L harfi ile başlayan kelimeler
L harfi için 900 sözlük maddesi listeleniyor.
L harfinde öne çıkanlar
Bu harfte daha sık ziyaret edilen maddeler.
- lokma karın doyurmaz, şefkat artırır
"bir kimseye verilen armağan, aradaki sevgiyi artırdığı için değerlidir" anlamında kullanılan bir söz
- lafız
Söz, kelime
- liman
Gemilerin barınmalarına, yük alıp boşaltmalarına, yolcu indirip bindirmelerine yarayan doğal veya yapay sığınak
- lamba karpuzu
Işığı yumuşatmak için lambalara geçirilen, mat camdan, basık vb. değişik biçimlerde nesne; karpuz, karpuz lamba
- lambalı
Herhangi bir sayıda lambası olan
- lakçılık
Lakçının işi; lakacılık
- lamacılık
Budizm'in Orta Asya ve özellikle Tibet'te yaşayan biçimi; lamaizm
- lağım faresi
Kuyruğu hariç 18-25 santimetre boyunda ve 200-600 gram ağırlığında, küt burunlu, kulağı ve gözü küçük, kaba tüyleri kahverengi siyah, karın bölgesi gri beyaz arası bir renkte olan, daha çok kanalizasyon sisteminde, binaların bodrum veya alt katlarında yaşayan bir tür fare
- ledün ilmi
Tanrı ile ilgili bilgi
- litrelerce
Sıvılar için çok miktarda
- latasız
Latası olmayan
- lehçe bilimi
Bir dilin lehçelerini inceleyen bilim dalı; diyalektoloji
- laf etmek
söz etmek
- lafını kesmek
sözünü kesmek
- lakırtıyı ağzına tıkamak
birinin sözünü bitirmesine imkân vermeden onu ters bir karşılıkla susmak zorunda bırakmak
- lap
Yumuşak ve ağır bir şey düştüğünde çıkan ses
- lağvedilmek
Hükümsüz kılınmak
- lehçecilik
Lehçecinin yaptığı iş
- leyleği kuştan mı sayarsın, yazın gelir, kışın gider
"sürekli olarak bir iş üzerinde durmayan, maymun iştahlı olan kişiye kimse güvenmez" anlamında kullanılan bir söz
- lira
Yüz kuruş değerinde Türkiye'nin para birimi; teklik
- lisanıhâl
Hâl diliyle, davranışla düşünce ve istenileni anlatma
- lodoslama
Lodoslamak işi
- lokanta
Yemek pişirilip satılan yer; aşevi, restoran
- lokma çiğnenmeden yutulmaz
"her iş emekle yapılır" anlamında kullanılan bir söz
- lös
En çok vadilerde, yamaçlarda bulunan, kil ve kum karışımı, sarı renkli verimli balçık
- lüferci
Lüfer avlayan veya lüfer yemesini seven kimse
- laf açmak
söz açmak
- laf kalabalığı
Üzerinde konuşulan konuyla, esasla veya sorunla ilgisi olmayan boş söz yığını
- laf ola beri gele!
konuşulan konu ile ilgili olmayan bir söz söylendiğinde veya bir sorun tartışılırken ilgisiz bir şey ifade edildiğinde söylenen bir söz
- lafzen
Sözün gelişine, söylenişine, yapısına göre, yazılı olmayarak
- lafı ağzında bırakmak
birinin konuşmasını kesmek, sözlerini bitirmesine fırsat vermemek
- lafı ağzında kalmak
sözü ağzında kalmak
- lafı kıçından dinlemek
konuşulan konuyu ilgisiz, üstünkörü veya önem vermeden dinlemek
- laklamak
Laka veya vernik sürmek
- lakırtısını etmek
hakkında konuşmak
- lam
Mikroskopta incelenecek maddelerin üzerine konulduğu dar, uzun cam parçası
L dizini
900 kelime bağlantısı sunucuda oluşturuldu.
- L
Romen rakamları dizisinde 50 sayısını gösteren işaret
- L koltuk
Oda, salon vb.nin köşesine L harfi biçiminde yerleştirilebilen koltuk
- L mutfak
Dolapları ve tezgâhı bir köşede birleşen iki duvara bağlantılı olan, L harfi biçimindeki mutfak
- l, L
Türk alfabesinin on beşinci sırasında yer alan ve le adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından yumuşak diş eti-avurt ünsüzünü gösterir
- La
Lantan elementinin simgesi
- la
Gam dizisinde "sol" ile "si" arasındaki ses
- laakal
En azından, hiç olmazsa
- labada
Karabuğdaygillerden, dere kıyılarında, sulak çayırlarda kendiliğinden yetişen, çok yıllık ve yaprakları sebze olarak kullanılan, tohumlarından çay yapılan, ıspanağa benzeyen bir bitki; efelek (Rumex patientia)
- labirent
Çıkış yeri kolay bulunamayacak kadar karışık koridorları olan yapı
- laborant
Araştırmalarda, laboratuvar deneylerinde yardımcı olarak çalıştırılan kimse
- laborantlık
Laborantın işi veya mesleği
- laboratuvar
Ayrıştırma, birleştirme yoluyla bir sonuca ulaşmak veya teşhis koymak için çeşitli araçlar kullanılarak tıp, eczacılık, fizik, kimya gibi bilim dallarıyla ilgili araştırmaların, deneylerin yapıldığı özel donanımlı yer
- laboratuvar muayenesi
Bir hastalıkta tanının konması ve gereken tedavinin belirlenmesi amacıyla yapılan tahlil ve muayene
- labrador
Labrador kıyılarında parlak bir türüne rastlanan, feldspatlar grubundan ve plajiyoklaz serisinden olan alüminyum, kalsiyum ve sodyum silikatı
- labros
Lapinanın büyük cinsi
- laciverdimsi
Rengi laciverdi andıran, laciverde benzeyen
- laciverdî
Lacivert renkli
- lacivert
Mor ve mavinin karışımından ortaya çıkan renk
- lacivertlik
Lacivert renkli olma durumu
- laciverttaş
İçinde düzgün bir biçimde dağılmış kükürt bulunan sodyumla alüminyum silikatın oluşturduğu değerli, lacivert renkli taş; lapislazuli
- laden
Ladengillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, tüylü ve genellikle yapışkan yapraklı, beyaz veya pembe çiçekli, reçinesi hekimlikte kullanılan bir bitki (Cistus creticus)
- ladengiller
İki çeneklilerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, laden vb. türleri içine alan bir bitki familyası
- ladenli
Laden sürülmüş olan
- lades
Tavuğun lades kemiğini iki kişinin birer ucundan tutarak kırmasından sonra birinin bir şeyi "aklımda" veya "hatırımda" demeden ötekinden almasıyla yenik sayılması kuralına dayanan bir oyun; lades oyunu
- lades kemiği
Kuşlarda göğüs kemiğinin üstünde iki kanat arasında bulunan "V" biçimindeki ince kemik
- lades tutuşmak
tavuğun lades kemiğini birer ucundan karşılıklı tutup kırarak lades oyununa başlamak
- ladeslenme
Ladeslenmek durumu
- ladeslenmek
Lades oyununda yenilmek
- ladesli
Lades oyunu oynayan
- ladesli olmak
lades oyununa tutuşmak
- ladin
Çamgillerden, 50-60 metre yüksekliğinde, düz gövdeli, kozalağı aşağıya doğru sarkık, kerestesi ve reçinesi değerli, çam türüne çok yakın bir orman ağacı (Picea)
- ladino
Musevilerin kullandığı, 15. yüzyıl İspanyolcasını temel alan ancak içinde İbranice, Türkçe, Fransızca, Yunanca, Arapça ve Portekizce kelimeler barındıran, Latin kökenli bir Hint-Avrupa dili olan İspanyolcanın bir Lehçesi
- laf
Sonuçsuz, yararı olmayan söz
- laf altında kalmamak
söz altında kalmamak
- laf anlamaz
söz dinlemeyip kendi bildiğinde inat eden
- laf anlatmak
sözünü dinletmek, karşıdakini ikna edinceye kadar konuşmak
- laf aramızda
"başkaları bilmesin, duymasın" anlamında kullanılan bir söz
- laf atmak
biriyle kısa süreli söyleşmek, konuşmak
- laf açmak
söz açmak
- laf cambazlığı
Bir kimsenin, bir grubun duygularını kamçılayarak abartılı veya gerçek dışı sözler söyleyip onları kazanmaya çalışma; demagogluk, demagoji
- laf cambazlığı yapmak
bir kimsenin veya grubun duygularını kamçılayarak, gerçek dışı sözler söyleyerek onları kazanmaya çalışmak
- laf cambazı
Bir kimsenin, bir grubun duygularını kamçılayarak abartılı veya gerçek dışı sözler söyleyen kimse; demagog
- laf dinlemek
söz dinlemek
- laf düşmemek
söz düşmemek
- laf ebeliği
Laf ebesi olma durumu; dil ebeliği, söz ebeliği
- laf ebesi
Çok konuşan, herkese laf yetiştiren kimse; dil ebesi, söz ebesi
- laf etmek
söz etmek
- laf gelmek
söz gelmek
- laf getirmek
söz getirmek
- laf geçirmek
söz geçirmek
- laf götürmek
söz götürmek
- laf işitmek
azarlanmak, birisi kendisine darılmak
- laf kalabalığı
Üzerinde konuşulan konuyla, esasla veya sorunla ilgisi olmayan boş söz yığını
- laf kaynayıp gitmek
söz boşa söylenmek, anlaşılmaz olmak, hiçbir etki yapmamak
- laf lafı açar
"bir konu üzerinde konuşulurken ilgisi dolayısıyla söz başka bir konuya geçer, sohbet uzar, gider" anlamında kullanılan bir söz
- laf ola beri gele!
konuşulan konu ile ilgili olmayan bir söz söylendiğinde veya bir sorun tartışılırken ilgisiz bir şey ifade edildiğinde söylenen bir söz
- laf olmak
söz olmak
- laf olsun âdet yerini bulsun
konuşacak herhangi bir konu bulunmayıp rastgele söz sarf edildiğinde söylenen bir söz
- laf oturtmak
karşı tarafa gerektiği yerde, beklenilmeyen bir durumda, esaslı ve gereken bir laf söylemek
- laf salatası
Çeşitli konularla ilgili anlamsız, boş sözler
- laf sokmak
sırasını getirip iğneli, kinayeli söz söylemek
- laf söyledi bal kabağı!
gereksiz yere ve aptalca söz söyleyen kimse için kullanılan bir söz
- laf taşımak
dedikodu ederek laf götürüp getirmek
- laf torbaya girmez
"ağızdan çıkan bir söz, artık gizli kalmaz, herkes onu duyar" anlamında kullanılan bir söz
- laf tutmak
söz dinlemek
- laf yakıştırmak
konuşma sırasında yerinde söz söylemek, gerekeni ifade etmek
- laf yapmak
dedikodu yapmak
- laf yetiştirmek
birinin söylediklerine olur olmaz karşılık vermek, çene yarıştırmaya kalkmak
- laf yok!
söz yok
- laf çakmak (veya çarptırmak veya dokundurmak)
üstü kapalı bir biçimde karşısındakine bir şeyler ima etmek, iğneleyici konuşmak
- laf çıkarmak
yeni bir şey söylemek, ortaya atmak
- laf çıkmak
dedikodu başlamak
- lafa başlamak
söze başlamak
- lafa boğmak
bir konu üzerinde konuşulurken ilgisiz, gereksiz ve anlamsız bir biçimde söz edip asıl konuyu değiştirmek, unutturmak, karıştırmak
- lafa dalmak
uzun süren bir sohbette bulunmak, çok konuşmak
- lafa karışmak
biri veya birileri konuşurken bir başkası konuşmak, konuşmaya katılmak
- lafa tutmak
yersiz, zamansız ve sürekli konuşarak meşgul etmek, oyalamak
- lafla peynir gemisi yürümez
"şöyle yaparım, böyle yaparım demekle yapılması gereken iş yapılmaz" anlamında kullanılan bir söz
- laflama
Laflamak işi
- laflamak
Birisiyle konuşmak, sohbet etmek
- laforizma
Çok bilinen sözleri veya atasözlerini günün gereklerine göre değiştirme: "Akılsız başın cezasını ayaklar çeker" atasözünün "akılsız başın cezasını halklar çeker" biçimi bir laforizmadır
- lafta kalmak
bir iş düşünce aşamasında kalıp gerçekleşmemek
- laftan anlamak
söyleneni dinleyip uymak veya uygulamak
- lafzen
Sözün gelişine, söylenişine, yapısına göre, yazılı olmayarak
- lafzi
Sözün söylenişine, yapısına ait, sözle ilgili
- lafçı
İyi, etkili konuşan
- lafçılık
Lafçı olma durumu
- lafügüzaf
Boş, yersiz söz
- lafı ağzına tıkamak
birinin rahatça konuşmasını engelleyip susturmak, söylemesine imkân tanımamak
- lafı ağzında bırakmak
birinin konuşmasını kesmek, sözlerini bitirmesine fırsat vermemek
- lafı ağzında gevelemek
söylemek isteğini söyleyememek
- lafı ağzında kalmak
sözü ağzında kalmak
- lafı ağzından almak
birinin söylemekte olduğu şeyi bitirtmemek
- lafı bağlamak
bir konu üzerinde son sözü söylemek
- lafı dağıtmak
sözü dağıtmak
- lafı değiştirmek
başka konuyu dile getirmek, başka bir şeyden söz etmek
- lafı dolandırmak
sözü uzatmak
- lafı döndürüp dolaştırmak
sözü uzatmak
- lafı edilmek
sözü edilmek
- lafı geçmek
sözü geçmek
- lafı kesmek
sözü kesmek
- lafı kısa kesmek
söyleyeceğini kısa veya özet olarak belirtmek, az ve öz konuşmak
- lafı kıçından anlamak
konuşulan konuyu yanlış, ters anlamak
- lafı kıçından dinlemek
konuşulan konuyu ilgisiz, üstünkörü veya önem vermeden dinlemek
- lafı mı olur?
"şimdi onun sırası değil, daha önemli konular var" anlamında kullanılan bir söz
- lafı sulandırmak
bir konu üzerinde ciddiyetle durup konuşurken araya ilgisiz, anlamsız veya tutarsız boş laf katmak
- lafı tartmak
sözü tartmak
- lafı uzatmak
konuşmayı gereksiz bir biçimde başka sözlerle sürdürmek
- lafı çevirmek
konuşmanın sakıncalı bir biçim aldığı anlaşıldığında başka bir konuya yönelmek, lafı veya konuyu değiştirmek
- lafın altını kazımak
konuyu iyice deşmek, önünü arkasını araştırmak
- lafına gelmek
sözüne gelmek
- lafını (veya lafınızı) balla kestim (veya kesiyorum)
sözünü balla kestim
- lafını bilmek
akıllı uslu konuşup başkasını rahatsız etmemek, yerinde, güzel ve tutarlı konuşmak
- lafını esirgememek (veya sakınmamak)
sözünü esirgememek
- lafını etmek
sözünü etmek
- lafını geri almak
sözünü geri almak
- lafını kesmek
sözünü kesmek
- lafını yabana atmamak
söylenen söze değer vermek
- lafını yedirmek
iddialı olarak söylediği sözü geri alma zorunda bırakmak
- lafını yemek
verdiği sözden, söylediği sözden vazgeçmek
- lafız
Söz, kelime
- laga luga
"Boş konuşmak" anlamındaki laga luga etmek (veya yapmak) deyiminde geçen bir söz
- lagar
Zayıf, çelimsiz
- lagos
Hanigillerden, Akdeniz ve Ege’de kayalık, taşlık ve çakıllı alanlarda yaşayan, kemikli, omurgasızlarla beslenen, lezzetli bir balık; kaya hanisi, grida, lahos, lakoz (Epinephelus aeneus)
- lagün
Açık denizden bir kum setiyle ayrılan veya kıyı dilinin gelişmesiyle göl biçimini alan sığ koy veya körfez; deniz kulağı
- lahana
Turpgillerden, geniş ve kalınca kat kat yaprakları olan, güz ve kış sebzesi olarak yetiştirilen ve birçok türü olan bitki; dürme, kelem (Brassica oleracea)
- lahana sarması
Lahananın içine soğan, baharat, pirinç, bulgur veya kıyma karışımı konarak pişirilmesiyle hazırlanan bir tür sarma
- lahanamsı
Lahanayı andıran, lahanaya benzeyen, lahana gibi
- lahavle
Sabrın tükendiğini belirtmek için söylenen bir söz
- lahavle çekmek (veya okumak)
"lahavle" sözünü söylemek
- lahit
Duvarları taş veya tuğladan, üstü taş bir kapakla örtülü mezar
- lahmacun
Üstüne kıyma, kıyılmış soğan, maydanoz ve baharat konularak fırında pişirilen pide türü bir yiyecek
- lahmacuncu
Lahmacun yapan ve satan kimse
- lahmacunculuk
Lahmacuncunun işi veya mesleği
- lahuraki
Lahor'da yapılan (bir tür şal kumaşı); lahuri
- lahut
Tanrı âlemi
- lahzada
Kısa bir süre içinde
- laik
Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan
- laikleşme
Laikleşmek durumu
- laikleşmek
Laik duruma gelmek
- laikleştirilme
Laikleştirilmek durumu
- laikleştirilmek
Laik duruma getirilmek
- laikleştirme
Laikleştirmek işi
- laikleştirmek
Dinle ilgili olmayan işleri dinî görüşlerin dışında tutmak
- laiklik
Laik olma durumu; laisizm
- lak
Uzak Doğu'da yetişen Amerikan elmasından çıkan zamk
- laka
Yol üzerinde oluşan çukur
- lakap
Bir kimseye, bir aileye kendi adından ayrı olarak sonradan takılan, o kimsenin veya o ailenin bir özelliğinden kaynaklanan ad
- lakap takmak
bir kimseye onun bir özelliğini belirtecek bir ad vermek
- lakaplı
Herhangi bir lakabı olan
- lakayıt
İlgisiz bir biçimde
- lakayıt kalmak
ilgisiz davranmak, aldırmamak
- lake
Lak ile cilalanmış
- lakerda
Palamut, torik vb. balıklardan dilim dilim kesilerek yapılan salamura
- lakerdacı
Lakerda yapan veya satan kimse
- lakerdacılık
Lakerdacının yaptığı iş
- lakinli
Herhangi bir bahane, şart ileri süren
- lakinsiz
Herhangi bir bahane, şart ileri sürmeyen
- laklak
Leyleğin gagasıyla çıkardığı ses
- laklak etmek
karşılıklı, gelişigüzel, havadan sudan konuşmak
- laklaka
Gereksiz, anlamsız, boş söz
- laklakiyat
Boş lakırtılar, değersiz sözler
- laklama
Laklamak işi
- laklamak
Laka veya vernik sürmek
- lakrimal
Gözyaşı kemiği bezesi
- laktaz
Süt şekerini üzüm şekerine çeviren bir bağırsak enzimi
- laktik asit
Ekşi sütte ve bitkilerin çoğunda bulunan asit alkol; süt asidi
- laktoz
Sütte bulunan, sütün buharlaşmasıyla kristal durumunda toplanan şeker; süt şekeri (C12H12O11)
- lakçı
Laka veya vernik süren işçi; lakacı
- lakçılık
Lakçının işi; lakacılık
- lakırtı
Boş söz, dedikodu, laf
- lakırtı ağzından dökülmek
isteksiz konuşmak
- lakırtı etmek
konuşmak
- lakırtı taşımak
laf taşımak
- lakırtı yetiştirmek
bir söze karşılık vermekte gecikmemek
- lakırtı çıkarmak
laf çıkarmak
- lakırtısı ağzında kalmak
konuşan kimsenin, bir başkasının söze başlaması veya ani bir olay sonucunda sözü yarım kalmak
- lakırtısı mı olur?
konuşulan bir şeyin önemsizliğini veya yersizliğini anlatmak için söylenen bir söz
- lakırtısını etmek
hakkında konuşmak
- lakırtıya boğmak
gereksiz ve boş sözlerle konuşmayı uzatmak
- lakırtıya tutmak
konuşarak oyalamak
- lakırtıyı ağzına tıkamak
birinin sözünü bitirmesine imkân vermeden onu ters bir karşılıkla susmak zorunda bırakmak
- lakırtıyı ezip büzmek
konuşmasını beceremeyip aynı şeyleri tekrarlamak
- lakırtıyı kesmek
susmak
- lal
Dili tutulmuş, konuşamaz duruma gelmiş
- lal etmek
birini konuşamaz duruma sokmak
- lala
Çocuğun bakım, eğitim ve öğretimiyle görevli kimse
- lala paşa eğlendirmek
işini gücünü bırakıp karşısındakinin hoş vakit geçirmesini sağlamak
- lalalık
Lala olma durumu
- lalanga
Yağda kızartılarak üzerine şeker veya şerbet dökülen bir hamur tatlısı
- Lalapaşa
Edirne iline bağlı ilçelerden biri
- lale
Zambakgillerden, yaprakları uzun ve sivri, çiçekleri kadeh biçiminde, türlü renkte bir süs bitkisi (Tulipa gesneriana)
- lale ağacı
Manolyagillerden, ana yurdu Güney Amerika olan, dolgun ve düzgün gövdeli, gövde kabuğu kalın ve çatlak olan, üst yüzü açık, alt yüzü soluk mavi yeşil renkte yapraklı, laleye benzeyen çiçekleri olan, dağınık veya konik tepeli ağaç (Liriodendron tulipifera)
- laleli
Lale bulunan veya yetiştirilen (yer)
- lalelik
Osmanlı seramik ve cam sanatının örneklerinden olan ve içine lale konulan vazo
- lalezar
Lale yetiştirilen yer, lale bahçesi
- lalüebkem
Dili tutulmuş, konuşamaz duruma gelmiş (kimse)
- lam
Mikroskopta incelenecek maddelerin üzerine konulduğu dar, uzun cam parçası
- lam cim dememek
bahane kabul etmemek
- lama
Geviş getirenlerden, Güney Amerika'nın dağlık bölgelerinde yaşayan, yük hayvanı olarak kullanılan, karadan aka kadar türlü renklerde olabilen, tüyleri uzun, boyu yüksek ve boynu uzun hayvan
- lamacı
Lamacılık yanlısı olan (kimse); lamaist
- lamacılık
Budizm'in Orta Asya ve özellikle Tibet'te yaşayan biçimi; lamaizm
- lamba
Petrol gibi yanıcı bir madde yakarak veya elektrik akımıyla içindeki teller akkor durumuna geçerek ışık veren alet
- lamba açmak
kapı, pencere kenarlarında genellikle dik açılı girinti açmak
- lamba karpuzu
Işığı yumuşatmak için lambalara geçirilen, mat camdan, basık vb. değişik biçimlerde nesne; karpuz, karpuz lamba
- lambada
Güney Amerika'da yapılan bir dans; lambada dansı
- lambader
Odaların genellikle köşelerine konulan, ayaklı aydınlatma aracı
- lambalama
Lambalamak işi
- lambalamak
Lamba ışığıyla incelemek
- lambalı
Herhangi bir sayıda lambası olan
- lambalık
Eskiden yapılarda lamba koyacak veya takılacak yer
- lambasız
Lambası olmayan
- lambayı açmak
ışığı yakmak
- lambayı söndürmek
ışığı kapatmak
- lambri
Bir yapının iç duvar kaplaması
- lame
Dokusunda çoğunlukla gümüş ve altın renginde tel bulunan kumaş veya metal parlaklığı verilmiş deri
- lamekân
Yersiz yurtsuz, belli bir adresi olmayan
- lamekân takımı
Yersiz yurtsuz, adresi belirsiz kişiler topluluğu
- lamel
Mikroskopla yapılan incelemede bazen lamların üstüne kapatılan dört köşe, küçük ve ince cam parçası
- lamelif
Arap alfabesinde elifin lam ile birlikte yazılmış biçimi
- lamelif çevirmek (veya çizmek veya çekmek)
kısa bir süre dolaşıp gelmek
- laminant
Yapay reçine çözeltisi emdirilmiş kâğıtların üst üste konularak sıcak preslerde basınç altında sıkıştırılması ile elde edilen kaplama ve döşeme malzemesi
- laminarya
Bütün denizlerde yetişen, sarı veya esmer renkte, emici köklerle kayalara tutunan, uzun şeritler durumunda bir deniz yosunu (Laminaria)
- lanarkit
Hidratlı doğal kurşun sülfat
- lando
Dört tekerlekli, içinde dingillere paralel olarak düzenlenmiş karşılıklı iki oturma sırası bulunan, üstü açılıp kapanabilen çift körüklü binek arabası
- lanet
Tanrı'nın merhametinden yoksun olma
- lanet etmek
ilenmek, kötülüğünü istemek
- lanet okumak
bir kimsenin Tanrı'nın merhametinden yoksun kalmasını dilemek
- lanet olsun!
Öfke veya kini ifade etmek için kullanlan bir ilenme sözü
- lanetleme
Lanetlemek işi; telin
- lanetlemek
Kargımak, beddua etmek, lanet etmek
- lanetleniş
Lanetlenmek işi
- lanetlenme
Lanetlenmek işi
- lanetlenmek
Lanet edilmek, lanete uğramak
- lanetli
Tanrı tarafından lanetlenmiş olan; lain, melun
- langur
Maymunlardan, Hindistan'da yaşayan, kül rengi veya kırmızıya çalan sarı tüylü, büyük bir maymun (Presbytis entellus)
- langust
Kabuklulardan, makasları olmaması, duyargalarının daha uzun ve güçlü olmasıyla ıstakozdan ayrılan, eti için avlanan bir deniz hayvanı (Palinurus vulgaris)
- langır lungur
Metalsi bir ses çıkararak; langur lungur
- langırt
Masa üzerinde futbolcu maketleri bulunan çubukları yöneterek gol atmaya dayanan oyun; masa futbolu
- langırt makinesi
Üzerinde futbolcu maketleri bulunan çubuklar olan masa biçiminde oyun aracı; langırt masası
- langırt salonu
Langırt oyununun oynandığı mekân
- lanolin
Yapağıdan elde edilen, eczacılıkta ve parfümeride kullanılan, sarımtırak renkte bir yağ
- lanse etmek
öncelemek
- lansman fiyatı
Yeni bir ürünün tanıtım amaçlı indirimli fiyatı
- lantan
Atom numarası 57, atom ağırlığı 138,9, yoğunluğu 6,1 olan, beyaz, havada çabuk oksitlenen, parlak bir alevle yanan, seyrek bulunur bir element (simgesi La)
- lantanit
Birbirine çok yakın kimyasal özellikler gösteren, atom numarası 57-71 arasında olan, seyrek bulunan elementlerin genel adı
- lap
Yumuşak ve ağır bir şey düştüğünde çıkan ses
- lap diye
beklenmedik biçimde, birdenbire
- lap lap
Ayağına büyük gelen ayakkabı vb. giymiş birinin yürürken çıkardığı ses
- lapa
Nişastalı tanelerin, su ile kaynatılarak bulamaç kıvamına getirilmiş durumu
- lapa gibi
yumuşak, gevşek bir biçimde
- lapa lapa
Yassı ve iri taneler durumunda (kar yağmak)
- lapa vurmak
ağrıyı kesmek, iyileştirmek amacıyla lapa koymak
- lapacı
Vücutça toplu ve iri olmasına rağmen direnci az olan
- laparoskopi
Karın içerisinde gelişen çeşitli durumların teşhis veya tedavisi için kullanılan, karın ön duvarından açılan küçük bir delikten özel cihazla karın içine girilmesi ve buradaki organların görüntülenmesi yoluyla genel anestezi altında yapılan, yarı cerrahi bir yöntem
- laparoskopik
Laparoskopi yöntemi kullanılan
- laparoskopik ameliyat
Karın ön duvarından açılan küçük bir delikten özel cihazla karın içine girilip buradaki organların görüntülenmesi yoluyla yapılan ameliyat; kansız ameliyat, laparoskopik cerrahi
- lapilli
Yanardağlardan fırlayan çok küçük katı parça
- lapina
Lapinagillerden, kayalık kıyılarda, sığ sularda yaşayan 25-35 santimetre uzunluğunda, kırmızı benekli, mavi veya yeşil balık (Crenilabrus pavo)
- lapinagiller
Kemikli balıklar takımına giren bir familya
- Lapon
Laponya halkından veya bu halkın soyundan olan kimse; Laponyalı
- Laponca
Laponların kullandığı dil
- lappadak
Bir şey "lap" sesi çıkararak (düşmek)
- lappadanak
Sözü dolaştırmadan doğrudan söylemek
- lapçınlı
Ayağına edik giymiş olan
- larenjit
Gırtlakta oluşan yangı
- larghetto
Bir parça largodan çabuk ve hafif çalınarak
- largo
Bir parçanın ağır ve görkemli çalınarak veya söylenerek
- larp
Güçlü bir biçimde
- larp diye
ansızın
- larvacıl
Larvayla beslenen (hayvan)
- laski
Yakı ile ilgili
- laskine
İskambil kâğıtlarıyla oynanan bir oyun
- lasta
Kuzey Avrupa'da kullanılan, 2000 kilograma yakın gemi yüklerine ve büyük miktardaki ticaret mallarına değer biçmeye yarayan kütle ölçü birimi
- lasteks
Kauçuk, ipek, pamuk veya yün karışımı bir tür yapma kumaş
- lastik
Ayakkabı üzerine giyilen kauçuktan pabuç
- lastik basıncı
Havanın otomobil lastiği içerisine uyguladığı kuvvet
- lastik gibi
çevik
- lastik tutkalı
Lastiklerin kasnağa yapıştırılmasını sağlayan madde
- lastikli
İçinde veya üzerinde lastik bulunan
- lastikli söz
Değişik anlamlara gelebilen, farklı değerlendirilebilen konuşma; lastikli lakırtı
- lastikotin
İnce iplik ile çok sık dokunmuş yünlü kumaş
- lastiksiz
Lastiği olmayan
- lastikçi
Lastik ürünlerini yapan veya satan kimse
- lastikçilik
Lastikçinin yaptığı iş
- lata
Dar ve kalınca tahta
- latalı
Latası olan
- latanya
Bazı türleri evlerde süs bitkisi olarak yetiştirilen, bazı türlerinden de dokumalık iplik elde edilen bir tür palmiye (Latania rubra)
- latasız
Latası olmayan
- lateks
Kauçuk ağacının özü
- lateks alerjisi
Lateks içeren ürünlerin temas ettiği deri yüzeyinde kızarıklık, kaşıntı, sulanma ve kabuklanma biçiminde belirtiler veren bir tür alerji
- lateksli
Özünde lateks bulunduran
- latekssiz
Özünde lateks bulundurmayan
- laterit
Sıcak, nemli iklimlerde oluşan, parlak kırmızı veya kahverengiye çalan kırmızı renkli, demir oksit ve alüminyum bakımından zengin toprak
- lateritli
Özünde laterit bulunduran
- laterna
Kolu çevrilerek çalınan, sandık biçiminde bir org türü
- laternacı
Laterna yapan, satan veya çalan kimse
- laternacılık
Laternacının yaptığı iş
- latif
Yumuşak, hoş, ince bir güzelliği olan
- latife etmek (veya yapmak)
şaka etmek, şaka yapmak
- latife götürmek
şaka kaldırmak
- latife latif gerek
"şaka yaparken bile incelikten ayrılmamak gerek" anlamında kullanılan bir söz
- latifecilik
Latifeci olma durumu
- latiflik
Latif olma durumu
- latifundia
İlkel yöntemlerle ve düşük verimle işletilen geniş tarım alanları
- latifundiacılık
Latifundia sistemi ile geniş tarım alanlarını işletme yöntemi veya biçimi
- latifçe
Latif, hoş
- Latin
İtalya’nın orta kesimindeki Latium bölgesinde yaşamış olan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Latin alfabesi
Genellikle Avrupalıların kullandığı Eski Roma Dönemi’ndeki yazı sistemine dayanan alfabe; Latin harfleri
- Latin dilleri
Latin halkları tarafından konuşulan, Hint-Avrupa dil ailesinin bir kolu
- Latin halkları
Dilleri Latinceden türemiş Fransız, İspanyol, İtalyan, Portekiz halkları; Latin
- Latin yelkeni
Bir serene bağlanarak direğe eğik bir durumda kaldırılan üçgen yelken
- Latin çiçeği
Latin çiçeklerinden, kalkan biçiminde yuvarlak yapraklı, sarı ve kırmızı çiçekli bir süs bitkisi; hançer çiçeği, kapuçin (Tropeoalum)
- Latin çiçeğigiller
İki çeneklilerden, örneği Latin çiçeği olan bir familya
- Latince
Latinlerin kullandığı dil
- Latinize
"Başka bir alfabeyle yazılan metni Latin alfabesine aktarmak” anlamındaki Latinize etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- Latinlik
Latin olma durumu
- laubali
Saygısız, çekinmesi olmayan
- laubali olmak
aşırı samimi veya teklifsizce davranmak
- laubalice
Laubaliye yakın
- laubalileşme
Laubalileşmek işi
- laubalileşmek
Laubali davranışta bulunmak
- laubalilik
Laubali olma durumu; ciddiyetsizlik, gayriciddilik
- lav
Yanardağların püskürme sırasında yeryüzüne çıkardıkları, dünyanın derinliklerinden gelen kızgın, erimiş maddeler; püskürtü
- lav silahı
Uzun menzilli, ateşli bir silah türü
- lav taşması
Lavın püskürme sırasında yanardağ ağzından çıkarak alçak yerlere doğru yayılması
- lava
Herhangi bir yere yanaşmış filikanın kürek çekmeksizin ilerlemesi için verilen buyruk
- lava etmek
bir filikayı ilerletmek
- lavabo
Üzerinde su muslukları bulunan, porselen, emaye, sac vb.nden yapılmış, el, yüz, bulaşık yıkamaya yarar, çukur yer veya eşya; musluk
- lavabo bataryası
Lavabolarda kullanılan birkaç aygıtın bir araya getirilerek belirli biçimde eklenmesinden oluşan takım
- lavabo musluğu
Lavaboya gelen soğuk ve sıcak suyu açıp kapayan ve akmasını ayarlayan musluk
- lavabolu
Lavabosu olan
- lavabosuz
Lavabosu olmayan
- lavaj
Bir işlem sonrası, metal yüzeyleri su ile yıkama
- lavaj yapmak
herhangi bir organı mikroplardan temizlemek amacıyla yıkamak, arıtmak
- lavanta
Lavanta çiçeğinden yapılan ispirtolu esans
- lavanta mavisi
Lavanta rengindeki mavi
- lavanta çiçeği
Ballıbabagillerden, mavi veya mor renkli çiçekleri koku sanayisinde kullanılan bir bitki (Lavandula angustifolia)
- lavantacı
Lavanta yapan kimse
- lavantacılık
Lavanta yapma ve satma işi
- lavantalı
İçinde lavanta bulunan
- lavantalık
Lavanta kokusunu koymaya yarayan şişe
- lavantasız
İçinde lavanta olmayan
- lavantin
Lavanta çiçeğinin bir başka türü
- lavaş
Mayalı hamurdan tandırda pişirilerek yapılan ve yapıldığı yere göre büyüklüğü değişen ince ekmek türü
- lavdanom
İçinde afyon bulunan sulu bir ilaç
- lavman
Anüs yoluyla kalın bağırsağa tanı veya tedavi amacıyla sıvı verme
- lavrovit
Piroksen grubundan doğal silikat
- lavsonit
Hidratlı alüminyum ve kalsiyum çift silikatı
- lavta
Mızrapla çalınan, gövdesi uttan küçük bir çalgı
- lavtacı
Lavta (I) çalan kimse
- lavtacılık
Lavtacının yaptığı iş
- lavuk
Gereksiz konuşan (kimse)
- lavukluk
Lavuk olma durumu
- layiha
Herhangi bir konuda bir görüş ve düşünceyi bildiren yazı
- laytmotif
Bir eserde, ana duyguyu, düşünceyi veya kişiliği göstermek için kullanılan motif; ana motif
- layuhti
Hata işlemeyen, yanlış yapmayan
- layık
Nitelikleri, özü, hareketleri, davranışlarıyla bir şeyi elde etmeye hak kazanmış olan; müstahak
- layık görmek (veya bulmak)
yakıştırmak, uygun görmek
- layık olmak
hak kazanmış olmak
- layıkı veçhile
Gerektiği gibi, uygun biçimde
- layıkıyla
Gerektiği gibi, layık olduğu biçimde, tam anlamıyla
- layığını bulmak
dengini, yaraşır eşini bulmak
- Laz
Güney Kafkasya’da yaşayan bir halk veya bu halktan olan kimse
- laza
Bal koymaya yarayan küçük tekne
- lazanya
Bir tür İtalyan makarnası
- Lazca
Lazların kullandığı dil
- lazer
Çok güçlü pırıltılar oluşturan, değişik alanlarda kullanılan yoğunlaşmış ışık kaynağı
- lazer tedavisi
Lazer ışını kullanılarak yapılan tedavi
- lazer ışını
Tıpta, haberleşmede ve sanayide kullanılan çok kuvvetli ve toplu ışık
- Lazlık
Laz olma durumu
- lazım gelmek (veya olmak)
gerekmek
- lazıme
Yapılması gerekli olan şey
- laçka
Gemi halatının gevşetilip boşa bırakılması
- laçka etmek
bir halatı koyuverip boşaltmak
- laçka olmak
vida, mil vb. makine parçaları aşınarak veya yuvaları genişleyerek gevşemek
- laçkalaşma
Laçkalaşmak işi
- laçkalaşmak
Laçka duruma gelmek
- laçkalık
Laçka olma durumu
- laçın
Beyaz renkli bir cins şahin
- lağvedilme
Lağvedilmek işi
- lağvedilmek
Hükümsüz kılınmak
- lağvetme
Lağvetmek işi
- lağvetmek
Hükümsüz kılmak
- lağvolma
Lağvolmak işi
- lağvolmak
Hükümsüz kılınmak
- lağım
Bir yerleşim merkezinde pis suların akıp gitmesi için yer altında açılmış kanal; geriz, keriz (II)
- lağım faresi
Kuyruğu hariç 18-25 santimetre boyunda ve 200-600 gram ağırlığında, küt burunlu, kulağı ve gözü küçük, kaba tüyleri kahverengi siyah, karın bölgesi gri beyaz arası bir renkte olan, daha çok kanalizasyon sisteminde, binaların bodrum veya alt katlarında yaşayan bir tür fare
- lağım sineği
Çift kanatlılardan, kanalizasyonda yaşayan, kanalizasyon pisliği vb. organik maddeler ile beslenen, 2 mm boyunda, vücudu bronz renkli, yoğun tüylü kanatları dinlenme sırasında vücudun üstünde çadır görünümünde olan bir tür sinek; drenaj sineği, kanalizasyon sineği (Psychodidae)
- lağım çukuru
Atık suları ve pislikleri toplamak için kazılmış kapalı kuyu; foseptik
- lağımcı
Pis su kanallarını açıp temizleyen işçi
- lağımcılık
Lağımcının yaptığı iş
- lağımla atmak
bir kayayı delip içine patlayıcı maddeler koyduktan sonra bu maddeleri ateşleyerek parçalamak
- lağıv
Hükümsüz kılma
- le
Türk alfabesinin on beşinci harfinin adı, okunuşu
- leb
"Daha söze başlanırken ne denmek istenildiğini çabucak anlamak" anlamındaki leb demeden leblebiyi anlamak deyiminde geçen bir söz
- lebbeyk
Hac veya umre sırasında Allah’a hitaben söylenen “emir senindir, maksadım daima sensin” anlamında bir söz
- lebdeğmez
Saz şiirinde b, f, m, p, v dudaksıl sesleri kullanılmadan söylenen koşma türü; dudakdeğmez
- lebiderya
Deniz kenarı
- leblebi
Dış kabuğu çıkarıldıktan sonra fırında kavrulup çerez olarak yenen nohut
- leblebi şekeri
İçinde leblebi olan şeker
- leblebici
Leblebi yapan veya satan kimse
- leblebicilik
Leblebicinin yaptığı iş
- leblebiden nem kapmak
en küçük bir olay veya davranıştan olumsuz etkilenmek
- ledün
Tanrı katı
- ledün ilmi
Tanrı ile ilgili bilgi
- lef
İçine sokma
- leffetme
Leffetmek işi
- leffetmek
İçine sokmak
- leffüneşir
Birkaç adı bir sözün başında söyledikten sonra bunların sıfat veya fiillerini daha aşağıda sıralama
- legalleşme
Legalleşmek durumu
- legalleşmek
Legal, yasal duruma gelmek
- legalleştirme
Legalleştirmek işi
- legalleştirmek
Legal duruma getirmek
- legato
Bir parçanın notalarını ara vermeden birbirine bağlayarak (söylemek veya çalmak)
- legorn
Yumurta verimi yüksek, genellikle beyaz tüylü bir tavuk ırkı
- leh
Bir şeyden veya bir kimseden yana olma, aleyh karşıtı
- lehim
Erime noktaları düşük metalleri tutturma işlemlerinde kullanılan, kalay ve kurşun alaşımlarının genel adı
- lehim teli
Elektronik devrelerin parçalarının birbirine bağlanmasını sağlayan kalay ve kurşun karışımı, kolay eriyebilen alaşım tel
- lehimci
Lehim yapan kimse
- lehimcilik
Lehimcinin yaptığı iş
- lehimleme
Lehimlemek işi
- lehimlemek
Lehimle yapıştırmak, lehimle tutturmak
- lehimlenme
Lehimlenmek işi
- lehimlenmek
Lehimle yapıştırılmak
- lehimletme
Lehimletmek işi
- lehimletmek
Lehim yaptırmak
- lehimli
Lehimle tutturulmuş
- lehinde olmak
bir şeyin tarafını tutmuş olmak
- lehinde söylemek (veya bulunmak)
iyiliğini söylemek
- lehine olmak
bir kimsenin iyiliğine yardım eder olmak
- lehtar
Yandaş, taraftar
- lehte olmak
bir şeyden yana olmak
- Lehçe
Polonyalıların kullandığı dil
- lehçe
Bir dilin tarihsel, bölgesel ve siyasal sebeplerden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu; diyalekt
- lehçe bilimi
Bir dilin lehçelerini inceleyen bilim dalı; diyalektoloji
- lehçe bilimsel
Lehçe bilimi ile ilgili; diyalektolojik
- lehçeci
Lehçe bilimi uzmanı; diyalektolog
- lehçecilik
Lehçecinin yaptığı iş
- lejant
Bir fotoğrafın, haritanın, desenin veya karikatürün özünü anlatan yazı
- lejyon
Eski Romalılarda piyade ve süvarinin oluşturduğu askerî birlik
- lejyoner
Lejyon askeri
- leke
Kirliliği gösteren iz
- leke etmek
lekelemek
- leke getirmek
yüz kızartacak, onur kıracak durumla karşılaşmaya yol açmak
- leke olmak
üstünde leke oluşmak
- leke sürmek
birine onurunu sarsacak biçimde iftirada bulunmak, suç yüklemek, lekelemek
- lekeci kili
Kumaşlardaki lekeleri çıkarmak için kullanılan bir kil türü
- lekecilik
Doğa biçimlerini değil, boya biçimlerini değerlendiren ve boya vuruşundan doğan görüntünün, insanın iç coşkusunu anlatmaya yeter olduğunu savunan soyut resim anlayışı; taşizm
- lekeleme
Lekelemek işi
- lekelemek
Bir şeyi kirletmek, bir şey üzerinde leke oluşturmak
- lekelenme
Lekelenmek işi
- lekelenmek
Leke oluşmak
- lekeletme
Lekeletmek işi
- lekeletmek
Lekeli duruma getirmek
- lekeli
Herhangi bir sebeple üzerinde leke oluşmuş, lekesi olan
- lekesiz
Lekesi olmayan
- lekesizlik
Lekesiz olma durumu
- leksikolojik
Sözcük bilimi ile ilgili
- lektör
Yayınevlerinde yayımlanması düşünülen eserleri inceleyerek değerlendiren kimse
- lemis
El ile dokunarak duyma, bir şeye el ile dokunma
- lemur
Makigiller sınıfından daha çok geceleri bitki ve meyvelerle beslenen, Madagaskar ve Comoros Adalarında ağaçlarda yaşayan, iri gözlü, yumuşak kürkü ve uzun tüylü kuyruğu olan memeli hayvan (Lemuroidea)
- lenduha
Çok iri ve kaba
- lenf
Damarlarda dolaşan kanla, doku ögeleri arasında aracı görevi yapan, kan plazması ve lenfositten oluşan saydam, sarı renkte bir sıvı; ak kan, lenfa
- lenfanjit
Lenf iltihaplanması
- lenfatik
Lenfle ilgili olan
- lenfatizm
Vitamin azlığından veya lenf boğumlarının hacminin artmasından doğan, derinin aşırı beyazlığı, tenin çok yumuşak olması, ayaklarda şişme ve boyundaki bezlerde büyüme vb. belirtilerle kendini gösteren bir hastalık
- lenfoma
Lenf düğümlerinde çıkan ve lenfositlerden oluşan urların tümü; lenf kanseri
- lenfosit
Kanda, kemik iliğinde, lenfte bulunan, tek ve çok iri çekirdekli, küçük, renksiz bir kan hücresi
- lenger
Yayvan ve kenarları geniş, büyük bakır kap
- Leninci
Leninciliği benimsemiş veya Lenincilik yanlısı; Leninist
- Lenincilik
Lenin'in düşüncelerine dayanan bir akım; Leninizm
- lens
Gözün saydam tabakasının üzerine doğrudan uygulanan, görmeyi düzeltici mercek; kontak lens
- lento
Ağır bir biçimde (çalınmak)
- lepiska
Leipzig şehrinde üretilen ipek
- lesepase
Bir sınırdan geçebilmek için verilen yazılı izin
- letarji
Yaşama işlevlerinin ve bilincin çok zayıfladığı, çok derin ve sürekli patolojik uyku durumu
- letarjik
Letarji ile ilgili
- Letonca
Letonyalılar tarafından kullanılan dil; Letçe
- Letonyalı
Letonya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- leva
Bulgaristan’ın para birimi
- levanten
Özellikle Tanzimat sonrasında büyük liman kentlerinde yoğunlaşan ve ticaretle uğraşan Hristiyanlara verilen ad; tatlısu Frengi
- levantenleşme
Levantenleşmek işi
- levantenleşmek
Levanten olmak, levantenlere özenmek
- levantenlik
Levanten olma durumu
- levanti
Doğudan gelen ve genellikle hafif olmakla birlikte bazen şiddetli esen bir rüzgâr türü
- levazım
Değişik iş kollarında gerekli olan şeyler, araç ve gereçler
- levazım bölüğü
Levazım işleriyle uğraşan askerî birlik
- levazım sınıfı
Silahlı kuvvetlerin, silah ve cephanenin dışında kalan yiyecek, giyecek vb. gereksinimlerini sağlayan asker sınıfı
- levazımat
Gerekenler, lazım olan şeyler
- levazımatçı
Levazımat satan veya alan kimse
- levazımatçılık
Levazımatçının yaptığı iş
- levazımcı
Levazım sınıfından olan kimse
- levazımcılık
Levazımcının görevi
- levendane
Levende yakışır bir biçimde, yakışıklı ve gösterişli bir tarzda
- levent
Osmanlı donanmasında ve kıyılarında görev yapan asker sınıfı
- leventlik
Levent (I) olma durumu
- levha
Bir yere asılmak için yazılmış yazı
- levhacı
Levha yapan veya satan kimse
- levhacılık
Levhacının yaptığı iş veya mesleği
- levhimahfuz
İslam inancına göre Allah’ın takdir ettiği, olmuş ve olacak her şeyin üzerinde yazılı olduğuna inanılan ilahi levha
- levrek
Levrekgillerden, eti beyaz, üzeri pullu iri bir balık (Labrax labrax)
- levrekgiller
Kemikli balıklardan, bir bölümü tatlı sularda yaşayan, yüzgeçleri dikenli bir familya
- levye
Bir mekanizmanın kumanda kolu
- ley
Moldova ve Romanya'nın para birimi
- leylak
Zeytingillerden, yaprakları karşılıklı bir ağaççık (Syringa vulgaris)
- leylak rengi
Mor ve eflatunun karışımından ortaya çıkan renk; leylaki
- leylaki
Bu renkte olan
- leylaklı
İçinde leylak bulunan
- leylek
Leyleksilerden, kışın tropikal Afrika'da yaşayan, siyah telekli, uzun gagalı, uzun bacaklı, büyük, beyaz, göçmen kuş (Ciconia ciconia)
- leylek gibi
zayıf ve uzun bacaklı
- leylekgagası
Bir çizimin oranları bozulmadan daha küçük veya daha büyüğünün çizilmesi için kullanılan araç
- leylekgiller
Leyleksilerden bir familya (Ciconiidae)
- leylekler
Leyleksiler takımının bir alt takımı (Ciconiiformes)
- leyleksiler
Kuşlar sınıfından leylekler, sümsükgiller, balıkçıllar ve flamanları içine alan omurgalı hayvanlar takımı
- leyleği havada görmek
çok gezmek
- leyleği kuştan mı sayarsın, yazın gelir, kışın gider
"sürekli olarak bir iş üzerinde durmayan, maymun iştahlı olan kişiye kimse güvenmez" anlamında kullanılan bir söz
- leyleğin attığı yavru
çevresinde yeteri kadar ilgi görmeyen kimse
- leyleğin ömrü (veya günü) laklakla geçer
boş, anlamsız konuşanların durumunu anlatmak için söylenen bir söz
- leyli
Geceye özgü
- lezar
Kertenkele derisinin sepilenmesiyle elde edilen bir deri türü
- leziz
Tadı güzel, lezzetli
- lezzet
Ağız yoluyla alınan tat
- lezzet almak
hoşlanmak
- lezzetini çıkarmak
tadını çıkarmak
- lezzetlendirme
Lezzetlendirmek işi
- lezzetlendirmek
Yemek vb.ne tat vermek, lezzetlenmesini sağlamak
- lezzetlenme
Lezzetlenmek işi
- lezzetlenmek
Yemek vb. iyi bir tat kazanmak, tat verilmek, lezzetli bir duruma gelmek
- lezzetli
Tadı güzel; yiyintili
- lezzetlilik
Lezzetli olma durumu
- lezzetsiz
Tadı güzel olmayan
- lezzetsizlik
Tatsız olma durumu
- leçe
Taşlı tarla
- leğen
Genellikle, içinde bir şey yıkamak için kullanılan metal veya plastikten yayvan kap; teşt
- leğen başından almak
bir kızla hamarat diye evlenmek
- leğen ibrik
El ve yüz yıkamak, abdest almak için kullanılan, leğen ve ibrikten oluşan takım
- leğençe
Küçük leğen
- leş
Kokmuş hayvan ölüsü; laşe
- leş gibi
çok pis (yer)
- leş gibi sarhoş
körkütük sarhoş, çok sarhoş
- leş gibi serilmek
kollarını bacaklarını yayarak kımıldamadan yatmak
- leş kargası
Kargagillerden, Avrupa ve Asya'da orman, çayır ve bahçelerde yaşayan, başı kara, vücudu kül rengi bir kuş (Corvus cornis)
- leşini sermek
öldürmek
- leşini çıkarmak
çok dövmek, adamakıllı dövmek
- leşçil
Leşle beslenen (hayvan)
- leşçil akbaba
Tüyleri beyazımsı, kanat uçları siyah, çıplak başlı küçük akbaba
- Li
Lityum elementinin simgesi
- liberal
Serbest ekonomiden yana olan (kimse, parti vb.); liberalist
- liberalizm
Bireyin özgürlüğünü ve ekonomik güçler arasında hür yarışmayı savunan, bireyler, sınıflar ve uluslararasındaki ekonomik ilişkilere devletin karışmamasını isteyen öğreti; serbestlik, erkincilik, erkinlik, devletçilik, toplumculuk karşıtı
- liberalleşme
Liberalleşmek işi
- liberalleşmek
Devlet, uluslar, sınıflar ve bireyler arasındaki ekonomik ilişkilere karışmaz duruma gelmek
- liberalleştirme
Liberalleştirmek işi
- liberalleştirmek
Liberalleşme işini yaptırmak
- liberallik
Liberal olma durumu
- liberasyon listesi
İthal yolu ile girmesine izin verilen malların listesi
- libido
İnsanın davranışlarının temelini oluşturan cinsel içgüdü
- liboş
Liberal ekonomiyi ve liberal siyaseti savunurken çabucak zengin olmayı amaçlayan ve bu yolda hiçbir değer yargısını kabul etmeyen, her şeyi mübah gören kimse
- libre
Yarım kilogramlık bir ağırlık ölçü birimi
- libretto
Bir operanın sözlerinin yazılı bulunduğu kitap
- Libyalı
Libya’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- Lice
Diyarbakır iline bağlı ilçelerden biri
- lider
Bir partinin veya bir kuruluşun en üst düzeyde yönetimiyle görevli kimse; reis
- lider oyuncu
Bir takımda oyunu, yarışmayı yönlendirme başarısını gösteren oyuncu
- liderlik
Liderin görevi
- lif
Her türlü maddeyi oluşturan çok ince ve uzun parça
- lif lif
Tel tel, ince ince
- lifleme
Liflemek işi
- liflemek
Vücudu lifle sabunlamak
- liflenme
Liflenmek işi
- liflenmek
Lif oluşmak
- lifleşme
Lifleşmek durumu veya biçimi
- lifleşmek
Lif durumuna gelmek
- lifli
Lifi olan
- lift
Ağır yükleri kaldırmak, araçlara yüklemek ve boşaltmak için kullanılan makine
- liftli
Üzerine yük kaldırma makinesi eklenmiş (kamyon vb.)
- lig
Takımların belli kurallar çerçevesinde karşılıklı olarak iç ve dış sahalarda karşılaştıkları yarışma grubu
- liga
Üç deniz mili uzunluğunda bir ölçü birimi
- ligden düşmek
takımlar, bulundukları ligden bir alt lige düşmek
- ligden çekilmek
takımlar kendi kararıyla ligden çıkmak
- lige çıkmak
takımlar bulunduğu ligden bir üst lige çıkmak
- liger
Erkek aslanla dişi kaplanın çiftleşmesinden doğan yavru
- lignin
Bitkide kök ve gövdenin sert ve odunsu yapısını oluşturan madde
- lika
Mürekkep hokkalarına konulan ham ipek
- liken
Bir mantarla bir su yosununun ortak yaşamasıyla ortaya çıkan bitkilerin genel adı
- liken bilimi
Likenleri inceleyen bilim dalı
- likenli
Üzerinde liken bulunan
- likide
Alacak ve verecekleri hesaplayarak sonucu belirlenmiş
- likide etmek
alacak ve verecekleri hesaplayarak sonucu belirtmek
- likit fon
Hem yatırım fonu almak hem de istenildiği anda nakit olarak kullanmak amacıyla oluşturulan fon türü
- likorinoz
Bazı balıkların iste kurutularak yapılan pastırması
- likör
Meyve veya bazı bitkiler ile alkol, esans karışımından yapılan şekerli içki
- likör bardağı
Likör içmek için kullanılan küçük, ince ve zarif cam bardak
- lila rengi
Bu renkte olan
- lim
Küçük limon
- limaki
Ayakkabıcılıkta kullanılan küçük eğe
- liman
Gemilerin barınmalarına, yük alıp boşaltmalarına, yolcu indirip bindirmelerine yarayan doğal veya yapay sığınak
- liman cüzdanı
Gemi adamlarının özel kimlik belgesi yerine seferlerde kullandıkları küçük defter
- liman reisi
Gemilerin limana girip çıkması, yük alıp vermesi işlerine bakan yetkili kimse
- limanlama
Limanlamak işi veya durumu
- limanlamak
Gemi vb. bir limana girip orada kalmak
- limanlık
Liman gibi kullanılan, liman kurmaya elverişli (yer)
- limbo
Irmaklarda, sığ sularda yük taşıyan bir tekne türü
- lime lime etmek
parçalamak
- lime lime olmak
parçalanmak
- limit koymak
sınırlandırmak, kısıtlamak
- limitet ortaklık
Ortaklarının sorumluluğu, koydukları sermaye ile sınırlı bulunan ortaklık; limitet şirket
- limitsiz
Herhangi bir limiti olmayan, sınırsız olan
- limitsizlik
Limitsiz olma durumu
- limon
Turunçgillerden, 3-5 metre yüksekliğinde, kışın yapraklarını dökmeyen, beyaz çiçekli bir ağaç (Citrus limonum)
- limon esansı
Taze limon kabuğunun sıkılmasıyla elde edilen uçucu yağ
- limon gibi
sarı, çok sarı
- limon gibi sıkmak
belli bir kişiyi veya kitleyi neyi varsa alarak zor duruma sokmak
- limon kabuğu
Çeşitli maddelerin yapımında kullanılan; limonu çevreleyen kabuk
- limon kabuğu gibi
küçük ve biçimsiz (şapka)
- limon otu
Kışın yapraklarını döken, salkım çiçekli bir ağaççık (Lippia citriodora)
- limon rengi
Yeşile çalan açık sarı; limoni
- limon sarısı
Limon kabuğunun rengi
- limon suyu
Limondan elde edilen meyve suyu
- limon sıkmak
konuşmacının konuşmasını bitirmesini beklemeden sözü uygunsuz yerde kesmek
- limon tuzu
Birçok meyve ve sebzede serbest durumda veya potasyum, kalsiyum tuzu olarak bulunan, hafifçe mayalanmış limon suyunun kaynar durumdaki kalsiyum karbonatla işlenmesinden elde edilen asit; limon asidi, limon tozu, sitrik asit
- limonata
Su, şeker ve limon suyundan yapılan şerbet
- limonata bardağı
Limonata içmek için kullanılan ince, uzun cam bardak
- limonata gibi
sıcak günlerde serin serin esen (hafif rüzgâr)
- limonatacı
Limonata yapan veya satan kimse
- limonatacılık
Limonata yapma veya satma işi
- limoncu
Limon yetiştiren veya satan kimse
- limonculuk
Limoncunun yaptığı iş
- limoni
Bu renkte olan
- limoni hava
Yağmur yağıp yağmayacağı belli olmayan kapalı hava
- limonit
Sarı veya kahverengi doğal hidratlı demir oksit
- limonküfü
Yeşile çalan mavi renk
- limonlama
Limonlamak işi
- limonlamak
İçine, üstüne limonun suyunu sıkmak veya katmak
- limonlanma
Limonlanmak işi
- limonlanmak
Limonlama işi yapılmak
- limonlu
İçine limon sıkılmış veya limon doğranmış
- limonluk
Limon ağaçlarının bulunduğu yer; limon bahçesi
- limonsu
Limonu andıran, limona benzeyen, limon gibi; limonumsu
- limuzin
İçinde her türlü donanım bulunan lüks, uzun ve geniş otomobil türü
- linin
Hücre çekirdeğinde bulunan ve kromatin tanelerini taşıyan ağ biçimindeki ipliksi yapı
- link
Atın eşkin yürüyüşü
- link hattı
İki nokta arasında haberleşmeyi sağlayan sistem
- linolyum
Yer döşemesi olarak kullanılan, üzeri keten yağı ve mantar tozuyla kaplanmış jüt bezi; muşamba
- linotip
Basımevinde harfleri dizen ve satırları blok durumunda döken dizgi makinesi
- linyit
Birleşimindeki karbon oranı %60-70 olan, kahverengi veya siyah kömür
- linç
Birden çok kimsenin kendilerine göre suç olan bir davranışından ötürü birini, yasa dışı ve yargılamasız olarak öldürmesi
- linç etmek
yargılamadan öldürmek
- linç kampanyası
Araştırıp incelemeden ve üzerinde düşünmeden kitlesel olarak oluşturulan baskı
- lipari
Çirozluktan sonra yağlanmaya başlayan uskumru
- lipit
Hayvan ve bitki dokularının eter, benzen, kloroform vb. yağ çözücülerinde eriyen bölümü
- lipozom
Biyolojik zarların özelliklerinin incelenmesi deneylerinde kullanılan, iki tabakalı lipitlerin yapay olarak oluşturduğu küresel yapı
- lipsos
İskorpitgillerden, Akdeniz ve Atlas Okyanusu'nda yaşayan, yüzgeçlerindeki dikenlerde yaralara sebep olan bir zehir bulunan, 40 santimetre uzunluğunda, eti çok beğenilen bir balık (Scorpaena porcus)
- lir
Kaynağı mitolojik çağlara dayanan kirişli bir çalgı
- lira
Yüz kuruş değerinde Türkiye'nin para birimi; teklik
- liralık
Herhangi bir lira değerinde olan
- liret
İtalya'nın eski para birimi
- lirik
Coşkun, ilhamla dolu
- lirik şiir
Yunanlarda lir eşliğinde okunan şiir; ditiramp
- lirizm
Kişisel duyguların ilham yolu ile coşkulu ve etkili anlatımı
- lisani
Dille ilgili
- lisans
Genellikle dört yıl süren üniversite veya yüksekokul öğrenimi
- lisans sözleşmesi
Firmanın, geliştirdiği teknolojiyi başkalarının kullanabilmesi için verdiği izin belgesi
- lisansiyer
Üniversitede okuyan öğrenci
- lisanslı
Lisansı olan
- lisansüstü eğitim
Lisans eğitimi bittikten sonra yapılan yükseköğretim
- lisanıhâl
Hâl diliyle, davranışla düşünce ve istenileni anlatma
- lisanımünasip
Karşısındakinin kolayca anlayabileceği dil ve üslup
- lise
Öğrencileri ortaokuldan sonra hayata ve yükseköğretime hazırlayan eğitim öğretim kurumu
- liseli
Lisede okuyan (öğrenci)
- liselilik
Liseli olma durumu
- liste
Alt alta yazılmış şeylerin bütünü; dizelge
- liste başı
Herhangi bir seçimde, listenin ilk sırasında olan ad
- liste başı olmak
listenin ilk sırasında olmak
- liste dışı
Herhangi bir seçimde listeye girememiş olan kimse veya şey
- liste dışı bırakılmak
listeye alınmamak, adı listeye yazılmamak
- liste dışı kalmak
listede yer alamamak
- listeci
Liste yapan kimse
- listeleme
Listelemek işi
- listelemek
Liste durumuna getirmek
- listeleniş
Listelenmek işi
- listelenme
Listelenmek işi
- listelenmek
Liste durumuna getirilmek
- listeletme
Listeletmek işi
- listeletmek
Listeleme işini yaptırmak
- listeleyebilme
Listeleyebilmek işi
- listeleyebilmek
Listeleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- literatür taramak
çalışma konusuyla ilgili kaynakları araştırmak
- litografya
Bu yöntemle basılmış (yazı, resim)
- litografya taşı
Taş basmasında kullanılan çok düzgün bir kalker
- litografyacı
Litografya işi ile uğraşan, litografya yapan kimse
- litografyacılık
Litografyacının yaptığı iş
- litre
Sıvıları ölçmede kullanılan, bir desimetreküp hacminde ölçü birimi
- litrelerce
Sıvılar için çok miktarda
- litrelik
Herhangi bir litre ölçüsünde sıvı alan
- lityum
Atom numarası 3, atom ağırlığı 6,94, yoğunluğu 0,55 olan, 180 °C'de eriyen, gümüş parlaklığında, bilinen en hafif element (simgesi Li)
- lityumlu
Lityum içeren (madde)
- livar
Avlanan balıkları canlı olarak saklamak için ağzı içine doğru konik örülmüş sepet
- livarlı
Livarı olan
- livarlı tekne
Avlanan balıkları canlı saklamak için denizde bağlantılı bölümleri olan gemi
- liyakat
Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu; değim
- liyakat göstermek
başarmak
- liyakat sahibi
Başarılı, erdemli, yetenekli (kimse)
- liyakatli
Liyakati olan; değimli
- liyakatlilik
Liyakatli olma durumu
- liyakatsiz
Liyakati olmayan; değimsiz
- liyakatsizce
Liyakatsiz bir biçimde
- liyakatsizlik
Liyakatsiz olma durumu; değimsizlik
- liyan
Yabani ormanlarda yetişen parazit sarmaşığı
- lizöz
Yatakta kadınların giydiği bir tür yün hırka
- lobelya
Salkım durumunda mavi çiçekleri bulunan bir veya çok yıllık Kuzey Amerika bitkisi (Lobelia)
- lobi
Bir yapının kapısından içeri girildiğinde görülen ilk boşluk; dalan
- lobici
Çıkarları ortak olan grupların temsilcisi; dalancı
- lobicilik
Lobici olma durumu; dalancılık
- lobut
Kalın, kısa ve düzgün sopa
- loca
Tiyatro, sinema vb. eğlence yerlerinde veya parlamento salonlarında özel bölme
- loda
Taneli veya tanesiz saman yığını
- lodos
Güneyden veya güneybatıdan esen ve bazen de yağış getiren yerel rüzgâr; kaba yel, boz yel, ak yel
- lodos balığı
Lodos estiğinde sersemleyip kolayca avlanan balık
- lodosa çevirmek (veya dönmek)
hava soğukken lodosla ısınmak
- lodoslama
Lodoslamak işi
- lodoslamak
Lodos esmeye başlamak
- lodoslu
Lodosu olan, lodosa sahip veya lodosa maruz kalan
- lodosluk
Lodostan korunma amaçlı yapılan liman
- logaritma
Bir üssel eşitlikte taban ve sonuç belirliyken üssün bulunması yolu
- logaritma tablosu
Sayıların logaritmalarını gösteren çizelge; logaritma cetveli
- logaritmik
Logaritmaya ilişkin
- lohusa
Yeni doğum yapmış kadın
- lohusa otu
İki çeneklilerden, çiçekleri koyu kahverengi ve pis kokulu, tırmanıcı bir bitki; kabakulak otu, karaasma, kurtluca, zeravent (Aristolochia)
- lohusa şekeri
İçinde karanfil, baharat ve şekerciboyası bulunan, baklava biçiminde kırmızı şeker
- lohusa şerbeti
Lohusa şekerinden yapılan, doğum dolayısıyla kutlamaya gelenlere sunulan şerbet
- lohusalık
Lohusa olma durumu
- lojik
Mantıkla ilgili
- lojistik
Geri hizmetle ilgili
- lojistik dairesi
Askerlikte geri hizmetlerin görüldüğü bölüm
- lojistik hizmet
Savaşta veya barışta askerlik mesleğinin çok yönlü ihtiyaçlarını yerine getirme
- lojman
Kurum, kuruluş veya iş yerindeki çalışanlara parasız veya az bir kira karşılığında oturmaları için tahsis edilen konut
- lok
Gemileri, farklı iki su düzeyinin birinden öbürüne aşırmak için yapılmış ara havuz
- lokal
Müzikli eğlencelerin yapıldığı yer
- lokalizasyon
Bir şeyin yerini belirleme
- lokalize
“Yeri ve niteliği belirlenilmek, sınırlanılmak” anlamındaki lokalize edilmek, “yerini ve niteliğini belirlemek, sınırlamak” anlamındaki lokalize etmek, “yeri ve niteliği belirlenmek, sınırlanmak” anlamındaki lokalize olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
- lokanta
Yemek pişirilip satılan yer; aşevi, restoran
- lokantacı
Lokanta işleten kimse
- lokantacılık
Lokantacının yaptığı iş
- lokantalı
Lokantası olan
- lokavt
İşverenin işçileri topluca işten uzaklaştırma veya işten çıkarma kararı; iş bıraktırımı
- lokavt yapmak
işveren işçileri topluca işten uzaklaştırmak veya çıkarmak
- lokma
Ağza bir defada alınıp götürülen yiyecek parçası; sokum
- lokma (veya lokması) ağzında büyümek
üzüntü veya iştahsızlık sebebiyle lokmasını yutamamak
- lokma anahtar
Altı veya sekiz köşeli, vidaları sökmeye yarayan alet
- lokma başlığı
Lokmaların takıldığı parça
- lokma dökmek
lokma tatlısı yapmak
- lokma etmek
yemek yemek
- lokma karın doyurmaz, şefkat artırır
"bir kimseye verilen armağan, aradaki sevgiyi artırdığı için değerlidir" anlamında kullanılan bir söz
- lokma lokma
Parçalar hâlinde
- lokma lokma doğramak
küçük parçalara ayırmak
- lokma tatlısı
Mayalı hamurun küçük yuvarlak lokmalar hâlinde kızgın yağda kızartıldıktan sonra şerbete atılmasıyla yapılan bir tatlı; lokma
- lokma çiğnenmeden yutulmaz
"her iş emekle yapılır" anlamında kullanılan bir söz
- lokmacı
Lokma yapan veya satan kimse
- lokmacık
Küçük lokma
- lokmacılık
Lokmacı olma durumu
- Lokman Hekim
Tadı güzel olan şeyler için kullanılan Lokman Hekim'in ye dediği deyiminde geçen bir söz
- lokmasını dökmek
bir ölünün anısına lokma tatlısı yapıp dağıtmak
- lokmasını saymak
sofrada yemek yiyen bir kimsenin ne kadar yediğine dikkat etmek
- lokomobil
Sanayi ve tarımda kullanılan, tekerlekler üzerine kurulmuş, istenilen yere çekilebilen patlamalı motor veya buhar makinesi
- lokomotif
Tren vagonlarını çeken, tekerlekli, buharlı, elektrikli, termik motorlu veya sıkıştırılmış havalı makine
- lokomotifli
Lokomotifi olan
- lokomotifsiz
Lokomotifi olmayan
- lokum
Şekerli nişasta eriyiğini pişirip hafif ağdalaştırarak yapılan, küçük küp veya dikdörtgen biçiminde kesilen şekerleme; kesme, latilokum
- lokum gibi
tatlı, güzel, yumuşak
- lolo
"Bir sözün, bir tutumun veya davranışın gerçek ve geçerli olmadığını, başkalarının söz konusu olayda aldanabileceğini ancak söz sahibinin aldanmayacağını, aldatılamayacağını" belirten bana da mı (veya bize de mi) lolo deyiminde geçen bir söz; lololo
- lololo
Göz alıcı ve gösterişli olma durumu
- lombar
Gemi bordalarına, küpeştelerine açılan dörtgen biçiminde delik
- lomboz
Kamaralarla alt güverteleri aydınlatmak için bordalardan ve güvertelerden açılan yuvarlak pencere
- lonca
Belli bir iş kolunda usta, kalfa ve çırakları içine alan esnaf kuruluşu; korporasyon
- lonca ustası
Bir yöredeki loncanın başkanı
- loncacılık
Lonca kuruluşlarına dayanan ekonomi ve devlet anlayışı
- longa
Türk müziğinde yörük özellik taşıyan oyun havası
- lop
Yumuşak, yuvarlak ve irice; löp
- lop et
Yağsız, iyi pişmiş, iri parça et; löp et
- lop incir
İri ve yumuşak bir tür incir
- lop lop
İri parçalar durumunda (yemek veya yutmak); löp löp
- lop yumurta
Suda çok kaynatılmış kabuklu yumurta; katı yumurta
- loppadak
"Lop" diye ses çıkararak
- lopur
Bir şeyi yerken veya yutarken çıkan ses; löpür
- lopur lopur
"Lopur" sesi çıkararak; löpür löpür
- lopçuk
Küçük lop
- lor
Bir tür taze, yumuşak ve tuzsuz beyaz peynir
- lorentiyum
Atom numarası 103 olan, kaliforniyum atomlarının bor çekirdekleriyle bombardımanından elde edilen yapma element (simgesi Lr)
- lort
İngiltere'de babadan oğula veya ailenin ilk erkek kişisine geçen veya kral tarafından bağışlanan soyluluk ünvanı
- lort gibi
rahat bir biçimde
- lorta
Ayakkabı kalıbının çapı
- Lortlar Kamarası
İngiliz parlamentosunda senato
- lostra
Ayakkabı boyama
- lostra salonu
Ayakkabı boyanılan kapalı yer
- lostracı
Lostra salonunda çalışan ayakkabı boyacısı
- lostracılık
Lostracının yaptığı iş
- lostromo
Ticaret gemilerinde tayfaların başı
- lostromoluk
Lostromonun yaptığı iş
- losyon
Deri ve saç bakımında kullanılan alkollü veya alkolsüz, kokulu sıvı
- lota
Tatlı sularda yaşayan, bir tür gelincik balığı (Lota vulgaris)
- lotarya
Ad veya numara çekilerek oynanan şans oyunlarının genel adı
- lotaryacı
Lotarya yolu ile kazanç sağlayan kimse
- lotaryacılık
Lotaryacının yaptığı iş
- lotus
Nilüfer cinsinden birçok bitkiye verilen genel ad
- loça
Gemilerin baş bodoslamalarının her iki yanında, çıpayı içine alabilen ve güverteye açılan demir zincirin geçtiği delik
- loğ
Yollarda, tarlalarda toprağı ezmek veya toprak damlı evlerin üstündeki killi toprağı sert bir katman durumuna getirmek için dam üzerinde yuvarlanan, silindir biçimindeki ağır taş; loğ taşı, yuvgu, yuvak
- loğlama
Loğlamak işi
- loğlamak
Üzerinde loğ gezdirip toprağı bastırmak, sıkıştırmak
- loş
Yeterince aydınlık olmayan, yarı karanlık, az ışık alan
- loşlaşma
Loşlaşmak işi
- loşlaşmak
Loş duruma gelmek
- loşlaştırma
Loşlaştırmak işi
- loşlaştırmak
Loş bir duruma getirmek
- loşluk
Loş olma durumu
- loşça
Az ışık almış, yarı karanlık
- Lr
Lorentiyum elementinin simgesi
- Lu
Lütesyum elementinin simgesi
- lumbago
Soğuğun etkisiyle veya kasın ani kasılması sonucunda bel bölgesinde birdenbire beliren ağrı
- lunapark
İçinde türlü eğlence ve oyun yerleri bulunan alan
- lup
Bir tür büyüteç
- lustrin
Parlak kumaş kullanılarak yapılmış (ayakkabı)
- lutiye
Çalgı onaran veya yapıp satan kimse
- lutr
Su samurundan elde edilen post
- Lâdik
Samsun iline bağlı ilçelerden biri
- lâm
Arap alfabesinin yirmi üçüncü harfinin adı
- lâmı cimi yok
"değişmez, kesin, başka yolu yok" anlamında kullanılan bir söz
- Lâpseki
Çanakkale iline bağlı ilçelerden biri
- Lâçin
Çorum iline bağlı ilçelerden biri
- lök
Yedi yaşından büyük erkek boz deve
- lök gibi
bütün heybetiyle, ağırlığıyla (oturmak, çökmek)
- lökleme
Löklemek işi
- löklemek
Lökle yapıştırmak
- lökoplast
Bitki hücrelerinde veya bazı kamçılılarda sitoplazma içinde bulunan ve genellikle nişasta taneciğini oluşturan cisimcik
- lökoz
Kan kanseri durumu
- löpür löpür
Sağa sola, aşağı yukarı hareket eden (bedenin sarkık et kitlesi)
- löpür löpür oynamak
bedenin sarkık et kitlesi sağa sola, aşağı yukarı hareket etmek
- lös
En çok vadilerde, yamaçlarda bulunan, kil ve kum karışımı, sarı renkli verimli balçık
- lösemili
Lösemi hastalığına yakalanmış olan
- lösemit
Kan kanserinde görülen deri belirtileri
- Lübnanlı
Lübnan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- lüfer
Eti ve karnı beyaz, sırtı koyu, hafif pullu, kemikli bir balık (Pomatomus saltatrix)
- lüferci
Lüfer avlayan veya lüfer yemesini seven kimse
- lüfercilik
Lüfercinin yaptığı iş
- lüfergiller
Sıcak ve ılık denizlerde yaşayan kemikli balıklar familyası (Pomatomidae)
- lügat paralamak
konuşma dilinde geçmeyen yabancı kelimeler kullanmak, ağdalı konuşmak
- lügatçe
Küçük sözlük
- lügol
Yüz birim suya bir birim iyodo-iyodür katılarak oluşturulan güçlü bir çözelti
- lük
Boyacılıkta kullanılan Hint zamkı
- lük boyası
Kırmızı boya
- lüknet
Dilde pelteklik, tutukluk durumu
- lüks
Yaşayış, giyim vb. için yapılan harcamada aşırı gitme
- lüks baskı
Kitapların iyi cins kâğıt ve özel ciltli kapaklara basılan biçimi
- lüks hayat
Fazla masraf gerektiren şaşaalı, gösterişli ve göz kamaştırıcı yaşama biçimi
- lüks koltuk
Salonun arka ve yan taraflarında özel bölmelerde yer alan ve ücreti farklı olan koltuk
- lüks tarife
İyi hizmet verilen yerlerde uygulanan, normal fiyattan yüksek olan ücret
- lükse gitmek
israfa yönelmek, aşırıya gitmek
- lükse kaçmak
sadelikten uzaklaşmak, israfa yönelmek
- lükslük
Lüks olma durumu
- lüle
Tütün çubuğu, pipo, nargile vb.nin ucuna takılan, tütün konulan yuva
- lüle taşı
Doğal magnezyum silikat; Eskişehir taşı, aktaş, denizköpüğü, patal, magnezit, manyezit
- Lüleburgaz
Kırklareli iline bağlı ilçelerden biri
- lüleci
Çubuk, nargile, pipo vb.nde kullanılan lüleyi yapan kimse
- lüleci çamuru
Lüle yapılan özlü ve kızıl balçık
- lülecilik
Lüle taşı işçiliği
- lüleli
Kıvrık kıvrık (saç)
- lümen
Işık şiddeti 1 mum olan, eşit dağıtımlı bir nokta kaynağının 1 steradyan içine yayımladığı ışık akısı
- lümensaat
Işık miktarı birimi lümenlik ışık akısıyla 1 saatte yayılan ışık ölçüsü
- lümpenlik
Lümpen olma durumu
- lünet
Gözlük camı
- lüp
Emek vermeden ele geçirilen şey
- lüpletme
Lüpletmek işi
- lüpletmek
Hızlı bir biçimde yiyecekleri mideye indirmek
- lüpten
Açıktan, bedavadan, parasız olarak
- Lüterci
Lütercilikten yana olan
- Lütercilik
Kilise öğretisinin yalnızca kutsal kitaba dayanmasını isteyen Martin Luther'in kurduğu mezhep
- lütesyum
Atom numarası 71, atom ağırlığı 175 olan, iterbiyumun çözüşmesi ile oluşan, renksiz tuzlar veren, henüz uygulama alanı olmayan çok ender bir element (simgesi Lu)
- lütfen
Birinden bir şey isterken "dilerim, rica ederim" anlamında kullanılan bir söz
- lütfetme
Lütfetmek işi
- lütfetmek
İyilikte bulunmak
- lütuf
Önem verilen, sayılan birinden gelen iyilik; armağan, kayra, ihsan, inayet, atıfet
- lütuf buyurmak
lütfetmek
- lütuf dilemek
iyilik istemek
- lütufkâr
İyiliksever olan (kimse)
- lütufkârane
İyilikle davranarak, iyilikseverlere yakışır biçimde
- lütufkârlık
Lütufkâr olma durumu
- lüzucet
Yapışıp uzayan şeyin durumu
- lüzum görmemek
gerekli bulmamak, gerekli görmemek
- lüzumsuz görmek
gereksiz bulmak
- lüzumsuz insan
Bir iş için gereken nitelikleri taşımadığı hâlde orada görevli olarak bulunan kimse; lüzumsuz adam
- lüzumundan fazla
gerekenden çok
- lıkır
Sıvıların bir kaptan akarken çıkardığı ses
- lıkır lıkır
"Lık lık" diye ses çıkararak
- lıkırdama
Lıkırdamak işi
- lıkırdamak
Kaptaki sıvı akarken "lık lık" diye ses çıkarmak
- lığlama
Lığlamak işi
- lığlamak
Sel veya akarsu, ince çamur, birikinti getirip yığmak
- lığlanma
Lığlanmak işi
- lığlanmak
Üstünde lığ birikmek
- lığlı
Lığdan oluşmuş veya üzerinde lığ birikmiş