Kelime dizinine dön

R harfi ile başlayan kelimeler

R harfi için 1065 sözlük maddesi listeleniyor.

Bu harfte daha sık ziyaret edilen maddeler.

  • resim gibi

    çok güzel

  • resim çekmek (veya çıkarmak)

    fotoğraf makinesiyle bir şeyin biçimini kâğıda geçirmek

  • radyo

    Elektrik dalgalarının özelliğinden yararlanarak seslerin iletilmesi sistemi

  • resim almak

    bir şeyin resmini yapmak

  • Romanoloji

    Romen dilleri bilimi

  • rezene

    Maydanozgillerden, 1-1,5 metre yüksekliğinde, sarı çiçekli, yaprakları iplik biçiminde parçalı, hoş kokulu, baharatlı meyveleri anason gibi yemeklerde ve bazı içkilerde tat verici olarak kullanılan, hekimlikte gaz söktürücü olarak yararlanılan çok yıllık otsu bir bitki (Foeniculum vulgare)

  • rota çizmek

    izleyeceği yolu belirlemek

  • rüsvalık

    Rüsva olma durumu

  • reaya

    Bir hükümdarın yönetimi altındaki halk

  • reçine kesesi

    Bazı açık tohumlular ile benzerlerinde bulunan ve reçineli maddelerin birikmesine yarayan küçük kese

  • rızası olmak

    izni olmak, müsaadesi olmak

  • rahip

    Hristiyanlarda genellikle manastırda yaşayan evlenmemiş papaz; keşiş, karabaş

  • radyo yayını

    Doğrudan kamuya seslenen ve sesli programları yayan iletişim aracı

  • ruh karmaşası

    Ruhsal açıdan sıkıntı

  • ruhsal durum

    İnsanın içinde bulunduğu psikolojik durum; duygu durumu, ruh hâleti, ruh hâli, ruhi hâlet, hâletiruhiye

  • raylı temel

    Ray sistemi üzerine yapılmış temel

  • röportajcılık

    Röportajcının işi

  • rüşvet

    Yaptırılmak istenen bir işte yasa dışı kolaylık ve çabukluk sağlanması için bir kimseye mal veya para olarak sağlanan çıkar; anahtar, arpa, yem, yemlik

  • rızıklanma

    Rızıklanmak işi

  • radikallik

    Radikal olma durumu

  • rakıcılık

    Rakıcının işi

  • randımanlılık

    Randımanlı olma durumu

  • randımansızlık

    Randımansız olma durumu

  • rap

    Ayakların yürürken çıkardığı ses

  • rastlanabilmek

    Rastlanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • renkser

    Renklerle ilgili olan; kromatik

  • resim

    Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça gibi araçlarla kâğıt, bez vb. üzerinde yapılan biçimleri

  • rintçe

    Rinde yakışan; rindane

  • robotik kodlama

    Programlanabilir elektromekanik cihazların yapmaları gereken görevlere yönelik olarak bir derleyici aracılığıyla ve belirli kurallar çerçevesinde yazılı talimatlar hazırlama işlemi

  • rol dağılımı

    Piyes, film vb.nde hangi rolün kim tarafından oynanacağının belirlenmesi

  • rolcü

    Rol yapan kimse

  • romantiklik

    Romantik olma durumu

  • römorkör

    Yedeğinde özellikle deniz taşıtı götüren taşıt

  • rüsva

    Ayıplanacak durumda olan, rezil

  • rüşvet almak

    rüşvet olarak verilen parayı veya malı kabul etmek

  • rüşvet vermek

    bir görevliye bir işi yaptırmak için para veya mal vermek

R dizini

1065 kelime bağlantısı sunucuda oluşturuldu.

  • r, R

    Türk alfabesinin yirmi birinci sırasında yer alan ve re adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından yumuşak, sürtünücü diş eti ünsüzünü gösterir

  • Ra

    Radyum elementinin simgesi

  • rabbani

    Allah ile ilgili, Allah'a bağlı, ilahi, Allah'tan gelen

  • rabbanilik

    Rabbani olma durumu

  • Rabbena

    "Tanrı'mız!" anlamında kullanılan bir söz

  • Rabbena hakkı için

    ant içerken inandırmak için kullanılan bir söz

  • rabıta

    Birbirini tutma, tutarlık

  • rabıtalı

    Sözünü bilen, tutarlı, ağırbaşlı

  • rabıtasız

    Düzensiz, birbirini tutmaz

  • rabıtasızlık

    Rabıtasız olma durumu

  • raca

    Hindistan'da prenslere verilen ünvan

  • raci

    Geri dönen

  • raci olmak

    dokunmak, dayanmak, ilgilendirmek

  • racon

    Yol, yöntem, usul

  • racon kesmek

    görünüşe göre hüküm vermek

  • radansa

    Yelkenlere açılan deliklere ve halat ilmiklerine geçirilen metal halka

  • radar

    Radyo dalgalarının yankısını alarak cisimlerin yerini ve uzaklığını bulabilen, genellikle uçak ve gemilerde kullanılan cihaz

  • radarcı

    Radar kullanan veya radarın bakım ve onarımıyla görevli kimse

  • radarcılık

    Radarcının görevi

  • radika

    Yaprakları salata olarak yenen baharlı, çok yıllık bir bitki (Taraxacum officinale)

  • radikalleşme

    Radikalleşmek durumu

  • radikalleşmek

    Köktenci olmak

  • radikalleştirme

    Radikalleştirme işi

  • radikalleştirmek

    Radikal duruma getirmek

  • radikallik

    Radikal olma durumu

  • radon

    Atom numarası 86, atom ağırlığı 222 olan, hidrojen ve oksijenle karışım durumunda elde edilen, boru yardımıyla sıvı hava içinden geçirilerek karışımdan ayrılan radyoaktif element (simgesi Rn)

  • radyan

    Bir dairede yarıçap uzunluğundaki yay parçasını gören merkez açıya eşit açı ölçme birimi

  • radyasyon

    Işın veya tanecik yayımı; ışıma, ışınım

  • radyasyonlu

    İçinde radyasyon bulunan

  • radyasyonsuz

    İçinde radyasyon bulunmayan

  • radyatör

    Hava, su veya buharı ısıtmak veya soğutmak suretiyle meydana gelen sıcaklığı veya soğukluğu yayan, böylece ısıtma ve soğutmada kullanılan cihaz

  • radyatörcü

    Radyatör yapan, satan, onaran veya döşeyen usta

  • radyatörcülük

    Radyatörcü olma durumu

  • radyo

    Elektrik dalgalarının özelliğinden yararlanarak seslerin iletilmesi sistemi

  • radyo gazetesi

    Radyo aracılığıyla yayımlanan haber, yorum ve röportajların tümü

  • radyo istasyonu

    Radyo vericilerinin bulunduğu merkez

  • radyo muhabiri

    Radyo haberlerini ve röportajlarını hazırlayan gazeteci

  • radyo oyunu

    Radyoda seslendirilmek üzere yazılan oyun; radyofonik piyes

  • radyo taksi

    Telsiz telefon ağı ile bir şirkete veya durağa bağlı olarak çalışan taksi

  • radyo yayını

    Doğrudan kamuya seslenen ve sesli programları yayan iletişim aracı

  • radyoaktif

    Alfa, beta veya gama ışınlarını yayma özelliği olan; ışın etkin

  • radyoaktif izotoplar

    Bazı hastalıkların tanısında ve iyileştirilmesinde yararlanılan radyoaktif maddeler

  • radyoaktifleştirme

    Bir elementi radyoaktif duruma getirme

  • radyoaktiflik

    Radyoaktif olma durumu

  • radyoaktivite

    Alfa, beta veya gama ışınlarını yayma özelliği; ışın etkinlik, radyo etkinliği

  • radyobiyoloji

    Radyoaktif ışınların canlı dokular üzerindeki etkisini inceleyen bilim; radyofizyoloji

  • radyobiyolojik

    Radyobiyoloji ile ilgili

  • radyocu

    Radyo yapan, onaran veya satan kimse

  • radyoculuk

    Radyo yapma, onarma veya satma işi

  • radyoelektrik

    Fiziğin elektromanyetik dalgaların araştırılması ve uygulanması ile ilgili bölümü

  • radyoelektriksel

    Radyoelektriğe ilişkin

  • radyoelektronik

    Elektroniğin radyoelektriğe uygulanması

  • radyoevi

    Radyo yayınlarının gerçekleştirildiği yapı

  • radyofizik

    Radyoelektriğe ilişkin olayları inceleyen bilim dalı

  • radyofoni

    Elektromanyetik dalgaların özelliklerinden yararlanarak sesleri ileten sistem

  • radyofonik

    Radyo ile ilgili, radyo ile yayımlanan

  • radyofonik ses

    Radyoda konuşma yapmaya uygun ses

  • radyofoto

    Fotoğraf, yazı vb. görüntülerin radyo dalgalarıyla uzaktan iletilmesini sağlayan sistem

  • radyografi

    Bir organ veya cismin biçimini X ışınlarından yararlanarak görüntüleme

  • radyogram

    Telsiz telgrafla verilen haber ve bunun yazılı olduğu kâğıt

  • radyoizotop

    Doğal bir elementin radyoaktif izotopu

  • radyokimya

    Radyoaktif cisimleri ve onların kimyasal özelliklerini inceleyen bilim dalı

  • radyolink

    Radyo, telefon, televizyon, teleks vb. iletişim araçlarının kablo bağlantısı olmaksızın, istasyonlar arasında veya stüdyo ile verici istasyon arasında yüksek frekanslı radyo dalgaları ile bağlantı kurmasına yarayan sistem

  • radyolojik

    Radyoloji ile ilgili

  • radyometri

    Işıma şiddetinin ölçümü

  • radyometrik

    Radyometri ile ilgili

  • radyoskopi

    Bir organ veya cismin her türlü açıdan biçiminin ve hareketlerinin ışınlar altında incelenmesini sağlayan muayenesi

  • radyoteknoloji

    Elektro filmi çekme tekniği

  • radyum

    Atom numarası 88, atom ağırlığı 226,05 olan, 700 °C'de eriyen, 1898 yılında Pierre Curie ve eşi tarafından bulunan, soğukta suyu ayrıştıran, ışın etkinliği çok bir element (simgesi Ra)

  • raf

    Üstüne öteberi koymak için duvara veya bir dolabın içine birbirine paralel olarak tutturulmuş, genellikle geniş, uzun tahta veya metal levha; sergen

  • raf ömrü

    Çeşitli katkı maddeleriyle kalıcılığı sağlanmış bir ürünün bozulmadan korunduğu süre

  • rafa koymak (veya kaldırmak)

    savsaklamak, artık üstünde durmamak, ihmal etmek

  • rafadan

    Kaynar suda kabuğu ile az pişirilmiş (yumurta)

  • rafinatör

    Odun liflerini içinde bulunabilecek yabancı maddelerden arıtma ünitesi

  • rafine

    Kristalleştirme, damıtma gibi ayırma yöntemleriyle istenmeyen maddelerden arındırılmış (yağ, petrol vb.)

  • rafit

    Bazı hayvan ve bitki hücrelerinde bulunan, iğne biçiminde billur madde

  • raflı

    Rafı olan

  • rafsız

    Rafı olmayan

  • rafya

    Afrika ve Amerika'da yetişen, iri gövdeli, uzun yapraklı palmiye (Raphie)

  • Rafızi

    Rafıziliği benimseyen kimse

  • Rafızilik

    Şii mezhebinin bir kolu ve bu koldan olanların inancı

  • ragbi

    On beşer kişilik iki takım arasında oval bir topla oynanan oyun

  • rahat

    İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu; huzur

  • rahat batmak

    iyi bir durumdayken bu durumu olmayacak sebepler yüzünden bırakanlar için sitem yollu söylenen bir söz

  • rahat bırakmak

    işine karışmamak

  • rahat bırakmamak (veya vermemek)

    tedirgin etmek

  • rahat durmak

    yaramazlık etmemek veya kımıldamamak

  • rahat duruş

    Alıştırmalar arasında dinlenmek için eller arkaya dik olarak birleştirilmiş, bacaklar önde veya yana yarım adım duruşunda vücudun aldığı gevşek durum

  • rahat döşeği

    Bir insanın içinde yatıp kalktığı yatak

  • rahat etmek

    sıkıntısız durumda olmak, ferahlanmak, dinlenmek

  • rahat kıçına batmak

    bulunduğu rahat durumun değerini bilmemek

  • rahat olmak

    üzüntülü, sıkıntılı veya tedirgin durumda olmamak

  • rahat rahat

    Rahat bir biçimde

  • rahat yüzü görmemek

    hiç rahat etmemek

  • rahata ermek

    rahatlamak

  • rahata kavuşmak

    rahatlamak

  • rahatlama

    Rahatlamak işi; deşarj, relaks

  • rahatlamak

    Üzüntü, sıkıntı, tedirginlik veren bir durum ortadan kalkmak veya azalmak, rahata kavuşmak

  • rahatlatabilme

    Rahatlatabilmek işi

  • rahatlatabilmek

    Rahatlatma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • rahatlatma

    Rahatlatmak işi

  • rahatlatmak

    Rahatlamasını sağlamak, ferahlatmak

  • rahatlayabilme

    Rahatlayabilmek işi

  • rahatlayabilmek

    Rahatlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • rahatlayıverme

    Rahatlayıvermek işi

  • rahatlayıvermek

    Çabucak veya kısa sürede rahatlamak

  • rahatlayış

    Rahatlamak işi

  • rahatlık

    Üzüntüsü, sıkıntısı, tedirginliği olmama durumu

  • rahatsız

    Rahatı olmayan, tedirgin, huzursuz

  • rahatsız etmek

    rahatını bozmak, rahatını, keyfini kaçırmak

  • rahatsız olmak

    rahatı bozulmak, keyfi kaçmak, sağlığı bozulmak

  • rahatsızlanma

    Rahatsızlanmak işi

  • rahatsızlanmak

    Sağlığı bozulmak, hastalanmak, rahatsız olmak

  • rahatsızlık

    Rahatsız olma durumu, tedirginlik

  • rahatsızlık duymak

    tedirgin olmak, huzurunun ve rahatının kaçtığını hissetmek

  • rahatsızlık vermek

    rahatını bozmak, rahatını, keyfini kaçırmak

  • rahatça

    Rahat bir biçimde

  • rahatı kaçmak

    rahatsız, tedirgin olmak, üzülmek

  • rahatına bakmak

    hiçbir şeye aldırış etmeyerek rahatını sağlamaya çalışmak

  • rahibe

    Kadın rahip

  • rahibelik

    Rahibe olma durumu

  • rahim

    Acıma, esirgeme

  • rahim içi araç

    Uzun süreli doğum kontrolü sağlayan araç

  • rahip

    Hristiyanlarda genellikle manastırda yaşayan evlenmemiş papaz; keşiş, karabaş

  • rahiplik

    Rahip olma durumu

  • rahle

    Üzerinde kitap okunan, yazı yazılan, bazıları açılıp kapanabilen alçak, küçük masa

  • rahleitedris

    Birinin bilgisi ve görgüsü altında alınan eğitim

  • rahleitedrisinden geçmek

    birinden eğitim almak

  • rahman

    Herkese, her canlıya merhamet eden (Tanrı)

  • rahmet

    Birinin suçunu bağışlama, yarlıgama, merhamet etme

  • rahmet okumak

    Tanrı'nın merhamet ve bağışlaması için dua etmek

  • rahmet okutmak

    biri, kötü bir kimseden daha kötü çıkmak

  • rahmet olsun canına

    "Allah rahmet eylesin" anlamında ölüler anılırken kullanılan bir iyi dilek sözü

  • rahmetli

    "Tanrı'nın rahmetine kavuşmuş, bağışlanmış" anlamlarında ölmüş Müslümanları saygıyla anmak için ad veya ünvanlarının başına getirilen bir söz

  • rahmetli olmak

    ölmek

  • rahmetlik olmak

    ölmek

  • raht

    At takımı

  • rahvan

    Koşarken bir yandaki iki bacağını aynı anda atan binek hayvanlarının biniciyi sarsmayan en yavaş koşma biçimi

  • rahîm

    Koruyan, acıyan, merhamet eden (Tanrı)

  • rakam

    Sayıları göstermek için kullanılan işaretlerden her biri

  • rakamlama

    Rakamlamak işi

  • rakamlamak

    Bas notalarının üstüne akortlarını belirten rakam koymak

  • rakamlı

    Rakamı olan, içinde rakam bulunan

  • rakamsız

    Rakamı olmayan

  • raket

    Masa tenisi, tenis vb. oyunlarda topa vurmak için kullanılan, oval tahta bir kasnağa gerilmiş bir ağla veya lastikle kaplanmış saplı araç; vuraç

  • rakibe

    Kadın rakip

  • rakik

    İnce, narin

  • rakip

    Herhangi bir işte, bir yarışta, birbirini geçmeye çalışan, aynı şeyi elde etmeye uğraşan kimse

  • rakipsiz

    Daha üstünü, daha iyisi bulunamayan (kimse veya şey)

  • rakipsizlik

    Rakipsiz olma durumu

  • rakit

    Durgun (su)

  • rakit bulmak

    sakinleşmek

  • rakkas

    Raksı meslek edinmiş erkek

  • rakkase

    Raksı meslek edinmiş kadın

  • rakkaslı

    Sarkacı olan

  • rakor

    Sıhhi tesisatta iki boruyu döndürmeden birbirine bağlanmasını sağlayan bağlantı parçası

  • rakorlu musluk

    Hortum bağlamak için kullanılan musluk

  • raks aksağı

    Klasik Türk müziğinde bir küçük usul

  • raks etmek

    oynamak, dans etmek

  • rakun

    Kuzey Amerika'da, ağaçlarda yaşayan, kafası tilkiye benzeyen, uzun kuyruğu alaca halkalı, kürklü hayvan (Procyon lotor)

  • rakı

    Üzüm, incir, erik vb. meyvelerin alkolle mayalanarak damıtılmasıyla elde edilen içki; aslansütü, imamsuyu

  • rakı bardağı

    Rakı içmek için özel olarak üretilen, dar ve uzunca bardak

  • rakı meclisi

    Rakı veya başka içki içilip yemekler, mezeler yiyerek vakit geçirilen, çalınıp söylenerek eğlenilen toplantı; rakı âlemi

  • rakıcı

    Rakı yapan veya satan kimse

  • rakıcılık

    Rakıcının işi

  • ralli

    Yarışmacıların otomobille belli yolları izleyerek ve özel kurallara uyarak belirli bir yere ulaşmalarına dayanan otomobil yarışı

  • rallici

    Ralliye katılan yarışmacı

  • rallicilik

    Rallici olma durumu

  • ram

    Boyun eğen, kendini başkasının buyruğuna bırakan

  • ram etmek

    boyun eğdirmek, itaat ettirmek

  • ram olmak

    boyun eğmek, itaat etmek

  • ramak

    "Bir şeyin olmasına çok az kalmak" anlamına gelen ramak kalmak deyiminde geçer

  • ramazan

    Ay takviminin dokuzuncu ayı, üç ayların sonuncusu, oruç tutulan ay

  • Ramazan Bayramı

    Ay takvimine göre şevval ayının ilk üç gününde kutlanan dinî bayram; Şeker Bayramı

  • ramazan davulu

    Ramazan günlerinde oruç tutacakları sahura kaldırmak için mahalle aralarında çalınan davul

  • ramazan pidesi

    Ramazan ayında özel olarak yaptırılan pide

  • ramazan topu

    Ramazan ayında sahur ve iftar vakitlerini halka duyurmak için atılan top

  • ramazaniyelik

    Ramazanda iftar ve sahurda yenmek için alınan yiyecekler

  • ramazanlık

    Ramazan için ayrılmış (yiyecek)

  • rambursman

    Ödeme emrini vermesi gereken bankanın talimatına göre akreditif bedelini ödeyen aracı banka

  • rami

    Isırgangillerden, Çin, Vietnam ve Malezya'da yetişen değerli bir bitki (Boehmeria nivea)

  • ramp

    Bir tiyatro sahnesinin önünde, ışık ve ışıldakların yerleştirildiği, izleyiciye en yakın yer

  • ramp ışığına çıkarmak

    bir oyunu sahnelemek

  • rampa

    Bir arazinin, bir kara yolunun, bir demir yolu hattının yatay doğrultuya göre yokuş olan bölümü

  • rampa etmek

    taşıt bir yere, bir şeye veya bir başka taşıta yanaşmak

  • rampacı

    Deniz savaşlarında, borda bordaya savaşıldığında karşı gemiden gelen saldırıları önleyen veya düşman gemisine atlayıp savaşan er

  • rampalama

    Rampalamak işi

  • rampalamak

    Rampa etmek

  • rampalı

    Yokuşu olan

  • randa

    Gemilerin mizana direğinin gerisindeki yelken

  • randevu

    Belli bir saatte, belli bir yerde iki veya daha çok kişi arasında kararlaştırılan buluşma; termin

  • randevu almak

    bir kimseden belli bir saat ve yerde buluşmak için söz almak, gün almak

  • randevu vermek

    belli bir saatte, belli bir yerde biriyle buluşmak için söz vermek

  • randevucu

    Randevuevi işleten kimse

  • randevuculuk

    Randevucunun işi

  • randevuevi

    Gizli fuhuş amacıyla işletilen yer

  • randevulaşma

    Randevulaşmak işi

  • randevulaşmak

    İki veya daha çok kişi belli bir yerde veya zamanda buluşmak için sözleşmek

  • randevulu

    Randevusu bulunan

  • randevusu olmak

    belli bir saatte, belli bir yerde buluşmak için biriyle sözleşmiş olmak

  • randevusuz

    Randevusu olmayan

  • randımanlılık

    Randımanlı olma durumu

  • randımansız

    Randımanı olmayan

  • randımansızlık

    Randımansız olma durumu

  • rantabl

    Gelir getiren, kâr sağlayan; verimli, getirimli

  • ranza

    Gemi, tren, kışla, yatılı okul vb. yerlerde üst üste yapılan yatak yeri

  • rap

    Ayakların yürürken çıkardığı ses

  • rap diye

    ansızın

  • rap rap

    Bir birliğin, yürüyüş düzenine girmiş bir topluluğun, uygun adım yürürken çıkardığı ses

  • rapor

    Herhangi bir işte, bir konuda yapılan inceleme, araştırma sonucunu, düşünceleri veya tespit edilenleri bildiren yazı; yazanak

  • rapor almak

    hasta olup olmadığını belirlemek amacıyla herhangi bir sağlık kuruluşundan belge almak

  • rapor etmek

    rapor vermek

  • rapor vermek

    herhangi bir konuda yapılan inceleme, araştırma sonucu düşünce veya gözlemleri bildirmek

  • raporcu

    Bir işi, bir konuyu inceleyerek onunla ilgili rapor vermekle görevli kimse

  • raporlama

    Raporlamak durumu

  • raporlamak

    Rapora bağlamak, rapor hâline getirmek

  • raporlu

    Raporu olan

  • raporluluk

    Raporlu olma durumu

  • raporsuz

    Raporu olmayan

  • raportör

    Bir komisyonun verdiği kararların gerekçesini kaleme alıp genel kurul karşısında savunmakla görevlendirilen üye

  • raportörlük

    Raportör olma durumu

  • rapsodi

    İçinde, Homeros'un şiirlerindeki olaylardan birini işleyen şarkı veya parça

  • rapten

    Bağlı olarak, tutturulmuş biçimde

  • raptetme

    Raptetmek işi

  • raptetmek

    Bir şeyi bir yere iliştirmek, tutturmak

  • raptiye

    Düz, geniş başlı, kısa bir çivi görünüşünde, kâğıt veya karton vb. şeyleri bir yere tutturmak için kullanılan araç; pünez

  • raptiyeleme

    Raptiyelemek işi

  • raptiyelemek

    Raptiye ile tutturmak

  • raptiyelenme

    Raptiyelenmek işi

  • raptiyelenmek

    Raptiye ile tutturulmak

  • raptiyeletme

    Raptiyeletmek işi

  • raptiyeletmek

    Raptiyeleme işini yaptırmak

  • raspa

    Demir, tahta yüzeylerdeki boya, pas vb.ni çıkarma, pürüzleri gidermek amacıyla kullanılan iri dişli bir törpü

  • raspa etmek

    raspalamak

  • raspa taşı

    Gemi güvertelerini temizlemek için kullanılan sünger taşı

  • raspacı

    Raspa yapan kimse

  • raspacılık

    Raspacı olma durumu

  • raspalama

    Raspalamak işi

  • raspalamak

    Raspa kullanarak boyaları, pasları kazımak, pürüzleri gidermek veya iki yüzeyi birbirine yapıştırmak, oturtmak

  • raspalanma

    Raspalanmak işi

  • raspalanmak

    Raspalama işine konu olmak

  • rast

    Doğru, düzgün

  • rast gele!

    "işiniz rast gitsin" anlamında kullanılan bir söz

  • rast gelmek

    düşünmediği, ummadığı hâlde karşılaşmak, rastlamak, tesadüf etmek

  • rast getirmek

    rast gelmesini sağlamak

  • rast gitmek

    uygun düşmek, istenilen biçimde gelişmek

  • rastgele

    (ra'stgele) Seçmeden, iyisini kötüsünü ayırmadan; gelişigüzel, lalettayin

  • rastlama

    Rastlamak işi

  • rastlamak

    Bir kimse ile karşı karşıya gelmek; rast gelmek, tesadüf etmek

  • rastlanabilme

    Rastlanabilmek işi

  • rastlanabilmek

    Rastlanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • rastlanma

    Rastlanmak işi

  • rastlanmak

    Karşılaşılmak, rast gelinmek, tesadüf edilmek

  • rastlantı

    Bilgiye, isteğe, kurala veya belli bir sebebe dayanmaksızın oluveren karşılaşma, tesadüf

  • rastlantısal

    Rastlantı ile ilgili; tesadüfi

  • rastlantısallık

    Rastlantısal olma durumu; tesadüfilik

  • rastlatma

    Rastlatmak işi

  • rastlatmak

    Rastlama işini yaptırmak

  • rastlayabilme

    Rastlayabilmek işi

  • rastlayabilmek

    Rastlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • rastlayıverme

    Rastlayıvermek işi

  • rastlayıvermek

    Birdenbire rastlamak

  • rastlayış

    Rastlamak işi

  • rastlaşabilme

    Rastlaşabilmek işi

  • rastlaşabilmek

    Rastlaşma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • rastlaşma

    Rastlaşmak işi

  • rastlaşmak

    Birbiriyle karşılaşmak, birbirine rastlamak; tesadüf etmek

  • rastık

    Kadınların kaşlarını veya saçlarını boyamak için sürdükleri siyah boya

  • rastık çekmek

    rastık sürmek

  • rastıklı

    Rastık sürülmüş olan (kaş veya saç)

  • rasyon

    Bir hayvanın 24 saatlik bir periyot için besin maddeleri ve enerji gereksinimini sağlayan toplam yem miktarı

  • rasyonel

    Akla uygun, aklın kurallarına dayanan; ölçülü, ussal, hesaplı

  • rasyonel sayı

    Tam veya kesirli sayıların ortak adı

  • rasyonelleşme

    Rasyonelleşmek durumu

  • rasyonelleşmek

    Rasyonel duruma gelmek

  • rasyonelleştirme

    Rasyonelleştirmek işi

  • rasyonelleştirmek

    Rasyonel duruma getirmek

  • rasyonellik

    Rasyonel olma durumu

  • ratanya

    Karabuğdaygillerden, basit yapraklı, kökü sürgün kesici olarak kullanılan ağaççık (Krameria triandra)

  • rate

    Yaşlı, verimsiz, geçimsiz (kimse)

  • rattan

    Avustralya, Afrika ve Asya’nın tropikal bölgelerinde yetişen bir tür kamış

  • raunt

    Boks vb. spor karşılaşmalarında devrelerden her biri

  • ravent

    Karabuğdaygillerden, büyük yapraklı, beyaz çiçekli, çok yıllık ve otsu bir bitki (Rheum officinale)

  • ravi

    Rivayet eden, nakleden

  • ray

    Tren, tramvay vb. taşıtlarda tekerleklerin üzerinde hareket ettiği demirden yol

  • raydan (veya rayından) çıkmak

    düzeni bozulmak, altüst olmak

  • rayiha

    Güzel koku

  • rayihalı

    Güzel kokulu

  • rayiç

    Bir para biriminin veya malın satış ve sürüm değeri

  • raylı

    Rayı bulunan

  • raylı sistem

    Taşıt veya yapıların ray üzerinde hareket etmesini sağlayan sistem

  • raylı sistem bina

    Raylı temel sistemi üzerine inşa edilmiş bina

  • raylı temel

    Ray sistemi üzerine yapılmış temel

  • raysız

    Rayı bulunmayan

  • rayına girmek

    bir iş, bir girişim düzene sokulmak, iyi bir duruma getirilmek

  • rayına oturtmak

    bir işi yoluna, yöntemine koymak, düzgün işler duruma getirmek

  • razakı

    Kalınca kabuklu, iri ve uzunca taneli, şekeri çok bir tür üzüm

  • razmol

    İri, kepekli un

  • razı

    Uygun bulan, benimseyen, isteyen, kabul eden

  • razı etmek

    kabul ettirmek

  • razı olmak (veya gelmek)

    uygun bulmak, beğenmek, benimsemek, istemek, kabul etmek

  • razılık

    Razı olma durumu

  • razılık vermek

    razı olmak

  • rağbet

    İstek, arzu, ilgi

  • rağbet etmek (veya göstermek)

    istemek, beğenmek, istekle karşılamak

  • rağbet görmek (veya kazanmak)

    istenilmek, beğenilmek, istekle karşılanmak

  • rağbetli

    İstek gören, rağbet gören, rağbet edilen

  • rağbetsiz

    İsteksiz, gönülsüz, rağbet etmeyen

  • rağbetsizlik

    İsteksizlik, gönülsüzlük, rağbet etmeme

  • raşe

    Titreyiş, ürkme

  • raşelenme

    Raşelenmek durumu

  • raşelenmek

    Titremek, ürpermek

  • raşi

    Rüşvet veren kimse

  • raşitik

    Raşitizm hastalığına yakalanmış (çocuk)

  • raşitizm

    Özellikle süt çocuklarında D vitamini eksikliği ile kalsiyum, fosfor eksikliğinden veya dengesizliğinden ileri gelen, biçim bozukluğuna sebep olan kemik hastalığı

  • Rb

    Rubidyum elementinin simgesi

  • Re

    Renyum elementinin simgesi

  • re

    Türk alfabesinin yirmi birinci harfinin adı, okunuşu

  • reaksiyon göstermek

    tepkimek

  • reaktör

    Yakıt olarak çevre havayı kullanan ve pervanelerin yardımı olmaksızın doğrudan doğruya tepki ile çalışan, iki ucu açık boru biçiminde itici

  • realist olmak

    gerçekçi olmak

  • reaya

    Bir hükümdarın yönetimi altındaki halk

  • rebabi

    Rebap çalan kimse

  • rebap

    Gövdesi Hindistan cevizi kabuğundan yapılmış uzun saplı saz

  • rebiyülahir

    Ay takviminin dördüncü ayı; küçük mevlit ayı

  • rebiyülevvel

    Ay takviminin üçüncü ayı; büyük mevlit ayı

  • recep

    Ay takviminin yedinci ayı, üç ayların birincisi

  • recim

    Taşa tutma, taşa tutarak öldürme

  • recmen

    Recim yoluyla

  • recmetme

    Recmetmek işi

  • recmetmek

    Taşa tutmak, taşa tutarak öldürmek

  • redaksiyon

    Yazılmış bir metin üzerinde gereken düzeltmeleri yaparak yazıyı yayıma hazır duruma getirme

  • redaktör

    Yazılmış bir metin üzerinde gereken düzeltmeleri yaparak yazıyı yayıma hazır duruma getiren kimse

  • redaktörlük

    Redaktörün görevi

  • reddedebilme

    Reddedebilmek durumu

  • reddedebilmek

    Reddetme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • reddedilme

    Reddedilmek durumu

  • reddedilmek

    Reddetme işine konu olmak

  • reddediş

    Reddetmek işi

  • reddetme

    Reddetmek işi

  • reddetmek

    Verilen veya yapılması istenen bir şeyi kabul etmemek, geri çevirmek; reddeylemek

  • reddettirme

    Reddettirmek durumu

  • reddettirmek

    Reddetme işini yaptırmak

  • reddihâkim

    Hâkimi istememe, kabul etmeme, reddetme

  • reddimiras

    Her türlü sonucuyla mirası istememe, kabul etmeme, reddetme

  • reddiye

    Bir düşünceyi, bir öğretiyi çürütmek için yazılan yazı

  • reddolunma

    Reddolunmak durumu

  • reddolunmak

    Verilen veya yapılması istenen bir şey kabul edilmemek, geri çevrilmek

  • redevans

    Bir berat, lisans hakkı veya ticari marka sahibinin bunu devrettiği firmalardan aldığı maddi karşılık

  • redif

    Şiirde uyaktan sonra tekrarlanan, aynı harflerden oluşan kelime veya ek; yedek

  • redingot

    Arkası yırtmaçlı, etekleri uzun, çift sıra düğmeli, resmî erkek ceketi

  • redingotlu

    Redingot giymiş olan

  • redoks

    Bir atom veya molekülden ötekine bir veya daha çok elektronun geçişi olayı

  • reeksport

    Bir ülkeden alınan malın başka bir ülkeye satılması

  • reel kesim

    Mal ve hizmetlerin, hammadde, ara malı ve üretim faktörleri kullanılarak üretildiği, faktör ve mal piyasalarından oluşan kesim; reel sektör

  • reeskont

    Bir bankanın elinde bulundurduğu, vadesi gelmemiş senetleri bir başka bankaya iskonto ettirmesi

  • Refahiye

    Erzincan iline bağlı ilçelerden biri

  • refakat

    Arkadaşlık etme, birlikte bulunma

  • refakat etmek

    beraberinde gitmek, arkadaşlık etmek, eşlik etmek

  • refakatçi

    Hastanelerde hastanın yanında kalan, hastaya yardımcı olan kimse; eşlikçi

  • refakatçilik

    Refakatçi olma durumu

  • referans

    Karşılaştırma için başlangıç kabul edilen nokta veya yer

  • referans elektrot

    Potansiyeli zaman içerisinde değişmeyen elektrot

  • refetme

    Refetmek işi

  • refetmek

    Yukarı kaldırmak

  • refik

    Bir kadının evlenmiş olduğu erkek

  • refika

    Bir erkeğin evlenmiş olduğu kadın

  • refleks

    Dıştan gelen bir uyarım sonucu doğan hareket, salgı gibi iç tepkilere yol açan irade dışı sinir etkinliği; tepke

  • refleks yayı

    Uyarının alınması, duyu siniri ile merkeze iletilmesi, merkezden verilen cevabın motor sinir ile kasa aktarılması sonucunda meydana gelen bir sinir sistemi mekanizması

  • reflü

    Bir vücut sıvısının normalin aksi yönde akması

  • reftar

    Giriş, yürüyüş

  • reftiye

    Osmanlı Devleti'nde Tanzimat'a kadar ihraç edilen maldan alınan vergi

  • Regaip Gecesi

    Hz. Muhammed'in ana rahmine düştüğü kabul edilen, kamerî aylardan Recep’in ilk cuma gecesi

  • Regaip Kandili

    Regaip Gecesi kutlanan kandil

  • reglan

    Omuzlardan geçerek boyna kadar uzanan (kol)

  • regresyon

    İki veya daha çok değişken arasında doğrusal bir ilişki olup olmadığının bulunması ve bu doğrusal ilişkinin bir doğrusal denklemle nasıl ifade edildiğinin gösterilmesi

  • rehavet

    Vücutta görülen gevşeklik, ağırlık, tembellik

  • rehavet çökmek (veya basmak)

    gevşeklik, ağırlık duymak ve uyumak istemek

  • rehber

    Bazı bilgileri bulmayı kolaylaştıran fihrist mahiyetindeki kitap

  • rehber öğretmen

    Öğrencilerin özel durumlarıyla yakından ilgilenen ve öğrenciye, zorluklar karşısında yardımcı olan öğretmen

  • rehbercik

    Annesi ve babası işitme engelli olup kendisi işitme engelli olmayan kimse

  • rehberli

    Rehberi olan

  • rehberlik

    Öğrencilerinin sorunlarını öğrenerek onlara yardımda bulunma

  • rehberlik etmek

    yol göstermek, kılavuzluk etmek

  • rehberlik servisi

    Eğitim kurumlarında rehberlik hizmetlerinin yürütüldüğü birim

  • rehbersiz

    Rehberi olmayan

  • rehbersizlik

    Rehbersiz olma durumu

  • rehin

    Bir borcun ödeneceğine teminat olarak ödenince geri alınmak şartıyla borçlunun alacaklıya verdiği değerli şey

  • rehin almak

    bir anlaşma, sözleşme veya isteğin yerine getirilmesini sağlamak için bir kimseyi alıkoymak

  • rehin etmek

    rehin olarak vermek

  • rehin vermek

    borçlu daha sonradan almak üzere değerli bir şeyini alacaklıya vermek

  • rehine

    Bir anlaşma, sözleşme veya isteğin yerine getirilmesini sağlamak için güvence olarak ele geçirilen kimse; tutak

  • rehine koymak (veya vermek)

    borçlu daha sonradan almak üzere değerli bir şeyini alacaklıya vermek

  • reis

    Küçük tekne kaptanı

  • reislik

    Küçük tekne kaptanlığı

  • reisülküttap

    XVII. yüzyıla kadar Osmanlılarda padişah divanı kâtiplerinin başı; reis efendi

  • reji

    Sinema, tiyatro, radyo ve televizyon oyunlarında oyunu yönetme

  • reji masası

    Rejisörün oyunu yönlendirdiği yer

  • reji odası

    Sinema, tiyatro, radyo ve televizyon oyunlarında oyunun yönetildiği yer; rejisörlük odası

  • rejim

    Bir devletin yönetim biçimi

  • rejim yapmak

    sağlığı korumak veya zayıflamak amacıyla belirli yiyecekleri yemek

  • rejisörlük

    Rejisörün görevi; yönetmenlik

  • rejisörlük etmek

    tiyatro ve sinema sanatında yönetmenlik yapmak

  • rekabet

    Aynı amacı güden kimseler arasındaki çekişme; rakiplik, yarışma, yarış

  • rekabet etmek

    yarışmak

  • rekabetçi

    Rekabet yanlısı olan kimse; kompetitif

  • rekabetçilik

    Rekabetçi olma durumu

  • rekiz

    Dikme, saplama, kurma

  • reklam

    Bir şeyi halka tanıtmak, beğendirmek ve böylelikle sürümünü sağlamak için denenen her türlü yol

  • reklam ajansı

    Bir ticari kuruluşu tanıtan, onunla ilgili bilgi aktaran ve bu yolla kazanç sağlayan iş kolu

  • reklam etmek

    herhangi bir kimseyi veya olayı, durumu açığa vurmak, ilan etmek, afişe etmek, ifşa etmek

  • reklam filmi

    Herhangi bir ürünü tanıtmak amacıyla çevrilen kısa metrajlı film

  • reklam kuşağı

    Reklamların yayımlandığı belirli zamanlar

  • reklam levhası

    Herhangi bir ürünü tanıtan, duvara, özel hazırlanmış çerçevelere veya yerlere yapıştırılan, asılan veya tutturulan ilan

  • reklam yapmak

    her türlü aracı kullanarak bir şeyi halka tanıtmak, ünlenmesini sağlamak

  • reklamcı

    Reklam işi ile uğraşan kimse

  • reklamcılık

    Reklamcının işi

  • rekolte

    Tarımda bir yılda derlenen ürünlerin bütünü

  • rekor

    Bir spor dalında erişilmiş derecelerin en üstünü

  • rekor kırmak

    eski rekoru aşıp yeni, üstün bir sonuç elde etmek

  • rekortmen

    Rekor kıran kimse

  • rekortmenlik

    Rekor kırma işi

  • rekreasyon

    İnsanların boş zamanlarında, eğlence ve spor amacı ile gönüllü olarak katıldıkları etkinlikler

  • rekreasyon alanı

    İnsanların boş zamanlarında, eğlence ve spor amacı ile gönüllü olarak etkinlik yapabilecekleri yer

  • rektör

    Üniversitenin tüzel kişiliğini temsil eden, yönetimden, eğitim ve öğretimin düzenli yürütülmesinden sorumlu profesör

  • rektör yardımcılığı

    Rektör yardımcısının görevi

  • rektör yardımcısı

    Yükseköğretim üst kuruluşları ile senato kararlarının uygulanmasında belirlenen plan ve programlar doğrultusunda rektöre yardım eden öğretim üyesi

  • rektörlük

    Rektörün görevi

  • rekzetme

    Rekzetmek işi

  • rekzetmek

    Dikmek, saplamak, kurmak

  • rekât

    Namazda bir kıyam, bir rükû ve iki secdeden oluşan bölüm

  • rembetiko

    Nüfus mübadelesi sonucu, Anadolu'dan Yunanistan'a göç eden Rumların orada oluşturdukları müzik türü

  • remel

    Aruz ölçülerinden biri

  • remi

    Genellikle dört kişi arasında elli kâğıtlık bir deste ve iki jokerle oynanan bir iskambil oyunu

  • remil

    Kumda birtakım çizgiler çizerek fala bakma

  • remil atmak (veya dökmek)

    kumda birtakım çizgiler çizerek fala bakmak

  • remilci

    Kumla fala bakan kimse

  • remilcilik

    Remilcinin işi

  • remzî

    Remiz ile, işaretle ilgili

  • Ren geyiği

    Geyikgillerden, Kuzey Kutbu'na yakın soğuk bölgelerde koşum hayvanı olarak kullanılan ve etinden, sütünden, derisinden de yararlanılan evcil bir tür memeli (Flangifer tarandus)

  • rencide

    İncinmiş, kalbi kırılmış

  • rencide etmek

    incitmek, kalbini kırmak

  • rencide olmak

    incinmek, kalbi kırılmak

  • rencidelik

    Rencide olma durumu

  • rende

    Tahta yüzeyleri pürüzsüz duruma getirmek, biçim vermek için marangozların kullandığı araç

  • rendeleme

    Rendelemek işi

  • rendelemek

    Rende ile pürüzlerini gidermek, istenilen biçimi vermek

  • rendeleniş

    Rendelenmek işi

  • rendelenme

    Rendelenmek işi

  • rendelenmek

    Rendeleme işi yapılmak

  • rendeli

    Rendesi olan, rendelenmiş

  • rendesiz

    Rendesi olmayan, rendelenmemiş

  • rengi atmak (veya kaçmak veya uçmak)

    solmak

  • rengi solmak

    yüz, hastalık sebebiyle beyazlaşmak

  • rengini almak

    soldurmak

  • rengini belli etmek

    yandaşlığını açıklamak, düşüncesini, eğilimini açığa vurmak

  • rengârenk

    Çeşitli renkleri olan, renk renk

  • renk

    Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum

  • renk almak

    yeni bir renk kazanmak

  • renk bilimi

    Rengi ve renk olaylarını inceleyen bilim dalı

  • renk cümbüşü

    Türlü renklerin oluşturduğu karışım

  • renk gelmek

    renklenmek, canlanmak

  • renk kartelası

    Kodlarıyla birlikte renk çeşitlerini gösteren katalog

  • renk katmak

    çeşitlilik kazandırmak, farklılık yaratmak

  • renk körlüğü

    Bütün renkleri veya birkaç rengi, özellikle kırmızı ile yeşili birbirinden ayırt etmeye engel olan görme bozukluğu; daltonizm, akromatopsi (Akromatopsi)

  • renk körü

    Renk körlüğüne tutulmuş kimse

  • renk skalası

    Ana ve ara renkler ile bütünleyici renkleri bir arada gösteren katalog

  • renk vermek

    çamaşır rengi solmak

  • renk vermemek

    duygularını, düşüncelerini veya başka bir durumunu belli etmemek, bir şeyi bildiği hâlde bilmez gibi görünmek

  • renk yuvarı

    Güneş’in ışık yuvarını saran, tam güneş tutulmasında görülebilir duruma gelen, yaklaşık 10.000 kilometre kalınlığındaki atmosfer katmanı; renk küre, kromosfer

  • renk ölçme

    Sıvı, dağıtıcı yüzey, canlı vb.nin renklilik derecesini ölçme; kolorimetri

  • renkgideren

    Bazı maddelerin rengini yok etmekte kullanılan kimyasal madde

  • renkleme

    Renklemek işi

  • renklemek

    Boyamak, renk vermek

  • renklendirebilme

    Renklendirebilmek işi

  • renklendirebilmek

    Renklendirme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • renklendirici

    Renk veren madde

  • renklendirilme

    Renklendirilmek işi

  • renklendirilmek

    Renklendirme işi yapılmak

  • renklendirme

    Renklendirmek işi

  • renklendirmek

    Bir şeyin renkli olmasını sağlamak

  • renkleniverme

    Renklenivermek işi

  • renklenivermek

    Aniden renkli duruma gelmek

  • renklenme

    Renklenmek işi

  • renklenmek

    Renkli duruma gelmek

  • renkli

    Rengi olan

  • renkli devrim

    Eski Sovyet coğrafyasında ve Balkanlarda gerçekleşen grev, hükûmete karşı protesto vb. toplumsal hareketlere verilen genel ad; kadife devrim

  • renkli film

    Doğadaki renkleri olduğu gibi görüntüye aktarmayı gözeten film; renkli

  • renkli işitme

    Ses duyumu sırasında göze birtakım renklerin görünmesi durumu

  • renkli televizyon

    Renkleri olduğu gibi ekrana yansıtan televizyon sistemi veya aygıtı

  • renklilik

    Renkli olma durumu

  • renksemek

    Renkli duruma gelmek

  • renksemez

    Beyaz ışığı çözümlemeden veren; akromatik

  • renkser

    Renklerle ilgili olan; kromatik

  • renksiz

    Rengi olmayan

  • renksizlik

    Renksiz olma durumu

  • renktaş

    Aynı renkte olanlardan her biri

  • renktaşlık

    Aynı renge bağlı olma veya aynı rengi taşıma, renktaş olma durumu

  • renkten renge girmek

    korkudan veya utançtan yüzünün rengi değişmek, sıkılmak

  • renkçi

    Işığı, gölgeyi ve biçimleri renk yoluyla veren ressam

  • renkçilik

    Renkçi olma durumu

  • renkölçer

    Bir sıvının renk derecesini ölçmeye yarayan araç; kolorimetre

  • renyum

    Atom numarası 75, atom ağırlığı 186,2, yoğunluğu 21 olan ve 3150 °C'de eriyen, parlak beyaz renkte bir element (simgesi Re)

  • rençper

    Tarla, bağ, bahçe, yapı ve toprak işlerinde ağır işleri gören gündelikçi; ırgat

  • rençperlik

    Rençper olma durumu, rençperin işi, ırgatlık

  • reomür

    Suyun buz tutması 0 °C, kaynaması 80 °C olarak esas alınıp ikisi arası seksen eşit parçaya bölünerek elde edilen sıcaklık birimi

  • reosta

    Elektrik akımının şiddetini azaltıp çoğaltmaya yarayan araç; dimmer

  • repertuvar

    Sanatçının söylemek üzere çalışıp hazırlandığı şarkı veya türkü listesi

  • replik

    Oyuncunun sözü karşısındakine bırakırken söyleyeceği son söz

  • replik almak

    oyuncu karşısındakinden kendi yapacağı espriye hazırlık mahiyetinde bir söz veya cümle almak

  • replika

    Bir sanat eserinin bire bir kopyası

  • repo

    Bankalar arası işlemlerde bir gecelik faiz uygulaması

  • repocu

    Parasını repoyla değerlendiren kimse

  • repoculuk

    Repocu olma durumu

  • resen

    Kendi başına, kendiliğinden

  • resepsiyon

    Kabul, kabul etme

  • resepsiyon vermek

    resmî makam sahipleri tarafından konukları ağırlamak için özel günlerde tören düzenlemek

  • resif

    Su düzeyindeki sıra kayalar

  • resim

    Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça gibi araçlarla kâğıt, bez vb. üzerinde yapılan biçimleri

  • resim almak

    bir şeyin resmini yapmak

  • resim defteri

    Resim yapılan farklı ölçülerde olmakla beraber eni boyundan uzun olan defter

  • resim gibi

    çok güzel

  • resim yazı

    Eski çağlarda, bazı uygar ulusların özellikle Mısırlıların kullandığı nesnelerin yalınlaştırılmış resimlerine dayanan yazı; hiyeroglif

  • resim çekmek (veya çıkarmak)

    fotoğraf makinesiyle bir şeyin biçimini kâğıda geçirmek

  • resimce

    Genellikle sanal yazışmalarda kelimelerin yerine kullanılan, yüz ve el ifadeleri ile taşıt, bina, yiyecek vb. görsel malzemelerden oluşan simgelerin her biri; emoji

  • resimci

    Resim öğretmeni

  • resimcilik

    Resimci olma durumu

  • resimleme

    Resimlemek işi; resimlendirme

  • resimlemek

    Herhangi bir konuyu resimlerle anlatmak; resimlendirmek

  • resimlendirilme

    Resimlendirilmek işi

  • resimlendirilmek

    Resimleme işi yapılmak

  • resimleşme

    Resimleşmek işi

  • resimleşmek

    Resim durumuna gelmek

  • resimli

    İçinde resimler bulunan; musavver

  • resimli roman

    Konusu bir dizi resimle anlatılan roman veya hikâye

  • resimlik

    Resim takmaya yarayan çerçeve

  • resimsi

    Resmi andıran, resme benzeyen, resim gibi

  • resital

    Tek bir sanatçının tek bir çalgı ile verdiği konser

  • resital vermek

    bir sanatçı tek bir çalgı ile konser vermek

  • resmedebilme

    Resmedebilmek işi

  • resmedebilmek

    Resmetme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • resmediş

    Resmetmek işi

  • resmen

    Devlet adına, resmî olarak; devletçe

  • resmetme

    Resmetmek işi

  • resmetmek

    Bir şeyin resmini çizmek

  • resmiyete dökmek

    bir iş veya durumu resmî bir yola sokmak, resmî bir nitelik vermek

  • resmî

    Devletin olan, devlete ait, devletle ilgili, özel karşıtı

  • resmî bayram

    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı ile 30 Ağustos Zafer Bayramı'ndan her biri

  • resmî dil

    Bir devletin sınırları içerisinde yönetimde, hukukta, eğitimde ve ticarette gerek sözlü gerekse yazılı iletişimde kullanılan, genellikle kanunla belirlenen dil; devlet dili

  • resmî giysi

    Bazı bayram, toplantı, yemek vb.nde giyilmek zorunda olunan belli niteliklerdeki giysi; resmî elbise

  • resmî nikâh

    Kanunlara uygun olarak nikâh memurunun kıydığı, devlet kayıtlarına geçen nikâh; medeni nikâh

  • resmî yazı

    Resmî kurum veya kuruluş tarafından yazılan yazı

  • resmî yazışma

    Kurum ve kuruluşların aralarındaki yazışmaları

  • resmîleşme

    Resmîleşmek durumu

  • resmîleşmek

    Resmî bir duruma girmek

  • resmîleştirebilme

    Resmîleştirebilmek işi

  • resmîleştirebilmek

    Resmîleştirme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • resmîleştirilme

    Resmîleştirilmek işi

  • resmîleştirilmek

    Resmî duruma getirilmek

  • resmîleştirme

    Resmîleştirmek işi

  • resmîleştirmek

    Resmî bir duruma getirmek

  • resmîlik

    Resmî olma durumu; resmiyet, formellik

  • ressam

    Resim yapan sanatçı

  • ressam sehpası

    Ressamların üzerine tuval, resim kâğıdı vb. yerleştirerek kullandıkları, genellikle ahşaptan yapılmış, üç veya dört ayaklı özel sehpa; resim sehpası, şövale

  • ressamlık

    Ressam olma durumu

  • rest

    Pokerde, bir oyuncunun önündeki paranın tümü

  • rest çekmek

    oyuncu önündeki paranın tümünü ortaya koymak

  • resti görmek

    ileri sürülen paranın miktarını kabul edip aynı miktarda parayı ortaya koymak

  • restleşme

    Restleşmek işi

  • restleşmek

    Karşılıklı restini görmek

  • resto

    Lokantada garsonların vazgeçilen yemeği mutfağa bildirmek için söyledikleri söz

  • restore

    "Eski ve değerli bir yapıyı onarıp eski durumuna getirmek" anlamındaki restore etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • resul

    Kimi bilginlere göre, kendisine kitap indirilmiş peygamber

  • ret

    Uygun bulmama, geri çevirme, kabul etmeme

  • retorik

    Güzel söz söyleme

  • reva görmek

    bir davranışı, bir olayı bir kimse için uygun görmek

  • revak

    Binanın avlusunda veya dış cephesinde yer alan, çatısı sütunlarla desteklenmiş, üstü düz dam, tonoz veya kubbelerle örtülü, uzunlamasına, önü açık yer

  • revaklı

    Revak bulunan

  • revaksız

    Revak bulunmayan

  • revan

    Giden, yürüyen

  • revani

    Yumurta ve irmikle yapılan, fırında kabarıp piştikten sonra üzerine şerbet dökülen bir tatlı türü; revani tatlısı

  • revanici

    Revani yapıp satan kimse

  • revanicilik

    Revanicinin işi veya mesleği

  • revanlaşma

    Revanlaşmak işi

  • revanlaşmak

    Yürüyüp gitmek, uyum sağlamak

  • revaç bulmak

    geçerli ve değerli sayılmak

  • revaçta

    Gözde, tutulan, rağbet edilen

  • revaçta olmak

    değerli, üstün veya geçerli olmak

  • reverans

    Selam veya teşekkür için eğilerek veya dizleri kırarak yapılan hareket

  • reverans yapmak

    selam veya teşekkür için eğilmek veya dizleri kırmak

  • revir

    Okul, kışla vb. yerlerde hastalar için ayrılmış bölüm

  • revize

    "Düzeltmek, yenilemek" anlamındaki revize etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • revizyon

    Yeniden gözden geçirip düzeltme

  • revizyoncu

    Revizyonculuk yanlısı; revizyonist

  • revizyonculuk

    Bir öğretinin, bir anayasanın, bir antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesi için savaşan kimse veya yeniden gözden geçirmeyi gerektiren görüş; revizyonizm

  • reviş

    Gidiş, yürüyüş

  • revnak vermek

    hoşluk, güzellik, renklilik katmak

  • revnaklı

    Revnakı olan, renkli, popüler, göz alıcı olan

  • revolverini çekmek

    revolveri belinden çıkararak ateş etmeye hazır duruma getirmek

  • revü

    Çeşitli dans ve oyunlardan oluşmuş, zengin görünümlü sahne gösterisi

  • rey

    Düşünce, görüş, fikir

  • rey vermek

    seçimde oy kullanmak

  • reye

    Çubuklu çizgileri olan (kumaş)

  • reyhani

    İnce nakışlı

  • Reyhanlı

    Hatay iline bağlı ilçelerden biri

  • reyini almak

    seçimlerde bir kimsenin oyunu kazanmak

  • reyon

    Bir mağazanın yalnız bir tür eşya satılan bölümü

  • rezalet

    Hoşa gitmeyen, beğenilmeyen bir şey için kullanılan söz

  • rezalet çıkarmak

    rezalet sayılacak bir durumun ortaya çıkmasına yol açmak

  • reze

    Kapıyı içeriden ve dışarıdan açıp kapamaya yarayan ve başparmakla basılarak işletilen düzen

  • rezede

    Muhabbet çiçeğigillerden, 1,5 metre yüksekliğinde, tohumlarından kandil yağı, çiçeklerinden sarı boya çıkarılan otsu bir bitki; rezede çiçeği (Reseda luteola)

  • rezeksiyon

    Sağlam kısımları korumak ve gerekiyorsa o kısımların bağlantısını yeniden kurmak suretiyle bir organın bir parçasını kesip çıkarmak için yapılan cerrahi müdahale

  • rezeleme

    Rezelemek işi

  • rezelemek

    Reze ile kapamak

  • rezene

    Maydanozgillerden, 1-1,5 metre yüksekliğinde, sarı çiçekli, yaprakları iplik biçiminde parçalı, hoş kokulu, baharatlı meyveleri anason gibi yemeklerde ve bazı içkilerde tat verici olarak kullanılan, hekimlikte gaz söktürücü olarak yararlanılan çok yıllık otsu bir bitki (Foeniculum vulgare)

  • rezerv

    Saklanmış, biriktirilmiş şey

  • rezervuar

    Tuvaletlerin her kullanıştan sonra temizlenmesi amacıyla gerekli olan suyun elle çekilerek veya otomatik olarak boşaldığı küçük su deposu

  • rezidans

    Yüksek devlet görevlileri, elçiler vb.nin oturmalarına ayrılan konut

  • rezil

    Utanılacak, ayıp şeyler yapan (kimse)

  • rezil etmek

    isteyerek veya istemeyerek birini çok utanacak güç bir duruma sokmak

  • rezil olmak

    çok utanılacak bir duruma gelmek

  • rezil rüsva olmak

    toplum içinde utanılacak bir duruma düşmek

  • rezilce

    Rezil bir nitelikte olan

  • rezili çıkmak

    çok eskimek, bozulmak, parçalanmak

  • rezilleşme

    Rezilleşmek işi

  • rezilleşmek

    Rezil duruma gelmek

  • rezillik

    Toplumun duygularını inciten olay veya durum; rezalet

  • rezonans

    Düzgün itmelerin etkisiyle bir salınım genliğinin artışı

  • reçel

    Meyvelerin şekerle kaynatılmasıyla hazırlanan tatlı

  • reçelci

    Reçel yapan veya satan kimse

  • reçelcilik

    Reçelcinin işi

  • reçellik

    Reçel yapmaya uygun veya reçel yapmak için ayrılmış olan (meyve)

  • reçete

    Üzerinde doktorun hastası için gerekli gördüğü ilaçlarla, bunların kullanılış biçimleri yazılı olan kâğıt

  • reçete gibi

    okunaksız (yazı)

  • reçete yaptırmak

    reçetede yazılı olan ilaçları hazırlatmak veya satın almak

  • reçeteleme

    Reçetelemek işi

  • reçetelemek

    Hekim hastalığa uygun ilacı reçeteye yazmak

  • reçeteli

    Reçete karşılığında satılan (ilaç)

  • reçetesiz

    Reçete aranmaksızın satılan (ilaç)

  • reçina

    Reçine ile yapılan bir tür alkollü içki

  • reçine

    Bazı bitkilerde, özellikle çamlarda oluşan, katı veya yarı akışkan organik salgı maddesi; ağaç sakızı, akındırık, akma

  • reçine kanalı

    Genellikle çam türü ağaçlarda bulunan, başkesitte gözeneklere benzeyen küçük noktalar hâlinde görülen, içi reçine dolu bölüm

  • reçine kesesi

    Bazı açık tohumlular ile benzerlerinde bulunan ve reçineli maddelerin birikmesine yarayan küçük kese

  • reçine yağı

    Reçineden çıkan yağ

  • reçineli

    Özünde reçine bulunduran

  • Reşadiye

    Tokat iline bağlı ilçelerden biri

  • reşit olmak

    erginleşmek

  • reşme

    Hayvanın başlığı, yuları ve gemi

  • reşmeci

    Tekstil alanında lastik geçirilmesi, kıvrımların dikilmesi gibi düz dikişleri reşmeyle yapan kimse

  • reşmecilik

    Reşmecinin yaptığı iş

  • Rf

    Kurçatovyum elementinin Amerikalılar tarafından adlandırılan Rutherfordyum biçiminin simgesi

  • Rg

    Ruentgeniyum elementinin imgesi

  • Rh

    Rodyum elementinin simgesi

  • riayet

    Uyma, boyun eğme

  • riayet etmek

    uymak

  • riayetkâr

    Uyan, saygı gösteren, riayet eden

  • riayetkâr olmak

    uymak, saygı göstermek, riayet etmek

  • riayetsiz

    Saygısız, kaba olan

  • riayetsizlik

    Saygısız, kaba olma durumu

  • rica etmek

    dilemek

  • ricacı

    Bir kimseden başka biri adına ricada bulunan (kimse)

  • ricacılık

    Ricacı olma durumu

  • ricada bulunmak

    rica etmek

  • rical

    Erkekler

  • ricat

    Gerileme, geri çekilme, geri kaçma; çekilme

  • ricat etmek

    gerilemek, geri çekilmek

  • Rihter ölçeği

    Depremin büyüklüğünü ve şiddetini belirleyen gösterge

  • rijit

    Sert, katı (davranış)

  • rijitlik

    Rijit olma durumu

  • rika

    Arap harflerinin en çok kullanılan el yazısı biçimi

  • rikkat

    İncelik, naziklik

  • rikkat vermek

    duygulandırmak, etkilemek

  • rikkatine dokunmak

    hüzünlendirmek

  • rikkatli

    Nazik, kibar, ince

  • rimel

    Kadınların kirpiklerini kıvırmak ve daha uzun göstermek için fırça ile sürdükleri yağlı sürme; maskara (II)

  • rimelleme

    Rimellemek işi

  • rimellemek

    Göze rimel sürmek

  • rimelli

    Rimel sürülmüş (kirpik)

  • rimelsiz

    Rimel sürülmemiş (kirpik)

  • ring

    Üzerinde boks yapılan, çevresi kordonla çevrilmiş yer

  • ring hattı

    Bir toplu taşıma aracının ilk ve son durağının aynı nokta olduğu hat

  • ring seferi

    Bir toplu taşıma aracının ilk ve son durağı aynı nokta olan seferi

  • ringa

    Kemikli balıklardan, ılık denizlerde büyük sürüler hâlinde dolaşan ve tütsü ile kurutulmuşu sıkça tüketilen, uskumru iriliğinde bir balık (Clupea harengus)

  • rint

    Görünüşe ve dünya işlerine önem vermeyen, kurallardan uzak, bütün varlığı kendi iç dünyasına göre değerlendiren kimse

  • rintlik

    Rint olma durumu

  • rintçe

    Rinde yakışan; rindane

  • risk

    Zarara uğrama tehlikesi; riziko

  • risk faktörü

    Zarara uğratma olasılığı olan etken

  • risk yönetimi

    Kurum veya işletmelerin çalışmalarını gerçekleştirirken oluşabilecek risklerin önceden dikkatli ve ayrıntılı bir biçimde tanımlanıp değerlendirilmesi, riskleri ortadan kaldıracak veya en aza indirecek önlemlerin alınması süreci

  • riske girmek (veya risk almak)

    zararı göze almak

  • riskli

    Riski olan

  • risklilik

    Riskli olma durumu

  • risksiz

    Riski olmayan

  • risksizlik

    Risksiz olma durumu

  • ritim

    Bir dizede, bir notada vurgu, uzunluk veya ses özelliklerinin, durakların düzenli bir biçimde tekrarlanmasından doğan ses uygunluğu; dizem, tartım

  • ritim saz

    Bir müzik eserinin icrası sırasında ritmi belirgin olarak veren saz

  • ritimli

    Düzenli aralıklarla tekrarlanan; dizemli, tartımlı, ritmik

  • ritimlilik

    Ritimli olma durumu

  • ritimsiz

    Dizemi olmayan; dizemsiz, tartımsız

  • ritimsizlik

    Ritimsiz olma durumu

  • ritmik jimnastik

    Lobut, çember, top, ip, kurdele vb.nin yardımıyla hareketlerin müziğin ahengine uygun biçimde yapıldığı bir tür jimnastik

  • ritmik sayma

    Bir kural dâhilinde sayı aralıklarını değiştirmeden ileri, geri sayma

  • ritüel

    Bir din veya inanç sistemine ait ibadet, ayin, merasim ve bu sırada uyulması gereken kurallar

  • rivayet

    Bir olay, bir haber veya sözü nakletme

  • rivayet birleşik zamanı

    Geçmiş, şimdiki, geniş, gelecek zamanla veya dilek, gereklilik kipleriyle çekimlenmiş bir fiile -mış eki getirilerek yapılan ve fiilin geçmişte gerçekleştiğini bildiren zaman: geliyormuş (geliyor + imiş), gelecekmiş (gelecek + imiş), gelmeliymiş (gelmeli + imiş) vb

  • rivayet etmek (veya eylemek)

    anlatmak, nakletmek

  • rivayet olunmak (veya edilmek)

    bir olay, bir haber vb. anlatılmak

  • riyakârca

    İkiyüzlülükle; riyakârcasına, riyakârane

  • riyal

    Pesetanın dörtte biri değerinde İspanya’nın para birimi

  • riyale

    Osmanlı donanmasında kaptan paşadan sonra gelen, üç büyük amiral rütbesinden üçüncüsü

  • riyaset etmek

    başkanlık etmek

  • riyasız

    Olduğu gibi görünen, ikiyüzlü davranmayan

  • riyazet

    Nefsin isteklerini kırma

  • riyaziyat

    Matematik bilgisi

  • riyolit

    Granitle aynı kimyasal yapıda, içinde mikrolitler olan kayaç; liparit

  • Rize

    Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • Rizeli

    Rize ilinden olan kimse

  • Rizelilik

    Rizeli olma durumu

  • rizikolu

    Rizikosu olan

  • rizikosuz

    Rizikosu olmayan

  • Rn

    Radon elementinin simgesi

  • roba

    Bir giyeceğin göğüsle omuz arasında kalan bölümüne eklenen parça

  • robalı

    Robası olan

  • robot

    Belirli bir işi yerine getirmek için manyetizma ile kendisine çeşitli işler yaptırılabilen otomatik araç

  • robot gibi

    durmaksızın çalışan (kimse)

  • robot resim

    Adli olaylarda tanığın tarifiyle şüphelinin görünümünü yansıtan çizgi resim

  • robot resmini çizmek (veya yapmak)

    adli olaylarda tanığın tarifiyle şüphelinin görünümünü yansıtan resmini çizmek

  • robotik

    Birtakım işlevlerde insanın yerini alabilecek düzeneklerin hazırlanmasıyla ilgili çalışma ve tekniklerin bütünü

  • robotik ameliyat

    Ağrının, kan kaybının daha az olmasını, hastanede yatış süresinin kısalmasını, enfeksiyon riskinin azalmasını sağlamak amacıyla geliştirilmiş, üç boyutlu kamerayı tutacak ve vücut içerisinde ameliyatı gerçekleştirecek olan kolları bulunan robotla yapılan ameliyat; robotik cerrahi

  • robotik kodlama

    Programlanabilir elektromekanik cihazların yapmaları gereken görevlere yönelik olarak bir derleyici aracılığıyla ve belirli kurallar çerçevesinde yazılı talimatlar hazırlama işlemi

  • robotlaşma

    Robotlaşmak durumu

  • robotlaşmak

    Başkasının buyruğu ile iş yaparak kendi akıl ve iradesini kullanmaz duruma gelmek

  • robotlaştırma

    Robotlaştırmak işi

  • robotlaştırmak

    Robot durumuna getirmek

  • robotluk

    Robot gibi mekanik hareket etme durumu

  • roda

    Yöntemine uygun düzgün sarılmış halat yumağı

  • rodeo

    Bir binicinin yabani at, sığır veya boğa üzerinde durabilmesine dayanan Amerikan oyunu

  • rodeocu

    Rodeo yapan kimse

  • rodeoculuk

    Rodeocu olma durumu

  • rodyum

    Atom numarası 45, atom ağırlığı 102, 91, yoğunluğu 12,33 olan, 1970° C'de eriyen, gümüş renginde, sert, kırılgan bir element (simgesi Rh)

  • roka

    Turpgillerden, yaprakları salata gibi yenen, 20-40 santimetre yüksekliğinde, sebze olarak bahçelerde yetiştirilen, kokulu, bir iki yıllık bir bitki (Eruca sativa)

  • roket

    Atış sırasında mekanik olarak yön verilen, yörüngesinin başlangıcında öz itmeli olarak yol alan ve daha sonra yalnız balistik kanunlarına bağlı kalan mermi

  • rokfor peyniri

    Koyun sütünden yapılan, mahzenlerde olgunlaştırılan, içi özel küflü peynir

  • rokoko

    XVIII. yüzyılın başında Fransa'da çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol, gösterişli bir bezeme üslubu

  • rol

    Bir kişiliği canlandıran oyuncunun söylemesi ve yapması gereken hareketlerin genel adı

  • rol almak

    bir oyunda görev almak

  • rol dağılımı

    Piyes, film vb.nde hangi rolün kim tarafından oynanacağının belirlenmesi

  • rol dağıtmak

    piyes, film vb.de hangi rolü kimin oynayacağını belirleyip bildirmek

  • rol iflası

    Buyrukların veya beklentilerin yönelttiği durumda ortaya çıkan davranışsızlık

  • rol kapmak

    bir oyunda veya filmde yeteneğini göstererek rol almayı başarmak

  • rol kesmek

    bir rolü gerektiğinden çok abartarak yapay bir konuşma biçimiyle ve aşırı hareketlerle oynamak

  • rol modeli

    Davranışları, karakter özellikleri veya özel nitelikleriyle başkaları, özellikle gençler tarafından örnek alınan ve taklit edilen kişi

  • rol oynamak

    oyunda rol almak

  • rol yapmak

    davranışlarda içtenlik bulunmamak

  • rol çalmak

    oyun sırasında söz başka bir oyuncuda iken seyircinin ilgisini kendi üzerine çekmek

  • rol çatışması

    Toplumun statülere bağlı olarak beklediği veya buyurduğu iki veya daha fazla şey karşısında ferdin gösterdiği çelişik istekler, davranışlar

  • rolcü

    Rol yapan kimse

  • rolcülük

    Rol yapma durumu

  • rolü olmak

    piyes, film vb.de rolü bulunmak

  • rolüne çıkmak

    oyunda belli bir kişiliği sahnede oynamak

  • rom

    Şeker kamışından şeker yapılırken elde edilen öz suyun, melasla mayalandırılarak kurutulmasıyla oluşturulan alkollü sert içki

  • Romalı

    Roma halkından olan kimse

  • roman

    İnsanın veya çevrenin karakterlerini, göreneklerini inceleyen, serüvenlerini anlatan, duygu ve tutkularını çözümleyen, kurmaca veya gerçek olaylara dayanan uzun edebî tür

  • romancı

    Roman yazarı

  • romancılık

    Roman yazma sanatı

  • romanesk

    Roman özelliği olan

  • Romanlaşma

    Roman halkından olma durumu

  • romanlaşma

    Romanlaşmak durumu

  • Romanlaşmak

    Roman halkına benzemek

  • romanlaşmak

    Bir konu roman biçiminde yazılmak

  • romanlaştırma

    Romanlaştırmak işi

  • romanlaştırmak

    Bir konuyu roman biçiminde yazmak

  • romanlaştırılma

    Romanlaştırılmak işi

  • romanlaştırılmak

    Bir konu bir yazar tarafından roman biçiminde yazılmak

  • Romanolog

    Romen dilleri uzmanı, Romanist

  • Romanoloji

    Romen dilleri bilimi

  • romans

    Sekiz hecelik dizelerden oluşmuş bir İspanyol şiir türü

  • romansı

    Romanı andıran, romana benzeyen, roman gibi; romanımsı

  • romantik

    Davranışlarında duygu ve coşkunun aşırı ölçüde etkisi bulunan

  • romantiklik

    Romantik olma durumu

  • romantizm

    XVIII. yüzyıl sonunda başlayan, duygu, coşku ve sembole aşırı yer veren sanat akımı; coşumculuk

  • romanı yazılmak

    romanlaşmak

  • romatizma

    Kaslarda ve özellikle eklemlerde kendini gösteren ağrılı hastalıkların genel adı

  • romatizmalı

    Romatizması olan

  • romatizması tutmak

    romatizma ağrıları başlamak

  • romatizmasız

    Romatizması olmayan

  • Romen

    Eski Roma’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Romen dilleri

    Latinceden türemiş yaşayan diller

  • Romen rakamları

    Romalılardan kalma, sayıları göstermek için kullanılan, sırasıyla 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1000 rakamlarına karşılık gelen I, V, X, L, C, D ve M işaretleri

  • rondel

    Fransız ve İngiliz edebiyatlarında kullanılan, Türk edebiyatında da denenmiş, ilk ikisi dört, sonuncusu beş dizelik üç bentten oluşan nazım biçimi

  • rondela

    Sıkıştırılacak parça ile somun arasına konan ve bu somunun parça üzerine uyguladığı kuvveti iletmeye ve dağıtmaya yarayan küçük delikli pul

  • rondo

    Dönen bıçakları sayesinde içine konulan gıdaları kıyma, parçalama, doğrama işine yarayan mutfak aleti

  • rop

    Çoğu tek parça kadın giysisi

  • ropdöşambır

    Erkeklerin evin içinde kıyafetlerinin üzerine giydikleri üstlük

  • rosto

    Haşlandıktan sonra veya doğrudan doğruya kızartılarak pişirilen, dilim dilim kesilen et

  • rostoluk

    Rosto yapmaya elverişli (et)

  • rot

    Motorlu taşıtlarda direksiyon ile tekerlek arasındaki bağlantıyı sağlayan düzenek

  • rot başı

    Rot kolunun yer aldığı tabla içindeki hareket imkânını sağlayan dairesel yapılı mil ve bilyeden oluşan, rot kolunun hareketlerini tekerleklere ileten aksam

  • rot kolu

    Motorlu taşıtlarda direksiyon dişli kutusundan çıkan hareketin tekerleklere ulaşmasını sağlayan parça; rot mili

  • rota

    Bir gemi veya uçağın gidiş yönü, izleyeceği yol

  • rota değiştirmek

    gidilen yolu değiştirmek

  • rota kırmak

    rota çizgisinden ayrılmak

  • rota çizmek

    izleyeceği yolu belirlemek

  • rotatif

    Büyük bir çabuklukla dönerek işleyen ve saatte binlerce adet baskı yapan bir tür basım makinesi

  • rotatifçi

    Rotatifte çalışan kimse

  • rotatifçilik

    Rotatifçinin yaptığı iş

  • rotil

    Otomobilin ön düzeninde bulunan, her yöne dönebilen ve mafsal olarak kullanılan küre biçiminde bir parça

  • roza

    Bir tür pembe elmas

  • rozbif

    Kızartılmak amacıyla hazırlanmış veya kızartılmış sığır eti parçası

  • roze

    Bir tür pembe şarap; gül şarabı

  • rozet

    Yakaya takılmak için çeşitli biçimlerde yapılan, bir kuruluşun sembolü sayılacak genellikle küçük metal nesne

  • Ru

    Rutenyum elementinin simgesi

  • rubai

    Divan edebiyatında dört dizeden oluşan ve belirli aruz kalıpları ile yazılan şiir; dördül

  • rubaimsi

    Rubaiyi andıran, rubaiye benzeyen, rubai gibi

  • rubidyum

    Atom numarası 37, atom ağırlığı 85,48, yoğunluğu 1,53 olan, 39 °C'de eriyen, çabuk oksitlenen, tütün, pancar vb. bitkilerde, maden sularında bulunan, potasyuma benzer kimyasal element (simgesi Rb)

  • ruble

    Beyaz Rusya ve Rusya Federasyonu’nun para birimi

  • ruentgeniyum

    Atom numarası 111, atom ağırlığı 272 olan, 25 °C'de katı olduğu, gümüş renginde veya gri renkte olduğu tahmin edilen yapay bir element (simgesi Rg)

  • ruf

    Binaların en üst katında bulunan, açık veya kapalı eğlence yeri

  • Rufai

    Rufailik tarikatından olan kimse

  • Rufailer karışır

    "bu iş öyle karışık ki bunu kimse çözemez" anlamında kullanılan bir söz

  • Rufailere karışmak

    psikolojik bunalıma düşüp günlük yaşamın gerçeklerinden uzaklaşmak, yaşamdan kopmak

  • Rufailik

    Ahmet Rifai'nin kurduğu Sünni bir tarikat

  • rugan

    Ayakkabı, çanta vb. yapımında kullanılan parlak deri

  • rugani

    Rugandan yapılmış

  • ruh

    Allah tarafından insan bedenine üflenen, ölümden sonra da varlığı devam eden ve mahiyeti tam olarak bilinemeyen ilahi ve manevi cevher; tin (I)

  • ruh bilgini

    Psikoloji alanında uzman kimse

  • ruh bulmak

    canlılık kazanmak

  • ruh gibi

    durgun, çevresiyle ilgilenmeyen, kendi hâlinde olan

  • ruh gibi dolaşmak

    hiçbir şeyin farkında olmadan yaşamak

  • ruh göçü

    Ruhun bir bedenden başka bir bedene geçerek varlığını sürdürdüğü inancı; tenasüh, reenkarnasyon

  • ruh ikizi

    Düşündükleri, hissettikleri birbirinin aynı olan (kimse)

  • ruh ikizliği

    Düşündükleri, hissettikleri birbirinin aynı olma durumu

  • ruh karmaşası

    Ruhsal açıdan sıkıntı

  • ruh kazandırmak (veya vermek)

    herhangi bir yeri veya şeyi canlı, hareketli, neşeli bir duruma getirmek

  • ruh sağlığı

    Ruhsal bakımdan sağlıklı olma

  • ruh çağırmak

    geçmişten veya gelecekten haber almak amacıyla ölmüş bir kimsenin ruhu olduğuna inanılan bir varlıkla iletişim kurmak

  • ruh ölçümü

    Ruhsal süreçlerin ölçülmesinde kullanılan, araçları ve yöntemleri gerektiren bir ruh bilimi dalı; psikometri

  • ruhani

    Ruhla ilgili

  • ruhanilik

    Ruhani olma durumu

  • ruhaniyet

    Ruhtan ibaret olma durumu

  • ruhban

    Rahipler

  • ruhban sınıfı

    Rahiplerin oluşturduğu dinsel sınıf

  • ruhbaniyet

    Rahiplerin evlenmeyerek ve dünyadan el etek çekerek sürdürdükleri yaşama biçimi

  • ruhbanlık

    Ruhban olma durumu; ruhbaniyet

  • ruhen

    Ruh bakımından; ruhça

  • ruhiyat

    Psikolojik durum

  • ruhlu

    Görünüşü veya ruhsal durumu herhangi bir nitelikte olan

  • ruhluluk

    Ruha sahip olma durumu

  • ruhsal

    Maddeyle ilgisi olmayan, ruhla ilgili olan; ruhi, tinsel, spiritüel

  • ruhsal durum

    İnsanın içinde bulunduğu psikolojik durum; duygu durumu, ruh hâleti, ruh hâli, ruhi hâlet, hâletiruhiye

  • ruhsal gerilim

    Ameliyat şoku, travma, soğuk, coşku vb. etkenlerin organizmada oluşturduğu bozuklukların tümü; stres

  • ruhsallık

    Ruhsal olma durumu

  • ruhsatiye

    Bir izin belgesi gerektiği durumlarda iznin verilmesi dolayısıyla alınan para

  • ruhsatlandırma

    Ruhsatlandırmak işi

  • ruhsatlandırmak

    Ruhsat vermek

  • ruhsatlı

    Yapılması, kullanılması vb. için gerekli izni olan, ruhsatı olan

  • ruhsatname

    Belli etkinliklerde bulunabilmek, kamu hizmet ve mallarından yararlanabilmek için kişilere, önceden belirlenmiş bazı şartlara uyma kaydıyla idarece verilen izin belgesi; ruhsat

  • ruhsatsız

    Yapılması, kullanılması vb. için gerekli izni olmayan, ruhsatı olmayan

  • ruhsatsızlık

    Ruhsatsız olma durumu

  • ruhsuz

    Cansız, güçsüz, etkisiz, miskin

  • ruhsuzca

    Ruhsuz bir biçimde

  • ruhsuzlaşma

    Ruhsuzlaşmak durumu

  • ruhsuzlaşmak

    Ruhsuz duruma girmek

  • ruhsuzlaştırma

    Ruhsuzlaştırmak işi

  • ruhsuzlaştırmak

    Ruhsuz duruma getirmek veya sokmak

  • ruhsuzluk

    Ruhsuz olma durumu

  • ruhu (bile) duymamak

    haberi olmamak, anlamamak

  • ruhu (veya ruhunu) okşamak

    duygulara hoş gelecek biçimde konuşmak veya davranmak

  • ruhu karartmak

    sıkıntıya sokmak, bunaltmak

  • ruhu ızdırap içinde çalkanmak

    çok ıztırap çekmek

  • ruhu şad olsun!

    ölmüş bir kimse için “ruhu sevinsin, mutlu olsun” anlamında kullanılan bir söz

  • ruhumücerret

    Katışık ve karışık olmayan ruh

  • ruhuna işlemek

    varlığının derinliklerinde yer etmek, benliğinin parçası durumuna gelmek

  • ruhunda güneş açmak

    rahatlamak, huzura ermek

  • ruhunu doldurmak

    duygularına hitap etmek, ilgisini çekmek

  • ruhunu okumak

    ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilmek, anlamak

  • ruhunu teslim etmek

    ölmek

  • ruhunu şad etmek

    ölmüş bir kimseyi hayırla anmak

  • ruhçu

    Ruhçuluk öğretisini benimseyen (kimse); tinselci, ispritizmacı, spiritüalist

  • ruhçuluk

    Allah’ın varlığına ve insanda bedenden bağımsız olarak bir ruhun var olduğuna inanan, bütün gerçekliğin özünün ruh olduğunu, her gerçek olanın manevi olduğunu ve maddi olanın yalnızca manevi gerçekliğin bir görünüşü olduğunu ileri süren öğreti; tinselcilik, ispritizma, ispritizmacılık, spiritüalizm

  • ruhötesi

    Ruhlarla ilişki kurma, gelecekten haber verme gibi ruh biliminin kapsamına girmeyen ve onun dışında incelenen olayları kapsayan (alan); metapsişik

  • ruj

    Dudakları boyamak için kullanılan kokulu, renkli madde; dudak boyası

  • rujlama

    Rujlamak işi

  • rujlamak

    Ruj sürmek

  • rujlu

    Ruj sürülmüş

  • rujsuz

    Ruj sürülmemiş

  • rulet

    Bir bilyenin, dönmekte bulunan derin tepside yazılı numaralarından ve siyah ile kırmızı renklerden birinin üzerinde durmasıyla kazananı belirten kumar aracı ve bununla oynanan kumar

  • rulman

    Mekanik ve elektrikli sistemlerde kayma sürtünmesi yerine bir yuvarlanma sürtünmesi sağlayarak enerji kayıplarını azaltmak için yataklar ile muylular arasına yerleştirilen parça

  • rulmanlı

    Rulmanı bulunan

  • rulmansız

    Rulmanı bulunmayan

  • rulo

    Dürülerek boru biçimi verilmiş deri veya kâğıt tomar

  • Rum

    Müslüman ülkelerde oturan Yunan asıllı kimse

  • Rum ateşi

    Denizde veya karadaki savaşlarda Bizanslılarca kullanılan ve suda sönmeyen ateş; grejuva

  • rumba

    Küba'dan Amerika ve Avrupa'ya yayılan bir dans

  • Rumca

    Rumların kullandığı dil

  • Rumelili

    Osmanlı Devleti zamanında Avrupa topraklarında yaşayan Türklerden olan kimse

  • Rumelililik

    Rumelili olma durumu

  • Rumen

    Romanya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Romanyalı

  • Rumence

    Rumenlerin kullandığı dil

  • Rumi

    Anadolu ile ilgili, Anadolu'ya bağlı, Anadolu'da yaşayan

  • rumi

    Anadolu Selçuklularının üsluplaştırdıkları filiz, yaprak ve hayvan motiflerinden oluşmuş dolaşık süsleme

  • Rumi takvim

    Osmanlı Devleti'nde 1678'den sonra maliye işlemlerinde kullanılan, miladi takvimden on üç gün geri olan bir güneş takvimi

  • Rumlaşma

    Rumlaşmak durumu

  • Rumlaşmak

    Rumlara özgü yaşayış tarzını benimsemek

  • Rumlaştırma

    Rumlaştırmak işi

  • Rumlaştırmak

    Rumlara özgü yaşayış tarzını benimsetmek

  • Rumluk

    Rum olma durumu

  • rumuz

    Gizli anlamları olan işaretler ve sözler

  • rumuzlu

    Rumuzu olan, rumuzla anlatılan

  • run

    III-XIII. yüzyıllarda İngiliz İskandinav dillerinde kullanılan alfabenin harflerinin her biri

  • runik

    Run harfleriyle yazılmış

  • runik yazı

    Run harflerinin kullanıldığı eski bir Germen yazısı

  • rupi

    Hindistan, Mauritius, Nepal, Pakistan, Seyşeller ve Sri Lanka'nın para birimi

  • Rus

    Rusya Federasyonu’nda yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse; Moskof

  • Rus ruleti

    Toplu tabancaya bir tek mermi konulup topun gelişigüzel döndürülmesi ve başa dayayıp tetiğin bir kez çekilmesiyle iki kişinin karşılıklı oynadığı ölüm oyunu

  • Rus salatası

    Patates, bezelye, pancar, havuç, hıyar turşusu, kapari, mayonez ile yapılan salata; Amerikan salatası

  • Ruslaşma

    Ruslaşmak durumu

  • Ruslaşmak

    Ruslara özgü yaşayış tarzını benimsemek

  • Ruslaştırma

    Ruslaştırmak işi

  • Ruslaştırmak

    Ruslara özgü yaşayış tarzını benimsetmek

  • Rusluk

    Rus olma durumu; Moskofluk

  • rustai

    Köylününkine benzer

  • rustik

    Duvara sabitlenerek üzerine perde takılan, ahşap, metal ve benzeri malzemeden yapılmış korniş

  • rustik ampul

    İç mekânlarda dekor amaçlı kullanılan ve içindeki teli çeşitli biçimlerde olan ampul

  • Rusyalı

    Rusya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse

  • Rusça

    Rusların kullandığı dil

  • rutenyum

    Atom numarası 44, atom ağırlığı 101,07, yoğunluğu 12,3 olan, 2400 °C'de eriyen, sert ve kırılgan, havada kolayca oksitlenen bir element (simgesi Ru)

  • rutherfordyum

    Kurçatovyum elementine Amerikalıların verdiği ad (simgesi Rf)

  • rutin

    Sıradanlık, çeşitlilik göstermeyen, alışılagelmiş düzen içinde yapılan

  • rutin dışına çıkmak

    bir şeyi her zamankinden farklı yapmak

  • rutinleşme

    Rutinleşmek durumu

  • rutinleşmek

    Bir şey sürekli olarak aynı biçimde yapılmak

  • rutinlik

    Rutin olma durumu

  • rutubetsiz

    Nemi olmayan

  • rutubetsizlik

    Nemli olmama durumu

  • ruziklenme

    Ruziklenmek durumu

  • ruziklenmek

    Sefil bir biçimde gün geçirmek veya geçinip gitmek

  • ruzname

    Günlük olayların yazıldığı defter

  • ruzname tutmak

    günlük olayları bir deftere yazıp toplamak

  • ruznameci

    Ruzname tutan kimse

  • ruznamçe

    Osmanlı Devleti’nde defterdarlıkta günlük hesapların yazıldığı defter; ruzname

  • ruznamçeci

    Osmanlı Devleti’nde deftarlıkta günlük hesapları tutan muhasebe memuru; ruznameci

  • ruzuşeb

    Gece gündüz

  • röfle

    Saç renginin beş altı ton açığını kullanarak saça istenilen kalınlık ve sıklıkta, parça parça yapılan renk uygulaması

  • röfle yapmak

    saç renginin beş altı ton açığını kullanarak saça istenilen kalınlık ve sıklıkta, parça parça renk uygulaması yapmak

  • röfle yaptırmak (veya attırmak)

    saç renginin beş altı ton açığını kullanarak saça istenilen kalınlık ve sıklıkta, parça parça renk uygulaması yaptırmak

  • röfleli

    Değişik tonlarda boyanmış (saç)

  • rögar

    Kanalizasyona inmek, bakım ve onarım yapmak üzere yol düzeyinde kapağı bulunan özel baca

  • rölans

    Konken, poker vb. oyunlarda ortaya sürülmüş olan parayı artırmak için söylenen söz

  • rölanti

    Motorlu taşıtlarda motorun en az yakıtla çalışma ayarı

  • rölantide durmak (veya çalışmak)

    motorlu taşıtlarda, motor boşta çalışmak

  • rölantide götürmek

    herhangi bir işi mecburen yavaş biçimde sürdürmek

  • rölantiye almak

    motorlu taşıtlarda motoru boşa almak, boşta çalıştırmak

  • röle

    Bir cismin veya bir gücün biçimini değiştirmeye yarayan alet; değiştirgeç, konvertisör

  • rölik

    Hristiyanlıkta Hz. İsa, aziz ve azizelerle ilişkili veya onlardan geriye kalan giysi, eşya veya kemik parçası

  • röliker

    Röliklerin saklandığı veya korunduğu cam, metal, mermer, ahşap vb. malzemeden yapılmış özel kutu

  • rölöve

    Eski bir sanat eserinin, bir yapının çizilerek veya boyanarak hazırlanan kopyası

  • römork

    Başka bir taşıt tarafından çekilen motorsuz taşıt

  • römorkör

    Yedeğinde özellikle deniz taşıtı götüren taşıt

  • Rönesans

    XV. yüzyıldan başlayarak İtalya'da ve daha sonra diğer Avrupa ülkelerinde hümanizmin etkisiyle ortaya çıkan, klasik İlk Çağ kültür ve sanatına dayanarak gelişen bilim ve sanat akımı; uyanış

  • röntgen

    Havada iyon oluşturabilen gama veya x ışınlarının miktarına ilişkin ölçüm birimi

  • röntgen çekmek

    herhangi bir organın durumunu tespit etmek için film çekmek

  • röntgenci

    Röntgen ışınları uzmanı

  • röntgencilik

    Röntgen ışınları uzmanlığı

  • röntgene yatmak

    uygun bir yer bularak karşı cinsi gizlice gözlemek

  • röntgenleme

    Röntgenlemek işi

  • röntgenlemek

    Kadınları gizlice gözetlemek

  • röportaj

    Bir veya birden çok kimseye bir konu üzerinde sorular sorarak bilgi almak ve fikrini öğrenmek amacıyla yazılmış gazete veya dergi yazısı

  • röportaj vermek

    gazete, dergi, radyo veya televizyonda yayımlanmak üzere belli bir konuda fikrini söylemek veya sorulan sorulara cevap vermek

  • röportaj yapmak

    gazete, dergi, radyo veya televizyonda yayımlanmak üzere bir konuda bir kimseye sorular sorarak bilgi almak ve fikrini öğrenmek

  • röportajcı

    Röportaj yazan ve yapan kimse

  • röportajcılık

    Röportajcının işi

  • röportör

    Röportaj yapan kimse

  • rötuş

    Fotoğrafçılıkta resimleri basmadan önce negatif üzerinde düzeltme işi

  • rötuş etmek (veya yapmak)

    kusurları gidermek amacıyla düzeltmek, değiştirmek

  • rötuşlama

    Rötuşlamak işi

  • rötuşlamak

    Rötuş yapmak

  • rötuşlatma

    Rötuşlatmak işi

  • rötuşlatmak

    Rötuşlama işini yaptırmak

  • rötuşlu

    Rötuş yapılmış, düzeltilmiş

  • rötuşsuz

    Rötuş yapılmamış, düzeltilmemiş

  • rötuşçu

    Rötuş yapan kimse

  • rötuşçuluk

    Rötuşçunun yaptığı iş

  • rövanş

    Sporda veya oyunda yenilmiş olanın aynı rakiple oynadığı ikinci oyun

  • rövanşı almak

    ikinci karşılaşmayı kazanmak

  • röveşata

    Futbolda yüksekten gelen topa gövdeyi sırtüstü devirip makas yaparak vurma

  • rücu

    Geri dönme, sözünü geri alma; cayma, tersinme

  • rücu etmek

    geri dönmek

  • rücu hakkı

    Bir kimsenin alacaklısına ödediği şeyi diğer birinden istemeye hakkı olması durumu

  • rüesa

    Başkanlar

  • rüfeka

    Arkadaşlar

  • rükû

    Öne doğru eğilme

  • rükün

    Bir şeyin en güçlü ve sağlam yönü

  • rüküş

    Gülünç bir biçimde giyinip süslenen (kadın)

  • rüküşleşme

    Rüküşleşmek durumu

  • rüküşleşmek

    Rüküş duruma gelmek

  • rüküşlük

    Rüküş olma durumu

  • rüping sistemi

    Kapalı kazanlarda önce basıncı artırıp sonra düşürerek uygulanan ağaca koruyucu sıvı emdirme yöntemi

  • rüsubat

    Oluştuğu yerden çökeldiği yere kadar suda asılı hâlde veya tabanda sürüntü maddesi olarak su tarafından taşınan katı maddeler

  • rüsum

    Vergiler

  • rüsumat

    Bazı mallardan devletçe alınan vergiler

  • rüsva

    Ayıplanacak durumda olan, rezil

  • rüsvalık

    Rüsva olma durumu

  • rütbe

    Subay, astsubay ve polislerin sahip olduğu, astlık üstlük ilişkilerini düzenleyen basamak; paye

  • rütbe indirimi

    Rütbesini düşürerek daha alt bir göreve getirilme; tenzilirütbe

  • rütbe sıralaması

    Büyükten küçüğe, küçükten büyüğe makam ve rütbe sırası; silsileimeratip

  • rütbelenme

    Rütbelenmek durumu

  • rütbelenmek

    Rütbesine göre sıralanmak

  • rütbeli

    Rütbesi olan

  • rütbelilik

    Rütbeli olma durumu

  • rütbesiz

    Rütbesi olmayan

  • rütbesizlik

    Rütbesiz olma durumu

  • rüya

    Gerçekleşmesi imkânsız durum; hayal

  • rüya gibi

    olağanüstü, harika, çok güzel

  • rüya görmek

    uykusunda hayaller dizisi görmek

  • rüya tabiri

    Görülen rüya üzerinden gelecekte olacaklar hakkında yapılan yorum

  • rüyası çıkmak

    görülen rüya gerçekleşmek

  • rüyasına (veya rüyalarına) girmek

    rüyasında görmek

  • rüyasında bile görememek

    olacağını, gerçekleşeceğini düşünememek

  • rüyasında görse hayra yormamak

    hatır ve hayalinden geçirmemek, olacağına inanmamak

  • rüzgâr

    Havanın yer değiştirmesiyle oluşan esinti; yel, bad

  • rüzgâr almak

    yel esen bir yerde bulunmak

  • rüzgâr ekip fırtına biçmek

    yaptığı bir kötülüğün çok daha kötüsü ile karşılaşmak

  • rüzgâr erozyonu

    Aşırı rüzgâr esen yerlerde yüzey toprağının kaybı

  • rüzgâr gelecek delikleri tıkamak

    istenmeyen bir durum veya gelişmeye karşı her türlü önlemi almak

  • rüzgâr gibi

    çabucak

  • rüzgâr tutmamak

    rüzgâr etkilememek

  • rüzgâr türbini

    Rüzgârın gücü kullanılarak oluşturulan enerjiyi mekanik enerjiye dönüştüren sistem

  • rüzgâr yükü

    Bir bölgede görülen rüzgârın binalarda oluşturduğu sarsma gücü

  • rüzgâr çizelgesi

    Rüzgâr hızının deniz miline göre tanımlanmasını ve sınıflandırılmasını gösteren çizelge

  • rüzgârdan nem kapmak

    en küçük bir şeyden alınmak, çok alıngan olmak

  • rüzgârgülü

    Rüzgârların yönünü ve adını gösteren levha

  • rüzgârlama

    Rüzgârlamak işi

  • rüzgârlamak

    Yel vermek

  • rüzgârlanma

    Rüzgârlanmak işi

  • rüzgârlanmak

    Yel esmeye başlamak

  • rüzgârlı

    Rüzgâr alan, rüzgâra açık; yelli

  • rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu

    "rüzgârlı havada kuytu bir yer, yağmurlu bir havada da uyku tercih edilir" anlamında kullanılan bir söz

  • rüzgârlık

    Kapı üstlerine konulan eğik saçak biçimindeki örtme

  • rüzgârsız

    Rüzgârı olmayan, rüzgâr tutmayan, yel esmeyen

  • rüzgârsızlık

    Rüzgârsız olma durumu

  • rüçhan hakkı

    Yasal olarak tanınan öncelik hakkı

  • rüşdünü ispat etmek

    kanunlara göre ergin sayılacak yaşa gelmiş olmak

  • rüşeym

    Buğdayın en üst bölümünden elde edilen, kefir, süt ve yoğurdun içerisine karıştırılarak yenilebilen veya toz hâline getirilerek ekmek ve kurabiye hamuruna katılan besin maddesi

  • rüştiye

    Ortaokul derecesinde olan eğitim kurumu

  • rüşvet

    Yaptırılmak istenen bir işte yasa dışı kolaylık ve çabukluk sağlanması için bir kimseye mal veya para olarak sağlanan çıkar; anahtar, arpa, yem, yemlik

  • rüşvet almak

    rüşvet olarak verilen parayı veya malı kabul etmek

  • rüşvet vermek

    bir görevliye bir işi yaptırmak için para veya mal vermek

  • rüşvet yemek

    bir işi yapmak için birinden rüşvet almak

  • rüşvetçi

    Rüşvet alarak iş gören kimse

  • rüşvetçilik

    Rüşvetçi olma durumu

  • rıh

    Yazıdaki mürekkebi kurutmak için dökülen çok ince ve renkli bir kum türü

  • rıhdan

    Yazı kurutmak için kullanılan özel kumun konduğu üzeri delikli kap

  • rıhtım

    Bir akarsu veya deniz kıyısında doldurularak yapılmış, gemilerin indirme bindirme veya yükleme boşaltma yapabileceği yer

  • rıhtım boyu

    Limana aynı anda yanaşacak gemi sayısına göre gemi boylarına bir emniyet mesafesinin eklenmesiyle oluşturulan mesafe

  • rıza

    Razı olma, bir şeyi yapmayı isteme; onam

  • rıza göstermek (veya vermek)

    razı olmak, onamak, uygun bulmak

  • rızası olmak

    izni olmak, müsaadesi olmak

  • rızasını almak

    onayını almak, müsaadesini almak

  • rızkı kesilmek

    bir nimetten istifade edemez duruma gelmek

  • rızkını taştan çıkarmak

    ekmeğini taştan çıkarmak

  • rızkını çıkarmak

    günlük yiyecek parasını çıkarmak

  • rızık

    Yiyecek, içecek şey; azık

  • rızıklanma

    Rızıklanmak işi

  • rızıklanmak

    Rızkını çıkarmak, günlük yiyeceğini elde etmek