bozmak
-arDefinitions
fiil, -i
Bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek
O kötü hayaller, güzel düşünceleri bozmaz.
-Mehmed Paksu Bir yerin, bir şeyin düzenini karıştırmak
Dokunmak, zarar vermek
Kendisini ziyaret eden gazetecilere dedi ki İtalya’da yemekler midemi bozdu.
-Mevlüt Çelebi Geçersiz, hükümsüz bir duruma getirmek; nakzetmek
Eğer nişanını bozduysa yazıklar olsun.
-Memduh Şevket Esendal Büyük parayı küçük birimlere ayırmak
Bir milyon lira bozar mısın?
Bozguna uğratmak
Düşman ordusunu bozmak.
Altını paraya çevirmek
Yabancı ülke parasını Türk parasına çevirmek
Bağ veya bostanın son ürününü toplamak
Bostanı bozduk.
Bir kızın bekâretine zarar vermek
Biçimini ve kullanılışını değiştirmek
Eskileri bozuyor; beni, çocuğu giydiriyor.
-Ömer Seyfettin mecaz
Altüst etmek, çıkmaza sokmak
Tam biraz rahat edeceğim, işimi bozuyorsun.
-Sait Faik Abasıyanık mecaz
Bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya bir yalanını ortaya çıkararak küçük düşürmek
Adamcağızı fena bozdunuz.
fiil, mecaz, -le
Aklını yitirecek derecede bir şeye düşkün olmak
Adamcağız politika ile bozmuş.
mecaz
Kötü duruma getirmek
hukuk
Mahkeme itiraz yoluyla verilen kararı değiştirmek, yeniden yargılamanın önünü açmak
din bilimi
Oruç, abdest vb.ni geçersiz duruma getirmek
Fakat plancılar bütün bu aşağılık iftiralar ve küfürle dolayısıyla papaza kızıp oruç bozmayacak kadar olgun ve şuurlu idiler.
-Doğan Avcıoğlu