T harfi ile başlayan kelimeler
T harfi için 5401 sözlük maddesi listeleniyor.
T harfinde öne çıkanlar
Bu harfte daha sık ziyaret edilen maddeler.
- tarikatçı
Tarikatları yaymak ve yaşatmak isteyen, o yolda çalışan kimse
- tıraş
Saç veya sakalı kesme işi; yülüme
- teminat vermek
güvence vermek
- tahripkârlık
Tahripkâr olma durumu
- tıraş köpüğü
Tıraş olmayı kolaylaştıran özel hazırlanmış köpük
- tıraş makinesi
Tıraş etmeye yarayan araç veya aygıt
- tıraş olmak
erkek saçını, sakalını kesmek veya berberde kestirmek, yülünmek
- tıraş sabunu
Tıraşı kolaylaştırmak, sert kılları yumuşatmak için kullanılan sabun
- tatar
Mektup, haber vb. şeyleri gidecekleri yere götüren atlı posta arabasını süren kimse
- tıraş fırçası
Sakal tıraşı olurken yüze sabun sürmeye yarayan fırça
- tıraş losyonu
Tıraştan sonra deriyi canlandırıcı, özel kokulu kolonya
- tek başına
Yanında başkaları olmadan, yalnız olarak; bir başına, kendi kendine, yalın kılıç, yalnız, yalnız başına, münferiden
- top sağır
Sağırlığı ileri derecede olan
- toplaşmak
Top durumuna gelmek
- tıraş tası
Tıraş suyunun konulduğu, içinde tıraş bıçağının, fırçanın çalkalandığı metal veya plastik tas
- tıraşa tutmak
birini bıkkınlık verici uzun konuşmalarla oyalamak
- tıraşı gelmek (veya uzamak)
saçı, sakalı tıraş edilecek duruma gelmek
- tıpışlama
Tıpışlamak işi
- temassız alışveriş
Temassızlık özelliği bulunan banka kartıyla yapılan alışveriş
- tentesiz
Tentesi olmayan
- terfi maaşı
Devlet Memurları Kanunu’na göre terfi etmiş devlet memuruna terfiden kaynaklı verilen ek ödenek
- tıraş kremi
Tıraştan sonra deriyi yumuşak tutmak için sürülen krem
- tazallüm etmek
sızlanmak, yakınmak (II)
- Tb
Terbiyum elementinin simgesi
- tonaj
Bir taşıtın alabildiği ton miktarı
- takışma
Takışmak işi
- tarih değiştirme çizgisi
Güney Kutbu ile Kuzey Kutbu arasında uzanan, uluslararası gün çizgisi olarak da bilinen, bir takvim gününden bir sonrakine geçişi belirleyen sanal çizgi
- tartarak yenme
Yağlı güreşte, rakibini kucağına alıp ayaklarını yerden keserek üç adım taşıma veya yarım çember dönüşü durumuna getirerek onu yenik saydırma
- teminat altına almak
güvence altına almak
- tepkisel davranış
Dış çevreden gelen bir uyarının etkisiyle ortaya çıkan bir davranış
- tıraş etmek
tıraş işini yapmak, yülümek
- tav
İşlenecek bir nesnede bulunması gereken ısının, nemin yeterli olması durumu
- tuvalet takımı
Tuvalet veya makyaj malzemeleri bulunan çanta veya kutu
- tahtalıköye yollamak (veya göndermek)
öldürmek
- takırdatma
Takırdatmak işi
- tahakküm
Baskı yaparak hükmetme, zorbalıkla hüküm sürme
T dizini
5401 kelime bağlantısı sunucuda oluşturuldu.
- T
Trityum elementinin simgesi
- T borusu
Sıhhi tesisatta su borusunu üç yönlü kullanabilme durumuna getiren parça
- T cetveli
Bir kenarını çizim yapılan yüzeyin kenarına dayayıp diğer kenarıyla birbirine paralel yatay çizgiler çizmeye yarayan T biçimindeki cetvel
- t, T
Türk alfabesinin yirmi dördüncü sırasında yer alan ve te adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından sert, patlayıcı diş ünsüzünü gösterir
- Ta
Tantal elementinin simgesi
- ta
Dek, değin, kadar, beri vb. edatlarla birlikte kullanılarak bir fiilin, bir hareketin, bir yerin, bir şeyin başladığı veya sona erdiği noktayı, zaman ve uzaklık bakımından abartmalı bir biçimde anlatan bir söz
- ta kendisi
(ta kısa söylenir) o kimse, tastamam kendisi
- ta ki
yeter ki, sonunda
- taaccüp etmek
hayrete düşmek, hayrette kalmak, şaşmak
- taaddüt
Çoğalma, sayısı artma
- taaddüt etmek (veya eylemek)
çoğalmak, sayısı artmak
- taaffün
Kokuşma, pis kokma
- taaffün etmek
kokuşmak, pis kokmak
- taahhüt
Bir şey yapmayı üstüne alma; üstenme, üstlenme
- taahhüt etmek
üstlenmek
- taahhütlü
Taahhüt edilmiş, üstlenilmiş olan
- taahhütlü mektup
Kayba uğramadan yerine ulaştırılması posta idaresi tarafından kayda alınarak üstlenilmiş olan mektup
- taahhütname
Bir şeyi yapmayı üstüne aldığını bildiren yazılı kâğıt
- taala
“Allah”, “Tanrı” ve “Hak” kelimelerinden sonra gelen “şanı yüce olsun” anlamında bir söz
- taalluk etmek
ilgili bulunmak, ilgili olmak, ilgilendirmek
- taallukat
Hısımlar, yakınlar
- taam
Yemek yeme
- taam etmek
yemek yemek
- taammüm etmek
yayılmak, genelleşmek
- taammüt
Bir işi veya suçu bile bile, tasarlayarak yapma
- taannüt
Direnme, ayak direme, inat etme
- taannüt etmek (veya göstermek)
direnmek, inat etmek, ayak diremek
- taarruz etmek
saldırmak
- taarruz helikopteri
Zorlayıcı çevresel etmenlere dayanıklı, ileri teknoloji, hedef takip ve görüntüleme, elektronik savaş, seyrüsefer, haberleşme ve silah sistemleriyle donatılmış, yüksek manevra kabiliyetine ve performansına sahip helikopter
- taarruza geçmek
saldırmak
- taarruzi
Saldırı ile ilgili, saldırıya ilişkin
- taat
Allah'ın buyruklarını yerine getirme, ibadet etme
- taat etmek
Allah’ın buyruklarını yerine getirmek, ibadet etmek
- taayyün
Belli olma, ortaya çıkma, belirme
- taayyün etmek
belirmek
- taayyüş
Geçimini sağlama
- taayyüş etmek
geçimini sağlamak
- taaşşuk
Karşılıklı âşık olma
- taba
Kuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi; tütün rengi
- tababet
Tıp bilgisi
- tabak
Yiyecek koymaya yarar, az derin ve yayvan kap
- tabak gibi
dümdüz ve açık (yer)
- tabak sevdiği deriyi taştan taşa (veya yerden yere) çalar
"birinin yakınlarına gösterdiği sert davranış onun iyiliği içindir" anlamında kullanılan bir söz
- tabak yapmak
içinde yiyeceklerin olduğu bir tabak hazırlamak
- tabaka
Baskı ve yazıda kullanılan, değişik boyutlarda kesilmiş (kâğıt)
- tabakalama
Tabakalamak işi
- tabakalamak
Tabaka (I) durumuna getirmek
- tabakalanma
Tabakalamak işi
- tabakalanmak
Tabakalar birbiri üstüne veya birbirinin ardınca sıralı duruma gelmek
- tabakalaşma
Tabakalaşmak işi
- tabakalaşmak
Tabaka (I) durumuna gelmek
- tabakalı
Tabakası (II) olan
- tabakasız
Tabakası (II) olmayan
- tabakhane
Hayvan postunu kullanılacak duruma getirme işleminin yapıldığı yer, sepi yeri
- tabaklama
Tabaklamak (I) işi
- tabaklamak
Yemeği servis etmek üzere göze hoş gelecek düzende tabağa yerleştirmek
- tabaklanma
Tabaklanmak (I) işi
- tabaklanmak
Yemek göze hoş gelecek bir biçimde tabağa yerleştirilmek
- tabaklı
Tabağı olan
- tabaklık
Tabak koymaya yarayan ve üst üste birkaç kattan oluşan raf
- tabaksız
Tabağı olmayan
- tabakçı
Tabak yapan veya satan kimse
- tabakçılık
Tabakçı olma durumu
- taban
Ayağın alt yüzü; aya
- taban basma
Güreşçinin bir ayağının tabanıyla hasmının ayağına basıp eliyle çenesinden veya omuzlarından tutarak çevirmesi
- taban düzeyi
Bir akarsuyun, aşındırma ile erişebileceği en alçak yer
- taban fiyatı
Bir mala resmî kuruluşlarca konulan fiyatın en alt sınırı, en düşük satış bedeli
- taban halısı
Tabana serilen büyük halı
- taban lağımı
Eğimli bir cevher yatağının tabanındaki tabakalar içinde ve cevher yatağı doğrultusuna paralel olarak sürülen lağım türü
- taban tabana zıt (olmak)
birbirine son derece aykırı
- taban tepmek (veya patlatmak)
uzun yol yürümek
- taban yapmak
fiyat, en aşağı duruma düşmek
- taban çıkmak (veya girmek veya koymak)
futbolda topla oynayan oyuncunun hareketini engellemek için doğrudan doğruya tabanla müdahale etmek
- tabana kuvvet
bir yere yayan gitmekten başka çare olmadığını anlatan bir söz
- tabana kuvvet kaçmak
çok hızlı, koşarak kaçmak
- tabanca
Kısa, hafif, cepte veya belde taşınan ateşli silah
- tabanca boyası
Tabanca ile yapılan boya
- tabanca cilası
Tabanca ile püskürterek yapılan cila
- tabancalı
Tabancası olan
- tabancasız
Tabancası olmayan
- tabancaya davranmak
ateş etmek için tabancayı bulunduğu yerden almaya kalkışmak
- tabanları kaldırmak
koşarak kaçmak
- tabanları patlamak
çok yürümekten, çok ayakta durmaktan aşırı yorulmak
- tabanları yağlamak
uzak bir yere yayan gitmeye hazırlanmak
- tabanlı
Tabanı olan
- tabanlık
Üzerine rayların yerleştirildiği, yere enine konulmuş demir veya ağaç parçaların her biri; travers
- tabansız
Tabanı olmayan
- tabansızlık
Tabansız olma durumu
- tabanvayla gitmek
yürüyerek gitmek
- tabanı yanmış it gibi
yerinde duramayan, oradan oraya koşan kimseler için söylenen bir söz
- tabanı yanık
Çok gezip dolaşan (kimse)
- tabanı yarık
Korkak, güven vermeyen (kimse)
- tabasbus etmek
yaltaklanmak
- tabela
Üzerinde tanıtıcı, belirtici bir yazı, açıklama, işaret veya resim bulunan nesne; levha
- tabela bahis
At yarışlarında üzerine bahis konulan koşuda ilk dört sırayı paylaşan atları sıralı veya sırasız olarak doğru tahmin etme biçiminde oynanan oyun
- tabela partisi
Seçimlere tek başına girme kabiliyeti olmayan, sadece başka bir partiyle pazarlık yapabilmek için kurulmuş kısa ömürlü siyasi parti
- tabelacı
Tabela yazan kimse
- tabelacılık
Tabelacının işi
- tabelalı
Tabelası olan
- tabelasız
Tabelası olmayan
- tabi
Birine veya bir şeye uyan, onun arkası sıra giden
- tabi kılmak
egemenliği altına almak, boyun eğdirmek, kendine uydurmak
- tabi olmak
birinin kontrolü altına girmek, bir şeye veya bir kimseye bağlı olmak
- tabi tutmak
tabi kılmak
- tabiat
Doğal özellik
- tabiat bilgisi
İlkokulda doğa ile ilgili bilgileri içine alan dersin adı; doğa bilgisi
- tabiatlı
Herhangi bir yaradılışta, huyda olan
- tabiatlılık
Herhangi bir yaradılışta, huyda olma durumu
- tabiatsız
Tabiatı olmayan
- tabiatsızlık
Tabiatsız olma durumu
- tabiatıyla
Doğal bir biçimde, tabii olarak
- tabii
Olağan, alışılmış, her zamanki gibi olan, beklenildiği gibi
- tabii hukuk
İnsanın doğuştan sahip olduğuna inanılan haklarını ele alan hukuk
- tabiiye
Tabiat bilgisi dersi
- tabiiyeci
Tabiat bilgisi öğretmeni
- tabiiyun
Tabiat bilimiyle uğraşan bilginler
- tabildot
alakart karşıtı
- tabildot boy
Normal boyutlardan daha küçük (gazete)
- tabilik
Tabi (I) olma durumu
- tabir
Rüya yorumlama
- tabir etmek
yorumlamak
- tabirci
Rüya yorumlayan kimse; yorumcu
- tabiri (veya tabir) caizse
"sözün özünü söylemek gerekirse" anlamında kullanılan bir söz
- tabirname
Rüyaların yorumunu yapan kitap, rüya tabirleri kitabı
- tabiye
Yerli yerine koyup hazırlama, yerleştirme
- tabiye etmek
yerleştirmek
- tabla
Satıcı vb.nin kullandığı tahtadan tepsi
- tabla taşı
Üzerine kitabe yazılan taş; kitabe taşı
- tablacı
Mallarını tabla üzerinde satan kimse; tablakâr
- tablacılık
Tablacının yaptığı iş; tablakârlık
- tablakâr
Büyük konaklarda mutfaktan yemek tablalarını götürüp getiren görevli
- tablalı
Tablası olan
- tablet
Düz ve yassı biçimli, çiğnenecek veya yutulacak madde
- tablet bilgisayar
Ekranı dokunmalı özellikte olan, sağladığı depolama alanıyla verilerin kolayca taşınmasını sağlayan bilgisayar; tablet
- tablet boya
Sulu boya resim yapmak için dört köşe veya yuvarlak kalıplara dökülerek kurutulmuş olan ve bir tabak içinde su ile ezilerek kullanılan boya
- tabliye
Köprü yapımında ilk olarak yerleştirilen ve köprüyü oluşturan bölüm
- tablo
Bez, tahta, kâğıt vb. maddeler üzerine yapılmış yağlı boya, sulu boya, pastel veya kara kalem resim; levha
- tablo çizmek
durumu detaylıca anlatmak
- tablolaştırma
Tablolaştırmak işi
- tablolaştırmak
Tablo durumuna getirmek
- tablolaştırılma
Tablolaştırılmak işi
- tablolaştırılmak
Tablo durumuna getirilmek
- tabu
Kutsal sayılan bazı insanlara, hayvanlara, nesnelere dokunulmasını, kullanılmasını yasaklayan, aksi yapıldığında zararı dokunacağı düşünülen dinî inanç
- tabulaşma
Tabulaşmak durumu
- tabulaşmak
Tabu kabul edilmek, tabu gibi görünmek, tabu değeri kazanmak, tabu durumuna getirilmek
- tabulaştırma
Tabulaştırmak işi
- tabulaştırmak
Tabu durumuna getirmek
- tabulaştırılma
Tabulaştırılmak işi
- tabulaştırılmak
Tabu durumuna getirilmek
- tabur
Dört bölükten kurulan, bir binbaşının komutasındaki asker birliği
- taburcu
Hastaneden çıkması kararlaştırılmış (hasta)
- taburcu etmek
doktor hastayı yatarak tedavi gerekmediğinde hastaneden çıkarmak
- taburcu olmak
tedavi edilerek hastaneden çıkmak
- taburculuk
Taburcu olma durumu
- tabure
Sırt ve kol dayayacak yeri olmayan iskemle; sekmen
- tabut
Ölünün içine konulduğu sandık biçiminde araç; sal (II), ölü salı, dört kollu, imamkayığı
- tabutluk
Camide boş tabutların konulduğu yer
- tabya
Bir bölgeyi savunmak için yapılan ve silahlarla güçlendirilen yapı; tabiye
- tabütüvan
Güç, kuvvet, takat
- taca çıkmak
top sahanın yan çizgilerinin dışına çıkmak
- Tacik
Tacikistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Tacikistanlı
Tacikistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Tacikçe
Taciklerin kullandığı dil
- tacil
Acele ettirme
- tacil etmek
hızlandırmak, çabuklaştırmak, tezleştirmek
- taciz
Tedirgin etme, rahatsız etme
- taciz ateşi
Hasmı veya düşmanı tedirgin etmek için silahla açılan ateş
- taciz etmek
sıkıntı vermek, rahatsız etmek
- taciz olmak
sıkıntı duymak, rahatsız olmak
- tacizlik
Tedirginlik verme
- tacizlik etmek
tedirgin etmek, can sıkmak
- tacizlik getirmek
tedirgin olmak
- tacizlik vermek
tedirgin etmek
- tadabilme
Tadabilmek işi
- tadabilmek
Tatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tadada çıkmak
yoklamaya katılmak üzere toplanmak
- tadat
Sayarak yoklama yapma
- tadat etmek
saymak
- tadil etmek
değiştirmek
- tadilat
Değişiklikler
- tadilat geçirmek
değişiklik yapılmak
- tadilat yapmak
değiştirmek
- tadı damağında kalmak
yenen bir şeyin tadını unutamamak
- tadı gelmek
tat kazanmak
- tadı kaçmak (veya gitmek)
tatsız bir duruma gelmek, tadını yitirmek
- tadı tuzu kalmamak (veya kaçmak veya bozulmak)
yemek, lezzeti gitmek, tatsızlaşmak
- tadı tuzu yok
zevksiz, yavan
- tadılma
Tadılmak işi
- tadılmak
Tatma işi yapılmak
- tadım
Tatmak için ağza alınan miktar
- tadımlık
Bir şeyin tadına bakmaya yeter miktarda olan; çeşni
- tadına bakmak
ağzına alıp tadını denemek, test etmek
- tadına doyum olmamak
bir şeyin tadı çok beğenilmek
- tadına varmak
bir şeydeki ince güzelliği kavramak
- tadında bırakmak
aşırılığa kaçmamak
- tadından yenmemek
çok tatlı, çok hoşa gider olmak
- tadını almak
bir şeyin ne tatta olduğunu anlamak
- tadını bulmak
tadı yerine gelmek
- tadını kaçırmak
güzel giden bir şeyi tatsız bir duruma sokacak ölçüsüzlüğe vardırmak
- tadını tuzunu bulmak
kıvamına gelmek, beklenen ölçülere ulaşmak
- tadını çıkarmak
bir şeyin güzelliğinden veya sağladığı imkânlardan yeterince yararlanmak
- tadıverme
Tadıvermek işi
- tadıvermek
Çabucak tatmak
- taflan
Gülgillerden, kışın yapraklarını dökmeyen, çiçekleri salkım durumunda, beyaz veya yeşil olan, süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen küçük bir ağaç; karayemiş ağacı, karayemiş (Prunus laurocerasus)
- tafra
Kendisini olduğundan büyük gösterip böbürlenme, yüksekten atma
- tafra satmak
böbürlenmek, büyüklenmek, büyüklük taslamak
- tafracı
Böbürlenen, yüksekten atan (kimse)
- tafracılık
Tafracı olma durumu
- tafrafuruş
Böbürlenen, yüksekten atan
- tafrafuruşluk
Böbürlenme, yüksekten atma
- tafsil
Bir şeyi ayrıntılarıyla anlatma, açıklama
- tafsilat
Ayrıntılı açıklama
- tafsilat vermek
bir kimse, bir şey veya durumun özelliklerini, inceliklerini, ayrıntılarıyla anlatmak, uzun uzadıya anlatmak
- tafsilata girmek
ayrıntılar üzerinde durmak
- tafta
Bir tür sert, ipekli kumaş
- tagayyür
Değişme, başkalaşma
- tagayyür etmek
değişmek
- tahaccür
Taşlaşma, taş kesilme, taş gibi katılaşma
- tahaccür etmek
taşlaşmak
- tahaffuzhane
Sefer sırasında, yolcu ve çalışanların arasında bulaşıcı hastalık görülen gemilerin karantina sürelerini geçirmeleri, gerekli sağlık önlemlerinin alınması ve hastaların iyileştirilmeleri için büyük limanlara yakın kıyılara kurulmuş sağlık kuruluşu
- tahakkuk
Gerçekleşme, yerine gelme
- tahakkuk etmek
gerçekleşmek
- tahakkuk ettirmek
kurum, kuruluş veya kişilerin herhangi bir konuda ödemesi gereken miktarı belirlemek
- tahakkuk fişi
Ödenmiş olan bir vergiyi gösteren fiş
- tahakküm
Baskı yaparak hükmetme, zorbalıkla hüküm sürme
- tahakküm etmek
zorbalık etmek, hükmetmek
- tahakküm kurmak
hükmetmek
- tahammül
Nesnenin, güçlü, zorlayıcı dış etkenlere karşı koyabilmesi, dayanması
- tahammül etmek
dayanmak, katlanmak, kaldırmak
- tahammüllü
Tahammülü olan
- tahammülsüz
Tahammülü olmayan
- tahammülsüzlük
Tahammülsüz olma durumu
- tahammülsüzlük etmek (veya duymak)
tahammülsüz olmak
- tahammür etmek
mayalanmak
- taharet
Temizlik, temiz olma
- taharet almak
sidik veya dışkı yapıldıktan sonra suyla temizlenmek, taharetlenmek
- taharet bezi
Sidik ve dışkı yapıldıktan sonra kullanılan küçük kurulama bezi
- taharet borusu
Alafranga tuvaletlerde temizlenmek için suyun akmasını sağlayan kıvrımlı boru; taharet çubuğu
- taharet etmek
taharet almak
- taharet musluğu
Alafranga tuvaletlerde temizlenmek için suyun akmasını sağlayan musluk
- taharetlenme
Taharetlenmek işi
- taharetlenmek
Sidik ve dışkı yapıldıktan sonra suyla temizlenmek
- taharri etmek
aramak
- taharrüş
Tırmalanma, kurcalanma, azdırılma
- taharrüş etmek
tırmalanmak, kurcalanmak, azdırılmak
- tahassun
Korunmak için bir yere çekilme; sığınma
- tahassür
Kavuşmak istenen şey veya kimse için üzülme, yanıp yakılma
- tahassüsat
Duygulanmalar, duygulanımlar
- tahattur etmek
hatırlamak
- tahavvül etmek
değişmek, dönüşmek
- tahayyül
Duyu organlarıyla algılanmış bir şeyi mevcut olmadığı zaman zihinde veya hayalde canlandırma; imgeleme
- tahayyül etmek
zihinde veya hayalde canlandırmak
- tahayyüle dalmak
tahayyül etmek
- tahdidat
Sınırlamalar, kısıntılar
- tahdit
Sınırlama, çevreleme, çevresini daraltma
- tahdit etmek
sınırlamak
- tahdit kılınmak
sınırlandırılmak
- tahdit olunmak
sınırlandırılmak
- tahfif etmek
hafifletmek
- tahfif ettirmek
hafiflettirmek
- tahfif kılınmak
hafifletilmek
- tahfif olunmak
hafifletilmek
- tahin
Susam tohumlarının kavrulup öğütülmesiyle yapılan koyu kıvamlı, yağlı yiyecek
- tahin helvası
Tahinin şekerle karıştırılmasıyla yapılan bir helva türü
- tahin rengi
Kirli, koyu sarı renk; tahinî
- tahinli
İçinde tahin bulunan (çörek, ekmek, pide vb.)
- tahinsiz
İçinde tahin bulunmayan
- tahir
Klasik Türk müziğinde basit bir makam
- tahirbuselik
Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam
- tahkik etmek
soruşturmak
- tahkikat yapmak
belli bir konuyu araştırmak, soruşturmak
- tahkim
Anlaşmazlıkların hakem yoluyla çözülmesi yöntemi
- tahkim etmek
kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak
- tahkim kurulu
Anlaşmazlıkları çözmek üzere oluşturulmuş hakem heyeti
- tahkim şartı
Bir sözleşmede çıkacak bir ihtilafın nasıl çözüleceğini belirleyen ve hakeme başvurmanın önceden karşılıklı olarak taahhüt edildiğini bildiren şart
- tahkimat
Bir yeri düşman saldırısına karşı koyabilecek duruma getirmek için yapılan türlü haberleşme, hendek, siper vb. savunma tesisleri
- tahkime gitmek
herhangi bir anlaşmazlığı, çözülmesini sağlamak için tahkim kuruluna taşımak
- tahkimli
Tahkim edilmiş olan
- tahkimname
Bir anlaşmazlığın hakem tarafından çözülebilmesi için taraflarca yapılan yazılı sözleşme
- tahkir
Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma
- tahkir etmek
aşağılamak, onur kırmak
- tahkire uğramak
hakaret görmek
- tahkiye
Bir olayı anlatmadaki düzen, anlatış düzeni
- tahkiye etmek
hikâye etmek, anlatmak
- tahlif
Ant içirme, yemin ettirme
- tahlil
Bileşik bir maddenin birleşimindeki yalın maddelerin niteliğini veya niceliğini anlamak için yapılan iş; analiz
- tahlil etmek
bileşik bir maddenin birleşimindeki yalın maddelerin niteliğini veya niceliğini tespit etmek, analiz etmek
- tahlilden geçirmek
gözden geçirmek
- tahlis etmek
kurtarmak
- tahlisiye
Can kurtarma
- tahlisiye sandalı
Kaza sırasında yolcuların kurtarılması için gemi güvertesinde bulundurulan sandal; tahlisiye
- tahliye
Tutukluyu serbest bırakma
- tahliye edilmek
boşaltılmak
- tahliye etmek
boşaltmak
- tahliye olmak
boşalmak
- tahmil etmek
yüklemek
- tahmin
Yaklaşık olarak değerlendirme; oranlama
- tahmin etmek
yaklaşık olarak değerlendirmek, oranlamak
- tahminci
Tahmin eden kimse
- tahmincilik
Tahminci olma durumu
- tahminen
Yaklaşık olarak; kararlama
- tahminî
Oranlamaya, tahmine göre; kararlama, kestirmece
- tahmis
Divan edebiyatında bir gazelin her beytinin başına birinci mısranın kafiyesine uygun üç dize katılması durumu; beşleme
- tahmishane
Kahve tanelerinin kavrularak ve öğütülerek kuru kahve hâline getirildiği yer
- tahnit
Bozulmaması için ölüyü ilaçlama
- tahnit etmek
bozulmaması için ölüyü ilaçlamak
- tahnit sanatı
İçi doldurulmuş süs hayvanı maketi yapma sanatı
- tahra
Bir tür eğri budama bıçağı
- tahribat
Yıkıp bozma, harap etme
- tahrif
Bir şeyin aslını bozma; değiştirme
- tahrif etmek
bozmak, değiştirmek
- tahrifat
Bir şeyin aslını bozma, değiştirme
- tahrifat yapmak
tahrif etmek
- tahrik
Cinsel isteği, duyguları uyandırma, artırma
- tahrik etmek
cinsel isteği, duyguları uyandırmak, artırmak
- tahrik olmak
cinsel isteği, duyguları uyanmak, artmak
- tahrikât
Kışkırtmalar
- tahrikçi
Tahrik eden kimse
- tahrikçilik
Tahrikçinin işi
- tahrikçilik etmek (veya yapmak)
kışkırtıcılık etmek
- tahrip
Yıkma, kırıp dökme, harap etme, bozma
- tahrip etmek
yıkmak, kırıp dökmek, bozmak
- tahripkâr
Yıkıcı, yıkan, zarar veren, tahrip eden
- tahripkâr olmak
tahrip edici olmak
- tahripkârlık
Tahripkâr olma durumu
- tahrir
Gözün renkli kısmındaki çizgiler; tahril
- tahrir etmek
yazmak
- tahrirat
Resmî bir daire tarafından yazılan yazılar ve mektuplar
- tahrirat kâtibi
İlçede resmî yazı işleriyle görevli kimse
- tahriren
Yazıyla, yazılı olarak
- tahrirli
Renkli kısmı çizgi çizgi olan (göz); tahrilli
- tahrirî
Yazılı, yazı ile, şifahi karşıtı
- tahriş
Tırmalanma, tırmalama
- tahriş etmek
tırmalamak
- tahriş olmak
zedelenmek
- tahsil
Parayı alma, toplama
- tahsil etmek
parayı toplamak
- tahsil görmek (veya yapmak)
eğitim almak
- tahsilat
Alacakların ve vergilerin toplanması veya süresi içinde ödenmeyenlerin yasal yollarla alınması
- tahsildar
Bir kimse veya bir kuruluş adına para toplamakla görevli kimse; alımcı
- tahsildarlık
Tahsildarın görevi; alımcılık, vergicilik
- tahsilli
Tahsil görmüş olan; öğrenimli
- tahsin
Güzel bulup takdir etme
- tahsin etmek
beğenmek, takdir etmek
- tahsis
Bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma
- tahsis etmek
ayırmak, özgülemek
- tahsisat
Bir iş için ayrılmış para
- tahsisen
Tahsis yoluyla
- tahsisli
Bir şeye özgü kılınmış, bir şeye ayrılmış
- tahsisli yol
Belediyece görevlendirilmiş toplu taşıma araçları için kentin ana caddelerinde ayrılmış yol şeridi
- taht
Hükümdarların oturduğu büyük, süslü koltuk
- tahta
Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası
- tahta göğüslü
Göğsü küçük olan; tahta göğüs
- tahta kaşık
Genellikle şimşir ağacından yapılan, yemek pişirirken, yerken veya halk oyunlarında kullanılan kaşık
- tahta kurdu
Tahtadan yapılma eşyayı kemirerek delik deşik eden kın kanatlı böcek; odun kurdu (Anobium punctatum)
- tahta pabucu
Evde giyilen topuksuz ve arkalıksız terlik
- tahta pamuk
Döşemecilikte kullanılan bir dolgu ve örtü malzemesi
- tahta perde
İki yeri birbirinden ayıran tahta duvar; tahta havale, taraba
- tahta sakal
Enli ve yassı sakal
- tahta çıkmak (veya geçmek veya oturmak)
hükümdar olmak
- tahtaboş
Evlerin damlarında çamaşır sermeye veya yaz gecelerinde oturmaya yarayan, zemini tahta, üzeri genellikle çinko döşeli teras
- Tahtacı
Anadolu’da yaşayan bazı Alevi topluluklarına verilen ad
- tahtacı
Orman işletmelerinin izni doğrultusunda ağaçları işleyen, budayan, doğrayan kişi
- tahtacılık
Tahtacı olma durumu
- tahtakuruları
Yarım kanatlılardan, pis kokulu, kan emici böcekler topluluğu
- tahtakurusu
Yarım kanatlılardan, uzunluğu 3-5 milimetre, vücudu oval ve yassı, kanatları körelmiş, oturulan, yatılan yerlerde üreyen, kan emerek beslenen, pis kokulu böcek; tahta biti (Cimex lectularius)
- tahtalaşma
Tahtalaşmak işi
- tahtalaşmak
Tahta durumuna gelmek
- tahtalı
Tahtası olan
- tahtalı güvercin
Avrupa, güneybatı Asya, kuzeybatı Afrika ve ülkemizde genellikle ormanlık ve ağaçlık bölgelerde yaşayan, boynunun iki yanında ve kanatlarında tahtaya benzeyen beyaz leke bulunan bir tür güvercin; tahtalı
- tahtalıköye yollamak (veya göndermek)
öldürmek
- tahtalıköyü boylamak
ölmek
- tahtası eksik
Aklı tam olmayan, şaşkın, alık, budala olan (kimse)
- tahtaya kaldırmak
öğrenciyi sözlü sınav yapmak, bir soruyu çözmek veya bir konu anlatmak için sınıftaki tahtanın önüne çağırmak
- tahtaya kalkmak
öğrenci sözlü sınav, soru çözmek veya bir konuyu anlatmak için sınıftaki tahtanın önüne çıkmak
- tahterevalli
İki ucuna birer kişi oturup karşılıklı olarak havada yükselip inerek eğlenmeyi sağlayan, ortasından bir yere dayalı tahta veya metal araç; çöğüncek
- tahttan indirmek
hükümdarlığına son vermek
- tahtırevan
Omuzda veya deve, fil, at vb. hayvanlara yüklenerek götürülen, üstü örtülü, yanda pencereleri bulunan, ufak bir oda biçiminde insan taşınan tekerleksiz araç
- tahvil
Devletin veya özel bir kuruluşun ödünç para almak için çıkardığı, değişik dönemlerde belirli oranlarda faiz getiren yazılı senet; obligasyon
- tahvil etmek
dönüştürmek
- tahvilat
Tahviller
- tahıl
Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat edilen ürünler ile tohumlarının genel adı; hububat
- tahıl ambarı
Tahıl depolanan ambar
- tahşiye
Dipnot yazma, çıkma yapma
- tak
Tahta vb. bir şeye vurulduğunda veya silah patlayınca çıkan tok ve sert ses
- tak etmek
tak diye ses çıkarmak
- tak tak
Vurma, çarpma sırasında çıkan ses
- tak tuk
Vurma, çarpma sırasında çıkan ses
- taka
Doğu Karadeniz Bölgesi'ne özgü yelkenli bir tür kıyı teknesi
- takabilme
Takabilmek işi
- takabilmek
Takma ihtimali veya imkânı bulunmak
- takacı
Taka işleten kimse
- takacılık
Takacının işi
- takaddüm etmek
öncesine gelmek, öncesinde yer almak
- takallüs etmek
kasılmak
- takanak
Takıntı hâline gelmiş ilişki
- takarrüp
Yakınlaşma, yaklaşma, yanaşma
- takarrüp etmek
yakınlaşmak, yaklaşmak, yanaşmak
- takarrür
Bir yerde karar kılma, yerleşme
- takarrür etmek
bir yerde karar kılmak, yerleşmek
- takas
İki ülke arasında yapılan alışverişin karşılıklı olarak malla ödenmesi
- takas etmek
sayışmak
- takas tukas etmek
takas etmek
- takat
Vücuttaki iş yapabilme, başarabilme gücü; derman, hâl, mecal
- takat getirmek
dayanmak, katlanmak
- takati kalmamak (veya kesilmek)
iş yapabilme, başarabilme gücü azalmak, bitmek
- takati yetmemek
iş yapabilme, başarabilme gücü yeterli olmamak
- takatli
Takati olan
- takatsiz
Takati kalmamış; dermansız, hâlsiz, mecalsiz
- takatsizce
Takatsiz bir biçimde; dermansızca, hâlsizce, mecalsizce
- takatsizleşme
Takatsizleşmek durumu; dermansızlaşma, hâlsizleşme, mecalsizleşme
- takatsizleşmek
Vücutta iş yapabilme, başarabilme gücü kalmamak; dermansızlaşmak, hâlsizleşmek, mecalsizleşmek
- takatsizleştirme
Takatsizleştirmek durumu; dermansızlaştırma, hâlsizleştirme, mecalsizleştirme
- takatsizleştirmek
Takatsiz bir duruma getirmek; dermansızlaştırmak, hâlsizleştirmek, mecalsizleştirmek
- takatsizlik
Takatsiz olma durumu; dermansızlık, hâlsizlik, mecalsizlik
- takatsizlik duymak
iş yapabilme, başarabilme gücünün kalmadığı anlamak
- takatuka
Basımevlerinde kurşun dökülmüş, satır olarak dizilmiş harfleri iyice yerleştirmek için üzerlerine vurmaya yarar takoz
- takatukacı
Takatuka yapan veya satan kimse
- takatukacılık
Takatukacının yaptığı iş
- takayyüt
Üstüne düşme, özen gösterme
- takaza
Başa kakma
- takaza etmek
azarlamak
- takbih
Çirkin görme, beğenmeme
- takbih etmek
kınamak
- takdim
Bir şeyi karşılıksız olarak birine verme
- takdim etmek
sunmak
- takdim olunmak (veya edilmek)
sunulmak
- takdim tehir
Çeşitli amaçlarla cümledeki ögelerin yerlerini değiştirme
- takdir
Beğenip belirtme, değer verme; beğeni
- takdir etmek (veya eylemek)
beğenmek
- takdir hakkı
Kanunun belirlediği durumlarda yargıca tanınan değerlendirme serbestliği; takdir yetkisi
- takdir olunmak
beğenilmek
- takdirde
...-dığı zaman
- takdirini kazanmak
bir kimse veya bir topluluk tarafından beğenilmek
- takdirkâr
Takdir eden, beğenen
- takdirkârlık
Takdirkâr olma durumu
- takdirname
Yapılan bir işin beğenildiğini belirtmek amacıyla verilen yazılı belge; takdir
- takdis
Kutsal sayma; kutsama
- takdis etmek
kutsamak
- takeometre
Düzenlenmiş arazinin yüz ölçümünü bulup planını yapmaya yarayan alet
- takibe vermek
banka, alacağını hukuki yoldan tahsil edilebilmek için işi avukata havale etmek
- takiben
İzleyerek, hemen sonra
- takim
Verimsiz duruma getirme, sonuçsuz bırakma, kısırlaştırma
- takimetre
Hareket durumundaki bir cismin hızını ölçmeye yarayan alet
- takip
Yetişmek, yakalamak veya bulmak amacıyla birinin arkasından gitme; izleme
- takip etmek
yetişmek, yakalamak veya bulmak amacıyla birinin arkasından gitmek, izlemek
- takipleşme
Takipleşmek işi
- takipleşmek
Sosyal medyada birbirini takip etmek
- takipsiz
Üzerinde durulmayan, takip edilmeyen
- takipsizlik
Takipsiz olma durumu
- takipsizlik kararı
Herhangi bir suçtan ötürü sanık durumunda olan bir kimse için kovuşturmadan vazgeçme kararı
- takipçi
Takip eden, izleyen kimse
- takipçilik
Takipçinin işi
- takiye
Mezhep belirtmeme, gizleme
- takiye yapmak
olduğundan farklı görünmek
- takke
İnce kumaştan dikilmiş veya ipten örülmüş, çoğunlukla yarım küre biçiminde başlık
- takke düştü, kel göründü
bir ayıbı örten şey ortadan kalktığı zaman gerçeğin ortaya çıktığını anlatan bir söz
- takkeli
Takkesi olan
- takkesiz
Takkesi olmayan
- takkeyi önüne koyup düşünmek
uzun ve derin düşünmek
- takla
Elleri yere koyduktan sonra ayakları kaldırıp vücudu üstten aşırtarak öne veya arkaya yapılan dönme hareketi; cumbalak
- takla atmak
takla hareketini yapmak
- takla attırmak
takla hareketini yaptırmak
- takla böcekleri
Takla böceği türlerini içine alan kın kanatlılar familyası
- takla böceği
Kın kanatlılardan, sırtüstü çevrildiğinde göğsündeki özel bir organın yardımıyla takla atarak düzgün durma yeteneğinde olan ve tel kurdu denilen kurtçukları dolayısıyla önem taşıyan böcek (Agriotes lineatus)
- taklacı güvercin
Uçarken taklalar atan bir tür güvercin; taklacı
- taklidini yapmak
bir kimsenin konuşmasını veya davranışını, bir hayvanın sesini veya hareketini komik bir biçimde tekrarlamak
- taklidî
Taklit yoluyla yapılan
- taklip
Bir şeyin biçim ve kalıbını değiştirme
- taklip etmek
bir şeyin biçim ve kalıbını değiştirmek, evirmek
- taklit
Belli bir örneğe benzemeye veya benzetmeye çalışma; öykünme
- taklit etmek
birinin yaptığı gibi yapmak, birine veya bir şeye benzemeye çalışmak; öykünmek
- taklit mobilya
Antika mobilyanın özelliklerini aynen uygulayarak sonradan üretilen mobilya
- taklitçi
Bir şeyin benzerini yapan kimse; öykünmeci
- taklitçilik
Taklitçi olma durumu; öykünmecilik
- takma
Takmak işi
- takma ad
Kendi adından başka eğreti alınan ad; takma isim, mahlas
- takma ayak
Kesilen, kopan bir ayağın yerine takılmak üzere ağaç, plastik vb. bir maddeden özel olarak yapılmış ayak; takma bacak
- takma diş
Gerçek diş yerini tutabilecek biçimde yapılmış eğreti diş
- takma kirpik
Göz kapağına takılan yapay kirpik
- takma kol
Kesilen, kopan bir kolun yerine takılan yapma kol
- takma saç
Farklı görüntüye sahip olmak için değişik renk ve boyda yapılarak başa takılan saç; peruk, peruka
- takmak
Bir şeyi başka bir yere uygun bir biçimde tutturmak, iliştirmek, geçirmek
- takmazlık
Dikkate veya ciddiye almama durumu
- takometre
Kameraya takılan ve çekim sırasında geçen kare sayısını ölçen aygıt
- takoz
Bir eşyanın altına yerinden oynamadan dik durması için yerleştirilen ağaç kama
- takoz atmak
takoz koymak
- takoz koymak
aracın hareketini önlemek için tekerleklerden birinin önüne veya arkasına takoz yerleştirmek, takoz atmak
- takozlama
Takozlamak işi
- takozlamak
Takoz koymak
- takrir
Belli bir yere yerleştirme, orada bulundurma
- takrir etmek
ders anlatmak
- takrir vermek
tapu dairesinde taşınmaz malını başkasına sattığını veya ipotek ettiğini sözle ifade etmek
- takriz
Hakkında yazı yazarak bir eseri övme
- taksa
Pulu yapıştırılmadan veya eksik yapıştırılarak gönderilen mektup için alıcının cezalı olarak ödediği posta ücreti
- taksa pulu
Taksalı mektuplara yapıştırılan pul
- taksalı
Pulu yapıştırılmadığı veya eksik yapıştırıldığı için parası, cezasıyla birlikte kendisine gönderilen kimseden alınan (mektup)
- taksi
Belirli bir ücret karşılığı yolcu taşıyan, taksimetresi olan otomobil
- taksi dolmuş
Dolmuş tarzında çalışan taksi
- taksi çevirmek
hareket hâlindeki taksiyi bir yere gitmek için durdurmak
- taksici
Taksi çalıştıran kimse
- taksicilik
Taksicinin işi
- taksim
Klasik Türk müziğinde faslın başında ve ortasında çalgıcının doğaçlama yöntemiyle çaldığı müzik
- taksim etmek
paylaştırmak
- taksim geçmek (veya yapmak)
klasik Türk müziğinde faslın başında ve ortasında doğaçlama yöntemiyle müzik icra etmek
- taksimat
Bölme, bölüştürme işleri
- taksimetre
Taksilerde ödenecek ücreti gösteren sayaç
- taksir
Kusurda bulunma
- taksirat
Kusurlar, suçlar
- taksirli suç
Dikkatsizlik, tedbirsizlik, meslekte acemilik veya düzene, buyruklara ve talimata uymazlıktan doğan, istem dışı ve kasıt olmaksızın gerçekleştirilen suç
- taksit
Bir borcun belli zamanlarda ödenmesi gerekli olan parçalarından her biri
- taksit taksit
Taksitlere bağlanarak
- taksit ödemek (veya vermek)
belli zamanlarda ödeme şartlarına bağlanmış bir paranın bir bölümünü vermek
- taksite bağlamak
bir şeyi belli aralıklarla, belli miktarlarda ödeme şartları ile almak veya satmak
- taksitlendirebilme
Taksitlendirebilmek işi
- taksitlendirebilmek
Taksitlendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- taksitlendirilme
Taksitlendirilmek işi
- taksitlendirilmek
Taksitli duruma getirilmek
- taksitlendirme
Taksitlendirmek işi
- taksitlendirmek
Taksitlere bağlamak
- taksitli
Taksit yapılan
- taksitsiz
Taksit yapılmayan
- taksonomi
Sınıflandırma ve bu sınıflandırmada kullanılan kurallar bütünü
- takt
Yerinde konuşma veya davranma
- takti
Bir şeyi kesme, parçalama
- takti etmek
parçalara ayırmak
- taktik
İstenen sonuca ulaşmak için izlenen yol; tabiye
- taktik vermek
çeşitli sorunlarda sonuca ulaşmak için yol ve yöntem göstermek
- taktikçi
Taktik uygulamasında becerikli olan kimse
- taktikçilik
Taktikçi olma durumu
- taktir etmek
damıtmak
- taktırabilme
Taktırabilmek işi
- taktırabilmek
Taktırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- taktırma
Taktırmak işi
- taktırmak
Takma işini yaptırmak
- taktırtma
Taktırtmak işi
- taktırtmak
Taktırma işini yaptırmak
- takunya
Genellikle hamam vb. ıslak tabanlı yerlerde kullanılan, yüksek ökçeli, ağaçtan yapılmış bir tür ayak giysisi; nalın
- takunyacı
Takunyacılık işini yapan kimse; nalıncı
- takunyacılık
Takunyacının işi veya mesleği; nalıncılık
- takunyalı
Takunyası olan; nalınlı
- takunyasız
Takunyası olmayan; nalınsız
- takva
Allah korkusu ile onun yasakladığı şeylerden, günah ve haram olması ihtimali bulunan şüpheli durumlardan, gereksiz şeylerden korunma; züht
- takvim
Zamanı yıllara, aylara ve günlere ayıran yöntem
- takvime bağlamak
Yapılacak bir işin türlü evrelerini zamana bağlı olarak göstermek
- takviye
Yardımcı kuvvet, destek
- takviye etmek
sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek, desteklemek
- takyit etmek
bağlı kılmak, bir davranışı kısıtlamak, birtakım şartlara bağlamak, kayıtlamak
- takı
Çoğunlukla evlenen veya nişanlanan birine armağan olarak verilen küpe, bilezik, yüzük, zincir gibi şeylerin tümü
- takık
Kafaya takmış olan
- takıklık
Takık olma durumu
- takılma
Takılmak işi
- takılmak
Takma işi yapılmak
- takılı
Takılmış, tutturulmuş, asılmış
- takılı kalmak
bir iş bitmemek
- takılıp kalmak
herhangi bir noktadan ayrılamamak
- takılıverme
Takılıvermek işi
- takılıvermek
Ansızın veya çabucak takılmak
- takılış
Takılmak işi
- takım
Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı; ekipman
- takım elbise
Ceket ve pantolondan oluşan giysi; takım
- takım oyunu
Basketbol, voleybol gibi takım hâlinde oynanan oyun
- takım taklavat
Araç gereçlerin bütünü
- takım takım
Küçük topluluklar hâlinde
- takım tutmak
spor takımlarından birine gönül vermek, onun taraftarı olmak
- takım yapmak
değişik parçaları bir araya getirerek bir bütün oluşturmak
- takımada
Birbirine yakın büyüklü küçüklü birkaç adanın tümü
- takımyıldız
Gök kürenin ayrıldığı seksen sekiz parselden her biri
- takınabilme
Takınabilmek işi
- takınabilmek
Takınma ihtimali veya imkânı bulunmak
- takınak
Bilince takılarak korku ve bunalım yaratan, kişinin çabalarına karşın kurtulamadığı düşünce
- takınaklı
Takınakları olan (kimse)
- takınaklı davranış
Bilince takılan ve bütün kurtulma uğraşılarına karşı direnen bir düşüncenin yarattığı davranış
- takınaksız
Takınağı olmayan (kimse)
- takınma
Takınmak işi
- takınmak
Kendine takmak
- takıntı
Bir durum ve sorunla ilişkisi olan başka durum veya sorun
- takıntılı
Takıntısı olan; obsesif
- takıntılılık
Takıntılı olma durumu; obsesiflik
- takıntısız
Takıntısı olmayan
- takıntısızlık
Takıntısız olma durumu
- takınış
Takınmak işi
- takıp takıştırmak
özenerek süslenmek
- takır takır
Sert ve kuru; takır tukur
- takırdama
Takırdamak işi
- takırdamak
"Takırtı" sesi çıkarmak
- takırdatma
Takırdatmak işi
- takırdatmak
Takırdamasına yol açmak, takırdamasına sebep olmak
- takırdayış
Takırdamak işi
- takırtı
Bir şeyin çıkardığı kuru ve sert ses
- takırtılı
Takırtısı olan
- takırtısız
Takırtısı olmayan
- takıverme
Takıvermek işi
- takıvermek
Çabucak takmak
- takışma
Takışmak işi
- takışmak
Birbirine takılmak
- takıştırma
Takıştırmak işi
- takıştırmak
Küpe, bilezik, yüzük vb. süs eşyasını çokça takmak
- takıştırış
Takıştırmak işi
- tal
Kök, sap ve yaprak şeklinde farklılaşmamış bir bitkinin yaşama ve büyüme organı
- talak
Evliliğin sona ermesi, erkeğin karısını boşaması
- talakat
Kolayca düzgün söz söyleme durumu
- talakatli
Sözü düzgün ve güzel söyleyerek
- talakıselase
Mecelle'ye göre, kocanın ayrı ayrı üç kez veya bir arada üç kez karısını boşadığını bildirmesiyle gerçekleşen boşanma
- talan etmek
yağmalamak, talanlamak
- talancı
Talan eden kimse
- talancılık
Talancının yaptığı iş
- talandan geçmek
yağmalanmak
- Talas
Kayseri iline bağlı ilçelerden biri
- talaz
Büyük ve kabarık dalga
- talazlanma
Talazlanmak işi
- talazlanmak
İpekli kumaşların örselenmesiyle yüzündeki tellerde kabarıklık oluşmak
- talazlık
Dalga serpintilerini önlemek için kayıkların küpeştesine baştan kıça doğru yerleştirilen tahta
- talaş
Testere ile biçilen veya rende, matkap, törpü vb. araçlarla işlenen bir şeyden dökülen kırıntılar
- talaş böreği
Mayalı hamurdan ince ve kâse büyüklüğünde açılan yufkanın içine pişirilmiş kuşbaşı et ve sebze konarak yapılan bir börek türü; talaş kebabı
- talaşlama
Talaşlamak işi
- talaşlamak
Talaş dökmek
- talaşlanma
Talaşlanmak işi
- talaşlanmak
Talaş dökülmek
- talep
Bir kimseden bir şeyi yapmasını veya yapmamasını isteme
- talep etmek (veya eylemek)
istemek, istekte bulunmak
- talepname
İstek bildiren belge
- taler
15-19. yüzyıllar arasında çeşitli Alman kentlerinde basılmış olan gümüş paraların genel adı
- tali yol
Ana yola bağlanan ve trafik bakımından daha az yoğunluğu olan yol
- talihi yaver gitmek
talihi iyi olmak, işi yolunda gitmek
- talihi yâr olmak
talihi yaver gitmek
- talihin kucağına atılmak
kendi kaderine boyun eğmek
- talihine küsmek
kötü bir durum veya olayla karşılaşıldığında yalnızca talihi suçlamak
- talik
Arap alfabesinde geliştirilen, yatık olarak yazılan yazı türlerinden biri
- talik etmek
asmak
- talika
Dört tekerlekli, üstü kapalı, yaylı bir tür at arabası
- talil
Sebep gösterme
- talim
Uygulamalı olarak yapılan askerlik eğitimi
- talim etmek
öğrenmek, bilgi kazanmak
- talimar
Baş bodoslamasından omurgaya kadar uzanan, cıvadra donanımına desteklik etmek amacıyla konulan ekleme
- talimarlı
Talimarı olan (gemi)
- talimat
Görevin gerektirdiği türlü hizmetlerin başarıyla yürütülmesi için kumandan, başkan veya daire başkanları tarafından verilen, o hizmetle ilgili sorumluluk, düzen ve ilkeleri içine alan buyruklar
- talimat vermek
üst düzeyde bulunan biri, yaptıracağı işle ilgili olarak emir vermek
- talimgâh
Çeşitli uzmanlık dallarına gerekli olan uzman, öğretici vb.ni yetiştirmek amacıyla uygulamalı olarak eğitim ve öğretim vermek için oluşturulmuş askerî kuruluş
- talimli
Talim görmüş, eğitilmiş
- talimname
Savaşta uygulanan türlü manevraları, araç ve gereçlerin nasıl kullanılacağını, her sınıfın görev ve davranışını belirten kuralların toplandığı kitap
- talimsiz
Talim görmemiş, eğitilmemiş
- talip
İsteyen, talep eden, istekli olan kimse
- talip (veya talibi) çıkmak
kız evlenme teklifi almak
- talip olmak
istekli olmak
- talipli
Talibi bulunan
- taliplik
Talip olma durumu
- taliplilik
Talipli olma durumu
- talk
Genellikle açık yeşil, toz durumundayken yağlı bir görünümde, özgül ağırlığı 2,7, sertliği 1 olan, hidratlı doğal magnezyum
- talk pudrası
Nişasta, bizmut, karbonat vb. ile karıştırılarak yapılan, özellikle bebeklerin pişik gibi deri hastalıkları için kullanılan pudra
- talk şist
Talktan oluşmuş billur şist
- talkım
Ana sapın bir çiçekle sonuçlandığı, büyümeyi yan sapların sürdürdüğü bir tür uzama biçimi
- talkın
Gömüldükten sonra mezar başında imamın ölüye hitaben söylediği dinî sözler ve dualar; telkin
- talkın vermek
ölü gömüldükten sonra mezar başında imam dinî sözler söylemek
- tallı bitkiler
Kök, gövde, yaprak gibi ana organlardan yoksun bulunan ve çoğu asalak veya çürükçül olarak yaşayan ilkel bitkiler topluluğu
- taltif
İyilik ederek gönül alma
- taltif etmek
gönül almak, gönül okşamak
- talveg
Bir vadinin en derin yerlerini birleştiren çizgi
- talyum
Atom numarası 81, atom ağırlığı 204,39, yoğunluğu 11,85 olan, 303 °C'de eriyen, fizik özellikleri bakımından kurşuna çok yaklaşan, tuzları ve bileşikleri zehirli bir element (simgesi Tl)
- tam
Bir bütün olarak ele alınan; bütün
- tam adamına çatmak
olumsuz bir davranış ve tutum içinde bulunan kimseyle karşı karşıya gelmek
- tam adamını bulmak (veya adamına düşmek)
en uygun kişiyi seçmek
- tam algı
Bir tasarın veya algı içeriğinin bilinçli olarak kavranması
- tam anlamıyla
Tam olarak; tam manasıyla, halis muhlis
- tam asalak
Toprağa ve özümlemeye bağlı bütün besinlerini konakçıdan sağlayan bitki asalağı
- tam açı
360 derecelik açı
- tam bakım
Sağlık yönünden yapılan genel yoklama
- tam bakım merkezi
Tam bakımın yapıldığı yer
- tam bakım yaptırmak
sağlık yönünden genel bir yoklama yaptırmak
- tam bilet
İndirimli olmayan bilet
- tam bölen
Bir tam sayıyı kalansız bölen tam sayı
- tam ekmek
Geleneksel mayalama tekniği ile üretilen, kepeği alınmamış ekmek
- tam ekran
Bilgisayardaki görüntünün herhangi bir pencere içerisinde olmadan tümüyle kullanıcıya verildiği ve ekranın tüm alanının kullanıldığı görüntü modu
- tam ekran yapmak
bilgisayardaki görüntüyü ekranın tüm alanını kullanarak vermek
- tam er
Tam teçhizatlı asker
- tam gaz
Hızla, hızlı olarak
- tam gelmek (veya olmak)
uygun gelmek, uymak
- tam gün
Yasalara göre kabul edilmiş olan bir iş günü süresi
- tam kafiye
Dize sonundaki kelimelerin son harfleri arasında bir sesli bir sessiz harf benzeşmesinden oluşan kafiye; tam uyak
- tam maaşla tekaüt (veya emekli)
işi az, ödeneği çok olan bir işe yerleşenler için söylenen bir söz
- tam mesai
Tam gün çalışma
- tam not
"Değerlendirmede en yüksek dereceyi almak, üstün başarı göstermek" anlamlarındaki tam not almak ve "değerlendirmede en yüksek dereceyi vermek" anlamındaki tam not vermek deyimlerinde kullanılan bir söz
- tam otomatik
Bütünüyle otomatik olan (araç)
- tam pansiyon
Konaklama tesislerinde önceden veya girişte ödenen ücret karşılığında oda, kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri gibi hizmetlerin tamamının verilmesine dayanan sistem
- tam sayı
Bir bütünü oluşturan tekler için kararlaşmış bulunan sayı; adedimürettep
- tam siper
Hiçbir yeri görünmeyecek biçimde sipere yatma
- tam sırası
En uygun zamanı
- tam yol
Çok çabuk, yüksek hızda, süratli olan
- tam üstüne basmak
kesin olarak belirlemek
- tamah etmek
açgözlü davranmak
- tamahkârlık etmek
açgözlülük etmek
- tamam
Tamamlanmış, bitmiş
- tamam bulmak
bitmek, sona ermek
- tamam etmek
tamamlamak
- tamam gelmek
bir şeye uygun düşmek
- tamam mı?
"oldu mu, anlaştık mı?" anlamında kullanılan bir söz
- tamam olmak
sona ermek, tamamlanmak
- tamamen
Her şeyiyle kapsayıcı bir biçimde, bütün olarak, olduğu gibi; ağız ağıza, baştan aşağı, baştan başa, baştan sona, boylu boyunca, büsbütün, bütün bütün, bütün bütüne, bütünüyle, hepten, heyetiyle, iyice, külliyen, milimi milimine, satır satır, sıkı sıkı, tam tamına, tamamı tamamına, tamamıyla, tamı tamına, tastamam, tekmil, temelli, tepeden ayağa, tepeden tırnağa, top, tümden, tümüyle
- tamamlama
Tamamlamak işi; tamlama, itmam
- tamamlamak
Tam ve eksiksiz duruma getirmek; tamlamak
- tamamlanabilme
Tamamlanabilmek işi
- tamamlanabilmek
Tamamlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tamamlanma
Tamamlanmak işi
- tamamlanmak
Tam ve eksiksiz duruma getirilmek
- tamamlanış
Tamamlanmak işi
- tamamlatabilme
Tamamlatabilmek işi
- tamamlatabilmek
Tamamlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tamamlatma
Tamamlatmak işi
- tamamlatmak
Tamamlanmasını sağlamak
- tamamlattırma
Tamamlattırmak işi
- tamamlattırmak
Tamamlatma işini yaptırmak
- tamamlayabilme
Tamamlayabilmek işi
- tamamlayabilmek
Tamamlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tamamlayıcı
Tamamlama özelliği olan, tamamlayan
- tamamlayıcı eğitim
Resmî özel eğitim okullarında örgün eğitim saatleri dışında hafta içi veya hafta sonu öğrencilerle yürütülen eğitim
- tamamlayıcılık
Tamamlayıcı olma durumu
- tamamlayıverme
Tamamlayıvermek işi
- tamamlayıvermek
Çabucak bitirmek
- tamamlayış
Tamamlamak işi
- tamanit
Doğal kalsiyum ve demir fosfat
- tambur
Klasik Türk müziğinin başlıca çalgılarından biri olan, yay veya mızrapla çalınan, uzun saplı, telli çalgı
- tambur majör
Bando takımının çaldığı parçayı, yürüyüşünü, ritmini elindeki asa ile yönlendiren kimse
- tambura
Türk halk müziğinde kullanılan, cura, bulgari, çöğür, bağlama gibi telli ve mızrapla çalınan çalgıların genel adı
- tamburacı
Tambura çalan veya yapan kimse
- tamburacılık
Tamburacı olma durumu
- tamburi
Tambur çalan kimse
- tamim etmek
genellemek
- tamir
Yapılan bir yanlışı, kusuru düzeltmeye çalışma
- tamir etmek
onarmak
- tamir görmek
onarılmak, düzeltilmek, yenilenmek
- tamir takımı
Onarım işlerinde kullanılan araç ve gereçlerin hepsi veya bunları içinde bulunduran çanta
- tamirci
Onarım yapılan yer
- tamircilik
Tamircinin işi
- tamire vermek
onarılmak için bir şeyi onaracak kimse veya yere vermek
- tamirhane
Genellikle teknik araçların onarıldığı yer
- tamkare
Bir rasyonel sayının veya cebirsel ifadenin karesi olan sayı veya ifade
- tamlama
Bir tamlayan ile bir tamlanandan oluşan kelime grubu; terkip: Evin kapısı, bizim evimiz, karlı dağlar vb
- tamlamak
Tamlama oluşturmak
- tamlamalı
Tamlama içeren; terkipli
- tamlamasız
Tamlama içermeyen; terkipsiz
- tamlanan
Tamlamada anlamı belirtilen, açıklanan ad; belirtilen, mevsuf: Evin önü. Öğretmenin kâhyası. Elma ağacı. Yeşil kitap vb
- tamlayan
Tamlamalarda temel olan bir adın anlamını açıklayan ad, zamir veya sıfat; belirten, tamlayıcı: Evin kapısı. Öğretmenin kitabı. Su yolu. Kırmızı defter gibi
- tamlık
Eksik olmama durumu; tamamiyet
- tampon
Bir deliği kapamaya yarayan, herhangi bir maddeden yapılmış büyük tıkaç
- tampon bölge
İki devlet arasında, hudut boyunca, askerden arındırılmış toprak parçası
- tampon devlet
Coğrafi konumu bakımından, güçlü ve birbirine düşman iki devlet arasında bulunan devlet
- tamponlama
Tamponlamak işi
- tamponlamak
Tampon koymak, yerleştirmek
- tamtakır
İçinde bulunması gereken şeylerden hiçbiri bulunmayan; bomboş
- tamtakır kuru (veya kırmızı) bakır
boş, bomboş
- tamtakır olmak
içinde gerekli hiçbir şey kalmamak
- tamtam
Orkestrada yer alan bir tür Çin gongu
- tamtur
Çepeçevre değerli taşlarla kaplanmış yüzük
- tamzara
Doğu Anadolu'da, toplu olarak oynanan bir halk oyunu
- tan
Güneş doğmadan önce ortalığın ağarmaya başladığı vakit; fecir
- tan ağarmak (veya atmak veya sökmek)
gün doğmaya başlamak, şafak sökmek
- tan kızıllığı
Güneş doğmadan önce doğuda görülen aydınlık; tan, fecir
- tan tun
“Öldürülmek veya başı belaya uğramak” anlamına gelen tan tuna gitmek, “öldürmek veya başını belaya sokmak” anlamına gelen tan tuna getirmek deyimlerinde geçen bir söz
- tan yeli
Sabaha doğru çıkan hafif rüzgâr
- tan yeri
Güneşin doğmak üzere olduğu sırada, ufukta hafifçe aydınlanan yer
- tan yeri ağarmak
sabah olmaya başlamak, ufku belli belirsiz bir aydınlık kaplamak
- tanatoloji
Ölümün belirtilerini, koşullarını ve nedenlerini inceleyen bilim dalı
- tandem
İki kişilik bisiklet
- tandem filtre
Birbirine aktarmalı yapıda oluşturulan ikiz filtre
- tandem oynamak
savunmak amacıyla kalecinin önünde duran iki oyuncu paslaşarak oynamak
- tandem paraşütü
İki kişilik yamaç paraşütü
- tandır
Yere çukur kazılarak yapılan bir fırın türü
- tandır alevi
Tandırda meşe odununun çıkardığı yakıcı ve etkili alev
- tandır böreği
Mayalı hamurdan ince açılan yufkanın içine kıyma, peynir, patates, ıspanak vb. konulup tandırda pişirilen bir börek türü
- tandır ekmeği
Tandırda pişirilen ekmek
- tandır kebabı
Kuşbaşı et ve soğanla hazırlanarak tandırda pişirilen et yemeği
- tandır çorbası
Nohut, rendelenmiş patates ve bulgur karışımıyla hazırlanan bir çorba türü
- tandır çöreği
Tandırda pişirilen çörek
- tandırname
Tandır başında oturulurken söylenen veya okunan masal
- tane
Herhangi bir sayıda olan şey; adet, kıta, parça, pare
- tane bağlamak
meyve veya herhangi bir bitkinin tohumları tane durumuna gelmek
- tane tane söylemek (veya konuşmak veya anlatmak)
acele etmeden, seslerin hakkını vererek herkesin anlayabileceği gibi konuşmak
- tanecik
Küçük tane
- tanecikli
Küçücük tanelerden oluşmuş
- taneciksiz
Taneciği olmayan
- tanecil
Tahılla beslenen
- taneleme
Tanelemek işi
- tanelemek
Tanelerini ayırmak
- taneleniş
Tanelenmek işi
- tanelenme
Tanelenmek işi
- tanelenmek
Tanelere ayrılmak
- taneli
Tanelerden oluşmuş
- tanen
Birçok bitkisel maddede bulunan, deri tabaklamada, hekimlikte kullanılan, tadı buruk bir madde
- tanesiz
Tanesi olmayan
- tango
Özel ritimli ağır bir dans
- tangram
Bir kareden belli bir düzene göre kesilmiş iki büyük iki küçük, bir orta boy ikizkenar dik üçgen, bir kare ve bir paralel kenardan oluşan eski bir Çin bulmacası
- tangır tangır
Boş nesnelere vurulduğunda çıkan kaba ve çınlayıcı ses
- tangır tungur
Genellikle boş nesnelerin yuvarlanırken çıkardığı kaba ve çınlayıcı ses
- tangırdama
Tangırdamak işi
- tangırdamak
Madenî şeyler kuru ve gürültülü ses çıkarmak
- tangırdatma
Tangırdatmak işi
- tangırdatmak
Madenî şeyler kuru ve gürültülü ses çıkartmak
- tangırtı
Madenî şeylerin çıkardığı kuru ve gürültülü sesin adı
- tangırtılı
Tangırtısı olan; gürültülü
- tanjant
Başka bir çizgiye, eğriye veya yüzeye dokunan fakat onu kesmeyen çizgi, eğri veya yüzey
- tank
Zırhlı ve silahlı, tekerlekleri paletli, motorlu savaş taşıtı
- tanker
Petrol, benzin gibi akaryakıt ürünleriyle, sanayi ile ilgili yağ, şarap vb. sıvı maddeleri taşıyan gemi veya kamyon
- tankerci
Tankerle taşımacılık yapan kimse
- tankercilik
Tankercinin işi veya mesleği
- tanksavar
Tankları hedef olarak seçen ve onları etkisiz hâle getirmek için kullanılan silah
- tankçı
Tank kullanan veya tankla birlikte savaşan asker
- tankçılık
Tankçı olma durumu
- tanlama
Tanlamak işi
- tannan
Tınlayan, çınlayan
- tanrı
Çok tanrıcılıkta var olduğuna inanılan insanüstü varlıklardan her biri; ilah
- tanrı bilimci
Tanrı bilimiyle uğraşan kimse; ilahiyatçı, teolog
- tanrı bilimcilik
Tanrı bilimcinin yaptığı iş; ilahiyatçılık
- tanrı bilimi
Tanrı'nın varlığı ve nitelikleriyle ilgili konuları ele alan bir bilim kolu; ilahiyat, teoloji
- Tanrı kayrası
Tanrı'nın dünya işlerinde beliren iyilik ve bilgeliği
- Tanrı korusun
Allah korusun
- Tanrı misafiri
Tanınmayan, çağrılmadan kendiliğinden gelen konuk
- Tanrı vergisi
Sonradan elde edilmeyip yaratılıştan var olan nitelik, yetenek veya özellik; Allah vergisi, mevhibeiilahiye
- Tanrı yarattı dememek
Allah yarattı dememek
- Tanrı'nın günü
Allah'ın günü
- Tanrı'ya şükür
Allah'a şükür
- tanrıcı
Evreni yaratan ve yöneten, vahiy yoluyla insanlara buyruklar veren bir Tanrı'nın varlığına inanan; teist
- tanrıcılık
Evreni yaratan ve yöneten, vahiy yoluyla insanlara buyruklar veren bir Tanrı'nın varlığına inanma; teizm
- tanrılaşma
Tanrılaşmak işi
- tanrılaşmak
Tanrı durumuna gelmek
- tanrılaştırma
Tanrılaştırmak işi
- tanrılaştırmak
Birini veya bir şeyi tanrı diye tanımak, tanrı yerine koymak
- tanrılık
Tanrıya özgü olan varlık, nitelik; uluhiyet
- tanrısallaşma
Tanrısallaşmak durumu
- tanrısallaşmak
Tanrısal bir duruma gelmek
- tanrısallaştırma
Tanrısallaştırmak durumu
- tanrısallaştırmak
Tanrısal duruma getirmek
- tanrısallık
Tanrısal olma durumu; uluhiyet
- tanrısız
Tanrısı olmayan, tanrı tanımayan; mülhit
- tanrıtanımamazlık
bk. tanrıtanımazlık
- tanrıtanımaz
Tanrı'nın varlığını inkâr eden; ate, ateist
- tanrıtanımazlık
Tanrı'nın varlığını inkâr eden öğreti; ateizm
- tanrıça
Çok tanrıcılıkta kadın tanrı; ilahe, mabude
- tansiyon aleti
Ölçümün yapıldığı andaki kan basıncı değerlerini gösteren alet
- tansiyon düşürücü
Atardamar basıncını düşüren ilaç
- tansiyon ölçmek
bir kimsenin özel bir aletle kan basıncını tespit etmek
- tansiyonu düşürmek
gerilimi azaltmak
- tansiyonu yükseltmek
gerilimi arttırmak
- tansiyonu çıkmak (veya fırlamak veya yükselmek)
kan basıncı aniden yükselmek
- tansıksı
Mucizeye yakın, mucizeye benzer, mucizeyi andıran
- tantal
Atom numarası 73, atom ağırlığı 180,88, yoğunluğu 16,6 olan, 3000 °C'ye doğru eriyen ve siyah bir toz durumunda elde edilen bir element (simgesi Ta)
- tantana
Gereksiz, boş söz
- tantana yapmak (veya etmek)
kuru gürültü çıkarmak
- tantanacı
Kuru gürültü çıkaran kimse
- tantanacılık
Tantanacı olma durumu
- tantanalı
Gürültülü, patırtılı olan
- tantanasız
Tantanası olmayan
- tantuni
Kuşbaşından daha küçük et parçalarının soğan, biber, maydanoz, domates vb. ile bir sac üzerinde pişirilmesi sonunda hazırlanan kebap türü
- Tanzanyalı
Tanzanya halkından olan kimse
- tanzifat
Belediyece yaptırılan temizlik işleri
- tanzifat amelesi
Temizlik işi yapan kimse
- tanzifat arabası
Temizlik arabası
- tanzim
Sıraya koyma, sıralama
- tanzim etmek
sıralamak
- tanzim olunmak
sıralanmak
- tanzim satışı
Satıcı fiyatlarının yükselmesini önlemek, bazı malların tüketiciye ulaşmasını sağlamak için belediye veya başka kamu kuruluşları tarafından yapılan satış
- Tanzimat
Sultan Abdülmecit zamanında, 1839'da Gülhane Hattıhümayunu adıyla anılan bir fermanla ilan edilen, yönetimi iyileştirme tasarısı ve bu iyileştirmenin yapıldığı dönem
- tanzimat
İdari işlerin düzeltilmesi için alınan önlemlerin ve uygulamaların tamamı
- Tanzimatçı
Tanzimat hareketinde görev almış olan kimse
- Tanzimatçılık
Tanzimat yanlısı olma durumu
- tanzir
Divan edebiyatında bir şiiri örnek alarak ona benzer bir şiir yazma
- tanzir etmek
benzetmek
- tanı
Hastalığın ne olduğunu araştırıp ortaya koyma; tanılama, teşhis
- tanı kiti
Bir hastalıkla ilgili test yapılabilmesi için hazırlanmış tüp içerisinde sıvı, toz veya katı hâldeki kimyasal madde; test kiti
- tanı koymak
hastalığın ne olduğunu araştırıp ortaya koymak
- tanıdık
Tanışılıp konuşulan (kimse); bildik, biliş, tanış
- tanıdık çıkmak
önceden birbirlerini tanımış olmak, tanış olmak
- tanıdıklık
Tanıdık olma durumu
- tanık
Gördüğünü ve bildiğini anlatan, bilgi veren kimse; şahit
- tanık olmak
bir olayı görmek ve duymak, şahit olmak
- tanık tepe
Yatay veya bir yana eğimli katmanlardan oluşan bir arazide aşınma sonucu önceki yüzeyin bir parçası olarak kalan tepe; şahit tepe
- tanıklama
Tanıklamak işi
- tanıklamak
Bir iddiayı tanıkla desteklemek, tanık göstermek
- tanıklanma
Tanıklanmak işi
- tanıklanmak
Bir iddia tanıkla desteklenmek, tanık gösterilmek
- tanıklanış
Tanıklanmak işi
- tanıklı
Tanığı olan; şahitli
- tanıklık
Tanık olma durumu; şahitlik, şehadet
- tanıklık etmek
mahkemede, tanık olunan bir durumu söylemek, şahitlik etmek
- tanıklılık
Tanıklı olma durumu; şahitlilik
- tanıksız
Tanığı olmayan; şahitsiz
- tanıksızlık
Tanıksız olma durumu; şahitsizlik
- tanılama
Tanılamak işi
- tanılamak
Teşhis etmek
- tanım
Bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtme veya açıklama; tarif
- tanıma
Tanımak işi
- tanımak
Daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak
- tanımaz
Tanımayan
- tanımazlık
Tanımama durumu
- tanımazlıktan gelmek
bir kimseyi tanıdığı hâlde tanımıyormuş gibi davranmak
- tanımlama
Tanımlamak işi
- tanımlamak
Bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtmek ve açıklamak; tarif etmek
- tanımlanma
Tanımlanmak işi
- tanımlanmak
Tanımı yapılmak
- tanımlanış
Tanımlanmak işi
- tanımlatma
Tanımlatmak işi
- tanımlatmak
Tanımlama işini yaptırmak
- tanımlayabilme
Tanımlayabilmek işi
- tanımlayabilmek
Tanımlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tanımlayıverme
Tanımlayıvermek işi
- tanımlayıvermek
Çok çabuk veya kolayca tanımlamak
- tanımlayış
Tanımlamak işi
- tanımlı
Tanımı olan, tanımlanmış
- tanımlık
Dillerde genellikle adlardan önce gelerek adlar arasındaki belirlilik belirsizlik, teklik çokluk, dişillik erillik, vb. durumları gösteren biçim birimi; harfitarif
- tanımışlık
Tanımış olma durumu
- tanınabilme
Tanınabilmek işi
- tanınabilmek
Tanınma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tanınma
Tanınmak işi; tanılma
- tanınmak
Kim veya ne olduğu bilinmek; tanılmak
- tanınmış
Herhangi bir özelliği ile ün kazanmış olan
- tanınmışlık
Tanınmış olma durumu
- tanınış
Tanınmak işi
- tanısız
Tanısı olmayan
- tanısızlık
Duyularda herhangi bir bozukluk olmamasına rağmen sinir sisteminin belirli bir yerindeki doku bozukluğundan ileri gelen algı kaybı veya yokluğu; agnosi
- tanıt
Gerekli ve zorunlu sonuca ulaşan bir akıl yürütmenin dayandığı gerçek
- tanıtabilme
Tanıtabilmek işi
- tanıtabilmek
Tanıtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tanıtlama
Tanıtlamak işi; ispat, ispatlama
- tanıtlamak
Öne sürülen bir iddianın doğruluğunu akıl yürütme yöntemiyle ortaya koymak; ispatlamak, ispat etmek
- tanıtlandırma
Tanıtlandırmak işi; ispatlandırma
- tanıtlandırmak
Tanıtlamak işini yaptırmak; ispatlandırmak
- tanıtlanma
Tanıtlanmak işi; ispatlanma
- tanıtlanmak
Tanıtlama işi yapılmak veya tanıtlama işine konu olmak; ispatlanmak
- tanıtlanış
Tanıtlanmak işi; ispatlanış
- tanıtlayabilme
Tanıtlayabilmek işi; ispatlayabilme
- tanıtlayabilmek
Tanıtlama ihtimali veya imkânı bulunmak; ispatlayabilmek
- tanıtlayış
Tanıtlamak işi; ispatlayış
- tanıtlı
Tanıtlanmış, tanıta dayanan; ispatlı
- tanıtma
Tanıtmak işi; takdim, prezantasyon
- tanıtma adı
Tanıtımı ayrıntılı bir biçimde sağlayan, ilgi çekici kısa ad; jenerik
- tanıtma filmi
Bir sinemada bir sonraki programı veya filmi tanıtmak için filmden önce gösterilen örnek parçalar; fragman
- tanıtma yazısı
Kitap, dergi, film vb. eserlerin özelliklerini genel çizgileriyle anlatan yazı; tanıtmalık
- tanıtmacı
Tanıtma işiyle görevli kimse; takdimci
- tanıtmacılık
Tanıtmacının işi; takdimcilik
- tanıtmak
Bir kimsenin veya bir şeyin tanınmasını sağlamak
- tanıtmalık
İlaçların bileşimi, yan etkileri vb. ile nasıl kullanılacağını anlatan bilgileri içeren tanıtma yazısı; tarife, prospektüs
- tanıtsız
Tanıtlanmamış, tanıta dayanmayan; ispatsız
- tanıtsızlık
Tanıtı olmama durumu; ispatsızlık
- tanıttırma
Tanıttırmak işi
- tanıttırmak
Tanıtma işini yaptırmak
- tanıtı
İletişim araçları yoluyla tanıtma işi
- tanıtıcı
Tanıtma işini yapan, tanıtan
- tanıtıcı reklam
Tanıtılacak ürünün kullanımını ve etkilerini değişik ögeler yardımıyla ayrıntılı olarak haber biçiminde anlatan reklam
- tanıtıcılık
Tanıtıcı olma durumu
- tanıtılabilme
Tanıtılabilmek işi
- tanıtılabilmek
Tanıtılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tanıtılma
Tanıtılmak işi
- tanıtılmak
Tanıtma işine konu olmak, takdim edilmek
- tanıtılış
Tanıtılmak işi
- tanıtım
Tanıtmak işi; lansman
- tanıtım sunumu
Bir ürünün veya hizmetin satışa sunulduğunda nasıl çalışacağını veya işleyeceğini gösteren sunum; tanıtım gösterisi, demonstrasyon, demo
- tanıtım ürünü
Bir ürünün veya hizmetin son hâli olmayıp satışa sunulduğunda nasıl çalışacağını veya işleyeceğini gösteren biçimi; demo
- tanıtımcık
Kısa, çarpıcı, akılda kalıcı tanıtım sözü; spot
- tanıtıverme
Tanıtıvermek işi
- tanıtıvermek
Hemen tanıtmak
- tanıtış
Tanıtmak işi
- tanıyabilme
Tanıyabilmek işi
- tanıyabilmek
Tanıma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tanıyıverme
Tanıyıvermek işi
- tanıyıvermek
Çabucak tanımak
- tanıyış
Tanımak işi
- tanış çıkmak
birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanıştıklarını anlamak
- tanışabilme
Tanışabilmek işi
- tanışabilmek
Tanışma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tanışlık
Tanış olma durumu
- tanışma
Tanışmak işi
- tanışmak
Daha önce birbirini tanımayan kimseler birbirini tanır duruma gelmek
- tanıştırabilme
Tanıştırabilmek işi
- tanıştırabilmek
Tanıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tanıştırma
Tanıştırmak işi; takdim
- tanıştırmak
Birbirini tanımayanların tanışmasını sağlamak
- tanışık
Birbirini tanıyanlardan her biri
- tanışıklık
Birbiriyle tanışmış bulunma, birbirini tanımış olma durumu
- tanışış
Tanışmak işi
- Taocu
Taoculuk yanlısı
- Taoculuk
Çin'de Tao'nun öğretisini ilke edinen felsefe ve din sistemi; Taoizm
- tapa
Şişe gibi dar delikleri tıkamaya yarayan mantar, cam, tahta veya plastikten tıkaç; tıpa
- tapabilme
Tapabilmek işi
- tapabilmek
Tapma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tapalama
Tapalamak işi; tıpalama
- tapalamak
Şişe vb.nin ağzına tapa koymak; tıpalamak
- tapalanma
Tapalanmak işi; tıpalanma
- tapalanmak
Tapa ile tıkanmak; tıpalanmak
- tapalı
Tapa konmuş olan; tıpalı
- tapan
Tarlaya atılan tohumu örtmek için gezdirilen, ağaçtan geniş araç; sürgü
- tapan çekmek
tapanlamak
- tapanlama
Tapanlamak işi
- tapanlamak
Tarlaya atılan tohumu örtmek için sürgü çekmek
- taparcasına
Tapar biçimde, aşırı sevgiyle
- tapasız
Tapa konmamış olan; tıpasız
- tapi
Pokerde kâğıtlar dağıtılmadan önce oyunculardan birinin fiş veya parasını ortaya sürdükten sonra önünde fişi veya parası kalmadığını belirtmek için söylediği söz
- tapi kalmak
kumar oyunlarında fişsiz veya parasız kalmak
- tapir
Tapirgillerden, bir çeşidi Asya ve Afrika'nın tropikal bölgelerinde yaşayan, 2 metre uzunluğunda, kısa hortumlu bir tür hayvan (Tapirus)
- tapirgiller
Tek parmaklılardan tapir türlerini içine alan bir familya
- tapma
Tapmak işi
- tapmak
İlah olarak tanınan varlığa karşı inancını ve bağlılığını belirli kurallar çerçevesinde göstermek
- tapon
Niteliği düşük, eski, elde kalmış
- tapon mal
Niteliği düşük, eski mal
- taponcu
Tapon mal alıp satan kimse
- taponculuk
Taponcunun yaptığı iş
- taptaze
Çok taze
- taptırabilme
Taptırabilmek işi
- taptırabilmek
Taptırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- taptırma
Taptırmak işi
- taptırmak
Tapmasını sağlamak
- tapu
Bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren belge
- tapu kütüğü
Bir taşınmazın üstündeki hak ve yükümlülüklerin yazıldığı resmî kütük; tapu sicili
- tapu memuru
Tapu kütüğü tutmakla görevli memur; tapucu
- tapu sicili
Tapu kütüğü
- tapuculuk
Tapu memurunun yaptığı iş
- tapulama
Tapulamak işi
- tapulamak
Taşınmazlar ve bunlarla ilgili ipotek, şufa, irtifak gibi bazı hakları tapu kütüğüne geçirmek
- tapulu
Tapusu olan
- tapusuz
Tapusu olmayan
- tapyoka
Manyok kökünden çıkarılan nişasta
- tapı
Tapınılan şey
- tapıklama
Tapıklamak işi
- tapıklamak
Birini beğenerek arkasını okşamak; tapışlamak
- tapınabilme
Tapınabilmek işi
- tapınabilmek
Tapınma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tapınak
İçinde tapınılan yapı
- tapınma
Tapınmak işi; perestiş
- tapınmak
Tapma işi yapılmak
- tapınış
Tapınmak işi
- tapırdama
Tapırdamak işi
- tapırdamak
"Tapırtı" sesi çıkarmak
- tapırtı
Yürürken çıkan ayak sesini andırır sesin adı
- tapış
Tapmak işi
- tapışlama
Tapışlamak işi
- tapışlamak
Hamurun üzerini düzeltmek için hafif hafif vurarak elle sıvamak
- tapışlanma
Tapışlanmak işi
- tapışlanmak
Tapışlama işi yapılmak
- tapşırma
Tapşırmak işi
- tapşırmak
Saz şiirinde âşık son dörtlükte kendi adını belirtmek
- tar
Doğu Anadolu ile Azerbaycan'da çalınan bir çalgı türü
- taraf
Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri; yüz (II), cenah, canip
- taraf (veya tarafını) tutmak
birinden yana olmak, birinin görüş ve düşüncesini desteklemek
- taraf gözetmek
birinden yana olmak
- taraf çıkmak (veya olmak)
taraf tutmak
- tarafa olmak (veya çıkmak)
birinin görüş ve düşüncesini benimsemek, desteklemek
- tarafeyn
İki taraf
- tarafgir
Bir tarafı kayıran, bir tarafı tutan
- tarafgirlik
Tarafgir olma durumu
- taraflı
Yanı ve yönü olan
- tarafsız
Birinden yana olmayan veya bir düşünceye, bir isteğe katılmayan, onu desteklemeyen, yan tutmayan; yansız, bitaraf, nötr
- tarafsız bölge
Savaşta iki taraf yetkilileri veya kumandanları tarafından verilen kararla oluşturulan askerden arınmış bölge
- tarafsızca
Tarafsız bir biçimde
- tarafsızlaştırma
Tarafsızlaştırmak işi
- tarafsızlaştırmak
Tarafsız duruma getirmek
- tarafsızlık
Tarafsız olma durumu; yansızlık, bitaraflık
- taraftar
Sporcunun veya sporcuların temsil ettikleri renklere, kulübe veya bayrağa bağlı kimse
- taraftarlık
Sporcu veya sporcuların temsil ettikleri renklere, kulübe veya bayrağa bağlı olma durumu
- taraftarlık etmek
bir tarafı tutmak, bir yanı desteklemek
- tarafından
...-ınca
- tarak
Saçların, sakalın, hayvan tüylerinin karışıklığını gidermeye veya kadınların saçlarını tutturmaya yarayan dişli araç
- tarak dubası
Denizi taraklama işinde kullanılan dolaplı duba
- tarak işi
Tarak dişleri gibi yol yol yapılmış el işi
- tarak kemiği
El ve ayaklarda parmaklarla bilek arasında bulunan kemik
- tarak otu
Tarak otugillerden otsu bir bitki (Dispacus)
- tarak otugiller
Bitişik taç yapraklı iki çeneklilerden bir familya
- tarak vurmak
taramak
- taraklama
Taraklamak işi
- taraklamak
Bağ, bahçe toprağının yüzünü tarakla düzeltmek
- Taraklı
Sakarya iline bağlı ilçelerden biri
- taraklı
Tarağı olan
- taraklılar
Sölenterlerin, saydam ve jelatinli deniz hayvanlarını içine alan sınıfı
- taraksı
Tarağı andıran, tarağa benzeyen, tarak gibi
- taraksı kas
Uyluğun üst bölümünde bulunan kas
- taraksız
Tarağı olmayan
- tarakçı
Tarak yapan veya satan kimse
- tarakçılık
Tarakçının işi
- taralı
Taranmış olan
- tarama
Taramak işi
- taramak
Bir şeyin tellerini birbirinden ayırıp karışıklığını gidermek
- taranabilme
Taranabilmek işi
- taranabilmek
Taranma ihtimali veya imkânı bulunmak
- taranga
Bir tür tatlı su balığı
- taranma
Taranmak işi
- taranmak
Tarama işi yapılmak
- tarantula
Eklem bacaklıların, örümceğimsiler sınıfından, daha çok Güney Avrupa'da yaşayan, kıllarla kaplı, yaklaşık 2,5 santimetre uzunluğunda, sekiz bacaklı, iki kollu, etçil bir tür örümcek (Lycosidae tarantula)
- tarantı
Taramak sonunda çıkan gereksiz şeyler
- taranış
Taranmak işi
- tarassut etmek
gözlemek, gözetlemek
- taratabilme
Taratabilmek işi
- taratabilmek
Taratma ihtimali veya imkânı bulunmak
- taratma
Taratmak işi
- taratmak
Tarama işini yaptırmak
- tarator
Ceviz içi, sarımsak, tuz, ekmek içi, sirke ve tahinin limon suyu ile çırpılmasından sonra kıyılmış maydanozla hazırlanan salça veya sos
- tarattırma
Tarattırmak işi
- tarattırmak
Taratma işini yaptırmak
- taratış
Taratmak işi
- tarayabilme
Tarayabilmek işi
- tarayabilmek
Tarama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tarayıcı
Kâğıt üzerindeki resim, yazı vb. simgeleri tanıyıp bilgisayar ortamına aktaran araç
- tarayıcılık
Tarayıcının yaptığı iş
- tarayış
Taramak işi
- taraz
İpek gibi düz ve parlak bir kumaşın üzerinde bulunan tel tel iplik
- taraz taraz
Üzeri tel tel ipliklenmiş (kumaş)
- tarazlama
Tarazlamak işi
- tarazlamak
Tezgâhtan çıkan yeni dokunmuş kumaşın tarazlarını ayıklamak
- tarazlanma
Tarazlanmak işi
- tarazlanmak
Kumaşın üzeri tel tel ipliklerle kaplanmak, iplikleri kabarmak
- tarazlı
Tel tel kabarmış olan
- tarazsız
Tarazı olmayan
- taraça
Toprak veya başka malzemeyle elde edilen, önü bir duvarla desteklenen yüksek düzlük
- taraş
Tarla, bağ, bahçe vb. yerlerden toplanan üründen artakalanlar
- taraşlama
Taraşlamak işi
- taraşlamak
Tarla, bağ, bahçe vb. yerlerden kaldırılan üründen artakalanları toplamak
- tardiye
Beş dizelik bentlerden oluşan nazım parçası
- taret
Gemilerde veya kalelerde, topçu mevzilerinde topun makine bölümünü ve topçuları koruyacak biçimde yapılmış zırhlı kule
- tarh
Bahçelerde çiçek dikmeye ayrılmış yer
- tarh etmek
bir sayıyı bir sayıdan çıkarmak
- tarhana
İçine domates, biber, soğan, kokulu otlar, süt veya yoğurt katılan, bulgur, mayalanmış ve kurutularak ufalanmış hamur vb.nden yapılan çorba malzemesi
- tarhana çorbası
İçine tarhana katılarak hazırlanan çorba; tarhana
- tarhanalık
Tarhana yapmak için ayrılmış
- tarhun
Birleşikgillerden, hekimlikte kullanılan, güzel kokulu bir bitki (Artemisia dracunculus)
- tarif
Bir işin yapılış yöntemini açıklama ve belirtme
- tarif etmek
tanımlamak
- tarife
Fiyat gösteren çizelge
- tarife gelmemek
açıklanması güç olmak
- tarifeli
Belli bir tarifeye göre olan
- tarifeli uçuş
Rotası, gün ve saatleri önceden belirlenmiş, sürekli olarak yapılan uçak seferi
- tarifesiz
Tarifesi olmayan
- tariflendirme
Tariflendirmek işi
- tariflendirmek
Tarifini yapmak
- tarifli
Tarifi olan
- tarifname
Bir işin yapılışını, bir aletin çalışmasını açıklayan yazı veya broşür
- tarifsiz
Tarifi olmayan
- tarifsizlik
Tarifsiz olma durumu
- tarih
Bir olayın gününü, ayını ve yılını bildiren söz
- tarih atlası
İçinde ülkelerin veya bölgelerin tarihî dönemlerine ait haritalarının bulunduğu atlas
- tarih atmak (veya koymak)
bir şeyin üzerine tarih yazmak
- tarih değiştirme çizgisi
Güney Kutbu ile Kuzey Kutbu arasında uzanan, uluslararası gün çizgisi olarak da bilinen, bir takvim gününden bir sonrakine geçişi belirleyen sanal çizgi
- tarih düşürmek
doğum, ölüm, savaş vb. yaşanmış önemli bir olayın veya yeni yapılmış bir eserin yıl olarak tarihini göstermek amacıyla Arap alfabesindeki harflere verilen sayı değerlerini esas alan ebcet hesabıyla bir mısra veya beyit söyleme
- tarih öncesi
Yazının bulunmasından önceki çağlar
- tarihe geçmek
önemi bakımından unutulmayacak bir durum kazanmak
- tarihe karışmak
unutulmak, yalnız adı kalmak
- tarihen
Tarih bakımından, tarihe göre
- tarihleme
Tarihlemek işi
- tarihlemek
Bir şeyin yapıldığı veya ortaya çıktığı tarihi belirlemek
- tarihlendirme
Tarihlendirmek işi
- tarihlendirmek
Tarihini belirtmek, belirlemek
- tarihlenebilme
Tarihlenebilmek durumu
- tarihlenebilmek
Hangi tarihte yapıldığı veya yazıldığı belirlenebilmek
- tarihlenme
Tarihlenmek işi
- tarihlenmek
Tarihleme işi yapılmak
- tarihli
Herhangi bir tarihi taşıyan; günlü
- tarihsel
Tarihe dair, tarihle ilgili; tarihî
- tarihsel özdekçi
Tarihsel özdekçilik yanlısı olan; tarihî maddeci
- tarihsel özdekçilik
Toplumsal gelişmenin özdeksel yapıya dayandığını savunan Marksçı görüş; tarihî maddecilik
- tarihsellik
Tarihsel olma durumu; tarihîlik
- tarihsiz
Tarihi yazılmamış, yazıldığı gün, ay veya yıl belirtilmemiş
- tarihsizlik
Tarihsiz olma durumu
- tarihçe
Bir olay veya nesnenin özet olarak yazılmış tarihi
- tarihçi
Tarihsel konular üzerinde araştırmalar yapan, tarih kitapları yazan kimse; müverrih
- tarihçilik
Tarihçinin işi
- tarihî
Tarihe geçmiş
- tarihî coğrafya
Coğrafyanın tarihî yönünü ve gelişmesini ele alan ve inceleyen coğrafya kolu
- tarihî eser
Tarihsel bir konuyu işleyen eser
- tarihî film
Tarihsel bir konuyu işleyen film
- tarihî roman
Başlıca kişileri ve olayları tarihten alınan roman; tarihsel roman
- tarihî tiyatro
Tarihsel bir konuyu veya tarihe mal olmuş bir şahsiyeti işleyen tiyatro eseri
- tarikat
Aynı dinin içinde birtakım yorum ve uygulama farklılıklarına dayanan, bazı ilkelerde birbirinden ayrılan Tanrı'ya ulaşma ve onu tanıma yollarından her biri
- tarikatçı
Tarikatları yaymak ve yaşatmak isteyen, o yolda çalışan kimse
- tarikatçılık
Tarikatçı olma durumu
- tariz etmek
sataşmak, dokundurmak
- tarizde bulunmak
sözle sataşmak, taşlamak
- tarla
Tarıma elverişli olan, sınırlı ve belirli toprak parçası
- tarla açmak
çalıları, ağaçları, taşları kaldırarak veya ormanlık bölgede ağaç keserek, yakarak bir yeri sürülüp ekilir duruma getirmek
- tarla faresi
Sıçangillerden, toprağı oyup yuva yapan, ekinlere zarar veren bir tür fare; tarla sıçanı (Microtus arvalis)
- tarla kuşu
Tarla kuşugillerden, tarlalarda yuva yapan, sırtı kahverengi, karnı beyaz olan, küçük, ötücü kuş; çayır kuşu, toygar, turgay (Alauda arvensis)
- tarla kuşugiller
Ötücü kuşlardan, örnek hayvanı tarla kuşu olan bir familya
- tarlada izi olmayanın harmanda sözü (veya yüzü) olmaz
"kendini işe vermeyenden, bir iş üretmeyenden hayır gelmez" anlamında kullanılan bir söz
- tarlakoz
Bir tür küçük manyat ağı
- tarlamsı
Tarlayı andıran, tarlaya benzeyen, tarla gibi
- tarlanın taşlısı, karının (veya kadının) saçlısı
"kadının saçlı olanı, tarlanın taşlı olanı halk arasında daha yeğ tutulur" anlamında kullanılan bir söz
- tarlatan
Kabarık görüntü vermek için değişik malzemelerle yapılan bir tür iç giysisi
- tarlayı taşlı, kızı kardeşli yerden almalı
"tarlanın taşlısı, evlenilecek kızın kardeşlisi halk arasında daha yeğ tutulur" anlamında kullanılan bir söz
- tarpan
Atgillerden, soyu tükenmiş olan, küçük, çevik bir yaban atı (Equus gmelini)
- tarsin etmek
sağlamlaştırmak
- Tarsus
Mersin iline bağlı ilçelerden biri
- tarsusbeyazı
Adana ve Mersin çevresinde üretilen, kalın kabuklu, beyaz renkli bir tür yerli üzüm
- tart
Kovma, çıkarma
- tart suçu
Disiplin suçuyla belli süreler için okuldan veya meslekten uzaklaştırılma
- tartabilme
Tartabilmek işi
- tartabilmek
Tartma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tartak martak
"Kazıp dağıtmak, darmadağın etmek" anlamındaki tartak martak etmek deyiminde geçen bir söz
- tartaklama
Tartaklamak işi
- tartaklamak
Çekerek ve iterek hırpalamak
- tartaklanma
Tartaklanmak işi
- tartaklanmak
Tartaklama işine maruz kalmak
- tartaklanış
Tartaklanmak işi
- tartaklayış
Tartaklamak işi
- tartar
Suda eriyen, alkol ve eterde erimeyen, asit tadında beyaz bir tuz
- tartarak yenme
Yağlı güreşte, rakibini kucağına alıp ayaklarını yerden keserek üç adım taşıma veya yarım çember dönüşü durumuna getirerek onu yenik saydırma
- tartarat
Tartarik asit tuzlarının ortak adı
- tartarik
Yapısında iki alkol ve iki asit bulunan (madde)
- tartarik asit
Pastacılıkta, kumaş basmacılığında, bazı içkilerin hazırlanmasında, fotoğrafçılıkta kullanılan, izomerli kristal organik bileşik (C4H6O6)
- tartma
Tartmak işi
- tartma tartmak
başörtüsü takmak
- tartmak
Bir şeyin birim cinsten ağırlığını bulmak
- tarttırma
Tarttırmak işi
- tarttırmak
Tartma işini yaptırmak
- tartura
Çıkrıkçı çarkı
- tartı
Tartma aleti; çeki, vezin
- tartıcı
Tartı aletiyle tartan kimse
- tartıcılık
Tartıcının yaptığı iş
- tartıl
Tartıya dayanan
- tartılabilme
Tartılabilmek işi
- tartılabilmek
Tartılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tartılma
Tartılmak işi
- tartılmak
Tartma işi yapılmak veya tartma işine konu olmak; çekilmek
- tartılı
Tartılmış; vezinli
- tartılış
Tartılmak işi
- tartısız
Tartılmamış; vezinsiz
- tartıya vurmak
tartma işini yapmak
- tartış
Tartmak işi
- tartışabilme
Tartışabilmek işi
- tartışabilmek
Tartışma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tartışma
Bir konuyla ilgili karşıt düşünceleri karşılıklı savunma
- tartışma götürmek
bir konu tartışılabilir olmak
- tartışmacı
Bir konu ile ilgili ayrı görüşleri savunan kimselerin her biri
- tartışmacılık
Tartışmacı olma durumu
- tartışmagötürmez
Başka bir tartışmaya elverişli olmayan
- tartışmagötürmezlik
Tartışmagötürmez olma durumu
- tartışmak
Bir konu üzerinde, birbirine ters olan görüş ve inançları çeşitli deliller ileri sürerek karşılıklı savunmak
- tartışmalı
Tartışma yapılan
- tartışmasız
Tartışma yapılmadan
- tartışmaya girmek
münakaşa etmeye başlamak
- tartıştırma
Tartıştırmak işi
- tartıştırmak
Tartışma işini yaptırmak
- tartışılabilme
Tartışılabilmek işi
- tartışılabilmek
Tartışılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tartışılma
Tartışılmak işi
- tartışılmak
Tartışma işi yapılmak
- tarumar etmek
dağıtmak, karıştırmak, darmadağın etmek
- tarumar olmak
dağılmak, karışmak, darmadağın olmak
- tarz
Anlatma, oluş, deyiş veya yapış biçimi; minval, usul (II), üslup, vetire, stil, janr, ambiyans
- tarziye
Söylenen kırıcı bir söz veya yapılan kötü bir davranış için karşıdakinden özür dileme, gönül alma
- tarziye vermek
gönül almaya çalışmak, özür dilemek
- tarçın
Defnegillerden, genellikle Asya'nın güneyinde yetişen ve değişik türleri bulunan bir ağaç (Cinnamomum)
- tarçın rengi
Sarı ile kahverengi arası bir renk; tarçıni
- tarçıni
Bu renkte olan
- tarçınlı
İçinde tarçın bulunan
- tarçınsız
İçinde tarçın bulunmayan
- tarım
Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi, kalite ve verimlerinin yükseltilmesi, uygun koşullarda korunması, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanması; ziraat, kültür
- tarım bilimi
Çiftçilikle ilgili bilgilerin araştırıldığı bilim dalı; agronomi
- tarım coğrafyası
Toprağa dayalı tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yeryüzündeki dağılımını inceleyen coğrafya dalı
- tarımcı
Tarım işleriyle uğraşan kimse; ziraatçı
- tarımcılık
Tarım işleriyle uğraşma; ziraatçılık
- tarımsal
Tarımla ilgili; zirai
- tas
Genellikle içine sulu şeyler konulan metal vb.nden yapılmış kap
- tas gibi
saçsız, dazlak
- tas kebabı
Yağsız kuşbaşı etlerin üzerine tas kapatılıp pirinç, soğan, patates vb. malzeme ile hazırlanan bir yemek türü
- tas tarak
"Gitmek üzere bütün eşyasını toplamak" anlamındaki tası tarağı toplamak deyiminde geçer
- tasa
Tatmin edici olmayan veya tedirgin eden durumların ortaya çıkmasını önleyebilmede, güvensizlik içinde bulunulduğunda duyulan tedirgin edici duygu
- tasa etmek
üzülmek, kaygıya kapılmak
- tasa çekmek
kaygılanmak
- tasallut
Sıkıntı verecek derecede sataşma, rahatsız etme, musallat olma, saldırma
- tasallut etmek
sarkıntılık etmek
- tasannu
Bir şeyi olduğundan daha değerli göstermek için doğallıktan uzaklaşma; yapmacık
- tasar
Bir iş, bir düşünce sırasını, düzeyini gösteren resim, yazı, plan
- tasarlama
Tasarlamak işi
- tasarlamak
Bir şeyin nasıl gerçekleşebileceğini zihinde hazırlamak, zihinde kurmak; düşünmek
- tasarlanabilme
Tasarlanabilmek işi
- tasarlanabilmek
Tasarlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tasarlanma
Tasarlanmak işi
- tasarlanmak
Tasarlama işi yapılmak
- tasarlanış
Tasarlanmak işi
- tasarlatma
Tasarlatmak işi
- tasarlatmak
Tasarlama işini yaptırmak
- tasarlayabilme
Tasarlayabilmek işi
- tasarlayabilmek
Tasarlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tasarlayış
Tasarlamak işi
- tasarruf
Bir şeye sahip olma ve onu istediği gibi kullanma yetkisi; kullanım
- tasarruf bonosu
Maaş gibi kazançlarla bazı satışlarda devletin borçlanması yolu ile yapılan kesintiye karşılık verilen ve üzerinde faiz kuponları bulunan senet
- tasarruf etmek
bir malın sahibi olmak, onu istediği gibi kullanmak
- tasarruflu
Parasını ölçülü, dikkatli harcayan
- tasarrufluluk
Tasarruflu olma durumu
- tasarı
Olması veya yapılması düşünülen bir şeyin zihinde aldığı biçim
- tasarı geometri
Uzaydaki tasavvur edilmiş biçimleri iz düşümleriyle gösteren geometri
- tasarım
Zihinde canlandırılan biçim; tasavvur
- tasarımcı
Tasarım yapan kimse; tasar çizimci, dizayncı
- tasarımcılık
Tasarımcı olma durumu; tasar çizimcilik, dizayncılık
- tasarımlama
Tasarımlamak işi
- tasarımlamak
Bir şeyin biçimini zihinde canlandırmak
- tasarımlanma
Tasarımlanmak durumu
- tasarımlanmak
Tasarımlama işi yapılmak
- tasarımlayabilme
Tasarımlayabilmek işi
- tasarımlayabilmek
Tasarımlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tasarımlı
Tasarımlanmış, zihinde canlandırılarak biçim verilmiş; dizaynlı, edimsel karşıtı
- tasarımsız
Tasarım yapılmamış; dizaynsız
- tasarımsızlık
Tasarımsız olma durumu
- tasası sana (veya bana) mı düştü?
"sen karışma, seni ilgilendirmez" anlamında kullanılan bir söz
- tasasına düşmek
yapılması gereken bir şeyi gerçekleştirmenin yollarını aramak
- tasasız
Hiçbir şeyi kendine dert edinmeden
- tasasız olmak
kaygısız olmak
- tasavvuf
Tanrı'nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği anlayışıyla açıklayan dinî ve felsefi akım
- tasavvufi
Tasavvufla ilgili, tasavvufa ait
- tasavvur
Göz önüne getirme, hayal etme, zihinde canlandırma
- tasavvur etmek
zihinde canlandırmak, göz önüne getirmek
- tasdi
Baş ağrıtma, baş ağrısı verme
- tasdik etmek
doğrulamak
- tasdikname
Verilen onayı gösteren belge
- tasfiye
Arıtma, ayıklama, temizleme
- tasfiye etmek
arıtmak, temizlemek
- tasfiyeci
Herhangi bir toplumsal olgudan yabancı ögelerin ayıklanması taraftarı olan kimse
- tasfiyecilik
Tasfiyeci olma durumu
- tasgir
Bir isim veya sıfatı küçültmek suretiyle kullanma
- tashih etmek
düzeltmek, doğrultmak
- tashihikarar
Mahkemece alınan kararın düzeltilmesi
- taslak
Bir şeyi, bir sanat veya edebiyat eserini ana çizgileriyle, türlü bölümleriyle belirten ön çalışma
- taslama
Taslamak işi
- taslamak
Kendinde olmayan bir özelliği varmış gibi göstermek; geçinmek, satmak
- taslatma
Taslatmak işi
- taslatmak
Taslama işini yaptırmak
- taslayabilme
Taslayabilmek işi
- taslayabilmek
Taslama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tasma
Bazı hayvanların boynuna takılan, bu hayvanları bir yere bağlamaya, çekip götürmeye yarayan kemer biçiminde bağ
- tasmim etmek
tasımlamak
- tasnif etmek
bölümlemek
- tasrif etmek
çekmek, çekimlemek
- tasrih etmek
açıkça belirtmek
- tastir
Yazı yazma
- tastir etmek
yazmak
- tasvip
Bir düşünce veya davranışın doğru ve isabetli olduğunu belirtme, uygun bulma; onama
- tasvip etmek
bir düşünce veya davranışın doğru ve isabetli olduğunu belirtmek, onamak, uygun bulmak
- tasvip görmek
birinin bir düşünce veya davranışı başkalarınca uygun, yerinde bulunmak
- tasvir
Bir şeyin veya kimsenin resmini yapma
- tasvir etmek
betimlemek
- tasvir fiili
Bir fiile -e veya -i zarf fiil ekleriyle bilmek, vermek, durmak, kalmak, yazmak vb. fiiller getirilerek oluşturulan birleşik fiil; tasvirî fiil: gelebilmek, gidivermek, yapadurmak, bakakalmak, öleyazmak vb
- tasvir gibi
çok güzel (kimse)
- tasım
Doğru olarak kabul edilen iki yargıdan üçüncü bir yargı çıkarma temeline dayanan bir uslamlama yolu; kıyas
- tasımlama
Tasımlamak işi
- tasımlamak
Bir işin tasarısını hazırlamak; tasmim etmek
- tasımsal
Tasımla ilgili
- Tat
Türklerin egemen olduğu yerlerde yaşayan Arap veya İranlılar
- tat
Canlıların besinlerdeki uçucu olmayan bileşikleri damak, boğaz ve dil yüzeyindeki mukoza noktaları aracılığıyla algıladığı duyum
- tat alma duyusu
Ağza konulan nesnelerin tadını anlamaya yarayan duyu; tat duyusu
- tat almak
tadı algılamak
- tat kazanmak
belli bir tada kavuşmak, olgunlaşmak, tatlanmak
- tat vermek
acı, tatlı, ekşi vb. bir tat kazandırmak
- Tatar
Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nde ve Kırım’da yaşayan Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse
- tatar
Mektup, haber vb. şeyleri gidecekleri yere götüren atlı posta arabasını süren kimse
- tatar arabası
Posta arabası
- tatar ağası
Posta görevi yapan tatarların amiri
- Tatar böreği
Mayalı hamurdan ince açılan yufkanın küçük karelere bölündükten sonra haşlanıp üzerine sarımsaklı yoğurt ve kızdırılmış pul biberli tereyağı dökülmesiyle yapılan bir yemek türü; çimdik
- Tatar Türkçesi
Tatar Türklerinin kullandığı konuşma ve yazı dili; Tatarca
- Tatar çorbası
Hafifçe kavrulmuş una soğan, domates, patates vb. malzeme eklenmesiyle yapılan bir çorba türü
- tatarcık
Sıcak ülkelerde, özellikle Akdeniz çevresinde yaşayan, türlü hastalıklara yol açan küçük bir sinek; yakarca (Phlebotomus)
- tatarcık humması
Tatarcıklarla insana geçen, şiddetli ateş ve baş ağrısı ile beliren bir hastalık
- Tataristanlı
Tataristan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Tatarlaşma
Tatarlaşmak durumu
- Tatarlaşmak
Tatar gibi davranmak
- tatarı
Tam pişmemiş
- tatava
Çok fazla söz
- tatava etmek
gereksiz yere çok konuşmak
- tatavacı
Tatava yapan kimse
- tatavacılık
Tatavacı olma durumu
- tatbik
Bir şeyi başka bir şeye uygun duruma getirme
- tatbik etmek
uygulamak
- tatbik imzası
Bir kimsenin, resmî makamlara sunulan ve onlar tarafından tanınan imzası
- tatbik mührü
Bir kimsenin, resmî makamlarca tanınmış olan mührü
- tatbikat
Asker birliklerini savaşa hazırlamak amacıyla, arazi üzerinde yapılan geniş ölçüde savaş denemesi; manevra
- tatil
Kanun gereğince çalışmaya ara verileceği belirtilen süre; dinlence
- tatil etmek
okul, iş yeri vb.ni kapatmak, çalışmasına ara vermek
- tatil köyü
Turistlerin dinlenmesine uygun bir yerde kurulmuş olan ve evleri gerektiğinde belirli bir süre dinlenmek isteyenlere kiralanan yerleşim yeri
- tatil olmak
kapanmak, ara verilmek
- tatil yapmak
tatile çıkmak
- tatilci
Tatile çıkmış kimse
- tatilcilik
Tatilci olma durumu
- tatile girmek
belirli bir süre için çalışmalara ara vermek
- tatlandırabilme
Tatlandırabilmek işi
- tatlandırabilmek
Tatlandırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tatlandırma
Tatlandırmak işi
- tatlandırmak
Tat vermek, tadını kazanmasını sağlamak
- tatlandırıcı
Yiyecek ve içeceklere tat vermek için kullanılan (madde)
- tatlandırıcılı
İçinde tatlandırıcı bulunan
- tatlanma
Tatlanmak işi
- tatlanmak
Tat kazanmak, tadı gelmek
- tatlı
Şeker tadında olan
- tatlı badem
Yağ bakımından zengin, albüminli maddeler, şekerler ve E vitamini içeren, içi şekercilikte, çikolata ve badem şurubu yapımında kullanılan lezzetli bir tür badem (Prunus dulcis)
- tatlı bela
Sevildikleri için verdikleri sıkıntı ve üzüntülere katlanılan kimse; tatlı kaçık
- tatlı canından etmek
öldürmek
- tatlı canından olmak
ölmek
- tatlı canını sıkmak
gereksiz şeylere üzülmek ve bunları dert edinmek
- tatlı dil
Gönül alıcı söz; tatlı söz
- tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
"gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir" anlamında kullanılan bir söz
- tatlı dilli
Güzel, kandırıcı, gönül alıcı konuşan; tatlı sözlü
- tatlı dillilik
Tatlı dilli olma durumu; tatlı sözlülük
- tatlı kaşığı
Tatlı yerken kullanılan çorba kaşığından küçük kaşık
- tatlı limon
Suyu tatlı olan bir limon türü
- tatlı sert
Ne çok sert ne çok yumuşak (söz, davranış)
- tatlı su
Acı veya tuzlu olmayan, içilebilen su
- tatlı sülümen
Cıva birleşimlerinden, hekimlikte kullanılan zehirli bir madde; kalomel
- tatlı tatlı
Güzel, hoşa gidecek bir biçimde; güzel güzel
- tatlı yerinde bırakmak (veya kesmek)
bir işi can sıkıcı bir duruma sokmadan sona erdirmek
- tatlıca
Biraz tatlı, az tatlı
- tatlıcı
Tatlı yapan veya satan kimse
- tatlıcılık
Tatlı yapıp satma işi
- tatlılaşma
Tatlılaşmak işi
- tatlılaşmak
Tatlı duruma gelmek, tat kazanmak
- tatlılaştırma
Tatlılaştırmak işi
- tatlılaştırmak
Tatlı bir duruma getirmek
- tatlılı
Tatlısı olan, içinde tatlı bulunan
- tatlılık
Tatlı olma durumu; tat
- tatlılıkla
Tatlı dille, anlayışla, hoşgörü göstererek
- tatlımsı
Tatlıyı andıran, tatlıya benzeyen, tatlı gibi
- tatlımsılık
Tatlımsı olma durumu
- tatlısu
Suyu acı veya tuzlu olmayan akarsu, göl vb
- tatlısu gelinciği
Tatlı sularda biten bir tür gelincik
- tatlısu kayası
Tatlı sularda yaşayan bir çeşit balık; karabalık, yeşilsazan
- tatlısu kefali
Sazangillerden, uzunluğu 80 santimetre olan, eti kılçıklı bir balık (Leuciscus cephalus)
- tatlısu levreği
Akarsularda, göllerde yaşayan, uzunluğu 30-50 santimetre olan, sırtı yüzgeçli, beyaz etli bir balık; aklevrek, perki (Perca fluviatilis)
- tatlısıyla tuzlusuyla
Eksiksiz bir biçimde
- tatlısız
Tatlısı olmayan, içinde tatlı bulunmayan
- tatlısızlık
Tatlısız olma durumu
- tatlıya bağlamak
kavgalı bir işi gönül hoşluğuyla bitirmek
- tatma
Tatmak işi
- tatmak
Dil yardımıyla bir şeyin tadının nasıl olduğunu anlamak
- tatmin
İstenen bir şeyin gerçekleşmesini sağlama, gönül doygunluğuna erme; doyum
- tatmin etmek
karşısındakinin cinsel isteklerini gidermek
- tatmin olmak
istediği bir şeye ulaşarak hoşnut olmak, rahatlamak, doyurulmak
- tatminkâr
Tatmin eden, tatmin edici özellikte olan
- tatminkârlık
Tatminkâr olma durumu
- tatminsiz
Tatmin olmayan
- tatminsizlik
Tatmin olmama durumu
- tatsal
Tat alma duyusu ile ilgili
- tatsız
Tadı iyi olmayan, lezzetsiz olan
- tatsız tuzsuz
Yavan, lezzetsiz olan
- tatsızlaşma
Tatsızlaşmak işi
- tatsızlaşmak
Tadı azalmak, tadı kalmamak
- tatsızlık
Tatsız olma durumu
- tatsızlık çıkarmak
hoşa gitmeyen, can sıkıcı, gergin bir duruma sebep olmak
- tattırabilme
Tattırabilmek işi
- tattırabilmek
Tattırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tattırma
Tattırmak işi
- tattırmak
Tatma işini yaptırmak, tadına baktırmak
- tatula
Patlıcangillerden, çiçekleri beyaz veya mor renkte, meyveleri dikenli, hekimlikte kasların kasılmasını gidermek üzere kullanılan bir yıllık ve otsu bir bitki; şeytan elması, boru çiçeği (Datura stramonium)
- Tatvan
Bitlis iline bağlı ilçelerden biri
- tav
İşlenecek bir nesnede bulunması gereken ısının, nemin yeterli olması durumu
- tav olmak
kanmak
- tav vermek
gereken ve uygun nemi sağlamak
- tava
Yağ kızdırma, yiyecek kızartma vb. işlere yarayan, uzun saplı yayvan kap
- tava böreği
Mayalı hamurdan ince açılan yufkanın içine kıyma, peynir, patates, ıspanak vb. konup tavada pişirilen bir börek türü
- tava ekmeği
Özel bir kapta pişirilen ekmek
- tava gelmek
toprak sürülecek duruma gelmek
- tava getirmek
gereği kadar ısıtmak
- tavaf
İslam dininde hac ve umre sırasında Kâbe'nin çevresini yedi kez dönme
- tavaf etmek (veya eylemek veya kılmak)
bir şeyin çevresini dolaşmak
- tavalık
Tavada pişirilmeye uygun (et, balık, midye)
- tavan
Bir yapının, kapalı bir yerin üst bölümünü oluşturan düz ve yatay yüzey, taban karşıtı
- tavan arası
Bir yapının tavanı ile çatısı arasında kalan bölüm; tavan aralığı, çatı arası
- tavan başına çökmek (veya yıkılmak)
beklenmeyen bir durum karşısında şaşırıp kalmak
- tavan fiyatı
Bir mala resmî kuruluşlarca belirlenen fiyatın üst sınırı
- tavan penceresi
Binalarda veya evlerde tavan kısmında bulunan pencere
- tavan süpürgesi
Tavandaki örümcek ağlarını temizlemek için kullanılan uzun saplı süpürge
- tavan yapmak
Menkul Kıymetler Borsasında işlem görmekte olan hisse senedinin değeri en üst düzeye ulaşmak
- tavana vurmak
tavan yapmak
- tavanlık
Tavan döşemesine gerekli olan
- Tavas
Denizli iline bağlı ilçelerden biri
- tavassut etmek
aracılık etmek
- tavattun
Bir yeri vatan kabul etme, yurt edinme
- tavattun etmek
yurt edinmek
- tavazzuh etmek
aydınlanmak, açıklık kazanmak, belirli duruma gelmek
- tavaşi
Osmanlılarda saray hizmetlerinde kullanılan, hadım edilmiş kimse
- tavcı
Birini kandırarak, yüze gülerek aldatan kimse
- tavcılık
Tavcı olma durumu
- taverna
Çalgılı meyhane
- tavernacı
Taverna işleten kimse
- tavernacılık
Tavernacının yaptığı iş
- tavhane
Yoksul hastaların iyileştikten sonra nekahet dönemini geçirdikleri hayır kurumu
- tavhane gibi
karmakarışık, altüst olmuş yer
- taviz vermek
ödün vermek
- tavla
At beslenip bakıldığı yer, at ahırı
- tavla atmak
tavla oynamak
- tavla uşağı
At ahırında çalışan seyis uşağı
- tavlacı
At beslenen tavlaya bakan kimse
- tavlacılık
Tavlacı (I) olma durumu
- tavlama
Tavlamak işi
- tavlama derecesi
Demir çelik işletmelerinde kütük demirin şekillendirilmesi veya haddelenmesi için en uygun ısı ve nem oranı
- tavlamak
İşlenilecek bir nesneye gereken ısıyı veya nemi sağlamak, tav vermek
- tavlandırma
Tavlandırmak işi
- tavlandırmak
Tavlanmasını sağlamak
- tavlanma
Tavlanmak işi
- tavlanmak
Tavlama işi yapılmak
- tavlayabilme
Tavlayabilmek işi
- tavlayabilmek
Tavlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tavlı
Tavlanmış, tavı olan, tav verilmiş
- tavsama
Tavsamak işi
- tavsamak
Bir iş, bir durum vb. gücünü, hızını kaybetmek
- tavsatma
Tavsatmak işi
- tavsatmak
Tavsamasına sebep olmak
- tavsif
Nitelendirme, niteliklerini söyleme
- tavsif etmek
nitelendirmek, niteliklerini söylemek
- tavsiye
Öğütleme, öğüt verme, yol gösterme
- tavsiye etmek
bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını öğütlemek, salık vermek
- tavsiye mektubu
Birinin işe uygun olduğunu, işe alınmasını bildirmek amacıyla yazılmış mektup; tavsiyename, referans
- tavsiyeli
Birisi tarafından tavsiye edilen
- tavsiyesiz
Birisi tarafından tavsiye edilmeyen
- tavsız
Tavlanmamış, tav verilmemiş, henüz işlenecek kıvama gelmemiş
- tavuk
Sülüngillerden, eti ve yumurtası için üretilen kümes hayvanı (Gallus)
- tavuk ayağı yemek
gevezelik etmek, dedikodu yapmak
- tavuk biti
Kümes hayvanlarında bulunan ve kümesleri saran bir tür bit
- tavuk eti
Tavuğun kesilip parçalanmış eti
- tavuk gibi
erken yatıp uyuyan
- tavuk kaza bakmış da kıçını yırtmış
"başkalarından geri kalmamak için gücünü aşan işlere girişenler büyük zararlara uğrarlar" anlamında kullanılan bir söz
- tavuk köftesi
Haşlanıp ince kıyılmış tavuk etine ekmek içi, soğan, maydanoz, yumurta ve baharat eklenmesinden sonra hazırlanan karışımın yoğrulup galeta ununa bulanarak yağda kızartılmasıyla yapılan bir köfte türü
- tavuk kümesi
Tavukların korunması ve bakımı için yapılmış kümes
- tavuk sarması
Haşlanmış patates, kabak, havuç, biber karışımıyla doldurulan tavuğun göğüs etinin sosla kaplanıp fırında pişirilmesiyle hazırlanan bir tür sarma
- tavuk suyu
Tavuk etinin haşlanmasıyla elde edilen su
- tavuk yahnisi
Domates, patates, soğan karışımına tavuğun katılması ve kısık ateşte pişirilmesiyle yapılan bir yemek türü
- tavuk yemi
Kümes hayvanlarını beslemek için kullanılan besin
- tavukayağı
Bir tür maymuncuk
- tavukgöğsü
Lifleri yumuşayıncaya kadar haşlanmış, didiklenmiş tavuk göğüs etinin pirinç ve süt ile koyulaşıncaya kadar pişirilmesiyle yapılan muhallebiye şeker ve tavuk suyu katılarak hazırlanan bir tatlı türü
- tavuklar
Tavuksular takımının bir alt takımı
- tavuklu
İçinde tavuk eti bulunan
- tavukpençesi
Tropikal bölgelerin karakteristik çim bitkisi
- tavuksu
Tavuğu andıran, tavuğa benzeyen, tavuk gibi
- tavuksular
Tavukları ve tepeli tavukları içine alan bir takım
- tavukyelpazesi
Tavuk bifteğinin pişirilmesinden sonra domates, biber ve sarımsağın beşamel sosla karıştırılarak tavuğun üzerine dökülmesiyle hazırlanan bir yemek
- tavukçu
Tavuk besleyicisi
- tavukçuluk
Tavukçunun işi veya mesleği
- tavulga
Kabuğu kırmızı veya erguvan renginde olan ve tabaklamada kullanılan bir tür söğüt
- tavus kuşu
Sülüngillerden, erkeğinin tüyleri uzun, kuyruğu parlak, güzel renkli, acı ve tiz sesli, süs hayvanı olarak beslenen bir kuş; tavus (Pavo)
- tavus tüyü
Erkek tavus kuşunun renkli ve gösterişli tüyü
- tavus yeşili
Bu renkte olan
- tavus çıkarmak
sarhoş kusmak
- tavuskuyruğu
Sarhoş kusmuğu
- tavzif etmek
görevlendirmek
- tavzih etmek
açıklamak
- tavı kaçmak (veya geçmek)
uygun zamandan yararlanamamak
- tavına getirmek
işi en uygun duruma getirmek
- tavını bulmak
iş vb. için en uygun şartları yakalamak
- tavır
Bir olay, bir durum karşısında kişinin takındığı davranış
- tavır almak (veya takınmak veya koymak)
mesafeli davranmak, uzak durmak
- tavır almak (veya takınmak)
belli bir durum veya davranış biçimini benimsemek, vaziyet almak
- tavırlı
Mesafeli davranan, uzak duran
- tavşan
Tavşangillerden, eti yenen, hızlı koşan, kemirgen, postundan yararlanılan bir tür memeli (Lepus europeus)
- tavşan atlet
Atletizm yarışlarında rekor kırılabilmesi için tempoyu yüksek tutup belirli bir mesafeyi diğer atletlerin önünde koştuktan sonra pistten çıkan atlet; tavşan
- tavşan boku gibi (ne kokar ne bulaşır)
ne yararı ne de zararı olan (kimse)
- tavşan dağa küsmüş de dağın haberi olmamış
"önemsiz kişi, önemli kişiye küsse önemli kişinin umurunda bile olmaz" anlamında kullanılan bir söz
- tavşan diş
Tavşanın dişlerine benzeyen, normal boyutundan daha uzun olan, üst çene ön bölge dişleri
- tavşan dişli
Tavşan dişi olan
- tavşan dudak
Doğuştan üst dudağı yarık olan (kimse); yarık dudak
- tavşan eti
Tavşanın kesilip parçalanmış pembemsi eti
- tavşan uykusu
Yarı uyanık biçimdeki uyku, hemen uyanılabilen uyku; kuş uykusu, tilki uykusu
- tavşan yürekli
Çok ürkek, korkak olan
- tavşana kaç, tazıya tut demek
davalı iki tarafı birbirlerine karşı kışkırtmak, ikili oynamak
- tavşanayağı
Demir yollarında iki rayın kesişme noktasında bulunan parçalardan her biri
- tavşanağzı
Pembe renkli bir tür çiçek
- tavşanbıyığı
Bir tür yonca
- tavşancı
Tavşan yetiştiren kimse
- tavşancıl
Çoğu tavşan avlamakla beslenen kartal, akbaba vb. yırtıcı kuş
- tavşancıl otu
Maydanozgillerden, nemli yerlerde yetişen, körpesi bazı yerlerde hayvan yemi olarak kullanılan bir bitki (Heracleum)
- tavşancılık
Tavşancının yaptığı iş
- tavşangiller
Örnek hayvanı tavşan olan kemirgenlerden bir familya
- tavşankanı
Parlak ve koyu kırmızı renk
- Tavşanlı
Kütahya iline bağlı ilçelerden biri
- tavşanlık
Tavşan üretmeye elverişli yer
- tavşanmemesi
Yüksekliği 30-100 santimetre olan, kışın yapraklarını dökmeyen bir ağaççık (Ruscus aculeatus)
- tavşanı araba ile avlamak
taşıt farlarını üzerine tutarak tavşanı avlamak
- tavşanın suyunun suyu
iki şey arasındaki ilginin çok uzak olduğunu anlatan bir söz
- tay
Üç yaşına kadar olan at yavrusu
- tay gelmek
denk, eşit olmak
- tay tay
"Emekleme döneminde, henüz yürüyemeyen çocuk ayakları üzerinde durmak" anlamındaki tay tay durmak deyiminde geçen bir söz
- tay tay bisikleti
Küçük çocuklar için pedalsız, zincirsiz ve frensiz öğrenme bisikleti
- Tayca
Taylandlıların kullandığı dil
- tayf
Görüntü, hayalet, ruh
- tayf ölçümü
Işın tayflarının incelenmesi; spektroskopi
- tayfa
Gemide türlü işlerde çalıştırılan sefer işçisi; uşak
- tayfun
Okyanuslarda görülen ve doğudan batıya doğru esen güçlü kasırga
- tayfölçer
Işın tayflarını incelemeye yarayan alet; spektroskop
- tayga
Orman kuşağı, kozalaklı orman bitki örtüsü
- taygeldi
İkinci kez evlenen kadının beraberinde getirdiği çocuk veya çocuklar
- tayin
Ne olduğunu anlama, gösterme, belirtme, kararlaştırma belirleme
- tayin etmek
kararlaştırmak
- tayini çıkmak
atanmak
- tayinli
Tayine bağlı olan
- tayinsiz
Tayine bağlı olmayan
- taylak
At veya deve yavrusu
- taylama
Taylamak işi
- taylamak
Kısrak doğurmak
- Taylandlı
Tayland’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Taylorcu
Taylorculuk yöntemini benimseyen
- Taylorculuk
İş verimini artıracak biçimde işçiliği düzenlemek için Taylor tarafından ileri sürülen yöntem
- tayt
Bacakları sıkı saran özel kumaştan yapılmış bir pantolon türü
- Tayvanlı
Tayvan halkından olan kimse
- tayyarecilik
Tayyarecinin işi
- tayyetme
Tayyetmek işi
- tayyetmek
Aradan çıkarmak, yok etmek
- tayyör
Ceket ve etekten oluşan kadın giysisi
- tayın
Asker azığı
- tayın bedeli
Bir aylık asker azığının karşılığı olan para
- tazallüm etmek
sızlanmak, yakınmak (II)
- tazammun etmek
içermek
- tazarruda bulunmak
Tanrı'ya yakarmak
- taze
Bozulmamış, bayatlamamış olan
- taze fasulye
Fasulye bitkisinin taze ve turfanda olanı; yeşil fasulye
- taze ot görmüş eşek gibi
iştahlanmış bir biçimde
- taze para
İş gücünü güçlendirmek amacıyla farklı kaynaklardan sağlanan para
- taze soğan
Soğan bitkisinin yeşil renkli yaprak kısmı; yeşil soğan, gök soğan
- tazece
Tazeliğini koruyan, tazeliğini yitirmemiş
- tazekan
Kan ihtiyacı olan hastaya verilmek üzere bir başkasından yeni alınan kan
- tazeleme
Tazelemek işi
- tazelemek
Yenisiyle veya tazesiyle değiştirmek
- tazelendirme
Tazelendirmek işi
- tazelendirmek
Tazelenme işini yaptırmak
- tazeleniş
Tazelenmek işi
- tazelenme
Tazelenmek işi
- tazelenmek
Tazeleme işi yapılmak
- tazeletme
Tazeletmek işi
- tazeletmek
Taze duruma getirmek
- tazeleyebilme
Tazeleyebilmek işi
- tazeleyebilmek
Tazeleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- tazeleyiş
Tazelemek işi
- tazeleşme
Tazeleşmek işi
- tazeleşmek
Taze bir durum almak
- tazeleştirme
Tazeleştirmek işi
- tazeleştirmek
Tazeleşme işini yaptırmak
- tazelik
Taze olma durumu
- tazim etmek
saygı göstermek, ululamak
- tazimat
Yüksek saygı
- tazip etmek
üzmek, sıkıntıya sokmak
- taziyeevi
Cenaze sahibinin evi
- taziyetname
Başsağlığı dilemek için yazılan mektup
- tazmin
Zararı ödeme
- tazmin etmek
zararı ödemek
- tazminat
Zarar karşılığı ödenen para; ödence
- tazminat davası
Maddi ve manevi zararın ödenmesini kapsayan şahsi dava; ödence davası
- tazyik
Bir şeyi sıkıştırma, darlaştırma
- tazyik etmek
zorlamak, baskı yapmak
- tazyikli
Tazyiki olan
- tazyiksiz
Tazyiki olmayan
- tazı
Genellikle tavşan avında kullanılan, uzun bacaklı, çekik karınlı, çok çevik bir tür köpek (Canis familiaris grajus hibernicus)
- tazı gibi
çok zayıf ve ince kemikli (kimse)
- tazı o tazı ama çulu değişmiş
"tanıdığımız sıradan kişi işbaşına geçmiş" anlamında kullanılan bir söz
- tazıcı
Tazı yetiştiren veya satan kimse
- tazılaşma
Tazılaşmak işi
- tazılaşmak
Tazı gibi zayıflayıp incelmek
- tazılık
Tazı gibi olma durumu
- tazıya dönmek
çok zayıflamak
- taç
Soyluluk, iktidar, güç veya hükümdarlık sembolü olarak başa giyilen, değerli taşlarla süslü başlık; iklil
- taç atışı
Futbol ve hentbolda taca çıkan topun, karşı takım oyuncusu tarafından oyuna sokulması; yan atışı
- taç atışı kullanmak
taca çıkan topu elle baş üzerinden geçirip arkadan öne doğru oyun alanına atmak
- taç beyit
Kasidede şairin adının veya mahlasının geçtiği beyit
- taç giyme töreni
Hükümdar olacak kimsenin başına tacını giydirerek hükümdarlığının resmen ilanı amacıyla düzenlenen tören
- taç giymek
tahta çıkmak
- taç kapı
Büyük bir yapının görkemli biçimde süslenmiş girişi
- taç yaprak
Tacı oluşturan yaprakçıklardan her biri; taç yaprağı
- taç yapraklı
Taç yaprakları olan
- taç çizgisi
Takımla oynanan top oyunlarında sahanın her iki uzun kenarındaki çizgi
- taçlandırma
Taçlandırmak işi
- taçlandırmak
Taçlanma işini yaptırmak
- taçlanma
Taçlanmak işi
- taçlanmak
Taç giymek
- taçlı
Tacı olan
- taçsız
Tacı olmayan
- taçsız kral
Herhangi bir konuda büyük ün yapmış olan kimse
- taçsızlar
Çiçeklerinde taç bulunmayan bitki familyaları ve bitkiler
- tağyir
Değiştirme, başkalaştırma
- tağyir etmek
değiştirmek, başkalaştırmak
- tağşiş
Bir şeyin içine başka bir madde karıştırma; katıştırma
- tağşiş etmek
karıştırmak
- taş
Kimyasal veya fiziksel durumu değişiklikler gösteren, rengini içindeki maden, tuz ve oksitlerden alan sert ve katı madde
- taş arabası
Aptal, sersem olan
- taş atmak
birine dolaylı olarak iğneleyici, dokunacak bir söz söylemek
- taş attın da kolun mu yoruldu?
"bu kazancı hiç yorulmadan elde ettin" anlamında kullanılan bir söz
- taş atıp kolu yorulmamak
bir kazancı hiç yorulmadan sağlamak
- taş bademi
Kabuğu çok sert bir tür badem
- taş balığı
Gölge balığıgillerden, Akdeniz'de yaşayan, vücudu yassı, pullu, eti lezzetli bir balık; işkine (Sciaena umbra)
- taş basmacı
Taş basması ile uğraşan kimse
- taş basmacılık
Taş basmacının yaptığı iş
- taş basması
Kalkerli taş yüzeyine sert bir cisimle kazındıktan sonra basılmış olan yazı, resim; taş baskı, litografya
- taş bebek
Genellikle alçı vb.nden yapılmış oyuncak bebek
- taş bebek gibi
çok güzel fakat genellikle soğuk ve donuk (kadın)
- taş bilimi
Taşların yapısını inceleyen bilim; litoloji, petrografi
- taş bilimsel
Taş bilimi ile ilgili; litolojik
- taş böceği
Kabuğu katır boncuğuna benzeyen bir yumuşakça (Cypraea)
- Taş Devri
İnsanın ortaya çıkışı ve taştan araçlar yapmasından başlayarak kalkolitiğin sonuna kadar geçen tarih öncesi dönem; Taş Çağı
- taş dolgu
Taş ile yapılmış dolgu
- taş döşeme
Geniş yüzeyli taşlarla yapılmış döşeme
- taş düşürmek
böbrekte oluşan kum ve taşları vücuttan atmak
- taş fırın ekmeği
İçi taş döşeli fırında pişmiş olan ekmek; taş ekmek
- taş gibi
çok sert, çok katı
- taş iliği
Taşların yapraklar durumunda ayrılmasını sağlayan ara katmanı
- taş kafa
Kafası sağlam, dayanıklı kimse
- taş kesilmek
çok şaşırıp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilememek, sesini çıkaramaz olmak
- taş koymak
engelleyecek biçimde davranmak
- taş kömürü
Jeolojik dönemler boyunca dönüşüme uğrayarak büyük bir kalori gücü kazanan, bitki fosillerinden oluşan doğal yakıt; maden kömürü
- taş kırdırmak
böbrek taşlarını çeşitli yollarla parçalara ayırarak vücuttan atmak
- taş nanesi
Yüksekliği 10-50 santimetre olan, tüylü ve çok yıllık bir bitki (Micromeria fruticosa)
- taş ocağı
Yapı işlerinde kullanılacak taşların çıkarıldığı yer
- taş plak
Bakalitten imal edilen gramofon plağı
- taş pudra
Süslenmek için kullanılan pudra ve krem karışımı katı madde
- taş sürmek
satranç, dama, domino vb. oyunlarda taşlardan birini oynatmak
- taş tahta
Kayağan taştan yapılmış hesap tahtası
- taş taş üstünde bırakmamak
baştan başa yıkıp yerle bir etmek
- taş toprak
Yüzeyi taş ve toprakla kaplı alan
- taş yağar kıyamet koparken
telaşlı ve tehlikeli zamanları anlatan bir söz
- taş yerinde ağırdır
herkesin, her şeyin kendi çevresinde önem taşıdığını anlatan bir söz
- taş yuvarı
Yer kabuğunu oluşturan ve yer yuvarlağının merkez çekirdeği çevresinde bulunan katı yuvar; taş küre, litosfer
- taş yünü
Volkanik kayaçlardan elde edilen minerallerin çok yüksek sıcaklıklarda eritilip elyaf hâline getirilmesiyle üretilen, uygulandığı yapılarda ısı ve ses yalıtımı sağlayan malzeme
- taş çatlasa
bütün olanakların kullanılmış olmasına karşın
- taş çıkarmak (veya çıkartmak)
biri ötekinden özellik, yetenek vb. bakımından üstün olmak
- taşa tutmak
üst üste taş atmak, aralıksız taşlamak
- taşa çekmek
bileği taşında kılağılamak
- taşabilme
Taşabilmek işi
- taşabilmek
Taşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- taşak
Üreme için gerekli spermleri üreten ve erkeklik hormonu salgılayan, sağ ve sol olmak üzere iki tane oval şekilli organ; er bezi, torba, yumurta, haya, husye, testis
- taşaklı
Taşağı olan
- taşayazma
Taşayazmak işi
- taşayazmak
Neredeyse taşmak
- taşemen
Taşemengillerden, suda yaşayan, çok ilkel yapılı omurgalı hayvan (Petromyzon)
- taşemengiller
Taşemenleri içine alan, yuvarlak ağızlı omurgalı hayvanlar familyası
- taşeron
Büyük bir işin bir bölümünü yaptırmayı, asıl müteahhitten alarak kendisi üstlenen diğer yüklenici
- taşeronluk
Taşeronun yaptığı iş
- taşikardi
Kalp atım sayısının dakikada 100 atımın üstüne çıkması
- Taşkent
Konya iline bağlı ilçelerden biri
- Taşköprü
Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri
- taşkın
Taşmış bir durumda olan
- taşkın ıslahı
Akarsu yatağının sel zararını önleyecek biçimde yeniden düzenlenmesi
- taşkınca
Biraz taşkın
- taşkınlaşma
Taşkınlaşmak işi
- taşkınlaşmak
Taşkın duruma gelmek
- taşkınlık
Taşkın olma durumu; tuğyan
- taşkıran otu
Taşkırangillerden, bazı türleri süs bitkisi olarak yetiştirilen, saplarının parçalanmasıyla üreyen bir bitki; taşkıran (Saxifraga)
- taşkıran çiçeği
Taşkırangillerden, 2500 metreden yukarı yerlerde sert kayaları yarıp yetişen bir çiçek (Leontopodium alpinum)
- taşkırangiller
Ayrı taç yapraklı iki çeneklilerden, örnek bitkisi taşkıran otu olan bir familya
- taşlama
Taşlamak işi
- taşlamacı
Taşlama işiyle uğraşan usta
- taşlamacılık
Taşlama ustasının yaptığı iş
- taşlamak
Taş atmak, taşa tutmak
- taşlanma
Taşlanmak işi
- taşlanmak
Taşlama işi yapılmak
- taşlanmış ipek
İpekten dokunmuş kumaşın birtakım kimyasal işlemlerden geçirilerek dayanıklı ve parlak duruma getirilmiş biçimi
- taşlanmış kot
Sert bir yüzeye sürtülerek yer yer rengi açılmış ve kullanılmış görünümü verilmiş kumaş
- taşlar yerine oturmak
her şey yerli yerinde olmak
- taşlatma
Taşlatmak işi
- taşlatmak
Taş attırmak, taşa tutturmak
- taşlayabilme
Taşlayabilmek işi
- taşlayabilmek
Taşlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- taşlaşma
Taşlaşmak durumu
- taşlaşmak
Taş durumuna gelmek
- taşlı
İçinde taş olan, taş karışmış olan (tahıl, bakliyat vb.)
- taşlık
Taşı bol, taşlı (yer)
- Taşlıçay
Ağrı iline bağlı ilçelerden biri
- taşma
Taşmak işi
- taşmak
Sıvı maddeler, içinde bulundukları kaba sığmayacak kadar çoğalma ve kabarma yüzünden kenarları aşmak
- Taşova
Amasya iline bağlı ilçelerden biri
- taşra
Bir ülkenin başkenti veya en önemli şehirleri dışındaki yerlerin hepsi; dışarılık, dışarlık
- taşralı
Taşra halkından olan (kimse); dışarılı, dışarlıklı
- taşralı kalmak
bir kimse taşrada edindiği görgü, örf ve âdetleri büyükşehre gelince bırakmamak
- taşralılık
Taşralı olma durumu
- taşsarımsağı
Genç yaprakları soğan yerine kullanılan bir tür bitki (Allium scorodoprasum)
- taşsı
Taşı andıran, taşa benzeyen, taş gibi; taşımsı
- taşsız
Taşı olmayan
- taşçı
Taş yontan, satan veya taş ocağından taş çıkaran kimse
- taşçı tarağı
Mozaik sıvayı taramak için kullanılan dişli çelik kalem
- taşçıl
Taşı andıran, taş gibi
- taşçılık
Taşçı olma durumu
- taşı gediğine koymak
gerekli bir sözü tam zamanında ve yerinde söyleyerek karşısındaki kimseyi susturmak, zekice davranmak
- taşı sıksa suyunu çıkarır
"çok güçlü biridir, her zorluğun üstesinden gelir" anlamında kullanılan bir söz
- taşı toprağı altın olmak
arazisi çok değerli olmak
- taşı ölçeyim
kırık, ezik, yara vb. durumlar anlatılırken bir kimsenin vücudu üzerinde yer gösterildiğinde "benden uzak olsun" anlamında söylenen bir söz
- taşıl bilimi
Taşıllara dayanarak jeolojik devirlerde yeryüzünde yaşamış varlıkları, yerin geçmişini inceleyen bilim dalı; paleontoloji
- taşıl bilimsel
Taşıl bilimi ile ilgili; paleontolojik
- taşım
Yemeğin taşacak kadar kaynaması
- taşıma
Taşımak işi
- taşıma sayısı
Bir iyon tarafından taşınan akımın geçen toplam akım miktarına olan oranı
- taşıma su ile değirmen dönmez
"işi yapacak olanda yeteri kadar güç bulunmadıkça başkalarının küçük katkılarıyla sürekli ve büyük bir iş yürütülemez" anlamında kullanılan bir söz
- taşımacı
Başkalarının eşyasını istenilen yere taşımayı sağlayan kimse; nakliyeci, nakliyatçı
- taşımacılık
İnsan, mal vb.nin çeşitli araçlarla bir yerden bir yere taşınması işi; nakliyatçılık, nakliyecilik, nakliyat, transport
- taşımak
Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek; gezdirmek
- taşımalı eğitim
İlköğretim öğrencilerinin köy vb. yerleşim yerlerinden okulun bulunduğu daha büyük merkezlere araçlarla taşınması yoluyla yapılan eğitim
- taşımalık
Çeşitli eşyaları taşımak için uluslararası standartlara göre tahtadan veya metalden yapılmış büyük kasa; konteyner
- taşımlık
Taşma süresi, taşacak kadar
- taşın altına elini koymak
elini taşın altına koymak
- taşınabilme
Taşınabilmek işi
- taşınabilmek
Taşınma ihtimali veya imkânı bulunmak
- taşınma
Taşınmak işi
- taşınmak
Taşıma işi yapılmak
- taşınmamazlık
bk. taşınmazlık
- taşınmaz
Taşınamayan
- taşınmazlık
Taşınmaz olma durumu; gayrimenkullük
- taşıntı
Sel ile taşınmış taş, toprak
- taşınım
Taşınma işi
- taşınır
Taşınabilen (eşya)
- taşınır bellek
Bilişim uygulamalarıyla üretilmiş olan yazı, fotoğraf, müzik vb. verilerin gerektiğinde kullanılmak üzere saklandığı araç
- taşınır değer
Senet, bono, tahvil, hisse senedi vb. belge
- taşınır ev
Geçici bir süre kullanılmak üzere değişik yerlere kurulan küçük konut; konteyner ev
- taşınırlık
Taşınır olma durumu
- taşınış
Taşınmak işi
- taşırabilme
Taşırabilmek işi
- taşırabilmek
Taşırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- taşırma
Taşırmak işi
- taşırmak
Taşmasına yol açmak
- taşırıverme
Taşırıvermek işi
- taşırıvermek
Aniden taşırmak
- taşıt
Otomobil, tren, gemi, uçak gibi taşıma araçlarının ortak adı; araç, nakil aracı, nakil vasıtası, vasıta
- taşıtabilme
Taşıtabilmek işi
- taşıtabilmek
Taşıtma ihtimali veya imkânı bulunmak
- taşıtma
Taşıtmak işi
- taşıtmak
Taşıma işini yaptırmak
- taşıtçı
Taşıt yapan, satan veya onaran kimse
- taşıtış
Taşıtmak işi
- taşıverme
Taşıvermek işi
- taşıvermek
Ansızın veya çok kısa sürede taşmak
- taşıyabilme
Taşıyabilmek işi
- taşıyabilmek
Taşıma ihtimali veya imkânı bulunmak
- taşıyıcı
Taşıma işini yapan kimse veya şey; yükçü
- taşıyıcı anne
Başka bir çiftin laboratuvar ortamında döllenmiş yumurtası rahmine yerleştirilip hamilelik dönemini geçiren, doğumdan sonra bebeği genetik aileye teslim eden kadın
- taşıyıcı annelik
Taşıyıcı anne olma durumu
- taşıyıcılık
Taşıyıcı olma durumu; yükçülük
- taşıyıverme
Taşıyıvermek işi
- taşıyıvermek
Çok çabuk veya kısa sürede taşımak
- taşıyış
Taşımak işi
- Tb
Terbiyum elementinin simgesi
- Tc
Teknetyum elementinin simgesi
- Te
Tellür elementinin simgesi
- te
Türk alfabesinin yirmi dördüncü harfinin adı, okunuşu
- teakup
Art arda gelme
- teakup etmek
birbiri ardınca gelmek
- teamül
Bir yerde öteden beri olagelen davranış
- teamül hukuku
Örf ve âdete dayanan hukuk
- tearuz
Çatışma, birbirine ters düşme
- teati
Karşılıklı alıp verme
- teati etmek
karşılıklı alıp vermek
- tebahhur etmek
buharlaşmak
- tebaiyet
Kanun, buyruk vb.ne uyma
- tebarüz etmek
belirmek
- tebarüz ettirmek
belirtmek
- tebcil
Saygı gösterip ağırlama
- tebcil etmek
yüceltmek, ululamak
- tebdil etmek
değiştirmek
- tebdil gezmek
tanınmamak için kılık değiştirerek gezmek
- tebdili şaşmak
ne yapacağını bilememek, telaşa kapılmak
- tebdilimekânda ferahlık vardır
sağlık veya görev değişikliği nedeniyle bir yerden başka bir yere giderek huzur sağlanacağını bildiren bir söz
- tebeddül
Bir durumdan başka bir duruma geçme
- tebeddülat
Değişiklikler, değişmeler
- tebelleş
İstenmediği hâlde, birinden veya bir yerden ayrılmayan, gitmeyen, musallat olan
- tebelleş etmek
birini veya bir şeyi birinin başına bela etmek
- tebelleş olmak
bir kimsenin veya şeyin başına dert olmak, musallat olmak
- tebellür etmek
billurlaşmak
- tebellüğ
Bildirimi alma
- tebellüğ etmek
bir bildirimi almak
- teber
Bazı dervişlerin taşıdıkları sapı uzun, keskisi ayça biçiminde, küçük ve hafif balta
- teberli
Teberi olan
- teberru etmek
bağışlamak
- teberrük
Uğur sayma
- teberrüken
Uğur sayarak, mutlu olsun diye
- teberrüz ettirmek
belirtmek
- tebersiz
Teberi olmayan
- tebessüm etmek
gülümsemek
- tebessümlü
Tebessüm eden, tebessümü olan
- tebessümsüz
Tebessüm etmeyen, tebessümü olmayan
- tebeyyün
Belli olma
- tebeyyün etmek
belli olmak, ortaya çıkmak
- tebeşir
Toz zerreciklerinden oluşan, çizdiği yerde iz bırakan, beyaz veya açık renkte kireçli kaya
- tebeşirleme
Tebeşirlemek işi
- tebeşirlemek
Tebeşir tozu ile kirletmek
- tebeşirlenme
Tebeşirlenmek işi
- tebeşirlenmek
Tebeşir tozu ile kirlenmek
- tebeşirleşme
Bir dokunun kalınlığında tebeşire benzer katı birikintilerin oluşması
- tebeşirli
Tebeşir ile yazılmış
- tebeşirsiz
Tebeşir ile yazılmamış
- tebligatta bulunmak
bildirim yayımlamak, bildirimden haberdar etmek, bildirim göndermek
- tebliğ
Haber verme
- tebliğ etmek
bildirmek
- tebliğ olunmak
bildirilmek
- tebrik etmek
kutlamak
- tebrik kartı
Bayram vb.ni kutlamak için gönderilen kart; tebrik
- tebrik mesajı
Herhangi bir olayı kutlamak için gönderilen mesaj
- tebriye etmek
aklamak
- tebyiz
Bir yazı ile ilgili taslağı temize çekme
- tebyiz etmek
temize çekmek
- tebşir etmek
sevinilecek bir haber vermek, müjdelemek, muştulamak
- tecahül
Bilmez gibi görünme, bilmezlikten gelme
- tecahül etmek (veya göstermek)
bilmez gibi görünmek, bilmezlenmek
- tecahülüarifaneden gelmek
bilmez gibi davranmak
- tecanüs
Bir bütünü oluşturan ögeler arasında uyum bulunması durumu
- tecavüz
Zor kullanarak ırzına geçme
- tecavüz etmek
başkasının hakkına el uzatmak
- tecavüze uğramak
tecavüzle karşı karşıya kalmak
- tecavüzkâr
Tecavüz eden
- tecavüzkârlık, -ğı
Tecavüzkâr olma durumu
- tecdit
Bir şeyi yenileme
- tecelli
Belirme, görünme, ortaya çıkma, zuhur etme, meydana çıkma
- tecelli etmek
belirmek, görünmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, meydana çıkmak
- tecelligâh
Tecelli yeri
- tecennün
Çıldırma, delirme, aklını oynatma
- tecennün etmek
çıldırmak, delirmek
- tecerrüt
Her şeyden uzaklaşma, sıyrılma, soyutlanma
- tecerrüt etmek
sıyrılmak, soyutlanmak
- tecessüm etmek
cisimlenmek
- tecessüs
Kendini ilgilendirmeyen şeyleri belli etmeden öğrenmeye çalışma
- tecezzi
Parçalara ayrılma, ayrılma, bölünme
- tecezzi etmek
bölünmek, parçalara ayrılmak
- tecil etmek
ertelemek
- tecimsel
Ticaret ile ilgili, ticarete ait
- tecriden
Tecrit ederek
- tecrit
Bir insanı dış dünyadan kopararak kendi hâline bırakma
- tecrit etmek
herkesten veya her şeyden ayırmak, bir kenara koymak
- tecrit odası
Bulaşıcı hastalık durumlarında hastanın tecrit edilerek tedavi edildiği özel oda
- tecrübe etmek
denemek, sınamak
- tecrübe tahtasına dönmek
üst üste başarısız denemelere konu olmak
- tecrübe tahtasına çevirmek
üst üste başarısız denemelere konu etmek
- tecvit
Kelimelerin söylenişinde, seslerin çıkaklarına, uzunluk ve kısalıklarına göre okunması
- tecvitli
Tecvidi olan, tecvidi ortaya koyan
- tecviz
Yapılmasını uygun bulma, izin verme
- tecviz etmek
uygun bulmak, izin vermek
- tecziye etmek
cezalandırmak
- tedahül
Birbirinin içine girme
- tedahülde kalmak
ödenmeden birikmek
- tedarik
Araştırıp bulma, sağlama, elde etme
- tedarik etmek
bulmak, sağlamak
- tedarikleme
Tedariklemek işi
- tedariklemek
Sağlamak, tedarik etmek
- tedarikli
Her şeyi önceden sağlamış olarak, hazırlıklı bir biçimde
- tedariksiz
Önceden gereken şeyleri sağlamadan, hazırlıksız bir biçimde
- tedariksizlik
Tedariksiz olma durumu
- tedarikte bulunmak
hazırlık yapmak
- tedarikçi
Gerekli malzemeyi sağlayan kimse
- tedarikçilik
Tedarikçinin yaptığı iş
- tedavi
Çeşitli yöntemlerle hastalığı iyileştirme; terapi
- tedavi etmek
iyileştirmek amacıyla sağlık uygulamalarından geçirmek, sağaltmak
- tedavi görmek (veya olmak)
iyileşmek amacıyla sağlık uygulamalarından geçmek
- tedavici
Tedavi eden kimse; sağaltıcı, terapist
- tedavülde olmak
para vb. geçerli olmak, sürümde bulunmak
- tedavülden kalkmak
para artık kullanılmamak
- tedavüle sürmek
tedavüle çıkarmak
- tedavüle çıkarmak
parayı piyasaya çıkarmak
- tedbir
Bir şeyin sonucu düşünülerek önceden yapılan hazırlık
- tedbir almak
önlem almak
- tedbiren
Önlem olarak, önlem amacıyla
- tedbirli
Önceden hazırlıklı davranan, önlemini zamanında alan; müdebbir
- tedbirlilik
Tedbirli olma durumu
- tedbirsiz
Önceden hazırlıklı davranmayan, önlemini zamanında almayan
- tedbirsizce
Tedbirsiz bir biçimde, tedbirsiz olarak
- tedbirsizlik
Tedbirsiz olma durumu
- tedenni
Gerileme, düşme
- tedenni etmek
gerilemek, düşmek
- tedhiş
Dehşet uyandırma, dehşete düşürme
- tedhiş etmek
dehşete düşürmek, korkutmak
- tedhişli
Terör dolu
- tedhişsiz
Terörü olmayan
- tedhişçi
Korkutucu şiddet hareketinde bulunan
- tedip
Uslandırma, yola getirme, terbiye etme
- tedip etmek
yola getirmek, uslandırmak, terbiye etmek
- tedirgin
Rahatı, huzuru kaçmış
- tedirgin etmek
rahatını, huzurunu kaçırmak
- tedirgin olmak
rahatı, huzuru kaçmak
- tedirginleşme
Tedirginleşmek durumu
- tedirginleşmek
Tedirgin olmak
- tedirginlik
Tedirgin olma durumu
- tediye etmek
ödemek
- tedricî
Derece derece, yavaş yavaş olan
- tedricî olarak
derece derece
- tedvin etmek
derlemek
- tedvir
Yönetme, çekip çevirme
- tedvir etmek
çevirmek, döndürmek
- tedviren
Devretmek üzere
- tedviren görevlendirme
Boş bir kadroya asıl olarak atanma şartlarını taşımayanların daha sonra devretmek üzere o kadroda görevlendirilmesi; tedviren atama
- teeddüp etmek
utanmak, sıkılmak
- teehhül etmek
evlenmek
- teemmül
Bir işi ayrıntılarıyla düşünme, düşünüp taşınma
- teenni
İlerisini düşünerek acelesiz iş görme, ağır davranma
- teessüf ederim!
yazıklar olsun!
- teessüf etmek
acımak, üzülmek, yazıklanmak
- teessür
Bir şeyden etkilenme
- teessür etmek
üzülmek, acımak
- teessür göstermek
üzüntüsünü açığa vurmak
- teessürat
Üzüntüler
- teessüs
Kurulma, ortaya çıkma
- teessüs etmek
kurulmak, ortaya çıkmak
- teeyyüt etmek
doğru çıkmak, gerçeklenmek
- tef
Zilli bir kasnağa geçirilmiş kursak zarından oluşan çalgı
- tef çalsan oynayacak
karmakarışık, yerli yerinde olmayan eşyalar için söylenen bir söz
- tefahhus
İnceden inceye araştırma
- tefarik
Genellikle kırmızı, beyaz ve mor kumaştan dikilen, gömlek ve şalvardan oluşan, kol ağızları, paça kenarları ile şalvarın yanları işlenmiş kadın giysisi
- tefavüt etmek
farklı duruma getirmek
- tefe
Dokuma tezgâhında tarağı tutan ağaç veya metal parça
- tefe koymak
biri hakkında alaylı dedikodu yapmak
- tefe koyup çalmak
tefe koymak
- tefeci
El altından yüksek faizle ödünç para veren kimse; faizci, murabahacı
- tefecilik
Tefecinin işi; faizcilik, murabaha, murabahacılık
- tefekkür etmek
düşünmek
- tefekküre dalmak
derin düşünmek, düşünceye dalmak
- tefeli
Sık dokunmuş (bez)
- Tefenni
Burdur iline bağlı ilçelerden biri
- teferrüt
Tek, yalnız olma, herkesten uzaklaşarak yalnız kalma
- teferrüç
İç açılması
- tefessüh
Organ, yiyecek vb.nin çürüyerek bozulması
- tefessüh etmek
organ, yiyecek vb. çürüyerek bozulmak
- tefevvuk
Üstünlük, üstün gelme
- tefevvuk etmek
üstün gelmek, bastırmak
- tefeyyüz etmek
yükselmek, ilerlemek
- tefeül
Fal açma, fala bakma
- tefeül etmek
fala bakmak, fal açmak
- tefhim etmek
anlatmak
- tefrik etmek
ayrımlamak
- tefrika
Gazete veya dergilerde çıkan, birbirini tamamlayan yazılardan oluşan dizi
- tefrika etmek
yazı dizisi, roman vb.ni gazete ve dergilerde bölümler hâlinde yayımlamak
- tefrika roman
Süreli yayınlarda her gün veya sayıda bir bölümü yayımlanan roman
- tefrika çıkarmak
birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık yaratmak
- tefrit
Herhangi bir konuda çok geride kalma, yeterli ölçüde olmama durumu, ifrat karşıtı
- tefriş
Döşeme işi
- tefriş etmek
döşemek
- tefrişat
Döşeme işleri
- tefsir
Kur'an'ın ayetlerini açıklayarak görüşler ileri sürme ve bunları yazma
- tefsir etmek
yorumlamak
- teftiş etmek
denetlemek
- tefviz
Bir taşınmaz malı bilinen değeri karşılığı bir kimseye verme
- tegafül
Anlamazlıktan gelme
- tegafül etmek
anlamazlıktan gelmek
- teganni
Şarkı söyleme
- teganni etmek
şarkı söylemek
- tehacüm
Üşüşme, bir yere toplaşma
- tehalüf etmek
birbirine aykırı olmak
- tehalük
Can atma, çok isteme
- tehalük etmek
can atmak, çok istemek
- tehalük göstermek
can atmak, çok istemek
- tehcir
Göç ettirme, göç etmesine sebep olma; sürme (I)
- tehcir etmek
bir yerden göç ettirmek, sürmek
- tehdit
Bir kimseyi, gelecek herhangi bir tehlike ile korkutma
- tehdit etmek
bir kimseyi, gelecek herhangi bir tehlike ile korkutmak
- tehdit savurmak
korkutmak, gözdağı vermek
- tehditkâr
Tehdit edici
- tehditkârlık
Tehditkâr olma durumu
- tehditli
Tehdidi bulunan
- tehditsiz
Tehdidi bulunmayan, tehditten uzak
- tehevvür
Çok kızma, çok öfkelenme
- tehevvür etmek
çok kızmak, öfkelenmek, köpürmek
- tehir etmek
ertelemek
- tehiriicra
Yürütmenin durdurulması
- tehirli
Geciktirilmiş
- tehirsiz
Gecikmesi olmadan, gecikmeden
- tehlike
Büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek durum; muhatara
- tehlike atlatmak
büyük zarar ve sıkıntılara yol açacak bir olayı savuşturmak
- tehlike yaratmak
tehlike oluşturmak
- tehlike çanları çalmak
kötü bir durumun ortaya çıkacağı belli olmaya başlamak
- tehlikeli
Tehlikesi olan; muhataralı
- tehlikelilik
Tehlikeli olma durumu
- tehlikesiz
Tehlikesi olmayan; emin, muhatarasız
- tehlikesizlik
Tehlikesiz olma durumu
- tehlikeye atmak
tehlikeye düşürmek, sıkıntı, üzüntü veya zarar oluşturacak bir duruma sokmak
- tehlikeye atılmak
zarar ve sıkıntılara yol açacak bir davranışta bulunmak
- tehlikeye düşürmek
sıkıntı, üzüntü veya zarar oluşturacak bir duruma sokmak
- tehyiç etmek
heyecanlandırmak
- tehzil
Alaya alma
- tein
Çayda bulunan ve kafein niteliğinde olan etkili madde
- tek
Eşi, benzeri olmayan; vahit, yegâne
- tek adam
Teklik özelliğini gösteren kimse
- tek adamcı
Tek adamcılık yanlısı
- tek adamcılık
Yönetimle ilgili sorumluluk ve yetkilerin bir kişide olması durumu
- tek anlamlılık
Kelimenin tek bir kavramı karşılaması durumu
- tek başına
Yanında başkaları olmadan, yalnız olarak; bir başına, kendi kendine, yalın kılıç, yalnız, yalnız başına, münferiden
- tek başınalık
Tek başına olma durumu; bir başınalık
- tek bilek
Hep birlikte
- tek dalmak
güreşte rakip güreşçinin tek bacağını kapmak
- tek delikliler
Kuşlar gibi yumurtlayarak üreyen, dışkılığı olan memeliler takımı
- tek ders sınavı
Mezuniyetleri için devam ve uygulama şartlarını yerine getirmiş ancak tek dersten başarısız olmuş öğrenciler için bir defaya mahsus olmak üzere kaldığı ders için final veya bütünleme sınav döneminin sonunda yapılan sınav; tek ders imtihanı
- tek durmak
uslu durmak, yaramazlık etmemek, sessiz kalmak
- tek durmamak
bir taraf öbür tarafa karşı bazı hareket ve çalışmalar içinde bulunmak
- tek duvar mutfak
Dolapları ve tezgâhı tek bir duvara bağlantılı olan mutfak
- tek elden
Bir kimsenin, bir yerin veya bir merkezin yönetiminde olarak
- tek eşli
Eşi bir tek olan; tek evli, monogam
- tek eşlilik
Kadının veya erkeğin karşı cinsten yalnız bir kişiyle evlenebilmesini onaylayan, birden çok kadınla veya erkekle evlenmeyi yasaklayan evlilik biçimi; tek evlilik, monogami
- tek fazlı
Bir fazı bulunan (elektrik sistemi)
- tek geçmek
sadece onunla ilgilenmek, sadece ona önem veya değer vermek
- tek heceli dil
Çince ve Tibetçe gibi kelimeleri tek heceden oluşan dil
- tek kale oynamak
futbolda rakibi kendi sahasına sıkıştırıp sürekli hücum etmek
- tek kişilik
Tek kişinin kullanabileceği, tek kişiye göre, tek kişi için olan
- tek kürekle mehtaba çıkmak
eksik hazırlıkla bir işe kalkışmak
- tek liste
Seçimde muhalefeti olmayan liste
- tek parmaklılar
Memeliler sınıfının otçul, geviş getirmeyen, beş parmaklı fil, üç parmaklı gergedan, tapir veya bir parmaklı toynaklıları içine alan alt takımı; tek tırnaklılar
- tek partili
Tek partiye dayanan (siyasi hayat)
- tek partililik
Tek partili olma durumu
- tek pas
Oyuncunun kendisine gelen topu bekletmeden en uygun durumda olan arkadaşına vererek karşı takımın oyun kurmasını engellediği pas
- tek pas yapmak
kendisine gelen topu bekletmeden en uygun durumda olan arkadaşına vererek karşı takımın oyun kurmasını engellemek
- tek renkli
Tek rengi olan
- tek renklilik
Tek renkli olma durumu
- tek sayı
1, 3, 5, 7, 9 gibi kesirsiz olarak 2'ye bölünemeyen sayılar
- tek sesli
Benzer seslerin kullanılmasıyla yapılan (müzik vb.)
- tek seslilik
Tek sesli olma durumu
- tek seçici
Herhangi bir seçimde tek yetkili olan kimse
- tek seçicilik
Tek seçici olma durumu
- tek sıra olmak
sıraya girmek, sıralanmak
- tek tabanca
Tek başına hareket eden kimse
- tek tanrıcı
Tek tanrıcılığa inanan; monoteist
- tek tanrıcılık
İnsanın, doğada ve toplumda, ilk veya değişmez sebebi araştırmasına yol açan tarihsel şartların etkisiyle her şeye gücü yeten bir tek tanrı düşüncesine varması; monoteizm
- tek tanrılı
İnandığı tek bir tanrı olan
- tek taraflı
Bir yanı, tarafı olan
- tek taraflılık
Tek taraflı olma durumu; tek yanlılık
- tek tip
Aynı biçim veya nitelikte
- tek tipleşebilme
Tek tipleşebilmek durumu
- tek tipleşebilmek
Tek tipleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
- tek tipleşme
Tek tipleşmek durumu
- tek tipleşmek
Aynı biçim veya niteliğe gelmek
- tek tipleştirilme
Tek tipleştirilmek durumu
- tek tipleştirilmek
Aynı biçim veya niteliğe getirilmiş olmak
- tek tipleştirme
Tek tipleştirmek işi
- tek tipleştirmek
Aynı biçim veya niteliğe getirmek
- tek tipçi
Aynı biçim veya nitelikte olma yanlısı
- tek tipçilik
Tek tipçi olma durumu
- tek tük
Az, seyrek olan
- tek tırnak işareti
Çift tırnak işareti içinde verilen ifadelerin içerisinde özellikle belirtilmek istenen bir sözü veya ibareyi göstermek üzere kullanılan noktalama işaretinin adı, (‘...’)
- tek vücut
Hep birlikte
- tek vücut olmak
birlikte hareket etmek
- tek yumurta ikizi
Tek yumurtada döllenen ikizler
- tek yön
Araçlara gitmeleri için sadece bir istikamette izin verilen yol
- tek yönlü
Tek yönü olan
- tek yönlü yol
Üzerinde trafiğin yalnız bir yönde hareket edebildiği kara yolu
- tek yönlülük
Tek yönlü olma durumu
- tek yürek
Hep birlikte
- tek çekirdekli
Yalnız bir çekirdeği olan (hücre)
- tek çekirdekliler
Yalnız bir çekirdeği olan hücreliler
- tek çenekli
Tek çeneği olan
- tek çenekliler
Buğdaygiller, zambakgiller, palmiyeler, salepgiller, ananasgiller, muzgiller gibi bitkilerin önemli bir sınıfı
- tek çeneklilik
Tek çenekli olma durumu
- tekabül
Karşılık olma, karşılama, yerini tutma
- tekabül etmek
karşılamak
- tekaüt
Emekliye ayrılma
- tekaüt olmak
emekli olmak, emekliye ayrılmak
- tekbenci
Tekbencilik yanlısı olan
- tekbencilik
"Yalnız ben varım, benden başka her şey yalnızca benim tasarımımdır" diyen, öznel beni bilinç içerikleriyle birlikte tek gerçek, tek var olarak kabul eden görüş; solipsizm
- tekbir
Müslümanlıkta Tanrı'nın büyüklüğünü, yüceliğini anmak için söylenen ve "Allahuekber" sözü ile başlayan dua
- tekbir getirmek
Müslümanlıkta Tanrı'nın büyüklüğünü, yüceliğini anmak için söylenen ve "Allahuekber" sözü ile başlayan duayı okumak
- tekdir etmek
azarlamak
- tekdüze
Değişmeksizin, düzenli, aynı biçimde tekrarlanan, sürüp giden; tek örnek, muttarit, yeknesak, monoton
- tekdüzeleşme
Tekdüzeleşmek işi; monotonlaşma
- tekdüzeleşmek
Tekdüze bir duruma gelmek; monotonlaşmak
- tekdüzeleştirme
Tekdüzeleştirmek işi; monotonlaştırma
- tekdüzeleştirmek
Tekdüze bir duruma getirmek; monotonlaştırmak
- tekdüzelik
Tekdüze olma durumu; yeknesaklık, biteviyelik, monotonluk
- teke
Erkek keçi
- teke dikeni
Patlıcangiller familyasından yüksek çalı biçiminde dikenli bitki
- teke tek
Bire karşı bir; yeke yek
- tekeden süt çıkarmak
olamayacak şeyleri olur duruma getirmek
- tekeffül
Kefil olma
- tekeffül etmek
yükümlenmek
- tekel
Bir malın yapımının yalnızca bir kuruluşun elinde bulunduğu durum; inhisar, monopol
- tekel bayisi
Tekel ürünlerinin satıldığı iş yeri
- tekel maddesi
Tekel ürünleri arasında satışa sunulmuş madde
- tekel ürünleri
Devlet tarafından üretimi yapılan içki, sigara vb. maddeler
- tekelci
Tekel kuran ve bu tekeli kabul ettiren kimse; inhisarcı
- tekelci anamalcılık
Ana sermayenin merkezleşme eğiliminden doğan tekelleşme aşaması
- tekelcilik
Tekelci olma durumu; inhisarcılık
- tekelinde olmak
herhangi bir şey tekeli altında bulunmak, elinde tutmak, inhisarında olmak
- tekeline (veya tekellerine) almak
bir şeye tek başına sahip olmak, inhisarına almak, patentini almak
- tekelleşme
Tekelleşmek işi
- tekelleşmek
Tekel durumuna gelmek
- tekelleştirme
Tekelleştirmek işi
- tekelleştirmek
Tekel durumuna getirmek
- tekellüf
Zahmet veren bir iş görme, güçlüğe katlanma
- tekellüm
Söz söyleme
- tekemmül etmek
olgunlaşmak
- teker
Tekerlek biçimde olan
- teker meker yuvarlanmak
döne döne yuvarlanmak
- teker teker
Birer birer, ayrı ayrı olarak; teker tüker, tane tane
- tekere çomak sokmak
birinin yolunda giden işini aksatan, engelleyen davranışta bulunmak
- tekerine (veya tekerinin önüne) taş koymak
tekere çomak sokmak
- tekerlek
Merkezde bulunan, bir eksenin çevresinde dönebilen çember; teker
- tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur
"sonucu kötü çıktıktan sonra bir davranış üzerine akıl öğreten çok bulunur" anlamında kullanılan bir söz
- tekerlek pabucu
Arabaların, yokuş inerken hızlanmalarını önlemek amacıyla tekerlek altına sürülen ve arabaya zincirle bağlı bulunan demir parçası
- tekerlekli
Tekerleği olan; tekerli
- tekerlekli kayak
Tekerlekli kayakla asfalt üzerinde yapılan bir tür kayma sporu; asfalt kayağı
- tekerlekli sandalye
Sakatların bir yere gidebilmek için kullandıkları tekerlekleri olan oturma aracı; tekerlekli koltuk
- tekerleksiz
Tekerleği olmayan
- tekerlekçi
Araba tekerliği yapan kimse
- tekerlekçilik
Tekerlekçinin işi veya mesleği
- tekerleme
Çoğunlukla basmakalıp söz
- tekerlenme
Tekerlenmek işi
- tekerlenmek
Durumu bozulmak, kötüye gitmek
- tekerrür etmek
tekrarlanmak
- tekesakalı
Birleşikgillerden, kökleri sebze olarak kullanılan otsu bir bitki (Tragopogon porrifolius)
- tekeseme
Tekesemek işi
- tekesemek
Dişi keçi çiftleşmek için teke istemek
- tekessür etmek
çoğalmak
- tekfin etmek
kefenlemek
- tekfir
Kâfir sayma
- tekfir etmek
birini kâfir saymak
- tekfur
Bizans İmparatorluğu zamanında askerî ve idari hizmetlerde bulunan valilik düzeyindeki Anadolu ve Rumeli’deki Hristiyan beylerine verilen ad
- tekfurluk
Tekfur olma durumu
- tekgövde
Parçalara ayrılmayan, bütün olarak bulunan; monoblok
- tekiden
Tekit ederek, tekit yoluyla, üsteleyerek, yineleyerek
- tekila
Sert bir Meksika içkisi
- tekilacı
Tekila yapıp satan kimse
- tekillik
Tekil olma durumu
- tekin
Boş, içinde kimse bulunmayan
- tekinsiz
Tekin olmayan; uğursuz
- tekir
Barbunyaya (I) benzeyen bir balık (Mullus surmuletus)
- Tekirdağ
Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Tekirdağlı
Tekirdağ ilinden olan kimse
- Tekirdağlılık
Tekirdağlı olma durumu
- tekit
Bir şeyi kuvvetleştirme, sağlamlaştırma; pekitme
- tekit etmek
kuvvetleştirmek, sağlamlaştırmak, pekiştirmek, pekitmek
- tekke
Tarikattan olanların barındıkları, ibadet ve tören yaptıkları yer; dergâh
- Tekkeköy
Samsun iline bağlı ilçelerden biri
- tekkeyi bekleyen çorbayı içer
"bir şeyi elde etmek için bazı sıkıntılara katlanmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz
- tekleme
Teklemek işi
- teklemek
Sık fideleri seyrekleştirmek
- tekleşme
Tek duruma gelme
- tekleşmek
Tek özellik göstermek
- tekli
Tek yataklı otel odası
- teklif
Yapması için birinden bir iş isteme
- teklif almak
teklifte bulunulmak
- teklif etmek
teklifte bulunmak
- teklif tekellüf
Samimi olmama, resmî olma durumu, teklifli olma
- teklifsiz
Samimi, içli dışlı, sıkı fıkı
- teklifsiz konuşma
Senli benli, samimi, resmî olmadan konuşma ve davranma
- teklifsizce
Teklifsiz bir biçimde, içten olarak
- teklifsizlik
Teklifsiz olma durumu
- teklik
Tek, bir olma durumu
- teklilik
Tekli olma durumu
- Tekman
Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
- tekme
Ayakla vuruş; tepik, tepme
- tekme atmak (veya vurmak)
ayakla bir yere sertçe vurmak
- tekme tokat girişmek
dayak atmak
- tekme yemek
birinin ayağından darbe almak
- tekmeleme
Tekmelemek işi
- tekmelemek
Tekme vurmak, tekme atmak; tepiklemek
- tekmelenme
Tekmelenmek işi
- tekmelenmek
Tekme vurulmak
- tekmeletme
Tekmeletmek işi
- tekmeletmek
Tekme attırmak, tekme vurdurmak
- tekmelik
Oyunlarda tekmelerden korunmak için diz kapağı ile bilek arasında kalan bacak bölümünün ön yüzüne takılan, plastik vb. sert maddeden yapılmış koruyucu
- tekmil
Bir şeyi tamamlama, bitirme
- tekmil almak
üst, birliğin o andaki durumunu bildiren sözlü bilgiyi asttan almak
- tekmil haberi
Askerlikte astın üste verdiği sözlü rapor; tekmil
- tekmil olmak
tamamlanmak
- tekmil vermek
ast, bir iş ve durum hakkında üste bilgi vermek
- tekmilleme
Tekmillemek işi
- tekmillemek
Tamamlamak, bütünlemek, bitirmek
- tekne
Türlü işlerde kullanılmak için çoğu ağaçtan veya taştan yapılan, uzun ve geniş kap
- tekne kazıntısı
Kişilerin yaşları ilerlediğinde doğan çocukları
- tekneci
Tekne, özellikle deniz teknesi yapan ve satan kimse
- teknecilik
Teknecinin işi
- teknetyum
Atom numarası 43, atom ağırlığı yaklaşık 98 olan, yapay olarak elde edilen radyoaktif element; mazuryum (simgesi Tc)
- teknik
Bir sanat, bir bilim, bir meslek dalında kullanılan yöntemlerin hepsi
- teknik adam
İlgili olduğu spor dalında teknik açıdan uzmanlığı bulunan kişi
- teknik direktör
Spor takımının oyuncularını kurduğu düzene göre oynatan, oyuncularla spor kulübü arasında ilişkileri düzenleyen kişi
- teknik direktörlük
Teknik direktör olma durumu
- teknik eğitim
Mekanik alandaki uğraşlara, sanayi ile ilgili işlere veya uygulamalı bilim alanlarına ilişkin eğitim
- teknik lise
Teknik alanlarda eğitim vererek öğrenciyi yükseköğretim kurumlarına hazırlayan ortaöğretim kurumu
- teknik okul
Öğrencileri teknik alanlarda yetiştiren okul
- teknik öğretim
Bir tekniğin veya teknik yöntem ve becerilerin kazandırılmasına ağırlık veren öğretim
- teknik üniversite
Ağırlıklı olarak teknikle ilgili öğretimin yapıldığı yükseköğretim kurumu
- teknik şartname
İhalenin teknik özelliklerini içeren şartname
- teknikçi
Bir işin bilim yönünden çok, uygulama ve pratik yönü ile uğraşan kimse; teknik adam, teknisyen, tekniker
- teknikçilik
Teknikçi olma durumu
- teknokent
Bilişim alanında belirli bir üniversitenin veya enstitünün olanaklarından yararlanarak teknoloji veya yazılım üreten, geliştiren şirketlerden oluşan alan; teknopark
- teknokrasi
Sanayi, ekonomi ve devlet yönetiminin politikacılar değil, uzmanlar, teknisyenler ve uygulayımcılar tarafından yönetilmesine dayanan sistem
- teknokrat
Teknokrasiden yana olan
- teknokratçılık
Teknokrat yanlısı olma durumu
- teknolog
Teknoloji üzerinde çalışan kimse
- teknoloji
Bir sanayi dalı ile ilgili yapım yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri, bunların kullanım biçimlerini kapsayan uygulama bilgisi; uygulayım bilimi
- teknolojik
Teknoloji ile ilgili
- tekrar
Aynı olayın, işin, hareketin yeniden ortaya çıkışı, tekrarlanması
- tekrar etmek
yeni baştan söylemek veya yapmak
- tekrar tekrar
Durmadan tekrarlayarak; yana yana
- tekraren
Tekrar tekrar, tekrarlanarak
- tekrarlama
Tekrarlamak işi; yineleme
- tekrarlamak
Bir işi bir kez daha yapmak; yinelemek, tazelemek, tekrar etmek
- tekrarlanabilme
Tekrarlanabilmek işi; yinelenebilme
- tekrarlanabilmek
Tekrarlanma ihtimali veya imkânı bulunmak; yinelenebilmek
- tekrarlanma
Tekrarlanmak durumu; yinelenme, tekerrür
- tekrarlanmak
Tekrar edilmek; yinelenmek
- tekrarlanış
Tekrarlanmak işi; yineleniş
- tekrarlatabilme
Tekrarlatabilmek işi; yineletebilme
- tekrarlatabilmek
Tekrarlatma ihtimali veya imkânı bulunmak; yineletebilmek
- tekrarlatma
Tekrarlatmak işi; yineletme
- tekrarlatmak
Tekrar ettirmek, yeni baştan yaptırmak; yineletmek
- tekrarlayabilme
Tekrarlayabilmek işi; yineleyebilme
- tekrarlayabilmek
Tekrarlama ihtimali veya imkânı bulunmak; yineleyebilmek
- tekrarlayış
Tekrarlamak işi; yineleyiş
- tekrarlı
Üst üste veya tekrar tekrar yapılan, tekrar edilen; yinelemeli, mükerrer
- tekrarlı bağlaç
Hem ... hem, ne ... ne, gerek ... gerek gibi en az iki kelimeden oluşan ve seçenekli durumlarda kullanılan bağlaç türü
- tekrarsız
Tekrarı olmayan; yinelemesiz
- tekrir
Tekrar etme, yeniden söyleme
- tekrir etmek
tekrarlamak
- teksif etmek
yoğunlaştırmak
- teksir etmek
yazıyı çoğaltmak
- teksir kâğıdı
Çoğaltma makinesinde kullanılan baskı kâğıdı
- teksir makinesi
Özel bir kâğıt üzerine yazılmış yazıyı çoğaltmaya yarayan makine; çoğaltma makinesi, müstensih
- tekstilci
Tekstil işiyle uğraşan kimse
- tekstilcilik
Tekstilci olma durumu
- tektaş
Sadece bir pırlantası veya elması olan (yüzük, küpe)
- tektonik
Parçalanıp dağılmış yer katmanlarının birbirleri ile olan ilgilerini araştıran yer bilimi kolu
- tekvando
El ve kol vuruşlarından çok, ayak ve tekme tekniklerine önem veren, Uzak Doğu'ya özgü dövüş sanatı
- tekvin
Oluşturma, var etme
- tekvin etmek
yaratmak
- tekzip etmek
yalanlamak, doğru olmadığını açıklamak
- tekâlif
Teklifler
- tekâmül etmek
olgunlaşmak
- tekâpu
Dalkavukluk etme, birinin her dediğini, her yaptığını onaylama
- tekâsüf etmek
toplanmak
- tekçi
Tekçilik taraflısı olan, tekçilikle ilgisi olan; birci, monist
- tekçilik
Gerçekliğin temeli olarak yalnızca tek bir ilkeyi benimseyen dünya görüşü; bircilik, monizm, çokçuluk karşıtı
- tel
Türlü metallerden yapılmış, kopmaya karşı bir direnç gösteren ince uzun nesne
- tel cambazı
Tel üzerinde yürüyen, çeşitli akrobatik hareketler yapan cambaz
- tel dikiş
Telle yapılan dikiş
- tel dokuma
Telle örülmüş dokuma
- tel dolap
Yanları ve kapağı ince delikli telden yapılmış dolap
- tel fırça
Tel ile yapılmış sert fırça
- tel halat
Telden yapılan kalın halat
- tel kadayıf
Özel kalıplardan ince tel biçiminde dökülerek sıcak sac üzerinde kurutulan hamur
- tel kafes
Tellerle örülmüş kafes
- tel kurdu
Ekin ve sebze köklerini kemirerek büyük zararlara yol açması sebebiyle tarım için çok zararlı tarla böceği kurtçuklarına verilen ad
- tel küf
Vücutta hemen bütün dokularda yerleşebilen asalak bir tür mantar (Sporotrichum schnecki)
- tel küflüce
Tel küften ileri gelen ilkel mantar hastalığı
- tel peynir
Tel tel görünümlü, tellerin kitle içerisinde birbirinden bağımsız hâlde bulunduğu bir tür peynir
- tel takınmak
teller takmak
- tel tel
Tel biçiminde olan
- tel tel dökülmek
dağılıp gitmek
- tel zımba
Kâğıtları birbirine tutturmaya yarayan teli basan araç; zımba
- tel çekmek
telle çevirmek, tel germek
- tel çivi
Telden yapılan çivi
- tel örgü
Dikenli tellerden yapılmış engel
- tel şehriye
Açılan hamurun ince tel biçiminde kesilip kurutulmasıyla elde edilen ve genellikle çorbası yapılan bir yiyecek türü
- tela
Kumaşla astar arasına konularak giysinin dik durmasını sağlayan kolalı bez
- telaffuz
Kelimenin ses, hece, ton ve vurgu bakımından söylenişi; sesletim, söyleyiş, artikülasyon
- telaffuz cihazı
Bir dildeki söz varlıklarının doğru ve düzgün telaffuzunu gösteren alet
- telaffuz etmek
söylemek
- telaffuz organları
Seslerin söz durumuna gelmesini sağlayan organlar
- telafi
Kötü bir etkiyi veya sonucu başka bir etki ile yok etme, karşılama
- telafi etmek
ziyan olan veya elden çıkan bir şeyin yerini doldurmak, karşılamak
- telaki etmek
buluşmak
- telakki
Kabul etme
- telakki etmek
saymak, öyle kabul etmek, öyle anlamak
- telakki olunmak
sayılmak, öyle kabul edilmek
- telalama
Telalamak işi
- telalamak
İki kumaş parçası arasına tela koymak
- telatin
Bir tür sağlam, yumuşak dana veya öküz derisi
- telaş
Herhangi bir sebeple acelecilik; telaşe
- telaş almak
herhangi bir sebeple heyecanlanmak, endişelenmek, acele etmek
- telaş etmek
sıkıntı duyarak acele etmek, endişelenmek, telaşlanmak
- telaş göstermek
telaşını belli etmek
- telaşa düşmek
telaşlanmak
- telaşa gelmek
bir iş telaş sırasında yapılmak
- telaşa vermek
davranış ve hareketleriyle çevresindekileri heyecana, aceleye, sıkıntıya sokmak
- telaşe memuru
Çabucak telaşa kapılan, aceleci kimse
- telaşe müdürlüğü
Telaşe müdürü olma durumu
- telaşe müdürü
Çok telaşlı veya çevresini telaşa veren kimse; telaşe nazırı
- telaşlandırma
Telaşlandırmak işi
- telaşlandırmak
Telaşlanmasına sebep olmak
- telaşlanma
Telaşlanmak işi
- telaşlanmak
Sıkıntı duyarak acele etmek, endişelenmek; tutuşmak, telaş etmek
- telaşlanış
Telaşlanmak işi
- telaşlı
Telaş eden, telaşa düşen; pürtelaş
- telaşlılık
Telaşlı olma durumu
- telaşsız
Soğukkanlılıkla, şaşırmadan, telaş etmeden
- telaşsızlık
Telaşsız olma durumu
- telaşına dalmak
herhangi bir şeyle ilgili olarak heyecan içinde, aceleyle, sıkıntıyla davranmak
- telcik
Çok ince tel; lifçik
- telef
Hayvanı yok etme, öldürme
- telef etmek
hayvanı öldürmek
- telef olmak
hayvan, ölmek
- telefat
Hastalık, afet vb. sebeplerle hayvanların toplu ölümü
- teleferik
Birbirinden uzak iki yüksek yer arasında, havada gerilmiş bir veya birkaç çelik halat üzerinde kayarak hareket eden asılı taşıt
- telefon
Konuşmaları ileten ve yansıtan düzenek
- telefon diplomasisi
Devletler arası ilişkilerde telefon aracılığıyla kurulan görüşme yolu
- telefon direği
Telefon tellerinin aktarımı için dikilen ağaç veya metal direk
- telefon etmek (veya açmak)
birini telefonla aramak ve bir şey söylemek
- telefon hattı
Telefon tesisini ve iletişimini sağlayan tel örgü ağı
- telefon ihbarlı
Kargonun, alıcıya telefon ile duyurulması ve alıcının kargosunu şubeden teslim alması biçiminde gerçekleşen (kargo hizmeti)
- telefon kartı
Telefon edebilmek için kullanılan, manyetik gücü ile telefon makinesini çalıştıran kart
- telefon kulübesi
Şehir veya mahallelerin belli yerlerinde telefon edilebilecek özel yer; telefon kabini
- telefon operatörlüğü
İletişim alanında abonelik hizmetleri yürütme, telefon görüşmelerinin yapılmasına aracılık etme, müşterilere hizmet verme işi
- telefon operatörü
Telefon operatörlüğü yapan kimse
- telefon rehberi
Belirli il, ilçe veya kurumdaki telefon numaralarının sahiplerini alfabetik sıraya göre gösteren kitap
- telefon santrali
Aynı merkeze bağlı ve iletişim akışı için giriş ve çıkışın otomatik olarak yapılmasını sağlayan sistem
- telefon sapığı
Telefonla sürekli tacizde bulunan kimse
- telefoncu
Telefon düzeni kuran veya telefon onaran kimse
- telefonculuk
Telefoncunun yaptığı iş
- telefonlaşma
Telefonlaşmak işi
- telefonlaşmak
Birbiriyle telefonda konuşmak
- telefonlu
Telefonu olan
- telefonometre
Telefon konuşmalarının süresini ve sayısını gösteren sayaç
- telefonsuz
Telefonu olmayan
- telefonsuzluk
Telefonsuz olma durumu
- telefotografi
Fotoğraf, resim, yazı vb. durağan görüntülerin elektrik akımıyla uzaklara iletilmesi yolu
- telejenik
Televizyon, bilgisayar vb. görüntülü yayın araçlarında olduğundan daha etkileyici ve güzel görünen (kimse)
- telek
Kuşların gövde, kanat ve kuyruğunda bulunan, çeşitli renklerde kalın eksenli, büyük tüy; yelek
- telekart
Telefon etmek için kullanılan kart
- teleke
Uzun ve sert kanat telekleri
- telekli
Teleği olan
- telekomünikasyon
Haber, yazı, resim, sembol veya her çeşit bilginin tel, radyo, optik vb. elektromanyetik sistemlerle iletilmesi, bunların yayımı veya alınması; uz iletişim
- telekonferans
Ses ve görüntünün uzağa iletilmesi yoluyla katılanların bir arada olmamalarına karşın birbirleriyle konuşup görüşebildikleri elektronik konferans türü
- teleks
Telsiz ve telem araçlarına uzaktan haber yazdırma düzeni
- teleksçi
Teleks görevlisi
- teleksçilik
Teleksçinin işi veya mesleği
- telekız
Telefon ile iletişim kurarak fuhuş yapan kadın
- telem
Bir metnin doğrudan doğruya gönderilmesini ve alıcı olarak basımevi harfleriyle yazılmasını sağlayan araç
- teleme
Sütten doğal yollarla ve bazı bitki özlerini kullanarak bir çeşit peynir elde etme
- teleme peyniri
Tuzsuz ve yumuşak bir peynir türü; teleme
- teleme peyniri gibi
tombul ve beyaz tenli (kadın)
- teleme yapmak
teleme işlemini gerçekleştirmek
- telemetre
İki nokta arasındaki uzaklığı ölçmeye yarayan gereç
- telemetri
Ölçü değerlerinin veya verilerin haberleşme araçları yardımıyla uzak mesafelere otomatik olarak aktarılması
- teleobjektif
Uzaktaki cisimlerin çok yakın görüntülerinin elde edilmesini sağlayan, çok uzun odaklı mercek türü
- telepati
Birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama; uza duyum
- telepatik
Telepati ile ilgili
- teleradar
Televizyon aracılığıyla radar görüntüsü alma işi
- teles
Yıpranmış, hırpalanmış bir biçimde telleri, lifleri meydana çıkmış
- telesekreter
Telefon cihazının içinde yer alan, arayanların mesajlarını kaydeden araç
- telesime
Telesimek durumu
- telesimek
Yorulmak, güçsüz kalmak, yorgunluktan bayılacak duruma gelmek
- telesinema
Bir sinema filmini televizyonda göstermeye yarayan cihaz
- telesiyej
Kayakçıları veya turistleri sürekli hareket hâlindeki bir kabloya asılı oturma yerlerinde taşıyan bir teleferik türü
- teleskobik
Teleskop aracılığıyla yapılan
- teleskop
Sonsuzdaki bir nesnenin gerçek görüntüsünü, içbükey bir aynadan yapılmış merceğinin odak düzleminde veren ve gök bilimiyle ilgili gözlemlerde kullanılan optik aygıt; gözlemci, ırakgörür
- teletıp
Hastanın yaşamsal verilerinin mobil cihazlar kullanılarak sağlık kuruluşuna gönderilmesiyle gerçek zamanlı tanı, tedavi, takip ve değerlendirme yapılabilmesini sağlayan sağlık hizmeti
- televizyon
Vericiden iletilen dalgaların görüntü ve ses olarak görünmesini ve duyulmasını sağlayan aygıt; televizyon alıcısı, beyaz cam, buzlu cam, camekânlı kutu
- televizyon bandrolü
Televizyon alıcısı ile birlikte verilen ve alıcının vergisinin ödenmiş olduğunu gösteren belge
- televizyon filmi
Televizyonda gösterilmek için hazırlanmış film
- televizyon oyunu
Televizyonda gösterilmek için hazırlanmış oyun
- televizyon programı
Televizyonda sunulan, haber, müzik, eğlence gibi kendi başına bir bütün oluşturan yayınlardan her biri
- televizyon verici istasyonu
Televizyon yayını yapmak üzere donatılmış her türlü hareketli veya sabit tesis
- televizyon yayını
Televizyon verici istasyonlarının aracılığıyla alıcılara ulaştırılan yayın düzeni
- televizyoncu
Televizyon satan kimse
- televizyonculuk
Televizyon yapma, onarma veya satma işi
- Teleüt
Rusya Federasyonu içerisinde Batı Sibirya bölgesinde yaşayan bir Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse
- Teleüt Türkçesi
Teleüt Türklerinin kullandığı konuşma ve yazı dili; Teleütçe
- telfin
Lakerda yapılmak için kesilmiş torik balığı parçası; takoz
- telgraf
İki merkez arasında, kararlaştırılmış işaretlerin yardımıyla yazılı haberlerin veya belgelerin iletimini sağlayan bir telekomünikasyon düzeni; tel (II)
- telgraf direği
Telgraf hattını aktarmada kullanılan ağaç veya metal direk
- telgraf hattı
Telgraf iletişimini sağlayan tel örgü ağı
- telgraf teli
Telgraf iletişimini sağlayan tel
- telgraf çekmek
telgrafla haber göndermek, tellemek
- telgraf çiçeği
Bir çeneklilerden, boğumlu sarkık dallı, yaprakları etli, uçları sivri, bazı türlerinde yaprakların alt ve üst yüzü mor ve gümüşi yollu, beyaz, mavi veya pembe çiçekli bir süs bitkisi (Tradescantia)
- telgraf üslubu
Kısa ve özlü anlatım
- telgrafhane
Telgraf aracılığıyla haberleşmeyi sağlayan resmî kuruluş
- telgrafname
Telgraf metni
- telgrafçı
Telgraf gönderen görevli; muhabere memuru
- telgrafçılık
Telgrafçı olma durumu
- telhis
Sadrazamın bir sorunu kendi düşünceleriyle birlikte özet olarak yazıp padişaha sunduğu kâğıt
- telhis etmek
özetlemek
- telhisçi
Padişaha sunulacak işlerin özetini çıkarmakla görevli kimse
- telhisçilik
Telhisçinin yaptığı iş
- teli kırmak
bağlı bulunduğu kuruluşlarla ilişkisini kesmek
- telif
Kitap yazma
- telif etmek
uzlaştırmak
- telif hakkı
Bir fikir veya sanat eserini yaratan kişinin, bu eserden doğan haklarının hepsi; telif, yazar hakkı, röyalti
- telin etmek
lanetlemek
- telin mitingi
Herhangi bir siyasi veya sosyal olayı lanetlemek için gerçekleştirilen protestolu gösteri
- telis
Bitkisel tellerden yapılmış, kaba örgülü büyük çuval
- telkin
Bir duyguyu, bir düşünceyi aşılama
- telkin etmek
aşılamak
- telkâri
Tel durumundaki gümüşü, altını örerek veya bir şey üzerine kakarak yapılan iş
- tellak
Hamamda hizmet eden ve erkek müşterileri yıkayan erkek
- tellaklık
Tellağın yaptığı iş
- tellal
Herhangi bir şeyi, olayı veya bir şeyin satılacağını halka duyurmak için çarşıda, pazarda yüksek sesle bağıran kimse; çağırtmaç
- tellal çağırtmak (veya bağırtmak)
bir haber, bir istek vb.ni tellal aracılığıyla duyurmak
- tellaliye resmi
Yerel yönetimlerde duyuru işi için alınan ve yönetmeliklerle belirlenmiş vergi
- tellallık
Tellalın yaptığı iş
- telleme
Tellemek işi
- tellemek
Tel geçirmek, tel takmak
- tellendirebilme
Tellendirebilmek işi
- tellendirebilmek
Tellendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- tellendirme
Tellendirmek işi
- tellendirmek
Sigara, nargile, çubuk vb.ni keyifle tüttürerek içmek
- tellenme
Tellenmek işi
- tellenmek
Tel takınmak
- teller takmak
sevincini aşırı davranışlarla gösterenler için kullanılan bir söz
- telletme
Telletmek işi
- telletmek
Telleme işini yaptırmak
- telleyip pullamak
birçok süsle süslemek
- telli
Teli olan
- telli balıkçıl
Başında ok biçiminde bir tel demeti bulunan balıkçıl; okar
- telli duvaklı
Duvakla ve telle süslenmiş olan (gelin)
- telli pullu
Zevksiz bir biçimde süslenmiş (şey veya kimse)
- telli sazlar
Tellerine vurulduğunda veya tellere yay sürtüldüğünde oluşan titreşimler sayesinde ses çıkaran çalgılar; telli çalgılar
- telli turna
Turnagillerden, su kıyılarında yaşayan, uzunluğu 85 santimetre olan, vücudu gümüşi, başı ve boynu kara, büyük bir kuş (Anthropoides virgo)
- tellice
Tek kadın tarafından oynanan bir oyun türü
- tellür
Atom numarası 52, atom ağırlığı 127,60, yoğunluğu 6,24 olan, 450 °C'de eriyen, mavimtırak beyaz renkte bir element (simgesi Te)
- telmih
Anlatılmak istenen şeyi söz arasında imalı olarak belli etme, açıkça söylememe
- telmih etmek
üstü kapalı, imalı bir biçimde anlatmak
- telmihen
Telmih yoluyla, ima ederek
- telsel
Tel gibi olan
- telsi
Çok ince telciklerden oluşan
- telsiz
Teli olmayan
- telsiz bağlantısı
İki telsiz arasında kurulan haberleşme bağlantısı
- telsiz telefon
Elektromanyetik dalgalar yardımıyla çalışan telefon; radyotelefon
- telsiz telgraf
Elektromanyetik dalgalar yardımıyla çalışan telgraf düzeni; radyotelgraf
- telsizci
Genellikle gemilerde, uçaklarda karayla gemi, yerle uçak arasında ve daha başka gemi ve uçaklarla telsiz bağlantısı kurmakla görevli kimse
- telsizcilik
Telsizcinin görevi
- teltik
Hata, kusur içerme
- teltikli
Hatalı, kusurlu olan
- teltiksiz
Hatasız, kusursuz olan
- telve
Fincanın dibine çöken kahve tortusu
- telvis
Pislik bulaştırma
- telvis etmek
pislik bulaştırmak
- telyazısı
Telgrafla gönderilen yazı
- tema
Asıl konu, temel motif; ana konu
- temadi
Bir şey sürüp gitme, uzama
- temadi etmek
sürmek, uzamak, sürüp gitmek
- temaruz etmek
sayrımsamak
- temas
Buluşup görüşme, ilişki kurma; münasebet
- temas etmek
dokunmak
- temas kurmak
ilişkiye geçmek, bağlantı sağlamak
- temas takibi
Hastalık kaynağının ve etkenin belirlenmesine yönelik çalışma yapılması; filyasyon
- temasa gelmek
buluşup görüşmek
- temasa geçmek
arada bir bağlantı kurmak, görüşme yapmak
- temaslı
Teması olan
- temaslılık
Temaslı olma durumu
- temassız
Teması olmayan
- temassız alışveriş
Temassızlık özelliği bulunan banka kartıyla yapılan alışveriş
- temassız kart
Temassızlık özelliği bulunan banka kartı
- temassız ödeme
Belli bir işletim sistemi ve uygulama çerçevesinde, temassızlık özelliğine sahip bir banka kartı ve pos makinesi aracılığıyla yapılan ödeme
- temassızlık
Temassız olma durumu
- temasta bulunmak
temas etmek
- tematik
Bir tema etrafında oluşan
- temayül
Bir kimseye veya bir şeye ilgi duyma
- temayüz
Başkalarına göre üstün duruma gelme, sivrilme, seçkinleşme
- temayüz etmek
sivrilmek, seçkinleşmek
- temaşa
Hoşlanarak bakma, seyretme
- temaşa etmek
seyretmek, bakmak
- temaşa sanatı
Oyun, temsil, piyes, tiyatro, sahne sanatları
- tembel
İş görmeyi, çalışmayı sevmeyen, çaba göstermekten, sıkıntıdan kaçan (kimse); ağırcanlı, haymana
- tembel teneke
Çalışmakta isteksiz davranan, çok tembel kimse
- tembelce
Tembel bir biçimde; tembelcesine
- tembele iş buyur, sana akıl öğretsin
kendisinden bir konuda yardımcı olması istendiğinde yardım edeceği yerde çözüm yolları gösteren kimseler için kullanılan bir söz
- tembelhane
İçinde bulunanların çalışmaya karşı isteksiz davrandıkları yer
- tembelleşme
Tembelleşmek işi
- tembelleşmek
Tembel duruma gelmek
- tembelleştirme
Tembelleştirmek işi
- tembelleştirmek
Tembel olmasına sebep olmak
- tembellik
Tembel olma durumu; lapacılık, atalet, kesel
- tembellik etmek
tembelce davranmak
- tembelliği tutmak
tembelleşmek
- tembih
Bir şeyin belli biçimde ve yolda yapılmasını söyleme, bunu üsteleyerek hatırlatma
- tembih etmek
bir şeyin belli biçimde ve yolla yapılmasını istemek, söylemek
- tembihat
Tembihler, uyarılar
- tembihatta bulunmak
uyarmak
- tembihleme
Tembihlemek işi
- tembihlemek
Hatırlatmak, tembih etmek
- tembihlenme
Tembihlenmek işi
- tembihlenmek
Tembihleme işi yapılmak, tembih edilmek
- tembihli
Hatırlatılmış, tembih edilmiş
- tembihsiz
Hatırlatılmamış, tembih edilmemiş
- tembul
Hindistan'da yetişen, tırmanıcı bir tür biber ağacı (Piper betle)
- temcit
Recep, şaban ve ramazan ayları süresince, sabah ezanından sonra minarelerden okunan ve Allah'ın yüceliğini belirten dua
- temcit pilavı
İftardan kalan ve sahurda ısıtılan pilav
- temcit pilavı gibi (ısıtıp ısıtıp öne sürmek)
bir şeyi birçok kez tekrarlamak
- temdit etmek
uzatmak, sürdürmek
- temeddüh etmek
övünmek
- temek
Ahırdaki gübreyi dışarı atmak için kullanılan kapaklı veya kapaksız delik; pencere
- temel
Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü
- temel atmak
bir yapının temellerini yapmaya başlamak
- temel bilimler
Değişik bilim alanlarının fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi temel bilgilerini içeren bilim dalları
- temel cümle
Birleşik veya girişik cümlelerde, yan cümle, ara cümle ve iç cümlelerin bağlı olduğu asıl yargıyı belirten cümle; temel tümce
- temel direk
Bir şeyin dayandığı, güç aldığı en önemli öge, nesne veya kişi
- temel direği
Binalarda yerin altında bulunan büyük, kalın direk
- temel duruş
Bir jimnastik alıştırmasına başlamak için vücudun dayanak yüzeyine göre aldığı, değişen ilk durum
- temel duvarı
Temeli oluşturan duvarlar
- temel eğitim
İlköğretimi kapsayan eğitim sistemi
- temel haklar
Kişiye bağlı dokunulmaz, devredilmez hak ve özgürlükler
- temel harf
Kanunla kabul edilmiş yeni Türk alfabesindeki harflerin tamamı
- temel kakmak
bulunduğu yerden kolay kolay ayrılacak gibi olmamak
- temel kazısı
Temel atmak için yapılan kazı işleri
- temel taşı
Bir yapının temeline konan taş
- temel tutmak
temelin kazılacağı zemin sağlam olmak
- temel çivisi
Yapı işlerinde kullanılan büyük çivi
- temel önerme
Değişik önermelerin özünü oluşturan önerme
- temel öğretim
Temel eğitimin uygulanması
- temellendirebilme
Temellendirebilmek işi
- temellendirebilmek
Temellendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- temellendirilme
Temellendirilmek işi
- temellendirilmek
Temellendirme işi yapılmak
- temellendirme
Temellendirmek işi
- temellendirmek
Temel tutmasını sağlamak, yerleştirmek
- temellenme
Temellenmek işi
- temellenmek
Temel tutmak
- temelleşme
Temelleşmek işi
- temelleşmek
Temel tutmak, yerleşmek
- temelleştirme
Temelleştirmek işi
- temelleştirmek
Temel tutmasını, yerleşmesini sağlamak
- temelli
Herhangi bir nitelikte temeli olan
- temelli senatör
Belli bir süreye bağlı olmadan atanmış senatör
- temellilik
Temelli olma durumu
- temellük
Kendine mal etme
- temelsiz
Temeli olmayan
- temelsizlik
Temelsiz olma durumu
- temenna
Öne doğru eğildikten sonra doğrulurken eli başa götürerek verilen selam
- temenna etmek
öne doğru eğildikten sonra doğrulurken eli başa götürerek selam vermek
- temenni
Bir şeyin gerçekleşmesini dileme
- temenni etmek
dilemek
- temennide bulunmak
dilemek
- temerküz
Bir yerde toplanma
- temerküz etmek
bir yerde, noktada toplanmak, derişmek, merkezlenmek
- temerrüde düşmek
ödenmesi hâlâ mümkün olan borcu ödememekte direnmek
- temerrüt
Dikkafalılık, kafa tutma, direnme
- temerrüt etmek
kafa tutmak
- temerrüt faizi
Borcun zamanında ödenememesi sonucu daha sonra ödenen ek faiz
- temeyyüz etmek
kendini göstermek, sivrilmek
- temin
Korkusunu giderme, inanç verme
- temin etmek
korkusunu gidermek, güven vermek
- teminat akçesi
Artırma ve eksiltmeye girenlerden garanti karşılığı alınan para
- teminat altına almak
güvence altına almak
- teminat mektubu
Bir kimsenin belirli bir işi yapabileceğine ilişkin, bankalarca verilen para güvencesini içeren belge
- teminat senedi
Ticari kuruluşların kullanabilecekleri krediye karşılık olarak bankalarda bulundurdukları müşteri çeki ve senetleri
- teminat vermek
güvence vermek
- teminatlı
Teminatı olan
- teminatsız
Teminatı olmayan
- temiz
Kirli, lekeli, pis, bulaşık olmayan; arı (I), pak, sili (II), tahir, hijyen, hijyenik
- temiz bir dayak atmak
adamakıllı dövmek
- temiz bir dayak yemek
adamakıllı dayak yemek
- temiz iş altı ayda çıkar
"doğru dürüst yapılması istenen iş uzun zaman ister" anlamında kullanılan bir söz
- temiz kalpli
Olaylara iyimser ve olumlu yönden bakan
- temiz kalplilik
Temiz kalpli olma durumu
- temiz kan
Atardamarlarda dolaşan, akciğerlerden aldığı oksijeni taşıyarak vücudun her yanına giden kan
- temiz kâğıdı
Bir otomobilin fabrika çıkış belgesi
- temiz pak
Çok temiz
- temiz para
Kesintiden veya masraflardan sonra elde kalan para miktarı
- temiz raporu
Bir kimsenin herhangi bir hastalığı olmadığını gösteren rapor
- temiz tutmak
bir şeyi kirletmeden, bozmadan kullanmak, temiz olmasına özen göstermek
- temiz yürekli
İçi dışı bir olan, kalbi temiz olan
- temiz yüreklilik
Temiz yürekli olma durumu
- temizce
Temiz bir biçimde
- temize havale etmek
uzayıp giden bir işi bitirivermek
- temize çekmek
bir yazının karalamasını temiz olarak yazmak
- temize çıkmak
aklanmak
- temizleme
Temizlemek işi; paklama
- temizlemeci
Giyim sanayisinde kumaş, ip vb. dikiş artıklarını temizleyen kimse
- temizlemecilik
Temizlemecinin yaptığı iş
- temizlemek
Bir şeyi, bir yeri temiz duruma getirmek; paklamak
- temizlenebilme
Temizlenebilmek işi
- temizlenebilmek
Temizlenme ihtimali veya imkânı bulunmak
- temizleniş
Temizlenmek işi
- temizlenme
Temizlenmek işi; arınma, paklanma
- temizlenmek
Temiz duruma gelmek; arınmak, paklanmak
- temizletebilme
Temizletebilmek işi
- temizletebilmek
Temizletme ihtimali veya imkânı bulunmak
- temizletme
Temizletmek işi
- temizletmek
Temizleme işini yaptırmak
- temizlettirme
Temizlettirmek işi
- temizlettirmek
Temizletme işini yaptırmak
- temizleyebilme
Temizleyebilmek işi
- temizleyebilmek
Temizleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- temizleyici
Buhar makineleri aracılığıyla temizleme işini yapan kimse
- temizleyicilik
Temizleyici olma durumu
- temizleyiş
Temizlemek işi
- temizlik
Temiz olma durumu; arılık (I), paklık, sililik, ismet, saffet, nezafet
- temizlik malzemesi
Temizlik için kullanılan sabun, deterjan, süpürge, çeşitli boy ve ebatta fırça, bez vb. gereçlerin tümü
- temizlik yapmak
temizlemek
- temizlikçi
Temizlik işini yapan kimse
- temizlikçi kadın
Ev, iş yeri vb. yerlerde ücret karşılığı temizlik işleri yapan kadın
- temizlikçilik
Temizlikçi olma durumu
- temkin
Bir işin sonunu düşünerek ölçülü, tedbirli davranma
- temkinli
Davranışlarında ölçülü olan
- temkinlice
Temkinli olarak, temkinli bir biçimde
- temkinlilik
Temkinli olma durumu
- temkinsiz
Davranışlarında ölçülü olmayan
- temkinsizlik
Temkinsiz olma durumu
- temlik
Mülk olarak verme
- temlik etmek
bir malı bir kimseye mülk olarak vermek
- temlikname
Bir hakkın diğer bir kimseye geçirildiğini gösteren belge
- temmuz
Yılın yedinci ayı; orak ayı
- temperleme
Temperlemek işi
- temperlemek
Camı özel ısıtma sistemleri ile 600 °C - 650 °C sıcaklığa getirip aniden soğuk hava ile temas ettirerek sertleştirmesini sağlamak
- temperlenme
Temperlenmek işi
- temperlenmek
Temperleme işi yapılmak
- temperli
Temperlenmiş olan
- temperli cam
Kırılmaya ve ısıya karşı normal camlara göre daha dayanıklı, kırıldığında keskin olmayan küçük parçacıklara ayrılan cam
- tempo
Bir müzik parçasındaki bölümlerin hızı; ezgi
- tempo tutmak
el çırparak veya el ve ayaklarını bir yere vurarak bir müziğe eşlik etmek
- tempolu
Temposu olan
- temposuz
Temposu olmayan
- temposuzluk
Temposuz olma durumu
- temren
Cirit, ok, mızrak vb.nin ucundaki üçgen bölüm; başak (II)
- temriye
Deride yer yer küme durumundaki birtakım kabartılarla kendini gösteren hastalık
- temsil
Birinin veya bir topluluğun adına davranma
- temsil etmek
hak ve görev bakımından bir kimse veya topluluğun adına davranmak
- temsilci
Hak ve görev bakımından birinin veya bir topluluğun adına davranan kimse; mümessil
- temsilcilik
Hak ve görev bakımından birinin veya bir topluluğun adına davranma görevi
- temsilî
Bir şeyi göz önünde canlandıran, temsille ilgili
- temsilî istiare
Alegorik anlatım
- temsilî resim
Tahayyülde canlandırılmış resim
- temyiz
Ayırt etme
- temyiz etmek
ayırt etmek
- temyize gitmek
mahkemelerce verilen kararın kanun ve usul yönünden incelenmesi için Yargıtay, Askerî Yargıtay veya Danıştaya başvurmak
- ten
İnsan vücudunun dış yüzü; cilt
- ten fanilası
Doğrudan doğruya ten üzerine giyilen ince fanila
- ten rengi
Kahverengi, kırmızı ve beyazın karışımından ortaya çıkan renk
- tenakuza düşmek
birbiriyle çelişen sözler söylemek
- tenasüp
Birbirleriyle ilgili söz veya kavramların dizelerde toplanması sanatı
- tenasüpsüz
Tenasüp olmayan, aralarında uygunluk, düzgünlük bulunmayan
- tencere
İçinde yemek pişirilen, kapaklı, genellikle metal kap
- tencere dibin kara, seninki benden kara
"kötülük, kusur yönünden sen benden daha betersin" anlamında kullanılan bir söz
- tencere tava, herkeste bir hava
"herkes kendi bildiği gibi davranıyor, ortada düşünce birliği kalmamış" anlamında kullanılan bir söz
- tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş
"hoşa gitmeyen herhangi bir nitelik yönünden birbiriyle benzeşen iki kişi bir araya gelmiş" anlamında kullanılan bir söz
- tencerede pişirip kapağında yemek
geçinme konusunda var olanla yetinmek
- tenceresi (veya tencereleri) kaynamak
geçimleri az çok yerinde olmak
- tenceresi kaynarken, maymunu oynarken
geçimi yolunda, keyfi yerindeyken
- tender
Lokomotifin arkasına bağlanan, gerekli yakıtı, suyu taşıyan vagon
- teneffüs
Temiz hava almak, dinlenmek için verilen ara
- teneffüs etmek
soluk almak
- teneffüs zili
Okullarda dersin bittiğini bildiren zil sesi
- teneffüshane
Genellikle okullarda, ders aralarında dinlenmek için öğrencilerin çıktığı salon veya bahçe
- teneke
Yumuşak çelikten yapılmış üzeri kalay kaplı ince sac
- teneke caz
Kötü çalan orkestra veya müzik topluluğu
- teneke mahallesi
Damlarının çoğu teneke kaplı, derme çatma evlerden oluşan mahalle
- teneke sele
Herhangi bir kimyasal madde kullanmadan, siyah zeytinin tuz ve zeytinyağı ile harmanlanarak tenekelere doldurulması yöntemiyle yapılan zeytin
- tenekeci
Tenekeden kap ve öteberi yapan, tenekeden yapılmış malzemeyi onaran kimse
- tenekecilik
Tenekecinin yaptığı iş
- tenekeleme
Tenekelemek işi
- tenekelemek
Teneke kutuya doldurmak
- tenevvür etmek
aydınlanmak
- tenezzül
Kendi durumundan daha aşağıdaki bir işi, bir durumu kabul etme
- tenezzül etmek
alçak gönüllülük göstermek
- teneşir
Üzerinde ölü yıkanan ayaklı tahta; salacak, teneşir tahtası
- teneşir horozu
Çok zayıf kimse; teneşir kargası
- teneşir paklamak
yaşarken kirli işlere bulaşan kimseler için tek çıkar yol ölüm olmak
- teneşire gelesi
"gebersin" anlamında kullanılan bir ilenme sözü
- teneşirlik
Cami avlularında teneşir ve tabut konulan yer
- tenfiz
Hükmünü yürütme
- tenge
Kazakistan'ın para birimi
- tenha
Kalabalık olmayan
- tenha kalmak
ıssızlaşmak
- tenhaca
Kalabalık olmayan
- tenhalaşma
Tenhalaşmak işi
- tenhalaşmak
Yalnız kalmak
- tenhalık
Tenha olma durumu
- tenis
Ağ ile ortasından ikiye bölünen bir alanda tek veya çift oyuncuların raketle karşılıklı vurdukları, çeldikleri topu, belli kurallara göre, karşılanamayacak biçimde birbirlerinin alanına düşürerek sayı kazanmaları esasına dayanan oyun; alan topu
- tenisçi
Tenis oynayan kimse
- tenisçi dirseği
Bileğin zorlanarak dışa bükülmesiyle oluşan, dirseğin ağrılı yangısı
- tenisçilik
Tenisçi olma durumu
- tenkil
Herkese örnek olacak bir ceza verme
- tenkil etmek
düşman veya zararlı kimseleri topluca ortadan kaldırmak
- tenkis etmek
azaltmak, eksiltmek
- tenkisat
Eksiltmeler
- tenkit etmek
eleştirmek
- tenkitsiz
Eleştirisi olmayan
- tenkiye
Anüsten su vererek kalın bağırsağın içini temizleme
- tennure
Mevlevi dervişlerinin giydiği kolsuz, yakasız, yırtmaçlı, beli kırmalı, uzun ve geniş giysi
- tenor
En tiz erkek sesi
- tensel
Bedene ait, tenle ilgili
- tensik
Düzenleme, düzeltme, yoluna koyma
- tensik etmek
düzeltmek
- tensikat
Düzen vermeler, düzenlemeler
- tensil
Ağacın düşen yapraklarını toplayıp dibine gömme
- tensil sahası
Ağaçların düşen yapraklarının toplandığı alan
- tensip etmek
yaraştırmak
- tente
Genellikle güneşten korunmak için bir yerin üzerine gerilen bez, naylon vb.nden yapılmış örtü
- tenteli
Tentesi olan
- tentesiz
Tentesi olmayan
- tentür
Alkolün bir veya birden çok bitki üstündeki eritici etkisi sonucu elde edilen sıvı ilaç
- tentürdiyot
Mikrop kapmasını önlemek için bir kesik veya sıyrığa sürülen iyot tentürü
- tenvir
Bilgi verme, aydınlatma
- tenvir etmek
ışıklandırmak, aydınlatmak
- tenvirat
Aydınlatmalar
- tenya
Şeritgillerden, vücudu yassı, birbirine kenetlenmiş boğumları bulunan ve bazısı metrelerce boyda olan bir bağırsak asalağı; şerit, sığır tenyası, sığır şeridi, abdestbozan
- tenzih
Kusur ve günahlardan temiz olduğunu söyleme
- tenzih etmek
kusurlu ve kabahatli olmadığını, kötü vasıflardan soyutlandırıldığını, dışında tutulduğunu bildirmek
- tenzihen
Tenzih ederek, tenzih etmek yoluyla
- tenzihî
Tenzihle ilgili
- tenzil etmek
indirmek
- tenzilat yapmak
indirim yapmak
- teogoni
Tanrıların meydana gelişi hakkında bilgi
- teokrasi
Siyasi iktidarın, Tanrı'nın temsilcileri olduklarına inanılan din adamlarının elinde bulunduğu toplumsal, siyasi düzen; din erki
- teokrat
Teokrasiye dayanan iktidar sahibi kimse
- teokratik
Teokrasiye dayanan
- teolojik
Tanrı bilimiyle ilgili
- teorem
Kanıtlanabilen bilimsel önerme
- tepe
Bir şeyin en üstteki bölümü; kaban (I)
- tepe açısı
Eksenden dikey kesitte yumuşakça çenetlerinin uç kısmında oluşan açı
- tepe camı
Tavanda veya tavana yakın yerde, tepeye yakın bulunan camlı pencere
- tepe lambası
Cankurtaran, itfaiye gibi trafikte geçiş üstünlüğüne sahip araçların ve kurtarıcı gibi yardımcı araçların üzerinde bulunan, aralıklarla renkli ışık yayan lamba
- tepe tepe kullanmak
sağlamlığına güvenilen şeyleri yıpranacağını düşünmeden, esirgemeden, sakınmadan hoyratça kullanmak
- tepe tomurcuğu
Dalların ucunda bulunup o dalların uzamalarını sağlayan tomurcuk
- tepe üstü
Trafikte karşı yoldan gelen aracın görülmediği en yüksek nokta
- Tepebaşı
Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri
- tepebaşı
Siyah pullarla işlenmiş kumaş veya giysi
- tepebilme
Tepebilmek işi
- tepebilmek
Tepme ihtimali veya imkânı bulunmak
- tepecik
Yerden yükseklikleri çok az olan tepeler
- tepeden bakmak
küçümsemek
- tepeden inme
Beklenmedik, şaşırtıcı olan
- tepeden inmeci
Tepeden inme taraftarı; jakoben
- tepeden inmecilik
Egemen güçlerin, toplumun çıkarına birtakım görüşleri, uygulamaları topluma benimsetmesine dayanan akım; jakobenizm
- tepeden tırnağa
Baştan aşağı, her yanıyla, tepeden ayağa
- tepeden tırnağa süzmek
herhangi bir sebeple birine dikkatlice bakmak
- tepegöz
Derslerde, konferanslarda asetat üzerine yazılan yazıyı veya grafiği kuvvetli bir ışık kaynağı aracılığıyla perdeye yansıtan optik araç
- tepegözler
Birçok türü, önemli solucan türlerine ara konakçılık eden, duyargaları tek kollu, beşinci çift ayakları körelmiş kabuklular familyası
- tepeleme
Tepelemek işi
- tepelemek
Ayakları altında ezmek
- tepelenme
Tepelenmek işi
- tepelenmek
Tepeleme işi yapılmak
- tepeletme
Tepeletmek işi
- tepeletmek
Tepeleme işini yaptırmak
- tepeli
Tepesi olan
- tepeli akbaba
Güney Amerika'da, genellikle sazlık göllerde yaşayan, siyah beyaz tüylü, büyük boylu, boynu ve başı çıplak, erkeklerinde koyu kırmızı tepelik bulunan yırtıcı kuş; kondor (Vultur gryphus)
- tepeli bülbül
Tepesi tüylü bir tür bülbül
- tepeli dalgıç
Dalgıç kuşlarından, başında kara tüylerden bir tepelik bulunan, sazlık göllerde yaşayan bir kuş; elmabaş (Podiceps cristatus)
- tepeli deve kuşu
Uçma yeteneği olmayan, Yeni Gine ve Avustralya'da yaşayan bir tür deve kuşu
- tepeli deve kuşugiller
Deve kuşu familyasından olan kuş türü
- tepeli horoz
İbiği iri ve yüksek dövüşçü horoz
- tepeli köstebek
Burun deliklerinin çevresinde dokunma organı görevi yapan dokunaçları bulunan, uzun kuyruklu köstebek
- tepeli patka
Orta Anadolu'da yaşayan dalıcı ördek
- tepeli tarla kuşu
Tepeli, uzun kuyruklu, at dışkıları arasında beslenen tarla kuşu; tepeli toygar
- tepeli tavuk
Tepeli tavukgillerden, Güney Amerika'da yaşayan, ağaçlara tırmanan bir tür tavuk (Opisthocomus hoazin)
- tepeli tavukgiller
Tavuksular takımının bir familyası
- tepelik
Tepesi çok olan (yer)
- tepelikli
Tepeliği olan
- tepesi atmak
birdenbire öfkeye kapılmak, öfkelenmek
- tepesi aşağı gitmek
işleri bozulup büyük zarara uğramak
- tepesi üstü
başı yere gelmek üzere, tepetakla
- tepesinde bitmek
istenmediği hâlde birinin yanına gelip ayrılmak istememek, türlü isteklerle canını sıkmak, rahatsız etmek
- tepesinde değirmen çevirmek
tepesinde havan dövmek
- tepesinde havan dövmek
üst katta oturan biri, gürültü yaparak alt kattakini rahatsız etmek
- tepesinden kaynar sular dökülmek
başından aşağı kaynar sular dökülmek
- tepesine binmek (veya çıkmak)
genellikle kendinden daha güçsüz kimseleri ezmek, kötü davranmak
- tepesine dikilmek
başına dikilmek
- tepesinin tası atmak
birdenbire çok sinirlenmek
- tepesiz
Tepesi olmayan
- tepetakla
Başı aşağı gelecek biçimde; tepetaklak
- tepetakla etmek (veya devirmek)
birinin toplumsal veya ekonomik durumunu bozmak
- tepetakla gitmek (veya yuvarlanmak)
hızlı bir biçimde toplumsal ve ekonomik durumu bozulmak
- tepetaklak olmak
tepetakla gitmek
- tepeüstü düşmek
başının üzerine düşmek, yuvarlanmak
- tephir
Buharlaşma, buharlaştırma
- tepi
Bir işi yapmak, harekete geçmek için duyulan ve bireyin engelleyemeyeceği kadar güçlü istek; içtepi, itki
- tepikleme
Tepiklemek işi
- tepiklemek
Binek hayvanını yürütmek için ayakla vurmak; tekmelemek
- tepilme
Tepilmek işi
- tepilmek
Tepme işi yapılmak
- tepindirme
Tepindirmek işi
- tepindirmek
Tepinmesine yol açmak
- tepiniş
Tepinmek işi
- tepinme
Tepinmek işi
- tepinmek
Ayaklarını hızla yere veya bir şeye üst üste vurmak
- tepir
Tahılı saman ve kavuzlardan ayırmaya yarayan, kıldan veya kamıştan yapılmış elek
- tepirleme
Tepirlemek işi
- tepirlemek
Tahılın taşını ayırmak, elemek
- tepiş
Tepmek işi
- tepişme
Tepişmek işi
- tepişmek
Birbirini tepmek
- tepki
Bir cismin kendini iten veya sıkıştıran başka bir cisme gösterdiği karşı etki; reaksiyon
- tepki duymak
bir olay veya durum karşısındaki düşüncesini söz veya davranışla belirtmek, tepki koymak
- tepki göstermek
bir olay veya durum karşısındaki düşüncesini söz veya davranışla belirtmek, tepki koymak
- tepki koymak
bir düşünce veya harekete karşı çıkmak
- tepki vermek
herhangi bir etkiye karşı söz veya davranışla karşılık vermek
- tepki çekmek
olumsuz, sert bir eleştiriyle karşı karşıya kalmak
- tepkide bulunmak
tepki göstermek
- tepkili
Tepkisi olan
- tepkililik
Tepkili olma durumu
- tepkime
Birbirini etkileyen maddeler arasında ortaya çıkan durum; reaksiyon, teamül
- tepkimek
Bir madde etkisi altında kaldığı bir şeye karşı tepki göstermek
- tepkimeli
Tepkimesi olan
- tepkimeye girmek
bir cisim etkisi altında kaldığı bir şeye karşı tepki vermek
- tepkin
Tepkime özelliği olan, tepkiyen
- tepkinlik
Tepkin olma durumu
- tepkisel
Tepkiyle ilgili, tepkiye ait
- tepkisel davranış
Dış çevreden gelen bir uyarının etkisiyle ortaya çıkan bir davranış
- tepkisiz
Tepkisi olmayan, tepki vermeyen
- tepkisizlik
Tepkisiz olma durumu
- tepme
Tepmek işi
- tepmek
Hayvan, ayağıyla vurmak
- tepserme
Tepsermek işi
- tepsermek
Kuruyup çatlamak
- tepsi
Fincan, tabak, bardak vb. şeyleri taşımaya yarayan, derinliği olmayan, türlü büyüklükte düz kap
- tepsi mantısı
Ağzı açık olarak yapılmış içi kıymalı mantıların tepsiye dizilerek fırınlandıktan sonra üzerine salçalı su dökülmesiyle yapılan mantı
- teptim keçe oldu, sivrilttim külah oldu
bir şeyi işine geldiği gibi gösterenler veya yorumlayanlar için söylenen bir söz
- ter
Derinin gözeneklerinden sızan, kendine özgü bir kokusu olan, yapışkan, renksiz, tuzlu sıvı; arak (I)
- ter alıştırmak
terinin biraz kurumasını beklemek
- ter atmak
vücudu rahatlatmak amacıyla aşırı derecede terlemek
- ter basmak
sıkıntı veya heyecandan dolayı çok terlemek
- ter bezi
Derinin içinde bulunan ve ter salgılayan bez
- ter boşanmak
hastalık, sıkıntı veya heyecandan dolayı çok terlemek
- ter dökmek
çok terlemek
- ter ter
"Direnmek, istememek, inat etmek, sinirlenmek" anlamlarındaki ter ter tepinmek deyiminde geçen bir söz
- terabayt
1024 (yaklaşık bin) cigabayttan oluşan bir belleğin veya verinin boyutunu ifade eden ölçü birimi
- terakki
İlerleme, yükselme, gelişme
- terakki etmek
ilerlemek
- terakki göstermek
geliştiğini, ilerlediğini ortaya koymak
- teraküm etmek
birikmek
- terane
Ezgi, makam, nağme
- teraryum
Böcekler, sürüngenler ve bazı bitki türlerinin yaşadıkları doğal alanların taklidi olan, akvaryum benzeri yapay yaşam alanları
- teras
Apartmanlarda veya evlerde en üst katın üç tarafı ve üstü açık olan bölümü; ayazlık, taraça
- teravih
Ramazan ayı boyunca, yatsı namazından sonra kılınan namaz; teravih namazı
- terazi
Bir kolun iki ucuna asılı iki kefeden oluşan tartı; mizan, vezne
- Terazi Burcu
Zodyak üzerinde Başak Burcu ile Akrep Burcu arasında bulunan takımyıldızın adı; Terazi
- terazileme
Terazilemek işi
- terazilemek
Cambazlıkta kol veya sırık yardımıyla denge sağlamak
- terazilenme
Terazilenmek durumu
- terazilenmek
Düşmemek için dengeyi korumak
- teraziye vurmak
iyice tartarak düşünmek
- terbiye
Bazı yemeklerin suyunu türlü yollarla koyulaştırma
- terbiye almak (veya görmek)
belli bir eğitimle, görgüyle yetişmek
- terbiye etmek
eğitmek
- terbiyece
Terbiye bakımından
- terbiyeleme
Terbiyelemek işi
- terbiyelemek
Çeşitli katkı maddeleriyle yemeği lezzetli duruma getirmek
- terbiyelenme
Terbiyelenmek işi
- terbiyelenmek
Yemek çeşitli katkı maddeleriyle lezzetli duruma getirilmek
- terbiyeli
Terbiye işlemi yapılmış (yemek)
- terbiyeli köfte
Kıyma, ekmek içi, soğan, maydanoz ve baharat karışımının unlandıktan sonra kaynamakta olan su ve tuz içinde pişirilmesi ve limon suyu ile yumurtanın çırpılarak azar azar üzerine dökülmesiyle yapılan bir köfte türü
- terbiyeli maymun gibi
çok saygılı, çekingen, itaatkâr
- terbiyeli çorba
Çeşitli katkı maddeleriyle lezzetli hâle getirilen çorba
- terbiyelilik
Terbiyeli olma durumu
- terbiyesini bozmak
terbiyesizlik etmek
- terbiyesini vermek
sert sözlerle terbiyesizliğini kendisine anlatmak, haddini bildirmek
- terbiyesiz
Terbiyesi olmayan
- terbiyesizce
Terbiyesiz olan
- terbiyesizleşme
Terbiyesizleşmek işi; edepsizleşme
- terbiyesizleşmek
Terbiyesizce davranışlarda bulunmak; edepsizleşmek
- terbiyesizlik
Terbiyesiz olma durumu; edepsizlik
- terbiyesizlik etmek (veya yapmak)
toplum kurallarına, görgü kurallarına aykırı davranışta bulunmak
- terbiyum
Atom numarası 65, atom ağırlığı 159 olan, az bulunan bir element (simgesi Tb)
- Tercan
Erzincan iline bağlı ilçelerden biri
- tercih etmek
yeğlemek
- tercihane
Terciibentte vasıta beytinden önceki beyitlerin oluşturduğu bent
- tercihen
Yeğleyerek, yeğleme yolu ile
- tercihli yol
Trafikte ana yolların kenarında veya ortasında bulunan, belirli araçlara ayrılmış özel yol
- terciibent
Divan edebiyatında uyakları başka başka olan birkaç bentten oluşan ve her bendin sonunda tekrarlanan bir beyit bulunan manzume biçimi
- tercüman olmak
başkasının düşüncesini ve duygusunu bildirmek, dile getirmek, anlatmak
- tercüme etmek
çeviri yapmak
- terdit
Yazıda beklenmedik bir sonuçla karşılaşma
- tere
Turpgillerden, yaprakları salata olarak yenen baharlı bir bitki (Lepidium sativum)
- tere batmak
çok terlemek
- terebentin
Kozalaklılardan ve bazı ağaçlardan ya kendi kendine ya da ağacın çizilmesiyle akan, yağlı boya, yağlı vernik üretiminde ve inceltilmesinde kullanılan, ince, renksiz, kokulu reçine; terementi
- tereci
Tere yetiştiren veya satan kimse
- terecilik
Terecinin yaptığı iş
- tereciye tere satmak
birine çok iyi bildiği bir şeyi öğretmeye kalkmak
- tereddi etmek
yozlaşmak
- tereddüt etmek (veya geçirmek)
kararsız davranmak
- tereddütlü
Tereddüde yol açan
- tereddütsüz
Tereddüde yol açmayan
- tereddütsüzlük
Tereddütsüz olma durumu
- terek
Evlerin veya dükkânların yüksekçe yerinde bulunan raf
- terekküp etmek
bileşmek
- terelelli
Hafif kaçık, dengesiz olan
- terennüm
Güzel ve alçak sesle şarkı söyleme
- terennüm etmek
güzel ve alçak sesle şarkı söylemek
- teressüp etmek
dibe çökmek
- terettüp
Gerekme, icap etme
- terettüp etmek
gerekmek
- tereyağlı
Tereyağı ile yapılmış
- tereyağı
Sütten çıkarılan yemeklik yağ; sağyağ, sadeyağ, sarı yağ
- tereyağı gibi
çok yumuşak (elma, armut)
- tereyağından kıl çeker gibi
her türlü mecburiyetten, mükellefiyetten ve sorumluluktan kolayca sıyrılarak
- terfi
Derecesini, makamını, rütbesini derece olarak arttırma; yükselme
- terfi etmek
bir görevde derecesi yükselmek
- terfi maaşı
Devlet Memurları Kanunu’na göre terfi etmiş devlet memuruna terfiden kaynaklı verilen ek ödenek
- terfien
Terfi ederek, yükselerek
- terfih
Ferahlatma, rahat yaşamasını sağlama
- terfih etmek
iyileştirmek, ferahlatmak
- terfik
Bir kimseyi arkadaş olarak yanına alma
- terfik etmek
yanına katmak, yanına almak
- tergal
Bu iplikten yapılmış
- terhin
Rehin olarak bırakma, rehine koyma, tutuya koyma
- terhin etmek
rehin olarak bırakmak, rehine koymak, tutuya koymak
- terhis
Askerlik ödevini bitirenleri ordudan bırakma
- terhis etmek
askerlik görevini bitirenleri bırakmak
- terhis olmak
askerlik görevini bitirmek
- terilen
Yapay polyester lifleri veya ipliği; tergal
- terim
Bir bilim, sanat, meslek dalıyla veya bir konu ile ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan kelime; ıstılah
- terim bilimi
Bilim dalları, sanat kolları ve çeşitli uzmanlık alanlarıyla ilgili kavramları tespit edip bunları adlandırmaya yarayan terimleri türetmeyi, terimlerle ilgili sorunları incelemeyi amaç edinmiş dil biliminin bir dalı; terminoloji
- terimler dizgesi
Bir sanat kolunda, bilim dallarında veya teknik alanlarda özel olarak kullanılan terimlerin tümü; terminoloji
- terimleştirme
Terimleştirmek işi
- terimleştirmek
Bir kelimeyi bilim veya sanat dallarından herhangi birinde kullanılmak üzere terim durumuna getirmek
- terimli
Terimi olan
- terini soğutmak
terinin kurumasını bekleyerek dinlenmek
- terk
Bakmama, ihmal etme
- terk etmek
ayrılmak
- terki
Eyerin arka bölümü
- terkibibent
Divan edebiyatında uyakları başka başka olan birkaç bentten oluşan ve her bendin sonunda kafiyeleri aynı birer beyti bulunan manzume biçimi
- terkibî
Tamlama ile ilgili
- terkin
Yazılmış bir şeyi çizerek silme
- terkin etmek
yazılmış bir şeyi çizerek silmek
- terkip
Birleşim, birleştirme, bir araya getirme
- terkip etmek
birleştirmek, bir araya getirmek
- terkiphane
Terkibibentte vasıta beytinden önceki beyitlerin oluşturduğu bent
- terkipli
Bileşim içeren
- terkipsiz
Bileşim içermeyen
- terkisine almak
üzerinde bulunduğu atın sağrısına bindirmek
- Terkos suyu
Özellikle İstanbul’da şebeke kanalıyla şehre dağıtılan su
- terleme
Terlemek işi
- terlemek
Ter çıkarmak, ter dökmek
- terletiş
Terletmek işi
- terletme
Terletmek işi
- terletmek
Terlemesine sebep olmak
- terleyiş
Terlemek işi
- terli
Terlemiş olan
- terlik
Genellikle ev içinde giyilen, deri, naylon vb. şeylerden yapılan, arkası açık, hafif ve türlü biçimlerde ayak giysisi; çedik
- terliksi
Terlik biçiminde olan
- terliksi hayvan
Durgun ve kirli sularda yaşayan, yassı gövdeli, kendinden küçük bakterileri yiyen tek hücreli hayvan (Paramaecium)
- terlikçi
Terlik yapan veya satan kimse
- terlikçilik
Terlik yapma veya satma işi
- terlilik
Terli olma durumu
- Termal
Yalova iline bağlı ilçelerden biri
- termal
Sıcak kaplıca suyu
- termal kamera
Canlıların yaydığı vücut ısısından yararlanarak hareketlerini tespit edip yerlerini belirleyen kamera
- Terme
Samsun iline bağlı ilçelerden biri
- terme
Bir tür yaban turpu
- termik
Isının üretilmesini, iletilmesini ve kullanılmasını inceleyen fizik dalı
- termik santral
Yakıtla oluşan ısıdan elektrik üreten santral
- termikleştirme
Termikleştirmek işi
- termikleştirmek
Yüksek enerji nötronlarını termik nötron durumuna getirmek için yavaşlatmak
- terminal
Otobüs, uçak vb. taşıtların yolcularını ilk aldığı veya son bıraktığı yer
- terminal dönem
Yaşamın son günlerini kapsayan süreç
- terminolojik
Terimler dizgesi ile ilgili
- termiye
İki çenekliler sınıfının baklagiller familyasından beyaz çiçekleri olan, acı taneleri suda tatlılaştırılarak yenilen bir yıllık otsu bitki; acı bakla, delice bakla, gâvur baklası, koyun baklası, kurt baklası, Mısır baklası, yaban baklası, Yahudi baklası (Lupinus termis)
- termodinamik
Isı enerjisi ile kinetik enerji arasındaki ilişkileri ve bu konuyla ilgili olayları inceleyen fizik kolu
- termoelektrik
Isı enerjisi ile elektrik enerjisi arasındaki ilişkileri ve bu konuyla ilgili olayları inceleyen fizik kolu
- termoelektrik maşa
Çok küçük nesnelerin sıcaklığını ölçmekte kullanılan, seri olarak bağlı iki elemandan oluşan maşa
- termoelektrik çifti
Isı enerjisini doğrudan doğruya elektrik enerjisine dönüştürebilen iki metalden oluşan pil; termoelektrik pil
- termofor
Kauçuk vb. maddelerden yapılan, içi su veya kimyasal bir madde ile doldurularak ısının aynı düzeyde kalmasını sağlayan kap
- termokimya
Tepkimelere eşlik eden termik olayları inceleyen kimya dalı
- termonükleer
Ancak çok yüksek sıcaklıklarda, hafif elementler arasında doğan (çekirdeksel tepkime)
- termoplast
Sıcakta biçim verilmeye elverişli, soğukta oldukça sert olan, kalıplandıktan sonra biçim değiştirmeyen yapı malzemesi
- termos
Yalıtım maddesiyle kaplı metal bir kılıf içine yerleştirilen, aralarında hava boşluğu bulunan çift çeperli cam şişeden oluşan, içine konan sıvının ısısını uzun süre koruyan kap
- termosifon
Soğuk suyu ısıtan, bir kazan ve içindeki borulardan oluşmuş araç
- ters
Bir şeyin içe gelen yanı, arkası
- ters anlamak
yanlış yorumlamak, doğru anlam vermemek
- ters açı
Birinin kenarları öbürünün kenarlarının uzantısından oluşan açılardan her biri
- ters baskı
Basım işlerinde kâğıt, plastik film vb. malzemelerin arka veya alt yüzeyine yapılan baskı
- ters düz
"Bir süre kullanılmış olan giysilerin içini dışına çevirmek" anlamında kullanılan ters düz etmek deyiminde geçen bir söz
- ters düşmek
aykırı durumda olmak, karşıt olmak
- ters evirme
Olumlu veya olumsuz olan bir önermenin konusunun tersini, yüklem ve yüklemin tersini konu yapma
- ters gitmek
bir iş doğru ve düzgün yürümemek, sorun çıkmak
- ters orantı
Birbirine bağlı olan ve biri artarken ötekinin azaldığı iki büyüklük arasındaki bağıntı
- ters orantılı
Birbirine bağlı olan ve biri artarken diğeri azalan (büyüklük)
- ters pers
Düzelemeyecek kadar ters bir biçimde
- ters pers olmak
yüzükoyun düşmek
- ters tarafından kalkmak
sol tarafından kalkmak
- ters ters
Uygun olmayan
- ters ters bakmak
düşmanca ve öfkeli bir biçimde bakmak
- ters türs
Tamamen ters, birbirinin zıddı
- ters yüz
Bir şeyin arka yüzü
- ters yüz dönmek
ters yüzüne dönmek
- ters yüz etmek
bir süre kullanılmış olan giysilerin içini dışına çevirmek
- ters yüz geri dönmek
gittiği bir yerden istediğini elde edemeden dönmek
- ters yüz çevirmek
ters yüzüne çevirmek
- ters yüzü geri dönmek
gerisin geriye gitmek
- ters yüzüne dönmek
geri gitmek, geri dönüp gitmek
- ters yüzüne çevirmek
geri döndürmek
- tersane
Gemi yapılan yer; gemilik
- tersane kethüdası
Tersanede kaptan paşadan sonra gelen en yüksek aşamalı ve en yetkili Osmanlı subayı
- tersane sergisi
Osmanlı Devleti'nde tersanede çalışanların alacaklarını gösteren çizelge
- tersaneli
Osmanlı Devleti'nde deniz subayı ve eri
- tersbeşik
Sırtüstü yatıp kollarla, bükülü durumdaki dizleri kavrayarak sırt üzerinde baş ve ayak yönünde sallanma
- tersi dönmek
şaşırıp bulunduğu ve gideceği yeri kestirememek
- tersim
Resmini yapma
- tersim etmek
resmetmek
- tersin tersin
Ters olarak
- tersinden okumak
yanlış anlamak
- tersine
Beklenenin, umulanın aksine, karşıt olarak; bilakis, aksine
- tersine dönmek
beklenildiği, umulduğu gibi gerçekleşmemek, aksi olmak
- tersine gitmek
istenildiği gibi gerçekleşmemek, iyi sonuç vermemek
- tersine çevirmek
içini dışına çevirmek
- tersinir
Bir olayın ortaya çıkma şartlarındaki sonsuz küçük bir değişikliğin etkisiyle herhangi bir anda yön değiştirebilen (kimyasal, fiziksel ve mekanik dönüşüm)
- tersinir elektrot
Potansiyeli çok az ölçüde azaltıldığı veya çoğaltıldığı zaman elektrot reaksiyonu her iki yönde de yürüyebilen elektrot
- tersinirlik
Tersinir bir olayın özelliği
- tersinme
Tersinmek işi
- tersinmek
Geri dönmek, rücu etmek
- tersleme
Terslemek işi
- terslemek
Bir kimseye gönül kırıcı, sert söz söylemek veya gönül kırıcı davranmak
- tersleniş
Terslenmek işi
- terslenme
Terslenmek işi
- terslenmek
Tersleme işine konu olmak
- tersleyiş
Terslemek işi
- tersleşme
Tersleşmek işi
- tersleşmek
Terslik etmek, zıt davranmak
- terslik
Ters olma durumu
- terslik etmek
zıt davranmak
- tertemiz
Çok temiz, her yanı temiz; arı sili, tiril tiril, pirüpak
- tertemizlik
Tertemiz olma durumu
- tertibat
Düzen, düzenleniş
- tertibat almak
olacağı düşünülen sakıncalı bir duruma, harekete karşı hazırlık yapmak
- tertibe düşürmek
zarar verici bir eyleme, komploya uğratmak
- tertip
Doktorun hastaya verdiği ilaç düzeni
- tertip etmek
düzenlemek, hazırlamak
- tertip olunmak
düzenlenmek
- tertipleme
Tertiplemek işi
- tertiplemek
Sıraya, düzene koymak, düzenli bir biçim vermek
- tertipleniş
Tertiplenmek işi
- tertiplenme
Tertiplenmek işi
- tertiplenmek
Sıraya konulmak, düzene sokulmak
- tertipletme
Tertipletmek işi
- tertipletmek
Tertipleme işini yaptırmak
- tertipleyebilme
Tertipleyebilmek işi
- tertipleyebilmek
Tertipleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- tertipli
Düzenli, derli toplu, yerli yerinde
- tertiplilik
Tertipli olma durumu
- tertipsiz
Savruk, dağınık, intizamsız (kimse)
- tertipsizlik
Tertipsiz olma durumu
- tertipçi
Tertip eden, düzenleyen kimse
- tertipçilik
Tertipçi olma durumu
- terviç etmek
bir düşünceyi tutmak, desteklemek
- terzi
Giysi biçip diken kimse; dikici, dikişçi
- terzi kendi söküğünü dikemez
"insanlar başkalarına yaptıkları hizmetleri kendilerine yapamazlar" anlamında kullanılan bir söz
- terzi kuşu
Ötücü kuşlardan, Avrupa, Afrika ve Asya’nın sazlık bölgelerinde yaşayan, sırtı ve kanatları kahverengi, karnı sarı, kendisine çok özel bir yuva yapan kuş (Orthotomus sutorius)
- terzil
Küçük düşürme
- terzil etmek
küçük düşürmek, rezil etmek
- terzilik
Terzinin yaptığı iş; dikişçilik
- terör
Karşı tarafa korku salma, cana kıyma, malı yakıp yıkma; yıldırı, tedhiş
- terörist
Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana veya mala kıyacak davranışlarda bulunan kimse; yıldırıcı, yıldırmacı, terörcü, tedhişçi
- terörizm
Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana veya mala kıyacak davranışlarda bulunma; yıldırıcılık, yıldırmacılık, terörcülük, tedhişçilik
- terütaze
Dinç bir biçimde
- tesadüf
Yalnızca ihtimallere bağlı olduğu düşünülen olayların kesin olmayan, değişebilen sebebi
- tesadüf eseri
Rastlantı sonucu
- tesadüf etmek
rastlamak, rast gelmek
- tesadüfen
Rast gelerek, rastlantı sonucu olarak; kazara
- tesahup
Arkadaşlık etme
- tesahup etmek
benimsemek
- tesalüp
İki şeyin birbiri üzerine çapraz biçimde gelmesi
- tescil
Herhangi bir şeyi resmî olarak kaydetme, kütüğe geçirme
- tescil etmek
bir şeyi bir yere kaydederek resmîleştirmek, kütüğe geçirmek
- tescilli
Tescil edilmiş, resmen kayıtlı
- tescilsiz
Tescil edilmemiş
- tesdis
Sayısını altıya çıkarma veya altıya bölme
- teselli
Piyangoda büyük ikramiyeyi kaybeden en yakın numaralara yapılan ödeme
- teselli bulmak
avunmak
- teselli etmek (veya vermek)
avutmak
- teselli mükâfatı
Bir yarışma vb.nde kazanamayana onu yüreklendirmek amacıyla verilen ödül
- tesellisiz
Teselli edilemeyen
- tesellisizlik
Tesellisiz olma durumu
- tesellüm
Verilen bir şeyi alma, teslim alma
- tesellüm etmek
verilen bir şeyi almak
- teselsül
Birbirine bağlı, birbiri ile ilgili şeylerin oluşturduğu dizi; sıra, silsile
- teselsül etmek
kesintisiz, zincirleme sürüp gitmek
- tesettür
Kadınların başı kapalı bir biçimde giyinmesi
- tesettürlü
Başı kapalı kıyafetler giyinen (kadın)
- tesettürlülük
Tesettürlü olma durumu
- teseyyüp
Kayıtsızlık, tembellik, ihmalcilik
- teshil etmek
kolaylaştırmak, kolaylık sağlamak
- teshin etmek
ısıtmak
- teshir
Ele geçirme, zapt etme
- teshir etmek
büyülemek
- tesir altında kalmak
etkilenmek
- tesir bırakmak
etki bırakmak
- tesir etmek
etkilemek
- tesirini göstermek
etkisini göstermek
- tesis
Yapma, kurma, temelini atma
- tesis etmek
kurmak, ortaya çıkarmak, oluşturmak
- tesisat
Belli bir işin sağlanmasına yardım eden araçların uygun yerlere döşenmesi veya döşenen bu araçların tümü; döşem, donanım
- tesisatçı
Tesisatı döşeyen kimse; döşeyici, döşemci
- tesisatçılık
Tesisatçının yaptığı iş; döşeyicilik, döşemcilik
- tesit etmek
kutlamak
- teskere
Özellikle yapılarda malzeme taşımak için kullanılan, dört kollu ve iki kişinin taşıdığı tahta araç
- teskin
Acı, öfke, heyecan vb. duyguları yatıştırma, dindirmeye çalışma
- teskin etmek
acı, öfke, heyecan vb. duyguları yatıştırmak, dindirmek
- teslim
Bir şeyi sahibine verme
- teslim almak
kendisine verilen bir şeyi almak
- teslim bayrağı çekmek
savaşta yenilgiyi kabul etmek
- teslim etmek
bir şeyi sahibine vermek
- teslim olmak
üstün bir güç karşısında mücadeleden vazgeçip yenilgiyi kabul etmek
- teslim taşı
Bektaşilerin sembol olarak kullandıkları on iki köşeli yassı taş
- teslim tesellüm
Biri verip öteki alma, verme ve alma
- teslimat
Teslim etme işleri
- teslimatçı
Teslimat işiyle uğraşan kimse
- teslimatçılık
Teslimatçının yaptığı iş
- teslimiyet
Teslim olma, kendini verme, boyun eğme
- teslimiyet göstermek
birinin isteğini olduğu gibi kabul etmek
- teslimiyetçi
Boyun eğme eğiliminde olan, kabullenmiş
- teslimiyetçilik
Teslimiyetçi olma durumu
- teslis
Üçe çıkarma; üçleme
- tesmiye
Adlandırma, ad koyma, ad verme
- tesmiye etmek
adlandırmak
- tespih
"Süphanallah" sözünü söyleme
- tespih ağacı
Tespih ağacıgillerden, Hindistan'da ve Avrupa'nın sıcak bölgelerinde yetişen, meyvesi zehirli, kabukları ateş düşürücü bir ağaç; tespih çalısı, Çin leylağı (Melia azedarach)
- tespih ağacıgiller
İki çeneklilerden, tespih ağacı ve maun ağacı ile benzer cinsleri içine alan bir bitki familyası
- tespih böcekleri
Örnek hayvanı tespih böceği olan kabuklular takımı
- tespih böceği
Kabuklulardan, karada, nemli yerlerde yaşayan, dokunulduğunda top biçimini alan, yemek artıkları, kök ve meyvelerle beslenen bir tür böcek (Armadillidium vulgare)
- tespih böceği gibi büzülmek
tortop olmak
- tespih çekmek
tespihin tanelerini birer birer iki parmak arasından geçirmek
- tespihe dizer gibi dizmek
futbolda, rakip takımın oyuncuları arasından birer birer geçip gitmek
- tespihli
Tespihi olan
- tespihli silme
Üzerinde bir sıraya dizilmiş tespih taneleri gibi yuvarlakları olan silme
- tespihçi
Tespih yapan veya satan kişi
- tespihçilik
Tespihçinin işi veya mesleği
- tespit
Bir şeyi sağlam bir biçimde yerleştirme, yerinden oynamaz duruma getirme
- tespit etmek
bir şeyi sağlam bir biçimde yerleştirmek, oynamaz duruma getirmek, saptamak
- tesri
Bir işi çabuklaştırma, hızlandırma
- tesri etmek
çabuklaştırmak, hızlandırmak
- test
Bir kimsenin, bir topluluğun doğal veya sonradan kazanılmış yeteneklerini, bilgi ve becerilerini ölçmeye yarayan sınama
- test etmek
denemek, ölçmek
- test kiti
Sıvı maddelerin içeriğini analiz etmek için kullanılan kimyasal madde
- testere
Ağaç, demir vb. şeyleri kesmeye yarayan, genellikle üçgen biçiminde dişleri olan, dar ve uzunca çelik araç
- testere balığı
Testere balığıgillerden, Atlantik Okyanusu ve Akdeniz’de yaşayan, burnu uzun ve burnunun iki yanında testere gibi dişleri bulunan, köpek balığına benzer iri bir balık; marangoz balığı (Pristis pristis)
- testere balığıgiller
Gövdesi basık, burnu testere biçiminde, örnek cinsi testere balığı olan bir köpek balığı familyası
- testere çaprazı
Testerenin ağzını açmak için kullanılan alet
- testereleme
Testerelemek işi
- testerelemek
Testere ile kesmek
- testereli
Testere biçiminde dişleri olan
- testi
Toprak, cam, metal vb. maddelerden yapılan, geniş gövdeli, dar boğazlı, emzikli veya emziksiz su kabı
- testi gibi
büyük ve sarkık (meme)
- testi kebabı
İçi et ve sebze ile doldurulmuş ve ağzı hamurla sıvanmış testinin ocak veya fırına verilmesi yoluyla pişirilen bir kebap türü
- testi kırılmadan
iş işten geçmeden
- testi kırılsa da kulpu elde kalır
"zarar da etse varlıklı bir kimse büsbütün yoksul kalmaz" anlamında kullanılan bir söz
- testici
Testi yapan veya satan kimse
- testicilik
Testicinin işi
- testilik
Eskiden evlerin iç avlularına su dolu testileri koymak için yapılan delikli tahta raf
- testiyi kıran da bir, suyu getiren de
"görevini iyi yapanla kötüye kullanan arasında bir fark gözetilmemektedir" anlamında kullanılan bir söz
- testleme
Testlemek işi
- testlemek
Test yapmak, teste tabi tutmak
- testlenme
Testlenmek işi
- testlenmek
Testleme işi yapılmak
- testosteron
Erkek cinsiyet hormonu
- tesvit
Karalama, müsvedde yapma
- tesviye
Düz duruma getirme; düzleme
- tesviye etmek
düzlemek
- tesviyeci
Metal, tahta vb. maddelerden yapılmış parçaları istenilen biçime sokmak için işleyerek düzelten usta
- tesviyecilik
Tesviyecinin işi veya mesleği
- tetabuk
Uyma, uygun gelme
- tetabuk etmek
uymak, uygun gelmek
- tetanos
İnsan ve hayvan vücuduna açık yaralardan giren, genellikle toprakta, gübrede yaşayan bir basilin yol açtığı, kasların sürekli ağrılı kasılmasıyla kendini gösteren ateşli ve tehlikeli bir hastalık; kazıklı humma
- tetbeş
Birbirine baş başa, yan yana ve taban tabana olmak üzere ters biçimde basılmış iki pul
- tetebbu
Bir şeyi iyice inceleme, onunla ilgili bilgi edinme, araştırma
- tetebbu etmek
inceleme yapmak, araştırmak
- tetik
Ateşli silahlarda ateşlemeyi sağlamak için çekilen küçük parça
- tetik bulunmak
tetikte bulunmak
- tetik davranmak
anında, çok çabuk davranmak
- tetik durmak
hazır ve uyanık bulunmak
- tetik üstünde beklemek
hazır, dikkatli, uyanık bulunmak, tetikte olmak
- tetikleme
Tetiklemek işi
- tetiklemek
Harekete geçirmek
- tetikleyebilme
Tetikleyebilmek işi
- tetikleyebilmek
Tetikleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- tetikleşme
Tetikleşmek işi
- tetikleşmek
Tetik duruma gelmek
- tetikli
Tetiği (I) olan
- tetiklik
Tetik (II) olma durumu
- tetikte (veya tetik) olmak (veya beklemek veya bulunmak veya durmak)
her an uyanık ve hazır bulunmak
- tetikçilik
Tetikçi olma durumu
- tetir
Cevizin yeşil kabuğu
- tetiğe basmak (veya dokunmak)
ateş etmek
- tetiği çekmek
tetiğe basmak
- tetiğini bozmamak
soğukkanlılığını bozmamak, telaş göstermeyerek durumunu değiştirmemek
- tetkik etmek
incelemek
- tetkikat
İncelemeler
- tevafuk
Birbirine uyma, uygun gelme
- tevafuk etmek
birbirine uymak, uygun gelmek
- tevahhuş etmek
ürkmek
- tevakki etmek
sakınmak
- tevakkuf
Bağlı olma, ilgili olma
- tevakkuf etmek
eğleşmek
- tevali
Art arda gelme, ardı arası kesilmeme, sürüp gitme
- tevali etmek
arkası gelmek, sürüp gitmek
- tevarüs
Bir kimseden miras kalma, mirasa konma
- tevarüs etmek
mal vb. miras olarak birinden diğerine kalmak
- tevatür
Yaygın söylenti
- tevazusuz
Alçak gönüllü olmayan
- tevazün
Birbirine denk olma, dengede bulunma
- tevcih
Aşama, makam, mevki verme, terfi ettirme
- tevcih etmek
yöneltmek
- tevdi
Emanet etme
- tevdi etmek
emanet etmek
- tevdiatta bulunmak
para yatırmak
- teveccüh
Bir yana doğru yönelme, yüzünü çevirme
- teveccüh etmek
bir yere yönelmek
- teveccüh göstermek
güler yüz göstermek
- teveccühünüz
"iyi görüşünüz, iyi değerlendirmeniz" anlamında kullanılan bir söz
- tevehhüm
Kuruntuya düşme
- tevek
Asma, kavun, karpuz vb. bitkilerin sürgünü veya dalı
- tevekkel
Her şeyi oluruna bırakan
- tevekkül
Herhangi bir işte elinden geleni yapıp daha sonrasını Allah'a bırakma, Allah’a güvenme
- tevekkül etmek
herhangi bir işte elinden geleni yapıp daha sonrasını Allah'a bırakmak
- tevekküllü
Tevekkülü olan
- tevekkülsüz
Tevekkülü olmayan
- tevekkülsüzlük
Tevekkülsüz olma durumu
- tevekleme
Teveklemek işi
- teveklemek
Üzüm kütüklerinde dip ve gövdeden çıkan gereksiz sürgünleri temizlemek
- teverrüm
Verem olma
- teverrüm etmek
vereme yakalanmak, verem olmak
- tevessü etmek
genişlemek
- tevessül
Elde etmek istenilene ulaşmak için birini ve bir şeyi aracı yapma
- tevessül etmek
elde etmek istenilene ulaşmak için birini ve bir şeyi aracı yapmak
- tevfik
Allah'ın yardımına kavuşma
- tevfikan
Uyarak, uygun olarak, -e göre
- tevhit
Allah'ın birliğine inanma, bir sayma, bir olarak bakma
- tevhit ehli
Allah'ın birliğine inananlar
- tevhit etmek
Allah'ın bir olduğunu söylemek
- tevil etmek
söz veya davranışa başka bir anlam vermek
- tevil götürmek
söz veya davranışa başka bir anlam verebilmek
- tevki
Padişah fermanlarına çekilen tuğra
- tevkif
Bir suç dolayısıyla birini tutuklama
- tevkif etmek
tutuklamak
- tevkifat
Para konusunda kesintiler
- tevkil
Vekil etme
- tevkil etmek
birini vekil etmek
- tevlit
Sebep olma, oluşturma
- tevlit etmek
doğurmak
- tevliyet
Vakıf mallarına bakma görevi
- Tevrat
Museviliğin temel ilkelerini, Hz. Musa'ya gönderilen Tanrı buyruklarını içeren Musevilerin kutsal kitabı; Ahd-i Atik
- tevriye
Birden çok anlamı olan bir sözün yakın anlamının değil de uzak anlamının kullanılması sanatı
- tevsi etmek
genişletmek
- tevsik etmek
belgelemek
- tevzi bürosu
Dağıtım işleri ile uğraşan büro
- tevzi etmek
dağıtmak
- tevziat
Dağıtmalar
- teyakkuz
Olması muhtemel bir şeyi dikkatle bekleme
- teyakkuza geçmek
dikkatli ve tetikte olmak
- teybe almak
söylenilen söz, müzik vb.ni teyp makinesindeki banda geçirmek
- teyel
Seyrek ve eğreti dikiş; ilinti
- teyel ipliği
Teyel yapmakta kullanılan iplik
- teyel yapmak (veya atmak)
dikilecek parçaları birbirine teyelle tutturmak
- teyelleme
Teyellemek işi; ilintileme, ilgileme
- teyellemek
İki parçayı eğreti olarak seyrek dikişle elde dikmek; ilintilemek, ilgilemek
- teyellenme
Teyellenmek işi
- teyellenmek
Kumaş teyelle tutturulmak, üzerine teyel yapılmak
- teyelli
Teyelle tutturulmuş, teyellenmiş
- teyemmüm
Su bulunmayan yerde su niyetiyle toprak, kum vb. şeylerle abdest alma
- teyit etmek
gerçeklemek
- teyp
Manyetik bir bant üzerine sesleri kaydeden ve okuyan aygıt
- teyze
Annenin kız kardeşi; ana yarısı, anne yarısı
- teyze kızı
Teyzenin kızı
- teyze oğlu
Teyzenin oğlu; teyzezade
- teyzelik
Teyze olma durumu
- tez
Süratli bir biçimde
- tez vakitte
En kısa sürede; tez vakit
- tezada düşmek
bir sözü öbürünü tutmamak
- tezahür
Ortaya çıkma
- tezahür etmek
ortaya çıkmak
- tezahürat
Bağırıp çağırarak, alkışlayıp tempo tutarak yapılan gösteri
- tezat
Anlatımda birbirine karşıt iki sözü yan yana kullanma sanatı
- tezatlık
Tezat olma durumu
- tezayüt etmek
artmak
- tezek
Yakıt olarak kullanılan kurutulmuş sığır dışkısı
- tezekkür
Bir sorunu konuşma
- tezellül
Kendini hakir görme
- tezevvüç etmek
evlenmek
- tezgâh
Genellikle dükkânlarda satıcıların önündeki uzun masa
- tezgâh açmak
seyyar satıcı, herhangi bir yere tezgâhını kurmak
- tezgâh mengenesi
İş yerlerinde sabit tezgâha bağlanan ve boru, demir vb.ni kesme işlerinde kullanılan bir mengene türü
- tezgâhlama
Tezgâhlamak işi
- tezgâhlamak
Dokunacak bezi tezgâha yerleştirmek
- tezgâhlanma
Tezgâhlanmak işi
- tezgâhlanmak
Tezgâhlama işine konu olmak
- tezgâhlayabilme
Tezgâhlayabilmek işi
- tezgâhlayabilmek
Tezgâhlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tezgâhtar
Kahve, gazino, mağaza vb. yerlerde tezgâhta duran, satış yapan kimse
- tezgâhtar ağzı
Bir şeyi beğendirmek için fazlaca konuşma, gereksiz övme
- tezgâhtarlık
Tezgâhtar olma durumu, tezgâhtarın işi
- tezgâhtarlık etmek
bir iş yerinde tezgâhtar olarak çalışmak
- tezgâhçı
Tezgâh yapıp satan kimse
- tezgâhçılık
Tezgâhçı olma durumu
- tezgâhı kurmak
işe başlamak üzere çalışma araçlarını hazırlamak, çalışmaya başlamak
- tezhip
Levhaların, yazma kitapların, sayfaların yaldız ve boya ile bezenmesi, yaldızlanması ile yapılan süsleme sanatı
- tezhipçi
Tezhip yapan kimse
- tezhipçilik
Tezhipçi olma durumu
- tezkere
Bir iş için izin verildiğini bildiren resmî kâğıt
- tezkere almak
askerlik görevini tamamlayarak bunu bildiren bir belge almak
- tezkere bırakmak
askerlik görevini bitirdiği hâlde orduda çalışmasını sürdürmek, orduda kalmak
- tezkereci
Askerlik ödevini tamamlamış, terhis olmuş er
- tezkerecilik
Tezkereci olma durumu
- tezkeresini eline vermek
işine son vermek, kovmak
- tezkiye
Bir kimsenin iyi bir insan olduğunu kendisini tanıyanlardan soruşturarak ortaya çıkarma
- tezkiyesi bozuk
Doğruluğuna güvenilmez (kimse)
- tezkiyesini düzeltmek
ahlakça kötü tanınmışken durumunu düzeltmek
- tezleme
Tezlemek işi
- tezlemek
Bir şeyi çabuklaştırmak
- tezleşme
Tezleşmek (I) işi
- tezleşmek
Çabukluk kazanmak, çabuklaşmak
- tezleştirme
Tezleştirmek işi
- tezleştirmek
Bir işi çabuklaştırmak, acele ettirmek
- tezli
Tezi olan, bir iddia ileri süren
- tezlik
Tez olma durumu
- tezlik fiili
Çabukluk, kolaylık vb. kavramları kazandırmak üzere bir fiile -i zarf-fiil eki ve vermek fiili getirilerek oluşturulan tasvir fiili; tezlik eylemi: açıvermek, yapıvermek vb
- tezvir
Yalan söyleme
- tezvir çıkarmak
birisi hakkında dedikodu etmek
- tezvirat
Yalan dolan şeyler
- tezyif
Bir şeyi değersiz, adi, bayağı, aşağılık göstermeye çalışma, küçültmek isteme
- tezyif etmek
aşağılamak
- tezyifkâr
Aşağılayıcı olan
- tezyin etmek
süslemek
- tezyinat
Bezekler, süsler
- tezyinî
Bezemecilikle, süslemecilikle ilgili
- tezyinî sanat
Süsleme sanatı
- tezyit etmek
artırmak
- teçhil etmek
birinin bilgisizliğini göstermek, bilmezlemek
- teçhiz etmek
donatmak
- teçhizat
Silah dışındaki savaş gereçleri; donatı
- teçhizatlı
Teçhizatı bulunan, teçhizatlanmış
- teğelti
Binek hayvanlarında eyerin altına konulan keçe
- teğet
Bir eğrinin yanından geçen ve ona ancak bir noktada değen doğru; mümas
- teğet geçmek
yakınından geçmek
- teğmen
Orduda rütbesi asteğmenle üsteğmen arasında olan, takım komutanlığı yapan subay; mülazım
- teğmenlik
Teğmen olma durumu; mülazımlık
- teşbih etmek
benzetmek
- teşbihte hata olmaz (veya olmasın)
"yeri geldiği zaman çirkin, kaba bir benzetme ile anlatıma daha etkili bir hava verilmesi, saygısızca bir davranış değildir, kimse bundan alınmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- teşci etmek
cesaretlendirmek
- teşdit
Şiddetini artırma, güç verme
- teşebbüs
Girişim, girişme
- teşebbüs etmek
girişmek, el atmak
- teşebbüse geçmek
bir işi yapmak için davranmak, girişmek
- teşebbüsü ele almak
öne atılıp bir işi yönetmeye başlamak
- teşehhüt
Namazda oturarak "ettehiyyatü" duasını okuma
- teşehhüt miktarı
Çok kısa bir süre
- teşekkül etmek
belirmek, belli bir biçim almak
- teşekkür
Yapılan bir iyiliğe karşı duyulan kıvanç ve gönül borcunu anlatma
- teşekkür etmek
hoşnutluğunu anlatmak
- teşekkürname
Okullarda belli bir başarı düzeyinin üzerine çıkan öğrenciye karnesiyle birlikte verilen belge; teşekkür
- teşerrüf
Bir kimse ile tanışmaktan şeref duyma
- teşerrüf etmek
bir kimse ile tanışmaktan şeref duymak
- teşhir
Herkese duyurma, dile düşürme
- teşhir etmek
göstermek
- teşhis
Kim ve ne olduğunu anlama, tanıma, seçme
- teşhis etmek (veya koymak)
kim ve ne olduğunu anlamak, tanımak, seçmek
- teşkil
Oluşturma, ortaya çıkarma, meydana getirme
- teşkil etmek
oluşturmak, ortaya çıkarmak
- teşkilatsız
Örgütsüz bir biçimde
- teşmil
Kapsamına alma
- teşmil etmek
kapsamını genişletmek, kapsamına almak
- teşne
Susamış
- teşne olmak
çok istekli görünmek
- teşrif
Bir yeri onurlandırma, şereflendirme
- teşrif etmek
şereflendirmek, onurlandırmak
- teşrifat
Resmî günlerde ve toplantılarda devlet büyüklerinin makam ve mevki sıralarına göre kabulü
- teşrifatlı
Resmî veya geleneksel kurallara bağlı
- teşrifatsız
Resmî veya geleneksel kurallara bağlı olmayan
- teşrifatçı
Resmî gün ve törenlerde davetlileri kurallara göre karşılamakla ve ağırlamakla görevli kimse
- teşrifatçılık
Teşrifatçı olma durumu
- teşrih
Bir sorunu veya konuyu ele alıp en ince noktalarına kadar gözden geçirerek anlatma; açımlama
- teşrih etmek
açımlamak
- teşrih masası
Otopsi yapılan özel masa
- teşrihhane
Otopsi yapılan yer
- teşrik
Yaptığı bir işe bir kimseyi ortak etme
- teşrikimesai
Bir gaye uğruna kurulan çalışma ortaklığı, birlikte çalışma; iş birliği
- teşrin
Eski takvimde ekim ve kasım ayları için kullanılan ortak isim
- teşt
Çamaşır leğeni
- teşvik
Bir kimseyi kötü bir iş yapması için kışkırtma
- teşvik etmek
isteklendirmek, özendirmek
- teşvikçilik
Teşvikçi olma durumu
- teşyi etmek
uğurlamak, geçirmek
- Th
Toryum elementinin simgesi
- Ti
Titan elementinin simgesi
- ti
Bir tören sırasında, askerleri bir araya toplamak, törenin başladığını bildirmek vb. amaçlarla çalınan borazanın çıkardığı tiz ses
- ti borusu
Ti işareti veren boru
- ti işareti
Borazanla "ti" sesi çıkararak verilen işaret
- Tibetli
Tibet halkından olan kimse
- Tibetçe
Tibet dili
- Ticani
Kuzey Afrika'da kurulmuş bir tarikat ve bu tarikattan olan kimse
- ticani
Yobaz, gerici
- Ticanilik
Ticani tarikatı
- ticanilik
Yobazlık, aşırı gericilik
- ticaret
Ürün, mal vb. alım satımı; tecim
- ticaret ataşesi
Büyükelçiliklerde ticaret işleri ve hareketleriyle ilgilenmek üzere görevlendirilen elçilik görevlisi; ticari ataşe
- ticaret borsası
Ticaret mallarının işlem gördüğü borsa
- ticaret coğrafyası
Bir ülkenin ticaretle ilgili her türlü ilişkisini ve bunun nedenlerini inceleyen coğrafya bilimi
- ticaret filosu
Aynı bayrak altında çalışan her türden ticaret gemilerinin tümü
- ticaret gemisi
Devlet veya özel sermayece işletilen, ticaret amacıyla kullanılan gemi
- ticaret işletmesi
Kazanç sağlamak amacıyla çalışan işletme
- ticaret limanı
Dış ülkelerle alışverişin yapıldığı liman
- ticaret mahkemesi
Ticaret davalarına bakan mahkeme
- ticaret merkezi
Çeşitli ürünlerin ve malların pazarlandığı, ticari ilişkilerin kurulduğu yer
- ticaret odası
Tüccarlar arasında dayanışmayı sağlamak, ortak sorunlarla uğraşmak, yabancı tüccarlarla ilişki kurmak, ortak çıkarları korumak için kanun ile kurulan tüzel kişiliğe sahip kurum
- ticaret sicili
Ticaret mahkemelerinin bulunduğu yerlerde ticari işlemlerin kayıt ve tescil edildiği ve herkesin yararlanabileceği resmî kütük
- ticaretgâh
Ticaret yeri, ticarete elverişli yer
- ticarethane
Ticaret işlerinin yürütüldüğü yer; tecimevi
- ticari
Ticaretle ilgili, ticarete ilişkin
- ticari dava
Ticaret mahkemesinin görev alanına giren davalar
- ticari tüketim
Ticaret mallarının tüketilmesi
- ticari ünvan
Ticarethanelerin kullanmak zorunda oldukları ad veya ünvan
- ticarileşme
Ticarileşmek işi
- ticarileşmek
Ticari duruma gelmek
- tifdruk
Oyulmuş bakır kalıplarla yapılan, renkli fotoğraf baskılarına elverişli bir baskı tekniği
- tifo
Kirli sularda, bu sularla sulanmış sebzelerde bulunan, mikroplarla oluşan, ortalama üç hafta süren, ateşli ve tehlikeli bir bağırsak hastalığı; karahumma
- tiftik
Tiftik keçisinin ince, yumuşak, parlak yünü; moher
- tiftik keçisi
Uzun, kıvırcık ve ipek gibi yumuşak kılları olan, evcil bir tür keçi; Ankara keçisi
- tiftik tiftik
Telleri birbirinden ayrılıp kabarmış
- tiftik tiftik olmak
kumaşın telleri birbirinden ayrılmak, çok eskimek
- tiftiklenme
Tiftiklenmek işi
- tiftiklenmek
Kumaşın telleri birbirinden ayrılmak, kabarmak, tiftik tiftik olmak
- tifüs
Bitle geçen, ortalama on beş gün süren, vücutta pembe lekelerle beliren, ateşli ve tehlikeli bir hastalık; lekeli humma
- tik
Herhangi bir kas kümesinin irade dışı hareketi
- tik atmak
yazının bir tarafına onay işareti koymak
- tik ağacı
Çift çeneklilerden, kaplamada kerestesinden yararlanılan, doğal rengi sarı, zamanla havada kendiliğinden koyulaşan bir sıcak iklim ağacı (Tectona grandis)
- tik tak
Genellikle saatin çalışırken çıkardığı ses
- tike
Et, ekmek, peynir vb.nde parça, lokma, dilim
- tike kebabı
Koyun eti ve kuyruk yağının kömürde pişirilmesiyle yapılan, üzerine baharatlardan oluşan sos dökülen bir kebap türü
- tikel
Bir türün bütün bireylerine değil de bir veya birkaç bireyine ilişkin olan; cüzi, tümel karşıtı
- tikel önerme
Konunun kapsamına giren bütün bireyler için değil de bazıları için belli bir şey bildiren önerme
- tikellik
Tikel olma durumu
- tiksindirici
Tiksinilecek durumda olan; tiksinç, menfur
- tiksindiricilik
Tiksindirici olma durumu
- tiksindirme
Tiksindirmek işi
- tiksindirmek
Tiksinmesine yol açmak
- tiksinilme
Tiksinilmek işi
- tiksinilmek
Tiksinme işine konu olmak
- tiksiniş
Tiksinmek işi
- tiksinme
Tiksinmek işi; ikrah, istikrah, kerahet, nefret
- tiksinmek
Bir şey, bir kimse, bir düşünce, bir durum vb.ni kötü, iğrenç veya aşağılık bularak ondan uzak durma duygusuna kapılmak, ikrah etmek, istikrah etmek
- tiksinti
Tiksinme işi, tiksinme; ikrahlık
- tilavet
Kur'an'ı güzel ve yüksek sesle, usulünce okuma
- tilki
Köpekgillerden, uzunluğu 90, kuyruğu 30 santimetre kadar, ırklarına göre çeşitli renklerde olan, ağız ve burnu uzun ve sivri, kümes hayvanlarına zarar veren, kürkü beğenilen bir tür memeli (Vulpes)
- tilki gibi
kurnaz (kimse)
- tilki tilkiliğini anlatıncaya kadar post elden gider
"bir gerçeği anlatıncaya kadar çoğu kez başa gelmedik şey kalmaz" anlamında kullanılan bir söz
- tilki uykusuna vermek
uyuyormuş gibi yaparak fırsat kollamak
- tilki uykusuna yatmak
uyuyormuş gibi yaparak fırsat kollamak
- tilkikuyruğu
Uzun salkımlı bir çeşit üzüm
- tilkileşme
Tilkileşmek işi
- tilkilik
Kurnazlık veya kurnazca davranış
- tilkimsi
Tilkiyi andıran, tilkiye benzeyen, tilki gibi
- tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır
"bir kişi ne kadar farklı yerlerde yaşarsa yaşasın, ne kadar farklı işlerle uğraşırsa uğraşsın, bağlı bulunduğu çevreye veya işe dönmek zorunda kalır" anlamında kullanılan bir söz
- Tillo
Siirt iline bağlı ilçelerden biri
- tim
Güvenlik güçlerinde belirli bir iş veya hizmeti başarabilecek güçteki en küçük birlik
- timbal
Üstü deri ile kaplı, bakırdan yapılan, küre biçiminde bir davul türü
- timsah
Sürüngenlerden, sıcak bölgelerin akarsularında yaşayan, kalın derili, uzun kuyruklu, iri bir hayvan (Crocodilus)
- timsah gözyaşları
Sahte gözyaşları
- timsahlar
Örneği timsah olan sürüngenler takımı
- timsal olmak
simge durumuna gelmek
- timüs
Göğüs kemiği arkasında bulunan iç salgı bezi; özden
- tin
Birtakım fizikötesi kurucularının, gerçeği ve evreni açıklamak için her şeyin özü, temeli veya yapıcısı olarak benimsedikleri madde dışı varlık
- tin tin
Sessiz, patırtısız bir biçimde
- tinerci
Uçucu madde bağımlısı olan kimse
- tinercilik
Tinercinin yaptığı iş
- tip
Aynı cinsten bütün varlıkların veya nesnelerin temel özelliklerini büyük ölçüde kendinde toplayan örnek
- tipik
Bir kimseyi veya nesneyi niteleyen; karakteristik
- tipileme
Tipilemek işi
- tipilemek
Kar tipiye çevirmek
- tipili
Kar fırtınalı
- tipleme
Tiplemek işi
- tiplemek
Belirli bir tipin bütün çapraşık özelliklerini, bunu en iyi, en rahat, en inandırıcı biçimde temsil edebilecek kişiyle canlandırmak
- tipleşme
Tipleşmek durumu
- tipleşmek
Tip özelliği kazanmak
- tipleştirme
Tipleştirmek işi
- tipleştirmek
Tip özelliği vermek veya kazandırmak
- tipo
Kurşundan dökülmüş harflerin bir araya getirilmesiyle yapılan bir baskı türü
- tipocu
Basımevlerinde tipo baskısıyla uğraşan kimse
- tipoculuk
Tipocunun yaptığı iş
- tipografi
Kabartma biçimlerle ilgili baskı yöntemi; tipografya
- tipografik
Tipografi ile ilgili
- tipoloji
İnsan tiplerini belirleme ve ayırt etme yöntemi
- tipolojik
Tipolojiye ilişkin
- tipolojik tasnif
İnsan tiplerini sınıflandırma
- tir tir
"Çok üşümek, çok korkmak" anlamlarındaki tir tir titremek deyiminde geçen bir söz; tiril tiril
- tiramola
Geminin rüzgârüstüne veya rüzgâraltına dönmesi için yelkenlerin bazısını gevşetme, bazısını germe işlemi
- tiran
Eski Yunan'da siyasal gücü zorla ele geçiren, onu kötüye kullanan kimse
- tiranlık
Tiran olma durumu
- tirat
Bir tiyatro oyununda oyuncuların bir defada söylediği parça
- Tire
İzmir iline bağlı ilçelerden biri
- tire
Dikişte kullanılan pamuk ipliği
- Tirebolu
Giresun iline bağlı ilçelerden biri
- tireleme
Tirelemek işi
- tirelemek
Bir yazıya tire (II) koymak
- tirendaz
Ok atan
- tirendazlık
Tirendaz olma durumu
- tirfil
Bir tür yonca
- tirfillenme
Tirfillenmek işi
- tirfillenmek
Kumaş havı dökülmek
- tirhandil
Yelken ve kürekle yürütülen ve genellikle Bodrum'a özgü dayanıklı ve zarif tekne türü
- tirhos
Taze sardalya balığı
- tirhos vohozu
Sardalya balığının küçüğü
- tiridi çıkmak
iyice ihtiyarlamak, çok yaşlanmak
- tiridine banmak
yemeğin suyuna banmak
- tiril tiril
Titrer gibi dalgalanan, ince (kumaş, elbise)
- tiril tiril giyinmek
tertemiz biçimde
- tiril tiril titremek
çok üşümek
- tirildeme
Tirildemek işi
- tirink
Peşin olarak
- tirit
Et suyuna kızartılmış veya bayat ekmek konularak yapılan yemek
- tirit gibi
yerinden kımıldayamayacak kadar ihtiyar (kimse)
- tiritleşme
Tiritleşmek işi; tiritlenme
- tiritleşmek
Çok yaşlanıp gücü kalmamak; tiritlenmek
- tiriz
Giysilerin yırtmacına ve eteğine eklenen ensiz kumaş parçası
- tirle
Meme başı üzerine yerleştirilip sütün alınmasına yarayan araç
- tirlin
Mürekkeple çizgi çizmeye yarayan, türlü kalınlıklarda gereç
- tiroit bezi
Gırtlağın ön ve alt bölümünde bulunan, çok damarlı, salgısını kana veren bir bez; kalkan bezi, tiroit
- tirokalsitonin
Tiroit bezinden salgılanan, kandaki kalsiyumu azaltan hormon
- tiroksin
Tiroit hormonlarının ilk keşfedileni
- tirpidin
Ufak bahçe çapası
- tirsi
Hamsigillerden, yumurtalarını tatlı sulara bırakan bir tür balık (Alosa alosa)
- tiryaki
Afyon, tütün, kahve, çay vb. keyif veren maddelere alışmış olan (kimse)
- tiryakisi olmak
bir şeye veya birine çok düşkün olmak
- tirşe
Yeşil ile mavi arası renk
- tirşe gözlü
Gözü tirşe renkli olan
- tirşeleşme
Tirşeleşmek işi
- tirşeleşmek
Tirşe rengine dönüşmek
- titan
Atom numarası 22, atom ağırlığı 47,90, yoğunluğu 4,5 olan, 1675 °C'ye doğru eriyen, özellikleri bakımından silisyumla kalaya yaklaşan, parlak beyaz renkli, basit element (simgesi Ti)
- titiz
Çok dikkat ve özenle davranan veya böyle davranılmasını isteyen (kimse), memnun edilmesi güç; müşkülpesent
- titizce
Titiz bir biçimde
- titizlenme
Titizlenmek işi; titizleşme
- titizlenmek
Çok dikkat ve özenle davranmak veya böyle davranılmasını istemek, titiz olmak, titizlik göstermek; titizleşmek
- titizlik
Titiz olma, titizce davranma durumu
- titizlik göstermek
titizlenmek
- titrek
Titreyen; lerzan
- titrek kavak
Avrupa, Kuzey Afrika, Ön Asya, Kafkasya, Sibirya, Japonya ve Türkiye'nin orman bölgelerinde yetişen, çalı veya ağaççık hâlinde bir tür kavak; acı kavak, dağ kavağı (Populus tremula)
- titrekleşme
Titrekleşmek işi
- titrekleşmek
Titrek duruma gelmek
- titreklik
Titrek olma durumu
- titreme
Titremek işi; lerze
- titreme gelmek
titremeye başlamak, titremeye tutulmak
- titremek
Küçük ve hızlı salınım hareketleri yapmak; tirildemek
- titremleme
Titremlemek işi
- titremlemek
Konuşmada, düşünce veya duyuştan gelen yumuşaklık ve sertlik özelliklerini belirtmek için tonları düzenlemek
- titretiş
Titretmek işi
- titretme
Titretmek işi
- titretmek
Titremesine yol açmak
- titreyebilme
Titreyebilmek işi
- titreyebilmek
Titreme ihtimali bulunmak
- titreyiverme
Titreyivermek işi
- titreyivermek
Aniden titremek
- titreyiş
Titremek işi
- titreşim
Küçük ve hızlı salınım; ihtizaz, vibrasyon, rezonans
- titreşim önleyici
Yapılarda hidrofor, elektrik motoru, boyler üniteleri, kalorifer kazanı vb. araçların titreşimleriyle etrafa zarar vermemeleri için yapılan yalıtım; vibrasyon tecridi
- titreşimli
Titreşim yapan veya titreşim oluşturan; vibrasyonlu
- titreşimlilik
Titreşimli olma durumu
- titreşimsiz
Titreşim yapmayan veya titreşim oluşturmayan
- titreşimsizlik
Titreşimsiz olma durumu
- titreşme
Titreşmek işi; ihtizaz
- titreşmek
Her yanı titremek
- titreştirme
Titreştirmek işi
- titreştirmek
Her yanı titretmek
- tiyatro
Dram, komedi, vodvil vb. eserleri sahneleme sanatı
- tiyatrocu
Tiyatro oyuncusu
- tiyatroculuk
Tiyatro sanatçılığı
- tiyatrolaştırma
Tiyatrolaştırmak işi
- tiyatrolaştırmak
Yazılı bir eseri oyun durumuna getirmek
- tiyatrosever
Tiyatro tutkusu olan, tiyatroyu seven (kimse)
- tiyatroseverlik
Tiyatrosever olma durumu
- tiye almak
biriyle alay etmek, eğlenmek
- tiz
İnce keskin (ses), pes karşıtı
- tiz sesli
Sesi tiz olan
- tiz seslilik
Tiz sesli olma durumu
- tizleşme
Tizleşmek işi
- tizleşmek
Ses, tiz bir durum almak
- tişört
Genellikle kısa kollu, pamuklu spor giysi
- Tl
Talyum elementinin simgesi
- Tm
Tulyum elementinin simgesi
- Togolu
Togo’da yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse
- Toharca
Orta Asya'da kullanılmış olan eski bir Hint-Avrupa dili
- toht
Çoban köpeklerinin boynuna takılan dikenli demir tasma
- tohum
Bitkilerde döllenme sonunda yumurtacıktan oluşan ve yeni bir bitki oluşmasını sağlayan tane; ekecek
- tohum zarı
Tohumu dıştan sararak onu koruma altına alan zar
- tohuma kaçmak
üreme veya üretme gücü kalmamak
- tohumcu
Tohum yetiştiren veya satan kimse
- tohumculuk
Tohumcunun işi
- tohumlama
Döllemek işi
- tohumlamak
Dişi bir hayvanı, erkeğinden alınan tohumla yapay olarak döllemek
- tohumlanma
Tohumlanmak işi
- tohumlanmak
Tohumlu duruma gelmek
- tohumlu
Tohumu olan
- tohumlu bitkiler
Bitkiler dünyasının büyük bir şubesi; çiçekli bitkiler
- tohumluk
Bitki yetiştirmede kullanılan tane, çekirdek, kök, sap vb.nin bütünü
- tohumu dökülmek
geçirdiği büyük bir korku dolayısıyla dölden kesilmek
- tok
Açlığını gidermiş, doymuş, aç karşıtı
- tok açın hâlinden bilmez
"varlıklı olan, yoksulun ne denli sıkıntı içinde bulunduğunu bilmez" anlamında kullanılan bir söz
- tok evin aç kedisi
gereksinimi olmadığı hâlde açgözlülük eden
- tok karnına
Yemek yedikten sonra
- tok sözlü
Hatır ve gönül dinlemeden, hiçbir şeyden çekinmeden konuşan
- tok sözlülük
Tok sözlü olma durumu
- tok tok
Kalın ve gür sesle
- tok tok yürümek
kendinden emin, heybetli bir biçimde yürümek
- tok tutmak
açlığı uzun süre giderme veya doyurma özelliği olmak
- toka
Kemer, kayış, ayakkabı vb.nin iki ucunu birbirine bağlamaya, bunları istenilen genişlikte tutmaya yarayan, türlü biçimlerde tutturmalık
- toka etmek
el sıkışmak
- tokalaşabilme
Tokalaşabilmek işi
- tokalaşabilmek
Tokalaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tokalaşma
Tokalaşmak işi
- tokalaşmak
Birbirinin elini sıkmak, el sıkışmak
- tokalı
Tokası olan, toka takılmış olan
- tokasız
Tokası olmayan
- Tokat
Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- tokat
El içi ile vuruş
- tokat (veya tokadı) yemek
kendine tokat vurulmak
- tokat atmak (veya patlatmak)
el içi ile vurmak
- tokat aşk etmek (veya eylemek)
hızla vurmak
- Tokat kebabı
Tokat yöresine özgü, domates, biber, patlıcan ve etle özel fırınlarda yapılan bir kebap türü
- tokatlama
Tokatlamak işi
- tokatlamak
Tokat atmak
- tokatlanma
Tokatlanmak işi
- tokatlanmak
Tokat atılmak
- tokatlatma
Tokatlatmak işi
- tokatlatmak
Tokatlama işini yaptırmak
- tokatlayabilme
Tokatlayabilmek işi
- tokatlayabilmek
Tokatlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- Tokatlı
Tokat ilinden olan kimse
- Tokatlılık
Tokatlı olma durumu
- tokaç
Çamaşır yıkarken kullanılan, tahtadan, yassı tokmak
- tokaçlama
Tokaçlamak işi
- tokaçlamak
Çamaşırı tokaçla dövmek
- tokaçlanma
Tokaçlanmak işi
- tokaçlanmak
Çamaşır tokaçla dövülmek
- tokgözlü
açgözlü karşıtı
- toklu
Bir yıllık kuzu
- tokluk
Tok olma durumu
- tokmak
Ağaçtan yapılmış iri çekiç
- tokmak gibi
tıkız etli
- tokmak tokmak
Etli, kalın bir biçimde
- tokmaklama
Tokmaklamak işi
- tokmaklamak
Tokmakla vurmak
- toksikolog
Toksikoloji ile uğraşan kimse
- toksikoloji
Zehirle, onların organizmaya olan etkileriyle ve zehirlerin belirlenmesiyle uğraşan bilim dalı
- toksikolojik
Toksikoloji ile ilgili
- toksikoman
Dıştan sağlanan her türlü maddeye, özellikle toksik bir maddeye karşı fiziksel ve ruhsal bir bağımlılık duyan, vücudunda bu maddenin yarattığı olağanüstü etkilerin arayışı içinde olan kişi
- toksikomani
Uyuşturucu madde tutkunluğu
- toksin
Canlı organizmalarda görülen zehir
- tokurdama
Tokurdamak işi
- tokurdamak
Hava, suyun içinde kabarcıklar durumunda yükselirken ses çıkarmak
- tokurdatma
Tokurdatmak işi
- tokurdatmak
Tokurdama işini yaptırmak
- tokurtu
Tokurdama sırasında çıkan sesin adı
- tokuz
Sık ve kalınca, tok (kumaş)
- tokuşma
Tokuşmak işi
- tokuşmak
İki şey birbirine çarpmak, çarpışmak
- tokuşturabilme
Tokuşturabilmek işi
- tokuşturabilmek
Tokuşturma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tokuşturma
Tokuşturmak işi
- tokuşturmak
Birbirine dokundurmak, çarpıştırmak
- tokyo
Genellikle plastikten yapılmış bir terlik türü
- tol
Taş kemer veya taş kemerlerle yapılmış ev, oda, kapı vb. şey
- tolerans
İşlenmiş bir parçanın yapım ölçüsünde olabilecek özür payı
- tolere
"Hoş görmek; kaldırmak, katlanmak, tahammül etmek; gidermek" anlamlarındaki tolere etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- tolgalı
Miğferi olan
- tolgasız
Miğferi olmayan
- tolüen
Maden kömürü katranından çıkarılan, eritici ve leke çıkarıcı olarak kullanılan, yanabilir sıvı hidrokarbür (CH)
- tomahavk
Amerikan yapısı güdümlü füzelerin bir türü
- tomak
Ağaçtan yapılmış top
- tomar
Dürülerek boru biçimi verilmiş deriler veya kâğıtlar
- tomar tomar
Tomar durumunda olan
- tomarla
(toma'rla) Çok fazla bir biçimde
- tomarlama
Tomarlamak durumu
- tomarlamak
Tomar durumuna getirmek
- tomarlanma
Tomarlanmak durumu
- tomarlanmak
Tomar durumuna getirilmek
- tomarlatma
Tomarlatmak işi
- tomarlatmak
Tomar durumuna getirilmek
- Tomarza
Kayseri iline bağlı ilçelerden biri
- tombak
Kuyumculukta kullanılan, %80 bakır, %20 çinkodan oluşan sarı renkli alaşım
- tombala
Torbadan numaralı taşlar çekilerek üzerinde numara yazılı kâğıtlarla oynanan bir talih oyunu
- tombala çekmek
tombala oynamak
- tombalacı
Tombala çektirerek para kazanan kimse
- tombalacılık
Tombalacının işi
- tombalak
Kısa boylu, şişman, tıknaz ve tombulca
- tombaz
Irmaklarda işleyen, altı düz kayık
- tombik
Kuzey Afrika kıyılarında avlanan bir çeşit orkinosun yavrusu; tombilya
- tombilik
Küçük ton balığı
- tombul
Şişman, etine dolgun olan; yumuk
- tombulca
Biraz tombul
- tombullaşma
Tombullaşmak işi
- tombullaşmak
Tombul duruma gelmek
- tombulluk
Tombul olma durumu
- tomografi
Bir organ veya organizma kesitinin röntgenle filmini çekme yöntemi
- tomruk
Ağacın kesilerek silindir biçimine getirilmiş gövdesi
- tomruklama
Tomruklamak işi
- tomruklamak
Tomruk durumuna getirmek
- tomruklanma
Tomruklanmak işi
- tomruklanmak
Tomruk durumuna gelmek
- tomruğa atmak
tutukevine koymak
- tomruğa vermek
işkence aracına suçlunun ayaklarını geçirmek
- tomurcuk
Bir bitkinin üzerinde bulunan ve ileride sap, çiçek veya yaprak verecek olan filiz; domur
- tomurcuklanma
Tomurcuklanmak işi
- tomurcuklanmak
Tomurcuk oluşmak
- tomurma
Tomurmak işi
- tomurmak
Ağacı dibinden kesmek
- ton
Bir metreküp hacminde ve + 4 °C'deki arı suyun ağırlığı
- ton balığı
Uskumrugillerden, boyu 2,5 metre kadar olabilen, eti yenir bir balık; istavrit azmanı, orkinos (Thunnus)
- tonaj
Bir taşıtın alabildiği ton miktarı
- tonalite
Belirli bir tonda yazılmış müzik parçasının niteliği
- toner
Bilgisayar yazıcısı veya fotokopi makinesinde kullanılan toz durumundaki mürekkep
- tonga
Hile, düzen, tuzak
- tongaya basmak (veya düşmek)
kendisini kötü bir duruma düşürmek için hazırlanan bir düzene uğramak, tuzağa düşmek
- tonik
Organları uyaran ve güçlendiren ilaç
- tonilato
Gemilerin alabileceği yükü belirtmekte kullanılan, bir tona eşit birim
- tonilatoluk
Herhangi bir tonilato hacminde olan
- tonlarca
Çok miktarda olan; tonla
- tonlu
Akciğerlerden gelen havanın ses tellerini titreştirmesiyle boğumlanan (ses); yumuşak, sedalı, ötümlü, titreşimli
- tonlu vurgu
Hem yüksek hem yeğin hem de dinamik vurgu
- tonlu ünsüz
Akciğerlerden gelen havanın ses tellerini titreştirmesiyle boğumlanan ünsüz; yumuşak sessiz, yumuşak ünsüz, sedalı ünsüz, ötümlü ünsüz
- tonluk
Belli bir ton ağırlığında olan
- tonlulaşma
Tonsuz ünsüzlerin tonlu ünsüze dönüşmesi; yumuşama, sedalılaşma, ötümlüleşme
- tonlulaşmak
Tonlu duruma gelmek; yumuşamak, sedalılaşmak, ötümlüleşmek
- tonluluk
Tonlu olma durumu; yumuşaklık, sedalılık, ötümlülük
- tonoz
Tuğla ve harçla örülmüş, alttan obruk, yarım silindir biçiminde tavan örtüsü
- tonsuz
Akciğerlerden gelen havanın titreşime uğramadan boğumlanmasıyla oluşan (ses); sert, sedasız, ötümsüz, titreşimsiz
- tonsuz ünsüz
Akciğerlerden gelen havanın titreşime uğramadan boğumlanmasıyla oluşan ünsüz; sert sessiz, sert ünsüz, sedasız ünsüz, ötümsüz ünsüz
- tonsuzlaşma
Ünsüzlerin boğumlanması sırasında ses tellerinin akciğerlerden gelen havayı titreştirmemesi ve ton vermemesi; sertleşme, sedasızlaşma, ötümsüzleşme
- tonsuzlaşmak
Tonsuz duruma gelmek; sertleşmek, sedasızlaşmak, ötümsüzleşmek
- tonsuzluk
Tonsuz olma durumu; sertlik, sedasızlık, ötümsüzlük
- tonsürton
Tek bir rengin farklı tonlarının bir arada kullanılması
- tonton
Sevimli, hoş (kimse)
- Tonya
Trabzon iline bağlı ilçelerden biri
- Tonya yağı
Besin değeri yüksek, hafif ve hoş kokulu, koyu sarı renkli bir tereyağı türü; Trabzon yağı
- top
Birçok spor oyununda kullanılan, türlü büyüklükte, genellikle kauçuktan yapılmış yuvarlak nesne
- top (veya topu) atmak
batkınlığa uğramak, iflas etmek
- top arabası
Sahra topunun oturtulmuş bulunduğu tekerlekli taşıt
- top atımı
Top atma işi
- top ağaç
Gövdesi yüksekçe bir yerden kesilerek dallandırılan ağaç
- top başı yapmak
kişi veya takım devre arası vb. tatillerden veya sakatlıktan sonra idmanlara yeniden başlamak
- top etmek
bir şeyi yığın durumuna getirmek
- top gibi gürlemek
gürültülü bir biçimde bağırmak veya konuşmak
- top gibi patlamak
birden gelen şaşırtıcı ve ürkütücü haber duyulmak
- top kandil
Birçok kandilin birleştirilmesiyle yapılmış avize
- top mermisi
Top ile atılan sivri uçlu, silindir biçiminde mermi
- top patlıcan
Bir tür yuvarlak ve etli patlıcan
- top sakal
Çene bölgesinde yusyuvarlak düzeltilip kesilmiş olan, uzun ve gür sakal
- top sakallı
Top sakalı olan
- top sağır
Sağırlığı ileri derecede olan
- top sektirmek
futbol topunu ayak, diz veya kafa üzerinde düşürmeden hareket ettirmek
- top sürme
Futbolda kısa vuruşlarla, topu kaçırmadan karşı takımın kalesine doğru götürmek işi
- top sürmek
kısa vuruşlarla, topu kaçırmadan karşı takımın kalesine veya potasına doğru götürmek
- top tekniği
Oyuncunun topla dilediği gibi oynayabilmesi, topu kullanabilme becerisi
- top top
Birçok topu bir arada bulunan (kumaş vb.)
- top toplayıcı
Maçlarda oyun sahasının dışına çıkan topları toplayıp atışı yapacak oyuncuya veren kimse
- top toplayıcılık
Top toplayıcının yaptığı iş
- top tüfek
Türlü silahlar
- top yapmak
topu rakibe kaptırmadan takım oyuncuları arasında dolaştırmak, topa daha uzun süre sahip olmak
- top yuvarlaktır
"karşılaşma bitmeden sonuç belli olmaz, değişebilir" anlamında kullanılan bir söz
- top çam
Yaklaşık 1,5 metre boyunda olan, fazla büyümeyen, yuvarlak biçimde bir tür çam
- topa tutmak
üzerine topla ateş etmek
- topa çıkmak
rakibin topu rahatça kullanmasına engel olmak için topa hamle etmek
- topak
Yuvarlak biçimde olan nesne; toparlak
- topaklama
Topaklamak işi
- topaklamak
Toz veya küçük parçalar durumundaki bir şeyi kütle veya yığın biçiminde birleştirmek
- topaklanma
Topaklanmak işi
- topaklanmak
Topak durumuna gelmek
- topaklaşma
Topaklaşmak durumu
- topaklaşmak
Topak durumunu almak
- topaklaştırma
Topaklaştırmak işi
- topaklaştırmak
Bir maddenin, bir cevherin en küçük parçalarını birbirine yapışık duruma getirmek
- topal
Bacak veya ayağındaki sakatlık sebebiyle seker gibi veya iki adımda bir, bir yana eğilerek yürüyen (insan veya hayvan)
- topal eşekle kervana katılmak (veya karışmak)
yetkisi ve yeteneği olmadığı hâlde önemli bir işe katılmaya yeltenmek
- topal kapı
Kanatlarından birinin yerinde, altında duvar üstünde pencere olan kapı
- topalak
Hünnapgillerden, yapraklarından yeşil boya çıkarılan bir bitki (Rhamnus clorophorus globosus)
- topallama
Topallamak işi
- topallamak
Bacak veya ayağındaki sakatlık sebebiyle seker gibi veya iki adımda, bir yana eğilerek yürümek
- topallayış
Topallamak işi
- topallık
Topal olma durumu
- topaltı
Kale toplarının koruması altındaki yer
- toparlacık
Çok yuvarlak
- toparlak
Top cephanesi taşıyan araba
- toparlakça
Toparlağa yakın bir biçimde olan
- toparlama
Toparlamak işi
- toparlamak
Bir araya getirmek, toplu bir duruma sokmak
- toparlanabilme
Toparlanabilmek işi
- toparlanabilmek
Toparlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- toparlanma
Toparlanmak işi
- toparlanmak
Toparlama işine konu olmak veya toparlama işi yapılmak
- toparlanış
Toparlanmak işi
- toparlayabilme
Toparlayabilmek işi
- toparlayabilmek
Toparlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- toparlayıcı krem
Esnekliğini yitirmiş cildi sıkıştırıp düzelten krem türü
- toparlayış
Toparlamak işi
- toparlağımsı
Top biçiminde olan
- topatan
Güzel kokulu, sarı renkte, uzunca bir tür kavun
- topaz
Alüminyum silikatı ve florinden oluşan, kahverengi veya soluk sarı renkte değerli taş
- topaç
Çevresine ip sarılıp birden bırakılarak veya kamçı ile vurularak döndürülen koni biçiminde ucu sivri oyuncak
- topaç gibi
vücutça toplu ve sağlıklı (çocuk)
- topaç çevirmek
topacı, çevresine sarılmış ipi çevirerek döndürmek
- topaççı
Topaç yapan veya satan kimse
- topbaş
Anadolu'da özellikle Tokat yöresinde yetiştirilen açık renkli, orta boy yapraklı ve tatlı içimli bir tütün türü
- tophane
Top yapılan, top dökülen yer
- topik
Tahin, nohut, patates ve soğanla yapılan meze
- topla
Üç parmaklı dirgen
- topla buluşmak
oyuncu karşılaşma esnasında topla temas etmek
- topla!
taşıtlarda sürücünün direksiyonu gideceği yöne çevirmesini söylemek için kullanılan bir söz
- toplam
Toplama işleminin sonucu; mecmu, yekûn
- toplama
Toplamak işi; cemetme, icma
- toplama işareti
Toplama işlemini gösteren “+” işareti
- toplama kampı
Düşman olan milletten sivil halkın, savaş tutsaklarının veya siyasi tutukluların topluca tutuldukları yer; temerküz kampı
- toplamak
Bir araya getirmek; cemetmek
- toplanabilme
Toplanabilmek işi
- toplanabilmek
Toplanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- toplanan
Toplama işleminde toplamı oluşturan sayılardan her biri
- toplanma
Toplanmak işi; tekâsüf
- toplanmak
Toplama işine konu olmak
- toplantı
Birden çok kimsenin belirli amaçlarla bir araya gelmesi; derinti, içtima
- toplantı salonu
Toplantıların yapıldığı mekân
- toplantı yeri
Toplantının yapıldığı yer veya merkez
- toplanık
Toplanmış durumda olan
- toplanılma
Toplanılmak işi
- toplanılmak
Toplama işi yapılmak
- toplanıverme
Toplanıvermek işi
- toplanıvermek
Çok çabuk veya kısa zamanda toplanmak
- toplanış
Toplanmak işi
- toplardamar
Kirli kanın vücudun her yanından kalbe gitmesini sağlayan damar; vena, verit
- toplatabilme
Toplatabilmek işi
- toplatabilmek
Toplatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- toplatma
Toplatmak işi
- toplatmak
Toplama işini yaptırmak
- toplatılabilme
Toplatılabilmek işi
- toplatılabilmek
Toplatılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- toplatılma
Toplatılmak işi
- toplatılmak
Toplama işi yaptırılmak
- toplayabilme
Toplayabilmek işi
- toplayabilmek
Toplama ihtimali veya imkânı bulunmak
- toplayıverme
Toplayıvermek işi
- toplayıvermek
Çabucak veya kısa zamanda toplamak
- toplayış
Toplamak işi
- toplaç
Elektrik dinamolarında, hareketli bölümün üzerindeki iletken devrelerde oluşan akımı toplayıp tek bir devreye veren araç; kolektör
- toplaşma
Toplaşmak işi
- toplaşmak
Top durumuna gelmek
- toplaştırma
Toplaştırmak işi
- toplaştırmak
Toplamak, bir araya getirmek
- toplaşık
Bir araya getirilmiş, toplu hâle getirilmiş
- toplu
Topu olan
- toplu caz
Caz müzisyenlerinin bir araya gelerek müzik yapmaları
- toplu iğne
Başında küçük bir toparlak bulunan iğne
- toplu konut
Önceden planlanmış belli bir yerleşim bölgesinde, vatandaşa devletin açtığı kredi yardımları ve katkılarıyla oluşturulan yapılar bütünü
- toplu sözleşme
İş kanununa göre, işverenle bir yerde çalışan işçiler arasındaki çalışma şartlarını ve ücretleri düzenlemek amacıyla işçilerin bağlı olduğu sendika ile işveren arasında belli bir süre için imzalanan anlaşma
- toplu tabanca
Mermileri şarjöre değil bir eksen etrafında dönen top içerisine yerleştirilen tabanca
- toplu tartışma
Dinleyici durumunda olanların da söz alabildikleri belli bir konu üzerinde düzenlenmiş toplantı; forum
- toplu taşıma
Bir şehir halkının ulaşım gereksiniminin, çok sayıda insan taşımaya elverişli büyük taşıma araçlarıyla karşılanmasını sağlayan ulaşım sistemi
- toplu taşımacı
Toplu taşıma yapan
- toplu taşımacılık
Toplu taşıma yapma durumu
- toplu çalışma
Bir konu, bir iş için gerçekleştirilen birlikte çalışma; toplu çalışım
- topluca
Vücutça biraz dolgun
- topluluk
Nitelikleri bakımından bir bütün oluşturan kimselerin hepsi; toplum, zümre
- topluluk adı
Aynı özellikteki birçok ögeden oluşan ve bir bütünlük gösteren kümenin adı; topluluk ismi: ordu, orman, sınıf, sürü, katar vb
- topluluk eki
Adlarda topluluk belirtmek üzere kullanılan ek: üç-üz, Toros-lar, turunç-giller vb
- topluluk sayı sıfatı
Sayı adlarına -ız eki getirildiğinde nesneye topluluk kavramı kazandıran sayı sıfatı: ikiz kule, üçüz bebek vb
- topluluk sayısı
Topluluğu meydana getiren sayı
- toplum
Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü; cemiyet
- toplum bilimci
Toplum bilimi bilgini; içtimaiyatçı, sosyolog
- toplum bilimi
Toplumun oluşum, işleyiş ve gelişim yasalarını inceleyen bilim dalı; toplumsal bilim, içtimaiyat, sosyoloji
- toplum bilimsel
Toplum bilimiyle ilgili olan; sosyolojik
- toplum dışı
Toplumun dışında kalan
- toplum dışılamak
aforozlamak
- toplum felsefesi
Toplumcu görüşe dayalı düşünce ve değerlendirme
- toplum mühendisi
Toplumun geniş bir bölümünün tavır ve sosyal davranışlarına doğrudan veya dolaylı etki yapabilecek müdahalelerde bulunan kimse
- toplum mühendisliği
Toplum mühendisinin yaptığı iş
- toplum polisi
Toplumsal olayları izlemek ve denetlemek amacıyla oluşturulmuş polis birimi ve polisiye güç
- toplum yapısı
Sosyal hayattaki irili ufaklı pek çok sayıda sosyal grubun meydana getirdiği yapı
- toplumcu
Toplumculuktan yana olan kimse veya görüş; sosyalist
- toplumcu gerçekçi
Toplumcu gerçekçilik yanlısı olan
- toplumcu gerçekçilik
Toplumsal olayları ve ilişkileri toplum bilimi açısından ele alarak hem gerçekçilik hem de gelişme süreci içinde irdeleyen roman türü
- toplumculuk
Toplumsal refahı devlet inisiyatifinin getireceğini savunan, işçilerin yönetime katılmalarına ağırlık veren, hür teşebbüsü devletin ve sendikaların baskısı altında tutmaya çalışan, telkin ve propagandalarını eğitim, tarım ve vergi reformları üzerinde yoğunlaştıran siyasi öğreti; sosyalistlik, sosyalizm, liberalizm karşıtı
- toplumdaş
Aynı topluma bağlı bireylerin her biri
- toplumlar arası
Birçok toplumu ilgilendiren
- toplumlaşma
Toplumlaşmak durumu
- toplumlaşmak
Toplum durumuna gelmek
- toplumlaştırma
Toplumlaştırmak işi
- toplumlaştırmak
Toplumculuk ilkeleri çerçevesinde topluma mal etmek
- toplummerkezci
Toplummerkezcilik yanlısı; toplumiçinci
- toplummerkezcilik
İnsanın kendisini evrenin merkezi sayma görüşü; toplumiçincilik
- toplumsal
Toplumla ilgili, topluma ilişkin; içtimai, maşerî, sosyal
- toplumsal baskı
Belli bir topluluk içinde süregelen bir değeri gerçekleştirmek için bireylere veya topluluklara o konudaki tutumlarını, davranışlarını değiştirmeleri için yapılan baskı
- toplumsal bilinç
Bir toplumdaki ruhsal etkinliklerin veya ruhsal durumların bütünü
- toplumsal bunalım
Toplumun genel olarak içinde bulunduğu sıkıntılı durum
- toplumsal bütünleşme
Toplumda amaçların izlenmesinde beliren duygu ve davranışlardaki birlikteliğin geliştirilmesi
- toplumsal davranış
Toplumun değişik katmanlarında ve bireyleri arasında sağlanan iletişim etkinliği ve ilişkileri
- toplumsal dayanışma
Toplumun kurum ve kuruluşlarıyla ortak değerlerde birleşmesi ve birlikte hareket etmesi
- toplumsal denge
Bir toplumun başlıca kesimlerinin geniş ölçüde bir uyum içinde bulunmasını sağlayan toplum ve kültür bakımından bütünleşme
- toplumsal değer
Toplumun her katmanı tarafından benimsenen ve savunulan değer
- toplumsal değişme
Toplumun siyasal, sosyal ve ekonomik gelişme ve değişmelere paralel olarak gösterdiği eğilim
- toplumsal düzen
Bir toplumda kanun ve kurallara uygun düşen yapı
- toplumsal fark
Toplumsal katmanlarıyla ortaya çıkan değişik özellik
- toplumsal farklılaşma
Kişi veya gruplarda farklı özelliklerin topluca meydana getirilmesi, tanınması ve benimsenmesi
- toplumsal gelişme
Toplumun bütün olarak değişmesi ve gelişmesi
- toplumsal ilişki
Toplumun değişik ögelerinin karşılıklı etkileşimi ve ilişkisi
- toplumsal katman
Toplumda türlü sebeplerle oluşan sınıf
- toplumsal küme
Türlü etkileşimlerle bir arada bulunan,birden çok sayıda bireyden oluşan toplumsal birim
- toplumsal yardım
Toplum bireyleri arasında ve toplumlar arasında kurulan yardımlaşma
- toplumsal çözülme
Birbirine bağlı kişiler veya gruplar arasında amaca ulaştıracak görevlerin yapılamaması sebebiyle ilişkilerin bozulması
- toplumsallaşabilme
Toplumsallaşabilmek durumu; sosyalleşebilme
- toplumsallaşabilmek
Toplumsallaşma imkânı bulunmak; sosyalleşebilmek
- toplumsallaşma
Bireyin kişilik kazanarak belli bir toplumsal çevreye hazırlanması, toplumla bütünleşmesi süreci; sosyalleşme
- toplumsallaşmak
Birey kişilik kazanarak belli bir toplumsal çevreye hazırlanmak, toplumla bütünleşmek; sosyalleşmek
- toplumsallaştırma
Bazı imkânlardan, kuruluşlardan toplumun yararlanmasını sağlama, toplum hizmetine koyma; sosyalleştirme, sosyalizasyon
- toplumsallaştırmak
Toplum yararına çalışır duruma getirmek; sosyalleştirmek
- toplumsallık
Toplumsal olma durumu; içtimailik, sosyallik
- topoloji
Geometrik cisimlerin nitelikleriyle ilgili özelliklerini ve bağıl konumlarını, biçim ve büyüklüklerinden ayrı olarak alıp inceleyen geometri dalı
- topolojik
Topoloji ile ilgili olan
- topoğraf
Topoğrafya uzmanı
- topoğrafik
Topoğrafyayla ilgili
- topoğrafya
Yer yüzeyinin özelliklerini kâğıt üzerinde çizerek gösterme işi
- topoğrafya haritası
Yer yüzeyinin özelliklerini ayrıntılarıyla gösteren büyük ölçekli harita; topoğrafik harita
- toprak
Yer kabuğunun, toz durumuna gelmiş türlü kütle kırıntılarıyla, çürümüş organik cisimlerden oluşan ve canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü; kara yer, hâk, türap
- toprak altı
Toprağın içi
- toprak bilimci
Toprak bilimi uzmanı; pedolog
- toprak bilimi
Toprakların fiziksel, kimyasal, biyolojik vb. özelliklerini inceleyen bilim; pedoloji
- toprak bilimsel
Toprak bilimi ile ilgili; pedolojik
- toprak boya
İçinde demir oksidi bulunan renk, kiremit kırmızısı
- toprak burçları
Astrolojide doğada bulunan ateş, hava, toprak ve su elementlerine göre yapılan sınıflamada toprak grubu içine giren Başak, Boğa ve Oğlak burçları
- toprak doyursun gözünü
gözünü toprak doyursun
- toprak hukuku
Toprak üzerindeki mülkiyet rejimini, toprağın işletilmesiyle ilgili hususları düzenleyen hukuk
- toprak kayması
Yağışların etkisiyle toprağın alt tabakalarının gevşemesi sonucu üst tabakanın yerinden oynayarak hareket etmesi; kayşa, göçü, heyelan
- toprak köleliği
Toprağa bağlı kölelik düzeni
- toprak kölesi
Toprağa bağlı köle
- toprak olmak
ölümünün üzerinden çok zaman geçtiği için artık çürümüş olmak, toprağa karışmış olmak
- toprak paklar
"bir kimsenin yaptığı kötülükler ancak ölmesiyle son bulur" anlamına kullanılan bir söz
- toprak rengi
Toprağın sarı veya kahverengiye çalan rengi
- toprak sıçanı
Sıçangiller familyasından, Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'da yaşayan, ekin tarlalarına zarar veren, küçük boylu bir tür sıçan
- toprak çekmek
bir yerdeki toprağı başka bir yere taşımak
- toprak çimento
Çimento ve su katılarak sıkıştırılmış toprak
- toprakbastı
Şehirden köye, köyden şehre veya bir mahalleden ötekine gelin getirilirken kızevinin oğlanevinden aldığı geleneksel para
- Toprakkale
Osmaniye iline bağlı ilçelerden biri
- topraklama
Topraklamak işi
- topraklamak
Üzerini toprakla örtmek
- topraklandırma
Topraklandırmak işi
- topraklandırmak
Bir kimseyi işletip geçinmesi için toprak sahibi yapmak
- topraklatma
Topraklatmak işi
- topraklatmak
Topraklama işini yaptırmak
- topraklaşma
Topraklaşmak işi
- topraklaşmak
Toprak durumuna gelmek
- topraklı
İçine toprak karışmış
- topraksı
Toprağı andıran, toprağa benzeyen, toprak gibi
- topraksız
İçinde toprak bulunmayan
- toprakçı
Toprağa önem veren, toprağa bağlı kimse
- toprakçıl
Toprakta yaşayan hayvan türü
- toprakçılık
Toprakçı olma durumu
- toprağa bakmak
ölümü yakın görünmek
- toprağa düşmek (veya serilmek)
ölüp gömülmek
- toprağa vermek
ölüyü gömmek
- toprağı bol olsun
Müslüman olmayanlar için "ruhu sükûn içinde olsun" anlamında söylenen bir söz
- toprağı çekmiş
sürekli olarak yaşadığı yerden kısa bir süre kalmak üzere gittiği başka bir yerde ölenler için söylenen bir söz
- toprağım
“hemşehrim” anlamında kullanılan bir söz
- toprağına ağır gelmesin
bir ölünün aleyhinde konuşulduğunda kullanılan bir söz
- topsuz
Topu olmayan
- toptan
Büyük ölçüde, çok miktarda yapılan (alışveriş), perakende karşıtı
- toptancı
Toptan satış yapan tüccar
- toptancılık
Toptancı olma durumu
- topu atmak
iflas etmek
- topu dikmek
topu ayakla hızlı bir biçimde havaya doğru atmak
- topu taca atmak (veya bırakmak)
karşılaşmada topu yan çizgiden oyun dışına çıkarmak
- topu topu
Toplam olarak
- topu uzaklaştırmak
futbolda topu kendi kalesine tehlike yaratacak bölgenin dışına doğru atmak
- topu şişirmek
futbolda rakibin sıkı baskısı karşısında topu rastgele havadan ileri doğru göndermek
- topuk
İnsan ayağının toparlakça olan alt arka bölümü
- topuk demiri
Kapı menteşelerinin altta kalan erkek bölümü
- topuk kapmak
dalmak
- topuk kemiği
Ayağın alt ve arka kısmında bulunan kemik
- topuk vurmak
selamlamadan önce ayak topuklarını yan yana getirmek
- topuk vuruşu
Topa ayağın topuk kısmıyla yapılan vuruş
- topuk çalmak
yürürken ayakların iç kemikleri birbirine çarpmak
- topukdöven
Etekleri yere kadar uzanan kadın giysisi
- topukla!
"hızla git" anlamında kullanılan bir söz
- topuklama
Topuklamak işi
- topuklamak
Topukla pas atmak
- topuklu
Topuğu bulunan (ayakkabı, terlik vb.)
- topuksuz
Ökçe yüksekliği az olan
- topun ağzında olmak
tehlikeye çok yakın durumda bulunmak
- topur
Kestanenin dikenli olan dış kabuğu
- topuz
Ucu top biçiminde eski bir silah
- topuz gibi
kısa ve tıknaz (kimse)
- topuzlu
Topuzu olan
- topuzlu kilit
Kilit sistemini bünyesinde bulunduran kapı kolu
- topuğuna basmak
çok yakından takip etmek
- topyekûn
Eksiksiz, toplam, toplu olarak
- topçeker
Ağır top taşıyan küçük savaş gemisi; gambot
- topçu
Topların kullanılışı, bakımı üzerine yetiştirilen asker sınıfı
- topçuluk
Topçu olma durumu
- tor
Sık gözlü ağ
- torak
Kömürleştirilecek ağaç veya pişirilecek tuğlalarla dolu olan ve dışı çamur ile sıvanan kümbet
- torakçı
Meşe odununu yakarak odun kömürü elde edilmesini iş edinmiş kimse; torlukçu
- torakçılık
Torakçının yaptığı iş; torlukçuluk
- toraman
İri yapılı (genç)
- toramanlık
Toraman olma durumu
- torba
Genellikle pamuk ve kıldan dokunmuş, türlü boy ve biçimde, ağzı büzülüp bağlanabilen araç
- torba kadro
Gerektiğinde yetkilinin uygun göreceği yerlerde ve miktarlarda kullanılmak için saklı bulundurulan kadroların tümü
- torbacık
Küçük torba
- torbalama
Torbalamak işi
- torbalamak
Torbaya koymak
- torbalanma
Torbalanmak işi
- torbalanmak
Torbalama işi yapılmak
- torbalanış
Torbalanmak işi
- Torbalı
İzmir iline bağlı ilçelerden biri
- torbalı
Torbası olan
- torbasız
Torbası olmayan
- torbaya koymak
sağlamak, elde etmek
- toreador
Arenada boğa güreşine katılan herkes
- torik
İri palamut balığı (Palemye sarda)
- toriği (veya toriğini) çalıştırmak (veya işletmek veya kullanmak)
kafasını çalıştırmak, aklını kullanmak, düşünmek
- toriğini kaşımak
bir sorunu çözmek için kafasını kaşıyarak düşünmek
- tork
Motorlu araçlarda üretilen gücün tekerleklerden yere aktarılmasını sağlayan dönme kuvveti
- torlak
Genç, toy olan
- torluk
Tor olma durumu
- torna
Ağaç veya metal eşyaya yuvarlak bir biçim vermek için kullanılan çarklı tezgâh
- tornacı
Torna işi yapan kimse, torna işçisi
- tornacılık
Tornacının işi veya mesleği
- tornado
Batı Afrika kıyılarında esen çok kuvvetli hava akımı
- tornalama
Tornalamak işi
- tornalamak
Torna ile işlemek
- tornalanma
Tornalanmak işi
- tornalanmak
Torna ile işlenilmek
- tornalatma
Tornalatmak işi
- tornalatmak
Tornadan geçirtmek, torna yaptırmak
- tornalı
Tornada işlenmiş
- tornavida
Vidaları söküp takmakta kullanılan, ucu düz veya yıldız biçiminde alet
- tornet
Bilyeli tekerlekler takılmış küçük bir sandıktan oluşan basit taşıma aracı
- tornistan
Geminin pervanesini ters yönde çevirme
- tornistan etmek
gemi geri dönmek
- Toroslar
Mersin iline bağlı ilçelerden biri
- torpido
Otomobillerde, içinde sürücü için gerekli şeylerin bulunduğu kapaklı küçük bölme; torpido gözü
- torpido bot
Torpil atmaya yarar, küçük ve çok hızlı giden savaş gemisi; torpido
- torpil
Genellikle bayramlarda çocukların eğlence aracı olarak kullandığı yanıcı madde
- torpil balığı
Tırpanayı andıran ve başındaki bir organdan elektrik çıkararak başka balıkları öldüren, yavru doğurucu bir balık; uyuşturan balığı (Raia torpedo)
- torpil geçmek (veya yapmak)
arka çıkmak, kayırmak
- torpil patlatmak
bir işte kendisinin kayırılmasını sağlamak
- torpilci
Torpil ile uğraşan kimse
- torpilcilik
Torpilcinin işi
- torpilleme
Torpillemek işi
- torpillemek
Torpille batırmak
- torpillenme
Torpillenmek işi
- torpillenmek
Torpilleme işi yapılmak
- torpilli
Torpili bulunan
- torpillilik
Torpilli olma durumu
- torpilsiz
Torpili olmayan
- torpilsizlik
Torpilsiz olma durumu
- tortop
Bütünüyle top biçiminde, yusyuvarlak (olan)
- tortop olmak
top biçimine girmek
- tortu
Bir şeyin bayağı, işe yaramaz duruma gelmiş olanı
- tortul
Tortu niteliğinde olan
- tortul bilimi
Yer biliminin tortulları inceleyen kolu
- tortulanma
Tortulanmak işi; posalanma
- tortulanmak
Tortu durumuna gelmek; posalanmak
- tortulaşma
Tortulaşmak durumu
- tortulaşmak
Tortu durumuna gelmek; tortullaşmak
- tortulu
Tortusu olan
- Tortum
Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
- tortusuz
Tortusu olmayan
- Torul
Gümüşhane iline bağlı ilçelerden biri
- torum
Deve yavrusu
- torun
Bir kimseye göre çocuğunun çocuğu
- torun tosun (veya torba) sahibi olmak
torunu olmak
- torunlar
sonraki döller, kuşaklar
- toryum
Atom numarası 90, atom ağırlığı yaklaşık 232 olan, yoğunluğu 112,6 olan, 1700 °C'de eriyen, kurşun renginde, havada bozulmaz, atom enerjisi kaynağı olarak kullanılan radyoaktif bir element (simgesi Th)
- tos
Alın veya boynuzla vuruş
- tos vurmak
alın veya boynuzla vurmak, süsmek
- toslama
Toslamak işi
- toslamak
Tos vurmak
- toslayış
Toslamak işi
- toslaşma
Toslaşmak işi
- toslaşmak
Birbirine tos vurmak
- tost
İçine peynir, sucuk vb. konularak özel makinesiyle gevretilip kızartılmış ekmek
- tost ekmeği
Tost yapımında kullanılan dilimli ekmek
- tost makinesi
Tost yapmaya yarayan, elektrikle veya gazla ısıtılan araç
- tostoparlak
Bütünüyle toparlak
- tostçu
Tost yapan veya satan kimse
- tostçuluk
Tostçunun işi
- tosun
Danalıktan yeni çıkmış genç boğa
- tosun gibi
tıknazca ve gürbüz
- tosuncuk
Olması gerekenden daha iri doğmuş çocuk
- Tosya
Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri
- totalitarizm
Totaliter devlet düzeni
- totaliter
Demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu, bütün yetkilerin bir elde veya küçük bir yönetici grubunun elinde toplandığı demokratik olmayan (devlet düzeni); bütüncül
- totaliterlik
Totaliter olma durumu; bütüncüllük
- totem
İlkel toplumlarda topluluğun ondan türediği sanılan ve kutsal sayılan hayvan, ağaç, rüzgâr vb. herhangi bir doğal nesne; ongun(II)
- totemci
Totemcilik yanlısı; onguncu
- totemcilik
Bir toteme inanma üzerine kurulu toplumsal bir birlik, dinî uygulama biçimi; ongunculuk, totemizm
- toto
Spor toto
- toy
Gençliği sebebiyle görgüsüz ve beceriksiz olan
- toyaka
Bükerek germek için iki kat edilmiş bir ipin ucuna geçirilen tahta parçası
- toydan
Bir tür iri toy kuşu
- toyga çorbası
Anadolu'ya özgü, yoğurt, buğday, nohut, tereyağı ve nane ile yapılan bir çorba türü; toyga
- toygiller
Kuşlar sınıfının, örnek hayvanı toy olan bir takımı
- toyluk
Toy (I) olma durumu
- toyluk etmek
toyca davranışta bulunmak
- toynak
At, eşek vb. tek tırnaklı hayvanların tırnağı
- toynaklılar
At, eşek, su aygırı gibi parmakları toynak biçiminde olan memeli hayvanlar takımı
- toz
Çok küçük ve hafif parçacıklara bölünmüş toprak
- toz almak
bir yerin tozunu temizlemek
- toz bezi
Toz almakta kullanılan bez
- toz boya
Sulandırılarak kullanılan, çeşitli renkte toz durumundaki boya
- toz bulutu
Havada oluşan yoğun toz
- toz duman
Yerden kalkarak havayı kaplayan yoğun toz
- toz etmek
ezip harap etmek, ortadan kaldırmak
- toz fırçası
Toz almak veya tozu temizlemek için kullanılan yumuşak kıllı fırça
- toz kondurmamak
bir şeyde herhangi bir kusurun varlığını kabul etmemek, bir şeyi kusursuz göstermek
- toz koparmak
toz kaldırmak
- toz maskesi
Tozların boğaz yoluna kaçmasını engellemek amacıyla kullanılan özel maske
- toz olmak
toz durumuna gelmek
- toz sabun
Toz durumuna getirilmiş sabun
- toz toprak
Toz ve toprak yığını
- toz şeker
Ufak billur biçiminde şeker
- tozan
İncecik toz tanesi
- tozdan dumandan ferman okunmamak
ortalık çok karışık olmak
- tozkoparan
Çok rüzgârlı (yer)
- tozlanma
Tozlanmak işi
- tozlanmak
Tozlu olmak, üstüne toz konmak
- tozlaşma
Tozlaşmak işi
- tozlaşmak
Toz durumuna girmek; tozarmak
- tozlaştırma
Tozlaştırmak işi
- tozlaştırmak
Toz durumuna getirmek
- tozlu
Toza bulanmış veya tozu olan
- tozluk
Pantolonun paçasını tozdan korumak için ayakkabının üzerine geçirilip düğmelenen veya dizden aşağı uzanarak ayağın üstünü örten dar paçalık
- tozluklu
Üzerinde tozluk bulunan
- tozluksuz
Üzerinde tozluk olmayan
- tozma
Tozmak işi; tozuma
- tozmak
Toz havalanarak çevreye yayılmak; tozumak
- tozpembe
Açık pembe renk
- tozpembe görmek
aşırı iyimser olmak
- tozu dumana katmak
ortalığı altüst etmek
- tozuntu
Tozumakla havaya kalkıp uçan tozlar
- tozunu almak (veya atmak veya silkelemek veya silkmek)
bir şeyi silerek tozdan temizlemek
- tozutma
Tozutmak durumu
- tozutmak
Toz kaldırmak, çevreye toz yaymak
- Trabzon
Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Trabzon hurması
Abanozgillerden, 15 metre kadar yükselebilen büyük bir ağaç; Japon hurması (Diospyros kaki)
- Trabzonlu
Trabzon ilinden olan kimse
- Trabzonluluk
Trabzonlu olma durumu
- trafik
Ulaşım yollarının yayalar ve her türlü taşıt tarafından kullanılması; gidiş geliş, seyrüsefer
- trafik akışı
Trafikteki araçların kurallara uygun bir biçimde, sıkışıklığa meydan vermeden hareket etmesi; trafik akımı
- trafik canavarı
Trafik kurallarını sürekli hiçe sayan, kendisinin ve başkalarının hayatını tehlikeye atan kimse
- trafik işaretleri
Trafiği düzenlemek amacıyla gerekli yerlere konulan özel işaretli levhaların tümü
- trafik kilitlenmek
herhangi bir sebepten dolayı araç yolu tıkanmak, işlemez duruma gelmek
- trafik lambası
Taşıtların ve yayaların kara yollarındaki geçişini düzenleyen ışık sistemi
- trafik mahkemesi
Sadece trafikle ilgili davalara bakan yargı organı
- trafik terörü
Genellikle kural tanımazlık yüzünden ortaya çıkan, ağır maddi hasarla ve çok sayıda insanın ölümüyle sonuçlanan trafik karmaşası
- trafik şeridi
Taşıtların bir dizi hâlinde güvenle seyredebilmeleri için taşıt yolunun işaretle ayrılmış bir bölümü
- trafikçi
Trafik polisi
- trafikçilik
Trafik polisliği
- trafo
Yüksek gerilim hattından aldığı elektriği şehrin şebekesinde kullanılabilecek seviyeye düşüren dönüştürücünün bulunduğu yer
- trahom
Göz kapaklarının altında birtakım kabarcıkların belirmesiyle başlayan, tedavi edilmediğinde kirpiklerin içeriye kıvrılması, saydam tabakada yaralar çıkması nedeniyle körlükle sonuçlanabilen bulaşıcı hastalık
- trajedi
Konusunu efsanelerden veya tarihsel olaylardan alan, acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri; ağlatı, facia, tragedya
- trajik
Trajedi ile ilgili
- trajikleşme
Trajikleşmek durumu
- trajikleşmek
Trajik duruma gelmek
- trajikomik
Hem acıklı hem de güldürücü özelliği olan
- trake
Eklem bacaklılarda bulunan özel solunum kanalları
- trakeit
Soluk borusunun iltihaplanması
- trakeliler
Eklem bacaklıların, solungaç yerine özel bir soluk borusu taşıyan takımı
- trakit
Yanardağ kayalıkları arasında bulunan bir feldspat türü
- traksiyon
Kırık kol veya bacağı yataktan yukarıya doğru kaldıran araç
- traktör
Arkasına römork takılabilen, çift sürmek, yük taşımak vb. işlerde kullanılan motorlu iş makinesi
- traktörcü
Traktörle taşıma işi yapan kimse
- traktörcülük
Traktörcü olma durumu
- trampa etmek
değiştirmek
- trampet
İki değnek ile çalınan küçük davul
- trampet çalmak
trampete iki değnekle vurarak tempolu ses çıkartmak
- trampetçi
Trampet çalan kimse
- trampetçilik
Trampetçinin işi
- tramplen
Yüzme sporunda, suya yüksekten atlamada kullanılan bir ucu sabit, öteki ucu esneyen sıçrama tahtası
- tramvay
Şehirlerde yol üzerine döşenmiş özel raylarda hareket eden yolcu taşıtı
- tramvay hattı
Tramvayın üzerinde hareket ettiği demir rayların döşendiği tahsisli yol
- trans
Medyumların ruhla ilişki kurdukları zaman girdikleri özel hipnoz durumu
- trans yağ asidi
Margarin, kızartılmış ürünler, puding vb. işlenmiş gıdalarda bulunan ve doymamış yağ asitlerinin hidrojenlenmesi sonucu oluşan bir yağ asidi; trans yağ
- transa geçmek (veya girmek)
kendinden geçmek, içinde bulunduğu ortamdan başka bir dünyaya veya havaya geçmek
- transatlantik
Atlantik Okyanusu'nu aşan
- transfer
Bir şeyi, bir kimseyi, bir grubu bir yerden alıp başka bir yere götürme
- transfer etmek
bir kimseyi bedel karşılığında başka bir kulüp, kurum vb.ne geçirmek
- transfer olmak
bir kimse bedel karşılığında başka bir kulüp, kurum vb.ne geçmek
- transfüzyon
Kan ve kan ürünlerinin damar yoluyla vücuda verilmesi
- transistör
Germanyum veya silisyum elementlerinin yarı iletkenlik özelliklerinden yararlanılarak imal edilen, elektronik tüplerin elektrik titreşimlerini genişletmekte kullanılan, sağlam yapılı ve uzun ömürlü alet
- transit
Bir yerden dinlenmeden, beklemeden, durmadan (geçmek)
- transit geçmek
bir yerden, dinlenmeden, beklemeden, durmadan geçmek
- transkribe
“Bir metnin çeviri yazısını yapmak” anlamındaki transkribe etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- transliterasyon
Bir yazılı metindeki seslerin söyleyişteki değerleri dikkate alınmaksızın başka bir alfabeyle harf harf gösterilmesi; harf çevirisi
- transmisyon
Elektrikli taşıtlarda dingilin motora göre gerek dikey gerek yatay düzende hareket etmesini sağlayan organ
- transparan giysi
Şeffaf kumaştan yapılmış, kullanıcının vücudunun veya iç çamaşırlarının görülmesini sağlayan giysi; transparan elbise, transparan kıyafet
- transport
Bir yerden başka bir yere taşıma, iletme
- transseksüel
Hormon tedavisi görüp ameliyat olarak cinsiyet değiştiren
- trança
İzmaritgillerden, özellikle sıcak denizlerde yaşayan, pullu, esmer renkli, beyaz etli, kemikli bir balık (Pagrus ehrenbergii)
- tranş
İnek veya dana budunun orta bölümü
- trap
Hendek, tuzak
- trapez
Alt uçlarına bir çubuk bağlanmış bulunan iki düşey ipten yapılmış salıncağa benzer bir jimnastik aracı
- trapezci
Trapezle gösteri yapan sanatçı; trapez
- trapezcilik
Trapezcinin yaptığı iş
- trapezli
Trapezi olan
- trapezsiz
Trapezi olmayan
- tras
Volkanik tüf
- trata
Torbalı balık ağı
- traverten
Birtakım kaynak sularının dibinde biriken, kalkerli veya silisli tortu; pamuk taşı
- travesti
Kadın gibi giyinip süslenen eş cinsel
- travma
Bir doku veya organın yapısını, biçimini bozan ve dıştan mekanik bir tepki sonucu oluşan yerel yara; örselenme
- travmatik
Travmayla ilgili
- tremolit
İçinde magnezyum, kalsiyum, demir ve alüminyum bulunan, amfibol grubundan doğal silikat
- tren
Demir yolunda yolcu ve yük taşımakta kullanılan, bir veya birkaç lokomotif tarafından çekilen vagonlar dizisi; katar, şimendifer
- tren kazası
Demir yolunda meydana gelen kaza
- treni kaçırmak
bir şeyi elde etme, bir işi gerçekleştirme fırsatını ve imkânını yitirmek
- trençkotlu
Trençkotu olan
- treyler
Traktör veya kamyonlara, genellikle yük taşımalarını sağlamak için takılan araba
- triatlon
Yüzme, koşu ve bisiklet yarışından oluşan atletizm dalı
- tribün
Spor salonu, stadyum, hipodrom vb. yarışma ve gösteri yapılan yerlerde seyircilerin oturduğu koltuklu veya basamaklı bölüm; sekilik
- tribünlere oynamak
iş yapmadığı hâlde kendini iş yapıyor gibi göstermek
- trigonometri
Üçgenleri hesaplamayı konu edinen matematik kolu; müsellesat
- trigonometrik
Trigonometri ile ilgili
- triko
Örülerek dokunan bir cins yün kumaş
- trikotaj
Örme işleri
- trikotajcı
Örme işleri yapan kimse
- trikotajcılık
Trikotajcının işi
- trileçe
Pandispanya kekinin üzerine şekerle kaynatılmış inek, manda ve keçi sütü karışımının dökülmesiyle yapılan bir tür tatlı
- trilyon
Milyar kere bin, 1.000.000.000.000
- trilyoner
Trilyon sahibi olan kimse
- trilyonerlik
Trilyoner olma durumu
- trilyonluk
Niceliği trilyonla ölçülen
- trinketa
Yelkenli gemilerde pruva direğinin en altta bulunan ana sereni ve bu serene bağlanan yelken
- trip
Gücenilen bir durumda, açıkça konuşmak yerine farklı söz ve hareketlerle yapılan tavır
- trip atmak
gücenilen bir durumda açıkça konuşmak yerine farklı söz ve hareketlerle tavır yapmak
- tripleks ev
İçeriden birbirine merdivenle bağlanan üç katlı ev
- tripoli
Ufalandığında toz, madenî eşya, taş, mermer, cam vb.ni temizlemeye ve parlatmaya yarayan silisli kaya
- triportör
Eşya taşımak için bir kasası bulunan, çoğu kez motorlu, üç tekerlekli küçük taşıt; üçteker
- tripot
Fotoğraf makinesini veya kamerayı dengeli bir biçimde sabitlemeye yarayan, üç ayaklı alet
- triptik
Otomobiller için verilen geçici gümrük belgesi
- triton
Trityumun, bir protondan ve iki nötrondan oluşan atom çekirdeği
- trityum
Atom ağırlığı 3 olan radyoaktif hidrojen izotopu
- triyas
İkinci Çağ'ın yaklaşık kırk beş milyon yıllık dönemi
- trişin
Ergin durumda olan, domuzdan başka, insanlarla birçok memelinin ince bağırsağında yaşayan, ipsiler cinsinden bir solucan (Trichinella spiralis)
- trol
Teknelerle suyun dibinde sürüklenerek çekilen, huni biçiminde geniş ağızlı balık ağı
- trolcü
Trol ile balık avlayan kimse
- trolcülük
Trolcünün yaptığı iş
- troleybüs
Şehir içi yollarda, bir hava hattından elektrik akımı alarak çalışan otobüs; telli otobüs, boynuzlu
- trolleme
Trollemek işi
- trollemek
Balığı trol kullanarak avlamak
- trombon
Sürgü kolunun hareketiyle değişik yükseklikte seslerin elde edildiği nefesli çalgı
- tromboncu
Trombon çalan kimse
- tromboz
Kan pıhtısı oluşumu nedeniyle kan akışının engellenmesi
- tromp
Binanın bir bölümünü tutmaya yarayan köşe kubbesi
- trompet
Bir ağızlık ve kendi üstüne kıvrılmış silindir bir borudan oluşan nefesli çalgı
- trompetçi
Trompet çalan kimse
- trompetçilik
Trompetçinin yaptığı iş
- tropik
Dönenceler çevresinde olan
- tropik kuşu
Tropik kuşugiller familyasından pembemsi tüylü, kuyruğunda iki teleği olan deniz kuşu
- tropikal
Tropika ile ilgili, tropika bölgesinden olan
- tropikal bitki
Tropikal iklim kuşağında yetişen gür bitki örtüsü; tropik bitki
- tropikal iklim
Dönenceler arasında kalan bölgelerde görülen, yazların yağışlı, kışların kurak geçtiği bir iklim türü
- tropikal kuşak
İki tropika arasında bulunan sıcak kuşak; tropikal bölge, tropika
- tropikal orman
Tropikal kuşağın nemli havasında ve bölgelerinde oluşan orman
- troplar
Antik Çağ kuşkucu düşünürlerinin var olan şeyler hakkında nesnel bilgi edinebilmenin imkânsızlığını kanıtlamak için kullandıkları ilkeler
- trotinet
Bir ayakla üzerine binilip öbür ayakla yeri teperek yol alınan ve bir yönetme kolu ile arka arkaya iki tekerleği bulunan çocuk oyuncağı
- troyka
Rusya'da kullanılan, üç atla çekilen kızak veya araba
- Troçkici
Troçkiciliği benimsemiş veya Troçkicilik yanlısı
- Troçkicilik
Troçki'nin düşüncelerine dayanan sosyalist akım
- trup
Aynı tiyatroda çalışan oyuncular topluluğu
- Truva atı
Odysseus’un Truva surlarını aşmak ve şehre gizlice girmek için yaptırdığı tahtadan at maketi
- truvakar
Kısa manto
- tröst
Aynı alanda iş yapan çeşitli ortaklıkların hisse senetlerinin, bir denetim teşkilatına teslim edilmesi ve yönetimin bir teşkilatı yöneten gruba aktarılmasıyla oluşan, tekelci sermayedarlığa dayanan ortaklıklar birliği
- trük
Sinema veya tiyatroda teknik ustalıkla yapılan gösteri
- tu kaka
Berbat, kötü, fena durumda olduğu belirtildiğinde kullanılan bir söz
- tu kaka etmek
hafife alıp bir kenara itmek, önem vermemek, kötülemek
- tu kaka olmak
hafife alınıp bir kenara itilmek, önem verilmemek, kötülenmek
- Tuba
Cennette bulunduğuna inanılan, kökü yukarıda, dalları aşağıda büyük bir ağaç
- tuba
Üzerinde pistonlar bulunan, bakırdan nefesli çalgı
- tufa
Özellikle geceleri yapılan silahlı hırsızlık, soygun
- tufacı
Özellikle geceleri hırsızlık yapan kimse
- tufacılık
Tufacı olma durumu
- tufalama
Tufalamak işi
- tufalamak
Hırsızlık yapmak, eşya, para vb.ni çalmak
- tufalı
Herhangi bir emek ve çaba harcamadan elde edilen, kolayca sağlanan
- tufan
Nuh Peygamber zamanında yağan ve bütün dünyayı su altında bırakan şiddetli yağmur
- Tufanbeyli
Adana iline bağlı ilçelerden biri
- tufaya gelmek (veya düşmek)
soyulmak
- tufaya getirmek (veya düşürmek)
birini aldatmak, oyuna getirmek
- tufeyli
Salaş, virane, yıkık olan
- tufeylilik
Tufeyli olma durumu
- tugay
Alayla tümen arasındaki askerî birlik; liva
- tugrik
Moğolistan’ın para birimi
- tuh
"Yazıklar olsun, vah vah" anlamlarında aşağılama amacıyla söylenen bir söz; tu
- tuhaf
Şaşılacak, garip şey
- tuhaf bulmak
tuhaf olarak karşılamak
- tuhafiye
Çorap, mendil, eldiven gibi giyim ile kurdele, dantel gibi giysi süsüne yarar şeyler; tuhaf
- tuhafiyeci
Tuhafiye satan kimse; tuhafçı
- tuhafiyecilik
Tuhafiyecinin işi
- tuhaflaşma
Tuhaflaşmak işi
- tuhaflaşmak
Tuhaf olmak, tuhaf duruma gelmek
- tuhaflık
Tuhaf olma durumu; gariplik, garabet
- tuhaflık etmek
tuhaf davranışlarda bulunmak
- tuhafına gitmek
bir şeyi tuhaf bulmak
- tulu
Güneşin doğması, doğuşu
- tuluat yapmak
doğaçlamak
- tuluatçı
Tuluat yapan sanatçı
- tuluatçılık
Tuluatçı olma durumu
- tulum
Bazı yiyecek ve içecekler için koruyucu kap olarak kullanılan, önü yarılmadan bütün olarak yüzülmüş hayvan derisi; tuluk
- tulum gibi
her yanı şiş, şişman
- tulum peyniri
Tuluma basılarak yapılan bir beyaz peynir türü
- tulum çıkarmak
hayvanın derisini yarmadan çıkarmak
- tulum çıkmak
amacını eksiksiz elde etmek
- tulumba
Sıvıları alçak yerlerden çekmeye veya yüksek yerlere çıkarmaya yarayan araç
- tulumba kolu
Tulumbadan su çıkarmak için tulumbaya basmayı sağlayan uzun demir kol
- tulumba tatlısı
Özel bir makinede ince, uzun, oluklu biçimde yapılıp yağda kızartılan hamur tatlısı
- tulumbacı
Mahallelerde bulundurulan yangın tulumbalarını, yangın olan yerlere götüren ve orada yangının söndürülmesine yardım eden kimse
- tulumbacılık
Tulumbacı olma durumu
- tulumcu
Tulum çalan veya yapan kimse
- tulumcuk
İç kulakta, yarım daire kanallarına bağlı küçük kese; kırbacık
- tulumculuk
Tulumcunun yaptığı iş
- tulumlular
Gömleklilerden, vücutları torba biçiminde kalın bir gömlekle örtülü olan deniz hayvanları takımı; tulumsular
- tulup
Atılmış, eğrilmeye hazırlanmış, top biçiminde yün veya pamuk
- tulyum
Atom numarası 69, atom ağırlığı 168,9, yoğunluğu 9,3 olan, yaklaşık 1500 °C'de eriyen nadir bir element (simgesi Tm)
- tuman
Don, şalvar
- tumba
Altüst etme
- tumba etmek
sandalı, omurgası yukarı gelecek biçimde çevirmek
- tumbadız
Kısa boylu ve şişman
- tump
Toprak parçası, toprak seti, yığını
- tumturak
Gerekli olmadığı hâlde kulağa hoş gelen, gösterişli kelimeler kullanma
- tumturak yapmak
vurgulamak, önemini belirtmek, etkili olmasını sağlamak
- tumturaklı
Anlama bir şey katmayan, bir anlam bildirmeyen ancak kulağa hoş gelen
- tumturaklılık
Tumturaklı olma durumu
- tumşuk
Papağan, kartal vb. kuşların kemerli gagası
- tun
Gizli yer, köşe bucak
- tun tun
Gizlice, kimse görmeksizin
- tun tun kaçmak
gizlice kaybolmak
- Tunceli
Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Tuncelili
Tunceli ilinden olan kimse
- Tuncelililik
Tuncelili olma durumu
- tundan tuna atmak
bir kişiyi uzaklara sürüp dolaştırmak
- tundra
Kutuplara yakın bölgelerin bitki örtüsü
- tundra iklimi
Yazların çok kısa ve serin, kışların çok uzun ve soğuk geçtiği bir iklim türü
- Tunguz
Doğu Sibirya'da yaşayan, avcılık ve balıkçılıkla geçinen, yarı göçebe bir topluluk
- Tunguzca
Tunguzların kullandığı dil
- tunik
Pantolon veya etek üzerine giyilen, dizlere kadar inen üst giysisi
- Tunuslu
Tunus’ta yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse
- tunç
Koyu kızıl renkte olan, bakır, çinko ve kalay alaşımı; bronz
- tunç bilekli
Kolu, bileği çok güçlü
- tunç kafiye
Dize sonundaki kelimelerin son harfleri arasında üç sesten fazla ses benzeşmesiyle veya biri diğerinin içinde bir kelime oluşturacak tarzda yapılan kafiye; tunç uyak
- tunçlama
Tunçlamak işi
- tunçlamak
Tunç durumuna getirmek
- tunçlaşma
Tunçlaşmak işi
- tunçlaşmak
Tunç rengini almak
- tunçlaştırma
Tunçlaştırmak işi
- tunçlaştırmak
Bir sembolü tunçtan yapılmış bir heykelle canlandırmak
- tur
Bir sonuca ulaşıncaya kadar yapılan iş
- tur atlamak
spor karşılaşmalarında çok puan toplayarak veya kurada kazanarak bir sonraki tura katılma hakkını kazanmak
- tur atmak
dolaşmak, dolaşıp gelmek, dönmek
- tur bindirmek
uzun mesafeli pist yarışlarında hızlı olanlar, yavaş olanları bir veya daha fazla tur geride bırakmak
- tur operatörlüğü
Yurt içine ve yurt dışına spor, eğlence, sağlık, ibadet, bilimsel veya kültürel amaçla yapılan gezilerin organizasyonunu gerçekleştirme işi
- tur operatörü
Tur operatörlüğü yapan kimse
- tura
Metal paranın resimli yüzü
- tura çıkmak
gezinti yapmak
- turalama
Turalamak işi
- turalamak
İplik çilelerini turalarına ayırmak
- Turan
Türklerin Orta Asya’da yaşadıkları en eski yurtları
- Turancı
Turancılık yanlısı (kimse, görüş vb.); Panturanist
- Turancılık
İkinci Meşrutiyet sonrası gelişen, bütün Türklerin tek vatanda ve tek bayrak altında birleştirilmesini amaçlayan akım; Panturanizm
- Turani
Turan’a ait, Turan’a özgü olan
- Turanlı
Orta Asya'da yaşamış olan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Turani
- turaç
Sülüngillerden, uzunluğu 34 santimetre olan, soyu azalmış bir tür kuş (Tetrao francolinus)
- turba
Az çok kömürleşmiş bitkilerden oluşan yakıt
- turbalık
Göl ve bataklıklarda yetişen bitkilerin, özellikle sfagnumun çürümesi ve kömürleşmesiyle oluşan turba yatağı
- turbo
Havayı veya havaya katılmış bir karışımı, düzenli ve amaca uygun olarak üfleyen
- turfa
Değeri düşük, işe yaramaz
- turfa olmak
değerini yitirmek, işe yaramamak
- turfalama
Turfalamak işi
- turfalamak
Değer vermemek
- turfanda
Mevsimin başında ilk yetişen (meyve, sebze)
- turfanda meyvecilik
Mevsiminin dışında yapılan meyve yetiştiriciliği
- turfanda sebzecilik
Mevsiminin dışında yapılan sebze yetiştiriciliği
- turfandacı
Turfanda şeyler yetiştirip satan kimse
- turfandacılık
Turfandacı olma durumu
- turfandalık
Turfanda meyve veya sebze yetiştirilen tarla
- turgor
Hücrenin çok su çekerek şişmesi, öz suyunun kıvamının azalması
- Turgutlu
Manisa iline bağlı ilçelerden biri
- Turhal
Tokat iline bağlı ilçelerden biri
- turist
Dinlenme, eğlenme, görme, tanıma vb. amaçlarla geziye çıkan kimse
- turist rehberi
Seyahat organizasyonlarında tura katılanlara eşlik edip onlara gezi alanıyla ilgili doğru bilgi vermekle yükümlü olan kişi; rehber
- turist rehberliği
Turist rehberinin işi
- turistik
Turizmle ilgili olan
- turistlik
Turist olma durumu
- turizm
Dinlenme, eğlenme, görme, tanıma vb. amaçlarla yapılan gezi
- turizmci
Turizm işleriyle uğraşan kimse
- turizmcilik
Turizmcinin işi veya mesleği
- turkuaz
Mavi, yeşil ve beyazın karışımından ortaya çıkan renk; turkuaz mavisi, turkuaz yeşili, firuze
- turkuaz mavisi
Bu renkte olan
- turkuaz yeşili
Bu renkte olan
- turkuazımsı
Rengi turkuazı andıran
- turlama
Turlamak işi
- turlamak
Tur atmak, dolaşmak, dönüp durmak; turalamak
- turlayabilme
Turlayabilmek işi
- turlayabilmek
Turlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- turna
Turnagillerden, Avrupa ve Kuzey Afrika'da toplu olarak yaşayan, göçebe, iri bir kuş (Grus grus)
- turna balığı
Tatlı sularda yaşayan yırtıcı bir balık (Esox lucius)
- turna katarı
Arka arkaya ve teker teker dizilmiş durumda olan turna kümesi
- turna kırı
Kırmızımtırak gri
- turnabacağı
Orman açıklıklarında yaz ve sonbahar aylarında yetişen, sapında hareketli bir halka bulunan, şapkası kahverengi pullarla kaplı, bazitli bir tür mantar; dedebörkü, dedekülahı (Macrolepiota procera)
- turnacı
Yeniçeri Ocağında padişahla ava giden, av köpeklerine ve tazılara bakan, turna taşıyan bir sınıf asker
- turnagagası
Sardunyagillerden, tohumlarının ucunda turna gagasına benzer ince uzun bir uç bulunan, yaprakları güzel kokulu bir bitki; dönbaba (Geranium robertianum)
- turnageçidi
Baharda esen bir fırtına
- turnagiller
Turna ve telli turnayı içine alan bir familya
- turnagözü
Berrak ve parlak sarı
- turnayı gözünden vurmak
umulmadık bir kazanç veya çıkar sağlama imkânı ele geçirmek
- turne
Bulunduğu yerden başka yerlere gösteri yapmak amacıyla giden tiyatro veya müzik sanatçılarının gezisi
- turneye çıkmak
gösteri yapmak amacıyla bulunduğu yerden başka yerlere gitmek
- turnike
İnsanların teker teker geçmesini sağlamak amacıyla bazı yerlere konulan, uçlarından biri çevresinde dönebilecek düzende yatay olarak yerleştirilmiş çarpı biçiminde araç
- turno
Tek dilli, bir tekerlekli makara
- turnusol
Birtakım bitkilerden elde edilen mavi boya maddesi
- turnusol boyası
Bazların etkisiyle maviye, asitlerin etkisiyle kırmızıya dönüşen, bir tür yosundan elde edilen mavi boya
- turnusol kâğıdı
Turnusol boyasından yapılan ayıraç kâğıt
- turnuva
Oyuncu veya takımlar arasında sırayla yapılan yarışma dizisi
- turp
Turpgillerden, yaprakları tüylü, çiçekleri beyaz, sarı, mor renkli bir bitki (Raphanus raphanistrum)
- turp filizi
Turp rengi
- turp gibi
sağlığı yerinde
- turp salatası
Rendelenmiş turptan yapılan salata
- turpgiller
İki çeneklilerden, turp, hardal, lahana, karnabahar, kaşık otu vb. bitkileri içine alan geniş bir familya
- turpun sıkısından seyreği iyidir
“sık görüşmeler bıkkınlığa, sıkıntıya yol açabileceğinden ara sıra görüşmek daha iyidir” anlamında kullanılan bir söz
- turta
Üzeri yufka kaplı, meyveli veya kakaolu bir pasta türü
- turu geçmek
elemeli karşılaşmalarda bir üst tura yükselmek
- turuncu
Sarı ve kırmızının karışımından ortaya çıkan renk, turunç meyvesinin rengi
- turunculaşma
Turunculaşmak işi
- turunculaşmak
Turuncu bir renge girmek
- turuncumsu
Rengi turuncuyu andıran, turuncuya benzeyen; turuncumtırak
- turunç
Turunçgillerden, bütün Akdeniz ülkelerinde yetişen, kışın yaprağını dökmeyen bir ağaç; narenç (Citrus aurantium amara)
- turunçgiller
Sedef otugillerin, turunç, portakal, limon, mandalina vb.ni içine alan bir alt familyası; narenciye
- turşu
Tuzlu suda, sirkede bırakılarak özel bir kıvama getirilmiş sebze veya meyve
- turşu balığı
Turşusu kurulan bir tür balık
- turşu gibi olmak
çok yorgun düşmek
- turşu kurmak (veya yapmak)
turşuluk sebze veya meyveleri kavanoz, fıçı vb.ne yerleştirmek
- turşu olmak
yiyecek bozulmak, ekşimek
- turşu suyu
Turşunun içilebilir nitelikteki ekşimsi ve kekremsi suyu
- turşucu
Turşu yapan veya satan kimse
- turşuculuk
Turşucunun işi
- turşulaşma
Turşulaşmak işi
- turşulaşmak
İyice ezilmek, turşu gibi olmak
- turşulu
İçinde turşu bulunan
- turşuluk
Turşu yapmaya elverişli
- turşusu çıkmak
çok yorulmak
- turşusunu kurmak
"bir şeyin elden çıkarılması gerektiği hâlde buna bir türlü kıyamamak" anlamında kınama yollu söylenen bir söz
- turşuya dönmek
çok yorulmak, bitkinleşmek
- Tut
Adıyaman iline bağlı ilçelerden biri
- tut kelin perçeminden
çözümü güçlük gösteren bir durum karşısında söylenen bir söz
- tut ki
varsay ki
- tutabilme
Tutabilmek işi
- tutabilmek
Tutma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tutacak
Sıcak mutfak araçlarını tutmakta kullanılan, birbirine şeritle bağlı bez çifti; tutaç, tutak
- Tutak
Ağrı iline bağlı ilçelerden biri
- tutak
Bir şeyin tutulacak yeri
- tutam
Avuç içi veya parmak uçlarıyla tutulabilen miktarda olan; kavram
- tutam tutam
Tutulacak kadar birçoğu bir arada olan
- tutamak
Tutunacak, dayanacak, güvenecek şey
- tutamaksız
Tutunacak, dayanacak, güvenecek şeyi olmayan
- tutamaç
Bir şeyin tutulup çekilecek yeri
- tutamaçlı
Tutamacı olan
- tutamlama
Tutamlamak işi
- tutamlamak
Bir tutam almak
- tutamlık
Herhangi bir tutam miktarında olan
- tutanak
Meclis, kurul, mahkeme vb. yerlerde söylenen sözlerin olduğu gibi yazıya geçirilmesi; tutulga, zabıt, zabıtname
- tutanakçı
Tutanağı düzenleyen kimse
- tutanakçılık
Tutanakçının yaptığı iş
- tutar
Nicelik bakımından bir şeyin bütünü
- tutarlı
Aralarında çelişki bulunmayan, her bakımdan uyumlu; insicamlı
- tutarlılık
Tutarlı olma durumu; tutarlık
- tutarsız
Tutarlı olmayan, aralarında çelişki bulunan; insicamsız
- tutarsızca
Tutarsız bir biçimde
- tutarsızlaşma
Tutarsızlaşmak durumu
- tutarsızlaşmak
Tutarsız duruma gelmek
- tutarsızlık
Tutarsız olma durumu; insicamsızlık
- tutaç
Laboratuvar maşası
- tutkal
Deri, kıkırdak vb. hayvansal maddelerden elde edilen, katılaşıp sertleşme özelliğiyle tahta, kâğıt vb. yapıştırmaya yarayan madde
- tutkal gibi
sırnaşık ve yapışkan (kimse)
- tutkal şerbeti
İçine çok az miktarda eritilmiş tutkal katılan ılık su
- tutkalcı
Tutkallama işiyle uğraşan işçi
- tutkalcılık
Tutkalcının işi
- tutkallama
Tutkallamak işi
- tutkallamak
Tutkal sürmek, tutkalla yapıştırmak
- tutkallanma
Tutkallanmak durumu
- tutkallanmak
Tutkallı duruma gelmek
- tutkallı
Tutkal sürülmüş
- tutkalsız
Tutkal sürülmemiş
- tutku
İrade ve yargıları aşan güçlü bir coşku; ihtiras
- tutkulaşma
Tutkulaşmak işi
- tutkulaşmak
Tutku durumuna gelmek
- tutkulu
Tutkusu olan; ihtiraslı
- tutkun
Gönül vermiş; meclup
- tutkun olmak
âşık olmak, sevdalanmak
- tutkunluk
Tutkun olma durumu; meftuniyet, meftunluk
- tutkusal
Tutkulu, aşırı bağlı veya düşkün
- tutkusuz
Tutkusu olmayan; ihtirassız
- tutkusuzluk
Tutkusuz olma durumu
- tutkuya kapılmak
aşırı istek ve eğilim içinde olmak
- tutma
Tutmak işi
- tutmak
Elde bulundurmak, ele almak
- tutmalık
Tutmaya yarayan nesne
- tutmaç
Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba
- tutsak
Savaşta ele geçen düşman; esir (I), esire
- tutsak düşmek
esir olmak, hükmü altına girmek
- tutsak olmak
savaşta düşmanın eline geçmek
- tutsak pazarı
Tutsakların köle gibi alınıp satıldığı yer; esir pazarı
- tutsaklık
Tutsak olma durumu; esirlik, esaret
- tutturabildiğine
Kabul ettirebildiğince, belli bir fiyatı olmaksızın (satmak)
- tutturabilme
Tutturabilmek işi
- tutturabilmek
Tutturma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tutturaç
Bir şeyin bağlanıp tutturulduğu nesne
- tutturma
Tutturmak işi
- tutturmak
Tutmasını sağlamak
- tutturmalık
Kopça, düğme gibi iki şeyi birbirine tutturmaya yarayan nesne
- tutturuk
İnatçı, takıntılı olan
- tutturukluk
Tutturuk olma durumu
- tutturuş
Tutturmak işi
- tuttuğu altın olsun
"her işin olumlu gitsin, refah içinde yaşa" anlamında kullanılan bir söz
- tuttuğu dal elinde kalmak
dayandığı, güvendiği kimse veya şey önemini yitirerek işe yaramaz duruma gelmek
- tuttuğunu koparmak
becerikli olmak, giriştiği her işte başarı sağlamak
- tutu
Borcun ödeneceğine ilişkin borçlunun alacaklıya bir taşınmazı güvence olarak göstermesi; ipotek
- tutucu
Mevcut toplumsal düzeni, düşünceleri ve kurumları değiştirmeden olduğu gibi korumak isteyen (kimse); muhafazakâr, konservatör
- tutuculaşma
Tutuculaşmak durumu
- tutuculaşmak
Tutuculuk yapmak
- tutuculuk
Tutucu olma durumu
- tutuk
Akıcı, rahat konuşamayan
- tutukevi
Tutukluların kapatıldığı yer; tomruk, tevkifhane
- tutuklama
Tutuklamak işi; tevkif
- tutuklamak
Kanun yoluyla hürriyeti kısıtlayarak bir yere kapatmak; tevkif etmek
- tutuklanma
Tutuklanmak işi
- tutuklanmak
Tutuklama işine konu olmak
- tutuklanış
Tutuklanmak işi
- tutuklatabilme
Tutuklatabilmek işi
- tutuklatabilmek
Tutuklatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tutuklatma
Tutuklatmak işi
- tutuklatmak
Tutuklama işini yaptırmak
- tutuklayabilme
Tutuklayabilmek işi
- tutuklayabilmek
Tutuklama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tutuklu
Kanun yoluyla hürriyetlerinden alıkonularak bir yere kapatılan (kimse); tutuk, mevkuf
- tutukluk
Tutuk olma durumu
- tutukluk yapmak
silah çalışmaz olmak
- tutukluluk
Tutuklu olma durumu; mevkufluk, mevkufiyet
- tutuksuz
Tutuklanmadan yargılanan
- tutuksuzluk
Tutuksuz olma durumu
- tutulabilme
Tutulabilmek işi
- tutulabilmek
Tutulma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tutulma
Tutulmak işi
- tutulmak
Tutma işi yapılmak veya tutma işine konu olmak
- tutulmamazlık
bk. tutulmazlık
- tutulmazlık
Tutulmaz olma durumu
- tutulmuş
Engellenmiş
- tutulmuş para
Kontrol altına alınmış para; bloke para
- tutulmuşluk
Tutulmuş olma durumu
- tutulu
Tutulmuş
- tutulu satış
Bir taşınmazın ipotek edilmek suretiyle uzun vadeli krediyle satın alınması; tutsat
- tutulum
Bir yıl boyunca Güneş'in gök küre üzerinde çizdiği çemberin sınırladığı daire; ekliptik
- tutuluverme
Tutuluvermek işi
- tutuluvermek
Çabucak tutulmak
- tutuluş
Tutulmak işi
- tutum
Tutulan yol, tavır
- tutumlu
Aşırı harcamalardan kaçınan; hesaplı, idareli, muktesit
- tutumluluk
Tutumlu olma durumu
- tutumsuz
Aşırı harcamalar yapan; idaresiz, savruk, savurgan, hesapsız, müsrif
- tutumsuzca
Tutumsuz bir biçimde; savurganca
- tutumsuzluk
Tutumsuz olma durumu; idaresizlik, müsriflik, savurganlık
- tutunabilme
Tutunabilmek işi
- tutunabilmek
Tutunma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tutunacak bir dal aramak
güvenilecek, dayanılacak bir insana ihtiyaç duymak
- tutunacak dalı olmamak
güveneceği bir kimse veya şey bulunmamak
- tutunma
Tutunmak işi
- tutunmak
Tutup bırakmamak, dayanmak, sarılmak veya asılmak
- tutunuverme
Tutunuvermek işi
- tutunuvermek
Aniden tutunmak
- tutunuş
Tutunmak işi
- tuturuk
Ateş tutuşturacak çalı, çırpı, yonga vb. şeyler
- tutuverme
Tutuvermek işi
- tutuvermek
Çabucak tutmak
- tutuya bırakmak (veya koymak)
bir taşınmazı borcun ödeneceğine güvence olarak ödenince geri alınmak şartıyla borçlu alacaklıya vermek, ipotek vermek
- tutuş
Tutmak işi
- tutuşabilme
Tutuşabilmek işi
- tutuşabilmek
Tutuşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tutuşma
Tutuşmak işi
- tutuşmak
Birbirini tutmak, birbirine ilişip dokunmak
- tutuşturabilme
Tutuşturabilmek işi
- tutuşturabilmek
Tutuşturma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tutuşturma
Tutuşturmak işi
- tutuşturmak
Tutuşmalarını veya tutuşmasını sağlamak
- tutuşturuverme
Tutuşturuvermek işi
- tutuşturuvermek
Çabucak tutuşturmak
- tutuşuverme
Tutuşuvermek işi
- tutuşuvermek
Çabucak tutuşmak
- tutçek
Doğacak çocuğu ana rahminden çekmeye yarayan alet; lavta (II), forseps
- Tuva
Rusya Federasyonu’na bağlı Tuva Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse
- Tuva Türkçesi
Tuva Türklerinin kullandığı konuşma ve yazı dili; Tuvaca
- tuval
Üzerine resim yapılan, gerdirilmiş keten, kenevir veya pamuklu kaba kumaş
- tuvalet
İnsanın dışkısıyla idrarını boşalttığı yer; abdesthane, aralık, ayakyolu, yüznumara, hacet yeri, hela, kabine, kenef, memişhane, kademhane, lavabo
- tuvalet (veya tuvaletini) yapmak
sidik veya dışkıyı vücuttan dışarı atmak
- tuvalet ispirtosu
Hekimlikte, temizlik amacıyla kullanılan binde 966'sı saf, geri kalanı su olan ispirto
- tuvalet kâğıdı
Tuvalette temizlenmek için kullanılan, özel olarak hazırlanmış ince kâğıt
- tuvalet masası
Kadınların süslenmek, taranmak, makyaj yapmak amacıyla kullandıkları aynalı bir masa türü
- tuvalet sabunu
Tuvalette temizlik için kullanılan, renkli ve kokulu sabun
- tuvalet takımı
Tuvalet veya makyaj malzemeleri bulunan çanta veya kutu
- tuvaletçi
Tuvalet işleten (kimse)
- tuvaletçilik
Tuvaletçi olma durumu
- tuyuğ
Mâni biçiminde, aruzun "failatün failatün failün" kalıbıyla yazılmış, dört mısralı bir nazım türü
- tuz
Kokusuz, suda eriyen, yiyecekleri korumada ve tatlandırmada kullanılan billursu madde
- tuz (veya tuzla) buz etmek
cam türünden şeyleri onarılmayacak biçimde kırmak, paramparça etmek
- tuz (veya tuzla) buz olmak
cam türünden şeyler onarılamayacak biçimde kırılmak, dağılmak, paramparça olmak
- tuz biber ekmek
üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak
- tuz ekmek hakkı
Birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse üzerindeki manevi hakkı
- tuz koktu
bir olaydaki olumsuzluğu gidermesi gereken unsurun da o olumsuzluğa karıştığını anlatmak için kullanılan bir söz
- tuzak
Kuş veya yaban hayvanlarını yakalamaya yarayan araç veya düzenek; ağ (I), fak, komplo
- tuzak (veya tuzağı) kurmak
bir şeyi yakalamak için düzenek hazırlamak
- tuzaklama
Tuzaklamak işi
- tuzaklamak
Tuzak kurmak, tuzağa düşürmek
- tuzaklanma
Tuzaklanmak işi
- tuzaklanmak
Tuzak durumuna getirilmek
- tuzaklı
Tuzağı bulunan
- tuzaksız
Tuzağı bulunmayan
- tuzakçı
Tuzak kuran kimse
- tuzakçılık
Tuzakçının yaptığı iş
- tuzağa düşmek
kuş veya yaban hayvanı kendisi için kurulan düzeneğe yakalanmak
- tuzcu
Tuz satan kimse
- tuzcul
Tuzlu toprakları seven (bitki)
- tuzculuk
Tuzcunun işi
- Tuzla
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri
- tuzla
Kıyılarda, tava denilen havuzlara deniz veya göl suyu akıtıldıktan sonra kurutularak tuz çıkarılan yer; memleha
- tuzlak
Otları tuzlu olan veya ot bitmeyen, çorak, verimsiz (yer); tuzla
- tuzlama
Tuzlamak işi
- tuzlamak
Herhangi bir şeyin üzerine tuz serpmek
- tuzlanma
Tuzlanmak işi
- tuzlanmak
Tuzlama işi yapılmak
- tuzlatmak
Tuzlama işini yaptırmak
- tuzlayayım da kokmayasın (veya kokma)
birine, düşüncesinde aldandığını ve aklının bir şeye ermediğini anlatmak için söylenen bir söz
- tuzlayış
Tuzlamak işi
- tuzlaşma
Tuzlaşmak işi
- tuzlaşmak
Tuz hâline gelmek
- tuzlu
Tuzu olan
- tuzlu balgam
Birtakım deri hastalıklarının ortak adı
- Tuzluca
Iğdır iline bağlı ilçelerden biri
- tuzluca
İçerisinde biraz tuz bulunan (su vb.)
- tuzluk
İçine tuz konulan kap
- Tuzlukçu
Konya iline bağlı ilçelerden biri
- tuzluluk
Tuzlu olma durumu
- tuzlumsu
Tuzluyu andıran, tuzluya benzeyen, tuzlu gibi
- tuzluya mal olmak (veya oturmak veya patlamak)
çok para vererek satın almak, çok pahalı gelmek
- tuzsu
Tuzu andıran, tuza benzeyen, tuz gibi; tuzumsu
- tuzsuz
Tuzu olmayan veya tuzu az olan
- tuzsuzluk
Tuzsuz olma durumu
- tuzu biberi olmak
lezzet, çeşni katmak
- tuzu kuru
Bir işten zarar görmeyen, kazancı yolunda olan (kimse)
- tuzu kuruluk
Tuzu kuru olma durumu
- tuzu olmak
katkısı olmak
- tuğ
Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs
- tuğamiral
Deniz kuvvetlerinde, rütbesi albay ile tümamiral arasında bulunan amiral
- tuğamirallik
Tuğamiral olma durumu
- tuğbay
Tugay komutanlığı yapan albay
- tuğbaylık
Tuğbayın görevi
- tuğcu
Osmanlı döneminde savaşlarda padişahın tuğlarını taşıyan kimse
- tuğculuk
Tuğcunun yaptığı iş
- tuğgeneral
Kara ve hava kuvvetlerinde, rütbesi albay ile tümgeneral arasında bulunan general; liva, mirliva
- tuğgenerallik
Tuğgeneral olma durumu
- tuğla
Balçığın kalıplara dökülüp güneşte kurutulduktan sonra özel ocaklarda pişirilmesiyle yapılan ve duvar örmekte kullanılan yapı malzemesi
- tuğla harmanı
Tuğla yapılan yer
- tuğla oyunu
Bilgisayarda veya cep telefonlarında oynanan, topla tuğlaları yıkma esasına dayanan oyun
- tuğlacı
Tuğla yapan veya satan kimse
- tuğlacılık
Tuğlacının yaptığı iş
- tuğlu
Tuğu olan
- tuğra
Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları, özel bir biçimi olan sembolleşmiş işaret; tura
- tuğra çekmek
Osmanlı Devleti'nde ferman, berat ve resmî belgelere tuğra koymak
- tuğralı
Tuğrası olan
- tuğyan
Akarsuyun taşması, kabarması
- tuş
Piyano, org vb. müzik aletleriyle daktilo, hesap makinesi, bilgisayar ve telefon gibi makinelerde parmak vurulan yerlerin adı
- tuş olmak
güreşte sırtı yere gelmek
- tuşa getirmek
güreşte rakibi sırtüstü yere sermek
- Tuşba
Van iline bağlı ilçelerden biri
- tuşlama
Tuşlamak işi
- tuşlamak
Telefonun tuşlarına basmak
- tuşlu
Tuşu olan
- tuşluk
Belirli sayıda tuşu olan
- tuşsuz
Tuşu olmayan
- tvist
Özellikle gençler arasında 1960'lı yıllarda yaygınlık kazanan çok hızlı ritmi olan bir dans
- tvistçi
Tvisti seven ve yapan kimse
- tâbiin
Hz. Muhammed’i görmüş olanları gören, Hz. Muhammed'den sonra gelen ikinci nesil; tâbii
- töhmet (veya birinin töhmeti) altında kalmak
suçu işlediği düşünülmek
- töhmetlendirme
Töhmetlendirmek durumu
- töhmetlendirmek
Töhmet altında bırakmak
- töhmetli
Suçlanmış
- tökezleme
Tökezlemek işi
- tökezlemek
Yürürken ayağı bir yere çarpıp sendelemek; tökezmek
- tökezlenme
Tökezlenmek işi
- tökezlenmek
Tökezleme işi yapılmak
- tökezletme
Tökezletmek işi
- tökezletmek
Tökezleme işini yaptırmak
- tökezme
Tökezmek işi
- tömbeki
Özellikle İran'da yetişen ve nargile ile içilen bir tütün türü; nargile tütünü (Nicotiana persica)
- töre
Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü; âdet, ayin
- töre bilimi
Töre ile ilgili davranış yasaları geliştiren, neyin uğrunda savaşılmaya değer neyin değil, yaşama neyin anlam kazandırdığı, hangi davranışın iyi, hangisinin kötü, hangisinin yararlı, hangisinin yararsız olduğu gibi sorunları kendine konu edinen bilim
- töre cinayeti
Bazı bölgelerde geleneksel anlayışlara uymama sebebiyle genellikle genç kız veya kadınların ailelerinin kararıyla yine aileden biri tarafından öldürülmesi; namus cinayeti
- töre dışı
Töreyle hiçbir ilgisi bulunmayan, töre ile ilgili yanı olmayan; ahlak dışı, gayriahlaki
- töre dışıcı
Töreyi inkâr eden öğretileri benimseyen; ahlak dışıcı, amoralist
- töre dışıcılık
Töreyi inkâr eden öğretilerin genel adı; ahlak dışıcılık, amoralizm
- töreci
Töreyi ilke edinen, töreyi amaç olarak alan kimse
- törecilik
Töreci olma durumu
- törel
Töreye uygun; töreli, töresel
- törellik
Töreye uygunluk
- törelsiz
Töreye aykırı
- tören
Bir toplulukta, üyelerin belli bir olayı, kişiyi veya değeri ayırt edip sembolleştirmesi, bunların anlam ve öneminin güçlendirilmesi amaçlarıyla düzenlenen hareket dizisi; merasim
- tören birliği
Devlet başkanlarını, yüksek makamdaki devlet adamları ve kumandanları karşılamak ve uğurlamakla görevli birlik; ihtiram birliği, ihtiram kıtası, onur kıtası, şeref kıtası
- tören kılıcı
Törenlerde takılan kılıç; merasim kılıcı
- törenli
Törenle yapılan; merasimli
- törensel
Törenle ilgili
- törensiz
Törenle yapılmayan; merasimsiz
- töresiz
Töresi olmayan
- töresizlik
Töresiz olma durumu
- töretanımaz
Daha üstün saydığı bir töre adına geçerli töreyi tanımayan; immoral
- töretanımazlık
Toplumca benimsenmiş töre ile ilgili değerleri değiştirmek isteyen öğretilerin genel adı; immoralizm
- törpü
Ağaç, kurşun, kalay vb. yumuşak metallerin kabasını almaya yarayan, dişleri uzun ve aralıklı olan eğe
- törpüleme
Törpülemek işi
- törpülemek
Törpü ile düzeltmek
- törpülenme
Törpülenmek işi
- törpülenmek
Törpüleme işi yapılmak
- törpületme
Törpületmek işi
- törpületmek
Törpüleme işini yaptırmak
- törpülü
Törpülenmiş
- törpüsüz
Törpülenmemiş
- tös
Hayvanı töskürtmek için söylenen bir söz
- töskürme
Töskürmek işi
- töskürmek
Hayvan geri geri gitmek
- töskürtme
Töskürtmek işi
- töskürtmek
Hayvanı geri geri yürütmek
- tövbe
İşlediği bir günah veya suçtan pişman olarak bir daha yapmamaya karar verme
- tövbe ayları
Büyük tövbe ayı ve küçük tövbe ayı
- tövbe etmek
bir işi bir daha yapmamaya söz vermek
- tövbekâr
Günah sayılacak bir işten vazgeçmiş olan, bir daha yapmamaya karar vermiş olan (kimse)
- tövbekâr olmak
tövbe etmek
- tövbekârlık
Tövbekâr olma durumu
- tövbeler olsun! (veya tövbesi!)
bir kimsenin herhangi bir işten çok pişman olarak tekrarlamama kararı aldığını anlatan bir söz
- tövbeli
Tövbe etmiş olan; tövbekâr
- tövbesini bozmak
tövbe ettiği herhangi bir işe, duruma yeniden dönmek
- tövbesiz
Tövbe etmemiş
- tövbesizlik
Tövbesiz olma durumu
- töz
Varlıklarda değişikliğe uğrayan taraf dışında değişmeden kalan şey; cevher
- tözcülük
Nesnelerin özünde bir tözün varlığını kabul eden öğreti
- tözel
Tözle ilgili
- tüberkülin
Veremin tanı ve tedavisinde yararlanılan, verem mikrobu kültüründen elde edilen bir sıvı
- tüberkülin testi
Bir kimsede tüberküloz bulunup bulunmadığını anlamak amacıyla deri altına tüberkülin aşılama
- tüberkülozlu
Tüberküloz hastalığına yakalanmış (hasta)
- tüccar
Ticaret yapan, ticaretle uğraşan kimse; tacir, tecimen, bezirgân
- tüccarlaşma
Tüccarlaşmak durumu
- tüccarlaşmak
Tüccar durumuna gelmek
- tüccarlık
Tüccar olma durumu
- tüf
Yanardağların püskürttüğü kül, kum ve lav parçacıklarından oluşan, çoğunlukla açık renkli, hafif gözenekli bir tür çökelti taşı
- tüfek
Savaş veya avda kullanılan, uzun namlulu ateşli silah; delikli demir
- tüfek atmak
tüfekle ateş etmek
- tüfek çatmak
askerlerin dinlenme sırasında tüfeklerini, dipçikleri üzerinde üçerli olarak birbirine dayamak
- tüfekhane
Tüfek yapılan yer
- tüfekli
Tüfeği olan
- tüfeklik
Kışla gibi yerlerde tüfekleri düzenli bir biçimde koymak için yapılmış yer
- tüfeksiz
Tüfeği olmayan
- tüfekçi
Tüfek yapan, onaran veya satan kimse
- tüfekçilik
Tüfek yapma, onarma veya satma işi
- tüh
"Vah vah" anlamında pişmanlık bildiren bir seslenme sözü; tü
- tüh tüh
"Yazık oldu" anlamında pişmanlık bildiren bir söz
- tükenik
Bitmiş, tükenmiş
- tükeniş
Tükenmek işi
- tükenme
Tükenmek işi
- tükenmek
Elinde kalmamak; bitmek (I)
- tükenmemezlik
bk. tükenmezlik
- tükenmez
Tükenmeyen, bitmeyen
- tükenmez kalem
Ucunda küçük bir bilyesi bulunan ve içi özel bir mürekkeple dolu ince bir borucuktan oluşan kalem türü; tükenmez
- tükenmezlik
Tükenmez olma durumu
- tükenmişlik
Gücünü yitirmiş olma, çaba göstermeme durumu
- tükenmişlik sendromu
Çalışanın kendini bitmiş, yıkılmış, bıkkın hissetmesi durumu
- tüketebilme
Tüketebilmek işi
- tüketebilmek
Tüketme ihtimali veya imkânı bulunmak
- tüketici
Mal ve hizmetlerden yararlanan, satın alıp kullanan, tüketen kimse; müstehlik, üretici karşıtı
- tüketicilik
Tüketici olma durumu
- tüketilme
Tüketilmek işi
- tüketilmek
Tüketme işi yapılmak
- tüketim
Tüketmek işi
- tüketiş
Tüketmek işi
- tüketme
Tüketmek işi; yoğaltma, ifna
- tüketmek
Kullanarak, harcayarak yok etmek, bitirmek; yoğaltmak
- tükettirme
Tükettirmek işi
- tükettirmek
Tüketme işini yaptırmak
- tükürdüğünü yalamak
verdiği sözden benliğini küçülterek geri dönmek
- tükürebilme
Tükürebilmek işi
- tükürebilmek
Tükürme ihtimali veya imkânı bulunmak
- tükürme
Tükürmek işi
- tükürmek
Tükürüğü ağız içinden dışarıya atmak
- tükürük
Tükürük bezlerinin ağza akan salgısı
- tükürük bezleri
Dil, çene ve kulak altında bulunan, tükürük salgılayan üç çift bez
- tükürük hokkası
Porselen, maden vb.nden yapılan, içine tükürülen kap
- tükürük otu
Zambakgillerden, küçük, beyaz veya sarı çiçekli, otsu ve çok yıllık bir bitki (Ornithogalum umbellatum)
- tükürükle (veya tükürüğe) boğmak
çok ağır hakarette bulunmak
- tükürükleme
Tükürüklemek işi
- tükürüklemek
Tükürükle ıslatmak
- tükürüklenme
Tükürüklenmek işi
- tükürüklenmek
Tükürükleme işine konu olmak
- tükürülme
Tükürülmek işi
- tükürülmek
Tükürme işine konu olmak
- tükürüğü kurumak
çok konuşmaktan ağzında tükürük kalmamak
- tükürüğünü yutmak
imrenip yutkunmak
- tükürüş
Tükürmek işi
- tül
Çok ince gözenekli pamuk, ipek veya sentetik dokuma
- tül perde
İnce gözenekli pamuk, ipek veya sentetik dokumadan yapılmış perde
- tülbent
İnce ve seyrek dokunmuş, hafif ve yumuşak pamuklu bez
- tülbentçi
Tülbent satan kimse
- tülbentçilik
Tülbentçinin işi
- tülek
Tüyleri değişmiş (kuş veya kümes hayvanı)
- tüleme
Tülemek işi
- tülemek
Kuş veya kümes hayvanları tüylerini değiştirmek
- tüllenme
Tüllenmek işi
- tüllenmek
Tül görünümü almak
- tülü
Özel güreşlerde yararlanılan, çift hörgüçlü, uzun tüylü erkek deve
- tüm başkalaşma
Böceklerde, kurtçuk ve koza evresi geçiren başkalaşma türü
- tüm başlılar
Kemikleri kıkırdak olan, solungaç yarıkları bir deri kıvrımı ile örtülü omurgalı balıklar takımı
- tüm kirpikliler
Kirpikli bir hücrelilerin alt sınıfı
- tüm sayı
Bir derneğin, örgütün bütün üyelerinin oluşturduğu toplam üye sayısı
- tüm tanrıcı
Tüm tanrıcılık yanlısı olan; kamu tanrıcı, panteist
- tüm tanrıcılık
Tanrı ile evreni bir kılan, her şeyi tanrı olarak gören öğretilerin genel adı; kamu tanrıcılık, panteizm
- tümamiral
Deniz kuvvetlerinde, rütbesi tuğamiralle koramiral arasında bulunan amiral
- tümamirallik
Tümamiral olma durumu
- tümdengelim
Tümel bir önermeden tikel bir önermeye, yasalardan olaylara, etkenden etkiye geçme yolu; talil, dedüksiyon
- tümdengelimci
Tümdengelim yöntemiyle düşünen veya tümdengelim yöntemini uygulayan
- tümdengelimcilik
Akıl yürütmede tümdengelim yöntemini uygulama işi
- tümdengelimsel
Tümdengelimle ilgili
- tümel
Belli bir sınıfa bağlı bireylerin hepsini içine alan; külli
- tümel kavram
Kapsamına aldığı bütün nesneleri gösteren kavram
- tümel önerme
Konunun kapsamına giren bütün bireyler için belli bir şey bildiren önerme
- tümeller
Cins, tür, ayrım, özellik ve ilineği içeren kavramlar
- tümellik
Tümel olma durumu
- tümen
Tugayla kolordu arasında yer alan birlik; fırka
- tümen tümen
Pek çok
- tümevarım
Teklik olandan, özel olandan genel olana giden, tek tek olgulardan genel önermelere varan yöntem; istikra, endüksiyon, tümdengelim karşıtı
- tümevarımcı
Tümevarım yöntemiyle düşünen veya tümevarım yöntemini uygulayan
- tümevarımcılık
Akıl yürütmede tümevarım yöntemini uygulama işi
- tümevarımsal
Tümevarımla ilgili
- tümgeneral
Kara ve hava kuvvetlerinde, rütbesi tuğgeneralle korgeneral arasında bulunan general; ikinci ferik
- tümgenerallik
Tümgeneral olma durumu
- tümleme
Yüklemi çeşitli yönleriyle tamamlama
- tümler açı
Bir dar açıyı dik açı değerine çıkaran açı; tümey
- tümleç
Yüklemin anlamını çeşitli yönlerden tamamlayan öge; meful, mütemmim
- tümsek
Küçük tepe; tüm (II), tümbek, yükselti
- tümsekleşme
Tümsekleşmek işi; tümselme
- tümsekleşmek
Tümsek durumuna gelmek; tümselmek
- tümsekli
Tümseği olan; kemer
- tümür
Bağırsakların iç yüzeylerinde bulunan pürtüklerin adı
- tünaydın
Öğleden akşama kadar geçen süre içinde karşılaşıldığında kullanılan bir selamlama sözü
- tünek
Kuşlar ve kümes hayvanlarının üzerinde tünedikleri dal veya sırık
- tünel
Motorlu taşıt, metro, demir yolu ulaşımı, su taşıma vb. farklı amaçlara yönelik olarak yer altında, genellikle dağların içinde açılan yol
- tünel geçmek
dalgın olmak, etrafla ilgilenmemek
- tünelin sonunda (veya ucunda) ışık görünmek
sıkıntılı durumdan kurtulmak için çare belirmek
- tüneme
Tünemek işi; tünekleme
- tünemek
Kuşlar ve kümes hayvanları uyumak için bir dala veya sırığa konmak; tüneklemek
- tüneyiş
Tünemek işi
- tüp
Laboratuvarlarda türlü işlerde kullanılan, bir ucu kapalı cam boru
- tüp bebek
Üreme organlarındaki rahatsızlıklar yüzünden yumurtanın ana rahminin dışında döllenmesi ve sonra ana rahmine yerleştirilmesi sonucunda doğan bebek
- tüp gaz
İçine yüksek basınçla sıvılaştırılmış petrol gazı ve bütan gazı doldurulan, ısınmada ve mutfakta kullanılan tüp
- tüp geçit
Nehirlerin, kanalların, denizlerin iki yakasını su altından bağlayarak ulaşımı sağlayan yol
- tüp taktırmak
araca sıvılaştırılmış petrol gazı tankı taktırmak
- tüpleme
Tüplemek işi
- tüplemek
Tüpe doldurmak
- tüplerini bağlatmak
döllenmeyi engellemek amacıyla fallop tüpünü operasyonla kapatmak
- tüplü
Tüpü olan
- tüplük
Laboratuvarlarda cam tüpleri koymaya yarayan tahta veya metal tabla
- tüpçü
Tüp gaz satan veya dağıtan kimse
- tüpçülük
Tüpçünün işi
- tür
Aynı çeşit varlıklar veya nesneler içinde ortak özellikleri bulunanların her biri; soy, cins, kabîl
- türban
İnce kumaştan yapılmış, başı sıkıca kavrayan bir tür başörtüsü
- türbanlı
Türban takan
- türbansız
Türban takmayan
- türbe
Genellikle ünlü bir kimse için yaptırılan ve içinde o kimsenin mezarı bulunan yapı
- türbe eriği
Gülgillerden, tatlı, küçük çekirdekli, etinden kolay sıyrılabilen, mayhoş bir tür erik
- türbedar
Türbede hizmet gören, türbeyi bekleyen kimse
- türbedarlık
Türbedarın yaptığı iş
- türbin
Su, buhar, gaz gibi herhangi bir akışkanın hareket enerjisiyle ve birtakım özel düzenekler yardımıyla dönerek çalışan, genellikle elektrik üretmede kullanılan araç
- türbinli
Türbini olan
- türbülansa girmek
çalkantılı hava içerisinde sarsılarak yol almak
- türdeş
Türleri bir olanlardan her biri
- türdeşleşme
Türdeşleşmek işi
- türdeşleşmek
Türce eş, benzer duruma gelmek, türdeş olmak
- türdeşleştirme
Türdeşleştirmek işi
- türdeşleştirmek
Türce eş, benzer duruma getirmek, türdeş yapmak
- türdeşlik
Aynı türden olma durumu
- türedi
Kendisinden umulmayan bir biçimde sivrilmiş ve hakkı olmayan bir konuma gelmiş (kimse); yerden bitme, zıpçıktı
- türedilik
Türedi olma durumu; zıpçıktılık
- türel
Adalet ile ilgili olan
- türem
Türemek işi
- türeme
Türemek işi
- türemek
Oluşmak, ortaya çıkmak, meydana çıkmak; gelmek
- türemiş kelime
Ad ve fiil köklerine yapım ekleri getirilerek oluşturulan kelime; türemiş sözcük: gezi (gez-i), görgü (gör-gü), gözlük (göz-lük), verim (ver-im) vb
- türenti
Dilde kullanılan bir söz yerine yeni söz türetme; neolojizm: imtihan > sınav, ihtiyaç > gereksinim vb
- türetebilme
Türetebilmek işi
- türetebilmek
Türetme ihtimali veya imkânı bulunmak
- türetilme
Türetilmek işi
- türetilmek
Ortaya çıkarılmak, meydana getirilmek
- türetiş
Türetmek işi
- türetme
Türetmek işi
- türetme eki
Ad veya fiillere getirilerek yeni kelime yapan ek
- türetmek
Oluşturmak, ortaya çıkarmak, yaratmak, meydana çıkarmak
- türev
Türemiş veya üretilmiş şey
- türeyiş
Türemek işi
- Türk
Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse
- Türk aksağı
Klasik Türk müziğinde bir küçük usul
- Türk Cumhuriyetleri
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını ilan eden Türk soylu Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan devletleri
- Türk dünyası
Türklerin yaşadığı coğrafya
- Türk eli
Türklerin yaşadığı toprak
- Türk kahvesi
Cezve ile kısık ateşte, şekerli orta veya sade olarak pişirilen kahve
- Türk meşesi
Ülkemizde yetişen bir tür meşe (Quercus cerris)
- Türkeli
Sinop iline bağlı ilçelerden biri
- Türki
Türk'le ilgili
- Türkiye Türkçesi
Türkiye’de, Balkanlarda, Avrupa’da, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, Irak ve Suriye’nin bazı bölgelerinde kullanılan konuşma ve yazı dili; Türkçe
- Türkkâri
Türk yapımı
- Türkleşme
Türkleşmek durumu
- Türkleşmek
Türk olmak, Türk dilini ve Türklüğü benimsemek
- Türkleştirilme
Türkleştirilmek işi
- Türkleştirilmek
Türk dili ve Türklük benimsetilmek, Türkleşmesi sağlanmak
- Türkleştirme
Türkleştirmek işi
- Türkleştirmek
Türk dilini ve Türklüğü benimsetmek, Türkleşmesini sağlamak
- Türklük
Türk olma durumu
- Türklük bilimci
Türk dili, tarihi, edebiyatı ve halk bilimi araştırmaları alanında uzman kimse; Türkiyatçı, Türkolog
- Türklük bilimi
Türk dili, tarihi, edebiyatı ve halk bilimi araştırmalarını konu edinen bilim dalı; Türklük bilgisi, Türkiyat, Türkoloji
- Türkmen
Oğuz soyundan gelen Türk topluluğu
- Türkmen Türkçesi
Türkmenlerin kullandığı konuşma ve yazı dili; Türkmence
- Türkmence
Bu Türkçeyle yazılmış olan
- Türkmenistanlı
Türkmenistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Türkolojik
Türklük bilimi ile ilgili
- Türkoğlu
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
- Türkvari
Türk tarzı içeren
- Türkçe
Türklerin konuştuğu ve yazdığı dillerin genel adı; Türki
- Türkçeci
Okullarda Türkçe dersi veren öğretmen
- Türkçecilik
Türk dilini yabancı kurallardan ve kelimelerden arındırma akımı
- Türkçeleşme
Türkçeleşmek durumu
- Türkçeleşmek
Türkçe niteliğini kazanmak
- Türkçeleştiriliş
Türkçeleştirilmek işi
- Türkçeleştirilme
Türkçeleştirilmek işi
- Türkçeleştirilmek
Türkçe niteliği kazandırılmak
- Türkçeleştiriş
Türkçeleştirmek işi
- Türkçeleştirme
Türkçeleştirmek işi
- Türkçeleştirmek
Türkçeleşmesini sağlamak
- Türkçesizlik
Türkçeyi iyi bilmeme, Türkçeyi yanlış kullanma
- Türkçü
Türkçülük akımını benimseyen; Pantürkist
- Türkçülük
Osmanlı Devleti'nin son yıllarında ortaya çıkan, bütün Türklerin tek vatanda ve tek bayrak altında birleştirilmesini amaçlayan akım; Pantürkizm
- türkü
Çoklukla dörder mısralı bentlerden oluşan, 11’li hece vezniyle yazılan ve kendine özgü bir besteyle okunan halk edebiyatı nazım birimi
- türkü söylemek
ezgisiyle bir türküyü seslendirmek
- türkü tutturmak
bir türküyü tekrarlayıp durmak
- türkü yakmak
belli bir olay karşısında sözleri de kendisine ait olmak üzere türkü bestelemek
- türkü çağırmak (veya çığırmak)
türkü söylemek
- türkü çekmek
türkü söylemek
- türkücü
Türkü söyleyen kimse; okuyucu
- türkücülük
Türkücü olma durumu
- türküleme
Türkülemek işi
- türkülemek
Türkü yakmak
- türküleşme
Türküleşmek durumu
- türküleşmek
Türkü durumuna gelmek
- türküleştirilme
Türküleştirilmek işi
- türküleştirilmek
Türkü durumuna getirilmek
- türküleştirme
Türküleştirmek işi
- türküleştirmek
Türkü durumuna getirmek
- türkülü
Türküsü olan
- türküsünü çağırmak
bir kimsenin hoşuna gidecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak
- türküsüz
Türküsü olmayan
- türlü
Birden çok türü bulunan; tür
- türlü türlü
Değişik türleri içinde bulunduran; cins cins, her türlü
- türüm
Varlıkların oluşumu
- türüm türüm tütmek
buram buram kokmak
- türümcü
Türümcülük öğretisini benimseyen
- türümcülük
Her şeyin bir başlangıçtan, Tanrı’dan çıkıp yayıldığını ve yine o başlangıca, Tanrı’ya döneceğini öne süren öğreti
- türüz otu
Hanımeligillerden, sarı, kırmızı çiçekli, güzel kokulu ve tırmanıcı bir süs bitkisi (Leonicera japonica)
- tütme
Tütmek işi
- tütmek
Duman veya buhar çıkarmak
- tütsü
Dinî törenlerde, halk hekimliğinde veya çevrenin güzel kokmasını sağlamak amacıyla yakılan kokulu madde; buhur
- tütsü gözü
Çadırlarda duman çıkmasını sağlayan delik
- tütsü yapmak
dinî törenlerde veya çevrenin güzel kokmasını sağlamak amacıyla kokulu madde yakmak
- tütsücü
Tütsü yapan (kimse)
- tütsüleme
Tütsülemek işi
- tütsülemek
Türlü amaçlarla bir yeri tütsü dumanıyla doldurmak; tütsü yapmak
- tütsülenme
Tütsülenmek işi
- tütsülenmek
Tütsüleme işi yapılmak
- tütsületme
Tütsületmek işi
- tütsületmek
Tütsüleme işini yaptırmak
- tütsülü
Tütsü yapılmış (yer, kimse veya yiyecek)
- tüttürebilme
Tüttürebilmek işi
- tüttürebilmek
Tüttürme ihtimali veya imkânı bulunmak
- tüttürme
Tüttürmek işi
- tüttürmek
Tütmesini, duman çıkarmasını sağlamak, duman çıkarmak
- tüttürüş
Tüttürmek işi
- tütün
Patlıcangillerden, birleşiminde nikotin bulunan otsu bir bitki (Nicotiana tabacum)
- tütün balığı
Tütsü ile kurutulmuş balık
- tütün beyazsineği
Çift kanatlılardan, gövdesi sarı, gözleri kırmızı, beyaz renkli kanatları dinlenme hâlindeyken vücut üzerinde çatı görünümünde, meyve, sebze ve özellikle pamuğun öz suyunu emerek zarar veren bir tür beyazsinek (Bemisia tabaci)
- tütün içmek
tütünü yakıp dumanını içine çekmek
- tütün kolculuğu
Tütün kolcusunun yaptığı iş; reji kolculuğu
- tütün kolcusu
Tekel idaresine bağlı, tütün kaçakçılığını önlemekle görevli kimse; reji kolcusu
- tütün rengi
Bu renkte olan
- tütün sarmak
sigara kâğıdına tütün koyup sigara yapmak
- tütüncü
Tütün yetiştiren veya satan kimse
- tütüncülük
Tütün yetiştirme veya satma işi
- tütünlük
Tütün ekilen yer, tütün tarlası
- tütünü tepesinden çıkmak
dumanı tepesinden çıkmak
- tütününü tüttürmek
ev ve aile düzeninin sürmesini sağlamak
- tüvit
Taranmış yünden yapılan, çoğu iki renkte, spor giyecekler yapımında kullanılan kumaş türü
- tüy
İnsan ve hayvan derisi üzerinde bulunan ince, kısa, yumuşak ve sık uzantılar
- tüy atmak
hayvan tüyünü değiştirmek
- tüy dikmek
kötü bir durum almış bir işi büsbütün kötü bir duruma sokmak
- tüy düzmek
hayvanın tüyü düzelmek
- tüy gibi
çok hafif
- tüy kabası
gösterişli görünüp içi kof olan
- tüy sıklet
57 kiloda dövüşen boksör; tüy ağırlık
- tüy tüs
Tüy, saç sakal
- tüycük
Küçük tüy, ince kıl
- tüydürme
Tüydürmek işi
- tüydürmek
Uzaklaştırmak, kaçmasını sağlamak
- tüydürülme
Tüydürülmek işi
- tüydürülmek
Kaçması sağlanmak
- tüylendirme
Tüylendirmek işi
- tüylendirmek
Tüylenmesine yol açmak
- tüylenme
Tüylenmek işi
- tüylenmek
Hayvanlarda tüy bitmek
- tüyler ürpertici olmak
korkunç, dehşet verici olmak
- tüyleri diken diken olmak
üşümekten veya korkmaktan vücuttaki kılların dipleri kabarıp kıllar dikilmek
- tüyleri ürpermek
tüyleri diken diken olmak
- tüylerini diken diken etmek
korkutmak, tiksindirmek
- tüylü
Tüyü olan
- tüylü dalak otu
Yüksekliği 10-40 santimetre olan, yatık veya dik, gri veya beyaz tüylü, çok yıllık bir tür dalak otu; acı yavşan, sancı otu, yayla yavşanı (Teucrium polium)
- tüylü meşe
Yaprakları tüylü olan bir tür meşe
- tüylü tüslü
Tüyleri olan
- tüyme
Tüymek işi
- tüyo
Herhangi bir konuda verilen gizli bilgi
- tüyo almak
herhangi bir konuda gizli bilgi almak
- tüyo vermek
herhangi bir konuda gizli bilgi vermek
- tüysü
Tüye benzeyen
- tüysüz
Tüyü olmayan
- tüysüzlük
Tüysüz olma durumu
- tüytop
Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun
- tüyü bitmedik yetim hakkı
bir yetimin dokunulması caiz olmayan varlığı
- tüyü bozuk
Sarışın veya saçı sakalı seyrek olan (kimse)
- tüyü bozukluk
Tüyü bozuk olma durumu
- tüyü tüsü olmamak
henüz sakalı çıkmamış olmak
- tüyüne dokunmamak
dokunacak, zarar verecek en ufak bir davranışta bulunmamak
- tüzel
Hükümle ilgili; hükmi
- tüzel kişi
Bir kurum, dernek, şirket, tesis, bir ortaklık vb. birçok kişiler veya mallar topluluğundan doğmakla birlikte hukuk yönünden tek bir kişi işlemi gören varlık; hükmi şahıs
- tüzel kişilik
Tüzel kişi olma durumu; hükmi şahsiyet
- tüzük
Herhangi bir kurumun veya kuruluşun tutacağı yolu ve uygulayacağı hükümleri sırasıyla gösteren maddelerin hepsi; nizamname, statü
- tüzüksel
Tüzükle ilgili
- tıbben
Tıpla ilgili olarak, tıbba göre
- tıbbi
Tıpla ilgili, hekimlikle ilgili
- tıbbi atık
Sağlık kuruluşlarında kullanılmış ilaç, şırınga, sargı bezi vb. malzemeler
- tıbbileşme
Tıbbileşmek durumu
- tıbbileşmek
Tıbbi duruma gelmek
- tıbbiye
Doktor yetiştiren fakülte
- tıbbiyeli
Doktor yetiştiren fakültede okuyan öğrenci
- tıbbiyelilik
Tıbbiyeli olma durumu
- tıfıl
Küçük çocuk
- tıgala
Sütleğengillerden bir bitkiden elde edilen, hekimlikte kullanılan zamk ve öz su
- tık
İnce ve küçük bir nesne ile sert bir yere vurulduğunda çıkan ses
- tık tık
"Tık" sesi çıkararak
- tık yok
hiç ses, hareket veya tepki gelmediğinde kullanılan bir söz
- tıka basa
Çok sıkıştırarak, boş yer kalmayacak biçimde
- tıka basa doldurmak
doldururken çok bastırıp sıkıştırmak
- tıka basa yemek
mideye sıkıntı verecek kadar çok yemek
- tıkabilme
Tıkabilmek işi
- tıkabilmek
Tıkma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tıkalı
Herhangi bir şeyin geçmesine imkân vermeyen, tıkanmış, kapanmış olan
- tıkalı delik
Tıkanmış delik
- tıkama
Tıkamak işi; berkitme
- tıkamak
Bir şeyin ağzını, deliğini, içine konulan veya dışarıdan uygulanan bir nesneyle kapamak; berkitmek
- tıkanabilme
Tıkanabilmek işi
- tıkanabilmek
Tıkanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tıkanma
Tıkanmak işi; bekiniş, bekinme
- tıkanmak
Tıkama işine konu olmak; bekinmek
- tıkanık
Tıkanmış olan
- tıkanıklık
Tıkanık olma, iyi işleyememe durumu
- tıkanıverme
Tıkanıvermek işi
- tıkanıvermek
Çabucak veya ansızın tıkanmak
- tıkanış
Tıkanmak işi
- tıkatma
Tıkatmak işi
- tıkatmak
Tıkama işini yaptırmak
- tıkayabilme
Tıkayabilmek işi
- tıkayabilmek
Tıkama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tıkayıverme
Tıkayıvermek işi
- tıkayıvermek
Çabucak tıkamak
- tıkaç
Herhangi bir şeyin delik veya ağzını tıkamaya yarayan nesne
- tıkaçlama
Tıkaçlamak işi
- tıkaçlamak
Tıkaçla tıkamak
- tıkaçlanma
Tıkaçlanmak işi
- tıkaçlanmak
Tıkaçlama işi yapılmak
- tıkaçlı
Tıkacı olan, tıkaçlanmış; tıkamalı
- tıkaçsız
Tıkacı olmayan, tıkaçlanmamış
- tıklama
Tıklamak işi; klikleme
- tıklamak
Bir yere hafifçe vurarak "tık" sesi çıkarmak
- tıklanma
Tıklanmak işi
- tıklanmak
Tıklama işine konu olmak
- tıklatabilme
Tıklatabilmek işi
- tıklatabilmek
Tıklatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tıklatma
Tıklatmak işi
- tıklatmak
"Tık" sesi çıkararak hafifçe vurmak
- tıklatılma
Tıklatılmak işi
- tıklatılmak
Tıklatma işi yapılmak
- tıklatış
Tıklatmak işi
- tıklayabilme
Tıklayabilmek işi
- tıklayabilmek
Tıklama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tıklayış
Tıklamak işi
- tıklım tıklım
Ağzına kadar, boş yer kalmayacak biçimde; tıklım tıkış, lebalep
- tıkma
Tıkmak işi
- tıkmak
İterek, zorla, aceleyle sokmak
- tıknaz
Şişmanca, toplu, kısa ve kalın yapılı; tıkız
- tıknazca
Tıknaz bir biçimde olan
- tıknazlık
Tıknaz olma durumu
- tıknefes
Herhangi bir sebeple solunum sıkıntısı olan, güçlükle, kesik kesik nefes alan
- tıknefes olmak
nefesi tıkanmak, nefes darlığı olmak
- tıknefeslik
Tıknefes olma durumu
- tıksırma
Tıksırmak işi
- tıksırmak
Ağız kapalıyken hafifçe aksırmak
- tıksırık
Tıksırırken çıkan ses
- tıksırıklı
Tıksırığı olan
- tıkılma
Tıkılmak işi
- tıkılmak
Tıkma işi yapılmak
- tıkılış
Tıkılmak işi
- tıkım
Ağzın alabileceği büyüklükte lokma
- tıkımlanma
Tıkımlanmak işi
- tıkımlanmak
Eline geçeni çok çabuk yemek
- tıkınma
Tıkınmak işi
- tıkınmak
Eline geçen yiyeceği oburca yemek
- tıkınış
Tıkınmak işi
- tıkır
Tıkırdayan, birbirine vuran, çarpan şeylerin çıkardığı ses
- tıkır tıkır
Düzenli bir biçimde, ara vermeden, aksamadan
- tıkırdama
Tıkırdamak işi
- tıkırdamak
"Tıkır tıkır" ses çıkarmak, tıkırtı yapmak
- tıkırdatma
Tıkırdatmak işi
- tıkırdatmak
Tıkırdamasını sağlamak, tıkırdamasına sebep olmak
- tıkırtı
Tıkırdayan bir şeyin çıkardığı sesin adı
- tıkırı yolunda olmak (veya gitmek)
varlıklı olmak, parasal yönden sıkıntısı olmamak
- tıkırında
Yolunda, düzen içinde
- tıkırında gitmek (veya olmak veya yürümek)
işler yolunda ve düzenli gitmek
- tıkırını yoluna koymak
geçim düzenini iyi sağlamak
- tıkıverme
Tıkıvermek işi
- tıkıvermek
Çabucak veya kısa sürede tıkmak
- tıkız
Çok sıkıştırılmaktan veya çok sıkı doldurulmaktan katılaşmış; sıkı
- tıkızlaşma
Tıkızlaşmak işi
- tıkızlaşmak
Tıkız duruma gelmek
- tıkızlık
Tıkız olma durumu
- tıkış tıkış
Sıkışık bir durumda
- tıkışma
Tıkışmak işi
- tıkışmak
Birlikte bir yere tıkılmak
- tıkıştırabilme
Tıkıştırabilmek işi
- tıkıştırabilmek
Tıkıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tıkıştırma
Tıkıştırmak işi
- tıkıştırmak
Boş yer kalmayacak biçimde doldurmak, gelişigüzel koymak, tıka basa sokmak
- tıkıştırılma
Tıkıştırılmak işi
- tıkıştırılmak
Tıkıştırma işi yapılmak
- tıkışık
Tıkışmış olan
- tıkışıklık
Tıkışık olma durumu
- tılsım
Doğaüstü işler yapabileceğine inanılan güç
- tılsımlı
Tılsımı olan
- tımar
Binek hayvanlarının kıllarını, derisini temizleme
- tımar etmek
yaralara bakmak, iyileştirmek, tımarlamak
- tımarcı
Tımar yapan kimse
- tımarcılık
Tımarcının yaptığı iş
- tımarhane kaçkını
Delice işler yapan kimse
- tımarhane kaçkını gibi
kılıksız
- tımarhanelik
Tımarhaneye kapatılmasını gerektirecek kadar akıl hastası olan
- tımarlama
Tımarlamak işi
- tımarlamak
Tımar etmek
- tımarlı
Tımar edilmiş (binek hayvanı)
- tımarlı sipahi
Osmanlılarda tımar sahibi bir sınıf atlı asker
- tımtıkız
Çok tıkız
- tın
Tınlayan şeyin çıkardığı ses, tınlama sesi
- tın tın
İçi boş bir nesneye vurulduğunda çıkan ses
- tın tın etmek
"tın" diye ses çıkarmak
- tın tın ötmek
içinde bir şey olmamak, boş olmak
- tınaz
Dövülerek savrulmaya hazırlanan ekin yığını
- tınaz makinesi
Tınaz durumundaki ekinleri savurarak yabancı nesneleri ayıran makine
- tıngadak
Birdenbire, aniden ses çıkararak
- tıngıldama
Tıngıldamak durumu veya biçimi
- tıngıldatma
Tıngıldatmak işi
- tıngır
Metal bir nesne sert bir yüzeye düştüğü zaman çıkan ses
- tıngır elek tıngır saç, elim hamur karnım aç
"çalışmalarımla başkalarına yarar sağlıyorum ancak bundan kendim yararlanmıyorum" anlamında kullanılan bir söz
- tıngır mıngır
Kuru, çınlamalı ve yankılı bir sesle
- tıngır tıngır
Birbirine çarpan metal eşya sürekli ses çıkararak
- tıngırdama
Tıngırdamak işi
- tıngırdamak
Metal nesneler kuru bir ses çıkarmak; tıngıldamak
- tıngırdatma
Tıngırdatmak işi
- tıngırdatmak
Tıngırtı çıkarmak; tıngıldatmak
- tıngırtı
Tıngırdayan bir şeyin çıkardığı sesin adı
- tıngırı yolunda
Kazancı iyi
- tınlama
Tınlamak işi; tanin
- tınlamak
"Tın" sesi biraz sürüp gitmek
- tınlamalı
"Tın" sesi çıkaran
- tınlatma
Tınlatmak işi
- tınlatmak
Tınlamasına yol açmak
- tınlı toprak
Tava gelmesi ve işlenmesi kolay, tarıma elverişli bir tür toprak
- tınma
Tınmak durumu
- tınmak
Ses çıkarmak
- tınmaz melaike
Kendi hâlinde, sessiz kimse
- tınnet
Tınlama, çınlama
- tını
Türlü müzik araçlarının verdiği sesleri birbirinden ayırt etmeyi sağlayan ses özelliği
- tıp
Hastalıkları iyileştirmek, hafifletmek veya önlemek amacıyla başvurulan teknik ve bilimsel çalışmaların tümü; tababet
- tıp tıp
Küçük ve hafif bir biçimde
- tıpatıp
Her bakımdan birbirinin aynı bir biçimde; tastamam, tıpkısının aynısı, aynısının tıpkısı, tıpkı tıpkısına, tıpkısı tıpkısına
- tıpatıp uymak
her yönüyle uygun olmak, benzemek
- tıpkı
Tam olarak; tam
- tıpkıbasım
Bir yazı, desen, tablo vb.nin fotoğrafından kalıp çıkarılarak yapılan aynı basımı; faksimile
- tıpı tıpına
Tastamam, aynen
- tıpır tıpır
Hafif ve düzenli biçimde ses çıkararak
- tıpırdama
Tıpırdamak işi
- tıpırdamak
Yürürken tıpır tıpır ses çıkarmak
- tıpırdatma
Tıpırdatmak işi
- tıpırdatmak
Yürürken veya parmakları bir yere vururken "tıpır tıpır" diye ses çıkarmak
- tıpırtı
Tıpırdayan bir şeyin çıkardığı sesin adı
- tıpış tıpış
Kısa adımlarla çabuk yürüyerek
- tıpış tıpış yürümek
kısa adımlarla çabuk yürümek
- tıpışlama
Tıpışlamak işi
- tıpışlamak
Çocuğu uyutmak veya susturmak için arkasına yavaş yavaş vurmak; tapıklamak
- tır
Genellikle uluslararası kara yolu taşımacılığında kullanılan, dingil sayısı fazla olan uzun kamyon
- tırabzan babası
Merdiven başlarında bulunan, parmaklığı desteklemeye yarayan, kalın, yuvarlak başlı dayanak
- tırak
Kırılan kuru bir şeyin çıkardığı ses
- tıraş
Saç veya sakalı kesme işi; yülüme
- tıraş etmek
tıraş işini yapmak, yülümek
- tıraş fırçası
Sakal tıraşı olurken yüze sabun sürmeye yarayan fırça
- tıraş kremi
Tıraştan sonra deriyi yumuşak tutmak için sürülen krem
- tıraş köpüğü
Tıraş olmayı kolaylaştıran özel hazırlanmış köpük
- tıraş losyonu
Tıraştan sonra deriyi canlandırıcı, özel kokulu kolonya
- tıraş makinesi
Tıraş etmeye yarayan araç veya aygıt
- tıraş olmak
erkek saçını, sakalını kesmek veya berberde kestirmek, yülünmek
- tıraş sabunu
Tıraşı kolaylaştırmak, sert kılları yumuşatmak için kullanılan sabun
- tıraş tası
Tıraş suyunun konulduğu, içinde tıraş bıçağının, fırçanın çalkalandığı metal veya plastik tas
- tıraşa tutmak
birini bıkkınlık verici uzun konuşmalarla oyalamak
- tıraşlama
Tıraşlamak işi
- tıraşlamak
Saç, sakal vb.ni seyreltmek, kazımak, tıraş etmek
- tıraşlanma
Tıraşlanmak işi
- tıraşlanmak
Tıraşlama işi yapılmak
- tıraşlı
Tıraş olmuş, sakalını tıraş etmiş; matruş
- tıraşsız
Saçı veya sakalı uzamış, tıraşı gelmiş
- tıraşçı
Karşısındakini bıktırıncaya kadar lafa tutma huyu olan kimse
- tıraşı gelmek (veya uzamak)
saçı, sakalı tıraş edilecek duruma gelmek
- tırcı
Tır kullanarak taşımacılık yapan (kimse)
- tırcılık
Tırcının yaptığı iş
- tırhallı
Aynı şartlar altında bulunanların aynı durumda olduklarını anlatmak için söylenen tırhallı, hep bir hâlli deyiminde geçen bir söz
- tırkazlama
Tırkazlamak işi
- tırkazlamak
Tırkazı sürmek
- tırkazlanma
Tırkazlanmak işi
- tırkazlanmak
Tırkazlama işi yapılmak
- tırkazlatma
Tırkazlatmak işi
- tırkazlatmak
Tırkazlama işini yaptırmak; sürgületmek
- tırmalama
Tırmalamak işi; cırmalama, cırmaklama, cırnaklama
- tırmalamak
Tırnaklarıyla çizmek; tırnaklamak, tırmıklamak, cırmalamak, cırmaklamak, cırnaklamak
- tırmalanma
Tırmalanmak işi
- tırmalanmak
Tırmalama işine konu olmak
- tırmalayabilme
Tırmalayabilmek işi
- tırmalayabilmek
Tırmalama ihtimali veya imkânı bulunmak
- tırmalayış
Tırmalamak işi
- tırmanabilme
Tırmanabilmek işi
- tırmanabilmek
Tırmanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- tırmanma
Tırmanmak işi
- tırmanma sırığı
Uzunluğu 5 m, dış çapı 42 mm olan, ağaç veya kaygan çelik borudan yapılmış, yukarı ve aşağı uçları çengelli tırmanma aracı; durağan sırık
- tırmanma şeridi
Kara yollarında, yokuşlarda ağır araçlara ayrılmış en sağdaki şerit
- tırmanmak
El ve ayaklarıyla tutunarak veya tırnaklarını iliştirerek dik bir yere çıkmak
- tırmanıcı
Tırmanma özelliği olan
- tırmanıcılar
İki parmağı öne, iki parmağı arkaya dönük tırmanma özelliği olan gugukgiller, papağangiller vb. kuşlar takımı; tırmananlar
- tırmanış
Tırmanmak işi
- tırmaşma
Tırmaşmak işi
- tırmaşmak
Tırmanmak, yüksek bir yere çıkmaya çalışmak
- tırmık
Tırnak beresi, tırnak çiziği
- tırmıklama
Tırmıklamak işi
- tırmıklamak
Üzerinde tırmık çekerek toprağı işlemek
- tırmıklanma
Tırmıklanmak işi
- tırmıklanmak
Tırmıklama işine konu olmak
- tırnak
İnsanda ve birçok omurgalı hayvanda parmak uçlarının dış bölümünü örten boynuzsu tabaka
- tırnak besleyicisi
Ojeden önce sürülen, tırnakları besleyen ve kırılmasını önleyen bir ürün
- tırnak cilası
El ve ayak tırnaklarına sürülen, şeffaf parlatıcı ve koruyucu
- tırnak derisi
Tırnakların etrafında bulunan ince deri
- tırnak göstermek
korkutmak, gözdağı vermek
- tırnak işareti
Metinde alıntıları veya özellikle vurgulanmak istenen ifadeleri göstermek üzere kullanılan noktalama işaretinin adı, (“...”); tırnak, çift tırnak işareti
- tırnak kadar
çok küçük
- tırnak kemiği
Tırnağı taşıyan parmak ucundaki kemik
- tırnak makası
El ve ayak tırnaklarını kesmeye yarayan araç
- tırnak pidesi
Üzeri tırnakla çentiklenmiş pide
- tırnak sürüştürmek
kavgayı körüklemek
- tırnak takmak
kötülük yapmak için bahane aramak
- tırnak yeri
Çakı gibi açılıp kapanabilen şeyler üzerine tırnakla kolayca açabilmek için yapılmış kertik; tırnaklık
- tırnaklama
Tırnaklamak işi
- tırnaklamak
Tırnaklarını geçirerek yolmaya, kazımaya veya çekmeye çalışmak
- tırnaklanma
Tırnaklanmak işi
- tırnaklanmak
Tırnaklama işine konu olmak
- tırnaklarını sökmek
elindeki güçten yoksun bırakmak, etkisini yok etmek
- tırnaklatma
Tırnaklatmak işi
- tırnaklatmak
Tırnaklama işini yaptırmak
- tırnaklı
Tırnağı olan
- tırnaklık
Bir kutunun kapağı üzerinde bulunan ve kapağın tırnakla çekilip açılmasını sağlayan yanlamasına çentik
- tırnaksı
Tırnağı andıran, tırnağa benzeyen, tırnak gibi
- tırnaksı kemik
Göz çukurunun iç çeperinde bulunan, küçük, dört köşe ince bir çift kemik
- tırnakçı
Para bozdurmak için gelerek kasadaki veya tezgâh üzerindeki parayı çalan kimse
- tırnakçılık
Tırnakçının yaptığı iş
- tırnağı olamamak
birinden değerce çok aşağı olmak
- tırnağın varsa başını kaşı
kendi işini kendi gör
- tırnağına değmemek
değerce ondan çok aşağı olmak
- tırpan
Uzun bir sapın ucuna tutturulan, ot, ekin vb.ni biçmeye yarayan, hafifçe kıvrık, uzun çelik bıçak; çalgı orağı, çalkı
- tırpan atmak
tırpanlamak
- tırpana
Öz kedi balığıgillerden, yan kanatları vücuduna yapışık, uzun kuyruklu, iri bir balık; rina (Raja batis)
- tırpancı
Tırpanla ekin biçen kimse
- tırpancılık
Tırpancı olma durumu
- tırpandan geçirmek
tırpanlamak
- tırpanlama
Tırpanlamak işi
- tırpanlamak
Tırpanla biçmek
- tırpanlanma
Tırpanlanmak işi
- tırpanlanmak
Tırpanlama işine konu olmak veya tırpanlama işi yapılmak
- tırpanlatma
Tırpanlatmak işi
- tırpanlatmak
Tırpanlama işini yaptırmak
- tırsma
Tırsmak durumu
- tırsmak
Ürkmek, korkmak, çekinmek
- tırsık
Tırsmış olan
- tırt
İşe yaramayan (kimse)
- tırtıklama
Tırtıklamak işi
- tırtıklamak
Düz bir zemin üzerine çentik açmak
- tırtıklanma
Tırtıklanmak durumu
- tırtıklanmak
Tırtıklama işine konu olmak
- tırtıklatma
Tırtıklatmak işi
- tırtıklatmak
Tırtıklama işini yaptırmak
- tırtıklı
Tırtığı olan
- tırtıl
Yumurtadan çıkan kelebek kurtçuklarının ilk durumu
- tırtıl kesmek
bir şeyin yanlarını diş diş kesmek
- tırtıl çekmek
henüz yumuşak olan bir parçayı metal bir tırtılla süslemek
- tırtıllanma
Tırtıllanmak işi
- tırtıllanmak
Üzerine tırtıl üşüşmek
- tırtıllı
Kenarlarında tırtıl olan
- tırtıllı bıçak
Sebzeleri süslü ve kolay kesmek için kullanılan mutfak bıçağı
- tırtılsı
Tırtılı andıran, tırtıla benzeyen, tırtıl gibi; tırtılımsı
- tırtır
Zar kanatlılardan, uzun gövdeli, uzun duyargalı, kurtçuk evresini tarım bitkilerine zarar veren böcekler üzerinde geçiren bir tür böcek (Ichneumon)
- tırı vırı
Değersiz, boş
- tırık
Bir nesnenin art arda iki yere çarpmasından çıkan ince ve kuru ses
- tırık tırak
Art arda gelen kuru ve hafif bir biçimde ses çıkararak
- tırıl
Çıplak ve zayıf
- tırıllama
Tırıllamak işi
- tırıllamak
Çıplak veya parasız kalmak
- tırınk
Sert bir yüzeye çarpan para vb. metal bir nesnenin çıkardığı ses
- tırıs
Atın kısa adımlarla hızlı yürüyüşü
- tırıs gitmek
koşmaya yakın hızlı yürümek
- tırıs tırıs
Hızlı bir biçimde; tırıs pırıs
- tırısa kalkmak (veya geçmek)
tırıs gitmeye başlamak
- tırıvırı
Misina ağından çeşitli boyutlarda örülmüş, ucuna kurşun ağırlık takılan av malzemesi
- tırışka
İşe yaramaz, yararsız
- tıs
Kaz, kedi, yılan vb.nin çıkardığı ses
- tıs kesilmek
sessiz kalmak
- tıs yok
bir yerde hiç ses olmadığını belirtmek için kullanılan bir söz
- tıslama
Tıslamak işi
- tıslamak
Kaz, kedi, yılan "tıs" diye ses çıkarmak
- tıslayış
Tıslamak işi
- tıynetli
İyi huylu
- tıynetsiz
Kötü huylu
- tıynetsizlik
Tıynetsiz olma durumu
- tığ
Dantel veya yün örmekte kullanılan, ucu çengelli kısa şiş
- tığ gibi
ince, zayıf, sağlam ve çevik (kimse)
- tığlık
İçine tığ konulan kutu veya kap