P harfi ile başlayan kelimeler
P harfi için 2679 sözlük maddesi listeleniyor.
P harfinde öne çıkanlar
Bu harfte daha sık ziyaret edilen maddeler.
- pekiştirme ünsüzü
Pekiştirme işlevli ünsüz
- profesör
Yükseköğretim kuruluşlarında en üst aşamada olan öğretim üyesi
- pazarlıklı alışveriş
Pazarlaşmak suretiyle yapılan alım satım
- parıldatmak
Parıldamasını sağlamak
- peşinde dolaşmak (veya gezmek)
bir amaçla birisini izlemek
- püskürüş
Püskürmek işi
- pisletme
Pisletmek işi
- pisboğaz
Eline geçeni zamansız ve ayırt etmeden yiyen (kimse)
- pusula
Üzerinde kuzey güney doğrultusunu gösteren bir mıknatıs iğnesi bulunan ve yön tespit etmek için kullanılan kadranlı araç; yön belirteci
- pekiştirilmek
Pekiştirme işi yapılmak
- program
Belirli şartlara ve düzene göre yapılması öngörülen işlemlerin bütünü; izlence
- pür
Çam, ardıç, ladin ağaçlarının iğne gibi ince yaprakları
- papağan anahtarı
Sacdan yapılmış küçük çaplı boru ve bağlantı parçalarının sökülüp takılmasında kullanılan anahtar
- paraşütçü
Paraşütle atlayarak yere inen kimse
- piyasa yeri
Alışverişin çok olduğu yer
- pabuçlarını çevirmek
dolaylı olarak kovmak
- palet vurmak
dipte yüzerken yükselme amacıyla paletlerle suyu dövmek
- pazubent
Belli bir amaçla kola geçirilen enli kuşak; kolçak
- pis pis düşünmek
derin ve üzüntülü düşünceye dalmak
- planlayabilmek
Planlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- pranga
Ağır ceza verilmiş tutukluların ayaklarına takılan kalın zincir
- papyon
Kelebek biçiminde, bir çengelle veya lastik bağla yakaya tutturulan kravat; papyon kravat
- para peşin, kırmızı meşin
"her işin karşılığı anında ödenmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- parmak izi
Genellikle kimlik belirlemede yararlanılan, parmak uçlarının iç tarafındaki derisinin dokunulan yüzeyde bıraktığı, herkeste farklı olan iz
- Paskalya yumurtası gibi
yüzüne çok allık süren
- pervazsız
Pervazı olmayan
- petrol mavisi
Koyu mavi ile koyu yeşil karışımı bir renk
- plan
Bir işin, bir eserin gerçekleştirilmesi, bir konunun yolunda yürümesi için uyulması tasarlanan düzen
- psikolojizm
Psikoloji bilimiyle uğraşma; ruh bilimcilik
- pal
Bir cins güvercin
- paragöz
Parayı çok seven, paraya çok düşkün (kimse); para canlısı, paragözlü
- patlama!
"sabret, sakin ol" anlamında kullanılan uyarıcı bir söz
- pazar yeri
Pazar kurulan yer
- pedal
Bir makinede, bir araçta ayak yardımıyla dönmeyi veya hareketi sağlayan düzen; ayaklık
- pek
Sağlam, dayanıklı
- petrol
Yoğunluğu 0,8-0,95 arasında olabilen, hidrokarbürlerden oluşmuş, kendisine özgü kokusu olan, koyu renkli, arıtılmamış, doğal yanıcı mineral yağ; yer yağı
P dizini
2679 kelime bağlantısı sunucuda oluşturuldu.
- P
Fosfor elementinin simgesi
- p, P
Türk alfabesinin yirminci sırasında yer alan ve pe adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından sert, patlayıcı çift dudak ünsüzünü gösterir
- Pa
Protaktinyum elementinin simgesi
- pabucu dama atılmak
kendinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek
- pabucuna kum dolmak
pabucuna taş kaçmak
- pabucuna taş kaçmak
ortaya çıkan durum karşısında tedirgin olmak
- pabucunu dama atmak
Ahilikte hileli ayakkabı üretenleri ifşa etmek üzere özürlü malı dama atmak
- pabucunu eline vermek
dolaylı olarak kovmak
- pabucunu ters giydirmek
güç bir duruma sokarak telaş içinde kaçırmak
- pabuç
Masa, sandalye vb. mobilyaların ayaklarına takılan metal veya plastik eklenti
- pabuç bırakmamak
yapacağından vazgeçmemek, hiçbir şeye aldırmamak, korkmamak
- pabuç dilli
Çok konuşan
- pabuç dillilik
Pabuç dilli olma durumu
- pabuç eskitmek (veya paralamak)
bir iş için bir yere çok gidip gelmek, işi takip etmek
- pabuç kadar dili olmak
kabaca ve terbiyesizce karşılık vermek
- pabuç pahalı
birinin uğraşmaya kalktığı kimsenin, kendinden güçlü çıkması durumunda söylenen bir söz
- pabuçlarını çevirmek
dolaylı olarak kovmak
- pabuçlu
Ayağında pabucu olan
- pabuçsuz
Ayağında pabucu olmayan
- pabuçtan aşağı
Aşağılık olan (kimse)
- pabuççu
Camilerde ayakkabıları bekleyen kimse
- padalya
Öldürüldükten sonra süs amacıyla içi doldurulmuş hayvan
- padişah
Osmanlı Devleti'nde devlet başkanına verilen ünvan
- padişah divanı
Osmanlılarda padişah, sadrazam ve bazı yüksek rütbeli devlet görevlilerinin oluşturduğu meclis ve meclisin çalıştığı yer; Divanıhümayun
- padişahi
Padişah ile ilgili, padişaha ait
- padişahlık
Padişah olma durumu
- padok
Hipodromda yarış atlarının yedekte gezdirildikleri yer
- padıl
İki ucu veya bir ucu enli, kısa ve ince saplı kürek
- padıl kürek
Küçük deniz araçları ve can sallarında acil durumlarda kullanılan ağaç kürek
- padıllı karıştırıcı
Yem fabrikalarında yarı mamul yemleri karıştıran makine
- paf
Homurdanmaya benzer bir ses
- paf diye
paf sesi çıkararak
- paf puf
Yorgunluk, sıkıntı ve üzüntü dolayısıyla çıkan oflama sesi
- paf puf etmek
yorgunluk, sıkıntı, acı ve üzüntü dolayısıyla oflayıp puflamak
- pafta
Bir bölgenin kadastro durumunu gösteren değişik malzemeler üzerine yapılmış parselleme çizgilerinin bütünü
- paftalı
Paftası olan
- paftasız
Paftası olmayan
- pagoda
Çin, Japonya vb. Uzak Doğu ülkelerinde kule biçiminde yapılmış tapınak; stupa
- pah
Eğik olarak kesilmiş kenar
- paha biçilmez
değeri ölçülemeyecek kadar yüksek
- paha biçmek
değerini tahmin etmek veya belirlemek
- pahacı
Pahalı mal satan kimse
- pahacılık
Pahacı olma durumu
- pahal
Ters(I), aksi
- pahal gibi
aksi gibi
- pahalandırma
Pahalandırmak işi; pahalılaştırma
- pahalandırmak
Pahalanma işini yaptırmak; pahalılaştırmak
- pahalanma
Pahalanmak işi; pahalılanma, pahalılaşma
- pahalanmak
Pahalı duruma gelmek, fiyatı artmak; pahalılanmak, pahalılaşmak
- pahalı
Fiyatı yüksek olan; fiyatlı, ucuz karşıtı
- pahalıca
Biraz pahalı
- pahalılaştırma
Pahalılaştırmak işi
- pahalılaştırmak
Pahalılaşma işini yaptırmak
- pahalılık
Bir şeyin fiyatının yüksek olması durumu veya pahalı olma durumu
- pahalıya gelmek
yüksek fiyattan almak
- pahalıya patlamak (veya mal olmak veya oturmak)
çok para, özveri, emek gerektirmek
- pahasına
karşılığında, uğruna
- pahaya geçmek
değerli bir şeymiş gibi esirgenmek
- pahaya çıkmak
pahalanmak, pahalılaşmak
- pahlama
Pahlamak işi
- pahlamak
Bir parçanın keskin kenarını keserek pah durumuna getirmek, keskinliğini gidermek
- paket
İçinde bir veya birçok şey bulunan, kâğıda sarılarak veya kutuya konularak bağlanmış, elde taşınacak büyüklükte nesne
- paket etmek
paketlemek
- paket lastiği
Genellikle halka şeklinde olan, birden fazla nesneyi bir arada tutmak için kullanılan esnek, ince, kauçuk şerit; ambalaj lastiği
- paket program
Banda veya filme alınıp gerektiğinde radyo ve televizyonda yayımlanmak üzere hazırlanmış program
- paket taşı
Dört köşe yontulmuş kaldırım taşı
- paket tur
Bir veya birden fazla yere yönelik olarak düzenlenen ve ulaşım, konaklama vb. gereksinimleri kapsayan tur
- paketleme
Paketlemek işi
- paketlemek
Bir veya birkaç şeyi kâğıda sararak, kutuya koyarak bağlamak
- paketleniş
Paketlenmek işi
- paketlenme
Paketlenmek işi
- paketlenmek
Paketleme işine konu olmak
- paketletme
Paketletmek işi
- paketletmek
Paketleme işini yaptırmak
- paketleyebilme
Paketleyebilmek işi
- paketleyebilmek
Paketleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- paketleyiş
Paketlemek işi
- Pakistanlı
Pakistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- pal
Bir cins güvercin
- pala
Kavisli, kısa, uç bölümü geniş, kabzasına doğru daralan bir tür kılıç
- pala bıyık
Gür, uzun, yanaklara doğru kıvrık bıyık
- pala bıyıklı
Gür, uzun ve kıvrık bıyıkları olan (kimse); pala bıyık
- pala sürtmek
çabalamak, uğraşmak
- pala çalmak (veya sallamak)
uğraşmak, didinmek, çabalamak
- pala çekmek
palayı belinden çıkarıp vurmak
- paladyum
Atom numarası 46, yoğunluğu 11,4 olan, 1500 °C'de eriyen, tel durumuna getirilebilen, başlıca özelliği hidrojeni soğurmak olan çok sert bir element (simgesi Pd)
- palalık
Çatı kirişinin yanı
- palamar
Gemileri iskele, rıhtım veya şamandıraya bağlamaya yarayan kalın halat
- palamar boyu
Deniz milinin onda biri,120 kulaç
- palamar gözü
Geminin baş ve kıç kısımlarında bulunan palamar halatlarına mahsus delik
- palamar parası
Gemilerin bir iskeleye yanaşmak için ödedikleri para; palamar resmi
- palamarcı
Görevi, yanaşma, kalkma vb. sırasında gemiden verilen palamarı iskeleye, şamandıraya takma, çıkarma olan kimse
- palamarcılık
Palamarcının yaptığı iş
- palamarı koparmak (veya çözmek)
kaçmak, sıvışmak
- palamut
Uskumrugillerden, eti esmer, büyüklüğüne göre "Çingene palamudu, torik, sivri, altıparmak (I), piçuta" adlarını alan, pulsuz bir balık; sivri (Pelamys sarda)
- palamut meşesi
Yurdumuzun batı bölgesinde yetişen, 5-10 metre yüksekliğinde, kışın yapraklarını döken bir tür meşe (Quercus vallonea)
- palamutlama
Palamutlamak işi
- palamutlamak
Deriyi, sepilemek için palamut doldurulmuş çukura yatırmak
- palan
Genellikle eşeklere, bazen de atlara vurulan, kaşsız, enli, yayvan ve yumuşak bir tür eyer; kürtün (I)
- palan vurmak
palanı hayvanın sırtına koyup bağlamak
- Palandöken
Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
- palandöken
Taşlık yokuş
- palandız
Çeşmenin musluk taşı
- palanga
Bir halatla makaralardan oluşturulan, ağır cisimleri kaldırmaya, sağa sola döndürmeye yarayan düzenek; caraskal
- palangalı
Palangası olan
- palangasız
Palangası olmayan
- palanka
Ağaç ve toprakla yapılmış, hendekle çevrilmiş küçük hisar
- palas
Lüks otel
- palas pandıras
Gereği gibi derlenip toparlanmaya veya hazırlanmaya vakit bulamadan
- palaska
Askerlerin bellerine bağladıkları veya göğüslerine çaprazlama taktıkları, üzerinde fişek, kasatura vb. koymak için yerleri bulunan, genellikle köseleden yapılmış kayış
- palaspare
Kirli, eski püskü, yırtık pırtık giysi
- palavra
Herhangi bir konuda gerçeğe aykırı, uydurma söz veya haber; balon, mavra
- palavra atmak (veya savurmak veya sıkmak)
abartarak konuşmak, başarılardan abartarak söz etmek
- palavracı
Uydurma söz veya haber ortaya atan, yaptığı işleri abartan, bu davranışları huy edinmiş olan (kimse); baloncu, tıraşçı, uydurmacı, martavalcı, mavracı
- palavracılık
Palavracı olma durumu; balonculuk, tıraşçılık, uydurmacılık, martavalcılık
- palaz
Kaz, ördek, güvercin vb. bazı kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu; badik
- palazlama
Palazlamak işi
- palazlamak
Kuş yavrusu irileşip semirmek
- palazlanabilme
Palazlanabilmek işi
- palazlanabilmek
Palazlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- palazlandırma
Palazlandırmak işi
- palazlandırmak
Palazlanma işini yaptırmak
- palazlanma
Palazlanmak işi
- palazlanmak
Gelişmek, iri duruma gelmek, büyümek
- palazlaşma
Palazlaşmak işi
- palazlaşmak
İrileşmek, gelişmek, büyümek
- paldım
Yük ve binek hayvanının, semer veya eyerinin ileri kaymasını önlemek için arka ayaklarının kaba etleri üzerinden geçirilen kayış
- paldımı aşmak
başaramayacağı bir işe girişmek
- paldır küldür
Kaba bir gürültü çıkararak, gürültü yaparak
- paleograf
Eski el yazıları uzmanı
- paleografi
Eski el yazılarını okuma bilgisi
- paleozoik
Bu zamanla ilgili
- palet
Ressamların boyaları üzerine dizerek fırça ile karıştırdıkları elde tutulan levha
- palet vurmak
dipte yüzerken yükselme amacıyla paletlerle suyu dövmek
- paletli
Paleti olan (taşıt)
- paletsiz
Paleti olmayan (taşıt)
- palikarya
Yunan delikanlısı
- palizat dokusu
Özümleme işini yapan yaprakların üst yüzündeki doku
- palmitat
Palmitik asidin tuzu veya esteri
- palmitik
Doymuş bir yağ asidi (CH3-(CH2)14-CO2H) ve bu asitten türeyen birleşikler
- palmitik asit
Yağlı maddelerin pek çoğunda palmitin durumunda bulunan, suda çözünmeyen, alkol ve eterde çözünen doymuş yağ asidi
- palmitil
Palmitik asitten türeyen C15H31-CO formülündeki tek değerli kök
- palmitin
Gliserinin palmitik esteri
- palmiye
Palmiyegillerden olan ağaçların genel adı
- palmiyegiller
Genellikle sıcak bölgelerde yetişen, basit bir kongövde ve bunun tepesinde yelpaze biçiminde telek damarlı yaprakları olan, hurma ve Hindistan cevizi ağaçlarını içine alan bir familya
- palmiyelik
Palmiyesi çok olan yer
- palto
Diz altından topuğa kadar uzanan, öbür kıyafetlerin üstüne giyilen, kalın kumaştan, kışlık erkek giysisi
- paltolu
Paltosu olan
- paltoluk
Palto yapmaya elverişli
- paltosuz
Palto giymemiş olan
- Palu
Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri
- paluze gibi
pelte gibi
- palyaço
Kendisini seyredenleri güldüren ve eğlendiren, acayip kılıklı, yüzü aşırı ve komik biçimde boyalı oyuncu
- palyaço gibi
gülünç olacak derecede acayip kılıklı
- palyaçoluk
Palyaço olma durumu
- palyoş
Kısa ve iki yanı keskin, düz kılıç
- pampa
Güney Amerika’nın kendine özgü bir doğal yapısı olan, bol ot yetişen, hayvancılığa elverişli bozkırlarına verilen ad
- pamuk
Ebegümecigillerden, koza biçimindeki meyvesi üç, dört, beş dilimli olan, sıcak bölgelerde yetişen tarım bitkisi (Gossypium)
- pamuk atmak
yay ve tokmakla pamuğu ditmek
- pamuk balı
Beyaz bal
- pamuk balığı
Ilıman denizlerde yaşayan, sırtı mavi, karnı beyaz, tehlikeli bir köpek balığı (Carcharius glaucus)
- pamuk bezi
Pamuktan dokunan bez
- pamuk elması
Pamuk telleri ve tohumla dolu bir kapsülden oluşan pamuk bitkisinin meyvesi
- pamuk gibi
çok yumuşak
- pamuk helvası
Toz şekerin çok sıcak bir ortamda hızlı bir biçimde döndürülüp pamuklaşmasından oluşan bir tatlı türü; pamuk şekeri
- pamuk ipliği
Pamuktan yapılan mat veya parlak dikiş nakış ipliği
- pamuk ipliğiyle bağlamak
etkisi az sürecek bir çare ile geçiştirmek
- pamuk ipliğiyle bağlanmak
her an bozulmaya, kopmaya hazır olmak
- pamuk ipliğiyle bağlı olmak
pamuk ipliğiyle bağlanmak
- pamuk otu
Papirüs familyasından, bataklıklarda yetişen bir bitki; bataklık keteni (Eriophorum)
- pamuk yağı
Pamuk çekirdeklerinden elde edilen, zeytinyağına benzer bitki yağı
- pamukaki
Beyaz iş işlemekte kullanılan bir tür parlak pamuk ipliği
- Pamukkale
Denizli iline bağlı ilçelerden biri
- pamuklanma
Pamuklanmak işi
- pamuklanmak
Üstü incecik pamuk biçiminde küf bağlamak
- pamuklu
Pamuk ipliği veya başka iplikler karıştırılarak dokunmuş (kumaş)
- Pamukova
Sakarya iline bağlı ilçelerden biri
- pamukçu
Pamuk yetiştiren kimse
- pamukçuk
Genellikle bebeklerde ağızda, sıklıkla yanak içinde veya dilde görülen bir çeşit mantar hastalığı; aft, kandidoz
- pamukçuluk
Pamukçunun işi
- pan flüt
Antik Çağ'dan beri kullanılan, yan yana bağlanmış değişik uzunluktaki kamış, metal, kil veya ahşaptan yapılan, ince borulardan oluşan bir tür üflemeli çalgı
- panama
Orta Amerika'da yetişen bir bitkinin yapraklarından örülmüş yumuşak hasır şapka
- Panamalı
Panama’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- panayır
Belli zamanlarda ve genellikle küçük yerleşim birimlerinde kurulan, sergi niteliğini de taşıyan büyük pazar
- panayır yeri
Panayırın kurulduğu alan
- panayırcı
Panayırda satış yapan kimse
- panayırcılık
Panayırcının işi veya mesleği
- pancar
Ispanakgillerden, vitamince zengin bir bitki; çükündür (Beta vulgaris)
- pancar gibi olmak
yüzüne kan hücum edip çok kızarmak
- pancar kesilmek
pancar gibi olmak
- pancarcı
Pancar yetiştiren ve satan kimse
- pancarcılık
Pancarcının işi
- pancarlaşma
Pancarlaşmak durumu
- pancarlaşmak
Pancar rengini almak
- panda
Etçillerden, Avustralya ile Himalaya ormanlarında yaşayan, tüyleri sık ve pas renginde, karnı, bacakları kara, postu beğenilen bir hayvan (Ailurus fulgens)
- pandantif
İnce bir zincirle boyna takılan değerli takı
- pandemi
Küresel salgın ile ilgili olan
- pandemik
Küresel salgın ile ilgili olan
- pandik
"Elle sarkıntılık etmek"anlamındaki pandik atmak ve "elle sarkıntılığa uğramak" anlamındaki pandik yemek deyimlerinde geçen bir söz
- pandispanya
Yumurta katılarak yapılan şekerli, kabarık, yumuşak bir pasta türü
- pandispanya gazetesi
Uydurulmuş hikâyeler, yalanlar
- pandomim kopmak
izleyenler için eğlendirici bir kavga çıkmak
- pandomimci
Sözsüz oyun sanatçısı
- pane
Ekmek kırıntısına bulanarak yapılan kızartma
- panel
Yerleştirileceği yüzeyin bir bölümüne uyan, çoğunlukla dikdörtgen biçiminde düzgün parça
- panel köprü
Aşılacak bir engelin bir yanında oluşturularak öbür yana ulaşımı sağlayan, taşıyıcı küçük elemanlardan oluşan köprü
- paneli
Ekmek kırıntısına bulanmış
- panelist
Panelde konuşmacı olan kimse
- pangolin
Pangolingillerden, Endonezya, Malezya ve Güney Afrika’da yaşayan, derisi kiremit düzeninde pullarla kaplı, pençeleri kuvvetli, dişleri olmayıp uzun ve yapışkan dili ile karınca veya akkarınca yiyen bir tür memeli hayvan (Manis)
- pangolingiller
Örnek hayvanı pangolin olan bir memeli familyası (Manidae)
- panik
Ani dehşet duygusu, büyük korku
- panik olmak
büyük korku yaratan bir olay birdenbire ortaya çıkmak
- panik yaratmak
korku, dehşet uyandırmak
- panikatak
Aşırı korku, heyecan dolayısıyla saldırgan, telaşlı davranışta bulunma veya içine kapanma
- panikleme
Paniklemek işi
- paniklemek
Paniğe kapılmak
- panikletme
Panikletmek işi
- panikletmek
Panikleme işini yaptırmak
- Panislamcı
Panislamizm yanlısı olan
- Panislamcılık
Panislamizm akımını benimseme
- Panislamizm
Bütün Müslümanları aynı yönetim altında toplama amacını güden politik akım ve hareket
- paniğe kapılmak
çok korkmak
- paniğe vermek
büyük bir dehşete düşürmek, çok korkutmak
- panjur
Güneşi ve rüzgârı önlemeye, ışığı azaltmaya yarayan, açılır kapanır dar ve yatay tahtadan, plastikten veya metal gereçlerden yapılmış, pencereye takılan kapatma düzeneği
- panjurlu
Panjuru olan
- panjursuz
Panjuru olmayan
- pankart
Toplantı ve gösterilerde taşınan, üzerinde benimsenen amacın birkaç sözle gösterildiği karton veya bezden levha
- pankartlı
Pankartı olan veya pankart bulunduran
- pankras
Güreşle boksu birleştiren spor karşılaşması
- pankreas
Midenin arkasında bulunan, boşaltıcı kanallarıyla onikiparmak bağırsağına bağlı, iç ve dış salgıları olan iri bir organ
- pano
Üzerine bildiri, açıklama veya tanıtma kâğıtları tutturmak için hazırlanmış levha
- panorama
Yüksek bir yerden bakıldığında göz önüne serilen geniş görünüş
- pansiyon
Bütünü veya bir bölümü sürekli veya belli bir zaman için kiraya verilen, isteğe göre yemek de veren ev
- pansiyoncu
Pansiyon sahibi
- pansiyonculuk
Pansiyon sahibi olma durumu
- pansiyoner
Pansiyonda kalan kimse
- Panslavizm
Slav asıllı bütün halkları aynı yönetim altında toplama amacı güden politik akım ve hareket
- pansuman
Yara temizliği ve bakımı
- pansuman yapmak
yaranın temizlik ve bakımını yapmak
- pansumancı
Pansuman yapmayı meslek edinmiş kimse; tımarcı
- pansumancılık
Pansuman yapma işi
- panteon
Yunan ve Romalıların en büyük tapınaklarına verdikleri ad
- pantograf
Bir biçimi büyülterek veya küçülterek kopya etmek için kullanılan kollu, eklemli bir cetvel türü
- pantolon
Belden başlayan ve genellikle paçaları ayak bileklerine kadar inen giyecek
- pantolon etek
Paçaları etek tarzında geniş bir biçimde kesilerek etek görünümü verilen pantolon; etek pantolon
- pantoloncu
Pantolon diken terzi
- pantolonculuk
Pantoloncunun işi
- pantolonlu
Pantolonu olan
- pantolonsuz
Pantolonu olmayan
- pantufla
Abadan yapılmış terlik
- pantuflacı
Pantufla yapan veya satan kimse
- pantuflacılık
Pantuflacının işi
- panzehir
Zehrin etkisini ortadan kaldırabilme özelliği olan madde; tiryak, antidot
- panzehir otu
Küçük, beyaz çiçekli, kökü zehirli, çok yıllık ve otsu bitki (Cynanchum acutum)
- panzehir taşı
Antilop gibi hayvanların midesinde oluşan, zehri önleyici etkisi olan kütle
- panzer
İkinci Dünya Savaşı'nda Alman ordusunun kullandığı, günümüzde polisin kanunsuz sokak gösterileri gibi hareketleri bastırmak için yararlandığı, yüksek tekerlekli, zırhlı, hafif silahlarla donatılmış araç
- panç
Ahşap, alçı, kartonpiyer vb. üzerinde delik açma aleti
- panç işi
Kumaş üzerine kendi özel iğnesi ile üç boyut etkisi yaratan bir işleme tekniği; panç nakışı
- panço
Soğuk havalarda kıyafetin üzerine giyilen, genellikle kare veya dikdörtgen biçimli, ortasına baştan geçebilmesi için bir delik açılmış, kalınca kumaş parçasından oluşan giysi
- papa
Roma Katolik kilisesinin, bir meclis tarafından seçilen, Vatikan'da oturan ve Hz. İsa'nın vekili sayılan başkanı
- papak
Genellikle Azerbaycan ve Kafkasya'da giyilen, kuzu derisinden veya yününden yapılan, uzun tüylü başlık
- papalina
Sardalya yavrusu
- papalık
Papanın makamı veya görevi
- papara
Ekmek, peynir ve et suyu veya süt ile yapılan bir yemek türü
- papara yemek
azar işitmek
- paparazi
Ünlü kimselerin kendilerinden habersizce çekilmiş, onları güç durumda bırakacak özellikteki fotoğrafları
- papatya
Birleşikgillerden, 20-50 santimetre yüksekliğinde, baharda çiçek açan, taç yaprakları beyaz, ortası sarı kömeçli, bir yıllık otsu bir bitki; yoğurt çiçeği (Matricaria chamomilla)
- papatya falı
Niyet tutup papatyanın yapraklarını birer birer kopararak "olacak, olmayacak" diyerek bakılan fal
- papatyalı
Papatyası olan
- papatyasız
Papatyası olmayan
- papaya
Amerika'nın sıcak bölgelerine özgü, sarı, kavuna benzer bir tür meyve
- papaya ağacı
Amerika'nın sıcak bölgelerine özgü, sarı, kavuna benzer bir tür meyvesi olan ağaç; papaya (Carica papaya)
- papaz
Hristiyan din adamı; peder
- papaz balığı
Bir tür küçük kaya balığı (Chromis chromis)
- papaz balığıgiller
Ilıman denizlerde yaşayan kemikli balıklar familyası
- papaz gibi
saçı, sakalı uzayıp birbirine karışmış (kimse)
- papaz her gün pilav yemez
"bir insanı hep aynı hileyle kandıramazsın" anlamında kullanılan bir söz
- papaz olmak
çıkarları ters düştüğü için sürtüşmek
- papaz uçurmak
içkili eğlence düzenlemek
- papaz yahnisi
Soğan, sarımsak, şarap veya sirke katılarak yapılan bir et yemeği
- papaza dönmek
saçı ve sakalı uzamak, darmadağın olmak
- papaza kızıp oruç (veya perhiz) bozmak
başkasına kızıp kendisine zarar verecek iş görmek
- papazi
İnce dokunmuş, mavi, pembe, fıstıki renklerde ipek kumaş
- papazkarası
Kırmızı şarap yapımında kullanılan bir tür üzüm
- papazkaçtı
Bir tür iskambil oyunu
- papazlık
Papaz olma durumu
- papazlık etmek
ders vermek, ikna edici sözlerle kandırmak
- papazı bulmak
beklemediği kötü bir sonuçla karşılaşmak, belasını bulmak
- papağan
Papağangillerden, tırmanıcı, eğri gagalı, pek çok türü bulunan, insan sesini taklit edebilen kuşların genel adı; dudu
- papağan anahtarı
Sacdan yapılmış küçük çaplı boru ve bağlantı parçalarının sökülüp takılmasında kullanılan anahtar
- papağan gibi ezberlemek
anlamını bilmeden ezberlemek
- papağan gibi tekrarlamak
peş peşe, art arda söylemek
- papağangiller
Ayakları tırmanmaya uygun, canlı ve zıt renkli, basit konuşmaya alıştırılabilen, papağan, muhabbet kuşu vb. sıcak ülke kuşlarını içine alan familya
- papağanlar
Tek familyası papağangiller olan, papağan olarak bilinen bütün kuşları kapsayan takım
- papağanlaşma
Papağanlaşmak durumu
- papağanlaşmak
Başkasından duyduklarını düşünmeksizin aynen tekrarlamak
- papağanlık
Duyduklarını düşünmeden, anlamını bilmeden tekrarlama durumu
- papel
Bir liralık kâğıt para
- papikçi
Sokak satıcısı
- papikçilik
Papikçinin yaptığı iş
- papirüs
Papirüsgillerden, Nil kıyılarında yetişen, sürüngen, çıplak saplı, otsu bir bitki (Cyperus papirus)
- papirüsgiller
Bir çeneklilerden, örneği papirüs olan otsu bitkiler familyası
- paprika
Acısı az bir tür kırmızıbiber
- papura
İki çift öküzle çekilen ağır saban
- papyon
Kelebek biçiminde, bir çengelle veya lastik bağla yakaya tutturulan kravat; papyon kravat
- par par
"Bir yanıp bir sönmek, ışıl ışıl parlamak" anlamlarındaki par par yanmak deyiminde geçen bir söz
- para
Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı; mangır, mangiz, nakit, papel, tıkır, tıngır
- para akmak
yatırım yapılmak
- para aktarımı
Banka hesabındaki birikimin belli bir miktarının başka bir hesaba aktarılması; aktarma, transfer, virman
- para arzı
Bir ülkede dolaşımdaki para hacmi
- para babası
Parası çok, varlıklı kimse
- para basma
Piyasaya yeni para çıkarma
- para basmak
darphanede, basımevinde metali veya kâğıdı para durumuna getirmek
- para birimi
Bir devletin para için kabul ettiği değer ve eder ölçüsü
- para bozmak
büyük parayı ufak paralarla değiştirmek
- para cezası
İşlenen bir suçun para karşılığının devlete ödenmesini öngören ceza; nakdî ceza
- para değişimi
Para alımı ve satımı
- para dökmek (veya akıtmak)
çok para harcamak
- para dönmek
rüşvetle iş yapılmak
- para etmek
değeri olmak
- para etmemek
değeri pahasına satılamamak
- para getirmek
kazanç sağlamak
- para ile değil
çok ucuz
- para ile değil, sıra ile
"herkes sırasını beklemek zorundadır" anlamında kullanılan bir söz
- para kesmek
para basmak
- para kırmak
çok kazanmak
- para kısıtlaması
Para şişkinliğine karşı önlem olarak paranın piyasada azalmasıyla satın alma gücünün artması; deflasyon
- para kısıtlayıcı
Para kısıtlaması işlemini yapan kimse; deflatör
- para parayı çeker
"elde para bulunursa onunla yeni paralar kazanılır" anlamında kullanılan bir söz
- para peşin, kırmızı meşin
"her işin karşılığı anında ödenmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- para pul
Para, para niteliğinde olan şey
- para pul tutmamak
hesabını bilmemek, birikim yapmamak
- para saymak
ödemek
- para saçmak
gereğinden çok para harcamak
- para sızdırmak (veya koparmak)
zorlayarak veya kandırarak birinden para almak
- para tutmak
para biriktirmek
- para yapmak
para kazanıp biriktirmek
- para yatırmak
gerektiğinde almak üzere bir yere para vermek
- para yedirmek
gereksiz olarak başkasına çok para harcamak
- para yemek
gereksiz olarak çok para harcamak
- para çantası
Para taşımaya yarayan özel çanta
- para çekmek
bir yere yatırılmış paranın tamamını veya bir bölümünü almak
- para çıkarmak
para basmak
- para çıkışmamak
para yetişmemek
- parabellum
Alman ordusunda kullanılan tabanca
- parabol
Bir düzlemin odak denen sabit bir noktadan ve doğrultman denen sabit bir doğrudan eşit uzaklıktaki noktalarının geometrik yeri; yarı kübik
- parabolik
Parabol biçiminde olan, parabolle ilgili
- paraboloit
Parabolün kendi etrafında döndürülmesiyle elde edilen yüzey
- paraca
Para ile ilgili olarak, para bakımından
- paracı
Parayı seven (kimse)
- paracılık
Paracı olma durumu
- paradan çıkmak
para harcamak zorunda kalmak
- paradi
Bir tiyatroda en üst balkon
- paradigma
Herhangi bir işin yapılması için alınan örnek çalışma, yöntem vb
- paradoks
Aykırı düşünce
- paradoksal
Aykırı düşünce niteliğinde olan, çelişki içeren
- paraf
Yalnız adın veya ad ve soyadının baş harfleriyle atılan kısa imza
- parafin
Katran, petrol, neft vb. maddelerden çıkarılan, katı, beyaz, yarı saydam, buharı parlak bir alevle yanan, kimyasal etkenlere karşı ilgisiz, katı hidrokarbon; alkan
- parafinli
Birleşiminde parafin bulunan
- parafinsiz
Birleşiminde parafin olmayan
- paraflama
Paraflamak işi; parafeleme
- paraflamak
Adının ve soyadının baş harflerini kullanarak imzalamak; parafelemek
- paragraf
Düzyazıların kendi içinde satır başlarıyla ayrıldıkları bölümler
- Paraguaylı
Paraguay’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- paragöz
Parayı çok seven, paraya çok düşkün (kimse); para canlısı, paragözlü
- paragözlük
Paragöz olma durumu; paragözlülük
- paraketa
Geminin saatteki hızını anlamak için kullanılan araç
- paraketacı
Paraketa ile balık avlayan (kimse)
- paralaks
Farklı iki yerden çok uzaktaki bir noktaya yönelmiş iki doğru arasındaki açı
- paralama
Paralamak işi
- paralamak
Yıpratıp eskitmek
- paralanma
Paralanmak işi
- paralanmak
Parasızken para elde etmek
- paralatma
Paralatmak işi
- paralatmak
Paralama işini yaptırmak veya paralanmasına sebep olmak
- paralel
Aynı düzlem içinde ikişer ikişer bulunan ve kesişmeyen; koşut, muvazi, mütevazi
- paralel akım
Bir paralel bağlantıdan geçen akım
- paralel bar
Özellikle bedenin üst bölümünü güçlendirmeye yarayan, üzerinde asılma, sallanma, takla, tek veya çift el üzerinde amuda kalkma gibi hareketlerin yapıldığı ikişer çubuk üzerinde yatay konumda birbirine paralel iki esnek çubuktan oluşan jimnastik aleti; paralel, barparalel
- paralel kaidesi
Aynı noktaya uygulanan iki vektörün bileşkesini bulmak için her birinin bitim ucundan öbürüne paralel birer çizgi çizilerek bir paralel kenar oluşturduktan sonra vektörlerin uygulama noktasından bir köşegen çekme yolu
- paralel yüz
Her yüzü bir paralelkenar olan prizma
- paralelkenar
Karşılıklı kenarları paralel olan dörtgen
- paralellik
Paralel olma durumu
- paralimpik
Çeşitli dallarda bireysel veya takım hâlinde engelli sporcular tarafından oynanan (yarışma)
- paralojik
Mantığa uymayan
- paralojizm
Akıl süzgecinden geçirirken bilmeyerek düşülen yanılgı
- paralı
Parası çok olan, zengin (kimse)
- paralı yatılı
Ortaöğretim kurumları pansiyonlarında ücret karşılığında barınan, örgün ve resmî ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören (öğrenci)
- paralıca
Epey parası olan
- paralılık
Paralı olma durumu
- parametreleme
Parametrelemek işi
- parametrelemek
Parametreli bir eğri veya yüzey belirlemek
- parametrelenme
Parametrelenmek işi
- parametrelenmek
Parametreleme işi yapılmak
- parametreli
Bir veya birçok parametre ile ilgili; parametrik
- paramnezi
Kelimelerin anlamlarını ve kullanışlarını unutma sonucu oluşan bellek zayıflığı
- paramparça
Pek çok parçaya ayrılmış, parça parça olmuş
- paramparça etmek
pek çok parçaya ayırmak
- paramparça olmak
pek çok parçaya ayrılmak, kırılmak
- paranoit
Paranoya ile ilgili
- paranoya
Abartılı gurur, kuşku, sanrı, güvensizlik ve bencillikle belli olan bir ruh hastalığı
- paranoyak
Paranoyaya tutulmuş kimse
- parantez
Konunun dışında kalan söz ve yazı
- parantez açmak
söz veya yazının içine, sözü edilen konu ile ilgili bir bölüm koymak
- parantez kapatmak (veya kapamak)
söz veya yazının içine, sözü edilen konu ile ilgili eklenen bölümü bitirmek
- paranın yüzü sıcaktır
paranın çekiciliğini ve geri çevrilemeyeceğini anlatan bir söz
- paranın üstü
satın alınan şeyin tutarından artan para
- parapsikoloji
Doğaüstü olayları araştıran, telepati, gaipten haber alma, duyu dışı algılama, geleceği görebilme vb. olayları inceleyen ruh bilimi
- parapsikolojik
Parapsikoloji ile ilgili
- parasal
Para ile ilgili, para bakımından; mali, nakdî, akçasal
- parasempatik
Parasempatik sinir sistemi ile ilgili olan
- parasempatik sinir sistemi
Kalbin atışlarını yavaşlatan, sindirim sistemini, salgıları düzenleyen, yaşatkan sinir sistemini oluşturan iki sistemden biri
- parasını sokağa atmak
değeri olmayan bir mala para vermek
- parasını yemek
çalışmadan bedavadan geçinmek, birinin sırtından geçinmek
- parasını çekmek
para sızdırmak, birinden birtakım gerekçelerle para almak
- parasını çıkarmak
anaparayı kurtarmak, masrafını çıkarmak
- parasıyla rezil olmak
para vererek yaptırdığı bir şey iyi çıkmamak, parasının karşılığını alamamak
- parasız
Parası olmayan; zil (II)
- parasız pulsuz
Parası olmayan
- parasız yatılı
Öğrenim giderleri, yatacak yer ve yemeği devletçe karşılanan (öğrenci); leyli meccani
- parasız yatılılık
Parasız yatılı olma durumu
- parasızlık
Parasız olma durumu; yolsuzluk, uyuzluk, meccanilik, müzayaka
- parasızlık çekmek
para yönünden sürekli sıkıntı içinde olmak
- paratiroit bezi
Tiroit bezinin yanında yer alan, kandaki kalsiyum düzeyinin normalde tutulmasını denetleyen hormonu salgılayan bez
- paratüberküloz
Geviş getirenlerde aside dirençli bir bakterinin sebep olduğu hastalık
- paravan
Menteşelerle birbirine bağlı birkaç parçadan oluşan ve yapılarda bazı bölümleri ayırmakta kullanılan, katlanır, taşınır çerçeveli perde; paravana
- paravan menteşesi
Düz yaprak menteşelerinin benzeri, üç yapraklı ve iki milli menteşe
- paravan olmak
birinin veya bir şeyin önüne geçerek onu korumaya almak
- paravan yapmak
kendini belli etmeyerek başkasının adından, yetkisinden, gücünden yararlanmak
- paravan şirket
Vergi başta olmak üzere çeşitli giderlerden kurtulmak ve haksız kazanç sağlamak amacıyla yasa dışı bir biçimde kurulan, çalışanı olmadığı hâlde varmış gibi gösterilen, başka şirketlerin gücünden, adından ve ticari itibarından faydalanan şirket
- paraya kıymak
gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak
- paraya para (veya pul) dememek
çok para kazanır olmak
- paraya sıkışmak
parasız kalmak, para sıkıntısı içinde olmak
- paraya çevirmek
herhangi bir şeyi para ile değiştirmek
- parayı araya değil, paraya vermeli
"parayı gerekli yere harcamalı" anlamında kullanılan bir söz
- parayı basmak (veya bastırmak)
para vermek
- parayı denize atmak
parayı boşuna harcamak, israf etmek
- parayı veren düdüğü çalar
"karşılığını ödediğinde insan istediğini elde edebilir" anlamında kullanılan bir söz
- parazit
Radyo, televizyon, telsiz vb. aygıtların yayınına karışan yabancı ses veya cızırtı
- parazitlenme
Parazitlenmek işi
- parazitlenmek
Radyo, telsiz vb. aygıtların yayınlarına yabancı ses karışmak
- parazitli
Paraziti olan
- parazitsiz
Paraziti olmayan
- paraçol
Gemi çatmasında eğri parça
- paraşüt
Hava taşıtından veya yüksek bir yerden atılan bir cismin veya atlayan bir insanın kontrollü biçimde yere inmesini sağlayan araç
- paraşüt kulesi
Paraşütle atlama eğitiminin yapıldığı kule
- paraşütlü
Paraşütü olan
- paraşütçü
Paraşütle atlayarak yere inen kimse
- paraşütçü birlikler
Paraşütle iniş yapmak için yetiştirilmiş asker birlikleri; paraşüt birlikleri
- paraşütçülük
Paraşütçünün işi
- pardon
"Özür dilerim, affedersiniz" anlamlarında kullanılan bir söz
- pardösü
Serin havalarda öbür giysilerin üzerine giyilen, paltodan ince üstlük
- pardösülü
Pardösüsü olan
- pardösüsüz
Pardösüsü olmayan
- parfüm
Güzel koku
- parfümcü
Parfümeri ürünleri üreten veya satan kimse
- parfümcülük
Parfümcünün işi
- parfümeri
Çeşitli kozmetiklerin ve kokuların yapımı ve satımı
- parite
İki ülke parasının karşılıklı değeri
- park
Bir yerleşme merkezinde halkın gezip hava alması için düzenlenmiş ağaçlı ve çiçekli bahçe
- park etmek
taşıtları trafik kuralları bakımından uygun bir yerde belli süre bırakmak
- parka
Genellikle askerin açık hava eğitimi ve manevra sırasında giydiği soğuğa karşı koruyucu, başlıklı bir tür üstlük
- parke
Konut, iş yeri vb. yerlerin tabanını döşemek için çeşitli boyutlarda, ince, uzunca tahta parçalarının veya yapay malzemenin belirli bir düzene göre yerleştirilmesiyle yapılan döşeme
- parke taşı
Yol yapımında kullanılan, düzgün ve çeşitli biçimlerde taş; parke
- parkeci
Parke yapan, satan veya döşeyen kimse
- parkecilik
Parkeci olma durumu
- parkeleme
Parkelemek işi
- parkelemek
Parke ile döşemek
- parkeletme
Parkeletmek işi
- parkeletmek
Parke ile döşetmek
- Parkinson hastalığı
Özellikle kol ve bacak kaslarının sertleştiği, hastada sürekli titreme ve hafif sallantının görüldüğü bir merkezî sinir sistemi bozukluğu
- parkmetre
Paralı park yerlerinde aracın kaldığı süreyi belirleyen saat; park sayacı, park saati, parkometre
- parkur
Binicilik, bisiklet, atletizm, yürüyüş, koşu vb. sporların yapıldığı özel yol
- parkçı
Parkı işleten kimse
- parkçılık
Parkçının işi
- parlak
Parlayan, ışıldayan, pırıltılı olan
- parlaklaşma
Parlaklaşmak işi
- parlaklaşmak
Parlak duruma gelmek
- parlaklaştırma
Parlaklaştırmak işi
- parlaklaştırmak
Parlak duruma getirmek
- parlaklık
Parlak olma durumu; revnak
- parlama
Parlamak işi; delepme
- parlamak
Bir ışık kaynağından gelen ışınları yansıtmak; delepmek
- parlamenter
Parlamentoya dayanan, parlamento ile ilgili
- parlamenter sistem
Yürütme organının, seçimle kurulmuş yasama organlarına karşı sorumlu olduğu, genelde devlet başkanı ile hükûmet başkanının ayrı kişilerden oluştuğu siyasi sistem; parlamentarizm
- parlamento
Başlıca görevi yasama, devlet bütçesini çıkarma, hükûmeti denetleme olan ve üyeleri halkoyu ile belirli bir süre için seçilen meclis veya meclisler; yasama kurulu, yasama meclisi, yasama organı
- parlatabilme
Parlatabilmek işi
- parlatabilmek
Parlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- parlatma
Parlatmak işi
- parlatmak
Bir yüzeyi düzgün ve parlak duruma getirmek, parlamasını sağlamak
- parlatıcı
Parlatma özelliği olan (nesne)
- parlayabilme
Parlayabilmek işi
- parlayabilmek
Parlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- parlayıveriş
Parlayıvermek işi
- parlayıverme
Parlayıvermek durumu
- parlayıvermek
Aniden parlamak
- parlayış
Parlamak işi
- parmak
İnsanda ve bazı hayvanlarda ellerin ve ayakların son bölümünü oluşturan, boğumlu, oynak, uzunca organların her biri
- parmak adam
Çok kısa boylu kimse
- parmak alfabesi
İşitme engellilerce kullanılmak üzere her harf için parmakların değişik durum alması ile oluşturulan alfabe
- parmak atmak
birini parmakla taciz etmek
- parmak basmak
imza yerine parmağını mürekkebe batırarak bir yere bastırmak
- parmak bozmak
çocuklar arasında arkadaşlığı sona erdirmek, küsmek
- parmak hesabı
Parmaklar kullanılarak yapılan hesap
- parmak izi
Genellikle kimlik belirlemede yararlanılan, parmak uçlarının iç tarafındaki derisinin dokunulan yüzeyde bıraktığı, herkeste farklı olan iz
- parmak kadar
çok küçük
- parmak kaldı
"az kaldı, az kalsın, neredeyse" anlamında kullanılan bir söz
- parmak kaldırmak
bir toplulukta, özellikle okulda söz istemek için işaret parmağını açık bırakıp diğer parmakları yumruk biçiminde kapayarak eli yukarı kaldırmak
- parmak parmak
Parmak biçiminde
- parmak tatlısı
Parmak biçiminde yapılan bir tür hamur tatlısı
- parmak çocuk
Çok küçük doğmuş çocuk
- parmak üzümü
Taneleri uzun olan bir tür üzüm
- parmak ısırmak
büyük şaşkınlık duymak
- parmakla gösterilmek
bir şey az bulunmak
- parmakla sayılacak kadar az olmak
çok az olmak
- parmaklama
Parmaklamak işi
- parmaklamak
Parmakla yemek
- parmaklarını (birlikte) yemek
yemeği çok beğenmek
- parmaklı
Parmağı olan
- parmaklık
Dik ve biraz aralıklı olarak yan yana dizilmiş tahta, demir vb. çubuklarla yapılmış bölme veya korkuluk
- parmaklıklı
Parmaklığı olan
- parmaklıksız
Parmaklığı olmayan
- parmaksı
Elin parmaklarını andırır biçimde olan
- parmaksız
Parmağı olmayan
- parmağı ağzında kalmak
şaşakalmak, şaşmak, hayret etmek
- parmağı olmak
bir işi olumsuz yönde etkilemek, bir işe karışmış olmak
- parmağına dolamak
bir konuyu, bir kimseyi ele alıp sürekli uğraşmak, diline dolamak
- parmağında oynatmak
her istediğini yaptırmak, kukla gibi kullanmak
- parmağını aramak
ilgisini, bağlantısını aramak, kurulan düzeni araştırmak
- parmağını bile kıpırdatmamak (veya oynatmamak)
bir iş, olay veya durum karşısında hiçbir harekette bulunmamak
- parmağını yaranın üzerine basmak
asıl derdi veya bir derdin asıl sebebini göstermek
- parmağının ucuyla (veya ucunda) çevirmek
bir işi kolayca ve ustalıkla yapmak
- parmıcan
Bir tür İtalyan peyniri
- parnasizm
"Sanat sanat içindir" ilkesini benimseyen, genellikle şiirde kendini gösteren bir edebiyat akımı
- parnasyen
Parnasizm yanlısı
- parodi
Ciddi sayılan bir eserin bir bölümü veya bütününü alaya alarak, biçimini bozmadan ona bambaşka bir özellik vererek biçim ile öz arasındaki karşıtlık kullanılarak gülünç etki yaratan bir oyun türü
- parola
Askerlerin birbirlerini tanımalarını sağlayan ve kendi aralarında önceden kararlaştırdıkları kelime veya söz
- parpa
Kalkan balığının yavrusu
- pars
Kedigillerden, genellikle Asya ve Afrika'nın sıcak bölgelerinde yaşayan, postu benekli, bazen de düz siyah, çevik, yırtıcı, etçil, memeli hayvan; leopar, panter, pelenk (Panthera pardus)
- parsa
Bir izleyici topluluğu önünde yapılan gösteriden, çalınan çalgı veya söylenen şarkıdan sonra toplanan para
- parsayı başkası toplamak
bir emeğin karşılığını o emeği çeken değil, başka biri almak
- parsayı toplamak
emek vererek veya emek vermeden bir şeyden yararlanmak, nasiplenmek
- parsel
İmar yasalarına göre ayrılıp sınırlanmış arazi parçası
- parselleme
Parsellemek işi; parselasyon
- parsellemek
Parsellere ayırmak
- parsellenme
Parsellenmek işi
- parsellenmek
Parselleme işi yapılmak
- parselletme
Parselletmek işi
- parselletmek
Parsellere ayırtmak
- parselli
Parsellere ayrılmış
- partal
Çok kullanılmaktan yıpranmış
- partal atmak
abartılı söz veya yalan söylemek
- parter
Tiyatro, sinema vb. yerlerde, sahnenin bulunduğu ilk kat ve burada bulunan koltuklar
- parti
Ortak düşünce ve görüşteki kişilerin oluşturdukları siyasal topluluk; fırka
- parti ocağı
Parti çalışmalarının yapıldığı en küçük birim
- parti parti
Gruplar hâlinde (nesne veya kimse)
- parti vermek
bir şeyi kutlamak veya eğlenmek için birçok kimseyi bir araya toplamak
- parti çevirmek
kâğıt oyunları, tavla vb.nde bir parti oynamak
- partici
Parti üyesi; fırkacı
- particilik
Bir partiden yana olma; fırkacılık, partizanlık
- particilik yapmak
bağlı olduğu partiyi veya partinin düşüncelerini savunan kişileri kayırmak
- partilerüstü
Siyasi partilerin savunduğu görüş ve düşüncelerin üzerinde ülke gerçeklerine ve çıkarlarına uygun olarak birleştiricilik, uzlaştırıcılık özelliği olan (görüş, konu veya kimse)
- partileşme
Partileşmek işi
- partileşmek
Parti durumuna gelmek
- partileştirme
Partileştirmek işi
- partileştirmek
Partileşme işini yaptırmak
- partili
Bir partiden olan (kimse)
- partililik
Partili olma durumu
- partisiz
Partisi olmayan
- partisizlik
Partisiz olma durumu
- partisyon
Bir orkestra eserinde bölümlerin bütününü içine alan nota defteri
- partiyi kaybetmek
elde etmeye çalıştığı bir kazancı karşısındakine kaptırmak
- partiyi vurmak
büyük bir kazanç sağlamak
- partizan
Düşmanlarına karşı mücadele verirken cephe gerisinde silahlı harekete katılan kimse
- partizanca
Partizana yakışan
- partizanlık
Partizan olma durumu
- partner
Takım arkadaşı
- parya
Hindistan'da toplumsal sınıfların dışında kalanlar
- parça
Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey; pare
- parça almak
biyopsi yapmak
- parça başına
Her parça için
- parça bohçası
Biçkiden artan çeşit çeşit kumaş parçalarının içine konulduğu bohça
- parça bölük
Az veya küçük bir biçimde; çimdik çimdik, parça pürçük
- parça parça
Parçalanmış bir durumda; dilim dilim, ceste ceste, lime lime, pare pare, şerha şerha, şerham şerham
- parça parça etmek
parçalara ayırmak
- parça parça olmak
parçalara ayrılmak
- parça pinçik
Parçalanmış, yırtılmış olan
- parça pinçik etmek
küçük parçalara ayırmak
- parçacı
Kumaş toplarından artmış parçaları satan kimse
- parçacık
Elektron, proton, nötron gibi atomu oluşturan parçaların her biri; partikül
- parçacıklı
Parçacığı olan; partiküllü
- parçacılık
Parçacının işi
- parçalama
Parçalamak işi
- parçalamak
Parçalara ayırmak, bütünlüğünü bozmak, parça parça etmek; paralamak
- parçalanma
Parçalanmak işi; inkısam
- parçalanmak
Parçalama işine konu olmak, parçalara ayrılmak; paralanmak (II)
- parçalanış
Parçalanma işi
- parçalatma
Parçalatmak işi
- parçalatmak
Parçalama işini yaptırmak
- parçalattırma
Parçalattırmak işi
- parçalattırmak
Parçalatma işini yaptırmak
- parçalayabilme
Parçalayabilmek işi
- parçalayabilmek
Parçalama ihtimali veya imkânı bulunmak
- parçalayış
Parçalamak işi
- parçalı
Birden çok parçadan oluşmuş
- parçalı bohça
Renk renk ve çeşit çeşit kumaş parçalarının birbirine eklenmesiyle yapılan bohça
- parçalı bohça gibi
birbirini tutmaz parçalardan oluşan
- parıl parıl
Parıldayarak, ışık saçarak; delep delep
- parıldama
Parıldamak işi; yıldırama
- parıldamak
Güçlü bir ışık çıkarmak, ışık saçmak; parlamak, yalabımak, yıldıramak
- parıldatma
Parıldatmak işi
- parıldatmak
Parıldamasını sağlamak
- parıldayıcı
Parıldama özelliği veya niteliği bulunan madde
- parıldayış
Parıldamak işi
- parıltı
Parıldama, göze çarpan parlaklık; balkır, ışılak, şaşaa, şimşek, şule
- parıltılı
Parlaklığı olan, parıldayan; yalabık, şaşaalı
- parıltısız
Parlaklığı olmayan; şaşaasız
- parşömen
Yazı yazmak, resim yapmak için özel olarak hazırlanan deri; tirşe (II)
- parşömen kâğıdı
Parşömene benzetilerek yapılan, mat, dayanıklı ve hafifçe saydam kâğıt
- pas
Su içinde ve nemli havada metallerin, özellikle demirin yüzeyinde oksitlenme sonucunda oluşan madde
- pas almak
bazı top oyunlarında bir oyuncu takım arkadaşından topu almak
- pas atmak (veya vermek)
bazı top oyunlarında bir oyuncu takım arkadaşına top atmak
- pas açmak
bir şeyin pasını giderip parlatmak
- pas geçmek
bazı iskambil oyunlarında o ele katılmamak
- pas mantarı
Pas mantarıgillerden, buğdaygillerde ve baklagillerde pas hastalığına sebep olan mantar (Uromyces)
- pas mantarıgiller
Bitkilerin üzerinde yaşayarak pas denilen lekeler yapan asalak bir mantar takımı
- pas rengi
Kırmızıyla kahverengi arasındaki renk
- pas tutmak
paslı duruma gelmek, paslanmak
- pas vermemek
yüz vermemek, ilgi göstermemek
- pasaj
İçinde dükkânlar bulunan, üzeri kapalı veya açık çarşı
- pasaklı
Kılığının veya eşyasının düzgün ve temiz olmasına özenmeyip düzensizlik içinde yaşayan (kimse); çapaçul, etekserpen
- pasaklılık
Pasaklı olma durumu
- pasaparola
Bir birliğe verilen ve ağızdan ağıza bütün askerlere yayılan emir
- pasaport
Yabancı ülkelere gidecek olanlara yetkili kuruluşça verilen, yabancı ülke yetkililerinin kimlik incelemesinde geçerli olan belge
- pasaportunu almak
işine son verilmek
- pasaportunu eline vermek
kovmak, işten atmak
- pasata
Bir tür kumar oyunu
- pasavan
Sınırdaş olan ülkelerin sınır bölgeleri içinde oturan kendi vatandaşlarına komşu bölge sınırları içinde kısa süreli dolaşmalarını sağlamak üzere verdiği belge
- pasif
Çekingen, durgun
- pasif korunma
Savaş sırasında düşman saldırılarından korunmak için yapılan alalama, gizlenme vb. yöntemlerin bütünü
- pasif ofsayt
Futbolcunun gol pozisyonunda ve ofsayt durumunda olmasına karşın topa hamle yapmadığı için ofsayt olarak değerlendirilmeyen durum
- pasifleşme
Pasifleşmek işi
- pasifleşmek
Pasif duruma gelmek
- pasifleştirme
Pasifleştirmek işi
- pasifleştirmek
Etkisiz duruma getirmek
- pasiflik
Pasif olma durumu
- Pasinler
Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
- pasivize
"Etkisizleştirmek, edilgen duruma getirmek" anlamındaki pasivize etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- pasiyans
İskambille açılan bir fal
- paskal
Güldürücü, soytarı
- paskallık
İnsanı güldürüp eğlendirecek söz ve davranış
- Paskalya Yortusu
Hz. İsa’nın dirilişinin yıl dönümünü anmak için Hristiyanlarca kutlanan bayram; Paskalya
- Paskalya yumurtası
Paskalya'da Hristiyanların çeşitli renklere boyadıkları yumurta
- Paskalya yumurtası gibi
yüzüne çok allık süren
- Paskalya çöreği
Paskalya’da yapılan, üzerine yumurta sarısı sürülüp pişirilen bir çeşit tatlı çörek
- paslandırma
Paslandırmak işi; oksidasyon
- paslandırmak
Paslanmasına sebep olmak, yol açmak; paslatmak
- paslanma
Paslanmak işi; oksidasyon
- paslanmak
Üzerinde pas oluşmak
- paslanmamazlık
bk. paslanmazlık
- paslanmaz
Paslanmaya karşı dayanıklılığı olan (alaşım veya metal)
- paslanmaz çelik
Paslanmaya karşı özel olarak dayanıklılığı sağlanmış olan çelik türü
- paslanmazlık
Paslanmaz olma durumu
- paslanış
Paslanmak işi
- paslatma
Paslatmak işi
- paslaşma
Paslaşmak işi
- paslaşmak
Bazı top oyunlarında oyuncular topu birbirine geçirmek
- paslı
Üzerinde pas oluşmuş, pas tutmuş, paslanmış
- paslılık
Paslı olma durumu
- paso
Bir kimsenin, herhangi bir ücretin bütününden veya bir bölümünden muaf tutulduğunu gösteren belge
- paspal
Bakımsız, dağınık, pis (kimse, kılık vb.)
- paspallık
Bakımsızlık, dağınıklık
- paspartu
Sergilenmek üzere hazırlanan fotoğraf veya tablonun kenarlarında fon kâğıdı ile oluşturulan, çerçeve ile konu arasındaki boşluk
- paspas
Ayakkabıların altını temizlemek için kapı önlerine konulan kıl, plastik vb.nden yapılmış yüzü tırtıklı silecek
- paspas yapmak
paspaslamak
- paspaslama
Paspaslamak işi
- paspaslamak
Paspas ile yerleri silmek
- paspaslanma
Paspaslanmak işi
- paspaslanmak
Paspaslama işine konu olmak
- paspaslatma
Paspaslatmak işi
- paspaslatmak
Paspas yaptırmak
- paspasçı
Paspasla yerleri silen kimse
- paspasçılık
Paspasçının işi
- passız
Pası olmayan
- pasta
İçine katılmış türlü maddelerle özel bir tat verilmiş, fırında veya başka bir yolla pişirilerek hazırlanmış bir tür hamur tatlısı; gato
- pasta cila
Özel bir karışımla taşıtların kaportalarının gerçek renklerini ortaya çıkarma ve parlatma işlemi
- pasta kalıbı
İçinde pasta hamurunun pişirildiği değişik biçimlerdeki kalıp
- pasta çekmek
otomobilleri pasta ile parlatmak
- pastacı
Pasta (I) yapan veya satan kimse
- pastacılık
Pasta yapma veya satma işi
- pastadan pay almak
gelirden kendilerine düşen hisseyi almak
- pastal
Tütün yaprağı dizisi
- pastalı
Üzerinde pasta (III) bulunan
- pastane
Pasta vb. yapılan, yenilen ve satılan yer; pastacı
- pastaneci
Pasta yapan veya satan kimse
- pastanecilik
Pastanecinin işi veya mesleği
- pastav
Çuha kumaşının sarıldığı top
- pastav makinesi
Kumaş toplarını üst üste katlayarak yığan alet
- pastavla pazarlık
Toptan yapılan pazarlık
- pastayı bölüşmek
geliri aralarında paylaşmak
- pastayı büyütmek
gelir getirecek işi büyütmek, geliri çoğaltma
- pastel
Bu boyayla yapılan resim
- pastel boya
Boya maddelerinin katı bir hamur olana kadar tebeşir ve suyla karıştırılmasıyla oluşturulan, çubuk biçiminde boya; pastel kalem, pastel
- pastel renk
Soluk, mat olan renk
- pastelci
Pastel boya ile resim yapan ressam
- pastil
Genellikle boğaz enfeksiyonlarına karşı ağızda emilerek kullanılan ilaç
- pastis
Anason kokulu bir tür alkollü içki
- pastiş
Başka sanatçıların eserlerini taklit yoluyla meydana getirilen sanat eseri
- pastişçi
Pastiş yapan kimse
- pastişçilik
Pastişçinin yaptığı iş
- pastoral
Kır yaşantısını ve özellikle çobanların aşk ve yaşayışlarını anlatan (edebiyat türü); çobanlama
- pastoral oyun
Kişileri kadın ve erkek çobanlar olan tiyatro eseri
- pastörizasyon
Süt, bira, meyve suyu vb. maddelerin bozulmasına yol açacak mikroorganizmaların yok edilmesi için özel aletlerde 75 °C'ye kadar ısıtılıp birdenbire soğutulması yoluyla uygulanan işlem
- pastörize
Pastörizasyon yoluyla 75 °C'ye kadar ısıtılıp birdenbire soğutulması yoluyla, içindeki mikropları öldürülmüş olan (süt, bira, meyve suyu vb.)
- pastörize etmek
süt, bira, meyve suyu vb.ni mikroplardan arınmış duruma getirmek
- pastırma
Üzerine tuz, çemen, kırmızıbiber karışımı sürülmüş etin güneşte veya iste kurutulması yoluyla yapılan yiyecek
- pastırma yazı
Güzün sonundaki sıcak günler
- pastırmacı
Pastırma yapan veya satan kimse
- pastırmacılık
Pastırma yapma veya satma işi
- pastırmalı
İçinde pastırma bulunan (yemek)
- pastırmalı yumurta
Pastırma kavrulduktan sonra üzerine yumurta kırılarak yapılan bir yemek türü
- pastırmalık
Pastırma yapmaya elverişli (et)
- pastırmasını çıkarmak
bir kimseyi iyice dövmek, hırpalamak
- pasçı
Voleybolda öbür oyuncuların vurması için topu, ağın üzerine yükselten oyuncu; pasör
- pat
Yassı, basık
- pat burun
Yassı biçimdeki burun
- pat diye
ansızın
- pat küt
El veya sopa ile rastgele ve üst üste vurarak
- pat pat
"Pat" sesi çıkararak
- pat sat
Zaman zaman, ara sıra, tek tük
- pata
Oyunda yenen ve yenilen olmaması, berabere kalma
- pata gelmek
kâğıt oyunlarında berabere kalmak
- pata olmak
berabere kalmak
- pata çakmak
askerce selam vermek
- patakrem
Yüz ve boyundaki bozuklukları ve pürüzleri gideren pudra ile fondöten karışımı bir madde
- patalya
Her iki küreği bir kişi tarafından çekilen, birden üç çifteye kadar savaş gemisi sandalı
- patates
Patlıcangillerden, yaprakları ve sürgünleri acı bir bitki (Solanum tuberosum)
- patates böceği
Patates ve patlıcangillere dadanan sarı ve kızıl renkli böcek
- patates köftesi
Haşlanmış ve rendelenmiş patates, bayat ekmek içi, rendelenmiş kaşar peyniri, yumurta, maydanoz, tuz ve biber karışımının köfte biçiminde fırında pişirilmesiyle yapılan bir yemek türü
- patates püresi
Haşlanmış ve ezilmiş patatesi süt, yağ ve et suyu ile karıştırarak elde edilen yiyecek
- patates salatası
Haşlanmış ve doğranmış patateslere, soğan, nane, reyhan karışımının eklenmesinden sonra yağ, limon suyu, tuz ve baharatla hazırlanan bir salata türü
- patates sufle
Yumurta çırpıldıktan sonra patates ezmesi karıştırılarak kabarıncaya kadar pişirilen yemek
- patates çorbası
Patates, salça, tereyağı, nane ve kırmızıbiber karışımının pişirilmesiyle yapılan bir çorba türü
- patatesimsi
Patatesi andıran, patatese benzeyen, patates gibi
- patatesli
İçinde patates bulunan, patatesle yapılmış
- patatesçi
Patates yetiştiren veya satan kimse
- patatesçilik
Patates yetiştirme veya satma işi
- patavatsız
Sözlerinin nereye varacağını düşünmeden saygısızca konuşan, davranışlarına dikkat etmeyen (kimse); sözünübilmez
- patavatsızca
Patavatsız bir biçimde
- patavatsızlık
Patavatsız olma durumu
- patavatsızlık etmek
patavatsız bir biçimde davranmak
- paten
Buz üstünde kaymak için kullanılan, tabanına, dar uzun bir çelik takılı ayakkabı
- patenci
Buz pateni yapan veya patenle kayan kimse
- patencilik
Patencinin yaptığı iş
- patent
Belirli şartları sağlayan buluşlar için verilen ve ilgili kamu kurumunca resmî sicile kaydedilerek korunan mülkiyet hakkı
- patent damgası
Altın, gümüş vb. maddelerin altına vurulan ve oranını belirten damga
- patentinin altına almak
egemenliği altına almak
- pati
Kedi, köpek vb. hayvanların ön ayağı
- patik
Yünden örülen veya ince deriden yapılan, genellikle üstten bağcıklı, yumuşak, küçük çocuk ayakkabısı
- patika
Engebeli yerlerden gelip geçenlerin ayak izlerinden oluşan, tekerlekli araç işlemeyen dar yol; çığır, izlek, keçi yolu, yolak
- patikli
Patiği olan
- patiksiz
Patiği olmayan
- patinaj
Yolun kaygan veya çamur olması dolayısıyla tekerleklerin olduğu yerde dönmesi
- patinaj yapmak (veya çekmek)
tekerlek yolun kaygan veya çamur olması sebebiyle ilerlemeksizin aynı noktada dönme
- patinaj zinciri
Patinajı önlemek için tekerleğe takılan zincir
- patiska
Genellikle pamuktan dokunmuş sık ve düzgün bez
- patlak
Patlayarak açılmış; yarık, yırtık
- patlak göz
Dışarıya doğru biraz fırlamış göz; lokma göz
- patlak gözlü
Gözleri iri ve dışarı fırlamış (kimse); lokma gözlü, patlak göz
- patlak vermek
gizli kalması istenen veya beklenmedik bir olay, ansızın ortaya çıkmak
- patlakça
Patlak gibi, patlağa benzer
- patlama
Patlamak işi
- patlama!
"sabret, sakin ol" anlamında kullanılan uyarıcı bir söz
- patlamak
Nesneler, iç basıncın etkisiyle ve çoğunlukla büyük ses çıkararak dağılmak, infilak etmek
- patlamalı
Hava etkisiyle benzinin, petrolün, alkolün hızlı yanmasıyla çalışan (motor)
- patlangaç
Kamış veya ağaç dalından yapılıp tabanca gibi ses veren pistonlu çocuk oyuncağı
- patlatabilme
Patlatabilmek işi
- patlatabilmek
Patlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- patlatma
Patlatmak işi
- patlatmak
Patlama işine yol açmak
- patlatılma
Patlatılmak işi
- patlatılmak
Patlatma işi yapılmak
- patlatılış
Patlatılmak işi
- patlatış
Patlatmak işi
- patlayabilme
Patlayabilmek işi
- patlayabilmek
Patlama ihtimali bulunmak
- patlayıcı
Patlama özelliği olan (madde)
- patlayıcı ünsüz
Akciğerlerden gelen havanın ağız kanalının kapanmasıyla patlama biçiminde dışarı itilmesi sonucu oluşan ünsüz; süreksiz ünsüz: <i>b, p, c, ç, d, t, g, k</i>
- patlayıcılık
Patlayıcı olma durumu
- patlayıverme
Patlayıvermek işi
- patlayıvermek
Aniden patlamak
- patlayış
Patlamak işi
- patlıcan
Patlıcangillerden, kalın saplı, uzunca yapraklı otsu bitki (Solanum melongena)
- patlıcan böreği
Hafif pişirilmiş ve boylamasına iki veya üçe bölünmüş patlıcanlara maydanoz, domates, yumurta ve kıyma karışımının eklenmesi ve fırında pişirilmesiyle yapılan bir yemek türü
- patlıcan ezmesi
Közlenmiş patlıcanın ezilerek genellikle sarımsakla karıştırılmasıyla hazırlanan bir meze türü
- patlıcan inciri
İri ve mor bir tür incir
- patlıcan kebabı
Küçük küçük doğranmış kemiksiz koyun etinin domates, patlıcan, soğan karışımıyla birlikte kısık ateşte pişirilmesinden sonra karabiber, yenibahar ve tuz eklenip orta sıcaklıktaki fırında pişirilmesiyle yapılan bir yemek türü
- patlıcan kızartması
Kabuğu soyulduktan sonra ince dilimlenmiş patlıcanın sıvı yağda yapılan kızartması
- patlıcan oturtması
Dilimlenmiş ve kızartılmış patlıcan üzerine kavrulmuş kıyma, domates ve sebze eklenerek pişirilen yemek
- patlıcan salatası
Közlenip soyulmuş ve ince kıyılmış patlıcanlara soğan, sarımsak, domates, yeşilbiber, maydanoz karışımının eklenmesiyle hazırlanan bir salata türü
- patlıcangiller
İki çeneklilerden, örnek bitkisi patlıcan olan, içine domates, biber, patates, tütün vb. bitkileri alan familya
- patlıcani
Patlıcan rengi
- patlıcanlı
Patlıcanla yapılmış
- Patnos
Ağrı iline bağlı ilçelerden biri
- patojen
Hastalık oluşturan
- patolog
Özellikle patoloji ile uğraşan doktor
- patoloji
Hastalıkla ilgili hücrelerdeki, dokulardaki ve organlardaki yapısal ve işlevsel değişikliklerin tanınması, araştırılması ve incelenmesiyle ilgilenen bilim dalı
- patolojik
Patoloji ile ilgili
- patoz
Olgunlaşmış buğday, nohut, fındık vb.nin tanelerini mekanik yöntemlerle sap veya kabuğundan ayrıştıran harman makinesi
- patoz etmek
patozlamak
- patoz yapmak
patozlamak
- patozcu
Patozuyla ücret karşılığı harman işi yapan kimse
- patozculuk
Patozcu olma durumu
- patozlamak
Olgunlaşmış buğday, nohut, fındık vb.nin tanelerini patozla sap veya kabuğundan ayrıştırmak
- patpat
Kökü yumru biçiminde şişkin, Doğu Anadolu'da yetişen bir bitki
- patrik
Ortodoks ve bazı Doğu kiliselerinin başkanı
- patrikhane
Patriğin makamı
- patriklik
Patrik olma durumu
- patron
Bir ticaret veya sanayi kurumunun sahibi, başı
- patron çıkarmak
patronları çizili olduğu modelden kopya yolu ile bir kâğıda geçirip kesmek
- patrona
Osmanlı donanmasında kaptan paşadan sonra gelen, üç büyük amiral rütbesinden ikincisi
- patronaj
Cezaevinden serbest bırakılan suçlunun toplum yaşantısına yeniden uyabilmesini sağlamak amacıyla yapılan yardım çalışması
- patronca
Patron gibi, patrona yakışır bir biçimde
- patroncu
Örneğe göre ölçüp biçerek ilk patronu çıkaran nitelikli işçi
- patronculuk
Patroncunun yaptığı iş
- patroniçe
İş sahibi kadın
- patronluk
Patron olma durumu
- patso
İçerisine kızartılmış patates konulan sandviç
- patsocu
Patso yaparak satan kimse
- patsoculuk
Patsocu olma durumu
- pattadak
Ansızın; pattadan
- patır kütür
Gürültülü, güçlü bir biçimde, acele ile
- patır patır
Güçlü, gürültülü ses çıkararak
- patırdama
Patırdamak işi
- patırdamak
Patırtılı ses çıkarmak
- patırdatma
Patırdatmak işi
- patırdatmak
Patırtılı ses çıkartmak
- patırtı
Pat pat çıkan sesin adı
- patırtı kopmak
kavga çıkmak, kargaşalık olmak
- patırtı çıkarmak
kavgaya sebep olmak, kavga çıkarmak
- patırtılı
Patırtısı olan
- patırtısız
Patırtısı olmayan
- patırtıya pabuç bırakmamak
önemli bir tehlike yaratmayacağını bildiği kışkırtmalara, yıldırmalara aldırmayıp bildiğini yapmak
- patırtıya vermek
gürültüye vermek
- pavkırma
Pavkırmak işi
- pavkırmak
Tilki veya çakal ulumak
- pavlonya
Vatanı Orta Çin olan, yaprakları gri yeşil renkli tüylü, çiçekleri güzel kokulu, pembe, mor, açık eflatun renginde, salkım biçiminde, dekoratif bir ağaç (Paulownia tomentosa)
- pavurya
Bir cins iri yengeç
- pavyon
Bir kuruluşun, bir kurumun, bir bahçe içindeki yapılarından her biri
- pavyoncu
Pavyon işleten kimse
- pavyonculuk
Pavyon işletme işi
- pay
Birden fazla kişi arasında bölüşülmüş bir bütünden, bu kişilerin her birine düşen bölüm; üleş, hak (I), hisse, sehim
- pay biçmek
durumu bir kişi veya bir şeyin durumu ile karşılaştırıp yargıya varmak
- pay bırakmak
kesme, biçme, onarma sırasında, bir şeyde daha sonra kullanılmak için fazlalık bırakmak
- pay etmek
bölüşmek, üleşmek
- pay vermek
hisse vermek, bölüşmede bulunan parçalardan ayırmak
- pay çıkarmak
bir olay veya durumdan gereken deneyimi kazanmak, tutulacak yolu belirlemek
- payan
Son, sonuç, nihayet
- payanda olmak
destek olmak, arka çıkmak
- payanda vurmak
payandalamak
- payandalama
Payandalamak işi
- payandalamak
Çökmek, yıkılmak, devrilmek üzere olan bir yeri veya şeyi payandalarla sağlamlaştırmak
- payandaları çözmek
ayrılmak, kaçmak, uzaklaşmak
- payandalayabilme
Payandalayabilmek işi
- payandalayabilmek
Payandalama ihtimali bulunmak
- payandalı
Payandası olan
- payandalık
Destek görevinde bulunma
- payandalık etmek
destek görevinde bulunmak
- payandasız
Payandası olmayan
- payansız
Sonu olmayan; sonsuz
- payansız olmak
sonsuz, bitmez tükenmez olmak
- Payas
Hatay iline bağlı ilçelerden biri
- payda
Bayağı kesirlerde birimin kaç eşit parçaya bölünmüş olduğunu gösteren sayı; mahreç
- paydaşlı
Birden fazla paydaşın malı olan; hisseli
- paydaşlık
Ortaklık, ortak olma; iştirak
- paydos
İşi veya çalışmayı geçici olarak bırakma
- paydos borusu
Paydos zamanının geldiğini bildiren boru sesi
- paydos borusu çalmak
işi bırakma zamanının geldiğini boru sesi ile bildirmek
- paydos demek
yapılmakta olan bir işi bırakmak
- paydos etmek
işi durdurmak, çalışmayı bırakmak
- paydos vakti
İşi bırakma zamanı
- paydossuz
Paydosu olmayan
- paye vermek
değer, önem vermek
- payelendirme
Payelendirmek işi
- payelendirmek
Paye vermek, belli bir payeye ulaştırmak
- payet
Giysi vb. işlemek için kullanılan küçük, pırıltılı pul
- payidar
Sonsuza kadar yaşayacak ve kalıcı olan
- payidar kalmak (veya olmak)
kalmak, yok olmamak, yaşamak
- paylatma
Paylatmak işi
- paylatmak
Birinin, başkasını paylamasına sebep olmak
- paylayış
Paylamak işi
- paylaşabilme
Paylaşabilmek işi; bölüşebilme, üleşebilme
- paylaşabilmek
Paylaşma ihtimali bulunmak; bölüşebilmek, üleşebilmek
- paylaşma
Paylaşmak işi; bölüşme, kırışmaca, üleşme
- paylaşmak
İki veya daha çok kimse bir şeyi kendi aralarında belirli oranda dağıtmak; bölüşmek, üleşmek
- paylaştırabilme
Paylaştırabilmek işi; bölüştürebilme, üleştirebilme
- paylaştırabilmek
Paylaştırma ihtimali veya imkânı bulunmak; bölüştürebilmek
- paylaştırma
Paylaştırmak işi; bölüştürme, üleştirme, taksim, tevzi
- paylaştırmak
Herkese kendi payına düşeni vermek; bölüştürmek, üleştirmek, taksim etmek, tevzi etmek
- paylaştırılabilme
Paylaştırılabilmek işi; bölüştürülebilme, üleştirilebilme
- paylaştırılabilmek
Paylaştırılma ihtimali veya imkânı bulunmak; bölüştürülebilmek, üleştirilebilmek
- paylaştırılma
Paylaştırılmak işi; bölüştürülme, üleştirilme
- paylaştırılmak
Paylaşma işi yaptırılmak; bölüştürülmek, üleştirilmek
- paylaştırıverme
Paylaştırıvermek işi; bölüştürüverme, üleştiriverme
- paylaştırıvermek
Çabucak paylaştırmak; bölüştürüvermek, üleştirivermek
- paylaşılabilme
Paylaşılabilmek işi; bölüşülebilme, üleşilebilme
- paylaşılabilmek
Paylaşılma ihtimali veya imkânı bulunmak; bölüşülebilmek, üleşilebilmek
- paylaşılma
Paylaşılmak işi; bölüşülme, üleşilme
- paylaşılmak
Paylaşma işi yapılmak; bölüşülmek, üleşilmek
- paylaşım
Paylaşmak işi; bölüşüm, dağılım
- paylaşımcı
Paylaşım içinde olan; bölüşümcü
- paylaşımcılık
Paylaşımcı olma durumu; bölüşümcülük
- paylaşıverme
Paylaşıvermek işi; bölüşüverme, üleşiverme
- paylaşıvermek
Çabucak veya kısa sürede paylaşmak; bölüşüvermek, üleşivermek
- paylı
Hisseli, hissedarları olan
- payreks
Isıya ve kimyasal etkilere dayanıklı bir cam türü
- paytak
Çarpık, eğri bacaklı
- paytak adım
İki yana sallanarak yürüme
- paytak paytak
İki yana sallanarak
- paytaklaşma
Paytaklaşmak işi
- paytaklaşmak
İki yana salınarak yürümek
- paytaklık
Paytak olma durumu
- paytakça
Biraz paytak, paytak gibi, paytağa benzer
- payölçer
Ortak kullanılan bir alanda tüketimin paydaşlara bölüştürülmesini sağlayan alet
- payına düşmek
bölüşmede hisse ayrılmak, belirli bir bölüm verilmek
- payını almak
kendine ayrılanı almak
- Pazar
Rize iline bağlı ilçelerden biri
- pazar
Satıcıların belirli günlerde mallarını sattıkları geçici yer
- pazar kayığı
Eşya taşıyan büyük kayık
- pazar kayığı gibi
çok yüklenmiş (taşıt)
- pazar ola!
satıcılara "satışın bol olsun" anlamında söylenen bir iyi dilek sözü
- pazar yeri
Pazar kurulan yer
- pazar yerine dönmek
kalabalıklaşmak
- pazara çıkarmak
satılığa çıkarmak
- pazarbaşı
Pazarı yöneten ve ona düzen veren kimse
- pazarcı
Değişik günlerde kurulan pazarlarda mal satan kimse
- Pazarcık
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
- pazarcılık
Pazarcının işi
- pazarlama
Pazarlamak işi
- pazarlamacı
Pazarlama işi ile uğraşan görevli, pazarlama uzmanı
- pazarlamacılık
Pazarlamacının işi
- pazarlamak
Bir ürünü, bir malı, bir hizmeti satacak uygun piyasa bulmak
- pazarlanma
Pazarlanmak işi
- pazarlanmak
Satışa sunulmak
- pazarlanış
Pazarlanmak işi
- Pazarlar
Kütahya iline bağlı ilçelerden biri
- pazarlayabilme
Pazarlayabilmek işi
- pazarlayabilmek
Pazarlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- pazarlayış
Pazarlamak işi
- pazarlaşma
Pazarlaşmak işi
- pazarlaşmak
Bir fiyat üzerinde anlaşmak, pazarlık etmek
- pazarlık
Bir alışverişte tarafların kendileri için en uygun fiyatı karşısındakine kabul ettirmek amacıyla yaptıkları görüşme
- pazarlık etmek
bir şeyin fiyatı üzerinde karşılıklı çekişmek
- pazarlıklı
Pazarlığı olan
- pazarlıklı alışveriş
Pazarlaşmak suretiyle yapılan alım satım
- pazarlıksız
Pazarlık yapılmadan
- pazarlıkçı
Pazarlık yapmayı seven kimse
- pazarlıkçılık
Pazarlıkçı olma durumu
- pazarlığa girişmek
pazarlık yapmaya başlamak
- pazarlığı pişirmek
pazarlıkta uyuşma sağlayacak duruma gelmek
- pazartesi
Pazar ile salı arasındaki gün
- Pazaryeri
Bilecik iline bağlı ilçelerden biri
- Pazaryolu
Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
- pazen
Dokuması kalın, sık ve yumuşak, bir tür pamuklu bez
- pazubent
Belli bir amaçla kola geçirilen enli kuşak; kolçak
- pazubentli
Pazubendi olan veya pazubent takan
- pazval
Kunduracıların çalışırken kundurayı dizleri üzerinde tutmak için kullandıkları kayış
- pazvant
Rumeli'de gece bekçisi
- pazı
Ispanakgillerden, sapı ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki; yaban pancarı (Beta vulgaris varcicla)
- pazılı
Pazısı olan
- paça
Pantolon, don, şalvar vb. giyeceklerde bacakların çıktığı aşağı bölüm
- paça günü
Paça çorbası ziyafeti çekilen düğünden sonraki gün
- paça kasnak
Yağlı güreşte, güreşçinin bir elini rakibinin paçasından, öteki elini de apış arasından geçirerek kispetin belinden kavrayıp karşısındakini yenmek için sırtüstü çevirmesi biçiminde uygulanan bir oyun
- paçacı
Kasaplık hayvanların ayaklarını satan kimse
- paçacılık
Paçacının işi veya mesleği
- paçal
Ekmek yapmak için çeşitli tahılların yasaya göre belirlenen gerekli karışım oranı
- paçaları sıvamak
kolları sıvamak
- paçalarından akmak
pislik ve kir çok olmak
- paçalarından kibarlık akmak
üstünden kibarlık akmak
- paçalı
Herhangi bir biçimde paçası olan
- paçalık
Pantolon, şalvar veya uzun külot paçasının ayak bileğini saran bölümü
- paçası düşük
Giyimine dikkat etmeyen, pasaklı (kimse)
- paçası tutuşmak
telaşlanmak
- paçasından tutup atmak
hakaretle kovmak
- paçasını çekecek (veya toplayacak) hâli olmamak
güçsüz, beceriksiz olmak
- paçasız
Paçası olmayan
- paçavra
Eskimiş bez veya kumaş parçası; çaput
- paçavra gibi
değersiz (kimse veya şey)
- paçavracı
Paçavra toplayıp satan kimse
- paçavracılık
Paçavracının işi
- paçavralaşma
Paçavralaşmak işi
- paçavralaşmak
Paçavra durumuna girmek
- paçavrasını çıkarmak
paçavraya çevirmek
- paçavraya çevirmek
çok hırpalamak, dağınık, bozuk veya berbat bir duruma getirmek
- paçayı kaptırmak
yakalanmak, ele geçirilmek
- paçayı kurtarmak (veya sıyırmak)
kendini bir dertten, tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
- paçoz
Kefal türünden bir balık (Mugil cephalus)
- paçozlaşma
Paçozlaşmak durumu
- paçozlaşmak
Basmakalıp düşünme, samimiyetsiz davranma, gereksiz gururlanma vb. içinde bulunmak
- paçozluk
Basmakalıp düşünme, samimiyetsiz davranma, gereksiz gururlanma vb. içinde bulunma
- paşa
Osmanlı Devleti zamanında yüksek sivil memurlara ve albaydan üstün rütbede bulunan askerlere verilen ünvan
- paşa ağacı
Kerestesi açık sarı veya yeşilimsi renkte, iri gözenekli, genellikle kaplama olarak kullanılan değerli bir mobilya ağacı
- paşa gibi yaşamak
bolluk içinde yaşamak, bey gibi yaşamak
- paşa gönlü bilir
"ne yapacaksa yapsın, kendisi bilir" anlamında kullanılan bir söz
- paşa olmak
fazlaca içki içmiş olmak
- paşa paşa
Uslu uslu, güzel güzel
- paşa çayı
Çok açık ve ılık çay
- paşababa
Paşalık yapmış dede
- paşalı
Paşa sanını alan büyük devlet adamlarının yakın hizmetinde bulunan gedikli ağa
- paşalık
Paşa ünvanı veya paşa olma durumu
- paşazade
Paşanın çocuğu
- paşaçadırı
Begonyagillerden, kalp biçimindeki yapraklarının altı kırmızımtırak, üstü koyu yeşil, gövdesi sürünücü ve etli bir süs bitkisi (Begonia feasti)
- Pb
Kurşun elementinin simgesi
- Pd
Paladyum elementinin simgesi
- pe
Türk alfabesinin yirminci harfinin adı, okunuşu
- ped
Kadınların âdet dönemlerinde kullandıkları kişisel bakım ürünü
- pedagojik formasyon
Eğitim fakültesinden mezun olmayan lisans mezunu kişilerin öğretmenlik yapabilmek için alması gereken bir program; yetişim, formasyon
- pedal
Bir makinede, bir araçta ayak yardımıyla dönmeyi veya hareketi sağlayan düzen; ayaklık
- pedavra
Köknar ve ladin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta; balar
- pedavra gibi
kaburga kemikleri sayılacak kadar zayıf (kimse)
- pedavrası çıkmış
pedavra gibi
- pederane
Babaya yakışır bir biçimde
- pederlik
Peder olma durumu
- pedikür
Tırnakları kesip düzeltme, nasırları yumuşatma veya çıkarma gibi işlerden oluşan ayak bakımı
- pedikürcü
Pedikür yapan kimse
- pedikürcülük
Pedikürcünün işi
- pediyatri
Çocuk sağlığı ve hastalıkları ile ilgili hekimlik dalı
- pediyatrik
Çocuk sağlığı ve hastalıkları ile ilgili
- pedodonti
Diş hekimliğinde çocuk dişlerinin tedavisine ağırlık veren uzmanlık alanı
- pedometre
Adımsayar
- peganit
Hidratlı doğal alüminyum fosfat
- pegmatit
Başlıca kuvars, feldspat ve Moskof camından oluşan, açık renkli bir tür magma taşı
- peh
Vurgusuna göre beğenme, şaşırma, küçümseme veya yerme ifade eden bir söz
- pehlivan
Boylu boslu ve güçlü kimse
- pehlivan duası
Yağlı güreşe başlamadan önce cazgır tarafından söylenilen uyaklı sözler
- pehlivan yakısı
Keskin yakı
- pehlivanca
Pehlivana yakışır bir biçimde; pehlivanane
- Pehlivanköy
Kırklareli iline bağlı ilçelerden biri
- pehlivanlık
Pehlivan olma durumu
- pehpeh
Beğenme, şaşma, küçümseme veya yergi anlatan bir söz
- pehpeh çekmek
“pehpeh” diyerek beğeni, şaşırma veya yergi ifade etmek
- pehpehli
Çok beğenilen, gösterişli olan
- pejmürde
Eski püskü, yırtık
- pejmürdelik
Pejmürde olma durumu
- pejoratif
Küçümseyici, aşağılayıcı, kötüleyici, yerici özelliği olan; yermeli
- pek
Sağlam, dayanıklı
- pek doku
Selüloz çeperleri değişik kalınlıkta hücrelerden oluşan, dalların dik durmasını sağlayan doku
- pek gözlü
Yılmaz, yürekli, gözü pek (kimse)
- pek pek
Olsa olsa, en üstün olarak
- pek söylemek
kırıcı ve sert konuşmak
- pek yürekli
Acıması olmayan, yüreksiz, merhametsiz (kimse)
- pek yüzlü
Karşısındakilerin kırılacağını bildiği hâlde duygularını veya isteklerini söylemekten çekinmeyen (kimse)
- pek çok
Yeterinden fazla; bir araba, bir hayli, bir küme, bir sürü, bir tabur, bir tomar, bir yığın, bol bulamaç, on binlerce, onlarca, ölçüsüz, tomarla, tomar tomar, külliyetli
- pek çoğu
Yeterinden fazlası
- pekent
Kolayca geçit vermeyen, aşılması çok güç doğal engel
- Pekin ördeği
Çin kökenli özellikle Amerika'da yaşayan bir tür ördek
- pekitmek
Güç vermek, güçlendirmek, tekit etmek
- pekiyi
Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan en yüksek başarı derecesi
- pekişilme
Pekişilmek işi
- pekişilmek
Pekişme işine konu olmak
- pekişme
Pekişmek işi
- pekişmek
Sertleşmek, katılaşmak
- pekiştirebilme
Pekiştirebilmek işi
- pekiştirebilmek
Pekiştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- pekiştireç
Davranışın oluşmasını güçlendiren veya davranışın olma sıklığını artıran uyarıcı
- pekiştirilme
Pekiştirilmek işi
- pekiştirilmek
Pekiştirme işi yapılmak
- pekiştirme
Pekiştirmek işi
- pekiştirme edatı
Pekiştirme işlevli edat
- pekiştirme eki
Pekiştirme işlevli ek
- pekiştirme hecesi
Niteleme sıfatlarının ilk ünlüsüne kadar olan kısmının sonuna -m, -p, -r, -s ünsüzlerinden biri getirilerek oluşturulan kapalı bir hecenin, kelimenin başına getirilmesiyle kurulan ve niteliği en yüksek derecesinde gösteren sıfat: apaçık (ap-açık), kıpkırmızı (kıp-kırmızı), mosmor (mos-mor), tertemiz (ter-temiz), yemyeşil (yem-yeşil) vb
- pekiştirme vurgusu
Pekiştirme işlevli vurgu
- pekiştirme ünlüsü
Pekiştirme işlevli ünlü: Yap-a-yalnız, çep-e-çevre, güp-e-gündüz gibi
- pekiştirme ünsüzü
Pekiştirme işlevli ünsüz
- pekiştirmek
Sertleşmek, katılaştırmak
- pekiştirmeli
Pekiştirilmiş olan
- pekiştirmeli sıfat
Üzerine pekiştirme ögesi alarak önüne geldiği adı anlam bakımından pekiştiren sıfat: dapdar (pantolon), tertemiz (giysi), sepserin (hava), kaskatı (yürek), yemyeşil (gözler) vb
- pekiştirmeli zarf
Pekiştirmeli kelime biçiminde kurulmuş zarf
- pekiştirmeli özne
"Kendi" dönüşlülük zamiriyle kuvvetlendirilmiş özne
- pekleşme
Pekleşmek işi
- pekleşmek
Sertleşmek, katılaşmak
- pekleştirme
Pekleştirmek işi
- pekleştirmek
Pekleşmesine yol açmak, pekleşme işini yaptırmak
- peklik
Pek olma durumu
- peklik çekmek
sürekli olarak güçlükle büyük abdest bozmak
- pekmez
Genellikle üzüm, dut vb. meyvelerin kaynatılarak koyulaştırılmış biçimi
- pekmez gibi malın olsun, Antakya'dan sinek gelir
"malı güzel olan kimse için müşteri kaygısı yoktur, onun malına uzak yerlerden bile istekli çıkar" anlamında kullanılan bir söz
- pekmez helvası
Eritilen tereyağında unun hafifçe kavrulup pekmezle karıştırılmasıyla yapılan ve cevizle birlikte sunulan bir tatlı türü
- pekmez kaynatmak
pekmez yapmak
- pekmez köpüğü
Pekmez kaynatılırken kazanın üzerinde oluşan tatlı köpük
- pekmez toprağı
Üzüm şırasını kestirmek için kullanılan, kil ile karışık kireçli toprak
- pekmezci
Pekmez yapan veya satan kimse
- pekmezcilik
Pekmez yapma veya satma işi
- pekmezkefi
Kula ile doru arasında bir at donu
- pekmezköpüğü
Bu renkte olan
- pekmezli
Pekmezi olan veya içinde pekmez bulunan
- pekmezlik
Pekmez yapmak için ayrılmış
- peksimet
Pişirildikten sonra dilimler hâlinde kesilerek ısı ile kurutulmuş, uzun süre dayanabilen ekmek
- pektin
Bitki dokularında bulunan renksiz, metil grubundan madde
- pektoral
Göğse ait
- pekâlâ
Benzerlerinden aşağı olmayan
- pelerin
Omuzlardan aşağı dökülen, geniş, kolsuz bir tür üstlük
- pelerinli
Pelerini olan
- pelesenk
Pelesenk ağacından elde edilen değerli kereste
- pelesenk ağacı
Kızıldeniz'in Afrika ve Asya kıyılarında yetişen ve kışın yapraklarını dökmeyen, kerestesi kahverengi, mor veya esmer hatta vişneçürüğü olabilen, doğramacılıkta kullanılan bir ağaç; pelesenk (I), balsam (Commiphora opobalsamum)
- pelikan
Pelikangillerden, pembeye çalan beyaz tüylü, kanatları gri renkli, alt gagasında deriden bir kesesi olan iri kuş; kaşıkçı kuşu (Pelecanus onocrotalus)
- pelikangiller
Omurgalı hayvanların kuşlar sınıfının, leyleksiler takımının bir alt familyası
- pelikansılar
Bazı sınıflandırmalara göre, pelikangiller, karabatakgiller ve sümsükgiller familyalarını içine alan bir takım
- pelikül
Boş film, film şeridi
- pelin
Birleşikgillerden, yapraklarında ve öteki bölümlerinde çok acı, kokulu bir madde bulunan, hekimlikte kullanılan çok yıllık ve otsu bir bitki; pelin otu, acı pelin, akpelin (Artemisia absinthium)
- pelte
Nişasta, şeker ve su karışımının pişirilerek soğutulmasıyla yapılan bir tatlı türü; paluze
- pelte gibi
çok gevşek
- peltek
Dilini dişlerinin arasına alır gibi konuşan ve bu yüzden s, z gibi sesleri kusurlu söyleyen (kimse)
- peltekleşme
Peltekleşmek işi
- peltekleşmek
Peltek duruma gelmek
- pelteklik
Peltek olma durumu, peltek konuşma
- peltelenme
Peltelenmek işi
- peltelenmek
Pelte kıvamında olmak
- pelteleşme
Pelteleşmek işi
- pelteleşmek
Pelte kıvamını almak
- peltemsi
Pelteyi andıran, pelte gibi olan
- pelür
İnce ve yarı saydam bir kâğıt türü
- pelüş
Bir yüzü uzun tüylü, yumuşak ve parlak, kadifeye benzer bir kumaş türü
- pembe
Kırmızı ve beyazın karışımından ortaya çıkan renk
- pembe dizi
Aşk, nefret, entrika ve trajedi konularının işlendiği, olayları yavaş ilerleyen, uzun süreli televizyon dizisi
- pembe yakalı
Üretim sürecine bedensel gücüyle katılan kadın işçi
- pembegemre
Genellikle Akdeniz ve Ege Bölgesi’nde yetişen, taneleri iri, kalın kabuklu, salkımı konik biçimde olan bir tür üzüm
- pembekurt
Pamuk ve bamya tarlalarında zarara yol açan kırmızımsı tırtıl
- pembeleşme
Pembeleşmek işi
- pembeleşmek
Pembe bir renk almak
- pembeleştirme
Pembeleştirmek işi
- pembeleştirmek
Pembe bir duruma getirmek
- pembelik
Pembe renginde olma
- pembelik basmak
utanç vb. duyguların etkisiyle yüzü pembeleşmek
- pembemsi
Rengi pembeyi andıran, pembeye benzeyen; pembemtırak
- pembezar
Genellikle gömlek yapımında kullanılan bir tür ince ve yumuşak bez
- penaltı
Futbol ve hentbolda ceza alanı içinde gerçekleşen kural dışı bir hareket sebebiyle yalnız kalecinin koruduğu kaleye ortadan ve tam karşıdan yapılan atış; ceza atışı, ceza vuruşu
- penaltı atışı
Futbolda ceza alanı içinde penaltının kullanılması
- penaltı noktası
Penaltı atışının yapıldığı nokta
- pencere
Yapıları veya tren, vapur vb. ulaşım araçlarını aydınlatmak, havalandırmak amacıyla yapılan, çerçeve, cam, panjur, perde gibi eklentilerle daha kullanışlı bir duruma getirilen açıklık
- pencere açmak
görüş açısı kazandırmak
- pencere eteği
Pencere ile döşeme arasındaki bölüm
- pencere kanadı
Menteşe yardımıyla açılıp kapanan pencere elemanı
- pencerecik
Küçük pencere
- pencereli
Penceresi olan
- penceresiz
Penceresi olmayan
- pencik
Asker yetiştirilmek için savaş tutsaklarından beşte bir oranında ayrılan acemi oğlanı adayı
- pencüdü
Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin beş, öbürünün iki benekli olan yüzünün üste gelmesi
- pencüse
Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin beş, öbürünün üç benekli olan yüzünün üste gelmesi
- pencüyek
Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin beş, öbürünün bir benekli olan yüzünün üste gelmesi
- Pendik
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri
- pendname
Öğüt kitabı
- penes
Genellikle halk oyunlarında kızların süs olarak kullandığı, altın taklidi, sarı tenekeden pul
- penguen
Penguengillerden, Güney Kutbu'nda yaşayan, sırtı kara, göğsü ak, iyi yüzen, deniz hayvanlarıyla beslenen, uçamayan, kısa kanatlı deniz kuşu (Aptenodytes patagonica)
- penguengiller
Omurgalı hayvanlardan, kuşlar sınıfının penguenler takımının bir familyası
- penguenler
Penguengiller familyasını içine alan takım
- pengö
Macaristan’da İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar kullanılan para birimi
- peni
Sterlinin yüzde biri değerindeki para birimi
- penisilin
Mikroplu hastalıkların tedavisinde kullanılan bir antibiyotik türü
- pens
Giysilerde vücuda oturmasını sağlamak için bazı yerlerden içeriye doğru daraltılarak dikilmiş bölüm
- pense
Çeşitli biçim ve büyüklükte maşa veya kıskaç
- pentan
Formülü C5H12 olan doymuş hidrokarbon
- pentatlon
Eski Yunan'da koşu, uzun atlama, cirit atma, disk atma ve güreşi kapsayan atletizm yarışması
- penuvar
Bir tür sabahlık
- penye
Dokumacılıkta özel araçla apresi yapılmış bir tür ince kumaş
- pençe
Yırtıcı hayvanların ön ayaklarının parmaklarıyla tırnakları
- pençe atmak
yırtıcı hayvan ön ayaklarıyla saldırmak, vurmak
- pençe pençe
Genişçe ve sık lekeler biçiminde, yer yer kırmızı bir biçimde
- pençe pençeye gelmek
kıyasıya, öldürürcesine dövüşmek
- pençe vurmak
pençelemek
- pençeleme
Pençelemek işi
- pençelemek
Yırtıcı hayvan pençesiyle kapmak, yakalamak, pençe vurmak
- pençeletme
Pençeletmek işi
- pençeletmek
Pençeleme işini yaptırmak
- pençeleşme
Pençeleşmek işi
- pençeleşmek
Pençe pençeye gelmek, kavga etmek, dövüşmek
- pençeli
Pençesi olan
- pençesine düşmek
yakalanmak
- pençesiz
Pençesi olmayan
- pençgâh
Klasik Türk müziğinde rast ve bayati dizilerinden oluşan birleşik makam
- pepe
Dudak sesleriyle başlayan kelimelerin ilk seslerini güçlükle söyleyen ve ancak birkaç kez tekrarladıktan sonra arkasını getirebilen (kimse); pepeme
- pepeleme
Pepelemek işi
- pepelemek
Pepe gibi konuşmak
- pepelik
Pepe olma durumu; pepemelik
- pepsin
Mide mukozasının salgıladığı proteinli besinleri peptona çeviren enzim
- pepton
Vücutça özümlenebilecek duruma gelmiş proteinli besin
- per
Bazı iskambil oyunlarında farklı renklerden iki benzer kartın bir arada bulunma durumu
- perakende
Malların teker teker veya birkaç parça durumunda azar azar satılmasına dayanan (satış biçimi), toptan karşıtı
- perakendeci
Malını perakende olarak satan tüccar
- perakendecilik
Perakende olarak yapılan alışveriş
- perdah
Bir nesneye parlaklık verme
- perdah vurmak (veya etmek)
parlatmak
- perdah çekmek
sakalı bir daha ve kıl çıkışının ters yönünde olmak üzere tıraş etmek
- perdahlama
Perdahlamak işi
- perdahlamak
Bir şeyin yüzeyini bir alet veya sert bir cisimle parlatmak
- perdahlanma
Perdahlanmak işi
- perdahlanmak
Perdahlama işine konu olmak
- perdahlı
Parlatılmış, perdah edilmiş
- perdahsız
Parlatılmamış, perdahı olmayan
- perdahçı
Bazı parlatıcı maddelerle cila yapan kimse
- perdahçılık
Perdahçının işi
- perde
Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü; gerelti, gergi, hicap
- perde arkası
Bir şeyin görünürde olmayan gizli yanı
- perde arkasından
Olayı yönetenin kendisi olduğunu belli etmeyerek, gizliden gizliye
- perde ayaklılar
Kaz, ördek, martı gibi suda yüzen ve parmakları arasında perde bulunan kuşlar takımı
- perde beton
Binanın subasman hizasındaki duvarlarının deprem, sel vb. afetlere karşı sağlam olması için kullanılan sıkıştırılmış beton
- perde duvar
Yapıda statik ve dinamik yüklere karşı direnç sağlamak üzere kolonların devamı olan duvarlarda duvar yerine konulan, özel beton duvar
- perde gazeli
Karagöz oyununda oyun başlarken Hacivat tarafından okunan gazel
- perde inmek
gözde katarakt olmak
- perde kurmak
Karagöz oyununa başlamak
- perde pilavı
Et, badem içi vb. kullanılıp etrafı hamurla kaplanarak pişirilen pirinç pilavı; perdeli pilav
- perde tokası
Kornişe takılmasını sağlamak için tüle veya perdeye belli aralıklarla dikilen, plastikten yapılmış araç
- perde çekmek
bir şeyin önüne perde germek
- perdeci
Perde satan veya diken kimse
- perdecilik
Perdecinin işi; perdedarlık
- perdeleme
Perdelemek işi
- perdelemek
Bir şeyin önüne perde çekmek, perde ile örtmek
- perdeleniş
Perdelenmek işi
- perdelenme
Perdelenmek işi
- perdelenmek
Perdeleme işine konu olmak
- perdelerini açmak
tiyatro yeni mevsimde temsillerine başlamak
- perdelerini kapamak
tiyatro tamamen kapanmak
- perdeleyebilme
Perdeleyebilmek işi
- perdeleyebilmek
Perdeleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- perdeleyici
Basketbolda rakibin önüne geçerek top almasını engelleyen oyuncu
- perdeli
Perdesi olan veya perde ile örtülü bulunan
- perdelik
Perde yapmaya elverişli (kumaş)
- perdesi yırtık
Utanmaz, arlanmaz, utanma duygusunu kaybetmiş (kimse); perdesi sıyrık
- perdesiz
Perdesi olmayan
- perdesizlik
Perdesi olmama durumu
- pereme
Bordası çok kavisli, ön ve kıç tarafları yüksek, gondola benzeyen, yakın sahillerde yük ve hayvan taşımacılığında kullanılan bir kayık; peleme
- peremeci
Pereme kullanan veya yapan kimse
- peremecilik
Peremecinin yaptığı iş
- perende
Havada çark gibi dönerek atılan takla
- perende atamamak (veya atılmamak)
herhangi bir konuda birinden aşağı, beceriksiz olmak
- perende atmak
havada çark gibi dönerek takla atmak
- perese
Duvar ustalarının düzgün duvar yapmak için doğrultu bulmakta kullandıkları şakul ipi
- peresesine getirmek
tam sırasını, uygun zamanını bulmak, biçimine getirmek
- pereseye almak
bir işi düşünmek, göz önüne almak
- perestiş
Delicesine, taparcasına sevme
- perestiş etmek
tapınmak
- perestişkâr
Tapan, tapınan (kimse)
- perforaj
Kâğıdın kolay yırtılmasını veya kopmasını sağlamak için kâğıdı aralıklı olarak deliklendirme
- perforjeli
Deliği olan
- performans
Herhangi bir eseri, oyunu, işi vb.ni gerçekleştirme
- performans ödevi
Öğrencinin herhangi bir konuyla ilgili bilgisinin ve yeteneğinin düzeyini ölçebilmek için verilen ev ödevi
- pergament kâğıdı
Sülfürik asitli işlem ile sürekli doku oluşturularak yüzey sertliği arttırılmış ve organik sıvıların genellikle belirli katı yağların, sıvı yağların ve gres yağının kâğıda nüfuz etmesine karşı yüksek derecede dayanıklılık kazandırılmış kâğıt
- pergel
Yay veya çember çizmekte ve ölçmekte kullanılan araç; yayçizer
- pergel hareketi
Bir ayağı sabit kalarak kendi etrafında dönme hareketi
- pergel takımı
Geometrik şekiller çizmeye ve ölçmeye mahsus pergel, gönye, iletki vb. aletlerden meydana gelen takım
- pergelleri açmak
uzun adımlarla ve hızlı hızlı yürümek
- perhiz
Hristiyanların ve Yahudilerin belli günlerde et, yağ vb. yiyecekleri yemeden tuttukları oruç
- perhiz yapmak (veya etmek)
sağlığı korumak veya düzeltmek amacıyla özel bir beslenme düzeni uygulamak
- perhize çekmek
perhizi titizlikle uygulamak
- perhizkâr
Sürekli olarak perhiz yapan (kimse)
- perhizkârlık
Perhizkâr olma durumu
- perhizli
Perhiz yapan (kimse)
- perhizsiz
Perhiz yapmayan (kimse)
- peri
Doğaüstü güçleri olduğuna inanılan, hayal ürünü varlık
- peri gibi
çok güzel
- peri hastalığı
Sara, isteri vb. hastalıklar; pericik
- peri masalı
Kahramanlarını perilerin oluşturduğu bir masal türü
- peri masası
Dik taşların üstüne yerleşmiş, masa biçimindeki yassı kaya
- peri oyunu
Olağanüstü ögelere ve büyüye ağırlık veren bir tür sahne eseri
- peri piramidi
Bir taş yığını ile bunun altında kalmış topraktan oluşan, piramit biçiminde tümsek
- peribacası
Kolayca aşınabilen taş ve kayalardan oluşmuş, sivri kule veya piramit görünüşlü, kiminin tepesinde külah veya tepsiyi andıran bir kaya parçası bulunan yeryüzü biçimi
- pericik
Kilit dili
- peridotit
Olivin ve piroksenden oluşmuş magma taşı
- perikart
Kalbin üzerini saran zar
- perileri bağdaşmak
uyuşup anlaşmak, yıldızları barışmak
- perili
Kötü ruhlar bulunduğuna inanılan, tekin olmayan (yer)
- perisi hoşlanmamak
yakınlık duymamak, ısınamamak
- periskop
Denizaltılarda, tanklarda, siperlerde kullanılan, gözlemcinin güvenli bir biçimde çevreyi araştırmasını sağlayan mercekli araç
- perişan
Dağınık, düzensiz, karmakarışık olan; berduş
- perişan etmek
dağıtmak, düzenini bozmak
- perişan olmak
dağılmak, düzeni bozulmak
- perişani
Külah, kavuk, fes vb. bir başlığa özensizce sarılmış sarık
- perişanlık
Perişan olma durumu; perişani
- perişanlık vermek
perişan duruma getirmek, perişan etmek
- perküsyon
Tanı için parmak veya alet kullanılarak vurup dinlemekle yapılan muayene
- perlit
Erimiş sodyum, potasyum, alüminyum silikattan ibaret olan cam gibi bir volkanik kayadan patlatılarak pudra hâline getirilmiş bulunan, hazır sıva, hafif levha yapımında, izolasyon işinde, yem maddelerinin preslenmesinde kullanılan yardımcı bir madde
- perlitli
Özünde perlit bulunduran
- perlon
İlk olarak Almanya'da yapılan sentetik dokuma ipliği
- perlon fırça
Boya işlerinde kullanılan perlondan yapılmış fırça
- perma
Saçların uzun süre dalgalı veya kıvırcık kalmasını sağlamak için uygulanan işlem; permanant
- permalı
Saçları perma olan
- permasız
Saçları perma olmayan
- permeçe
Yedek olarak kullanılan ince halat
- permi
Yazılı izin belgesi
- permiyen
Birinci Çağ'ın altıncı ve sonuncu dönemi ve bu dönemde oluşmuş yer katmanları
- peroksit
Birleşiminde normal oksitlerden daha çok oksijen bulunan oksitlerin genel adı
- peron
Otobüs terminallerinde aracın yanaştığı, yolcuların inip binmesine yarayan bölüm
- peronospora
Patates, pancar, asma ve daha başka bitkilerde mildiyu hastalığına yol açan mikroskobik mantar
- perperişan
Çok kötü bir durumda
- personel
Bir hizmet veya kuruluşun görevlileri, bir iş yerinde çalışanların tümü
- perspektif
Nesneleri bir yüzey üzerine görüldükleri gibi çizme sanatı
- pert
Değersizleşme, zarar
- pert olmak
taşıt hurdaya çıkmak
- perte çıkmak
taşıt hurdaya çıkmak
- Pertek
Tunceli iline bağlı ilçelerden biri
- perukçu
Peruk yapan, hazırlayan veya satan kimse
- perukçuluk
Perukçunun işi veya mesleği
- Perulu
Peru’da yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse
- perva
Çekinme, sakınma, korku
- pervane
Geceleri ışık çevresinde dönen küçük kelebek; kepenek (II)
- pervane kesilmek
saygı duyduğu bir kişiye hizmet edebilmek için devamlı etrafında olmak, didinip durmak
- pervane olmak
birinin yanında onun hizmetine hazır olduğunu gerekli gereksiz göstermek
- pervaneci
Selçuklu divanında bulunan, arazi defterlerine bakan görevli
- pervaneli
Pervanesi olan
- pervanesiz
Pervanesi olmayan
- Pervari
Siirt iline bağlı ilçelerden biri
- pervasız
Çekinmez, sakınmaz, korkusuz (kimse); biperva
- pervasızca
Pervasız bir biçimde, çekinmeden, sakınmadan; pervasızcasına, bodoslama (II)
- pervasızlık
Sakınmama, korkusuzluk
- pervaz
Kapı, pencere vb. yerlerin kenarlarına geçirilen ensiz parça
- pervaz etmek
uçmak
- pervazlı
Pervazı olan
- pervazsız
Pervazı olmayan
- perçem
Başlarını tıraş edenlerin tepede bıraktıkları saç tutamı
- perçemli
Perçemi, kâkülü olan
- perçin
İki veya daha çok parçayı birbirine bağlamak için geçirilen iki ucu dövülerek baş durumuna getirilmiş çivi veya madenî parça
- perçin tabancası
Levha olarak üretilmiş parçaları birbirine üst üste koyarak birleştirmek, kaynaştırmak için kullanılan el aleti
- perçinleme
Perçinlemek işi
- perçinlemek
İki veya daha çok parçayı perçinle birbirine tutturmak
- perçinleniş
Perçinlenmek işi
- perçinlenme
Perçinlenmek işi
- perçinlenmek
Perçinleme işine konu olmak
- perçinletme
Perçinletmek işi
- perçinletmek
Perçinleme işini yaptırmak
- perçinleyebilme
Perçinleyebilmek işi
- perçinleyebilmek
Perçinleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- perçinleyiş
Perçinlemek işi
- perçinleşme
Perçinleşmek işi
- perçinleşmek
Arkadaşlık, dostluk ilişkileri çok güçlenmek, pekişmek, sağlamlaşmak
- perçinleştirme
Perçinleştirmek işi
- perçinleştirmek
Perçinli duruma getirmek, perçinleşmeyi sağlamak, sağlamlaştırmak
- perçinli
Perçin yapılarak sağlamlaştırılmış
- perçinsiz
Perçin yapılmamış olan
- Perşembe
Ordu iline bağlı ilçelerden biri
- perşembe
Çarşamba ile cuma arasındaki gün
- perşembenin gelişi çarşambadan bellidir
"bir işin sonunun nasıl olacağı şimdiki gidişinden belli olur" anlamında kullanılan bir söz
- pes
Yenilgiyi kabul ettiğini belirtmek için veya birinin şaşkınlık veren davranışlarına karşılık olarak kullanılan bir söz
- pes demek
karşısındakinin kendisinden daha üstün olduğunu kabul etmek, boyun eğmek
- pes etmek
yenilgiyi kabul etmek, pes demek
- pes perde
Alçak ve kalın ses
- pes perdeden konuşmak
alçak ve kalın sesle konuşmak
- pes ses
Kalın perdeden çıkarılan ses
- pes sesli
Sesi pes olan
- pes seslilik
Pes sesli olma durumu
- pesek
Diş kiri, diş pası
- peseta
İspanya’nın para birimi
- pesleşme
Pesleşmek durumu
- pesleşmek
Ses hafif, yavaş duruma gelmek
- peso
Arjantin, Dominik Cumhuriyeti, Filipinler, Kolombiya, Küba, Meksika, Şili ve Uruguay'ın para birimi
- pespembe
Her yanı pembe, çok pembe
- pestil
İnce yufka biçiminde kurutulmuş meyve ezmesi; bastık
- pestil gibi
kımıldayamayacak kadar güçsüz, bitkin bir biçimde
- pestile çevirmek
çok yormak
- pestili çıkmak
çok yorulmak
- pestilini çıkarmak
çok yormak
- pesüs
İçinde yağ yakılan toprak kandil
- pet
Evde beslenen kuş, kedi, köpek vb. hayvan
- pet şişe
Naylondan yapılmış içecek kabı
- petek
Arıların yumurtalarını bırakmak ve bal depo etmek için yaptığı, düzgün altıgen ağızlı bal mumu yuvacıklar topluluğu
- petek dokuma
Üzerinde küçük petek motifleri bulunan pamuklu dokuma
- petek göz
Eklem bacaklı hayvanlarda görülen, birçok görme hücresinden oluşan göz türü
- petek güvesi
Arı kovanlarında peteklere zarar veren asalakların ortak adı
- petrifikasyon
Taşlaşma, taş olma
- petrokimya
Petrolden organik kimyasal ürünler elde etmede kullanılan sanayi dalı
- petrokimyacı
Petrokimya dalında uzmanlaşmış kimse
- petrokimyacılık
Petrokimyacı olma durumu
- petrol
Yoğunluğu 0,8-0,95 arasında olabilen, hidrokarbürlerden oluşmuş, kendisine özgü kokusu olan, koyu renkli, arıtılmamış, doğal yanıcı mineral yağ; yer yağı
- petrol lambası
İçinde petrol ürünleri yakılarak aydınlatmayı sağlayan araç
- petrol mavisi
Koyu mavi ile koyu yeşil karışımı bir renk
- petrolcü
Petrol arama, bulma işiyle uğraşan kimse
- petrolcülük
Petrolcü olma durumu
- petroloji
Yer biliminde kayaçların oluşum mekanizmalarını inceleyen uzmanlık alanı
- petrolojik
Petroloji ile ilgili
- petunya
Patlıcangillerden, çeşitli renkte çiçekler açan, kokulu bir süs bitkisi (Petunia)
- pey sürmek
artırma ile satılan bir şey için önce bir miktar para vermek veya önermek
- peyda
Belli, açık; peydah
- peyda etmek
çıkarmak, oluşturmak, ortaya çıkarmak, edinmek
- peyda olmak
çıkmak, ortaya çıkmak, oluşmak
- peydah olmak
peyda olmak
- peydahlama
Peydahlamak işi
- peydahlamak
İstenmeyen veya uygun olmayan şeyler edinmek
- peydahlanma
Peydahlanmak işi
- peydahlanmak
Peydahlamak işi yapılmak
- peyderpey
Azar azar, bölüm bölüm, yavaş yavaş
- peygamber
Allah’ın, buyruklarını insanlara iletmek için elçi olarak görevlendirdiği kimse; elçi, yalvaç, yalavaç
- peygamber ağacı
Yabani kimyongillerden, Antil Adaları'nda ve Venezuela'da yetişen, 10-15 metre yüksekliğinde, kışın yapraklarını dökmeyen, reçinesinden gayakol çıkarılan bir ağaç (Guaiacum ofcicinale)
- peygamber üzümü
Bir tür tatlı, iri üzüm
- peygamberce
Peygambere yaraşır bir biçimde; peygamberane, peygambervari
- peygamberdevesi
Sıcak ve ılıman ülkelerde yaşayan, genellikle yeşil renkte ve ortalama 5 santimetre boyunda, düz kanatlı, çok obur böcek (Mantis religiosa)
- peygamberlik
Peygamber olma durumu; yalvaçlık, nübüvvet
- peygambervari
Peygamber gibi
- peyk
Haber ve mektup taşıyan kimse
- peyke
Genellikle eski iş yerlerinde bulunan, duvara bitişik, alçak, tahta sedir
- peyklik
Peyk olma durumu
- peyleme
Peylemek işi
- peylemek
Bir şeyi önceden kendine ayırtmak
- peylenme
Peylenmek işi
- peylenmek
Peyleme işi yapılmak
- peynir
Maya ile katılaştırılarak sütten yapılan ve birçok türü olan besin
- peynir ağacı
Ebegümecigillerden, tropikal bölgelerde yetişen, kozalarında kısa lifli pamuk bulunan ağaç (Bombax criodendron)
- peynir dişi
Bazen ileri yaşta çıkan dişlerden her biri; kuzu dişi
- peynir ekmek gibi
çok revaçta, çok tutulan, beğenilen
- peynir helvası
Rendelenmiş yağlı ve tuzsuz beyaz peynire, yumurta karıştırdıktan sonra un, yağ ve şeker eklenmesi ve kısık ateşte pişirilmesiyle yapılan bir tatlı türü
- peynir tatlısı
Tuzsuz taze peynir ve irmikle yapılan bir tatlı türü
- peynirci
Peynir yapan veya satan kimse
- peynircilik
Peynircinin işi
- peynirhane
Peynir yapılan yer
- peynirleşme
Peynirleşmek işi
- peynirleşmek
Süt kesilmek, peynir durumuna gelmek
- peynirli
İçine peynir konulmuş
- peynirli pide
Mayalanmış ve yağ ile yumurta karıştırarak hazırlanmış hamura peynir, maydanoz, yumurta eklenmesiyle hazırlanan bir pide türü
- peynirsi
Peyniri andıran, peynire benzeyen, peynir gibi; peynirimsi
- peynirsiz
İçine peynir konulmamış, peyniri olmayan
- peyrev
Başkasının izinden giden
- peyzaj
Kır resmi
- pezevenk
Gizli ve yasal olmayan cinsel ilişki öncesinde aracılık eden kimse; dümbük, godoş, muhabbet tellalı, teres, kavat, astik, dasnik
- pezevenklik
Pezevenk olma durumu; dümbüklük, godoşluk, kavatlık, muhabbet tellallığı
- peç
Rus mimarisinde odaları ısıtmak için yapılan fırın tarzı ocak
- peçe
Kadınların sokakta yüzlerine örttükleri ince siyah örtü; nikap
- peçeleme
Peçelemek işi
- peçelemek
Bir şeyi örtmek
- peçelenme
Peçelenmek işi
- peçelenmek
Peçeleme işi yapılmak
- peçeli
Yüzünü örtmek için peçe takmış olan
- Peçenek
VIII-XI. yüzyıllar arasında Türkistan'da, Güneydoğu Avrupa ve Balkanlarda yaşamış olan bir Türk halkı ve bu halkın soyundan olan kimse
- Peçenek Türkçesi
Peçenek Türklerinin kullandığı dil; Peçenekçe
- peçesiz
Yüzünü örtmek için peçe takmamış olan
- peçete
Yemek yerken giysiyi korumak, ağız ve elleri silmek için kullanılan ince, yumuşak kâğıt veya kumaş parçası; peşkir
- peçeteli
Peçetesi olan
- peçetesiz
Peçetesi olmayan
- peçiç
Zar yerine altı tane küçük deniz kabuğu atılıp bunların açık taraflarının üste veya alta gelmelerine göre taş ilerleterek oynanan bir oyun
- peş
Elbisenin etek kısmı
- peşin
Bir alışverişte, alışveriş yapıldığı anda, alınan şeyin tesliminden önce veya teslimiyle birlikte ödenen; tirink, veresiye karşıtı
- peşin cevap
Sonradan söylenecek bir şeyi önceden bildirme
- peşin pazarlık
Sonradan olacağı hatıra gelen şeyler üzerinde önceden konuşup anlaşma
- peşin peşin
Önceden benimsenmiş olarak
- peşin piyasa
Peşin satışa bağlı alışveriş düzeni
- peşin satış
Bedeli peşin alınarak yapılan satış
- peşin ödemeli
Taşıma ücreti gönderici tarafından ödenen (gönderi)
- peşinat
Bir alışveriş veya hizmet için önceden verilen bir miktar para
- peşinatsız
Peşin para vermeden veya almadan
- peşinci
Malı peşin para ile satan veya satın alan kimse
- peşincilik
Peşinci olma durumu
- peşinde (veya peşinden) gitmek
bir kimseyi izlemek
- peşinde (veya peşinden) koşmak
elde etmek için uğraşmak
- peşinde dolaşmak (veya gezmek)
bir amaçla birisini izlemek
- peşinde olmak
birini veya bir şeyi çok istemek
- peşinden sürüklemek
birinin veya birçoklarının arkasından gelmesini sağlamak
- peşinden yürümek
birinin arkasından yürümek, gitmek
- peşine düşmek (veya gitmek)
arkasından gitmek, izlemek
- peşine takmak
yanında götürmek
- peşine takılmak
ardından gitmek
- peşinen
Peşin olarak
- peşini bırakmamak
bir kimseyi veya şeyi izlemekten vazgeçmemek
- peşkeş
Yaranmak amacıyla uygunsuz olarak verilen şey
- peşkeş çekmek
başkasının malını birine armağan etmek
- peşkir
Genellikle pamuk ipliğinden dokunmuş ince havlu
- peşkirci
Peşkir dokuyan veya satan kimse
- peşkircilik
Peşkircinin işi
- peşli
Peş (II) eklenerek genişletilmiş (giysi)
- peşmelba
Çekirdeği çıkarılmış yarım şeftalinin genellikle vanilyalı veya kaymaklı dondurma üzerine oturtulması ve krema ile süslenmesiyle yapılan bir tür tatlı
- peşrev
Klasik Türk müziğinde faslın giriş taksiminden sonra, şarkıdan önce çalınan parça
- peştahta
İş masası gibi kullanılan çekmece
- peştamal
Hamamda örtünmek için kullanılan ince dokuma
- peştamal kuşanmak
peştamal giyinmek
- peştamalcı
Peştamal, futa, havlu vb. dokuyan veya satan kimse
- peştamalcılık
Peştamalcının işi
- peştamallı
Peştamalı olan
- peştamallık
Peştamal olmaya yarayan (dokuma)
- peştamalsız
Peştamalı olmayan
- Peştuca
Afganlar tarafından kullanılan dil
- pH
Bir sıvının asit veya bazlık derecesi, sertlik derecesi
- pi sayısı
Çember çevresinin uzunluğunun çapının uzunluğuna bölünmesi ile elde edilen sabit sayı (3,1416...)
- pianta
Ayakkabı tabanının geniş bırakılan kenarı
- pide
Mayalı hamurdan yapılan, isteğe göre üzerine yumurta, kıyma, peynir, pastırma vb. konarak pişirilen, ince, yayvan yiyecek
- pide fırını
Özellikle pide pişirip satan fırın
- pide gibi
yamyassı
- pideci
Pide yapan veya satan kimse
- pidecilik
Pidecinin yaptığı iş
- pideli
Pidesi olan, pideyle yapılan
- pigme
Boy ortalaması 150 santimetrenin altında olan Afrika kökenli bir zenci topluluğun bireyi
- pijama
Alt ve üst olmak üzere iki parçadan oluşan yatak giysisi
- pik
Geminin kıç tarafındaki bayrak serenine açılan üçgen biçimindeki yelken
- pik boru
Dış etkilere karşı dayanıklı, paslanmaz ve çürümez, döküm boru
- pik yapmak
değer bakımından yükselmek
- pikaj
Bilgisayarda dizilen yazıları milimetrik kartona yapıştırıp düzenleme işi
- pikajcı
Pikaj yapan kimse
- pikajcılık
Pikajcının yaptığı iş
- pikap
Elektrikle veya pille çalışan, plak dinlemekte kullanılan araç
- pike
Kabartmalı pamuklu kumaş
- pike yapmak
uçak dik biçimde inmek
- piket
İki, üç veya dört kişi arasında ve otuz iki kâğıtla oynanan bir tür iskambil oyunu
- piknik
Yemek yemek, eğlenmek için açık alanda yapılan günübirlik gezinti
- piknik alanı
Piknik yapmaya elverişli geniş ve yeşil alan; piknik yeri
- piknik tip
Orta boylu, şişmanca, geniş ve yumuşak yüzlü, kalınca boyunlu, yukarı doğru daralan şişkin göğüslü ve iri göbekli kimse
- piknik tüpü
Boyutu küçük bütan gazı tüpü
- piknik yapmak
açık bir alana giderek yemek yemek ve eğlenmek
- piknikçi
Piknik yapan kimse
- piknikçilik
Piknikçi olma durumu
- piknometre
Özgül ağırlığı ölçmeye yarayan alet
- piko
Kimi örtülerin veya çamaşırların kenarına makineyle yapılan bir süs türü
- pikocu
Piko yapan kimse
- pikoculuk
Pikocunun işi veya mesleği
- pikolo
Büyüklüğü 5 milimetreden küçük fındık içi
- pikoya vermek
piko yapılması için bazı örtü, çarşaf, çamaşır vb.ni pikocuya götürmek
- pikrik asit
Nitrik asidin anilin, ipek, yün vb. maddelere etkimesiyle elde edilen asit (OH-C6H2(NO2)3
- piksel
Fotoğraf makinesi, kamera vb.nde görüntünün elde edilmesini sağlayan sayısal birim kareler
- pil
Kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine çeviren araç; batarya
- pilaki
İçine soğan, sarımsak, maydanoz, havuç vb. katılarak zeytinyağıyla pişirilen ve soğuk olarak yenen yemek
- pilav
Pirinçten, bulgurdan veya kuskustan yapılan bir yemek
- pilav gibi
dağınık (ev, dolap, masa)
- pilav yiyen kaşığını yanında (veya belinde) taşır
"bir şeyden yararlanmak isteyen kişi, bunun için gereken aracı eli altında bulundurmalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- pilavdan dönenin kaşığı kırılsın
"yararlı bir şeyi elde etmek için sonuna kadar uğraşılmalı, direnilmelidir" anlamında kullanılan bir söz
- pilavlık
Pilav yapmaya elverişli
- pile
Kumaş, kâğıt vb.nde bir bölümün öbürünün üzerine getirilmesiyle oluşturulan kıvrım; kırma, pli
- pileli
Pilesi olan; kırmalı, plili, plise
- pilesiz
Pilesi olmayan; plisiz
- pili bitmek
aşırı yaşlanmak
- piling
Cildin ölü hücrelerden arındırılması işlemi
- piliç
Tavuğun küçüğü, erginleşmemiş tavuk veya horoz
- pilli
Pili olan, pille çalışan
- pilot
Bir hava taşıtını kullanmak ve yönetmekle görevli kimse; tayyareci, uçman, uçucu
- pilot bölge
Tarım, tıp, endüstri, eğitim gibi herhangi bir alanda bir çalışmanın denendiği veya uygulandığı bölge
- pilot kabini
Uçakların ön tarafında pilot ile uçuş teknisyeninin bulunduğu, uçağın yönetildiği özel bölüm; pilot köşkü, kokpit
- pilotaj
Bir hava taşıtını yönetme
- pilotluk
Pilotun görevi; uçuculuk
- pim
İç içe geçen veya birbiri üzerine gelen parçaları tutturmaya yarayan bir tür tahta veya metal çivi
- pimini çekmek
başkasına zarar verecek kötü bir olayı başlatmak
- pimpirik
Gereksiz yere titizlik gösteren
- pimpiriklenme
Pimpiriklenmek durumu
- pimpiriklenmek
Bir şeyden kuşkulanmak
- pimpirikli
Gereksiz yere titizlik gösteren
- pimpiriklik
Pimpirik olma durumu
- pimpiriklik etmek
pimpirikçe davranmak
- pimpiriklilik
Pimpirikli olma durumu
- pimpirikçe
Pimpirikli bir biçimde
- pinekleme
Pineklemek işi
- pineklemek
Uyuklamak, uyuklar gibi hareketsiz kalmak
- pinel
Rüzgârın estiği yönü göstermek için direk şapkalarının üstüne konulan yelkovan biçimindeki araç
- pines
Yumuşakçalardan, midye biçiminde, ondan daha büyük kabuklu bir deniz hayvanı (Pinna nobilis)
- pinhan
Gizli, saklı, gizlenmiş
- pinpon
Yaşlı, çökmüş
- pinpon masası
Üzerinde masa tenisi oynanan masa
- pinpon topu
Masa tenisi oyununda kullanılan küçük top
- pinpon topu gibi oynamak
bir kimseyi istediği gibi kullanmak, ona her istediğini yaptırmak
- pinçik
Başparmak ile işaret parmağının birleştirildiğinde tutulacak miktar, çok az, azıcık
- pinçik pinçik
Küçük küçük, ufak ufak durumda olan
- pipet
Sıvıları, solukla içine çekip kaptan kaba aktarmaya yarayan cam boru
- pipi
Çocuk dilinde erkeklik organı
- pipiriklenme
Pipiriklenmek durumu
- pipiriklenmek
Kuruntulu, vesveseli bir duruma düşmek
- pipo
Ucundaki lüle içine tütün konulan ve yakılarak dumanı çekilen kısa, çubuk biçimindeki tütün içme aracı
- pipolu
Piposu olan
- piposuz
Piposu olmayan
- pir
Yaşlı, koca, ihtiyar kimse
- pir aşkına
"karşılık gözetmeden veya karşılık görmeden tam inançla, gerçek bir sevgi ile" anlamında kullanılan bir söz
- pir ol!
"çok yaşa, var ol" anlamında kullanılan bir beğenme sözü
- piramidal
Piramit biçiminde olan
- piramit
Tepeleri ortak bir noktada birleşen, tabanları da herhangi bir çokgenin birer kenarı olan birtakım üçgenlerden oluşmuş cisim; ehram
- piramitli
Piramit biçiminde olan
- piramitsi
Piramide benzeyen, piramidi andıran; piramidimsi
- piramitçik
Eski Mısır piramitlerinde ve dikili taşlarında tepelik olarak yer alan küçük piramit
- pirana
Genellikle Güney Amerika'da rastlanan, grup hâlinde avlanan ve avını kısa sürede iskeleti kalıncaya kadar yiyen yırtıcı balık
- Piraziz
Giresun iline bağlı ilçelerden biri
- pire
Pireler takımından, insanın ve bazı hayvanların kanını emerek yaşayan, iyi sıçradığı için kolay yakalanamayan, küçük, asalak böcek (Pulex)
- pire gibi
çevik, çok hareketli, yerinde duramayan
- pire için yorgan yakmak
pireye kızıp yorgan yakmak
- pire otu
Yüksekliği 25-50 santimetre olan, parçalı yapraklı, soluk veya koyu pembe çiçekli, böcekleri özellikle pireleri öldürmek amacıyla kullanılan otsu bir bitki; Oltu otu, pirekapan (Tanacetum coccineum)
- pirekıran
Pireyi yok etmeye ve öldürmeye yarayan ilaç
- pirelendirme
Pirelendirmek işi
- pirelendirmek
Kuşkulandırmak, işkillendirmek, şüphelendirmek, huylandırmak
- pirelenme
Pirelenmek işi
- pirelenmek
Üzeri pireyle dolmak
- pireler
İnsanlarla hayvanlarda dış asalağı olarak yaşayan, ağız yapıları kan emmeye elverişli, birçok familyaya ayrılan kanatlılar takımı
- pireli
Pire bulunan
- pireye kızıp yorgan yakmak
önemsiz bir durum karşısında kızarak kendisine daha büyük zarar verecek davranışta bulunmak
- pireyi deve yapmak
önemsiz bir olayı büyütmek
- pireyi gözünden vurmak
keskin nişancı olmak
- pirifâni
İhtiyar kimse
- pirina
Zeytinin, sıkıldıktan sonra yağ bakımından zenginliğini yitirmeyen, gübre veya hayvan yemi olarak kullanılan küspesi
- pirinci (çok) su kaldırmamak (veya götürmemek)
alıngan, çabuk darılır olmak, şakadan anlamamak
- pirinç
Buğdaygillerden, kökleri bol su içinde yetişen bir bitki (Oryza sativa)
- pirinç pilavı
Pirinç ile yapılan pilav
- pirinç unu
Kurutulmuş pirinç tanelerinin öğütülmesiyle elde edilen un
- pirinç çorbası
Pirinç ile pişirilen çorba
- pirinç örgü
İlmekleri bir ters bir düz örüp arka sırayı da buna uygun örme biçimi
- pirinçli
İçinde pirinç bulunan
- pirinçsi
Pirinci andıran, pirince benzeyen, pirinç gibi
- pirinçsiz
İçinde pirinç olmayan
- pirit
Birçok doğal maden sülfürü ve özellikle demir ve bakır sülfürü
- piroksen
Doğal kalsiyum, magnezyum ve demir silikatlarına verilen ad
- piromani
Yangın çıkarma hastalığı
- pirometre
Çok yüksek sıcaklıkları ölçmeye yarayan alet
- pirometri
Çok yüksek sıcaklıkları ölçme yöntemi
- pirsing
Vücudun herhangi bir yerine süs amacıyla takılan metal halka, kanca, top vb
- piruhi
Un, yumurta, tulum peyniri, tereyağı, et suyu ve cevizden yapılan bir hamur yemeği
- piryol
Üzerinde kümbetsi bir kapak bulunan, oldukça büyük bir tür cep saati
- pirzola
Kasaplık hayvanda omurganın iki yanındaki kaburga kemiklerine bağlanan bölge
- pirzolalık
Pirzola yapmaya elverişli
- pirüpak etmek
kirlerden arıtıp temizlemek
- pirüpak olmak
kirlerden arınıp tertemiz olmak
- pis
Kendinde pislik olan veya pislenmiş olan
- pis bıyık
Kılları gür olmayan ve biçime girmeyen bıyık
- pis pis
Hoşa gitmeyecek bir biçimde
- pis pis bakmak
karşısındakini rahatsız edici ve sinirli bir biçimde bakmak
- pis pis düşünmek
derin ve üzüntülü düşünceye dalmak
- pis pis gülmek (veya sırıtmak)
başkalarını kızdıracak, sinirlendirecek biçimde gülmek
- pis su
Kirlenmiş su
- pis su borusu
İçinde pis su ve pisliklerin aktığı boru
- pis su tesisatı
Pis suları yapıdan dışarı taşıyan boru ağı
- pis söz
Ayıp sayılan veya hakaret olarak kabul edilen, yakışık almayan söz; pis lakırtı
- pisboğaz
Eline geçeni zamansız ve ayırt etmeden yiyen (kimse)
- pisboğazlık
Pisboğaz olma durumu
- pisi
Çocuk dilinde kedi
- pisi balığı
Kemikli balıklardan, uzunluğu 40 santimetre kadar olan, sırtı pürtüklü, esmer renkli, yassı bir tür balık; pisi (II) (Limanda limanda)
- pisi pisi
Kedileri çağırmak için kullanılan bir seslenme sözü
- pisi pisine
Boş yere, boşuna
- pisik otu
Çok yıllık, 25-50 santimetre yüksekliğinde, kokusu kuvvetli, koyu mor çiçekli, yaprakları çorba ve yemeklere koku vermek için kullanılan otsu bir bitki; nezle otu (Nepeta racemosa)
- pisipisi
Çocuk dilinde kedi
- pisipisi otu
Buğdaygillerden, tarla ve yol kenarlarında kendi kendine biten bir tür arpa (Hordeum murinum)
- piskopos
Katoliklerde, bir bölgenin din işlerine başkanlık eden, papazlığın en yüksek aşamasında olan din görevlisi
- piskoposluk
Piskoposun yönettiği bölge; piskoposhane
- pisleme
Pislemek işi
- pislenme
Pislenmek işi
- pislenmek
Pis olmak, pisliğe bulaşmak
- pisletme
Pisletmek işi
- pisletmek
Pis duruma getirmek; pislemek
- pisleşme
Pisleşmek durumu
- pisleşmek
Pis duruma gelmek
- pislik
Pis olma durumu; çepel
- pislik götürmek
bir yer çok pis olmak
- pislik parmağından (veya paçalarından) akmak
çok kirli olmak
- pislikçi
Ağza alınan bir miktar sarı leblebiyi çiğneyerek birinin üstüne püskürtüp üzerinde pislik olduğu bahanesiyle cebindeki paraları çalan kimse
- pislikçil
Pislikte biten veya pislikte yaşayan
- pislikçilik
Pislikçinin işi
- pist
Kediyi kovmak için kullanılan bir seslenme sözü
- pistole
Kâğıt üzerine tasarım yaparken doğrusal eğri çizmek için kullanılan, ölçü işaretsiz cetvel
- piston
Bazı araçlarda, motorlarda bir silindir içinde düzenli hareket eden daha küçük çaplı silindir; itenek
- piston vida
İş makinelerinde vida biçiminde olan ve taşıyıcı görevi yapan pistona benzer araç
- pistonlu
Pistonu olan
- pisuvar
Genel tuvaletlerde erkeklerin kullandığı, duvar kenarına yerleştirilmiş sidiklik
- piti piti
Zorlukla, yavaş yavaş
- piton
Boagillerden, Afrika ve Asya'da yaşayan, zehirsiz, çok güçlü ve büyük bir yılan (Python)
- pitsikato
Yaylı sazlarda tellerin parmak çekişleriyle seslendirilmesi
- pityalin
Nişastanın sindirilmesine yarayan, tükürükte bulunan bir enzim
- pivot
Basketbolda pota altında oynayan, genellikle uzun boylu oyuncu
- piyade
Yaya olarak savaşan askerlerin oluşturduğu sınıf
- piyadece
Yaya olarak
- piyale
Şarap bardağı, içki kadehi
- piyan
Mantara benzeyen kabarcıklarla ortaya çıkan, ciltte yaralar yapan, bulaşıcı sıcak bölge hastalığı
- piyango
Düzenleyenlerce bastırılmış numaralı kâğıtları satın alanlar içinden, kazananların kura ile belirlendiği talih oyunu
- piyango vurmak (veya çıkmak)
piyangoda ikramiye kazanmak
- piyango çekmek
talih oyunu için hazırlanmış kâğıtlardan birini bulunduğu yerden almak
- piyangocu
Piyango satılan yer veya piyango satan kimse
- piyangoculuk
Piyango satma veya düzenleme işi
- piyangolu
Şanslı, talihli kimse
- piyanist
Piyano çalan kimse
- piyanistlik
Piyanistin işi
- piyano
Klavyeli, telli, değişik tuşlara basılarak çalınan ağır ve büyük çalgı
- piyanocu
Piyanoyu akort eden veya onaran kimse
- piyanoculuk
Piyanocunun işi
- piyasa
Satıcıların mal satmak için bir araya geldiği yer; pazar
- piyasa ekonomisi
Üretimin bir plana göre değil, isteğe göre yapıldığı, fiyatının arz ve talebe göre belirlendiği ekonomi, planlı ekonomi karşıtı
- piyasa etmek
dolaşmak
- piyasa fiyatı
Bir para biriminin veya malın sürüm değeri; piyasa bedeli, piyasa değeri, rayiç bedel, rayiç fiyat
- piyasa kurucu
Piyasa oluşturan, alışveriş ortamını sağlayan kimse
- piyasa yeri
Alışverişin çok olduğu yer
- piyasacı
Piyasa yapan kimse
- piyasacılık
Piyasacı olma durumu
- piyasaya almamak
önem vermemek, değersiz görmek
- piyasaya düşmek
çok bulunur olmak
- piyasaya çıkmak
bir ürün satışa sunulmak
- piyastos
Birini yakalama, tutuklama, ele geçirme, enseleme
- piyastos etmek
birini yakalamak, tutuklamak, ele geçirmek, enselemek
- piyastos olmak
biri yakalanmak, tutuklanmak, ele geçmek enselenmek
- piyata
Yassı ve büyük yemek tabağı
- piyata eğe
Yassı olan eğe
- piyata tabağı
Düz ve büyük yemek tabağı
- piyaz
Haşlanmış kuru fasulyenin üzerine ince doğranmış, tuzla ovulmuş soğan ve maydanoz katıldıktan sonra zeytinyağı, sirke dökülerek yapılan salata
- piyazcı
Piyaz yapıp satan kimse
- piyazcılık
Piyazcının işi
- piyazlama
Piyazlamak işi
- piyazlamak
Eti pişirmeden birkaç saat önce soğan, karabiber, tarçın vb. baharatla ovup bir süre bırakmak
- piyesleştirme
Piyesleştirmek işi
- piyesleştirmek
Piyes durumuna getirmek
- piyon
Satrançta oyunun başında ön sıraya dizilen, bulundukları sıra üzerinde ilk hamlede bir veya iki hane gidebilen sekiz küçük taştan her biri; piyade (I)
- piyore
Diş etinde görülen iltihap
- pizolit
Kalsiyum karbonat birleşimli, nohut büyüklüğünde, yuvarlağımsı kalsit tanecikleri veya bunların bağlanmasıyla taş durumuna geçen kireç taşı
- pizza
Genellikle domates, zeytin, peynir, mantar, çeşitli et ve sebze türlerinin üzerine konulmasıyla hazırlanıp fırında pişirilen pide
- pizzacı
Pizza yapan veya satan kimse
- pizzacılık
Pizzacının yaptığı iş
- piç
Anası ile babası arasında evlilik bağı olmadan dünyaya gelen çocuk; gayrimeşru çocuk, haramzade, veledizina
- piç etmek
yapayım derken bozmak, çıkmaza sokmak
- piç kurusu
Soysuz ve yaramaz kimse
- piç olmak
tadı bozulmak
- piçleşme
Piçleşmek işi
- piçleşmek
Yozlaşıp bozulmak
- piçlik
Piç olma durumu
- piçsinek
Bir tür olta iğnesi
- piçuta
Bir tür iri palamut balığı
- pişdar
Öncülük eden, önde giden kimse
- Pişekâr
Orta oyununda Kavuklu ve diğer tipler ile karşılıklı konuşarak oyunu yürüten ve oyuncuları yöneten kimse
- Pişekârlık
Pişekâr gibi davranma
- pişi
Mayalı hamurdan yapılan, yağda kızartılarak pişirilen bir yiyecek türü; bişi
- pişik
Apış arası, koltuk altı gibi tenin birbirine sürtünen yerlerinde ter, idrar veya dışkının yakmasıyla oluşan kızartı
- pişim
Pişmek işi
- pişirebilme
Pişirebilmek işi
- pişirebilmek
Pişirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- pişirgeç
Ocakta börek pişirmeye yarayan alet
- pişirici
Pişirmeyi sağlayan şey
- pişiricilik
Pişirici olma durumu
- pişiriliş
Pişirilmek işi
- pişirilme
Pişirilmek işi
- pişirilmek
Pişirme işine konu olmak
- pişirim
Pişirmek işi; pişim
- pişirimlik
Pişirilecek kadar olan
- pişirip kotarmak
bir işi sonuçlandırmak, tamamlamak
- pişiriş
Pişirmek işi
- pişirme
Pişirmek işi
- pişirme kâğıdı
Fırında pişirilen yiyeceğin yapışmasını engellemek için kullanılan, ısıya dayanıklı ince kâğıt; yağlı kâğıt
- pişirmek
Bir besin maddesini gerektiği kadar ısıda tutarak yenebilecek veya içilebilecek bir duruma getirmek
- pişirtme
Pişirtmek işi
- pişirtmek
Pişirme işini yaptırmak
- pişkin
Gereğince pişmiş
- pişkince
Biraz pişkin
- pişkinlik
Pişkin olma durumu
- pişkinliğe vurmak
kötü bir davranışa veya söze aldırmamak
- pişman
Yaptığı bir işin veya davranışın olumsuz sonucunu görerek üzülen; nadim
- pişman etmek
pişman olmasını sağlamak
- pişman olmak
yaptığı bir işin yanlış veya uygunsuz sonuç verdiğini anlayarak üzülmek
- pişmaniye
Telleri ince ince ayrılabilen bir helva türü
- pişmaniyeci
Pişmaniye yapan veya satan kimse
- pişmaniyecilik
Pişmaniyecinin işi
- pişmanlık
Pişman olma durumu; nedamet
- pişmanlık duymak (veya getirmek)
pişman olmak
- pişme
Pişmek işi
- pişmek
Yiyecek, ateşte, fırında, kaynar suda veya yağda ısı etkisiyle yenilebilir duruma gelmek
- pişmiş armut gibi eline düşmek
olmuş armut gibi eline düşmek
- pişmiş aşa (soğuk) su katmak
yoluna girmiş olan bir işi bozmak
- pişmiş kelle gibi sırıtmak
dişlerini göstererek yersiz ve aptalca gülmek
- pişmiş tavuğun başına gelmemek
her türlü zarara, kötülüğe, felakete uğramak, çok sıkıntı çekmek
- pişpirikçi
Pişpirik oynayan kimse
- pişti
Bir deste kâğıtla oynanan, elinde yere atılan kâğıtların aynısından bulunan oyuncunun onu atarak yerdeki bütün kâğıtları almasına dayalı bir tür iskambil oyunu; pişpirik, pastra
- pişti olmak
bir ortamda birbirinden habersiz olarak aynı giyim kuşam içinde karşılaşmak
- piştov
Osmanlı ordusunda bir süre kullanılan, paçavrayla sıkıştırılmış barutu horozunda bulunan çakmak taşı ile ateşleyip kurşun bilyeyi atan, kısa namlulu, tek atış yapılabilen bir tabanca türü
- plaj
Kıyı şeridinde deniz, göl vb.ne girmek için düzenlenmiş, genellikle kumluk veya çakıl taşlı alan; kumla
- plaj havlusu
Plaj, havuz vb. yerlerde yüzüldükten sonra kurulanmak için kullanılan havlu
- plaj çantası
Plajda gerekli olan malzemelerin konulduğu çanta
- plajiyoklaz
Kayaçları oluşturan en önemli minerallerden olan, dilinimleri birbirine göre eğik bir durumda bulunan, doğal kalsiyum ve sodyum içeren feldspat ailesinden kayalara verilen ad
- plajiyoklazlı
Plajiyoklaz içeren
- plak
Sesleri kaydetmek ve kaydedilen sesleri yeniden pikap veya gramofonda dinlemek amacıyla hazırlanan plastik daire biçiminde yaprak
- plak bozulmak
can sıkmak, bıkkınlık verecek biçimde konuşmak, dırdır etmek
- plak doldurmak
plağa ses kaydetmek
- plak yapmak
plak doldurmak
- plaka
Kamyon, otomobil vb. kara taşıtlarına takılan numara levhası
- plakacı
Plaka yapıp satan kimse
- plakacılık
Plakacının işi
- plakalı
Üzerinde plaka bulunan
- plakasız
Plakası olmayan
- plaket
Metal, ağaç, cam vb.nden türlü biçimlerde yapılan, duvara veya herhangi bir yere çakılan küçük, alçak kabartma levha
- plaket almak
bir hizmetine, bir başarısına karşılık olarak veya teşekkür amaçlı bir kurumdan onurluk almak
- plaket töreni
Kişilere veya kurumlara bir hizmetine, bir başarısına karşılık olarak veya teşekkür amaçlı onurluk verme toplantısı
- plaket vermek
bir kimseye veya kuruma bir hizmetine, bir başarısına karşılık olarak veya teşekkür amaçlı onurluk takdim etmek
- plakçı
Plak hazırlayan, yapan veya satan kimse
- plakçılık
Plakçının işi veya mesleği
- plan
Bir işin, bir eserin gerçekleştirilmesi, bir konunun yolunda yürümesi için uyulması tasarlanan düzen
- plan kurmak (veya yapmak)
bir amacı gerçekleştirecek şeyleri düşünmek, tasarlamak
- plancı
Plan hazırlayan veya yapan kimse
- plancılık
Plancının işi veya mesleği
- planerit
Hidratlı doğal alüminyum fosfat
- planet dişli
Sabit bir dişli üzerinde gezerek dönen daha küçük dişli
- planimetre
Harita veya plan üzerinde bir arazi parçasının alanını ölçmekte kullanılan alet
- plankton
Deniz ve göl sularında bulunan ancak mikroskopla görülebilen canlılar topluluğu
- planlama
Planlamak işi
- planlamacı
Planlama işlerinde çalışan, planlama yapan kimse
- planlamacılık
Planlamacının işi veya mesleği
- planlamak
Yapılacak bir işi belli plana göre düzenlemek
- planlanma
Planlanmak işi
- planlanmak
Planlama işi yapılmak
- planlanış
Planlanmak işi
- planlayabilme
Planlayabilmek işi
- planlayabilmek
Planlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- planlayış
Planlamak işi
- planlı
Belirli bir plana göre yapılan, yürütülen, düzenlenen
- planlı büyüme
Planlı bir gelişmeyle mal ve hizmetlerin gittikçe bollaşması; planlı kalkınma
- planlı ekonomi
Toplumun gereksinimlerinin karşılanması ve gelişmesi amacını güden ekonomi, piyasa ekonomisi karşıtı
- planlılık
Planlı olma durumu
- plansız
Belirli bir planı olmayan
- plansız programsız
Düzensiz, belli bir yönteme bağlı kalmayan
- plansızca
Plansız bir biçimde
- plansızlık
Plansız olma durumu
- plantasyon
Sanayide kullanılan kahve, kakao, kauçuk vb. bitkilerin geniş ölçüde yetiştirildiği büyük tarım işletmesi
- planya
Kabası alınmış ağaçların veya tahtaların yüzeyleri üzerindeki pürüzleri gidermeye yarayan, üstünde bir sapı bulunan marangoz rendesi
- planya tezgâhı
Ağaç veya maden parçalarının yüzeyleri üzerindeki pürüzleri gidererek düzgün yüzeyler elde etmek, belirli bir kalınlığa indirmek veya kanal açmak için kullanılan takım tezgâhı; planya
- planyacı
Planya ile iş gören usta, planya ustası
- planyacılık
Planyacı olma durumu
- planyalama
Planyalamak işi
- planyalamak
Ağacı planya tezgâhında rendelemek
- plançete
Arazide plan veya harita çiziminde kullanılan, üç ayak üzerine oturtulmuş bir tahta alet
- planör
Hava akımlarından yararlanarak uçan, uçağa benzer motorsuz hava taşıtı
- planörcü
Planör kullanan kimse
- planörcülük
Planörcünün işi
- planörlü
Planörü olan
- plase
At yarışlarındaki müşterek bahislerde, sekiz atın katıldığı yarışlarda ilk üç, dört atın katıldığı yarışlarda ise ilk iki dereceyi kazanacak atın bilinmesi biçiminde oynanan oyun
- plase etmek
topa kavisli gidecek biçimde vurmak
- plaseleme
Plaselemek işi
- plaselemek
Topu kavisli vuruşla ileri göndermek
- plaster
Genellikle ciltteki yara vb. hasarların dış etkenlerden korunması veya tıbbi gereçlerin cilde sabitlenmesi için kullanılan yapışkan özellikte malzeme
- plastik
Isı ve basınç etkisiyle biçim verilen, organik veya sentetik olarak yapılan madde
- plastik badana
Badana yapımında kireç yerine kullanılan sentetik madde
- plastik boru
Plastikten yapılan boru
- plastik cam
Testere ile kesilebilen, rendelenebilen, esnek, cam görünüşünde saydam malzeme
- plastik cerrahi
Doğuştan veya sonradan oluşan vücut ve yüz bozukluklarını gidermek amacıyla yapılan cerrahi müdahale; plastik ameliyat
- plastik sanatlar
Heykel, seramik gibi üç boyutlu olan sanatlar
- plastik toprak
Heykel yapımında kullanılan özlü toprak
- plastik tutkal
Mobilyacılıkta kullanılan ağaç yapıştırıcı
- plastiklik
Mekanik gerilim altında uğradığı biçim değişimini bu etki kalktıktan sonra da sürdürme özelliği
- plastikçi
Plastik işi yapan kimse
- plastikçilik
Plastikçinin işi veya mesleği
- plastomer plastik
Isıtıldığında yumuşayan ve biçimlendirilebilen plastik türü
- plastron
Erkek giyiminde, gömleğin göğüs tarafının üzerine takılan parça
- platform
Ahşap, taş, metal vb. bir maddeden yapılmış, düz ve yüksekçe yer
- plati
Genellikle akvaryumlarda yetişen, değişik renklerde, uzunluğu yaklaşık 5 santimetre olan bir tatlı su balığı (Xiphophorus maculatus)
- platin
Atom numarası 78, atom ağırlığı 195,23, yoğunluğu 21,4 olan, 1755 °C'de eriyen, kolay işlenen, çok dayanıklı, değerli bir element (simgesi Pt)
- platin sarısı
İçerisinde gümüş renginin de bulunduğu açık sarı renk
- platinimsi
Platini andıran, platine benzeyen, platin gibi; platinsi
- plato
Sinema filminin çekimlerinde kullanılmak üzere dekorun kurulduğu yer
- Platoncu
Platonculuk yanlısı olan
- Platonculuk
Platon'un kurduğu, sonradan kendisine bağlı öğrencilerin geliştirdiği, duyu dünyasından ve zihin ürünlerinden farklı, kavranabilir bir gerçekliğin varlığını kabul eden öğreti; Platonizm
- platonik
Gerçekte var olmayan, karşılığı bulunmayan, hayalde yaşatılan, hep öyle kalması istenilen (aşk, sevgi ve ilgi); eflatuni
- platonik aşk
Gerçekte var olmayan, karşılığı bulunmayan, hayalde yaşatılan aşk
- plazma
Kanda alyuvarlarla akyuvarların içinde bulunduğu sıvı
- plazma kimyası
Plazmayı kimyasal açıdan inceleyen bilim dalı
- plazma televizyon
Elektrik geldiğinde ışık yanan gaz dolu hücrelerden oluşan bir çeşit panel televizyon
- plazmalaştırma
Plazmalaştırmak işi
- plazmalaştırmak
Bir gazı plazmaya dönüştürmek
- plebisit
Devletler hukukunda bir ulusun hangi devlete bağlanacağıyla ilgili oylama
- pleistosen
Bu zamanla ilgili
- pleybek
Önceden kaydedilmiş bir şarkı çalınırken, seslendirmeye uygun olarak çeşitli mimik ve hareketlerle o anda söylüyormuş gibi yapılması
- pleybek yapmak
pleybek işini gerçekleştirmek
- pliyosen
Üçüncü Çağ’ın kutup buzullarının büyüdüğü, Güney ve Kuzey Amerika’nın arasında kara köprüsünün kurulduğu en son bölümü
- plonjon yapmak
kaleci rakipten gelen şutu uçarak gösterişli bir biçimde yakalamak
- Plüton
Güneş sisteminde Güneş’e en uzak olan gök cismi
- plütonik
Yerin derinliklerinde yer alan ve pütürlü yapıda olan
- plütonik kayaç
Magmanın yer yüzeyine ulaşamadan hareketini yitirerek yerin altında dönüştüğü biçimi
- plütonyum
Atom numarası 94 olan, neptünyumdan elde edilen radyoaktif bir element (simgesi Pu)
- Pm
Prometyum elementinin simgesi
- Po
Polonyum elementinin simgesi
- podyum
Mankenlerin giysileri sergilemek için çıktıkları, seyircilerin içerisine doğru uzayan, yüksekçe yer
- podyuma çıkmak
manken giysiyi sergilemek için yüksekçe yere çıkmak
- podösüet
Süetten yapılan
- poetik
Bir şairin sanat anlayışının açıklandığı metin
- pof
Yere düşen kaba ve yumuşakça bir şeyin, aniden alev alan veya havası boşalan bir nesnenin çıkardığı ses
- pof diye
pof sesi çıkararak
- poflamak
Can sıkıntısı sebebiyle “pof” sesi çıkarmak
- pofur pofur
Sürekli bir biçimde "pof" sesi çıkararak
- pofur pofur poflamak
sürekli biçimde pof sesi çıkarmak
- pofurdama
Pofurdamak işi
- pofurdamak
Can sıkıntısı sebebiyle sesli nefes vermek
- pofurdatma
Pofurdatmak işi
- pofurdatmak
Pofurdamasına sebep olmak
- pohpoh
Pohpohlama işi
- pohpohlama
Pohpohlamak işi; pehpehleme
- pohpohlamak
Birini, yüzüne karşı gereğinden çok övmek; koltuklamak, okkalamak, pehpehlemek
- pohpohlanma
Pohpohlanmak işi
- pohpohlanmak
Pohpohlama işi yapılmak veya pohpohlama işine konu olmak; koltuklanmak
- pohpohçu
Pohpohlamaktan hoşlanan kimse
- pohpohçuluk
Pohpohçu olma durumu
- poker
Genellikle dört kişiyle ve otuz iki kâğıtla oynanan bir tür iskambil oyunu
- poker çevirmek
poker oynamak
- pokerci
Poker oynayan kimse
- pokercilik
Poker oynama veya oynatma işi
- polar
Kutba ait, kutupla ilgili
- polarimetri
Polarma sisteminde etkin maddelerden geçerken oluşan dönmenin ölçülmesi
- polariskop
Bir ışığın doğal veya polarılmış olup olmadığını belirlemeye yarayan alet
- polarite
Bir elektrik üretecinin kutuplarını birbirinden ayırt etmeyi sağlayan nitelik
- polarma
Doğrudan doğruya kendi kaynağından çıkan bir ışığın, yansıdıktan veya kırıldıktan sonra gösterdiği özelliklerin tümü; polarizasyon
- polarma düzlemi
Polarılmış ışıkta, ışık titreşimlerinin doğrultusunu belirleyen düzlem
- polarmak
Polarma olayına uğramak
- polaroit
Geçirdiği ışığı polaran saydam yaprak
- polarölçer
Bir ışığın polarma oranını ölçmeye yarayan alet; polarimetre
- polarıcı
Işığı polarmaya yarayan alet; polargı
- polarılma
Polarılmak işi
- polarılmak
Polarma olayına uğramak
- polat gibi
çelik gibi, güçlü kuvvetli
- Polateli
Kilis iline bağlı ilçelerden biri
- Polatlı
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
- polemikçi
Polemik yapan kimse
- polemikçilik
Polemikçinin işi
- polemiğe girmek (veya girişmek)
siyasi, bilimsel veya edebî konularda sert tartışmalar yapmak
- polemiğe kaçmak
konudan uzaklaşıp dalaşmak
- polen
Çiçek tozu
- poliasit
Birleşiminde birçok asit fonksiyonu bulunan madde
- polietilen
Etilenin çeşitli yöntemlerle polimerleştirilmesinden elde edilen, dayanıklı, parlak, birçok kimyasal madde etkisiyle bozulmayan saydam katı
- polifonik
Çok seslilikle ilgili, çok sesliliğe ilişkin
- poliklinik
Hastalıkların ön tanılarının ve hastaların ayakta tedavilerinin yapıldığı özel klinik
- polim
Yalan söz; polüm
- polim atmak (veya yapmak)
yalan söylemek
- polimci
Yalan söyleyerek karşısındakini kandıran kimse
- polimer
Aynı yapıda iki veya daha fazla molekülün birbirine eklenmesiyle meydana gelen (madde)
- polimerleşme
Polimerleşmek işi
- polimerleşme derecesi
Bir plastiğin makromolekülünü hazırlamak için gerekli olan molekül sayısı
- polimerleşmek
Aynı yapıda iki veya daha fazla molekül birbirine eklenmek
- polimerleştirilme
Polimerleştirilmek işi
- polimerleştirilmek
Bir madde polimer durumuna dönüştürülmek
- polimerleştirme
Polimerleştirmek işi
- polimerleştirmek
Bir maddeyi polimer durumuna dönüştürmek
- polimerlik
Biri, diğerinin polimeri olan iki molekül arasındaki bağıntı; polimeri
- polip
Sölenterlerden, toplu veya tek başına yaşayabilen yumuşak vücutlu hayvan
- polis
Şehirde kamu düzenini, huzur ve güvenliği sağlayan kuruluş
- polis arabası
Polislerin görev sırasında kullandığı araba
- polis karakolu
Güvenliği sağlamakla görevli polislerin görev yaptığı bina; merkez
- polis noktası
Polisin karakol dışında konuşlandığı yer
- polisaj
Dokunmuş kumaşlardaki tarak izlerini yok etmek için bu kumaşları bir bıçaktan geçirme işlemi
- polisevi
Emniyet mensuplarının dinlenmek ve barınmak amacıyla kullandığı bina
- polisiye
Konusu polisin ilgilendiği alanlarda olan (olay, roman, film vb.)
- polisiye film
Konusunu polisin görev alanına giren olaylardan seçen film
- polisiye olay
Polisin görev alanına giren olay
- polisiye roman
Konusunu polisin görev alanına giren olaylardan seçen roman
- polislik
Polis olma durumu
- politik
Belli bir hedefe ulaşabilmek için uzlaşmayı, iyi geçinmeyi amaçlayan
- politik davranmak
belli bir amaca ulaşmak için uzlaşmaya, iyi geçinmeye önem vererek hareket etmek
- politika
Devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esaslarının bütünü; siyaset, siyasa
- politika gütmek
politika izlemek
- politika yapmak
bir işi çözümlemek için politika yolunu kullanmak
- politikacı
Politika ile uğraşan kimse; siyasi, siyasetçi
- politikacılık
Politika ile uğraşma işi veya tutkusu
- politiklik
Politik olma durumu
- politize
"Politikaya bulaştırmak" anlamındaki politize etmek, "politikaya bulaşmak" anlamındaki politize olmak birleşik fiilinde geçen bir söz
- poliçe
Belirli bir sürenin sonunda belirli bir parayı kendi adına veya bir başkasının emrine ödemesi için alacaklının borçluya yazdığı bildiri
- poliçe çekmek
bir müşteriye ödeme yapması için bildiride bulunmak
- poliüretan
Yoğunluğu çok düşük cam, vernik, kauçuk veya köpük görünüşündeki lastiğe benzeyen madde
- polka
Bir tür Polonya dansı
- polo
At üzerinde sopayla oynanan bir tür top oyunu; çevgen
- polonez
Üçerli ölçülü ve orta tempolu müzik eşliğinde oynanan, keskin bir biçimde birbirine eklemlenen ritimlere sahip bir tür halk dansı
- Polonyalı
Polonya halkından veya bu halkın soyundan olan kimse; Leh, Lehistanlı, Polonez, Polak
- polonyum
Atom numarası 84, atom ağırlığı 210 olan, ilk radyoaktif element (simgesi Po)
- polyannacı
Olumsuz durumlara karşı aşırı düzeyde iyimserlik gösteren kimse
- polyannacılık
Polyannacı olma durumu
- polyannacılık oynamak
olumsuz durumlara karşı aşırı düzeyde iyimserlik göstermek
- polyester
Tahta üzerine sürüldüğünde koruyucu, parlak bir katman oluşturan poliasidin doymamış alkollere veya glikollere etkimesiyle elde edilen kimyasal madde
- polyester iplik
Polyester maddesinden elde edilen iplik
- polyester kumaş
Polyester iplikten dokunmuş olan kumaş
- Pomak
Rodop Dağları'nda, Bulgaristan’ın kuzeyinde, Aşağı Trakya ve Makedonya bölgelerinde yaşayan Türk ve Müslüman halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Pomakça
Pomakların kullandığı dil
- pomat
Yağlı ve kokulu merhem
- pomel menteşe
Yaprakları, milleri düz yaprak menteşelerden daha kalın ve mil yatakları palamut, mermi, yumurta ve silindir biçimlerinde olan menteşe
- pomelo
Turunçgillerden, genellikle Akdeniz’de yetişen, sarı meyvesinin üzeri yeşil kalın kabukla kaplı bir tür ağaç (Citrus maxima)
- pompa
Hava veya herhangi bir akışkanı bir yerden başka bir yere aktarmaya yarayan makine
- pompalama
Pompalamak işi; pompaj
- pompalamak
Pompa ile şişirmek, tulumba ile suyu çekmek veya vermek
- pompalanma
Pompalanmak işi
- pompalanmak
Pompalama işi yapılmak
- pompalanış
Pompalanmak işi
- pompalayabilme
Pompalayabilmek işi
- pompalayabilmek
Pompalama ihtimali veya imkânı bulunmak
- pompalı
Pompası olan
- pompalı silah
Pompası olan, içindeki mermiyi mekanik olarak veya basınçlı hava yardımıyla fırlatan silah
- pompalı tüfek
Havanın sıkıştırılması ve basıncının artmasıyla patlayıcı madde atan silah; pompalı
- ponje
Düz, ince ve sık dokunmuş bir ipekli türü
- ponksiyon
Vücudun herhangi bir boşluğunda bulunan bir sıvıyı akıtmak veya çekmek için içi boydan boya açık bir iğneyi batırma işi
- ponpon
Süs olarak kullanılan yuvarlak püskül
- ponponlu
Ponponu bulunan
- ponponsuz
Ponponu bulunmayan
- ponton
Batmış gemileri askıya alma işinde kullanılan büyük duba
- ponza
Bu taştan yapılmış
- ponzalama
Ponzalamak işi
- ponzalamak
Ponza ile silmek, ovmak, temizlemek
- ponzalanma
Ponzalanmak işi
- ponzalanmak
Ponzalama işi yapılmak
- ponçik
Kruvasana benzeyen, içi marmelatlı bir tür kurabiye
- pop müzik
İngiliz ve Amerikalıların başlattıkları, hareketli, yerel motiflerden yararlanılarak yapılan, gençler arasında çok beğenilen bir müzik türü; hafif müzik, pop, popüler müzik
- poplin
Pamuk, keten veya ipekten sık dokunmuş ince bir kumaş türü
- popçu
Pop müzikle uğraşan kimse
- popçuluk
Popçunun işi
- popülarite kazanmak
halk tarafından sevilmek, ünlü olmak, tutulmak
- popüler
Halkın arasında yaşayan motiflere, ögelere yer veren, onlardan yararlanan, halkın zevkine uygun, halk tarafından tutulan
- popüler bilim
Toplumun her kesiminin anlayacağı bir dille ve biçimle yapılan bilim
- popüler kültür
Belli bir dönem için geçerli olan, hızlı üretilen ve hızlı tüketilen kültürel ögelerin bütünü
- popüler olmak
ünlü olmak
- popülerlik
Popüler olma durumu
- popülist
Popülizm taraftarı olan (kimse); halkçı
- popülizm
Politik durumu dramatize ederek halkın ilgisini uyandırmak amacıyla yapılan politika; halkçılık
- porfirit
Andezit birleşiminde bir tür püskürük taş
- porno
Amacı cinsel dürtülere yönelik olan, ahlaki değerlere aykırı düşen yayın, resim vb.; pornografi
- pornocu
Porno ile uğraşan (kimse)
- pornoculuk
Pornocunun işi
- pornografik
Porno ile ilgili olan
- porselen
Kaolinden yapılma, beyaz, sert ve yarı saydam çömlek hamuru
- porselen makyaj
Cildin pürüzsüz, tek renk ve aydınlık görünmesini sağlayan bir tür makyaj
- porselenci
Porselen yapan veya satan kimse
- porselencilik
Porselencinin işi
- porsiyon
Herhangi bir yemekten bir kimseye verilen belirli miktar
- porsuk
Sansargillerden, su kıyılarında kazdıkları deliklerde yaşayan, ot ve etle beslenen, pis kokulu, memeli bir hayvan (Meles)
- porsuk ağacı
Porsukgillerden, yaprakları iğne biçiminde, kışın yapraklarını dökmeyen bir orman ve süs ağacı; porsuk (II) (Taxus baccata)
- porsukgiller
Açık tohumlulardan, örneği porsuk ağacı olan bir familya
- portakal
Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, yaprakları sert bir ağaç (Citrus aurantium)
- portakal bahçesi
Portakal yetiştirilen yer; portakallık
- portakal rengi
Portakal kabuğunun rengi; portakali
- portakal suyu
Portakal sıkılarak elde edilen su
- portakal çiçeği
Bahar mevsiminde portakal ağaçlarında açan, reçeli yapılan, esans elde edilen, güzel kokulu beyaz çiçek
- portakalımsı
Portakalı andıran, portakala benzeyen, portakal gibi; portakalsı
- portal
Belirli bir konuya odaklanmış bilgilerin yer aldığı genel ağ sayfası; kapı
- portatif
Kolay taşınabilen, katlanarak taşınabilir duruma getirilebilen; seyyar
- portatiflik
Portatif olma durumu
- portbagaj
Otomobil, minibüs ve bisikletlerin arkasındaki veya üstündeki yük taşıma yeri
- portbebe
Bebekleri kucakta veya elde taşımak için kullanılan çanta
- porte
Bir işin genişlik, önem derecesi, etki alanı
- Portekizce
Portekiz’de ve Portekizlilerin hâkim olduğu bölgelerde yaşayanlar tarafından kullanılan dil
- Portekizli
Portekiz’de yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- portföy
Banka, simsar veya bir aracı kuruluşun kendi elinde tuttuğu, istediği gibi tasarruf ettiği menkul değerler toplamı
- portma
Portmak işi
- portmak
Sıyrılıp kaçmak, kayıp gitmek
- portmanto
Palto, şapka vb. şeyleri asmak için yapılmış, raflı, bazıları aynalı askılık
- portmone
Bozuk para cüzdanı
- porto
Portekiz'de yapılan ünlü bir şarap
- portre
Bir kimsenin yağlı boya, sulu boya, kara kalem vb. bir yolla yapılmış resmi
- portreci
Portre ressamı
- portrecilik
Portrecinin işi
- portörlük
Portör olma durumu
- pos
Gür ve uzun (bıyık)
- pos bıyık
Uzun ve gür bıyık
- pos bıyıklı
Pos bıyığı olan
- pos cihazı
Ödemenin banka kartı veya kredi kartı ile yapılmasını sağlayan, işletmelerin kullandığı tahsilat aracı; pos (II), pos makinesi
- posa
Suyu alınmış her tür yiyecek maddesinin artığı
- posalı
Posası olan
- posası çıkmak
çok yorulmak, bitkin ve işe yaramaz duruma gelmek
- posasını çıkarmak
bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek
- posasız
Posası olmayan
- Posof
Ardahan iline bağlı ilçelerden biri
- post
Tüylü hayvan derisi
- post elden gitmek
öldürülmek
- post kavgası
İktidarı veya bir makamı ele geçirme çekişmesi; yorgan kavgası
- post vermek
canını vermek, ölmek
- posta
Bir yere gelen veya bir yerden gönderilen mektup ve emanetlerin tümü
- posta alındısı
Posta gönderisinin yerine ulaştığına dair belge
- posta etmek
görevliler, birini resmî bir daireye götürmek
- posta gönderisi
Devletin posta örgütü tarafından gönderilen mektup, evrak vb.
- posta kartı
Sert ve dayanıklı kâğıttan yapılan, bir tarafı genelikle resimli, diğer tarafı gönderenin ve alıcının adresi, pul veya postalama işaretleri için ayrılmış bulunan, zarfsız postalanarak da kullanılan bir haberleşme malzemesi
- posta kodu
Gönderilerin alıcılara daha kolay ulaştırılmasını sağlamak için posta yönetimince kentlerin bölgelerine göre verilen sayılar
- posta koymak (veya atmak)
birini korkutmak, gözdağı vermek
- posta kutusu
Postanelerde ücret karşılığı kiralanan, postaların adres olarak üzerindeki numaraya gönderildiği kutu
- posta pulu
Posta ile gönderilen şeylere yapıştırılan ve para karşılığında alınan pul
- posta treni
Genellikle ticari mal veya posta ulaşımını sağlayan tren
- posta yapmak
bir yere gidip gelmek, sefer yapmak
- postacı
Mektup, gazete, havale, paket vb.ni gönderilen yere ulaştıran posta idaresi görevlisi; çapar (I)
- postacılık
Posta işletme işi
- postal
Genellikle askerlerin giydiği konçlu ve kaba potin
- postalama
Postalamak işi
- postalamak
Postaya vermek
- postalanma
Postalanmak işi
- postalanmak
Postalama işi yapılmak
- postalanış
Postalanmak işi
- postalatma
Postalatmak işi
- postalatmak
Postalama işini yaptırmak
- postalayabilme
Postalayabilmek işi
- postalayabilmek
Postalama ihtimali veya imkânı bulunmak
- postane
Posta ile gönderilen maddelerin kabul edildiği, postaya verilmiş maddelerin ayrım ve dağıtımının yapıldığı bina
- postaya atmak (veya vermek)
mektup, gazete, paket vb.ni gideceği yere ulaşması için posta kuruluşuna vermek, postalamak
- postayı kesmek
ilgiyi kesmek
- poster
Duvara asılan büyük boy resim
- postiş
Kadınların genellikle başlarının arkasına taktıkları ek saç
- postlu
Postu olan
- postmodern
Postmodernizm yanlısı
- postmodernist
Postmodernizm yanlısı olan
- postmodernizm
Modernist arayışın canlılığını kaybetmesinden sonra XX. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan çeşitli üslup ve yönelişlerin adı
- postnişin
Postta oturan, tekkenin şeyhi olan kimse
- postrestant
Alıcısı tarafından postaneden alınmak üzere gönderilen mektup veya paket
- postsuz
Postu olmayan
- postu deldirmek
kurşunla vurulmak
- postu kurtarmak
öldürülme tehlikesini atlatmak
- postu sermek (veya atmak)
gittiği yerde uzun süre kalmak
- postuna oturmak
bir başkasının makamına geçmek
- postuna saman doldurmak
öldürmek
- postundan olmak
bulunduğu makamı yitirmek
- postunu sermek
öldüresiye dövmek
- postunu sudan çıkarmak (veya kurtarmak)
durumunu düzeltmek, işlerini yoluna koymak
- postunu çıkarmak
derisini yüzmek
- pot
Kötü dikiş sebebiyle kumaşta oluşan büzülme veya kıvrım
- pot gelmek
sonu iyi olmamak, ters gelmek
- pot kırmak
yersiz ve karşısındakine dokunacak söz söylemek, gaf yapmak
- pot olmak
buruşmak
- pot yapmak
dikişte kabarıklık veya büzülme olmak
- pot yeri
Kötü dikiş yüzünden elbisede oluşan kıvrım veya büzülme yeri
- pota
İçinde maden eritilen kap
- potalı
Potası olan
- potalı atış
Basketbolda topu potaya çarptırarak çembere sokma
- potansiyel
Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan; gizil
- potansiyel suçlu
Suç işleme ihtimali olan kimse
- potansiyometre
Bir elektrik devresinde iki nokta arasındaki elektrik yükü farkını ölçen alet
- potas
Potasyum birleşiklerine verilen genel ad
- potasyum
Atom numarası 19, atom ağırlığı 39,10, yoğunluğu 0,87 olan, 62,5 °C’de eriyen, 15 °C’de mum gibi yumuşak, soğukta sert ve kırılgan olan, potasyum hidroksit içinde bulunan bir element (simgesi K)
- potasyum hidroksit
Akkor derecede uçucu olan, 360 °C'de eriyen, suda ısı açığa çıkararak çözünen, beyaz bir katı madde; potas kostik (KOH)
- potasyum klorür
Öbür potasyum birleşiklerinin çoğunun hazırlanmasında kullanılan, susuz durumda 768 °C'de eriyen, renksiz küpler biçiminde billurlaşan madde (KCI)
- potasyum permanganat
Mikrop öldürücü olarak kullanılan, suda eriyiği menekşe renginde bulunan madde; permanganat
- potasyum sülfat
Potasyum klorür üstüne sülfürik asidin etkisiyle elde edilen, tarımda gübre olarak kullanılan madde (K2SO4)
- potasyum sülfür
Kükürtlü hidrojenin potasyum hidroksite etkimesiyle oluşan birleşik (KHS)
- potbaşı
Potun yanaştığı geçiş noktası
- potin
Koncu ayak bileğini örtecek kadar uzun olan, bağcıklı veya yan tarafı lastikli ayakkabı
- potkal
Cam, pişmiş toprak veya seramikten yapılmış, kulplu, ağzı gövdesine göre dar ve oluklu, genelde su, şarap ve bira konan kap
- potlanma
Potlanmak işi
- potlanmak
Pot yapmak, potu olmak, kıvrımı olmak
- potlaç
Kızılderililerin birbirlerine armağanlar verdikleri dinî bayram
- potluk
Pot olma durumu
- potuk
Manda, köpek, ayı, domuz veya deve yavrusu
- potur
Arka tarafında kırmaları çok, bacakları dar bir pantolon türü
- poturlu
Potur giymiş olan
- poyra
Tekerleğin ortasındaki parmakların ve dingilin geçirildiği yuvarlak kısım; göbek
- poyraz
Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgâr; kuzey rüzgârı, şimal rüzgârı
- poyrazlama
Poyrazlamak işi
- poyrazlamak
Poyraz esmeye başlamak
- poyrazlık
Poyrazdan korunma amaçlı yapılan küçük liman
- poz
Resim ve fotoğrafta duruş
- poz kesmek (veya yapmak)
çalım atmak
- poz vermek
resim yaptırmak veya fotoğraf çektirmek için durum almak
- Pozantı
Adana iline bağlı ilçelerden biri
- pozitif ayrımcı
Pozitif ayrımcılık yapan
- pozitif ayrımcılık
Toplumdaki diğer kişiler ile eşit koşullarda yaşamadığı düşünülen belli gruplara çeşitli ayrıcalıklar tanıyarak onları destekleme
- pozitif bilimler
Deney sonuçlarına dayanan bilim veya bilimler; müspet ilimler
- pozitif elektrik
Cam çubuğunun bir kumaşa sürtünmesi sonucu oluşan, artı (+) işaretiyle gösterilen elektrik
- pozitif film
Film üzerine alınan siyah beyaz görüntülerin, renklerinin aslına uygun olarak oluşmasını sağlamak için kopya yapılan düşük duyarlıkta film; kopya film
- pozitif görüntü
Renkli ve siyah beyaz filmlerde doğadaki renklerin asıllarına uygun olarak belirlendiği görüntü
- pozitif hukuk
Belli imkân ve zamanda konulmuş kurallar birliği
- pozitif kutup
Elektrik yükü artı (+) olan kutup
- pozitiflik
Pozitif olma durumu
- pozitron
Bütün atomlarda bulunan pozitif yüke sahip temel parçacık, elektron karşıtı
- pozitronyum
Negatif bir elektronla bir pozitrondan oluşan, hidrojen atomuna benzeyen kararsız yapı
- pozlama
Çekilen fotoğrafın doğru oranlarda ışık alıp almaması durumu
- pozlamak
Çekilen fotoğrafın doğru oranlarda ışık almasını sağlamak
- pozlanma
Pozlanmak işi
- pozlanmak
Çekilen fotoğraf doğru oranlarda ışık almak
- poğaça
İçine peynir, kıyma vb. konarak hazırlanan bir tür tuzlu çörek
- poğaçacı
Poğaça yapan veya satan kimse
- poğaçacılık
Poğaçacının işi veya mesleği
- poşe yumurta
Kaynama noktasına yaklaşmış suya kırılarak sarısı az, beyazı tam olarak pişirilmiş yumurta
- poşet çay
Demlikte kullanılmak üzere torbacıklarla hazırlanmış çay
- poşetleme
Poşetlemek işi
- poşetlemek
Bir şeyi poşetin içine koyup paketlemek
- poşetlenme
Poşetlenmek işi
- poşetlenmek
Poşetleme işi yapılmak
- poşetletme
Poşetletmek işi
- poşetletmek
Poşetleme işini yaptırmak
- poşu
Kenarları saçaklı ipek, pamuk, yün vb.nden yapılmış bir başörtüsü türü; dolama
- poşulu
Poşusu olan
- poşusuz
Poşusu olmayan
- Pr
Praseodim elementinin simgesi
- prafa
İskambil kâğıtlarıyla oynanan bir oyun türü
- pragmacı
Pragmacılığı kendine öğreti olarak kabul eden; pragmatist
- pranga
Ağır ceza verilmiş tutukluların ayaklarına takılan kalın zincir
- pranga cezası
Pranga ile cezalandırma
- pranga kaçağı
Azılı haydut
- pranga mahkûmu
Pranga cezası almış kimse
- prangabent
Prangaya vurulmuş (kimse)
- prangalı
Prangaya vurulmuş
- prangasız
Prangası olmayan
- prangaya vurmak
ayağına pranga bağlamak, zincire vurmak
- praseodim
Atom numarası 59, atom ağırlığı 140,92 olan, soluk sarı renkli bir element (simgesi Pr)
- pratik
Kolaylıkla uygulanabilir, kullanışlı olan
- pratik yapmak
uygulama yapmak
- pratik zekâ
Öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyum sağlayabilme ve herhangi bir sorun karşısında anlık ve hızlı bir biçimde çözüm yolu bulabilme becerilerini içeren zekâ
- pratik zekâlı
Pratik zekâsı olan (kimse)
- pratika
Kıyı sağlık idaresi tarafından gemilere verilen giriş çıkış izni
- pratikleşme
Pratikleşmek işi
- pratikleşmek
Pratik duruma gelmek
- pratikleştirme
Pratikleştirmek işi
- pratikleştirmek
Pratik duruma getirmek
- pratiklik
Pratik olma durumu
- pratikte
Günlük yaşayışta, uygulamada
- pratisyen
Mesleğinde uzmanlık belgesi almamış olan (kimse); düz hekim
- pratisyenlik
Pratisyen olma durumu; düz hekimlik
- prefabrik
Parçaları önceden hazırlanıp birleştirilerek oluşturulan; kurma
- prefabrik konut
Duvar, kapı, pencere ve diğer elemanları fabrikasyon olarak üretilen ve konutun yapılacağı beton platform üzerine monte edilen konut; prefabrik ev
- prefabrikasyon
Ev, gemi vb. şeylerin önceden hazırlanmış bir plana göre, bir bütün olarak birleştirilmesi yöntemi
- prehistorik
Tarih öncesine ilişkin veya bu dönemden kalma
- prelüt
Ses ve çalgı ile ilgili bir kompozisyona girişi sağlayan yazılı veya doğaçlama müzik parçası
- prens
Hükümdar ailesinden olan erkeklere verilen ünvan
- prenses
Hükümdar ailesinden olan kadın veya kızlara verilen ünvan
- prenseslik
Prenses olma durumu
- prenslik
Prens olma durumu
- pres
İşletme, onarma, düzletme vb. işlemlerin uygulanması için bir nesneyi, iki ağırlık arasında mekanik olarak sıkıştırmaya yarayan alet; mengene, cendere
- pres yapmak
baskı yapmak
- presbit
Presbitliğe uğramış (göz veya kimse)
- presbiteryen
Presbiteryenlikle ilgili
- presbiteryenlik
Protestan mezhebinin demokratik kurallara göre kurulmuş bir kolu; presbiteryenizm
- presbitlik
Gözde uyum gücünün azalması yüzünden, yakındaki nesneleri net görememe durumu
- prese
Presle sıkıştırılmış, sıkılmış olan
- presesyon
Devinme olayı
- presleme
Presle sıkıştırma
- preslemek
Presle sıkıştırmak
- preslenme
Preslenmek işi
- preslenmek
Presleme işi yapılmak
- presletme
Presletmek işi
- presletmek
Presleme işini yaptırmak
- presto
Çabuk, çok çabuk bir tempo ile
- presçi
Pres kullanan kimse
- presçilik
Pres yapma, satma veya kullanma işi
- prevantoryum
Vücutlarına verem mikrobu girmesine rağmen henüz hastalığa yakalanmamış zayıf kimselerin, vereme yakalanmasını önlemek amacıyla bakıldıkları sağlık kurumu
- prezantabl
Sunulabilir durumda olan
- prezante
"Tanıtmak" anlamındaki prezante etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- prezervatif
Cinsel ilişkiyle geçebilecek hastalıklardan korunmak veya kadının hamile kalmasını önlemek için erkeklerin kullandığı ince, saydam bir tür kılıf; kondom, kaput (I)
- prezidyum
Bütün yetkilerini eski SSCB Anayasası'na özgü bir tarzda kullanan örgüt
- prim
İşveren tarafından iş yapanı isteklendirip verimini artırmak veya sonuca daha kolay ve çabuk ulaşmasını sağlamak amacıyla verilen para
- prim yapmak
çok aranır olmak, çok değer verilmek, geçerli olmak
- primadonna
Operada başrol oynayan kadın oyuncu
- priz
Elektrik akımı almak için fişin sokulduğu yuva
- prizma
Işınları saptıran ve ayrıştıran, saydam maddeden yapılmış üçgen cisim
- prizmatik
Prizma ile ilgili
- problem
Teoremler veya kurallar yardımıyla çözülmesi istenen soru; mesele
- problem etmek
dert etmek
- problem olmak
dert olmak
- problem çıkarmak
sorun çıkarmak
- prodüktör
Bir sigorta şirketinde yaptığı sigortaya karşılık prim alarak çalışan kimse
- prodüktörlük
Prodüktör olma durumu
- profan
Dinle ilgisi olmayan, din dışı
- profesyonel
Bir işi kazanç sağlamak amacıyla yapan (kimse), amatör karşıtı
- profesyonelce
Profesyonel bir biçimde
- profesyonelleşme
Profesyonelleşmek işi
- profesyonelleşmek
Profesyonel duruma gelmek
- profesyonelleştirme
Profesyonelleştirmek işi
- profesyonelleştirmek
Profesyonel duruma getirmek
- profesyonellik
Profesyonel olma durumu
- profesör
Yükseköğretim kuruluşlarında en üst aşamada olan öğretim üyesi
- profesörlük
Profesör olma durumu
- profil
İnsanın yüzünün yandan görünüşü
- profil boru
Demircilerin korkuluk vb. şeylerin yapımında kullandıkları içi boş demir boru
- profilci
Profil demir yapan veya satan kimse
- profilcilik
Profilcinin yaptığı iş
- profiterol
Arasında krema bulunan özel yuvarlak toplar üzerine sıcak çikolata dökülerek yapılan bir tatlı türü
- proforma fatura
Bir malın satın alınmasını sağlayabilmek amacıyla ödemenin önceden yapılması için kesilen fatura
- program
Belirli şartlara ve düzene göre yapılması öngörülen işlemlerin bütünü; izlence
- programcı
Tiyatro, konser vb. yerlerde program satan veya dağıtan kimse
- programcılık
Program yapma veya hazırlama işi
- programlama
Programlamak veya programlaştırmak işi
- programlamak
Programa bağlamak, bir şeyin programını yapmak
- programlanma
Programlanmak işi
- programlanmak
Programlı duruma gelmek, programa bağlanmak
- programlanış
Programlanmak işi
- programlatma
Programlatmak işi
- programlatmak
Programlama işini yaptırmak
- programlayabilme
Programlayabilmek işi
- programlayabilmek
Programlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- programlaştırma
Programlaştırmak işi
- programlaştırmak
Bir işin programını yapmak, programlı duruma getirmek
- programlı
Belli bir programı olan
- programlılık
Programlı olma durumu
- programsız
Belli bir programı olmayan
- programsızlık
Programsız olma durumu
- proje
Değişik alanlarda önceden plan ve programa alınmış, maliyeti hesaplanmış, kurum ve kuruluşların yönetim organları tarafından onaylanmış, kısa ve uzun vadeye bağlanarak özel kurum veya devlet adına gerçekleştirilmesi kabul edilmiş bilimsel çalışma tasarısı
- proje okulu
Ulusal projeler ile uluslararası ikili veya çok taraflı anlaşmalara göre proje uygulaması yapılan eğitim kurumu
- proje yapmak
proje hazırlamak
- projeci
Proje sahibi veya proje yapan kimse
- projecilik
Projeci olma durumu
- projeksiyon
Bir film veya belgenin ışık kaynağından çıkan ışınlarla ekran veya perde üzerinde görüntüsünün oluşturulma işi; iz düşümü
- projeksiyon tutmak
bir konuyu aydınlatmak, açıklığa kavuşturmak
- projektör ışığı
Işıldağın etrafa saçtığı ışık
- projektör ışığında olmak
göz önünde bulunmak, ortada olmak
- projelendirilme
Projelendirilmek işi
- projelendirilmek
Proje durumuna getirilmek
- projelendirme
Projelendirmek işi
- projelendirmek
Proje durumuna getirmek, projesini hazırlamak
- proktoloji
Tıbbın anüs hastalıklarıyla uğraşan dalı
- proktolojik
Proktolji ile ilgili
- proleterleşme
Proleterleşmek durumu
- proleterleşmek
Emekçi sınıfından olmak, emekçi sınıfına dâhil olmak
- prometyum
Atom numarası 61, atom ağırlığı 145 olan, nadir topraklar grubundan bir element (simgesi Pm)
- promil
Kandaki alkol miktarını gösteren birim
- promosyon
Firma, kurum, dernek, parti vb. kuruluşların kendi hedef kitlelerinin ilgisini çekmek için üzerine adlarını, logolarını vb. yazdırarak armağan ettiği ürün
- promosyon yapmak
bir malı geniş kitlelere tanıtmak ve o malın sürümünü sağlamak amacıyla çalışmak
- promosyonlu
Promosyon ihtiva eden
- promosyonsuz
Promosyonu olmayan
- promönat
Gezinti yeri
- propaganda
Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma; yaymaca
- propaganda yapmak
propaganda amaçlı çalışmada bulunmak
- propagandacı
Propaganda yapan kimse; propagandist
- propagandacılık
Propaganda yapma işi
- propan
Metan ailesinden, petrolden elde edilen gaz durumundaki hidrokarbon
- prostat
Erkeklerde idrar torbasının altında bulunan, siyeğin başlangıç bölümünü çevreleyen ve meni yapımında görev alan, iç salgı da salgılayan bez; kestanecik
- prostelalı
Önlüğü olan
- protaktinyum
Atom numarası 91, atom ağırlığı 231 olan, aktinit grubundan radyoaktif bir element (simgesi Pa)
- protein
Canlı hücrelerin ana maddesini oluşturan, genellikle sülfür, oksijen ve karbon ögeleri bulunan amino asit birleşiminden oluşmuş, yumurta akı, et, süt vb. yiyeceklerde bulunan, karmaşık yapılı doğal madde
- protein yetersizliği
Yeterli protein alınmaması veya düşük kaliteli proteinlerin alınması sonucu ortaya çıkan, büyümeyi engelleyen, hastalıkların ağır seyretmesine yol açan, kan hücrelerinin yapımını geciktiren ve kansızlığa sebep olan dengesiz beslenme
- proteinli
Proteini olan
- proteinsiz
Proteini olmayan
- proteinsizlik
Proteinsiz olma durumu
- Protestan
Protestanlığa mensup olan kimse
- Protestanlık
Protestan olma durumu
- protesto
Bir davranışı, bir düşünceyi, bir uygulamayı haksız, yersiz, gereksiz bularak karşı çıkma, kabul etmeme
- protesto edilmek
bir davranış veya fikre itiraz edilmek, bir davranış veya fikir reddedilmek
- protesto etmek
bir davranış veya fikre itiraz etmek, bir davranış veya fikri reddetmek
- protesto çekmek
protesto yollamak
- protestolu
Protesto yapılan
- protestosuz
Protesto yapılmayan
- protezci
Protez yapan kimse
- protezcilik
Protez yapma işi
- protojin
Gnays yapısında, genellikle Alp dağlarında rastlanan bir granit
- protokol
Bir toplantı, oturum, soruşturma sonunda imzalanan belge
- protokolcü
Protokol işleriyle uğraşan kimse
- protokolcülük
Protokolcü olma durumu
- protokole dâhil
resmî törenlere katılma hakkı olan (kimse)
- proton
Atom çekirdeğinde her biri (+1) pozitif elektrik yükü taşıyan tanecik
- protonema
Yosun sporlarının çimlenmesinden oluşan iplik biçimindeki organ
- protoplazma
Yapı bakımından çekirdek ve sitoplazmadan oluşan, yarı sıvı, saydam ve canlı hücrenin metabolizma olaylarının oluştuğu yer
- prova
Bir şeyin amacına uygun, istenilen düzeyde olup olmadığını anlamak için yapılan deneme
- prova baskı
Bir yazının veya kitabın kontrolü için yapılan ilk baskı
- prova etmek
bir giysiye son biçimini vermeden önce giysiyi giyecek kişinin üzerinde düzeltmek
- prova yapmak
gözden geçirmek
- provalı
Provası yapılmış olan veya bulunan
- provasız
Provası yapılmamış olan veya bulunmayan
- provizyon
Alışverişte kredi kartları kullanıldığında ilgili karttaki limitin yeterli olup olmadığının bankadan sorgulanması
- provizyon istemek (veya almak)
bir çekin karşılığının veya bir hesapta belli miktarda bir paranın bulunup bulunmadığını ilgili banka şubesine sormak
- provizyonsuz
Bankada karşılığı olmayan, karşılıksız (çek)
- provokatörlük etmek (veya yapmak)
kışkırtıcılık etmek
- provoke
"Kışkırtmak" anlamındaki provoke etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- prozodi
Bir şiirin bestelenmesinde, şiirin hece vurgularının müzik vurgu ve yükselişleriyle iyice uyuşmuş olması ve bunu sağlayan müzik kurallarının tümü
- prozodik
Prozodi ile ilgili
- pruva
Geminin veya sandalın ön tarafı, baş bölümü
- pruva hattı
Gemilerin birbirinin ardı sıra gitmek için aldıkları durum
- psikanalitik
Psikanalizle ilgili
- psikanaliz
Sigmund Freud’un geliştirdiği, bireyin uyumlu veya uyumsuz davranışlarının kaynağı sayılan bilinçaltı çatışma ve güdüleri araştırıp bilince çıkararak davranış sorunlarını çözme yöntemi; ruhsal çözümleme, ruhi çözümleme
- psikanalizci
Hastalarını psikanalizle tedavi eden hekim; psikanalist
- psikasteni
Kuruntu, şüphecilik, aşırı titizlik, kararsızlık, saplantı, tekrarlayıcı hareket vb. ile kendini gösteren bir tür akıl hastalığı
- psikiyatr
Düşünme, anlama, kavrama, karar verme, önlem alma, insanlarla ilişki kurma vb. yeteneklerdeki eksikliklerle veya bozukluklarla ilgili her türlü teşhisi koyan, tedaviyi planlayan, ilaç ve diğer tedavi yöntemlerinin yanı sıra uygun görülen psikoterapiyi uygulayan hekim; akıl doktoru, ruh hekimi, ruh doktoru
- psikiyatri
Düşünme, anlama, kavrama, karar verme, önlem alma, insanlarla ilişki kurma vb. yeteneklerdeki eksikliklerin veya bozuklukların tanı ve tedavisiyle ilgilenen uzmanlık dalı; ruh hekimliği
- psikolengüistik
Dil biliminin insanların dili öğrenmesini, kullanmasını ve anlamasını sağlayan etkenleri konu edinen alt dalı
- psikolog
Bir grubun veya bireyin davranışlarını, hareket etme biçimlerini, dürtülerini inceleyen, öğrendiği bilgi ve beceriler ile nedenleri açıklayıp çözüm üretmeye çalışan kimse; ruh bilimci, ruhiyatçı
- psikologluk
Psikoloğun yağtığı iş; ruhiyatçılık
- psikoloji
Bir grubun veya bir bireyin düşünme, duygulanma biçimlerini ve davranışlarını konu alan bilim dalı; ruh bilimi, ruhiyat
- psikolojik
Psikolojiyle ilgili; ruh bilimsel
- psikolojik danışman
Bireylerin karşılaştıkları ruhsal sorunları çözmelerinde, kendilerini ve çevrelerini daha iyi anlayıp kabul etmelerinde veya hedeflerine yönelmelerinde etkili olan danışman
- psikolojik danışmanlık
Psikolojik danışmanın yaptığı iş
- psikolojik savaş
Temeli propagandaya dayanan, düşmanın veya karşı düşünceli grubun savaşma veya direnme gücünü kırmak için tehdit, şantaj, yıldırma vb. psikolojik ögelerin kullanıldığı mücadele türü
- psikolojizm
Psikoloji bilimiyle uğraşma; ruh bilimcilik
- psikopat
Bir suç oluşturmamakla beraber toplum düzenine aykırı davranışlarla beliren kişilik bozukluğuna yakalanmış olan
- psikopati
Bir suç oluşturmamakla beraber toplum düzenine aykırı davranışlarla beliren kişilik bozukluğu
- psikopatoloji
Psikolojik yaşamın normal ve hastalıklı süreçlerini karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim dalı
- psikopatolojik
Psikopatoloji ile ilgili
- psikososyal
Zihin ve davranış üzerindeki soysal, kültürel ve çevresel etkilerin kesişimi ve etkileşimi olan
- psikososyal destek
Kriz durumlarında iç dünya ile çevresel etkiler arasındaki psikososyal ilişkiyi, kişinin uyumunu ve krizle başa çıkmasını kolaylaştıracak yardım
- psikoteknik
Bireyin fiziksel olarak sağlıklı olup olmadığını, çalışma şartlarına ne kadar uyum sağlayabildiğini, dayanıklılığını, o işte ne kadar zaman geçirebildiğini, çalıştığı saat süresince ne kadar verimli olabildiğini kapsamlı olarak belirleyen araştırma yöntemi
- psikoterapi
Psikolojik sıkıntıları olan kişilere sıkıntılarının ne olduğunu anlamaları, bilinçaltı çatışmalarını ortaya çıkararak kökenleri hakkında bilgi sahibi olmaları ve bunlara uygun çözüm yolları bulmaları için öneriler getiren basit telkinlere, destekleyici, öğretici ve yol gösterici konuşmalara dayanan bir tür tedavi
- psikoz
Bireyin gerçeklerden veya dış dünyadan koparak gerçek dünya ile kendi bozulmuş olan düşünce dünyasını aynı anda ve uyanıkken yaşamasıyla beliren, düşünce, idrak, konuşma ve davranış sorunları yaşanan bir tür akıl hastalığı
- psişik
Başka birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama, geleceği görme gibi doğaüstü yeteneklere sahip
- Pt
Platin elementinin simgesi
- Pu
Plütonyum elementinin simgesi
- puan
Çeşitli spor karşılaşmalarında kullanılan ölçüsü ve değeri değişken birim
- puan almak (veya kazanmak)
spor karşılaşmalarında başarılı bir oyun çıkararak kendine sayı sağlamak
- puan cetveli
Takımların aldığı sonuçlara göre sıralandığı çizelge
- puan hesabıyla yenmek
rakibinin aldığından daha çok puan alarak oyunu kazanmış sayılmak
- puan kazandırmak
itibar kazandırmak
- puan toplamak
puan kazanmak
- puan tutturmak
gereken sayıda puan kazanmak
- puan vermek
değer biçmek, not vermek
- puanlama
Puanlamak işi
- puanlamak
Sorulara verilen cevapları puan olarak değerlendirmek; puan vermek
- puanlandırma
Puan vermek işi
- puanlandırmak
Puan vermek
- puanlatma
Puanlatmak işi
- puanlatmak
Puanlama işini yaptırmak
- puanlayabilme
Puanlayabilmek işi
- puanlayabilmek
Puanlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- puanlı
Üzerinde puan bulunan
- puanlık
Puan değerinde olan
- puansız
Üzerinde puan bulunmayan
- puansızlık
Puansız olma durumu
- puantaj
Bir şeyin denetlendiğini veya görüldüğünü belirtmek için işaretleme, işaret koyma
- puanter
Güzel ve düzgün vücutlu, kısa kıllı, uzun ince kuyruklu, koku alma duygusu çok gelişmiş, hızlı koşabilen bir tür av köpeği
- puantiye
Noktalı, benekli (kumaş)
- puantiyeli
Noktalı, benekli (kumaş)
- puantör
Çalışanların giriş çıkış saatlerini işaretleyen kimse veya alet
- puantörlük
Puantörün görevi veya yaptığı iş
- puding
Meyve, bisküvi vb. ile yapılan bir tür sütlü tatlı
- pudra
Bazı mineral ürünlerin karışımı ile elde edilen, cildi korumak, düzgün ve güzel göstermek veya kırışıklıkları, pürüzleri gizlemek amacıyla yüze ve tene sürülen, kokulu ince toz
- pudra şekeri
Dövülerek ince un durumuna getirilmiş şeker
- pudralama
Pudralamak işi
- pudralamak
Pudra sürmek
- pudralanma
Pudralanmak işi
- pudralanmak
Pudralama işi yapılmak
- pudralı
Pudra sürülmüş olan (yüz, cilt)
- pudralık
Pudra kutusu; pudriyer
- puf
Arkalıksız, alçak, yumuşak, ayakları gözükmeyen oturacak
- puf böreği
Mayalı hamurdan ince açılan yufkanın arasına peynir veya kıyma konulup yağda kızartılarak yapılan bir börek türü
- pufla
Perde ayaklılardan, Kuzey Kutbu'na yakın yerlerde, İskandinavya kıyılarında yaşayan, ince ve yumuşak tüyleri için avlanan bir kuş (Somateria)
- pufla gibi
çok yumuşak ve kabarık
- puflama
Puflamak işi
- puflamak
"Puf" diye ses çıkararak sıkıntı veya üzüntüsünü belli etmek
- puhu
Baykuşgillerden, orman, dağ ve kayalıklarda yaşayan, uzunluğu yaklaşık 65 santimetre, sırtı koyu kahverengi bir tür kuş (Bubo bubo)
- pul
Posta parası karşılığı mektup zarfı, kartpostallara ve damga resmine karşılık kâğıtlara yapıştırılan, basılı küçük kâğıt parçası
- pul biber
Kurutulduktan sonra dövülmüş iri taneli kırmızıbiber
- pul biberli
İçerisine pul biber eklenmiş
- pul kanatlılar
Eklem bacaklılardan, kanatları geniş ve sayısız küçük pullarla örtülü, sıvıları emmek için hortum biçiminde ağzı olan, başkalaşmaya uğramış böcekleri, kelebekleri içine alan böcekler takımı; kelebekler
- pul kaya
Yapraklar hâlinde ayrılabilen taşların genel adı, şist
- pul pul
Küçük tabakalar biçiminde
- pul pul dökülmek
küçük ve ince tabakalar hâlinde dökülmek
- pul pul olmak
küçük ve ince tabakalar hâlinde olmak
- pul tutmak
para kazanmaya başlamak
- pul şişe
Yeşil camdan yapılan çok ince çeperli şişe
- pula dönmek
değersizleşmek
- pulcu
Pul satan kimse
- pulcuk
Küçük pul
- pulculuk
Pul satma işi
- pullama
Pullamak işi
- pullamak
Üzerine pul yapıştırmak
- pullanma
Pullanmak işi
- pullanmak
Zarf, mektup, evrak vb.nin üzerine pul yapıştırılmak
- pullatma
Pullatmak işi
- pullatmak
Pullama işini yaptırmak
- pullu
Üzerine pul yapıştırılmış
- pullu sazan
Bir tür balık
- pulluk
Toprağı sürmek için kullanılan tarım aracı
- pullukçu
Pulluk yapan veya satan kimse
- pullukçuluk
Pullukçunun yaptığı iş
- pulman
Taşıtlarda kullanılan, gerektiğinde arkalığı geriye doğru yatan koltuk; yatar koltuk
- pulsu
Pula benzeyen, pul gibi olan
- pulsuz
Pulu olmayan
- puluç
Cinsel gücü olmayan (erkek)
- puluçluk
Puluç olma durumu
- puma
Kedigillerden, parstan biraz büyük, sırtı kahverengi, karnı beyaz, Amerika’da yaşayan bir tür yırtıcı memeli; Yeni Dünya aslanı; dağ aslanı (Feis concolor)
- punduna getirmek
bir şeyi yapmak için uygun zamanı ve yeri seçmek
- pundunu bulmak
punduna getirmek
- punt
Bir şey için uygun zaman, fırsat
- punta
Torna, planya, freze tezgâhları, taşlama makineleri vb.nde işlenecek parçayı tutmaya yarayan, su verilmiş ve taşlanmış çelikten düzenek
- puntalama
Puntalamak işi
- puntalamak
Torna, planya, freze tezgâhları ve taşlama makineleri vb.nde işlenecek parçaları verilecek şekle göre küçük delikler açarak işaretlemek
- puntel
Güvertenin kuvvetlendirilmesi için alttan dikine konan destek
- punto
Matbaacılıkta, bilgisayarda harflerin büyüklük ve küçüklüklerine göre aldığı ad
- puntolu
Herhangi bir büyüklükte puntosu olan
- punç
Çay, şeker, tarçın, limon karışımına rom veya kanyak gibi damıtılmış alkollü bir içki katılarak yapılan ve buharlaşan alkolü yakıldıktan sonra içilen bir içki türü
- punççu
Punç yapan ve satan kimse
- pupa
Geminin arkası; kıç
- pupa gitmek
yelken arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak tam yolla gitmek
- pupa yelken ilerlemek (veya gitmek veya yol almak)
yelken arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla gitmek
- Pursaklar
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
- pus
Görüş uzaklığını çok azaltmayan bir tür hafif sis
- pusarık
Puslu, puslanmış, sisli
- pusat
Silah, zırh vb. savaş aracı
- pusatlanma
Pusatlanmak durumu
- pusatlanmak
Savaş araçlarıyla donanmak
- pusatlı
Pusatı olan
- pusatçı
Orta oyununda şakşak ve tahta kılıç vb. kullanan oyuncu
- puset
Elle sürülen, hafif, küçük çocuk arabası
- pusetçi
Puset yapan, satan veya onaran kimse
- pusetçilik
Pusetçinin yaptığı iş
- puslandırma
Puslandırmak işi
- puslandırmak
Puslu duruma getirmek
- puslanma
Puslanmak işi
- puslanmak
Hava hafif sisli bir durum almak
- puslu
Puslanmış, pusarık, hafif sisli
- pusma
Pusmak işi
- pusmak
Bir şeyi kendine siper edip saklanmak
- pussuz
Pusu (I) olmayan
- pusu
Birine saldırmak için saklanarak beklenilen yer
- pusu kurmak
saldıracağı kimseye görünmemek için bir yerde gizlenip beklemek
- pusucu
Pusu kuran veya pusuya yatan kimse
- pusuculuk
Pusucunun yaptığı iş
- pusuda beklemek
gizlenerek saldırıya hazır durumda olmak
- pusudan çıkmak
kurulan pusudan kurtulmak
- pusula
Üzerinde kuzey güney doğrultusunu gösteren bir mıknatıs iğnesi bulunan ve yön tespit etmek için kullanılan kadranlı araç; yön belirteci
- pusulacık
Üstüne hatırlanması gereken notlar yazılan, kendinden yapışkanı olan küçük kâğıt
- pusulalı
Pusulası olan
- pusulama
Pusulamak işi
- pusulamak
Pusu konumuna veya durumuna getirmek
- pusulasız
Pusulası olmayan
- pusulayı şaşırmak
güç bir duruma düşerek ne yapacağını bilememek
- pusuluk
Pusu kurulan yer
- pusuya düşmek
pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek
- pusuya yatmak
pusuda beklemek
- pusval
Yemenicilerin kullandığı ölçü
- put
Bazı ilkel toplumlarda doğaüstü güç ve etkisi olduğuna inanılan canlı veya cansız nesne; tapıncak, sanem, fetiş
- put gibi
sessiz, anlamsız bir bakışla ve kımıldamaksızın
- put kesilmek
sessiz ve hareketsiz bir durum almak
- putlaşma
Putlaşmak işi
- putlaşmak
Gereğinden çok değer kazanmak
- putlaştırma
Putlaştırmak işi
- putlaştırmak
Bir şeyi olağanüstü görerek gereğinden çok değer vermek, put durumuna getirmek
- putperest
Puta tapan
- putrelli
Putreli olan
- puvar
Bir sıvıyı bir yerden başka bir yere üfleme veya çekme yoluyla aktarmak için kullanılan araç
- puşt
Eş cinsel erkeklerin cinsel zevklerine hizmet eden erkek
- puşt olmak
birinin ilencine uğrayıp kötüleşmek, mahvolmak
- puştluk
Puşt olma durumu
- pöf
İğrenme anlatan bir söz
- pörsük
Gevşeyip sarkmış, yıpranmış; porsuk (III)
- pörsüklük
Pörsük olma durumu; porsukluk
- pörsüme
Pörsümek işi; porsuma
- pörsümek
Gevşeyip sarkmak; porsumak
- pörsütme
Pörsütmek işi
- pörsütmek
Pörsüme işini yaptırmak
- pörtlek
Dışarıya doğru çıkık, patlak (göz)
- pörtleme
Pörtlemek işi
- pörtlemek
Göz, çeşitli sebeplerle açılmak, dışarıya doğru fırlamak
- pörtletme
Pörtletmek işi
- pörtletmek
Pörtleme işini yaptırmak
- pösteki
Koyun veya keçi postu
- pösteki saydırmak
içinden çıkılmaz bir iş yükleyip uğraştırmak
- pösteki saymak
içinden çıkılmaz bir iş yüklenip uğraşmak
- pöstekisini sermek
döverek kımıldamayacak duruma getirmek, pestilini çıkarmak
- pöstekisini çıkarmak
öldürmek, yok etmek
- pöstekiyi kurtarmak
hoş olmayan bir durumdan kurtulmak
- pöstekiyi sermek
gittiği yerde uzun süre kalmak, postu sermek
- pötibör
Çifte fırınlanmış, tereyağlı, dikdörtgen biçiminde, kenarları tırtıklı bir bisküvi türü
- pötifur
Kuru hamurdan hazırlanan veya arasına krema doldurulan küçük pasta
- pötikare
Küçük kareli kumaş; pitikare
- pötikareli
Üzerinde küçük kareler bulunan
- pöç kebabı
Büyükbaş hayvanların kuyruk sokumu kemiğinden yapılan kebap
- püf
Bir ateşi söndürmek veya canlandırmak için dudakları hafifçe büzerek dışarı verilen soluğun çıkardığı ses
- püf desen uçacak
çok zayıf kimseler için kullanılan bir söz
- püf noktası
Bir işin en ince, hassas ve önemli noktası
- püfkürme
Püfkürmek işi
- püfkürmek
Üfleyerek püskürmek
- püfleme
Püflemek işi
- püflemek
Söndürmek veya soğutmak için üflemek
- püfür püfür
Rüzgâr hafif ve serin bir biçimde eserek
- püfürdetme
Püfürdetmek işi
- püfürdetmek
Dumanını havaya savurarak içmek
- pülverizasyon
Sert bir cismi ezerek toz hâline getirme
- Pülümür
Tunceli iline bağlı ilçelerden biri
- pür
Çam, ardıç, ladin ağaçlarının iğne gibi ince yaprakları
- pürdikkat
Çok dikkatli
- pürdikkat kesilmek
çok dikkat etmek
- püre
Sebzeyi, eti ezerek veya süzgeçten geçirerek elde edilen ezme
- püriten
Kutsal kitapları yeniden ve değişik bir anlayışla okumaya özen gösteren
- püritenlik
Püriten olma durumu
- pürmelal
Çok üzüntülü
- pürmüz
Metalleri lehimleme, kesme, eritme ve ısıtma işlerinde kullanılan, güçlü alev çıkaran, benzin veya gazla çalışan araç
- pürsıhhat
Sıhhatli, sağlıklı
- pürtelaş
Telaşlı olarak
- pürtük
Herhangi bir şeyin üzerindeki çıkıntı biçiminde küçük kabarcık
- pürtük pürtük
Üzerinde pürtükler bulunan
- pürtüklenme
Pürtüklenmek işi
- pürtüklenmek
Herhangi bir şeyin üzerinde pürtükler oluşmak
- pürtüklü
Pürtüğü olan
- pürtüksüz
Pürtüğü olmayan
- pürçek
Şakaklardan sarkan saç; zülüf
- pürçeklenme
Pürçeklenmek işi
- pürçeklenmek
Pürçekli duruma gelmek
- pürçekli
Pürçeği olan
- pürçeksiz
Pürçeği olmayan
- pürçüklü
Pürçeği olan
- pürçüksüz
Pürçeği olmayan
- pürüz
Bir şeyin düzgünlüğünü bozacak çıkıntı, gedik veya kusur
- pürüz çıkarmak
engel çıkarmak
- pürüzalır
Bir borunun ağzına biçim vermek, genişletmek veya çapaklarını, pürüzlerini almak için kullanılan, çevresinde kesici yüzü bulunan alet; rayba
- pürüzleme
Pürüzlemek işi
- pürüzlemek
Yapılarda sıva, alçı veya boyanın daha iyi tutmasını sağlamak amacıyla yüzeyi pürüzlü duruma getirmek
- pürüzlendirme
Pürüzlendirmek işi
- pürüzlendirmek
Pürüzlenme işini yaptırmak
- pürüzlenme
Pürüzlenmek işi
- pürüzlenmek
Pürüz oluşmak, pürüzlü duruma gelmek
- pürüzlü
Pürüzü olan
- pürüzlülük
Pürüzlü olma durumu
- pürüzsüz
Pürüzü olmayan
- pürüzsüzlük
Pürüzsüz olma durumu
- püskül
Bir ucundan bazı şeylere süs olarak takılan, diğer ucu serbest saçak biçimindeki iplik demeti
- püskül kuyruklular
Vücutları iki, üç tüysü uzantıyla sonuçlanan, kanatsız, ince, yumuşak, en bilinen türü gümüşçün olan böcekler takımı
- püskülcük
Güneş kursunun bazı tek renkli resimlerinde görülen parlak bulut
- püsküllenme
Püsküllenmek durumu
- püsküllenmek
Püskül durumuna gelmek
- püsküllü
Püskülü olan, püskül takılmış olan
- püsküllü bela
Büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya şey
- püskülsüz
Püskülü olmayan
- püskürme
Püskürmek işi
- püskürme benli
Bir arada irili ufaklı benleri olan
- püskürmek
Ağzında bulunan bir sıvı veya toz durumundaki bir şeyi hızla savurtarak dışarı çıkarmak
- püskürtebilme
Püskürtebilmek işi
- püskürtebilmek
Püskürtme ihtimali veya imkânı bulunmak
- püskürteç
Sıvıları ve toz durumundaki maddeleri gaz veya toz durumunda saçmaya, atmaya yarayan tulumba veya körük biçimindeki aygıt; püskürtme makinesi, pülverizatör
- püskürtme
Püskürtmek işi
- püskürtme tabancası
Vernik veya boya sıvılarını basınçlı hava yardımı ile püskürterek sürmekte kullanılan tabanca biçiminde araç
- püskürtmek
Püskürme işini yaptırmak
- püskürtü
Herhangi bir şeyin püskürmesi
- püskürtücü
Püskürtme işini yapan araç; sprey
- püskürtülme
Püskürtülmek işi
- püskürtülmek
Püskürtme işi yapılmak
- püskürtüm
Sıvı hâldeki ilaçların damlalar şeklinde iletilmesi, saçılması işlemi; pülverizasyon
- püskürtüş
Püskürtmek işi
- püskürük
Yanardağın püskürmesiyle ortaya çıkan
- püskürük külte
Yanardağından püskürme sonucu katılaşmış duruma gelen taş; püskürük taş
- püskürüş
Püskürmek işi
- püstül
İrinle dolu kabarcık veya sivilce
- püsür
Bir şeyin can sıkıcı, karışık ayrıntısı veya pürüzü
- püsürlü
Püsürü olan; pürüzlü
- püsürsüz
Püsürü olmayan; pürüzsüz
- pütür
Küçük kabarcık
- pütür pütür
Üzerinde pek çok pütür bulunan
- Pütürge
Malatya iline bağlı ilçelerden biri
- pütürlenme
Pütürlenmek işi
- pütürlenmek
Pütürlü duruma gelmek
- pütürlü
Pütürü olan; pürüzlü, pürtüklü
- pütürsüz
Pütürü olmayan
- pütürsüzlük
Pütürsüz olma durumu
- pıhtı
Koyulaşarak yarı katı duruma gelmiş sıvı
- pıhtılanma
Pıhtılanmak işi
- pıhtılanmak
İçinde pıhtılar olmak
- pıhtılaşabilme
Pıhtılaşabilmek işi
- pıhtılaşabilmek
Pıhtılaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- pıhtılaşma
Sıvı durumdan pıhtı durumuna geçme, pıhtılaşmak işi
- pıhtılaşmak
Pıhtı durumuna gelmek
- pıhtılaştırma
Pıhtılaştırmak işi
- pıhtılaştırmak
Pıhtı durumuna getirmek
- pıllım pıllım
Köhne ve eskimiş
- pıllım pıllım olmak
köhneleşmek
- pılı pırtı
Eski eşya
- pılı pırtı (veya pılıyı pırtıyı) toplamak
götürmek üzere bütün eşyalarını toplamak
- pınar
Yerden kaynayarak çıkan su; bulak, göze
- pınar başı
Pınarın etrafı
- Pınarbaşı
Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri
- Pınarhisar
Kırklareli iline bağlı ilçelerden biri
- pır
Kuş kanatlarının çıkardığı ses
- pır pır
Genellikle kuş kanadının çıkardığı ses
- pır pır etmek
ışık yanıp sönmek
- pırasa
Zambakgillerden, sapından ve yapraklarından yararlanılan, çok yıllık bir kış sebzesi (Allium porrum)
- pırasa bıyıklı
Uzun, gür bıyıklı (kimse)
- pırazvana
Kılıç, bıçak vb. saplı şeylerin sap içinde kalan bölümü
- pırlak
Doğan, atmaca vb. yırtıcı kuşları yakalamada çağırtkan olarak kullanılan, avcılarca bir kafes içinde av yerine bırakılan kuş
- pırlama
Pırlamak işi
- pırlamak
Kuş, herhangi bir şeyden ürküp uçmak
- pırlangıç
Ses çıkararak dönen topaç
- pırlanta
Birçok façetası olacak biçimde yontulmuş foyasız parlak elmas
- pırlanta gibi
çok iyi nitelikleri olan, değerli, saf, temiz
- pırlantalı
Pırlantası olan
- pırlantasız
Pırlantası olmayan
- pırnakıl
Herhangi bir yerde yoğun olarak, çok fazla bulunan
- pırnal
Kışın yapraklarını dökmeyen bir tür çalı meşesi (Quercus ilex)
- pırnal kömürü
Çalıdan yapılan, kaliteli, iyi kömür
- pırnallık
Pırnal çalılığı
- pırpı
Yılan sokmasına karşı ilaç olduğuna inanılan bir taş türü
- pırpır
Tek veya çift motorlu küçük uçak
- pırpırlama
Pırpırlamak işi
- pırpırlamak
Yanıp sönmek
- pırpırlanma
Pırpırlanmak işi
- pırpırlanmak
Aralıklarla yanmak
- pırpırlı
“Astsubay” anlamında kullanılan bir söz
- pırpırı
Yeniçeri salma erlerinin giydikleri kırmızı çuhadan yapılmış cübbe; pirpiri
- pırpıt
Eski püskü, değersiz, işe yaramayan
- pırpıtçı
Pırpıt yapan kimse
- pırtlak
Pırtlamış, dışarı fırlamış
- pırtlama
Pırtlamak işi
- pırtlamak
Bulunduğu yerden kayıp dışarı çıkmak
- pırtlatma
Pırtlatmak işi
- pırtlatmak
Pırtlama işini yaptırmak
- pırtı
Değersiz şey, eşya
- pırıl pırıl
Çok parlak, çok ışıklı
- pırıl pırıl olmak
tertemiz olmak
- pırıldak
Işık açıp kapamak yoluyla işaretler vererek anlaşmayı sağlayan araç
- pırıldakçı
Pırıldak kullanmasını bilen ve bu işte çalışan kimse
- pırıldama
Pırıldamak işi
- pırıldamak
Işık saçmak, ışıldamak
- pırıltı
Pırıldayan şeyin yansıttığı ışık
- pırıltılı
Pırıltı ve parlak olan
- pısırık
Tutuk, sünepe, aşırı çekingen, yüreksiz ve beceriksiz (kimse); ezik, girgin karşıtı
- pısırıklaşma
Pısırıklaşmak işi
- pısırıklaşmak
Pısırık olmak, pısırık duruma gelmek
- pısırıklık
Pısırık olma durumu; püsürüklük
- pısırıkça
Pısırık gibi, pısırığa yaraşır bir biçimde
- pıt
Çok küçük bir nesnenin, su damlasının yere veya herhangi bir şey üzerine düşmesiyle çıkan hafif ses
- pıt pıt
Arka arkaya “pıt” sesi çıkararak
- pıt pıt atmak
korku, heyecan vb. bir sebeple kalbi fazla çarpmak
- pıtrak
Sarı çiçekli, dikenli bir yıllık otsu bitki (Xantium spinosum)
- pıtrak gibi
üzerinde çok sayıda meyve bulunan (ağaç ve dal)
- pıtır pıtır
Sık ve düzgün bir biçimde hafifçe ses çıkararak
- pıtırdama
Pıtırdamak işi
- pıtırdamak
Pıtırtı çıkarmak, pıtırtı etmek
- pıtırdatma
Pıtırdatmak işi
- pıtırdatmak
Pıtırtı çıkarmasına yol açmak
- pıtırtı
Çok hafif patırtı, hafif gürültü
- pıtırtı etmek
çok hafif gürültü çıkmasına yol açmak
- pıyrım pıyrım
Çok eskimiş, çok yıpranmış
- pışpış
Elle hafifçe vurma veya okşama sesi
- pışpışlama
Pışpışlamak işi
- pışpışlamak
Bebeği kucakta yavaş yavaş sallayarak uyutmaya çalışmak
- pışpışlayabilme
Pışpışlayabilmek işi
- pışpışlayabilmek
Pışpışlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- pışt
Islıklı ses
- pışt demek
rahatsız edici bir söz söylemek
- pışık
Kuşku belirten el ve göz işareti