R harfi ile başlayan kelimeler
R harfi için 1065 sözlük maddesi listeleniyor.
R harfinde öne çıkanlar
Bu harfte daha sık ziyaret edilen maddeler.
- resim gibi
çok güzel
- resim çekmek (veya çıkarmak)
fotoğraf makinesiyle bir şeyin biçimini kâğıda geçirmek
- radyo
Elektrik dalgalarının özelliğinden yararlanarak seslerin iletilmesi sistemi
- resim almak
bir şeyin resmini yapmak
- Romanoloji
Romen dilleri bilimi
- rezene
Maydanozgillerden, 1-1,5 metre yüksekliğinde, sarı çiçekli, yaprakları iplik biçiminde parçalı, hoş kokulu, baharatlı meyveleri anason gibi yemeklerde ve bazı içkilerde tat verici olarak kullanılan, hekimlikte gaz söktürücü olarak yararlanılan çok yıllık otsu bir bitki (Foeniculum vulgare)
- rota çizmek
izleyeceği yolu belirlemek
- rüsvalık
Rüsva olma durumu
- reaya
Bir hükümdarın yönetimi altındaki halk
- reçine kesesi
Bazı açık tohumlular ile benzerlerinde bulunan ve reçineli maddelerin birikmesine yarayan küçük kese
- rızası olmak
izni olmak, müsaadesi olmak
- rahip
Hristiyanlarda genellikle manastırda yaşayan evlenmemiş papaz; keşiş, karabaş
- radyo yayını
Doğrudan kamuya seslenen ve sesli programları yayan iletişim aracı
- ruh karmaşası
Ruhsal açıdan sıkıntı
- ruhsal durum
İnsanın içinde bulunduğu psikolojik durum; duygu durumu, ruh hâleti, ruh hâli, ruhi hâlet, hâletiruhiye
- raylı temel
Ray sistemi üzerine yapılmış temel
- röportajcılık
Röportajcının işi
- rüşvet
Yaptırılmak istenen bir işte yasa dışı kolaylık ve çabukluk sağlanması için bir kimseye mal veya para olarak sağlanan çıkar; anahtar, arpa, yem, yemlik
- rızıklanma
Rızıklanmak işi
- radikallik
Radikal olma durumu
- rakıcılık
Rakıcının işi
- randımanlılık
Randımanlı olma durumu
- randımansızlık
Randımansız olma durumu
- rap
Ayakların yürürken çıkardığı ses
- rastlanabilmek
Rastlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- renkser
Renklerle ilgili olan; kromatik
- resim
Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça gibi araçlarla kâğıt, bez vb. üzerinde yapılan biçimleri
- rintçe
Rinde yakışan; rindane
- robotik kodlama
Programlanabilir elektromekanik cihazların yapmaları gereken görevlere yönelik olarak bir derleyici aracılığıyla ve belirli kurallar çerçevesinde yazılı talimatlar hazırlama işlemi
- rol dağılımı
Piyes, film vb.nde hangi rolün kim tarafından oynanacağının belirlenmesi
- rolcü
Rol yapan kimse
- romantiklik
Romantik olma durumu
- römorkör
Yedeğinde özellikle deniz taşıtı götüren taşıt
- rüsva
Ayıplanacak durumda olan, rezil
- rüşvet almak
rüşvet olarak verilen parayı veya malı kabul etmek
- rüşvet vermek
bir görevliye bir işi yaptırmak için para veya mal vermek
R dizini
1065 kelime bağlantısı sunucuda oluşturuldu.
- r, R
Türk alfabesinin yirmi birinci sırasında yer alan ve re adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından yumuşak, sürtünücü diş eti ünsüzünü gösterir
- Ra
Radyum elementinin simgesi
- rabbani
Allah ile ilgili, Allah'a bağlı, ilahi, Allah'tan gelen
- rabbanilik
Rabbani olma durumu
- Rabbena
"Tanrı'mız!" anlamında kullanılan bir söz
- Rabbena hakkı için
ant içerken inandırmak için kullanılan bir söz
- rabıta
Birbirini tutma, tutarlık
- rabıtalı
Sözünü bilen, tutarlı, ağırbaşlı
- rabıtasız
Düzensiz, birbirini tutmaz
- rabıtasızlık
Rabıtasız olma durumu
- raca
Hindistan'da prenslere verilen ünvan
- raci
Geri dönen
- raci olmak
dokunmak, dayanmak, ilgilendirmek
- racon
Yol, yöntem, usul
- racon kesmek
görünüşe göre hüküm vermek
- radansa
Yelkenlere açılan deliklere ve halat ilmiklerine geçirilen metal halka
- radar
Radyo dalgalarının yankısını alarak cisimlerin yerini ve uzaklığını bulabilen, genellikle uçak ve gemilerde kullanılan cihaz
- radarcı
Radar kullanan veya radarın bakım ve onarımıyla görevli kimse
- radarcılık
Radarcının görevi
- radika
Yaprakları salata olarak yenen baharlı, çok yıllık bir bitki (Taraxacum officinale)
- radikalleşme
Radikalleşmek durumu
- radikalleşmek
Köktenci olmak
- radikalleştirme
Radikalleştirme işi
- radikalleştirmek
Radikal duruma getirmek
- radikallik
Radikal olma durumu
- radon
Atom numarası 86, atom ağırlığı 222 olan, hidrojen ve oksijenle karışım durumunda elde edilen, boru yardımıyla sıvı hava içinden geçirilerek karışımdan ayrılan radyoaktif element (simgesi Rn)
- radyan
Bir dairede yarıçap uzunluğundaki yay parçasını gören merkez açıya eşit açı ölçme birimi
- radyasyon
Işın veya tanecik yayımı; ışıma, ışınım
- radyasyonlu
İçinde radyasyon bulunan
- radyasyonsuz
İçinde radyasyon bulunmayan
- radyatör
Hava, su veya buharı ısıtmak veya soğutmak suretiyle meydana gelen sıcaklığı veya soğukluğu yayan, böylece ısıtma ve soğutmada kullanılan cihaz
- radyatörcü
Radyatör yapan, satan, onaran veya döşeyen usta
- radyatörcülük
Radyatörcü olma durumu
- radyo
Elektrik dalgalarının özelliğinden yararlanarak seslerin iletilmesi sistemi
- radyo gazetesi
Radyo aracılığıyla yayımlanan haber, yorum ve röportajların tümü
- radyo istasyonu
Radyo vericilerinin bulunduğu merkez
- radyo muhabiri
Radyo haberlerini ve röportajlarını hazırlayan gazeteci
- radyo oyunu
Radyoda seslendirilmek üzere yazılan oyun; radyofonik piyes
- radyo taksi
Telsiz telefon ağı ile bir şirkete veya durağa bağlı olarak çalışan taksi
- radyo yayını
Doğrudan kamuya seslenen ve sesli programları yayan iletişim aracı
- radyoaktif
Alfa, beta veya gama ışınlarını yayma özelliği olan; ışın etkin
- radyoaktif izotoplar
Bazı hastalıkların tanısında ve iyileştirilmesinde yararlanılan radyoaktif maddeler
- radyoaktifleştirme
Bir elementi radyoaktif duruma getirme
- radyoaktiflik
Radyoaktif olma durumu
- radyoaktivite
Alfa, beta veya gama ışınlarını yayma özelliği; ışın etkinlik, radyo etkinliği
- radyobiyoloji
Radyoaktif ışınların canlı dokular üzerindeki etkisini inceleyen bilim; radyofizyoloji
- radyobiyolojik
Radyobiyoloji ile ilgili
- radyocu
Radyo yapan, onaran veya satan kimse
- radyoculuk
Radyo yapma, onarma veya satma işi
- radyoelektrik
Fiziğin elektromanyetik dalgaların araştırılması ve uygulanması ile ilgili bölümü
- radyoelektriksel
Radyoelektriğe ilişkin
- radyoelektronik
Elektroniğin radyoelektriğe uygulanması
- radyoevi
Radyo yayınlarının gerçekleştirildiği yapı
- radyofizik
Radyoelektriğe ilişkin olayları inceleyen bilim dalı
- radyofoni
Elektromanyetik dalgaların özelliklerinden yararlanarak sesleri ileten sistem
- radyofonik
Radyo ile ilgili, radyo ile yayımlanan
- radyofonik ses
Radyoda konuşma yapmaya uygun ses
- radyofoto
Fotoğraf, yazı vb. görüntülerin radyo dalgalarıyla uzaktan iletilmesini sağlayan sistem
- radyografi
Bir organ veya cismin biçimini X ışınlarından yararlanarak görüntüleme
- radyogram
Telsiz telgrafla verilen haber ve bunun yazılı olduğu kâğıt
- radyoizotop
Doğal bir elementin radyoaktif izotopu
- radyokimya
Radyoaktif cisimleri ve onların kimyasal özelliklerini inceleyen bilim dalı
- radyolink
Radyo, telefon, televizyon, teleks vb. iletişim araçlarının kablo bağlantısı olmaksızın, istasyonlar arasında veya stüdyo ile verici istasyon arasında yüksek frekanslı radyo dalgaları ile bağlantı kurmasına yarayan sistem
- radyolojik
Radyoloji ile ilgili
- radyometri
Işıma şiddetinin ölçümü
- radyometrik
Radyometri ile ilgili
- radyoskopi
Bir organ veya cismin her türlü açıdan biçiminin ve hareketlerinin ışınlar altında incelenmesini sağlayan muayenesi
- radyoteknoloji
Elektro filmi çekme tekniği
- radyum
Atom numarası 88, atom ağırlığı 226,05 olan, 700 °C'de eriyen, 1898 yılında Pierre Curie ve eşi tarafından bulunan, soğukta suyu ayrıştıran, ışın etkinliği çok bir element (simgesi Ra)
- raf
Üstüne öteberi koymak için duvara veya bir dolabın içine birbirine paralel olarak tutturulmuş, genellikle geniş, uzun tahta veya metal levha; sergen
- raf ömrü
Çeşitli katkı maddeleriyle kalıcılığı sağlanmış bir ürünün bozulmadan korunduğu süre
- rafa koymak (veya kaldırmak)
savsaklamak, artık üstünde durmamak, ihmal etmek
- rafadan
Kaynar suda kabuğu ile az pişirilmiş (yumurta)
- rafinatör
Odun liflerini içinde bulunabilecek yabancı maddelerden arıtma ünitesi
- rafine
Kristalleştirme, damıtma gibi ayırma yöntemleriyle istenmeyen maddelerden arındırılmış (yağ, petrol vb.)
- rafit
Bazı hayvan ve bitki hücrelerinde bulunan, iğne biçiminde billur madde
- raflı
Rafı olan
- rafsız
Rafı olmayan
- rafya
Afrika ve Amerika'da yetişen, iri gövdeli, uzun yapraklı palmiye (Raphie)
- Rafızi
Rafıziliği benimseyen kimse
- Rafızilik
Şii mezhebinin bir kolu ve bu koldan olanların inancı
- ragbi
On beşer kişilik iki takım arasında oval bir topla oynanan oyun
- rahat
İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu; huzur
- rahat batmak
iyi bir durumdayken bu durumu olmayacak sebepler yüzünden bırakanlar için sitem yollu söylenen bir söz
- rahat bırakmak
işine karışmamak
- rahat bırakmamak (veya vermemek)
tedirgin etmek
- rahat durmak
yaramazlık etmemek veya kımıldamamak
- rahat duruş
Alıştırmalar arasında dinlenmek için eller arkaya dik olarak birleştirilmiş, bacaklar önde veya yana yarım adım duruşunda vücudun aldığı gevşek durum
- rahat döşeği
Bir insanın içinde yatıp kalktığı yatak
- rahat etmek
sıkıntısız durumda olmak, ferahlanmak, dinlenmek
- rahat kıçına batmak
bulunduğu rahat durumun değerini bilmemek
- rahat olmak
üzüntülü, sıkıntılı veya tedirgin durumda olmamak
- rahat rahat
Rahat bir biçimde
- rahat yüzü görmemek
hiç rahat etmemek
- rahata ermek
rahatlamak
- rahata kavuşmak
rahatlamak
- rahatlama
Rahatlamak işi; deşarj, relaks
- rahatlamak
Üzüntü, sıkıntı, tedirginlik veren bir durum ortadan kalkmak veya azalmak, rahata kavuşmak
- rahatlatabilme
Rahatlatabilmek işi
- rahatlatabilmek
Rahatlatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- rahatlatma
Rahatlatmak işi
- rahatlatmak
Rahatlamasını sağlamak, ferahlatmak
- rahatlayabilme
Rahatlayabilmek işi
- rahatlayabilmek
Rahatlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- rahatlayıverme
Rahatlayıvermek işi
- rahatlayıvermek
Çabucak veya kısa sürede rahatlamak
- rahatlayış
Rahatlamak işi
- rahatlık
Üzüntüsü, sıkıntısı, tedirginliği olmama durumu
- rahatsız
Rahatı olmayan, tedirgin, huzursuz
- rahatsız etmek
rahatını bozmak, rahatını, keyfini kaçırmak
- rahatsız olmak
rahatı bozulmak, keyfi kaçmak, sağlığı bozulmak
- rahatsızlanma
Rahatsızlanmak işi
- rahatsızlanmak
Sağlığı bozulmak, hastalanmak, rahatsız olmak
- rahatsızlık
Rahatsız olma durumu, tedirginlik
- rahatsızlık duymak
tedirgin olmak, huzurunun ve rahatının kaçtığını hissetmek
- rahatsızlık vermek
rahatını bozmak, rahatını, keyfini kaçırmak
- rahatça
Rahat bir biçimde
- rahatı kaçmak
rahatsız, tedirgin olmak, üzülmek
- rahatına bakmak
hiçbir şeye aldırış etmeyerek rahatını sağlamaya çalışmak
- rahibe
Kadın rahip
- rahibelik
Rahibe olma durumu
- rahim
Acıma, esirgeme
- rahim içi araç
Uzun süreli doğum kontrolü sağlayan araç
- rahip
Hristiyanlarda genellikle manastırda yaşayan evlenmemiş papaz; keşiş, karabaş
- rahiplik
Rahip olma durumu
- rahle
Üzerinde kitap okunan, yazı yazılan, bazıları açılıp kapanabilen alçak, küçük masa
- rahleitedris
Birinin bilgisi ve görgüsü altında alınan eğitim
- rahleitedrisinden geçmek
birinden eğitim almak
- rahman
Herkese, her canlıya merhamet eden (Tanrı)
- rahmet
Birinin suçunu bağışlama, yarlıgama, merhamet etme
- rahmet okumak
Tanrı'nın merhamet ve bağışlaması için dua etmek
- rahmet okutmak
biri, kötü bir kimseden daha kötü çıkmak
- rahmet olsun canına
"Allah rahmet eylesin" anlamında ölüler anılırken kullanılan bir iyi dilek sözü
- rahmetli
"Tanrı'nın rahmetine kavuşmuş, bağışlanmış" anlamlarında ölmüş Müslümanları saygıyla anmak için ad veya ünvanlarının başına getirilen bir söz
- rahmetli olmak
ölmek
- rahmetlik olmak
ölmek
- raht
At takımı
- rahvan
Koşarken bir yandaki iki bacağını aynı anda atan binek hayvanlarının biniciyi sarsmayan en yavaş koşma biçimi
- rahîm
Koruyan, acıyan, merhamet eden (Tanrı)
- rakam
Sayıları göstermek için kullanılan işaretlerden her biri
- rakamlama
Rakamlamak işi
- rakamlamak
Bas notalarının üstüne akortlarını belirten rakam koymak
- rakamlı
Rakamı olan, içinde rakam bulunan
- rakamsız
Rakamı olmayan
- raket
Masa tenisi, tenis vb. oyunlarda topa vurmak için kullanılan, oval tahta bir kasnağa gerilmiş bir ağla veya lastikle kaplanmış saplı araç; vuraç
- rakibe
Kadın rakip
- rakik
İnce, narin
- rakip
Herhangi bir işte, bir yarışta, birbirini geçmeye çalışan, aynı şeyi elde etmeye uğraşan kimse
- rakipsiz
Daha üstünü, daha iyisi bulunamayan (kimse veya şey)
- rakipsizlik
Rakipsiz olma durumu
- rakit
Durgun (su)
- rakit bulmak
sakinleşmek
- rakkas
Raksı meslek edinmiş erkek
- rakkase
Raksı meslek edinmiş kadın
- rakkaslı
Sarkacı olan
- rakor
Sıhhi tesisatta iki boruyu döndürmeden birbirine bağlanmasını sağlayan bağlantı parçası
- rakorlu musluk
Hortum bağlamak için kullanılan musluk
- raks aksağı
Klasik Türk müziğinde bir küçük usul
- raks etmek
oynamak, dans etmek
- rakun
Kuzey Amerika'da, ağaçlarda yaşayan, kafası tilkiye benzeyen, uzun kuyruğu alaca halkalı, kürklü hayvan (Procyon lotor)
- rakı
Üzüm, incir, erik vb. meyvelerin alkolle mayalanarak damıtılmasıyla elde edilen içki; aslansütü, imamsuyu
- rakı bardağı
Rakı içmek için özel olarak üretilen, dar ve uzunca bardak
- rakı meclisi
Rakı veya başka içki içilip yemekler, mezeler yiyerek vakit geçirilen, çalınıp söylenerek eğlenilen toplantı; rakı âlemi
- rakıcı
Rakı yapan veya satan kimse
- rakıcılık
Rakıcının işi
- ralli
Yarışmacıların otomobille belli yolları izleyerek ve özel kurallara uyarak belirli bir yere ulaşmalarına dayanan otomobil yarışı
- rallici
Ralliye katılan yarışmacı
- rallicilik
Rallici olma durumu
- ram
Boyun eğen, kendini başkasının buyruğuna bırakan
- ram etmek
boyun eğdirmek, itaat ettirmek
- ram olmak
boyun eğmek, itaat etmek
- ramak
"Bir şeyin olmasına çok az kalmak" anlamına gelen ramak kalmak deyiminde geçer
- ramazan
Ay takviminin dokuzuncu ayı, üç ayların sonuncusu, oruç tutulan ay
- Ramazan Bayramı
Ay takvimine göre şevval ayının ilk üç gününde kutlanan dinî bayram; Şeker Bayramı
- ramazan davulu
Ramazan günlerinde oruç tutacakları sahura kaldırmak için mahalle aralarında çalınan davul
- ramazan pidesi
Ramazan ayında özel olarak yaptırılan pide
- ramazan topu
Ramazan ayında sahur ve iftar vakitlerini halka duyurmak için atılan top
- ramazaniyelik
Ramazanda iftar ve sahurda yenmek için alınan yiyecekler
- ramazanlık
Ramazan için ayrılmış (yiyecek)
- rambursman
Ödeme emrini vermesi gereken bankanın talimatına göre akreditif bedelini ödeyen aracı banka
- rami
Isırgangillerden, Çin, Vietnam ve Malezya'da yetişen değerli bir bitki (Boehmeria nivea)
- ramp
Bir tiyatro sahnesinin önünde, ışık ve ışıldakların yerleştirildiği, izleyiciye en yakın yer
- ramp ışığına çıkarmak
bir oyunu sahnelemek
- rampa
Bir arazinin, bir kara yolunun, bir demir yolu hattının yatay doğrultuya göre yokuş olan bölümü
- rampa etmek
taşıt bir yere, bir şeye veya bir başka taşıta yanaşmak
- rampacı
Deniz savaşlarında, borda bordaya savaşıldığında karşı gemiden gelen saldırıları önleyen veya düşman gemisine atlayıp savaşan er
- rampalama
Rampalamak işi
- rampalamak
Rampa etmek
- rampalı
Yokuşu olan
- randa
Gemilerin mizana direğinin gerisindeki yelken
- randevu
Belli bir saatte, belli bir yerde iki veya daha çok kişi arasında kararlaştırılan buluşma; termin
- randevu almak
bir kimseden belli bir saat ve yerde buluşmak için söz almak, gün almak
- randevu vermek
belli bir saatte, belli bir yerde biriyle buluşmak için söz vermek
- randevucu
Randevuevi işleten kimse
- randevuculuk
Randevucunun işi
- randevuevi
Gizli fuhuş amacıyla işletilen yer
- randevulaşma
Randevulaşmak işi
- randevulaşmak
İki veya daha çok kişi belli bir yerde veya zamanda buluşmak için sözleşmek
- randevulu
Randevusu bulunan
- randevusu olmak
belli bir saatte, belli bir yerde buluşmak için biriyle sözleşmiş olmak
- randevusuz
Randevusu olmayan
- randımanlılık
Randımanlı olma durumu
- randımansız
Randımanı olmayan
- randımansızlık
Randımansız olma durumu
- rantabl
Gelir getiren, kâr sağlayan; verimli, getirimli
- ranza
Gemi, tren, kışla, yatılı okul vb. yerlerde üst üste yapılan yatak yeri
- rap
Ayakların yürürken çıkardığı ses
- rap diye
ansızın
- rap rap
Bir birliğin, yürüyüş düzenine girmiş bir topluluğun, uygun adım yürürken çıkardığı ses
- rapor
Herhangi bir işte, bir konuda yapılan inceleme, araştırma sonucunu, düşünceleri veya tespit edilenleri bildiren yazı; yazanak
- rapor almak
hasta olup olmadığını belirlemek amacıyla herhangi bir sağlık kuruluşundan belge almak
- rapor etmek
rapor vermek
- rapor vermek
herhangi bir konuda yapılan inceleme, araştırma sonucu düşünce veya gözlemleri bildirmek
- raporcu
Bir işi, bir konuyu inceleyerek onunla ilgili rapor vermekle görevli kimse
- raporlama
Raporlamak durumu
- raporlamak
Rapora bağlamak, rapor hâline getirmek
- raporlu
Raporu olan
- raporluluk
Raporlu olma durumu
- raporsuz
Raporu olmayan
- raportör
Bir komisyonun verdiği kararların gerekçesini kaleme alıp genel kurul karşısında savunmakla görevlendirilen üye
- raportörlük
Raportör olma durumu
- rapsodi
İçinde, Homeros'un şiirlerindeki olaylardan birini işleyen şarkı veya parça
- rapten
Bağlı olarak, tutturulmuş biçimde
- raptetme
Raptetmek işi
- raptetmek
Bir şeyi bir yere iliştirmek, tutturmak
- raptiye
Düz, geniş başlı, kısa bir çivi görünüşünde, kâğıt veya karton vb. şeyleri bir yere tutturmak için kullanılan araç; pünez
- raptiyeleme
Raptiyelemek işi
- raptiyelemek
Raptiye ile tutturmak
- raptiyelenme
Raptiyelenmek işi
- raptiyelenmek
Raptiye ile tutturulmak
- raptiyeletme
Raptiyeletmek işi
- raptiyeletmek
Raptiyeleme işini yaptırmak
- raspa
Demir, tahta yüzeylerdeki boya, pas vb.ni çıkarma, pürüzleri gidermek amacıyla kullanılan iri dişli bir törpü
- raspa etmek
raspalamak
- raspa taşı
Gemi güvertelerini temizlemek için kullanılan sünger taşı
- raspacı
Raspa yapan kimse
- raspacılık
Raspacı olma durumu
- raspalama
Raspalamak işi
- raspalamak
Raspa kullanarak boyaları, pasları kazımak, pürüzleri gidermek veya iki yüzeyi birbirine yapıştırmak, oturtmak
- raspalanma
Raspalanmak işi
- raspalanmak
Raspalama işine konu olmak
- rast
Doğru, düzgün
- rast gele!
"işiniz rast gitsin" anlamında kullanılan bir söz
- rast gelmek
düşünmediği, ummadığı hâlde karşılaşmak, rastlamak, tesadüf etmek
- rast getirmek
rast gelmesini sağlamak
- rast gitmek
uygun düşmek, istenilen biçimde gelişmek
- rastgele
(ra'stgele) Seçmeden, iyisini kötüsünü ayırmadan; gelişigüzel, lalettayin
- rastlama
Rastlamak işi
- rastlamak
Bir kimse ile karşı karşıya gelmek; rast gelmek, tesadüf etmek
- rastlanabilme
Rastlanabilmek işi
- rastlanabilmek
Rastlanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- rastlanma
Rastlanmak işi
- rastlanmak
Karşılaşılmak, rast gelinmek, tesadüf edilmek
- rastlantı
Bilgiye, isteğe, kurala veya belli bir sebebe dayanmaksızın oluveren karşılaşma, tesadüf
- rastlantısal
Rastlantı ile ilgili; tesadüfi
- rastlantısallık
Rastlantısal olma durumu; tesadüfilik
- rastlatma
Rastlatmak işi
- rastlatmak
Rastlama işini yaptırmak
- rastlayabilme
Rastlayabilmek işi
- rastlayabilmek
Rastlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- rastlayıverme
Rastlayıvermek işi
- rastlayıvermek
Birdenbire rastlamak
- rastlayış
Rastlamak işi
- rastlaşabilme
Rastlaşabilmek işi
- rastlaşabilmek
Rastlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- rastlaşma
Rastlaşmak işi
- rastlaşmak
Birbiriyle karşılaşmak, birbirine rastlamak; tesadüf etmek
- rastık
Kadınların kaşlarını veya saçlarını boyamak için sürdükleri siyah boya
- rastık çekmek
rastık sürmek
- rastıklı
Rastık sürülmüş olan (kaş veya saç)
- rasyon
Bir hayvanın 24 saatlik bir periyot için besin maddeleri ve enerji gereksinimini sağlayan toplam yem miktarı
- rasyonel
Akla uygun, aklın kurallarına dayanan; ölçülü, ussal, hesaplı
- rasyonel sayı
Tam veya kesirli sayıların ortak adı
- rasyonelleşme
Rasyonelleşmek durumu
- rasyonelleşmek
Rasyonel duruma gelmek
- rasyonelleştirme
Rasyonelleştirmek işi
- rasyonelleştirmek
Rasyonel duruma getirmek
- rasyonellik
Rasyonel olma durumu
- ratanya
Karabuğdaygillerden, basit yapraklı, kökü sürgün kesici olarak kullanılan ağaççık (Krameria triandra)
- rate
Yaşlı, verimsiz, geçimsiz (kimse)
- rattan
Avustralya, Afrika ve Asya’nın tropikal bölgelerinde yetişen bir tür kamış
- raunt
Boks vb. spor karşılaşmalarında devrelerden her biri
- ravent
Karabuğdaygillerden, büyük yapraklı, beyaz çiçekli, çok yıllık ve otsu bir bitki (Rheum officinale)
- ravi
Rivayet eden, nakleden
- ray
Tren, tramvay vb. taşıtlarda tekerleklerin üzerinde hareket ettiği demirden yol
- raydan (veya rayından) çıkmak
düzeni bozulmak, altüst olmak
- rayiha
Güzel koku
- rayihalı
Güzel kokulu
- rayiç
Bir para biriminin veya malın satış ve sürüm değeri
- raylı
Rayı bulunan
- raylı sistem
Taşıt veya yapıların ray üzerinde hareket etmesini sağlayan sistem
- raylı sistem bina
Raylı temel sistemi üzerine inşa edilmiş bina
- raylı temel
Ray sistemi üzerine yapılmış temel
- raysız
Rayı bulunmayan
- rayına girmek
bir iş, bir girişim düzene sokulmak, iyi bir duruma getirilmek
- rayına oturtmak
bir işi yoluna, yöntemine koymak, düzgün işler duruma getirmek
- razakı
Kalınca kabuklu, iri ve uzunca taneli, şekeri çok bir tür üzüm
- razmol
İri, kepekli un
- razı
Uygun bulan, benimseyen, isteyen, kabul eden
- razı etmek
kabul ettirmek
- razı olmak (veya gelmek)
uygun bulmak, beğenmek, benimsemek, istemek, kabul etmek
- razılık
Razı olma durumu
- razılık vermek
razı olmak
- rağbet
İstek, arzu, ilgi
- rağbet etmek (veya göstermek)
istemek, beğenmek, istekle karşılamak
- rağbet görmek (veya kazanmak)
istenilmek, beğenilmek, istekle karşılanmak
- rağbetli
İstek gören, rağbet gören, rağbet edilen
- rağbetsiz
İsteksiz, gönülsüz, rağbet etmeyen
- rağbetsizlik
İsteksizlik, gönülsüzlük, rağbet etmeme
- raşe
Titreyiş, ürkme
- raşelenme
Raşelenmek durumu
- raşelenmek
Titremek, ürpermek
- raşi
Rüşvet veren kimse
- raşitik
Raşitizm hastalığına yakalanmış (çocuk)
- raşitizm
Özellikle süt çocuklarında D vitamini eksikliği ile kalsiyum, fosfor eksikliğinden veya dengesizliğinden ileri gelen, biçim bozukluğuna sebep olan kemik hastalığı
- Rb
Rubidyum elementinin simgesi
- Re
Renyum elementinin simgesi
- re
Türk alfabesinin yirmi birinci harfinin adı, okunuşu
- reaksiyon göstermek
tepkimek
- reaktör
Yakıt olarak çevre havayı kullanan ve pervanelerin yardımı olmaksızın doğrudan doğruya tepki ile çalışan, iki ucu açık boru biçiminde itici
- realist olmak
gerçekçi olmak
- reaya
Bir hükümdarın yönetimi altındaki halk
- rebabi
Rebap çalan kimse
- rebap
Gövdesi Hindistan cevizi kabuğundan yapılmış uzun saplı saz
- rebiyülahir
Ay takviminin dördüncü ayı; küçük mevlit ayı
- rebiyülevvel
Ay takviminin üçüncü ayı; büyük mevlit ayı
- recep
Ay takviminin yedinci ayı, üç ayların birincisi
- recim
Taşa tutma, taşa tutarak öldürme
- recmen
Recim yoluyla
- recmetme
Recmetmek işi
- recmetmek
Taşa tutmak, taşa tutarak öldürmek
- redaksiyon
Yazılmış bir metin üzerinde gereken düzeltmeleri yaparak yazıyı yayıma hazır duruma getirme
- redaktör
Yazılmış bir metin üzerinde gereken düzeltmeleri yaparak yazıyı yayıma hazır duruma getiren kimse
- redaktörlük
Redaktörün görevi
- reddedebilme
Reddedebilmek durumu
- reddedebilmek
Reddetme ihtimali veya imkânı bulunmak
- reddedilme
Reddedilmek durumu
- reddedilmek
Reddetme işine konu olmak
- reddediş
Reddetmek işi
- reddetme
Reddetmek işi
- reddetmek
Verilen veya yapılması istenen bir şeyi kabul etmemek, geri çevirmek; reddeylemek
- reddettirme
Reddettirmek durumu
- reddettirmek
Reddetme işini yaptırmak
- reddihâkim
Hâkimi istememe, kabul etmeme, reddetme
- reddimiras
Her türlü sonucuyla mirası istememe, kabul etmeme, reddetme
- reddiye
Bir düşünceyi, bir öğretiyi çürütmek için yazılan yazı
- reddolunma
Reddolunmak durumu
- reddolunmak
Verilen veya yapılması istenen bir şey kabul edilmemek, geri çevrilmek
- redevans
Bir berat, lisans hakkı veya ticari marka sahibinin bunu devrettiği firmalardan aldığı maddi karşılık
- redif
Şiirde uyaktan sonra tekrarlanan, aynı harflerden oluşan kelime veya ek; yedek
- redingot
Arkası yırtmaçlı, etekleri uzun, çift sıra düğmeli, resmî erkek ceketi
- redingotlu
Redingot giymiş olan
- redoks
Bir atom veya molekülden ötekine bir veya daha çok elektronun geçişi olayı
- reeksport
Bir ülkeden alınan malın başka bir ülkeye satılması
- reel kesim
Mal ve hizmetlerin, hammadde, ara malı ve üretim faktörleri kullanılarak üretildiği, faktör ve mal piyasalarından oluşan kesim; reel sektör
- reeskont
Bir bankanın elinde bulundurduğu, vadesi gelmemiş senetleri bir başka bankaya iskonto ettirmesi
- Refahiye
Erzincan iline bağlı ilçelerden biri
- refakat
Arkadaşlık etme, birlikte bulunma
- refakat etmek
beraberinde gitmek, arkadaşlık etmek, eşlik etmek
- refakatçi
Hastanelerde hastanın yanında kalan, hastaya yardımcı olan kimse; eşlikçi
- refakatçilik
Refakatçi olma durumu
- referans
Karşılaştırma için başlangıç kabul edilen nokta veya yer
- referans elektrot
Potansiyeli zaman içerisinde değişmeyen elektrot
- refetme
Refetmek işi
- refetmek
Yukarı kaldırmak
- refik
Bir kadının evlenmiş olduğu erkek
- refika
Bir erkeğin evlenmiş olduğu kadın
- refleks
Dıştan gelen bir uyarım sonucu doğan hareket, salgı gibi iç tepkilere yol açan irade dışı sinir etkinliği; tepke
- refleks yayı
Uyarının alınması, duyu siniri ile merkeze iletilmesi, merkezden verilen cevabın motor sinir ile kasa aktarılması sonucunda meydana gelen bir sinir sistemi mekanizması
- reflü
Bir vücut sıvısının normalin aksi yönde akması
- reftar
Giriş, yürüyüş
- reftiye
Osmanlı Devleti'nde Tanzimat'a kadar ihraç edilen maldan alınan vergi
- Regaip Gecesi
Hz. Muhammed'in ana rahmine düştüğü kabul edilen, kamerî aylardan Recep’in ilk cuma gecesi
- Regaip Kandili
Regaip Gecesi kutlanan kandil
- reglan
Omuzlardan geçerek boyna kadar uzanan (kol)
- regresyon
İki veya daha çok değişken arasında doğrusal bir ilişki olup olmadığının bulunması ve bu doğrusal ilişkinin bir doğrusal denklemle nasıl ifade edildiğinin gösterilmesi
- rehavet
Vücutta görülen gevşeklik, ağırlık, tembellik
- rehavet çökmek (veya basmak)
gevşeklik, ağırlık duymak ve uyumak istemek
- rehber
Bazı bilgileri bulmayı kolaylaştıran fihrist mahiyetindeki kitap
- rehber öğretmen
Öğrencilerin özel durumlarıyla yakından ilgilenen ve öğrenciye, zorluklar karşısında yardımcı olan öğretmen
- rehbercik
Annesi ve babası işitme engelli olup kendisi işitme engelli olmayan kimse
- rehberli
Rehberi olan
- rehberlik
Öğrencilerinin sorunlarını öğrenerek onlara yardımda bulunma
- rehberlik etmek
yol göstermek, kılavuzluk etmek
- rehberlik servisi
Eğitim kurumlarında rehberlik hizmetlerinin yürütüldüğü birim
- rehbersiz
Rehberi olmayan
- rehbersizlik
Rehbersiz olma durumu
- rehin
Bir borcun ödeneceğine teminat olarak ödenince geri alınmak şartıyla borçlunun alacaklıya verdiği değerli şey
- rehin almak
bir anlaşma, sözleşme veya isteğin yerine getirilmesini sağlamak için bir kimseyi alıkoymak
- rehin etmek
rehin olarak vermek
- rehin vermek
borçlu daha sonradan almak üzere değerli bir şeyini alacaklıya vermek
- rehine
Bir anlaşma, sözleşme veya isteğin yerine getirilmesini sağlamak için güvence olarak ele geçirilen kimse; tutak
- rehine koymak (veya vermek)
borçlu daha sonradan almak üzere değerli bir şeyini alacaklıya vermek
- reis
Küçük tekne kaptanı
- reislik
Küçük tekne kaptanlığı
- reisülküttap
XVII. yüzyıla kadar Osmanlılarda padişah divanı kâtiplerinin başı; reis efendi
- reji
Sinema, tiyatro, radyo ve televizyon oyunlarında oyunu yönetme
- reji masası
Rejisörün oyunu yönlendirdiği yer
- reji odası
Sinema, tiyatro, radyo ve televizyon oyunlarında oyunun yönetildiği yer; rejisörlük odası
- rejim
Bir devletin yönetim biçimi
- rejim yapmak
sağlığı korumak veya zayıflamak amacıyla belirli yiyecekleri yemek
- rejisörlük
Rejisörün görevi; yönetmenlik
- rejisörlük etmek
tiyatro ve sinema sanatında yönetmenlik yapmak
- rekabet
Aynı amacı güden kimseler arasındaki çekişme; rakiplik, yarışma, yarış
- rekabet etmek
yarışmak
- rekabetçi
Rekabet yanlısı olan kimse; kompetitif
- rekabetçilik
Rekabetçi olma durumu
- rekiz
Dikme, saplama, kurma
- reklam
Bir şeyi halka tanıtmak, beğendirmek ve böylelikle sürümünü sağlamak için denenen her türlü yol
- reklam ajansı
Bir ticari kuruluşu tanıtan, onunla ilgili bilgi aktaran ve bu yolla kazanç sağlayan iş kolu
- reklam etmek
herhangi bir kimseyi veya olayı, durumu açığa vurmak, ilan etmek, afişe etmek, ifşa etmek
- reklam filmi
Herhangi bir ürünü tanıtmak amacıyla çevrilen kısa metrajlı film
- reklam kuşağı
Reklamların yayımlandığı belirli zamanlar
- reklam levhası
Herhangi bir ürünü tanıtan, duvara, özel hazırlanmış çerçevelere veya yerlere yapıştırılan, asılan veya tutturulan ilan
- reklam yapmak
her türlü aracı kullanarak bir şeyi halka tanıtmak, ünlenmesini sağlamak
- reklamcı
Reklam işi ile uğraşan kimse
- reklamcılık
Reklamcının işi
- rekolte
Tarımda bir yılda derlenen ürünlerin bütünü
- rekor
Bir spor dalında erişilmiş derecelerin en üstünü
- rekor kırmak
eski rekoru aşıp yeni, üstün bir sonuç elde etmek
- rekortmen
Rekor kıran kimse
- rekortmenlik
Rekor kırma işi
- rekreasyon
İnsanların boş zamanlarında, eğlence ve spor amacı ile gönüllü olarak katıldıkları etkinlikler
- rekreasyon alanı
İnsanların boş zamanlarında, eğlence ve spor amacı ile gönüllü olarak etkinlik yapabilecekleri yer
- rektör
Üniversitenin tüzel kişiliğini temsil eden, yönetimden, eğitim ve öğretimin düzenli yürütülmesinden sorumlu profesör
- rektör yardımcılığı
Rektör yardımcısının görevi
- rektör yardımcısı
Yükseköğretim üst kuruluşları ile senato kararlarının uygulanmasında belirlenen plan ve programlar doğrultusunda rektöre yardım eden öğretim üyesi
- rektörlük
Rektörün görevi
- rekzetme
Rekzetmek işi
- rekzetmek
Dikmek, saplamak, kurmak
- rekât
Namazda bir kıyam, bir rükû ve iki secdeden oluşan bölüm
- rembetiko
Nüfus mübadelesi sonucu, Anadolu'dan Yunanistan'a göç eden Rumların orada oluşturdukları müzik türü
- remel
Aruz ölçülerinden biri
- remi
Genellikle dört kişi arasında elli kâğıtlık bir deste ve iki jokerle oynanan bir iskambil oyunu
- remil
Kumda birtakım çizgiler çizerek fala bakma
- remil atmak (veya dökmek)
kumda birtakım çizgiler çizerek fala bakmak
- remilci
Kumla fala bakan kimse
- remilcilik
Remilcinin işi
- remzî
Remiz ile, işaretle ilgili
- Ren geyiği
Geyikgillerden, Kuzey Kutbu'na yakın soğuk bölgelerde koşum hayvanı olarak kullanılan ve etinden, sütünden, derisinden de yararlanılan evcil bir tür memeli (Flangifer tarandus)
- rencide
İncinmiş, kalbi kırılmış
- rencide etmek
incitmek, kalbini kırmak
- rencide olmak
incinmek, kalbi kırılmak
- rencidelik
Rencide olma durumu
- rende
Tahta yüzeyleri pürüzsüz duruma getirmek, biçim vermek için marangozların kullandığı araç
- rendeleme
Rendelemek işi
- rendelemek
Rende ile pürüzlerini gidermek, istenilen biçimi vermek
- rendeleniş
Rendelenmek işi
- rendelenme
Rendelenmek işi
- rendelenmek
Rendeleme işi yapılmak
- rendeli
Rendesi olan, rendelenmiş
- rendesiz
Rendesi olmayan, rendelenmemiş
- rengi atmak (veya kaçmak veya uçmak)
solmak
- rengi solmak
yüz, hastalık sebebiyle beyazlaşmak
- rengini almak
soldurmak
- rengini belli etmek
yandaşlığını açıklamak, düşüncesini, eğilimini açığa vurmak
- rengârenk
Çeşitli renkleri olan, renk renk
- renk
Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum
- renk almak
yeni bir renk kazanmak
- renk bilimi
Rengi ve renk olaylarını inceleyen bilim dalı
- renk cümbüşü
Türlü renklerin oluşturduğu karışım
- renk gelmek
renklenmek, canlanmak
- renk kartelası
Kodlarıyla birlikte renk çeşitlerini gösteren katalog
- renk katmak
çeşitlilik kazandırmak, farklılık yaratmak
- renk körlüğü
Bütün renkleri veya birkaç rengi, özellikle kırmızı ile yeşili birbirinden ayırt etmeye engel olan görme bozukluğu; daltonizm, akromatopsi (Akromatopsi)
- renk körü
Renk körlüğüne tutulmuş kimse
- renk skalası
Ana ve ara renkler ile bütünleyici renkleri bir arada gösteren katalog
- renk vermek
çamaşır rengi solmak
- renk vermemek
duygularını, düşüncelerini veya başka bir durumunu belli etmemek, bir şeyi bildiği hâlde bilmez gibi görünmek
- renk yuvarı
Güneş’in ışık yuvarını saran, tam güneş tutulmasında görülebilir duruma gelen, yaklaşık 10.000 kilometre kalınlığındaki atmosfer katmanı; renk küre, kromosfer
- renk ölçme
Sıvı, dağıtıcı yüzey, canlı vb.nin renklilik derecesini ölçme; kolorimetri
- renkgideren
Bazı maddelerin rengini yok etmekte kullanılan kimyasal madde
- renkleme
Renklemek işi
- renklemek
Boyamak, renk vermek
- renklendirebilme
Renklendirebilmek işi
- renklendirebilmek
Renklendirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- renklendirici
Renk veren madde
- renklendirilme
Renklendirilmek işi
- renklendirilmek
Renklendirme işi yapılmak
- renklendirme
Renklendirmek işi
- renklendirmek
Bir şeyin renkli olmasını sağlamak
- renkleniverme
Renklenivermek işi
- renklenivermek
Aniden renkli duruma gelmek
- renklenme
Renklenmek işi
- renklenmek
Renkli duruma gelmek
- renkli
Rengi olan
- renkli devrim
Eski Sovyet coğrafyasında ve Balkanlarda gerçekleşen grev, hükûmete karşı protesto vb. toplumsal hareketlere verilen genel ad; kadife devrim
- renkli film
Doğadaki renkleri olduğu gibi görüntüye aktarmayı gözeten film; renkli
- renkli işitme
Ses duyumu sırasında göze birtakım renklerin görünmesi durumu
- renkli televizyon
Renkleri olduğu gibi ekrana yansıtan televizyon sistemi veya aygıtı
- renklilik
Renkli olma durumu
- renksemek
Renkli duruma gelmek
- renksemez
Beyaz ışığı çözümlemeden veren; akromatik
- renkser
Renklerle ilgili olan; kromatik
- renksiz
Rengi olmayan
- renksizlik
Renksiz olma durumu
- renktaş
Aynı renkte olanlardan her biri
- renktaşlık
Aynı renge bağlı olma veya aynı rengi taşıma, renktaş olma durumu
- renkten renge girmek
korkudan veya utançtan yüzünün rengi değişmek, sıkılmak
- renkçi
Işığı, gölgeyi ve biçimleri renk yoluyla veren ressam
- renkçilik
Renkçi olma durumu
- renkölçer
Bir sıvının renk derecesini ölçmeye yarayan araç; kolorimetre
- renyum
Atom numarası 75, atom ağırlığı 186,2, yoğunluğu 21 olan ve 3150 °C'de eriyen, parlak beyaz renkte bir element (simgesi Re)
- rençper
Tarla, bağ, bahçe, yapı ve toprak işlerinde ağır işleri gören gündelikçi; ırgat
- rençperlik
Rençper olma durumu, rençperin işi, ırgatlık
- reomür
Suyun buz tutması 0 °C, kaynaması 80 °C olarak esas alınıp ikisi arası seksen eşit parçaya bölünerek elde edilen sıcaklık birimi
- reosta
Elektrik akımının şiddetini azaltıp çoğaltmaya yarayan araç; dimmer
- repertuvar
Sanatçının söylemek üzere çalışıp hazırlandığı şarkı veya türkü listesi
- replik
Oyuncunun sözü karşısındakine bırakırken söyleyeceği son söz
- replik almak
oyuncu karşısındakinden kendi yapacağı espriye hazırlık mahiyetinde bir söz veya cümle almak
- replika
Bir sanat eserinin bire bir kopyası
- repo
Bankalar arası işlemlerde bir gecelik faiz uygulaması
- repocu
Parasını repoyla değerlendiren kimse
- repoculuk
Repocu olma durumu
- resen
Kendi başına, kendiliğinden
- resepsiyon
Kabul, kabul etme
- resepsiyon vermek
resmî makam sahipleri tarafından konukları ağırlamak için özel günlerde tören düzenlemek
- resif
Su düzeyindeki sıra kayalar
- resim
Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça gibi araçlarla kâğıt, bez vb. üzerinde yapılan biçimleri
- resim almak
bir şeyin resmini yapmak
- resim defteri
Resim yapılan farklı ölçülerde olmakla beraber eni boyundan uzun olan defter
- resim gibi
çok güzel
- resim yazı
Eski çağlarda, bazı uygar ulusların özellikle Mısırlıların kullandığı nesnelerin yalınlaştırılmış resimlerine dayanan yazı; hiyeroglif
- resim çekmek (veya çıkarmak)
fotoğraf makinesiyle bir şeyin biçimini kâğıda geçirmek
- resimce
Genellikle sanal yazışmalarda kelimelerin yerine kullanılan, yüz ve el ifadeleri ile taşıt, bina, yiyecek vb. görsel malzemelerden oluşan simgelerin her biri; emoji
- resimci
Resim öğretmeni
- resimcilik
Resimci olma durumu
- resimleme
Resimlemek işi; resimlendirme
- resimlemek
Herhangi bir konuyu resimlerle anlatmak; resimlendirmek
- resimlendirilme
Resimlendirilmek işi
- resimlendirilmek
Resimleme işi yapılmak
- resimleşme
Resimleşmek işi
- resimleşmek
Resim durumuna gelmek
- resimli
İçinde resimler bulunan; musavver
- resimli roman
Konusu bir dizi resimle anlatılan roman veya hikâye
- resimlik
Resim takmaya yarayan çerçeve
- resimsi
Resmi andıran, resme benzeyen, resim gibi
- resital
Tek bir sanatçının tek bir çalgı ile verdiği konser
- resital vermek
bir sanatçı tek bir çalgı ile konser vermek
- resmedebilme
Resmedebilmek işi
- resmedebilmek
Resmetme ihtimali veya imkânı bulunmak
- resmediş
Resmetmek işi
- resmen
Devlet adına, resmî olarak; devletçe
- resmetme
Resmetmek işi
- resmetmek
Bir şeyin resmini çizmek
- resmiyete dökmek
bir iş veya durumu resmî bir yola sokmak, resmî bir nitelik vermek
- resmî
Devletin olan, devlete ait, devletle ilgili, özel karşıtı
- resmî bayram
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı ile 30 Ağustos Zafer Bayramı'ndan her biri
- resmî dil
Bir devletin sınırları içerisinde yönetimde, hukukta, eğitimde ve ticarette gerek sözlü gerekse yazılı iletişimde kullanılan, genellikle kanunla belirlenen dil; devlet dili
- resmî giysi
Bazı bayram, toplantı, yemek vb.nde giyilmek zorunda olunan belli niteliklerdeki giysi; resmî elbise
- resmî nikâh
Kanunlara uygun olarak nikâh memurunun kıydığı, devlet kayıtlarına geçen nikâh; medeni nikâh
- resmî yazı
Resmî kurum veya kuruluş tarafından yazılan yazı
- resmî yazışma
Kurum ve kuruluşların aralarındaki yazışmaları
- resmîleşme
Resmîleşmek durumu
- resmîleşmek
Resmî bir duruma girmek
- resmîleştirebilme
Resmîleştirebilmek işi
- resmîleştirebilmek
Resmîleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- resmîleştirilme
Resmîleştirilmek işi
- resmîleştirilmek
Resmî duruma getirilmek
- resmîleştirme
Resmîleştirmek işi
- resmîleştirmek
Resmî bir duruma getirmek
- resmîlik
Resmî olma durumu; resmiyet, formellik
- ressam
Resim yapan sanatçı
- ressam sehpası
Ressamların üzerine tuval, resim kâğıdı vb. yerleştirerek kullandıkları, genellikle ahşaptan yapılmış, üç veya dört ayaklı özel sehpa; resim sehpası, şövale
- ressamlık
Ressam olma durumu
- rest
Pokerde, bir oyuncunun önündeki paranın tümü
- rest çekmek
oyuncu önündeki paranın tümünü ortaya koymak
- resti görmek
ileri sürülen paranın miktarını kabul edip aynı miktarda parayı ortaya koymak
- restleşme
Restleşmek işi
- restleşmek
Karşılıklı restini görmek
- resto
Lokantada garsonların vazgeçilen yemeği mutfağa bildirmek için söyledikleri söz
- restore
"Eski ve değerli bir yapıyı onarıp eski durumuna getirmek" anlamındaki restore etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- resul
Kimi bilginlere göre, kendisine kitap indirilmiş peygamber
- ret
Uygun bulmama, geri çevirme, kabul etmeme
- retorik
Güzel söz söyleme
- reva görmek
bir davranışı, bir olayı bir kimse için uygun görmek
- revak
Binanın avlusunda veya dış cephesinde yer alan, çatısı sütunlarla desteklenmiş, üstü düz dam, tonoz veya kubbelerle örtülü, uzunlamasına, önü açık yer
- revaklı
Revak bulunan
- revaksız
Revak bulunmayan
- revan
Giden, yürüyen
- revani
Yumurta ve irmikle yapılan, fırında kabarıp piştikten sonra üzerine şerbet dökülen bir tatlı türü; revani tatlısı
- revanici
Revani yapıp satan kimse
- revanicilik
Revanicinin işi veya mesleği
- revanlaşma
Revanlaşmak işi
- revanlaşmak
Yürüyüp gitmek, uyum sağlamak
- revaç bulmak
geçerli ve değerli sayılmak
- revaçta
Gözde, tutulan, rağbet edilen
- revaçta olmak
değerli, üstün veya geçerli olmak
- reverans
Selam veya teşekkür için eğilerek veya dizleri kırarak yapılan hareket
- reverans yapmak
selam veya teşekkür için eğilmek veya dizleri kırmak
- revir
Okul, kışla vb. yerlerde hastalar için ayrılmış bölüm
- revize
"Düzeltmek, yenilemek" anlamındaki revize etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- revizyon
Yeniden gözden geçirip düzeltme
- revizyoncu
Revizyonculuk yanlısı; revizyonist
- revizyonculuk
Bir öğretinin, bir anayasanın, bir antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesi için savaşan kimse veya yeniden gözden geçirmeyi gerektiren görüş; revizyonizm
- reviş
Gidiş, yürüyüş
- revnak vermek
hoşluk, güzellik, renklilik katmak
- revnaklı
Revnakı olan, renkli, popüler, göz alıcı olan
- revolverini çekmek
revolveri belinden çıkararak ateş etmeye hazır duruma getirmek
- revü
Çeşitli dans ve oyunlardan oluşmuş, zengin görünümlü sahne gösterisi
- rey
Düşünce, görüş, fikir
- rey vermek
seçimde oy kullanmak
- reye
Çubuklu çizgileri olan (kumaş)
- reyhani
İnce nakışlı
- Reyhanlı
Hatay iline bağlı ilçelerden biri
- reyini almak
seçimlerde bir kimsenin oyunu kazanmak
- reyon
Bir mağazanın yalnız bir tür eşya satılan bölümü
- rezalet
Hoşa gitmeyen, beğenilmeyen bir şey için kullanılan söz
- rezalet çıkarmak
rezalet sayılacak bir durumun ortaya çıkmasına yol açmak
- reze
Kapıyı içeriden ve dışarıdan açıp kapamaya yarayan ve başparmakla basılarak işletilen düzen
- rezede
Muhabbet çiçeğigillerden, 1,5 metre yüksekliğinde, tohumlarından kandil yağı, çiçeklerinden sarı boya çıkarılan otsu bir bitki; rezede çiçeği (Reseda luteola)
- rezeksiyon
Sağlam kısımları korumak ve gerekiyorsa o kısımların bağlantısını yeniden kurmak suretiyle bir organın bir parçasını kesip çıkarmak için yapılan cerrahi müdahale
- rezeleme
Rezelemek işi
- rezelemek
Reze ile kapamak
- rezene
Maydanozgillerden, 1-1,5 metre yüksekliğinde, sarı çiçekli, yaprakları iplik biçiminde parçalı, hoş kokulu, baharatlı meyveleri anason gibi yemeklerde ve bazı içkilerde tat verici olarak kullanılan, hekimlikte gaz söktürücü olarak yararlanılan çok yıllık otsu bir bitki (Foeniculum vulgare)
- rezerv
Saklanmış, biriktirilmiş şey
- rezervuar
Tuvaletlerin her kullanıştan sonra temizlenmesi amacıyla gerekli olan suyun elle çekilerek veya otomatik olarak boşaldığı küçük su deposu
- rezidans
Yüksek devlet görevlileri, elçiler vb.nin oturmalarına ayrılan konut
- rezil
Utanılacak, ayıp şeyler yapan (kimse)
- rezil etmek
isteyerek veya istemeyerek birini çok utanacak güç bir duruma sokmak
- rezil olmak
çok utanılacak bir duruma gelmek
- rezil rüsva olmak
toplum içinde utanılacak bir duruma düşmek
- rezilce
Rezil bir nitelikte olan
- rezili çıkmak
çok eskimek, bozulmak, parçalanmak
- rezilleşme
Rezilleşmek işi
- rezilleşmek
Rezil duruma gelmek
- rezillik
Toplumun duygularını inciten olay veya durum; rezalet
- rezonans
Düzgün itmelerin etkisiyle bir salınım genliğinin artışı
- reçel
Meyvelerin şekerle kaynatılmasıyla hazırlanan tatlı
- reçelci
Reçel yapan veya satan kimse
- reçelcilik
Reçelcinin işi
- reçellik
Reçel yapmaya uygun veya reçel yapmak için ayrılmış olan (meyve)
- reçete
Üzerinde doktorun hastası için gerekli gördüğü ilaçlarla, bunların kullanılış biçimleri yazılı olan kâğıt
- reçete gibi
okunaksız (yazı)
- reçete yaptırmak
reçetede yazılı olan ilaçları hazırlatmak veya satın almak
- reçeteleme
Reçetelemek işi
- reçetelemek
Hekim hastalığa uygun ilacı reçeteye yazmak
- reçeteli
Reçete karşılığında satılan (ilaç)
- reçetesiz
Reçete aranmaksızın satılan (ilaç)
- reçina
Reçine ile yapılan bir tür alkollü içki
- reçine
Bazı bitkilerde, özellikle çamlarda oluşan, katı veya yarı akışkan organik salgı maddesi; ağaç sakızı, akındırık, akma
- reçine kanalı
Genellikle çam türü ağaçlarda bulunan, başkesitte gözeneklere benzeyen küçük noktalar hâlinde görülen, içi reçine dolu bölüm
- reçine kesesi
Bazı açık tohumlular ile benzerlerinde bulunan ve reçineli maddelerin birikmesine yarayan küçük kese
- reçine yağı
Reçineden çıkan yağ
- reçineli
Özünde reçine bulunduran
- Reşadiye
Tokat iline bağlı ilçelerden biri
- reşit olmak
erginleşmek
- reşme
Hayvanın başlığı, yuları ve gemi
- reşmeci
Tekstil alanında lastik geçirilmesi, kıvrımların dikilmesi gibi düz dikişleri reşmeyle yapan kimse
- reşmecilik
Reşmecinin yaptığı iş
- Rf
Kurçatovyum elementinin Amerikalılar tarafından adlandırılan Rutherfordyum biçiminin simgesi
- Rg
Ruentgeniyum elementinin imgesi
- Rh
Rodyum elementinin simgesi
- riayet
Uyma, boyun eğme
- riayet etmek
uymak
- riayetkâr
Uyan, saygı gösteren, riayet eden
- riayetkâr olmak
uymak, saygı göstermek, riayet etmek
- riayetsiz
Saygısız, kaba olan
- riayetsizlik
Saygısız, kaba olma durumu
- rica etmek
dilemek
- ricacı
Bir kimseden başka biri adına ricada bulunan (kimse)
- ricacılık
Ricacı olma durumu
- ricada bulunmak
rica etmek
- rical
Erkekler
- ricat
Gerileme, geri çekilme, geri kaçma; çekilme
- ricat etmek
gerilemek, geri çekilmek
- Rihter ölçeği
Depremin büyüklüğünü ve şiddetini belirleyen gösterge
- rijit
Sert, katı (davranış)
- rijitlik
Rijit olma durumu
- rika
Arap harflerinin en çok kullanılan el yazısı biçimi
- rikkat
İncelik, naziklik
- rikkat vermek
duygulandırmak, etkilemek
- rikkatine dokunmak
hüzünlendirmek
- rikkatli
Nazik, kibar, ince
- rimel
Kadınların kirpiklerini kıvırmak ve daha uzun göstermek için fırça ile sürdükleri yağlı sürme; maskara (II)
- rimelleme
Rimellemek işi
- rimellemek
Göze rimel sürmek
- rimelli
Rimel sürülmüş (kirpik)
- rimelsiz
Rimel sürülmemiş (kirpik)
- ring
Üzerinde boks yapılan, çevresi kordonla çevrilmiş yer
- ring hattı
Bir toplu taşıma aracının ilk ve son durağının aynı nokta olduğu hat
- ring seferi
Bir toplu taşıma aracının ilk ve son durağı aynı nokta olan seferi
- ringa
Kemikli balıklardan, ılık denizlerde büyük sürüler hâlinde dolaşan ve tütsü ile kurutulmuşu sıkça tüketilen, uskumru iriliğinde bir balık (Clupea harengus)
- rint
Görünüşe ve dünya işlerine önem vermeyen, kurallardan uzak, bütün varlığı kendi iç dünyasına göre değerlendiren kimse
- rintlik
Rint olma durumu
- rintçe
Rinde yakışan; rindane
- risk
Zarara uğrama tehlikesi; riziko
- risk faktörü
Zarara uğratma olasılığı olan etken
- risk yönetimi
Kurum veya işletmelerin çalışmalarını gerçekleştirirken oluşabilecek risklerin önceden dikkatli ve ayrıntılı bir biçimde tanımlanıp değerlendirilmesi, riskleri ortadan kaldıracak veya en aza indirecek önlemlerin alınması süreci
- riske girmek (veya risk almak)
zararı göze almak
- riskli
Riski olan
- risklilik
Riskli olma durumu
- risksiz
Riski olmayan
- risksizlik
Risksiz olma durumu
- ritim
Bir dizede, bir notada vurgu, uzunluk veya ses özelliklerinin, durakların düzenli bir biçimde tekrarlanmasından doğan ses uygunluğu; dizem, tartım
- ritim saz
Bir müzik eserinin icrası sırasında ritmi belirgin olarak veren saz
- ritimli
Düzenli aralıklarla tekrarlanan; dizemli, tartımlı, ritmik
- ritimlilik
Ritimli olma durumu
- ritimsiz
Dizemi olmayan; dizemsiz, tartımsız
- ritimsizlik
Ritimsiz olma durumu
- ritmik jimnastik
Lobut, çember, top, ip, kurdele vb.nin yardımıyla hareketlerin müziğin ahengine uygun biçimde yapıldığı bir tür jimnastik
- ritmik sayma
Bir kural dâhilinde sayı aralıklarını değiştirmeden ileri, geri sayma
- ritüel
Bir din veya inanç sistemine ait ibadet, ayin, merasim ve bu sırada uyulması gereken kurallar
- rivayet
Bir olay, bir haber veya sözü nakletme
- rivayet birleşik zamanı
Geçmiş, şimdiki, geniş, gelecek zamanla veya dilek, gereklilik kipleriyle çekimlenmiş bir fiile -mış eki getirilerek yapılan ve fiilin geçmişte gerçekleştiğini bildiren zaman: geliyormuş (geliyor + imiş), gelecekmiş (gelecek + imiş), gelmeliymiş (gelmeli + imiş) vb
- rivayet etmek (veya eylemek)
anlatmak, nakletmek
- rivayet olunmak (veya edilmek)
bir olay, bir haber vb. anlatılmak
- riyakârca
İkiyüzlülükle; riyakârcasına, riyakârane
- riyal
Pesetanın dörtte biri değerinde İspanya’nın para birimi
- riyale
Osmanlı donanmasında kaptan paşadan sonra gelen, üç büyük amiral rütbesinden üçüncüsü
- riyaset etmek
başkanlık etmek
- riyasız
Olduğu gibi görünen, ikiyüzlü davranmayan
- riyazet
Nefsin isteklerini kırma
- riyaziyat
Matematik bilgisi
- riyolit
Granitle aynı kimyasal yapıda, içinde mikrolitler olan kayaç; liparit
- Rize
Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Rizeli
Rize ilinden olan kimse
- Rizelilik
Rizeli olma durumu
- rizikolu
Rizikosu olan
- rizikosuz
Rizikosu olmayan
- Rn
Radon elementinin simgesi
- roba
Bir giyeceğin göğüsle omuz arasında kalan bölümüne eklenen parça
- robalı
Robası olan
- robot
Belirli bir işi yerine getirmek için manyetizma ile kendisine çeşitli işler yaptırılabilen otomatik araç
- robot gibi
durmaksızın çalışan (kimse)
- robot resim
Adli olaylarda tanığın tarifiyle şüphelinin görünümünü yansıtan çizgi resim
- robot resmini çizmek (veya yapmak)
adli olaylarda tanığın tarifiyle şüphelinin görünümünü yansıtan resmini çizmek
- robotik
Birtakım işlevlerde insanın yerini alabilecek düzeneklerin hazırlanmasıyla ilgili çalışma ve tekniklerin bütünü
- robotik ameliyat
Ağrının, kan kaybının daha az olmasını, hastanede yatış süresinin kısalmasını, enfeksiyon riskinin azalmasını sağlamak amacıyla geliştirilmiş, üç boyutlu kamerayı tutacak ve vücut içerisinde ameliyatı gerçekleştirecek olan kolları bulunan robotla yapılan ameliyat; robotik cerrahi
- robotik kodlama
Programlanabilir elektromekanik cihazların yapmaları gereken görevlere yönelik olarak bir derleyici aracılığıyla ve belirli kurallar çerçevesinde yazılı talimatlar hazırlama işlemi
- robotlaşma
Robotlaşmak durumu
- robotlaşmak
Başkasının buyruğu ile iş yaparak kendi akıl ve iradesini kullanmaz duruma gelmek
- robotlaştırma
Robotlaştırmak işi
- robotlaştırmak
Robot durumuna getirmek
- robotluk
Robot gibi mekanik hareket etme durumu
- roda
Yöntemine uygun düzgün sarılmış halat yumağı
- rodeo
Bir binicinin yabani at, sığır veya boğa üzerinde durabilmesine dayanan Amerikan oyunu
- rodeocu
Rodeo yapan kimse
- rodeoculuk
Rodeocu olma durumu
- rodyum
Atom numarası 45, atom ağırlığı 102, 91, yoğunluğu 12,33 olan, 1970° C'de eriyen, gümüş renginde, sert, kırılgan bir element (simgesi Rh)
- roka
Turpgillerden, yaprakları salata gibi yenen, 20-40 santimetre yüksekliğinde, sebze olarak bahçelerde yetiştirilen, kokulu, bir iki yıllık bir bitki (Eruca sativa)
- roket
Atış sırasında mekanik olarak yön verilen, yörüngesinin başlangıcında öz itmeli olarak yol alan ve daha sonra yalnız balistik kanunlarına bağlı kalan mermi
- rokfor peyniri
Koyun sütünden yapılan, mahzenlerde olgunlaştırılan, içi özel küflü peynir
- rokoko
XVIII. yüzyılın başında Fransa'da çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol, gösterişli bir bezeme üslubu
- rol
Bir kişiliği canlandıran oyuncunun söylemesi ve yapması gereken hareketlerin genel adı
- rol almak
bir oyunda görev almak
- rol dağılımı
Piyes, film vb.nde hangi rolün kim tarafından oynanacağının belirlenmesi
- rol dağıtmak
piyes, film vb.de hangi rolü kimin oynayacağını belirleyip bildirmek
- rol iflası
Buyrukların veya beklentilerin yönelttiği durumda ortaya çıkan davranışsızlık
- rol kapmak
bir oyunda veya filmde yeteneğini göstererek rol almayı başarmak
- rol kesmek
bir rolü gerektiğinden çok abartarak yapay bir konuşma biçimiyle ve aşırı hareketlerle oynamak
- rol modeli
Davranışları, karakter özellikleri veya özel nitelikleriyle başkaları, özellikle gençler tarafından örnek alınan ve taklit edilen kişi
- rol oynamak
oyunda rol almak
- rol yapmak
davranışlarda içtenlik bulunmamak
- rol çalmak
oyun sırasında söz başka bir oyuncuda iken seyircinin ilgisini kendi üzerine çekmek
- rol çatışması
Toplumun statülere bağlı olarak beklediği veya buyurduğu iki veya daha fazla şey karşısında ferdin gösterdiği çelişik istekler, davranışlar
- rolcü
Rol yapan kimse
- rolcülük
Rol yapma durumu
- rolü olmak
piyes, film vb.de rolü bulunmak
- rolüne çıkmak
oyunda belli bir kişiliği sahnede oynamak
- rom
Şeker kamışından şeker yapılırken elde edilen öz suyun, melasla mayalandırılarak kurutulmasıyla oluşturulan alkollü sert içki
- Romalı
Roma halkından olan kimse
- roman
İnsanın veya çevrenin karakterlerini, göreneklerini inceleyen, serüvenlerini anlatan, duygu ve tutkularını çözümleyen, kurmaca veya gerçek olaylara dayanan uzun edebî tür
- romancı
Roman yazarı
- romancılık
Roman yazma sanatı
- romanesk
Roman özelliği olan
- Romanlaşma
Roman halkından olma durumu
- romanlaşma
Romanlaşmak durumu
- Romanlaşmak
Roman halkına benzemek
- romanlaşmak
Bir konu roman biçiminde yazılmak
- romanlaştırma
Romanlaştırmak işi
- romanlaştırmak
Bir konuyu roman biçiminde yazmak
- romanlaştırılma
Romanlaştırılmak işi
- romanlaştırılmak
Bir konu bir yazar tarafından roman biçiminde yazılmak
- Romanolog
Romen dilleri uzmanı, Romanist
- Romanoloji
Romen dilleri bilimi
- romans
Sekiz hecelik dizelerden oluşmuş bir İspanyol şiir türü
- romansı
Romanı andıran, romana benzeyen, roman gibi; romanımsı
- romantik
Davranışlarında duygu ve coşkunun aşırı ölçüde etkisi bulunan
- romantiklik
Romantik olma durumu
- romantizm
XVIII. yüzyıl sonunda başlayan, duygu, coşku ve sembole aşırı yer veren sanat akımı; coşumculuk
- romanı yazılmak
romanlaşmak
- romatizma
Kaslarda ve özellikle eklemlerde kendini gösteren ağrılı hastalıkların genel adı
- romatizmalı
Romatizması olan
- romatizması tutmak
romatizma ağrıları başlamak
- romatizmasız
Romatizması olmayan
- Romen
Eski Roma’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Romen dilleri
Latinceden türemiş yaşayan diller
- Romen rakamları
Romalılardan kalma, sayıları göstermek için kullanılan, sırasıyla 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1000 rakamlarına karşılık gelen I, V, X, L, C, D ve M işaretleri
- rondel
Fransız ve İngiliz edebiyatlarında kullanılan, Türk edebiyatında da denenmiş, ilk ikisi dört, sonuncusu beş dizelik üç bentten oluşan nazım biçimi
- rondela
Sıkıştırılacak parça ile somun arasına konan ve bu somunun parça üzerine uyguladığı kuvveti iletmeye ve dağıtmaya yarayan küçük delikli pul
- rondo
Dönen bıçakları sayesinde içine konulan gıdaları kıyma, parçalama, doğrama işine yarayan mutfak aleti
- rop
Çoğu tek parça kadın giysisi
- ropdöşambır
Erkeklerin evin içinde kıyafetlerinin üzerine giydikleri üstlük
- rosto
Haşlandıktan sonra veya doğrudan doğruya kızartılarak pişirilen, dilim dilim kesilen et
- rostoluk
Rosto yapmaya elverişli (et)
- rot
Motorlu taşıtlarda direksiyon ile tekerlek arasındaki bağlantıyı sağlayan düzenek
- rot başı
Rot kolunun yer aldığı tabla içindeki hareket imkânını sağlayan dairesel yapılı mil ve bilyeden oluşan, rot kolunun hareketlerini tekerleklere ileten aksam
- rot kolu
Motorlu taşıtlarda direksiyon dişli kutusundan çıkan hareketin tekerleklere ulaşmasını sağlayan parça; rot mili
- rota
Bir gemi veya uçağın gidiş yönü, izleyeceği yol
- rota değiştirmek
gidilen yolu değiştirmek
- rota kırmak
rota çizgisinden ayrılmak
- rota çizmek
izleyeceği yolu belirlemek
- rotatif
Büyük bir çabuklukla dönerek işleyen ve saatte binlerce adet baskı yapan bir tür basım makinesi
- rotatifçi
Rotatifte çalışan kimse
- rotatifçilik
Rotatifçinin yaptığı iş
- rotil
Otomobilin ön düzeninde bulunan, her yöne dönebilen ve mafsal olarak kullanılan küre biçiminde bir parça
- roza
Bir tür pembe elmas
- rozbif
Kızartılmak amacıyla hazırlanmış veya kızartılmış sığır eti parçası
- roze
Bir tür pembe şarap; gül şarabı
- rozet
Yakaya takılmak için çeşitli biçimlerde yapılan, bir kuruluşun sembolü sayılacak genellikle küçük metal nesne
- Ru
Rutenyum elementinin simgesi
- rubai
Divan edebiyatında dört dizeden oluşan ve belirli aruz kalıpları ile yazılan şiir; dördül
- rubaimsi
Rubaiyi andıran, rubaiye benzeyen, rubai gibi
- rubidyum
Atom numarası 37, atom ağırlığı 85,48, yoğunluğu 1,53 olan, 39 °C'de eriyen, çabuk oksitlenen, tütün, pancar vb. bitkilerde, maden sularında bulunan, potasyuma benzer kimyasal element (simgesi Rb)
- ruble
Beyaz Rusya ve Rusya Federasyonu’nun para birimi
- ruentgeniyum
Atom numarası 111, atom ağırlığı 272 olan, 25 °C'de katı olduğu, gümüş renginde veya gri renkte olduğu tahmin edilen yapay bir element (simgesi Rg)
- ruf
Binaların en üst katında bulunan, açık veya kapalı eğlence yeri
- Rufai
Rufailik tarikatından olan kimse
- Rufailer karışır
"bu iş öyle karışık ki bunu kimse çözemez" anlamında kullanılan bir söz
- Rufailere karışmak
psikolojik bunalıma düşüp günlük yaşamın gerçeklerinden uzaklaşmak, yaşamdan kopmak
- Rufailik
Ahmet Rifai'nin kurduğu Sünni bir tarikat
- rugan
Ayakkabı, çanta vb. yapımında kullanılan parlak deri
- rugani
Rugandan yapılmış
- ruh
Allah tarafından insan bedenine üflenen, ölümden sonra da varlığı devam eden ve mahiyeti tam olarak bilinemeyen ilahi ve manevi cevher; tin (I)
- ruh bilgini
Psikoloji alanında uzman kimse
- ruh bulmak
canlılık kazanmak
- ruh gibi
durgun, çevresiyle ilgilenmeyen, kendi hâlinde olan
- ruh gibi dolaşmak
hiçbir şeyin farkında olmadan yaşamak
- ruh göçü
Ruhun bir bedenden başka bir bedene geçerek varlığını sürdürdüğü inancı; tenasüh, reenkarnasyon
- ruh ikizi
Düşündükleri, hissettikleri birbirinin aynı olan (kimse)
- ruh ikizliği
Düşündükleri, hissettikleri birbirinin aynı olma durumu
- ruh karmaşası
Ruhsal açıdan sıkıntı
- ruh kazandırmak (veya vermek)
herhangi bir yeri veya şeyi canlı, hareketli, neşeli bir duruma getirmek
- ruh sağlığı
Ruhsal bakımdan sağlıklı olma
- ruh çağırmak
geçmişten veya gelecekten haber almak amacıyla ölmüş bir kimsenin ruhu olduğuna inanılan bir varlıkla iletişim kurmak
- ruh ölçümü
Ruhsal süreçlerin ölçülmesinde kullanılan, araçları ve yöntemleri gerektiren bir ruh bilimi dalı; psikometri
- ruhani
Ruhla ilgili
- ruhanilik
Ruhani olma durumu
- ruhaniyet
Ruhtan ibaret olma durumu
- ruhban
Rahipler
- ruhban sınıfı
Rahiplerin oluşturduğu dinsel sınıf
- ruhbaniyet
Rahiplerin evlenmeyerek ve dünyadan el etek çekerek sürdürdükleri yaşama biçimi
- ruhbanlık
Ruhban olma durumu; ruhbaniyet
- ruhen
Ruh bakımından; ruhça
- ruhiyat
Psikolojik durum
- ruhlu
Görünüşü veya ruhsal durumu herhangi bir nitelikte olan
- ruhluluk
Ruha sahip olma durumu
- ruhsal
Maddeyle ilgisi olmayan, ruhla ilgili olan; ruhi, tinsel, spiritüel
- ruhsal durum
İnsanın içinde bulunduğu psikolojik durum; duygu durumu, ruh hâleti, ruh hâli, ruhi hâlet, hâletiruhiye
- ruhsal gerilim
Ameliyat şoku, travma, soğuk, coşku vb. etkenlerin organizmada oluşturduğu bozuklukların tümü; stres
- ruhsallık
Ruhsal olma durumu
- ruhsatiye
Bir izin belgesi gerektiği durumlarda iznin verilmesi dolayısıyla alınan para
- ruhsatlandırma
Ruhsatlandırmak işi
- ruhsatlandırmak
Ruhsat vermek
- ruhsatlı
Yapılması, kullanılması vb. için gerekli izni olan, ruhsatı olan
- ruhsatname
Belli etkinliklerde bulunabilmek, kamu hizmet ve mallarından yararlanabilmek için kişilere, önceden belirlenmiş bazı şartlara uyma kaydıyla idarece verilen izin belgesi; ruhsat
- ruhsatsız
Yapılması, kullanılması vb. için gerekli izni olmayan, ruhsatı olmayan
- ruhsatsızlık
Ruhsatsız olma durumu
- ruhsuz
Cansız, güçsüz, etkisiz, miskin
- ruhsuzca
Ruhsuz bir biçimde
- ruhsuzlaşma
Ruhsuzlaşmak durumu
- ruhsuzlaşmak
Ruhsuz duruma girmek
- ruhsuzlaştırma
Ruhsuzlaştırmak işi
- ruhsuzlaştırmak
Ruhsuz duruma getirmek veya sokmak
- ruhsuzluk
Ruhsuz olma durumu
- ruhu (bile) duymamak
haberi olmamak, anlamamak
- ruhu (veya ruhunu) okşamak
duygulara hoş gelecek biçimde konuşmak veya davranmak
- ruhu karartmak
sıkıntıya sokmak, bunaltmak
- ruhu ızdırap içinde çalkanmak
çok ıztırap çekmek
- ruhu şad olsun!
ölmüş bir kimse için “ruhu sevinsin, mutlu olsun” anlamında kullanılan bir söz
- ruhumücerret
Katışık ve karışık olmayan ruh
- ruhuna işlemek
varlığının derinliklerinde yer etmek, benliğinin parçası durumuna gelmek
- ruhunda güneş açmak
rahatlamak, huzura ermek
- ruhunu doldurmak
duygularına hitap etmek, ilgisini çekmek
- ruhunu okumak
ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilmek, anlamak
- ruhunu teslim etmek
ölmek
- ruhunu şad etmek
ölmüş bir kimseyi hayırla anmak
- ruhçu
Ruhçuluk öğretisini benimseyen (kimse); tinselci, ispritizmacı, spiritüalist
- ruhçuluk
Allah’ın varlığına ve insanda bedenden bağımsız olarak bir ruhun var olduğuna inanan, bütün gerçekliğin özünün ruh olduğunu, her gerçek olanın manevi olduğunu ve maddi olanın yalnızca manevi gerçekliğin bir görünüşü olduğunu ileri süren öğreti; tinselcilik, ispritizma, ispritizmacılık, spiritüalizm
- ruhötesi
Ruhlarla ilişki kurma, gelecekten haber verme gibi ruh biliminin kapsamına girmeyen ve onun dışında incelenen olayları kapsayan (alan); metapsişik
- ruj
Dudakları boyamak için kullanılan kokulu, renkli madde; dudak boyası
- rujlama
Rujlamak işi
- rujlamak
Ruj sürmek
- rujlu
Ruj sürülmüş
- rujsuz
Ruj sürülmemiş
- rulet
Bir bilyenin, dönmekte bulunan derin tepside yazılı numaralarından ve siyah ile kırmızı renklerden birinin üzerinde durmasıyla kazananı belirten kumar aracı ve bununla oynanan kumar
- rulman
Mekanik ve elektrikli sistemlerde kayma sürtünmesi yerine bir yuvarlanma sürtünmesi sağlayarak enerji kayıplarını azaltmak için yataklar ile muylular arasına yerleştirilen parça
- rulmanlı
Rulmanı bulunan
- rulmansız
Rulmanı bulunmayan
- rulo
Dürülerek boru biçimi verilmiş deri veya kâğıt tomar
- Rum
Müslüman ülkelerde oturan Yunan asıllı kimse
- Rum ateşi
Denizde veya karadaki savaşlarda Bizanslılarca kullanılan ve suda sönmeyen ateş; grejuva
- rumba
Küba'dan Amerika ve Avrupa'ya yayılan bir dans
- Rumca
Rumların kullandığı dil
- Rumelili
Osmanlı Devleti zamanında Avrupa topraklarında yaşayan Türklerden olan kimse
- Rumelililik
Rumelili olma durumu
- Rumen
Romanya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Romanyalı
- Rumence
Rumenlerin kullandığı dil
- Rumi
Anadolu ile ilgili, Anadolu'ya bağlı, Anadolu'da yaşayan
- rumi
Anadolu Selçuklularının üsluplaştırdıkları filiz, yaprak ve hayvan motiflerinden oluşmuş dolaşık süsleme
- Rumi takvim
Osmanlı Devleti'nde 1678'den sonra maliye işlemlerinde kullanılan, miladi takvimden on üç gün geri olan bir güneş takvimi
- Rumlaşma
Rumlaşmak durumu
- Rumlaşmak
Rumlara özgü yaşayış tarzını benimsemek
- Rumlaştırma
Rumlaştırmak işi
- Rumlaştırmak
Rumlara özgü yaşayış tarzını benimsetmek
- Rumluk
Rum olma durumu
- rumuz
Gizli anlamları olan işaretler ve sözler
- rumuzlu
Rumuzu olan, rumuzla anlatılan
- run
III-XIII. yüzyıllarda İngiliz İskandinav dillerinde kullanılan alfabenin harflerinin her biri
- runik
Run harfleriyle yazılmış
- runik yazı
Run harflerinin kullanıldığı eski bir Germen yazısı
- rupi
Hindistan, Mauritius, Nepal, Pakistan, Seyşeller ve Sri Lanka'nın para birimi
- Rus
Rusya Federasyonu’nda yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Moskof
- Rus ruleti
Toplu tabancaya bir tek mermi konulup topun gelişigüzel döndürülmesi ve başa dayayıp tetiğin bir kez çekilmesiyle iki kişinin karşılıklı oynadığı ölüm oyunu
- Rus salatası
Patates, bezelye, pancar, havuç, hıyar turşusu, kapari, mayonez ile yapılan salata; Amerikan salatası
- Ruslaşma
Ruslaşmak durumu
- Ruslaşmak
Ruslara özgü yaşayış tarzını benimsemek
- Ruslaştırma
Ruslaştırmak işi
- Ruslaştırmak
Ruslara özgü yaşayış tarzını benimsetmek
- Rusluk
Rus olma durumu; Moskofluk
- rustai
Köylününkine benzer
- rustik
Duvara sabitlenerek üzerine perde takılan, ahşap, metal ve benzeri malzemeden yapılmış korniş
- rustik ampul
İç mekânlarda dekor amaçlı kullanılan ve içindeki teli çeşitli biçimlerde olan ampul
- Rusyalı
Rusya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Rusça
Rusların kullandığı dil
- rutenyum
Atom numarası 44, atom ağırlığı 101,07, yoğunluğu 12,3 olan, 2400 °C'de eriyen, sert ve kırılgan, havada kolayca oksitlenen bir element (simgesi Ru)
- rutherfordyum
Kurçatovyum elementine Amerikalıların verdiği ad (simgesi Rf)
- rutin
Sıradanlık, çeşitlilik göstermeyen, alışılagelmiş düzen içinde yapılan
- rutin dışına çıkmak
bir şeyi her zamankinden farklı yapmak
- rutinleşme
Rutinleşmek durumu
- rutinleşmek
Bir şey sürekli olarak aynı biçimde yapılmak
- rutinlik
Rutin olma durumu
- rutubetsiz
Nemi olmayan
- rutubetsizlik
Nemli olmama durumu
- ruziklenme
Ruziklenmek durumu
- ruziklenmek
Sefil bir biçimde gün geçirmek veya geçinip gitmek
- ruzname
Günlük olayların yazıldığı defter
- ruzname tutmak
günlük olayları bir deftere yazıp toplamak
- ruznameci
Ruzname tutan kimse
- ruznamçe
Osmanlı Devleti’nde defterdarlıkta günlük hesapların yazıldığı defter; ruzname
- ruznamçeci
Osmanlı Devleti’nde deftarlıkta günlük hesapları tutan muhasebe memuru; ruznameci
- ruzuşeb
Gece gündüz
- röfle
Saç renginin beş altı ton açığını kullanarak saça istenilen kalınlık ve sıklıkta, parça parça yapılan renk uygulaması
- röfle yapmak
saç renginin beş altı ton açığını kullanarak saça istenilen kalınlık ve sıklıkta, parça parça renk uygulaması yapmak
- röfle yaptırmak (veya attırmak)
saç renginin beş altı ton açığını kullanarak saça istenilen kalınlık ve sıklıkta, parça parça renk uygulaması yaptırmak
- röfleli
Değişik tonlarda boyanmış (saç)
- rögar
Kanalizasyona inmek, bakım ve onarım yapmak üzere yol düzeyinde kapağı bulunan özel baca
- rölans
Konken, poker vb. oyunlarda ortaya sürülmüş olan parayı artırmak için söylenen söz
- rölanti
Motorlu taşıtlarda motorun en az yakıtla çalışma ayarı
- rölantide durmak (veya çalışmak)
motorlu taşıtlarda, motor boşta çalışmak
- rölantide götürmek
herhangi bir işi mecburen yavaş biçimde sürdürmek
- rölantiye almak
motorlu taşıtlarda motoru boşa almak, boşta çalıştırmak
- röle
Bir cismin veya bir gücün biçimini değiştirmeye yarayan alet; değiştirgeç, konvertisör
- rölik
Hristiyanlıkta Hz. İsa, aziz ve azizelerle ilişkili veya onlardan geriye kalan giysi, eşya veya kemik parçası
- röliker
Röliklerin saklandığı veya korunduğu cam, metal, mermer, ahşap vb. malzemeden yapılmış özel kutu
- rölöve
Eski bir sanat eserinin, bir yapının çizilerek veya boyanarak hazırlanan kopyası
- römork
Başka bir taşıt tarafından çekilen motorsuz taşıt
- römorkör
Yedeğinde özellikle deniz taşıtı götüren taşıt
- Rönesans
XV. yüzyıldan başlayarak İtalya'da ve daha sonra diğer Avrupa ülkelerinde hümanizmin etkisiyle ortaya çıkan, klasik İlk Çağ kültür ve sanatına dayanarak gelişen bilim ve sanat akımı; uyanış
- röntgen
Havada iyon oluşturabilen gama veya x ışınlarının miktarına ilişkin ölçüm birimi
- röntgen çekmek
herhangi bir organın durumunu tespit etmek için film çekmek
- röntgenci
Röntgen ışınları uzmanı
- röntgencilik
Röntgen ışınları uzmanlığı
- röntgene yatmak
uygun bir yer bularak karşı cinsi gizlice gözlemek
- röntgenleme
Röntgenlemek işi
- röntgenlemek
Kadınları gizlice gözetlemek
- röportaj
Bir veya birden çok kimseye bir konu üzerinde sorular sorarak bilgi almak ve fikrini öğrenmek amacıyla yazılmış gazete veya dergi yazısı
- röportaj vermek
gazete, dergi, radyo veya televizyonda yayımlanmak üzere belli bir konuda fikrini söylemek veya sorulan sorulara cevap vermek
- röportaj yapmak
gazete, dergi, radyo veya televizyonda yayımlanmak üzere bir konuda bir kimseye sorular sorarak bilgi almak ve fikrini öğrenmek
- röportajcı
Röportaj yazan ve yapan kimse
- röportajcılık
Röportajcının işi
- röportör
Röportaj yapan kimse
- rötuş
Fotoğrafçılıkta resimleri basmadan önce negatif üzerinde düzeltme işi
- rötuş etmek (veya yapmak)
kusurları gidermek amacıyla düzeltmek, değiştirmek
- rötuşlama
Rötuşlamak işi
- rötuşlamak
Rötuş yapmak
- rötuşlatma
Rötuşlatmak işi
- rötuşlatmak
Rötuşlama işini yaptırmak
- rötuşlu
Rötuş yapılmış, düzeltilmiş
- rötuşsuz
Rötuş yapılmamış, düzeltilmemiş
- rötuşçu
Rötuş yapan kimse
- rötuşçuluk
Rötuşçunun yaptığı iş
- rövanş
Sporda veya oyunda yenilmiş olanın aynı rakiple oynadığı ikinci oyun
- rövanşı almak
ikinci karşılaşmayı kazanmak
- röveşata
Futbolda yüksekten gelen topa gövdeyi sırtüstü devirip makas yaparak vurma
- rücu
Geri dönme, sözünü geri alma; cayma, tersinme
- rücu etmek
geri dönmek
- rücu hakkı
Bir kimsenin alacaklısına ödediği şeyi diğer birinden istemeye hakkı olması durumu
- rüesa
Başkanlar
- rüfeka
Arkadaşlar
- rükû
Öne doğru eğilme
- rükün
Bir şeyin en güçlü ve sağlam yönü
- rüküş
Gülünç bir biçimde giyinip süslenen (kadın)
- rüküşleşme
Rüküşleşmek durumu
- rüküşleşmek
Rüküş duruma gelmek
- rüküşlük
Rüküş olma durumu
- rüping sistemi
Kapalı kazanlarda önce basıncı artırıp sonra düşürerek uygulanan ağaca koruyucu sıvı emdirme yöntemi
- rüsubat
Oluştuğu yerden çökeldiği yere kadar suda asılı hâlde veya tabanda sürüntü maddesi olarak su tarafından taşınan katı maddeler
- rüsum
Vergiler
- rüsumat
Bazı mallardan devletçe alınan vergiler
- rüsva
Ayıplanacak durumda olan, rezil
- rüsvalık
Rüsva olma durumu
- rütbe
Subay, astsubay ve polislerin sahip olduğu, astlık üstlük ilişkilerini düzenleyen basamak; paye
- rütbe indirimi
Rütbesini düşürerek daha alt bir göreve getirilme; tenzilirütbe
- rütbe sıralaması
Büyükten küçüğe, küçükten büyüğe makam ve rütbe sırası; silsileimeratip
- rütbelenme
Rütbelenmek durumu
- rütbelenmek
Rütbesine göre sıralanmak
- rütbeli
Rütbesi olan
- rütbelilik
Rütbeli olma durumu
- rütbesiz
Rütbesi olmayan
- rütbesizlik
Rütbesiz olma durumu
- rüya
Gerçekleşmesi imkânsız durum; hayal
- rüya gibi
olağanüstü, harika, çok güzel
- rüya görmek
uykusunda hayaller dizisi görmek
- rüya tabiri
Görülen rüya üzerinden gelecekte olacaklar hakkında yapılan yorum
- rüyası çıkmak
görülen rüya gerçekleşmek
- rüyasına (veya rüyalarına) girmek
rüyasında görmek
- rüyasında bile görememek
olacağını, gerçekleşeceğini düşünememek
- rüyasında görse hayra yormamak
hatır ve hayalinden geçirmemek, olacağına inanmamak
- rüzgâr
Havanın yer değiştirmesiyle oluşan esinti; yel, bad
- rüzgâr almak
yel esen bir yerde bulunmak
- rüzgâr ekip fırtına biçmek
yaptığı bir kötülüğün çok daha kötüsü ile karşılaşmak
- rüzgâr erozyonu
Aşırı rüzgâr esen yerlerde yüzey toprağının kaybı
- rüzgâr gelecek delikleri tıkamak
istenmeyen bir durum veya gelişmeye karşı her türlü önlemi almak
- rüzgâr gibi
çabucak
- rüzgâr tutmamak
rüzgâr etkilememek
- rüzgâr türbini
Rüzgârın gücü kullanılarak oluşturulan enerjiyi mekanik enerjiye dönüştüren sistem
- rüzgâr yükü
Bir bölgede görülen rüzgârın binalarda oluşturduğu sarsma gücü
- rüzgâr çizelgesi
Rüzgâr hızının deniz miline göre tanımlanmasını ve sınıflandırılmasını gösteren çizelge
- rüzgârdan nem kapmak
en küçük bir şeyden alınmak, çok alıngan olmak
- rüzgârgülü
Rüzgârların yönünü ve adını gösteren levha
- rüzgârlama
Rüzgârlamak işi
- rüzgârlamak
Yel vermek
- rüzgârlanma
Rüzgârlanmak işi
- rüzgârlanmak
Yel esmeye başlamak
- rüzgârlı
Rüzgâr alan, rüzgâra açık; yelli
- rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu
"rüzgârlı havada kuytu bir yer, yağmurlu bir havada da uyku tercih edilir" anlamında kullanılan bir söz
- rüzgârlık
Kapı üstlerine konulan eğik saçak biçimindeki örtme
- rüzgârsız
Rüzgârı olmayan, rüzgâr tutmayan, yel esmeyen
- rüzgârsızlık
Rüzgârsız olma durumu
- rüçhan hakkı
Yasal olarak tanınan öncelik hakkı
- rüşdünü ispat etmek
kanunlara göre ergin sayılacak yaşa gelmiş olmak
- rüşeym
Buğdayın en üst bölümünden elde edilen, kefir, süt ve yoğurdun içerisine karıştırılarak yenilebilen veya toz hâline getirilerek ekmek ve kurabiye hamuruna katılan besin maddesi
- rüştiye
Ortaokul derecesinde olan eğitim kurumu
- rüşvet
Yaptırılmak istenen bir işte yasa dışı kolaylık ve çabukluk sağlanması için bir kimseye mal veya para olarak sağlanan çıkar; anahtar, arpa, yem, yemlik
- rüşvet almak
rüşvet olarak verilen parayı veya malı kabul etmek
- rüşvet vermek
bir görevliye bir işi yaptırmak için para veya mal vermek
- rüşvet yemek
bir işi yapmak için birinden rüşvet almak
- rüşvetçi
Rüşvet alarak iş gören kimse
- rüşvetçilik
Rüşvetçi olma durumu
- rıh
Yazıdaki mürekkebi kurutmak için dökülen çok ince ve renkli bir kum türü
- rıhdan
Yazı kurutmak için kullanılan özel kumun konduğu üzeri delikli kap
- rıhtım
Bir akarsu veya deniz kıyısında doldurularak yapılmış, gemilerin indirme bindirme veya yükleme boşaltma yapabileceği yer
- rıhtım boyu
Limana aynı anda yanaşacak gemi sayısına göre gemi boylarına bir emniyet mesafesinin eklenmesiyle oluşturulan mesafe
- rıza
Razı olma, bir şeyi yapmayı isteme; onam
- rıza göstermek (veya vermek)
razı olmak, onamak, uygun bulmak
- rızası olmak
izni olmak, müsaadesi olmak
- rızasını almak
onayını almak, müsaadesini almak
- rızkı kesilmek
bir nimetten istifade edemez duruma gelmek
- rızkını taştan çıkarmak
ekmeğini taştan çıkarmak
- rızkını çıkarmak
günlük yiyecek parasını çıkarmak
- rızık
Yiyecek, içecek şey; azık
- rızıklanma
Rızıklanmak işi
- rızıklanmak
Rızkını çıkarmak, günlük yiyeceğini elde etmek