Kelime dizinine dön

V harfi ile başlayan kelimeler

V harfi için 864 sözlük maddesi listeleniyor.

Bu harfte daha sık ziyaret edilen maddeler.

  • vakıf toprağı

    Vakfın mülkiyeti altında olan toprak veya arazi

  • vakıf arazisi

    Bir vakfın mülkiyeti içinde olan arazi

  • varagele halatı

    İki nokta arasına gerilen ve ulaşımı sağlayan ip

  • varsayım

    Deneylerle henüz yeter derecede doğrulanmamış ancak doğrulanacağı umulan teorik düşünce; faraziye, hipotez

  • vehmettirme

    Vehmettirmek işi

  • veraset ve intikal vergisi

    Ölenin vârislerine kalan mal ve paradan alınan vergi

  • vur patlasın, çal oynasın

    aşırı zevk ve eğlenceyi anlatan bir söz

  • voli yeri

    Denizlerde ve iç sularda su ürünleri avlanmasına elverişli, kıyıya bitişik ve sınırları belli su alanları

  • vurdumduymamazlık

    bk. vurdumduymazlık

  • vadiye dökülmek

    sohbet belirli bir konuya kaymak

  • varlık bilimi

    Konu olarak eski Yunan felsefesinden beri ele alınan ve Aristoteles'in "ilk felsefe" adını verdiği, var olanların özü üzerine araştırma yapan bilim; ontoloji

  • varoluş

    Yaşama, var olma, bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu değil, var olduğu olgusu; mevcudiyet, öz (I) karşıtı

  • vazetme

    Vazetmek işi

  • verimlilik

    Verimli olma durumu; biteklik, gürlük, verimkârlık, mümbitlik

  • vermeyince (veya vermemiş) mabut, neylesin Sultan Mahmut

    şanssız kişiler için söylenen bir söz

  • vurkaç

    Birden saldırıp hemen kaybolma

  • vuruluş

    Vurulmak işi

  • vaat

    Bir işi yerine getirmek için verilen söz

  • vadi

    İki dağ arasındaki çukurca arazi veya geçit; koyak

  • vah vah

    "Çok yazık" anlamında kullanılan bir söz

  • vaka

    Herhangi bir hastalığa yakalanma durumlarından her biri

  • vaketa

    İnek derisinden imal edilmiş, postal, hayvan koşumları, kütüklük ve saraciyede kullanılan, bir tür ince meşin

  • valide sultan

    Padişahın annesine verilen ünvan

  • vanklamak

    Horultulu yüksek ses çıkarmak

  • var gücüyle

    Olanca gücüyle; var kuvvetiyle

  • varagelme

    Varagelmek işi

  • varoluşçu

    Varoluşçuluk yanlısı; egzistansiyalist

  • varoluşçuluk

    Varoluşun özden önce geldiğini ve özü sürekli olarak yarattığını ileri süren öğreti; egzistansiyalizm

  • varsayımsal

    Bir varsayıma dayanan; farazi, hipotetik

  • vat

    Saniyede bir jullük iş yapan bir motorun güç birimi

  • vay sen misin?

    herhangi bir söz veya davranışın öfke yarattığını anlatan bir söz

  • vazgeçebilme

    Vazgeçebilmek durumu

  • vedalaşmak

    Ayrılırken birbirine esenlik dilemek; esenleşmek

  • vefalılık

    Vefalı olma durumu

  • vehme kapılmak (veya düşmek)

    yersiz korkuya, yanlış düşünceye kapılmak

  • venüsçarığı

    Salepgillerden, esmer kırmızımtırak renkte olan, çiçekleri çarığa benzeyen, güzel bir süs bitkisi (Ceypripedium calceolus)

V dizini

864 kelime bağlantısı sunucuda oluşturuldu.

  • V

    Vanadyum elementinin simgesi

  • V yaka

    "V" harfi biçiminde olan yaka

  • v, V

    Türk alfabesinin yirmi yedinci sırasında yer alan ve ve adı verilen bu harf, ses bilgisi bakımından tonlu diş-dudak ünsüzünü gösterir

  • vaadinde durmak

    vaadini tutmak

  • vaadini tutmak

    verdiği sözü yerine getirmek

  • vaat

    Bir işi yerine getirmek için verilen söz

  • vaatte bulunmak

    söz vermek

  • vaaz

    Cami, mescit vb. yerlerde vaizlerin yaptığı, genellikle öğüt niteliği taşıyan dinî konuşma; mevize

  • vaaz etmek

    vaaz vermek

  • vaaz vermek

    cami, mescit vb. yerlerde dinî konuşma yapmak

  • vacip

    İslam dinine göre yapılması gerekli olan

  • vacip olmak

    İslam dinine göre yapılması gerekli olmak

  • vade

    Bir işin yapılması veya bir borcun ödenmesi için tanınan süre; mühlet

  • vadedilme

    Vadedilmek işi

  • vadedilmek

    Vadetme işi yapılmak

  • vadeli

    Vadesi olan

  • vadeli hesap

    Belirli bir süre için açılmış banka hesabı; vadeli mevduat

  • vadeli satış

    Karşılığı ileride ödenmek üzere yapılan satış

  • vadesi gelmek (veya dolmak)

    süresi dolmak, zamanı gelmek

  • vadesi yetmek

    ölmek

  • vadesiz

    Vadesi olmayan

  • vadesiz hesap

    Süresi belirlenmemiş, paranın istenildiği zaman çekilebilmesine imkân tanıyan banka hesabı; vadesiz mevduat

  • vadetme

    Vadetmek işi

  • vadetmek

    Bir işi yerine getireceğine söz vermek

  • vadi

    İki dağ arasındaki çukurca arazi veya geçit; koyak

  • vadiye dökülmek

    sohbet belirli bir konuya kaymak

  • vadolunma

    Vadolunmak işi

  • vadolunmak

    Bir iş yerine getirilmek üzere söz verilmek

  • vaftiz

    Hristiyanlıkta doğduktan kısa bir süre sonra çocuğa ilk günahını silmek ve onu Hristiyanlaştırmak amacıyla suya daldırma, başına su dökme veya üstüne su serpme biçiminde yapılan kutsal tören

  • vaftizhane

    Vaftiz yapılan yer

  • vagon

    Yük ve yolcu taşımakta kullanılan, lokomotifin çektiği demir yolu aracı

  • vagonet

    Yana veya arkaya doğru devrilebilen ve bazı toprak düzleme işlerinde kullanılan küçük vagon

  • vagotoni

    Bir sinirsel rahatsızlık türü

  • vah

    "Yazık" anlamında söylenen bir söz

  • vah vah

    "Çok yazık" anlamında kullanılan bir söz

  • vaha

    Çöllerde çoğu kez yüze çıkan yer altı sularının yarattığı tarım veya yerleşme bölgesi

  • vahamet

    Güçlük, korkulacak tehlikeli durum

  • vahamet kesbetmek

    gittikçe zorlaşmak, tehlikeli ve korkulacak bir durum almak

  • vahdaniyet

    Tanrı'nın birliği, bir olması

  • vahdet

    Bir olma, tek olma

  • vahim

    Ağır, korkulu, çok tehlikeli; vahametli

  • vahimleşme

    Vahimleşmek durumu

  • vahimleşmek

    Vahim duruma gelmek

  • vahimlik

    Vahim olma durumu

  • vahiy

    Bir buyruk veya düşüncenin Tanrı tarafından peygamberlere bildirilmesi

  • vahvahlanma

    Vahvahlanmak işi

  • vahvahlanmak

    Acınmak, yakınmak

  • vahyolunma

    Vahyolunmak işi

  • vahyolunmak

    Vahiy gelmek

  • vahşet

    Yabani, vahşi olma durumu

  • vahşi

    Yırtıcı olan (hayvan)

  • vahşi orman

    İnsan ayağı değmemiş büyük orman

  • vahşice

    Vahşi bir biçimde; vahşicesine, vahşiyane

  • vahşileşmek

    Durdurulamamak, zapt edilememek

  • vaiz

    İbadet yerlerinde öğüt niteliğinde dinî konuşmalar yapan kimse; öğütçü

  • vaizlik

    Vaizin yaptığı iş

  • vak vak

    Ördeğin çıkardığı ses

  • vaka

    Herhangi bir hastalığa yakalanma durumlarından her biri

  • vakanüvis

    Osmanlı Devleti'nde zamanın olaylarını tespit etmek ve yazmakla görevli devlet tarihçisi

  • vakanüvislik

    Vakanüvisin görevi

  • vakarsız

    Ağırbaşlı olmayan

  • vakarsızlık

    Vakarsız olma durumu

  • vaketa

    İnek derisinden imal edilmiş, postal, hayvan koşumları, kütüklük ve saraciyede kullanılan, bir tür ince meşin

  • vakfe

    Haccın arife günü öğle ve ikindi namazından sonra Arafat’ta bir süre durma biçiminde yerine getirilen farzlarından biri

  • vakfediliş

    Vakfedilmek işi

  • vakfedilme

    Vakfedilmek işi

  • vakfedilmek

    Vakfetme işi yapılmak

  • vakfediş

    Vakfetmek işi

  • vakfetme

    Vakfetmek işi

  • vakfetmek

    Mal ve mülkünü satılmamak şartıyla bir hayır kurumuna veya işine bağışlamak

  • vakfeye durmak

    arife günü öğle ve ikindi namazından sonra Arafat’ta bir süre durmak

  • Vakfıkebir

    Trabzon iline bağlı ilçelerden biri

  • vaki

    Olan, olmuş

  • vaki değil

    "daha önce böyle bir şey olmadı, gerçekleşmedi, görülmedi" anlamında kullanılan bir söz

  • vaki olmak

    vuku bulmak, gerçekleşmek

  • vakit

    Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler

  • vakit geçirmek

    oyalanmak

  • vakit kazanmak

    bir şeye ayrılan süreyi azaltmak

  • vakit nakittir

    "zaman çok değerlidir, boş yere harcanmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz

  • vakit saat aramamak

    zamana hiç aldırmamak

  • vakit öldürmek

    zamanı yararsız, gereksiz işlerle veya iş yapmadan geçirmek

  • vakitler hayrolsun

    "vaktinizi güzel geçirin, mutlu olun" anlamında kullanılan bir selamlama sözü

  • vakitli

    Zamanında yapılan, zamanında olan

  • vakitli vakitsiz

    Uygun zaman gözetmeden, gelişigüzel, rastgele zamanlarda; zamanlı zamansız

  • vakitlice

    Geç olmadan

  • vakitsiz

    Uygun bir zamanda olmayan

  • vakitsiz öten horozun başını keserler

    "her söz yerinde ve zamanında söylenmelidir, zamansız ve yersiz söylenen sözler büyük zararlara yol açabilir" anlamında kullanılan bir söz

  • vakitsizce

    Uygun olmayan bir zamanda

  • vakitsizlik

    Vakitsiz olma durumu

  • vakitçe

    Vakit bakımından, vakte göre

  • vaklama

    Vaklamak işi

  • vaklamak

    "Vak" diye ses çıkarmak

  • vaks

    Bal mumunun sanayide mat yüzeyleri parlak ve kaygan duruma getiren türü

  • vakta ki

    Ne zaman ki, -diği zaman

  • vakti gelmek

    ölmek üzere olmak, ölümü yaklaşmak

  • vakti olmak

    yapılması için yeterli zaman bulunmak

  • vakti olmamak

    bir kimse veya iş için ayıracak zamanı olmamak

  • vakti saati gelince

    zamanı gelince

  • vaktinde

    Önceden belirlenen, düşünülen vakitte

  • vaktini almak (veya yemek)

    epey zaman harcanmasını gerektirmek

  • vaktini şaşmamak

    her şeyi tam zamanında yapmak

  • vaktiyle

    Zamanında, uygun zamanda

  • vakum

    Havası alınmış

  • vakumlama

    Vakumlamak işi

  • vakumlamak

    Bozulmaması için bazı yiyeceklerin paketinin havasını, boşluğunu almak

  • vakumlanma

    Vakumlanmak işi

  • vakumlanmak

    Vakumlama işi yapılmak

  • vakumlu

    Vakumlanmış

  • vakvak

    Çocuk dilinde ördek

  • vakvaklama

    Vakvaklamak işi

  • vakvaklamak

    Ördek "vak vak" diye ses çıkararak bağırmak

  • vakıf

    Bir hizmetin gelecekte de yapılması için belli şartlarla ve resmî bir yolla ayrılarak bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk, para

  • vakıf arazisi

    Bir vakfın mülkiyeti içinde olan arazi

  • vakıf kurmak

    belli bir hizmeti görmek için vakıf oluşturmak

  • vakıf malı

    Vakfa devlet veya kişilerden devredilen ve üçüncü şahısların kullanması mümkün olmayan mal

  • vakıf senedi

    Bir vakfın oluşumunu belgeleyen senet

  • vakıf toprağı

    Vakfın mülkiyeti altında olan toprak veya arazi

  • vakıfname

    Bir vakfın şartlarını bildiren belge; vakfiye

  • vale

    Otel, restoran, alışveriş merkezi, düğün salonu vb. yerlerde gelen müşteri ve misafirlerin araçlarını otoparka park etmekle görevli kimse

  • valelik

    Valenin yaptığı iş

  • vali

    Bir ilde devleti temsil eden en yetkili yönetim görevlisi; ilbay

  • valide sultan

    Padişahın annesine verilen ünvan

  • valilik

    Vali olma durumu

  • valiz

    Genellikle yolculukta içine çamaşır vb. eşya konulan küçük el bavulu

  • vallahi

    "Tanrı'yı tanık tutarım, Tanrı hakkı için" anlamında kullanılan bir yemin sözü; billahi, tallahi, valla, vallaha

  • vallahi billahi

    "Allah'a ant olsun ki" anlamında kullanılan bir yemin sözü; vallahi tallahi

  • vals

    Bir tür salon dansı

  • vals yapmak

    vals müziği ile dans etmek

  • vamp

    Erkekleri peşinde koşturan, aşırı tavır, kıyafet veya makyajıyla bakışları üzerinde toplayan, baştan çıkarıcı kadın

  • vampir

    İnsanların kanını emdiğine inanılan yaratık

  • Van

    Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

  • Van kedisi

    Van ve yöresinde yaşayan göz renkleri farklı, beyaz tüylü kedi

  • vana

    Boru içindeki bir akışkanın akışını durdurmaya veya serbest bırakmaya yarayan alet; valf

  • vanadyum

    Atom numarası 23, atom ağırlığı 50,942, yoğunluğu 6,11 olan ve 1710 °C'de eriyen beyaz bir element (simgesi V)

  • Vandal

    Miladın başlangıç yıllarında yaşayan ve Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşlarda acımasızlığı ile ün salan bir Doğu Germen halkı

  • Vandallık

    Eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkma düşünce ve davranışı; Vandalizm

  • vanilya

    Salepgillerden, çiçekleri beyaz, kokulu, tırmanıcı küçük bir bitki (Vanilla planifolia)

  • vanklama

    Vanklamak işi

  • vanklamak

    Horultulu yüksek ses çıkarmak

  • Vanlı

    Van ilinden olan kimse

  • Vanlılık

    Vanlı olma durumu

  • vantilatör

    Sıcak ve durgun havayı dalgalandırarak esinti sağlayan veya böyle bir ortama temiz hava üfleyen alet; fan (I)

  • vantilatör kayışı

    Taşıtlarda motor gücünü vantilatöre aktararak dönmesini sağlayan kayış

  • vantuz

    Deri üzerine yapıştırılarak çekip emmeye yarayan şişe vb. alet; çekmen

  • vantuz çekmek

    şişe çekmek

  • vantuzlu

    Vantuzu bulunan (hayvan, alet vb.); çekmenli

  • vapur

    Su buharı gücüyle çalışan gemi

  • vapurcu

    Vapur işleten kimse

  • vapurculuk

    Vapur işletme işi

  • vapurdumanı

    Koyu gri renk

  • var

    Mevcut, evrende veya düşüncede yer alan, yok karşıtı

  • var (veya varın veya varsın veya varsınlar)

    istersen (isterse...) gibi konuşulan iş üzerinde bir kimseyi serbest bırakmayı anlatan bir söz

  • var etmek

    meydana getirmek

  • var gücüyle

    Olanca gücüyle; var kuvvetiyle

  • var hızıyla

    Olanca hızıyla

  • var ol!

    yaşa!

  • var olmak

    sağ olmak, yaşamak

  • var yok

    belli bir ölçüye ya ulaşır ya ulaşmaz, herhangi bir ölçüye, miktara yakın, olduğu bile kuşkulu

  • var yılı

    Bir tarım ürününden bol verim alındığı yıl

  • vara yoğa

    Her şeye

  • varabilme

    Varabilmek işi

  • varabilmek

    Varma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • varagele

    Bir şeyi, bir yerden bir yere çekerek götürüp getirmeye yarayan araç

  • varagele bombardımanı

    İkinci Dünya Savaşı'nda müttefiklerin çok sık uyguladığı bombardıman yöntemi

  • varagele botu

    İki nokta arasında ulaşımı sağlayan bot

  • varagele halatı

    İki nokta arasına gerilen ve ulaşımı sağlayan ip

  • varagele kayığı

    İki nokta arasında ulaşımı ve haberleşmeyi sağlayan kayık

  • varagelme

    Varagelmek işi

  • varagelmek

    Başlangıcından beri aynı biçimde sürmek, devam etmek

  • varak

    Yazılı kâğıt; varaka

  • varaklama

    Varaklamak işi

  • varaklamak

    Varak yapıştırarak süslemek

  • varaklanma

    Varaklanmak durumu

  • varaklanmak

    Varaklama işine konu olmak

  • varaklı

    Varağı olan, varaklanmış

  • varakpare

    Kâğıt parçası

  • varakçı

    Varakla süs yapan zanaatkâr

  • varakçılık

    Varakçının yaptığı iş

  • varan

    Bir olayın tek kalmayıp arkadan daha başkalarının gelebileceğini anlatmak için birden başlayarak sıra ile sayıların başına getirilen bir söz

  • varda

    "Dikkat et, savul, destur" anlamlarında bir seslenme sözü

  • vardabandıra

    Özellikle savaş gemilerinde işaret alıp vermekte usta er

  • vardacı

    Varda işini sesle veya araçla yapan kimse

  • vardacılık

    Vardacının yaptığı iş

  • vardakosta

    Kıyıları koruyan gemi

  • vardela

    Yaklaşık 3 santimetre genişliğinde yumuşak kösele şerit

  • vardiya

    Yirmi dört saatlik çalışma gününün, çalışma bölümlerinden her biri; posta

  • vardiyacı

    Vardiya ile çalışan kimse

  • vardiyacılık

    Vardiyacı olma durumu

  • vardiyalı

    Vardiya ile yapılan

  • vardırabilme

    Vardırabilmek işi

  • vardırabilmek

    Vardırma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • vardırma

    Vardırmak işi

  • vardırmak

    Varmasına yol açmak; götürmek

  • vareste

    Kurtulmuş

  • vareste kalmak

    bir şeyi yapıp yapmamakta özgür bırakılmak

  • vareste tutmak (veya kılmak)

    bir şeyi yapıp yapmamakta özgür bırakmak

  • vargel

    Herhangi bir makinenin bir doğrultuda gidip gelerek iş gören parçası

  • vargel tezgâhı

    Madenî parçaların üzerindeki kabalıkları almak için kullanılan makine

  • vargı

    Verilen bir önermeden çıkarsama yoluyla varılan sonuç

  • varidat

    Gelirler

  • varidatçı

    Devletin gelir işlerini yürüten görevli

  • varide

    Gelen şey

  • varil

    Çoğunlukla sıvı maddeleri koymak için kullanılan, metalden yapılmış, silindir biçiminde, üstü kapalı kap

  • varis

    Toplardamar genişlemesi; ordubozan

  • varis çorabı

    Bacaklarda ilgili bölgeye basınç veya destek uygulamak amacıyla kullanılan özel olarak üretilmiş tıbbi malzeme

  • varisli

    Varis rahatsızlığı olan (kimse)

  • varissiz

    Varisi olmayan

  • varit

    Olabileceği akla gelen

  • varit olmak

    geçerli durumda bulunmak

  • varla yok arası

    belli belirsiz

  • varlık

    Var olma durumu; mevcudiyet

  • varlık bilimci

    Varlık bilimi uzmanı

  • varlık bilimi

    Konu olarak eski Yunan felsefesinden beri ele alınan ve Aristoteles'in "ilk felsefe" adını verdiği, var olanların özü üzerine araştırma yapan bilim; ontoloji

  • varlık birliği

    Yaratılanla yaratanın bir oluşunu, tek kaynaktan geldiğini savunan tasavvuf görüşü; vahdetivücut

  • varlık göstermek

    kendinden beklenilen görevi yerine getirmek, beğenilir bir iş yapmak

  • varlık içinde yaşamak

    bolluk içinde sıkıntısız yaşamak

  • varlık kartı

    Kişiyle ilgili birçok bilgiyi içinde barındıran kart

  • varlık sebebi

    Var oluşun sebeplerini irdeleyen ve araştıran düşünce; varlık nedeni

  • varlıkta darlık çekmek

    herhangi bir engel yüzünden elindeki imkândan yararlanamamak

  • varlığa darlık olmaz

    "zengin olanın gücü her şeye yeter" anlamında kullanılan bir söz

  • varma

    Varmak işi; vusul

  • varmak

    Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak; vasıl olmak

  • varoluş

    Yaşama, var olma, bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu değil, var olduğu olgusu; mevcudiyet, öz (I) karşıtı

  • varoluşsal

    Varoluşa ilişkin, varoluşla ilgili

  • varoluşçu

    Varoluşçuluk yanlısı; egzistansiyalist

  • varoluşçuluk

    Varoluşun özden önce geldiğini ve özü sürekli olarak yarattığını ileri süren öğreti; egzistansiyalizm

  • varoş

    Kent veya kasabada kenar mahalle

  • varsa ... yoksa ...

    başına getirildiği kelimenin her şeyin üstünde tutulduğunu anlatan bir söz

  • varsay ki

    "bunları hesaba katmasak da" anlamında kullanılan bir söz

  • varsayabilme

    Varsayabilmek işi

  • varsayabilmek

    Varsayma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • varsayma

    Varsaymak işi

  • varsaymak

    Bir olgunun sonuçlarından yararlanabilmek, bu sonuçlar üzerine düşünce üretebilmek için onu olmuş veya olacak saymak; farz etmek

  • varsayılma

    Varsayılmak işi

  • varsayılmak

    Bir şeyin var olduğu kabul edilmek; farz olunmak

  • varsayım

    Deneylerle henüz yeter derecede doğrulanmamış ancak doğrulanacağı umulan teorik düşünce; faraziye, hipotez

  • varsayımlı

    Varsayıma dayanan

  • varsayımsal

    Bir varsayıma dayanan; farazi, hipotetik

  • varsayış

    Varsaymak işi

  • varsağı

    Güney Anadolu Bölgesi’nde yaşayan Varsak Türklerinin özel bir ezgiyle söyledikleri koşma

  • varsıl

    Parası, malı çok olan, zengin, yoksul karşıtı

  • varsıl erki

    Zenginler iktidarı, zenginlerin yönetimi; bey erki, zengin erki, plütokrasi

  • varsıllaşma

    Varsıllaşmak durumu

  • varsıllaşmak

    Zengin duruma gelmek

  • varsıllaştırma

    Varsıllaştırmak işi

  • varsıllaştırmak

    Varsıllaşma işini yaptırmak

  • varta

    Tehlikeli durum

  • vartadan atlamak

    zor bir durumdan kurtulmak

  • vartayı atlatmak

    tehlikeli bir durumdan kurtulmak

  • Varto

    Muş iline bağlı ilçelerden biri

  • varyant

    Bir yol şebekesi üzerinde, belli bir noktadan ayrılarak başka bir noktadan aynı yolla birleşen ikinci derecedeki yol

  • varyasyon

    Değişik biçim; varyete

  • varyete

    Şarkı, dans, hokkabazlık, temsil gibi aralarında ilişki bulunmayan farklı oyunlardan oluşan gösteri

  • varyeteci

    Varyete yapan kimse

  • varyetecilik

    Varyetecinin yaptığı iş

  • varı yoğu

    Bir kimsenin sahip olduğu her şey

  • varılabilme

    Varılabilmek işi

  • varılabilmek

    Varılma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • varılma

    Varılmak işi

  • varılmak

    Herhangi bir yere ulaşılmak

  • varılış

    Varılmak işi

  • varıncaya kadar

    ne varsa her şeyi

  • varış

    Varmak işi

  • varış çizgisi

    Bir yarışın son noktasını belirleyen çizgi; bitiş çizgisi

  • vasatlık

    Vasat olma durumu

  • vasi

    Bir yetimin veya akılca zayıf, hasta birinin malını yöneten kimse

  • vasilik

    Vasi olma durumu; vesayet

  • vasistas

    Pencere veya kapının üst yanında bulunan ve oda havasının değiştirilmesine yarayan, açılır kapanır bölüm

  • vasiyet

    Bir kimsenin ölümünden sonra yapılmasını istediği şey

  • vasiyet etmek

    öldükten sonra herhangi bir şeyin yapılmasını istemek

  • vasiyetname

    Bir kimsenin vasiyetini yazmış olduğu belge; vasiyet

  • vasıl

    Ulaşan, varan

  • vasıl olmak

    ulaşmak, varmak

  • vasıtalı vergi

    Vergi yükü, vergiyi verenden başka biri aracılığıyla oluşan vergi

  • vasıtasız vergi

    Vergi mükellefi önceden bilinen vergi

  • vasıtasızlık

    Vasıtasız olma durumu

  • vat

    Saniyede bir jullük iş yapan bir motorun güç birimi

  • vatan haini

    Vatanın yüksek çıkarlarını hiçe sayarak onun aleyhinde iş gören kimse

  • vatan hainliği

    Vatan haini olma durumu

  • vatan tutmak

    yurt edinmek

  • vatandaşlıktan çıkarılmak

    yurttaşlık hakları elinden alınmak

  • vatani görev

    Askerlik hizmetinde bulunma; vatani vazife

  • vatanlaştırma

    Vatanlaştırmak işi

  • vatanlaştırmak

    Vatan durumuna getirmek

  • vatansız

    Vatanı olmayan

  • vatansızlık

    Vatansız olma durumu

  • vatka

    Giysilerde, omuzların dik durmasını sağlamak amacıyla içine konulan parça

  • vatlık

    Herhangi bir vat gücünde olan

  • vatman

    Tramvay sürücüsü

  • vatoz

    Köpek balıklarından, sırtında büyük dikenleri olan, kuma gömülü olarak yaşayan bir balık (Raja clavata)

  • vatsaat

    Gücü bir vat olan bir makinenin bir saatte yapacağı iş

  • vaveyla koparmak

    çığlık atmak

  • vay

    Şaşma anlatan bir söz

  • vay anam! (veya anasını! veya canına!)

    "çok şaşılacak şey" anlamında kullanılan bir söz

  • vay sen misin?

    herhangi bir söz veya davranışın öfke yarattığını anlatan bir söz

  • vaybabamcı

    Kalabalıkta hızla çarptığı kişiye kazayla çarptığını söyleyip özür dilerken karşısındakinin cüzdanını çekip alan kimse

  • vaybabamcılık

    Vaybabamcının işi

  • vayvaylama

    Vayvaylamak işi

  • vayvaylamak

    Yaygara koparmak

  • vazediliş

    Vazedilmek işi

  • vazedilme

    Vazedilmek durumu

  • vazedilmek

    Ortaya konulmak

  • vazediş

    Vazetmek işi

  • vazelin

    Ham petrolden çıkarılan, merhem ve kremlerde kullanılan ve 31 °C'de eriyen bir tür mineral yağ

  • vazelinleme

    Vazelinlemek işi

  • vazelinlemek

    Vazelin sürmek

  • vazelinli

    İçinde vazelin olan

  • vazelinsiz

    İçinde vazelin bulunmayan

  • vazetme

    Vazetmek işi

  • vazgeçebilme

    Vazgeçebilmek durumu

  • vazgeçebilmek

    Vazgeçme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • vazgeçilme

    Vazgeçilmek durumu

  • vazgeçilmek

    Vazgeçme işi yapılmak, feragat edilmek

  • vazgeçirebilme

    Vazgeçirebilmek durumu

  • vazgeçirebilmek

    Vazgeçirme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • vazgeçirme

    Vazgeçirmek işi

  • vazgeçirmek

    Vazgeçme işini yaptırmak

  • vazgeçiş

    Vazgeçmek işi

  • vazgeçme

    Vazgeçmek durumu; geri çekilme, vazgelme, nükûl, ricat, sarfınazar, terk

  • vazgeçmek

    Kendi hakkı saydığı bir şeyi artık istemez olmak; vazgelmek

  • vazife etmek

    görev bilmek

  • vazife görmek

    bir görevi yerine getirmek, sürdürmek

  • vazifelendirilme

    Vazifelendirilmek işi

  • vazifelendirme

    Vazifelendirmek işi

  • vazifelilik

    Vazifeli olma durumu

  • vazifesi mi?

    umurunda değil

  • vazifesinden olmak

    bir şey bir kimsenin görevleri arasında olmak

  • vazifesiz

    Ödevi, görevi olmayan

  • vazifesizlik

    Vazifesiz olma durumu

  • vazifeşinaslık

    Vazifeşinas olma durumu

  • vaziyet

    El koyma

  • vaziyet almak

    belli bir durum veya davranış biçimini benimsemek, tavır almak, tavır takınmak

  • vaziyet etmek

    el koymak

  • vaziyeti kurtarmak

    herhangi bir güç durumdan sıyrılmak

  • vazo

    Çiçek koymak için kullanılan, cam, toprak, porselen vb. maddelerden ve çeşitli madenlerden yapılan, türlü boyut ve biçimlerde olabilen kap; çiçeklik

  • vazoluk

    Vazo yapmaya elverişli malzeme

  • vazıh olmak

    açık durumda bulunmak, anlaşılır biçimde görünmek

  • vazıhlık

    Açık olma durumu

  • vaşak

    Kedigillerden, kulakları sivri, dişleri ve tırnakları keskin, çevik, kürkünden yararlanılan yırtıcı bir hayvan (Lynx lynx)

  • ve

    Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu

  • ve benzeri

    Sayılan birkaç şeyin benzerlerinin de bulunduğunu belirtmek için kullanılan bir söz; vesaire

  • ve diğerleri

    Üçten fazla yazarı olan yayınlar kaynak gösterilirken ilk adın dışında kalanları belirtirken kullanılan söz

  • veba

    Hasta farelerden insana geçen bir mikrobun oluşturduğu bulaşıcı, öldürücü bir hastalık; taun

  • vebal

    Günah doğuracak ve insanı ahiret azabına sürükleyecek olan ağır sorumluluk

  • vebal altında kalmak

    manevi sorumluluk yüklenmek

  • vebali boynuna

    "ben karışmam, sorumluluk sana veya ona düşer" anlamında kullanılan bir söz

  • veballi

    Vebali olan

  • vebalsiz

    Vebali olmayan

  • vebalı

    Vebaya yakalanmış olan

  • vecde gelmek

    kendinden geçecek kadar coşmak, bir şey karşısında sonsuz heyecan duymak, esrimek

  • vecde kapılmak

    coşmak, kendinden geçmek

  • veciz

    Kısa ve etkili (ifade, söz); lakonik

  • vecizlik

    Veciz olma durumu

  • vect

    Sevgi veya heyecandan doğan coşkunluk, kendinden geçme; esrime

  • veda

    Ayrılırken birbirine selam ve esenlik dileme

  • veda etmek

    vedalaşmak, esenleşmek

  • vedalaşabilme

    Vedalaşabilmek işi

  • vedalaşabilmek

    Vedalaşma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • vedalaşma

    Vedalaşmak işi; esenleşme

  • vedalaşmak

    Ayrılırken birbirine esenlik dilemek; esenleşmek

  • vedia

    Kendine korunması, saklanması için eşya verilen kimsenin durumunu gösteren sözleşme

  • vefa

    Sevgiyi sürdürme, sevgi, dostluk bağlılığı

  • vefakâr

    Vefası olan, sevgisi geçici olmayan; hakikatli, vefalı

  • vefakârlık

    Vefalı olma durumu

  • vefalılık

    Vefalı olma durumu

  • vefasız

    Vefası olmayan, sevgisi çabuk geçen; hakikatsiz, bivefa

  • vefasızca

    Vefasız bir biçimde

  • vefasızlık

    Vefasız olma durumu; hakikatsizlik, bivefalık

  • vefat etmek

    ölmek

  • vehleten

    İlk anda

  • vehme kapılmak (veya düşmek)

    yersiz korkuya, yanlış düşünceye kapılmak

  • vehmettirme

    Vehmettirmek işi

  • vehmettirmek

    Vehmetme işini yaptırmak

  • vejetalin

    Bazı bitkilerden çıkarılan ve sadeyağ yerine kullanılan katı yağ

  • vejetalizm

    Yalnız bitkisel gıda maddelerine yer veren beslenme rejimi

  • vejetarizm

    Sağlığı koruma veya tedavi amacıyla yapılan, süt, tereyağı, yumurta, bal vb. hayvansal gıda maddelerinin de yer aldığı beslenme rejimi

  • vekil

    Birinin, işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği kimse

  • vekil vükela

    İleri gelenler

  • vekilharçlık

    Vekilharç olma durumu

  • vekillik

    Vekil olma durumu; vekâlet, asalet karşıtı

  • vekillik etmek

    birinin yerine bakmak, görevini üstlenmek

  • vektör

    Doğrultusu, yönü, uzunluğu belirli olan ve bir ok işaretiyle gösterilen doğru çizgi; yöney

  • vekâlet etmek

    birinin yerine bakmak, görevini üstlenmek

  • vekâlet ücreti

    Vekâlet verilen işlerde o işi yapana ödenen ücret

  • vekâleten

    Vekil olarak, asaleten karşıtı

  • vekâleten atama

    Vekâleten atamak işi

  • vekâleten atamak

    Vekil olarak görevlendirmek

  • vekâleten atanma

    Vekâleten atanmak işi

  • vekâleten atanmak

    Vekil olarak görevlendirilmek

  • vekâletname

    Bir kimsenin vekil olduğunu bildiren, noterlik tarafından onaylanmış belge

  • velayetname

    Tarikat ileri gelenlerinin hayatlarını ve menkıbelerini anlatan kitap

  • veledrom

    İçinde motosiklet ve bisiklet yarışlarının yapıldığı pist

  • velense

    Yüzü uzun tüylü, kalın ve ağır battaniye

  • velet

    Çocukları paylarken kullanılan bir söz

  • velev ki

    Öyle olsa bile, kaldı ki öyle

  • veli

    Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her türlü davranışından sorumlu kimse; ege, iye

  • veliaht

    Bir hükümdarın ölümünden veya tahttan çekilmesinden sonra tahta geçmeye aday olan kimse

  • veliahtlık

    Veliaht olma durumu

  • velilik

    Veli olma durumu; velayet

  • velinimet

    Bir kimsenin iyiliğini gördüğü, birçok şeyini ona borçlu olduğu kimse; ana

  • velvele

    Gereksiz telaş, gürültü ve heyecan

  • velvele kopmak

    büyük gürültü çıkmak

  • velveleye vermek

    gereksiz telaşa ve heyecana düşürmek

  • Venezuelalı

    Venezuela’da yaşayan halk veya halkın soyundan olan kimse

  • venüsçarığı

    Salepgillerden, esmer kırmızımtırak renkte olan, çiçekleri çarığa benzeyen, güzel bir süs bitkisi (Ceypripedium calceolus)

  • ver elini ...

    yer adıyla birlikte kullanılan ve ansızın verilen bir kararla o yere gitmeyi anlatan bir söz

  • veranda

    Daha çok müstakil yapıların zemin katında yer ile aynı seviyede veya biraz yükseltilmiş, ön cepheyi kaplayan, üzeri bir çatıyla örtülü, yanları açık veya camlı büyükçe sundurma

  • veraset

    Mirasta hak sahibi olma

  • veraset ilamı

    Bir kimsenin, bir miras bırakanın mirasçısı olduğunu gösteren ve mahkemeden alınan resmî belge

  • veraset ve intikal vergisi

    Ölenin vârislerine kalan mal ve paradan alınan vergi

  • verdi

    Bir borudan bir saniyede geçen suyun miktarı

  • verdirme

    Verdirmek işi

  • verdirmek

    Verme işini yaptırmak, vermesini sağlamak

  • verebilme

    Verebilmek işi

  • verebilmek

    Verme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • verecekli

    Birinden para yönünden veya iyilik vb. yardımlar görerek borçlanan (kimse)

  • verem

    Herhangi bir organa ve en çok akciğerlere yerleşen Koch basilinin yol açtığı ateşli ve bulaşıcı bir hastalık; ince ağrı, ince hastalık, tüberküloz

  • verem etmek

    çok üzmek, dert sahibi yapmak

  • verem olmak

    verem hastalığına yakalanmak

  • veremli

    Vereme tutulmuş; müteverrim

  • verese

    Mirasçılar

  • veresiye

    Karşılığı sonra ödenmek üzere, peşin karşıtı

  • veresiye almak

    malı parasını daha sonra vermek şartıyla almak

  • veresiye vermek

    malı parasını daha sonra almak şartıyla vermek

  • veresiyeci

    Veresiye iş gören kimse

  • veresiyecilik

    Veresiyeci olma durumu

  • verev

    Bir köşeden karşı köşeye doğru kesilmiş, katlanmış veya konulmuş olan

  • verevine

    Verev biçimi verilerek

  • vergi

    Kamu hizmetlerine harcanmak üzere hükûmetin veya yerel yönetimlerin yasalara göre herkesten doğrudan doğruya veya bazı malların fiyatlarının üstüne koyarak dolaylı yoldan topladığı para

  • vergi beyannamesi

    Vergi mükellefinin bir vergi döneminde sağladığı kazancı bildirir belge

  • vergi dairesi

    Vergi mükelleflerini tespit eden, beyannameleri denetleyen ve vergiyi toplayan resmî daire

  • vergi dilimi

    Vergisi alınacak kazançların oranlarını belirlemek üzere hangi gelir toplamının hangi oranda vergilendirileceğini gösteren dilimlerden her biri

  • vergi iadesi

    Mükellefin yaptığı ihracattan dolayı alınan vergi indirimi

  • vergi kaçakçılığı

    Vergi kaçırma işi

  • vergi kaçakçısı

    Vergi kaçıran kimse

  • vergi kaçağı

    Bildirimde bulunmama veya eksik bildirim sonucu ortaya çıkan vergi geliri kaybı

  • vergi kaçırmak

    bildirimde bulunmamak veya eksik bildirim sonucu ödemesi gereken vergiyi ödememek

  • vergi matrahı

    Bir vergi döneminde verginin alınacağı meblağ

  • vergi muafiyeti

    Vergi verme dışında bırakılma

  • vergi oranı

    Alınacak verginin yüzde olarak niceliğini gösteren sayı

  • vergi rekortmeni

    Bir yılın sonunda en çok vergi veren kimse

  • vergi yükümlüsü

    Vergi vermek zorunda olan gerçek veya tüzel kişi; vergi mükellefi

  • vergileme

    Vergilemek işi

  • vergilemek

    Vergi koymak

  • vergilendirilme

    Vergilendirilmek işi

  • vergilendirilmek

    Vergilendirme işi yapılmak

  • vergilendirme

    Vergilendirmek işi

  • vergilendirmek

    Bir kimseyi veya bir şeyi vergiye bağlamak

  • vergili

    Vergisi olan, vergi ödenen

  • vergisiz

    Vergisi olmayan, vergi ödenmeyen

  • vergiye bağlamak

    bir kimse veya şeyden vergi almak

  • veri

    Bir araştırmanın, bir tartışmanın, bir muhakemenin temeli olan ana öge; muta (I), data, done

  • veri akışı

    Kaynak sistemdeki verilerin hedef sisteme aktarılması

  • veri bankası

    Belli bir konudaki verilerin derlenip biriktirildiği, ilgililer tarafından kolay bir biçimde erişilmesinin sağlandığı bilgi ortamı

  • veri dosyası

    Verilerin sistemli bir biçimde toplandığı belgeler bütünü

  • veri ortamı

    Verilerin bir araya getirildiği yer veya durum

  • veri tabanı

    Çözüme erişmek için işlenebilir duruma getirilmiş veri ortamı

  • veri toplama

    Verileri bir araya getirme

  • verici

    Veren, verme yanlısı olan kimse

  • vericilik

    Verici olma durumu

  • verile emri

    Devlet dairelerinde, ödemenin yapılabilmesi için yetkilinin verdiği izin yazısı; ita emri

  • verilebilme

    Verilebilmek işi

  • verilebilmek

    Verilme ihtimali veya imkânı bulunmak

  • veriliş

    Verilmek işi

  • verilme

    Verilmek işi

  • verilmek

    Verme işine konu olmak

  • verilmiş sadakası olmak

    büyük bir tehlike veya kaza atlatıldığında söylenen bir söz

  • verim

    Çalıştırılan, işletilen, bakılan bir şeyin verdiği sonuç veya bu sonucun niceliği; mahsul, randıman

  • verim düşürmek

    verimli olmaya engel olmak

  • verimli

    Verimi iyi ve bol olan; bitek, vergili, randımanlı, mahsuldar, mümbit, müsmir, verimkâr, velut

  • verimlilik

    Verimli olma durumu; biteklik, gürlük, verimkârlık, mümbitlik

  • verimsiz

    Verimi olmayan veya az olan, yetersiz olan; semeresiz, akim

  • verimsizleşme

    Verimsizleşmek durumu

  • verimsizleşmek

    Verimsiz duruma gelmek

  • verimsizleştirme

    Verimsizleştirmek durumu

  • verimsizleştirmek

    Verimsiz duruma getirmek

  • verimsizlik

    Verimsiz olma durumu; fakirlik, yoksulluk, akamet

  • verinti

    Bir dilden başka bir dile verilen söz

  • verip veriştirmek

    ağzına geleni söylemek

  • veriverme

    Verivermek işi

  • verivermek

    Çabucak vermek

  • veriş

    Vermek işi

  • veriştirme

    Veriştirmek işi

  • veriştirmek

    Çok fazla söylemek

  • verkaç

    Futbol, hentbol ve basketbolda topa sahip oyuncunun yakındaki bir arkadaşına pas verip boş bir alana kaçarak tekrar topu alması

  • verme

    Vermek işi; lütfetme, lütfeyleme

  • vermek

    Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek; lütfetmek, lütfeylemek

  • vermeyince (veya vermemiş) mabut, neylesin Sultan Mahmut

    şanssız kişiler için söylenen bir söz

  • vermut

    Birçok bitki eklenerek özel koku verilmiş, tatlı, bir tür beyaz şarap

  • vernik

    Sürüldüğü yüzeyde parlak, kaygan ve koruyucu bir tabaka meydana getiren, suya dayanıklı bir tür cila maddesi

  • vernikleme

    Verniklemek işi

  • verniklemek

    Vernik sürmek

  • verniklenme

    Verniklenmek işi

  • verniklenmek

    Vernikleme işi yapılmak, vernik sürülmek

  • vernikli

    Verniği olan

  • verniksiz

    Verniği olmayan

  • verniye

    Milimetrenin onda biri vb. küçük boyutları ölçmeye yarayan, biri diğeri üzerinde kayan iki cetvelden oluşan alet

  • veronika

    Kuru çayırlarda, orman boşluklarında, 1200 m rakım’a kadar olan yerlerde yetişen, yaprakları yeşil-gri, kenarları tırtıllı, üstleri tüylü olan, beyaz, açık mavi ve mor renkli çiçekler açan, çok yıllık, sürüngen bir bitki (Veronica officinalis)

  • veryansın

    “Acımadan, hiçbir şey düşünmeden saldırmak, yok etmek, bol bol harcamak veya acımasızca söylemek” anlamlarındaki veryansın (veya vuryansın) etmek deyiminde geçer

  • vesaik

    Belgeler, vesikalar

  • vesait

    Araçlar, vasıtalar

  • vesaitinakliye

    Taşımada kullanılan araçlar

  • vesikacı

    Vesika işleriyle uğraşan kimse

  • vesikacılık

    Vesikacının yaptığı iş

  • vesikalı

    Belgesi olan

  • vesikalık

    Vesika için gerekli olan

  • vesikalık fotoğraf

    Resmî belge için gerekli olan, yüzün belirgin olarak seçildiği, belli ölçülerdeki fotoğraf; vesika fotoğrafı, vesikalık, vesikalık resim

  • vesikasız

    Vesikası olmayan

  • vesikaya bağlamak

    mevcudu yeteri kadar bulunmayan ancak çok talep edilen bir şeyi belge karşılığı vermek

  • vesile aramak

    bir fırsatını kollamak

  • vesile bulmak

    sebep yaratmak, bahane göstermek

  • vesile olmak

    uygun ortam oluşmak

  • vesselam

    "İşte o kadar, son söz şudur" anlamlarında kullanılan bir söz

  • vestiyer

    Otel, lokanta vb. yerlerde veya evlerde şapka, palto, pardösü gibi eşyayı bırakmak ve korumak için ayrılmış yer; askılık

  • vestiyerci

    Vestiyerde çalışan kimse

  • vestiyercilik

    Vestiyerci olma durumu

  • veston

    Erkek ceketi

  • vesveseye düşmek

    kuruntuya kapılmak

  • veteriner

    Hayvan hastalıklarını tedavi eden uzman; veteriner hekim, baytar

  • veterinerlik

    Veteriner olma durumu; veteriner hekimliği, baytarlık

  • vetire

    Burun deliklerini ayıran zar

  • veto

    Bir şey karşı çıkma, bir şeyi engelleme, reddetme

  • veto etmek

    reddetmek, kabul etmemek

  • veto hakkı

    Belli bir alanda yetki sahibinin öneri veya kararı reddetme hakkı

  • veto yemek

    engellenmek, reddedilmek

  • veya

    Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz; yahut, veyahut

  • vezikül

    İçi su dolu kabarcık

  • vezir

    Osmanlılarda devletin bakanlık, valilik gibi yüksek görevlerinde bulunan ve paşa ünvanını taşıyan kimse; hidiv

  • vezir vüzera

    İleri gelenler

  • Vezirköprü

    Samsun iline bağlı ilçelerden biri

  • vezirlik

    Vezir olma durumu; vezaret

  • vezirparmağı

    Bir tür hamur tatlısı

  • vezne

    Banka vb. kurum ve kuruluşlarda para alınıp verilen yer

  • vezneci

    Banka vb. kurum ve kuruluşlarda para alıp veren görevli; kasacı, veznedar

  • veznecilik

    Veznecinin yaptığı iş; veznedarlık

  • veznedarlık

    Banka vb. kurum ve kuruluşlarda veznenin bulunduğu yer

  • veçhişebeh

    Benzetme yönü

  • vibratör

    Titreşim yaratan araç

  • vibriyo

    Koleraya neden olan virgül biçimindeki bakteri

  • vicahi

    Yüz yüze olan veya yapılan

  • vicdan

    Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan duygu

  • vicdan azabı

    Kişinin yaptığı bir işten veya söylediği bir sözden pişman olmasından ileri gelen üzüntü

  • vicdan azabı çekmek (veya duymak)

    yapılan bir işten veya söylenen bir sözden dolayı pişman olunarak üzülmek

  • vicdanen

    Vicdan bakımından

  • vicdani

    Vicdanla ilgili olan, vicdana dayanan

  • vicdani ret

    Politik görüşler, ahlaki değerler veya dinî inançlar doğrultusunda zorunlu askerliği reddetme

  • vicdani retçi

    Politik görüşleri, ahlaki değerleri veya dinî inançları doğrultusunda zorunlu askerliği reddeden kimse

  • vicdani retçilik

    Vicdani retçi olma durumu

  • vicdanlı

    Vicdanı olan

  • vicdanlılık

    Vicdanlı olma durumu

  • vicdansız

    Vicdanı olmayan

  • vicdansızca

    Vicdansıza yakışan

  • vicdansızlık

    Vicdansız olma durumu

  • vida

    Döndürülerek bir yere sokulan burmalı çivi

  • vidala

    Çanta ve ayakkabı yapılan tabaklanmış dana derisi

  • vidalama

    Vidalamak işi

  • vidalamak

    Vida ile tutturmak

  • vidalanma

    Vidalanmak işi

  • vidalanmak

    Vidalama işine konu olmak

  • vidaları gevşemek

    kendini tutamayıp çok gülmek

  • vidalı

    Vidası olan

  • vidasız

    Vidası olmayan

  • video

    Manyetik bantlar üzerinde yer alan veya sayısal olarak derlenmiş hareketli resimler dizisi

  • videobant

    Televizyon yayınlarının kaydedildiği, bir kasete sarılı şerit

  • videocu

    Video alıp satan veya onaran kimse

  • videoculuk

    Videocunun işi

  • videokaset

    Üzerinde video kaydı bulunan, içindekilerin videoteyp aracılığıyla ekrana yansıtılabildiği kaset

  • videoteyp

    Hem görüntü hem de ses kaydedebilen, daha önce kasete kaydedilmiş görüntü ve sesleri ekrana yansıtan aygıt, video

  • vido

    Oyunda kazanılacak parayı iki katına çıkarma

  • vido çekmek

    oyundaki kazanılacak sayıyı veya parayı iki katına çıkarmayı teklif etmek

  • vidolu

    Vido ile oynanan

  • vidosuz

    Vido ile oynanmayan

  • vidoyu görmek

    vidoyu kabul etmek

  • Vietnamlı

    Vietnam halkından olan kimse

  • vigla

    Savaş ve ticaret gemilerinin direkleri üzerine ve dalyanlarda dikine gömülmüş gönderler üzerine yapılmış gözetleme yeri; çanaklık

  • viglacı

    Savaş ve ticaret gemilerinde gönderler üzerinde nöbet tutan kimse

  • vikaye etmek

    korumak

  • vikont

    Batı ülkelerinde baron ile kont arasında bir soyluluk ünvanı

  • vikontes

    Kadın vikont veya vikont karısı

  • viladi

    Doğuştan (olan)

  • vilayet binası

    Şehrin valilik makamı ile idari ve adli kurumlarının bulunduğu yapı

  • villa

    Yazlıkta veya şehir dışında, bahçeli, müstakil ev

  • vinter

    Ağaç çemberler üzerine örülmüş torba biçimindeki balık ağı

  • vinterizasyon

    Kademeli olarak soğutulan ve düşük sıcaklıklarda yavaşça karıştırılıp bekletilerek elde edilen donmuş asitlerin süzülerek yağdan uzaklaştırılması

  • vinterize

    "Vinterizasyon işleminden geçirmek" anlamındaki vinterize etmek birleşik fiilinde geçen bir söz

  • vinyet

    Bir kitabın sayfalarını süsleyen başlık, süslü harf gibi motif

  • vinç

    Ağır yük kaldırmaya ve bir yere taşımaya yarayan araç

  • vinçli

    Vinci olan

  • vira

    Maçuna ve başka makinelerin çevrilmesi için verilen komut

  • vira etmek

    toplamak, almak

  • viraj almak

    virajı dönmek

  • viral

    Virüslerle ilgili

  • viral olmak

    genel ağda paylaşıldıktan sonra sosyal medya kullanıcıları arasında hızlı ve denetlenemez bir biçimde yayılarak etkinlik kazanmak

  • viral video

    Genel ağda paylaşıldıktan sonra sosyal medya kullanıcıları arasında hızlı ve denetlenemez bir şekilde yayılarak etkinlik kazanan, yüksek izlenme ve paylaşım oranına ulaşan görsel içerik

  • viran olmak

    viran duruma gelmek, haraplaşmak

  • virane

    Harap olmuş yapı; yıkıntı

  • viranelik

    Ev yıkıntıları bulunan yer

  • viraneye çevirmek

    yıkıntı durumuna getirmek

  • viranlaşma

    Viranlaşmak durumu

  • viranlaşmak

    Viran duruma gelmek

  • viranlık

    Viran yer

  • Viranşehir

    Şanlıurfa iline bağlı ilçelerden biri

  • virdizeban

    Dile dolama, dilden düşürmeme

  • virdizeban etmek

    dile dolamak, dilden düşürmemek

  • vire

    Bir kalenin veya tahkim edilmiş bir yerin teslimi; vere

  • virgül

    Yazılı cümlelerde birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime veya kelime gruplarının arası, sıralı cümlelerin arası vb. yerlerde kullanılan noktalama işaretinin adı (,)

  • virolog

    Viroloji uzmanı

  • viroloji

    Virüsleri inceleyen bilim dalı

  • virolojik

    Viroloji ile ilgili

  • virt

    Dinî bir sözü sürekli tekrarlama

  • virt etmek

    diline dolamak, sürekli olarak söylemek

  • virtüöz

    Herhangi bir müzik aracını büyük ustalıkla çalabilen sanatçı

  • virtüözlük

    Virtüöz olma durumu

  • virüs

    Hastalık yapıcı, bakterilerden daha küçük, yaşamak için bir başka hücrenin içine girmek zorunda olan ve ancak elektron mikroskobunda görülebilen parazit

  • virütik

    Virüsle ilgili, virüse bağlı

  • visamiral

    Amirallikten bir önceki rütbede olan deniz subayı

  • viski

    Mayalanmış tahıl hamurundan damıtılarak elde edilen, alkollü içki

  • viski bardağı

    Viski içmek için kullanılan özel bardak

  • viskonsül

    Yardımcı konsolos

  • viskoz

    Selüloz türevlerinin üretiminde kullanılan koloidal selüloz çözeltisi

  • viskozite değeri

    Akıcılık ölçeği olarak kullanılan kabın deliğinden 100 santimetreküp sıvının boşalma süresinin saniye olarak miktarı

  • vitamin

    Besinlerde bulunan, yağda veya suda çözünebilme özelliği olan, vücudun sağlıklı gelişimi, sindirim fonksiyonları, enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanması açısından gerekli olan, eksikliği veya fazlalığı çeşitli hastalıklara yol açan, katalizör görevli en basit organik madde

  • vitaminleştirme

    Vitaminleştirmek işi

  • vitaminleştirmek

    Vitamin durumuna getirmek

  • vitaminli

    Vitamini olan

  • vitaminsiz

    Vitamini olmayan

  • vitaminsizlik

    Vitamin eksikliğinden veya yetersizliğinden doğan patolojik olayların hepsi

  • vitellüs

    Yumurtada kabuk ve çekirdek dışında kalan maddelerin hepsi

  • vites

    Motorlu taşıtların çekiş ve hızını ayarlamaya yarayan dişliler düzeni

  • vites büyütmek

    motorlu taşıtların hızını artırmak için daha yüksek vitese geçmek

  • vites değiştirmek

    motorlu taşıtların çekiş ve hızını değiştirmek

  • vites dişlisi

    Motorlu taşıtlarda vites koluna bağlı ve hareket iletişimini sağlayan dişli takımı

  • vites kolu

    Motorlu taşıtların dişlilerini birbirine geçirmeye yarayan manivela

  • vites kutusu

    Motorlu taşıtlarda, şanzımana yön veren dişlilerin bulunduğu yuva

  • vites küçültmek

    motorlu taşıtların hızını azaltmak için daha düşük vitese geçmek

  • vitese takmak

    motorlu taşıtlarda vites kolunu uygun duruma getirip aracı kalkışa hazır durumda tutmak

  • vitesli

    Vitesi olan

  • vitesten atmak

    çok kızmak

  • vitir namazı

    Yatsı namazından sonra kılınan üç rekât namaz; vitir

  • vitray

    Birbirine bağlı kurşun bölmelere yerleştirilmiş renkli cam parçalarından oluşan, saydam pencere süslemesi veya resim

  • vitrifiye

    Cama benzer biçimde olan

  • vitrin

    Nesnelerin insanlara gösterilmek ve satılmak için sergilendiği camlı bölme veya yer; camekân, sergen

  • vitrinci

    Vitrini düzenleyen kimse

  • vitrincilik

    Vitrincinin yaptığı iş

  • vitrinleme

    Vitrinlemek işi

  • vitrinlemek

    Vitrin durumuna getirmek

  • viya

    Dümeni ortaya alarak gemiyi bulunduğu doğrultuda yürütme

  • viyak

    Bebeğin ağlarken çıkardığı ses

  • viyak viyak

    Viyaklayarak

  • viyaklama

    Viyaklamak işi

  • viyaklamak

    "Viyak" diye ses çıkararak bağırmak, ağlamak

  • viyol

    Satış sırasında yumurtayı korumayı amaçlayan, atık malzemeden yapılmış özel kap

  • viyola

    Kemana benzer, kemandan büyük bir çalgı; alto

  • viyolacı

    Viyola çalan kimse; viyolonist

  • viyolacılık

    Viyola çalma işi

  • viyolonsel

    Viyoladan büyük, kontrbastan küçük, dört sürtme telli bir orkestra çalgısı; çello

  • viyolonselci

    Viyolonsel yapan veya satan kimse

  • Vize

    Kırklareli iline bağlı ilçelerden biri

  • vize

    Bazı resmî kâğıtlara "görülmüştür" anlamında konulan işaret ve bu işareti koyma işi

  • vize almak

    elçilikten veya konsolosluktan bir ülkeye giriş izni almak

  • vizite

    Hekimin hastanedeki hastaları dolaşıp yoklaması

  • vizite kâğıdı

    Kartvizit, kişinin kendisini tanıtmak üzere kullandığı ve tanıştığı kişilere verdiği kâğıt

  • viziyer

    Kasket siperi

  • vizon

    Sansargillerden, kürkü çok beğenilen bir tür memeli; mink (Mustela vison)

  • vizon kürk

    Vizon derisinden yapılan iyi işlenmiş kürk

  • vizonet

    Taklit vizon

  • vizyon sahibi

    Geniş görüşlü, ileri görüşlü, ufku geniş (kimse)

  • vizyona girmek

    film vb. gösterime başlamak

  • vizyoner

    Vizyon sahibi olan (kimse)

  • vizyoner olmak

    vizyon sahibi olmak

  • vizör

    Kamera, fotoğraf makinesi ve dürbünde bulunan, görüntüyü tam sınırlarıyla kesmeden veya taşırmadan alabilmeyi sağlayan düzenek; bakaç

  • vişnap

    Vişne şurubu

  • vişne

    Gülgillerden, dalları kırmızımtırak, çiçekleri beyaz renkte, kiraza benzer bir ağaç (Cerasus vulgaris)

  • vişnelik

    Vişne yetiştirilen bahçe

  • vişneçürüğü

    Çürük vişne rengi

  • vodvil

    Hareketli, eğlenceli bir konuya dayanan, şarkılara da yer verilen hafif güldürü

  • vokabüler

    Küçük sözlük

  • vokabülerli

    Söz varlığı olan

  • vokal

    Sesle ilgili

  • vokal müzik

    Şarkı, opera, oratoryo gibi insan sesi için yapılmış beste

  • vokalist

    Müzik türlerinde solisti arka planda destekleyen kimse

  • volan

    Bir hareketi bir mekanizmaya aktaran veya makinelerde hareketin hızını düzgün tutmaya yarayan tekerlek

  • volanlı

    Volanı olan

  • vole

    Havadan gelen topa, futbolda sıçrayarak ayağın üstüyle, teniste raket ile vurma

  • voleybol

    Altışar kişilik iki takım arasında, bir alan ortasında gerilmiş olan ağ üzerinden topun karşılıklı olarak elle oynanması oyunu; uçan top

  • voleybolcu

    Voleybol oynayan kimse

  • voleybolculuk

    Voleybolcu olma durumu

  • volfram

    Atom numarası 74, atom ağırlığı 183,85, yoğunluğu 19,3 olan, sert, 3482 °C'de eriyebilen bir element; tungsten (simgesi W)

  • voli

    Balıkçı kayıklarının balıkları çevirmek için denize fırdolayı ağ salmaları

  • voli ağı

    Kayıkla denize salındıktan sonra her iki kolunun halatlarıyla karaya çekilen balık ağı

  • voli vurmak

    vurgun vurmak

  • voli yeri

    Denizlerde ve iç sularda su ürünleri avlanmasına elverişli, kıyıya bitişik ve sınırları belli su alanları

  • voli çevirmek

    voli ile balık avlamak

  • volkanik

    Volkanla ilgili

  • volt

    Elektromotor gücün veya gerilimin birimi

  • volta

    Bir halatı bir yere bir kez dolama veya babalara yöntemince sarma

  • volta atmak (veya etmek)

    bir aşağı bir yukarı dolaşmak

  • volta vurmak

    gemi zikzak yapmak

  • voltajlı

    Voltajı olan

  • voltametre

    Bir elektrotta, açığa çıkan madde miktarına göre devreden geçen elektrik miktarını ölçmeye yarayan alet

  • voltamper

    Dalgalı akım devrelerinde gerilim ve akımın etkin değerlerinin çarpımına eşit olan güç

  • voltasını almak

    kaçmak, savuşmak

  • voltaya geçmek

    volta atmaya başlamak

  • voltmetre

    Bir elektrik devresindeki gizil güç farkını volt cinsinden ölçmeye yarayan alet

  • vombat

    Keselilerden, Avustralya'da yaşayan, ağır gövdeli, kısa bacaklı hayvan (Phascolomys ursinus)

  • vonoz

    Kolyoz, uskumru, sardalya vb. küçük balıkların ufağı

  • votka

    Tahıl tanelerinin damıtılmasıyla elde edilen alkollü içki

  • voyvo

    Alay ederek sataşmak için söylenen bir söz

  • voyvoda

    Osmanlı Devleti’nde Eflak, Boğdan ve Erdel beylerine verilen ünvan

  • voyvodalık

    Voyvoda olma durumu

  • vualet

    Kadınların kullandığı, şapka, taç, toka ve benzerlerinde bulunan, yüzü örten, ince hafif tül

  • vuku bulmak

    olmak, meydana gelmek

  • vukuat

    Polisi ilgilendiren olay veya olaylar

  • vukuflu

    Bilgisi olan

  • vulgarize

    Herkesin anlayacağı düzeyde olan

  • vur abalıya

    bütün özverinin yumuşak huylu kişiye yüklenmesi, sessiz, güçsüz kişinin hırpalanması, hakkının çiğnenmesi durumunda söylenen bir söz

  • vur aşağı tut yukarı

    uzun uzun çekişerek, sıkı pazarlık ederek

  • vur dediysek öldür demedik (ya)

    bir isteği yerine getirirken aşırılığa kaçan için söylenen bir söz

  • vur patlasın, çal oynasın

    aşırı zevk ve eğlenceyi anlatan bir söz

  • vurabilme

    Vurabilmek işi

  • vurabilmek

    Vurma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • vurayazma

    Vurayazmak işi

  • vurayazmak

    Neredeyse vurmak

  • vurdukça tozumak

    üzerinde çalışıldıkça, işlendikçe işi artmak

  • vurdulu kırdılı

    Hareketli, şiddet içeren, maceraya ve dövüşmeye ağırlık veren

  • vurdumduymamazlık

    bk. vurdumduymazlık

  • vurdumduymaz

    Hiçbir şeye aldırış etmeyen, umursamayan, önem vermeyen, kulak asmayan; duvar yüzlü

  • vurdumduymaz kör ayvaz

    duygusuz

  • vurdumduymazlık

    Vurdumduymaz olma durumu

  • vurdumduymazlıktan gelmek

    aldırış etmemek, umursamamak, önem vermemek, kulak asmamak

  • vurdurabilme

    Vurdurabilmek işi

  • vurdurabilmek

    Vurdurma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • vurdurma

    Vurdurmak işi

  • vurdurmak

    Vurma işini başkasına yaptırmak

  • vurdurtma

    Vurdurtmak işi

  • vurdurtmak

    Vurdurma işini yaptırmak

  • vurduğu yerden ses gelmek

    çok kuvvetli vurmak, eli ağır olmak

  • vurgu

    Bir hece veya kelimenin diğer hece veya kelimelerden daha baskılı söylenişi; aksan

  • vurgu oyun

    Halk oyunlarında gösterinin temasını belirten ana oyun

  • vurgu uzunluğu

    Bir hecede vurguya bağlı olarak ortaya çıkan uzunluk

  • vurgulama

    Vurgulamak işi

  • vurgulamak

    Vurgu ile söylemek

  • vurgulanabilme

    Vurgulanabilmek işi

  • vurgulanabilmek

    Vurgulanma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • vurgulanma

    Vurgulanmak işi

  • vurgulanmak

    Vurgulama işi yapılmak

  • vurgulanış

    Vurgulanmak işi

  • vurgulatma

    Vurgulatmak işi

  • vurgulatmak

    Vurgulama işini yaptırmak

  • vurgulayabilme

    Vurgulayabilmek işi

  • vurgulayabilmek

    Vurgulama ihtimali veya imkânı bulunmak

  • vurgulayış

    Vurgulamak işi

  • vurgulu

    Vurgu ile söylenen

  • vurgulu hece

    Kelimede vurgulu olarak söylenen hece

  • vurgun

    Hile ile veya fırsatçılıkla haksız yere aşırı kazanç elde etme; voli

  • vurgun (veya vurgunu) vurmak

    yolsuzluk yaparak kısa sürede büyük kazanç elde etmek

  • vurgun yemek

    vurgun sonucu felçli duruma gelmek veya ölmek

  • vurguncu

    Para dalgalanmalarından yararlanarak kolay yoldan kazanç elde eden; muhtekir, ihtikârcı, spekülatör

  • vurgunculuk

    İleride meydana gelebilecek fiyat dalgalanmalarından yararlanarak haksız kazanç sağlama; ihtikâr, ihtikârcılık, spekülasyon, spekülatörlük

  • vurgunculuk etmek

    haksız kazanç sağlamak için uğraşmak

  • vurgunluk

    Vurgun olma, gönül kaptırma durumu

  • vurgusuz

    Vurgu ile söylenmeyen

  • vurgusuz hece

    Kelimede vurgusuz olarak söylenen hece

  • vurgusuzluk

    Vurgusuz olma durumu

  • vurkaç

    Birden saldırıp hemen kaybolma

  • vurma

    Vurmak işi; darp

  • vurmak

    Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere veya bir kimseye hızla çarpmak; çakmak, geçirmek, inmek

  • vurmalı

    Vurularak çalınan (çalgı)

  • vurmalı sazlar

    Davul, zil, timbal, tef gibi vurularak çalınan çalgılar; vurmalı çalgılar, perküsyon

  • vurtut

    Silahla yaratılan kargaşalık

  • vuru

    Kalbin, gevşeyip kasılmasından ileri gelen atım hareketi

  • vurucu

    Silah attığında hedefini vuran

  • vurucu güç

    Silah gücü yüksek, özel eğitim görmüş askerî birlik; vurucu tim

  • vuruculuk

    Vurucu olma durumu

  • vuruk

    Çarpık, çarpılmış

  • vurulabilme

    Vurulabilmek işi

  • vurulabilmek

    Vurulma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • vurulma

    Vurulmak işi

  • vurulmak

    Vurma işine konu olmak

  • vuruluverme

    Vuruluvermek işi

  • vuruluvermek

    Ansızın vurulmak

  • vuruluş

    Vurulmak işi

  • vurunma

    Vurunmak işi

  • vurunmak

    Giyinmek, örtünmek

  • vuruntu

    Ateşleme bozukluğu veya yanmanın sıra dışı olması sebebiyle bir motorun içinden gelen gürültü

  • vuruntulu

    Düzensiz bir biçimde çalışan (motor)

  • vuruntusuz

    Düzenli bir biçimde çalışan (motor)

  • vurup kafayı yatmak (veya uyumak)

    uykusu geldiğinde hemen yatmak

  • vuruverme

    Vuruvermek işi

  • vuruvermek

    Ansızın vurmak

  • vuruş

    Vurmak işi

  • vuruşabilme

    Vuruşabilmek işi

  • vuruşabilmek

    Vuruşma ihtimali veya imkânı bulunmak

  • vuruşma

    Vuruşmak işi

  • vuruşmak

    Birbirini vurmak

  • vuruşturma

    Vuruşturmak işi

  • vuruşturmak

    Vuruşma işini yaptırmak

  • vuslat

    Sevgiliye kavuşma

  • vuslata ermek

    kavuşmak

  • vusul bulmak

    varmak

  • vuzuh

    Açık olma durumu

  • vâkıf

    Bilen, farkında olan

  • vâkıf olmak

    bilmek, öğrenmek

  • vâkıfane

    Bilerek ve anlayarak, bilen bir kimseye yakışır biçimde

  • vâkıflık

    Vâkıf olma durumu

  • vâle

    Genişlikleri ve çözgü tellerinin sayısı yönünden taftaya benzeyen, dokunduktan sonra pişirilmiş, ince ipekli kumaş

  • vârisli

    Mirasçısı olan

  • vârissiz

    Mirasçısı olmayan

  • vücuda gelmek

    ortaya çıkmak, oluşmak, meydana gelmek, olmak

  • vücuda getirmek

    meydana getirmek, var etmek

  • vücudunu ortadan kaldırmak

    öldürmek

  • vücut

    İnsan veya hayvanda beden, baş, kol ve bacakların oluşturduğu bütün; eğin, ten

  • vücut bulmak

    oluşmak

  • vücut sıcaklığı

    Bir insan ve hayvan vücudunun normal işleyişi için gerekli olan öz ısı; vücut ısısı

  • vücut vermek

    vücuda getirmek

  • vücut yapmak

    kas geliştirici hareket ve spor yaparak bedeni güçlü duruma getirmek

  • vücut çalımı

    Oyuncunun vücudunu farklı yönlere hareket ettirerek rakip oyuncunun dikkatini dağıtıcı ve onu şaşırtıcı hareketleri yapmaya yöneltme

  • vücutlu

    Vücudu iri ve şişman olan

  • vücuttan düşmek

    zayıflamak

  • vücutça

    Vücut bakımından, vücudun durumuna göre

  • vükela

    Osmanlı Devleti'nde bakanlar, vekiller

  • vüzera

    Vezirler

  • vıcık

    Sulanarak kıvamı gevşemiş, yumuşamış

  • vıcık vıcık

    Kıvamı çok gevşemiş, yumuşamış

  • vıcıklama

    Vıcıklamak işi

  • vıcıklamak

    Sulu veya yumuşak şeyleri avuç içinde ezmek, vıcık duruma getirmek

  • vıcıklık

    Vıcık olma durumu

  • vıcır vıcır

    Vıcırdaşarak

  • vıcırdama

    Vıcırdamak işi

  • vıcırdamak

    Serçe vb. ötmek

  • vıcırdaşma

    Vıcırdaşmak işi

  • vıcırdaşmak

    Hep birlikte vıcırdamak

  • vıdı vıdı

    “Etrafındakileri rahatsız edecek derecede söylenip durmak, hemen her şeyi eleştirip beğenmediğini söyleyerek durmadan konuşmak” anlamındaki vıdı vıdı etmek deyiminde geçen bir söz

  • vıdı vıdı etmek

    çevresini rahatsız edecek biçimde yerli yersiz çok konuşmak

  • vık vık

    İnce ses çıkararak

  • vın

    Vınlama sesi

  • vınlama

    Vınlamak işi

  • vınlamak

    Dönerken veya düz bir doğrultuda hızla hareket ederken "vın" diye ses çıkarmak

  • vınlayış

    Vınlamak işi

  • vınıltı

    Vınlayan bir şeyin çıkardığı sesin adı

  • vır vır

    Usandırıcı, sinirlendirici bir biçimde durmadan konuşma

  • vır vır etmek

    usandırıcı, sinirlendirici bir biçimde durmadan konuşmak

  • vıraklama

    Vıraklamak işi

  • vıraklamak

    Kurbağa, karga vb. vırak diye ses çıkarmak

  • vırvırcı

    Usandıracak, sinirlendirecek kadar çok konuşan kimse

  • vırvırcılık

    Vırvırcı olma durumu

  • vırıldama

    Vırıldamak işi; vırlama

  • vırıldamak

    Usandıracak, sinirlendirecek biçimde durmadan konuşmak; vırlamak

  • vırıldanma

    Vırıldanmak işi

  • vırıldanmak

    Kendi kendine sürekli konuşmak

  • vırıltı

    Vırıldama sırasında çıkan sesin adı

  • vız

    Böcek uçarken veya atılan bir şey hızla geçerken çıkan ses

  • vız gelip tırıs gitmek

    önemsememek, aldırış etmemek

  • vız gelmek

    pek önemsiz görünmek

  • vız vız

    Vızıldama sesi

  • vızvız böceği

    Vızıldayarak uçan bir tür böcek

  • vızıldama

    Vızıldamak işi; vızlama

  • vızıldamak

    "Vız" diye ses çıkarmak; vızlamak

  • vızıldanma

    Vızıldanmak işi

  • vızıldanmak

    Yakınmak, sızlanmak

  • vızıltı

    Vızıldayan bir şeyin çıkardığı sesin adı

  • vızıltılı

    Vızıltısı olan

  • vızıltısız

    Vızıltısı olmayan

  • vızır vızır

    Hiç ara vermeksizin, sürekli bir biçimde