vermek
-irDefinitions
fiil, -e, -i
Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek; lütfetmek, lütfeylemek
Okumadığım zaman tavukların bahçesindeyim, yemlerini ben veririm.
-Ömer Seyfettin Bırakmak veya bağışlamak
Ondan bilmek, atfetmek
Bilgin'in bu çekingen tavırlarını kusurlu ve zayıf oluşuna verdi.
-Falih Rıfkı Atay Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına bildirmek
Geçenlerde bir derginin, 'Eski ünlüler ne yapıyor?' adlı bir röportajına verdiği cevapları okudum.
-Haldun Taner Döndürmek, çevirmek, yöneltmek
Arabanın burnunu en tenha kahvelerden birinin önünde rıhtıma verdiler.
-Attilâ İlhan Bir şeyi satmak
Ucuz pahalı deme de ver gitsin; ver de kurtul.
Kızı, kadını biriyle evlendirmek
Uzun Osman, Zeynep'le Süleyman'a, ikisini birbirine vereceğini söylediği zaman şaşmadılar.
-Halide Edip Adıvar See alsoyaymak (I)
Ses vermek. Işık vermek.
Bitki ortaya çıkarmak
Ağaç bu sene filiz verdi.
Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak
Kendisi de muhakkak artistlerden, güzel eser veren, güzel konuşan, hayalleri işlek adamlardan hoşlanıyor.
-Refik Halit Karay Bir hâli bir kimse veya yerde hâkim kılmak
Korku vermek. Ateşe vermek. Ortalığı heyecana vermek.
Sahip olmasını sağlamak
See alsokazandırmak
Hareket vermek. Biçim vermek.
See alsokatmak
Tat, çeşni vermek.
Bir şey ayırmak
Zaman vermek.
Bir şey harcamak
Emek vermek.
Bir yere dayamak
Duvara sırtını verip çömeldi. Gözünü hamamcının geleceği yola çiviledi.
-Abbas Sayar See alsodoğurmak
Kezban, ona yedi evlat vermişti.
Bilgi edinmesi için göndermek
Kursa vermek. Okula vermek.
See alsobelirlemek
Derse girmeden sinema için saat ver, dedi.
argo
Cinsel yönden kendisini kullandırmak
fiil, yardımcı fiil
Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur
alıvermek, dizivermek, yapıvermek, görüvermek.
Elindeki parayı kaptırmak; uçlanmak