kuşatmak
Definitions
fiil, -i
Çevresini sarmak; çevrelemek, çevirmek, sarmak, abluka etmek, ablukaya almak, ihata etmek, muhasara etmek
Denize bakan yönü ile yan sınırlarını rüzgârı kesen sık kargılıklar kuşatıyordu.
-Necati Cumalı askerlik
Bir ülkenin veya bir yerin dış dünya ile olan her türlü bağlantısını kuvvet kullanarak kesmek; abluka etmek, ablukaya almak, ihata etmek, muhasara etmek
Çokça bulunmak
See alsokaplamak
Fabrika dumanları bütün şehri kuşattı.
Bele sarılıp bağlanan şeyleri başkasının beline bağlamak
Connections
Related Words
Pronunciations
Loading pronunciations...
turkce-sozluk.com