oynamak
Definitions
fiil, nesnesiz
Vakit geçirme, eğlenme, oyalanma vb. amaçlarla bir şeyle uğraşmak
Çimenler üzerinde çocuklar oynuyor, kuzular otluyor.
-Hüseyin Rahmi Gürpınar Kımıldamak, hareket etmek
Elimde bulunan fotoğraftaki kadının eli oynadı.
-Nazlı Eray fiil, -le
Bir şeyi sürekli evirip çevirmek veya sürekli olarak ona dokunmak
Bir film, oyun vb.nde rol almak
Bütün rolleri, şahısların sesleri, tavırları, mimikleriyle tek başına oynamıştı.
-Yusuf Ziya Ortaç Film gösterilmek
Başka bir sinemada da çok komik bir film oynuyordu.
-Aziz Nesin Tiyatro eseri sahneye konmak
Birisi dedi ki bu iki perdelik bir oyun imiş, bitince ötekini oynayacaklarmış.
-Memduh Şevket Esendal Eşyanın herhangi bir parçası kımıldamak, hareket etmek
Birdenbire apartman kapısının oynadığını hissettim.
-Peyami Safa Sarsılmak, yeri değişmek
Depremde yapı oynadı.
Sporla ilgili çalışmalara katılmak
Tenis oynamak.
Müziğin gerektirdiği uyumlu hareketleri yapmak
Ne oynadığı gazinonun ismini söyledi ne de danslarından bahsetti.
-Refik Halit Karay Büyük bir ustalık, beceri ve kolaylıkla bir işi yapmak
Değişiklik göstermek
Bunların fiyatı iki bin ile üç bin lira arasında oynar.
fiil, -le
Tehlikeye düşürmek
Benim sağlığımla oynama.
Oyalanmak, gereği gibi yapmamak, boşuna vakit geçirmek
fiil, mecaz, -le
Rastgele yön vermek, aldatmak
Talih bizimle oynuyor.
fiil, mecaz, -le
Herhangi birine karşı önemsemeyici davranışlarda bulunmak
Koca adamla oynamaya utanmıyor musun?
mecaz
Tedirgin etmek, rahatsız edici davranışta bulunmak
mecaz
Değiştirmek, bozmak, tahrif etmek
Borsada istediği gibi oynuyordu fiyatlarla.
-Necati Cumalı