Z harfi ile başlayan kelimeler
Z harfi için 913 sözlük maddesi listeleniyor.
Z harfinde öne çıkanlar
Bu harfte daha sık ziyaret edilen maddeler.
- zuhuri kolu
Orta oyunu kollarından ikinci olan oyuncu topluluğu
- zır zır
Bıktırıcı ve sürekli bir ses çıkararak
- zıp zıp
"Çok sevinmek" anlamındaki zıp zıp zıplamak deyiminde geçen bir söz
- zeveban etmek
ergimek
- zihin açıklığı
Doğru düşünme gücü; zihin berraklığı
- zapturapt altına almak
düzeni ve disiplini sağlamak
- zarf-fiil
Fiilden -a, -arak, -dıkça, -ınca, -ıp, -madan vb. eklerle yapılan, zarf olarak kullanılan kelime; ulaç, bağ-fiil, sıla sigası: Koşarak geldi. Düşünmeden söyledi. Siz gelmeyince gittik
- zırhlı yayın
Kemikli balıklar takımının yayın balığıgiller familyasından bir tür balık; zırhlı balık
- zenci
Siyah ırktan olan kimse; siyahi, siyah adam, Arap
- zümre edebiyatı
Belli bir sınıfa veya zümreye hitap eden edebiyat
- zan altında bulunmak
bir şeyle suçlanmak, sanık durumunda olmak
- zarf-fiil grubu
Birden fazla kelimeden oluşan zarf-fiil
- zorunlu eğitim
Yasaların zorunlu kıldığı eğitim
- zelve
Çift öküzünün boyunduruktan çıkmaması için boynunun iki yanından boyunduruğa, aşağıya doğru geçirilen çubuk
- zincir vurmak
elini ayağını bağlamak
- zannına düşmek
sanmak
- zart zurt etmek
yüksekten atıp tutarak çıkışmak, kaba kuvvet gösterisinde bulunmak
- zenci yüzü yıkamakla ağarmaz
“bir şeyin aslını değiştirmek mümkün değildir” anlamında kullanılan bir söz
- zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır
"zengin, para gücüyle güçlükleri yenerken yoksul, parasızlık yüzünden en kolay işi bile başaramaz" anlamında kullanılan bir söz
- zihin jimnastiği
Bazı zihinsel yetileri çevikleştirmek için yapılan alıştırmaların tümü; beyin jimnastiği
- zorba
Gücüne güvenerek hükmü altında bulunanlara söz hakkı ve davranış özgürlüğü tanımayan (kimse); kefenci, müstebit, mütegallibe, despot (I), diktatör
- zorlayıcı
Zorlayan; mücbir
- zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına
"rastgele yapılan plansız işlerde yöntem, kural aranmaz" anlamında kullanılan bir söz
- zırhlı birlik
Hareket yeteneği yüksek, ateş gücüne sahip, zırhla korunan savaş araçlarıyla donatılmış silahlı kara kuvveti; zırhlı güç, zırhlı kuvvet
- zaman bilimi
Tarihsel olayların zamanını inceleme bilimi; kronoloji
- zampara
Sürekli kadın peşinde koşan, kadınlara düşkün (erkek); kadıncıl, keskin, zendost
- zararı yok
özür dileyenlere karşılık olarak bağışlandığını, olayın pek önemli olmadığını bildirmek için söylenen bir söz
- zaç
Kükürtle demir bileşimlerinden biri
- zombi
Uykusuzluktan, yorgunluktan serseme dönmüş kimse
- zonal toprak
Herhangi bir bölgede etkili olan iklim şartları ve bitki örtüsü özelliklerine göre oluşmuş toprak
- zor
Sıkıntı veya güçlükle yapılan; güç (II), yaş (II), müşkül, kolay karşıtı
- zorla
Zor kullanarak; cebren, zecren, metazori
- zıpçıktı
Görgüsüz, fırsatçı kimse
- zabıt kâtipliği
Zabit kâtibinin işi
- zar almak
oyunu kazanmak
- zar kanatlılar
Arı, karınca vb. eklem bacaklıları içine alan, kanatları zar gibi saydam ve az damarlı olan hayvanlar takımı
Z dizini
913 kelime bağlantısı sunucuda oluşturuldu.
- z kuşağı
2000 yılında ve sonrasında doğanlar için kullanılan bir söz
- z raporu
Bir ticari işletmede gün sonunda yazar kasadan alınan, günlük satışları ve bu satışlara ilişkin KDV tutarlarını gösteren belge
- z, Z
Türk alfabesinin yirmi dokuzuncu sırasında yer alan ve ze adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından yumuşak, diş eti sızıcısını gösterir
- zaaf
İrade zayıflığı
- zaaf duymak
bir şeye karşı zayıflık hissetmek
- zaaf göstermek
zayıflığı, yeteneksizliği ortaya çıkmak
- zaafa düşmek
zaafa kapılmak
- zaafa kapılmak
direnme gücü gösterememek
- zaafa uğramak
eksikliği, yetersizliği belli olmak
- zabit
Rütbesi teğmenden binbaşıya kadar olan subay
- zabitan
Subaylar
- zabitlik
Zabit olma durumu
- zabıt kâtibi
Adliyelerde yazı işlerinden sorumlu memur
- zabıt kâtipliği
Zabit kâtibinin işi
- zabıt tutmak
tutanak düzenlemek
- zabıta
Belediye hizmetlerinin güvenliğini sağlamakla görevli yönetim
- zade
Doğmuş
- zadegân
Soylular
- zafer
Savaşta kazanılan başarı; utku
- Zafer Bayramı
30 Ağustos 1922'de kazanılan büyük zaferi kutlamak üzere yasayla kabul edilmiş olan resmî bayram
- zafer takı
Avrupa’da kahraman hükümdarların veya büyük zaferlerin anısına yapılmış, altından geçilebilen, görkemli, bir veya birkaç kemerden oluşan yapı; takızafer
- zafiyet geçirmek
zayıflayıp iyice kuvvetten düşmek
- zahire
Gerektiğinde kullanılmak için saklanan tahıl; aşlık
- zahirî
Görünen, görünürdeki
- zahit
Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren, dünya işlerine önem vermeyen (kimse)
- zahitlik
Zahit olma durumu
- zahme
Kudüm çalmakta kullanılan ucu topuzlu uzun değnek
- zahmet etmek
biri için yorulmak veya masrafa girmek
- zahmet olmak
yapılan bir işten sıkıntı, yorgunluk duymak
- zahmet olmazsa
“size zor gelmezse, lütfen” anlamlarında kullanılan bir nezaket sözü
- zahmet vermek
sıkıntı vermek
- zahmet çekmek
güçlükle karşılaşmak, sıkıntıya katlanmak
- zahmete girmek (veya katlanmak)
Sıkıntı çekmek, sıkıntıya girmek
- zahmete sokmak
birine yorgunluk vermek veya masraf ettirmek
- zahmetine (veya zahmete) değmek
verilen emeği karşılamak
- zahmetli
Sıkıntı veren
- zahmetlilik
Zahmetli olma durumu
- zahmetsiz
Sıkıntı çekmeden, güçlükle karşılaşmadan
- zahmetsiz rahmet olmaz
"sıkıntı, güçlük çekmeden iyi ve güzel işler başarılamaz" anlamında kullanılan bir söz
- zahmetsizce
Zahmetsiz bir biçimde, kolay bir biçimde
- zahmetsizlik
Zahmetsiz olma durumu
- zahter
Bir çeşit kekik (Thymus longicaulis)
- zahîr
Yardım eden, destekleyen, arka çıkan
- zail
Yok olan, ortadan kalkan
- zail olmak
yok olmak, ortadan kalkmak
- zait
Çoğaltan, artıran
- zakkum
Zakkumgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, çiçekleri beyaz veya pembe renkli, kışın yapraklarını dökmeyen zehirli bir ağaççık; ağı ağacı, ağı çiçeği (Nerium oleander)
- zakkumgiller
İki çeneklilerden, zakkum, Cezayir menekşesi vb. türleri içine alan familya
- zakkumlaşma
Zakkumlaşmak durumu
- zakkumlaşmak
Çok acı bir duruma gelmek
- zakkumlu
Zakkumun zehri bulaşmış
- zalim
Acımasız ve haksız davranan, zulmeden
- zalimce
(zali'mce)
- zalimleşebilme
Zalimleşebilmek durumu
- zalimleşebilmek
Zalim duruma gelme imkân ve ihtimali bulunmak
- zalimleşme
Zalimleşmek durumu
- zalimleşmek
Zalim duruma gelmek, acımasız olmak
- zalimlik
Zalim olma durumu
- zam
Bir şeyin fiyatını artırma; bindirim
- zam gelmek
fiyatı artmak
- zam görmek
fiyatı artmak
- zam paketi
Çeşitli tüketim mallarına veya ücretlere toplu olarak yapılan zam
- zam yapmak
söz konusu fiyatı artırmak
- zaman
Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre; hengâm, vakit
- zaman almak
sürmek, devam edip zamanı geçirmek
- zaman ayarlı
Belirli bir ana ayarlanmış olan
- zaman bilimi
Tarihsel olayların zamanını inceleme bilimi; kronoloji
- zaman bilimsel
Zaman bilimi ile ilgili olan; kronolojik
- zaman birimi
Tekrarlanan gök olaylarına dayanılarak seçilen zaman aralığı
- zaman bırakmak
bir iş için süre ayırmak
- zaman dizini
Tarihsel olayların zaman bakımından sırası; kronoloji
- zaman dizinsel
Zaman dizinle ilgili olan; kronolojik
- zaman dışı
Zamanın dışında gerçekleşmiş olan
- zaman dışılık
Zaman dışı olma durumu
- zaman eki
Fiillerden hemen sonra getirilen ve zaman kavramı bildiren ek: gel-ir-im, sev-iyor, git-ti, piş-miş; çalış-acak-tı-m vb
- zaman geçirmek
oyalanmak
- zaman ile yarışmak
hızlı hareket etmek
- zaman kazanmak
vakit kazanmak
- zaman kollamak
bir işin sırasını beklemek
- zaman tanımak
bir iş için yeterli süreyi vermek
- zaman tüneli
Bilim kurguda değişik zamanlar arasında geçişin sağlandığına inanılan yer
- zaman vermek
bir iş için belli bir süre ayırmak
- zaman zarfı
Yüklemin anlamını zaman ilgisiyle belirleyen veya sınırlayan zarf; zaman belirteci: Yarın yazacağım. Şimdi geliyorum. Sabahleyin vereceksiniz
- zaman zarfında
Belirli bir süre içerisinde
- zaman çizelgesi
Olay, iş vb.nin listesini zaman sırasına göre gösteren tablo
- zaman öldürmek
boş şeylerle vakit geçirmek
- zamana uymak
davranışlarını içinde bulunulan günün şartlarına uydurmak
- zamandaş
Aynı zamanda yapılanlardan veya gerçekleşenlerden her biri
- zamandaşlık
Zamandaş olma durumu
- zamane
İçinde bulunulan zaman, dönem
- zamane çocuğu
Çokbilmiş, akıllı çocuk
- zamanla
Aradan süre geçtikçe, giderek
- zamanlama
Zamanlamak işi
- zamanlamak
Bir konuda en iyi sonucu almak için en iyi, en uygun süreyi belirlemek
- zamanlayabilme
Zamanlayabilmek işi
- zamanlayabilmek
Zamanlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- zamanlı
Zamanı olan
- zamansız
Uygun olmayan bir zamanda yapılan, vakitsiz
- zamansızlık
Zamansız olma durumu
- zamanı (veya zamanını) geçirmek
bir işin yapılması için tanınan süreyi doldurmak
- zamanı avlamak
uygun zamanı bulmak
- zamanı dolmak
bir iş için ayrılan süre sona ermek
- zamanı geçmek
o şey artık gerekli ve yerinde olmaktan çıkmak
- zamanında
Tam vaktinde
- zambak
Zambakgillerden, 90-100 santimetre yüksekliğinde, güzel ve iri çiçeği diş ve yüz şişlerinin tedavisinde kullanılan, çok yıllık bir süs bitkisi; ak zambak, top zambak (Lilium candidum)
- zambakgiller
Bir çeneklilerden, çiğdem, lale, soğan, pırasa, zambak vb. bitkileri içine alan familya
- Zambiyalı
Zambiya’da yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse
- zambırından geçilmemek
çalımından geçilmemek
- zamir
Kişi, dönüşlülük, gösterme, soru ve belirsizlik anlamı vererek adların yerini tutan söz; adıl: ben, sen, o, biz, siz, onlar, kendim, kendin, kendi, kendimiz, kendiniz, bu, şu, o, kim, ne, biri
- zamk
Akasya, kitre, sütleğen vb. ağaçların kabuklarından sızarak donan, eriyiği yapıştırıcı olarak kullanılan, renksiz veya sarı kırmızımtırak renkte biçimsiz madde
- zamk ağacı
Akasya, mimoza gibi zamk veya reçineli zamka benzer maddeler veren okaliptus; zamk akasyası
- zamk hastalığı
Ağacın veya bitkinin aşırı miktarda zamk salgılaması sonucu ortaya çıkan hastalık
- zamkinos
Kaçıp savuşma
- zamkinos etmek
kaçmak, savuşmak
- zamklama
Zamklamak işi
- zamklamak
Zamk sürmek
- zamklanma
Zamklanmak işi
- zamklanmak
Zamklama işine konu olmak
- zamklı
Üstüne zamk sürülmüş
- zamklı kâğıt
Bir tarafı yapıştırılmak amacıyla zamklanmış kâğıt
- zamlanma
Zamlanmak işi
- zamlanmak
Fiyatı yükselmek
- zamlı
Fiyatı arttırılmış; bindirimli
- zampara
Sürekli kadın peşinde koşan, kadınlara düşkün (erkek); kadıncıl, keskin, zendost
- zamparalık
Zampara olma durumu; zendostluk
- zamparalık etmek
çapkınlık etmek, kadın peşinde koşmak
- zamsız
Fiyatı arttırılmamış; bindirimsiz
- zamsızlık
Zamsız olma durumu
- zan altında bulunmak
bir şeyle suçlanmak, sanık durumunda olmak
- zanaat
İnsanların maddeye dayanan gereksinimlerini karşılamak için yapılan, öğrenimle birlikte deneyim, beceri ve ustalık gerektiren iş; sınaat, sanat
- zanaatçı
Belli bir zanaatla uğraşan, bir zanaatı meslek edinen emekçi; zanaatkâr, artizan
- zanaatçılık
Zanaatçı olma durumu; zanaatkârlık
- zangoç
Kilisenin işlerini yapan ve çan çalan kimse
- zangoçluk
Zangocun yaptığı iş
- zangır zangır
"Aşırı bir biçimde titremek" anlamındaki zangır zangır titremek deyiminde geçen bir söz; zıngır zıngır, zıngıl zıngıl
- zangırdama
Zangırdamak işi; zıngıldama, zıngırdama
- zangırdamak
Güçlü bir ses çıkararak titremek veya sallanmak; zıngıldamak, zıngırdamak
- zangırdatma
Zangırdatmak işi; zıngırdatma
- zangırdatmak
Zangırdamasına yol açmak; zıngırdatmak
- zangırtı
Güçlü titremeyle oluşan sesin adı
- zanka
İki atlı kızak
- zanlılık
Zanlı olma durumu
- zannına düşmek
sanmak
- zapt
Zor kullanarak ele geçirme
- zapt etmek
zorla almak
- zapt olunmak
ele geçirilmek
- zaptiye
Osmanlı Devleti'nde toplum güvenliğini sağlamakla görevli askerî polis kuruluşu
- zapturapt altına almak
düzeni ve disiplini sağlamak
- zar
İnce perde veya örtü
- zar almak
oyunu kazanmak
- zar atmak
oyunda zarı hızla yuvarlamak
- zar gelmek
şansı iyi olmak
- zar gibi
çok ince, saydam
- zar kanatlılar
Arı, karınca vb. eklem bacaklıları içine alan, kanatları zar gibi saydam ve az damarlı olan hayvanlar takımı
- zar kesmek
zarını bozmak
- zar tutmak
istediği sayıyı getirmek için zarı, atmadan önce parmaklar arasında düzene sokmak
- zar zor
Güçlükle, zoru zoruna
- Zara
Sivas iline bağlı ilçelerden biri
- zarar
Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç; dokunca, ziyan, mazarrat, götürü, hüsran, muhatara
- zarar etmek
maddi ve manevi bakımdan kayba uğramak
- zarar gelmek
kötülük gelmek
- zarar görmek
kötü sonuca uğramak
- zarar vermek
kötülük etmek
- zarar çekmek
zarara uğramak
- zarara sokmak
zarar vermek
- zarara uğramak
kötü bir durumla karşılaşmak
- zararda olmak
alışverişte kâr elde edememek
- zararlı
Zarar veren, zararı dokunan; dokuncalı, muzır
- zararlı çıkmak
bir işin sonunda değerli sayılan bazı şeyleri yitirmek
- zararlıkıran
Bitkilerin sağlıklı biçimde gelişmelerini engelleyen böcek, kurt vb. canlıları yok eden tarım ilacı
- zararlılar
Bitkilerin sağlıklı biçimde gelişmelerini engelleyen böcek, kurt vb. canlılara verilen genel ad
- zararlılık
Zararlı olma durumu
- zararsız
Zarar vermeyen, zararı dokunmayan; dokuncasız, ziyansız
- zararsızca
Zararsız bir biçimde
- zararsızlık
Zararsız olma durumu
- zararı dokunmak
kötülüğe uğratmak
- zararı olmamak
kötülüğe yol açmamak
- zararı yok
özür dileyenlere karşılık olarak bağışlandığını, olayın pek önemli olmadığını bildirmek için söylenen bir söz
- zararına
Zarar ederek
- zarcı
Zar oyunu oynayan kimse
- zarf
İçine mektup veya başka kâğıtlar konulan kâğıttan kese
- zarf atmak
dolandırıcı zarf vb. kullanarak bir tür para sızdırmak veya çarpmak
- zarf tümleci
Yüklemin anlamını zaman, durum, sebep, ölçü, araç, şart, yer, yön vb. bakımlardan belirleyen veya sınırlayan tümleç
- zarf-fiil
Fiilden -a, -arak, -dıkça, -ınca, -ıp, -madan vb. eklerle yapılan, zarf olarak kullanılan kelime; ulaç, bağ-fiil, sıla sigası: Koşarak geldi. Düşünmeden söyledi. Siz gelmeyince gittik
- zarf-fiil grubu
Birden fazla kelimeden oluşan zarf-fiil
- zarflama
Zarflamak işi
- zarflamak
Zarf içine koymak
- zarflanma
Zarflanmak durumu
- zarflanmak
Zarf içine konulmak
- zarflı
Zarfı olan
- zarfsız
Zarfı olmayan
- zarfçı
Tenha bir yolda yere içi doluymuş gibi görünen zarf veya cüzdan bırakan, sonra da bunları bulup alan kimseyi suçlayarak, tehdit ederek para sızdıran dolandırıcı; papelci
- zarfçılık
Zarfçının yaptığı iş; papelcilik
- zarfında
Belli bir sürede, belli bir süre içinde
- zargana
Uskumrumsugillerden, 40-60 santimetre boyunda, vücudu silindir biçiminde, gaga gibi ince, uzun, sivri ağızlı bir balık (Belone belone)
- zari zari
İnleyerek
- zarif
Çekicilik, biçim, görünüş, durum, konuşma ve davranışlarıyla hoşa giden, beğenilen; zarafetli
- zarifane
Zarife yakışır
- zariflik
Zarif davranış veya zarif olma durumu; zarafet
- zarifçe
Zarife yakışır bir biçimde; zarifane
- zarsı
Zarı andıran, zara benzeyen, zar gibi; zarımsı
- zart zurt
Kendini önemli kişi olarak göstermek için yüksekten atıp tutarak çıkışma, kaba kuvvet gösterisi
- zart zurt etmek
yüksekten atıp tutarak çıkışmak, kaba kuvvet gösterisinde bulunmak
- zartayı çekmek
ölmek
- zaruret
Sıkıntı, yoksulluk içinde olma
- zarılanma
Zarılanmak işi
- zarılanmak
İçli içli ağlamak
- zarını bozmak
tavla oyununda oyuncu, yenilmesini yanına oturan kimseden bilmek
- zaten
Doğrusu, doğrusunu isterseniz; esasen, zati
- zatülcenp
Göğüs sancısı, ateş, titreme, öksürük vb. belirtilerle ortaya çıkan akciğer zarı yangısı; satlıcan
- zatürre
Ateş, öksürük ve balgamla beliren, tehlikeli bir akciğer hastalığı; batar
- zatıalileri
"Saygın bir kişi olan siz" anlamında kullanılan bir söz
- zatıaliniz
"Saygın bir kişi olan siz" anlamında kullanılan bir söz
- zavallı
Acınacak kadar kötü durumda bulunan; biçare, fukara
- zavallılık
Zavallı olma durumu; biçarelik, fukaralık
- zaviye
Küçük tekke
- zayi
Kaybolma, yitme
- zayi etmek
yitirmek, kaybetmek
- zayi olmak
yitmek, kaybolmak
- zayiat
Yitikler, kayıplar
- zayiat vermek
kayba uğramak, zarar ziyan görmek
- zayiçe
Yıldızların, belli bir zamandaki yerlerini, durumlarını gösteren çizelge
- zayiçesine bakmak
bir inanışa göre, yıldızlara bakarak birinin gelecekteki talihini anlamak
- zayıf
Eti, yağı az olan, şişman olmayan (insan veya hayvan); arık (II), ince, kavruk, nahif
- zayıf düşmek
zayıflamak
- zayıf nahif
Çok zayıf
- zayıf sesli
Sesi pek duyulmayan
- zayıf yerinden (veya noktasından veya damarından) yakalamak
güçsüz, eksik ve yanlış bir tutum ve davranışı yüzünden zor durumda bırakmak
- zayıflama
Zayıflamak işi
- zayıflamak
Zayıf duruma gelmek; incelmek, telesimek
- zayıflatabilme
Zayıflatabilmek işi
- zayıflatabilmek
Zayıflatma ihtimali veya imkânı bulunmak
- zayıflatma
Zayıflatmak işi
- zayıflatmak
Zayıf olmasına yol açmak; eritmek
- zayıflayabilme
Zayıflayabilmek işi
- zayıflayabilmek
Zayıflama ihtimali veya imkânı bulunmak
- zayıflayış
Zayıflamak işi
- zayıflık
Zayıf olma durumu; arıklık, çirozluk, nahiflik, zafiyet
- Zaza
Ön Asya'da yaşayan bir topluluk ve bu topluluktan olan kimse
- Zazaca
Zazaların kullandığı dil
- zaç
Kükürtle demir bileşimlerinden biri
- zağanos
Bir cins doğan
- zağar
Yerde yaşayan hayvanların avlanmasında kullanılan bir tür av köpeği
- zağara
Yakanın üzerine dikilen kürk
- zağarcı
Osmanlı Devleti’nde padişahın av köpeklerini yetiştirmek ve bakmakla görevli kimse
- zağarlık
Çoban köpeğinin yaptığı iş
- ze
Türk alfabesinin yirmi dokuzuncu harfinin adı, okunuşu
- zebani
Cehennemlikleri ateşe atmakla görevli melek, cehennem bekçisi
- zebella
İri yarı kimse
- zebercet
Sarı renkte ve cam parlaklığında, doğal demir ve magnezyum silikat; krizolit
- zebra
Tek parmaklılardan, ata benzeyen, derisi çizgili, Afrika'da yaşayan memeli hayvan (Equus zebra)
- zebun
Güçsüz, zayıf, âciz olan
- zebun etmek
güçsüz bırakmak, zavallı duruma düşürmek veya getirmek
- zebun kalmak
güçsüz, zavallı durumda bulunmak
- zebun olmak
güçsüz duruma düşmek
- zebunküş
Güçsüze acımayan, zavallıları ezen
- zebunküşlük
Zebunküş olma durumu
- zebunlaşma
Zebunlaşmak durumu
- zebunlaşmak
Zebun bir duruma gelmek
- zebunluk
Zebun olma durumu
- zebunu olmak
birini çok sevmek, ona aşırı düşkün olmak
- Zebur
Hz. Davut'a gönderilen, Tanrı buyruklarını içeren kutsal kitap
- zecir
Yaptırmama, yasaklama
- zecren
Yasaklayarak
- zecrî
Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan
- zede
Vurma, çarpma, düşme sonunda oluşan yara veya ezilme
- zedeleme
Zedelemek işi
- zedelemek
Vurma, çarpma sonucunda hafifçe yaralamak
- zedeleniş
Zedelenmek işi
- zedelenme
Zedelenmek işi
- zedelenmek
Vurma, çarpma, delme sonucu berelenmek, ezilmek
- zedeleyebilme
Zedeleyebilmek işi
- zedeleyebilmek
Zedeleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- zedeli
Zedelenmiş olan
- zedesiz
Zedelenmemiş olan
- zefir
Genellikle gömlek yapımında kullanılan, çizgili, ince, pamuklu bir kumaş türü
- zehaba (veya zehabına) kapılmak
kuruntuya düşmek; vesveselenmek
- zehapta bulunmak
vesveseye kapılmak, kuruntu içinde olmak
- zehir
Organizmaya girdiğinde kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarına göre canlıyı öldürebilen madde; ağı, sem (I), zıkkım
- zehir gibi
çok acı
- zehir hafiye
Kimseye göz açtırmayan, sert yaradılışlı kimse
- zehir kesilmek
çok acı ve yakıcı olmak
- zehir saçmak
çevreye kötü propaganda yapmak veya insanları olumsuz davranışlara yönlendirmek, tahrik etmek, ortalığı karıştırmak
- zehir zemberek
Son derece sert, hakaret dolu
- zehir zıkkım
Son derece acı
- zehir zıkkım olsun
nankörler için kullanılan bir ilenme sözü
- zehirleme
Zehirlemek işi; ağılama
- zehirlemek
Öldürmek amacıyla yedirme, içirme vb. yollarla zehir vermek; ağılamak
- zehirleniş
Zehirlenmek işi
- zehirlenme
Zehirlenmek durumu; ağılanma
- zehirlenmek
Zehirleme işi yapılmak veya zehirleme işine konu olmak; ağılanmak
- zehirletme
Zehirletmek işi
- zehirletmek
Zehirleme işini yaptırmak
- zehirli
Zehri olan; ağılı, toksik
- zehirli gaz
Zehirleyici özelliği bulunan gaz
- zehirlilik
Zehirli olma durumu
- zehirsiz
Zehri olmayan
- zehirsizlik
Zehirsiz olma durumu
- zehretme
Zehretmek durumu
- zehretmek
Tatsızlık çıkarıp üzüntüye yol açmak, bunaltmak, acı vermek, sıkmak, üzmek
- zehrolma
Zehrolmak durumu
- zehrolmak
Zevk almak umulurken üzüntü ile karşılaşmak
- Zekeriya sofrası
Bir dileğin gerçekleşmesi için kırk çeşit yiyecekle hazırlanan sofra
- zeki
Anlama, kavrama yeteneği olan, zekâsı olan; anlaklı, zeyrek (I)
- zekice
Zeki olan
- zekilik
Zeki olma durumu; zeyreklik
- zekâ
İnsanın düşünme, akıl yürütme, öğrenme, kavramları ve nesneleri zihinde canlandırabilme, objektif gerçekleri algılama, yargılama, sonuç çıkarma, bedeni kontrol edebilme, duyguları doğru algılayabilme, değerlendirebilme, icat edebilme vb. yeteneklerinin ve becerilerinin tamamı; anlak, dirayet, feraset
- zekâ bölümü
Bir kimsenin zihin gücünün hangi düzeyde bulunduğunu gösteren değer
- zekâ geriliği
Türlü sebeplerle zihnin görevini yapmakta gösterdiği sürekli yavaşlama, duraklama ve gerileme durumu
- zekâ küpü
Hareketli parçalardan oluşan küpün üzerindeki farklı renkteki kareleri elle çevirerek aynı renkteki kareleri küpün aynı yüzüne toplama esasına dayalı bir tür bulmaca; sabır küpü, Rubik küpü
- zekâ testi
Bir kimsenin zihin gücü ve kabiliyetini ölçmek için hazırlanmış olan test
- zekâ yaşı
Bir zekâ testinden elde edilen puanın, o zekâ testinin ortalamasına göre gösterdiği yer
- zekâ yeteneği
Bir kimsenin zihin gücü ve kabiliyeti
- zekâlı
Zeki olan
- zekâlılık
Zeki olma durumu
- zekâsız
Zeki olmayan
- zekâsızlık
Zekâsız olma durumu
- zekât
Zenginlerin sahip olduğu mal ve paranın kırkta birinin fakirler başta olmak üzere Kur’an’ın belirlemiş olduğu yerlere dağıtılmasını öngören, İslam’ın beş şartından biri
- zekât keçisi
Yetersiz olan
- zekât vermek
Müslümanlıkta, sahip olunan mal ve paranın kırkta birlik payını sadaka olarak dağıtmak
- zekâvet
Çabuk anlama ve kavrama
- zelber
Büyük yük üzerine konulan küçük yük
- zelil
Hor görülen, aşağı tutulan, aşağılanan
- zelil etmek
aşağılamak, hor görmek, önem ve değer vermemek
- zelil olmak
hor görülmek, aşağılanmak
- zelve
Çift öküzünün boyunduruktan çıkmaması için boynunun iki yanından boyunduruğa, aşağıya doğru geçirilen çubuk
- zemberek
Saatlerin çeşitli parçalarını harekete geçiren bölüm; yay
- zemberek gibi
birdenbire, aniden
- zemberek kurulmak
durum kızışmak
- zemberek kutusu
Zembereği muhafaza etmek için yapılan kutu
- zemberekli
Zembereği olan
- zemberekçi
Yeniçerilerin zemberek kullananı
- zembereği boşalmak (veya boşanmak)
zembereği kurulmaz duruma gelmek
- zembil
Hasırdan örülmüş saplı torba
- zembil otu
Buğdaygillerden, ayrık otuna benzeyen, çorak yerlerde yetişen bitki (Briza)
- zemheri zürefası
Kışın ince giysi ile gezen kimse
- zemin
Kumaş, süslü kâğıt, halı, yer muşambası, tablo vb. desenli nesnelerde, biçimlerin üzerinde yer aldığı renk
- zemin hazırlamak
uygun ortam yaratmak
- zemin ve zamana uygun
konuya, içinde bulunulan şartlara uygun
- zeminli
Zemini olan
- zeminlik
Yer altı barınağı
- zemzem
Kâbe yakınında bulunan bir kuyunun Müslümanlarca kutsal sayılan suyu; zemzem suyu
- zemzem kuyusuna işemek
ünlü olsun, adı anılsın diye herkesi iğrendirip kızdıran kötü bir iş yapmak
- zemzem suyu ile yıkanmak
hiçbir suçu veya günahı olmamak
- zemzemle yıkanmış olmak
biri, ötekine göre çok iyi nitelikte olmak
- zencefil
Zencefilgillerden, ana vatanı Hindistan ve Malezya olan, kamış görünüşünde otsu bir bitki (Zingiber officinale)
- zencefilgiller
Bir çeneklilerden, zencefil, kakule, zerdeçal gibi güzel kokulu bitkileri içine alan bir familya
- zenci
Siyah ırktan olan kimse; siyahi, siyah adam, Arap
- zenci yüzü yıkamakla ağarmaz
“bir şeyin aslını değiştirmek mümkün değildir” anlamında kullanılan bir söz
- zencirek
Küçük zincir
- zengin
Parası, malı çok olan; varlıklı, yokluksuz, variyetli, fakir, yoksul karşıtı
- zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır
"zengin, para gücüyle güçlükleri yenerken yoksul, parasızlık yüzünden en kolay işi bile başaramaz" anlamında kullanılan bir söz
- zengin ekmek
İçine çeşitli vitaminlerin eklendiği, kepeği alınmamış ekmek
- zengin etmek
çok mal ve para sahibi yapmak
- zengin kafiye
Dizelerdeki uyaklarda ikiden çok ses arasındaki uyumluluk; zengin uyak
- zengin olmak
çok mal ve para edinmek
- zenginin malı züğürdün çenesini yorar
birinin zenginliğinden çok söz etmenin gereksizliğini, yersizliğini belirtmek için söylenen bir söz
- zenginleşme
Zenginleşmek durumu; zenginleme, zenginlenme
- zenginleşmek
Zengin duruma gelmek; kalkınmak, zenginlemek, zenginlenmek
- zenginleştirilme
Zenginleştirilmek işi
- zenginleştirilmek
Zengin duruma getirilmek
- zenginleştirilmiş kitap
Video, fotoğraf, harita, grafik tablo vb. ögelerle etkileşimli olarak hazırlanmış, öğrencilerin içeriklere kolayca ulaşabilmelerine imkân veren ders kitabı; z-kitap
- zenginleştirilmiş kütüphane
Çalışma, dinlenme, oyun vb. etkinliklerin yapılabileceği, estetik, kullanışlı tasarımlara sahip, elektronik ve basılı kaynakların yer aldığı kütüphane ortamı; z-kütüphane
- zenginleştirme
Zenginleştirmek işi
- zenginleştirmek
Zengin duruma getirmek, zenginleşmesini sağlamak
- zenginlik
Zengin olma durumu; varlıklılık, varsıllık, variyet
- zengûle
Klasik Türk müziğinde basit bir makam
- zenne
Kadın işi
- zenneci
Kadın eşyası satan kimse
- zennelik
Zenne rolü
- zenneye çıkmak
orta oyununda erkek oyuncu, kadın rolüne çıkmak
- zephiye
Kesimevinde kesilen hayvanlar için kasapların ödedikleri vergi
- zerdali
Kayısı ağacının Akdeniz ülkelerinde yetiştirilen küçük meyveli bir türü (Armeniaca vulgaris)
- zerdaliden kaval olmaz, al zurnadan haberi
“bir işin iyi yapılabilmesi için gerekli koşulların, gerekli malzemelerin sağlanması gerekir, işe yaramayan araçlarla iyi bir sonuç elde edilemez” anlamında kullanılan bir söz
- zerde
Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç peltesi
- zerdeçal
Zencefilgillerden, kök saplarından safranı andıran boyalı bir madde çıkarılan, yaprakları sivri uçlu, çiçekleri sarı renkte, çok yıllık bir bitki; Hint safranı (Curcuma longa)
- Zerdüştçü
Zerdüştçülüğü benimseyen
- Zerdüştçülük
Hz. İsa'dan önce VII. yüzyılda Zerdüşt tarafından düzenlendiği ileri sürülen, temel ilkeleri, iyilik (aydınlık) ve kötülük (karanlık) olan din
- zerk
Vücuda şırınga ile sıvı verme işi; iç itme, iç itim
- zerk etmek
sıvıyı şırınga vb. ile vücuda vermek; iç itmek
- zerre
Çok küçük parçacık; habbe
- zerre kadar
bir parça, çok az
- zerrece
Zerre kadar
- zerresi (veya zerre kadar eseri) kalmamak (veya olmamak veya yok)
hiç bulunmamak, tükenmek, yok olmak
- zerrin
Altından yapılmış
- zerzevat
Küçük, önemsiz nesneler
- zevahiri kurtarmak
görünüşü kurtarmak, durumu toparlamak
- zeval
Yok olma, yok edilme
- zeval bulmak
bozulup yok olmak, çökmek
- zeval vermemek
yok etmemek, sona erdirmemek
- zevale ermek
zeval bulmak
- zevale yüz tutmak
bozulmaya, alçalmaya, yok olmaya başlamak
- zevali olmak
zararı olmak, zararı dokunmak
- zevalsiz
Yok olmayan, ortadan kalkmayan, bitmeyen; kalımlı
- zevalsizlik
Zevalsiz olma durumu
- zevalî
Zeval ile ilgili
- zevalî saat
Gün başlangıcı olarak öğle vaktini esas alıp 12:00’yi gösterecek biçimde ayarlanmış saat sistemi
- zevat
Kişiler, zatlar
- zevce
Bir erkeğin evlenmiş olduğu kadın
- zevcelik
Zevce olma durumu
- zeveban etmek
ergimek
- zevk
Hoşa giden veya çekici bir şeyin elde edilmesinin veya düşünülmesinin insanda uyandırdığı hoş duygu
- zevk almak (veya duymak)
hoşlanmak, beğenmek
- zevk ehli
Güzel veya çirkin hükmünü verdiren duyguya sahip, zevkli (kimse); ehlizevk
- zevk etmek
eğlenmek
- zevk için
yalnız eğlenmek için
- zevk vermek
zevk duymasına sebep olmak, keyiflendirmek
- zevki çıkmak
hoşa gitmek
- zevkinde olmak
zevkine bakmak
- zevkine bakmak
yalnız kendi eğlencesini düşünmek
- zevkine ermek (veya varmak)
zevkini çıkarmak
- zevkine gitmek
hoşuna gitmek
- zevkini okşamak
bir şeyden hoşlanmak
- zevkini çıkarmak
bir şeyden olabildiği kadar zevk almak
- zevkiselim
En yüksek zevk
- zevklendirme
Zevklendirmek işi
- zevklendirmek
Zevklenme işini yaptırmak
- zevklenme
Zevklenmek durumu
- zevklenmek
Zevk duymak; hoşlanmak
- zevkli
Beğenilen, hoşa giden
- zevkli gelmek
eğlenceli olduğunu düşünmek
- zevkli geçmek
eğlenceli bir biçimde sürmek
- zevklilik
Zevkli olma durumu
- zevksiz
Beğenilmeyen, hoşa gitmeyen
- zevksizlik
Zevksiz olma durumu
- zevkten dörtköşe olmak
çok sevinip keyiflenmek, aşırı zevk duymak
- zevkçe
Zevk bakımından
- zevküsefa
Eğlenme, eğlence
- zevzek
Saçma sapan şeylerle uğraşan
- zevzeklik etmek
gevezelik etmek
- zevzekçe
Gevezeye yakışan, geveze gibi
- zeybek
Batı Anadolu efesi
- zeybek havası
Kısa ve net konuşma
- zeyil
Bir yazıya ek olarak katılan parça
- zeyrek kuş iki ayağından tutulur
“işini hile ile yürüten kimse sonunda yakayı ele verir” anlamında kullanılan bir söz
- zeyreklik
Zeyrek (I) olma durumu
- zeytin
Zeytingillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, 10-20 metre yüksekliğinde, dalları dikensiz, yaprakları karşılıklı, küçük ve gümüş renginde, uzun ömürlü bir ağaç (Olea europaea)
- zeytin dalı
Zeytin ağacının dalı
- zeytin dalı uzatmak
barış için ilk adımı atmak
- zeytin ezmesi
İşlenmiş zeytinin ezilmesi ile yapılan yiyecek
- zeytin güvesi
Pul kanatlılar takımından parlak gri renkli olup zeytinin yaprak, çiçek ve tanelerini kemiren zararlı bir böcek
- zeytin kurdu
Kınkanatlılar takımından, kahverengi veya siyah renkte zeytine musallat olan ve onların kurumasına yol açan zararlı bir böcek
- zeytin rengi
Koyu gri ve siyah arası bir renk; zeytuni
- zeytin sineği
Meyve sineğigiller familyasından olup zeytin tanelerine musallat olan zararlı bir böcek
- zeytin yeşili
Mavi ve açık yeşilin karışımından ortaya çıkan renk
- Zeytinburnu
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri
- zeytinci
Zeytin ağacı yetiştiren kimse
- zeytincilik
Zeytincinin yaptığı iş
- zeytingiller
İki çeneklilerden, zeytin, leylak, dişbudak, yasemin vb. bitkileri içine alan ağaç veya ağaççıklar familyası
- zeytinli
Üzerinde veya içinde zeytin olan
- zeytinlik
Zeytin yetiştirilen alan
- zeytinsi
Zeytini andıran, zeytine benzeyen, zeytin gibi; zeytinimsi
- zeytinsi meyve
Erik, kiraz, kayısı, badem vb. tek çekirdekli meyvelerin genel adı
- zeytinsiz
Üzerinde veya içinde zeytin olmayan
- zeytinyağlı
İçine zeytinyağı katılan
- zeytinyağlı dolma
İç malzemesi zeytinyağı ile pişirilip hazırlanan dolma; yalancı dolma
- zeytinyağlı sarma
İç malzemesi zeytinyağı ile pişirilip hazırlanan sarma
- zeytinyağı
Zeytin tanelerinden çıkarılan bitkisel yağ
- zeytinyağı gibi üste çıkmak
bir sorunda haksız olduğunu kabul etmemek, ustalıkla kendini haklı çıkarmaya çalışmak
- zibidi
Gülünç olacak derecede kısa ve dar giyinmiş olan
- zibidilik
Zibidi olma durumu
- zifafa girmek
gerdeğe girmek
- zifir
Tütün dumanının bıraktığı yağlı ve siyah kir
- zifirlenme
Zifirlenmek işi
- zifirlenmek
İs, duman vb. sebeplerle siyah bir renk almak
- zifirli
İs, duman vb. sebeplerle siyah renge dönmüş olan
- zifirsiz
Karanlık olmayan
- zifirî
Çok koyu
- zifirî karanlık
Çok koyu karanlık
- zifos
Yerden sıçrayan çamur
- zifos atmak
sataşmak
- zift
Katran ve diğer organik maddelerin buharlaşmasından veya damıtılmasından elde edilen, kolay kırılan, az ısı ile eriyen, katı, siyah, parlak madde; karasakız
- zift gibi
çok acı
- zift yesin
"ne yerse yesin" anlamında öfke bildiren bir söz
- ziftin pekini yesin
zift yesin
- ziftleme
Ziftlemek işi
- ziftlemek
Zift sürmek, ziftle kaplamak
- ziftlenme
Ziftlenmek işi
- ziftlenmek
Zift sürülmek, ziftle kaplanmak
- zigon
İç içe geçen sehpa; zigon sehpa
- zigot
Erkek ve dişi gametin birleşmesiyle oluşan döllenmiş hücre
- zihaf
Aruzla yazılmış şiirlerde uzun bir ünlünün ölçü gereğince kısa okunması, imale karşıtı
- zihin
Canlının duygu ve davranışlar dışındaki ruhsal süreç ve etkinliklerinin bütünü
- zihin açmak
zihni daha iyi çalışır duruma getirmek
- zihin açıklığı
Doğru düşünme gücü; zihin berraklığı
- zihin hesabı
Matematik işlemlerinin doğrudan doğruya akıldan yapıldığı hesap
- zihin jimnastiği
Bazı zihinsel yetileri çevikleştirmek için yapılan alıştırmaların tümü; beyin jimnastiği
- zihin karışıklığı
Düşünme sırasında düşünceler arasındaki bağlantının yok olması; kafa karışıklığı, zihin bulanıklığı
- zihin yorgunluğu
Zihnin aşırı derecede yorulması
- zihin yormak
bir konuda çok düşünmek, kafa yormak
- zihince
Zihin bakımından; zihnen
- zihinde (veya zihninde) yer etmek
çıkmamak üzere belleğe yerleşmek
- zihinden yapmak
herhangi bir matematik işlemini araç kullanmadan ezberden yapmak
- zihinsel
Zihinle ilgili; zihnî
- zihinsiz
Akıl ve düşünce bakımından yetersiz olan (kimse)
- zihinsizlik
Zihinsiz olma durumu
- zihni açılmak
kavrayışı, anlayışı çoğalmak
- zihni boşalmak
kafası rahat ve dingin olmak
- zihni bulanmak (veya karışmak)
düşünürken olaylar arasındaki bağlantıyı yitirmek
- zihni takılmak
yanlış bir kanıya takılıp kalmak
- zihnine girmek
düşüncesini değiştirmesine yol açmak
- zihnine yerleştirmek
unutulmayacak biçimde aklında tutmak
- zihnini altüst etmek
düşüncelerini karmakarışık duruma getirmek
- zihnini bozmak
sürekli olarak aynı şeyi düşünmek
- zihnini bulandırmak
kuşkuya düşürmek
- zihnini dağıtmak
gerektiği gibi düşünmemek
- zihnini kurcalamak (veya tırmalamak)
bir şey sık sık hatırlanıp insanı düşündürmek
- zihnini oynatmak
çıldırmak, delirmek
- zihnini toplamak
kendine gelmek, sağlıklı düşünmeye başlamak
- zihnini çelmek
bir kimseyi yanıltmak, yanlış yola sürüklemek
- zikir
Anma, söyleme, sözünü etme
- zikir çekmek
Allah’ın adını art arda söyleyerek ibadet yapmak
- zikredebilme
Zikredebilmek işi
- zikredebilmek
Zikretme ihtimali veya imkânı bulunmak
- zikrediliş
Zikredilmek işi
- zikredilme
Zikredilmek işi
- zikredilmek
Adı anılmak
- zikrediş
Zikretmek işi
- zikretme
Zikretmek işi
- zikretmek
Adını söylemek, sözünü söylemek
- zikri geçmek
anılmak, adı geçmek
- zikrolunma
Zikrolunmak durumu
- zikrolunmak
Adı geçmek, söylenmek
- zikzak
Art arda birdenbire ters yöne açılar yapan kırık çizgi
- zikzak dikişi
Nakışta ve terzilikte zikzak biçiminde yapılan dikiş
- zikzak makinesi
Zikzak dikişi yapan makine
- zikzak yapmak
sık sık sağa sola yön değiştirmek
- zikzaklı
Zikzak biçiminde olan
- zil
İşaret vermek, uyarmak, çağırmak için kullanılan ve bir çan ile bu çana vuran bir tokmaktan oluşan, elle veya başka düzenlerle işletilebilen araç
- zil kalmak
parasız kalmak
- zil takıp (veya çalıp) oynamak
çok sevindiğini belli etmek
- Zile
Tokat iline bağlı ilçelerden biri
- zilhicce
Ay takviminin on ikinci ayı; kurban ayı
- zili
Enine ve boyuna motifleri olan, daha çok yolluk olarak kullanılan kilim
- zilkade
Ay takviminin on birinci ayı
- zillet
Hor görülme
- zillete düşmek
hor görülmek, aşağılanmak
- zilli
Zili olan, üstünde zili bulunan
- zilli maşa
Uçlarına zil takılmış maşa biçiminde bir çalgı
- zilsiz
Zili olmayan
- zilsiz oynamak
çok sevindiğini belli etmek
- zilyet
Sahibi kendisi olsun olmasın bir malı kullanmakta olan, elinde tutan kimse; eldeci
- zilyetlik
Zilyet olma durumu; eldecilik
- zilzurna
Kendini bilmeyecek ölçüde olan
- zilzurna olmak
çok içip sarhoş olarak kendini bilemeyecek duruma gelmek
- zimamdar
Yönetici, işbaşında bulunan kimse
- zimmet
Üstünde olan şey
- zimmet defteri
Bir evrakın veya eşyanın kurumlardaki bir birimden başka bir birime veya bir kişiden başka bir kişiye teslim edildiğini gösteren, evrakın veya eşyanın niteliğinin, kayıt numarasının ve tarih bilgisinin yazılı olduğu defter
- zimmet çıkarmak
eksik veya yanlış yapılan bir işlemden dolayı kişiye fazladan ödenen miktarı belirlemek ve ödemesini sağlamak için bildirimde bulunmak
- zimmetine geçirmek
bir hesabı birinin borcuna eklemek
- zimmetleme
Zimmetlemek işi
- zimmetlemek
Herhangi bir şeyi bir kimsenin üzerine emanet olarak kaydetmek
- zimmetli
Zimmet edilmiş
- zimmi
İslam devleti tebaasında olan ve haraç veren Hristiyanlar, Yahudiler
- zina
Aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişki
- zina etmek (veya işlemek)
aralarında evlilik bağı olmayan kişiler birbiriyle cinsel ilişkiye girmek
- zincifre
Kırmızı renkli doğal cıva sülfür
- zincir
Birbirine geçmiş bir sıra metal halkadan oluşan bağ
- zincir gibi
art arda sıralanmış şey
- zincir vurmak
elini ayağını bağlamak
- zincire vurmak
prangaya vurmak
- zincirleme
Zincirlemek işi
- zincirleme ad tamlaması
Tamlayanı, tamlananı veya her ikisi de ad tamlaması biçiminde olan iç içe girmiş tamlama; zincirleme isim tamlaması
- zincirleme kaza
Üç veya daha çok aracın trafik kazasına karışması durumu
- zincirleme sıfat tamlaması
Bir sıfat tamlamasına varlık bildiren -lı ekinin veya isnat grubunun getirilmesiyle kurulan sıfat tamlaması
- zincirleme tepkime
Art arda birden fazla tepkimenin oluşması durumu
- zincirlemek
Zincirle bağlamak
- zincirlenme
Zincirlenmek durumu
- zincirlenmek
Zincirle bağlanmak
- zincirli
Zinciri olan
- zindan
Tutuklu veya hükümlülerin içine konulduğu kapalı yer
- zindan etmek
bir yeri yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz bir duruma getirmek
- zindan gibi
karanlık veya iç sıkıcı (yer)
- zindan kesilmek
çok karanlık duruma gelmek
- zindan olmak
yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz duruma gelmek
- zindancı
Hapishanede görevli bekçi
- zindancıbaşı
Hapishanede görevli bekçilerden sorumlu kimse
- zindancılık
Zindancının yaptığı iş
- zindancılık etmek
zindan görevlisi olarak çalışmak
- zindandelen
Palamut balığının iki kilodan ağır olanı
- zinde kuvvet
Taze kuvvet
- zinde tutmak
genç ve diri kalmasını sağlamak
- zindeleşme
Zindeleşmek durumu
- zindeleşmek
Zinde duruma gelmek
- zindeleştirme
Zindeleştirmek işi
- zindeleştirmek
Zindeleşme işini yaptırmak
- zingirdek
Köy düğünlerinde ve kına gecelerinde daha çok kadınlar arasında çalınan deflerin bazılarının kasnak içlerinde yer alan, defin sesine kaba ve donuk bir şakırtı katan, sık sıralar hâlinde dizilmiş küçük halkacıklar
- zirai işletme
Tarımla ilgili işleri düzenleyen kuruluş
- zirkon
Zirkonyumun doğal durumunda bulunan, renksiz, sarı, yeşil, kahverengi türleri olan doğal ve saydam, değerli taş
- zirkonyum
Atom numarası 40, atom ağırlığı 91,22, yoğunluğu 6,25, siyah toz biçiminde bir element (simgesi Zr)
- zirve
Bir işte ulaşılan en üst aşama
- zirve konferansı
Doruk toplantısının oluşturduğu konferans
- zirveye çıkmak
dağın doruğuna ulaşmak
- zirzoplaşma
Zirzoplaşmak durumu
- zirzoplaşmak
Uygunsuz, yakışıksız davranmak
- zirzopluk etmek
uygunsuz, yakışıksız davranışlarda bulunmak
- zirzopça
Zıpırca olan
- zivircik
Akdeniz Bölgesi’nde yetişen, 1-3 metre yüksekliğinde, kuvvetli kokulu bir çalı (Anagyris foetida)
- ziyade
Çok, daha çok
- ziyade olsun!
yemekte bulunanlara veya yemeğe buyurun diyenlere "artsın, çoğalsın" anlamında söylenen bir nezaket sözü
- ziyafet
Eğlenmek veya bir olayı kutlamak amacıyla birçok kimsenin bir araya gelerek yedikleri yemek; şölen, toy (II)
- ziyafet çekmek (veya vermek)
konukları yemekli ağırlamak
- ziyan etmek
yersiz, boş yere harcamak
- ziyan olmak
boşuna harcanmak, zarar görmek
- ziyan zebil etmek
boşuna, boş yere harcamak
- ziyan zebil olmak
boşuna, boş yere harcanmak
- ziyankâr
Sürekli zarar veren veya zarar vermeyi huy edinmiş olan
- ziyankârlık
Ziyankâr olma durumu
- ziyansız
Zarar görmeden
- ziyanı yok
özür dileyenlere karşılık olarak bağışlandığını, olayın pek önemli olmadığını bildirmek için söylenen bir söz
- ziyaret
Birini görmeye, biriyle görüşmeye gitme, görüşme
- ziyaret etmek
birini görmeye gitmek
- ziyaret yeri
Hayır işlemek veya saygı göstermek için gidilen yer; ziyaret, ziyaretgâh
- ziyaretçi
Ziyaret eden, ziyarete giden kimse
- ziyaretçi kartı
Bir kurumu ziyaret edenlere geçici olarak verilen, yakaya takılan ya da boyuna asılan tanıtıcı kart
- ziyaretçilik
Ziyaretçi olma durumu
- zloti
Polonya’nın para birimi
- Zn
Çinko elementinin simgesi
- Zodyak
Yıl boyunca Güneş’in yol aldığı yörünge üzerinde sıralanan Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık takımyıldızlarının eşit aralıklarla dağıldığı kuşak; Burçlar Kuşağı
- zoka
Büyük balıkları tutmakta kullanılan, küçük balık biçiminde, ucu iğneli kurşun parçası
- zokayı yutmak
aldatılıp zarara sokulmak
- zom
Çok sarhoş
- zom olmak
çok sarhoş olmak
- zombi
Uykusuzluktan, yorgunluktan serseme dönmüş kimse
- zombileşme
Zombileşmek durumu
- zombileşmek
Zombi durumuna gelmek
- zombilik
Zombi olma durumu
- zon
Benzer hayvan ve bitki türlerinin bir arada bulunduğu alan
- zona
Deride, sinirler boyunca, özellikle gövde, bacak ve yüzde birtakım ağrılı fiskelerle beliren, mikroplu bir hastalık
- zona olmak
zona hastalığına yakalanmak
- zonal
Yeryüzünde enleme bağlı olarak meydana gelen olay
- zonal toprak
Herhangi bir bölgede etkili olan iklim şartları ve bitki örtüsü özelliklerine göre oluşmuş toprak
- Zonguldak
Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Zonguldaklı
Zonguldak ilinden olan kimse
- Zonguldaklılık
Zonguldaklı olma durumu
- zonk
"Zonklamak" anlamındaki zonk zonk atmak, "vücudun bir yeri çok zonklamak" anlamındaki zonk zonk zonklamak deyimlerinde geçer
- zonklama
Zonklamak işi
- zonklamak
Vücudun bir yeri nabız atışı gibi, kesik kesik ağrımak veya sancımak
- zonklatma
Zonklatmak işi
- zonklatmak
Zonklamasına yol açmak, zonklamasına sebep olmak
- zoospor
Suda yaşayan mantarlarda ve su yosunlarında bulunan, selüloz zardan yoksun, üzerindeki iki veya daha çok titrek tüyle hareket eden üreme hücresi
- zootekni
Evcil hayvanları üretme ve yetiştirme bilimi
- zor
Sıkıntı veya güçlükle yapılan; güç (II), yaş (II), müşkül, kolay karşıtı
- zor alım
İşlenen bir suç karşılığı olarak suçlunun malının bütünü veya bir bölümü üstündeki mülkiyetine son verilmesi ve bu mülkiyetin bir başka kuruluşa devredilmesi; müsadere
- zor alıma çarpmak
kişi mallarına devlet adına yasal olarak el koymak, müsadere etmek
- zor gelmek
bir işin yapılması birine güç gelmek
- zor kullanmak
bir işin yapılması için her türlü baskıya başvurmak
- zor oyunu bozar
hile, güç kullanarak düzenlenen oyun boşa çıkarıldığında söylenen bir söz
- zora binmek
iş ancak zor kullanılmakla sonuçlanacak bir hâl almak
- zora gelememek
baskıya, sıkıntıya veya sıkı bir çalışmaya dayanamamak, katlanamamak
- zora koşmak
güçlük çıkarmak
- zoraki
İstemeyerek yapılan; gıcırı bükme
- zorba
Gücüne güvenerek hükmü altında bulunanlara söz hakkı ve davranış özgürlüğü tanımayan (kimse); kefenci, müstebit, mütegallibe, despot (I), diktatör
- zorbaca
Zorbaya yakışır bir biçimde
- zorbalık
Zorbaca davranışta bulunma; mütegallibelik, müstebitlik, tagallüp
- zorbalık etmek
zorba gibi davranmak
- zorca
Biraz zor
- zorla
Zor kullanarak; cebren, zecren, metazori
- zorla güzellik olmaz
"kişiye, beğenmediği şey zorla beğendirilemez" anlamında kullanılan bir söz
- zorlama
Zorlamak işi; zecir
- zorlamak
Birine bir şey yaptırmak amacıyla güç kullanmak, boyun eğdirmeye çalışmak; zor kullanmak, mecbur etmek, cebretmek
- zorlamasız
Zorlaması olmayan, zorlamayan
- zorlanma
Zorlanmak işi
- zorlanmak
Zorlama işi yapılmak
- zorlanış
Zorlanmak işi
- zorlayabilme
Zorlayabilmek işi
- zorlayabilmek
Zorlama ihtimali veya imkânı bulunmak
- zorlayıcı
Zorlayan; mücbir
- zorlayıcılık
Zorlayıcı olma durumu
- zorlayış
Zorlamak işi; cebir (I)
- zorlaşma
Zorlaşmak durumu; müşkülleşme
- zorlaşmak
Zor duruma gelmek; müşkülleşmek
- zorlaştırma
Zorlaştırmak işi
- zorlaştırmak
Zor duruma getirmek
- zorlu
Tuttuğunu koparan, baskı yapabilecek ölçüde güçlü (kimse)
- zorluk
Sıkıntı veya güçlükle yapılma durumu, zor olma; güçlük, müşkül
- zorluk çıkarmak (veya göstermek)
bir şeyin yapılmasını engellemek için çeşitli sorunlar yaratmak
- zorsunma
Zorsunmak durumu
- zorsunmak
Yüksünmek, yapacağı işi ağır bir yük veya angarya olarak kabul etmek
- zoru olmak
kendisini zorlayan bir durumu, bir sıkıntısı olmak, sorunu bulunmak, güçlüğü olmak
- zorun ne?
"amacın ne, ne istiyorsun?" anlamında kullanılan bir söz
- zoruna gitmek
onuruna dokunmak, gücüne gitmek
- zorunda bırakmak
yapmaya mecbur etmek
- zorunda kalmak (veya olmak)
kesinlikle yapması gerekmek, yapmaya mecbur olmak
- zorunlu
Kesin olarak gereksinim duyulan; zaruri, mecburi, ıztırari
- zorunlu emeklilik
Yasalarda belirlenmiş, belirtilen şartların ortaya çıkması durumunda, kişinin isteğine bağlı olmayan emeklilik
- zorunlu eğitim
Yasaların zorunlu kıldığı eğitim
- zorunlu kılmak
mecbur etmek
- zorunlu olarak
kendi isteğinin dışında
- zorunlu sigorta
Trafik sigortası, deprem sigortası gibi yaptırılması zorunlu olan sigorta
- zorunlu öğrenim
Yasaların zorunlu kıldığı öğrenim
- zorunlu öğretim
Yasaların zorunlu kıldığı öğretim
- zorunluk
Olayların iç ve özlerindeki düzenlilik, yasaya bağlılık ve yapı gereği, belli şartlar altında ortaya çıkması kaçınılmaz olan şey
- zorunluluk
Yapmak zorunda kalma durumu; gereklilik, mecburluk, mecburiyet, mecburilik, zaruret, ıztırar, zor, zorun, zorunluk, zarurilik
- Zr
Zirkonyum elementinin simgesi
- zuhur
Ortaya çıkma, görünme, belirme, baş gösterme, meydana çıkma
- zuhur etmek
ortaya çıkmak, görünmek, belirmek
- zuhurat
Gerçekleşeceği düşünülmeyen, hesapta olmayan, umulmadık, olağan dışı olgular
- zuhuri
Orta oyununda taklitçi
- zuhuri kolu
Orta oyunu kollarından ikinci olan oyuncu topluluğu
- zula
Kaçak ve yasak şeylerin saklandığı gizli yer
- zula etmek
çalmak, aşırmak
- zula olmak
gizlenmek, saklanmak
- zulacı
Bir kimsenin saklanması gereken eşyasını saklayan kimse
- zulalama
Zulalamak işi
- zulalamak
Kaçak veya yasak şeyleri gizli bir yere saklamak
- zulaya atmak
bir şeyi gizli bir yere koymak
- zulaya yatmak
gizlenmek, saklanmak
- zulmetme
Zulmetmek işi
- zulmetmek
Güçlü bir kimse yasaya veya vicdana aykırı olarak kendine veya başkasına her türlü kötülük, haksızlık, eziyet veya işkence etmek
- zulüm
Güçlü bir kimsenin yasaya veya vicdana aykırı olarak başkalarına yaptığı her türlü kötülük, haksızlık; kıygı, kıyın
- zulüm görmek
kendisine eziyet edilmek
- zum yapmak
zumlamak
- zumlama
Zumlamak işi
- zumlamak
Bir nesnenin görüntüsünü büyütmek için objektifin odak uzaklığını değiştirmek; zum yapmak
- zurna
Ağaçtan yapılan, iki karış boyunda, ağız bölümü yayvan, keskin bir ses çıkaran ve çoğu zaman davulla veya dümbelekle birlikte çalınan nefesli çalgı
- zurna gibi
dar (pantolon)
- zurnacı
Zurna çalan kimse; zurnazen
- zurnacılık
Zurnacının yaptığı iş; zurnazenlik
- zurnacının karşısında limon yemek gibi
birinin zihni çelinip işini göremeyecek duruma getirildiği anlatılırken söylenen bir söz
- zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına
"rastgele yapılan plansız işlerde yöntem, kural aranmaz" anlamında kullanılan bir söz
- zurnalı
Zurnası olan
- zurnanın zırt dediği yer
sürdürülmekte olan bir işin en can alıcı noktası
- zurnasız
Zurna olmadan, zurna olmaksızın
- züccaciye
Cam, porselen vb. maddelerden yapılmış bardak, tabak vb. eşya; cıncık
- züccaciyeci
Züccaciye satan kimse
- züccaciyecilik
Züccaciyecinin yaptığı iş
- zührevi hastalık
Frengi, belsoğukluğu vb. cinsel ilişkilerle bulaşan hastalık
- zührevi hastalıklı
Zührevi hastalığı olan
- zühul
İş çokluğu veya dalgınlık sebebiyle yanılma, geciktirme, ihmal etme
- zül
Ayıplanacak şey
- zül saymak (veya addetmek)
bir olay veya sözü küçültücü, alçaltıcı, aşağılayıcı olarak değerlendirmek
- zülal
Saf, tatlı su
- zülfaris
Baklagillerden, bir süs bitkisi ve bunun güzel kokulu, mor, beyaz renkli, saç lülesi görünüşünde olan kıvrıntılı çiçeği (Phaseolus caracalla)
- Zülfikar
Hz. Muhammed'in Hz. Ali'ye armağan ettiği, ucu ikiye ayrılmış kılıç
- zülfüyâre dokunmak
hatırlı, güçlü bir kimseyi veya bir makamı gücendirmek, darılmasına yol açmak
- zülüf
Şakaklardan sarkan saç lülesi
- zülüflü
Zülfü olan
- zülüflü baltacı
Sarayda yatıp kalkan ve Enderun hizmetlerine bakan, baltacılardan bir bölük
- zümre
Tür, cins
- zümre edebiyatı
Belli bir sınıfa veya zümreye hitap eden edebiyat
- zümre toplantısı
Aynı dersi okutan branş öğretmenlerinin ders konularını veya öğrenci sorunlarını ele aldığı kurul
- zümrüdi
Bu renkte olan
- Zümrüdüanka gibi
hayal ürünü olan veya adı olup da kendi var olmayan (iyi ve güzel şeyler)
- zümrüt
Cam parlaklığında, yeşil renkte, saydam bir süs taşı, doğal alüminyum ve berilyum silikatı
- zümrüt gibi
yemyeşil
- zümrüt yeşili
Koyu yeşil; tavus yeşili, zümrüdi
- zümrütlenme
Zümrütlenmek durumu
- zümrütsü
Zümrüdü andıran, zümrüde benzeyen, zümrüt gibi
- züppe
Giyinişte, söz söyleyişte, dilde, düşünüşte toplumun gülünç ve aykırı saydığı yapmacıklıklara ve aşırılıklara kaçan; didon (I)
- züppece
Züppeye yakışır bir biçimde
- züppeleşme
Züppeleşmek durumu
- züppeleşmek
Giyiniş, söz söyleyiş, düşünüş, dil vb.nde, toplumun gülünç ve aykırı saydığı yapmacıklıklara ve aşırılıklara kaçmak; züppe olmak
- züppeleştirme
Züppeleştirmek işi
- züppeleştirmek
Züppe durumuna getirmek
- züppelik
Züppeye yakışır davranış; snopluk, snobizm
- züppelik etmek
züppece davranmak
- zürafa
Geviş getiren memelilerden, Afrika'da yaşayan, çok uzun boylu ve boyunlu, derisi benekli, ot yiyen hayvan (Giraffa camelopardalis)
- zürafa gibi
ince, uzun boylu, uzun boyunlu (kimse)
- zürafagiller
Örnek hayvanı zürafa olan, geviş getiren memeliler familyası
- zürefa
Kibarlar
- zürefanın düşkünü, beyaz giyer kış günü
"daha önce iyi bir durumda olan kişi bu konumunu kaybettiğinde uygun olmayan, yersiz davranışlarda bulunur" anlamında kullanılan bir söz
- zürra
Çiftçiler
- zürriyeti kesilmek (veya kurumak)
soyu devam etmemek
- zürriyetli
Dölü olan, soyu olan
- zürriyetsiz
Dölü olmayan, soyu olmayan
- zürriyetsizlik
Zürriyetsiz olma durumu
- züyuf
Ayarı düşük para, sikke veya akçe; züyuf akçe
- züğürt
Parasız, yoksul olan (kimse); meteliksiz
- züğürt olup düşünmektense uyuz olup kaşınmak yeğdir
"uyuz olup kaşınmak insanı çok rahatsız eder ama züğürtlükten dolayı ne yapacağını düşünmek daha çok rahatsız eder" anlamında kullanılan bir söz
- züğürt tesellisi
Kötü sonuçlanmış bir işte, çok önemsiz iyi bir yan bularak sevinme
- züğürtleme
Züğürtlemek işi
- züğürtlemek
Parasız, meteliksiz kalmak, züğürt duruma gelmek
- züğürtleyen bezirgân eski defterleri açar (veya yoklar)
“vaktiyle önemli işler yapmış olanlar düşkünlüklerinde eski durumlarını anarak avunmaya çalışırlar” anlamında kullanılan bir söz
- züğürtleşme
Züğürtleşmek işi
- züğürtleşmek
Züğürt durumuna gelmek
- züğürtlük
Parasızlık, parasız kalma durumu; meteliksizlik
- züğürtlük soyluluğu bozar
“soylu olan kişi zenginliğini yitirdiğinde soyluluğu unutulur, saygı görmez hâle gelir” anlamında kullanılan bir söz
- zıbarma
Zıbarmak işi
- zıbartma
Zıbartmak işi
- zıbartmak
Zıbarma işini yaptırmak
- zıbarıp yatmak
yatıp uyumak
- zıbarış
Zıbarmak işi
- zıbın
Bebeklere iç çamaşırı olarak giydirilen, ince pamukludan kısa ve kollu giysi
- zıddiyet
Geçimsizlik, çekemezlik, birbini sevmeme
- zıddı olmak
bir şey birini tedirgin etmek, hoşuna gitmemek
- zıddına basmak (veya gitmek)
sinirlendirmek, sinirini bozmak
- zıh
Giysilerin kol, yaka, etek vb. kenarlarına dikilen şerit veya kaytan
- zıhlama
Zıhlamak işi
- zıhlamak
Kenarına zıh geçirmek
- zıhlanma
Zıhlanmak işi
- zıhlanmak
Zıhlamak işi yapılmak
- zıhlı
Zıhı olan
- zıhsız
Zıhı olmayan
- zıkkım
İçki ve sigara gibi zararlı alışkanlıklar için kullanılan bir söz
- zıkkımlanma
Zıkkımlanmak işi
- zıkkımlanmak
Bir şeyler yemek
- zıkkımın kökü
Kızgınlık anında söylenen bir söz
- zıkkımın kökünü (veya pekini veya dibini) ye!
sunulan yiyeceği beğenmeyenlere söylenen bir söz
- zılgıt
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin bazı yerlerinde genellikle düğünlerde eğlenmek amacıyla dili ağız içinde değişik bir biçimde oynatarak ahenkli bir ses çıkarma
- zılgıt vermek
azarlamak
- zılgıt yemek
azar işitmek
- zılgıtlanma
Zılgıtlanmak durumu
- zılgıtlanmak
Azar işitmek
- zımba
Delgeçle açılan delik
- zımba tabancası
Kâğıt, deri, kumaş, ahşap vb.ni zımbalamakta kullanılan tabanca
- zımba teli
Kâğıt, deri, kumaş, ahşap vb.ni zımbalamakta kullanılan tel
- zımbalama
Zımbalamak işi
- zımbalamak
Bir şeyin üzerinde zımba ile delik açmak
- zımbalanma
Zımbalanmak işi
- zımbalanmak
Zımba ile delik açılmak
- zımbalatma
Zımbalatmak işi
- zımbalatmak
Zımba ile delik açtırmak
- zımbalı
Zımbası olan
- zımbalı defter
Kolay koparılabilmesi için yapraklarının dibi zımbalanmış olan defter
- zımbasız
Zımbası olmayan
- zımbırdatma
Zımbırdatmak işi
- zımbırdatmak
Telli bir çalgıyı acemice çalmak
- zımbırtı
Telli bir çalgıyı acemice çalarak çıkarılan çirkin sesin adı
- zımnen
Üstü kapalı bir biçimde, dolaylı olarak
- zımnında
Dolayısıyla, için
- zımpara
Çok sert alümin billurları kapsayan ve aşındırıcı olarak kullanılan doğal kaya
- zımpara kâğıdı
Maden, tahta ve daha başka şeylerin yüzünü aşındırıp düzeltmeye ve parlatmaya yarar, üstüne zımpara tozu yapıştırılmış kalınca kâğıt
- zımpara taşı
Yüzeylerinden biri üzerinde çalışılan ve düzlemsel yüzeyleri düzeltmede kullanılan taşlama taşı
- zımpara tozu
Taş kesme çarklarının üzerine yapıştırılan maden tozu
- zımparalama
Zımparalamak işi
- zımparalamak
Zımpara kâğıdı sürerek bir şeyin yüzeyindeki pürüzleri yok etmek
- zımparalanma
Zımparalanmak işi
- zımparalanmak
Zımparalama işi yapılmak
- zımparamsı
Zımparayı andıran, zımparaya benzeyen, zımpara gibi
- zındık
Tanrı'ya ve ahirete inanmayan (kimse)
- zındıklık
Zındık olma durumu
- zıngadak
Birdenbire ve sarsıntıyla
- zıngıldamak
Elden çıkmak
- zıngırtı
Zangırdama sırasında çıkan sesin adı
- zınk
"Birdenbire durmak" anlamındaki zınk diye durmak deyiminde geçer
- zınk diye durmak
birdenbire durmak
- zıp
Zıplayan veya birdenbire fırlayan bir şeyin hareketi veya çıkardığı ses
- zıp diye çıkmak
beklenmeyen bir zamanda ortaya çıkmak
- zıp zıp
"Çok sevinmek" anlamındaki zıp zıp zıplamak deyiminde geçen bir söz
- zıpka
Karadeniz kıyısı halkının giydiği dar paçalı potur
- zıpkın
Büyük balıkları vurup çekmeye yarayan ucu çengelli mızrak
- zıpkıncı
Zıpkınla balık avlayan kimse
- zıpkıncılık
Zıpkıncı olma durumu
- zıpkınlama
Zıpkınlamak işi
- zıpkınlamak
Zıpkınla vurmak
- zıpkınlanma
Zıpkınlanmak işi
- zıpkınlanmak
Zıpkınlamak işi yapılmak
- zıplama
Zıplamak işi
- zıplamak
Bir yere çarpıp yukarı fırlamak
- zıplatma
Zıplatmak işi
- zıplatmak
Zıplama işini yaptırmak
- zıplayabilme
Zıplayabilmek işi
- zıplayabilmek
Zıplama ihtimali veya imkânı bulunmak
- zıplayış
Zıplamak işi
- zıppadak
Beklenilmeyen, uygun olmayan bir sırada
- zıpzıp
Bir yerinden lastik bir bağla asılmış, içi talaş dolu hafif bir top olan çocuk oyuncağı
- zıpçıktı
Görgüsüz, fırsatçı kimse
- zıpçıktılık
Zıpçıktı olma durumu
- zıpır
Şımarık ve delice tavırlı, hareketlerinde ölçüsüz; hırtapoz, zırtapoz, zirzop
- zıpırca
Zıpıra yaraşır biçimde; zirzopça, zırtapozca
- zıpırlık
Zıpır olma durumu; zirzopluk, hırtapozluk, zırtapozluk
- zır zır
Bıktırıcı ve sürekli bir ses çıkararak
- zırcahil
Çok cahil
- zırcahillik
Zırcahil olma durumu
- zırdeli
Aşırı deli, çılgın olan
- zırdelilik
Zırdeli olma durumu
- zırh
Savaşlarda ok, kılıç, süngü vb. silahlardan korunmak için giyilen, demir ve tel levhalardan yapılmış giysi; cebe
- zırh kebabı
Biber ve sarımsak eklenerek zırhlanmış ve baharatlanmış etin şişe geçirilmesiyle yapılan bir tür kebap
- zırh kıyması
Zırh denilen satıra benzer kesici aletle yapılmış kıyma; zırhlı kıyma, satır kıyması
- zırhlama
Zırhlamak işi
- zırhlamak
Eti zırh denilen aletle kıyma hâline getirmek
- zırhlandırma
Zırhlandırmak işi
- zırhlandırmak
Zırhla kaplamak
- zırhlanma
Zırhlanmak durumu
- zırhlanmak
Zırh giymek
- zırhlı
Zırh giymiş veya zırh kaplanmış
- zırhlı araç
Savaşta veya savaş dışında güvenliği sağlamak için zırh ile kaplanmış araç
- zırhlı başlılar
Omurgalı hayvanlardan amfibyumların bir takımı
- zırhlı birlik
Hareket yeteneği yüksek, ateş gücüne sahip, zırhla korunan savaş araçlarıyla donatılmış silahlı kara kuvveti; zırhlı güç, zırhlı kuvvet
- zırhlı personel taşıyıcı
Kolluk kuvvetlerince güvenlik, keşif, personel taşıma vb. maksatlarla kullanılan dış etkenlere karşı dayanıklı zırhlı araç
- zırhlı yayın
Kemikli balıklar takımının yayın balığıgiller familyasından bir tür balık; zırhlı balık
- zırhsız
Zırhı olmayan
- zırlak
Sürekli zırlayan
- zırlamak
Zil vb. ötmek
- zırlatma
Zırlatmak işi
- zırlatmak
Zırlamasına sebep olmak
- zırlayıp durmak
durmaksızın söylenerek hoşnutsuzluğunu açığa vurmak
- zırnık
Herhangi bir şeyin en küçük, önemsiz ve işe yaramaz parçası
- zırnık (bile) koklatmamak
en ufak bir şey vermekten kaçınmak
- zırnık (bile) vermemek
en ufak bir şey vermemek
- zırt pırt
İkide birde, uygunsuzca, yerli yersiz, gereksiz yere; zırt fırt, zırt zırt
- zırtlak
Yavan, tatsız olan
- zırva
Saçma, saçma sapan, boş, anlamsız söz
- zırva tevil götürmez
saçma olan bir düşünceyi döndürme, çevirme yolu ile savunmaya kalkışanlara söylenen bir söz
- zırvalama
Zırvalamak işi
- zırvalamak
Boş ve anlamsız sözler söylemek
- zırıl zırıl
Sıvı iri damlalar hâlinde akarak
- zırıldama
Zırıldamak işi; zırıldanma, zırlama
- zırıldamak
Durmaksızın söylenerek hoşnutsuzluğunu açığa vurmak; zırıldanmak, zırlamak
- zırıltı
Zırıldama sırasında çıkan sesin adı
- zırıltı çıkarmak
anlaşmazlık sebebiyle kavga etmek
- zıt gitmek
birine karşı sürekli ters davranmak, istediklerinin tersini yapmak
- zıt kutup
Farklı durum ve yapıda olan (kimse)
- zıtlaşma
Zıtlaşmak işi; zıtlanma
- zıtlaşmak
Birbirine karşı ters davranmak; zıtlanmak
- zıvana
İki ucu açık küçük boru
- zıvanadan çıkarmak
sinirlendirmek, öfkelendirmek
- zıvanadan çıkmak
çok sinirlenmek, öfkelenmek
- zıvanalı
Zıvanası olan
- zıvanalı sigara
Bir ucunda kartondan zıvana bulunan sigara
- zıvanalı vida
Zıvanası olan vida
- zıvanasız
Zıvanası olmayan