Trending:

ağırlaşmak

View count updated May 16, 2025, 12:00 AM

Definitions

  1. fiil, nesnesiz

    Ağır duruma gelmek

    Önceleri tüy gibi gelen herif, yol aldıkça bir ağırlaştı, bir ağırlaştı. Ben diyeyim beş ton, siz deyin on beş ton.
    -Aziz Nesin
  2. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak

  3. Gökyüzü bulutlu, karanlık, iç karartıcı bir hâl almak

    Büsbütün ağırlaşmış bir hava içinde nerelerden geçtiğimizi artık fark etmiyorduk.
    -Reşat Nuri Güntekin
  4. See alsoyavaşlamak

    Artık yavaş yavaş göçüyor, boyu kısalıyor, teni sararıyor, hareketleri ağırlaşıyordu.
    -Abdülhak Şinasi Hisar
  5. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak

    Bu et yarına kalırsa ağırlaşır.
  6. Organ görevini yapamaz duruma gelmek

  7. Göz kapakları kapanmak üzere olmak

    Önündeki kâğıda bir iki satır yazdıktan sonra göz kapakları ağırlaşıyor, hiçbir şey düşünemez oluyordu.
    -Oğuz Atay
  8. mecaz

    Artan, çoğalan

    Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım.
    -Ömer Seyfettin
  9. mecaz

    Gebe kadının doğurması yaklaşmak

    Haziran ayı başında Mevhibe’nin hamileliği ağırlaştı.
    -Gülsün Bilgehan
  10. mecaz

    Ağırbaşlı hâle gelmek

  11. mecaz

    See alsogüçleşmek

    İşte bundan dolayı da gençliğin sorunları daha da ağırlaşıyor, büyüyor.
    -Yaşar Kemal
  12. mecaz

    Hasta tehlikeli duruma gelmek

    Pek çok insan hastalıklarının başlangıcında komşuya, eczaneye, kırık çıkıkçıya, hocaya başvurmakta, olay önlenemez hâle gelip hasta ağırlaşınca hekime gelmektedir.
    -Jale Baysal

Connections

Pronunciations

Loading pronunciations...
turkce-sozluk.com