V harfi ile başlayan kelimeler
V harfi için 864 sözlük maddesi listeleniyor.
V harfinde öne çıkanlar
Bu harfte daha sık ziyaret edilen maddeler.
- vakıf toprağı
Vakfın mülkiyeti altında olan toprak veya arazi
- vakıf arazisi
Bir vakfın mülkiyeti içinde olan arazi
- varagele halatı
İki nokta arasına gerilen ve ulaşımı sağlayan ip
- varsayım
Deneylerle henüz yeter derecede doğrulanmamış ancak doğrulanacağı umulan teorik düşünce; faraziye, hipotez
- vehmettirme
Vehmettirmek işi
- veraset ve intikal vergisi
Ölenin vârislerine kalan mal ve paradan alınan vergi
- vur patlasın, çal oynasın
aşırı zevk ve eğlenceyi anlatan bir söz
- voli yeri
Denizlerde ve iç sularda su ürünleri avlanmasına elverişli, kıyıya bitişik ve sınırları belli su alanları
- vurdumduymamazlık
bk. vurdumduymazlık
- vadiye dökülmek
sohbet belirli bir konuya kaymak
- varlık bilimi
Konu olarak eski Yunan felsefesinden beri ele alınan ve Aristoteles'in "ilk felsefe" adını verdiği, var olanların özü üzerine araştırma yapan bilim; ontoloji
- varoluş
Yaşama, var olma, bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu değil, var olduğu olgusu; mevcudiyet, öz (I) karşıtı
- vazetme
Vazetmek işi
- verimlilik
Verimli olma durumu; biteklik, gürlük, verimkârlık, mümbitlik
- vermeyince (veya vermemiş) mabut, neylesin Sultan Mahmut
şanssız kişiler için söylenen bir söz
- vurkaç
Birden saldırıp hemen kaybolma
- vuruluş
Vurulmak işi
- vaat
Bir işi yerine getirmek için verilen söz
- vadi
İki dağ arasındaki çukurca arazi veya geçit; koyak
- vah vah
"Çok yazık" anlamında kullanılan bir söz
- vaka
Herhangi bir hastalığa yakalanma durumlarından her biri
- vaketa
İnek derisinden imal edilmiş, postal, hayvan koşumları, kütüklük ve saraciyede kullanılan, bir tür ince meşin
- valide sultan
Padişahın annesine verilen ünvan
- vanklamak
Horultulu yüksek ses çıkarmak
- var gücüyle
Olanca gücüyle; var kuvvetiyle
- varagelme
Varagelmek işi
- varoluşçu
Varoluşçuluk yanlısı; egzistansiyalist
- varoluşçuluk
Varoluşun özden önce geldiğini ve özü sürekli olarak yarattığını ileri süren öğreti; egzistansiyalizm
- varsayımsal
Bir varsayıma dayanan; farazi, hipotetik
- vat
Saniyede bir jullük iş yapan bir motorun güç birimi
- vay sen misin?
herhangi bir söz veya davranışın öfke yarattığını anlatan bir söz
- vazgeçebilme
Vazgeçebilmek durumu
- vedalaşmak
Ayrılırken birbirine esenlik dilemek; esenleşmek
- vefalılık
Vefalı olma durumu
- vehme kapılmak (veya düşmek)
yersiz korkuya, yanlış düşünceye kapılmak
- venüsçarığı
Salepgillerden, esmer kırmızımtırak renkte olan, çiçekleri çarığa benzeyen, güzel bir süs bitkisi (Ceypripedium calceolus)
V dizini
864 kelime bağlantısı sunucuda oluşturuldu.
- V
Vanadyum elementinin simgesi
- V yaka
"V" harfi biçiminde olan yaka
- v, V
Türk alfabesinin yirmi yedinci sırasında yer alan ve ve adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından tonlu diş-dudak ünsüzünü gösterir
- vaadinde durmak
vaadini tutmak
- vaadini tutmak
verdiği sözü yerine getirmek
- vaat
Bir işi yerine getirmek için verilen söz
- vaatte bulunmak
söz vermek
- vaaz
Cami, mescit vb. yerlerde vaizlerin yaptığı, genellikle öğüt niteliği taşıyan dinî konuşma; mevize
- vaaz etmek
vaaz vermek
- vaaz vermek
cami, mescit vb. yerlerde dinî konuşma yapmak
- vacip
İslam dinine göre yapılması gerekli olan
- vacip olmak
İslam dinine göre yapılması gerekli olmak
- vade
Bir işin yapılması veya bir borcun ödenmesi için tanınan süre; mühlet
- vadedilme
Vadedilmek işi
- vadedilmek
Vadetme işi yapılmak
- vadeli
Vadesi olan
- vadeli hesap
Belirli bir süre için açılmış banka hesabı; vadeli mevduat
- vadeli satış
Karşılığı ileride ödenmek üzere yapılan satış
- vadesi gelmek (veya dolmak)
süresi dolmak, zamanı gelmek
- vadesi yetmek
ölmek
- vadesiz
Vadesi olmayan
- vadesiz hesap
Süresi belirlenmemiş, paranın istenildiği zaman çekilebilmesine imkân tanıyan banka hesabı; vadesiz mevduat
- vadetme
Vadetmek işi
- vadetmek
Bir işi yerine getireceğine söz vermek
- vadi
İki dağ arasındaki çukurca arazi veya geçit; koyak
- vadiye dökülmek
sohbet belirli bir konuya kaymak
- vadolunma
Vadolunmak işi
- vadolunmak
Bir iş yerine getirilmek üzere söz verilmek
- vaftiz
Hristiyanlıkta doğduktan kısa bir süre sonra çocuğa ilk günahını silmek ve onu Hristiyanlaştırmak amacıyla suya daldırma, başına su dökme veya üstüne su serpme biçiminde yapılan kutsal tören
- vaftizhane
Vaftiz yapılan yer
- vagon
Yük ve yolcu taşımakta kullanılan, lokomotifin çektiği demir yolu aracı
- vagonet
Yana veya arkaya doğru devrilebilen ve bazı toprak düzleme işlerinde kullanılan küçük vagon
- vagotoni
Bir sinirsel rahatsızlık türü
- vah
"Yazık" anlamında söylenen bir söz
- vah vah
"Çok yazık" anlamında kullanılan bir söz
- vaha
Çöllerde çoğu kez yüze çıkan yer altı sularının yarattığı tarım veya yerleşme bölgesi
- vahamet
Güçlük, korkulacak tehlikeli durum
- vahamet kesbetmek
gittikçe zorlaşmak, tehlikeli ve korkulacak bir durum almak
- vahdaniyet
Tanrı'nın birliği, bir olması
- vahdet
Bir olma, tek olma
- vahim
Ağır, korkulu, çok tehlikeli; vahametli
- vahimleşme
Vahimleşmek durumu
- vahimleşmek
Vahim duruma gelmek
- vahimlik
Vahim olma durumu
- vahiy
Bir buyruk veya düşüncenin Tanrı tarafından peygamberlere bildirilmesi
- vahvahlanma
Vahvahlanmak işi
- vahvahlanmak
Acınmak, yakınmak
- vahyolunma
Vahyolunmak işi
- vahyolunmak
Vahiy gelmek
- vahşet
Yabani, vahşi olma durumu
- vahşi
Yırtıcı olan (hayvan)
- vahşi orman
İnsan ayağı değmemiş büyük orman
- vahşice
Vahşi bir biçimde; vahşicesine, vahşiyane
- vahşileşmek
Durdurulamamak, zapt edilememek
- vaiz
İbadet yerlerinde öğüt niteliğinde dinî konuşmalar yapan kimse; öğütçü
- vaizlik
Vaizin yaptığı iş
- vak vak
Ördeğin çıkardığı ses
- vaka
Herhangi bir hastalığa yakalanma durumlarından her biri
- vakanüvis
Osmanlı Devleti'nde zamanın olaylarını tespit etmek ve yazmakla görevli devlet tarihçisi
- vakanüvislik
Vakanüvisin görevi
- vakarsız
Ağırbaşlı olmayan
- vakarsızlık
Vakarsız olma durumu
- vaketa
İnek derisinden imal edilmiş, postal, hayvan koşumları, kütüklük ve saraciyede kullanılan, bir tür ince meşin
- vakfe
Haccın arife günü öğle ve ikindi namazından sonra Arafat’ta bir süre durma biçiminde yerine getirilen farzlarından biri
- vakfediliş
Vakfedilmek işi
- vakfedilme
Vakfedilmek işi
- vakfedilmek
Vakfetme işi yapılmak
- vakfediş
Vakfetmek işi
- vakfetme
Vakfetmek işi
- vakfetmek
Mal ve mülkünü satılmamak şartıyla bir hayır kurumuna veya işine bağışlamak
- vakfeye durmak
arife günü öğle ve ikindi namazından sonra Arafat’ta bir süre durmak
- Vakfıkebir
Trabzon iline bağlı ilçelerden biri
- vaki
Olan, olmuş
- vaki değil
"daha önce böyle bir şey olmadı, gerçekleşmedi, görülmedi" anlamında kullanılan bir söz
- vaki olmak
vuku bulmak, gerçekleşmek
- vakit
Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler
- vakit geçirmek
oyalanmak
- vakit kazanmak
bir şeye ayrılan süreyi azaltmak
- vakit nakittir
"zaman çok değerlidir, boş yere harcanmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz
- vakit saat aramamak
zamana hiç aldırmamak
- vakit öldürmek
zamanı yararsız, gereksiz işlerle veya iş yapmadan geçirmek
- vakitler hayrolsun
"vaktinizi güzel geçirin, mutlu olun" anlamında kullanılan bir selamlama sözü
- vakitli
Zamanında yapılan, zamanında olan
- vakitli vakitsiz
Uygun zaman gözetmeden, gelişigüzel, rastgele zamanlarda; zamanlı zamansız
- vakitlice
Geç olmadan
- vakitsiz
Uygun bir zamanda olmayan
- vakitsiz öten horozun başını keserler
"her söz yerinde ve zamanında söylenmelidir, zamansız ve yersiz söylenen sözler büyük zararlara yol açabilir" anlamında kullanılan bir söz
- vakitsizce
Uygun olmayan bir zamanda
- vakitsizlik
Vakitsiz olma durumu
- vakitçe
Vakit bakımından, vakte göre
- vaklama
Vaklamak işi
- vaklamak
"Vak" diye ses çıkarmak
- vaks
Bal mumunun sanayide mat yüzeyleri parlak ve kaygan duruma getiren türü
- vakta ki
Ne zaman ki, -diği zaman
- vakti gelmek
ölmek üzere olmak, ölümü yaklaşmak
- vakti olmak
yapılması için yeterli zaman bulunmak
- vakti olmamak
bir kimse veya iş için ayıracak zamanı olmamak
- vakti saati gelince
zamanı gelince
- vaktinde
Önceden belirlenen, düşünülen vakitte
- vaktini almak (veya yemek)
epey zaman harcanmasını gerektirmek
- vaktini şaşmamak
her şeyi tam zamanında yapmak
- vaktiyle
Zamanında, uygun zamanda
- vakum
Havası alınmış
- vakumlama
Vakumlamak işi
- vakumlamak
Bozulmaması için bazı yiyeceklerin paketinin havasını, boşluğunu almak
- vakumlanma
Vakumlanmak işi
- vakumlanmak
Vakumlama işi yapılmak
- vakumlu
Vakumlanmış
- vakvak
Çocuk dilinde ördek
- vakvaklama
Vakvaklamak işi
- vakvaklamak
Ördek "vak vak" diye ses çıkararak bağırmak
- vakıf
Bir hizmetin gelecekte de yapılması için belli şartlarla ve resmî bir yolla ayrılarak bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk, para
- vakıf arazisi
Bir vakfın mülkiyeti içinde olan arazi
- vakıf kurmak
belli bir hizmeti görmek için vakıf oluşturmak
- vakıf malı
Vakfa devlet veya kişilerden devredilen ve üçüncü şahısların kullanması mümkün olmayan mal
- vakıf senedi
Bir vakfın oluşumunu belgeleyen senet
- vakıf toprağı
Vakfın mülkiyeti altında olan toprak veya arazi
- vakıfname
Bir vakfın şartlarını bildiren belge; vakfiye
- vale
Otel, restoran, alışveriş merkezi, düğün salonu vb. yerlerde gelen müşteri ve misafirlerin araçlarını otoparka park etmekle görevli kimse
- valelik
Valenin yaptığı iş
- vali
Bir ilde devleti temsil eden en yetkili yönetim görevlisi; ilbay
- valide sultan
Padişahın annesine verilen ünvan
- valilik
Vali olma durumu
- valiz
Genellikle yolculukta içine çamaşır vb. eşya konulan küçük el bavulu
- vallahi
"Tanrı'yı tanık tutarım, Tanrı hakkı için" anlamında kullanılan bir yemin sözü; billahi, tallahi, valla, vallaha
- vallahi billahi
"Allah'a ant olsun ki" anlamında kullanılan bir yemin sözü; vallahi tallahi
- vals
Bir tür salon dansı
- vals yapmak
vals müziği ile dans etmek
- vamp
Erkekleri peşinde koşturan, aşırı tavır, kıyafet veya makyajıyla bakışları üzerinde toplayan, baştan çıkarıcı kadın
- vampir
İnsanların kanını emdiğine inanılan yaratık
- Van
Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- Van kedisi
Van ve yöresinde yaşayan göz renkleri farklı, beyaz tüylü kedi
- vana
Boru içindeki bir akışkanın akışını durdurmaya veya serbest bırakmaya yarayan alet; valf
- vanadyum
Atom numarası 23, atom ağırlığı 50,942, yoğunluğu 6,11 olan ve 1710 °C'de eriyen beyaz bir element (simgesi V)
- Vandal
Miladın başlangıç yıllarında yaşayan ve Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşlarda acımasızlığı ile ün salan bir Doğu Germen halkı
- Vandallık
Eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkma düşünce ve davranışı; Vandalizm
- vanilya
Salepgillerden, çiçekleri beyaz, kokulu, tırmanıcı küçük bir bitki (Vanilla planifolia)
- vanklama
Vanklamak işi
- vanklamak
Horultulu yüksek ses çıkarmak
- Vanlı
Van ilinden olan kimse
- Vanlılık
Vanlı olma durumu
- vantilatör
Sıcak ve durgun havayı dalgalandırarak esinti sağlayan veya böyle bir ortama temiz hava üfleyen alet; fan (I)
- vantilatör kayışı
Taşıtlarda motor gücünü vantilatöre aktararak dönmesini sağlayan kayış
- vantuz
Deri üzerine yapıştırılarak çekip emmeye yarayan şişe vb. alet; çekmen
- vantuz çekmek
şişe çekmek
- vantuzlu
Vantuzu bulunan (hayvan, alet vb.); çekmenli
- vapur
Su buharı gücüyle çalışan gemi
- vapurcu
Vapur işleten kimse
- vapurculuk
Vapur işletme işi
- vapurdumanı
Koyu gri renk
- var
Mevcut, evrende veya düşüncede yer alan, yok karşıtı
- var (veya varın veya varsın veya varsınlar)
istersen (isterse...) gibi konuşulan iş üzerinde bir kimseyi serbest bırakmayı anlatan bir söz
- var etmek
meydana getirmek
- var gücüyle
Olanca gücüyle; var kuvvetiyle
- var hızıyla
Olanca hızıyla
- var ol!
yaşa!
- var olmak
sağ olmak, yaşamak
- var yok
belli bir ölçüye ya ulaşır ya ulaşmaz, herhangi bir ölçüye, miktara yakın, olduğu bile kuşkulu
- var yılı
Bir tarım ürününden bol verim alındığı yıl
- vara yoğa
Her şeye
- varabilme
Varabilmek işi
- varabilmek
Varma ihtimali veya imkânı bulunmak
- varagele
Bir şeyi, bir yerden bir yere çekerek götürüp getirmeye yarayan araç
- varagele bombardımanı
İkinci Dünya Savaşı'nda müttefiklerin çok sık uyguladığı bombardıman yöntemi
- varagele botu
İki nokta arasında ulaşımı sağlayan bot
- varagele halatı
İki nokta arasına gerilen ve ulaşımı sağlayan ip
- varagele kayığı
İki nokta arasında ulaşımı ve haberleşmeyi sağlayan kayık
- varagelme
Varagelmek işi
- varagelmek
Başlangıcından beri aynı biçimde sürmek, devam etmek
- varak
Yazılı kâğıt; varaka
- varaklama
Varaklamak işi
- varaklamak
Varak yapıştırarak süslemek
- varaklanma
Varaklanmak durumu
- varaklanmak
Varaklama işine konu olmak
- varaklı
Varağı olan, varaklanmış
- varakpare
Kâğıt parçası
- varakçı
Varakla süs yapan zanaatkâr
- varakçılık
Varakçının yaptığı iş
- varan
Bir olayın tek kalmayıp arkadan daha başkalarının gelebileceğini anlatmak için birden başlayarak sıra ile sayıların başına getirilen bir söz
- varda
"Dikkat et, savul, destur" anlamlarında bir seslenme sözü
- vardabandıra
Özellikle savaş gemilerinde işaret alıp vermekte usta er
- vardacı
Varda işini sesle veya araçla yapan kimse
- vardacılık
Vardacının yaptığı iş
- vardakosta
Kıyıları koruyan gemi
- vardela
Yaklaşık 3 santimetre genişliğinde yumuşak kösele şerit
- vardiya
Yirmi dört saatlik çalışma gününün, çalışma bölümlerinden her biri; posta
- vardiyacı
Vardiya ile çalışan kimse
- vardiyacılık
Vardiyacı olma durumu
- vardiyalı
Vardiya ile yapılan
- vardırabilme
Vardırabilmek işi
- vardırabilmek
Vardırma ihtimali veya imkânı bulunmak
- vardırma
Vardırmak işi
- vardırmak
Varmasına yol açmak; götürmek
- vareste
Kurtulmuş
- vareste kalmak
bir şeyi yapıp yapmamakta özgür bırakılmak
- vareste tutmak (veya kılmak)
bir şeyi yapıp yapmamakta özgür bırakmak
- vargel
Herhangi bir makinenin bir doğrultuda gidip gelerek iş gören parçası
- vargel tezgâhı
Madenî parçaların üzerindeki kabalıkları almak için kullanılan makine
- vargı
Verilen bir önermeden çıkarsama yoluyla varılan sonuç
- varidat
Gelirler
- varidatçı
Devletin gelir işlerini yürüten görevli
- varide
Gelen şey
- varil
Çoğunlukla sıvı maddeleri koymak için kullanılan, metalden yapılmış, silindir biçiminde, üstü kapalı kap
- varis
Toplardamar genişlemesi; ordubozan
- varis çorabı
Bacaklarda ilgili bölgeye basınç veya destek uygulamak amacıyla kullanılan özel olarak üretilmiş tıbbi malzeme
- varisli
Varis rahatsızlığı olan (kimse)
- varissiz
Varisi olmayan
- varit
Olabileceği akla gelen
- varit olmak
geçerli durumda bulunmak
- varla yok arası
belli belirsiz
- varlık
Var olma durumu; mevcudiyet
- varlık bilimci
Varlık bilimi uzmanı
- varlık bilimi
Konu olarak eski Yunan felsefesinden beri ele alınan ve Aristoteles'in "ilk felsefe" adını verdiği, var olanların özü üzerine araştırma yapan bilim; ontoloji
- varlık birliği
Yaratılanla yaratanın bir oluşunu, tek kaynaktan geldiğini savunan tasavvuf görüşü; vahdetivücut
- varlık göstermek
kendinden beklenilen görevi yerine getirmek, beğenilir bir iş yapmak
- varlık içinde yaşamak
bolluk içinde sıkıntısız yaşamak
- varlık kartı
Kişiyle ilgili birçok bilgiyi içinde barındıran kart
- varlık sebebi
Var oluşun sebeplerini irdeleyen ve araştıran düşünce; varlık nedeni
- varlıkta darlık çekmek
herhangi bir engel yüzünden elindeki imkândan yararlanamamak
- varlığa darlık olmaz
"zengin olanın gücü her şeye yeter" anlamında kullanılan bir söz
- varma
Varmak işi; vusul
- varmak
Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak; vasıl olmak
- varoluş
Yaşama, var olma, bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu değil, var olduğu olgusu; mevcudiyet, öz (I) karşıtı
- varoluşsal
Varoluşa ilişkin, varoluşla ilgili
- varoluşçu
Varoluşçuluk yanlısı; egzistansiyalist
- varoluşçuluk
Varoluşun özden önce geldiğini ve özü sürekli olarak yarattığını ileri süren öğreti; egzistansiyalizm
- varoş
Kent veya kasabada kenar mahalle
- varsa ... yoksa ...
başına getirildiği kelimenin her şeyin üstünde tutulduğunu anlatan bir söz
- varsay ki
"bunları hesaba katmasak da" anlamında kullanılan bir söz
- varsayabilme
Varsayabilmek işi
- varsayabilmek
Varsayma ihtimali veya imkânı bulunmak
- varsayma
Varsaymak işi
- varsaymak
Bir olgunun sonuçlarından yararlanabilmek, bu sonuçlar üzerine düşünce üretebilmek için onu olmuş veya olacak saymak; farz etmek
- varsayılma
Varsayılmak işi
- varsayılmak
Bir şeyin var olduğu kabul edilmek; farz olunmak
- varsayım
Deneylerle henüz yeter derecede doğrulanmamış ancak doğrulanacağı umulan teorik düşünce; faraziye, hipotez
- varsayımlı
Varsayıma dayanan
- varsayımsal
Bir varsayıma dayanan; farazi, hipotetik
- varsayış
Varsaymak işi
- varsağı
Güney Anadolu Bölgesi’nde yaşayan Varsak Türklerinin özel bir ezgiyle söyledikleri koşma
- varsıl
Parası, malı çok olan, zengin, yoksul karşıtı
- varsıl erki
Zenginler iktidarı, zenginlerin yönetimi; bey erki, zengin erki, plütokrasi
- varsıllaşma
Varsıllaşmak durumu
- varsıllaşmak
Zengin duruma gelmek
- varsıllaştırma
Varsıllaştırmak işi
- varsıllaştırmak
Varsıllaşma işini yaptırmak
- varta
Tehlikeli durum
- vartadan atlamak
zor bir durumdan kurtulmak
- vartayı atlatmak
tehlikeli bir durumdan kurtulmak
- Varto
Muş iline bağlı ilçelerden biri
- varyant
Bir yol şebekesi üzerinde, belli bir noktadan ayrılarak başka bir noktadan aynı yolla birleşen ikinci derecedeki yol
- varyasyon
Değişik biçim; varyete
- varyete
Şarkı, dans, hokkabazlık, temsil gibi aralarında ilişki bulunmayan farklı oyunlardan oluşan gösteri
- varyeteci
Varyete yapan kimse
- varyetecilik
Varyetecinin yaptığı iş
- varı yoğu
Bir kimsenin sahip olduğu her şey
- varılabilme
Varılabilmek işi
- varılabilmek
Varılma ihtimali veya imkânı bulunmak
- varılma
Varılmak işi
- varılmak
Herhangi bir yere ulaşılmak
- varılış
Varılmak işi
- varıncaya kadar
ne varsa her şeyi
- varış
Varmak işi
- varış çizgisi
Bir yarışın son noktasını belirleyen çizgi; bitiş çizgisi
- vasatlık
Vasat olma durumu
- vasi
Bir yetimin veya akılca zayıf, hasta birinin malını yöneten kimse
- vasilik
Vasi olma durumu; vesayet
- vasistas
Pencere veya kapının üst yanında bulunan ve oda havasının değiştirilmesine yarayan, açılır kapanır bölüm
- vasiyet
Bir kimsenin ölümünden sonra yapılmasını istediği şey
- vasiyet etmek
öldükten sonra herhangi bir şeyin yapılmasını istemek
- vasiyetname
Bir kimsenin vasiyetini yazmış olduğu belge; vasiyet
- vasıl
Ulaşan, varan
- vasıl olmak
ulaşmak, varmak
- vasıtalı vergi
Vergi yükü, vergiyi verenden başka biri aracılığıyla oluşan vergi
- vasıtasız vergi
Vergi mükellefi önceden bilinen vergi
- vasıtasızlık
Vasıtasız olma durumu
- vat
Saniyede bir jullük iş yapan bir motorun güç birimi
- vatan haini
Vatanın yüksek çıkarlarını hiçe sayarak onun aleyhinde iş gören kimse
- vatan hainliği
Vatan haini olma durumu
- vatan tutmak
yurt edinmek
- vatandaşlıktan çıkarılmak
yurttaşlık hakları elinden alınmak
- vatani görev
Askerlik hizmetinde bulunma; vatani vazife
- vatanlaştırma
Vatanlaştırmak işi
- vatanlaştırmak
Vatan durumuna getirmek
- vatansız
Vatanı olmayan
- vatansızlık
Vatansız olma durumu
- vatka
Giysilerde, omuzların dik durmasını sağlamak amacıyla içine konulan parça
- vatlık
Herhangi bir vat gücünde olan
- vatman
Tramvay sürücüsü
- vatoz
Köpek balıklarından, sırtında büyük dikenleri olan, kuma gömülü olarak yaşayan bir balık (Raja clavata)
- vatsaat
Gücü bir vat olan bir makinenin bir saatte yapacağı iş
- vaveyla koparmak
çığlık atmak
- vay
Şaşma anlatan bir söz
- vay anam! (veya anasını! veya canına!)
"çok şaşılacak şey" anlamında kullanılan bir söz
- vay sen misin?
herhangi bir söz veya davranışın öfke yarattığını anlatan bir söz
- vaybabamcı
Kalabalıkta hızla çarptığı kişiye kazayla çarptığını söyleyip özür dilerken karşısındakinin cüzdanını çekip alan kimse
- vaybabamcılık
Vaybabamcının işi
- vayvaylama
Vayvaylamak işi
- vayvaylamak
Yaygara koparmak
- vazediliş
Vazedilmek işi
- vazedilme
Vazedilmek durumu
- vazedilmek
Ortaya konulmak
- vazediş
Vazetmek işi
- vazelin
Ham petrolden çıkarılan, merhem ve kremlerde kullanılan ve 31 °C'de eriyen bir tür mineral yağ
- vazelinleme
Vazelinlemek işi
- vazelinlemek
Vazelin sürmek
- vazelinli
İçinde vazelin olan
- vazelinsiz
İçinde vazelin bulunmayan
- vazetme
Vazetmek işi
- vazgeçebilme
Vazgeçebilmek durumu
- vazgeçebilmek
Vazgeçme ihtimali veya imkânı bulunmak
- vazgeçilme
Vazgeçilmek durumu
- vazgeçilmek
Vazgeçme işi yapılmak, feragat edilmek
- vazgeçirebilme
Vazgeçirebilmek durumu
- vazgeçirebilmek
Vazgeçirme ihtimali veya imkânı bulunmak
- vazgeçirme
Vazgeçirmek işi
- vazgeçirmek
Vazgeçme işini yaptırmak
- vazgeçiş
Vazgeçmek işi
- vazgeçme
Vazgeçmek durumu; geri çekilme, vazgelme, nükûl, ricat, sarfınazar, terk
- vazgeçmek
Kendi hakkı saydığı bir şeyi artık istemez olmak; vazgelmek
- vazife etmek
görev bilmek
- vazife görmek
bir görevi yerine getirmek, sürdürmek
- vazifelendirilme
Vazifelendirilmek işi
- vazifelendirme
Vazifelendirmek işi
- vazifelilik
Vazifeli olma durumu
- vazifesi mi?
umurunda değil
- vazifesinden olmak
bir şey bir kimsenin görevleri arasında olmak
- vazifesiz
Ödevi, görevi olmayan
- vazifesizlik
Vazifesiz olma durumu
- vazifeşinaslık
Vazifeşinas olma durumu
- vaziyet
El koyma
- vaziyet almak
belli bir durum veya davranış biçimini benimsemek, tavır almak, tavır takınmak
- vaziyet etmek
el koymak
- vaziyeti kurtarmak
herhangi bir güç durumdan sıyrılmak
- vazo
Çiçek koymak için kullanılan, cam, toprak, porselen vb. maddelerden ve çeşitli madenlerden yapılan, türlü boyut ve biçimlerde olabilen kap; çiçeklik
- vazoluk
Vazo yapmaya elverişli malzeme
- vazıh olmak
açık durumda bulunmak, anlaşılır biçimde görünmek
- vazıhlık
Açık olma durumu
- vaşak
Kedigillerden, kulakları sivri, dişleri ve tırnakları keskin, çevik, kürkünden yararlanılan yırtıcı bir hayvan (Lynx lynx)
- ve
Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu
- ve benzeri
Sayılan birkaç şeyin benzerlerinin de bulunduğunu belirtmek için kullanılan bir söz; vesaire
- ve diğerleri
Üçten fazla yazarı olan yayınlar kaynak gösterilirken ilk adın dışında kalanları belirtirken kullanılan söz
- veba
Hasta farelerden insana geçen bir mikrobun oluşturduğu bulaşıcı, öldürücü bir hastalık; taun
- vebal
Günah doğuracak ve insanı ahiret azabına sürükleyecek olan ağır sorumluluk
- vebal altında kalmak
manevi sorumluluk yüklenmek
- vebali boynuna
"ben karışmam, sorumluluk sana veya ona düşer" anlamında kullanılan bir söz
- veballi
Vebali olan
- vebalsiz
Vebali olmayan
- vebalı
Vebaya yakalanmış olan
- vecde gelmek
kendinden geçecek kadar coşmak, bir şey karşısında sonsuz heyecan duymak, esrimek
- vecde kapılmak
coşmak, kendinden geçmek
- veciz
Kısa ve etkili (ifade, söz); lakonik
- vecizlik
Veciz olma durumu
- vect
Sevgi veya heyecandan doğan coşkunluk, kendinden geçme; esrime
- veda
Ayrılırken birbirine selam ve esenlik dileme
- veda etmek
vedalaşmak, esenleşmek
- vedalaşabilme
Vedalaşabilmek işi
- vedalaşabilmek
Vedalaşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- vedalaşma
Vedalaşmak işi; esenleşme
- vedalaşmak
Ayrılırken birbirine esenlik dilemek; esenleşmek
- vedia
Kendine korunması, saklanması için eşya verilen kimsenin durumunu gösteren sözleşme
- vefa
Sevgiyi sürdürme, sevgi, dostluk bağlılığı
- vefakâr
Vefası olan, sevgisi geçici olmayan; hakikatli, vefalı
- vefakârlık
Vefalı olma durumu
- vefalılık
Vefalı olma durumu
- vefasız
Vefası olmayan, sevgisi çabuk geçen; hakikatsiz, bivefa
- vefasızca
Vefasız bir biçimde
- vefasızlık
Vefasız olma durumu; hakikatsizlik, bivefalık
- vefat etmek
ölmek
- vehleten
İlk anda
- vehme kapılmak (veya düşmek)
yersiz korkuya, yanlış düşünceye kapılmak
- vehmettirme
Vehmettirmek işi
- vehmettirmek
Vehmetme işini yaptırmak
- vejetalin
Bazı bitkilerden çıkarılan ve sadeyağ yerine kullanılan katı yağ
- vejetalizm
Yalnız bitkisel gıda maddelerine yer veren beslenme rejimi
- vejetarizm
Sağlığı koruma veya tedavi amacıyla yapılan, süt, tereyağı, yumurta, bal vb. hayvansal gıda maddelerinin de yer aldığı beslenme rejimi
- vekil
Birinin, işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği kimse
- vekil vükela
İleri gelenler
- vekilharçlık
Vekilharç olma durumu
- vekillik
Vekil olma durumu; vekâlet, asalet karşıtı
- vekillik etmek
birinin yerine bakmak, görevini üstlenmek
- vektör
Doğrultusu, yönü, uzunluğu belirli olan ve bir ok işaretiyle gösterilen doğru çizgi; yöney
- vekâlet etmek
birinin yerine bakmak, görevini üstlenmek
- vekâlet ücreti
Vekâlet verilen işlerde o işi yapana ödenen ücret
- vekâleten
Vekil olarak, asaleten karşıtı
- vekâleten atama
Vekâleten atamak işi
- vekâleten atamak
Vekil olarak görevlendirmek
- vekâleten atanma
Vekâleten atanmak işi
- vekâleten atanmak
Vekil olarak görevlendirilmek
- vekâletname
Bir kimsenin vekil olduğunu bildiren, noterlik tarafından onaylanmış belge
- velayetname
Tarikat ileri gelenlerinin hayatlarını ve menkıbelerini anlatan kitap
- veledrom
İçinde motosiklet ve bisiklet yarışlarının yapıldığı pist
- velense
Yüzü uzun tüylü, kalın ve ağır battaniye
- velet
Çocukları paylarken kullanılan bir söz
- velev ki
Öyle olsa bile, kaldı ki öyle
- veli
Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her türlü davranışından sorumlu kimse; ege, iye
- veliaht
Bir hükümdarın ölümünden veya tahttan çekilmesinden sonra tahta geçmeye aday olan kimse
- veliahtlık
Veliaht olma durumu
- velilik
Veli olma durumu; velayet
- velinimet
Bir kimsenin iyiliğini gördüğü, birçok şeyini ona borçlu olduğu kimse; ana
- velvele
Gereksiz telaş, gürültü ve heyecan
- velvele kopmak
büyük gürültü çıkmak
- velveleye vermek
gereksiz telaşa ve heyecana düşürmek
- Venezuelalı
Venezuela’da yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse
- venüsçarığı
Salepgillerden, esmer kırmızımtırak renkte olan, çiçekleri çarığa benzeyen, güzel bir süs bitkisi (Ceypripedium calceolus)
- ver elini ...
yer adıyla birlikte kullanılan ve ansızın verilen bir kararla o yere gitmeyi anlatan bir söz
- veranda
Daha çok müstakil yapıların zemin katında yer ile aynı seviyede veya biraz yükseltilmiş, ön cepheyi kaplayan, üzeri bir çatıyla örtülü, yanları açık veya camlı büyükçe sundurma
- veraset
Mirasta hak sahibi olma
- veraset ilamı
Bir kimsenin, bir miras bırakanın mirasçısı olduğunu gösteren ve mahkemeden alınan resmî belge
- veraset ve intikal vergisi
Ölenin vârislerine kalan mal ve paradan alınan vergi
- verdi
Bir borudan bir saniyede geçen suyun miktarı
- verdirme
Verdirmek işi
- verdirmek
Verme işini yaptırmak, vermesini sağlamak
- verebilme
Verebilmek işi
- verebilmek
Verme ihtimali veya imkânı bulunmak
- verecekli
Birinden para yönünden veya iyilik vb. yardımlar görerek borçlanan (kimse)
- verem
Herhangi bir organa ve en çok akciğerlere yerleşen Koch basilinin yol açtığı ateşli ve bulaşıcı bir hastalık; ince ağrı, ince hastalık, tüberküloz
- verem etmek
çok üzmek, dert sahibi yapmak
- verem olmak
verem hastalığına yakalanmak
- veremli
Vereme tutulmuş; müteverrim
- verese
Mirasçılar
- veresiye
Karşılığı sonra ödenmek üzere, peşin karşıtı
- veresiye almak
malı parasını daha sonra vermek şartıyla almak
- veresiye vermek
malı parasını daha sonra almak şartıyla vermek
- veresiyeci
Veresiye iş gören kimse
- veresiyecilik
Veresiyeci olma durumu
- verev
Bir köşeden karşı köşeye doğru kesilmiş, katlanmış veya konulmuş olan
- verevine
Verev biçimi verilerek
- vergi
Kamu hizmetlerine harcanmak üzere hükûmetin veya yerel yönetimlerin yasalara göre herkesten doğrudan doğruya veya bazı malların fiyatlarının üstüne koyarak dolaylı yoldan topladığı para
- vergi beyannamesi
Vergi mükellefinin bir vergi döneminde sağladığı kazancı bildirir belge
- vergi dairesi
Vergi mükelleflerini tespit eden, beyannameleri denetleyen ve vergiyi toplayan resmî daire
- vergi dilimi
Vergisi alınacak kazançların oranlarını belirlemek üzere hangi gelir toplamının hangi oranda vergilendirileceğini gösteren dilimlerden her biri
- vergi iadesi
Mükellefin yaptığı ihracattan dolayı alınan vergi indirimi
- vergi kaçakçılığı
Vergi kaçırma işi
- vergi kaçakçısı
Vergi kaçıran kimse
- vergi kaçağı
Bildirimde bulunmama veya eksik bildirim sonucu ortaya çıkan vergi geliri kaybı
- vergi kaçırmak
bildirimde bulunmamak veya eksik bildirim sonucu ödemesi gereken vergiyi ödememek
- vergi matrahı
Bir vergi döneminde verginin alınacağı meblağ
- vergi muafiyeti
Vergi verme dışında bırakılma
- vergi oranı
Alınacak verginin yüzde olarak niceliğini gösteren sayı
- vergi rekortmeni
Bir yılın sonunda en çok vergi veren kimse
- vergi yükümlüsü
Vergi vermek zorunda olan gerçek veya tüzel kişi; vergi mükellefi
- vergileme
Vergilemek işi
- vergilemek
Vergi koymak
- vergilendirilme
Vergilendirilmek işi
- vergilendirilmek
Vergilendirme işi yapılmak
- vergilendirme
Vergilendirmek işi
- vergilendirmek
Bir kimseyi veya bir şeyi vergiye bağlamak
- vergili
Vergisi olan, vergi ödenen
- vergisiz
Vergisi olmayan, vergi ödenmeyen
- vergiye bağlamak
bir kimse veya şeyden vergi almak
- veri
Bir araştırmanın, bir tartışmanın, bir muhakemenin temeli olan ana öge; muta (I), data, done
- veri akışı
Kaynak sistemdeki verilerin hedef sisteme aktarılması
- veri bankası
Belli bir konudaki verilerin derlenip biriktirildiği, ilgililer tarafından kolay bir biçimde erişilmesinin sağlandığı bilgi ortamı
- veri dosyası
Verilerin sistemli bir biçimde toplandığı belgeler bütünü
- veri ortamı
Verilerin bir araya getirildiği yer veya durum
- veri tabanı
Çözüme erişmek için işlenebilir duruma getirilmiş veri ortamı
- veri toplama
Verileri bir araya getirme
- verici
Veren, verme yanlısı olan kimse
- vericilik
Verici olma durumu
- verile emri
Devlet dairelerinde, ödemenin yapılabilmesi için yetkilinin verdiği izin yazısı; ita emri
- verilebilme
Verilebilmek işi
- verilebilmek
Verilme ihtimali veya imkânı bulunmak
- veriliş
Verilmek işi
- verilme
Verilmek işi
- verilmek
Verme işine konu olmak
- verilmiş sadakası olmak
büyük bir tehlike veya kaza atlatıldığında söylenen bir söz
- verim
Çalıştırılan, işletilen, bakılan bir şeyin verdiği sonuç veya bu sonucun niceliği; mahsul, randıman
- verim düşürmek
verimli olmaya engel olmak
- verimli
Verimi iyi ve bol olan; bitek, vergili, randımanlı, mahsuldar, mümbit, müsmir, verimkâr, velut
- verimlilik
Verimli olma durumu; biteklik, gürlük, verimkârlık, mümbitlik
- verimsiz
Verimi olmayan veya az olan, yetersiz olan; semeresiz, akim
- verimsizleşme
Verimsizleşmek durumu
- verimsizleşmek
Verimsiz duruma gelmek
- verimsizleştirme
Verimsizleştirmek durumu
- verimsizleştirmek
Verimsiz duruma getirmek
- verimsizlik
Verimsiz olma durumu; fakirlik, yoksulluk, akamet
- verinti
Bir dilden başka bir dile verilen söz
- verip veriştirmek
ağzına geleni söylemek
- veriverme
Verivermek işi
- verivermek
Çabucak vermek
- veriş
Vermek işi
- veriştirme
Veriştirmek işi
- veriştirmek
Çok fazla söylemek
- verkaç
Futbol, hentbol ve basketbolda topa sahip oyuncunun yakındaki bir arkadaşına pas verip boş bir alana kaçarak tekrar topu alması
- verme
Vermek işi; lütfetme, lütfeyleme
- vermek
Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek; lütfetmek, lütfeylemek
- vermeyince (veya vermemiş) mabut, neylesin Sultan Mahmut
şanssız kişiler için söylenen bir söz
- vermut
Birçok bitki eklenerek özel koku verilmiş, tatlı, bir tür beyaz şarap
- vernik
Sürüldüğü yüzeyde parlak, kaygan ve koruyucu bir tabaka meydana getiren, suya dayanıklı bir tür cila maddesi
- vernikleme
Verniklemek işi
- verniklemek
Vernik sürmek
- verniklenme
Verniklenmek işi
- verniklenmek
Vernikleme işi yapılmak, vernik sürülmek
- vernikli
Verniği olan
- verniksiz
Verniği olmayan
- verniye
Milimetrenin onda biri vb. küçük boyutları ölçmeye yarayan, biri diğeri üzerinde kayan iki cetvelden oluşan alet
- veronika
Kuru çayırlarda, orman boşluklarında, 1200 m rakım’a kadar olan yerlerde yetişen, yaprakları yeşil-gri, kenarları tırtıllı, üstleri tüylü olan, beyaz, açık mavi ve mor renkli çiçekler açan, çok yıllık, sürüngen bir bitki (Veronica officinalis)
- veryansın
“Acımadan, hiçbir şey düşünmeden saldırmak, yok etmek, bol bol harcamak veya acımasızca söylemek” anlamlarındaki veryansın (veya vuryansın) etmek deyiminde geçer
- vesaik
Belgeler, vesikalar
- vesait
Araçlar, vasıtalar
- vesaitinakliye
Taşımada kullanılan araçlar
- vesikacı
Vesika işleriyle uğraşan kimse
- vesikacılık
Vesikacının yaptığı iş
- vesikalı
Belgesi olan
- vesikalık
Vesika için gerekli olan
- vesikalık fotoğraf
Resmî belge için gerekli olan, yüzün belirgin olarak seçildiği, belli ölçülerdeki fotoğraf; vesika fotoğrafı, vesikalık, vesikalık resim
- vesikasız
Vesikası olmayan
- vesikaya bağlamak
mevcudu yeteri kadar bulunmayan ancak çok talep edilen bir şeyi belge karşılığı vermek
- vesile aramak
bir fırsatını kollamak
- vesile bulmak
sebep yaratmak, bahane göstermek
- vesile olmak
uygun ortam oluşmak
- vesselam
"İşte o kadar, son söz şudur" anlamlarında kullanılan bir söz
- vestiyer
Otel, lokanta vb. yerlerde veya evlerde şapka, palto, pardösü gibi eşyayı bırakmak ve korumak için ayrılmış yer; askılık
- vestiyerci
Vestiyerde çalışan kimse
- vestiyercilik
Vestiyerci olma durumu
- veston
Erkek ceketi
- vesveseye düşmek
kuruntuya kapılmak
- veteriner
Hayvan hastalıklarını tedavi eden uzman; veteriner hekim, baytar
- veterinerlik
Veteriner olma durumu; veteriner hekimliği, baytarlık
- vetire
Burun deliklerini ayıran zar
- veto
Bir şey karşı çıkma, bir şeyi engelleme, reddetme
- veto etmek
reddetmek, kabul etmemek
- veto hakkı
Belli bir alanda yetki sahibinin öneri veya kararı reddetme hakkı
- veto yemek
engellenmek, reddedilmek
- veya
Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz; yahut, veyahut
- vezikül
İçi su dolu kabarcık
- vezir
Osmanlılarda devletin bakanlık, valilik gibi yüksek görevlerinde bulunan ve paşa ünvanını taşıyan kimse; hidiv
- vezir vüzera
İleri gelenler
- Vezirköprü
Samsun iline bağlı ilçelerden biri
- vezirlik
Vezir olma durumu; vezaret
- vezirparmağı
Bir tür hamur tatlısı
- vezne
Banka vb. kurum ve kuruluşlarda para alınıp verilen yer
- vezneci
Banka vb. kurum ve kuruluşlarda para alıp veren görevli; kasacı, veznedar
- veznecilik
Veznecinin yaptığı iş; veznedarlık
- veznedarlık
Banka vb. kurum ve kuruluşlarda veznenin bulunduğu yer
- veçhişebeh
Benzetme yönü
- vibratör
Titreşim yaratan araç
- vibriyo
Koleraya neden olan virgül biçimindeki bakteri
- vicahi
Yüz yüze olan veya yapılan
- vicdan
Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan duygu
- vicdan azabı
Kişinin yaptığı bir işten veya söylediği bir sözden pişman olmasından ileri gelen üzüntü
- vicdan azabı çekmek (veya duymak)
yapılan bir işten veya söylenen bir sözden dolayı pişman olunarak üzülmek
- vicdanen
Vicdan bakımından
- vicdani
Vicdanla ilgili olan, vicdana dayanan
- vicdani ret
Politik görüşler, ahlaki değerler veya dinî inançlar doğrultusunda zorunlu askerliği reddetme
- vicdani retçi
Politik görüşleri, ahlaki değerleri veya dinî inançları doğrultusunda zorunlu askerliği reddeden kimse
- vicdani retçilik
Vicdani retçi olma durumu
- vicdanlı
Vicdanı olan
- vicdanlılık
Vicdanlı olma durumu
- vicdansız
Vicdanı olmayan
- vicdansızca
Vicdansıza yakışan
- vicdansızlık
Vicdansız olma durumu
- vida
Döndürülerek bir yere sokulan burmalı çivi
- vidala
Çanta ve ayakkabı yapılan tabaklanmış dana derisi
- vidalama
Vidalamak işi
- vidalamak
Vida ile tutturmak
- vidalanma
Vidalanmak işi
- vidalanmak
Vidalama işine konu olmak
- vidaları gevşemek
kendini tutamayıp çok gülmek
- vidalı
Vidası olan
- vidasız
Vidası olmayan
- video
Manyetik bantlar üzerinde yer alan veya sayısal olarak derlenmiş hareketli resimler dizisi
- videobant
Televizyon yayınlarının kaydedildiği, bir kasete sarılı şerit
- videocu
Video alıp satan veya onaran kimse
- videoculuk
Videocunun işi
- videokaset
Üzerinde video kaydı bulunan, içindekilerin videoteyp aracılığıyla ekrana yansıtılabildiği kaset
- videoteyp
Hem görüntü hem de ses kaydedebilen, daha önce kasete kaydedilmiş görüntü ve sesleri ekrana yansıtan aygıt, video
- vido
Oyunda kazanılacak parayı iki katına çıkarma
- vido çekmek
oyundaki kazanılacak sayıyı veya parayı iki katına çıkarmayı teklif etmek
- vidolu
Vido ile oynanan
- vidosuz
Vido ile oynanmayan
- vidoyu görmek
vidoyu kabul etmek
- Vietnamlı
Vietnam halkından olan kimse
- vigla
Savaş ve ticaret gemilerinin direkleri üzerine ve dalyanlarda dikine gömülmüş gönderler üzerine yapılmış gözetleme yeri; çanaklık
- viglacı
Savaş ve ticaret gemilerinde gönderler üzerinde nöbet tutan kimse
- vikaye etmek
korumak
- vikont
Batı ülkelerinde baron ile kont arasında bir soyluluk ünvanı
- vikontes
Kadın vikont veya vikont karısı
- viladi
Doğuştan (olan)
- vilayet binası
Şehrin valilik makamı ile idari ve adli kurumlarının bulunduğu yapı
- villa
Yazlıkta veya şehir dışında, bahçeli, müstakil ev
- vinter
Ağaç çemberler üzerine örülmüş torba biçimindeki balık ağı
- vinterizasyon
Kademeli olarak soğutulan ve düşük sıcaklıklarda yavaşça karıştırılıp bekletilerek elde edilen donmuş asitlerin süzülerek yağdan uzaklaştırılması
- vinterize
"Vinterizasyon işleminden geçirmek" anlamındaki vinterize etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- vinyet
Bir kitabın sayfalarını süsleyen başlık, süslü harf gibi motif
- vinç
Ağır yük kaldırmaya ve bir yere taşımaya yarayan araç
- vinçli
Vinci olan
- vira
Maçuna ve başka makinelerin çevrilmesi için verilen komut
- vira etmek
toplamak, almak
- viraj almak
virajı dönmek
- viral
Virüslerle ilgili
- viral olmak
genel ağda paylaşıldıktan sonra sosyal medya kullanıcıları arasında hızlı ve denetlenemez bir biçimde yayılarak etkinlik kazanmak
- viral video
Genel ağda paylaşıldıktan sonra sosyal medya kullanıcıları arasında hızlı ve denetlenemez bir şekilde yayılarak etkinlik kazanan, yüksek izlenme ve paylaşım oranına ulaşan görsel içerik
- viran olmak
viran duruma gelmek, haraplaşmak
- virane
Harap olmuş yapı; yıkıntı
- viranelik
Ev yıkıntıları bulunan yer
- viraneye çevirmek
yıkıntı durumuna getirmek
- viranlaşma
Viranlaşmak durumu
- viranlaşmak
Viran duruma gelmek
- viranlık
Viran yer
- Viranşehir
Şanlıurfa iline bağlı ilçelerden biri
- virdizeban
Dile dolama, dilden düşürmeme
- virdizeban etmek
dile dolamak, dilden düşürmemek
- vire
Bir kalenin veya tahkim edilmiş bir yerin teslimi; vere
- virgül
Yazılı cümlelerde birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime veya kelime gruplarının arası, sıralı cümlelerin arası vb. yerlerde kullanılan noktalama işaretinin adı (,)
- virolog
Viroloji uzmanı
- viroloji
Virüsleri inceleyen bilim dalı
- virolojik
Viroloji ile ilgili
- virt
Dinî bir sözü sürekli tekrarlama
- virt etmek
diline dolamak, sürekli olarak söylemek
- virtüöz
Herhangi bir müzik aracını büyük ustalıkla çalabilen sanatçı
- virtüözlük
Virtüöz olma durumu
- virüs
Hastalık yapıcı, bakterilerden daha küçük, yaşamak için bir başka hücrenin içine girmek zorunda olan ve ancak elektron mikroskobunda görülebilen parazit
- virütik
Virüsle ilgili, virüse bağlı
- visamiral
Amirallikten bir önceki rütbede olan deniz subayı
- viski
Mayalanmış tahıl hamurundan damıtılarak elde edilen, alkollü içki
- viski bardağı
Viski içmek için kullanılan özel bardak
- viskonsül
Yardımcı konsolos
- viskoz
Selüloz türevlerinin üretiminde kullanılan koloidal selüloz çözeltisi
- viskozite değeri
Akıcılık ölçeği olarak kullanılan kabın deliğinden 100 santimetreküp sıvının boşalma süresinin saniye olarak miktarı
- vitamin
Besinlerde bulunan, yağda veya suda çözünebilme özelliği olan, vücudun sağlıklı gelişimi, sindirim fonksiyonları, enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanması açısından gerekli olan, eksikliği veya fazlalığı çeşitli hastalıklara yol açan, katalizör görevli en basit organik madde
- vitaminleştirme
Vitaminleştirmek işi
- vitaminleştirmek
Vitamin durumuna getirmek
- vitaminli
Vitamini olan
- vitaminsiz
Vitamini olmayan
- vitaminsizlik
Vitamin eksikliğinden veya yetersizliğinden doğan patolojik olayların hepsi
- vitellüs
Yumurtada kabuk ve çekirdek dışında kalan maddelerin hepsi
- vites
Motorlu taşıtların çekiş ve hızını ayarlamaya yarayan dişliler düzeni
- vites büyütmek
motorlu taşıtların hızını artırmak için daha yüksek vitese geçmek
- vites değiştirmek
motorlu taşıtların çekiş ve hızını değiştirmek
- vites dişlisi
Motorlu taşıtlarda vites koluna bağlı ve hareket iletişimini sağlayan dişli takımı
- vites kolu
Motorlu taşıtların dişlilerini birbirine geçirmeye yarayan manivela
- vites kutusu
Motorlu taşıtlarda, şanzımana yön veren dişlilerin bulunduğu yuva
- vites küçültmek
motorlu taşıtların hızını azaltmak için daha düşük vitese geçmek
- vitese takmak
motorlu taşıtlarda vites kolunu uygun duruma getirip aracı kalkışa hazır durumda tutmak
- vitesli
Vitesi olan
- vitesten atmak
çok kızmak
- vitir namazı
Yatsı namazından sonra kılınan üç rekât namaz; vitir
- vitray
Birbirine bağlı kurşun bölmelere yerleştirilmiş renkli cam parçalarından oluşan, saydam pencere süslemesi veya resim
- vitrifiye
Cama benzer biçimde olan
- vitrin
Nesnelerin insanlara gösterilmek ve satılmak için sergilendiği camlı bölme veya yer; camekân, sergen
- vitrinci
Vitrini düzenleyen kimse
- vitrincilik
Vitrincinin yaptığı iş
- vitrinleme
Vitrinlemek işi
- vitrinlemek
Vitrin durumuna getirmek
- viya
Dümeni ortaya alarak gemiyi bulunduğu doğrultuda yürütme
- viyak
Bebeğin ağlarken çıkardığı ses
- viyak viyak
Viyaklayarak
- viyaklama
Viyaklamak işi
- viyaklamak
"Viyak" diye ses çıkararak bağırmak, ağlamak
- viyol
Satış sırasında yumurtayı korumayı amaçlayan, atık malzemeden yapılmış özel kap
- viyola
Kemana benzer, kemandan büyük bir çalgı; alto
- viyolacı
Viyola çalan kimse; viyolonist
- viyolacılık
Viyola çalma işi
- viyolonsel
Viyoladan büyük, kontrbastan küçük, dört sürtme telli bir orkestra çalgısı; çello
- viyolonselci
Viyolonsel yapan veya satan kimse
- Vize
Kırklareli iline bağlı ilçelerden biri
- vize
Bazı resmî kâğıtlara "görülmüştür" anlamında konulan işaret ve bu işareti koyma işi
- vize almak
elçilikten veya konsolosluktan bir ülkeye giriş izni almak
- vizite
Hekimin hastanedeki hastaları dolaşıp yoklaması
- vizite kâğıdı
Kartvizit, kişinin kendisini tanıtmak üzere kullandığı ve tanıştığı kişilere verdiği kâğıt
- viziyer
Kasket siperi
- vizon
Sansargillerden, kürkü çok beğenilen bir tür memeli; mink (Mustela vison)
- vizon kürk
Vizon derisinden yapılan iyi işlenmiş kürk
- vizonet
Taklit vizon
- vizyon sahibi
Geniş görüşlü, ileri görüşlü, ufku geniş (kimse)
- vizyona girmek
film vb. gösterime başlamak
- vizyoner
Vizyon sahibi olan (kimse)
- vizyoner olmak
vizyon sahibi olmak
- vizör
Kamera, fotoğraf makinesi ve dürbünde bulunan, görüntüyü tam sınırlarıyla kesmeden veya taşırmadan alabilmeyi sağlayan düzenek; bakaç
- vişnap
Vişne şurubu
- vişne
Gülgillerden, dalları kırmızımtırak, çiçekleri beyaz renkte, kiraza benzer bir ağaç (Cerasus vulgaris)
- vişnelik
Vişne yetiştirilen bahçe
- vişneçürüğü
Çürük vişne rengi
- vodvil
Hareketli, eğlenceli bir konuya dayanan, şarkılara da yer verilen hafif güldürü
- vokabüler
Küçük sözlük
- vokabülerli
Söz varlığı olan
- vokal
Sesle ilgili
- vokal müzik
Şarkı, opera, oratoryo gibi insan sesi için yapılmış beste
- vokalist
Müzik türlerinde solisti arka planda destekleyen kimse
- volan
Bir hareketi bir mekanizmaya aktaran veya makinelerde hareketin hızını düzgün tutmaya yarayan tekerlek
- volanlı
Volanı olan
- vole
Havadan gelen topa, futbolda sıçrayarak ayağın üstüyle, teniste raket ile vurma
- voleybol
Altışar kişilik iki takım arasında, bir alan ortasında gerilmiş olan ağ üzerinden topun karşılıklı olarak elle oynanması oyunu; uçan top
- voleybolcu
Voleybol oynayan kimse
- voleybolculuk
Voleybolcu olma durumu
- volfram
Atom numarası 74, atom ağırlığı 183,85, yoğunluğu 19,3 olan, sert, 3482 °C'de eriyebilen bir element; tungsten (simgesi W)
- voli
Balıkçı kayıklarının balıkları çevirmek için denize fırdolayı ağ salmaları
- voli ağı
Kayıkla denize salındıktan sonra her iki kolunun halatlarıyla karaya çekilen balık ağı
- voli vurmak
vurgun vurmak
- voli yeri
Denizlerde ve iç sularda su ürünleri avlanmasına elverişli, kıyıya bitişik ve sınırları belli su alanları
- voli çevirmek
voli ile balık avlamak
- volkanik
Volkanla ilgili
- volt
Elektromotor gücün veya gerilimin birimi
- volta
Bir halatı bir yere bir kez dolama veya babalara yöntemince sarma
- volta atmak (veya etmek)
bir aşağı bir yukarı dolaşmak
- volta vurmak
gemi zikzak yapmak
- voltajlı
Voltajı olan
- voltametre
Bir elektrotta, açığa çıkan madde miktarına göre devreden geçen elektrik miktarını ölçmeye yarayan alet
- voltamper
Dalgalı akım devrelerinde gerilim ve akımın etkin değerlerinin çarpımına eşit olan güç
- voltasını almak
kaçmak, savuşmak
- voltaya geçmek
volta atmaya başlamak
- voltmetre
Bir elektrik devresindeki gizil güç farkını volt cinsinden ölçmeye yarayan alet
- vombat
Keselilerden, Avustralya'da yaşayan, ağır gövdeli, kısa bacaklı hayvan (Phascolomys ursinus)
- vonoz
Kolyoz, uskumru, sardalya vb. küçük balıkların ufağı
- votka
Tahıl tanelerinin damıtılmasıyla elde edilen alkollü içki
- voyvo
Alay ederek sataşmak için söylenen bir söz
- voyvoda
Osmanlı Devleti’nde Eflak, Boğdan ve Erdel beylerine verilen ünvan
- voyvodalık
Voyvoda olma durumu
- vualet
Kadınların kullandığı, şapka, taç, toka ve benzerlerinde bulunan, yüzü örten, ince hafif tül
- vuku bulmak
olmak, meydana gelmek
- vukuat
Polisi ilgilendiren olay veya olaylar
- vukuflu
Bilgisi olan
- vulgarize
Herkesin anlayacağı düzeyde olan
- vur abalıya
bütün özverinin yumuşak huylu kişiye yüklenmesi, sessiz, güçsüz kişinin hırpalanması, hakkının çiğnenmesi durumunda söylenen bir söz
- vur aşağı tut yukarı
uzun uzun çekişerek, sıkı pazarlık ederek
- vur dediysek öldür demedik (ya)
bir isteği yerine getirirken aşırılığa kaçan için söylenen bir söz
- vur patlasın, çal oynasın
aşırı zevk ve eğlenceyi anlatan bir söz
- vurabilme
Vurabilmek işi
- vurabilmek
Vurma ihtimali veya imkânı bulunmak
- vurayazma
Vurayazmak işi
- vurayazmak
Neredeyse vurmak
- vurdukça tozumak
üzerinde çalışıldıkça, işlendikçe işi artmak
- vurdulu kırdılı
Hareketli, şiddet içeren, maceraya ve dövüşmeye ağırlık veren
- vurdumduymamazlık
bk. vurdumduymazlık
- vurdumduymaz
Hiçbir şeye aldırış etmeyen, umursamayan, önem vermeyen, kulak asmayan; duvar yüzlü
- vurdumduymaz kör ayvaz
duygusuz
- vurdumduymazlık
Vurdumduymaz olma durumu
- vurdumduymazlıktan gelmek
aldırış etmemek, umursamamak, önem vermemek, kulak asmamak
- vurdurabilme
Vurdurabilmek işi
- vurdurabilmek
Vurdurma ihtimali veya imkânı bulunmak
- vurdurma
Vurdurmak işi
- vurdurmak
Vurma işini başkasına yaptırmak
- vurdurtma
Vurdurtmak işi
- vurdurtmak
Vurdurma işini yaptırmak
- vurduğu yerden ses gelmek
çok kuvvetli vurmak, eli ağır olmak
- vurgu
Bir hece veya kelimenin diğer hece veya kelimelerden daha baskılı söylenişi; aksan
- vurgu oyun
Halk oyunlarında gösterinin temasını belirten ana oyun
- vurgu uzunluğu
Bir hecede vurguya bağlı olarak ortaya çıkan uzunluk
- vurgulama
Vurgulamak işi
- vurgulamak
Vurgu ile söylemek
- vurgulanabilme
Vurgulanabilmek işi
- vurgulanabilmek
Vurgulanma ihtimali veya imkânı bulunmak
- vurgulanma
Vurgulanmak işi
- vurgulanmak
Vurgulama işi yapılmak
- vurgulanış
Vurgulanmak işi
- vurgulatma
Vurgulatmak işi
- vurgulatmak
Vurgulama işini yaptırmak
- vurgulayabilme
Vurgulayabilmek işi
- vurgulayabilmek
Vurgulama ihtimali veya imkânı bulunmak
- vurgulayış
Vurgulamak işi
- vurgulu
Vurgu ile söylenen
- vurgulu hece
Kelimede vurgulu olarak söylenen hece
- vurgun
Hile ile veya fırsatçılıkla haksız yere aşırı kazanç elde etme; voli
- vurgun (veya vurgunu) vurmak
yolsuzluk yaparak kısa sürede büyük kazanç elde etmek
- vurgun yemek
vurgun sonucu felçli duruma gelmek veya ölmek
- vurguncu
Para dalgalanmalarından yararlanarak kolay yoldan kazanç elde eden; muhtekir, ihtikârcı, spekülatör
- vurgunculuk
İleride meydana gelebilecek fiyat dalgalanmalarından yararlanarak haksız kazanç sağlama; ihtikâr, ihtikârcılık, spekülasyon, spekülatörlük
- vurgunculuk etmek
haksız kazanç sağlamak için uğraşmak
- vurgunluk
Vurgun olma, gönül kaptırma durumu
- vurgusuz
Vurgu ile söylenmeyen
- vurgusuz hece
Kelimede vurgusuz olarak söylenen hece
- vurgusuzluk
Vurgusuz olma durumu
- vurkaç
Birden saldırıp hemen kaybolma
- vurma
Vurmak işi; darp
- vurmak
Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere veya bir kimseye hızla çarpmak; çakmak, geçirmek, inmek
- vurmalı
Vurularak çalınan (çalgı)
- vurmalı sazlar
Davul, zil, timbal, tef gibi vurularak çalınan çalgılar; vurmalı çalgılar, perküsyon
- vurtut
Silahla yaratılan kargaşalık
- vuru
Kalbin, gevşeyip kasılmasından ileri gelen atım hareketi
- vurucu
Silah attığında hedefini vuran
- vurucu güç
Silah gücü yüksek, özel eğitim görmüş askerî birlik; vurucu tim
- vuruculuk
Vurucu olma durumu
- vuruk
Çarpık, çarpılmış
- vurulabilme
Vurulabilmek işi
- vurulabilmek
Vurulma ihtimali veya imkânı bulunmak
- vurulma
Vurulmak işi
- vurulmak
Vurma işine konu olmak
- vuruluverme
Vuruluvermek işi
- vuruluvermek
Ansızın vurulmak
- vuruluş
Vurulmak işi
- vurunma
Vurunmak işi
- vurunmak
Giyinmek, örtünmek
- vuruntu
Ateşleme bozukluğu veya yanmanın sıra dışı olması sebebiyle bir motorun içinden gelen gürültü
- vuruntulu
Düzensiz bir biçimde çalışan (motor)
- vuruntusuz
Düzenli bir biçimde çalışan (motor)
- vurup kafayı yatmak (veya uyumak)
uykusu geldiğinde hemen yatmak
- vuruverme
Vuruvermek işi
- vuruvermek
Ansızın vurmak
- vuruş
Vurmak işi
- vuruşabilme
Vuruşabilmek işi
- vuruşabilmek
Vuruşma ihtimali veya imkânı bulunmak
- vuruşma
Vuruşmak işi
- vuruşmak
Birbirini vurmak
- vuruşturma
Vuruşturmak işi
- vuruşturmak
Vuruşma işini yaptırmak
- vuslat
Sevgiliye kavuşma
- vuslata ermek
kavuşmak
- vusul bulmak
varmak
- vuzuh
Açık olma durumu
- vâkıf
Bilen, farkında olan
- vâkıf olmak
bilmek, öğrenmek
- vâkıfane
Bilerek ve anlayarak, bilen bir kimseye yakışır biçimde
- vâkıflık
Vâkıf olma durumu
- vâle
Genişlikleri ve çözgü tellerinin sayısı yönünden taftaya benzeyen, dokunduktan sonra pişirilmiş, ince ipekli kumaş
- vârisli
Mirasçısı olan
- vârissiz
Mirasçısı olmayan
- vücuda gelmek
ortaya çıkmak, oluşmak, meydana gelmek, olmak
- vücuda getirmek
meydana getirmek, var etmek
- vücudunu ortadan kaldırmak
öldürmek
- vücut
İnsan veya hayvanda beden, baş, kol ve bacakların oluşturduğu bütün; eğin, ten
- vücut bulmak
oluşmak
- vücut sıcaklığı
Bir insan ve hayvan vücudunun normal işleyişi için gerekli olan öz ısı; vücut ısısı
- vücut vermek
vücuda getirmek
- vücut yapmak
kas geliştirici hareket ve spor yaparak bedeni güçlü duruma getirmek
- vücut çalımı
Oyuncunun vücudunu farklı yönlere hareket ettirerek rakip oyuncunun dikkatini dağıtıcı ve onu şaşırtıcı hareketleri yapmaya yöneltme
- vücutlu
Vücudu iri ve şişman olan
- vücuttan düşmek
zayıflamak
- vücutça
Vücut bakımından, vücudun durumuna göre
- vükela
Osmanlı Devleti'nde bakanlar, vekiller
- vüzera
Vezirler
- vıcık
Sulanarak kıvamı gevşemiş, yumuşamış
- vıcık vıcık
Kıvamı çok gevşemiş, yumuşamış
- vıcıklama
Vıcıklamak işi
- vıcıklamak
Sulu veya yumuşak şeyleri avuç içinde ezmek, vıcık duruma getirmek
- vıcıklık
Vıcık olma durumu
- vıcır vıcır
Vıcırdaşarak
- vıcırdama
Vıcırdamak işi
- vıcırdamak
Serçe vb. ötmek
- vıcırdaşma
Vıcırdaşmak işi
- vıcırdaşmak
Hep birlikte vıcırdamak
- vıdı vıdı
“Etrafındakileri rahatsız edecek derecede söylenip durmak, hemen her şeyi eleştirip beğenmediğini söyleyerek durmadan konuşmak” anlamındaki vıdı vıdı etmek deyiminde geçen bir söz
- vıdı vıdı etmek
çevresini rahatsız edecek biçimde yerli yersiz çok konuşmak
- vık vık
İnce ses çıkararak
- vın
Vınlama sesi
- vınlama
Vınlamak işi
- vınlamak
Dönerken veya düz bir doğrultuda hızla hareket ederken "vın" diye ses çıkarmak
- vınlayış
Vınlamak işi
- vınıltı
Vınlayan bir şeyin çıkardığı sesin adı
- vır vır
Usandırıcı, sinirlendirici bir biçimde durmadan konuşma
- vır vır etmek
usandırıcı, sinirlendirici bir biçimde durmadan konuşmak
- vıraklama
Vıraklamak işi
- vıraklamak
Kurbağa, karga vb. vırak diye ses çıkarmak
- vırvırcı
Usandıracak, sinirlendirecek kadar çok konuşan kimse
- vırvırcılık
Vırvırcı olma durumu
- vırıldama
Vırıldamak işi; vırlama
- vırıldamak
Usandıracak, sinirlendirecek biçimde durmadan konuşmak; vırlamak
- vırıldanma
Vırıldanmak işi
- vırıldanmak
Kendi kendine sürekli konuşmak
- vırıltı
Vırıldama sırasında çıkan sesin adı
- vız
Böcek uçarken veya atılan bir şey hızla geçerken çıkan ses
- vız gelip tırıs gitmek
önemsememek, aldırış etmemek
- vız gelmek
pek önemsiz görünmek
- vız vız
Vızıldama sesi
- vızvız böceği
Vızıldayarak uçan bir tür böcek
- vızıldama
Vızıldamak işi; vızlama
- vızıldamak
"Vız" diye ses çıkarmak; vızlamak
- vızıldanma
Vızıldanmak işi
- vızıldanmak
Yakınmak, sızlanmak
- vızıltı
Vızıldayan bir şeyin çıkardığı sesin adı
- vızıltılı
Vızıltısı olan
- vızıltısız
Vızıltısı olmayan
- vızır vızır
Hiç ara vermeksizin, sürekli bir biçimde