güzel
View count updated May 25, 2025, 12:00 AM
Definitions
sıfat
Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı
Yalının en güzel odası bizimdi.
sıfat
Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı
Güzel kız. Güzel çiçek.
İyi, hoş; mis (I)
Güzel şey canım, milletvekili olmak!
-Çetin Altan Beklenene uygun düşen ve başarı düşüncesi uyandıran
Buradan ayrılman için sana güzel bir fırsat sunuyorum.
-Ezgi Özkul Soyluluk ve ahlaki üstünlük düşüncesi uyandıran
Turgut rolünün etkisinden henüz kendini kurtaramamış, Selim’in kollarında yatıyor, bu sırada güzel bir hareket oldu…
-Oğuz Atay Görgü kurallarına uygun olan
Sakin, hoş (hava)
Evet sadece ikimiz... Üstelik ne güzel bir yaz akşamı...
-Füruzan Okşayıcı, aldatıcı, kandırıcı
Sultan, bu misafirlere iltifat etti, hilatler giydirerek güzel vaatlerde bulundu.
-Nezihe Araz Pek iyi, doğru
Dili önemsemen güzel ama dil öğrenme işini biraz hafife alman lazım.
-Salih Uyan isim
Hoş görünüşlü kız veya kadın
Güzeller deniz kenarına geldikleri zaman âşıklar da kale burçlarına ve bedenlerine dolarlar.
-Asaf Halet Çelebi isim
See alsogüzellik kraliçesi
Türkiye güzeli Keriman Halis, Belçika’daki yarışmada dünya güzeli seçildi.
-Özhan Uluatam zarf
Hoşa giden, beğenilen, iyi, doğru bir biçimde
Arabayı koştururken boyunlarındaki ziller güzel şıngırdıyordu atların.
-Reşat Enis Aygen zarf
Adamakıllı, şiddetli bir biçimde
Karıkoca bu kuzu yüzünden güzel bir kavga ettiler.
-Ömer Seyfettin
Connections
Related Words
Pronunciations
Loading pronunciations...
turkce-sozluk.com