Kelime dizinine dön

Ş harfi ile başlayan kelimeler

Ş harfi için 1252 sözlük maddesi listeleniyor.

Bu harfte daha sık ziyaret edilen maddeler.

  • şoför

    Mesleği araba kullanmak olan sürücü

  • şoför ağzı

    Şoförler arasında kullanılan ve kendilerine özgü deyim ve argoyu içeren konuşma tarzı

  • şoför muavini

    Genellikle otobüs, kamyon, minibüs vb. kara taşımacılığı yapan araçlarda şoföre veya yolculara yardım eden kimse; muavin

  • şoför koltuğu

    Taşıtlarda sürücünün oturduğu ön koltuk

  • şoför mahalli

    Ağır vasıtaların önünde yer alan, şoförün ve yanındakilerin oturması için düzenlenmiş bölüm

  • şehremaneti

    Osmanlı Devleti'nde, bugünkü belediye zabıtası görevini yapan, şehrin temizlik ve güzelliğiyle ilgilenen yerel yönetim

  • şnorkel

    Dizel motorlu denizaltının su altında uzun süre kalmasını sağlayan düzen

  • şapşalak

    Özensiz, düzensiz olan (kimse)

  • şerbetli

    Şerbet katılmış olan; şuruplu, şireli

  • şamarlama

    Şamarlamak işi

  • şeytanarabası

    Bazı bitkilerin havada uçuşan uzun ve ince tüylü tohumu

  • şart

    Olması başka durumların gerçekleşmesini gerektiren şey; koşul, kayıt (I)

  • şövalyelik ruhu

    Şövalye geleneği çerçevesinde yetişen kimselerin taşıdığı kahramanlık tavrı

  • şerit değiştirmek

    trafikte hız durumuna ve yol şartlarına göre belirli kurallar içinde bir yol şeridinden diğerine geçmek

  • şap başka, şeker başka

    benzer gibi görünen iki şeyin aslında birbirinden farklı olduğunu anlatmak için söylenen bir söz

  • şapka

    Keçe, hasır, kumaş, ip vb. ile yapılan başlık; kapela

  • şapkasını giymek (veya taşımak)

    kendi kimliğinin veya düşüncelerinin dışında başka birinin kimliğini geçici olarak taşımak veya onun düşünceleriyle ortaya çıkmak

  • şutlama

    Şutlamak işi

  • şantiye

    Yapı gereçlerinin yığılıp saklandığı veya işlendiği yer

  • şeref locası

    Tiyatro, sinema vb. yerlerde şeref konuklarına ayrılan özel loca

  • şiirli

    Şiir havasında olan

  • şahin bakışlı

    Bakışları sert ve keskin olan

  • şakaya almak

    söylenilen gerçek sözü şaka gibi kabul etmek

  • şanlı şöhretli

    Görkemli, etkileyici olan

  • şapka çıkarmak (veya çıkartmak)

    bir söz veya durum karşısında söyleyecek sözü kalmamak ve takdir etmek

  • şapkacı

    Şapka yapan veya satan kimse

  • şarkılaştırılma

    Şarkılaştırılmak durumu

  • şereflendirmek

    Kendisine saygı duyulan bir kimse, bir yere gelerek oradakileri mutlu etmek; onurlandırmak

  • şeytan çekici

    Hareketli ve becerikli çocuk

  • şifre anahtarı

    Şifrede kullanılan işaretleri gösteren liste

  • şişmanlatma

    Şişmanlatmak işi

  • şuradan buradan

    birçok yerden, rastgele yerden

  • şımarıklık

    Şımarık olma durumu

  • şabanlaşmak

    Aptal, alık, şaşkın duruma gelmek; aptallaşmak

  • şahbaz

    İri bir tür akdoğan

  • şahlanış

    Şahlanmak işi

Ş dizini

1252 kelime bağlantısı sunucuda oluşturuldu.

  • şaban

    Ay takviminin sekizinci ayı, üç ayların ikincisi

  • şabanlaşma

    Şabanlaşmak durumu

  • şabanlaşmak

    Aptal, alık, şaşkın duruma gelmek; aptallaşmak

  • şabanlık etmek

    aptallık etmek

  • şabaş

    Aferin, bravo anlamında takdir ve beğenme sözü

  • şablon

    Üzerindeki harf ve şekillerin çevre çizgileri kalem ucu girecek biçimde oyuk olan, bu çizgilerden kalemle istenilen biçim elde edilen, metal veya plastikten cetvel

  • şablon çıkarmak

    kullanılmak üzere örnek elde etmek

  • şabloncu

    Bir düşünceyi enine boyuna irdelemeden olduğu gibi benimseyen veya kabullenen kimse

  • şablonculuk

    Şabloncu olma durumu

  • şablonsu

    Şablona benzer, şablon gibi

  • şad

    Sevinçli, neşeli olan

  • şad etmek

    neşelenmesini, sevinmesini sağlamak

  • şad olmak

    sevinmek, memnun ve mutlu olmak

  • şadırvan

    Genellikle cami avlularında bulunan, çevresindeki musluklardan ve ortasındaki fıskiyeden su akan, üzeri kubbeli veya açık havuz

  • şafak

    Güneş doğmadan az önce beliren aydınlık

  • şafak atmak

    birden önemli bir durumla karşı karşıya olduğunu anlamak

  • şafak pembesi

    Güneşin doğduğu anda görülen pembelik

  • şafak sökmek

    güneş doğmadan az önce ortalık aydınlanmaya başlamak

  • şafaklama

    Şafaklamak durumu

  • şafaklamak

    Elini güneşe karşı siper ederek bakmak

  • şafaklandırma

    Şafaklandırmak işi

  • şafaklandırmak

    Şafaklama işini yaptırmak

  • şafaklaşma

    Şafaklaşmak işi

  • şafaklaşmak

    Şafak rengini almak

  • şaft

    Bir makinenin dönme hareketini öteki parçalara aktaran ve ucuna dişli çarklar, tekerlekler veya pervane bağlanan demir mil

  • şaftı kaymak

    aşırı yorgunluk, üzüntü, yıpranma gibi sebeplerle bedensel ve ruhsal yönden dengesini kaybederek kötü görünmek

  • şaful

    Bal konulan ufak tekne

  • şah

    İran veya Afgan hükümdarı

  • şah beyit

    Divan edebiyatında bir şiirin en güzel beyti

  • şah damarı

    Boynun iki yanında, kanı başa taşıyan aort damarlarından her biri

  • şah mat

    Satranç oyununda yenme

  • şaha kalkmak

    at ön ayaklarını yerden kesip arka ayakları üstünde durmak, şahlanmak

  • şahane

    Hükümdarla ilgili, hükümdara özgü olan

  • şahbaz

    İri bir tür akdoğan

  • şaheser

    Kendi türünde mükemmel olan, üstün ve kalıcı nitelikte eser; başyapıt, başeser

  • şaheser yaratmak

    üstün, kalıcı niteliği olan bir eser ortaya koymak

  • şahika

    En üst derece

  • şahin

    Kartalgillerden, Avrupa ve Asya'nın dağ, orman ve çalılıklarında yaşayan, 50-55 santimetre uzunluğunda yırtıcı bir kuş (Buteo buteo)

  • şahin bakışlı

    Bakışları sert ve keskin olan

  • şahinci

    Avcı şahin yetiştiren ve avda kullanan kimse

  • şahincibaşı

    Osmanlı Devleti’nde şahincilerin yöneticisi olan kimse

  • şahincilik

    Şahincinin yaptığı iş

  • şahinler

    Bölgelerindeki trafik kazalarına, trafik yoğunluğuna bakan, yol açma hizmetlerinde görev yapan, motosiklet üzerinde tek olarak devriye gezen emniyet grubu

  • şahinleşme

    Şahinleşmek durumu

  • şahinleşmek

    Herhangi bir düşünce konusunda keskinleşmek, sertleşmek, katı bir durum sergilemek

  • şahit olmak

    tanık olmak

  • şahit tutmak

    birini tanık olarak göstermek

  • şahitlik etmek

    tanıklık etmek

  • şahken şahbaz olmak

    bir kimsenin herhangi bir sebeple çirkinliği veya durumunun kötülüğü artmak

  • şahlanabilme

    Şahlanabilmek işi

  • şahlanabilmek

    Şahlanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • şahlandırma

    Şahlandırmak işi

  • şahlandırmak

    Şahlanmasına sebep olmak

  • şahlandırış

    Şahlandırmak işi

  • şahlanma

    Şahlanmak işi

  • şahlanmak

    At, ön ayaklarını yerden keserek arka ayakları üstünde durmak; şaha kalkmak

  • şahlanış

    Şahlanmak işi

  • şahlık

    Şah olma durumu

  • şahmeran

    Başının insan, gövdesinin yılan biçiminde olduğuna inanılan efsanevi yaratık

  • şahmerdan

    Vurucu ağırlığın, mekanik olarak yükselmesi ve düşmesi sonucu dövme işlemi yapan makine

  • şahmerdancı

    Şahmerdan kullanan kimse

  • şahmerdancılık

    Şahmerdancı olma durumu

  • şahne

    Anadolu ve İran'da devlet kurmuş halklarda devlet görevlisi

  • şahnişin

    Eski Türk mimarisinde odanın karşı ön cephesinde yer alan üç yanı pencereli çıkma; şahniş

  • şahnişinli

    Şahnişini olan

  • şahrem şahrem

    Sık ve derin yarıklar hâlinde

  • şahsen

    Aracısız, kendi (kendim, kendin ...) olarak; bizzat

  • şahsiyat

    Kişiye ait işler

  • şahsiyat yapmak

    söz edilen konudan uzaklaşarak olumsuz yönleriyle kişiler üzerinde durmak

  • şahsiyata dökmek (veya sürüklemek)

    şahsiyat yapmak

  • şahtere

    Şahteregillerden, tarla ve yol kenarlarında yetişen, 20-40 santimetre yüksekliğinde, çiçekleri hekimlikte kullanılan, çok yıllık ve otsu bir bitki (Fumaria officinalis)

  • şahteregiller

    İki çeneklilerden, şahtere vb. türleri içine alan küçük bir bitki familyası

  • şahtur

    İnce donanma gemilerinden biri

  • şahımı bu kadar severim

    yaptığımdan daha çok özveride bulunamam

  • şaibe

    Bir iş, proje vb.nin gerçekleştirilmesi sırasında yanlışlık, yolsuzluk yapıldığı düşüncesi

  • şaibe altında kalmak (veya tutulmak)

    bir iş, proje vb.ni gerçekleştirirken yanlışlıklar, yolsuzluklar yaptığı düşünülmek

  • şaibeli

    Şaibesi olan

  • şaibesiz

    Şaibesi olmayan

  • şaibesizlik

    Şaibesiz olma durumu

  • şair

    Şiir söyleyen veya yazan kimse; ozan

  • şairane

    Şaire yakışır biçimde; ozanca

  • şairanelik

    Şaire yakışır bir biçimde, şair gibi davranma durumu; ozansılık

  • şaire

    Kadın şair

  • şairimsi

    Şairi andıran, şaire benzeyen, şair gibi; ozansı

  • şairimsilik

    Şairi andırma, şaire benzeme, şair gibi olma; ozansılık

  • şairleşme

    Şairleşmek durumu; ozanlaşma

  • şairleşmek

    Şair durumuna gelmek; ozanlaşmak

  • şairlik

    Şair olma durumu; ozanlık

  • şak

    Eni geniş bir şeyle vurulduğunda çıkan ses

  • şak diye

    ansızın

  • şak şak

    Eller birbirine vurulduğunda çıkan ses

  • şaka

    Güldürmek, eğlendirmek amacıyla karşısındakini kırmadan yapılan hareket veya söylenen söz; latife

  • şaka etmek

    bir kimseye eğlenmek amacıyla takılmak

  • şaka gibi gelmek

    bir türlü inanamamak

  • şaka götürmemek

    bir durum veya iş hafifsemeye, dikkatsizliğe gelmemek

  • şaka kaldırmak

    şakaya dayanmak, katlanmak

  • şaka maka

    Önemsemeyerek

  • şaka maka derken

    "işi ciddiye almadık ama" anlamında kullanılan bir söz

  • şaka söylemek

    bir şeyi, şaka yapmış olmak için söylemek

  • şaka yapmak

    şaka niteliğinde bir şey yapmak veya söylemek

  • şaka yollu

    Ciddi bir şeye şaka görünümü vererek

  • şakacı

    Şaka yapmasını seven, şakalaşmadan hoşlanan; latifeci

  • şakacılık

    Şakacı olma durumu

  • şakadan

    Şaka olarak, şaka diye; şakacıktan, mahsus (I)

  • şakak

    Göz, alın ve yanak arasında, elmacık kemiğinin üstünde bulunan çukurumsu bölge; duluk

  • şakakları atmak

    çok sinirlenmek

  • şakakları ağarmak (veya beyazlanmak)

    yaşlanmak

  • şakalaşabilme

    Şakalaşabilmek işi

  • şakalaşabilmek

    Şakalaşma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • şakalaşma

    Şakalaşmak işi

  • şakalaşmak

    Karşılıklı olarak şaka etmek, şaka yapmak

  • şakalaşış

    Şakalaşmak işi

  • şakalı

    Şaka içeren, içinde şaka bulunan

  • şakamsı

    Şakaya benzer biçimde

  • şakası yok

    "hatır gönül tanımaz, gerekeni yapar" anlamında kullanılan bir söz

  • şakasız

    Şaka yapmaksızın, ciddi olarak

  • şakaya almak

    söylenilen gerçek sözü şaka gibi kabul etmek

  • şakaya gelmek

    şakaya katlanır olmak

  • şakaya gelmemek

    şakaya dayanamamak

  • şakaya getirmek

    ciddi bir şeyi açıktan açığa söyleyemeyip şaka görünümü vererek söylemek

  • şakaya sığınmak

    şakaya vurmak

  • şakaya vurmak

    ciddi bir söz veya davranışı şaka yoluyla geçiştirmek

  • şakayken kaka olmak

    el ve dil ile yapılan şakadan, hoş olmayan bir sonuç veya kavga çıkmak

  • şakayı kakaya çevirmek

    şakayken kaka olmak

  • şakayık

    Düğün çiçeğigillerden, çiçekleri türlü renkte, çok yıllık güzel bir süs bitkisi (Paeonia mascula)

  • şakketme

    Şakketmek işi

  • şakketmek

    Yarmak, ikiye ayırmak, parçalamak

  • şakkolma

    Şakkolmak işi

  • şakkolmak

    Yarılmak, ikiye ayrılmak, parçalanmak

  • şaklaban

    Basit şakalar yaparak herkesi güldüren, şakacı kimse

  • şaklabanlık

    Şaklaban olma durumu

  • şaklabanlık etmek

    insanları güldürmek için basit şakalar yapmak

  • şaklama

    Şaklamak işi

  • şaklamak

    "Şak" diye ses çıkarmak

  • şaklatma

    Şaklatmak işi

  • şaklatmak

    "Şak" diye ses çıkartmak

  • şaklatış

    Şaklatmak işi

  • şaklayış

    Şaklamak işi

  • şakrak

    Şen, neşeli, hayat dolu olan

  • şakrak kuşu

    İspinozgillerden, başı siyah, boynu kırmızı, ötücü bir kuş (Pyrrhula pyrrhula)

  • şakraklık

    Şakrak olma durumu

  • şakuli

    Çekülle ilgili

  • şakulleme

    Şakullemek işi

  • şakullemek

    Çekülle düşey doğrultusuna bakmak; şavullamak

  • şakıldak

    Bir çeşit çocuk oyuncağı

  • şakıma

    Şakımak işi; şakrama

  • şakımak

    Ötücü kuşlar ezgili ses çıkarmak, ötmek; şakramak, terennüm etmek

  • şakır şakır

    Sürekli olarak yağan yağmurun, ötüşen kuşların veya buna benzer hoşa giden şeylerin çıkardığı ses

  • şakır şukur

    Fazlaca şakırtı çıkararak

  • şakırdama

    Şakırdamak işi

  • şakırdamak

    "Şakır" diye ses çıkarmak

  • şakırdatma

    Şakırdatmak işi

  • şakırdatmak

    Şakır şakır ses çıkartmak

  • şakırdayış

    Şakırdamak işi

  • şakırtı

    Şakırdayan bir şeyin çıkardığı sesin adı

  • şakırtılı

    Şakırtısı olan

  • şakırtısız

    Şakırtısı olmayan

  • şakıyış

    Şakımak işi

  • şakşak

    Çoğunlukla hokkabazların kullandıkları, hafifçe vurulduğunda hızla vurulmuş gibi "şak" diye ses çıkaran tahta maşa

  • şakşakçı

    Bir kimseyi veya onun yaptığı her şeyi doğru bularak öven ve başkalarına da kabul ettirmeye çalışan kimse; alkışçı, zilli bebek

  • şakşakçılık

    Şakşakçı olma durumu

  • şal

    Genellikle Hindistan'da dokunan, özel motifleri olan değerli bir yün kumaş

  • şal kuşak

    Şaldan yapılmış, bele sarılan kuşak

  • şal yaka

    Ceket, bluz veya kabanlarda kullanılan, üçgen biçimli, serbest duran, büyük yaka; mendil yaka

  • şal örneği

    Şallarda görülen motiflerle bezenmiş (kumaş örtü, hırka)

  • şalak

    Büyümemiş karpuz

  • şalaki

    Şal taklidi kumaş

  • şale

    Uzun saçaklı çatısı olan alçak dağ konutu

  • şalgam

    Turpgillerden, yumru köklü bir bitki (Brassica rapa)

  • şalgam suyu

    Doğranmış şalgam, havuç ile bulgur, su ve tuz kullanılarak yapılan bir içecek; şalgam

  • şali

    Tiftikten yapılan bir cins ince kumaş

  • şallak

    Giyimine özen göstermeyen kimse

  • şallak mallak

    Giyimi çok özensiz olarak

  • şalt binası

    Gaz boru hattı ve ana dağıtım boru hattında, boru donanımı veya vana, basınç regülatörü vb. boru donanım elemanlarını korumak için yer altında inşa edilen bina

  • şalter

    Genellikle binaların girişine gelen elektrik akımını açıp kapamaya yarayan araç; şalt

  • şalter panosu

    Bir binadaki elektrik tesisatının kontrol altında tutulması için kullanılan ana kesici bölümü

  • şalupa

    Geminin karayla bağlantısını sağlayan, kurtarma aracı olarak da kullanılan, kürekle yürütülen en büyük sandalı; şalopa

  • şalvar

    Genellikle ağı çok bol olan, bele bir uçkurla bağlanan, geniş bir pantolon türü; dizlik

  • şalvar gibi

    çok bol (pantolon)

  • şalvarlı

    Şalvar giyinmiş olan (kimse)

  • şama

    Bal mumuna veya parafine batırılmış fitil

  • şamalı

    Şama ile yapılmış

  • şamama

    Güzel kokulu bir tür küçük kavun

  • şamama gibi

    ufak tefek, sevimli (kimse)

  • şaman

    Şamanlıkta büyü yapan, gelecekten haber verdiğine, ruhlarla ilişki kurarak hastalıkları iyileştirdiğine inanılan kimse; bakşı, kam

  • şamandıra

    Halkalarına tekne bağlamak için limanda demirlenmiş olan, içi boş, her yanı kapalı, çoğunlukla metalden yapılan fıçı vb.; yüzer top

  • şamandıralama

    Şamandıralamak işi

  • şamandıralamak

    Belli bir noktayı işaretlemek için bir şamandırayı zincirleriyle birlikte denize bırakmak

  • şamar

    Açık elle yüze vurulan tokat; beşkardeş

  • şamar atmak (veya indirmek)

    şamarlamak

  • şamar patlatmak

    aniden güçlü bir tokat atmak

  • şamarlama

    Şamarlamak işi

  • şamarlamak

    Yüze açık elle vurmak; şamar atmak

  • şamarlanma

    Şamarlanmak işi

  • şamarlanmak

    Şamarlanma işi yapılmak

  • şamaroğlanı

    Adam yerine konulmayan, yerli yersiz azarlanan kimse

  • şamaroğlanına dönmek

    yerli yersiz azarlanmak

  • şamata etmek

    gürültü patırtı yapmak

  • şamata koparmak

    aniden gürültü patırtı çıkarmak

  • şamatacı

    Gürültü patırtı yapan

  • şamatacılık

    Şamatacı olma durumu

  • şamatalı

    Çok eğlenceli

  • şambaba

    Bir tür hamur tatlısı; baba tatlısı, şambabası

  • şambabası

    Sorumluluğu olmayan, hayırsız baba

  • şamdan

    Üzerine kandil, mum veya herhangi bir ışık kaynağı konulan yüksek tabla; mumluk, çırakma

  • şamdancı

    Şamdan yapıp satan kimse

  • şamdancılık

    Şamdancının işi veya mesleği

  • şamdanlı

    Şamdanı olan

  • şamdansız

    Şamdanı olmayan

  • şamil

    İçine alan, kaplayan, kapsayan

  • şampanya

    Açık renkli, tatlı ve köpüklü şarap

  • şampanya bardağı

    Şampanya içmeye ayrılmış özel, ince, uzun veya geniş tabanlı kısa bardak

  • şampanya patlatmak

    bir olayı veya bir kimseyi kutlamak için içilecek şampanyanın şişesinin mantarını ses çıkartacak biçimde açmak

  • şampanyalı

    Şampanya verilen

  • şampanyasız

    Şampanya verilmeyen

  • şampiyon

    Ulusal ve uluslararası bir yarışmada ilk dereceyi alan, birinci olan kimse veya takım; böke

  • şampiyona

    Şampiyonluk yarışması

  • şampiyonluk

    Şampiyon olma durumu; bökelik, şampiyona

  • şampuan

    Çoğunlukla saç yıkamakta kullanılan, kokulu ve bol köpüklü bir tür sıvı sabun

  • şampuanlama

    Şampuanlamak işi

  • şampuanlamak

    Şampuanla yıkamak

  • şan

    Gösteriş, gösterişlilik

  • şan almak

    meşhur olmak

  • şan olsun (veya şan olsun diye)

    gösteriş olsun veya ün olarak yayılsın (diye)

  • şan vermek

    ün salmak

  • şandel

    Futbolda topu karşı takımın kalecisinin üzerinden aşırtma

  • şandelleme

    Şandellemek işi

  • şandellemek

    Futbolda topu yüksekten diklemesine karşı kale yönüne veya içine göndermek

  • şangır şungur

    Büyük bir şangırtı çıkararak

  • şangırdama

    Şangırdamak işi

  • şangırdamak

    Tabak, bardak vb. bir yere veya birbirine çarparken, kırılırken gürültülü ve çınlayıcı ses çıkarmak

  • şangırdatma

    Şangırdatmak işi

  • şangırdatmak

    Şangırdamasına sebep olmak

  • şangırtı

    Tabak, bardak, şişe vb.nin bir yere veya birbirine çarparken, kırılırken çıkardığı sesin adı

  • şangırtılı

    Şangırtısı olan, şangırtı sesi çıkaran

  • şangırtılı şungurtulu

    Şangırtı ve şungurtu sesi çıkaran

  • şanlı

    Yüce, ulu, büyük olan

  • şanlı şöhretli

    Görkemli, etkileyici olan

  • şanlılık

    Şanlı olma durumu

  • şano

    Tiyatro sahnesi

  • şans

    Bir kimsenin bilgi ve emeğinden çok rastlantı sonucu elde ettiği elverişli durum; baht

  • şans eseri

    Mantıkla açıklanamayan birtakım rastlantısal olayların nedeni olarak

  • şans oyunu

    Önceden ödeme yapılıp daha sonra şansa dayalı olarak para kazanılan piyango, loto, spor toto, at yarışı gibi oyunlar; talih oyunu

  • şans tanımak

    imkân vermek, fırsat vermek

  • şans yüzüne gülmek

    birden iyi bir durumla karşılaşmak

  • şansa bırakmak

    oluruna bırakmak

  • şansa kalmak

    bir şeyin olabilmesi için çok az umut olmak

  • şanslı

    İsteklerini bilgi ve emekten çok rastlantı sonucu elde eden; ballı

  • şanslılık

    Şanslı olma durumu

  • şanson

    Kıta adı verilen ve şarkı gibi söylenen mısra dizisi

  • şansonet

    Küçük şanson, kısa türkü

  • şanssız

    Şansı olmayan

  • şanssızlık

    Şanssız olma durumu; talihsizlik

  • şansölye

    Almanya ve Avusturya'da hükûmet başkanı

  • şansölyelik

    Şansölye olma durumu

  • şansı dönmek

    talihi iyiyken kötü veya kötüyken iyi olmak

  • şansı yaver gitmek

    talihli olmak, bahtı açık olmak

  • şansını denemek

    olumlu bir sonuç almak ümidiyle bir şeye teşebbüs etmek

  • şansız

    Kılıksız, kıyafetsiz olan

  • şantaj

    Herhangi bir çıkar sağlamak amacıyla bir kimseyi, kendisiyle ilgili lekeleyici, gözden düşürücü bir haberi yayma veya açığa çıkarma tehdidiyle korkutma

  • şantaj yapmak

    bir kimseyi, kendisiyle ilgili lekeleyici, gözden düşürücü bir haberi yayma veya açığa çıkarma tehdidiyle korkutmak

  • şantajcı

    Şantaj yapan

  • şantajcılık

    Şantajcı olma durumu

  • şantiye

    Yapı gereçlerinin yığılıp saklandığı veya işlendiği yer

  • şantung

    Genellikle yazlık giyim eşyası yapılan, üzerinde kendinden desenli çizgileri bulunan, ham ipekle dokunmuş kumaş

  • şantör

    Erkek şarkıcı

  • şantöz

    Kadın şarkıcı

  • şanzıman

    Motorlu taşıtlarda motorun yükünü azaltarak güç aktarma organlarına veren, arabanın istenen hızda hareket etmesini sağlayan dişliler topluluğu

  • şanına düşmek

    büyüklüğü veya durumu gereği o şeyi yapması gerekmek

  • şanına layık (olmak)

    büyüklüğüne ve durumuna yaraşır şekilde, şerefiyle mütenasip (olmak)

  • şanına yakışmak

    şanından olmak

  • şanına yedirememek

    yenilgiyi kabul edememek

  • şanından olmak

    bir şey onun büyüklüğüne, karakterine uygun olmak, yaraşmak

  • şap

    İstekle öperken çıkan ses

  • şap başka, şeker başka

    benzer gibi görünen iki şeyin aslında birbirinden farklı olduğunu anlatmak için söylenen bir söz

  • şap gibi

    ağza alınmayacak kadar tuzlu

  • şap gibi donmak (veya kalmak)

    şaşırarak ses çıkarmayacak duruma gelmek

  • şap gibi yanmak

    ortada kalmak, destek bulamamak

  • şap hastalığı

    Sığırlarda, ağız ve tırnaklar arasında kabarcıklar görünmesi ve yüksek ateşle beliren, genellikle arıza bırakan bulaşıcı hastalık

  • şap kayışı

    Şap kullanılarak sağlamlaştırılmış bir tür kayış

  • şap kesilmek

    yemek için fazla tuzlu olması sebebiyle tadı keskinleşmek, yenemeyecek duruma gelmek

  • şap taşı

    Kızıldeniz'den çıkarılan, beyaza çalan renkte, pek çok dalı olan mercan türü

  • şap şap

    "Şap" sesi çıkararak

  • şapa oturmak

    içinden çıkılması güç bir duruma düşmek

  • şapadanak

    "Şap" diye ses çıkararak

  • şapel

    Küçük kilise

  • şaphane

    Şap çıkarılan yer, şap ocağı

  • şapirograf

    Daktiloda, mumlu kâğıda karbon şeritsiz olarak yazılan yazıyı ispirtolu çoğaltma tekniğiyle basan ve elle çalıştırılan makine

  • şapka

    Keçe, hasır, kumaş, ip vb. ile yapılan başlık; kapela

  • şapka çıkarmak (veya çıkartmak)

    bir söz veya durum karşısında söyleyecek sözü kalmamak ve takdir etmek

  • şapkacı

    Şapka yapan veya satan kimse

  • şapkacılık

    Şapkacının işi

  • şapkalı

    Şapka giymiş olan (kimse)

  • şapkalık

    Şapka koymaya yarayan şey veya yer

  • şapkasını giymek (veya taşımak)

    kendi kimliğinin veya düşüncelerinin dışında başka birinin kimliğini geçici olarak taşımak veya onun düşünceleriyle ortaya çıkmak

  • şapkasız

    Şapkası olmayan

  • şaplak

    "Şap" diye ses çıkaran tokat

  • şaplak atmak (veya indirmek)

    elin içiyle vurmak

  • şaplama

    Şaplamak işi

  • şaplamak

    "Şap" diye ses çıkarmak

  • şaplatma

    Şaplatmak işi

  • şaplatmak

    "Şap" diye ses çıkartmak

  • şaplı

    İçinde şap bulunan

  • şappadak

    Ani bir "şapırtı" sesi çıkararak

  • şapçı

    Şap yapan veya satan kimse

  • şapçılık

    Şapçının yaptığı iş

  • şapır şapır

    Acele ile yemek yeme veya üst üste öpme sırasında "şap şap" sesi çıkararak

  • şapır şupur

    Öperken veya yemek yerken çıkarılan "şap şup" sesi

  • şapırdama

    Şapırdamak işi

  • şapırdamak

    Öperken veya bir şey yerken "şap" diye ses çıkmak

  • şapırdatma

    Şapırdatmak işi

  • şapırdatmak

    Öperken veya bir şey yerken "şap" diye ses çıkartmak

  • şapırtı

    Öperken veya yemek yerken çıkan sesin adı

  • şapşal

    Aptalca davranışlarda bulunan, alık (kimse); ibiş

  • şapşal yaka

    Dökümlü ve geniş yaka

  • şapşalak

    Özensiz, düzensiz olan (kimse)

  • şapşalca

    Şapşala yakışır bir biçimde

  • şapşallaşma

    Şapşallaşmak durumu

  • şapşallaşmak

    Şapşal duruma gelmek

  • şapşallık

    Şapşal olma durumu

  • şarabi

    Kırmızı şarap rengi

  • şarampol

    Kara yollarının kenarında yol düzeyinden aşağıda kalan bölüm

  • şarap

    Üzüm veya başka meyve sularını türlü yöntemlerle mayalandırarak elde edilen alkollü içki; bade, çakır (II), mey (I), mül

  • şarap bardağı

    Şarap içmek için özel olarak üretilen cam bardak

  • şarap fıçısı

    Şarabın dinlenmeye bırakıldığı büyük tahta fıçı

  • şarap rengi

    Kırmızı şarabın rengi

  • şarap tortusu

    Şarap fıçısının dibine toplanan çökelti

  • şarap çanağı

    Şarap içilen yayvan çanak

  • şaraphane

    Şarap yapılan yer

  • şaraplı

    İçinde şarap bulunan

  • şarapnel

    Patladığında etrafa küçük parçalar saçan bir tür top mermisi

  • şaraptan bozma sirke keskin olur

    sonradan azan kimse, öteden beri yolunu şaşırmış olanlardan daha azgın olur

  • şarapçı

    Şarap yapan veya satan kimse

  • şarapçılık

    Şarapçının işi

  • şarbon

    Hayvanlarda, özellikle koyun ve sığırlarda görülen, deri veya mukoza yoluyla insana bulaşan, bulaştığı yerde kara bir çıban yapan tehlikeli hastalık; karakabarcık, karayanık, yanıkara

  • şarj etmek

    yüklemek

  • şarjör

    Tabanca, tüfek gibi silahlarda, belli sayıda mermi taşıyan ve bu mermileri namluya arka arkaya sürmeye yarayan düzenek

  • şarjörlü

    Şarjörü olan

  • şarjörsüz

    Şarjörü olmayan

  • şarki

    Doğuyla ilgili, doğuya özgü olan

  • şarküteri

    Peynir, zeytin, salam, sucuk vb. yiyecek maddelerinin satıldığı dükkân veya büyük alışveriş merkezinin bir bölümü

  • şarkı

    Tonlama değişiklikleriyle çeşitli duygular uyandıran uyumlu, ezgili insan sesleri dizisi; şanson

  • şarkı söylemek

    belirli bir besteye göre güfteyi uyumlu olarak okumak

  • şarkı tutturmak

    bir şarkının sözlerini veya sadece bestesini seslendirmek

  • şarkıcı

    Şarkı söyleyen, şarkı söyleme yeteneği olan veya mesleği şarkı söylemek olan kimse; okuyucu, hanende, muganni

  • şarkıcılık

    Şarkıcının işi veya mesleği

  • şarkılaştırma

    Şarkılaştırmak durumu

  • şarkılaştırmak

    Şarkı durumuna getirmek

  • şarkılaştırılma

    Şarkılaştırılmak durumu

  • şarkılaştırılmak

    Şarkılaştırma işi yapılmak

  • şarkılı

    İçinde şarkı bulunan

  • şarkımsı

    Şarkıyı andıran, şarkıya benzeyen, şarkı gibi

  • şarlama

    Şarlamak işi

  • şarlamak

    Bağırıp çağırmak, hakaret etmek

  • şarlatan

    Kendi bilgi ve niteliklerini veya mallarını överek karşısındakini kandıran, dolandıran kimse

  • şarlatanca

    Şarlatana yakışır bir biçimde

  • şarlatanlaşma

    Şarlatanlaşmak işi

  • şarlatanlaşmak

    Şarlatanca davranmak

  • şarlatanlık

    Şarlatan olma durumu

  • şarniyer

    Pul defterlerine veya istenilen herhangi bir yere pulun tutturulması için çift taraflı kullanılan tutkallı kâğıt parçası

  • şarpi

    Altı düz, üçgen biçiminde tek direkli, iki yelkenli, iki kişilik tekne

  • şart

    Olması başka durumların gerçekleşmesini gerektiren şey; koşul, kayıt (I)

  • şart etmek

    "şart olsun" diyerek yemin etmek

  • şart kipi

    Bir oluş ve kılışın şart biçiminde düşünüldüğünü anlatan, dilek görevi de yapan tasarlama kipi

  • şart koşmak

    önceden bir şarta bağlamak

  • şart olmak

    gerekmek, kaçınılmaz bir durum almak

  • şart olsun

    "nikâhım üzerine yemin ederim ki, öyle değilse veya bunu yapmazsa karım boş düşsün (olsun)" anlamında yemin olarak kullanılan bir söz

  • şart şurt

    Her türlü koşul, kural

  • şart şurt tanımamak

    kendini hiçbir şarta bağlı saymamak

  • şartlama

    Şartlamak işi

  • şartlamak

    Kirlenmiş sayılan bir şeyi en az üç, en çok kırk kez sudan geçirip kirli sayılmaktan kurtarmak

  • şartlandırma

    Şartlandırmak işi; koşullandırma

  • şartlandırmak

    Şartlanmasını sağlamak; koşullandırmak

  • şartlandırılma

    Şartlandırılmak işi; koşullandırılma

  • şartlandırılmak

    Şartlandırma işi yapılmak; koşullandırılmak

  • şartlanma

    Şartlanmak işi; koşullanma

  • şartlanmak

    Önceden belirlenmiş şartlara göre uyarlanmak; koşullanmak

  • şartlanış

    Şartlanmak işi; koşullanış

  • şartlaşma

    Şartlaşmak işi

  • şartlaşmak

    Bir veya birçok şartı karşılıklı kabul etmek

  • şartlı

    Şarta bağlı; koşullu, meşrut

  • şartlı birleşik cümle

    Bir esas cümle ile bu esas cümleye bağlı, fiili -sa / -se ekini almış yan cümlenin oluşturduğu anlatım birliği

  • şartlı birleşik zaman

    Geçmiş, şimdiki, geniş, gelecek zamanla veya gereklilik kipleriyle çekimlenmiş bir fiile -sa eki getirilerek kurulan yapı

  • şartlı refleks

    Doğal olmayan, sonradan kazandırılan tepkenin bir uyaran karşısında ortaya çıkması biçiminde beliren tepke; koşullu tepke

  • şartlı tahliye

    Özgürlüğü bağlayıcı cezanın bir bölümünü iyi hâl ile geçiren hükümlünün, şartlara uymaması durumunda yeniden hapsedilmesi şartıyla salıverilmesi; meşruten tahliye

  • şartlılık

    Şartlı olma durumu

  • şartname

    Satın alma, satma, yaptırma, kiralama vb. işleri gerçekleştirmek isteyen tarafın düzenlediği, her iki tarafın da uymayı üstlendikleri şartların tespit edildiği resmî belge

  • şartsız

    Şarta bağlı olmayan; koşulsuz

  • şartsız refleks

    Herhangi bir şartlandırma sürecinin başında belirli bir uyaranla sağlanan doğal tepke; koşulsuz tepke

  • şartsız şurtsuz

    Hiçbir şarta bağlı kalmaksızın

  • şartsızlık

    Şartsız olma durumu; koşulsuzluk

  • şartınca

    Gereği gibi

  • şaryo

    Bir aletin veya aracın hareketli parçası

  • şarıl şarıl

    Su veya yağmur, bol ve sesli bir biçimde (akmak, yağmak); şar şar

  • şarıldama

    Şarıldamak işi

  • şarıldamak

    Su bol bol akarken "şarıltı" sesi çıkarmak; şarlamak

  • şarıltı

    Şarıldayan şeyin çıkardığı sesin adı

  • şarıltılı

    Şarıltısı olan

  • şarıltısız

    Şarıltısı olmayan

  • şase

    İçine mendil, gecelik vb. şeyleri koymaya yarayan, çeşitli büyüklükte, kumaştan koruncak

  • şasi

    Motorlu kara taşıtlarının iskelet bölümü

  • şat

    Sığ sularda ağır yükleri taşımak için kullanılan, altı düz bir çeşit tekne

  • şathiyat

    Ciddi bir düşünceyi, konuyu, şaka ve alay yollu anlatmak için yazılmış deyişler

  • şathiye

    Yergiye, alaya, şakaya yer veren manzum eser

  • şato

    Avrupa'da soylu kimselerin oturduğu, çevresi hendek, sur ve kulelerle çevrili konak

  • şato gibi

    büyük, görkemli (yapı)

  • şatır

    Neşeli, keyifli, şen olan

  • şavalak

    Aptal, alık, sersem, budala olan

  • şavklanma

    Şavklanmak durumu

  • şavklanmak

    Aydınlanmak, ışımak

  • şavkı vurmak

    bir şeyin ışığı yansımak

  • şavkıma

    Şavkımak işi

  • şavkımak

    Işık saçmak, parlamak

  • şavullama

    Şavullamak işi

  • şavullamak

    Yoklamak veya kollamak

  • şayak

    Kaba dokunmuş, dayanıklı bir çeşit yün kumaş

  • şayan

    Uygun, yaraşır, değer, layık

  • şayanıdikkat

    Üzerinde durulmaya, ilgilenilmeye, düşünülmeye değer olan

  • şayanıhayret

    Hayret edilecek, şaşılacak nitelikte olan

  • şayeste

    Uygun, yakışır

  • şayi

    Yaygın, yayılmış (söz veya haber)

  • şayia

    Yayılmış haber, yaygın söylenti; duyultu

  • şayka

    Türklerin Karadeniz'deki ırmak kıyılarının korunmasında, Rus Kazakların kıyılara saldırmada kullandıkları altı düz, yayvan gemi

  • şaşabilme

    Şaşabilmek işi

  • şaşabilmek

    Şaşma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • şaşakalma

    Şaşakalmak işi

  • şaşakalmak

    Çok şaşırmak, şaşkınlıktan ne yapacağını bilememek

  • şaşalama

    Şaşalamak işi

  • şaşalamak

    Şaşkın bir duruma düşmek, şaşkınca davranmak; şaşırmak

  • şaşalatma

    Şaşalatmak işi

  • şaşalatmak

    Şaşalamasına sebep olmak

  • şaşarlık

    Doğru olandan, olması gerekenden uzaklaşma durumu

  • şaşkaloz

    Şaşı olan (kimse)

  • şaşkaval

    Şaşkın olan (kimse)

  • şaşkavalca

    Şaşkın bir biçimde

  • şaşkın

    Düşünceleri dağılmış, karışmış, ne yapacağını bilemez duruma gelmiş

  • şaşkın şavalak

    Şaşkın bir biçimde

  • şaşkına dönmek

    beklenmedik bir durum karşısında şaşkınlaşmak

  • şaşkına çevirmek

    şaşırtmak

  • şaşkınca

    Şaşkın bir biçimde; şaşkıncasına

  • şaşkınlaşma

    Şaşkınlaşmak işi

  • şaşkınlaşmak

    Şaşkın bir duruma gelmek; şaşırtmak

  • şaşkınlık

    Şaşkın olma durumu

  • şaşkınlıkla

    Şaşkın hâlde

  • şaşlık

    Baharatlı sirkeye yatırılmış koyun etinden hazırlanmış bir yemek türü

  • şaşma

    Şaşmak işi; taaccüp

  • şaşmak

    Umulmayan, beklenmeyen veya olağanüstü bir olay, bir olgu karşısında şaşkın duruma gelmek, hayret etmek

  • şaşmamazlık

    bk. şaşmazlık

  • şaşmaz

    Değişmez ve yanılmaz nitelikte olan

  • şaşmazlık

    Şaşmaz olma durumu

  • şaşula

    Soğanlı ve çiçekli bitkileri dikmeye yarayan mala biçiminde küçük kürek

  • şaşı

    Birbirine paralel görme ekseni olmayan (göz veya kimse)

  • şaşı çakır demektense kör de de kurtul

    "dolaylı, dolambaçlı yollara başvuracağına gerçeği olduğu gibi söyle" anlamında kullanılan bir söz

  • şaşılaşma

    Şaşılaşmak işi

  • şaşılaşmak

    Şaşı duruma gelmek, şaşı olmak

  • şaşılma

    Şaşılmak işi

  • şaşılmak

    Şaşkınlığa uğranılmak

  • şaşılık

    Şaşı olma durumu

  • şaşırabilme

    Şaşırabilmek işi

  • şaşırabilmek

    Şaşırma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • şaşırma

    Şaşırmak işi

  • şaşırmak

    Ne yapmak gerektiğini bilememek, nasıl davranacağını kestirememek, içinden çıkamamak; tanlamak

  • şaşırtabilme

    Şaşırtabilmek işi

  • şaşırtabilmek

    Şaşırtma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • şaşırtma

    Şaşırtmak işi

  • şaşırtmaca

    Şaşırtmak için yapılan oyun

  • şaşırtmak

    Şaşırmasına sebep olmak

  • şaşırtıcı

    Şaşırmasına sebep olan, şaşırtan

  • şaşırıp kalmak

    çok şaşırmak, büyük bir şaşkınlığa düşmek

  • şaşırıverme

    Şaşırıvermek işi

  • şaşırıvermek

    Beklenmeyen bir durum karşısında şaşırmak

  • şaşırış

    Şaşırmak işi

  • şe

    Türk alfabesinin yirmi üçüncü harfinin adı, okunuşu

  • şeamet tellallığı yapmak

    her olayı kötü ve sıkıntı yaratacak biçimde yorumlayıp dile getirmek

  • şebabet

    Gençlik yılları

  • şebboy

    Turpgillerden, güzel kokulu, dar yapraklı, değişik renkli çiçekleri olan, çok yıllık ve otsu bir süs bitkisi (Cheiranthus cheiri)

  • şebek

    Genellikle Afrika'nın dağlık bölgelerinde sürüler hâlinde yaşayan, değişik renklerde olan, uzun veya kısa kuyruklu türleri bulunan maymun

  • şebeke

    Ülke çapında yaygınlaştırılmış ulaşım ve iletişim örgüsü; ağ (I)

  • şebekler

    Primatların alt takımı

  • şebekleşme

    Şebekleşmek işi

  • şebekleşmek

    Şebek durumuna gelmek

  • şebeklik

    Şebek olma durumu

  • şebekçi

    Şebek oynatan kimse

  • şebiarus

    Düğün gecesi

  • şebiyelda

    En uzun gece

  • şecere

    Atların soyunun yazılı olduğu çizelge

  • şecereci

    Şecere tutan kimse

  • şecereli

    Şeceresi olan, oldukça uzak bir ataya kadar dedeleri belli olan

  • şecerename

    Soyağacını gösteren kitap veya yazı

  • şeci

    Yürekli, yiğit olan

  • şedaraban

    Klasik Türk müziğinde bir şet makam

  • şeddadi

    Çok büyük ve sağlam (yapı)

  • şedde

    Arap yazısında, iki kez okunması gereken ünsüzün üstüne konulan işaret

  • şeddeleme

    Şeddelemek işi

  • şeddelemek

    Şeddeli duruma getirmek

  • şeddelenme

    Şeddelenmek işi

  • şeddelenmek

    Şeddeli duruma gelmek

  • şeddeli

    Üzerinde şedde işareti bulunan veya yan yana iki tane imiş gibi okunan (harf)

  • şeddeli eşek

    “Çok kaba, anlayışsız” anlamında bir hakaret sözü

  • şef

    Yetki ve sorumluluğu olan, yöneten kimse

  • şef garson

    Garsonların başı; başgarson

  • şef garsonluk

    Şef garsonun işi; başgarsonluk

  • şefaat

    Birinin suçunun bağışlanması veya dileğinin yerine getirilmesi için o kimseyle Tanrı arasında peygamberin yaptığı aracılık

  • şefaat etmek

    peygamber, birinin suçunun bağışlanması veya dileğinin yerine getirilmesi için aracılık etmek

  • şefaatçi

    Birisi için şefaatte bulunan, şefaat eden kimse

  • şefaatçilik

    Şefaatçi olma durumu

  • şeffaf

    İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim); saydam, transparan

  • şefik

    Sevecen, şefkatli, müşfik olan (kimse)

  • şefkatli

    Sevecen bir biçimde

  • şefkatsiz

    Şefkati olmayan

  • şefkatsizlik

    Şefkatsiz olma durumu

  • şeflik

    Şef olma durumu

  • şeftali

    Gülgillerden, ılıman bölgelerde yetişen, çiçekleri pembe renkli bir ağaç (Prunus persica)

  • şeftalimsi

    Şeftaliyi andıran, şeftaliye benzeyen, şeftali gibi

  • şehadet

    Yüksek bir ülkü uğrunda ölme, şehit olma

  • şehadet etmek

    herhangi bir konuda bildiği, gördüğü şeyleri söylemek

  • şehadet getirmek

    İslam'ın şartlarından "Tanrı'dan başka tapacak yoktur ve Hz. Muhammed onun kulu ve peygamberidir" anlamına gelen kelimeişehadet adını taşıyan Arapça sözü söylemek

  • şehadet şerbetini içmek

    şehit düşmek

  • şehadetname

    Bir işin yapıldığını gösteren, yetkilisi tarafından verilmiş olan onaylanmış belge

  • şehadette bulunmak

    tanıklık etmek

  • şehir

    Yirmi binden çok nüfusu olan, bu nüfusunun çoğu ticaret, sanayi, hizmet veya yönetimle ilgili işlerle uğraşan, genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı; kent, site

  • şehir coğrafyası

    Coğrafyanın yerleşme bölgelerinde şehrin yayıldığı yerin inceleme ve araştırılmasını konu edinen kolu

  • şehir efsanesi

    Gerçek olmadığı hâlde kulaktan kulağa yayılan ve yeni eklemelerle herkes tarafından anlatılan olay; kent efsanesi

  • şehir hatları

    Şehir içi yolları

  • şehir kulübü

    Kentteki ileri gelenlerin yemek yemek ve çeşitli oyunlar oynayarak eğlenmek amacıyla bir araya geldiği yer

  • şehir merkezi

    Şehrin en işlek yeri, iç bölümleri

  • şehir plancısı

    Bir şehrin yapısal olarak hem düzenli hem de planlı gelişmesinin sağlanması için öneri ve projeler oluşturan kimse

  • şehir rehberi

    Şehrin belli başlı yerlerini gösteren haritalı, açıklamalı kılavuz

  • şehir turu

    Bir şehri gezmek ve görmek amacıyla düzenlenen gezi

  • şehirci

    Şehircilik uzmanı, şehircilikle uğraşan kimse; kentçi

  • şehircilik

    Şehirlerin kurulmasında, düzenlenmesinde, güzelleştirilmesinde kullanılacak, uygulanacak yöntemleri, şehirlerle ilgili toplumsal, ekonomik vb. sorunları konu edinen bilim dalı; kentçilik, urbanizm

  • şehirdaş

    Aynı şehirde oturan kimse

  • şehirler arası

    İki veya daha çok şehir arasında ulaşım, iletişim sağlayan; kentler arası

  • şehirleşme

    Şehirleşmek işi; kentleşme

  • şehirleşmek

    Köy, kasaba büyüyerek şehir durumuna gelmek; kentleşmek

  • şehirleştirme

    Şehirleştirmek işi

  • şehirleştirmek

    Şehirleşme işini yaptırmak

  • şehirli

    Şehir halkından olan; kentli

  • şehirlileşme

    Şehirlileşmek işi; kentlileşme

  • şehirlileşmek

    Şehre yerleşip şehir şartlarına uyar duruma gelmek; kentlileşmek

  • şehirlileştirme

    Şehirlileştirmek işi

  • şehirlileştirmek

    Şehirli duruma getirmek

  • şehirlilik

    Şehirli olma durumu; kentlilik

  • şehit

    Kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölen kimse

  • şehit düşmek (veya olmak)

    kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölmek

  • şehit edilmek

    kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda öldürülmek

  • şehitlik

    Şehit olma durumu

  • şehla

    Kusurlu sayılmayacak kadar hafif şaşı (göz)

  • şehname

    Hükümdarların niteliklerini, üstün başarılarını anlatan, mesnevi biçiminde yazılmış manzume

  • şehnameci

    Şehname yazarı

  • şehnamecilik

    Şehnamecinin yaptığı iş

  • şehnaz

    Klasik Türk müziğinde bir makam adı

  • şehnazbuselik

    Klasik Türk müziğinin eski makamlarından birinin adı

  • şehremaneti

    Osmanlı Devleti'nde, bugünkü belediye zabıtası görevini yapan, şehrin temizlik ve güzelliğiyle ilgilenen yerel yönetim

  • şehremini

    Osmanlı Devleti'nde Tanzimat'a kadar saray ve devlet yapılarının onarımına, haremin gider ve aylık işlerine bakmakla yükümlü kimse

  • şehriye

    Çorba ve pilavda kullanılan, türlü biçimlerde kesilerek kurutulmuş buğday unu hamuru

  • şehriye pilavı

    Şehriye ile yapılan pilav

  • şehriye çorbası

    Yağ, tuz, su ve şehriyeden yapılan bir çorba türü

  • şehriyâr

    Padişah, hükümdar

  • şehvet

    Erkek ve dişinin birbirine karşı duydukları güçlü cinsel istek; kösnü

  • şehvetli

    Cinsel isteği fazla olan; kösnülü, şehvani

  • şehvetlilik

    Şehvetli olma durumu

  • şehvetperest

    Şehvete, cinsel isteklerine aşırı derecede düşkün olan

  • şehvetperestlik

    Şehvetperest olma durumu

  • şehvetsiz

    Cinsel isteği olmayan

  • şehvetsizlik

    Şehvetsiz olma durumu

  • şehzade

    Padişahların ve oğullarının erkek çocuklarına verilen san

  • şehzadelik

    Şehzade olma durumu

  • şekel

    İsrail'in para birimi

  • şeker

    Şeker kamışı, şeker pancarı, patates, havuç, mısır, buğday vb. bitkilerin sap ve köklerinin öz suyundan veya nişastasından çıkarılan, birleşiminde karbon, oksijen ve hidrojen bulunan, beyaz, suda eriyen, mayalanabilen ve çoğu tatlı olan maddelerin genel adı

  • şeker aktarması

    İşaretlerle iletişim kurma, gizlice haberleşme

  • şeker ağacı

    Vatanı Doğu Asya olup Güneydoğu Anadolu'da da yetişen, yeşilimsi, beyaz çiçekli bir ağaç (Hovenia dulcis)

  • şeker fasulyesi

    Badıcı etli, tohumu yuvarlak ve beyaz bir tür fasulye

  • şeker gibi

    çok sevimli, güzel

  • şeker hastalığı

    Kanda şeker düzeyinin normal değerlerin üzerine çıkması sonucu çok su içme, çok yemek yeme, çok idrar yapma ve idrarda şeker bulunması ile beliren hastalık; şeker, diyabet

  • şeker kamışı

    Buğdaygillerden, çiçekleri salkım durumunda başakçıklar oluşturan, 10 metreye kadar uzayabilen, öz suyundan şeker çıkarılan bir bitki (Saccarum officinarum)

  • şeker pancarı

    Ispanakgillerden, etli kökünden şeker elde edilen bir yıllık tarım bitkisi; kocabaş (Beta vulgaris var rapa)

  • şeker pembesi

    Pamuk helvasının rengi

  • şekerci

    Şeker ve şekerleme yapan veya satan kimse

  • şekerciboyası

    Şekerciboyasıgillerden, 2-3 metre yüksekliğinde, kökü kabızlık giderici olarak kullanılan, şaraplara renk vermek için üzümsü meyvesinden kırmızı boya çıkarılan çok yıllık bir bitki; Amerikan üzümü (Phytolacca americana)

  • şekerciboyasıgiller

    Ispanaklar takımına giren, şekerciboyası vb. bitkileri içine alan bir bitki familyası

  • şekercilik

    Şeker ve şekerleme yapma veya satma işi

  • şekeri kestirmek

    şeker şerbetine, limon suyu veya limon tuzu katarak kaynatıp koyulaşmasını sağlamak

  • şekerim!

    genellikle kadınların kullandığı sevgi bildiren bir seslenme sözü

  • şekerleme

    Şekerlemek işi

  • şekerleme yapmak

    kısa bir süre uyumak, kestirmek

  • şekerlemeci

    Şekerleme yapan veya satan kimse

  • şekerlemecilik

    Şekerlemecinin işi veya mesleği

  • şekerlemek

    İçine şeker koymak, şekerle tatlandırmak

  • şekerlendirme

    Şekerlendirmek işi

  • şekerlendirmek

    Şekerlenme işini yaptırmak

  • şekerlenme

    Şekerlenmek işi

  • şekerlenmek

    Şekerli eriyiklerin içindeki şeker, billur durumuna gelip ayrılmak

  • şekerleşme

    Şekerleşmek işi

  • şekerleşmek

    Nişastalı ve selülozlu maddeler, enzimlerin veya inorganik asitlerin etkisiyle mayalanabilir şekerler durumuna dönüşmek

  • şekerleştirme

    Şekerleştirmek durumu

  • şekerleştirmek

    Şekerli duruma getirmek

  • şekerli

    İçinde şeker bulunan

  • şekerli kahve

    İçine şeker katılıp pişirilen kahve

  • şekerlik

    Şeker konulan kap

  • şekerlilik

    Şekerli olma durumu

  • şekerpare

    Çok tatlı bir tür kayısı

  • şekerrenk

    Sarıya çalan renk

  • şekersi

    Şekere benzeyen, şekeri andıran; şekerimsi

  • şekersiz

    Şekeri olmayan

  • şekil

    Bir konuyu açıklamaya yarayan resim veya çizim

  • şekil almak

    belli bir biçime girmek, biçimlenmek, şekillenmek

  • şekil ve şemail

    görünüş

  • şekil vermek

    belirli bir biçime girmesini sağlamak, biçimlendirmek, şekillendirmek

  • şekilci olmak

    belli biçimler, kalıplar dışına çıkamamak

  • şekildaş

    Biçimleri aynı olanlardan her biri

  • şekildaşlık

    Biçimleri aynı olma durumu

  • şekilkes

    Süsleme ve tasarım çalışmalarında kullanılmak amacıyla kâğıtlardan yıldız, kelebek, kalp, kare, üçgen, yonca vb. şekiller kesmekte kullanılan alet; şekilgeç

  • şekle sokmak (veya koymak)

    uygun bir biçime girmesini sağlamak

  • şeklen

    Biçim bakımından, biçim yönünden

  • şekvacı olmak

    şikâyet etmek, yakınmak (II)

  • şelale

    Büyük çağlayan; çavlan, kaskat

  • şelek

    Sırtta taşınan yük

  • şelpe

    Mızrap kullanmadan parmak uçlarıyla perdelere vurarak bağlama çalma tekniği

  • şema

    Bir aletin, bir aracın veya bir biçimin ana çizgilerini gösteren çizim

  • şemail

    Dış görünüş

  • şemalaştırma

    Şemalaştırmak işi

  • şemalaştırmak

    Çizerek şema durumuna getirmek

  • şematik

    Şema biçiminde olan

  • şempanze

    Primatlardan, ayakları beş parmaklı, tek yavru doğuran, iyi tırmanıcı olan, ormanlarda yaşayan bir tür maymun (Pan troglodytes)

  • şemse

    Yazma kitapların cildine, baş sayfalarının üst bölümüne veya kumaşlara, kapı, pencere vb. yerlere işlenen veya çizilen güneş biçiminde süs

  • şemseli

    Şemsesi olan

  • şemsesiz

    Şemsesi olmayan

  • şemsiye

    Bir sapın üzerinde esnek tellere gerilmiş, açılıp kapanabilen, yağmur ve güneşten korunmak için kullanılan, su geçirmez kumaştan yapılmış taşınabilir eşya; güncek

  • şemsiyeci

    Şemsiye yapan, satan veya onaran kimse

  • şemsiyecilik

    Şemsiyecinin işi veya mesleği

  • şemsiyelik

    Şemsiye koymaya yarayan, altında şemsiyelerden sızan suyun toplanması için özel kutusu olan, girişte bulunan mobilya

  • şemsî

    Güneşle ilgili

  • şen

    Yaşamaktan mutlu olduğunu davranışlarıyla belli eden; sevinçli

  • şen olmak

    neşelenmek, sevinmek, mutlu olmak

  • şen şakrak

    Çok neşeli, şakrak; şen şatır

  • şendere

    Kaplamacılıkta kullanılan ince tahta

  • şenelme

    Şenelmek işi

  • şenelmek

    Boş bir yer, insanların yerleşmesiyle yurt durumuna gelmek, meskûn olmak

  • şeneltilme

    Şeneltilmek işi

  • şeneltilmek

    Şeneltme işine konu olmak

  • şeneltme

    Şeneltmek işi

  • şeneltmek

    Şenelmiş duruma getirmek, meskûn kılmak

  • şeni

    Kötü, çirkin, alçakça, utanç verici

  • şenlendirilme

    Şenlendirilmek işi

  • şenlendirilmek

    Şenlenmesi sağlanmak

  • şenlendirme

    Şenlendirmek işi

  • şenlendirmek

    Şenlenmesini sağlamak

  • şenleniş

    Şenlenmek işi

  • şenlenme

    Şenlenmek işi

  • şenlenmek

    Şen duruma gelmek, gönlü açılmak

  • şenlik

    Şen olma durumu; şetaret

  • şenlik görmemiş

    terbiyesiz, görgüsüz (kimse)

  • şenlikli

    Eğlenceli (yer); şetaretli

  • şenliksiz

    Eğlenceli olmayan; eğlencesiz

  • şepit

    Hamurdan çok ince açılarak sacda pişirilen ekmek

  • şer

    Yaramaz olan

  • şerait

    Şartlar

  • şeran

    İslam hukuku açısından

  • şerbet

    Pişmiş baklava vb. hamurlu tatlılara konulmak üzere kaynatılarak hazırlanmış şekerli su; şurup, şire

  • şerbet ezmek

    şerbet hazırlamak

  • şerbet gibi

    çok tatlı

  • şerbet içmek

    sözlenmek veya nişanlanmak üzere tarafların anlaşması durumunda şerbet içilerek tören yapmak

  • şerbet vermek

    Pişmiş bir hamur tatlısına şerbet katmak

  • şerbet şekeri

    Şerbet yapmakta kullanılan, baklava biçiminde veya yuvarlak kırmızı renkli şeker

  • şerbetleme

    Şerbetlemek işi; şuruplama

  • şerbetlemek

    Pişmiş hamur tatlısına şerbet katmak, şerbet vermek; şuruplamak

  • şerbetlenme

    Şerbetlenmek işi; şuruplanma

  • şerbetlenmek

    Pişmiş hamur tatlısına şerbet katılmak, şerbet verilmek; şuruplanmak

  • şerbetli

    Şerbet katılmış olan; şuruplu, şireli

  • şerbetlik

    Şerbet yapmaya yarayan veya şerbet yapmak için ayrılmış olan

  • şerbetsiz

    Şerbeti olmayan, şerbet verilmemiş olan; şurupsuz, şiresiz

  • şerbetçi

    Şerbet yapan veya satan kimse; şurupçu

  • şerbetçi otu

    Yaprakları karşılıklı, sapı sarılgan olan, çiçekleri yumurtamsı kozalaklara dönüşen ve kozalaklarından bira yapımında yararlanılan çok yıllık ve otsu bir bitki (Humulus lupulus)

  • şerbetçilik

    Şerbet yapma ve satma işi; şurupçuluk

  • şeref

    Başkasının, birine gösterdiği saygının dayandığı manevi değer; onur

  • şeref belgesi

    Bir devletin veya bir kuruluşun kendisine şeref kattığını düşündüğü bir kişiye verdiği belge; onur belgesi

  • şeref konuğu

    Bir toplantı, davet, balo vb.ne çağrılan konuklar arasında kendisine ayrıcalık tanınan, en çok değer ve önem verilen kişi; şeref misafiri

  • şeref locası

    Tiyatro, sinema vb. yerlerde şeref konuklarına ayrılan özel loca

  • şeref salonu

    Havaalanı, saray vb. büyük yapılarda kral, başkan gibi kişilerin oturdukları veya önemli törenlerin, karşılamaların yapıldığı yer

  • şeref tribünü

    Stadyum, hipodrom vb. açık seyir yerlerinde devlet başkanlarına, yüksek makamlardaki devlet adamlarına, komutanlara ve kulüp yöneticileri ile diğer yetkili kişilere ayrılmış özel koltuklu bölüm

  • şeref vermek

    şereflendirmek

  • şeref yeri

    Bir toplantıda, özel saygı gösterilen kimse için ayrılmış yer

  • şeref üyesi

    Bir kuruluş veya derneğe kişiliği ile onur katacağı düşünülerek seçilen kimse; onur üyesi

  • şerefe

    Minarenin gövdesini çepeçevre dolaşan, korkuluklu, ezan okunan yer

  • şerefe (veya şerefinize)

    içki içilirken kadeh kaldırarak karşısındakine değer verildiğini belirtmek için söylenen söz, sağlığına veya sağlığınıza

  • şerefeli

    Şerefesi olan (minare)

  • şerefesiz

    Şerefesi olmayan (minare)

  • şerefiye

    Bir yer bayındır duruma getirildiğinde çevrede bulunan mülklerin değeri arttığından, sahiplerinden belediyece alınan para

  • şereflendirilme

    Şereflendirilmek durumu

  • şereflendirilmek

    Şereflendirme işi yapılmak

  • şereflendirme

    Şereflendirmek işi; onurlandırış, onurlandırma

  • şereflendirmek

    Kendisine saygı duyulan bir kimse, bir yere gelerek oradakileri mutlu etmek; onurlandırmak

  • şerefleniş

    Şereflenmek işi

  • şereflenme

    Şereflenmek işi; onurlanma

  • şereflenmek

    Şeref kazanmak; onurlanmak

  • şerefli

    Şerefi olan; onurlu

  • şereflilik

    Şerefli olma durumu

  • şerefsiz

    Şereften yoksun olan; onursuz

  • şerefsizlik

    Şerefsiz olma, şerefini koruyamama durumu; onursuzluk

  • şerefyap

    Şeref kazanan (kimse)

  • şerefyap olmak

    onur kazanmak

  • şergil

    Askıntı, baş belası

  • şerh

    Bir şeyi açıklamak amacıyla yazılmış kitap

  • şerh düşmek (veya koymak)

    alınan karar veya kararlara karşı olumsuz yönde yazılı görüş bildirmek

  • şerh etmek

    açımlamak

  • şerha

    Bıçak yarası

  • şeri

    İslam hukukuyla ilgili

  • şeriat

    Kur'an'daki ayetlere, Hz. Muhammed'in sözlerine dayanan İslam kanunu; İslam hukuku

  • şeriatçı

    Dinin esaslarını sadece dinî hayatta değil, hukuksal, ekonomik ve siyasal düzenlemelerde de geçerli kılmak isteyen, şeriat yanlısı kimse

  • şeriatçılık

    Şeriatçı olma durumu

  • şeriatın kestiği parmak acımaz

    "kanunların uygun gördüğü cezaya katlanmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz

  • şerif

    Kutsal, şerefli

  • şerit

    Dar, uzun dokuma veya kumaş parçası

  • şerit değiştirmek

    trafikte hız durumuna ve yol şartlarına göre belirli kurallar içinde bir yol şeridinden diğerine geçmek

  • şerit ihlali

    Trafikte kullanılması gereken şeritte değil de diğer şeritte gitme

  • şerit makarna

    Uzun, yassı ve ince makarna

  • şerit metre

    Bezden yapılmış, sarılmaya uygun metre

  • şerit perde

    İçeriden görülmeksizin dışarıyı görmeyi sağlayan, şerit biçiminde metal veya plastik levhalardan yapılmış bir tür pencere kapama düzeni; jaluzi

  • şeritleme

    Şeritlemek işi

  • şeritlemek

    Şerit geçirmek, şeritle süslemek

  • şeritler

    Vücutları şerit biçiminde ve parçalı olan, asalak olarak insan veya hayvanların bağırsaklarında yaşayan yassı solucanlar takımı; şeritgiller

  • şeritli

    Şeridi olan

  • şeritsiz

    Şeridi olmayan

  • şeritçi

    Süs şeridi yapan veya satan kimse

  • şeritçilik

    Şeritçinin işi

  • şeriye

    İslam hukukuyla ilgili

  • şeriye mahkemeleri

    Osmanlı Devleti'nde fıkıh esasına göre yargılama yapan mahkemeler

  • şerpa

    Ülkeleri önemli zirvelerde temsil eden özel yetkili görevli

  • şerrine lanet

    kötü bir kimse ile uğraşmak istenilmediğini veya kaçınıldığını anlatan bir söz

  • şet

    Sıkarak bağlama, sıkma

  • şetlant

    Shetland Adaları'nda yetişen koyun türünün yününden yapılan kumaş, örgü vb

  • şevahit

    Tanıklar

  • şevk

    Aşırı heves, aşırı istek

  • şevk vermek

    şevklendirmek

  • şevke gelmek

    şevklenmek

  • şevke getirmek

    şevklendirmek

  • şevkefza

    Klasik Türk müziğinde III. Selim tarafından düzenlenmiş bir birleşik makam

  • şevketli

    "Büyüklük, güç sahibi" anlamında padişahlara verilen bir san

  • şevki kırılmak

    şevki kalmamak

  • şevklendirme

    Şevklendirmek işi

  • şevklendirmek

    Şevklenme işini yaptırmak

  • şevklenme

    Şevklenmek işi

  • şevklenmek

    İsteği, hevesi artmak

  • şevkli

    Şevki olan

  • şevklilik

    Şevkli olma durumu

  • şevksiz

    Şevki olmayan

  • şevksizlik

    Şevksiz olma durumu

  • şevval

    Ay takviminin onuncu ayı; bayram ayı

  • şey

    Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz

  • şeyh

    Tarikat kurucusu, bir tarikatta en yüksek dereceye ulaşmış olan kimse

  • şeyhin kerameti kendinden menkul

    büyük işler gördüğünü söyleyen birinin sözüne inanılmadığını anlatmak için söylenen bir söz

  • şeyhlik

    Şeyh olma durumu; meşihat

  • şeyhülislam

    Osmanlı Devleti’nde, II. Mahmut döneminden önce fetva verme yetkisine sahip, sonrasında ise kabinede sadrazamdan sonra yer alan ve genellikle din işlerinden sorumlu olan kimse

  • şeyhülislam kapısı

    Şeyhülislamların görev yaptığı daire; fetvahane

  • şeyhülislamlık

    Şeyhülislam olma durumu

  • şeytan

    Hz. Âdem'e secde etmediği için cennetten kovulan, insanları Allah'ın emirlerine karşı kışkırtan, kötülüğe yönelten cin; iblis

  • şeytan aldatmak

    bazı davranışlarda iradeli, güçlü davranamamak, nefsine uymak

  • şeytan azapta gerek

    "sevilmeyen bir kimse zorluk içinde kaldığında bunu hak etmiştir" anlamında kullanılan bir söz

  • şeytan bezi

    Erkek elbisesi yapımında kullanılan kadife dokunuşlu bir tür pamuk kumaş

  • şeytan diyor ki

    yapılmaması gereken bir davranışı yapma isteği duyulduğunda söylenen bir söz

  • şeytan dürtmek

    durup dururken uygunsuz, kötü bir davranışta bulunmak

  • şeytan elini çekmiş

    uygunsuz bir iş yapacak veya kötülük düşünecek durumu olmayan çok yaşlı kimseler için kullanılan bir söz

  • şeytan geçmiş gibi

    birkaç kişinin konuştuğu sırada kısa bir süre sessizlik olması durumunda kullanılan bir söz

  • şeytan geçti

    şeytan geçmiş gibi

  • şeytan gibi

    çok zeki ve kurnaz

  • şeytan görsün yüzünü

    sevilmeyen, görmek bile istenilmeyen kimse için söylenen bir söz

  • şeytan kandırmak

    düş azmak, şeytan aldatmak

  • şeytan kulağına kurşun

    aksama ihtimali bulunan durum veya işler düzenli gittiğinde "nazar değmesin" anlamında söylenen bir söz

  • şeytan kuşu

    Kurbağa ile beslenen, kuyruksuz bir cins büyük yarasa (Rhinolophus ferrum equinum)

  • şeytan kırmızısı

    Kırmızının parlak bir türü

  • şeytan otu

    Maydanozgiller familyasından nemli yerlerde yetişen mavi çiçekli çok yıllık bir bitki (Seabiosa ukranica)

  • şeytan taşlama

    Hac görevini yerine getiren Müslümanların, Mina adlı yerde Kurban Bayramı'nın birinci, ikinci ve üçüncü günü şeytana yedişer adet taş atmaları

  • şeytan tüyü olmak

    kendini herkese kolaylıkla sevdirme özelliği bulunmak

  • şeytan tırnağı

    Tırnağın yanında oluşan, rahatsız edici, sertleşip kalkmış üst deri

  • şeytan uçurtması

    Kâğıttan, bükülerek yapılmış üçgen biçiminde bir çeşit küçük uçurtma

  • şeytan çekici

    Hareketli ve becerikli çocuk

  • şeytan örümceği

    Ördüğü ağı rüzgâra salarak onunla birlikte uzaklara giden bir cins örümcek

  • şeytan şalgamı

    Kabakgillerden, iri ve etli, nişastadan oluşan, kök sapından müshil olarak yararlanılan, tırmanıcı bir süs bitkisi (Bryonia diocia)

  • şeytana külahı (veya pabucu) ters giydirmek

    çok kurnaz olmak

  • şeytana parmak ısırtmak

    çok kötü ve çirkin bir şey yapmak

  • şeytana uymak

    doğru yoldan ayrılarak kötü bir şey yapmak

  • şeytanarabası

    Bazı bitkilerin havada uçuşan uzun ve ince tüylü tohumu

  • şeytanca

    Şeytana yaraşan

  • şeytani

    Şeytanla ilgili

  • şeytaniğnesi

    Şeytaniğnesigiller familyasına giren kız böceklerine verilen genel ad (Aeschna)

  • şeytaniğnesigiller

    Kız böcekleri takımına giren bir familya

  • şeytanlaşma

    Şeytanlaşmak durumu

  • şeytanlaşmak

    Şeytan gibi davranmak

  • şeytanlaştırma

    Şeytanlaştırmak durumu

  • şeytanlaştırmak

    Bir kişi, kurum, düşünce vb.ni şeytan gibi göstermek

  • şeytanlık

    Şeytan olma durumu; şeytanet

  • şeytanlık etmek

    şeytanca bir davranışta bulunmak, kurnazlık etmek

  • şeytanmasası

    Rüzgâr veya su tarafından kayaların daha çok alt kısımlarının aşınması ile ortaya çıkan yeryüzü oluşumu; mantar kaya

  • şeytanminaresi

    Bazı deniz böceklerinin koni biçimindeki kavkısı

  • şeytansı

    Şeytanı andıran, şeytana benzeyen, şeytan gibi; şeytanımsı

  • şeytantersi

    Maydanozgillerden, Orta Asya'da ve Akdeniz ülkelerinde yetişen, kalın köklü, sarı çiçekli, pis kokulu bitki; baldırgan (Ferula assa-foetida)

  • şeytantırnağı

    Çan çiçeğigillerden, genellikle dağlarda yetişen bir çeşit bitki (Phyteuma)

  • şeytanılain

    Lanetlenmiş olan şeytan

  • şeytanın arka bacağı (veya kıç bacağı veya art ayağı)

    çok akıllı ve yaramaz (çocuk)

  • şeytanın bacağını (veya ayağını) kırmak

    herhangi bir sebeple yapılmayan bir işe başlamak veya gidilmeyen bir yere gitmek

  • şeytanın gör dediği

    başkalarının göremediği, farkına varamadığı incelikler veya gerçekler

  • şeytanın işi yok

    "ne hikmetse, aksilik bu ya" anlamında kullanılan bir söz

  • şeytanın yattığı yeri bilmek

    bilinmesi ve hatırlanması güç şeyleri bilmek, çok kurnaz ve açıkgöz olmak

  • şezlong

    Üzerine uzanılabilecek biçimde ayarlanan, döşeme yerine bez gerilen bir tür taşınabilir koltuk

  • şeşbeş

    Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin altı, öbürünün beş benekli olan yüzünün üste gelmesi

  • şeşcihar

    Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin altı, öbürünün dört benekli olan yüzünün üste gelmesi

  • şeşi beş görmek

    yanlış görmek

  • şeşper

    Savaş araçlarından altı dilimli topuz

  • şeştari

    İpek veya ipekle pamuk karışımı bir tür çizgili kumaş

  • şeşyek

    Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin altı, öbürünün bir benekli olan yüzünün üste gelmesi

  • şeşüdü

    Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin altı, öbürünün iki benekli olan yüzünün üste gelmesi

  • şeşüse

    Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin altı, öbürünün üç benekli olan yüzünün üste gelmesi

  • şiar

    Duyuş, düşünüş ve inanıştaki ayırıcı özellik; belgi

  • şiar edinmek

    benimsemek, ilke olarak kabul etmek

  • şiber valf

    Suyu açıp kapamaya yarayan contasız vana

  • şiddet

    Bir hareketin, bir gücün derecesi; yeğinlik

  • şiddet göstermek

    kaba, sert davranmak

  • şiddet olayı

    Çevreyi sindirmek için yaratılan olay veya girişilen hareket

  • şiddete başvurmak

    kaba kuvvet kullanmak

  • şiddetle

    Şiddetli biçimde

  • şiddetlendirme

    Şiddetlendirmek işi

  • şiddetlendirmek

    Şiddetini giderek artırmak

  • şiddetlenme

    Şiddetlenmek işi

  • şiddetlenmek

    Şiddeti giderek artmak; hızlanmak, azışmak

  • şiddetli

    Etkisi çok olan; yeğin, zorlu, şedit

  • şiddetli fırtına

    Rüzgâr çizelgesinde hızı 41-47 deniz mili olan ve kuvveti 9 ile gösterilen rüzgâr

  • şiddetlilik

    Şiddetli olma durumu

  • şif

    Pamuk kozası

  • şifa

    Bedensel veya ruhsal bir hastalığın son bulması, hastalıktan kurtulma; onma

  • şifa bulmak

    iyi olmak, onmak

  • şifa niyetine

    bir kimseye ilaç verilirken "iyi olması, fayda sağlaması dileğiyle" anlamında kullanılan bir söz

  • şifa otu

    Demet hâlinde çiçek açan ve küçük bir saraypatına benzeyen otsu bir bitki (Erigeron)

  • şifa vermek

    iyi etmek, sağlığına kavuşturmak

  • şifahen

    Ağızdan, sözle söyleyerek

  • şifalar olsun

    aksıranlara, banyodan çıkanlara veya ilaç içenlere söylenen bir iyi dilek sözü

  • şifalı

    Sağlığa yararlı olan

  • şifasız

    Şifası olmayan

  • şifayı bulmak (veya kapmak)

    hastalanmak veya hastalığı artmak

  • şifleme

    Şiflemek işi

  • şiflemek

    Pamuğu kozasından ayırmak

  • şifon

    İpek iplikle dokunmuş ince, şeffaf kumaş

  • şifonyer

    Çekmecelerine çamaşır konulan dolap

  • şifre

    Gizli haberleşmeye yarayan işaretlerin tümü; kod

  • şifre anahtarı

    Şifrede kullanılan işaretleri gösteren liste

  • şifreci

    Metinleri şifreleyen kimse

  • şifrecilik

    Şifreci olma durumu

  • şifreleme

    Okunabilir durumdaki bir verinin içerdiği bilginin istenmeyen taraflarca anlaşılamayacak bir hâle dönüştürülmesinde kullanılan yöntemlerin tümü; kriptografi

  • şifrelemek

    Bir metni şifreli duruma getirmek

  • şifrelenme

    Şifrelenmek işi

  • şifrelenmek

    Bir metin şifreli duruma getirilmek

  • şifreletme

    Şifreletmek işi

  • şifreletmek

    Bir metin şifreli duruma getirtilmek

  • şifreli

    Şifresi olan

  • şifreli hesap

    Önceden belirlenmiş harf, rakam veya yazı karakterlerinden oluşan özel bir şifrenin uygulanmasıyla kullanılabilen hesap

  • şifreli kasa

    Önceden belirlenmiş harf veya rakamlardan oluşan özel bir şifrenin uygulanması sonucunda açılıp kapanan kasa

  • şifreli kilit

    Üstünde her birinde çepeçevre birçok harf yazılı bir sıra tekerlek bulunan, bunlar çevrilerek bilinen bir kelime ortaya çıkarıldığında açılabilen kilit

  • şifreli telgraf

    Metni şifreli olan ve bu şifre çözüldüğünde anlaşılabilen telgraf

  • şifreli çanta

    Açılıp kapanması şifreli rakamlara bağlı olan, özel olarak yapılmış çanta

  • şifreyi çözmek

    bir şifrede kullanılan işaretlerin anlamını bulmak

  • şiir

    Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi; manzume, nazım

  • şiir defteri

    Yazılmış veya derlenmiş şiirlerin içinde bulunduğu defter

  • şiir dinletisi

    Müzik eşliğinde şiir okuma şöleni

  • şiir düzmek

    şiir yazmak veya söylemek

  • şiir gibi

    çok güzel, çok hoş

  • şiir kitabı

    İçeriği şiirlerle düzenlenmiş kitap

  • şiiriyet

    Şiir olma özelliği

  • şiirleştirme

    Şiirleştirmek işi

  • şiirleştirmek

    Şiir durumuna getirmek

  • şiirli

    Şiir havasında olan

  • şiirsel

    Şiir niteliğinde olan

  • şiirsi

    Şiiri andıran, şiire benzeyen; şiirimsi

  • şike

    Bir spor karşılaşmasının sonucunu değiştirmek için maddi veya manevi bir çıkar karşılığı varılan anlaşma

  • şike yapmak

    danışık spor karşılaşması yapmak

  • şikeli

    Şike yapılan

  • şikesiz

    Şike yapılmayan

  • şikeste

    Kırılmış

  • şikâr

    Avlanan hayvan

  • şikâyet

    Hoşnutsuzluk belirten söz veya yazı; yakınma (II), yakıntı, ağlantı, şekva

  • şikâyet etmek

    birinin yaptığı yanlış bir iş veya davranışı ilgili makama veya daha üst makamdakine bildirmek

  • şikâyet getirmek

    sızlanmak, yakınmak (II)

  • şikâyet kutusu

    Öneri ve şikâyetlerin ilgili yerlere ulaştırılması için belli yerlere konulmuş olan kutu; yakınma kutusu

  • şikâyetname

    Bir görevlinin, yanlış ve kötü hareketleriyle davranışlarını ilgili ve yetkili makama bildiren yazı, şikâyet mektubu

  • şikâyette bulunmak

    yakınmak (II), şikâyet etmek

  • şikâyetçi

    Sızlanan, sızıltısı olan, yakınan, şikâyet eden; müşteki, şekvacı

  • şikâyetçilik

    Şikâyetçi olma durumu

  • şilem

    Briçte bir ekibin, en çok bir el vererek yaptığı oyun

  • şilepçi

    Yük gemisi işleten kimse

  • şilepçilik

    Yük gemisi işletmeciliği

  • şilin

    Avusturya'nın para birimi

  • şilt

    Üzerine genellikle bir kurum veya kuruluşun adı, işareti kazınmış veya basılmış olan ve armağan olarak bir kimse veya takıma verilen levha; ergilik

  • şilte

    Üstünde oturulan, yatılan, içi yünle, pamukla doldurulmuş döşek

  • şimalî

    Kuzeyle ilgili, kuzeye özgü olan

  • şimdi

    Şu anda, içinde bulunulan zamanda; imdi

  • şimdi şimdi

    Ancak çok yakın bir zamandan beri

  • şimdicik

    Hemen şimdi, şu anda

  • şimdiden

    İçinde bulunduğumuz zamandan başlayarak

  • şimdiden tezi yok

    vakit geçirmeden, hemen şimdi

  • şimdiki

    İçinde bulunulan anda olan veya yapılan, bu andaki, bu zamandaki

  • şimdiki zaman

    Fiilin gösterdiği oluş ve kılışın içinde bulunulan zaman içinde yapılmakta olduğunu bildiren ve -yor, -makta ekleriyle kurulan zaman

  • şimdikiler

    yeni kuşak, şimdiki gençler, yeniler

  • şimdilerde

    Bu sıralarda

  • şimdileyin

    Şimdiki zamanda

  • şimdilik

    Şimdiki durumda veya zamanda, şimdiki zaman için, şu duruma göre

  • şimdiye kadar (veya dek)

    şu ana kadar, bugüne gelinceye kadar

  • şimşek

    Bir bulutun tabanı ile yer arasında, iki bulut arasında veya bir bulut içinde elektrik boşalırken oluşan kırık çizgi biçimindeki geçici ışık; balkır, çakım, çakın, yalabık, yıldırak

  • şimşek gibi

    çok hızlı

  • şimşek çakmak

    şimşek oluşmak

  • şimşeklenme

    Şimşeklenmek işi

  • şimşeklenmek

    Şimşek çakmak

  • şimşekleri üstüne çekmek

    sert eleştirilere hedef olmak

  • şimşekli

    Şimşek oluşan, şimşek çakan (hava)

  • şimşeksiz

    Şimşeği olmayan

  • şimşir

    Şimşirgillerden, yaprakları her mevsimde yeşil kalan, taşlık, çorak bölgelerde kendiliğinden yetişen veya bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen, odunu sarımsı renkli ve çok sert olan bir ağaççık (Buxus sempervirens)

  • şimşirgiller

    İki çeneklilerden, örnek bitkisi şimşir olan ve şimşir türlerini içine alan bir bitki familyası (Buxacées)

  • şimşirlik

    Sarayda babası ölmüş şehzadelerin yaşadığı yer; kafes

  • şinanay

    Sevinç, mutluluk, hoşnutluk, kıvanç belirten bir söz

  • şinik

    Tahıl ve bakliyat için kullanılan, sekiz kiloluk ölçek

  • şinikleme

    Şiniklemek işi

  • şiniklemek

    Şinikle tartmak, ölçmek

  • şiniklik

    Şinik miktarı

  • şipşak

    Çekildikten kısa süre sonra basılabilen; alamünit (fotoğraf)

  • şipşakçı

    Şehir ve kasaba meydanlarına kurdukları üçayak ve üzerindeki ahşap sandıklı fotoğraf makineleriyle şipşak çekim yapan kimse; şipşak, alaminütçü

  • şipşakçılık

    Şipşakçının yaptığı iş; alaminüt fotoğrafçılık

  • şipşirin

    Çok sevimli, çok şirin

  • şiraze

    Ciltçilikte, kitap yapraklarını düzgün tutmaya yarayan ince örülmüş şerit

  • şirazeden çıkmak

    kitabın sırt bölümünde bulunan dikişin bozulması sebebiyle sayfalar dağılmak

  • şirazeli

    Şirazesi olan

  • şirazesi bozuk

    Şirazesi dağılmış, şirazesi bozulmuş

  • şirazesi kaymak

    akli dengesi yerinde olmamak

  • şirazesiz

    Şirazesi olmayan

  • şirden

    Geviş getiren hayvanlarda, çiğnenmiş besinin bir kez daha mide sularıyla sindirildiği, dört bölümlü midenin dördüncü bölümü

  • şire

    Üzüm şırasından yapılan tatlı yiyecekler

  • şirin görünmek

    birine sevimli görünmek için çabalamak

  • şirinlik etmek

    şirin görünmeye çalışmak

  • şirinlik muskası

    Bir kimsenin bir başkasına çekici veya hoş görünmesi için yazdırılan muska

  • şirinlik muskası takmak

    üstünde şirinlik muskası taşımak

  • şirk

    Tanrı’nın birden çok olduğuna inanma, Tanrı’ya ortak koşma; eş koşma

  • şirk koşmak

    Tanrı'nın birden çok olduğunu söylemek, Tanrı'ya ortak tanımak, eş koşmak

  • şirketler birliği

    Uluslararası kuruluşların ve bazı hükûmetlerin iktisadi ve mali yardımları yürütmek üzere oluşturdukları geçici birlik; konsorsiyum

  • şirketleşme

    Şirketleşmek işi

  • şirketleşmek

    Şirket durumunu almak

  • şirketleştirme

    Şirketleştirmek işi

  • şirketleştirmek

    Şirketleşme işini yaptırmak

  • şirpençe

    Deri altı hücre dokusunun ve yağ bezlerinin iltihaplanmasından oluşan, genişlediğinde çok tehlikeli olabilen, stafilokokların sebep olduğu bir kan çıbanı; kızılyara, aslanpençesi

  • şirret

    Kavga çıkarmaktan hoşlanan, çok konuşarak üste çıkan, karşısındakini bastıran, edepsiz (kimse)

  • şirretleşme

    Şirretleşmek işi

  • şirretleşmek

    Edepsiz ve şirret duruma gelmek

  • şirretlik

    Şirret olma durumu; yaygaracılık

  • şirretlik etmek

    edepsizce davranmak

  • şirretçe

    Şirret bir biçimde

  • şist

    Kolayca yapraklara ayrılabilen, silisli, alüminli tortul kayaçların genel adı

  • şist yağı

    Şist, asfaltit benzeri yağlı kayaçlardan çeşitli yöntemlerle elde edilen hidrokarbon karışımı bir tür ham petrol

  • şistleşme

    Şistleşmek işi

  • şistleşmek

    Kömüre karışmış moloz oranının çok olması yüzünden bir tabaka tümüyle işletilemez olmak

  • şistli

    Şist gibi yapraklı

  • şistlilik

    Bazı kayalara özgü olan dilimlere ayrılabilme durumu

  • şitaiye

    Divan edebiyatında kış mevsimini konu olarak işleyen şiir

  • şitap etmek (veya eylemek)

    hemen hareket etmek, acele etmek

  • şive

    Söyleyiş özelliği

  • şiveli

    Konuşması şive özelliği taşıyan

  • şivesiz

    Konuşması şive özelliği taşımayan, ölçünlü dille konuşan

  • şivesizlik

    Şivesiz olma durumu

  • şizofren

    Şizofreniye tutulmuş kimse

  • şizofreni

    Gerçeklerle olan ilişkilerin büyük ölçüde azalması, düşünce, duygu ve davranış alanlarında önemli bozulmaların ortaya çıkması vb. belirtiler gösteren bir ruh hastalığı

  • şizofrenik

    Şizofreni ile ilgili

  • şiş

    Şişmiş olan yer; şişlik (I)

  • şiş kebabı

    Şişe takılarak pişirilmiş kebap

  • şiş köfte

    Şişe geçirilerek hazırlanmış ve pişirilmiş köfte

  • şişe

    İçerisine sıvı konulan, cam veya plastikten yapılmış, dar ağızlı uzun kap

  • şişe çekmek (veya vurmak)

    ağrı dindirmek amacıyla içinde alev yakılarak havası seyreltilen özel bir şişeyi veya bardağı sırta yapıştırmak, vantuz çekmek

  • şişeci

    Şişe alan veya satan kimse

  • şişecilik

    Şişecinin yaptığı iş

  • şişek

    İki yaşındaki koyun

  • şişeleme

    Şişelemek işi

  • şişelemek

    Şişeye doldurmak

  • şişelenme

    Şişelenmek işi

  • şişelenmek

    Şişeye doldurulmak

  • şişelik

    Şişe konulacak yer

  • şişeyi dışından yalamak

    cimrilik etmek, cimrice davranmak

  • şişhane

    Namlusu altı yivli tüfek veya top

  • şişik

    Kabarık olan

  • şişinme

    Şişinmek işi

  • şişinmek

    Başkalarına yüksekten bakar gibi bir tavır takınmak, böbürlendiğini davranışlarıyla belli etmek

  • şişirebilme

    Şişirebilmek işi

  • şişirebilmek

    Şişirme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • şişirilme

    Şişirilmek işi

  • şişirilmek

    Şişirme işine konu olmak

  • şişiriş

    Şişirmek işi

  • şişirme

    Şişirmek işi

  • şişirme haber

    Hedef kitlelerin ilgisini çekecek biçimde, hiçbir veriye dayanmayan, masa başında yazılmış uydurma, gerçek olmayan, gerçekmiş gibi gösterilen haber; uydurma, asparagas

  • şişirmece

    Baştan savma, kötü olan (iş)

  • şişirmek

    Üfleyerek veya araç kullanarak şişkin bir duruma getirmek

  • şişirtme

    Şişirtmek işi

  • şişirtmek

    Şişirme işini yaptırmak

  • şişkin

    Şişmiş, şişirilmiş

  • şişkince

    Biraz şişkin olan

  • şişkinlik

    Şişkin olma durumu

  • şişko

    Toplu, dolgun olan

  • şişkoluk

    Şişman olma durumu

  • şişleme

    Şişlemek işi

  • şişlemek

    Birine veya bir şeye şiş saplamak, şiş batırmak

  • şişlenme

    Şişlenmek işi

  • şişlenmek

    Şişleme işine konu olmak

  • şişletme

    Şişletmek işi

  • şişletmek

    Şişleme işini yaptırmak

  • şişlik

    Şiş (II) olmaya elverişli

  • şişman

    Deri altında fazla yağ toplanması sebebiyle vücudun her yanı şişkin görünen (kimse); kilolu, semiz, şişko, mülahham

  • şişmanca

    Biraz şişman

  • şişmanlama

    Şişmanlamak işi

  • şişmanlamak

    Şişman duruma gelmek; toplanmak

  • şişmanlatma

    Şişmanlatmak işi

  • şişmanlatmak

    Şişmanlamasını sağlamak, şişman duruma getirmek

  • şişmanlayabilme

    Şişmanlayabilmek işi

  • şişmanlayabilmek

    Şişmanlama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • şişmanlaşma

    Şişmanlaşmak işi

  • şişmanlaşmak

    Şişman duruma gelmek

  • şişmanlık

    Şişman olma durumu

  • şişme

    Şişmek işi

  • şişmek

    İçi hava veya gazlarla dolarak gerilmek

  • şlempe

    Tanelerin, melasın fermantasyonuyla veya damıtma yoluyla alkolün alınmasından sonra geriye kalan çok sulu hâldeki lapa

  • şnitzel

    Dana veya tavuk etinin galeta ununa bulanıp kızartılması ile yapılan bir yemek türü

  • şnorkel

    Dizel motorlu denizaltının su altında uzun süre kalmasını sağlayan düzen

  • şofben

    Gaz veya elektrikle çalışarak sıcak su sağlayan araç

  • şoför

    Mesleği araba kullanmak olan sürücü

  • şoför ağzı

    Şoförler arasında kullanılan ve kendilerine özgü deyim ve argoyu içeren konuşma tarzı

  • şoför koltuğu

    Taşıtlarda sürücünün oturduğu ön koltuk

  • şoför mahalli

    Ağır vasıtaların önünde yer alan, şoförün ve yanındakilerin oturması için düzenlenmiş bölüm

  • şoför muavini

    Genellikle otobüs, kamyon, minibüs vb. kara taşımacılığı yapan araçlarda şoföre veya yolculara yardım eden kimse; muavin

  • şoförlük

    Şoför olma durumu; sürücülük

  • şok

    Ani bir değişiklik sonucunda ortaya çıkan şaşkınlık

  • şok tedavisi

    Beyinden gerilimli elektrik geçirme veya organizmanın dengesini sarsma yoluyla beyin işlevlerini uyarıcı bir tedavi yöntemi

  • şoke

    "Birdenbire şaşırtmak, hoşa gitmeyecek bir şey yapmak" anlamlarındaki şoke etmek ve "birdenbire şaşırmak, hoşa gitmeyecek bir şeyle karşılaşmak" anlamlarındaki şoke olmak deyimlerinde kullanılan bir söz

  • şokola

    Çikolata, şeker, su veya sütle yapılan sıcak içecek

  • şom ağızlı

    Sürekli kötü şeylerden söz eden ve sözlerinin uğursuzluk getireceğinden korkulan (kimse); ağzı kara

  • şom ağızlılık

    Şom ağızlı olma durumu

  • şopar

    Çingene çocuğu

  • şoparlık

    Şopar gibi davranma

  • şorlama

    Şorlamak işi

  • şorlamak

    Su vb. "şor" diye ses çıkararak akmak

  • şorolo

    Kadınlaşmış, kadın kılığına girmiş olan ve ahlak dışı ilişkiler için kullanılan erkek

  • şorololuk

    Şorolo olma durumu

  • şorolop

    Birdenbire ve hırsla (yutmak)

  • şort

    Paçaları dizlerin yukarısında olan kısa pantolon

  • şose

    Genellikle taş kırıkları üzerine kum döşenip silindir geçirilerek yapılan yol

  • şoson

    Kumaş veya ince deriden, çoğunlukla düz topuklu, ayağı bütünüyle saran ayakkabı

  • şosonlu

    Şosonu bulunan

  • şov yapmak

    gösteri yapmak

  • şoven

    Şovenizmden yana olan kimse, görüş vb

  • şovenizm

    Kendi ulusunu öne çıkararak değişik ırk ve uluslar arasında düşmanlık yaratmayı amaçlayan ve bu yolda kışkırtmada bulunan aşırı akım

  • şovenlik

    Şoven olma durumu

  • şu

    Bu kelimesine göre yerde, zamanda veya söz zincirinde biraz uzak olanı niteleyen söz

  • şu bu

    Birtakım kimseler ve nesneler

  • şu denli

    çok, fazla

  • şu günlerde (veya sırada)

    çok uzak olmayan bir zamanda

  • şu hâlde

    Bu durum karşısında, sonuç olarak denilebilir ki

  • şu kadar

    şunca

  • şu kadar ki

    ancak, bununla birlikte, ne var ki

  • şu takdirde

    Şu durumda, şöyle olunca

  • şuara

    Şairler

  • şuara tezkiresi

    Divan şairlerinin hayat hikâyelerini ve şairliklerini şiirlerinden örnekler vererek anlatan eser; tezkire

  • şubara

    Çuhadan yapılmış, yuvarlak tepeli ve dilimli eski bir kalpak

  • şubat

    Yılın ikinci ayı; küçük ay, gücük ay

  • şube

    Bir kurumun, bir kuruluşun alt bölümlerindeki iş yerlerinden her biri; büro

  • şube müdürlüğü

    Şube müdürünün görev ve makamı

  • şube müdürü

    Daire başkanına bağlı, görevli olduğu şubenin verimli, düzenli ve uyumlu bir şekilde çalışmasını sağlamakla görevli müdür

  • şuh

    Neşeli, canlı, kıvrak olan (kadın)

  • şuhluk

    Şuh olma durumu

  • şuna bak!

    hafifsemek veya kınamak için söylenen bir söz

  • şuna buna

    başkalarına

  • şunca

    Şu kadar çok

  • şuncacık

    Şu kadarcık, birazcık

  • şuncası

    Şu kadarı

  • şunda bunda

    herkeste

  • şundan

    şu nedenle

  • şundan bundan

    belirsiz şeylerden

  • şundan bundan konuşmak

    havadan sudan konuşmak

  • şundan dolayı

    Şunun için; şu açıdan, şu bakımdan, şu yönden, şu yüzden

  • şunlar

    Şu zamirinin çokluk biçimi

  • şunsuz

    Şu olmaksızın

  • şunu bunu

    çeşitli nesneleri

  • şunu bunu bilmemek

    itiraz dinlememek, mazeret kabul etmemek

  • şunun bunun

    herkesin, el âlemin

  • şunun şurası

    küçümseme, azımsama anlatan bir söz

  • şura

    Anlatana veya söyleyene göre biraz uzakta olan yer, şu yer; şurası

  • şuracık

    Yakın ve belirli bir yer

  • şuradan buradan

    birçok yerden, rastgele yerden

  • şuralı

    Şu yerin halkından olan, şu yöreden olan

  • şuralı buralı

    Değişik yerlerden olan

  • şuralılık

    Şuralı olma durumu

  • şurası

    Şu yönü, şu tarafı

  • şurup

    Çeşitli meyve özleri ve şekerin kaynatılmasıyla elde edilen içecek

  • şurupçu

    İçindeki uyuşturucu maddeler için, öksürük şurubu ve benzeri ilaçların tiryakisi olmuş kimse

  • şusu busu

    belirsiz mal varlığı

  • şusuyla busuyla

    Her şeyiyle birlikte

  • şut

    Futbolda bir oyuncunun topu kaleye sokmak için ayağıyla yaptığı sert ve hızlı vuruş

  • şut atmak (veya çekmek)

    futbol, hentbol vb. oyunlarda topu sert ve hızlı bir biçimde kaleye atmak

  • şutlama

    Şutlamak işi

  • şutlamak

    Kovmak, kapı dışarı etmek

  • şutlanma

    Şutlanmak işi

  • şutlanmak

    Kovulmak, kapı dışarı edilmek

  • şuursuz

    Bilinçsiz bir biçimde

  • şuuruna ermek

    şuuruna varmak

  • şuuruna varmak

    bir şeyi tam anlamıyla kavramak, idrak etmek

  • şvester

    Hizmetçi kız

  • şöbiyet

    İnce yufkaların içine kaymak konulup üstüne dövülmüş fıstık serpilerek yapılan bir baklava türü

  • şöhret

    Tanınmış, ünlü kimse

  • şöhret bulmak (veya kazanmak)

    ün sahibi olmak, üne kavuşmak, ünlenmek

  • şöhret kapısı açılmak (veya aralanmak)

    meşhur olmaya başlamak

  • şöhret sahibi

    Ün kazanmış (kimse)

  • şöhret salmak

    ünü yayılmak

  • şöhreti dünyayı tutmak

    çok tanınmak

  • şölen

    Belli bir amaçla düzenlenen eğlence

  • şölen çekmek (veya vermek)

    şölen düzenlemek, ziyafet vermek

  • şömentabla

    Sehpa veya yemek masasının kendi boyutundan küçük olup üzerlerine örtülen, el işinden veya kumaştan yapılmış örtü

  • şömine

    Odalarda, genellikle duvar kenarlarında tuğla veya taştan yapılmış, bacası olan yer; ocak

  • şömiz

    Kitabın cildini kaplayan resimli parlak kâğıt

  • şömizli

    Şömizi olan

  • şömizsiz

    Şömizi olmayan

  • şömizye

    Yakası erkek gömleğini andıran (kadın giysisi)

  • şövale resmi

    Şövale üzerinde yapılan, taşınabilir resim

  • şövalye

    Eski Roma'da üç sınıftan ikincisinin üyesi olan yurttaş

  • şövalye ruhlu

    Şövalye geleneği çerçevesinde yetişen (kimse)

  • şövalye yüzüğü

    Kaşı kalın ve köşeli bir çeşit yüzük

  • şövalyece

    Şövalye gibi, şövalyeye yakışır bir biçimde

  • şövalyelik

    Şövalye olma durumu

  • şövalyelik ruhu

    Şövalye geleneği çerçevesinde yetişen kimselerin taşıdığı kahramanlık tavrı

  • şöyle

    Şunun gibi, şuna benzer biçimde; şu biçimde, şu şekilde

  • şöyle bir

    Kısa süreli

  • şöyle bir bakmak (veya göz atmak)

    kısaca bakmak, göz gezdirmek

  • şöyle böyle

    Ne iyi ne kötü, orta derecede; acı tatlı, iyi kötü, berenarı

  • şöyle dursun

    bir işin gerçekleşmekten çok uzak bulunduğunu, ona bağlı daha kolay, daha basit bir şeyin bile gerçekleşmediğini anlatan bir söz

  • şöyle ki

    bir düşünceyi açıklamak için söylenecek sözlerin başına gelen bağlaç

  • şöylece

    Tam şöyle; şu biçimde, şu şekilde

  • şöylesine

    Tam şöyle

  • şûra

    Bir alanla ilgili olarak oluşturulan danışma kurulu

  • şüheda

    Şehitler

  • şükran

    İyilik bilme; gönül borcu, minnettarlık

  • şükrediş

    Şükretmek işi

  • şükretme

    Şükretmek işi; şükreyleme

  • şükretmek

    Tanrı'ya minnet duygusunu sunmak; şükreylemek

  • şükrettirme

    Şükrettirmek işi

  • şükrettirmek

    Şükretme işini yaptırmak

  • şükrolsun

    Duyulan hoşnutluğu bildirmek için kullanılan bir söz

  • şükrünü bilmek

    Allah’ın verdiği nimetlere şükredici olmak, minnet duymak

  • şükür

    Allah’a duyulan minneti dile getirme

  • şükürler olsun

    verdiği nimetler için Allah’a karşı duyulan minneti bildirmek için kullanılan bir söz

  • şükürsüz

    Allah’ın verdiklerine şükretmeyen, onlarla yetinmeyen (kimse)

  • şükürsüzlük

    Şükretmeme durumu

  • şümullendirme

    Şümullendirme işi

  • şümullendirmek

    Etkisini, çevresini, kapsamını genişletmek

  • şümullenme

    Şümullenmek işi

  • şümullenmek

    Etkisi, çevresi, kapsamı genişlemek

  • şüphe bırakmamak

    kuşkuya sebep olan bütün ihtimalleri ortadan kaldırmak

  • şüphe etmek

    kuşkulanmak

  • şüphe götürmez

    kuşku duyulacak bir tarafı olmayan

  • şüphe uyanmak

    kuşku uyanmak

  • şüphe yok

    “kuşku yok” anlamında kullanılan bir söz

  • şüpheli

    Kendisinden şüphe edilen, kuşkulanılan; zanlı

  • şüphesiz

    Kuşkusuz biçimde

  • şüpheye (veya şüphesine) kapılmak

    kuşkulanmak

  • şüpheye düşmek

    kuşkulanmak

  • şürekâ

    Ortaklar, şerikler

  • şüyu

    Herkesçe duyulma, yayılma

  • şüyu bulmak (veya olmak)

    herkes tarafından duyulmak, yayılmak

  • şüyuu vukuundan beter

    "bir şeyin dedikodusunun yapılması, onun gerçekleşmesinden daha kötüdür" anlamında kullanılan bir söz

  • şık

    Güzel, zarif, modaya uygun

  • şıklatma

    Şıklatmak işi

  • şıklatmak

    Baş parmakla orta parmağı birbirine sürterek “şık” sesi çıkartmak

  • şıklaşma

    Şıklaşmak işi

  • şıklaşmak

    Şık duruma gelmek, şık olmak

  • şıklaştırma

    Şıklaştırmak işi

  • şıklaştırmak

    Şık duruma getirmek, şık olmasını sağlamak

  • şıklık

    Şık olma durumu

  • şıkır şıkır

    Parlak, pırıl pırıl olan

  • şıkır şıkır oynamak

    canlı bir biçimde oynamak

  • şıkırdama

    Şıkırdamak işi

  • şıkırdamak

    Birbirine çarpan metal nesneler şıkırtı sesi çıkarmak

  • şıkırdatma

    Şıkırdatmak işi

  • şıkırdatmak

    Şıkırtılı ses çıkartmak

  • şıkırtı

    Şıkırdama sonucu çıkan sesin adı

  • şıkırtılı

    Şıkırtısı olan

  • şıkşık

    Çıngıraklı çocuk oyuncağı

  • şıldır şıldır

    Canlı, parlak (göz)

  • şıllık

    Aşırı ve bayağı biçimde süslenmiş kadın

  • şımarabilme

    Şımarabilmek işi

  • şımarabilmek

    Şımarma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • şımarma

    Şımarmak işi

  • şımarmak

    Kendisine gösterilen sevgi ve saygıdan veya verilen değerden yüreklenerek yersiz ve aşırı davranışlarda bulunmak

  • şımartabilme

    Şımartabilmek işi

  • şımartabilmek

    Şımartma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • şımartma

    Şımartmak işi

  • şımartmak

    Şımarmasına yol açmak; yüzlemek

  • şımartılma

    Şımartılmak işi

  • şımartılmak

    Şımartma işine konu olmak

  • şımarık

    Şımarmış, şımartılmış (kimse)

  • şımarıklık

    Şımarık olma durumu

  • şımarıkça

    Şımarık bir biçimde

  • şımarış

    Şımarmak işi

  • şınav

    Yüzüstü yere uzanılıp eller omuz açıklığında yere dayalı bir biçimde, ayak parmakları üzerinde, bel ve dizler bükülmeden dirseklerin yukarı aşağı doğru indirilip kaldırılmasıyla yapılan bir beden hareketi

  • şınav çekmek

    şınav hareketini yapmak

  • şıngıl

    Bir salkımı oluşturan küçük salkımlardan her biri; cıngıl (I), çıngıl

  • şıngır şıngır

    Şıngırdayarak

  • şıngırdak

    Sallanınca ses çıkartan, içine taş veya benzeri sert nesneler konulmuş çocuk oyuncağı

  • şıngırdama

    Şıngırdamak işi

  • şıngırdamak

    Küçük şeyler bir yere çarpıp düşerken veya birbirine değerken çınlama sesi çıkarmak

  • şıngırdatma

    Şıngırdatmak işi

  • şıngırdatmak

    Şıngırdama işini yaptırmak

  • şıngırtı

    Şıngırdama sonucu çıkan sesin adı

  • şıngırtılı

    Şıngırtı sesi çıkaran

  • şıngırtısız

    Şıngırtı sesi çıkarmayan

  • şıp

    Düşen su damlasının çıkardığı ses

  • şıp diye

    "şıp" sesi çıkararak

  • şıp şıp

    "Şıp" sesi çıkararak

  • şıpka

    Torpillere karşı ve daha başka işler için gemilerde kullanılan halattan örülmüş ağ

  • şıppadak

    Birdenbire ve beklenmeyen bir zamanda

  • şıpsevdi

    Görür görmez seven, âşık olan kimse

  • şıpsevdilik

    Şıpsevdi olma durumu

  • şıpıdık

    Ökçesiz ve arkalıksız terlik veya pabuç; şıpşıp

  • şıpıldak

    Şıpıldama sesi çıkaran

  • şıpıldama

    Şıpıldamak işi

  • şıpıldamak

    Su “şıpıl” diye ses çıkarmak

  • şıpın işi

    Özensiz, çabucak yapılan iş

  • şıpır şıpır

    Şıpırdayarak

  • şıpırdama

    Şıpırdamak işi

  • şıpırdamak

    Su vb. ara vermeksizin, damla damla akarken "şıp" sesi çıkarmak

  • şıpırtı

    Şıpırdama sırasında çıkan sesin adı

  • şıra

    Henüz mayalanmamış üzüm suyu; şire

  • şıracı

    Şıra yapıp satan kimse

  • şıracılık

    Şıracı olma durumu

  • şırak

    Bir nesne başka bir nesneye birdenbire, şiddetle çarptığında çıkan hışırtılı, sert ses

  • şırak şırak

    "Şırak" sesi çıkararak

  • şıralı

    Tadı ve suyu bol

  • şıralık

    Şıra olmaya elverişli (meyve)

  • şıralık üzüm

    Şıra yapmak için ayrılmış üzüm

  • şırasız

    Şırası olmayan

  • şıraölçer

    Şıranın yoğunluğunu ölçmeye yarayan alet

  • şırfıntı

    Seviyesi düşük, bayağı olan

  • şırlama

    Şırlamak işi

  • şırlamak

    Şırıl şırıl ses çıkararak akmak

  • şırıl şırıl

    Su, sürekli ve ses çıkararak (akmak); şıldır şıldır

  • şırıldama

    Şırıldamak işi

  • şırıldamak

    Su vb. akarken veya dökülürken şırıl şırıl ses çıkarmak, şırıltıyla akmak

  • şırıltı

    Şırıldayan suyun çıkardığı sesin adı

  • şırınga

    Havayı, sıvıları emmeye veya itmeye yarayan alet

  • şırınga etmek

    gaz veya sıvı bir maddeyi gözenekli başka bir maddenin içine şırınga ile doldurmak

  • şırınga yapmak

    şırınga ile vücuda gerekli yerinden ilaç vermek

  • şırıngacı

    Şırınga yapan kimse

  • şırıngacılık

    Şırıngacı olma durumu

  • şırıngalama

    Şırıngalamak işi veya durumu

  • şırıngalamak

    Şırınga etmek

  • şıvgın

    Budanmış yaşlı ağaçların budanan yerlerinden çıkan taze sürgün; çıvgın