U harfi ile başlayan kelimeler
U harfi için 1181 sözlük maddesi listeleniyor.
U harfinde öne çıkanlar
Bu harfte daha sık ziyaret edilen maddeler.
- usulen
Yöntemine uygun olarak
- uygun değer
Bir amaca ulaşabilmek için bir değişkenin alabileceği en elverişli, en iyi durum; optimum
- ustura taşı
Ustura bilemek için kullanılan taşın yapıldığı bir tür sert şist
- uzun yol sürücüsü
Uzun mesafeli yollarda ağır vasıta kullanan sürücü; uzun yol şoförü
- ustura gibi
çok keskin
- ustura tutunmak
vücuttaki istenmeyen kılları temizlemek
- usturayı kayışa çekmek (veya çalmak veya sürmek veya sürtmek)
usturanın kılağısını almak için berber kayışına sürtmek
- ustura
Tıraş için kullanılan, açılır kapanır, çok keskin bıçak; baş bıçağı, tıraş bıçağı, yülgü
- uydu yayını
Dünyanın herhangi bir noktasından, farklı zamanlarda uydu alıcısı aracılığıyla çeşitli haber, program, etkinlik ve diğer görsel içeriklerin insanlara ulaştırılmasını sağlayan yayın türü
- uğralama
Uğralamak işi
- ulaşmak
Belli bir yere varmak, erişmek, gitmek
- uyurgezer
Uykusu sırasında konuşan, yürüyen (kimse); sairfilmenam
- uzunçalar
Üzerine seslerin düşük devirle kaydedildiği büyük boyutlu plak
- uzak durmak
yaklaşmamak, karışmamak
- uzak görüş
İleride olabilecekleri düşünme ve sezme
- uzunluk
Bir şeyin bir uçtan öbür uca kadar olan uzaklığı
- ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti
"ucuz şeylerin ucuzluğuna tamah etmemeli, pahalı şeylerin de pahalılığından korkulmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- ununu elemek, eleğini asmak
"geri kalan ömrü süresince yapacak önemli bir işi kalmamak" anlamında kullanılan bir söz
- ustamın adı Hıdır, elimden gelen budur
babamın adı Hıdır, elimden gelen budur
- uygulamalı ruh bilimi
Ruh biliminin insan üzerinde gerçekleştirmeye yönelik psikolojik araştırmalarını konu alan bilim dalı
- uykusuzluk
Uyku uyuyamama veya uyumamış olma durumu
- uyuşmazlık mahkemesi
Üyeleri Danıştay ve Yargıtay tarafından seçilen ve çeşitli mahkemeler arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili olan mahkeme
- uçuruvermek
Çabucak uçurmak
- ucuz alan, pahalı alır
"ucuz olan mal çabuk eskir, pahalıya alınmış gibi olur" anlamında kullanılan bir söz
- ulu orta söz söylemek (veya konuşmak)
düşünüp taşınmadan konuşmak, yapacağı etkiyi ölçmeden konuşmak
- umut taciri
Gerçekleştirmeyeceği vaatlerle insanları kandırarak çıkar sağlayan kimse
- unutmak
Aklında kalmamak, hatırlamamak, aklından çıkmak
- utanç vermek
utandırmak, utanmasına yol açmak
- uygulamalı dil bilimi
Dil biliminin uygulamalı araştırmaya yönelik bilim dalı
- uygulamalı toplum bilimi
Toplum biliminin uygulamaya yönelik araştırma dalı
- uygun katmanlaşma
Bir katman oluşturan tortuların dümdüz ve birbirine paralel olarak yığılması
- uzay bilimi
Uzayı yöneten genel yasalar bilimi; evren bilimi, kozmoloji
- uçak mezarlığı
Kullanılmaz duruma gelmiş veya eski uçakların bırakıldığı yer
- uğur ola! (veya uğurlar olsun!)
yolun açık olsun! anlamında söylenen bir iyi dilek sözü
- uğuru açık
Talihli, şanslı (kimse)
- uğurun açık olsun
“yolun açık olsun!” anlamında söylenen iyi dilek sözü
U dizini
1181 kelime bağlantısı sunucuda oluşturuldu.
- U
Uranyum elementinin simgesi
- U borusu
U harfi biçiminde yapılmış boru
- U dönüşü
Gidiş yönünden aynı yolun ters yönüne geçmek için yapılan yüz seksen derecelik bir dönüş
- U dönüşü yapmak
yüz seksen derecelik bir dönüş yapmak
- U mutfak
Dolapları ve tezgâhı üç duvarla bağlantılı olan, U harfi biçimindeki mutfak
- u, U
Türk alfabesinin yirmi beşinci sırasında yer alan ve u adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından kalın, dar, yuvarlak ünlüyü gösterir
- uca
Kalça kemiklerinin birleştiği yer, oturulacak yerin iki tarafı
- ucu (herhangi birine) dokunmak
birine olumsuz etkisi veya zararı gelmek
- ucu açık
Sonucu belli olmayan
- ucu bucağı olmamak (veya görünmemek veya bulunmamak)
başı sonu olmamak
- ucu bucağı yok (veya kayıp)
başı sonu olmayan, sınırsız, sonsuz
- ucu kapalı
Sonucu belli olan, seçenekleri bulunmayan
- ucu ortası belli olmamak
iş neresinden başlanacağı kestirilemez durumda olmak
- ucu ucuna
Ancak, en son kertede; kılı kılına, ucun ucun, zoru zoruna
- ucu ucuna gelmek (veya yetişmek)
zor yetmek, zor yetişmek
- ucube
Çok acayip, şaşılacak kadar çirkin olan
- ucubelik
Ucube olma durumu
- ucubik
Çok acayip, çok garip olan
- ucun ucun
Yan gözle; yan yan
- ucunda (bir şey) bulunmak
kötü bir şeye sebep olmak
- ucunda ölüm yok ya
sonucu önemli olmayan, telafi edilebilir durumlarda söylenen bir söz
- ucundan tutmak
bir şeyle meşgul olmak, katkı sağlamak, yardımcı olmak
- ucunu bulmak
sona erdirmek, kolayını bulmak
- ucunu göstermek
sağlayacağı çıkarı ima etmek
- ucunu kaçırmak
iş kötüye girmek, çıkmaza girmek
- ucuz
Fiyatı yüksek olmayan, pahası az, düşük fiyatlı; ehven, pahalı karşıtı
- ucuz alan, pahalı alır
"ucuz olan mal çabuk eskir, pahalıya alınmış gibi olur" anlamında kullanılan bir söz
- ucuz atlatmak (veya kurtulmak)
zor veya tehlikeli durumdan az zararla sıyrılmak
- ucuz etin yahnisi yavan (veya tatsız) olur
"ucuza mal olan şeyler niteliksizdir" anlamında kullanılan bir söz
- ucuz etin yahnisi yenmez
“ucuza alınan şeyler niteliksizdir” anlamında kullanılan bir söz
- ucuz halkçılık
Halkçılığı basit ve kolay yoldan yapma işi
- ucuz pahalı dememek
yüksek veya düşük fiyatlı olduğuna bakmamak
- ucuza gitmek
basit, kolay, önemsiz olarak değerlendirilmek
- ucuza kapatmak
fırsatı değerlendirip ucuza almak
- ucuza çıkmak (veya mal olmak)
yaptırılan bir şey az masrafla elde edilmek
- ucuzca
Ucuz olarak, ucuz bir biçimde; ucuzuna
- ucuzcu
Malını ucuz satan
- ucuzculuk
Ucuzcu olma durumu
- ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti
"ucuz şeylerin ucuzluğuna tamah etmemeli, pahalı şeylerin de pahalılığından korkulmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- ucuzlama
Ucuzlamak durumu
- ucuzlamak
Fiyatı inmek
- ucuzlatabilme
Ucuzlatabilmek işi
- ucuzlatabilmek
Ucuzlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ucuzlatma
Ucuzlatmak işi
- ucuzlatmak
Fiyatını indirmek
- ucuzlatılma
Ucuzlatılmak işi
- ucuzlatılmak
Ucuzlatma işi yapılmak
- ucuzlatış
Ucuzlatmak işi
- ucuzlayış
Ucuzlamak işi
- ucuzluk
Ucuz olma durumu; ferahi
- udi
Ut çalan sanatkâr; utçu
- uf
Acı, sızı duyulduğunda veya sıkıntılı bir durumda söylenen bir söz
- uf olmak
çocuk dilinde acımak, canı yanmak
- uf çekmek
acı, sızı duyulduğunda veya sıkıntılı bir durumda "uf" diye bağırmak
- ufacık tefecik
Çok küçük
- ufak
Boyutları normalden küçük
- ufak at da civcivler yesin
çok yalan söyleyen veya olayları abartan kişilere inandırıcı olmadığını belirtmek için söylenen bir söz
- ufak tefek
Gerekli küçük eşya, araç gereç
- ufak tefek gördün de Karamürsel sepeti mi sandın?
“dış görünüşüne bakarak bir işe yaramaz mı sandın” anlamında bir söz
- ufak ufak
Küçük küçük, hafif hafif
- ufak çapta
Küçük olan
- ufaklık
Ufak olma durumu
- ufaktan ufağa
Azar azar, yavaş yavaş; ufaktan ufaktan
- ufakça
Oldukça ufak
- ufalama
Ufalamak işi
- ufalamak
Kırarak, ovarak veya ezerek ufak parçalara ayırmak
- ufalanma
Ufalanmak işi
- ufalanmak
Ufalama işi yapılmak, ufak parçalara ayrılmak
- ufalanış
Ufalanmak işi
- ufalayıcı
Ufalama işini yapan
- ufalma
Ufalmak durumu
- ufalmak
Büyükken daha ufak duruma gelmek; küçülmek
- ufaltma
Ufaltmak işi
- ufaltmak
Büyük olan bir şeyi daha küçük duruma getirmek; küçültmek
- ufaltılma
Ufaltılmak işi
- ufaltılmak
Büyük olan bir şey daha küçük duruma getirilmek; küçültülmek
- ufalış
Ufalmak durumu
- ufantı
Ekmek ufağı, ekmek kırıntısı
- ufarak
Biraz ufak
- ufarakça
Oldukça ufak veya küçük
- ufku dar
İleriyi göremeyen, bakış açısı geniş olmayan
- ufku daralmak
ileriyi görememek, bakış açısı geniş olmamak
- ufku darlık
Ufku dar olma durumu
- ufku geniş
İleriyi görebilen, bakış açısı geniş olan
- ufku genişlik
Ufku geniş olma durumu
- ufkunu genişletmek
görüş alanını genişletmek, daha geniş, daha fazla bilgi ve görüş edinmek
- uflama
Uflamak işi
- uflamak
Acı, sızı duyarak uf demek
- uflayıp puflamak (veya durmak)
sürekli olarak uflamak
- uflayış
Uflamak işi
- ufuk
Düz arazide veya açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer; çevren
- ufuk dairesi
Bir gözlem yerine ait çekül doğrultusuna dik olan düzlemlerden gözlem yerinden geçen düzlemle gök kürenin ara kesiti olan büyük daire
- ufuk düzlemi
Göz hizasından geçen ve o yerin çekül doğrultusuna dik olan düzlem
- ufuk çizgisi
Ufkun geçen yatay düzlemle kesiştiği çizgi; ufuk hattı
- ufuklu
Ufku olan
- ufuksuz
Ufku olmayan
- ufuksuzluk
Ufuksuz olma durumu
- uful
Batma, gözden kaybolma
- uful etmek
batmak, gözden kaybolmak, sönmek
- ufunet
Pis koku
- ufunetlendirme
Ufunetlendirmek işi
- ufunetlendirmek
İrinlenmesine neden olmak
- ufunetlenme
Ufunetlenmek işi
- ufunetlenmek
Yara irinlenmek
- ufunetli
İçinde irin olan
- ufunetsiz
İçinde irin olmayan
- Ugandalı
Uganda’da yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse
- uhde
Birinin yapmakla yükümlü olduğu iş, görev
- uhdesinde bulunmak
sorumluluğu altında olmak
- uhdesinde olmak
üstünde olmak, sorumluluğu altında olmak
- uhdesinden gelmek
becermek, başarmak
- uhdesine almak
bir işi üstüne almak, yapacağına söz vermek, sorumluluğu altına almak
- uhdesine vermek
bir işi birinin sorumluluğu altına vermek
- uhrevi
Öbür dünya ile ilgili, ahiret ile ilgili; maverai, dünyevi karşıtı
- uhrevileşme
Uhrevileşmek durumu; maveraileşme
- uhrevileşmek
Ahiretle ilgili özellikler taşımak; maveraileşmek
- uhrevilik
Uhrevi olma durumu
- uhuvvet
Dostluk, bağlılık
- ukala
Kendini akıllı ve bilgili sanan, bilgiçlik taslayan (kimse); bilecen
- ukala dümbeleği
Aklı ermediği hâlde her konuda fikir yürüten, bilir bilmez her şeye karışan kimse
- ukalaca
Ukala bir biçimde
- ukalalık
Ukala olma durumu
- ukalalık etmek (veya yapmak veya satmak veya taslamak)
bilgiçlik etmek, ukalaca davranmak
- ukde
İçe dert olan şey
- ukde kalmak (veya olmak)
içine dert olmak
- Ukraynaca
Ukraynalıların kullandığı dil
- Ukraynalı
Ukrayna’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Ukrayn
- ukubet
Çok çirkin
- ukulele
Ahşap veya metal malzemeden yapılan, gitara benzeyen, gitardan daha küçük boyutta olan, dört telli bir yaylı çalgı
- Ula
Muğla iline bağlı ilçelerden biri
- Ulah
Romanya'nın yerli halkına veya bu halkın soyundan olan kimselere Osmanlı Türklerinin verdiği ad
- Ulahça
Ulahların kullandığı dil
- ulak çıkarmak
haberci göndermek, posta çıkarmak
- ulam
Nesnel gerçekliğin ve bilginin en genel ve temel özelliklerini, ilişkilerini yansıtan temel kavramların her biri; nicelik, nitelik, bağıntı, makule, kategori
- ulam ulam
Sıra sıra
- ulama
Ulanan parça, ek, katkı, ilave
- ulan
Öfke, şaşkınlık ve nefret anlatan bir seslenme sözü; lan, ülen
- ulanma
Ulanmak işi
- ulanmak
Ulama işi yapılmak
- ulantı
Ulanan şey
- ulanış
Ulanmak işi
- ulayış
Ulamak işi
- Ulaş
Sivas iline bağlı ilçelerden biri
- ulaşabilme
Ulaşabilmek işi
- ulaşabilmek
Ulaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ulaşma
Ulaşmak işi
- ulaşmak
Belli bir yere varmak, erişmek, gitmek
- ulaştırabilme
Ulaştırabilmek işi
- ulaştırabilmek
Ulaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ulaştırma
Ulaştırmak işi; isal
- ulaştırmak
Ulaşmasını sağlamak; dağıtmak
- ulaşılabilme
Ulaşılabilmek işi
- ulaşılabilmek
Ulaşılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- ulaşılma
Ulaşılmak işi
- ulaşılmak
Ulaşma işi yapılmak
- ulaşım
Ulaşmak işi
- ulaşıverme
Ulaşıvermek işi
- ulaşıvermek
Çabucak veya kısa sürede ulaşmak
- ulema
Bilginler
- ulemalık
Bilginlik, âlimlik
- ulemalık taslamak
bilgiçlik etmek
- ultramodern
Düşünce, eğilim, üslup için en üst sınırda olan, çok modern olan
- ultrason
İnsan kulağının alamayacağı nitelikte olan yüksek frekanslı ses titreşimi; yansılanım
- ultrason çekmek (veya yapmak)
ultrason aygıtıyla iç organları veya fetüsü görüntüleyerek tetkik etmek
- ulu
Erdemleri bakımından çok büyük, yüce olan; azametli
- ulu orta
Herkesin içinde aleni bir biçimde, çekinmeksizin
- ulu orta söz söylemek (veya konuşmak)
düşünüp taşınmadan konuşmak, yapacağı etkiyi ölçmeden konuşmak
- Ulubey
Ordu iline bağlı ilçelerden biri
- Uluborlu
Isparta iline bağlı ilçelerden biri
- Uludere
Şırnak iline bağlı ilçelerden biri
- ulufe
Osmanlılarda kapıkulu askerlerine, sipahilere, saray ve devlet kuruluşlarındaki bazı görevlilere üç ayda bir verilen ücret
- ulufe vermek (veya dağıtmak)
Osmanlılarda kapıkulu askerlerine, sipahilere, saray ve devlet kuruluşlarındaki bazı görevlilere üç ayda bir verilen ücreti dağıtmak
- ulufeci
Yeniçerilikte bir sınıf süvari askeri
- uluhiyet
Tanrılık sıfatı, Allahlık vasfı
- Ulukışla
Niğde iline bağlı ilçelerden biri
- ululama
Ululamak işi; tazim, taziz
- ululamak
Ağırlamak, saygı gösterip ikramda bulunmak
- ululanma
Ululanmak işi
- ululanmak
Ululamak işi yapılmak
- ululayış
Ululamak işi
- ululaşma
Ululaşmak işi
- ululaşmak
Ulu duruma gelmek
- ululuk
Büyüklük, büyük olma durumu; azamet, celal, izzet
- ulum
Bilimler, ilimler
- uluma
Ulumak işi
- ulumak
Köpek, kurt, çakal vb. hayvanlar uzun, iniltili, ağlar gibi bir ses çıkarmak
- Ulus
Bartın iline bağlı ilçelerden biri
- ulusal basın
Bir ülkenin sınırları içinde gazete, dergi, bülten, radyo istasyonu, televizyon kanalı veya genel ağ sayfası biçiminde, gerek kâğıda basılı olarak gerekse genel ağ ortamında çeşitli kişi, olay ve konular hakkında topluma bilgi vermek amacıyla belli aralıklarla yayımlanan, yazılı, görsel ve işitsel içeriğe sahip yayınlarla iletişim araçlarına verilen ad; ulusal medya
- uluslararası
Çeşitli milletlerle birlikte yapılan; arsıulusal, memleketler arası, milletlerarası, beynelmilel, enternasyonal
- uluslararası hakem
Belirli sınavlarda başarı göstererek uluslararası karşılaşmalarda görev alan hakem; milletlerarası hakem
- uluslararasıcı
Uluslararasındaki ilişkileri benimseyen, uluslararasındaki ilişkilerden yana olan; milletlerarasıcı, beynelmilelci, enternasyonalci, enternasyonalist
- uluslararasıcılık
Uluslararasındaki ilişkileri benimseme, uluslararasındaki ilişkilerden yana olma; milletlerarasıcılık, beynelmilelcilik, enternasyonalcilik, enternasyonalizm
- uluslararasılaşma
Uluslararasılaşmak durumu; milletlerarasılaşma
- uluslararasılaşmak
Uluslararası duruma gelmek; milletlerarasılaşmak
- uluslararasılaştırma
Uluslararasılaştırmak durumu; milletlerarasılaştırma
- uluslararasılaştırmak
Uluslararası duruma getirmek; milletlerarasılaştırmak
- uluslararasılaştırılma
Uluslararasılaştırılmak durumu; milletlerarasılaştırılma
- uluslararasılaştırılmak
Uluslararası duruma getirilmek; milletlerarasılaştırılmak
- uluslu
Ulusu olan
- ulusluk
Bir kimseyi, bir tüzel kişiyi veya bir şeyi ulusa bağlayan bağ
- ulusötesi
Baskın ulusal kimliği olmayan, belirli devletlerin politikalarıyla kontrol edilemeyen, kurallarla kısıtlanamayan
- ulutma
Ulutmak işi
- ulutmak
Ulumasını sağlamak
- uluyuş
Ulumak işi
- ulvi
Eşsiz, benzersiz özellikler taşıyan
- umabilme
Umabilmek işi
- umabilmek
Umma ihtimali veya imkânı bulunmak
- umacı gibi
korkunç ve çirkin görünüşlü
- umdurma
Umdurmak işi
- umdurmak
Umma durumunu yaratmak, ummasını sağlamak
- umma
Ummak işi
- ummadığın taş baş yarar
"küçük veya önemsiz şeyler de çoğu kez büyük etkiler yapabilir" anlamında kullanılan bir söz
- ummak
Bir şeyin olmasını istemek, ümitle beklemek
- umre
Hac dönemi dışında Kâbe’yi ve Mekke’nin diğer kutsal yerlerini ziyaret etme
- umreci
Hac dönemi dışında Kâbe’yi ve Mekke’nin diğer kutsal yerlerini ziyaret eden kimse
- umrecilik
Hac dönemi dışında Kâbe, Mekke ve diğer kutsal yerlerin ziyaret edilebilmesi için seyahat düzenleme işi
- umuda düşmek
gerçekleşeceğine inanmak, umut etmek
- umuda kapılmak
olacağını düşünmek, hayal etmek
- umudu (veya umudunu) üzmek
umudu kesmek
- umudu boşa çıkmak
beklentisi, umudu gerçekleşmemek, hayal kırıklığına uğramak
- umudu kırılmak
bir şeyin artık gerçekleşemeyeceği inancına varmak
- umudu suya düşmek
beklentisi kalmamak, umudu tükenmek
- umudu sönmek
umudu kalmamak
- umudunu kesmek
artık olacağını beklememek
- umudunu kırmak
umut kesmesine yol açmak
- umudunu suya düşürmek
umudunu bitirmek, beklentisini bitirmek
- umulma
Umulmak durumu
- umulmadık
Beklenmeyen, umulmayan
- umulmak
Umma durumu yaratılmak veya umma durumuna konu olmak
- umumi pasaport
Devlet görevlilerinin dışında kalan vatandaşların yurt dışına çıkabilmeleri için verilen pasaport; bordo pasaport, lacivert pasaport
- umur
Aldırış etme, önem verme
- umur görmek
önemli görevlerde bulunmak
- umurgörmüş
Önemli görevlerde bulunmuş (kimse)
- umurgörmüşlük
Umurgörmüş olma durumu
- umurlama
Umurlamak işi
- umurlamak
Bir şeyi önemsemek, dikkate almak
- umursama
Umursamak durumu
- umursamak
Aldırış etmek, önem vermek
- umursamaz
Umursamayan, aldırış etmeyen
- umursamazca
Umursamaz bir biçimde; umursamazcasına
- umursamazlık
Umursamama, aldırış etmeme durumu
- umursanma
Umursanmak durumu
- umursanmak
Umursama durumuna konu olmak
- umursayış
Umursamak durumu
- umurumda değil
"beni hiç ilgilendirmiyor" anlamında söylenen bir söz
- umurumun teki
bir işe ilgi gösterilmediğini anlatan bir söz
- umurunda olmamak
aldırmamak
- umut
Ummaktan doğan duygu; umu, ümit
- umut bağlamak
olmasını, olacağını ummak
- umut bağlanmak
olması, olacağı umulmak
- umut beslemek
bir şeyin olabileceğini beklemek, ummak
- umut bırakmak
bir kimsede umut uyandırmak, umut vermek
- umut dünyası
Gerçekleşmesi çok zor olan şeyleri ummanın hoş görülmesi gerektiğini belirten bir söz; ümit dünyası
- umut etmek
ummak, beklemek
- umut kapısı
İstenilen, arzu edilen bir şeyin gerçekleşmesi beklentisiyle özlenen durum; ümit kapısı
- umut kesmek
umudunu kesmek
- umut kırıklığı
Bir şeyin artık gerçekleşemeyeceği inancı; ümit kırıklığı
- umut serpmek
umutlandırmak
- umut taciri
Gerçekleştirmeyeceği vaatlerle insanları kandırarak çıkar sağlayan kimse
- umut uyanmak
umut doğmak, umut belirmek
- umut vermek (veya vadetmek)
bir kimsede umut uyandırmak, bir kimseye güven vermek
- umut ışığı
Umutlandırıcı belirti
- umutlanabilme
Umutlanabilmek durumu; ümitlenebilme
- umutlanabilmek
Umutlanma ihtimali veya imkânı bulunmak; ümitlenebilmek
- umutlandırma
Umutlandırmak işi; ümitlendirme
- umutlandırmak
Umut vermek, umutlanmasına yol açmak; ümitlendirmek
- umutlandırıcı
Umut verici
- umutlandırılma
Umutlandırılmak işi
- umutlandırılmak
Umutlandırma işi yapılmak
- umutlandırış
Umutlandırmak işi
- umutlanma
Umutlanmak durumu; ümitlenme
- umutlanmak
Bir şeyin olmasını inançla beklemek; ümitlenmek
- umutlanış
Umutlanmak işi; ümitleniş
- umutlu
Umudu olan, umut besleyen; ümitli, ümitvar
- umutluluk
Umutlu olma durumu; ümitlilik
- umutsuz
Umudu olmayan, hiç umudu kalmayan; ümitsiz, nevmit
- umutsuzca
Umutsuz bir biçimde; ümitsizce
- umutsuzlanma
Umutsuzlanmak işi; ümitsizlenme
- umutsuzlanmak
Umutsuz duruma gelmek, umudunu yitirmek; ümitsizlenmek
- umutsuzlaşma
Umutsuzlaşmak işi
- umutsuzlaşmak
Umutsuz duruma gelmek
- umutsuzlaştırma
Umutsuzlaştırmak işi
- umutsuzlaştırmak
Umutsuz duruma getirmek, umudunu kaybettirmek
- umutsuzlaştırılma
Umutsuzlaştırılmak işi
- umutsuzlaştırılmak
Umutsuz duruma getirilmek
- umutsuzluk
Umutsuz olma durumu; ümitsizlik
- umutsuzluğa düşmek (veya kapılmak)
umudu kalmamak, güveni sarsılmak, olumsuzluğa sürüklenmek
- umutsuzluğa düşürmek
umutsuzluğa kapılmasına yol açmak
- umuş
Ummak işi
- un
Öğütülerek toz durumuna getirilmiş tahıl ve başka besin maddeleri
- un helvası
Unun yağ içinde kavrulmasından sonra içine şeker şerbeti katılarak hazırlanan bir helva türü
- un kurabiyesi
Un, yağ ve pudra şekeriyle yapılan, ağızda dağılan bir tür kurabiye
- un ufak etmek
çok ufak kırıntılar durumuna getirmek, parçalamak
- un ufak olmak
çok ufak kırıntılar durumuna gelmek, parçalanmak
- un çorbası
Un ve suyun karıştırılarak pişirilmesinden sonra süt ve yumurta sarısıyla terbiye edilmesi yoluyla yapılan çorba
- uncu
Un satan kimse
- unculuk
Un alıp satma işi
- unlama
Unlamak işi
- unlamak
Una bulamak
- unlanma
Unlanmak durumu
- unlanmak
Una bulanmak
- unluk
Değirmende unun biriktiği yer
- unsu
Un gibi olan, unu andıran
- ununu elemek, eleğini asmak
"geri kalan ömrü süresince yapacak önemli bir işi kalmamak" anlamında kullanılan bir söz
- unutabilme
Unutabilmek işi
- unutabilmek
Unutma ihtimali veya imkânı bulunmak
- unutkan
Çok unutan, unutma huyu olan
- unutkanlık
Unutkan olma durumu
- unutma
Unutmak durumu; nisyan
- unutmabeni
İki çeneklilerden, küçük mavi çiçekler açan bir süs bitkisi (Myosotis palustris)
- unutmak
Aklında kalmamak, hatırlamamak, aklından çıkmak
- unutturabilme
Unutturabilmek işi
- unutturabilmek
Unutturma ihtimali veya imkânı bulunmak
- unutturma
Unutturmak işi
- unutturmak
Unutmasına yol açmak veya unutmasını sağlamak
- unutturulma
Unutturulmak işi
- unutturulmak
Unutmasına yol açılmak veya unutması sağlanmak
- unutturuverme
Unutturuvermek işi
- unutturuvermek
Kolayca ve kısa sürede unutturmak
- unutturuş
Unutturmak durumu
- unutulabilme
Unutulabilmek işi
- unutulabilmek
Unutulma ihtimali veya imkânı bulunmak
- unutulma
Unutulmak durumu
- unutulmak
Unutma işine konu olmak
- unutulmuşluk
Unutulmuş olma durumu
- unutuluverme
Unutuluvermek işi
- unutuluvermek
Kısa sürede unutulmak
- unutuluş
Unutulmak durumu
- unutuverme
Unutuvermek işi
- unutuvermek
Çabucak veya kısa sürede unutmak
- unutuş
Unutmak durumu
- upuslu
Çok uslu
- upuygun
Çok uygun
- upuzun
Çok uzun
- ur
Hücrelerin aşırı çoğalmasıyla insan, hayvan veya bitki dokularında oluşan ve büyüme eğilimi gösteren yumru; bağa, Çingene ahtapotu, dert, tümör, neoplazma, vejetasyon
- ur kaplama
Ağacın urlarından elde edilen ve çok kıymetli olan bir kaplama türü
- Ural dilleri
Fin-Ugor ve Samoyetçeden oluşan dil grubu
- uranyum
Atom numarası 92, atom ağırlığı 238,03, yoğunluğu 18,7 olan, 1800 °C'ye doğru eriyen, demir görünüşünde, nükleer enerji elde etmede kullanılan bir element (simgesi U)
- uranyumlu
İçinde uranyum bulunan (alaşım)
- Uranüs
Güneş'e uzaklık sırasında yedinci olan ve Güneş çevresindeki dolanımını seksen dört yılda tamamlayan gezegen
- urağan
Beraberinde yağmur getirmeyen güçlü fırtına
- Urban
Çöl Arapları
- Urduca
Pakistanlıların kullandığı dil
- Urfa kebabı
Koyun kıyması, domates, soğan, tuz ve baharat karışımıyla oluşturulan köftenin şişlere kömür ateşinde pişirilmesiyle yapılan bir kebap türü
- Urfa peyniri
Şanlıurfa ve yöresinde özel yöntemlerle hazırlanan yumruk biçiminde bir peynir türü
- urgan
Keten, kenevir, pamuk, jüt gibi türlü dokuma maddelerinden yapılan ince halat
- urgancı
Urgan yapan veya satan kimse
- urgancılık
Urgancının yaptığı iş
- Urla
İzmir iline bağlı ilçelerden biri
- urlaşma
Urlaşmak durumu; tümörlenme, tümörleşme
- urlaşmak
Ur durumuna gelmek; tümörlenmek, tümörleşmek
- Uruguaylı
Uruguay halkından olan kimse
- Urum
Ukrayna Cumhuriyeti’nin Azak Denizi kıyılarında yaşayan Ortodoks Hristiyan bir Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse
- Urum Türkçesi
Urum Türklerinin kullandığı konuşma dili; Urumca
- urup
Arşının sekizde biri uzunluğundaki ölçü
- us pahası
Akıl dışı yapılan bir iş sonucu uğranılan zarar
- usa vurma
Usa vurmak işi; uslamlama, muhakeme
- usa vurmak
Bilinen veya doğru olarak kabul edilen belirli önermelerden başka önermeler çıkarmak; uslamlamak
- usandırma
Usandırmak işi
- usandırmak
Usanmasına yol açmak
- usandırıcı
Usanç verici
- usandırış
Usandırmak işi
- usangın
Usanmış
- usanma
Usanmak durumu
- usanmak
Tekrarlanması, uzun sürmesi dolayısıyla bir şeyden hoşlanmaz veya sıkılır duruma gelmek
- usantı
Usanç durumu
- usantı vermek
usandırmak
- usanç
Usanma duygusu; melal
- usanç duymak
usanmak
- usanç gelmek
usanmak
- usanç getirmek
usanacak duruma gelmek
- usanç uyandırmak
usandırmak
- usanç vermek
usandırmak
- usançlık
Usanma durumunda olma
- usançlık getirmek
tamamen usanmak
- usançlık vermek
usandırmak
- usanılma
Usanılmak durumu
- usanılmak
Usanma işi yapılmak
- usanış
Usanmak durumu
- usare
Besleyici, hayat verici öz
- usareli
Usaresi olan, usaresi çıkarılan (bitki)
- usaresiz
Usaresi olmayan
- usat
İsyancılar, başkaldıranlar, asiler
- uskumru
Uskumrugillerden, sıcak ve ılık denizlerde sürü hâlinde yaşayan, çizgili bir deniz balığı (Scomber scombrus)
- uskumru dolması
İçi bolaştılmış uskumrunun etinin yumuşatılarak içine soğan, çam fıstığı, üzüm, zeytinyağı, maydanoz ve baharat konarak hazırlanan iç malzemeyle doldurulup pişirilmesiyle hazırlanan bir tür dolma
- uskumrugiller
Açık denizlerde yaşayan, mekik biçiminde uzun gövdeli, örnek hayvanı uskumru olan bir balık familyası
- uskumrumsugiller
Örnek hayvanı kırlangıç balığı ve zargana olan, kemikli balıklar takımının kefaller alt takımına giren bir familya
- uskundura
Küçük deniz taşıtlarının suyun çekilmesi sebebiyle yanlarına sokulmasını önlemek üzere çift pervaneli gemilerin pervaneleri hizasına yerleştirilen yarım daire biçimindeki mahfaza
- uskurlu
Uskuru olan
- uskuru
Cıvata ve somunlardaki yiv
- uslandırma
Uslandırmak işi
- uslandırmak
Uslanma işini yaptırmak
- uslanma
Uslanmak durumu
- uslanmak
Yadırganan, ayıplanan davranışlardan vazgeçmek, davranışlarına düzen vermek; akıllanmak
- uslu
Toplumu, çevresini rahatsız etmeyen; edepli, terbiyeli, müeddep, yaramaz karşıtı
- uslu akıllı
Olgun, ağırlığı ve değeri olan (kimse)
- uslu durmak (veya oturmak)
yaramazlık etmemek
- uslu uslu
Bir taşkınlık yapmadan, sakin, terbiyeli biçimde; efendi efendi
- usluluk
Uslu olma durumu
- usta
Bir zanaatı gereği gibi öğrenmiş olan ve kendi başına yapabilen kimse; hazık
- usta elinden çıkmak
işinin ehli olan bir kimse tarafından yapılmak
- usta işi
Eli uz, işinin ehli olan bir kimse tarafından yapılan
- usta olmak
usta duruma gelmek
- usta çıkmak
loncalarda ustalar önünde sınav vererek sanatını tek başına yapmaya hak kazanmak, usta olmak
- usta öğretici
Millî Eğitim Bakanlığı kurumlarında sözleşmeli veya ek ders görevi ile görevlendirilen kişi
- ustabaşı
Bir iş yerinde çalışan ustaların başı olan ve onları denetleyen kimse; formen
- ustabaşılık
Ustabaşı olma durumu
- ustaca
Ustaya yakışan
- ustalaşma
Ustalaşmak durumu
- ustalaşmak
Bir işi yapmakta usta durumuna gelmek
- ustalık
Usta olma durumu
- ustalıklı
Ustalıkla yapılmış
- ustamın adı Hıdır, elimden gelen budur
babamın adı Hıdır, elimden gelen budur
- ustunç
Bir kutu içinde taşınabilir kesici, delici, dağlayıcı cerrahi aletleri
- ustunç takımı
Bir kutu içerisinde taşınabilir cerrahi aletler takımı
- ustura
Tıraş için kullanılan, açılır kapanır, çok keskin bıçak; baş bıçağı, tıraş bıçağı, yülgü
- ustura gibi
çok keskin
- ustura taşı
Ustura bilemek için kullanılan taşın yapıldığı bir tür sert şist
- ustura tutunmak
vücuttaki istenmeyen kılları temizlemek
- usturayı kayışa çekmek (veya çalmak veya sürmek veya sürtmek)
usturanın kılağısını almak için berber kayışına sürtmek
- usturlap
Gök cisimlerinin yükseltisini ölçmekte, yerel saati ve namaz vakitlerini hesaplamakta kullanılan daire biçiminde araç
- usturmaça
Her tür deniz aracının rıhtım, iskele gibi yerlere yanaşmaları sırasında olabilecek çarpmaları önlemek için bordoya sarkıtılan halat, ağaç, lastik, plastik gibi esnek malzemeden yapılmış, içi doldurulmuş veya şişirilmiş, sabit veya taşınabilir yastık
- usturmaça atmak
usturmaçayı bordadan rıhtım düzeyinin yeteri kadar altına sallandırıp bağlamak
- usturpa
İnce bir halatın ucuna bir kurşun parçası bağlanarak yapılan bir çeşit kırbaç
- usturup
“Biçimine getirmek, uygun zamanı bulmak, denk düşürmek” anlamındaki usturubuna getirmek deyiminde geçen bir söz
- usturuplu
Yerli yerinde, işlevine uygun bir biçimde
- usturuplu usturuplu
Yerli yerinde, işlevine uygun biçimde
- usul
Kökler, asıllar
- usul hukuku
Yargıya intikal eden bir dava konusunun görülmesine ilişkin hukuk koşullarının tümü
- usul tutmak
tempo tutarak müziğe eşlik etmek
- usulcacık
Belli etmeden; usullacık, yavaşçacık
- usulden
Usule dayalı olarak
- usulden bozma
Bir davada yerel mahkemece verilen kararın usul hukukuna uygun biçimsel koşulları taşımaması durumunda bir üst mahkeme tarafından gerekçeleri de açıklanarak yeniden görüşülmek üzere yerel mahkemeye geri gönderilmesi
- usulen
Yöntemine uygun olarak
- usulet
Usulüne uygun olma
- usuletle
Usulüne uygun biçimde
- usuli
Usulle ilgili olan
- usulsüz
Yasalara aykırı olan
- usulüne uydurmak
yapılamayacak bir şeyi bir yolunu bulup yapabilmek
- usuna getirmek
aklına getirmek
- usçu
Aklını kullanmasını bilen
- ut
Klasik Türk müziği araçlarından, iri karınlı, kirişli, mızrapla çalınan bir çalgı
- utana sıkıla
Çok utanıp sıkılarak, utanıp sıkılmış bir biçimde
- utanabilme
Utanabilmek işi
- utanabilmek
Utanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- utananın oğlu kızı olmamış
"bir şeyi elde etmek için çalışmalı, tembel tembel oturmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- utancından yere geçmek
çok utanmak
- utancından yerin dibine girmek
istenilen biçimde ve nitelikte olmama karşısında üzüntü duymak, aşırı utanmak
- utandırma
Utandırmak işi
- utandırmak
Utanmasına sebep olmak, utanmasına yol açmak
- utangaç
Bir topluluk içinde gereken güven ve cesareti kendinde bulamayan, rahat konuşamayan ve rahat davranamayan; sıkılgan, utangan, mahcup
- utangaçlık
Utangaç olma durumu; bozum havası, mahcupluk, mahcubiyet
- utanma
Utanma durumu; arlanma, utanç, yüz (II), hayâ, hicap, teeddüp
- utanma duygusu
İnsanın ruh dünyasında oluşan çekinme duygusu; ar (II), arlılık, ut (I), utanç duygusu
- utanma duymak
utanmak
- utanmak
Onursuz sayılacak veya gülünç olacak bir duruma düşmekten üzüntü duymak; arlanmak, mahcup olmak
- utanmamazlık
bk. utanmazlık
- utanmaz
Utanması olmayan; arlanmaz, pek yüzlü, sıkılmaz, pişkin, yüzsüz
- utanmazca
Utanmaz bir biçimde yapılan
- utanmazlık
Utanmaz olma durumu; arlanmazlık, sıkılmazlık, yırtıklık, yüzsüzlük
- utanç duymak
utanmak
- utanç vermek
utandırmak, utanmasına yol açmak
- utanılası
Utanılacak bir durumda olan
- utanılma
Utanılmak durumu
- utanılmak
Utanç duyulmak
- utanıp sıkılmadan
yüzsüzce, utanmadan
- utanış
Utanmak işi
- utlu
Utanma duygusu olan
- utma
Utmak işi
- utulma
Utulmak işi
- utulmak
Yenme işi yapılmak veya yenme işine konu olmak
- utv
Hafif ve üstünde kafes biçiminde karoseri olan atv
- utçu
Ut yapan veya satan kimse
- utçuluk
Utçunun yaptığı iş
- uvertür
Opera, bale veya konçertonun açılışındaki parça
- uvertür yapmak
pokerde oyunu açmak
- uy
Ay, vay, aman
- uyabilme
Uyabilmek işi
- uyabilmek
Uyma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyak düşürmek
bir sözcüğe uyak olacak bir sözcük bulmak ve kullanmak
- uyanabilme
Uyanabilmek işi
- uyanabilmek
Uyanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyandırabilme
Uyandırabilmek işi
- uyandırabilmek
Uyandırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyandırma
Uyandırmak işi; ikaz
- uyandırma servisi
Otel vb. yerlerde istedikleri saatte müşterilerin oda telefonlarını arayarak uyandıran resepsiyon görevlisi
- uyandırmak
Uyanmasına yol açmak; kaldırmak
- uyandırıcı
Uyandırma işini yapan, uyandıran
- uyandırıcılık
Uyandırıcı olma durumu
- uyandırılma
Uyandırılmak işi
- uyandırılmak
Uyanması sağlanmak; uyarılmak
- uyandırılış
Uyandırılmak işi
- uyandırış
Uyandırmak işi
- uyanma
Uyanmak durumu; intibah
- uyanmak
Uyku durumundan çıkmak
- uyanık
Uyumamış; bidar
- uyanıklaşma
Uyanıklaşmak durumu
- uyanıklaşmak
Uyanık duruma gelmek
- uyanıklık
Uyanık olma durumu; anıklık, saklık, yakaza
- uyanılma
Uyanılmak işi
- uyanılmak
Uyanmak işi yapılmak
- uyanıverme
Uyanıvermek işi
- uyanıvermek
Ansızın uyanmak
- uyanış
Uyanmak işi
- uyar
Uygun olan
- uyarabilme
Uyarabilmek işi
- uyarabilmek
Uyarma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyaran
Uyarma işini yapan (kimse veya şey)
- uyarcı
Uygun davranışta bulunan, uyumlu görünen kimse
- uyarcılık
Uyarcı olma durumu
- uyarlama
Uyarlamak işi; adaptasyon
- uyarlamak
Birbirine herhangi bir bakımdan uyar duruma getirmek; intibak ettirmek
- uyarlanabilme
Uyarlanabilmek işi
- uyarlanabilmek
Uyarlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyarlanma
Uyarlanmak işi
- uyarlanmak
Uyarlama işi yapılmak; alınmak, adapte olunmak
- uyarlanış
Uyarlanmak işi
- uyarlayabilme
Uyarlayabilmek işi
- uyarlayabilmek
Uyarlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyarlayıcı
Uyarlama işini yapan kimse
- uyarlayıverme
Uyarlayıvermek işi
- uyarlayıvermek
Kısa sürede uyarlamak
- uyarlayış
Uyarlamak işi
- uyarma
Uyarmak işi; ihtar
- uyarma komutu
Jimnastikteki komutun alıştırma için uyarıcı nitelikteki ilk ve uzunca bölümü
- uyarmak
Bir kimseye bir davranışta bulunmasını veya bulunmamasını söylemek; ikaz etmek
- uyaroğlu
Bulunduğu ortama ve koşullara kolaylıkla uyum sağlayan kimse
- uyarsız
Uygun davranışta bulunmayan, uyumlu görünmeyen (kimse)
- uyartma
Uyartmak işi
- uyartmak
Uyarma işini yaptırmak
- uyartı
Uyarmak için söylenen söz
- uyarı
Herhangi bir konu, sorun üzerine ilgi çekme; ikaz, ihtar
- uyarı bulunmamak (veya olmamak)
eşi benzeri bulunmamak
- uyarı cezası
Görevli birisine işlediği suçtan dolayı soruşturma sonunda verilen ihtar cezası
- uyarıcı
Uyarma özelliği olan; münebbih
- uyarıcılık
Uyarıcı olma durumu
- uyarılabilme
Uyarılabilmek işi
- uyarılabilmek
Uyarılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyarılma
Uyarılmak işi
- uyarılmak
Uyarma işine konu olmak
- uyarılış
Uyarılmak işi
- uyarım
Bir uyaran karşısında organizmanın gösterdiği tepki; tembih
- uyarına gitmek
karşı çıkmamak, suyuna gitmek, dediğini yapmak
- uyarış
Uyarmak işi
- uydu
Bir gezegenin çekiminde bulunarak onun çevresinde dolanan daha küçük gezegen; peyk
- uydu alıcısı
Uydudan yeryüzüne gelen mikrodalga sinyallerini televizyonda görüntüye çevirme işlemini gerçekleştiren aygıt
- uydu anten
Uydunun dünyaya geri gönderdiği sinyalleri alıp kullanmamıza yarayan anten
- uydu görüntüsü
Radar, mikrodalga, dedektör, tarayıcı ve sensörler ölçülen ve kaydedilen elektromanyetik radyasyonlarla elde edilen görüntü
- uydu kent
Ana kente bağlantılı olarak kurulan ve onun yükünü azaltmak amacıyla çevresinde oluşturulan yerleşim yeri
- uydu yayını
Dünyanın herhangi bir noktasından, farklı zamanlarda uydu alıcısı aracılığıyla çeşitli haber, program, etkinlik ve diğer görsel içeriklerin insanlara ulaştırılmasını sağlayan yayın türü
- uyducu
Uyduculuk yanlısı
- uyduculuk
Ülkesinin bir başka ülkenin uydusu olmasını destekleme durumu
- uydulaşma
Uydulaşmak durumu
- uydulaşmak
Uydu durumuna gelmek
- uydulaştırma
Uydulaştırmak durumu
- uydulaştırmak
Uydu durumuna getirmek
- uydulaştırılma
Uydulaştırılmak durumu
- uydulaştırılmak
Uydu durumuna getirilmek
- uyduluk
Uydu olma durumu; peyklik
- uydumcu
Kolayca uyum sağlayan, buyruğa kolayca uyan
- uydumculuk
Uydumcu olma durumu
- uydurabilme
Uydurabilmek işi
- uydurabilmek
Uydurma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uydurkaydır
Baştan savma, üstünkörü olan
- uydurma
Uydurmak işi; tasni
- uydurmaca
Düzmece, sahte, yalan yanlış (bilgi, haber)
- uydurmacı
Uydurma işini yapan
- uydurmacılık
Uydurmacının işi
- uydurmak
Uymasını sağlamak; yakıştırmak
- uydurmasyoncu
bk. uydurmacı
- uydurmasyonculuk
bk. uydurmacılık
- uyduru
Uydurulmuş şey
- uyduruk
Derme çatma, işe yaramaz
- uyduruk kaydırık
Uydurulmuş, uydurma olan
- uydurukça
Kurallara uymayan kelimelerin sıkça kullanıldığı yapay dil
- uydurukçacı
Kurallara uymayan kelimeler türeten ve kullanan kişi
- uydurukçacılık
Uydurukçacı olma durumu
- uydurukçu
Bazı şeyleri uydurarak anlatan kimse
- uydurukçuluk
Uydurukçu olma durumu
- uydurulabilme
Uydurulabilmek işi
- uydurulabilmek
Uydurulma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uydurulma
Uydurulmak işi
- uydurulmak
Uydurma işi yapılmak
- uyduruluş
Uydurulmak işi
- uyduruverme
Uyduruvermek işi
- uyduruvermek
Ansızın veya kısa sürede uydurmak
- uyduruş
Uydurmak işi
- uydusavar
Uzaya gönderilen ve nükleer silah taşıyan uydulara karşı geliştirilen silah sistemi
- uygar
Fikir, sanat ve endüstri alanlarında çok büyük bir gelişme göstermiş olan; medeni
- uygarca
Uygar bir biçimde; medenice
- uygarlaşma
Uygar duruma gelme; medenileşme, temeddün
- uygarlaşmak
Uygar duruma gelmek; medenileşmek
- uygarlaştırma
Uygar duruma getirme; medenileştirme
- uygarlaştırmak
Uygar duruma getirmek; medenileştirmek
- uygarlaştırıcı
Uygar duruma getiren, uygarlaşmayı sağlayan; medenileştirici
- uygarlaştırılma
Uygarlaştırılmak işi; medenileştirilme
- uygarlaştırılmak
Uygar duruma getirilmek, uygarlaşması sağlanmak; medenileştirilmek
- uygarlık
Uygar olma durumu; medeniyet, medenilik
- uygarlıkçı
Uygarlıkçılık yanlısı; medeniyetçi
- uygarlıkçılık
Uygar olmayı benimseme ve çağdaş uygarlıklara ulaşma tutumu; medeniyetçilik
- uygu
İki veya daha fazla şey arasındaki uygunluk ilgisi
- uygulama
Uygulamak işi; kılgı, uygu, tatbik, tatbikat, pratik
- uygulama sınıfı
Mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında çocuk gelişimi ve eğitimi alanında 36-66 aylık çocukların eğitiminin yapıldığı uygulama birimi
- uygulama öğretmeni
Öğretmen adaylarına okul deneyimlerinde kılavuzluk eden öğretmen; rehber öğretmen
- uygulamak
Kuramsal bir bilgiyi, ilkeyi, düşünceyi herhangi bir alanda hayata geçirmek; tatbik etmek
- uygulamalı
Yalnız düşünce alanında kalmayıp işe dönüşen; kılgılı, kılgısal, kılgın, tatbikî, pratik, amelî, kuramsal karşıtı
- uygulamalı bilimler
Uygulamaya ağırlık veren bilim dalları
- uygulamalı dil bilimi
Dil biliminin uygulamalı araştırmaya yönelik bilim dalı
- uygulamalı ruh bilimi
Ruh biliminin insan üzerinde gerçekleştirmeye yönelik psikolojik araştırmalarını konu alan bilim dalı
- uygulamalı toplum bilimi
Toplum biliminin uygulamaya yönelik araştırma dalı
- uygulanabilirlik
Uygulanabilme ihtimali veya imkânı
- uygulanabilme
Uygulanabilmek işi
- uygulanabilmek
Uygulanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uygulanma
Uygulanmak işi
- uygulanmak
Uygulama işine konu olmak
- uygulanış
Uygulanmak işi
- uygulatabilme
Uygulatabilmek işi
- uygulatabilmek
Uygulatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uygulatma
Uygulatmak işi
- uygulatmak
Uygulama işini yaptırmak
- uygulattırma
Uygulattırmak işi
- uygulattırmak
Uygulatma işini yaptırmak
- uygulatılma
Uygulatılmak işi
- uygulatılmak
Uygulatma işi yapılmak
- uygulatılış
Uygulatılmak işi
- uygulatış
Uygulatmak işi
- uygulayabilme
Uygulayabilmek işi
- uygulayabilmek
Uygulama ihtimali veya imkânı bulunmak
- uygulayıcı
Uygulayan, gereğini yapan; tatbikatçı
- uygulayıcılık
Uygulayıcı olma durumu
- uygulayım
Fizik, kimya, matematik vb. bilimlerden elde edilen verileri iş ve yapım alanında uygulama; teknik
- uygulayımcı
Uygulayımla ilgili herhangi bir alanda bilgi ve becerisi olan kimse
- uygulayımcılık
Uygulayımcı olma durumu
- uygulayış
Uygulamak işi
- uygun
Yakışır, yaraşır; mutabık, muvafık, reva
- uygun adım
Adım atışta birliği gerektiren, grup olarak yapılan bir yürüyüş türü
- uygun bulmak
yakışır, yaraşır görmek
- uygun değer
Bir amaca ulaşabilmek için bir değişkenin alabileceği en elverişli, en iyi durum; optimum
- uygun düşmek
yakışmak, yaraşmak, elverişli olmak
- uygun gelmek
yakışmak, yaraşmak
- uygun görmek
yakışır, yaraşır görmek, elverişli bulmak
- uygun katmanlaşma
Bir katman oluşturan tortuların dümdüz ve birbirine paralel olarak yığılması
- uygun olmak
isabetli, yerinde olmak
- uygunluk
Uygun olma durumu; yakışık, mutabakat, mukarenet
- uygunsuz
Uymayan, yakışık almayan, yaraşmayan; münasebetsiz, namünasip
- uygunsuzca
Uygunsuz bir biçimde
- uygunsuzluk
Kötü durum, kötü davranış, can sıkacak hareket
- Uygur
VIII-IX. yüzyıllarda Ötüken, IX-XIII. yüzyıllarda Turfan ve Kansu Uygurları olarak anılan, büyük devlet ve uygarlık kurmuş, yazılı anıtlarla sanat eserleri bırakmış olan eski bir Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse
- Uygur alfabesi
VIII-XV. yüzyıllar arasında Ötüken, Turfan ve Kansu Uygurlarınca kullanılan, Soğd alfabesinden türemiş, Uygur Türklerine özgü alfabe; Uygur harfleri
- Uygur Türkçesi
Uygur Türklerinin kullandığı konuşma ve yazı dili; Uygurca
- uyku
Dış uyaranlara karşı bilincin, bütünüyle veya bir bölümünün yittiği, tepki gücünün zayıfladığı ve her türlü etkinliğin büyük ölçüde azaldığı dinlenme durumu; hab
- uyku (veya uykusunu) çekmek
iyice uyumak
- uyku apnesi
Uykuda en az 10 saniye süren solunum duraklamalarından kaynaklanan ve uyku düzeninin bozulmasına sebep olan bir hastalık
- uyku bastırmak (veya basmak)
çok uykusu gelmek
- uyku dağıtmak
uyumasına engel olmak
- uyku durak yok
"dinlenme imkânı yok" anlamında kullanılan bir söz
- uyku gözünden (veya gözlerinden) akmak
çok uykusu gelmek
- uyku hastalığı
Normalden çok uyuma hastalığı
- uyku ilacı
Rahat uyuyabilmek için kullanılan ilaç
- uyku kestirmek
kısa bir süre uyumak
- uyku nedir bilmeden
dinlenme imkânı bulamadan
- uyku saati
Yatma ve uyuma vakti
- uyku sersemi
Uyku sersemliği olan (kimse); uyku semesi
- uyku sersemliği
Uykunun verdiği ağırlık ve baş dönmesi
- uyku takımı
Çarşaf, yastık kılıfı, nevresim ve yorgandan oluşan yatak eşyası; uyku seti
- uyku tulumu
Uyumak amacıyla içine girilen tulum biçimindeki yatak
- uyku tutmamak
uyuyamamak
- uyku vermek (veya getirmek)
uyuma isteği duyurmak, uyutucu özelliği olmak
- uykucu
Uykuyu seven, çok uyuyan kimse
- uykucu Mahmut
Uykuyu çok seven, çok uyuyan kimseler için kullanılan bir söz
- uykucubaşı
Uykuyu çok sevenler için şakayla söylenen söz
- uykuculuk
Uykucu olma durumu
- uykuda gezmek
beyindeki muhtemel bir yapı bozukluğu sebebiyle geceleri uykudan kalkıp fakında olmadan bilinçsizce dolaşmak
- uykuda olmak
yürütülmemek, olduğu gibi durmak
- uykulu
Uyku gereksinimi olan
- uykulu uykulu
Uykudan yeni kalkmışken, uyku sersemliği üzerindeyken
- uykuluk
Kasaplık hayvanların timüs ve pankreas bezlerine verilen ortak ad
- uykululuk
Uykulu olma durumu
- uykusu açılmak (veya dağılmak)
uykulu durumu geçmek
- uykusu ağır
Uyurken kolayca uyanmayan (kimse); uykusu derin
- uykusu ağır olmak
uykudan zor uyanmak
- uykusu başına sıçramak
uyuyamadığı için sersemleşmek
- uykusu bölünmek
yeterince uyumadan uyanmak veya uyandırılmak
- uykusu derin olmak
uykusu ağır olmak
- uykusu gelmek
uyuma isteği duymak
- uykusu hafif
Küçük bir sesten hemen uyanan (kimse)
- uykusu hafif olmak
küçük bir sesten hemen uyanır olmak
- uykusu kaçmak
uyumak amacıyla yatmışken herhangi bir sebeple uyuyamamak
- uykusunu almak
uykusunu tam olarak uyumak
- uykusuz
Uyumamış veya uykusunu alamamış
- uykusuz kalmak
uyuyamamak
- uykusuzluk
Uyku uyuyamama veya uyumamış olma durumu
- uykusuzluk çekmek
geceleri yeterince uyuyamamak, uykusu olmamak
- uykuya dalmak
uyumaya başlamak
- uykuya varmak
uyumak
- uykuya yatmak
uyumak için yatmak
- uylama
Uylamak işi
- uylamak
Sürekli aynı şeyi yapmak, bıktıracak kadar tekrarlamak
- uylaşım
Saymaca bir şey benimsemek için yapılan anlaşma
- uyluk
Kalçadan dize kadar olan bacak bölümü
- uyluk kemiği
Uyluğun iskeletini oluşturan kemik; femur
- uyma
Uymak işi
- uymacı
Uymacılık yanlısı olan (kimse); konformist
- uymacılık
Yürürlükteki kurum, ölçüt veya şartlara, kesin olmayan katı kalıplara, eleştirici bir değerlendirme yapmaksızın uyma; konformizm
- uymak
Ölçüleri birbirini tutmak
- uymaz
Başka türlü
- uymazlık
Uymama durumu
- uymazlık etmek
uymamak, aykırı davranmak
- uyruk
Bir devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olma durumu; tebaa
- uyruklu
Bir devletin yönetimi altında olan; tabiiyetli
- uyrukluk
Uyruk olma durumu; tabiiyet (II)
- uyrukluluk
Uyruklu olma durumu; tabiiyetlilik
- uyruksuz
Herhangi bir devletin uyruğunda olmayan; tabiiyetsiz
- uyruksuzluk
Uyruksuz olma durumu; tabiiyetsizlik
- uyruğuna girmek
bir devletin yönetimini kabul etmek
- uysal
Başkalarına kolayca uyabilen, sözlerini dinleyip karşı gelmeyen; yumuşak başlı, munis
- uysalca
Uysal bir biçimde
- uysallaşma
Uysallaşmak durumu
- uysallaşmak
Uysal duruma gelmek, uysal olmak
- uysallaştırma
Uysallaştırmak işi
- uysallaştırmak
Uysal duruma getirmek
- uysallık
Uysal olma durumu
- uyuklama
Uyuklamak işi
- uyuklamak
Oturduğu yerde hafif uykuya dalmak
- uyuklayış
Uyuklamak işi
- uyulma
Uyulmak işi
- uyulmak
Uyma işi yapılmak
- uyum
Bir bütünün parçaları arasında bulunan uygunluk; ahenk, armoni, imtizaç
- uyum sağlamak
uymak, intibak etmek
- uyuma
Uyumak durumu
- uyumak
Uyku durumunda olmak; dalmak, zıbarmak
- uyumlandırma
Uyumlandırmak işi; ahenkleştirme
- uyumlandırmak
Uyumlu duruma getirmek; ahenkleştirmek
- uyumlandırılma
Uyumlandırılmak işi
- uyumlandırılmak
Uyumlandırılma işi yapılmak
- uyumlanma
Uyumlanmak işi; oryantasyon
- uyumlanmak
Uyumlu hâle gelmek
- uyumlu
Uyumu olan; uyarlı, ahenkli, imtizaçlı
- uyumlu olmak
uyum içerisinde bulunmak, uyma yeteneği göstermek
- uyumluluk
Uyumlu olma durumu; uyarlık, uyarlılık, ahenklilik
- uyumsal
Uyuma yönelik, uyumla ilgili
- uyumsallık
Uyumsal olma durumu
- uyumsuz
Uyumu olmayan; ahenksiz, imtizaçsız
- uyumsuzluk
Uyumsuz olma durumu; ahenksizlik, imtizaçsızlık
- uyunma
Uyunmak işi
- uyunmak
Uyuma işi yapılmak
- uyuntu
Onun bunun ardına takılan, kişiliksiz olan
- uyur
Uyuyan, uyku hâlinde olan
- uyur göz
Normal durumlarda sürmeyip uyur vaziyette kalan fakat gerektiğinde sürerek dal, yaprak oluşturan tomurcuk
- uyur uyanık
Yarı uyur yarı uyanık, yarı uykulu bir biçimde
- uyurgezer
Uykusu sırasında konuşan, yürüyen (kimse); sairfilmenam
- uyurgezerlik
Uyurgezer olma durumu; somnambulizm
- uyutabilme
Uyutabilmek işi
- uyutabilmek
Uyutma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyutma
Uyutmak işi
- uyutmak
Uyumasını sağlamak, uyur duruma getirmek; yatırmak
- uyutucu
Uyku getiren, uyku veren
- uyutulabilme
Uyutulabilmek işi
- uyutulabilmek
Uyutulma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyutulma
Uyutulmak işi
- uyutulmak
Uyutma işine konu olmak
- uyutuluş
Uyutulmak işi
- uyuverme
Uyuvermek işi
- uyuvermek
Kısa sürede uyum sağlamak
- uyuyabilme
Uyuyabilmek işi
- uyuyabilmek
Uyuma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyuyakalma
Uyuyakalmak işi
- uyuyakalmak
Otururken veya bir yere yaslanıp dururken istemeden uyuyuvermek
- uyuyan yılanın kuyruğuna basmak
kötü bir kimsenin yeni bir kötülük yapmasına fırsat vermek
- uyuyuverme
Uyuyuvermek işi
- uyuyuvermek
Çabucak uyumak
- uyuyuş
Uyumak işi
- uyuz
Uyuz böceğinin, üst derinin altına girerek yaptığı kaşındırıcı, bulaşıcı bir deri hastalığı
- uyuz böcekleri
Memelilerde ve kuşlarda asalak olarak yaşayan, uyuz hastalığına yol açan böcekler familyası; uyuz böceğigiller
- uyuz böceği
Uyuz böceklerinden, uyuz hastalığına yol açan örümceğimsilerden bir tür (Sarcoptes scabiei)
- uyuz etmek
sinirlendirmek
- uyuz ilacı
Uyuz hastalığına karşı koruyucu olarak kullanılan bir ilaç türü
- uyuz merhemi
Uyuz için kullanılan bir merhem türü
- uyuz olmak
uyuz hastalığına yakalanmak
- uyuz otu
Hekimlikte uyuza karşı kullanılan çiçekli bitki; kum otu (Scabiosa rotata)
- uyuzlaşma
Uyuzlaşmak işi
- uyuzlaşmak
Tüyleri döküldüğü için çirkin bir görünüş almak
- uyuzlu
Uyuz hastalığı olan (kimse)
- uyuzluk
Uyuz olma durumu
- uyuşabilme
Uyuşabilmek işi
- uyuşabilmek
Uyuşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyuşkan
Herkesle veya her şeyle kolayca uyuşabilen
- uyuşkanlık
Uyuşkan olma durumu
- uyuşma
Uyuşmak (I) işi
- uyuşmak
Soğuk, basınç vb. yüzünden vücudun bir yerinde, duygu ve hareket geçici olarak azalmak
- uyuşmamazlık
bk. uyuşmazlık
- uyuşmazlık
Uyuşmama durumu; bağdaşmazlık
- uyuşmazlık mahkemesi
Üyeleri Danıştay ve Yargıtay tarafından seçilen ve çeşitli mahkemeler arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili olan mahkeme
- uyuşmazlık çıkmak
düşünce, fikir veya çıkar yüzünden ayrılık baş göstermek, anlaşmaya gidilememek
- uyuşturabilme
Uyuşturabilmek işi
- uyuşturabilmek
Uyuşturma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyuşturma
Uyuşturmak işi
- uyuşturmak
Uyuşmasını sağlamak, hissedemez duruma getirmek
- uyuşturucu
Uyuşturma özelliği olan, uyuşturan (madde); narkotik
- uyuşturucu kullanmak
duyulara uyuşukluk veren maddeleri kullanma alışkanlığı olmak
- uyuşturucu madde
Morfin, kokain, eroin, afyon, esrar gibi duyulara uyuşukluk veren madde
- uyuşturuculuk
Uyuşturucu olma durumu
- uyuşturulabilme
Uyuşturulabilmek işi
- uyuşturulabilmek
Uyuşturulma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uyuşturulma
Uyuşturulmak işi
- uyuşturulmak
Uyuşturma işi yapılmak, hissedemez duruma getirilmek
- uyuşturuluş
Uyuşturulmak işi
- uyuşturuş
Uyuşturmak işi
- uyuşuk
Duymaz ve hareket edemez duruma gelmiş, uyuşmuş
- uyuşukluk
Uyuşuk olma durumu
- uyuşum
Uyuşma durumu; uyuşurluk
- uyuşumlu
Aralarında uyuşum bulunan
- uyuşumsuz
Aralarında uyuşum bulunmayan
- uz
İyi, güzel
- uza devim
Fiziksel etkili medyumların gerçekleştirdiği öne sürülen olaylardan biri olan, nesnelerin dokunulmaksızın hareket edişi; telekinezi
- uza!
"defol git, kaybol" anlamlarında kullanılan bir söz
- uzak
Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan; ırak (I), yakın karşıtı
- uzak akraba
Yakınlığı, ilgi derecesi az olan akraba; uzaktan akraba
- uzak ara
Yarışta aradaki mesafeyi uzun tutarak
- uzak benzeşme
Kelimede birbirinden uzakta bulunan iki ünsüzden birinin boğumlanma nitelikleri bakımından diğer ünsüzle kısmen veya tam olarak uyuma girmesi: binmek > minmek, şemsiye > şemşiye vb
- uzak benzeşmezlik
Kelimede birbirinden uzakta bulunan ve boğumlanma noktası bakımından benzer veya aynı olan iki sesten birinin farklılaşması: kehribar > kehlibar, fincan > filcan, zelzele > zerzele vb
- Uzak Doğu
Asya’nın doğu ve güneydoğusu; Uzak Şark
- uzak durmak
yaklaşmamak, karışmamak
- uzak düşmek
uzak olmak, uzak bulunmak
- uzak görmek
gerçekleşmesi ihtimalini çok zayıf bulmak
- uzak görüş
İleride olabilecekleri düşünme ve sezme
- uzak görüşlü
Uzak görüş sahibi olan (kimse)
- uzak görüşlülük
İleride, gelecekte olabilecekleri düşünme ve sezme gücü
- uzak göçüşme
Yan yana bulunmayan ünsüzlerin yer değiştirmesi; uzak metatez: ödünç > öndüç, lanet > nalet, zerdali > zeldari vb
- uzak kalmak
uzakta bulunmak
- uzak olmak
ayrı bulunmak
- uzak tutmak
uzakta kalmasını sağlamak
- uzak yol kaptanı
Her türlü büyüklükteki gemiyi Kızıldeniz ve Cebelitarık dışında kullanma, çalıştırma yetkisine sahip kaptan
- uzaklanma
Uzaklanmak durumu veya biçimi
- uzaklanmak
Bir kişiye karşı nazlanmak
- uzaklara gitmek
konudan ayrılmak
- uzaklaşabilme
Uzaklaşabilmek işi
- uzaklaşabilmek
Uzaklaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uzaklaşma
Uzaklaşmak durumu; ıraklaşma, ırama
- uzaklaşmak
Bir şeyden, bir yerden veya kimseden ayrılıp uzağa gitmek; ıraklaşmak, ıramak, uzaklanmak
- uzaklaştırabilme
Uzaklaştırabilmek işi
- uzaklaştırabilmek
Uzaklaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uzaklaştırma
Uzaklaştırmak işi; tenkil
- uzaklaştırmak
Uzağa götürmek
- uzaklaştırılma
Uzaklaştırılmak işi
- uzaklaştırılmak
Uzaklaşması sağlanmak
- uzaklaşılma
Uzaklaşılmak durumu
- uzaklaşılmak
Uzaklaşma işi yapılmak
- uzaklık
Uzak olma durumu; ıraklık
- uzaksama
Uzaksamak işi; ıraksama, istibat
- uzaksamak
Bir şeyin gerçekleşmesini uzak görmek, olacağına pek inanmamak; ıraksamak, istibat etmek
- uzaktan
Uzak yerden; alarga
- uzaktan bakmak (veya seyirci kalmak)
seyirci gibi davranıp karışmamak
- uzaktan eğitim
Öğrenci ve öğretmen ile yüz yüze olmadan çeşitli iletişim araçları kullanılarak belli bir merkezden yapılan eğitim biçimi
- uzaktan güdümlü
Hareketleri telsiz veya radyo dalgaları aracılığıyla uzaktan ayarlanabilen
- uzaktan kumanda
Televizyon, müzik seti vb. aletleri, otomobil, oyuncak otomobil vb. araçları belli bir uzaklıktan çalıştırmaya yarayan kablosuz alet
- uzaktan kumanda etmek
kişiyi veya grubu dışarıdan yönlendirmek
- uzaktan kumandalı
Uzaktan kumandası olan
- uzaktan kumandasız
Uzaktan kumandası olmayan
- uzaktan merhaba
Yakın ahbaplık bulunmadığını veya istenmediğini anlatan bir söz
- uzaktan uzağa
Uzak yerden, çok uzaktan
- uzaktan yakından
Herhangi bir bakımdan
- uzakça
Biraz uzak olan
- uzam
Algılanan nesnelerin temel niteliği
- uzama
Uzamak işi
- uzama katsayısı
Birim boydaki bir cismin boyutunda birim kuvvetin etkisiyle meydana gelen artma, büyüme
- uzamak
Uzun duruma gelmek, boyu büyümek
- uzanabilme
Uzanabilmek işi
- uzanabilmek
Uzanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uzanma
Uzanmak işi
- uzanmak
Boylu boyunca yatmak
- uzantı
Bazı nesnelerin herhangi bir yerinde görülen uzamış bölüm
- uzanılma
Uzanılmak işi
- uzanılmak
Uzanma işi yapılmak
- uzanım
Yerden herhangi bir gezegene ve Güneş'e uzanan iki doğrultu arasındaki açı
- uzanıverme
Uzanıvermek işi
- uzanıvermek
Çabucak uzanmak
- uzanış
Uzanmak işi
- uzatabilme
Uzatabilmek işi
- uzatabilmek
Uzatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uzatma
Uzatmak işi; temdit
- uzatma bölümü
Takımla oynanan oyunlarda, kazananın belirlenmesi gereken bir maçta, normal oyun süresi berabere bittiğinde veya eleme usulü oynanan oyunlarda ilk maçla aynı eşit sonuç ortaya çıktığında ilave olarak oynanan süre
- uzatma dakikası
Futbol maçında sakatlık ve oyuncu değişikliği gibi sebeplerle oyunun durmasından kaynaklanıp uzunluğu orta hakem tarafından belirlenerek normal sürenin tamamlanmasının ardından oynanan süre; uzatma bölümü
- uzatma kablosu
Cihazlara elektrik akımı aktarmak için ek olarak kullanılan, bir ucunda fiş bir ucunda priz olan kablo; seyyar kablo
- uzatma penaltısı
Maç bitmek üzereyken taraflardan birince kazanılan ve atılması zorunlu olan ceza atışı; temdit penaltısı
- uzatmak
Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak
- uzatmaları oynamak
bir görevde son zamanlarını yaşamak
- uzatmalı
Süresi uzatılan
- uzatmalı nişanlı
Nişanlılık süresi gereğinden çok uzamış olan kadın veya erkek
- uzatmalı sevgili
Evlenmeye karar veremeyip çok uzun süre sevgili olarak kalan kadın veya erkek
- uzatmayalım
kısacası
- uzattırma
Uzattırmak işi
- uzattırmak
Uzatma işini yaptırmak
- uzattırıverme
Uzattırıvermek işi
- uzattırıvermek
Çabucak veya ansızın uzatmak
- uzatılma
Uzatılmak işi
- uzatılmak
Uzatma işi yapılmak
- uzatım
Uzatmak işi
- uzatıverme
Uzatıvermek işi
- uzatıvermek
Ansızın veya çabucak uzatmak
- uzatış
Uzatmak işi
- uzay
Gök cisimleri de dâhil olmak üzere bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk; gök, feza, mekân
- uzay adamlığı
Uzay adamı olma durumu
- uzay adamı
Uzay gemisini uzayda yöneten kimse; astronot, kozmonot
- uzay aracı
Araştırma yapmak üzere uzaya gönderilen insanlı veya insansız araçların ortak adı
- uzay bilimi
Uzayı yöneten genel yasalar bilimi; evren bilimi, kozmoloji
- uzay bilimsel
Uzay bilimi ile ilgili; evren bilimsel, kozmolojik
- uzay boşluğu
Uzayın içinde hiçbir cisim bulunmayan bölümleri; boşluk
- uzay eğrisi
Bütün noktaları aynı düzlem üzerinde bulunmayan eğri
- uzay gemisi
Uzaya gitmek için yapılmış taşıt; mekik
- uzay geometri
Üç boyutlu hacimli biçimleri inceleyen geometri
- uzay hukuku
Ulusların uzayla ilgili sorunlarını ele alan uluslararası hukuk
- uzay istasyonu
Uzay çalışmalarının yapıldığı, içinde insanların yer çekimi olmayan ortamlarda çalışabildiği yapay uydu; uzay üssü
- uzay kapsülü
Füzenin gürültüsüne ve hava ile sürtünmeden doğan sıcaklığa karşı yalıtılmış, insan veya malzeme taşınan, roketlerin ucunda bulunan küçük ve hafif kapalı yer
- uzay pilotu
Uzay araçlarını kullanan pilot
- uzay savaşı
Uzay çalışmalarında öne geçme yarışı
- uzay sondası
Dünya'nın çekim alanından kurtulup gök cisimlerine, gezegenler veya galaksiler arası uzay boşluğuna gönderilerek veri toplamaya yarayan uzay aracı
- uzay uçuşu
Uzay gemisi ile Dünya'dan uzaklaşıp uzaya çıkma
- uzayabilme
Uzayabilmek işi
- uzayabilmek
Uzama ihtimali veya imkânı bulunmak
- uzaylı
Uzayda yaşadığı varsayılan (canlı)
- uzaylılık
Uzaylı olma durumu
- uzayış
Uzamak işi
- uzağı görmek
ileride ne olacağını kestirmek
- uzgörür
Gerçeği önceden görebilen, ileri görüşlü olan; uzgören
- uzi
Kısa sürede birçok mermi atabilen, isabet oranı düşük, tek elle de kullanılabilen bir tür makineli tüfek
- uzlaşabilme
Uzlaşabilmek işi
- uzlaşabilmek
Uzlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uzlaşma
Uzlaşmak işi; uylaşım, uylaşma, uymaca, uyuşma (II), uzlaşı, uzlaşım, mutabakat, antant, konsensüs
- uzlaşmacı
Uzlaşma sağlayan kimse
- uzlaşmacılık
Çıkarlarından, düşüncelerinden ödünler vererek uzlaşma sağlama siyaseti
- uzlaşmak
Aralarındaki düşünce veya çıkar ayrılığını, karşılıklı ödünlerle kaldırarak karşılıklı anlaşmak ve mutabık kalmak; uylaşmak
- uzlaşmalı
Aralarında uzlaşma bulunan
- uzlaşmamazlık
bk. uzlaşmazlık
- uzlaşmaz
Uzlaşmayan, uzlaşma yanlısı olmayan
- uzlaşmazlık
Anlaşmaya, uzlaşmaya yanaşmama durumu
- uzlaştırabilme
Uzlaştırabilmek işi
- uzlaştırabilmek
Uzlaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uzlaştırma
Uzlaştırmak işi; ara bulma, uylaştırma, telif
- uzlaştırma kurulu
Toplu sözleşme görüşmelerinde tarafların uyuşmazlığa düşmeleri durumunda, uzlaşma sağlamak amacı ile grev ve lokavt kanununa göre oluşturulan, kararlarının yaptırım gücü olmayan kurul
- uzlaştırmak
Anlaşmazlık, dargınlık vb. durumda bulunan kimselerin uzlaşmalarını sağlamak; uylaştırmak, uyuşturmak (II)
- uzlaştırıcı
Bir anlaşmazlıkta tarafları uzlaştıran kimse; ara bulucu, aracı
- uzlaştırıcılık
Uzlaştırıcının yaptığı iş; ara buluculuk
- uzlaştırılma
Uzlaştırılmak işi; uylaştırılma
- uzlaştırılmak
Uzlaştırma işi yapılmak; uylaştırılmak, uyuşturulmak (II)
- uzlaşılma
Uzlaşılmak işi
- uzlaşılmak
Uzlaşma işi yapılmak
- uzlet
Toplum yaşayışından kaçıp tek başına yaşama
- uzluk
İşinin ehli olma durumu; hazakat, ehliyet
- uzman
Belli bir işte, belli bir konuda bilgi, görüş ve becerisi çok olan (kimse); mütehassıs, kompetan, spesiyalist
- uzman doktor
Bir tıp dalında gerekli ihtisası görüp uzmanlık belgesini alan doktor; uzman hekim
- uzman jandarma
Uzman Jandarma Okulunu başarı ile bitiren, ilk kademedeki çavuştan sekizinci kademedeki çavuşa kadar rütbe alabilen asker
- uzman jandarmalık
Uzman jandarma olma durumu
- uzman çavuş
Lise ve dengi okullardan mezun olduktan sonra özel bir eğitim sonunda başarılı olarak astsubaylıktan bir alt basamaktaki asker rütbesini alan kimse; uzatmalı çavuş
- uzman çavuşluk
Uzman çavuş olma durumu
- uzmanlaşma
Uzman durumuna gelme; ihtisas (II)
- uzmanlaşmak
Uzman durumuna gelmek, uzman olmak
- uzmanlık
Uzman olma durumu, uzmanın görevi; eksperlik, mütehassıslık, ihtisas (II), kompetanlık
- uzmanlık belgesi
Tıpta belirli bir alanda eğitimden ve sınavlardan geçip başarılı bulunanlara verilen belge
- uzo
Yunan rakısı
- uzun
İki ucu arasında fazla uzaklık olan; levent, maksi, kısa karşıtı
- uzun araç
Normal bir yük aracından daha uzun olan, çok eşya taşımak için kullanılan taşıt
- uzun atlama
Geriden hızlıca gelip, bacakların sıçrama gücü ile yerden kesilerek vücudun alabildiğine uzağa konması
- uzun bacaklılar
Sulak yerlerde yaşayan, uzun bacaklı kuşlar takımı
- uzun boylu
Boyu uzun olan
- uzun boyluluk
Uzun boylu olma durumu
- uzun dalga
Dalga boyu 1000-2000 metre arasında değişen radyo dalgası
- uzun diş
Boruları döndürmeden eklemeyi sağlayan ve bir ek bileziğiyle bir ters somunu alacak uzunlukta açılmış vida
- uzun dişli
Açgözlü ve hırslı olan
- uzun etek
Boyu topuklara kadar uzanan etek; maksi, maksi etek
- uzun etmek
tartışmayı sürdürmek
- uzun far
Uzun mesafeyi aydınlatma gücüne sahip otomobil farı
- uzun hava
Türk halk müziğinde, belirli bir karakteri olmayan, bölgesel ögelerin etkisi altında gelişerek özellik kazanmış, yanık bir biçimde okunan türkü
- uzun hece
İçinde uzun ünlü bulunduran açık hece: âdet, şûra vb
- uzun hikâye
Ayrıntılı olayları ve kişi kadrosu geniş olan hikâye türü; uzun öykü
- uzun kafalı
Başı dar, kafatasının uzunluğu genişliğinden fazla olan (kimse); dolikosefal
- uzun kulaktan haber almak
uzaktan uzağa haber almak
- uzun lafın (veya sözün) kısası
kısacası, özet olarak
- uzun levrek
Kemirici balıklar takımından, 50-100 santimetre boyunda, Avrupa tatlı sularında yaşayan etçil ve yırtıcı bir balık (Lucioperca sandra)
- uzun oturmak
uzanarak oturmak, yarı yatmış durumda oturmak
- uzun uzadıya
Uzatarak, derinleştirerek, genişleterek, ayrıntılarıyla
- uzun uzun
Uzun süre devam edecek biçimde, uzun süre
- uzun vadeli
Süresi uzun olan
- uzun vadelilik
Uzun vadeli olma durumu
- uzun yol sürücülüğü
Uzun yol sürücüsünün yaptığı iş
- uzun yol sürücüsü
Uzun mesafeli yollarda ağır vasıta kullanan sürücü; uzun yol şoförü
- uzun çizgi
Metinde konuşma cümlesinden önce kullanılan noktalama işaretinin adı; konuşma çizgisi
- uzun ömürlü
Yaşadığı, var olduğu süre çok uzun olan
- uzun ömürlülük
Uzun ömürlü olma durumu
- uzun ünlü
Boğumlanma süresi uzun olan ünlü; uzun sesli, uzun vokal: buse (bu:se), hibe (hi:be), mana (ma:na), zalim (za:lim); ağlamak (a:lamak) vb
- uzunca
Biraz uzun
- Uzundere
Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
- uzuneşek
Eğilmiş ve biri ötekinin arkasına tutunmuş birkaç kişinin üzerinden atlanılarak oynanan bir oyun
- uzunkuyruk
Bir tür iskete kuşu
- Uzunköprü
Edirne iline bağlı ilçelerden biri
- uzunlamasına
Ene dik olarak; boylamasına, boyuna, tulani
- uzunluk
Bir şeyin bir uçtan öbür uca kadar olan uzaklığı
- uzunluk ölçüsü
Uzunluğu ölçmek için kullanılan metre, yarda vb. herhangi bir birim
- uzunçalar
Üzerine seslerin düşük devirle kaydedildiği büyük boyutlu plak
- uzuvca
Organ bakımından
- uzvi
Organla ilgili
- uzviyet
Çeşitli organlardan meydana gelmiş şey
- uzzal
Klasik Türk müziğinde hicaz makamına çok yakın ve dügâh perdesinde karar kılan bir makam
- uç
Genellikle uzun bir nesnenin incelerek biten son ve sivri noktası
- uç alma
bir bitkinin boyuna değil enine gelişmesini sağlamak amacıyla uç kısımlarını kesme veya kırma işi
- uç baba torik
aşağılama, alay ve küçültme ifade eden bir söz
- uç beyi
Uç denilen sınır boylarının sivil ve askerî yönetiminden sorumlu olan görevli
- uç beyliği
Uç beyi olma durumu
- uç uca
Bir şeyin son noktasıyla ikinci bir şeyin baş noktasını birbirine ekleyerek
- uç uca gelmek
ancak yetişmek
- uç vermek
çıban baş vermek
- uçabilme
Uçabilmek işi
- uçabilmek
Uçma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uçak
Kanatlarının altındaki havanın yaptığı basınç yardımıyla yükselip ilerleyebilen motorlu hava taşıtı; tayyare
- uçak mezarlığı
Kullanılmaz duruma gelmiş veya eski uçakların bırakıldığı yer
- uçaklı
Uçağı olan
- uçaksavar
Hava hedeflerine karşı yerden kullanılan silahlara verilen genel ad
- uçaksız
Uçağı olmayan
- uçan daire
Bilimsel bir açıklaması olmadığı ve genellikle dünya dışı yaşam taşıdığı iddia edilen, uçan nesne; ufo
- uçan kuşa borcu olmak
pek çok kişiye borçlu olmak
- uçan kuştan kıskanmak
çok kıskanç olmak
- uçan kuştan medet ummak
çok sıkıntıda kalıp herhangi bir yerden en ufak bir yardımın gelmesini beklemek, sıkıntılı bir durumdan kurtulmak için her türlü çareye başvurmak
- uçankale
Stratejik amaçlarla İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılmış olan, uzun menzilli, ağır bombardıman uçağı
- uçar
Uçan, uçucu olan
- uçar gibi
büyük bir hızla, kanatlanmış gibi
- uçar kefal
Turna balığıgillerden, kefale benzer, uzun kanatlı, kendisini kovalayan balıklardan kaçarken havaya zıplayıp birkaç saniye uçabilen, eti beğenilen bir balık (Exocoetus)
- uçara atmak
uçmakta olan kuşu vurmaya çalışmak
- uçarı
Ele avuca sığmaz, çok haşarı (kimse)
- uçarıca
Uçarıya yakışır bir biçimde
- uçarılık
Uçarı olma durumu
- uçağı kaçırmak
uçağa yetişememek, uçağa saatinde ulaşamamak
- uçkun
Uçmuş, fırlamış
- uçkur
Şalvar veya iç donunun belde durmasını sağlamak için bele gelecek kısımlara geçirilen bağ
- uçkur havası
Cinsel duyguları uyandıran türkü
- uçkur çözmek
cinsel ilişkide bulunmak
- uçkurlu
Uçkuru olan
- uçkurluk
Şalvar, don vb.nde uçkur geçirilen katlanmış kenar
- uçkursuz
Uçkuru olmayan
- uçkuruna gevşek (veya düşkün) olmak
cinsel isteklerin tutkunu olmak
- uçkuruna sağlam olmak
cinsel isteklerin tutkunu olmamak, namuslu olmak
- uçkurunu (bile) bağlayamamak
çok beceriksiz olmak
- uçkurutan
Turunçgillerden, özellikle limonlarda gelişerek dal uçlarının kurumasına yol açan ve birkaç yıl içinde ağacın ölmesine sebep olan bir tür mantar
- uçlanma
Uçlanmak durumu
- uçlanmak
Uçlu duruma gelmek, uç vermek, filizlenmek
- uçlu
Ucu olan, ucu çıkan
- uçma
Uçmak işi
- uçmak
Kuş, kanatlı böcek vb. hareketli kanatları yardımıyla havada düşmeden durmak, havada yol almak
- uçsuz
Ucu, sonu olmayan
- uçsuz bucaksız
Sonu görülmeyecek kadar geniş olan
- uçsuzluk
Uçsuz olma durumu
- uçtan uca
Bir baştan bir başa
- uçtuuçtu
Toplu hâlde oynanan, uçan şeyler söylenince el kaldırma, uçmayan şeyler söylenince el kaldırılırsa yanma temeline dayanan bir çocuk oyunu
- uçucu
Uçma yeteneği veya özelliği olan; tayyar
- uçucu madde
Üretici tarafından tasarlanmayan bir şekilde, sarhoşluk üretmek üzere burun veya ağız yoluyla solunabilen çeşitli ev ve endüstriyel kimyasallar
- uçucu yağ
Bitki dokularından damıtma ile elde edilen ve o bitkiye özgü bir kokuya sahip olan, kayganlıkları ve sabunlaşma özellikleri olmayan yağ
- uçuculuk
Uçucu olma durumu
- uçuk
Hafif, belirsiz olan
- uçuk kaçık
Hayatı hafife alan, ciddi ve tutarlı görünmeyen
- uçuk kaçıklık
Hayatı hafife alma, ciddi ve tutarlı görünmeme, havailik
- uçuklama
Uçuklamak işi
- uçuklamak
Uçuk (II) oluşmak
- uçuklayış
Uçuklamak işi
- uçuklaşma
Uçuklaşmak durumu
- uçuklaşmak
Rengi soluklaşmak
- uçukluk
Uçuk olma durumu
- uçun
Bayrağın uçkurluk karşısındaki kenarı
- uçup gitmek
kaybolmak, yok olmak
- uçurabilme
Uçurabilmek işi
- uçurabilmek
Uçurma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uçurma
Uçurmak işi
- uçurmak
Uçma işini yaptırmak; uçurtmak
- uçurtma
Uçurtmak işi
- uçurtma kâğıdı
Uçurtma yapımında kullanılan, dayanıklı, ince, renkli kâğıt
- uçurtmak
Uçma işini yaptırmak
- uçurulma
Uçurulmak işi
- uçurulmak
Uçurma işi yapılmak
- uçurum
Deniz, göl, ırmak vb. su kıyılarında veya karada dik yer; yar
- uçurumlaşma
Uçurumlaşmak durumu
- uçurumlaşmak
Uçurum durumuna gelmek
- uçurumun kenarından dönmek
büyük bir tehlikeden son anda kurtulmak
- uçuruverme
Uçuruvermek işi
- uçuruvermek
Çabucak uçurmak
- uçuruş
Uçurmak işi
- uçuverme
Uçuvermek işi
- uçuvermek
Çabucak uçmak
- uçuş
Uçmak işi; pervaz (II)
- uçuş kartı
Yapılacak uçak yolculuğuyla ilgili uçuş saati, koltuk numarası vb. bilgilerin bulunduğu kart
- uçuş kulesi
Havaalanlarında o bölgenin hava trafiğini kontrol eden, havalanacak veya inişe geçecek pilotlara pistle ilgili teknik bilgiler veren görevlilerin bulunduğu bina
- uçuşma
Uçuşmak durumu
- uçuşmak
Hep birlikte uçmak
- uçuşturma
Uçuşturmak işi
- uçuşturmak
Uçuşma işini yaptırmak
- uğra
Yufka açılırken hamurun tahtaya yapışmaması için serpilen kalın un
- uğrak
Çok uğranılan yer
- uğrak yeri
Sık uğranılan yer
- uğralama
Uğralamak işi
- uğralamak
Uğra serpmek
- uğrama
Uğramak işi
- uğramak
Yola devam etmek üzere, bir yerde kısa bir süre kalmak
- uğranma
Uğranmak işi
- uğranmak
Uğrama işi yapılmak
- uğranılma
Uğranılmak işi
- uğranılmak
Uğrama işi yapılmak
- uğranış
Uğranmak işi
- uğratabilme
Uğratabilmek işi
- uğratabilmek
Uğratma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uğratma
Uğratmak işi
- uğratmak
Uğrama işini yaptırmak, uğramasına sebep olmak; salmak
- uğratış
Uğratmak işi
- uğrayabilme
Uğrayabilmek işi
- uğrayabilmek
Uğrama ihtimali veya imkânı bulunmak
- uğrayış
Uğramak işi
- uğraş
Bir insanın yaptığı iş veya meslek; iş güç, meşguliyet
- uğraşabilme
Uğraşabilmek işi
- uğraşabilmek
Uğraşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uğraşma
Uğraşmak işi; müsademe
- uğraşmak
Bir iş üzerinde sürekli çalışmak
- uğraştırma
Uğraştırmak işi; işgal
- uğraştırmak
Uğraşmasına yol açmak
- uğraşı
Uğraşılan şey; meşgale
- uğraşılabilme
Uğraşılabilmek durumu
- uğraşılabilmek
Uğraşılma ihtimali bulunmak
- uğraşılma
Uğraşılmak işi
- uğraşılmak
Uğraşma işi yapılmak
- uğrulama
Uğrulamak işi
- uğruluk etmek
çalmak, hırsızlık etmek
- uğruluk yapmak
uğruluk etmek
- uğrun uğrun
Gizli olarak
- uğrunda
Amacında, yolunda
- uğul uğul
Uğuldayarak
- uğuldama
Uğuldamak işi
- uğuldamak
Sürekli gürültülü, boğuk ve anlaşılmaz ses çıkmak
- uğuldayış
Uğuldamak işi
- uğultu
Gürültülü, boğuk ve anlaşılmaz ses, uğuldama sesi
- uğultulu
Uğultusu olan, uğultu çıkaran
- uğultusuz
Uğultusu olmayan
- uğultusuzluk
Uğultusuz olma durumu
- uğunma
Uğunmak işi
- uğunmak
Büyük bir üzüntü veya acıdan kıvranmak
- uğur
Bazı olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan belirti veya bazı nesnelerde var olduğuna inanılan iyilik kaynağı; sur (III), meymenet
- uğur böcekleri
Örneği uğur böceği olan, etçil ve otçul türleri içine alan kın kanatlılar familyası
- uğur böceği
Vücudu yarım küre biçiminde, turuncu, kırmızı renkli, üzerinde yedi tane kara nokta bulunan kın kanatlı böcek; gelin böceği, hanım böceği, uçuç böceği (Coccinella septempunctata)
- uğur getirmek
iyilik, şans, talih, bereket getirmek
- uğur ola! (veya uğurlar olsun!)
yolun açık olsun! anlamında söylenen bir iyi dilek sözü
- uğur parası
Zenginlik ve iyilik getireceğine inanılarak birisinden alınan para
- uğurlama
Uğurlamak işi; yolculama, teşyi
- uğurlamak
Gideni esenlik ve sevgi dilekleriyle geçirmek; yolcu etmek, yolculamak, teşyi etmek
- uğurlanabilme
Uğurlanabilmek işi
- uğurlanabilmek
Uğurlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- uğurlanma
Uğurlanmak işi
- uğurlanmak
Uğurlama işi yapılmak
- uğurlanış
Uğurlanmak işi
- uğurlayabilme
Uğurlayabilmek işi
- uğurlayabilmek
Uğurlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- uğurlayış
Uğurlamak işi
- uğurlu
Uğuru olan, iyilik getirdiğine inanılan; kutlu, ongun (I), kademli, meymenetli, mübarek
- uğurlu kademli olsun
mutlu bir olay dolayısıyla söylenen bir iyi dilek sözü
- Uğurludağ
Çorum iline bağlı ilçelerden biri
- uğurluk
Uğur sayılan kimse, hayvan veya nesne; maskot
- uğurluluk
Uğurlu olma durumu; meymenetlilik
- uğursama
Uğursamak durumu
- uğursamak
Herhangi bir olguyu veya nesneyi uğur saymak
- uğursuz
Kendinde uğursuzluk bulunan; çifteli, yomsuz, kademsiz, menhus, meret, meşum, meymenetsiz, musibet, muzlim, şom
- uğursuzca
Uğursuz bir biçimde; meymenetsizce
- uğursuzluk
Bazı olaylarda görülen ve insana kötülük getirdiğine inanılan belirti veya bazı nesnelerde var olduğuna inanılan güç; yomsuzluk, kademsizlik, meymenetsizlik, nuhuset, şeamet, şomluk
- uğuru açık
Talihli, şanslı (kimse)
- uğuru açıklık
Uğuru açık olma durumu
- uğurun açık olsun
“yolun açık olsun!” anlamında söylenen iyi dilek sözü
- uğurun Hakk'a olsun
“yolun açık olsun" sözüne karşılık olarak verilen iyi dilek sözü
- uğut
Çimlenmiş buğdayın kaynatılmasıyla yapılan bir çeşit yemek
- Uşak
Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- uşak
Herhangi bir bölgenin halkından olan erkek
- uşak olmak
birinin yanında hizmetçi olarak çalışmaya başlamak
- uşakkapan
Bebekleri alıp götürdüğü söylenen bir cins akbaba
- Uşaklı
Uşak ilinden olan kimse
- uşaklık
Uşak olma durumu; hizmetkârlık
- uşaklık etmek
bir kimseye hizmet veya kulluk etmek
- uşaklık yapmak
uşaklık etmek
- Uşaklılık
Uşaklı olma durumu
- uşkun
Karabuğdaygillerden, yaprakları yürek biçiminde, kökü dıştan sincabi ve içten sarı renkte olan bir tür ravent (Rheum rhaponticum)
- uşşak
Türk müziğinde ana makamlardan biri