Trending:

düşmek

er
View count updated May 16, 2025, 12:00 AM

Definitions

  1. fiil, -e

    Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek

    Havada uçan kuş, vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor.
    -Reşat Nuri Güntekin
  2. fiil, -den

    Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek

    Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım.
    -Sait Faik Abasıyanık
  3. Yere devrilmek, yere serilmek; boylamak (I)

    Çocuk koşarken yere düştü.
  4. Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak

  5. Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak

  6. Kar, yağmur vb. yağmak

    Dağlara kar düştü.
  7. Vurmak, değmek, rastlamak

    İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu.
    -Ömer Seyfettin
  8. fiil, nesnesiz

    Vakti gelmeden ölü doğmak

  9. fiil, -den

    Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak

    Kitabın yeni baskısında buradan bir kelime düşmüş.
  10. fiil, nesnesiz

    See alsoeksilmek

    Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü.
    -Necati Cumalı
  11. Aşırı ilgi veya sevgi göstermek

    Sen bu işin üstüne çok düştün.
  12. Uğramak, kapılmak

    Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler.
    -Aka Gündüz
  13. Yakışmak, uygun gelmek

    Bu resim buraya iyi düştü.
  14. Yakışık almak

    Bize düşen, medeniyetin zorlamaları karşısında bir ayıklamayı başarabilmek olmalıdır.
    -İsmet Özel
  15. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak

    Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar.
    -Haldun Taner
  16. Bir yerde bulunmak

    Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi.
    -Necati Cumalı
  17. Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak

    O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü.
    -Reşat Nuri Güntekin
  18. Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak

    Mirastan ona bu ev düştü.
  19. Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak

    Bu yaşta mahkemelere düşmek...
    -Sait Faik Abasıyanık
  20. fiil, nesnesiz

    İşbaşından uzaklaşmak

    Kabine düştü.
  21. fiil, nesnesiz

    Hızı, gücü, değeri azalmak

    Arabanın hızı düştü. Paranın değeri düştü.
  22. fiil, nesnesiz

    Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak

    İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi.
    -Reşat Nuri Güntekin
  23. fiil, nesnesiz

    Düşkün, fakir vb. duruma gelmek

    Babam balıkçı amma vaktiyle zenginmiş efendim. Sonradan düşmüş.
    -Reşat Nuri Güntekin
  24. Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek

    Bir rastlantı sonucu aralarına düşmüştüm.
    -Haldun Taner
  25. Belirli zamana rastlamak

    Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer.
    -Memduh Şevket Esendal
  26. fiil, nesnesiz

    Fırsat çıkmak

    Bir kelepir düştü.
  27. fiil, nesnesiz

    Olmak, olumsuz bir duruma girmek

    Yorgun düşmek. Zayıf düşmek. Şehit düşmek. Esir düşmek.
  28. fiil, nesnesiz

    Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak

    Medine'nin düştüğünü söylemek istedim.
    -Falih Rıfkı Atay
  29. Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil

    Önüne, peşine, arkasına düşmek.
  30. fiil, nesnesiz

    Kötü yola girmek

    Düşmüş kadınları bu dönemin yazarlarının yücelterek duygudaşlıkla çizdiklerini görüyoruz.
    -Metin And
  31. Alışmak, müptela olmak

  32. teknik

    Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak

Connections

Word graph

Explore nearby words and phrases from stored dictionary relations.

Preview the relation map

Load the interactive graph when you want to inspect nearby word and phrase relations.

Pronunciations

Loading pronunciations...
turkce-sozluk.com