vurmak
-urDefinitions
fiil, -e
Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere veya bir kimseye hızla çarpmak; çakmak, geçirmek, inmek
Masaya vurmak. Birinin başına vurmak.
fiil, -i
Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak
Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor.
-Refik Halit Karay Etkisi bir yere kadar ulaşmak
Su dışarı vurdu.
Duyulmak, hissedilmek
Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek
Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur.
-Refik Halit Karay Olumsuz yönde etkilemek
Kriz kitap dünyasını da vurdu.
fiil, -e, -i
Hızla değmek, çarpmak
Arabalar aniden birbirine vurdu. Ayağını güm güm yere vurarak...
Bir yere bir şey sürmek
Duvara boya, tahtaya cila vurmak istedi.
Takmak, koymak, bağlamak
Seni buradan ellerine kelepçe, ayaklarına zincir vurup öyle götürecekler!
-Yakup Kadri Karaosmanoğlu Bağlamak, ilişkilendirmek
Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar.
-Refik Halit Karay Olduğundan başka biçimde görünmek
Deliliğe vurmak.
fiil, nesnesiz
Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak
Bıçak vurmak.
fiil, nesnesiz
Uygulamak, basmak, koymak
Damga vurmak.
Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak
fiil, -i
Amaçladığı şeye rast getirmek
fiil, -i
Silahla yaralamak, öldürmek
Bir gün kızı kurtarmışlar, ayıyı vurmuşlar.
-Halide Edip Adıvar Dokunmak, hasta etmek
Bizim evin bacası çekmiyor. Bütün kış, maaile kömür vuruyor bizi bu yüzden.
-Nâzım Hikmet fiil, nesnesiz
Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek
Dolu, bu yıl ekinlerin çoğunu vurmuş.
-Fikret Otyam fiil, nesnesiz
Kalp atmak, çarpmak
Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu.
Piyango vb. çıkmak, isabet etmek
fiil, -i
Desteklemek, dayamak
Akşam olunca kapının desteğini vurduk.
Koymak, yerleştirmek
Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu.
-Haldun Taner Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak
Tavla oyununda pulu kırmak
mecaz
Manevi olarak yaralamak
argo
İçki içmek
argo
Kadeh tokuşturmak
fiil, -i, argo
Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak
Birinin on milyon lirasını vurmak.
fiil, matematik, -e, -i
Çarpma işlemini yapmak
İkiyi dörde vurursak sekiz eder.