzı burnu yerinde
oldukça güzel, yakışıklı
- ağzı büyük
Yüksekten konuşan, hava atan
- ağzı büyüklük
Ağzı büyük olma durumu
- ağzı dili bağlanmak
herhangi bir sebeple konuşamaz olmak
- ağzı dili tutulmak
konuşamamak
- ağzı dolu dolu konuşmak
heyecanlı söz söylemek
- ağzı eğri, gözü şaşı ensesinden belli olur
"bir insanda bulunan eksiklikler, onun tutum ve davranışlarından belli olur" anlamında kullanılan bir söz
- ağzı gevşek
Sır saklamayan, sır tutmayan (kimse)
- ağzı gevşeklik
Ağzı gevşek olma durumu
- ağzı havada
Çevresindekilerden habersiz, alık, şaşkın (kimse)
- ağzı kalabalık
Birbirini tutmayan sözler söyleyen, yerli yersiz konuşan, boşboğaz (kimse); farfara
- ağzı kalabalıklık
Ağzı kalabalık olma durumu; farfaralık
- ağzı kara
Kara haber vermekten hoşlanan; şom ağızlı
- ağzı karalık
Ağzı kara olma durumu
- ağzı kenetli
Sır tutan, sır saklayan
- ağzı kenetlilik
Ağzı kenetli olma durumu
- ağzı kilitlenmek
konuşamaz duruma gelmek
- ağzı kilitli
Sır saklayan
- ağzı kilitlilik
Ağzı kilitli olma durumu
- ağzı kulaklarına varmak
çok sevinmek
- ağzı kulaklarında
Çok sevinçli, mutlu (kimse)
- ağzı kurusun
felaket dileğinde bulunanlara karşı kullanılan bir ilenme sözü
- ağzı köpürmek
çok öfkelenmek
- ağzı laf (veya lakırtı) yapmak
kolay konuşma yeteneği olmak
- ağzı olan konuşuyor
"konuyla ilgisi olmayan, bilir bilmez herkesin söyleyecek sözü var" anlamında kullanılan bir söz
- ağzı oynamak
bir şeyler yemek
- ağzı peklik
Ağzı pek olma durumu
- ağzı pis
Sövmeyi, açık saçık konuşmayı huy edinmiş olan (kimse)
- ağzı sulanmak
imrenmek
- ağzı süt kokmak
çok genç ve toy olmak
- ağzı sıkı
Sır saklayan; ağzı pek, ketum
- ağzı sıkılık
Ağzı sıkı olma, sır saklama durumu; ketumiyet, ketumluk
- ağzı teneke kaplı
çok sıcak veya çok acı şeyleri kolaylıkla içebilen, yiyebilen (kimse)
- ağzı torba değil ki büzesin
"başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız" anlamında kullanılan bir söz
- ağzı var dili yok
"pek sessiz, kendi hâlinde" anlamında kullanılan bir söz
- ağzı varmamak
söylemeye, açıklamaya gönlü elvermemek
- ağzı yanmak
büyük zarar görmek
- ağzı çirişçi çanağı
ağzı acı ve kurumuş, zehir gibi olan
- ağzı çirişçi çanağına dönmek
ağzı kuruyup acılaşmak
- ağzıaçık
Afyonkarahisar, Emirdağ ve çevresine özgü olan, ince açılarak araları yağlanmış ve üst üste konulmuş yufkaların dikdörtgen parçalara ayrılıp içine mercimek, haşlanmış patates, kıyma vb. harç konulduktan sonra kenarları katlanıp ortası açık bırakılarak pişirilen bir tür börek; ağzıaçık börek
- ağzına ... koymamak
bir şey yememek veya içmemek
- ağzına almak
yemek, içmek
- ağzına almamak
sözünü etmemek, adını anmamak
- ağzına atmak
yemek için ağzına koymak
- ağzına bakakalmak
sözlerine hayran olmak
- ağzına baktırmak
kendini zevkle dinletmek
- ağzına biber sürerim (veya çalarım)
ayıp bir sözün söylenmemesi gerektiğini belirtmek için söylenen ihtar sözü
- ağzına bir kemik atmak
birini küçük bir çıkarla susturmak
- ağzına bir lokma koymamak
hiçbir şey yememek
- ağzına bir parmak bal çalmak
birini tatlı sözlerle veya çeşitli hediyelerle bir süre için kandırmak, oyalamak
- ağzına bir zeytin verir, altına (veya ardına) tulum tutar
"yaptığı küçük iyiliklere karşılık büyük çıkar bekler" anlamında kullanılan bir söz
- ağzına burnuna bulaştırmak
bir işi beceremeyip berbat etmek, bozmak
- ağzına düşmek
dile düşmek
- ağzına etmek
haddini bildirmek
- ağzına geldiği gibi
önünü sonunu düşünmeden
- ağzına geleni söylemek
nezaket dışına çıkarak ağır ve kırıcı sözler söylemek
- ağzına gem vurmak
susturmak, söyletmemek
- ağzına kadar
Tamamen, tıka basa olarak
- ağzına kilit takmak (veya vurmak)
susmak
- ağzına kira istemek
söylemesi beklenen şeyi söylemekte nazlı davranmak
- ağzına layık
bir yiyeceğin çok lezzetli ve tatlı olduğunu söylemek için kullanılan bir söz
- ağzına sakız olmak
dedikodusuna konu olmak
- ağzına sağlık
bir sözü yerinde söyleyen kişilere söylenen bir beğenme sözü
- ağzına sürmemek
herhangi bir yiyeceği veya içeceği hiç yememek veya içmemek
- ağzına sıçmak
birisini çok kötü duruma sokmak
- ağzına takılmak
bir sözü konuşması sırasında bilinçsiz bir biçimde sürekli söylemek
- ağzına taş almak
söze karışmayıp susmak
- ağzına tükürmek
hakaret ederek uyarmak
- ağzına tıkmak
susturmak, konuşmasına engel olmak
- ağzına verilmesini beklemek (veya istemek)
çalışmayıp işlerinin başkaları tarafından yapılmasını beklemek
- ağzına volta almak
bir palanganın işlemesine engel olmak için palanganın ucundan çıkan halatı geçici olarak makaranın arasından geçirip sıkıştırmak
- ağzına vur, lokmasını al
"yumuşak huylu kimseye her istenilen kolaylıkla yaptırılabilir" anlamında kullanılan bir söz
- ağzına yakışmamak
söylemesi ayıp kaçmak, uygun düşmemek, yakışık almamak
- ağzına yüzüne bulaştırmak
bir işi kötü yapmak, becerememek
- ağzında bakla ıslanmamak
sır saklamamak
- ağzında büyümek
sevmediğinden veya içi almadığından bir yiyeceği yutamamak
- ağzında gevelemek
açıkça söylememek
- ağzında yaş kalmamak
bir düşüncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak
- ağzında çalkalanmak
üzerinde çok konuşulmak
- ağzından
birisinden dinleyerek
- ağzından (söz veya lakırtı) dirhemle çıkmak
çok az veya zorla konuşmak
- ağzından baklayı çıkarmak
baklayı ağzından çıkarmak
- ağzından bal damlamak (veya akmak)
çok tatlı konuşmak
- ağzından burnundan getirmek
huzurunu bozmak, sıkıntıya sokmak
- ağzından dökülmek
açıkça söylemekten çekindiği şey, konuşmasından belli olmak
- ağzından düşmemek (veya düşürmemek)
her zaman sözünü etmek, söylemek
- ağzından girip burnundan çıkmak
türlü yollara başvurarak birini bir şeye razı etmek, kandırmak
- ağzından hayır çıkmazsa bari şer söyleme
"lehte konuşmuyorsun, hiç olmazsa aleyhte de konuşma" anlamında kullanılan bir söz
- ağzından inci saçmak
birbirinden güzel sözler söylemek
- ağzından kapmak
birinin bildiği şeyleri, ustalıklı konuşmalarla ona sezdirmeden öğrenmek
- ağzından kaçırmak
istemediği hâlde boş bulunup söyleyivermek
- ağzından lakırtı (veya laf) almak (veya çekmek)
karşısındakini konuşturarak birtakım şeyleri öğrenmek
- ağzından lokmasını almak
birinin hakkı olan şeyi ondan almak
- ağzından söz (veya laf veya lakırtı) eksik etmemek
o sözü sürekli söylemek
- ağzından yel alsın!
ağzını hayra aç!
- ağzından çıkanı (veya çıkan sözü) kulağı duymamak (veya işitmemek)
sözlerini tartmadan söylemek
- ağzından çıkmak
bir sözü istemeden, farkına varmadan söylemek, söylemiş bulunmak
- ağzından çıt çıkmamak
hiçbir şey söylememek
- ağzını aramak (veya yoklamak)
konuşturarak düşüncesini öğrenmeye çalışmak
- ağzını açacağına gözünü aç
dikkatsiz kişileri uyarmak için "dikkatli ol, uyanık ol!" anlamında kullanılan bir söz
- ağzını açıp gözünü yummak
öfke ile, sonunu düşünmeden ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek
- ağzını bağlamak
bir kimseyi herhangi bir sebeple söz söyleyemez duruma getirmek, susmak zorunda bırakmak
- ağzını bozmak
kaba sözler söylemek, küfretmek
- ağzını burnunu dağıtmak (veya kırmak veya parçalamak)
aşırı bir biçimde döverek perişan duruma getirmek
- ağzını burnunu çarşamba pazarına (veya çanağına) çevirmek
aşırı bir biçimde döverek perişan duruma getirmek
- ağzını bırakıp kıçıyla (veya bir tarafıyla) gülmek
alay ederek karşısındakine gülmek
- ağzını bıçak açmamak
üzüntüden söz söyleyemeyecek durumda olmak
- ağzını dilini bağlamak
birini konuşamaz duruma getirmek
- ağzını havaya (veya poyraza) açmak
umduğunu elde edememek
- ağzını hayra aç!
kötü ihtimaller söz konusu edildiğinde "Tanrı korusun" anlamında kullanılan bir söz
- ağzını kapamak
kendisine çıkar sağlaması için bir kimseyi susturmak
- ağzını kapamak (veya kilitlemek)
susmak, bir şey söylemek istememek
- ağzını kiraya vermek
kendini de ilgilendiren bir konuda düşüncesini söylememek
- ağzını koklamak
niyetini ve durumunu öğrenmek istemek
- ağzını kullanmak (veya satmak)
birinin söylediklerinin aynısını söylemek
- ağzını mühürlemek
konuşmamak, susmak
- ağzını sıkı (veya pek) tutmak
sır vermemek
- ağzını toplamak
söylemekte olduğu kötü söz veya küfürleri kesmek
- ağzını tutmak
boşboğazlık etmemek
- ağzını tıkamak
sözünü kesmek, susturmak
- ağzını öpeyim (veya seveyim)
sevindirici bir söz söyleyene "ne güzel söyledin" anlamında kullanılan bir söz
- ağzının içi yangın yerine dönmek
ağzının tadı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek
- ağzının içine bakmak
ne söyleyeceğini beklemek
- ağzının içine baktırmak
sözlerini seve seve ve dikkatle dinletmek
- ağzının içine girmek
çok yanaşmak, iyice sokulmak
- ağzının kaşığı (veya kalıbı veya lokması) olmamak
bir şey, bir kimsenin uğraşabileceği konulardan olmamak
- ağzının kokusunu çekmek
birinin her türlü isteğine, kaprisine boyun eğmek
- ağzının kâhyası olmak
birinin alışkanlıklarına, davranışlarına, düzenine karışmak
- ağzının mührü ile
oruçlu olarak
- ağzının payını (veya ölçüsünü veya kayarını) vermek
verilen karşılıkla bir kimseyi söylediğine veya yaptığına pişman etmek
- ağzının payını (veya ölçüsünü) almak
verilen karşılıkla bir kimseye söylediğine veya yaptığına pişman olmak
- ağzının perhizi yok
"ağzına geleni söyler" anlamında kullanılan bir söz
- ağzının suyu akmak
çok beğenip istemek, imrenmek
- ağzının tadı bozulmak (veya kaçmak)
bir kimsenin kurulu düzeni, dirliği bozulmak
- ağzının tadını bilmek
güzel yemeklerden anlamak
- ağzının tadını kaçırmak
neşesini, keyfini bozmak
- ağzıyla içmesini bilmek
sözünü, sohbetini karşıdaki kişiyi incitmeyecek bir biçimde ayarlamak
- ağzıyla kuş tutsa...
"ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalık gösterse" anlamında kullanılan bir söz
- ağı gibi
acı veren, çok etkileyen
- ağıl
Evcil küçükbaş hayvanların barındığı çit veya duvarla çevrili yer; arkaç
- ağılamak
Bir şeye zehir katmak
- ağılandırma
Ağılandırmak işi
- ağılandırmak
Zehirli duruma getirmek
- ağılaşma
Ağılaşmak durumu
- ağılaşmak
Zehirli duruma gelmek
- ağılda oğlak doğsa ovada otu biter
"Tanrı her yarattığının rızkını verir" anlamında kullanılan bir söz
- ağıllanma
Ağıllanmak işi
- ağıllanmak
Toplanıp bir arada durmak
- ağım
Ayağın üstündeki tümsek yer
- ağımlı
Ağımı olan (ayak)
- Ağın
Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri
- ağına düşürmek
tuzağına düşürmek
- ağır
Tartıda çok çeken; kilolu, sakil, hafif karşıtı
- ağır aksak
Kesintili, düzensiz bir biçimde olan
- ağır aksaklık
Ağır aksak olma durumu
- ağır ağır
Dikkatli ve özenli bir biçimde
- ağır basar, yeğni kalkar
"ağırbaşlı olan, herkesten saygı görür, ağırbaşlı olmayana ise kimse değer vermez" anlamında kullanılan bir söz
- ağır basmak
ağırlık olarak fazla gelmek
- ağır bir yükten kurtulmak
sorumluluğu zor olan bir durumu atlatarak rahatlamak, hafiflemek
- ağır ceza
Beş yıldan yukarı olan hapis cezaları
- ağır ceza mahkemesi
İllerde ve bazı ilçelerde kurulan, bir başkan ve iki üyeden oluşan, asliye ceza mahkemelerinin bir dalı olan mahkeme
- ağır durmak
ciddi, ağırbaşlı, oturaklı, soğukkanlı hareket etmek
- ağır ezgi
Çok ağır biçimde, yavaş yavaş yapılan
- ağır gelmek
gücüne gitmek, onuruna dokunmak
- ağır git ki yol alasın
"bir işte başarılı olmak isteyen kimse, ağır ağır ama güvenilir adımlarla yürümelidir" anlamında kullanılan bir söz
- ağır hapis cezası
Yirmi yıl veya ömür boyu hapis cezası
- ağır hasta
Hastalığı ilerlemiş kimse
- ağır hastalık
İyileşmesi güç olan hastalık
- ağır hava
Basıncın düşmesi sebebiyle meydana gelen, insanın üzerine baskı yapan hava
- ağır iş
Fazla güç ve emek isteyen yıpratıcı her türlü iş
- ağır işitmek (veya duymak)
kulakları iyi işitmemek, az işitmek
- ağır kayba uğramak
maddi ve manevi büyük zarar görmek
- ağır kayıp
Savaş, deprem, sel vb. doğal afetlerde can ve mal açısından uğranılan büyük kayıp
- ağır kazan geç kaynar
"kalın kafalı insan bir konuyu zor anlar" anlamında kullanılan bir söz
- ağır kaçmak
gücendirici olmak, uygun düşmemek
- ağır kusur
Kazalarda dikkatsizlikten ve özensizlikten dolayı işlenen büyük hata
- ağır küre
Yer yuvarlağının, yoğunluğu ve katılığı çok olan bölümü; barisfer
- ağır makineli
Kundak üzerine oturtulmuş, mermisi özel boyutlarda olan, etkili ateş gücüne sahip tüfek veya top
- ağır ol!
"ciddi, ağırbaşlı, soğukkanlı, sabırlı ol!" anlamında kullanılan bir söz
- ağır ol, batman gel
"ağırbaşlı ol ki el üstünde tutulasın" anlamında kullanılan bir söz
- ağır otur ki bey (veya molla) desinler
"ağırbaşlı ol ki büyüğümüz diye sana saygı göstersinler" anlamında kullanılan bir söz
- ağır oturmak
ağırbaşlı olmak
- ağır paha
Alım veya satımda aşırı yüksek fiyat
- ağır para cezası
Bazı suçlara karşılık yasalarca belirlenmiş yüksek para cezası
- ağır sanayi
Üretim araçları yapan sanayi
- ağır su
Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaşlatıcısı olarak kullanılan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluşan su
- ağır söylemek
acı, dokunaklı sözler söylemek
- ağır söz
Kişinin onuruna dokunan, dayanılması güç söz
- ağır sıklet
Bazı spor dallarında o sporun özelliğine göre kabul edilen belli bir kilonun üstündeki en ağır kilolu yarışmacıların bulunduğu sınıf; başağırlık, ağır
- ağır taş yerinden oynamaz
"ağırbaşlı insan kimsenin oyuncağı olmaz, onu yıpratmaya kimsenin gücü yetmez" anlamında kullanılan bir söz
- ağır top
Namlu çapı 30 cm’den büyük, çok uzağa atış yapabilen, tahrip gücü yüksek bir tür top
- ağır vasıta
Motoru ağır yük veya birden fazla römork taşımak amacıyla güçlendirilmiş kamyon, tır vb.; ağır araç
- ağır vasıta ehliyeti
Ağır vasıta sürücülerine verilen aracı kullanma belgesi
- ağır yara
Bedendeki derin ve ciddi yara
- ağır yara almak
kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek
- ağır yaralanmak
bedene derin ve ciddi yara almak
- ağır yaralı
Bedeninde derin ve ciddi yarası olan
- ağır yongayı yel kaldırmaz
"ağırbaşlı kimseye şöyle böyle olaylar etki edemez, zarar veremez" anlamında kullanılan bir söz
- ağır zemin
Islak, su birikintilerinin veya yer yer çamurun olduğu futbol sahası
- ağır çekim
Hızı düşürülerek çekilmiş
- ağır çekmek
tartıda ağır gelmek
- ağırayak
Doğurması yakın (kadın)
- ağırbaşlı
Davranışları ölçülü, olgun (kimse); ağır, vakarlı, vakur, ciddi, hoppa karşıtı
- ağırbaşlılık
Ağırbaşlı olma durumu; ağırlık, vakar, vakarlılık, vakurluk
- ağırca
Oldukça ağır
- ağırcanlı
Çok yavaş iş yapan, çevik olmayan; ağırkanlı
- ağırcanlılık
Hareketlerin yavaş olması, tembelce davranış biçimi
- ağırdan almak
bir işi gereken süre içinde bitirmemek, geciktirmek
- ağırkanlı
Hippokrates'in ortaya attığı ağırcanlılık, soğukluk, kolayca duygulanmayış gibi nitelikleri kendinde toplayan kişilik tipi
- ağırkanlılık
Ağırkanlı olma durumu
- ağırlama
Ağırlamak işi; izaz, izzetüikram
- ağırlamak
Konuğa gerekli ilgiyi göstererek izzet ve ikramda bulunmak; ilgilenmek, izaz etmek
- ağırlanabilme
Ağırlanabilmek işi
- ağırlanabilmek
Ağırlanma ihtimali bulunmak
- ağırlanma
Ağırlanmak işi
- ağırlanmak
Ağırlama işine konu olmak
- ağırlanış
Ağırlanmak işi
- ağırlatabilme
Ağırlatabilmek işi
- ağırlatabilmek
Ağırlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ağırlatma
Ağırlatmak işi
- ağırlatmak
Ağırlama işini yaptırmak
- ağırlayabilme
Ağırlayabilmek işi
- ağırlayabilmek
Ağırlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- ağırlayış
Ağırlamak işi
- ağırlaşabilme
Ağırlaşabilmek işi
- ağırlaşabilmek
Ağırlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ağırlaşma
Ağırlaşmak durumu
- ağırlaşmak
Ağır duruma gelmek
- ağırlaştırabilme
Ağırlaştırabilmek işi
- ağırlaştırabilmek
Ağırlaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ağırlaştırma
Ağırlaştırmak işi
- ağırlaştırmak
Bir şeyin ağırlaşmasına yol açmak
- ağırlaştırıcı neden
Ağırlaştırıcı sebep
- ağırlaştırıcı sebep
Verilecek cezanın arttırılmasını gerektiren durum veya olay, ağırlaştırıcı neden
- ağırlaştırılabilme
Ağırlaştırılabilmek işi
- ağırlaştırılabilmek
Ağırlaştırılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ağırlaştırılma
Ağırlaştırılmak işi
- ağırlaştırılmak
Ağırlaştırma işi yapılmak
- ağırlık
Ağır olma durumu; tartı
- ağırlık basmak (veya çökmek)
gevşeklik ve uyku gelmek
- ağırlık merkezi
Bir cismin bütün noktalarına ayrı ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerine ait doğrultuların kesiştiği nokta
- ağırlık olmak
sıkıntı vermek
- ağırlık yitimi
Her tür ticari malda kuruma, dökülme, bozulma vb. sebeplerle eksilme; fire
- ağırlık çalışması
Vücudun kas yapısını geliştirmek veya fiziki görünümünü düzeltmek, forma girmek amacıyla çeşitli ağırlıklarla yapılan egzersiz hareketleri
- ağırlıklı
Ağırlığı olan
- ağırlıksız
Ağırlığı olmayan
- ağırlıksızlık
Ağırlıksız olma durumu
- ağırlığı olmak
etkisi büyük olmak
- ağırlığınca altın etmek (veya değmek)
çok değerli olmak
- ağırlığını (ortaya) koymak
kimliğini ve kişiliğini kabul ettirmek
- ağırsama
Ağırsamak işi
- ağırsamak
Birine karşı soğuk davranarak sıkıntı verdiğini anlatmak
- ağırına gitmek
onuruna dokunmak veya gücüne gitmek
- ağırşak
Yün veya iplik eğrilen iği ağırlaştırmak için alt ucuna geçirilen yarım küre biçiminde, ortası delik ağaç veya kemik parça
- ağırşaklanma
Ağırşaklanmak durumu
- ağırşaklanmak
Ergenlik döneminde çıbanda veya memede ağırşak biçiminde bir tümsek oluşmak
- ağıt
Ölenin iyi niteliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren söz veya ezgi
- ağıt yakmak (veya düzmek veya tutturmak)
ölen bir kimsenin iyiliklerini, arkada bıraktıklarının acılarını veya büyük felaketlerin acılı etkilerini söz veya ezgi ile dile getirmek
- ağıtlama
Ölmüşleri anmak için düzenlenen törende okunan övgü
- ağıtsal
Ağıtla ilgili, ağıt özelliği taşıyan
- ağıtçı
Ölüye ağıt söylemek için tutulan kimse; ağlayıcı, sagucu, mersiyehan
- ağıtçılık
Ağıtçının yaptığı iş; ağlayıcılık, saguculuk, mersiyehanlık
- ağız
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ
- ağız (veya ağzını) açmak
konuşmaya başlamak
- ağız (veya ağzını) büzmek
dudak büzmek
- ağız alışkanlığı
Bir sözü sık sık kullanma durumu
- ağız aramak (veya yoklamak)
öğrenmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak
- ağız atlası
Bir dilin veya lehçenin ağızlarındaki ses bilgisi, şekil bilgisi özelliklerine ve söz varlığına göre hazırlanmış olan, bunların yayılış alanlarını gösteren haritaların oluşturduğu atlas
- ağız açtırmamak
çok konuşarak başkalarının söz söylemesine, konuşmasına engel olmak
- ağız ağıza vermek (veya konuşmak)
iki kişi birbirine pek yakın durarak başkaları işitmeyecek bir biçimde konuşmak
- ağız bağı
Bir kancanın ağız bölümüne ince bir halatı birkaç kez sıkıca dolayarak oluşturulan çıkıntı
- ağız bağı yapmak
ağız bağı oluşturulduktan sonra kancaya bağlı herhangi bir halatın kayıp çıkmasını engellemek
- ağız birliği
Bir konuda anlaşarak aynı biçimde konuşma; söz birliği
- ağız birliği etmek
bir konuda anlaşarak aynı biçimde konuşmak
- ağız burun birbirine karışmak
dayak sonucunda yüz yara bere içinde kalmak
- ağız dalaşı
Birbirine karşı ağır sözler söyleyerek yapılan kavga; ağız kavgası, dil kavgası, dil dalaşı
- ağız dalaşı etmek
birbirine karşı ağır sözler söyleyerek kavga etmek
- ağız değişikliği
Yenilen veya yenilecek yemeğin çeşidinde yapılan değiştirme
- ağız değiştirmek
önce söylediğini başka türlü anlatmak
- ağız dil vermemek
konuşmamak, susmak
- ağız dolusu
Ağzın alabileceği miktarda
- ağız etmek
yaranmak için kibar konuşmaya çalışmak
- ağız eğmemek
birine minnet etmemek
- ağız kalabalığı
Birbirini tutmayan gereksiz sözler
- ağız kalabalığına getirmek
birini gereksiz sözlerle şaşırtmak
- ağız kokusu
Ağız yolunda ve sindirim organlarında çeşitli rahatsızlıklardan dolayı oluşan koku
- ağız kullanmak
duruma, ortama göre söz söylemek
- ağız kuşağı
Ahşap bir teknede küpeştenin hemen altındaki teknenin tümü boyunca uzanan en üst kaplama
- ağız nişanı
Resmiyet kazanmamış, kadınla erkek arasında yalnız sözle ifade edilmiş nişan
- ağız satmak
yüksekten atarak kendini övmek
- ağız tadı
Ailede veya toplumda dirlik düzenlik, iyi geçinme, rahatlık; kemaliafiyet
- ağız tadıyla
Huzurlu bir biçimde, rahatlık içinde
- ağız tamburası çalmak
sözle avutmaya, oyalamaya çalışmak
- ağız tatsızlığı
Bir topluluk içindeki geçimsizlik, anlaşmazlık, huzursuzluk
- ağız tüfeği
Çocuklar arasında şakalaşmak amacıyla kullanılan, içindeki çekirdek, kâğıt parçası, leblebi vb. şeyler hızla üflenerek atılan, boru biçiminde bir oyuncak türü
- ağız tütünü
Keyif için ağızda çiğnenen bir tütün türü
- ağız yapmak
birini kandırmak, yanıltmak amacıyla duygularını, düşüncelerini olduğundan başka türlü gösterecek bir biçimde konuşmak
- ağız yaymak
açık ve dürüst konuşmaktan kaçınmak
- ağız yer, yüz utanır
"armağan alan, armağanı verenin isteğini yerine getirmemeye çekinir ve mutlaka yapmaya çalışır" anlamında kullanılan bir söz
- ağız ünlüsü
Boğumlanma yeri ağız olan ve akciğerlerden gelen havanın geniz yoluna kaymadan ağız boşluğundan geçmesi ile oluşan ünlü; ağızsıl ünlü
- ağız ünsüzü
Boğumlanma yeri ağız olan ve akciğerlerden gelen havanın geniz yoluna kaymadan ağız boşluğundan geçmesi ile oluşan ünsüz
- ağız şakası
Sözle yapılan şaka; dil şakası
- ağızcıl
Ağızla ilgili olan; oral
- ağızda dağılmak
genellikle hamur işi, iyi pişmiş ve lezzetli olmak
- ağızda sakız gibi çiğnemek
bir söz veya düşünceyi sık sık tekrarlayıp durmak
- ağızdan
Sözlü olarak
- ağızdan ağıza
Sözlü bir biçimde
- ağızdan ağıza dolaşmak (veya geçmek veya yayılmak veya intikal etmek)
bir söz herkes arasında söylenilmek
- ağızdan burun yakın, kardeşten karın yakın
"insanın kendi yararı her şeyden önemlidir" anlamında kullanılan bir söz
- ağızdan dolma
Namlusu ağzından doldurulan (top veya tüfek)
- ağızdan kapma
Başkalarından dinlemek yolu ile yarım yamalak edinilen (bilgi)
- ağızlama
Ağızlamak işi
- ağızlamak
Bir boğazın veya bir limanın ağzını ortalamak
- ağızlaşma
Ağızlaşmak işi
- ağızlaşmak
İki kan damarı birbiri içine açılmak
- ağızlı
Ağzı herhangi bir biçimde olan
- ağızlık
Bir ucuna sigara takılan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç
- ağızlıkçı
Ağızlık yapan veya satan kimse
- ağızlıkçılık
Ağızlıkçının yaptığı iş
- ağızotu
Topları ateşlemek için falyaya konulan ve barutun patlamasına sebep olan madde; yem, yemleme
- ağızsıl
Ağızla ilgili
- ağızsız
Ağzı olmayan
- ağızsızlık
Ağızsız olma durumu
- ağış
Ağmak işi
- aş ocağı
Yemeğin pişirilip yoksullara dağıtıldığı yer
- aş taşınca kepçeye paha olmaz
"sıkışık zamanlarda önemsiz şeylerin değeri çoktur" anlamında kullanılan bir söz
- aş tuz ile, tuz oran ile
"bir şeyin hoşa gitmesi onun birtakım nitelikler taşımasına ve bu niteliklerin de gerektiği oranda bulunmasına bağlıdır" anlamında kullanılan bir söz
- aşabilme
Aşabilmek işi
- aşabilmek
Aşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aşama
Kendi içinde derecelendirilmiş bir bütünün basamaklarından her biri; derece, kademe, mertebe, rütbe, paye
- aşama sırası
Önem ve değer bakımından gitgide yükselen basamaklar dizisi; hiyerarşi
- aşamalama
Aşamalamak işi
- aşamalamak
Aşamalara ayırmak
- aşamalandırma
Aşamalandırmak işi
- aşamalandırmak
Aşamalara ayırmak
- aşamalandırılma
Aşamalandırılmak işi
- aşamalandırılmak
Aşamalandırmak işi yapılmak
- aşamalanma
Aşamalanmak işi
- aşamalanmak
Aşamalamak işi yapılmak
- aşamalı
Aşaması olan
- aşamalılık
Aşamalı olma durumu
- aşağı
Bir şeyin alt bölümü; zir, yukarı karşıtı
- aşağı (...) yukarı
bir kimsenin adının dilden düşürülmediğini, onun pek gözde olduğunu anlatan bir söz
- aşağı (veya aşağısı) kurtarmaz
"bundan daha ucuza olmaz" anlamında kullanılan bir söz
- aşağı almak
devirmek, yıkmak
- aşağı bitkiler
Su yosunları, mantarlar, kara yosunları vb. su dışında fazla boy atmayan damarsız bitkiler
- aşağı düşmek
düzeyi, miktarı, niteliği azalmak
- aşağı görmek
küçük görmek, beğenmemek, hor görmek
- aşağı kalmamak
herhangi bir nitelik bakımından geri olmamak
- aşağı kalır yeri (veya yanı) yok
nitelikleri bakımından başkalarıyla karşılaştırıldığında eksiği olmayan, denk olan
- aşağı mahalle
Bulunulan yere göre alt tarafta kalan mahalle
- aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık
iki karşıt ve aynı derecede sakıncalı durum karşısında karar verme zorluğunu anlatmak için kullanılan bir söz
- aşağı yukarı
Bir baştan bir başa
- aşağı yukarı yürümek (veya dolaşmak)
bir baştan bir başa yürümek
- aşağı çekmek
değerini düşürmek
- aşağıdan almak
alttan almak
- aşağılama
Aşağılamak durumu; istihkar, tenzil
- aşağılamak
Değerinden düşük göstermek
- aşağılanabilme
Aşağılanabilmek işi
- aşağılanabilmek
Aşağılanma ihtimali bulunmak
- aşağılanma
Aşağılanmak durumu; tezellül
- aşağılanmak
Aşağılık duruma düşürülmek
- aşağılanış
Aşağılanmak durumu
- aşağılatma
Aşağılatmak işi
- aşağılatmak
Aşağılama işine uğratmak; tenzil etmek
- aşağılayabilme
Aşağılayabilmek işi
- aşağılayabilmek
Aşağılama ihtimali veya imkânı bulunmak
- aşağılayış
Aşağılamak durumu
- aşağılaşabilme
Aşağılaşabilmek işi
- aşağılaşabilmek
Aşağılaşma ihtimali bulunmak
- aşağılaşma
Aşağılaşmak durumu; mezellet, zül
- aşağılaşmak
Aşağılık duruma düşmek
- aşağılı yukarılı
Aşağısı ve yukarısı olan
- aşağılık
Aşağı olma durumu; adilik
- aşağılık duygusu
Kişinin gerçeklere uyan veya uymayan sebeplerle, kendini yetersiz, yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu; aşağılık hissi, aşağılık kompleksi
- aşağısama
Aşağısamak durumu
- aşağısamak
Bir kimseyi veya bir şeyi aşağılık ve değersiz göstermek, hafife almak, hafifsemek; tezyif etmek
- aşağısanma
Aşağısanmak durumu
- aşağısanmak
Aşağısama işine konu olmak
- aşerat
Onluklar
- aşereimübeşşere
Yaşadıkları dönemde cennete girecekleri Hz. Muhammed tarafından müjdelenmiş on kişi
- aşerme
Aşermek durumu
- aşermek
Hamilelikte bazı yiyeceklere karşı aşırı düşkünlük göstermek, çok arzulamak veya nefret etmek, tiksinmek
- aşevi
Yoksullara parasız yemek yedirilen veya dağıtılan yer; aşhane
- aşikâr etmek
belli etmek, ortaya çıkarmak, belirginleştirmek
- aşikâr olmak
belli olmak, ortaya çıkmak, belirginleşmek
- aşikârlık
Aşikâr olma durumu
- Aşil tendonu
Baldırın arka bölümündeki kas grubunu topuk kemiğine bağlayan ve ayağın aşağı yukarı hareketini sağlayan uzun kiriş; Aşil kirişi
- Aşil topuğu
En zayıf nokta
- aşina
Bildik, tanıdık olan
- aşina olmak
tanımak, bilmek
- aşinalık
Birbirini bilme, tanıma, tanışık olma
- aşinalık göstermek
ilgilenmek, tanıdığını belli etmek
- aşir
Bir dinî tören sırasında veya cemaatle namaz kılınıp dua edildikten sonra okunan Kur'an ayetleri
- aşiret
Dil ve kültür yönünden büyük bir türdeşlik gösteren, birçok boydan oluşan, yapısındaki aileler arasında toplum, ekonomi, din, kan veya evlilik bağları bulunan göçebe veya yerleşik nitelikteki topluluk; oymak (I)
- aşiyan
Ev, oturulan yer
- aşk
Bir kimse veya bir şeye karşı duyulan çok kuvvetli sevgi ve bağlılık duygusu; sevi, amor
- aşk ateşi
Kişinin âşık olduğu zaman içinde aşırı heyecana sebep olan yerinde duramama durumu
- aşk ağlatır, dert söyletir
"âşığın yüreği yaralıdır ve daima ağlar, bir derdi olan da herkese derdini anlatır" anlamında kullanılan bir söz
- aşk olmayınca meşk olmaz
"güçlü bir istek olmayınca hiçbir şey elde edilemez" anlamında kullanılan bir söz
- aşk olsun
beğenilmeyecek bir davranış, bir tutum karşısında kınama, sitem bildiren söz
- aşk yapmak
sevişmek
- aşka düşmek
âşık olmak
- aşka gelmek
bir şeyi yapmak için büyük bir istek duymak, coşmak, coşkunluk göstermek
- Aşkale
Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
- aşksız
Aşk olmadan, aşk olmaksızın
- aşkın
Belli bir süreyi aşmış, ötesine geçmiş
- aşkıncı
Aşkıncılık yanlısı olan
- aşkıncılık
Birey ve evrenseli birleştirmeye çalışan ahlaki nitelikli Amerikan felsefesi
- aşkınlık
Aşkın olma durumu
- aşlık
Aş yapmak için hazırlanan ve saklanan şeyler
- aşma
Aşmak işi
- aşmak
Yüksek, uzak veya geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek
- aşna fişne yapmak (veya etmek)
oynaşlık etmek
- aşna fişnelik etmek
oynaşlık etmek
- aşoz
Ahşap gemilerin omurgalarının uzunluğunca ve iki yanında borda kaplamalarının en dar yüzünü yerleştirmek için açılan keskin, sivri köşeli yuva
- aştırma
Aştırmak işi
- aştırmak
Aşma işini yaptırmak
- aşure
Buğday, nohut vb. tanelerle kuru yemişlerin bir arada şekerle kaynatılmasıyla yapılan bir tatlı türü
- aşure günü
Aşurenin pişirildiği muharrem ayının onuncu günü
- aşure yemeye giden kaşığını taşır
"bir işten yararlanmak isteyen gerekli araçları hazırlamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- aşurelik
Aşure yapmada kullanılan
- aşçı
Yemek pişirmeyi meslek edinen kimse
- aşçı baltası
Kemikli et kesmeye yarar küçük balta
- aşçı yamağı
Kendisine verilen görevleri yerine getiren, üstlerinin denetiminde çalışan, mesleğe yeni başlamış deneyimsiz mutfak elemanı
- aşçıbaşı
Bir iş yerinde çalışan aşçıların başı olan ve onları denetleyen kimse
- aşçıbaşılık
Aşçıbaşı olma durumu
- aşçılık
Aşçının yaptığı iş
- aşçılık etmek
yemek pişirmek
- aşüfte
Oynak, açık saçık kadın; kokot
- aşüftelik
Aşüfte olma durumu; kokotluk
- aşı
Birtakım hastalıklara karşı bağışıklık sağlamak için vücuda verilen, o hastalığın mikrobuyla hazırlanmış eriyik
- aşı boyalı
Aşı boyası renginde boyanmış
- aşı boyası
İçine karışan demir hidroksit miktarına göre pas sarısı, kızıl veya koyu esmer renk almış gevrek kil
- aşı kâğıdı
Aşı olanlara verilen resmî belge
- aşı olmak (veya vurulmak veya yapılmak)
bağışıklık veya tedavi amacıyla vücuda aşı verilmek
- aşı pişiren yağ olur, gelinin yüzü ağ olur
"güzel şey, iyi gereç kullanılarak meydana gelir, bundan da iş yapana övünme payı çıkar" anlamında kullanılan bir söz
- aşı taşı
Taş durumundaki aşı boyası
- aşı vurmak (veya yapmak)
bağışıklık veya tedavi amacıyla vücuda aşı vermek
- aşıcı
Vücuda aşı yapan kimse
- aşıcılık
Aşıcının yaptığı iş
- aşık atmak
yarış etmek, yarışmak
- aşık atmak (veya oynamak)
aşık kemiğiyle oyun oynamak
- aşık daima bey oturmaz
"işi çoğunlukla iyi giden bir kimse, talihinin her zaman ona yâr olamayacağını bilmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- aşık kemiği
Çift tırnaklı hayvanların ön dizlerinde bulunan bir eklem kemiği; aşık, kâp
- aşılabilme
Aşılabilmek işi
- aşılabilmek
Aşılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aşılama
Aşılamak işi; ilkah, telkih
- aşılamak
Vücutta bağışıklık yaratmak veya yerleşmiş bir hastalığa karşı koyabilmek için hazırlanmış bir aşıyı vücuda vermek
- aşılanma
Aşılanmak işi
- aşılanmak
Aşılama işine konu olmak
- aşılanış
Aşılanmak işi
- aşılatabilme
Aşılatabilmek işi
- aşılatabilmek
Aşılatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aşılatma
Aşılatmak işi
- aşılatmak
Aşılama işini yaptırmak
- aşılatılma
Aşılatılmak işi
- aşılatılmak
Aşılatma işine konu olmak
- aşılayabilme
Aşılayabilmek işi
- aşılayabilmek
Aşılama ihtimali veya imkânı bulunmak
- aşılayış
Aşılamak işi
- aşılma
Aşılmak durumu
- aşılmak
Aşma işine konu olmak
- aşılı
Herhangi bir hastalığa karşı aşılanmış olan (kimse)
- aşılılık
Aşılı olma durumu
- aşım
Aşmak işi
- aşınabilme
Aşınabilmek işi
- aşınabilmek
Aşınma ihtimali bulunmak
- aşındırabilme
Aşındırabilmek işi
- aşındırabilmek
Aşındırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aşındırma
Aşındırmak işi
- aşındırmak
Aşınmasına yol açmak
- aşındırıcı
Madenleri elektriksel, kimyasal veya mekanik yollarla aşındıran; korozif
- aşındırıcılık
Aşındırıcı olma durumu
- aşındırılma
Aşındırılmak işi
- aşındırılmak
Aşındırma işine konu olmak
- aşındırılış
Aşındırılmak işi
- aşındırış
Aşındırmak işi
- aşınma
Aşınmak işi
- aşınmak
Birbirine sürtünerek incelmek
- aşınmamazlık
bk. aşınmazlık
- aşınmaz
Kolaylıkla yıpranmayan, aşınmayan
- aşınmazlık
Aşınmaz olma durumu
- aşıntı
Aşınmış yer
- aşını, eşini, işini bil
"sağlık ve mutluluk içinde yaşamak isteyen kişi, yiyeceğine dikkat etmeli, arkadaşını iyi seçmeli ve bir iş sahibi olmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- aşınım
Aşınmak işi
- aşınıverme
Aşınıvermek işi
- aşınıvermek
Çabucak aşınmak
- aşınış
Aşınmak işi
- aşırabilme
Aşırabilmek işi
- aşırabilmek
Aşırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- aşıramento
Hırsızlama yöntemiyle aşırma
- aşıramento etmek
hırsızlık etmek, aşırmak
- aşırma
Aşırmak işi; aşırtı
- aşırma kayış
Bir çarkı döndürmek için kasnaktan kasnağa geçirilen kuşak biçimindeki kayış çember
- aşırmacı
Başkasına ait olan bir şeyi izinsiz alan kimse
- aşırmacılık
Aşırmacı olma durumu
- aşırmak
Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden diğer yanına geçirmek; aşırtmak
- aşırtma
Aşırtmak işi
- aşırtmak
Aşırma işini yaptırmak
- aşırı
Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla; şiddetli, taşkın
- aşırı bellem
Belleme yetisinin olağanüstü bir durumda gelişmiş olması
- aşırı besi
Olağanüstü ölçüde yiyecek yeme veya yedirme
- aşırı doyma
Belli sıcaklıktaki bir sıvı içinde, eriyebildiği kadar eriyen bir maddenin, sıcaklığın düşmesine karşın bir sınıra kadar erimiş olarak kalması durumu
- aşırı duyarlık
Organizmaya giren yabancı bir madde yüzünden canlı varlıklarda oluşan aşırı tepki; anafilaksi
- aşırı duyu
Herhangi bir duyu organıyla ve özellikle dokunma duyusuyla sağlanan her tür uyarana karşı olağan dışı bir duyarlık gösterme durumu
- aşırı erime
Erime noktasından daha aşağı bir sıcaklık derecesine düşmesine rağmen birtakım şartlar altında bir sıvının katılaşmaması durumu
- aşırı gerilim
Beyan edilen değerden büyük olan akım; aşırı akım
- aşırı gitmek
ölçüyü kaçırmak, usandırmak
- aşırı kaçmak
Söz, davranış vb. bulunduğu yere veya duruma uygun düşmemek
- aşırı taşırı
Çok aşırı, fazla miktarda olan
- aşırı uç
Politika alanında sağ veya sol görüşlerin en ateşli ve yıkıcı kanadı
- aşırı yük
Elektrikli araçların olağan çalışma şartlarında karşılaştıkları aşırı akım durumu
- aşırı şiddetli fırtına
Rüzgâr çizelgesinde hızı 56-63 deniz mili olan ve kuvveti 11 ile gösterilen rüzgâr
- aşırıcı
Beklenenin üstünde aşırı davranan
- aşırıcılık
Aşırıcı olma durumu
- aşırılabilme
Aşırılabilmek işi
- aşırılabilmek
Aşırılma imkânı veya ihtimali bulunmak
- aşırılaşma
Aşırılaşmak durumu
- aşırılaşmak
Aşırı duruma gelmek
- aşırılaştırma
Aşırılaştırmak durumu; büyütürlük
- aşırılaştırmak
Aşırı duruma getirmek
- aşırılma
Aşırılmak işi
- aşırılmak
Aşırma işine konu olmak
- aşırılık
Aşırı olma durumu
- aşırıntı
Aşırılmış olan şey
- aşırıverme
Aşırıvermek işi
- aşırıvermek
Çabucak aşırmak
- aşırıya kaçmak
makul sınırın dışına çıkmak, fazla abartmak
- aşırış
Aşırmak işi
- aşısız
Herhangi bir hastalığa karşı aşılanmamış olan (kimse)
- aşısızlık
Aşısız olma durumu
- aşıt
Kuytu yer
- aşıverme
Aşıvermek işi
- aşıvermek
Çabucak aşmak
- aşığı cuk oturmak
işi çok olumlu bir biçim almak